Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir kent merkezinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) tarafından işletilen içme suyu sistemindeki kayıp ve kaçak su miktarlarını ele aldığımız bu yazı serisinde, geçerli ve güvenilir olması nedeniyle İZSU tarafından hazırlanan resmi istatistik verilerini dikkate almak istiyoruz.

Ancak İZSU tarafından değişik tarihlerde değişik gerekçelerle hazırlanan bu verilerin -ne yazık ki- birbirinden farklı olduğunu görüyoruz. Örneğin İzmir kent merkezindeki 11 ilçedeki içme suyu abonelerine verilmek üzere yeraltı ve yer üstü kaynaklardan temin edilen su miktarlarının, 2009-2016 dönemi faaliyet raporlarında farklı, İZSU’ya ait resmi internet sayfasındaki “Su Üretiminin Aylara ve Kaynaklara Göre Dağılımı” tablolarında farklı olduğunu görüyoruz.

Yapacağımız tüm çözümleme ve değerlendirmelerde hangi veriyi dikkate alacağımızı bilemediğimiz bu vahim farklılıkları somut bir şekilde ortaya koymak amacıyla hazırladığımız aşağıdaki tablo bu farklılıkları açık bir şekilde göstermektedir.

İZSU Veri Farkları

Konusunda bilgili ve deneyimli onca personelin çalıştığı böylesine büyük bir resmi kuruluşun farklı tarihlerde hazırladığı resmi belgelerde birbirinden farklı bilgiler vermesi, akla ister istemez içme suyu tarifelerinin hazırlanması ya da kurumun kar /zarar rakamlarının hesaplanması konularında da benzeri yanlışlıkların yapıldığı ya da yapılabileceği ihtimalini getirmektedir.

Ama biz yine de, internet sayfasındaki bilgilerin daha güncel olması ihtimalini dikkate alarak bu rakamlara itibar edeceğiz.

O nedenle, bundan sonraki tüm değerlendirmelerde, o değerlendirmeye esas olan verilerin, hangi kaynaktan alındığını belirtmeyi alışkanlık haline getirmemiz gerekiyor…

***

Western-Water-Drought1

İZSU’ya ait internet sayfasındaki 2009-2017 dönemi verilerini dikkate aldığımızda yer üstü ve altı kaynaklardan temin edilen içme suyu miktarının 2009-2016 döneminde % 64,26 oranındaki artışla 138.663.040 m³’ten 227.777.294 m³’e, faaliyet raporlarına göre abone sayısının da % 51,92 oranındaki artışla 1.113.479 aboneden 1.691.609 aboneye ulaştığını söyleyebiliriz.

Yer üstü ve altı kaynaklardan temin edilen içme suyunun 2009-2016 dönemindeki artışı ile İzmir kent merkezindeki 11 ilçenin nüfus artışını karşılaştırdığımızda ise bu dönemde nüfus artış endeksinin 106,42 düzeyine ulaşırken içme suyu artış endeksinin 164,26’ya; yani üretilen su miktarının nüfus artış miktarından fazla olduğu, böylelikle kişi başına üretilen su miktarının 50,60 m³’ten 78,10 m³’e yükseldiğini söyleyebiliriz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’ne ait web sayfasındaki bilgilere baktığımızda, 2009-2017 döneminde İzmir’in merkezindeki 11 ilçenin içme suyu ihtiyacı temel olarak 13 ayrı su kaynağından karşılandığını öğreniyoruz.

7’si yeraltı kaynağı (derin kuyular), 6’sı da yüzeysel su kaynağı (barajlar) olan bu kaynakların isimleriyle dokuz yıllık dönem içinde çıkarılan toplam su miktarı içindeki önemini aşağıdaki tabloda görebiliyoruz.

İZSU 2009-2017 İçmesuyu Su Kaynakları

Bu tablodaki verilere göre İzmir merkezindeki 11 ilçenin (Balçova, Bornova, Buca, Çiğli, Gaziemir, Güzelbahçe, Karabağlar, Karşıyaka, Konak, Narlıdere ve Urla) ihtiyacı için üretilen içme suyunun aşağı yukarı yarısı (% 50,59) 7 ayrı grupta toplanan derin su kuyularından, diğer yarısı da (% 49,41) irili ufaklı altı barajdan karşılanmıştır.

İZSU faaliyet raporlarına göre yeraltı suyunun toplam içme suyu içindeki oranları 2011 yılında % 55,89, 2010 yılında % 60,43, 2012 yılında % 54,70, 2013 yılında % 47,66, 2014 yılında % 47, 2015 yılında % 52, 2016 yılında da % 55,57 olmuştur.

Bu konudaki diğer önemli bir ayrıntı ise İzmir merkezindeki 11 ilçenin su ihtiyacının % 16,60’ını karşılayan Göksu’daki derin kuyuların komşu il Manisa’nın Muradiye ilçesinde, % 7,62’sini karşılayan kuyuların da yine aynı ilin Saruhanlı ilçesinin Nuriye beldesinde bulunması; yani çıkarılan içme suyunun 1/4’ünün İzmir ili sınırları dışından karşılanıyor oluşudur.

İzmir merkezindeki 11 ilçenin içme suyu ihtiyacını karşılayan su kaynaklarından bazıları bazı yıllar ya da aylarda kullanılmamakta, tümüyle devre dışında bırakılmaktadır. Güzelhisar Barajı’ndan 2011 ve 2012 yıllarında, Sarıkız kuyularından 2013 ve 2014 yıllarında, Balçova Barajı’ndan da 2016/Kasım-2017/nisan döneminde hiç su alınmamış olması örnektir.

Bu yazı serimiz açısından önemli bulduğumuz su kayıp ve kaçaklarının 1998-2016 yılları arasındaki gelişimi ise İZSU faaliyet raporlarına göre şu şekilde olmuştur:

İZSU 1998-2016 Kayıp Kaçak Oranları

Bu tablodan da görüleceği gibi İzmir’in merkezindeki 11 ilçeye hizmet eden şebekeden kaybedilen suyun miktarı 19 yıl içinde % 61,58’den % 30,51 oranına, yani yarı yarıya indirilmekle birlikte bu süre içinde yitirilen 2.136.661.473 m³ miktarındaki suyun 2017 yılı değerleriyle toplam fiyatı konut abonelerine göre tamı tamamına 4.657.922.011.- TL., konut dışı abonelere göre de 11.260.205.963.-TL‘dır.

Son 19 yıl içinde kaybedilen suyun miktarı ve bedeli muazzam ölçülerdedir…. Bunun bedelini ödeyenler ise yöneticiler yerine hep halk, İzmir halkı olmuştur.

Tabloda yer alan rakamların da ortaya koyduğu gibi su kayıp oranının yıl ölçeğindeki azalışı son yıllarda genellikle % 1 ya da onun altındaki oranlarda olmuştur. Konunun uzmanlarıyla yaptığımız görüşmelerde, bu oranın yıllar içinde küçük miktarlarda azalmakla birlikte, tüm içme suyu şebekesi esaslı bir şekilde yenilenip denetlenmediği sürece sahil kesiminde denize karışan büyük boyutlardaki kaybın önlenemeyeceğini öğreniyoruz.

p-1-Why-Even-Our-Water-Supply

İşte o nedenle, hem İzmir merkezindeki 11 ilçeye hizmet veren içme suyu şebekesindeki % 30,51 oranındaki kaybın hem de diğer geri kalan 19 ilçeye hizmet veren içme suyu şebekelerindeki büyük kayıpların en kısa sürede Batı ülkelerinde, örneğin Londra’da olduğu gibi % 7’ler, 8’ler düzeyine indirilmesini, bunun için tramvay ve sahil düzenlemesi gibi gereksiz ve çok fazla miktarda su kullanımına neden olacak lüks yatırımlardan vazgeçilerek büyük boyutlu yatırımlar yapılmasını, kaybolan suyun bir an önce kurtarılmasını istiyoruz.

 

Kalkınma Yeniden, Alternatif İktisat Politikaları Elkitabı

Bugün sizlerle paylaşıp tanıtımını yapacağımız Koreli iktisatçı Dr. Ha-joon Chang ve Amerikalı iktisatçı Dr. Ilene Grabel tarafından birlikte yazılmış olan kitap, “Kalkınma Yeniden, Alternatif İktisat Politikaları Elkitabı” (Reclaiming Development, An Alternative Economic Policy Manual, 2004) adını taşıyor. Birinci baskısı Nisan 2005, ikinci baskısı Mayıs 2016 tarihinde İmge Kitabevi tarafından yapılan kitabı Türkçe’ye Emre Özçelik kazandırmış.

Kitabın yazarlarından Dr. Ha-Joon Chang‘ın Türkçeye kazandırılmış diğer bir kitabı, “Kalkınma Reçetelerinin Gerçek Yüzü” (Kicking Away the Ladder: Development Strategy in Historical Perspective, Anthem, 2002) ise 2003 yılında İletişim Yayınları tarafından yayınlanmış.

Resim1

Ülkemizin ve dünyanın önde gelen iktisatçılarının bu kitapla ilgili görüşleri ise kitabın arka yüzünde yer alıyor:

1980’den bu yana TC Hükümetlerinin IMF – Dünya Bankası – ABD reçetelerine teslimiyet içinde izledikleri politikaları değerlendirip eleştiren birçok iktisatçı, bu kitaptakine benzer saptamaları tekrar ve tekrar ortaya koydu. Chang-Grabel ikilisi, bu işi, iktisatçı olmayanların da rahatça izleyebilecekleri etkili bir biçimde ve sağlam bir bilgi birikimine dayanarak yapmışlar. Ve sonunda okurlara şu haklı mesajı açık seçik iletmişler: “Neoliberalizm yıkıcıdır, yararsızdır. Ve işte alternatifleri…” 
Prof. Dr. Korkut Boratav 

Artan sayıda gelişmekte olan ülke, kendi iktisat politikalarını denetleme hakkını IMF’den ve Dünya Bankası’ndan geri almakta. Bu kitapta yer alan zengin politika önerileri somut ve uygulanabilir bir dizi alternatif oluşturuyor.” 
Martin Khor, Üçüncü Dünya Ağı Yöneticisi 

Chang ve Grabel’in teorik açıdan sağlam ve ampirik olarak güvenilir eleştiriler ortaya koyan Kalkınma Yeniden adlı kitabı … gösterdiği yolda ilerleyecek olan ülkelerde etkin ve sosyal açıdan adil bir kalkınma sürecini hızlandıracak, özenle hazırlanmış, güzel ve çözümleyici bir eser.
John Langmore, BM’de ILO Temsilcisi

Chang ve Grabel, neoliberallerin ekonomik kalkınmaya ilişkin görüşlerinin temelini oluşturan ‘söylence’leri (veya palavraları) yerle bir ediyorlar. Kalkınma Yeniden tüm dünyada akademisyenlerin, öğrencilerin ve politika yapıcıların başucu kitabı olması gereken bir manifesto.” 
Prof. Lance Taylor, New School Üniversitesi

Bu kitabı, özellikle “Bölgesel kalkınma“, “tarımsal kalkınma” gibi Dünya Bankası kaynaklı kalkınma reçeteleriyle bir şeyler yapmaya çalışan ve daha sonra yaptıklarını ya da yapamadıklarını “model” adıyla tanıtmaya çalışanların, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından aldıkları notları, yakasına kırmızı kurdele takılmış ilkokul öğrencilerinin sevinciyle dünya aleme anlatmaya çalışanların ve bu reklam kampanyalarına kananların okuyup gerçekleri öğrenmesi dileğiyle…

Kitapla ilgili esaslı iki inceleme, değerlendirme ve eleştiri yazısı ise Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi ile Praksis Dergisi‘nde yayınlanmış:

Okumakta yarar olduğu düşüncesiyle…

Hemşehri odaklı belediyeler… (1)

Ali Rıza Avcan

Bir belediyenin yaptığı bütün planlarda, aldığı bütün kararlarda, gerçekleştirdiği bütün uygulamalarda o kentte yaşayan ya da çalışan insanları, diğer bir deyimle “hemşehrileri” esas alması, yaptığı her şeyin odağına insanı yerleştirmesi…

Bu duruma bazı kaynaklar yönetimde “vatandaş odaklı yaklaşım“, bazıları da “hemşehri odaklı yaklaşım” diyorlar…

Bu kavram ve yaklaşımın şu sıralarda işletme yönetimi alanında rağbette olan “müşteri odaklı pazarlama” ile ilişkisi olduğunu söyleyenler olmakla birlikte; aslında bu olgu yönetim bilimi açısından pek de yeni bir şey değil….

İnsan var olduğundan, onun oluşturduğu yöneten ve yönetilen toplum düzeni şekillendiğinden bu yana, tüm din, ahlak ve hukuk kuralları bir insanın diğer bir insana, bir yurttaşın diğer bir yurttaşa, bir kentlinin başka bir kentliye; giderek her tiranın, firavunun, sultanın ya da seçimle belirlenen demokratik yöneticinin yönettiği insanları dikkate almasını, onların istek ve taleplerine kulak vermesini tavsiye ediyor…

Ancak bu durum, demokratik mücadelenin gelişip güçlendiği daha yakın tarihlerde iyi bir yönetici olmanın şartı olmaktan çıkıp temel bir insan hakkı olarak değişim geçirmiştir. 

İnsanlık kadar eski bir yöntemin yerel yönetimlerde başarılı bir şekilde yaşama geçirilmesi ve her bir belediyenin “hemşehri odaklı” çalışmalar yapmak istemesi, bugünkü koşullarda “bilgi edinme” ve “yönetime katılma” gibi demokratik haklarla “şeffaflık” ve “hesap verebilirlik” gibi ilkeler ve “kent konseyi” gibi yerel örgütlenmelerle mümkün gibi görülmekle birlikte; 2004-2005 dönemindeki yasal değişikliklerle ülkemiz gündemine yerleşen bu kavramlar, -ne yazık ki- merkezi yönetimin güvenlik odaklı yaklaşımları ve bu kavramlarla ilgili çalışmaların ithal edilmiş bir şablon üzerinden yaşama geçirilmek istenmesi gibi acemilikler nedeniyle istenilen sonuçlara ulaşamamış, Avrupa Birliği ideallerinden uzaklaştığımız bir ortamda bu kavram, olgu ve yaklaşımlar yavaş yavaş unutulmaya başlanmıştır.

Ayrıca özellikle kent konseyleri uygulamasının zaman içinde araçtan çok bir amaca dönüşmesi, idarenin bilgi edinme sürecinde işi zorlaştıran bürokratik tutumu, bilgi edinme sürecinin bir reklam, tanıtım ve halkla ilişkiler etkinliğine dönüşmesi ve katılım mekanizmalarının aslında bir aldatma ya da oyalama yöntemi olarak kullanıldığının fark edilmesi gibi olumsuzluklar nedeniyle, demokratik/sivil kamuoyunun bu kavram ve yöntemlere inancını da azalmıştır. 

İşte o nedenle bir kez daha “vatandaş” ya da “hemşehri” odaklı yönetim anlayışlarına önem verilmesi, bunun için de “bilgi edinme” ve “yönetime katılma” gibi hakların, “şeffaflık” ve “hesap verebilirlik” gibi ilkelerin ve “kent konseyi” gibi  yerel örgütlenmelerin ister bu ister başka ad ve içeriklerle tekrar gündeme getirilerek ülke koşullarına uygun girişimlerin başlatılması gerekmektedir.

Şimdi sırasıyla, “hemşehri odaklı belediye” olmayı kolaylaştıran “bilgi edinme” ve “yönetime katılma” haklarıyla “şeffaflık” ve “hesap verebilirlik” ilkelerini ve “kent konseyi” örgütlenmelerini sırasıyla incelemeye başlayabiliriz:

2219d3347e178d161405a6a7f9dfa5db

Bilgi Edinme Hakkı

Vatandaş odaklı yönetim” ya da “hemşehri odaklı yönetim” anlayışı denildiğinde insanın aklına ilk gelen konulardan birini ister istemez “bilgi edinme hakkı” oluşturur. Bu hak çerçevesinde, vatandaşın ya da hemşehrinin, belediye ve hizmetleriyle ilgili her konuda, herhangi bir kısıtlama olmaksızın zamanında, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın doğru ve sağlıklı bilgilere ulaşması, bu konuda herhangi bir zorlukla karşılaşmaması gerekmektedir.

Bilgi Edinme Hakkı” çerçevesinde kullandığımız ilk yöntem, dilek ve şikayetlerimizi resmi kurumlara dilekçe vererek bildirdiğimiz dilekçe hakkıdır. Bireylerin, kişisel veya kamusal konularla ilgili dilek ve şikayetlerini tek başına ya da başkalarıyla birlikte yargı organı dışındaki resmi kuruluşlara sunabilme hakkı olarak tanımlanan ve dayanağını Anayasa’nın 74. maddesinden alan bu hak, 1984 tarih ve 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun‘la düzenlenmiştir.

Ancak dilekçe hakkının uygulama karşısında yetersiz kalması nedeniyle, 9 Ekim 2003 tarih, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ve bu kanunun 31. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu’nun 19.04.2004 tarih, 2004/7189 sayılı kararı ile kabul edilip 27 Nisan 2004 tarih, 25445 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Bilgi Edinme Hakkı Kanunun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik” düzenlenmiştir.

4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu ve yönetmelik hükümlerine göre bu hakkın kullanımı, merkezi idare kapsamındaki kamu idareleri ile bunların bağlı, ilgili veya ilişkili kuruluşlarının, köyler hariç olmak üzere mahalli idareler ve bunların bağlı ve ilgili kuruluşları ile birlik ve şirketlerinin, Merkez Bankası, İMKB ve üniversiteler de dahil olmak üzere kamu tüzel kişiliğini haiz olarak enstitü, teşebbüs, teşekkül, fon ve sair adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerini kapsamaktadır.

Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ve yönetmeliği ile ilgili uygulamalarda birçok sorunla karşılaşmış biri olarak aklıma ilk gelen örneklerden biri, 2015 yılında göçmen, mülteci ve sığınmacılarla ilgili ulusal bir proje hazırlığı için İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne başvurarak her bir ildeki göçmen, mülteci ve sığınmacıların sayı ve cinsiyetleri ile bilgileri istediğimizde hem bakanlığın hem de Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’nun bu bilgilerin gizli kalması gereken kişisel bilgiler olduğunu belirterek başvurumuzu reddetmeleri, ama bir süre sonra bu bilgileri gelişen uluslararası gelişmeler nedeniyle kendilerinin kamuoyuna açıklamalarıdır.

Yine aklıma gelen diğer bir ilginç örnek ise, Türkiye’deki kent konseyleri ile ilgili bir araştırmada kent konseylerinin kurulduğu tarihten bu yana Türkiye’de kaç adet kent konseyinin bulunduğunu içeren sorumuzun, kent konseyleri ile ilgili projenin Birleşmiş Milletler Uluslararası Kalkınma Teşkilatı (UNDP) ile birlikte ortağı olan İçişleri Bakanlığı’nın bu konuların bakanlıkça bilinmediği ve bunun için özel bir araştırma yapılması gerektiğini belirterek yanıtlamamış olmasıdır. 

4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ve yönetmelikte belirtilen iş ve işlemlerin kamu bürokrasisi tarafından bu şekilde yürütülmesi ve kamu kurumlarına tanınan sürelerin çok uzun olması, gerekli bilgileri süresi içinde vermeyen kurumlar hakkındaki yaptırımların yetersiz kalması, bu konuyu takiple görevli Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’nun bugüne kadar kendisinden beklenen performansı gösterememesi nedeniyle bu uygulamaları kolaylaştırmak ve daha kolay izlemek amacıyla 19 Ocak 2006 tarih ve 2006/3 sayılı Başbakanlık genelgesiyle Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) uygulamasına geçilmiştir.

237326

Kısaca BİMER dediğimiz bu web tabanlı iletişim sistemi, hem “Bilgi Edinme Hakkı“nın kullanımını hem de açık şikayet ve gizli ihbar sistemlerinin Başbakanlığın denetimindeki bir platform üzerinden yapılıp izlenmesini sağlamakta, sistemin merkezinde Başbakanlığın olması nedeniyle çoğu kez her bir kurumun kendi “Bilgi Edinme” süreçlerinden daha etkili olmaktadır. Hatta çoğu kullanıcı kurumsal bilgi edinme süreçlerinde sonuç alamadığı başvurularını, doğrudan doğruya BİMER üzerinden yaparak istediği sonuca daha kısa sürede ulaşmakta, o nedenle de her yıl BİMER’e yapılan başvuruların sayısı düzenli olarak artmaktadır. Sistemin kurulduğu 2006 yılında 129.297 olan işlem sayısının büyük bir oranda artarak 2016 yılında 1.729.952 sayısına ulaşmış olması örnektir.

BİMER sisteminin hukuk, demokrasi ve özgürlükler açısından sakıncalı yanı ise başvuranın kimliğini gizleyen ihbar sistemini barındırarak bu tür gizli ihbarların internet üzerinden yapılmasını kolaylaştırmış olmasıdır.

Devam Edecek…

 

Savaş, göç, ölümler ve yoksulluk…

Bugün bir kısmınız denize girip plajda güneşlenirken, bir kısmınız Maltepe’deki Adalet Mitingi’ne katılırken, bir kısmınız da çalışırken biraz tatsız, iç karartan ve çoğu kez uzak durmaya çalıştığımız manzaraları; Sony’nin 2017 Dünya Fotoğraf Yarışması’nda “Güncel Konular ve Haberler” kategorisinde finale kalan dört fotoğrafçının; Alessio Romenzi, Asger Ladefoged, Ivor Prickett ve Paşa İmrek‘in Irak, Suriye, Türkiye ve Libya’da çektiği savaş, göç, ölüm ve yoksulluk fotoğraflarını paylaşıyoruz.

Sırf öteleyip istemediğimiz, kötü muamelelere maruz bıraktığımız göçmenlerin, mültecilerin ve sığınmacıların nerelerden, hangi koşullardan geldiğini görüp onları anlamaya çalışmamız için…

279043_243171_7_ © Alessio Romenzi, Italy, Shortlist, Professional, Current Affairs & News, 2017(1)
Alessio Romenzi, İtalya, Libya
279045_243171_4_ © Alessio Romenzi, Italy, Shortlist, Professional, Current Affairs & News, 2017(1)
Alessio Romenzi, İtalya, Libya
279046_243171_6_ © Alessio Romenzi, Italy, Shortlist, Professional, Current Affairs & News, 2017(1)
Alessio Romenzi, İtalya, Libya
279049_243171_3_ © Alessio Romenzi, Italy, Shortlist, Professional, Current Affairs & News, 2017(1)
Alessio Romenzi, İtalya, Libya
279050_243171_5_ © Alessio Romenzi, Italy, Shortlist, Professional, Current Affairs & News, 2017(1)
Alessio Romenzi, İtalya, Libya
279051_243171_1_ © Alessio Romenzi, Italy, Shortlist, Professional, Current Affairs & News, 2017(1)
Alessio Romenzi, İtalya, Libya
279346_243171_9_ © Alessio Romenzi, Italy, Shortlist, Professional, Current Affairs & News, 2017(1)
Alessio Romenzi, İtalya, Libya
279347_243171_8_ © Alessio Romenzi, Italy, Shortlist, Professional, Current Affairs & News, 2017(1)
Alessio Romenzi, İtalya, Libya
PRESS_278962_243171_0_ © Alessio Romenzi, Italy, Shortlist, Professional, Current Affairs & News, 2017(1)
Alessio Romenzi, İtalya, Libya
PRESS_279044_243171_2_ © Alessio Romenzi, Italy, Shortlist, Professional, Current Affairs & News, 2017(1)
Alessio Romenzi, İtalya, Libya
Kampen om Mosul
Asger Ladefoged, Danimarka, Irak-Musul
Kampen om Mosul
Asger Ladefoged, Danimarka, Irak-Musul
Shia-sunni
Asger Ladefoged, Danimarka, Irak-Musul
348829_317078_7_ © Asger Ladefoged, Denmark, Shortlist, Professional, Current Affairs & News, 2017(1)
Asger Ladefoged, Danimarka, Irak-Musul
Kampen om Mosul
Asger Ladefoged, Danimarka, Irak-Musul
Kampen om Mosul
Asger Ladefoged, Danimarka, Irak-Musul
Kampen om Mosul
Asger Ladefoged, Danimarka, Irak-Musul
Kampen om Mosul
Asger Ladefoged, Danimarka, Irak-Musul
Kampen om Mosul
Asger Ladefoged, Danimarka, Irak-Musul
Iraq. Recently displaced Iraqis reach safety
Ivor Prickett, İrlanda, Irak-Musul
Iraq. Internally displaced Iraqis flee fighting in Mosul
Ivor Prickett, İrlanda, Irak-Musul
Iraq. Internally displaced Iraqis flee fighting in Mosul
Ivor Prickett, İrlanda, Irak-Musul
355794_318083_4_ © Ivor Prickett, Ireland, Shortlist, Professional, Current Affairs & News, 2017(1)
Ivor Prickett, İrlanda, Irak-Musul
Iraq. Internally displaced Iraqis flee fighting in Mosul
Ivor Prickett, İrlanda, Irak-Musul
Iraq. Recently displaced Iraqis reach safety
Ivor Prickett, İrlanda, Irak-Musul
Iraq. People who have reamined in parts of liberated Mosul
Ivor Prickett, İrlanda, Irak-Musul
Iraq. Recently displaced Iraqis reach safety
Ivor Prickett, İrlanda, Irak-Musul
PRESS_355798_318083_8_ © Ivor Prickett, Ireland, Shortlist, Professional, Current Affairs & News, 2017(1)
Ivor Prickett, İrlanda, Irak-Musul
61493_78325_0_ © Paşa İmrek, Turkey, Shortlist, Professional Competition, Current Affairs & News, 2017(1)
Paşa İmrek, Türkiye
61495_78325_1_ © Paşa İmrek, Turkey, Shortlist, Professional Competition, Current Affairs & News, 2017(1)
Paşa İmrek, Türkiye
61497_78325_2_ © Paşa İmrek, Turkey, Shortlist, Professional Competition, Current Affairs & News, 2017(1)
Paşa İmrek, Türkiye
61499_78325_3_ © Paşa İmrek, Turkey, Shortlist, Professional Competition, Current Affairs & News, 2017(1)
Paşa İmrek, Türkiye
61501_78325_4_ © Paşa İmrek, Turkey, Shortlist, Professional Competition, Current Affairs & News, 2017(1)
Paşa İmrek, Türkiye
61509_78325_8_ © Paşa İmrek, Turkey, Shortlist, Professional Competition, Current Affairs & News, 2017(1)
Paşa İmrek, Türkiye
61511_78325_9_ © Paşa İmrek, Turkey, Shortlist, Professional Competition, Current Affairs & News, 2017(1)
Paşa İmrek, Türkiye
PRES61505_78325_6_ © Paşa İmrek, Turkey, Shortlist, Professional Competition, Current Affairs & News, 2017 (1)
Paşa İmrek, Türkiye
PRES61507_78325_7_ © Paşa İmrek, Turkey, Shortlist, Professional Competition, Current Affairs & News, 2017 (1)
Paşa İmrek, Türkiye

Kentlerde de adalet…

Ali Rıza Avcan

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2015 tarihli son genel seçimler için hazırladığı 200 sayfalık “Yaşanacak Bir Türkiye” isimli seçim bildirgesi masamın üzerinde duruyor.

Kırmızı-beyaz renklerin hakim olduğu bu ciltli kitapta, her seçim bildirgesinde olduğu gibi özgürlük, hukuk devleti ve demokrasi, ekonomi, tarım, turizm ve enerji gibi toplumsal yaşamın değişik konu ve katmanıyla ilgili hedeflere yer verilip vaatlerde bulunuluyor.

Yaşanacak Bir Türkiye” isimli seçim bildirgesinin “Yurttaş İçin Nitelikli Kamu Hizmeti – Kamu Yönetimi Reformu” başlığını taşıyan 108 ilâ 109. sayfalarında yerel yönetimlerle ilgili 7, “Yerel Yönetimler” başlığını taşıyan 164 ilâ 167. sayfaları arasındaki “Yerinden Yönetim Anlayışı“, “Kaynak Yönetimi“, “Yerel Yönetimlerde Şeffaflık“, “Yerel Yönetimde Katılımcılık” ve “Muhtarlar” alt başlıkları altında  ise 29 ayrı hedefe; toplam olarak 36 ayrı yer veriliyor. Tabii ki, seçim bildirgesinin diğer bölümlerinde konuyla dolaylı ilgisi olan başka hedefler dışında…

Biz bugün bu hedeflerden sadece birini, “BİT’lerin faaliyetlerini şeffaflaştıracak ve etkin şekilde denetlenmesini sağlayacağız” diyen hedefi ele alıp çevremizdeki CHP’li belediyelerde gördüğümüz uygulamalar üzerinden değerlendirmeye çalışacağız.

Öncelikle bu ifade içinde geçen “BİT” sözcüğünün, “belediye iktisadi teşekkülü” ya da belediyelere bağlı şirketler ve iktisadi işletmeler anlamına geldiğini açıklamamız gerekiyor.

İZENERJİ EYLEM (73)

Bilindiği üzere belediyeler ve belediye bağlı kurumlar; özellikle de su, kanalizasyon ve ulaşım gibi hizmetleri yapan kurumlar, örneğin İSKİ, İZSU, , ESHOT gibi genel müdürlüklerin kamu adına İçişleri ve Maliye bakanlıklarıyla Sayıştay gibi üst mahkemeler tarafından denetlendiğini belirtmekte yarar var.

Ancak Türk Ticaret Kanunu’na tabi şirketlerde böylesine bir kamu denetimi yok. O nedenle belediyelere bağlı şirketlerde, söz konusu seçim bildirgesinin diliyle BİT’lerde kamu adına iyi bir denetim yapıldığını söylemek zor.

Şirketlerin yeterince izlenip denetlenememesi, hem tabi oldukları ticaret hukukun un gizliliğe, ticari sırra önem veren yaklaşımı hem de yozlaşmış uygulamanın bir sonucu… O nedenle belediyelere bağlı şirketlerin kamu tarafından izlenmesini kolaylaştıracak ve bunu katılım boyutunda gerçekleştirecek yöntemlere acilen ihtiyaç var.

Belediye şirketlerinin, o belediye sınırları içinde yaşayan ya da çalışan halk, diğer bir deyimle “hemşehriler” tarafından izlenip denetlenebilmesini sağlayacak en etkin yöntemlerden biri, şirket yönetimi tarafından alınan karar ve uygulamalarla şirketin mali durumunun kamuya açık olmasını, kamu tarafından öğrenilip izlenmesini sağlayacak olan “şeffaflık” kuralının titizlikle uygulanması ile mümkün.

Diğer yandan, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara geldiği takdirde tüm belediyelerde uygulamayı taahhüt ettiği bu hedefin, iktidara gelmese bile en azından kendisi tarafından aday gösterilip seçilmiş başkanların görev yaptığı belediyelerde yaşama geçirilmesi de bizim açımızdan beklenen bir şey. 

Çünkü iktidara aday olan bir partinin seçmene vaat ettiği şeyleri öncelikle kendi belediyelerinde ortaya koyması, bunun mümkün olup olmadığını test etmesi eşyanın tabiatında olan doğal bir şey…

O nedenle de, CHP’li belediyelere bağlı BİT’lerde; yani şirket ve işletmelerde faaliyetlerin şeffaflaşması ve denetimin etkin bir şekilde yapılması gerekiyor.

CHP-Adalet-Yuruyusu-Kemal-Kilicdaroglu-Anasayfa-Featured

Ama uygulamada hiç de öyle olmuyor.

Çünkü, geçtiğimiz günlerde 12 Milyon liralık bir kamu kaynağını belediye meclisi kararı dahi olmaksızın tek bir şirket yönetim kurulu kararıyla Tetusa A.Ş. isimli çok ortaklı bir şirkete devrederek o şirketin % 40 oranında hissedarı olan İzenerji A.Ş. şirketin, nasıl bir şirket olduğunu, bu şirketin yönetiminde kimlerin olduğunu, şirketin hangi işleri yaptığını, nerelere harcama yapıp nerelerden gelir temin ettiğini, her yıl ne ölçüde kâr ya da zarar ettiğini şirkete ait internet sayfasından öğrenemiyoruz. Öğrenmeye kalktığımızda da, bu tür bilgilerin “ticari sır” kapsamına girdiği söylenerek bilgi vermekten titizlikle kaçınılıyor.

Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre bu tür sermaye şirketlerinin açtıkları internet sayfalarında halka bilgi veren bölümler açarak bilgi vermeleri zorunlu olduğu halde İzenerji, İzdeniz ve İzfaş gibi bazı şirketlerde bilgi vererek şeffaflığın yaşama geçirilmesinden ısrarlı bir şekilde kaçınılıyor. Ayrıca tüm şirketlerin mali denetimleri, ne hikmetse bağımsız denetçi adı altında devamlı olarak aynı kişi ya da kurumlara veriliyor. Bu konularda belediye meclisi üyeleri gibi halka yeterli, doğru bilgiler verilmiyor.

Şimdi tutup, “CHP, şayet iktidara gelmiş olsa, öncelikle kendisine ait bir belediyede hayata geçiremediği, iyi bir örnek olarak ortaya koyamadığı önemli bir hedefi diğer tüm belediyelerde nasıl hayata geçirecek?” şeklinde bir soru sorup; ardından bunun CHP ile belediyeleri arasında çözümlenmeyen bir sorun olduğunu, bu hedefe kendi belediyelerinde bile ulaşamadığını ve bu anlamda belediyeler üzerinde bir etkisinin olmadığını iddia etsek nasıl bir cevap alırız, gerçekten merak ediyorum.

ADALET YURUYUSU 21.GUNUNDE DEVAM EDIYOR.FOTO:AKIN CELIKTAS/KOCAELI,(DHA)

Evet, CHP’li belediyeler gerçekten CHP’nin doğru, tutarlı ve geçerli vaatlerini dikkate alıp gerçek bir “ADALET” anlayışı içinde, onları gerçekten uygulamak istiyorlar mı; yoksa siyaseten zıddına dönüştükleri bir süreçte o ilke ve vaatleri aşmak amacıyla “HAK, HUKUK VE ADALET”i dikkate almadan oyunbozanlık ya da hilekarlık mı yapıyorlar?

Karar, her zaman olduğu gibi halkındır…

İnce şeyler…

Unutulmuş Kent

Vermeme olanak yok bana verdiklerini

Ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli

Geçmiş bunca güzellikten bir ani olarak

Ben seni alayım istersen sen de beni

Onat Kutlar

 onat_kutlar

GÜL İÇİN İLAHİ

İnsanlar bir gülü bir senetle

Değiştirmeye alıştılar

İnsanlar başka insanların hayatını

Bir hezaran sandalye midir hayat

Dizip kaldırmaya alıştılar

İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar

Yelin üflediği yaprak mıdır onur

Yürek arsız otlar gibi ayak altında

Tanımıyor kimse kimseyi

Ve kendini tanımak istemiyor

İnsan kendini tanımazsa kendini insan

Nasıl varolabilir

Bu yüzden dünya hey koca dünya

Dönüyor bir ölüler ülkesine

Susanlar şimdilik

Oyunun dışına düşenler

Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar

Gün kıyamete erdiğinde

Gülten Akın, İlahiler (1983)

maxresdefault

SENİ SEVDİM

Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar

Ve onların yoğun boyunlu kadınları

Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa

Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce

Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde

Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce

Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz

Senet senet satılmadan önce

Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp

Tanrı parsellenip kapatılmadan önce

Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin.

Gülten Akın, Sevda Kalıcıdır (1991)

68c7e37c-c66a-4086-aa59-b057ec2aa347

YÜKSEK EVDE OTURANIN TÜRKÜSÜ

Evleri yüksek kurdular

Önlerinde uzun balkon

Sular aşağıda kaldı

Aşağda kaldı ağaçlar

Evleri yüksek kurdular

On bin basamak merdiven

Bakışlar uzakta kaldı

Uzakta kaldı dostluklar

Evleri yüksek kurdular

Cama betona boğdular

Usumuzdaydı unuttuk

Topraklar uzakta kaldı

Toprağa bağlı olanlar

Gülten Akın, Ağıtlar ve Türküler (1976)

Tarkem, İzenerji, Tetusa ve diğerleri… (1)

Ali Rıza Avcan

Takvimlerin 5 Temmuz 2015’i gösterdiği gün; yani bugünden tam iki yıl önce basın dünyamızın amiral gemisi Hürriyet’in Ege sayfalarında “Çeşme’nin kaderini değiştirecek” başlıklı ve bol fotoğraflı bir haberle karşı karşıya kaldık.

Tetusa’nın reklamını yapmak amacıyla yazıldığı anlaşılan bu reklam haberde, Çeşme’ye termal turizm tesisi kazandırmak için 2005’te yola çıkan İzmirli 60 ortaklı şirketin Sağlık Bakanlığı’nın olumsuz kararı nedeniyle yıllardır rafta bekleyen termal turizm tesisi için, bakanlığın olumlu görüş bildirmesinin ardından açılan ihaleyi kazandığı belirtiliyordu. 

Söz konusu haberde ayrıca ortakları arasında Ahmet Metin Tarhan, Ahmet Selim Güven, Alaçatı Turizm, Alataş Alaçatı İmar, Ali Erim Köstepen, Ali Veryeri, Avram Sevinti, Aydın Alam, Ayşe Demet Özbilgin, Bedri Artut, Bedriye Tiryaki Mencik, Uğur YüceBim Grup Bilgisayar Yatırım Planlama ve Organizasyon, Bülent Veryeri, Çağdaş Turizm Otelcilik, Çelikbilek Sabun ve Yağ, Çeşme Esnaf ve Sanatkarlar Odası, Çeştaş, Çeştur Çeşme İmar Turizm, Çetaş Çeşme Otelcilik Termal Enerji ve Ticaret, Çiğdem Sebik, Dalgıç İnşaat, Ege Sanayicileri Holding, Enis Özsaruhan, Enver Erdoğan, Erdoğan Tözge, Eritre Turizm Ticaret, Gamze Karadede, Gönül Altınkapı, Hakan Ergüven, Hayrünnisa Demirhisar, Türker Sarıkol, İbrahim Erkoç, İbrahim Timur Ömürgönülşen, İlhan Feyzi Gürel, İnan Kardeş, İnkim, İsmail Tamer Taşkın, Karal Turizm, Levent Köstem, Lucien Arkas, Mehmet Haluk Özsaruhan, Mehmet Tiryaki, Muammer Ekrem Oran, Mustafa Bülent Moral, Necdet Yorgancıoğlu, Nilgün Baykal, Onur İnşaat, Önder Türkkanı, Öz-Ege Tütün, Potpori Turizm Otelcilik, Ramazan Taşkın Akay, Salih Esen, Samim Sivri, Şinasi Ertan, Talat Sivri, Terbay Turizm, Ünal Atalay, Viltur Villasaray, Yakup Kanyas, ve Yıldız Şima gibi İzmir’in önde gelen iş adamlarının yer aldığı bu şirket yaklaşık 85 dönüm araziyi 35 yıllığına kiralayarak 40 milyon dolarlık yatırımla aquapark, estetik cerrahi, tedavi kür merkezi, yüzme havuzu, yaşlı bakım evi, otel ve kapsamlı spor alanlarının yer aldığı büyük bir termal tesis kuracağı belirtilmekteydi.

OASIS_AQUAPARK_TETUSA_GUNSU_KAYDIRAK_SUPARKI_1

Ancak 2015 yılından bu yana geçen iki yıl içinde şirketin sermayesinin 19 Aralık 2016 tarihinde önce 18 Milyon liraya, 05 Ocak 2017 tarihinde Tarkem Anonim Şirketi‘nde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında ise 30 Milyon liraya çıkarıldığı ve yönetim yapısının da Başkan Veysi Öncel (Çağdaş Turizm Otelcilik İnş. Tar. ve Gıda San. AŞ), Başkan Vekili Muhittin Dalgıç (Alaçatı İmar İnş. Tur. San. Tic. AŞ), Başkan Vekili Uğur Yüce (Bim Grup Holding AŞ), üyeler Erdoğan Tözge, Levent Köstem, Aydın Alam, Bedri Artut, Mehmet Yayayürüyen, Suat Albayrak, İsmail Öz (Çeştaş Çeşme Jeotermal Enerji San. ve Tic. AŞ), Osman Rakip Köfüncü (Çeşme Esnaf ve Sanatkarlar Odası) şeklinde oluşturulduğu görülüyor.

Bu şirketle ilgili en önemli ve son gelişme ise, 16 Haziran 2017 tarih, 699 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararı ile ortaya çıkıyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu kararına göre, belediyenin ortak olduğu İZENERJİ İnsan Kaynakları, Temizlik, Bakım ve Organizasyon, Enerji, Yayıncılık, Reklam, Turizm, Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi‘nin, Çeşme merkezli, Musalla Mahallesi, 1107 Sokak, No: 5/3 Çeşme/İZMİR adresinde faaliyet gösteren ve termal suların turizm ve sağlık amacıyla değerlendirilmesi, insan sağlığı, rehabilitasyon ve spor ile ilgili tesisler kurmak, çalıştırmak gibi faaliyet konularıyla iştigal eden 30.000.000.- TL. sermayeli TETUSA Özel Sağlık Hizmetleri, Termal, Turizm, Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi‘ne, sermayesinin % 40’ı oranında ve 12.000.000,00-TL değerinde hisse senedini satın alarak ortak olmasına  karar verilmiştir.

Bu karara dayanak olan İzmir Büyükşehir Meclisi Plan ve Bütçe, Hukuk ve Şirketler komisyonları tarafından hazırlanan raporlarda ise; TETUSA Özel Sağlık Hizmetleri, Termal Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim A.Ş. ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ortağı olduğu İZENERJİ A.Ş.‘nin Türk Ticaret Kanununa tabi şirketler olduğu, belediye mevzuatına göre belediye meclislerinin belediyeye bağlı şirketlerin kurulması, kurulu şirketlere hissedar olunması ve sermaye artışı konusunda karar verebileceği; ancak belediyenin hissedarı olduğu şirketlerin başka şirketlerle ortaklık kurması hususunda belediye meclislerinin karar alma yetkisinin bulunmadığı, böyle bir durumda yetkinin tamamen şirket yönetim kurulunda olduğu; bütün bu nedenlerle belediye meclisinin bu konuda karar vermesine yer olmadığı görüşünün belirtildiği görülüyor.

Bu arada şunu da söylemeden geçmememiz gerekiyor;

Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre web sitesinde “Bilgi Hizmetleri Toplumu” başlığı altında şirketin mali ve finansal bilgileriyle ilgili açıklamalara yer vermesi gereken İzenerji Anonim Şirketi, bu bilgileri vermeyerek ne yapıp ettiğini kamuoyu denetiminden kaçırıyor…

Verdiği tek bilgi “Hakkımızda” başlığı altında şu şekilde:

1992 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi Yayıncılık ve Tanıtım Hizmetleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi ismi ile faaliyetlerine başlayan şirketimiz, 31 mart 2011 tarihinde şimdiki ismi olan İZENERJİ İnsan Kaynakları, Temizlik, Bakım ve Organizasyon, enerji, Yayıncılık, Reklam, Turizm Sanayi ve Ticaret anonim Şirketi adı altında halen faaliyetlerine devam etmektedir.

Kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapmakta olan 3250 personelimizle kamu hizmeti vermekteyiz.

***

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ortak olduğu İzenerji şirketinin, 60 ortaklı Tetusa şirketine, 12.000.000 Milyon liralık hisse senedi alarak % 40 oranında ortak olması ile ilgili ilk tespitlerimiz bunlar…

Ortada ilginç, ilginç olması nedeniyle araştırılması ve kamuoyu ile paylaşılması gereken bilgi ve tesadüfler var…

izenerji

Kayyum tarafından teslim alınan “Tarkem”, “Uğur Yüce”, geçmişte CHP ve AKP’de siyaset yapan politikacı iş adamları, toplantıların TARKEM’de yapılması, Tarkem’de olduğu gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çok ortaklı bir şirkete ortak olması ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin bu konuda kendisini yetkisiz görerek karar vermemesi gibi ilginç tesadüfler…

Dediğimiz gibi araştıracağız ve bulup öğrendiklerimizi günü gününe sizlerle paylaşarak kamu yönetimindeki saydamlığın yaşama geçmesi için uğraşacağız…

 

Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (1)

Ali Rıza Avcan

Uzun ve sıcak yaz günlerindeyiz.

Hava sıcaklığının mevsim ortalamalarının üstüne çıkması nedeniyle, hepimiz fazlasıyla bunalıyor ve tüm çareyi klimalı serin ortamlarda oturup daha fazla sıvı tüketmekte buluyoruz. O nedenle içinde bulunduğumuz koşullarda klima ve buzdolaplarımızı çalıştıran elektrikle musluklarımızdan akan içme suyunun kesilmemesi bizim için önem kazanıyor.

Hele benim gibi hava sıcaklığının 40, 41 derecelere çıktığı günlerde buzdolabınız bozulup içindeki bütün gıda maddelerini çöpe atmak zorunda kalmışsanız, normal koşullarda önemsemediğiniz; ancak yoksun olduğunuzda size nasıl bir konfor sağladığını fark ettiğiniz elektrik, buzdolabı, klima ve içme suyu, özellikle de buz gibi bir içme suyu daha bir önem kazanıyor.

İşte bu nedenle, bugün bu ihtiyaçlardan en önemlisi olduğuna inandığım temiz, ucuz ve yeterli içme suyunun temin ve dağıtımı konusunda yaşanan su kayıpları üzerinde durarak, bu alanda yaşanan ya da yaşanabilecek sıkıntıları belirlemeye, bu sıkıntıları aşmak için neler yapıldığını ve bunun üzerine daha başka neler yapılabileceğini hatırlatmaya çalışacağım.

aa

Ancak bu konuya girmeden önce hatırlatılması gereken temel bilgileri sıralamakta yarar var:

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon  İdaresi Genel Müdürlüğü’nün(İZSU) sorumluluğunda olan asıl içme suyu sistemi, “11 Merkez İlçe” olarak tanımlanan Balçova, Bayraklı, Bornova, Buca, Çiğli, Gaziemir, Güzelbahçe, Karabağlar, Karşıyaka, Konak ve Narlıdere ilçelerindeki içme suyu dağıtım sistemini kapsıyor.

Bilindiği üzere İZSU’nun kent merkezindeki bu eski sistemine 5216 sayılı Yasa ile ilave edilen Menemen, Foça, Aliağa, Kemalpaşa, Menderes, Torbalı, Bayındır, Selçuk, Seferihisar ve Urla ilçelerindeki içme suyu dağıtım sistemleri ile 6360 sayılı Yasa ile ilave edilen Bergama, Beydağ, Çeşme, Dikili, Karaburun, Kınık, Kiraz, Ödemiş ve Tire ilçelerindeki içme suyu dağıtım sistemleri entegre değildir. Her bir ilçenin ayrı bir içme suyu sistemi bulunmakta ve çoğunun merkezden uzak olması nedeniyle merkezdeki sisteme bağlanması da mümkün görülmemektedir.

İZSU’nun, İzmir genelindeki bu birbirinden ayrı içme suyu sistemleriyle ilgili 2016 yılı verileri ise şu şekildedir: (1)

* İzmir il merkezinde bulunan içme suyu sistemi, 120.750.149 m³’ü yer altı, 96.026.990 m³’ü yer üstü kaynaklardan olmak üzere toplam 216.777.139 m³ içme suyunu çekip tümünü arttıktan sonra bunun 207.376.347 m³’ü (% 95,66) sisteme vermektedir.

* İZSU’nun İzmir merkezindeki 11 ilçede 1.050.450, İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırlarına 5216 sayılı Yasa ile ilave edilen 10 ilçede (Menemen, Foça, Aliağa, Kemalpaşa, Menderes, Torbalı, Bayındır, Selçuk, Seferihisar ve Urla) 322.145, 6360 sayılı Yasa ile ilave edilen 9 ilçede (Bergama, Beydağ, Çeşme, Dikili, Karaburun, Kınık, Kiraz, Ödemiş ve Tire) 312.142 olmak üzere toplam 1.684.737 adet abonesi bulunmaktadır.

* İzmir il merkezindeki 11 ilçede bulunan 1.050.450 abone 2016 yılı içinde toplam 144.113.003 m³ su tüketmiştir. 

* İzmir il merkezindeki İçmesuyu isale ve dağıtım hattının toplam uzunluğu, değişik boru cinsleri itibariyle çelik, polietilen (HDPE), polivinil klorür (PVC), cam takviyeli plastik (CTP), ön gerilmeli beton boru (ÖGBB), düktil demir (DF), Pik, asbestli çimento boru (AÇB), tünel ve muhtelif özelliklerde olmak üzere 6.898.424,3 m’yi bulmakta ve hattın % 38’i düktil demir borulardan oluşmaktadır.

Ama asıl önemlisi, hattın % 1,54’ünü oluşturan 106.286,7 m’lik kısmı, kanserojen özelliğe sahip asbestli çimento borulardan (AÇB) oluşmaktadır.

* İzmir il merkezindeki 11 ilçede toplam hacmi 339.900 m³ olan toplam 47 adet su deposu bulunmaktadır.

* 2004 yılında 5216 sayılı Yasa ile İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırlarına ilave edilen Menemen, Foça, Aliağa, Kemalpaşa, Menderes, Torbalı, Bayındır, Selçuk, Seferihisar ve Urla ilçelerinde 2016 yılında üretilen içme suyunun miktarı toplam olarak 53.536.439 m³ düzeyindedir.

* 2012 yılında 6360 sayılı Yasa ile İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırlarına ilave edilen Bergama, Beydağ, Çeşme, Dikili, Karaburun, Kınık, Kiraz, Ödemiş ve Tire ilçelerinde 2016 yılında üretilen içme suyunun miktarı ise toplam olarak 31.507.301 m³ düzeyindedir.

* Böylelikle, 2016 yılında İzmir’in il merkezindeki 11 ilçe ile merkez dışında kalan 19 ilçede İZSU tarafından yer altı ve yer üstü kaynaklardan çekilip isale ve dağıtım sistemine verilen içme suyunun miktarı toplam olarak 301.820.879 m³’ü bulmuştur.

leak-1* İZSU tarafından İzmir il merkezindeki 11 ilçeye verilen içme suyu miktarı 207.376.347 m³, isale ve dağıtım sistemi içinde kaybolan kısmı ise 63.263.344 m³ düzeyindedir. Bu durum, İzmir il merkezindeki isale ve dağıtım sistemindeki kayıp su oranının % 30,50 düzeyinde olduğunu göstermektedir. 

Ancak bu hesaplamaya, su kayıp oranının çok daha fazla olduğu bilinen merkez ilçeler dışındaki 19 ilçede üretilen 85.043.740 m³ düzeyindeki içme suyundaki kayıplar dahil edilmemiş olup; bu ilçelerdeki yüksek oranlı kayıp oranının da dahil edilmesi durumunda gerçek kayıp su oranının daha da fazla olduğu ortaya çıkacaktır.

(1) Sayısal veriler, İZSU Genel Müdürlüğü’ne ait 2017 tarihli “İçmesuyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıpları Yıllık Raporu“ndan alınmıştır.

Devam edecek…

 

 

 

 

İzmir’in yeni pazarlanma stratejileri: “İşte bu yüzden İzmir”

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi bir süredir “İzmir’e Doyamazsın” başlığı ile yürüttüğü tanıtım kampanyasıyla eş zamanlı olarak, “İşte bu yüzden İzmir” başlığıyla yeni bir tanıtım kampanyası düzenliyor.

İzmir Turizm ve Tanıtma Vakfı’nın (İZTAV), İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle geçtiğimiz yılın ikinci yarısında uyguladığı “İzmir’e Doyamazsın” kampanyasına ek olarak hazırladığı “İşte bu yüzden İzmir” başlıklı bu yeni kampanya, kentin güzelliklerini, tarihini, lezzetlerini ve yüksek yaşam kalitesini öne çıkarmayı ve ulusal TV’ler, radyolar, gazeteler, dergiler, internet siteleri, sosyal medya ve outdoor uygulamalarıyla tüm ülkeye ulaşmayı hedefliyor.

Doğan Medya Grubu’na bağlı Hürriyet ve Posta gazeteleriyle Milliyet gazeetesinin verdiği bilgilere göre “İzmir’e Doyamazsın” kampanyası ile eşzamanlı olarak yürütülen “İşte bu yüzden İzmir” başlıklı kampanya, ülkenin önde gelen gazeteci, yazar ve sanatçılarının gözünden İzmir’in güzelliklerinin yansıtıyor ve şimdiden sosyal medya hesaplarının yanında İstanbul, Ankara ve Bursa’daki bilboardları süslemeye başladı.

s28705

Kampanyada, kentin birbirinden güzel görselleri eşliğinde Uğur Dündar, Ayşe Arman, Melih Aşık, Fatih Altaylı, Yılmaz Özdil, Barçın Yinanç, Cengiz Semercioğlu, Deniz Zeyrek, Erdal Sağlam, Fikret Bila, Hikmet Çetinkaya, Jale Özgentürk, Mehmet Arslan, Mehmet Coşkundeniz, Murat Yetkin, Sefer Levent, Uğur Gürses, Yalçın Bayer ve Yazgülü Aldoğan gibi tanınmış gazeteci ve yazarların yanı sıra Kenan Doğulu, Behzat Uygur, Emre Aydın, Fatih Erkoç, Kerem Görsev, Leman Sam, Linet, Melek Baykal, Metin Uca, Onur Akın ve Özdemir Erdoğan gibi sanatçıların da İzmir’i anlatan cümlelerine yer veriliyor.

Neden İzmir?

Kampanyada hiçbir bedel almadan gönüllü olarak yer aldığı söylenen sanatçı ve gazetecilerin İzmir ile ilgili duygu ve düşünceleri ise şöyle ifade edilmiş:

Ayşe Arman (Gazeteci, Yazar) : “Yaşasın İzmir! Sen çok yaşa İzmir! Allah hepimize İzmir gibi bir şehirde yaşamayı nasip etsin. Buram buram özgürlük ve modernite kokan bir şehir.”

Yılmaz Özdil (Gazeteci, Yazar): “Bu şehir, bir büyük felaketten Anka kuşu gibi yeniden dirilişin sembolüdür. Bu yüzden biz asla umutsuz olmayız. Umutsuz olan herkese İzmir’e bakmasını öneririm.”

Murat Yetkin (Gazeteci, Yazar): “İzmir’e gelen, üç gün sonra ‘İzmirliyim demeye başlıyor. İzmir’in her zorluğa karşı yıkılmayıp ayakta kalmasını sağlayan, bu dayanışma ruhu oldu.”

Fatih Erkoç (Besteci, söz yazarı, ses sanatçısı): “İzmir’in kültürüne bayılıyorum. İzmir dinleyicisi, Türkiye’deki en iyi dinleyici. İzmir, iyi ki varsın, iyi ki konserlerimizi veriyoruz, iyi ki kültür şehrisin..”

Leman Sam (Ses sanatçısı): “İstanbul’da nefessiz kaldığımda, ocağına koştuğumda bana taze bir nefes olduğu için İzmir…”

Kenan Doğulu (Besteci, söz yazarı, ses sanatçısı): “Ruhuma her zaman sakin bir liman ve ilham kaynağı oldu. Vizyon sahibi insanlarıyla, sanata ve sanatçıya ayırdığı yerle beni kendine aşık etti.”

Özdemir Erdoğan (Besteci, söz yazarı, ses sanatçısı): “İzmir, çeşitli kültürlerin kendine mahsus bir atmosferde yoğrulup yeniden doğduğu eşsiz bir şehirdir. Bu kenti yönetenlere teşekkür borçluyuz.”

Kerem Görsev (Besteci, piyanist): “Her İzmir konserine gelirken kalbim kıpır kıpır hareketlenir. Hem İzmir’i çok sevdiğim için hem de müziğin kutsal mabedi AASSM’de çalacağım için.”

Uğur Dündar (Gazeteci, Yazar): “İzmir; sokaklarında güler yüzlü insanlarla karşılaştığınız, birbirini tanımayanların gülerek selam verdiği, aydınlık, demokrat ve cumhuriyetin öyküsünde çok anlamlı bir yeri olan güzelim kent…”

Emre Aydın (Besteci, söz yazarı, ses sanatçısı): “Ne zaman gitsem kendimi evimde hissettiğim için, bana öğrencilik yıllarımı hatırlattığı için, işimle ilgili bir sürü şey öğrettiği için İzmir…”

Fikret Bila (Gazeteci, Yazar): “İzmir geleceğe dönük değerlerle yaşayan bir kent. Bu konuda bir değerlendirme yapılsa birinciliği İzmir’e vermek gerekir.”

Hikmet Çetinkaya (Yazar): “İzmir bir sevdadır; İzmir çiçeklenmiş bir hayat…”

Fatih Altaylı (Gazeteci, Yazar): “İzmir Homeros’tur… İzmir Amazon’dur… İzmir Hasan Tahsin’dir… İzmir Kubilay’dır… İzmir Zübeyde Hanım’dır… İzmir demokrasidir… İzmir eşitliktir… İzmir her taşında özgürlüktür… İzmir modernliktir… İzmir güzeldir, güzel İzmir’dir…”

Onur Akın (Ses sanatçısı): “Türkiye’nin en çağdaş, modern, uygar ve aydınlık kenti İzmir… İzmirli olmak, İzmir’de olmak bir ayrıcalık… İzmir’i çok seviyorum.”

Melih Aşık (Gazeteci, Yazar): “Rüzgarında özgürlük… Güneşinde kalpleri ısıtan dostluk… Gökyüzünde sonsuz aydınlık… Taşlarında uygarlık… Sanki bir rüya şehir…”

Behzat Uygur (Tiyatro sanatçısı): “Sevdiğim bir arkadaşımı özler gibi özlüyorum İzmir’i. Gelir gelmez ‘Oh be’ diyorum.”

Erdal Sağlam (Gazeteci, Yazar): “İzmir’in hem uluslararası rating kuruluşlarından hem de halktan aldığı puanları çok yüksek. Güçlü bir yerel yönetim olabilme koşulunun ‘güçlü bir finans yapısı’ olduğunun bilincindeler. Yüksek rating puanını şehirlere boşuna vermiyorlar.”

Barçın Yinanç (Gazeteci, Yazar): “İzmir özgürlüğü ile övünen bir şehir. Gidin İzmir’e. Pek çok şeyi beğeneceksiniz. Beğenmeyeceğiniz şeyler de olabilir elbet. O zaman eleştiri özgürlüğünüzü kullanın. Kullanın ki İzmirli bir kez daha gurur duysun özgürlüğüyle.”

izmir-buyuksehir-belediyesinin-kent-turizminin-gelistirilmesi-003

Cengiz Semercioğlu (Gazeteci, Yazar): “İzmir’e gidince özgürlüğün bir şehri nasıl güzelleştirdiğini ne kadar önemli olduğunu iliklerine kadar hissedersin . İzmir böyledir işte; gitsen dönemezsin. Gitmesen özlersin.”

Deniz Zeyrek (Gazeteci, Yazar): “İzmir’de yaşayanların kültürü, Türkiye genelinden farklı. Karamsar değiller, yaşamayı seviyorlar. Açık görüşlüler; kısıtlamaya gelmiyorlar. İtirazları varsa söylüyorlar. Farklı kültürleri birlikte yaşatıyorlar.”

Jale Özgentürk (Gazeteci, Yazar): “Büyük bir şansı var İzmir’in. Rantı değil, yaşam kalitesini odak alan bir yerel yönetim.”

Linet (Ses sanatçısı): “Sevmenin, aşık olmanın ayıp sayılmadığı ve her yaştan çifti her an el ele, göz göze görebildiğimiz bir yer, İzmir…”

Mehmet Arslan (Spor Yazarı): “İzmir’deyim. Özgürlükler şehrinde. Bir şehir özgürse korkun ondan. O özgürlük sizi tutsak eder, aşık eder, kendine bağlar. Kopamazsınız. Benim bundan böyle bir parçamın hep İzmir’de kalacağı gibi…”

Mehmet Coşkundeniz (İnternet Yayın Yönetmeni): “Bana aşkı anlatan, aşkı yaşatan şehir… Bir kez gelsen bu şehre ya İzmir’e aşık olursun ya da bir İzmirliye…”

Melek Baykal (Tiyatro sanatçısı): “İzmir, seni seviyorum ve İzmir, seninle gurur duyuyorum. Yaşasın İzmir!”

Metin Uca (Yazar, TV programcısı): “İstanbul üstüme gelince nefes alamaz hale dönüşünce sığındığım sensin, benim İzmir’im! İyi ki varsın. Seni özlemle öpüyorum, her zaman kollarına geliyorum.”

Sefer Levent (Gazeteci, Yazar): “Fuar İzmir’e mutlaka uğrayın. Ekonomik kalkınmadan, üretimden büyümeden bahsediyorsak, böyle önemli projeler sayesinde olacak.”

Uğur Gürses (Ekonomist, Yazar): “İzmir hem etrafındaki kentleri hem de yurdun dört bir yanından umutla göç eden insanları aydınlatıyor; iyi ve özgür bir yaşam arayışına.”

Yalçın Bayer (Gazeteci, Yazar): “Türkiye’nin yükselen odak kenti İzmir. İzmir’e doğru bir sosyolojik göç var. İki büyük kentte kendilerini kuşatılmış hisseden aileler, çocuklarının özgür bir şekilde yetiştirilmesini istiyor.”

Yazgülü Aldoğan (Gazeteci, Yazar): “Özgürlük kokar imbatı; hoşgörülüdür, rahattır insanı; işvelidir, güzeldir kadını! Yaşamayı sever, yaşamın kıymetini bilir, biat etmez, boyun eğmez, kısrak gibidir: Delidir, doludur, gemlenemez!”

***

Şimdi gelelim bu kampanyanın adı, amacı, hedef kitlesi, kampanya yüzleri, bu yüzlerin ve mensubu oldukları kurumların toplumsal itibarları ve söyledikleri ile ilgili sorulara…

yeni-kent-merkezi-ucacak_4072_dhaphoto2

1.İzmir’e doyamazsın” ve “İşte bu yüzden İzmir” başlıklı tanıtım kampanyalarının amacı nedir; kente gelen yerli turistleri mi yoksa yabancı turistleri mi arttırmayı amaçlamaktadır?

2. Uygulanmakta olan bu kampanyaların kente gelen yerli ve yabancı turistlerin sayısı ve niteliği üzerindeki etkisi, şu ana kadar ne olmuştur ve hedeflenen nicel ve nitel sayılar nedir?

3. Her iki kampanyanın temel amacı, turizm olarak ifade edilmekle birlikte; gözlerden saklanan gerçek amacı, Ankara ve İstanbul merkezli inşaat firmalarının yapmakta olduğu yüzlerce gökdelen, lüks konut ve rezidansla kentin kırsalındaki arsa ve arazilere İstanbul ve Ankara’dan yeni müşteriler bulmayı hedefleyen nitelikli bir toplumsal göçü örgütlemek midir?

4. Ulusal medya kurumlarının ve bu kurumlara bağlı gazeteci ve televizyonların toplumsal itibarları bu kadar düşük düzeydeyken Doğan Medya Grubu gibi kurumlardan ve bu kurumların mensuplarının söylediklerinden medet ummak ne anlama gelmektedir? Toplumsal itibar ölçeğinde yıpranmış, yorulmuş bu kurum ve yüzlerin İzmir’in tanıtımında gerçekten olumlu bir etkilerinin olacağına inanılmakta mıdır?

5. Tümü İstanbul’da yaşayan bu gazeteci ve sanatçıların abartılı sözcüklerle ifade edilen İzmir sevgileri hakkında İzmir halkı, İzmir’de yaşayanlar ne düşünmektedir?

Bu sorulara yetkililerce verilecek doğru ve samimi yanıtlar, gerçekleştirdikleri bu tanıtım kampanyaları ile ne yapılmak istendiğini açık bir şekilde ortaya koyacaktır.

Kapitalizm, Devlet ve Zor

Bugünkü kitap tanıtımı bölümümüzü Montly Review Bağımsız Sosyalist Dergi‘nin Mayıs ayında yayınlanan 2017/2 sayısına ayırıyoruz.

Leo Huberman (1903-1968), Paul Sweezy (1910-2004) ve Harry Magdoff (1913-2006) tarafından kurulan ve editörlüğünü John Bellamy Foster tarafından yapılan dünyaca ünlü Montly Review Dergisi‘nin Türkiye edisyonu olarak çıkan Montly Review Bağımsız Sosyalist Dergi‘nin Türkiye editörlüğünü Gamze Yücesan-Özdemir, yardımcılıklarını ise Kansu Yıldırım ve Hakan Tanıttıran yapıyor.

Yayın Kurulu’nu ise Korkut Boratav, Tülin Öngen, Hayri Kozanoğlu, Galip Yalman, Filiz Zabcı, Mehmet Yetiş ve Ali Murat Özdemir gibi değerli Marksist bilim insanları oluşturuyor.

Kapitalizm, Devlet ve Zor konusuna odaklanan Mayıs 2017/2 sayısında Gamze Yücesan-Özdemir‘in Editörden başlığını taşıyan giriş yazısından sonra şu makaleleler bulunuyor:

* “Hayır”ın Sınıfsal, Siyasal ve Tarihsel Anlamı – Montly Review Türkiye Yayın Kurulu

* Egemenlik ve Olağanüstü Hal: Fransa ve Birleşik Devletler – Jean-Claude Paye,

* Aşırı Sağ Popülizm: Kılık Değiştirmiş Faşizm mi? – Filiz Zabçı

* Devletin Eleştirisi: Bir Yirmi Birinci Yüzyıl Perspektifi – István Mészáros

* “Anayasal Diktatörlük”, Devlet Biçimi ve Büyük Sermaye – Kansu Yıldırım – Ebubekir Aykut

* Küresel Eşitsizliğin Ölçülmesi – Michael D. Yates

* Marx’ın Göç Üzerine Düşünceleri: İşçiler, Ücretler ve Yasal Statü – David L. Wilson

* Kesişimsellik ve İlksel Birikim: Tekelci Finans Kapitalin Nişanesi Altında Hindistan’da Kast ve Toplumsal Cinsiyet – Judith Whitehead

* AKP, Neoliberalizm ve İslamcı Sermaye – Ebubekir Aykut

DCOZBKRXUAABdLL

İçinde bulunduğumuz koşulları sorgulayan, yerleşip kurumsallaşmakta olan otoriter yönetimin bildiğimiz anlamdaki bir faşizm mi yoksa Türkiye’ye özgü bir faşizm olduğunu sorgulayan, Fransa’daki olağanüstü hal ile Türkiye’deki olağanüstü halin NATO kopsepti içinde ilişki ve benzerliklerini araştıran, büyük sermayenin “Anayasal Diktatörlük“le ilişkilerini irdeleyenler bu makaleler, ilgi alanınıza göre sıcak yaz günlerinde okuyup üzerinde düşüneceğiniz bir araştırma, düşünce evreni.

Ben şimdiden “Hayır”ın sınıfsal, siyasal ve tarihsel anlamını sorgulayan yorumu, Filiz Zabçı’nın, Jean-Claude Paye’nin ve Kansu Yıldırım ile Ebubekir Aykut’un makalelerini okudum. Önümüzdeki günlerde de geri kalanını okuyup tüm dergiyi okunmuş kitap ve dergiler köşesine koymaya hazırlanıyorum.

Ta ki, yeni Yaz sayısı çıkana kadar.