Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir kent merkezinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) tarafından işletilen içme suyu sistemindeki kayıp ve kaçak su miktarlarını ele aldığımız bu yazı serisinde, geçerli ve güvenilir olması nedeniyle İZSU tarafından hazırlanan resmi istatistik verilerini dikkate almak istiyoruz.

Ancak İZSU tarafından değişik tarihlerde değişik gerekçelerle hazırlanan bu verilerin -ne yazık ki- birbirinden farklı olduğunu görüyoruz. Örneğin İzmir kent merkezindeki 11 ilçedeki içme suyu abonelerine verilmek üzere yeraltı ve yer üstü kaynaklardan temin edilen su miktarlarının, 2009-2016 dönemi faaliyet raporlarında farklı, İZSU’ya ait resmi internet sayfasındaki “Su Üretiminin Aylara ve Kaynaklara Göre Dağılımı” tablolarında farklı olduğunu görüyoruz.

Yapacağımız tüm çözümleme ve değerlendirmelerde hangi veriyi dikkate alacağımızı bilemediğimiz bu vahim farklılıkları somut bir şekilde ortaya koymak amacıyla hazırladığımız aşağıdaki tablo bu farklılıkları açık bir şekilde göstermektedir.

İZSU Veri Farkları

Konusunda bilgili ve deneyimli onca personelin çalıştığı böylesine büyük bir resmi kuruluşun farklı tarihlerde hazırladığı resmi belgelerde birbirinden farklı bilgiler vermesi, akla ister istemez içme suyu tarifelerinin hazırlanması ya da kurumun kar /zarar rakamlarının hesaplanması konularında da benzeri yanlışlıkların yapıldığı ya da yapılabileceği ihtimalini getirmektedir.

Ama biz yine de, internet sayfasındaki bilgilerin daha güncel olması ihtimalini dikkate alarak bu rakamlara itibar edeceğiz.

O nedenle, bundan sonraki tüm değerlendirmelerde, o değerlendirmeye esas olan verilerin, hangi kaynaktan alındığını belirtmeyi alışkanlık haline getirmemiz gerekiyor…

***

Western-Water-Drought1

İZSU’ya ait internet sayfasındaki 2009-2017 dönemi verilerini dikkate aldığımızda yer üstü ve altı kaynaklardan temin edilen içme suyu miktarının 2009-2016 döneminde % 64,26 oranındaki artışla 138.663.040 m³’ten 227.777.294 m³’e, faaliyet raporlarına göre abone sayısının da % 51,92 oranındaki artışla 1.113.479 aboneden 1.691.609 aboneye ulaştığını söyleyebiliriz.

Yer üstü ve altı kaynaklardan temin edilen içme suyunun 2009-2016 dönemindeki artışı ile İzmir kent merkezindeki 11 ilçenin nüfus artışını karşılaştırdığımızda ise bu dönemde nüfus artış endeksinin 106,42 düzeyine ulaşırken içme suyu artış endeksinin 164,26’ya; yani üretilen su miktarının nüfus artış miktarından fazla olduğu, böylelikle kişi başına üretilen su miktarının 50,60 m³’ten 78,10 m³’e yükseldiğini söyleyebiliriz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’ne ait web sayfasındaki bilgilere baktığımızda, 2009-2017 döneminde İzmir’in merkezindeki 11 ilçenin içme suyu ihtiyacı temel olarak 13 ayrı su kaynağından karşılandığını öğreniyoruz.

7’si yeraltı kaynağı (derin kuyular), 6’sı da yüzeysel su kaynağı (barajlar) olan bu kaynakların isimleriyle dokuz yıllık dönem içinde çıkarılan toplam su miktarı içindeki önemini aşağıdaki tabloda görebiliyoruz.

İZSU 2009-2017 İçmesuyu Su Kaynakları

Bu tablodaki verilere göre İzmir merkezindeki 11 ilçenin (Balçova, Bornova, Buca, Çiğli, Gaziemir, Güzelbahçe, Karabağlar, Karşıyaka, Konak, Narlıdere ve Urla) ihtiyacı için üretilen içme suyunun aşağı yukarı yarısı (% 50,59) 7 ayrı grupta toplanan derin su kuyularından, diğer yarısı da (% 49,41) irili ufaklı altı barajdan karşılanmıştır.

İZSU faaliyet raporlarına göre yeraltı suyunun toplam içme suyu içindeki oranları 2011 yılında % 55,89, 2010 yılında % 60,43, 2012 yılında % 54,70, 2013 yılında % 47,66, 2014 yılında % 47, 2015 yılında % 52, 2016 yılında da % 55,57 olmuştur.

Bu konudaki diğer önemli bir ayrıntı ise İzmir merkezindeki 11 ilçenin su ihtiyacının % 16,60’ını karşılayan Göksu’daki derin kuyuların komşu il Manisa’nın Muradiye ilçesinde, % 7,62’sini karşılayan kuyuların da yine aynı ilin Saruhanlı ilçesinin Nuriye beldesinde bulunması; yani çıkarılan içme suyunun 1/4’ünün İzmir ili sınırları dışından karşılanıyor oluşudur.

İzmir merkezindeki 11 ilçenin içme suyu ihtiyacını karşılayan su kaynaklarından bazıları bazı yıllar ya da aylarda kullanılmamakta, tümüyle devre dışında bırakılmaktadır. Güzelhisar Barajı’ndan 2011 ve 2012 yıllarında, Sarıkız kuyularından 2013 ve 2014 yıllarında, Balçova Barajı’ndan da 2016/Kasım-2017/nisan döneminde hiç su alınmamış olması örnektir.

Bu yazı serimiz açısından önemli bulduğumuz su kayıp ve kaçaklarının 1998-2016 yılları arasındaki gelişimi ise İZSU faaliyet raporlarına göre şu şekilde olmuştur:

İZSU 1998-2016 Kayıp Kaçak Oranları

Bu tablodan da görüleceği gibi İzmir’in merkezindeki 11 ilçeye hizmet eden şebekeden kaybedilen suyun miktarı 19 yıl içinde % 61,58’den % 30,51 oranına, yani yarı yarıya indirilmekle birlikte bu süre içinde yitirilen 2.136.661.473 m³ miktarındaki suyun 2017 yılı değerleriyle toplam fiyatı konut abonelerine göre tamı tamamına 4.657.922.011.- TL., konut dışı abonelere göre de 11.260.205.963.-TL‘dır.

Son 19 yıl içinde kaybedilen suyun miktarı ve bedeli muazzam ölçülerdedir…. Bunun bedelini ödeyenler ise yöneticiler yerine hep halk, İzmir halkı olmuştur.

Tabloda yer alan rakamların da ortaya koyduğu gibi su kayıp oranının yıl ölçeğindeki azalışı son yıllarda genellikle % 1 ya da onun altındaki oranlarda olmuştur. Konunun uzmanlarıyla yaptığımız görüşmelerde, bu oranın yıllar içinde küçük miktarlarda azalmakla birlikte, tüm içme suyu şebekesi esaslı bir şekilde yenilenip denetlenmediği sürece sahil kesiminde denize karışan büyük boyutlardaki kaybın önlenemeyeceğini öğreniyoruz.

p-1-Why-Even-Our-Water-Supply

İşte o nedenle, hem İzmir merkezindeki 11 ilçeye hizmet veren içme suyu şebekesindeki % 30,51 oranındaki kaybın hem de diğer geri kalan 19 ilçeye hizmet veren içme suyu şebekelerindeki büyük kayıpların en kısa sürede Batı ülkelerinde, örneğin Londra’da olduğu gibi % 7’ler, 8’ler düzeyine indirilmesini, bunun için tramvay ve sahil düzenlemesi gibi gereksiz ve çok fazla miktarda su kullanımına neden olacak lüks yatırımlardan vazgeçilerek büyük boyutlu yatırımlar yapılmasını, kaybolan suyun bir an önce kurtarılmasını istiyoruz.

 

Krizler, kriz planları ve su kesintileri

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde Tahtalı Barajı isale hattındaki ciddi bir arıza nedeniyle İzmir’in büyük bir bölümü 3 gün süreyle susuz kaldı.

Bu süre içinde yaşanan sıkıntıyı en iyi şekilde bugüne kadar karşı karşıya gelip tanışmış olmasak da Facebook üzerinden arkadaş olduğum değerli gazeteci Gönül Soyoğul‘un mesajları üzerinden izledim.

Musluklardan suyun akışını sabırsızlıkla beklediğini ifade eden mesajları üzerine suyun bir an önce akması için dilekte bulundum.

Resim2

Ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu ile sık sık bir araya gelerek uzun söyleşiler yapan bir gazeteci olarak, bundan sonraki ilk görüşmesinde 3 gün ya da daha fazla süreyle suların gelmediği bir durumda önceden hazırlanmış bir kriz planlarının bulunup bulunmadığını sormasını ve aldığı cevapla bizleri bilgilendirmesini diledim.

Evet işte şimdi tam da bu noktada, sayın Gönül Soyoğul‘un sormasını istediğim bu önemli soruyu sorup alabileceğimiz cevapları tahmin etmeye çalışmak isterim. Ama bunu yapmadan önce bu tür büyük boyutlu su kesintilerini tanımlarken kullandığımız “kriz” sözcüğü ile olası krizlerin iyi yönetilebilmesi için geliştirilen “kriz planı” kavramını açıklamaya çalışayım.

Kriz_yonetimi_cengizpak

Kriz” sözcüğü, Türk Dil Kurumu’na göre “bir ülkede veya ülkeler arasında, toplum veya bir kuruluşun yaşamında görülen güç dönem, bunalım, buhran” olarak tanımlanıyor.

Şu an itibariyle VPN kullanmayanlar için kapalı olan Vikipedi kaynaklarına göre ise kurum, kuruluş ve işletmelerin olası bir kriz karşısında nasıl davranacaklarını, neyi göze alıp neyi almayacaklarını, krizi nasıl aşabileceklerini, bir kriz olduğunda kimlerin neler yapacağını gösteren birbirinden farklı kriz senaryolarının krizler ortaya çıkmadan önce hazırlanarak bu konuda görevlendirilenlerle son tüketicilere anlatılması, onların bu amaçla eğitilmesi gerekiyor.

Konumuz olan “kriz” ve “kriz planları“nı büyük kentlere içmesuyu sağlayan işletmeler düzeyinde ele aldığımızda ise, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarıyla dağıtım şebekesinin kuraklık, deprem, sel, yangın gibi doğal yıkımlarla özelleştirme, terör, sabotaj ve savaş gibi özel durumlarda halka verilen suyun azalması, kirlenmesi ya da dağıtılamaması gibi durumların yaşanabileceğini önceden bilmemiz ve buna göre planlar yapmamız gerekiyor.  

Örneğin, 1995-96 yıllarında York Shire, 1998 yılında Sydney kentlerinin yaşadığı kuraklıklarda olduğu gibi suyun yönetiminden sorumlu olan otoritenin depolama, arıtma, dağıtım, izleme ve iletişim gibi alanlarda tüm olasılıkları dikkate alarak hangi risklerin hangi önlemlerle nasıl karşılanacağını, karşılanamayan risklerle ilgili zararların nasıl telafi edileceğini gösteren, Dünya Sağlık (WHO) Örgütü tarafından İçmesuyu Güvenlik Planı olarak tanımlanan kriz planlarını bu konularla görevli merkezi yönetim birimleriyle işbirliği ve eşgüdüm içinde önceden hazırlaması, yaşanan olumlu ya da olumsuz deneyimlerden elde edilen geri bildirimleri kullanarak bu planları devamlı güncellemesi, bu konuda görev alacak personeli belirleyerek eğitmesi ve zaman zaman yapılacak tatbikatlarla bu önlemlerin geçerliliğini test etmesi ve halkı da sürekli bilgilendirmesi gerekmektedir. 

İzmir kent bütünündeki içmesuyunu temin edip dağıtmak görevi, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü’ne, kısa adıyla İZSU’ya ait olduğuna göre İZSU’nun bu durumlarda, örneğin bu kesintinin 10 gün ya da daha fazla süreyle devam etmesi durumunda ellerinde önceden hazırlanmış bir kriz planı var mıdır ve bu plan çerçevesinde temiz içmesuyunun belirtilen süre içinde halka nasıl dağıtılacağı İzmirliler tarafından bilinmekte midir? Bu son olayda gördüğümüz gibi kullanma suyunun tankerlerle halka dağıtılması dışında başka bir önlem, başka bir çözüm paketi düşünülüp bütün bunlar planlanmış mıdır?

Çünkü hem İzmir Büyükşehir Belediyesi hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü (İZSU) 2010 yılından bu yana hazırlanan stratejik planlar çerçevesinde stratejik yönetim anlayışına göre yönetilmektedir  

Stratejik planların hazırlanıp kabul edilmesi ve uygulanması ile ilgili mevzuat hükümlerine göre de olası krizlerde nasıl bir planın yaşama geçirileceğinin belirlenerek bir meclis kararı ile kesinleştirilmesi gerekiyor. Örneğin su kesintisinin şu kadar alanda ya da şu kadar nüfusa etkilemesi durumunda ya da suyun kaynağında kirlenmesi durumunda şunlar şunlar yapılacaktır, şu önlemler şu şekilde alınacaktır şeklinde… Bunun en iyi örneğini İzmir Metro sürücüleri için hazırlanan acil yol rehberlerinde görmek mümkündür. Sözünü ettiğimiz bu rehberlerde yazılı kurallara göre sürücüler hangi acil ve riskli durumlarda ne yapacaklarını önceden okuyup öğrenirler ve gerekli durumlarda bu önlemleri almaları kendilerinden beklenir. Hatta belirli aralıklarla girdikleri psiko-teknik test ve sınavlarla bu önlemleri uygulayabilecek dikkat, yetenek ve beceride olup olmadıkları yeniden yeniden ölçülür.

İzmir Metro örneğinde olduğu gibi, uzun süreli ya da yaygın su kesintileri durumunda belediye ve İZSU’daki personelle o hizmetten mahrum kalan halkın bu planlar kapsamında, belediyenin neler yapabilip yapamayacağını önceden bilmesi, ona göre önlem alması gerekir.

O nedenle de nasıl arızanın onarımı ile ilgili ayrıntılı bilgilendirmeler düzenli olarak yapılmışsa belirli bir süre içinde sunulamayan hizmetin karşılığında temiz içme ve kullanma suyunun hangi yöntemlerle, hangi sürede ve nasıl sağlanacağının halk tarafından da bilinmesi gerekir.

su-kesintisi_22082015133609-1

Eğer böylesi bir öngörüyle önceden bu gibi durumlar için herhangi bir plan ya da program yapılmamışsa, personele bu konuda bilgi ve eğitim verilmemişse ve halk da sayın Gönül Soyoğul gibi musluğunun başında bekleyip feryat ediyorsa, o halde hazırlanan stratejik plan nasıl bir plandır, uygulandığı söylenen stratejik yönetim anlayışı nasıl bir stratejik yönetim anlayışıdır?

Yazımın sonunu da, şimdi şu an itibariyle suya kavuşmuş olan sayın Gönül Soyoğul‘a geçmiş olsun diyerek ve aynı şeyin yeniden hem onun hem de bizlerin başına gelmemesi için dua ederek bitirmek isterim… 

Tabii ki kafamdaki o soruyu ilk görüşmesinde sayın Kocaoğlu’na sorması dileğiyle…


Yararlanılan Kaynaklar

* Water Plan Manual: Step-by-Step Risk Management for Drinking-water Suppliers, World Health Organisation (WHO) & International Water Association (IWA), 2009.

* Onuncu Kalkınma Planı 2014-2018 Su Yönetimi ve Güvenliği Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Kalkınma Bakanlığı, Ankara, 2014. 

* Orhon, D.; Sözen, S.; Üstün, B.; Görgün, E.; Karahan-Gül, Ö.; Su Yönetimi ve Sürdürülebilir Kalkınma Ön Raporu, 2002, İstanbul.

* Yayan, Cahit; İçme Suyu Güvenliği Planlarına İlişkin Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2015.

 

Elimizdekini korumak…

Dün, Dünya Su Günüydü. O nedenle çevremizdeki su ile ilgili birçok etkinliğe katıldık; üstüne üstlük İZSU /İzmir Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü tarafından yapılacak Bostanlı Barajı’nda kullanılacak kum, çakıl, kil ve kireçtaşı kayanın temini için Karşıyaka, Menemen ve Aliağa ilçelerinde açılacak yeni malzeme ocaklarına izin veren İzmir Valiliği’nin “ÇED onayına gerek yoktur” kararını iptal ettirmek için sevgili arkadaşım Göker Yarkın Yaraşlı ile birlikte avukatlarımıza vekalet verdik. Böylelikle Dünya Su Gününe yaraşır bir şey yaparak günümüze anlam kazandırmaya çalıştık.

Uzun yıllardır yapılacağı söylenen; ancak bir türlü yapılamayan Bostanlı Barajı ile ilgili nihai proje tanıtım dosyasını inceleyip buradan edindiğimiz bilgiler üzerinden dava dilekçemizi hazırlarken haliyle İZSU’nun temel belgelerine, özellikle de İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün (İZSU) 2015-2019 Dönemi Stratejik Planı ile yıllar itibariyle yayınladığı faaliyet raporlarına baktık. Çünkü bu belgeler İZSU’nun hazırladığı ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin kabul ettiği, kendilerini bağlayan geçerli, resmi belgelerdi.

İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 2015-2019 Dönemi Stratejik Planına göre revize planlama raporları ve uygulama projesi hazırlanan Bostanlı Barajı içme, kullanma suyu temin ve taşkın amaçlı olarak düşünülmüştü. Kil çekirdekli kaya dolgu baraj tipi olarak belirlenen tesis 2,51 milyon m³ içme suyunu temin etmeyi amaçlamaktaydı.¹

Bu plan belgesinde asıl ilgimizi çeken konu ise barajlardaki ve içmesuyu tesisindeki su kayıplarıyla ilgili olan bilgilerdi. Planın “Su Kayıpları Yönetimi” bölümünde aynen şunlar yazılıydı:

“Dünyada, su kayıp oranları ülkelere göre farklılıklar göstermektedir. Örneğin İngiltere genelinde % 24, Almanya’da ise %12, İsveç’te % 25 iken Meksika % 40 civarındadır. Dünya ortalaması ise % 50 civarındadır. Ülkemizde ise illere göre su kayıp oranları farklılıklar göstermekte olup, su kayıplarını önlemeye yönelik çalışmalar yaygınlaşmaktadır 

Kurum Analizi’nde ifade edildiği gibi su kayıp çalışmalarının başladığı yıllarda su kayıp oranı %62’lerdeyken 2014 yılı Haziran ayı sonu itibariyle %32,39’a inmiştir. İZSU su kayıp oranını azaltma çalışmalarına önem vermekte ve bununla ilgili birçok çalışma yürütmektedir. İzmir’de 2000 yılında yaklaşık 2,2 milyon nüfus yaşarken kente verilen toplam yıllık su miktarı 237 milyon m³ idi. Aradan geçen 13 yılda (2013’te) nüfus yaklaşık 4 milyon olmuş ancak kente verilen toplam yıllık su 184 milyon m³’e düşmüştür. Bu da İZSU tarafından su kayıpları ile ilgili yapılan çalışmaların olumlu katkısını göstermektedir.”²

water-13

Bu bilgi çok önemli bir bilgiydi. Çünkü İzmir’de su kayıp oranı yıllar içinde 1998’deki % 61,58 düzeyinden 2014 yılının ilk altı ayında % 32,39 düzeyine düşürülmekle birlikte bunun İzmir’e verilen su miktarı itibariyle boyutu 61.058.822 metreküpü buluyordu. Bu da 24 adet Bostanlı Barajı yapmaya eşdeğer bir büyüklüğü ifade ediyordu.

Başka bir anlatımla, bu durum bize İZSU acaba yeni Bostanlı, Değirmendere, Alionbaşı gibi ömrü kısa küçük barajlar yaparak çevreyi tahrip etmek yerine; sahip olduğu suyu hiçbir kayba uğramaksızın çeşmelerden akması için içme suyu şebekesinde yeni yatırımlar mı yapmalı noktasına getiriyordu.

Çünkü aynı planın “Yer Üstü Suları” bölümünde, bizim bu yargımızı güçlendiren başka bir bilgi daha yer alıyordu. Bu yeni bilgiye göre Tahtalı Barajı gibi su yüzeyi geniş barajlarda havanın sıcaklığı nedeniyle buharlaşma oranı yıllık ölçülerde % 50-55’lere kadar varıyor, böylelikle baraj suyunun neredeyse yarısını daha şebekeye vermeden kaybediyorduk:

Ülkemizde çok büyük masraf ve zahmetle barajlara getirilen suyun çok önemli bir ksımı buharlaşmaktadır. Toplam yıllık yağışın % 55’inden yararlanamamaktayız. Bu bağlamda geniş yüzey alanına sahip sığ barajlar inşa etmek yerine daha derin, küçük yüzey alanına sahip barajlar inşa edilmelidir. Yüzey alanında % 50’ye varan bir azalma buharlaşmada % 50’ye varan azalma sağlamaktadır. Maalesef her zaman arazi şartları baraj şevlerinin daha dik inşa edilmesine uygun olmamaktadır. Ölçemediğimiz şeyi yönetemeyeceğimizden dolayı başta baraj gölleri olmak üzere ülkemizdeki açık su yüzeylerinden buharlaşmayı kontrol edebilmemiz için öncelikle göllerin üzerine bir şamandıra koyup gölü etkileyen güneş enerjisi, su sıcaklığı, doyma açığı, rüzgar hızını yıl boyunca ölçüp değerlendirebilmemiz gerekmektedir.³

Şimdi bu % 32,39 oranındaki şebeke su kaybına daha şebekeye verilemeden barajlarda kaybedilen % 50-55 oranlarındaki kaybı da eklediğimizde, karşımıza muazzam büyüklükte bir doğal zenginliğin insan eliyle yönetilemediği için yok edilmesi gerçeği çıkacaktır.

Bu anlamda kentlere verilen suyun barajlardaki ve su şebekesindeki büyük oranlı kayıpları ülkemiz ve dünyamız açısından büyük bir sorundur.

Araştırmamızın daha sonraki aşamalarında gördük ki, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü su kaynaklarının kaybı konusunda özel çalışmalar yaptığını, 2013 yılından bu yana her sene Altyapı ve Kazısız Teknolojiler Derneği (AKATED) ile birlikte Su Kayıp ve Kaçakları Türkiye Forumu‘nu düzenlediklerini, İZSU’nun genel müdür düzeyinde katıldığı bu forumların üçüncüsünün 25-26 Mayıs 2017 tarihlerinde Ankara’da yapılacağını öğrendik.

Bu forumlarda sunulan bildirilerle Avrupa Çevre Ajansı‘nın, Orman ve Su İşleri Bakanlığı‘nın ve TÜİK‘in resmi verilerine; ayrıca, bu konularda yazılan bilimsel yayınlara baktığımızda ise daha da ilginç verilerle karşılaştık.

Öncelikle İZSU Stratejik Planı’nın yurt dışındaki kayıp oranları ile ilgili bilgilerinin eksik, yanlış ya da güncel olmadığını;  örneğin Almanya’daki su kayıp oranının % 5, Osaka’da % 7, Danimarka’da % 10, Finlandiya’da % 15, İsveç’te % 17, İspanya ve İngiltere’de % 22, Fransa ve İtalya’da % 30, Romanya’da % 31, İrlanda’da % 34, Macaristan’da % 35, Çek Cumhuriyeti’nde % 35, Bulgaristan’da % 50 olduğunu öğrendik.

İşin asıl ilginci, su kaybı açısından İzmir’in 1998 yılından bu yana ciddi bir ilerleme kaydetmekle birlikte, durumunun hiç de iyi olmadığını, ülkemizdeki kentler itibariyle daha az su kaybı yaşayan kentlerin olduğunu ve bu kentlerin İzmir’in önünde olduğunu öğrendik. Örneğin su idarelerinin 2013 yılında Orman ve Su İşleri Bakanlığı‘na verdikleri resmi bilgilere göre BUSKİ / Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü‘nün % 23,7, İSKİ / İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü‘nün de % 25,08 oranındaki su kaybı ile İzmir’in önünde olduğunu, Türkiye’de su kaybı açısından İzmir’den daha iyi durumda olan Kocaeli, Adana, Gaziantep, Konya, Antalya, Diyarbakır, İçel ve Kayseri gibi birçok büyükşehir belediyesinin mevcudiyetini belirledik.

Bu belirleme sonrasında da oturup küçük bir hesap yaptık: Bugün şayet İzmir’deki % 32,39 olan su kayıp oranını Bursa’da olduğu gibi % 23,7 oranına çekmiş olsak, elimizdeki son 2013 yılı verilerine göre 16.381.651 metreküp su tasarrufumuz olur ki; bu rakamın, İZSU’nun yatırım planında bulunan yeni barajların (Değirmendere, Bostanlı, Alionbaşı, Çamlı) sağlayacağı su ihtiyacının çok üstünde olduğu, bu nedenle bu barajların yapımına gerek kalmayacağı görülür.

Water-PNG

Bu durumda İZSU’nun önündeki en önemli tartışma ve tercih konularından biri, bizce daha baraj gölündeyken % 50-55’ini, ardından da su şebekesine verildikten sonra % 32,39’unu kaybedeceğimiz suyu verecek; ama bu arada çevreyi tahrip edecek yeni yeni barajlar mı yapmak; yoksa 10’larca, 20’lerce küçük baraj kapasitesine eşdeğer suyu kaybettiğimiz mevcut sistemi yenileyip mükemmelleştirmek mi olmalıdır sorusuna yanıt arayıp elimizdeki suyu korumak doğrultusunda yeni politika ve stratejiler geliştirmek olmalıdır.


¹ İZSU İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Stratejik Planı 2015-2019, s.66

² A.g.p. s.76

³ A.g.p. s.75

⁴ European Environment Agency (EEA), 2003a. EEA Indicator Fact Sheet: Water use efficiency (in cities): leakage.  http://themes.eea.eu.int/Specific_media/water/ indicators/WQ06,2003.1001)