Ölümden sonrası da zor…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Belediyeler Birliği tarafından yayınlanan “Belediyeler” dergisinin 2017 yılı Ocak-Şubat aylarına ait sayısını incelerken günlük yaşamda çoğu kez karşımıza çıkan sorunlar nedeniyle unuttuğumuz; ama bize bir anlık mesafede olan mezarlıkların ve bu konu ile ilgili belediye hizmetlerinin ele alındığını, bu konuda oldukça ilginç bilgilerin verildiğini gördüm.

maxresdefault

96 sayfalık derginin bir dosya olarak tam 26 sayfasının ayrıldığı bu konu üzerine “İnanç ve Kültür Ekseninde Mezarlıklar” başlıklı bir başlık yazısı ardından İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Kayseri, Denizli ve Burdur’daki mezarlık fiyatları verilmiş, sonrasında da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Daire Başkanı Adem Avcı ile yapılan röportaj, “İstanbul’da Gömülmek Maliyetli” başlığı ile verilmişti. Dosyanın en son yazısı ise Doç. Dr. Aysel Uslu‘nun “Çevre Dostu Mezarlık Planlaması” başlıklı makalesi idi.

Derginin yedi büyükşehir ve il belediyesini örnek alarak verdiği mezarlık fiyatları dudak uçuklatacak kadar yüksekti. Verilen rakamlara göre İstanbul‘da birinci grup mezarlık yer bedeli 22.000 lira, ikinci grup mezarlık yer bedeli 9.000 lira, üçüncü grup mezarlık yer bedeli 3.300 lira, dördüncü grup mezarlık yer bedeli ise 2.000 liraydı.

Ankara‘da ise mezarlıklar arasında bir gruplama yapılmak yerine mezarlıkların isimleri üzerinden bir tarife hazırlanmıştı ki; buna göre boş mezarların bedeli Karşıyaka ve Gölbaşı mezarlıklarında 25.000 lirayı, Ortaköy Mezarlığında ise 6.000 lirayı buluyordu.

Üç büyük şehir içinde üçüncü sırayı alan İzmir‘de ise boş mezarlık yeri bedelleri şu şekildeydi: Yapılı olmayan iki kişilik aile kabirlerinde 7.000 lira, dört kişilik aile kabirlerinde 14.000 lira; yapılı durumdaki iki kişilik aile kabirlerinde 7.600, dört kişilik aile kabirlerinde 15.200 lirayı buluyordu. 

Derginin ele aldığı belediyeler arasındaki dördüncü sırayı ise Denizli Büyükşehir Belediyesi alıyor ve boş mezar yeri için Gümüşler ve Çakmak mezarlıklarında 16.500 lirayı, Servergazi Mezarlığı’nda ise 23.600 lirayı talep ediyordu.

Beşinci sırada yer alan Bursa Büyükşehir Belediyesi boş mezar bedeli olarak Alacahırka, Ahmetpaşa ve Emirsultan mezarlıkları için 9.000 lirayı, Arabayatağı, Baruthane ve Çekirge mezarlıkları için de 8.000 lirayı tahsil ediyordu.

Altıncı sırada yer alan Burdur Belediyesi ise boş mezar bedeli olarak iki kişilik mezarlarda 4.000 lira, iki kişilik mezarın köşe mezar olması durumunda 4.500 lira, 4 kişilik mezarlarda 8.000 lira, bu mezarların köşede yer alması durumunda da 9.000 lira talep ediyordu.

Yedi belediye arasında en ucuz boş mezar yeri satan Kayseri Büyükşehir Belediyesi ise Eski Mezarlık Mevkii’ndeki mezarlıklar için 2.500, 3.500 ve 4.000 lira, Taşburun Mevkii’ndeki mezarlıklar için 2.000 lira talep ediyordu.

Bu rakamları İzmir için doğrulmaya kalktığımızda, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait İnternet sayfasındaki 2017 Mali Yılı Bütçesi eki gelir tarifeleri cetvellerine baktık. O tarife cetvellerinin incelenmesi sonucunda da 6 ve 12 metrekarelik yapısız aile kabirleri için verilen rakamların doğru olduğunu, bu rakamların kabirlerin yapılı olması durumunda metrekaresi 126.667 liradan 7.600 ve 15.200 liraya yükseldiğini gördük.

dbb6cb5fde38e4897ab3abe9222a861c

Bu durumda büyük kentlerde oturanların sağlıklarında boş mezar yeri daha ucuz olan yerlere göç etmeleri ya da acilen oralardan boş mezar yeri almaları veya yakınlarına daha ucuz boş mezar yeri olan yerlere defnedilmeleri için vasiyette bulunmaları gerekiyor gibi gözüküyor….

Çünkü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanı Adem Avcı‘nın verdiği bilgiye göre boş mezar fiyatları belirlenirken, mezarlığın bulunduğu yerdeki gayrimenkul fiyatları dikkate alınıyormuş:

İstanbul’daki gayrimenkul değerlerine göre mezarlıkları sınıflara ayırdık. Dört kategoriye böldük. Örneğin Zincirlikuyu, Aşiyan, Ulus, Küçükyalı, Çengelköy birinci sınıf mezarlıklar kategorisinde. Bunlar İstanbul’un göbeğinde ve emlak değerleri en yüksek olan yerlerde. İkinci sınıf mezarlıklar ise genelde eki İstanbul dışında oluşmuş ilçelerdeki yerler. En ucuz mezarlık alanlarımız ise yeni oluşturulmuş mezarlıklar. Şu an sürekli açmış olduğumuz, günde otuz gömü yaptığımız devamlı mezarlıklar var. Kilyos, Habibler Yayla, Cebeci vs. Buralar gömüye açık olduğu için rakamları düşük tuttuk. Amaç cenazeyi gömmektir. Amaç acılı insanın yanında olmaksa eğer, burada fiyatlar düşük olmalı. Fiyatları nerede yükseltiyoruz? Ölüm vuku bulmadan, talebe bağlı boş mezar yeri alımında. Bu şekilde mezar almak keyfi bir iştir, Zaruri değildir çünkü.

Sanırım bu durum Ankara, İzmir, Bursa, Denizli, Burdur ve Kayseri için de geçerlidir. Boş mezar yerlerine mezarlığın bulunduğu yerdeki arsa ve arazi fiyatlarına göre fiyat biçmek!

Düşünün bir tek başınıza ya da yanınızda yatmasını uygun gördüğünüz biri için iki kişilik bir yer ayırtmaya kalktığınızda sizden istenen parayı…. Bu paranın bir işçinin aldığı asgari ücretin kaç katı olduğunu… Hele ki doğup büyüyüp yıllardır yaşadığımız mahalle ya da semtte en yakın boş mezarlık yeri fiyatının, o mezarlığın çevresindeki arsa ve arazilerin değeri arttı gerekçesiyle astronomik fiyatlara ulaştığında ölümüzü kenar semtlerden birinde, yakınlarının gelip ziyaret edemeyeceği kuytu bir yere götürmek zorunda kalacağımızı….

uıyuıu

Oysa 1164 sayılı Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre kamu hizmetine tahsis edilen arazi ve arsalar hariç olmak üzere, Maliye, Bayındırlık ve İskan Bakanlarının ortak teklifi ve Başbakanın onayı ile belirlenen arsa üretim alanlarında bulunan Hazine’ye ait taşınmazlar ve Hazine adına tescil edilecek taşınmazların mülkiyeti, talebi halinde Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) bedelsiz olarak devredilebildiği halde; mezarlıklar için böylesi bir uygulamaya gidilmeyip mezarlıkta yer alan her metrekare toprak parçası, sanki satışa konu olacak bir arsa ya da arazi gibi emsalleri üzerinden değerlendirilip fiyatlandırılmaktadır.

Bu da ister istemez, o ünlü deyişin bu her türlü inancı aşan düşünce ve uygulama çerçevesinde değişip dönüşerek “dünyada mülkiyet, ahirette mülkiyet” şeklini almasını sağlamakta; metropollerde ve büyük kentlerde -her şeyde olduğu gibi- ölmenin de pahalı olduğu sonucuna götürmektedir.

10 Soruda İzmir Körfez Geçişi Projesi

Ali Rıza Avcan

Projeyi hazırlayanlara göre İzmir kent siluetine olumlu bir katkıda bulunmak ve İzmir’in marka değerini yükseltmek amacıyla hazırlandığı söylenen İzmir Körfez Geçişi Projesi, 2015 tarihli ilk ÇED raporunda yazılı olan 3.520.000.000.- liralık harcama bütçesiyle; ama 2015’den sonra yükselen kur fiyatları ve yeni imalat kalemlerinin ortaya çıkacak olması nedeniyle daha da artacak maliyeti ile son yıllarda İzmir’de yapılacak en büyük kamu yatırımıdır.

Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı’na bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından “Yap-İşlet-Devret” yöntemiyle ihale edilecek olan proje, 12,6 kilometre uzunluğundaki otoyol güzergahı ile 16,4 kilometre uzunluğundaki raylı sistem (tramvay) güzergahı içinde 4,175 kilometre uzunluğunda bir asma köprü, -29,50 kotunda deniz tabanının altına yerleştirilecek  47,30 metre genişlik ve 1,9 kilometre uzunluktaki bir batırma tüp tünel ve asma köprü ile batırma tüp tünelin birleşimini sağlamak amacıyla İzmir Körfezi’nin ortasına 880 metre uzunluk ve 150-780 metre aralığında değişen genişliğe sahip bir beton adanın yapımını amaçlamaktadır. 

Bu proje kapsamında ayrıca 21 köprü ve 1 altgeçit ile – 4 metrede yapılacak deniz dip taramasından çıkarılacak 19.870.542 metreküp miktarındaki çamurla Gediz Deltası Tuzla Alanı sınırındaki Çizilmak Dalyanı‘nın kuzey batısında yapay bir ada yapılacaktır.

Yapılacak olan 4,175 kilometrelik köprünün ana açıklığı 270 metre, arka açıklığı 110 metre olup Gediz Deltası Sulak Alanı içinde 50 metre aralıkla yapılacak toplam 154 beton ayağı bulunacaktır.

Kuzeyde İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nin batı yakasındaki İzmir Çevre Yolu’nun Sasalı kavşağından başlayan İzmir Körfez Geçişi Projesi, güneyde Çeşme Otoyolu ile birleştiği kavşakta sonlanacaktır.

2X3 şeritli bir otoyol ile 2X1 hatlı raylı sistemden (tramvay) oluşan proje kapsamında 1.380.000 metrekarelik bir hafriyat alanında toplam 2.110.000 metreküp dolgu yapılacağı söylenmektedir.

Köprü geçiş ücretinin ücretsiz mi yoksa 1, 3 ya da 5 dolar mı olması gerektiği tartışmasının henüz devam ettiği bu süreçte köprüden geçişin ücretsiz olması durumunda 2023 yılında 56.145 araç/gün, 2033 yılında 73.205 araç/gün, 2043 yılında 90.745 araç/gün; geçiş ücretinin 1 dolar olması durumunda 2023 yılında 44.267 araç/gün, 2033 yılında 56.560 araç/gün, 2043 yılında 76.837 araç/gün, 3 dolar olması durumunda 2023 yılında 29.560 araç/gün, 2033 yılında 38.335 araç/gün, 2043 yılında 50.119 araç/gün; 5 dolar olması durumunda 2023 yılında 13.044 araç/gün, 2033 yılında 19.988 araç/gün, 2043 yılında 29.678 araç/gün olacağı; köprüden % 96 oranında otomobillerin, % 4 oranında da ağır vasıtaların geçeceği hesaplanmıştır.

Mavişehir-Üçkuyular hattı için yapılacak tramvay hattında ise 2018 yılı için 4 dakika dizi aralığı ile saatte 4.050 yolcu/saat, 2023 yılı için 3 dakika dizi aralığı için saatte 5.400 yolcu/saat, 2033 yılı için 5 dakika dizi aralığı için 6.480 yolcu/saat , 2043 yılı için 4,5 dakika dizi aralığı için 7.200 yolcu/saat, daha sonrasında da 4 dakika dizi aralığı için 8.100 yolcu/saat taşınacağı öngörülmüştür.

İşletme ömrü 30 yıl olarak belirlenen projenin yapımına 2017 yılında başlanması, 2023 yılında da işletmeye açılması planlanmaktadır.

Teknik özellikleri böylesine uzun, ayrıntılı ve karmaşık olan İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin İzmir kamuoyu tarafından daha iyi anlaşılması amacıyla hazırladığımız toplam 10 soruya verdiğimiz cevapları sizinle paylaşmak isteriz:

1. İzmir Körfez Geçişi Projesi asıl olarak kimin projesidir?

İzmir Körfez Geçişi Projesi, 2014 tarihli mahalli idareler seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olan ve o zaman Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanı, şimdi ise başbakan olarak görev yapan Binali Yıldırım‘ın; yani, AKP iktidarının 2023 yılı vizyonu çerçevesinde İzmir’in fethini simgelemek amacıyla hazırlanmış siyasi bir projedir. Bu proje AKP adayı Binali Yıldırım‘a ait seçim bildirgesinde yer alan 1.414 projenin birinci sırasında “Körfez’in Altın Gerdanlığı” adıyla yer almıştır. 

Şimdilerde bu projeyi sahiplenmek isteyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun 2014 tarihli seçim bildirgesinde ise böyle bir proje bulunmamaktadır.

2. İzmir Körfez Geçişi Projesi halkın görüşleri alınarak mı hazırlanmıştır?

İzmir Körfez Geçişi Projesi İzmir halkının görüşü alınarak hazırlanmamıştır. Mevzuat gereği 25 Haziran 2015 tarihinde İzmir Ticaret Odası’nda yapılan halkın bilgilendirilmesi toplantısına, yeterli düzeyde duyurulmadığı için çok az kişi katılmış, ardından da bu toplantıda halkın bilgisine sunulan ÇED raporu 2017 yılında esaslı bir şekilde değiştirilmiş ve bu ikinci ÇED raporu için halkın bilgilendirilmesi toplantısı yapılmamıştır.

Bu nedenle İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin İzmir halkının önüne tepeden inme bir şekilde konulduğu, bu projeden etkilenenlerin görüşlerinin alınmadığı, projenin asıl olarak bir İzmir Projesi olmadığı söylenebilir.

3. İzmir Körfez Geçişi Projesi İzmir’in gerçek bir ihtiyacını mı karşılayacaktır?

İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin İzmir’in kuzeyindeki yerleşimlerle güneyindeki yerleşimler arasındaki ulaşım ihtiyacını karşılayacağı iddia edilmektedir.

Oysa İzmir’in kuzey yerleşimleri ile güney yerleşimleri arasında gerçek bir ulaşım ihtiyaç ve talebi yoktur. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda ifade ettiği şekilde İzmir’in gerçek ulaşım ihtiyacı doğudaki yerleşimlerle batıdaki yerleşimler arasında olup; bu projenin asıl amacı Bursa ve Çanakkale üzerinden yeni yapılmakta olan otoyolla gelecek İstanbul yolcularının Urla, Çeşme ve Alaçatı’ya daha kolay ulaşmasını sağlamaktır.

4. İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin ulusal ve uluslararası hukuktaki yeri nedir?

İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin güzergahında ulusal yasalar ve uluslararası sözleşmelerle korunan doğal alanlar bulunmaktadır. Bu alanların en önemlisi uluslararası RAMSAR sözleşmesi ile korunan Gediz Deltası Sulak Alanı Koruma Bölgesi’dir. Diğer bir alan ise İnciraltı’ndaki Çakalburnu Sulak Alanı‘dır. 

AKP iktidarı elinde bulundurduğu bürokrasiyi kullanarak, kanun, yönetmelik ve kurul kararlarında değişiklikler yaparak bu alanların sınırlarını ve niteliklerini değiştirerek projeyi bu bölgelerden geçirmeye çalışmaktadır.

5. İzmir Körfez Geçişi Projesi’nden kimler yararlanacaktır?

İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nden öncelikle bu işin ihalesini ve işletmesini, Yap-İşlet-Devret yöntemiyle alacak olan iktidar yandaşı inşaat firmaları yararlanacaktır.

İkinci olarak böylesi büyük bir projeyi hayata geçirerek İzmir Körfezi’nin ortasına koskocaman bir AKP damgası vuracak olan AKP iktidarı yararlanacaktır.

Üçüncü olarak da bu proje sayesinde köprü çevresinde; özellikle de Çiğli, Sasalı, Ulukent ve Menemen çevresindeki yeni yerleşimler için halen arsa ve arazileri kapatan rant çevreleri ve inşaat firmaları yararlanacaktır.

6. İzmir Körfez Geçişi Projesi kimlere ve nerelere zarar verecektir?

İzmir Körfez Geçişi Projesi, öncelikle İzmir Körfezi’ndeki zayıf su akıntılarının daha da azalmasını sağlayarak Körfez’in daha kısa sürede kirlenmesine neden olacaktır. 

İzmir Körfezi’ndeki mevcut su akıntılarının % 40 oranında arttırılması suretiyle su kalitesinin iyileştirilmesi hedefleyen İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon (Büyük Körfez) Projesi, ilk yıllarda mevcut su akıntılarını arttırıp suyun kalitesini iyileştirecek olmakla birlikte orta ve uzun vadede bu projenin etkisi ortadan kalkacak ve İzmir Körfezi, İzmir Körfez Geçişi Projesi kapsamında yapılacak 114 adet köprü ayağı ve 800 metre uzunluğundaki beton ada nedeniyle daha fazla kirlenip kokacak, İzmir ikinci bir Efes olmaya başlayacaktır.

İzmir Körfez Geçişi Projesi, proje alanının kuzeyindeki Gediz Deltası Sulak Alanı ile Ramsar Sözleşmesi uyarınca korunan alanlara; ayrıca proje alanının güneyinde bulunan  İnciraltı bölgesindeki doğal koruma alanlarına zarar verecek, buralardaki kuşların, balıkların, bitkilerin ve diğer canlıların burada barınıp üremelerini zorlaştıracaktır. 

İzmir’i İzmir yapan bu son derece hassas doğal değerlerin kaybedilmesi ise asıl kaybedenin İzmir ve İzmir halkı olmasını sağlayacaktır.

7. İzmir Körfez Geçişi Projesi hazırlanırken olası güçlü depremler ve fay hatları dikkate alınmış mıdır?

İzmir Körfez Geçişi Projesi için Boğaziçi Üniversitesi tarafından hazırlanan deprem raporu şimdiye kadar derlenmiş mevcut verilerin kullanılması suretiyle hazırlandığından ve yeni fay hatlarının bulunduğu haberlerini duyduğumuz bir ortamda projenin yapılacağı alanda hassas sismik araştırmalar yapılmadığından projenin olası depremler karşısındaki durumu bilinmemekte ve bu durum da İzmir’in nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

8. İzmir Körfez Geçişi Projesi ile körfezin dibinden çıkarılacak çamurun özelliği nedir ve bu çamurun akıbeti ne olacaktır?

İzmir Körfezi’nden, aynı dönemde yapılacak iki ayrı proje kapsamında; İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi çerçevesinde 46.990.000 metreküp, İzmir Körfez Geçişi Projesi çerçevesinde 19.870.542 metreküp olmak üzere toplam 66.860.542 metreküp dip çamuru çıkarılacak ve bu kadar büyük miktardaki çamur hem Alsancak Limanı’nın yapımında, hem İzmir Kuş Cenneti önünde yapılacak 3 ayrı yapay adanın imalatında hem de kent içindeki yeşil alan ve park yapımlarında kullanılacaktır.

Bu iki proje ile ilgili ÇED raporlarındaki yazılı bilgilere göre Gediz Nehri’nin kimyasal, bakteriyolojik ve ağır metal varlığı açısından kirli bir nehir olduğu bilinmekle birlikte bu nehrin getirip deniz dibine yığdığı çamurun “tehlikeli” mi yoksa “tehlikesiz” mi olduğu henüz araştırılıp analiz edilmemiştir. Ancak bütün raporlar sanki analiz raporları olumlu çıkacakmış gibi hazırlanmıştır.

İzmir Körfezi’nin dibinden çıkarılacak çamurun tehlikeli olup olmadığını ortaya koyacak analizler, her ne kadar TUBİTAK gibi devlet kuruluşlarında yapılacak olmakla birlikte; “tehlikeli” çıkması durumunda bu “tehlikeli” malzemenin nasıl ve hangi maliyetlerle bertaraf edileceği düşünülmemiştir.

9. İzmir Körfez Geçişi Projesi ile İzmir Körfezi’nin ortasına yapılacak beton ada niye ampul şeklindedir?

İzmir Körfezi Geçişi Projesi kapsamında İzmir Körfezi’nin ortasına yapılacak beton adanın örnek alınan yurt dışındaki uygulamaları çok değişik biçimlerde olduğu halde İzmir Körfezi için tasarlanan adanın biçimi bir ampulü andırmaktadır.

Proje ile ilgili ÇED raporunun anlatımından anlaşılacağı üzere, bu adanın tam ortasına ay-yıldız şeklinde bir düzenleme yapılarak bu düzenlemenin geceleri aydınlatılması; böylelikle AKP’nin ampulünü çağrıştıran bir beton ada figürünün tam ortasında Türk bayrağını simgeleyen bir ay-yıldızın yerleştirilmesi sağlanacaktır. 

10. İzmir Körfez Geçişi Projesi sonrası araçlar bu geçişten yararlanabilecek midir?

İzmir Körfez Geçişi Projesi ile yapılmak istenen şey, İzmit Körfezi’ndeki Osmangazi, İstanbul Boğazı’ndaki Yavuz Sultan Selim ve Çanakkale Boğazı’ndaki 1915 Çanakkale Köprüsü gibi yeni bir Deli Dumrul Köprüsü yapmaktır. Böylelikle köprüden ister geçin ister geçmeyin Karayolları Genel Müdürlüğü ile yapımcı/işletmeci firma arasında imzalanan sözleşmeye göre taahhüt edilen tüm araçların geçiş parası devlet hazinesinden ödenecek, böylelikle devlet imkanları ile yandaş müteahhitlerin daha da zengin edilmesi sağlanacaktır.

Köprü Karikatür

 

Sahi, ne kutlandı?

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz Cumartesi günü, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Yerel üretim şöleni” adını verdiği kutlamalarla ilgili konvoya Gaziosmanpaşa Bulvarı’nın Gazi ve Şair Eşref bulvarlarıyla kesiştiği köşede rastladım. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki tören alaylarını hatırlatan bir anlayışla çiçek saksılarıyla süslenmiş kamyonetlerle üzerindeki tabelalarda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce alındığı söylenen çiğ süt tanklarını taşıyan kamyonlardan ve traktörlerden oluşan bu konvoy geldiği Şair Eşref Bulvarı’ndan dönerek Gaziosmanpaşa Bulvarı’nın Hilton Oteli’nin  bulunduğu bölümüne girdi ve muhtemelen oradan da Cumhuriyet Meydanı’nı izleyerek şölenin yapıldığı Gündoğdu Meydanı’na doğru ilerledi. Tabii geçtiği güzergahtaki tüm trafiği kilitleyerek…

29988_20171014162556_IMG_3864

Şimdi çıkıp, bu tür tarım ve hayvancılıkla ilgili üretim ya da üretici şenlikleri, şölenleri ve festivalleri genellikle doğanın uyandığı ilkbaharın gelişiyle birlikte ya da ürünün hasat edildiği zamanlarda kutlanır deyip, “Ekim ayında düzenlenen bu şölen durduk yerde niye düzenlendi?” diye sorabilirsiniz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İnternet sayfasından yaptığı basın açıklamasına baktığımızda, bu gerekçenin, “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım kesimine verdiği desteklerin başarılı sonuçları, köylü ile kentlilerin bir araya geldiği ‘Yerel Üretim Şöleni’ ile kutlandı.” şeklinde ifade edildiğini görüyoruz. Bu anlatımdan anladığımıza göre belediyenin bugüne kadar tarım kesimine verdiği desteklerin başarılı sonuçları, köylü ve kentlilerin bir araya geldiği bu şölende ortaya konularak kutlanmış.

Şölenle ilgili fotoğraflara baktığımızda ise belediye başkanı ile birlikte ilçe belediye başkanlarının, partililerin, belediye görevlilerinin ve çoğu Ödemiş, Tire ve Bayındır ile Bademler gibi eskinin köyü, şimdinin mahallesi olan yerleşimlerden gelen kooperatif yöneticileriyle köylülerden oluştuğu görülüyor. Bu haliyle şölene katılanların, İzmir gibi 4 milyonluk bir kentte köylü ile kentlinin bir araya gelişini simgelemekten uzak zayıf bir kalabalıktan ibaret olduğu, organize olmamış asıl İzmirliler’in ise her zaman olduğu gibi yanlarından gelip geçen bu kalabalığa oturdukları kafe ve restoranlardan kalkmadan el sallayıp tezahürat gösterdiği söylenebilir. 

29988_20171014162553_HKN_4475

Bu şölen sırasında kooperatif üyelerinin, köylülerin eline verilen pankart ve dövizlerin ise genellikle kooperatifler tarafından hazırlandığı anlaşılmakta, çoğu döviz ve pankartta kendilerine yardım ettiği için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na teşekkür edilmekte, ona olan minnetleri ifade edilmektedir:

29988_20171014162552_HKN_3360

Gördüğümüz afiş ve pankartlardaki sloganları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Aziz Kocaoğlu’nun büyük bir resmi ile birlikte “İzmir’de oldu, darısı ülkemizin başına“…
  • Arılar, kovanlar belediyeden, balınız bizden“…
  • Aziz Kocaoğlu’nun büyük bir resmi ile birlikte “Çiftçiye can verdin, canlar hep yanınızda“…
  • Türkiye’de üreticiyle sözleşmeli üretimi ilk başlatan belediye“…
  • Üretmek bizden, İzmirliye ulaştırmak Büyükşehir Belediyesi’nden“…
  • Halkını böyle seven liderimiz var, Türkiye’ye ışık tutuyoruz“…
  • Tek rakibimiz arılar“…
  • İzmir’de bize ‘süt kuzusu’ derler“…

Yine aynı basın açıklamasına göre, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarım kesimine verdikleri destekle 13 yılda çok önemli bir noktaya geldiklerini, üreticiye el verip birlikte çalıştıklarını ve sadece Türkiye’ye değil, dünyaya örnek olduklarını, tarımın, hayvancılığın ve köylünün yok sayıldığı bir ülkede köylüyü, çiftçiyi ve hayvancılığı yeniden filizlendirdiklerini, üretimini artırdıklarını ve köylünün lokmasını büyüttüklerini ifade etmiş.

Oysa aylardır yazıp çizdiğimiz birçok yazıda belirttiğimiz gibi;

* İzmir zaten Osmanlı döneminden bu yana tarım ve hayvancılık konusunda diğer bölge ve illere göre gelişmiş bir ildir ve sahip olduğu bu potansiyel ile tarımsal gelişmeyi destekleyecek güç ve yapıya sahiptir. Ancak son yıllarda diğer iller, özellikle de Antalya tarım ve hayvancılık endüstrisiyle ihracat konusunda İzmir’in önüne geçmiş durumdadır. Bu haliyle Antalya’ya “tarımın başkenti” denilmektedir.

* İzmir’deki tarım ve hayvancılığın gelişmesinde asıl belirleyici olan kurum, İzmir Büyükşehir Belediyesi değil; tarım ve hayvancılık konusunda görevli diğer kamu kurumlarıdır. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı ise, sadece ve sadece belirli ilçe ve mahallelerdeki bazı kooperatiflerle çiftçi ve üreticileri desteklemektir. O nedenle, diğer kamu kurumlarına, özellikle de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile onun yerel örgütlerine bu konuda haksızlık yapmamak gerekir.

* İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir’deki tarım ve hayvancılık faaliyetlerini geliştirdiğini kanıtlamak amacıyla kullanılan istatistiki verilerle bunların yorumu, dünyadaki ve ülkemizdeki tarımla ilgili istatistik verilerin temel doğru ve eğilimlerini dikkate almayan bir cehalet ve gerçeği çarpıtan reklam zihniyetiyle doludur. 

* İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin asıl olarak 2012 yılından bu yana yürüttüğü tarım ve hayvancılık hizmetleri, bırakın başka şehir ve ülkelere örnek olmayı, kendi şehrinde bile bu hizmetlerin önümüzdeki yıllarda devam etmesini sağlayacak bir kurumsallığa, sürdürülebilirliğe sahip değildir ve bu nedenle “model” olarak kabu edilmesi mümkün değildir.

* İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2012 yılından bu yana sadece İzmir’de “keşfedilmiş” bir “model“i değil; Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, FAO gibi kapitalizmin uluslararası kuruluşlarının tüm geri kalmış ya da gelişmemiş ülkelere önerip zorla uygulattığı modeli, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından “aferin” alarak hayata geçirmektedir. O nedenle kendisi ya da kooperatifler üzerinden uyguladığı “sözleşmeli üretim“, çiftçinin ya da köylünün kurtuluşu değil; tam aksine köylünün yoksullaşıp proleterleşmesini ve giderek yok olmasını sağlayan bir yöntemdir. Bu nedenle de İzmir Büyükşehir Belediyesi, kapitalizmin tarımda uyguladığı yöntemleri sorup sorgulamadan uygulayan bir belediyedir.

* Gelişti, büyüdü diye öne çıkarılan kooperatifler ise belediye tarafından adeta hormonlandığı için olağan gelişimi dışında büyüyen ve gerek yapılanması gerekse uygulamalarıyla çok ortaklı şirketlere dönüşen, demokratik kooperatifçilikten, şeffaflıktan ve katılımdan uzak üretim birimleridir.

29988_20171014162552_HKN_3369

Ayrıca bir büyükşehir belediyesine ait tarım ve hayvancılık hizmetlerinin böylesine şaşaalı bir şekilde pazarlanması sırasında yapılan yanlışlıklardan biri de, Mustafa Kemal Atatürk‘ün 1 Mart 1922 tarihinde TBMM üçüncü toplantı yılı açılış konuşmasını yaparken sarf ettiği “Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi , gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten çok refah, saadet ve servete layık olan köylüdür. Binaenaleyh, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin iktisadi siyaseti, bu temel hedefi gerçekleştirmektir.” sözünün bundan 95 yıl önce son derece değişik sosyo-ekonomik koşullar altında söylendiğini, aradan geçen 95 yıllık sürede ülkemizdeki toplumsal düzenin çok değiştiğini, bugün ise şölen sırasında ifade edilen bu söylemin çok ötesinde, artık 1922’nin koşulları içinde bulunmadığımızı; aksine tarımın ve köylünün 1922’den çok farklı olarak kapitalizmin ve onun uluslararası aktörü olan IMF, Dünya Ticaret Örgütü, FAO gibi örgüt ve tekellerin egemenliği altında ezildiğini, ortada köylülüğün diğer toplum kesimlerinden daha üstte olacağı toplumsal bir düzenin bulunmadığını ve köylüsüyle, işçisiyle, emekçileri ve esnafıyla tüm halkın aynı sömürü ortamının öznesi olarak ezildiğini fark etmemiz gerekiyor.


Bu konu ile ilgili diğer yazılarımıza aşağıdaki linklere tıklayarak ulaşabilirsiniz:

https://kentstratejileri.com/2017/07/26/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-1/

https://kentstratejileri.com/2017/07/28/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-2/

https://kentstratejileri.com/2017/08/05/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-3/

 

Belediye başkanı ve siyasi parti ilişkileri….

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazı konumuzu belediye başkanlarının kendi siyasi partileri ile ilişkisine ayırdık.

Bunu söylerken tabii ki bir partili olarak kendi partisiyle şahsi ilişkisini değil; partisinin tüzük ve program düzeyinde halka vaat ettiği politika, strateji, amaç ve hedeflerle kendisi tarafından hazırlanan seçim bildirgesiyle vaat ettiği politika, strateji, amaç, hedef ve uygulamalar arasındaki ilişkiyi, daha doğrusu uyumu ya da uyumsuzluğu anlatmaya çalışıyorum.

Kanaat Önderi 001

Belediye başkanını belirleyen parti ile onun tayin edip öne sürdüğü belediye başkan adayının, seçildiğinde partisinin söyleyip savunduklarını yapıp yapmadığını, yapmadığı takdirde üyesi olduğu siyasal partisinin ne yapması gerektiği konusu üzerinde durmak istiyorum.

Çünkü, “belediye başkanı, seçildikten sonra yakasındaki parti rozetini çıkarır ve o kentte yaşayan herkesin, tüm hemşehrilerinin başkanı olur” sözüne, pratikte yapılanlar bu olsa bile inanmıyorum. 

Çünkü uzun yıllardır bu süreci defalarca izleyen biri olarak yakasındaki rozeti çıkaran belediye başkanlarının bile partileriyle olan maddi ve manevi ilişkilerini sürdürdüğüne; hatta bu kez halk tarafından seçilmiş olmanın getirdiği “temsili” güçle hukuk ve etik dışı bir şekilde partisinin işine karışmaya başladığını görüyor, biliyor ve “belediye başkanının partisi olmaz” sözüne inanmıyorum.

Aksine her belediye başkanının öncelikle kendi partisinin, sonrasında da başka partilerin adamı olabileceğini biliyor; işte bu değişken halleri nedeniyle ellerindeki siyasi gücü kullanarak çoğu kez belirleyici olabildiklerini görüyorum.

Bu durum öyle bir hal alabiliyor ki, çoğu kez parti başkanları ya da milletvekilleri bile belediye başkanlarına söz geçiremiyor; hatta ondan çekinir ya da korkar hale gelebiliyorlar…

Özellikle de milletvekillerine protokoldeki yerlerini vermeyerek onları kamuoyunun gözünde küçük düşüren, belediye yönetimiyle ilgili eleştirilerimize hak verdiği halde bunları dile getirmekten çekinen parti üst yöneticilerini pasifleştiren ve parti genel sekreterini dikkate almayan bir büyükşehir belediye başkanının bulunduğu İzmir’de…

Ayrıca AKP ve hükümet temsilcileriyle çok iyi ilişkiler geliştirdiği halde bu partinin yerel temsilcileriyle muhalefet yapıyormuş izlenimi verecek şekilde ağız dalaşına giren bir büyükşehir belediye başkanının bulunduğu İzmir’de…

Bu durumda ilk olarak şu soruyu sorabiliriz?

Bir büyük siyasi partinin temel politika, strateji, amaç ve hedeflerine ulusal ve uluslararası temel ilke ve düşünceler düzeyinde kendisi mi karar verir yoksa bütün bu üst kararlar sahip olduğu en büyük belediyenin pratikleri üzerinden mi belirlenir?

Tabii ki, bir siyasi partinin temel politika, strateji, amaç ve hedeflerinin belirlenmesinde onun yerel düzlemdeki uygulamalarının ve bu uygulamalardan kaynaklanan geri bildirimlerin etkisi olmalıdır ve olacaktır. Uygulamadan kaynaklanan başarılı örneklerin, bu örneklerin ilham ettiği düşüncelerin bir üst karar ve belgeye taşınması kadar doğal ve haklı bir şey olamaz. O nedenle bunu baştan kabul etmek gerekiyor.

Ancak yerel düzeydeki bu uygulamaların doğruluğu, geçerliliği ve sürdürülebilirliği görülmeden ve başka yerlerde denenmeden bunların olduğu gibi partinin üst karar ve belgelerine taşınması, bir “model” olarak herkese önerilmesi ne anlama gelmektedir?

Bu durum aslında fark ettiyseniz belediye başkanının halkı “temsil etme” ile sahip olduğu gücü daha da arttıran düşünsel ya da ideolojik bir gücün oluşması ve partiye ait düşünce/ideoloji, politika, strateji, amaç ve hedeflere sirayet edip etkilemesi anlamına gelir. 

Bunun en somut örneğini, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2015 Genel Seçimleri nedeniyle hazırladığı “Yaşanacak Bir Türkiye – Seçim Bildirgesi 2015” isimli yayının 163 ve 164. sayfalarında görebiliyoruz. Seçim bildirgesinin bu sayfalarında okuduklarımız adeta İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan adayı Aziz Kocaoğlu’nun seçim beyannamesinde yer alan vaatlerin kelimesi kelimesine aynısı. Bunun ötesinde, üstünde ya da altında başka bir şeyi kapsamıyor. Bir anlamda bir siyasal partinin İzmir için öngördükleri ile aynı partinin görevlendirdiği/atadığı bir adayın öngördüklerinin birbiri ile uyuşması, kelimesi kelimesine aynı olması sanki doğru bir şeymiş gibi görülmekle birlikte büyük bir muhalefet partisinin bir belediye başkan adayına göre düşünce ya da ideoloji anlamında, politika ve stratejiler anlamında bir lider, bir rehber olması gerektiğini düşündüğümüzde Cumhuriyet Halk Partisi’nin, iktidara geldiği takdirde bugünkü belediye başkanının yapmak istediği ya da yaptıklarından farklı bir şey yapmayacağını, farklı bir şey vaat etmediğini de gösteriyor.

Oysa genel ve yerel siyaset bağlamında yerel yönetimlerin ve bu yönetimlerin başındaki kadroların önünü açacak ulusal ve uluslararası politikaları belirleme görevi, hem yerel hem ulusal hem de uluslararası uygulamalardan kaynaklanan bilgileri, birikim ve deneyimleri partinin politik düşünce ya da ideolojisinde bir araya getirip harmanlayan ve tüm bir ülke için temel politika, strateji, hedef ve amaçlar belirleyen siyasal partilere ait olması gerekir.

Yönetişim 003

Bu bağlamda, bir belediyenin ya da belediye başkanının ortaya koyduğu yerel politika ve uygulamaların, tüm bir ülke için düşünülüp taşınılmış parti programı çerçevesinde şekillenmiş düşünce, politika, strateji, amaç ve hedeflere ne ölçüde uyup uymadığının öncelikle bağlı olduğu siyasi parti tarafından izlenip değerlendirilmesi gerektiğini, belediye başkanlarının siyasi başarılarının da bu değerlendirme çerçevesinde ölçülmesi gerektiğini düşünüyorum.

İzmir ulaşımı nasıl planlıyor? (4)

Ali Rıza Avcan

İzmir, tüm bir kent ölçeğindeki ulaşımı planlarken Körfez’deki deniz ulaşımını dikkate almıyor.

Hem de kent merkezi, koskocaman bir Körfez’in etrafında şekillenmiş olmasına karşın…

Hem de ülkemiz koşullarında gerçek bir ulaşım aracına dönüşmesi oldukça zor olan bisikletli ulaşımı ayrı bir ulaşım alternatifi olarak değerlendirip hazırlanmakta olan ulaşım ana planına yerleştirdiği halde…

Hem de eski belediye başkanı Ahmet Piriştina döneminde Körfez’deki deniz ulaşımına önem verildiğini ve bu konuda olumlu gelişmeler olduğunu görmüş olmamıza karşın…

Bu konuyu geçtiğimiz günlerde Yrd. Doç. Dr. Emrah Erginer‘in TRT Kent Radyo’daki “Denizin Kokusu” isimli programında TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi eski başkanı ve mimar Hasan Topal ile birlikte konuşup değerlendirmeye çalıştık.

Bu programa katılmadan önce de hem ülkemizde hem de dünyada deniz kenarında; özellikle de bir körfez çevresinde gelişmiş kentlerin ulaşım ana planlarına baktık. Örneğin iki ayrı kıta ve bir Haliç çevresinde gelişen İstanbul’un ulaşım ana planına baktık. Amacımız ülkemizdeki ve dünyadaki hangi deniz kentinin deniz ulaşımını ulaşım ana planında ele aldığını görmekti.

s574190

Evet, öncelikle baktığımız İstanbul’un Japon Kalkınma Ajansı ile birlikte hazırlanmış 2011 tarihli ulaşım ana planında, hem de onca köprü ve denizaltı tünel yatırımı yapılmış olmasına karşın deniz ulaşımının önemine vurgu yapıldığını, deniz ulaşımının ana ulaşım alternatiflerinden biri olarak değerlendirildiğini gördük.

Oysa İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın hazırlığı için 2,5 yıldır katıldığımız ya da yapıldığını öğrendiğimiz toplantılarda, bu toplantılarla ilgili basılı belgelerde birçok kurum temsilcisinin ve bireysel katılımcının bu kentte deniz ulaşımına önem verilmesini istediğini görüyor, duyuyor ve okuyorduk.

Örneğin, 27 Ekim 2016 tarihinde 25 kurum temsilcisinin katılımı ile düzenlenen “Deniz Ulaşımı” konulu tematik uzman çalıştayı sonucunda yayınlanan kitapçıktan “deniz ulaşımı ile diğer ulaşım türlerinin zaman ve mekan açısından entegrasyonunun sağlanması“, “gece seferlerinin başlatılması“, “yeni iskele yapım taleplerinin dikkate alınması“, “deniz ulaşımını kullanan yolcu sayısının arttırılması“, “yeni vapurlarının açık alanlarının az olması” şeklindeki şikayet, talep ve önerilerin öne çıktığını öğreniyorduk.

Yine aynı çalıştayda;

  1. Deniz ulaşımı ile ilgili daha fazla analiz çalışmasının yapılması, sefer sıklıklarının bu çalışmalar neticesinde belirlenmesi,
  2. İskelelerde fiziksel düzenlemelerin yapılması (otopark, araç, bisiklet, ışıklandırma vb.)
  3. Sürdürülebilirlik açısından arz-talep dengesinin gözetilmesi,
  4. Ulaşım amacının yanı sıra gezi amaçlı vapur seferlerinin düzenlenmesi,
  5. Fayda-maliyet analizlerinin yapılması,
  6. Gece seferleri için sefer sıklığının düzenlenmesi (saatte bir sefer veya iki saatte bir)
  7. Gece seferleri için daha az kapasiteli araçlar kullanılması,
  8. Yolcu emniyeti açısından gece seferlerinde gerekli güvenlik önlemlerinin alınması,
  9. Deniz ulaşımının diğer toplu taşıma sistemleri ile entegre olarak planlanması,
  10. Belirli günlerde deneme seferleri planlanması, dinamik tarifeler üretilmesi,
  11. Birim maliyeti daha düşük ulaşım türleri ile gece ulaşımının sağlanması,
  12. Vapur-taksi vb. daha düşük kapasiteli ve daha hızlı araçlar ile deniz ulaşımının desteklenmesi,
  13. Yeni gemilerde daha fazla açık alan yaratılması amacıyla verimlilik gözetilerek düzenleme yapılması,
  14. Vapurların İzmir kültürüne özel hale getirilmesi,
  15. Egzoz salımının dikkate alınması,
  16. Gemi alımlarında vatandaş görüşünün alınması,
  17. Gemilerin uzun hatlarda çalıştırılarak daha efektif kullanılması,
  18. Uygun saatlerde eski gemilerle nostaljik turlar yapılması,
  19. İskelelerin yapımı sırasında güvenlik, park yeri vb. teknik ve fiziksel şartlarının sağlanması,
  20. Talep tahminleri, analizler (batimetri, taramalar), trafik akımları, anketler doğrultusunda yer seçimi yapılması,
  21. Eski iskelelerin yenilenmesi ve yeni iskele noktalarının önerilmesi,
  22. Deniz uçaklarının bağlanabileceği iskelelerin planlanması,
  23. Dere ağızlarında düzenli körfez taraması yapılması,
  24. İskele yapımı öncesinde ilgili kurumlardan görüşlerin alınması,
  25. Bütüncül bir bakış açısıyla ulusal projeler ile eşgüdümün sağlanması,
  26. Yerel yönetim tarafından yürütülen “tekne park, denize iniş rampası” projelerine destek verilmesi vb. çalışmaların yapılması,
  27. Deniz araçları için denize erişim noktalarının geri sahalarının ulaşım bağlantıları açısından değerlendirilmesi,
  28. İç yürüme mesafesinin az olduğu iskeleler tasarlanması,
  29. Aktarmada kaybedilen zamanın en aza indirilmesi (bekleme süresi ve yürüme mesafeleri),
  30. İskelelere yaya ve bisiklet erişiminin kolaylaştırılması,
  31. Diğer ulaşım türleri ile koordineli olarak sefer planlarının yapılması,
  32. Yolculuk öncesi ve sonrası vakit kaybının önlenmesi için gerekli çalışmaların yapılması,
  33. Fiziksel koşulların iyileştirilmesi (park alanları),
  34. Kentin gelişme aksına göre yatırım planlaması yapılması,
  35. Arabalı vapurlarda seferlerin sıklaştırılması,
  36. Okullarda ve diğer kamusal alanlarda bilinçlendirme çalışmaları yapılması,
  37. Deniz filosunun çeşitlendirilmesi,
  38. İzmir Körfezi’nden daha fazla faydalanılması amacıyla bireysel ulaşıma imkan verecek altyapı eksikliklerinin giderilmesi,
  39. Limanın genişletilmesi.

Görüldüğü gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden 13, diğer kamu kurumlarından 6, üniversitelerden, meslek odalarından ve yüklenici firmadan ikişer temsilcinin katılıp deniz ulaşımının asıl kullanıcısı olan “yolcular” adına kimsenin katılmadığı 27 Ekim 2016 tarihli “Deniz Ulaşımı Temalı Uzman Çalıştayı“nda toplam olarak 39 ayrı görüş, öneri ve talep geliştirildiği halde; 12 Eylül 2017 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi’nde yapılan “İzmir Ulaşım Ana Planı – UPİ 3. Paydaş Toplantısı“nda sunumu yapılan “İzmir Ulaşım Ana Planı Alternatif Senaryo Çalışmaları Bilgilendirme” dosyası ile “İzmir Ulaşım Ana Planı Kısa Vadeli Düzenleme Önerileri” isimli dosyada tek bir “deniz” sözcüğünün bile geçmemiş olması; ayrıca, “Deniz Ulaşımı Temalı Uzman Çalıştayı“nda ortaya çıkan görüş, düşünce, öneri ve talepleri içeren tek bir alternatif senaryonun ya da kısa vadeli düzenleme önerisinin yer almaması, İzmir Ulaşım Ana Planı‘nı hazırlayanların kafasında “deniz ulaşımı” diye bir konu ya da kaygının yer almadığını göstermektedir.

SCX-3200_20171010_20222401

Bu çarpıcı durum, o toplantıya katılan bizler için o kadar şaşırtıcı olmuştur ki, o uzun uzun yapılan sunumlar ve açıklamalar sonrasında sunumu yapan konuşmacıya yöneltilen ilk soru “deniz ulaşımı bu planın neresinde?” sorusu olmuştur. 

TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi eski başkanı Hasan Topal tarafından yöneltilen bu soruya verilen yetersiz yanıt diğer dinleyicileri de ikna etmediği için hazırlanmakta olan planın daha başlangıç aşamasında büyük bir eksikliğe sahip olacağı anlaşılmış, planın daha hazırlanırken yetersiz olduğu görülmüştür.

TRT Kent Radyo’daki programda da bu konuyu ele aldık. Bir deniz ve liman kenti olan İzmir’de deniz ulaşımı ve bu ulaşımla ilgili politika, strateji, amaç ve hedefler nerede diye sorduk. Kent yöneticilerini ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nı hazırlayanları deniz ulaşımına önem vermeleri için uyarmaya çalıştık. Körfezdeki iskelelerin, hatların, sefer sayılarının, gemilerin, yolcuların ve taşınan araç sayısının arttırılması gerektiğini ifade etmeye çalıştık.

s354114_orig

Ardından da, hazırlanmakta olan İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda deniz ulaşımına gereken önem ve önceliğin verilmeyişi nedeniyle, kıyısından köşesinden plana dahil edilen İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açmak amacıyla ona rakip olacak alternatif bir ulaşım hattının yaratılmasından ya da geliştirilmesinden mi kaçınılıyor acaba diye düşünmeden de edemedik….

Devam Edecek…

 

Kapitalizm korku ve güvenliği de kazanç kapısı yapar.

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde son iki yıldır yaşayıp yöneticiliğini yaptığım apartmanın asansörü ilk kez yıllık denetimden geçerek “kırmızı etiket” almaya; yani “güvenilmez asansör” olmaya hak kazandı.

Oysa bu asansör, iki yıllık bir binanın asansörüydü ve her ay ücreti ayrıca ödenmek üzere düzenli kontrol edilip eksiklikleri anında gideriliyordu. O nedenle de; yani hiçbir eksiği gediği olmadığı için belediyeden ruhsat alarak çalışıyordu.

Asansörün aylık kontrolünü yapan firma yetkilisi ile gelen kontrol memuru, bu işi 2016 yılında Karşıyaka Belediyesi‘nden sözleşme ile aldıklarını, ancak ilk yıl yeterince denetim yapamadıklarını, 2017 yılında ise tüm asansörlü yapıları kontrol edeceklerini belirterek sahip olduğu yetkiyi belgeleyen yazıları sundu.

Yapılan 10-15 dakikalık denetim sonrasında mevcut ampullerin değiştirilmesi gibi bir iki eksiklikten bahsederek 245 liralık denetim ücretini tahsil etti ve bu denetimle ilgili raporun elektronik posta ile gönderileceğini söyledi.

Aradan 7-8 gün geçtikten sonra gelen raporda ise iki yıllık asansörümüzde 17 adet eksiklik olduğu belirtiliyor ve bu eksiklikleri 30 gün içinde gidermemiz isteniyordu.

konak-asansor-denetim-2jpg_27-02-2016_08-15-14

Bu arada asansörün düzenli bakımını yapan firma yetkilisi de ayrıca arayarak aynı raporun bir örneğinin kendilerine geldiğini ve bu eksiklikleri gidermek için bir teklif hazırladıklarını söyledi.

Firma yetkilisi ile yüzyüze yaptığım görüşmede ise asansörlerin sahip olması gereken teknik özelliklerin 2017 yılında değiştirildiğini, bizim asansörümüzün 2015 yılındaki koşullara göre ruhsat aldığını ancak bu yeni hükümlere göre yetersiz olduğunu, o nedenle “kırmızı etiket” aldığını, bu etiketin 30 günlük süre içinde yapılacak müdahale ile “mavi” ya da “yeşil” etikete yükseltilebileceğini, en üst derece olan “yeşil” etiket almamız durumunda bunun gelecek yıl için garanti olmadığını, daha fazla masraf yaparak “yeşil etiket” almış bir asansörün izleyen yıllarda aynı etiketi almak gibi bir şansa sahip olmadığını, “yeşil etiket” almış bir asansörün gelecek yıllardaki denetimlerde pekala da “kırmızı etiket” alabileceğini, şayet “mavi etiketi” hedeflersek hem daha az masraf yapacağımızı, hem de “yeşil etiket” kapsamına giren eksikliklerimiz için zaman kazanabileceğimizi ifade etti. Bunu söylerken de önümüzdeki yıllarda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı‘nın asansör yönetmeliğinde yine bir değişiklik yaparak yeni koşullar öne sürebileceğini de hatırlatmadan geçmedi.

Böylelikle 10 daireli bir apartmandaki 17 adet kusuru bulunan bir asansörün öncelikle “mavi etiket” düzeyindeki kusurlarını gidermek için ya 1.500 lira ya da buna ilave olarak “yeşil etiket” düzeyindeki kusurlarını gidermek için de ayrıca 1.000 lira; toplam olarak 2.500 lira ödeyecektik. Hem de bu ödeme sadece bir yıl için geçerli olacak, önümüzdeki yıllarda önümüze hangi kusurların ve bedellerin çıkacağını bilmeden her yıl yeni bir bilmece ile karşılaşıp devamlı birilerini zengin edecektik.

Oysa biz iki yıllık asansörümüzden memnunduk ve düzenli bakımı için hassas davranıyorduk.

Ayrıca kentin başka mahallelerinde binmeye korktuğumuz asansörleri hatırladıkça bizim asansörümüze açıkça haksızlık edildiğini düşünüyorduk.

Bu olayı daha geniş bir açıdan düşündüğümüzde ise karşımıza çıkan ilk şey, asıl olarak belediyelere ait bir görevin açık bir özelleştirme sonucunda özel bir şirkete devredilmiş, sözleşme ile verilmiş olmasıydı. 

Oysa belediye, özelimizde Karşıyaka Belediyesi zaten bu asansörlere inşaatın bitiminde ruhsat veriyordu. Ayrıca bir asansörün teknik denetimini yapmak gibi çok zor olmayan bir işi hem bilgi hem de insan kaynağı açısından yapabilecek güçteydi. Bu anlamda Karşıyaka Belediyesi ya da diğer belediyeler bu denetim işini kendi elemanlarıyla yapabilecekken niye bir şirkete veriyor, bu denetimi kendisi yapmıyordu?

Karşımıza çıkan ikinci şey ise asansörlerle ilgili teknik koşullarda sık sık yapılan değişikliklerle bu malzemeyi üreten, dağıtan, monte edip çalıştıran ve bakımını yapan sektör ve alt sektör firmalarına, kuruluşlarına, ithalatçılarına yeni yeni iş alanları bulunmuş olmasıydı.

İşte o nedenle, asansördeki kusurları giderecek firma yetkilileri bile gelecekteki değişikliklerden pek emin olmadıklarını ortaya koyarak en azından denetim yapılan yılı kurtarmamızı öneriyor, “gelecek yıl ne olur, bilinmez” deyip belki de bu para sağma işini uzun vadede yıllara yayıyorlardı.

botonesascensorokupa

Evet, kapitalizm bir kez daha asansör denetimi konusunu, bizim güvenlik kaygılarımız üzerinden bir riske dönüştürerek ve bu riskle ilgili eşikleri her yıl değiştirerek bir kazanca dönüştürüyor,  bu kazancın “sürdürülebilirliğini” sağlamak amacıyla da bu işi bir risk yönetimine dönüştürüyordu….

Şimdi düşünün, en azından benim yaşadığım Karşıyaka’da kaç adet asansörlü binanın böylesi bir macera yaşayacağını ya da yaşadığını ve bu macera sonucunda bu işi kendisi yapmayıp özelleştirme yoluna giden Karşıyaka Belediyesi ile asansör sektörünün cebine ne düzeyde bir kazancın gireceğini….

Ama her şeyden önemlisi, bakanlık-belediye-asansör sektörü üçgenindeki yeni bir menfaat şebekesinin, her yıl devamlı değiştirdikleri güvenlik limitlerini kullanmak suretiyle bizleri “köşeye sıkıştırılmış zorunlu müşteriler” olarak her geçen gün daha fazla zorlayıp yoksullaştırmasıdır. 

Kuşku hâlesi…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli, 1991 yılında yapılan bir kongreye sunduğu “Kentlerde Büyük Projelerin Meşruiyetinin Kurulması ve Yönetimi Üzerine” başlıklı bildirisinde, büyük projelerin hazırlanması ve uygulanması süreçlerinde şeffaf olunmadığı takdirde belediyelerin üstünde kuşku hâleleri oluşacağını söylemiş. (1)

Hâle” sözcüğü sözlüklerde “ağıl“, “ayla” ya da “ışık halkası” şeklinde açıklanan bir sözcük. Bu sözcüğün İngilizce karşılığı ise “aureola” ya da “halo” anlamına geliyor ki; Hırıstiyan ikonografisinde genellikle “Saint” olarak tanımlanan “Aziz“lerin başının üstündeki ışıktan oluşan halkayı ifade ediyor. O nedenle, “şeref nuru” olarak da tanımlandığı oluyor…

İnancın simgesi olarak kabul edilmiş bu simgenin bir anda sayın Tekeli’nin ifade ettiği “kuşkunun” simgesine dönüşmesi ise oldukça ironik bir durum… İnanırken inanmamak ve bunu yine aynı simge ile anlatmaya çalışmak… İnancın simgesi olan bir ışık halkasının bir anda kuşkunun simgesine dönüşmesi…

Demek ki inanmakla inanmamak, güvenmekle güvenmemek arasındaki fark, aynı simgeyi kullanacak kadar bir birine yakın, birbiri ile ilişkili bir ruh hali…

Hele ki güvenmenin temeli olan doğru, sağlıklı bilginin olmadığı, bilginin paylaşımdan kaçırıldığı durumlarda…. 

O anlamda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 dönemi faaliyetleriyle ilgili stratejik planının “İlkelerimiz” bölümünde, “dürüst, güvenilir, adil ve tarafsız olmak“, “hesap verebilirlik ve şeffaflık” gibi iddialarınız olsa bile…

Şayet bize; yani kamuya ya da İzmirliler’e ait paralarla kurduğunuz ve bu nedenle kamu şirketi olarak gördüğümüz belediye şirketlerindeki birtakım bilgileri, “ticari sır” olarak tanımlanan perdelerin arkasına saklıyor, kamuya ait bilgiyi kamudan kaçırıyorsanız…

Geçtiğimiz aylarda İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sermayesinin tamamına ya da bir kısmına sahip olduğu şirketlerin mali, finansal ve yönetsel bilgilerini; özellikle de hangi şirketlerin ne ölçüde zarar ettiğini öğrenmek için girişimde bulunduk. Bu amaçla İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde bu şirketlerin koordinasyonundan sorumlu olan  İşletme İştirakler ve Yerel Hizmetler Dairesi Başkanlığı Şirketler ve Kuruluşlar Şube Müdürlüğü‘nden Bilgi Edinme Kanunu uyarınca bilgi istedik.

Aldığımız yanıt, her bir şirketin tüzel kişiliği birbirinden farklı olduğu için her birine ayrı ayrı başvurarak bilgi alabileceğimiz şeklindeydi. Yani işi yokuşa sürüp aslında kendilerinde bulunan bu bilgileri vermekten kaçınıyorlardı.

Bunun üzerine yine Bilgi Edinme Kanunu‘na göre Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu‘na başvurduk. Bu başvuruda yapılan işlemin doğru olmadığını, talep ettiğimiz bilgilerin asıl olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde olduğunu ifade ettik.

Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu 14 Eylül 2017 tarih, 2017/1485 sayılı kararında “…adı geçen şirketlere ayrı ayrı başvurulması gerektiği şeklinde cevap vermesinde kanuna uyarlılık bulunmamaktadır. Bu nedenle itiraz sahibinin talep etmiş olduğu bilgilerin hali hazırda kurum kayıtlarında mevcut olması durumunda 4982 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirilerek, başvuru sahibine bir cevap verilmesi gerektiğinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na bildirilmesine oybirliği ile karar verilmiştir.” denilmiş olmasına karşın bu karar uyarınca İzmir Büyükşehir Belediyesi İşletme İştirakler ve Yerel Hizmetler Dairesi Başkanlığı adına İşletme İştirakler ve Yerel Hizmetler Dairesi Başkanı Hakan Öztürk imzasıyla tarafıma gönderilen 29 Eylül 2017 tarih, 51053830-622.01-E.251487 sayılı cevabi yazıda ise bu bilgilerin bir kısmını ticaret sicilinden öğrenebileceğimiz, diğer kısımlarının da “ticari sır” olması gerekçesiyle verilemeyeceği söyleniyordu.

Resim1

Şimdi bu durumda, verilen bu yasa dışı cevap hakkında yasal hakkımızı kullanarak hem istediğimiz bilgileri alacak hem de sahip oldukları yetkileri aşarak bu tür yazışmaların altına imza atan görevliler hakkında hukuki kovuşturma yoluna gidecek olmakla birlikte şirketler hakkındaki bilgileri değişik gerekçelerle vermekten kaçınan belediye yöneticilerine şu soruları açık bir şekilde sormamız gerekiyor:

1. Bilgilerinizi bize vermekten kaçındığınız şirketler, belediyeye; yani kamuya ait mali kaynakların kullanımı suretiyle kurulmamış mıdır? O nedenle sermayeleri, bizlerin verdiği vergi, harç ve ücretlerle oluşan bütçelerle oluşturulan şirketlerle ilgili bilgileri bizimle niye paylaşmıyorsunuz?

2. Fitch ya da Moody’s gibi yabancı uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarına; sizin performansınızı ortaya koyan raporları yazmaları için hem de üstüne binlerce lira ödeyerek verdiğiniz bu bilgileri niye Türk halkından ve İzmirliler’den saklıyorsunuz?

3. Şirketlerle ilgili bilgileri bizlerle paylaşmayışınızın nedeni, yoksa bu şirketlerle ilgili bilmemizi istemediğiniz bilgi ve gelişmeler midir? 

4. Bizlerle paylaşmadığınız bilgilerin kaynağında yanlışlıklar, eksiklikler, yetersizlikler ve kötü bir yönetim anlayışı mı yatmaktadır?

Resim3

5. Şirketlerle ilgili bilgileri, “biz aslında Bilgi Edinme Kanunu kapsamında değiliz” ya da “bu bilgiler ticari sırdır” gibi sudan gerekçelerle saklarken kurumunuzun üstünde “kuşku haleleri” oluşturacak şekilde kurumsal itibarınıza zarar verdiğinizin ve belediyenizin stratejik planında yazılı olan “şeffaflık“, “hesap verebilirlik“, “dürüst ve güvenilir olmak” gibi ilkelere aykırı davrandığınızın farkında mısınız?

6. Türk Ticaret Kanunu ile tanımlanan ve serbest piyasada birbirleriyle rekabet eden şirketler için geçerli olan “ticari sır” gerekçesini, rakibi bulunmayan tekel konumundaki şirketleriniz için ileri sürmek ne ölçüde anlamlıdır ve bu anlayış Cumhuriyet Halk Partisi‘nin dile getirdiği siyasi görüşlerle ne ölçüde örtüşmektedir?

7. Belediye şirketlerine ait bilgileri halktan saklayarak, belediye ile ilgili her kurumsal eleştiride “dürüstlük”, “güvenilir” ve “adil olma” gibi kişisel özelliklerini öne çıkararak savunmaya geçen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun oluşturduğu kişisel itibar, politika ve algıya zarar vermiş olmuyor musunuz? 

8. Her şeyden önemlisi, Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu‘nun kararına aykırı olarak bu bilgileri vermekten ısrarlı bir şekilde kaçınan belediye yöneticileri kendi belediye başkanlarının da destek verdiği “HAK, HUKUK, ADALET” mücadelesi kapsamında yaptıklarını adil bulmakta mıdırlar?


(1) Tekeli, İlhan: “Kentlerde Büyük Projelerin Meşruiyetinin Kurulması ve Yönetimi Üzerine“, İlhan Tekeli Toplu Eserler.6, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul,2009., s. 177-185

 

 

 

 

İzmir Körfez Festivali Fotoğraf Yarışması

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Arkas şirketler grubu tarafından ortaklaşa düzenlenen “İzmir Körfez Festivali Fotoğraf Yarışması”nda birinci, ikinci ve üçüncü olanlarla mansiyon alan ve sergilemeye değer bulunan  toplam 34 güzel fotoğrafı sizlerle paylaşmak isteriz.

Bu fotoğraf yarışmasının amacı, şartnamesinde şu şekilde belirtilmiş: “Amacımız, “İzmir Körfez Festivali Fotoğraf Yarışması” ile İzmir Körfez festivali’ne ilişkin farkındalık yaratmak; Arkas Körfez Yarışı katılımcısı ve/veya izleyicisi fotoğraf severlerin gözünden Arkas İzmir Körfez Yarışı arşivine katkı sağlamaktır.”

Yarışma jürisi ise şu isimlerden oluşmuş: A. Beyhan ÖZDEMİR Yrd. Doç. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğrafçılık Bölümü, Aysel ÖZKAN İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı. Emirali KOKAL Fotoğraf Sanatçısı, Işık SEZER Doç. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğrafçılık Bölümü, Lütfü DAĞTAŞ Fotoğraf Sanatcısı, İFOD Başkanı, Müjde UNUSTASI Arkas Holding Sanat Danışmanı, Zafer ÖZDEN Prof. Dr. Ege Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı.

Ancak bu güzellikleri paylaşırken asıl olarak İzmir’e özgü bir tasarım olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılıp bugün İnciraltı’nda çürümeye terk edilen tarihi İzmir Kayıkları‘nın bu festival kapsamında kullanılmamış olmasını, bunun doğal bir sonucu olarak bu güzel fotoğraflar arasında yer almamasını; velhasıl onlara gereken değerin verilmemiş olmasını yardırgayıp protesto ettiğimizi ifade etmek istiyorum.

001
Birincilik Ödülü – Halit Kartal – “Bulut, Yelken
002
İkincilik Ödülü – Zehra Çöplü – “Yarış Sonu
003
Üçüncülük Ödülü – Mehmet Yasa – “Körfez Festivali”
004
Mansiyon – Hakan Çöplü – “Şampiyon
211-320-tfsf-ch7NV
Şeref Artagan – Sergileme – “Kano
211-320-tfsf-OQcdI
Şeref Artagan – Sergileme – “Konak
211-320-tfsf-UFu9o
Şeref Artagan – Sergileme – “Kano
375-320-tfsf-uCsHk
Alahattin Kanlıoğlu – Sergileme – “Arkas Körfez Festivali
471-320-tfsf-x5me9
Murat Yılmaz – Sergileme – “Kırmızı
524-320-tfsf-2txAq
Ege Apaydın – Sergileme – “Festival
552-320-tfsf-GqP6z
Hakan Kuyumcu – Sergileme – “Kıyasıya Rekabet
709-320-tfsf-5CeaG
Yusuf Dündar – Sergileme – “İlk Uç
984-320-tfsf-FC3km
Caner Başer – Sergileme – “1881
984-320-tfsf-G7QZe
Caner Başer – Sergileme
1077-320-tfsf-i0Vsx
Hasan Uçar – Sergileme – “Arkas
1293-320-tfsf-LAfnc
Serkan Çolak – Sergileme – “Yarış
1428-320-tfsf-TL1bC
Cem Balkı – Sergileme – “Finish
4378-320-tfsf-VQe3n
Yılmaz Topçu – Sergileme – “Yarış
4492-320-tfsf-fkrkI
Özgür Bozkurt – Sergileme – “Gölge
11255-320-tfsf-HCCTS
Alpay Sönmez – Sergileme – “Seyir
15262-320-tfsf-1uvtc
Mevlüt Cesur Öcal – Sergileme – “Ufukta Yelkenliler
16399-320-tfsf-ePBZx
Sefa Acar – Sergileme – “Seyir
16894-320-tfsf-UjoKB
Ufku Meydan – Sergileme – “Kızıl ve Mavi
23269-320-tfsf-b94pK
Mehmet Hakkı Çılgın – Sergileme – “Yarış
25647-320-tfsf-QcLIz
Mahmut Serdar Alakuş – Sergileme – “Körfezde
36084-320-tfsf-NPsQv
Erdem Arif Yiğit – Sergileme – “Yarışlar
56694-320-tfsf-x8aXA
Onur Keser – Sergileme – “Kano Mücadele
56856-320-tfsf-rSl3l
Erdal Bilici – Sergileme – “Sırayla Yelken
56874-320-tfsf-56oTO
Mustafa Gökhan Özyurtlu – Sergieleme – “Ada
56901-320-tfsf-vNevy
Uluğ Buğra Han Değirmenci – Sergileme – “Ksk
56911-320-tfsf-q9X4P
Ömer Evren Atalay – Sergileme
56948-320-tfsf-2QjDc
Özer Kızıldağ – Sergileme – “Mücadele
56948-320-tfsf-Bm8ZF
Özer Kızıldağ – Sergileme – “Gölgeler
9184-320-tfsf-i5qGL
Tuncay Özdal – Sergileme – “Yarış Anı

İzmir şiirleri (4)

İZMİR’İN İÇİNDE

Ağlamaklı olurum

Bakıp da Kordonboyu’na

Bir çift göz için

Umutlar dolusu yeşil

 

Balıkçılar oltalarında sessiz

Bu şehir nasıl yaşar sensiz bensiz

Şu koy, azade rüzgârlarından açık denizlerin

Ve bir iklim değişikliği iliklerimde

Ellerimde dost ellerin sıcaklığı

Gene de seni ararım.

 

Ne olur düşüncelerime dokunmayın

Sevgililer beni çıldırtmayın

Birbirinize böyle sokulmayın.

 

Kordonboyu palmiye

Kordonboyu sıra sıra meyhane

Barları var aşk evleri misali

 

Sormayın sormayın bir tuhaf olmuşum

Gözlerim doğduğum şehirdedir

İzmir’in içinde vurmadılar beni

Ben vurulmuş da doğmuşum

MÜCAP OFLUOĞLU

Bulent-Ozgoren-80

ANDONİS’E UMARSIZ GAZEL

Yakmış nargilesini Andonis, sır olmuş İstanbul düşü

Eksik bıraktığı gecelerden kendine kalan yoksul düşü

1994 İzmir, “Gurbet Acısı”nı dinliyorum koskoca bir yaz

Çılgın hayat, bilgisayar, kanser ve para pul düşü

Kaç bahar geçti Andonis, kaç sonbahar sessiz ve tenha

Sesinden yapraklar uçuşuyor, sanki solgun eylül düşü

Adını yazıyorum Bornova Vapuru’na: Andonis Dalgas

Gece. Yatılmıyor sıcaktan. Balkonların gül düşü

Hiçbir şeyin yok şu dünyada türkülerinden başka

Hüzün yolculuğuna çıkmışsın yapayalnız,1945 Atina.

AHMET ADA

ahmet-ada2-1000x1051

AGORA MEYHANESİ

Sana bu satırları

Bir sonbahar gecesinin

Felç olmuş köşesinden yazıyorum

Beş yüz mumluk ampullerin karanlığında

Saatlerdir boşalan kadehlere

Şarkılarını dolduruyorum

Tabağımdaki her zeytin tanesine

“Simsiyah bakışların”ı koyuyorum

Ve kaldırıp kadehimi

Bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum

Burası Agora Meyhanesi

Burada yaşar aşkların en madarası

Ve en şahanesi

Burada saçların her teline bir galon içilir

Gözlerin her rengine bir şarkı seçilir

Sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin

Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir

Burası Agora Meyhanesi

Burası arzularını yitirmiş insanların dünyası

Şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı

Boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik

Bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam

Elimde değil

Bu da bir nevi namuslu serserilik

Dışarıda hafiften bir yağmur var

Bu gece benim gecem

Kadehlerde alaim-i semaların raksettiği

Gönlümde bütün dertlerin hora teptiği bu gece

Camlara vuran her damlada seni hatırlıyorum

Ve sana susuzluğumu

Birazdan şarkılar susar, kadehler boşalır

Umutlar tükenir, mezeler biter

Biraz sonra bir mavi ay doğar tepelerden

Bu sarhoş şehrin üstüne

Birazdan bu yağmur da diner

Sen bakma benim böyle delice efkârlandığıma

Mendilimdeki o kızıl lekeye de boş ver

Yarın gelir çamaşırcı kadın

Her şeyden habersiz onu da yıkar

Sen mesut ol yeter ki ben olmasam ne çıkar

Dedim ya burası Agora Meyhanesi

Bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer

Burası Agora Meyhanesi

Burası kan tüküren mesut insanları dünyası

ONUR ŞENLİ

onur

SOĞUKKUYU MAHALLESİ

Bu mahallenin akşamlarında yaşadım

Uyudum ve uyumadım

Sıkıldım ve sıkılmadım

Şarkı söyledim ve söylemedim

Kapıların önünde oturduğum

Evler oldu

Ve herkesten üstün

Bir derdim.

SALAH BİRSEL

Jpeg

EKSİK

en eksik kızlar izmir’e çizilmiş

dudakları simsiyah akıyor

gözlerini iyice karıştırmışlar

yaşadıkları neyse eksik

 

korkularının tadı bir tuhaf

geceleri birden yaklaşıyor

karanlıkları az uğultulu

sevdikleri neyse eksik

 

pencerelerde büyüyorlar

söyledikleri anlaşılmıyor

seyrek ıslandıkları belli

ağladıkları neyse eksik

 

kirpiklerinde toz mu ne

saçları yalnızlığa çalıyor

durdukları yerde azalıyorlar

öldükleri neyse eksik

ATİLLA İLHAN

581c4472ac1fe315c800edf3

KÜLRENGİ

Bakarken külrengine çalan opale

bir çift külrengi göz geldi gözümün önüne

yirmi yıl önce olmalı

Bir aylık aşıklardık

Sonra İzmir’e gitti sanırım, çalışmaya

bir daha göremedik birbirimizi

Hayattaysa hala- güzelliğinden eser kalmamıştır

külrengi gözlerinin

bozulmuştur o güzelim yüz.

Koru onları belleğim, oldukları gibi

Ve getir ne getirebilirsen

geri getir bu gece o aşktan

KONSTANTİN KAVAFİS

Constantine-P.-Cavafy-Konstantinos-P.-Kavafis

İzmir ulaşımı nasıl planlıyor? (3)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın biz sivil toplum kuruluşlarının tanıklığında nasıl revize edildiğini anlatmaya çalıştığımız bu yazı dizimizin birinci bölümünde hazırlanmakta olan yeni planın eski planlardan; özellikle de 2007-2009 döneminde hazırlanan plandan farklılıklarının ortaya konulması suretiyle 2009 tarihli planın niye başarısız olduğu konusunda bir özeleştiri yapılması gerektiğini; ikinci bölümünde ise revize edilen yeni planın merkezi yönetimle İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait diğer planlarla ilişkilendirilerek planlar arasındaki uyumun sağlanması gerektiğini ve bu ilişkiden kaynaklanan destekle planın daha kolay uygulanacağını ifade etmeye çalışmıştık.

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde ise “katılım süreci” adı verilen uygulamaların gerçek bir katılım eylemi olmadığını; bu nedenle yakın geçmişte ortaya çıkacak planın bizlerin katkısı alınmadan hazırlandığını göstermeye çalışacağız.

20 Ağustos 2015 tarihi itibariyle çalışmalarına başlanan ve 20 ay içerisinde tamamlanması öngörülen “İzmir Büyükşehir Alanı Kent İçi ve Yakın Çevre Ulaşım Ana Planı Revizyonu” kapsamında katılımcı bir anlayışla 2015 yılı Aralık ayı içinde yapılan dokuz ayrı toplantıya belediyenin ulaşımla ilgili birimleriyle bağlı idare ve iştiraklerinden (11 davetli), kent konseylerinden (25 davetli) ilçe belediyelerinden (30 davetli), üniversitelerden (9 davetli), esnaf odalarından (7 davetli), sanayi ve ticaret odalarıyla dernek ve kuruluşlarından (40 davetli), valiliğe bağlı birimlerden (7 davetli), derneklerden (32 davetli), meslek odalarından (27 davetli) davet edilen kurum temsilcileriyle ilk toplantılar yapıldı. Bu toplantılarda, belediye ve Boğaziçi Planlama Ltd. yetkilileri tarafından yapılan sunumların arkasından katılımcılara İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak söylenenler not edildi.

1. Paydaş Toplantısını izleyen Ulaşım Ana Planı Revizyonu 2. Paydaş Toplantısı ise 15 Haziran 2016 tarihinde, ilk toplantıya davet edilenlerin tümünün katılımı ile gerçekleştirildi. Bu toplantıda da belediye ve Boğaziçi Planlama Ltd. yetkilileri tarafından yapılan sunumların arkasından söz alan katılımcıların İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak söylenenler not edildi.

2. Paydaş Toplantısı’nı izleyen ve değişik uzmanlık alanlarını ilgilendiren tematik uzman çalıştayları ise 2016 yılı Ekim ve Kasım ayları içinde “Ulaşımda Yenilikçi Çözümler” (10 Kasım 2016 – 31 katılımcı), “Bisiklet Ulaşımı” (24 Ekim 2016 – 41 katılımcı), “Otobüs Sistemi” (26 Ekim 2016 – 19) katılımcı), “Yaya Ulaşımı” (4 Kasım 2016 – 23 katılımcı), “Deniz Ulaşımı” (27 Ekim 2016 – 25 katılımcı), “Raylı Sistemler” (26 Ekim 2016 – 27 katılımcı), “Otopark” (3 Kasım 2016 – 12 katılımcı), “Engelsiz Erişim” (2 Kasım 2016 – 16 katılımcı) ve “Ara Toplu Taşıma Sistemleri” (31 Ekim 2016 – 15 katılımcı) adı altında gerçekleştirildi. Diğer iki toplantıdan farklı olarak “çalıştay” adı verilen ve konusunda uzman olduğu kabul edilen 209 kişinin katılımı ile gerçekleşen bu toplantılarda da belediye ve Boğaziçi Planlama Ltd. yetkilileri tarafından yapılan sunumların arkasından katılımcıların İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak konuşulanlar not edildi.

16 Kasım 2016 tarihinde yapılan “İzmir Ulaşım Ana Planı Bütüncül Çözüm Arama Toplantısı“nda ise her zaman olduğu gibi önce belediye ve Boğaziçi Planlama Ltd. tarfaından sunumlar yapılıp ardından katılımcıların İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak söylenenler not edildi.

Uzun bir aradan sonra 12 Eylül 2017 tarihinde yapılan ve “İzmir Ulaşım Ana Planı – UPİ 3. Paydaş Toplantısı“nda ise Boğaziçi Planlama Genel Müdürü Yücel Erdem Dişli‘nin yaptığı uzun sunumlar sonrasında Proje Danışmanı Prof. Dr. Serhan Tanyel‘in kolaylaştırıcılığında katılımcıların İzmir ulaşımı ve İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda bulunmasını istedikleri konularla ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorularak söylenenler not edildi.

adapative-action-planning

Görüldüğü gibi adı “paydaş toplantısı“, “arama konferansı” ya da “uzman çalıştayı” gibi farklı şekillerde olsa da her bir toplantının senaryosu aynı olmakta; bu çerçevede önce katılımcılara bir sunum yapılmakta, arkasından da katılımcıların görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri alınmakta, zaman zaman sorulan sorular yanıtlanmaktadır. Bu bağlamda bu toplantıların hiçbirinde gerçek bir fikir tartışması yapılmamakta ve net bir sonuca ulaşılmamaktadır.

Oysa bu toplantıları düzenleyen uzman ve akademisyenlerin de bildiği gibi “paydaş toplantısı“, “bütüncül çözüm arama toplantısı” ve “uzman çalıştayı” adı verilen toplantıların amacı, hedefi, hedef kitlesi, yöntem ve programı birbirinden farklı olup her bir toplantı ile o toplantıyı düzenleme amaç ve yöntemi arasında akılcı bir ilişkinin bulunması; arama toplantısı/konferansı ya da çalıştay diye gittiğiniz bir çalışmanın olağan bir toplantı kurgusu ile yapılmaması gerekir. 

Ayrıca toplantıları düzenleyenler diğer toplantılarda yazılı ya da sözlü olarak iletilen görüş, düşünce, öneri ve eleştiriler konusunda bir bilgi vermemekte, yapılan çalışmanın sonucu hakkında katılımcıları bilgilendirmemektedir. Bu anlamda yapılan toplantıların gerçek bir katılım toplantısı değil; sadece ve sadece bilgi verme amaçlı tek yanlı bir çalışma olduğu söylenebilir.

Katılım süreci” adı altında yapılan ama hem amaç hem de hedef, yöntem, içerik ve program açısından birbirinin aynısı olan ve gerçek/aktif bir katılım içermeyen bu toplantıların nasıl bir bileşimle yapıldığını somut bir şekilde ortaya koymak amacıyla 2016 yılı Ekim ve Kasım ayları içinde uzmanların katılımı ile yapıldığı söylenen dokuz ayrı çalıştayın katılımcılarının temsil ettikleri kurumlara göre dağılımı gösteren aşağıdaki grafiği inceleyebiliriz.

Resim1

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Dairesi Başkanlığı tarafından resmi olarak açıklanan bu verilere göre 2016 yılının Ekim ve Kasım ayları içindeki değişik tarihlerde yapılmış dokuz ayrı tematik çalıştaya belediye, yüklenici firma, diğer kamu kurumları, yüklenici firma, ilçe belediyeleriyle meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarından toplam 130 kişinin katıldığı görülmektedir.

Katılımcı 130 kişiyi analiz etmeye kalktığımızda 51 kişinin (% 39,23) belediyeyi ve bağlı kuruluşlarını, 7 kişinin (% 5,38) yüklenici firmayı, 12 kişinin (9,23) diğer kamu kuruluşlarını, 1 kişinin (0,76) ilçe belediyeleri, 14 kişinin (% 10,76) üniversiteleri ve 45 kişinin (% 34,61) de değişik meslek örgütleriyle sivil toplum kuruluşlarını temsil ettiği; 2 kişinin dokuz, 1 kişinin sekiz, 2 kişinin yedi, 2 kişinin altı, 1 kişinin beş, 4 kişinin üç, 20 kişinin iki, geriye kalan 100 kişinin de bir kez çalıştaya katıldığı; böylelikle toplam 130 kurum temsilcisinin 209 kez çalıştaya katıldığı  görülecektir.

Hatta bu toplantılar arasında sadece belediye, yüklenici firma, diğer kamu kuruluşları ve üniversite temsilcilerinin katılıp tek bir sivil toplum kuruluşu ya da meslek örgütü temsilcisinin katılmadığı “Raylı Sistemler” ve “Otopark” çalıştayı gibi toplantılara rastlanmıştır.

Bu rakamların da ortaya koyduğu gibi belediye ve bağlı kuruluşlarından gelenlerin gerçek bir katılım sürecinin “dış paydaşı” olarak değil; “iç paydaşı” olarak tanımlanması gerektiğinden; ayrıca 7 yüklenici firma temsilcisini de katılım sürecinin dışarı çıkardığımızda bu sürece asıl olarak 72dış paydaşın” katıldığını kabul etmemiz gerekir.

Bu nedenle daha planlama sürecinin ilk adımlarında “iç” ve “dış” paydaşların yanlış seçildiğini söyleyerek işe başlayabiliriz.

Ardından da bu 72 kişinin kaç adet kurumu temsil ettiğine baktığımızda; 12 kişinin diğer 9 kamu kurumunu, 1 kişinin 1 ilçe belediyesini, 14 kişinin 5 üniversiteyi, 45 kişinin de 30 meslek örgütüyle sivil toplum kuruluşunu temsil ederek bu çalışmalara katıldığı görülmektedir.

Bu nedenle katılım sürecine dahil edilen “dış paydaşlar”ın yeterli sayıda olmadığını söyleyebiliriz.

ruth-han-an-unplanned-road-spring-weekend-Diğer bir ilginç durum ise 45 kişi ile temsil edilen 30 meslek örgütü ve sivil toplum kuruluşu arasında 17 adet bisiklet derneği, platform ve grubunun bulunması; ayrıca bu grubun içinde TMMOB Şehir Plancıları Odası, Peyzaj Mimarları Odası, Çevre Mühendisleri Odası gibi konu ile doğrudan ilgisi olan odaların ve Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) ile Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) gibi önemli sektör derneklerinin bulunmayışıdır.

Son olarak, “dış paydaş” olarak davet edilen kuruluşlar arasında önemli eksiklikler olduğunu ve bunların da kendi aralarında adil bir şekilde dağıtılmadığını ifade edebiliriz.

Tartışmamız gereken diğer bir husus, tematik çalıştaylara katılanların “uzman” olma nitelikleriyle ilgilidir. Çünkü konuya ilgi duyup bilgi sahibi olmanın çok ötesindeki bir durumu temsil eden “uzmanlık” hali belirli bir konuda ileri teknik ya da beceriye sahip olmayı, örneğimiz itibariyle de ulaşım ana planı kapsamına giren konularda ileri teknik ya da beceriye sahip olma halini ifade eder. Bu anlamda şayet yapılan tematik çalıştayların uzmanlık düzeyi konusunda ciddi bir kaygı taşınıyorsa başta bu çalıştaylara katılan akademisyenler olmak üzere tüm katılımcıların ulaşım ana planının kapsamına giren konularda çalışma yapıp yapmadıkları ya da bu alanlarda yayınlarının bulunup bulunmadığına bakmak gerektiğini, bu alanlarla ilgisi bulunmayan katılımcıların plan hazırlıklarına dahil edilmemesi gerektiğini, plan hazırlıklarına dahil edilmek istenenlerin uzmanlık alanı ile ulaşım ana planı na yapacakları katkı arasındaki ilişkinin net bir şekilde açıklanması gerektiğini düşünüyoruz.

Şimdi bu durumda; yani kentteki ulaşımla ilgili tüm dış paydaşları dahil etmeden, onlar arasında dengeli bir dağılım oluşturmadan ve onların ifade ettikleri ya da yazılı olarak ilettikleri görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri hazırlanan plana tam anlamıyla yansıtmadan bir belge hazırlamak o belgeye “plan” niteliğini kazandırmayacak ve gerçekleştirilen bütün bu uygulamalara “katılım” denilmesini sağlamayacaktır.

İşte bütün bu nedenlerle ve her zaman yaptığımız gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi örneğinden hareketle katılımcı demokrasi ve yönetime önem verdiğini söyleyen ve bunu uygulamaya çalışan tüm belediyelere şu önerilerimiz olacaktır:

1. Halkın belediyenin karar ve uygulama süreçlerine katılımı, bu işi göstermelik yapmayacak kadar ciddi bir iştir. O nedenle hangi iş, proje ya da yatırımda olursa olsun katılımcı demokrasi anlayışının belediyenin en üst makamından en alt makamına kadar samimi bir şekilde benimsenmesi, her iş ve işlemde katılımcı süreçlerinin işletilmesi sağlanmalıdır.

2. Katılımın etkili, sağlıklı, aktif ve sürdürülebilir olması için o belediyeye ya da işe uygun değişik katılım modellerinin geliştirilerek katılımın ne şekilde olduğu ya da olacağı konusunda hem belediye görevlilerinin hem de katılımcıların önceden bilgilendirilmesi sağlanmalıdır.

3. Katılım sonuçlarının başarılı olması için yapılan işle katılımcılar arasında sağlıklı, anlamlı ve etkili ilişkiler kurulması; bu bağlamda katılımcıların seçiminde katılımcıların gönüllülük, ilgi ve uzmanlık düzeyi dışında herhangi bir kesim, grup ya da topluluğu temsil edip etmediklerine, temsil yeteneklerinin olup olmadığına bakılmalıdır.

4. Katılımcıların kent, ilçe, mahalle, semt, sektör, kurum ve konu ölçeğinde halkın tüm kesimlerini adil bir dağılım içinde temsil etmeleri sağlanmalıdır. 

5. Katılım sonuçlarının net bir şekilde ortaya çıkması ve katılımcıların yaptıkları işten memnun edilip inandırılması için elde edilen sonuçların katılımcılarla paylaşılması sağlanmalıdır.

Devam Edecek…