Unutkanlığın bir soygun nedenine dönüşmesi…

Ali Rıza Avcan

18 Şubat 2018 tarihinden bu yana Aliağa-Selçuk güzergahında çalışan İZBAN hattında uygulanan “Artı Para Sistemi” içerdiği haksızlıklar nedeniyle İzmir kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.

Artı Para Sistemi” adıyla anılan bu sistem,

 Sosyo-ekonomik açıdan birbirinden farklı düzeylerde olan kentin değişik bölge, ilçe, semt ve mahalleleri arasındaki eşitsizlikleri dikkate almayışı; bu nedenle sosyal belediyecilik anlayışından uzak olması,

• Dar gelirli emeklilerle yoksulların, öğrencilerin ve uzun mesafeler arasında işe gitmek zorunda olan işçi ve emekçilerin ekonomik sıkıntılarını zorlaştırması,

 25 kilometreyi aşan mesafelerde % 270’e ulaşan bir zammı içermesi,

 Kullanılan kartlarda en az 10,60 liralık bir bakiyenin mevcudiyetinin aranması, aksi takdirde yolcunun ulaşım hakkından yararlanamaması,

• Karttaki en az bakiye miktarının yükseltilmesi nedeniyle belediyenin ve dolayısıyla İzmirim Kart uygulayıcısı Kartek şirketinin haksız kazanç elde ediyor olması,

 Yolcuların bloke edilen paralarının çözülmesi için ek bir çaba ve zaman gerektirmesi,

 Arkadaşlar ya da aile üyeleri arasında kartın birden fazla kullanılması suretiyle ortaya çıkan dayanışma ilişkilerini bozması,

 Sistemin katılımcı bir süreç izlenmeden ve halkın görüşü alınmadan, adeta bir emr-i vaki olarak uygulamaya konulması

gerekçeleriyle yoğun eleştirilere konu oluyor.

İZBAN-4-2-691x967

Bugün bizim gündeme getireceğimiz diğer bir eleştiri konusu ise, insani bir durum olan unutma hali nedeniyle belediyenin nasıl haksız bir kazanca sahip olmak istediğiyle ilgili olacak.

İZBAN istasyonlarında dağıtılan ve İZBAN’a ait http://www.izban.com.tr isimli İnternet sayfasında konulan turuncu, bej ve beyaz renklerle tasarlanmış “Artı Para Sistemi” başlıklı el ilanında bize yöneltilen soruların arasında şöyle bir soru var:

Bakiye blokajımı kaldırmazsam ne olur?

Bu soruya verilen yanıt ise kelimesi kelimesine aynen şöyle:

İlk binişinizi takiben 3 SAAT içerisinde blokajı kaldırmadığınız takdirde, sonrasında, herhangi bir blokaj kaldırma işlemi yapılmaz

Evet, siz İZBAN’dan indikten sonra unutmanız ya da blokajı yine aynı istasyondan daha sonra çözerim dediğinizde, karşınıza İZBAN’a indiğiniz anda başlayan 3 saatlik bir işlem süresi çıkartılıyor. 

Örneğin sabah saat 08.01’de Aliağa istasyonundan İZBAN’a binip, web sayfasında yazılı normal yolculuk süresine göre sabah saat 09.03’de Alsancak istasyonuna vardığınızda, size tanınan 3 saatlik süreden 1 saat 2 dakikalık yolculuk süresini düşerek bulacağınız 1 saat 58 dakikalık sürede blokajı çözme işlemini aynı istasyonda yapmanız ve -tabii ki- bunu unutmamamız koşuluyla…

Resim1Resim2

Evet, kartınıza konulan blokajı İZBAN’a bindiğiniz anda başlayan 3 saatlik süre içinde herhangi bir nedenle; örneğin blokajı çözmeyi unuttuğunuz takdirde geri almanız gereken tutar belediyeye gelir yazılıyor. 

Bu şekilde yolcuların unutup gitmesi nedeniyle çözemediği paralara 3 saatten daha az bir zamanda el konulup İZBAN geliri olarak kabul edilmesi insani ve ticari ahlaka, insafa ve sosyal adalete; kısacası insan olmakla ilgili her türlü değer, ilke ve inanca aykırı bir eylem olmakla birlikte; ayrıca, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sebebsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri” başlığını taşıyan 3. ayırımındaki 77 . madde ile izleyen madde hükümleri uyarınca sebebsiz zenginleşmeden doğan soygun niteliğindeki bir suçun haksız kazancıdır.

Bankalardaki hesaplarda unutulan paraların ya belediye toplu ulaşım araçlarında unutulan kayıp eşyaların bile daha uzun süreler içinde iade edildiği günümüz koşullarında, unutulması nedeniyle çözülmeyen bloke paranın bu şekilde gasp edilmesi, aslında kendi hemşehrisine güvenmeyen, onun cebindeki paraya göz koyan fırsatçı bir belediye yönetiminin en son icraatı olarak kabul edilmelidir. 

pickpocket

Oysa aklı başında olan, hemşehrisinin cebindeki paraya göz koyup onu gasp etmek yerine onun üreyip çoğalması için çabalayan bir belediye yönetiminin yapması gereken tek şey, bloke edilen bu paranın her zaman ve koşulda, örneğin ilk İZBAN yolculuğunda tahsil edilecek yolculuk bedeli olarak mahsup edilmesi olabilirdi.

Ama tabii ki bütün bu akılcı çözümlerin aslında hemşehrisinin iyiliğini isteyen bir belediye yönetiminin yapacağı bir iş olduğunu bilerek… 

Kent Konseyleri – Dünyadaki Görünümü ve Türkiye Analizi

Kitap Adı: Kent Konseyleri, Dünyadaki Görünümü ve Türkiye Analizi

Kitabın Yazarı: Yrd. Doç. Dr. Halim Emre Zeren

Yayınevi: Ekin Basım Yayın Dağıtım

Baskı Tarihi ve Yeri: Ekim 2017, Bursa

Sayfa Sayısı: 89


Yazar Hakkında: 1982 yılında Tokat’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Tokat’ta tamamladı. Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden 2004 yılında mezun oldu. 2007 yılında Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi ABD’ndan “Yerel Yönetimlerde Halk Katılımı: Tokat İl Merkezinde Bir Uygulama” adlı çalışmasıyla yüksek lisans derecesi almaya hak kazandı. Aynı yıl doktora eğitimine başladı ve 2011 yılında “Marka Kent Oluşturma Bağlamında Stratejik Kent Yönetimi: Karaman Kenti İçin Model Önerisi” adlı çalışmasıyla İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi ABD’ndan ‘bilim doktoru‘ unvanı aldı. 2009 yılında Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlayan Zeren, 2012 yılından itibaren Adnan Menderes Üniversitesi Söke İşletme Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde Yrd. Doç. Dr. unvanıyla çalışmalarını sürdürmektedir.


Giriş’ten…

Bu çalışma, kent konseylerinin, dünyanın özellikle demokratik seviyesi yüksek olan ülkelerinde ne gözle görüldüğünü ortaya koyarak, durumun Türkiye ile kıyaslanması imkânı vermesi amacıyla hazırlanmış. Öte yandan Türkiye’deki kent konseyleri; kent nüfusları, bölgesel gelişmişlik seviyeleri, etkin olmaları ve faaliyetleri yönünden değerlendirilerek derinlemesine analiz edilmiş.

1. Kent Konseyleri Sürecinin Hazırlık Aşamaları

2. Kent Konseyleri Sürecinde Önemli Adımlar

2.1. BM Brezilya Zirvesi (Rio Konferansı)

2.2. Gündem 21

2.3. Yerel Gündem 21

2.4. Habitat II Ziirvesi

3. Yerel Gündem 21 Ve Kamu Katılımı

4. Dünyada Kent Konseyi Uygulamaları

4.1. ABD Kamu Yönetimi Yapısında Kent Konseyleri

4.2. İngiltere Kamu Yönetimi Yapısında Kent Konseyleri

4.3. Avrupa Birliği’nde Kent Konseyleri

4.4. Kanada Kamu Yönetiminde Kent Konseyleri

5. Türkiyede Kent Konseylerinin Oluşumu Ve Mevcut  Durumları

5.1. Kent Konseyleri Nasıl Gündeme Geldi?

5.2. Kent Konseylerinin Türkiye’deki Hukuki Yapısı

6. Türkiye’deki Kent Konseylerine İlişkin Nitel Bir Analiz

6.1. Türkiye’de Kent Konseylerinin Nüfusa Göre Dağılımı

6.2. Türkiye’de Kent Konseylerinin Bölgelere Göre Dağılımı

6.3. Türkiye’de Kent Konseylerinin İnternet ve Sosyal Medya Kullanımı

6.4. Türkiye’de Kent Konseylerinin Meclislerinin ve Çalışma Gruplarının Durumu

6.5. Türkiye’de Kent Konseylerinin Faaliyetleri

6.6. Türkiye’de Kent Konseylerinin Haritadaki Görünümü

Genel Değerlendirme ve Sonuç

Kaynakça

Yazarın Özgeçmişi


Kitabın Eleştirisi

Yrd. Doç. Dr. Halim Emre Zeren‘in “Kent Konseyleri, Dünyadaki Görünümü ve Türkiye Analizi” isimli kitabı, ülkemizdeki ve dünyadaki kent konseyleri uygulaması konusunda yeni bilgiler edinme düşüncesiyle İnternetten büyük umutlarla satın aldığım bir kitaptı.

Ama hiç de ummadığım şekilde, beklentilerime cevap vermeyen bir yayınla karşı karşıya kaldım.

Çünkü İnternetten alışveriş yaparken inceleyebildiğim kadarıyla Türkiye’deki kent konseylerine ilişkin nitel bir analizin yapıldığına ilişkin bilgilere rastlamıştım.

Böylesi bir araştırmanın peşinde olmamın nedeni de, 2-3 yıl önce ülkemizdeki kent konseylerinin sayısı, özellikleri ve çalışmaları konusunda bir araştırma yapmaya kalkıp bu bilgileri, “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Teşviki ve Geliştirilmesi” başlıklı projenin destekçilerinden biri olan İçişleri Bakanlığı’ Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü‘nden istediğimde bakanlığın elinde böyle bir bilgi olmadığını anlamış ve ülke düzeyindeki kent konseyleri hakkında yapılacak yeni araştırmaların yolunu gözler hale gelmiştim.

Evet bu anlamda, siparişini verdiğim bu yayın, ülkemizdeki kent konseyleriyle ilgili bilgileri, projenin destekçileri olan İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü‘nden ya da Uluslararası Kalkınma Teşkilatı Türkiye Ofisi‘nden (UNDP) alınmış bilgileri ya da yayın sahibinin kent konseyleri düzleminde yaptığı ciddi bir saha araştırması ile derlediği verileri barındırıyor olabilir; ben de böylelikle uzun zamandır aradığım bilgilere ulaşmış olabilirdim.

İşte o nedenle ve büyük bir heyecanla bu kitabı satın alarak; hatta kent konseyleri alanında çalışan deneyimli arkadaşlarıma böylesi bir kitabın varlığından söz ederek sipariş ettiğim bu kitabın elime ulaşmasını sabırsızlıkla beklemeye başlamıştım.

Kitap elime ulaştığımda ise büyük ölçüde yanıldığımı anladım.

Çünkü, ülke genelini kapsadığı söylenen kent konseyleri nitel analizi, sadece il ve ilçe belediyelerindeki kent konseylerini kapsayacak şekilde İnternetteki web sayfaları ve Google’daki haberlerle Facebook ve Twitter’daki kent konseyi hesaplarının taranması suretiyle yapılmış ve bu tarama sonucunda ortaya çıkan toplam 970 adet kent konseyinin hangi kent konseyleri olduğunu gösteren bir liste kitaba eklenmediği gibi bu tespitlerin hangi tarihlerde hangi linkler üzerinden yapıldığını gösteren bilgiler, kitabın kaynaklar bölümünde ayrıntılı bir şekilde belirtilmemişti.

Üstüne üstlük Google, Facebook ve Twitter üzerinden yapılan bu tespitler sonucunda hangi kent konseyleriyle bu konseylere bağlı kadın ve gençlik meclislerinin ve çalışma gruplarının aktif olarak çalıştıkları, o kent konseylerinin İnternette yaptıkları paylaşımlar dikkate alınarak “belirlenmişti“. 

Bu çalışma “Nitel analiz” olarak adlandırılmakla birlikte, bu haliyle bilip uyguladığımız hiçbir bilimsel nitel araştırma yöntemine uygun olmadığı gibi; bilimsel araştırmaların kalitesini ortaya koyan “güvenilirlik“, “geçerlilik” ve “anlamlılık” gibi kriterler açısından oldukça yetersiz düzeydeydi.

Ayrıca araştırmacının kitabın başından sonuna kadar okunan anlatımından, herhangi bir kent konseyi düzleminde yeterli pratik bilgisine sahip olmadığı da anlaşılmaktaydı.

Daha kısa bir anlatımla ifade etmeye kalkarsak, karşımızdaki nitel analiz, nitel araştırma yöntemlerinde olması gereken hiçbir özelliğe sahip olmadığı için bu çalışma sonucunda yapılan değerlendirme ve yorumların da, yapılan analizin gerçeği yansıtmaması nedeniyle gerçeklikle hiçbir bağlantısı yoktu.

9786053275640_1_o

Bilimsel araştırma niteliklerini taşımayan böylesi bir çalışmanın, yüksek lisans ve doktora derecesi almış; üstüne üstlük akademik düzeyde yardımcı doçent unvanını kazanmış bir akademisyen tarafından yapılmış olması da üniversitelerimizdeki bilimsel araştırma düzeyinin nerelerde olduğunu göstermesi açısından oldukça önemli bir göstergedir.

“Bu daha başlangıç, mücadeleye devam…”

Ali Rıza Avcan

Aliağa-Selçuk güzergahında İZBAN adı verilen hızlandırılmış banliyö trenini kullanan İzmirliler, son günlerde ilk durakla son durak arasındaki ulaşım ücretine uygulanan % 270 oranındaki zamla birlikte uygulamaya konulan “Artı Para Sistemi” nedeniyle  büyük sorunlar yaşıyorlar.

Yolculuğun başında bloke edilen 10,60 liradan arta kalan bakiyenin, varılan istasyonda çözülüp geri ödenmesinden kaynaklanan zorluğun yanında, uzun mesafelerde yolculuk edenlerin ücretlerine yapılan büyük oranındaki gizli zammın her gün işine gidip gelmek zorunda olan geniş işçi ve emekçi kesimlerle yoksulları , emeklileri ve dar gelirlileri, öğrenci ve engellileri maddi yönden oldukça zorlayacağı anlaşılıyor.

Kent içi yolculuklarda çoğunlukla İZBAN’ı kullanan biri olarak ben de bu sorunu fazlasıyla yaşıyor ve bunun aşılması için mücadele edenleri destekliyor, bu amaçla imzalar veriyor ve her ortamda bu sorunu gündeme getirip çözüm bulunması için çabalıyorum.

Tabii ki bütün bunları yaparken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve diğer belediye yöneticileriyle uygulamaya konulan Artı Para Sistemini taraftarlık ruhuyla savunmaya çalışanlarla da karşılaşıyorum. 

Bu şekilde davrananların bir kısmı, işin içine İZBAN’ın diğer ortağı olan Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü’nü (TCDD), dolayısıyla hükümet olduğunu iddia ederek bizim asıl onlarla mücadele etmemiz gerektiği konusunda akıl veriyorlar. 

Oysa bilmiyorlar ki, bu sistemi kabul edip uygulamaya koyan TCDD ya da hükümet değil; bizatihi İzmirim Kart uygulamasının sahibi olan İzmir Büyükşehir Belediyesi. Nitekim bu sisteme yönelik eleştirilerin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından bizzat cevaplanıyor olması da bunun en somut kanıtı.

Diğer bir grup fanatik taraftar ise, değişen ulaşım ücretlerini görmezlikten gelerek, hatta bu ücretlerle ilgili yanıltıcı bilgiler vererek; örneğin kısa mesafelerdeki yolculuk bedellerinin 90 dakika uygulamasıyla azaldığını, uzun mesafelerdeki yolculuklar için de daha fazla ücret ödemenin adil bir şey olduğunu ifade etmeye çalışıyorlar.

Oysa, İZBAN’a ait http://www.izban.com.tr isimli İnternet sayfasını açıp oradaki “Fiyat Tarifesi” bölümüne baksalar, her bir istasyon itibariyle ödenecek doğru rakamları görüp iddialarından vazgeçmek zorunda kalacaklar.

Azınlıkta kalmakla birlikte bugüne kadar İZBAN’a binmemiş, işine gücüne kendi özel aracıyla gidip gelen, çoğu kez bardağın dolu yanını görerek keyfini bozmak istemeyen küçük bir mutlu azınlık ise her zaman yaptıkları gibi belediye başkanını savunarak bu uygulamanın doğru olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.

Onlara da arabalarını bulabildikleri bir otoparka, o da olmazsa bir kaldırımı işgal edip sıradan bir İZBAN yolcusu gibi çıplak gerçeğe tanık olmalarını öneriyorum.

Bütün bu yanıltıcı bilgi ve propagandaya karşı mücadele verilirken bu uygulamayı savunanlar arasından hiç bir kimse de çıkıp, kent içi toplu  ulaşımın kent hakkının doğal bir sonucu olarak temel bir insan hakkı olduğunu, belediyelerin ulaşım hizmetlerini kamu hizmeti olarak yaptıklarını, bu hizmet karşılığında zarar etmiş olsalar bile ücretlerin halkın ödeyebileceği düzeyde tutulması gerektiğini, bu konuya sadece kar ya da zarar kaygısıyla yaklaşılamayacağını; hatta bu tür hizmetlerin asıl olarak ücretsiz olması gerektiğini hatırlamıyor, daha doğrusu hatırlatmak bile istemiyor. 

Hele ki, bugüne kadar başka belediyelere örnek olacak düzeyde sosyal belediyecilik yaptığını iddia eden bir belediyenin yönetimde olduğu bir kentte…

20180219_2_28785022_30901350_Web

Bu arada henüz geniş halk kesimleri tarafından bilinmeyen ya da fark edilmeyen bir konuyu da bu vesile ile gündeme getirip, bugün İZBAN için geçerli olan kademeli ücret sisteminin gelecek günlerde sadece İZBAN’la sınırlı kalmayacağını, yarın öbür gün lastik tekerlekli ulaşım sistemleri için de; daha doğrusu belediye otobüsleri için de gündeme getirileceğini; böylelikle kısa bir süre sonra kentteki tüm toplu ulaşım araçlarında kademeli bir ücretlendirme sisteminin uygulanacağının müjdesini vermemiz gerekiyor.

Çünkü güncelleme işlemi henüz bitirilmiş olan İzmir Ulaşım Ana Planı‘na göre İzmir, aşağıdaki haritada da görüldüğü gibi önümüzdeki yıllarda merkez kentten başlayıp çevre kente doğru genişleyen dört ayrı bölgeye ayrılarak bu bölgeler içindeki toplu ulaşım ücretleri, içte kalan bölgelerden dışta kalan bölgelere doğru artarak yeniden düzenlenecek; böylelikle kent merkezinden uzak ilçelerde yaşayanların merkeze ulaşımları daha da zorlaşacak.

032

O nedenle, bugün sadece İZBAN’la başlayan bu sorunun gelecekte kentteki tüm toplu ulaşım sistemini saracağını bilerek; “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” demenin daha doğru olduğunu düşünüyor ve tüm İzmirlileri, kent içi ulaşım hizmetlerinin daha da zorlaşıp pahalı hale geleceği gelecek günler adına mücadeleye davet ediyorum.

Yunan Dosyası: Constantine Manos fotoğraflarına Ali Cengizkan şiirleri…

“Yunan Dosyası şiirlerinin uzun bir serüveni var. Constantine Manos’un “A Greek Portfolio” albümündeki fotoğrafları şiirleştirmeye karar verdiğimde yıl 1979’du. Fotoğraf ve şiirleri, müzik eşliğinde bir dia göstermeyi düşünüyordum. Çoğunluğu Yunan adalarında çekilen bu fotoğraflar Türk halkının kültürüne çok yakın bir kültürü yansıtıyordu; böylece şiirler, yorumlarıyla, evrensel olabilme olanağını kazanıyorlardı.

Bu çalışma, sanatların birleşik kullanılması yönünde, bir yaşama sanatının kurulması doğrultusundaki girişimin bir parçası olarak yorumlanmalı.”

                                                                                                                         Ali Cengizkan

01
Girit, Sfakia 1964, “Çoban

Başkaları su gibi aktı denize

Araya dağlar girdi, ağardı saçlar,

Dut dalı baston işe yaramasa da

Kayalıkta çınlayan suyun sesi var.

02
Yunanistan, Mani 1964, “Denizdeki çocuk

Gözün yaşlı değil, sular durgun.

Sular durgun ve orda bir kayık var.

Büyüdüğümüzde alışkın olalım diye.

Küçükken bizim de başımızı kazıdılar.

03
Yunanistan, Karpathos 1964, “Balıkçı kayığı Denizler Kurdu

Sessiz ve derin kumsalda hazırlanır

Taşların üstünde geçmişin birikimi.

Göz nuru, alın teri, bir şişe şarap

Ve işte bir kayık: Denizler Kurdu.

07
Yunanistan, Pelopennesus 1964, “Buğdayın temizlenmesi

 

İşte kumsalda duruyorum, solumda deniz

Arkamda dağıyla, eviyle, incir ağacıyla

Önümde toplanan buğday, emeğiyle, gücüyle

İşte dünya, diye düşünmüştür eşek

10
Yunanistan, Girit Elounta 1964, “Kare içinde oynamak

İkisi anlaşmış, ikisi anlaşmak üzere

Bir ağaç yığınıdır köy uzakta,

Bir yürek kabartısı, dünya havada:

Ufaklık topu yakalayacak mı acaba?

11
Yunanistan, Karpathos, Olympos 1964, “Çatıda seksek

Toprak onun için ekilir, fabrika onun için

Taşlar onun için yontulur, evler onun için

Kızlar onun için sevilir, erkekler onun için var

Çocuklar bu dünyada seksek oynasınlar.

15
Skyros, 1967, “Büyükanne ve torunu

Bazen beyaz bir çizgidir yaşam

On yılları andırır kesikli uzanışı,

Ama kireç badanalı taş duvar üstünde

Ninem oturuyor işte, umut dolu bakışı.

17

O serinlik, sadece o serinlik.

Güzelliğin, doğruluğun, iyiliğin serinliği.

Kardeşliğin, candaşlığın, yoldaşlığın serinliği.

0 serinlik, sadece o serinlik.

MAC64009W00003/41
Yunanistan, Girit, Gerolimena 1964, “Kahvenin sahibi

Masaları temiz tutmalı, parlatmalı

Üstünde çiçekten bir saksı

Elinde parmaktan bir sigara

Masayı daraltmak, kahveyi genişletmeli, saçı ağartmak.

34
Yunanistan, Karpathos 1964, “Balıkçı kayığını çekmek

Sekizbuçuk kişiydiler: Sekiz yürek, onaltı el

Onaltı göz, sekiz dudak, dört sevdalı

Omuz veriyorlardı “Medar-ı Maişet Motoru”na.

Buçuğuncu, elinde deniz kestanesi tutan çocuk.

37
Yunanistan, Trikeri 1964, “Balıkçı ve ailesi

Kim besleyebilir insanı böyle

Elleriyle konuşan bir baba,

Ayaklarıyla anlayan bir anne

Ve gözleriyle gülen çocuktan başka?

 

Yaya Hakları Bildirgesi*

Biz yayalar, kent nüfusunun büyük çoğunluğunu meydana getiren ve toplumun her kesiminden gelen bir kitleyiz. Bebekler, çocuklar, çocuklular, hamileler, yaşlılar dahil, her yaştan insandan, çeşitli sakatlıkları olanlardan, herhangi bir biçimde yük taşıyanlardan oluşan bir topluluğuz.

İNSANA VE ÇEVREYE DOST ULAŞIMI

Yayalık, diğer insanlara ve çevreye hiçbir zarar vermeyen, insanın kendi sağlığına da katkıda bulunan bir ulaşım biçimidir. İnsanın kendi enerjisi dışında kaynak tüketmediği için havayı kirletmemesi, park ederek alan işgal etmemesi ve diğer yayalara zarar verme riskinin sıfır olması, çevresine dost bu ulaşım biçiminin ayırt edici nitelikleridir. Ayrıca toplumsal ilişkiyi de kolaylaştırma ve sıklaştırma olanakları sunmaktadır.

Bu esnek ve insancıl ulaşımı seçen bizler, ne yazık ki, kentlerde korumasız durumdayız ve son yıllarda, giderek daha fazla zarara uğratılmakta, köşeye kıstırılmaktayız.

YÜRÜMÜYORUZ SÜZÜLÜYORUZ

Motorlu araç sayısının her gün hızla artması ve bu artışla oranlı gelişmeyen altyapı, bir yandan motorlu araç trafiğini kilitlenme noktasına getirirken, diğer yandan, yaya haklarına tecavüzü olağanüstü ve dayanılmaz boyutlara ulaştırdı.

Yayaların, motorlu araçlar karşısında yalnız, gasp edilmiş hakları bakımından savunmasız bırakılmaları, çok büyük bir haksızlıktır.

Bu sorunun yaratılmasında hiçbir sorumluluğumuz olmadığı halde, ortaya çıkan durumdan ötürü anında ve fiilen cezalandırılıyoruz, haklarımız kısıtlanıyor.

Kentlerin yaya kaldırımlarında, özellikle kent merkezlerinde ve akşamları mahalle içlerinde artık yürüyemiyor, araçların ve engellerin arasından adeta süzülüyoruz.

ÇÖZÜMSÜZLÜK SARMALI

Trafik kördüğümüne getirilen çözümler, hep motorlu araç trafiğini rahatlatmaya yönelik oldu. Oysa bu çözümlerin hepsi, sorunu ortadan kaldıracağına daha da çözümsüzleştiriyor.

Yapılması gereken, motorlu araç yerine alternatif ulaşım sistemlerini ele alan ve yayaları gözeten önerilerin kamuoyunda tartışılması ve gerçekleştirilmesidir.

Biz yayalar,

Bu eşitsiz ve haksız durumu neredeyse kanıksadık; yayalık haklarımızı talep etmeyi ve korumayı unuttuk.

Yaya Hakları Bildirgesi’ni

Yayalık haklarımızı hatırlamak, hatırlatmak, gündeme getirmek, savunmayı kolaylaştırmak ve genişletmek amacıyla, yurttaşların bu konudaki inisiyatiflerinin gelişimine katkıda bulunmak üzere hazırladık.

Daha adil ve eşitlikçi bir yapıda, kentsel ekolojiye olumlu katkılarımızla, yayalar olarak haklarımızı elde edeceğimize inanıyoruz.

Bu Bildirge ile,

Yaya haklarının tanımlanması, sahiplenilmesi, fiilen tanınması ve uygulanması için somut bir çerçeve ilan edilmektedir.

YAYA KALDIRIMLARI YAYALARINDIR

Bu nedenle;

* Bütün yerleşim merkezlerinde, örgün ve yaygın yaya kaldırımı ağının bulunması, en temel yaya hakkıdır.

* Bütün yerleşim alanlarında yaya kaldırımlarının yapımı zorunludur.

* Araçlar, yaya kaldırımına park edemez.

* Kaldırımlar üzerindeki bütün fiziki ve toplumsal engeller, serbest yürüyüşü aksatmayacak biçimde düzenlenir.

* Yayaların egzoz gazlarıyla zehirlenmemesi, gürültüyle rahatsız olmaması, üzerlerine çamur, toz ve benzerlerinin sıçratılmaması için önlemler alınır.

KENT MERKEZİ YAYA BÖLGELERİNİNDİR

Bu nedenle;

* Toplu taşım dışındaki araçlar, merkeze girmekten özenle kaçınır.

* Yaya bölgeleri, giderek bütün merkezi kapsayacak biçimde genişletilir.

* Yaya bölgeleri, her türlü motorlu araçtan, kesinlikle arındırılır.

* Yayalar, bu bölgeleri, kentsel etkileşim, kültürel etkinlik ve alış-veriş için özgür bir biçimde kullanırlar.

YAYA GEÇİTLERİNDE ÜSTÜNLÜK, MUTLAK OLARAK YAYALARINDIR

Bu nedenle;

* Yayaların gereksindiği kadar sık, yaya geçidi sağlanır.

* Yaya geçitleri işaretlenir ve buraları, hiçbir biçimde, araçlar tarafından işgal edilemez. Yayalar için yeşil ışık süresi, gerekli yürüme süresine göre ayarlanır.

* Zemin katı yayalarındır. Genel kural olarak, yayalar, üst ve alt geçitlere zorlanamaz.

HERKESİN, İSTEDİĞİ YERE, YAYA YOLLARINDAN GİTME HAKKI VARDIR

Bu nedenle,

* Kentlerde, motorlu trafik altyapısından tamamen ayrı, sırf yayalar için, özel yollar yapılır.

* Her çocuğun, okula, yaya yolundan güvenlik içinde gitmesi sağlanır.

* Kent yönetimi, yaya yolunu hizmet ve tesislerle donatır.

* Yaya yoluna paralel, bisiklet yolları yapılır.

* Yaya ve bisikletli ulaşımı, kitle haberleşmesi ile ve diğer özendiricilerle desteklenir.

KENT YAŞAMININ GERÇEK SAHİPLERİ YAYALARDIR

Bu nedenle;

* Yayalık, insanlar arası etkileşimi artırıp kentsel kültüre katkıda bulunduğu için, desteklenir ve özendirilir.

* Yayalar, yerel yönetimlerle birlikte, yayalık haklarını savunabilecek, şikâyetlerini iletecek bir örgütlenme geliştirir.

* Trafikle ilgili kararlar ve polisler, yayaların haklarını da gözetir ve korurlar.

* Yaya altyapısının, gece-gündüz bakımını, temiz ve aydınlık tutulmasını, onarılmasını, bitki ve ağaçlarla görsel çekiciliğinin sağlanmasını, yayaların katkılarıyla, yerel yönetimler yapar.

* Ve yayalar,

* Kaldırımlar, yaya bölgeleri, yaya yolları, yaya geçitleriyle ilgili kararların alınmasına katılmak hakkına sahiptir.

(*) Bu bildirge, 1990 yılında İnsan Hakları Derneği Çevre Komisyonu tarafından hazırlanmıştır.

Yaya 005

Belediyelerin verilen ödül, bayrak ve unvanlarla ilişkisi…

Ali Rıza Avcan

Yıllar önce, belediyelere eğitimler verip danışmanlık yapan özel bir kurum, Antalya’daki beş yıldızlı bir otelde düzenlenen törenle Konak Belediyesi’nin o tarihlerde açtığı oyun ve oyuncak müzesi için birincilik ödülü vermiş ve bu haber İzmir’deki yerel basında en üst köşelere taşınarak hem müzenin danışmanı yazar hem de o dönemin belediye başkanı övgülere boğulmuştu.

Benim tepkim ise, bu ödülü veren kuruma bir yazı yazarak ödülü hangi kriterlere göre verdiklerini ve buna karar veren jürinin kimlerden oluştuğunu sormak olmuştu.

Çünkü ödül verilmesi için önceden belirlenmiş kriterlerle bu konuda değerlendirme yapacak bir jürinin mevcut olmadığını, bu ödülün daha sonraki tarihlerde ortaya çıkacak “al gülüm-ver gülüm” ilişkileriyle ete kemiğe bürüneceğini tahmin ediyordum.

Ayrıca açılan müzenin bu ödülü hak edecek özelliklere sahip olmayı bırakın, müze olmasını sağlayacak birçok koşula sahip olmadığını biliyordum.

İlerleyen tarihlerde beni haklı çıkaran bu olay bugün geçmişte kalmış olmakla birlikte; kamu kurumları, özellikle de belediyeler düzeyinde ortaya çıkan bu danışıklı dövüşüklü ödül verme ya da alma komedisinin hiç bir değişikliğe uğramadan bugüne kadar devam ettiğini görmekteyiz.

Bu durum, -ne yazık ki- bazen sağlanan menfaatler karşılığında, bazen de ulusal ya da uluslararası kuruluşların hiçbir kritere bakmaksızın özensiz bir şekilde sağa sola ödül dağıtması şeklinde gerçekleşiyor…

ELDW 2017 Raporu_Sayfa_01

Bu durumun karşımıza çıkan en son örneği ise, yakın zamanda Karşıyaka Belediyesi’nin Avrupa Konseyi tarafından verilen “12 Yıldız Şehir” bayrağını dördüncü kez alması suretiyle gerçekleşti.

Karşıyaka Belediyesi, izleyip anlayabildiğimiz kadarıyla bu bayrağı dördüncü kez aldığı için sevinirken diğer yandan da hem Karşıyaka’nın bir Avrupa şehri olduğu, hem de kendisinin sunduğu hizmetlerle tüm Avrupa belediyelerine örnek olduğu algısını basın yoluyla güçlendirmeye çalıştı.

Oysa hepimiz, özellikle de Karşıyaka’da yaşayan bizler, yaşadığımız coğrafyanın ülkemizin en gelişmiş ilçelerinden biri olduğunu bilmekle birlikte; Avrupa standartlarında bir kent olmadığını, başta belediye yönetimi olmak üzere yaşam kalitesi açısından bir Avrupa kentinin oldukça gerisinde olduğunu biliyoruz.

Ama yine de birileri çıkıp sizin kentiniz bu yıl Avrupa’nın 12 yıldız kentinden biridir diyerek yaşadığımız gerçekleri saptırmaya ve bizi kandırmaya çalışıyor… Hem de bunu üst üste dört kez aldığı uluslararası bir bayrakla kanıtlamaya çalışarak…

Şimdi bu durumda, dönüp kendi kendimize “söylendiği gibi gerçekten bir Avrupa kenti miyiz?” ya da “Avrupa kentlerinin sahip olduğu özelliklere sahip bir ilçe miyiz?” diye sormamız gerekiyor.

İsterseniz bu durumu bir dizi gelişmişlik göstergelerine filan bakmadan, bilimsel bilgi ve verileri incelemeye kalkmadan Karşıyaka Belediyesi’ne dört kez üst üste bu bayrağı veren Avrupa Konseyi’nin 2010 yılından bu yana ülkemizdeki hangi belediyelere aynı bayrağı verdiğini araştırarak belirlemeye çalışalım.

Böylelikle, Karşıyaka Belediyesi’nin “Avrupalılık” anlamında ülkemizdeki hangi belediyelerle aynı düzeyde görüldüğünü de anlamaya çalışalım.

phpThumb_generated_thumbnailAvrupa Konseyi tarafından 2010 yılından bu yana Avrupa’daki hangi belediyelere “12 Yıldız Şehir” (12 Star City) bayrağının verildiğini gösteren European Local Democracy Week (ELDW) yıllıklarına göre bayrak almaya hak kazanan belediyelerimiz;

2010 yılında Antalya, Tarsus, Muğla ve Seferihisar belediyeleri,

2011 yılında Gaziantep, Gebze, Lüleburgaz, Muğla, Tarsus ve Büyükçekmece belediyeleri,

2012 yılında Büyükçekmece ve Lüleburgaz belediyeleri,

2013 yılında Büyükçekmece, Keçiören ve Ordu belediyeleri,

2014 yılında Büyükçekmece, Karşıyaka, Ortahisar, Sultanbeyli,

2015 yılında Antalya, Büyükçekmece, İzmir, Kadıköy, Karşıyaka ve Lüleburgaz belediyeleri,

2016 yılında Beşiktaş, Büyükçekmece, İzmit, Kadıköy, Kahramankazan, Karşıyaka, Lüleburgaz ve Safranbolu belediyeleri,

2017 yılında Ahmetbey, Beşiktaş, Büyükçekmece, Edremit, İzmit, Kadıköy, Kahramankazan, Karşıyaka, Lüleburgaz ve Rize belediyeleri.

Bu listeden de görüleceği gibi, Karşıyaka Belediyesi 2014, 2015, 2016, 2017 yıllarında üst üste dört kez “12 Yıldız Şehir” bayrağını almakla birlikte Lüleburgaz Belediyesi  2011-2017 döneminde beş kez, Büyükçekmece Belediyesi de 2011-2017 döneminde üst üste yedi kez aynı bayrağı almaya hak kazanmıştır.

Bu durumda aynı bayrağı defalarca alan Büyükçekmece, Lüleburgaz ve Karşıyaka belediyelerinden hangisi diğerine göre daha fazla Avrupalıdır diye sormamız gayet mantıklı bir iş olacaktır.

Başka bir açından da, 2017 yılında “12 Yıldız Şehir” bayrağını kazanan belediyeler arasında Karşıyaka Belediyesi dışında Ahmetbey ve Kahramankazan gibi Avrupalılığı şüphe götürmeyen (!) belediyeler de bulunduğuna göre; “şimdi Ahmetbey ya da 15 Temmuz Darbe girişimiyle ‘kahraman’ unvanını alan Kazan Belediyesi, Avrupalı olma anlamında Karşıyaka ile aynı düzeyde midir?” diye sormamız da bu bayrak verme işinin ne ölçüde ciddiye alındığını net bir şekilde ortaya koyacaktır.

Bütün bu sorulara verdiğimiz yanıtlar ise, Avrupa Konseyi tarafından verilen boş formlara yazılıp çizilen yalan yanlış bilgiler ya da taahhütler üzerinden uygun görülen bu tür bayrakların ne ölçüde adil, anlamlı ve gerçekçi olduğunu ortaya koyacaktır…

avrupa-nin-12-yildiz-sehri-odulu-4-kez-karsiy-10562424_o

Çünkü, çoğu kez ulusal ya da uluslararası bir ödül ya da unvanı, hangi gerekçe ile kimden aldığınız kadar, o ödül ya da unvanı kimlerle birlikte aldığınız ya da bu ödül ya da unvan sayesinde kimlerle aynı düzeye konulduğunuz da, o ödülün, bayrağın ya da unvanın anlam ve önemini ortaya koyan en gerçekçi kriterlerden biri olarak kabul edilir.

Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi

AVRUPA PARLAMENTOSU, 1988

1. Yayanın; fiziksel ve ruhsal sağlığını korumaya uygun koşullar sunan kamu alanlarının nimetlerinden özgürce yararlanma ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı vardır.

2. Yayanın; motorlu taşıt değil, insan ihtiyaçlarına göre şekillenmiş kent merkezlerinde yaşama hakkı vardır.

3. Çocuklar, yaşlılar ve engellilerin kendi zafiyetlerini şekillendirmeyen ve kolay sosyal ilişkiye izin veren kentsel düzenlemelere sahip olmaya hakları vardır.

4. Engellilerin bağımsız hareketliliklerini sağlayacak ulaşım sistemlerine, kamusal düzenlemelere, uyarı, işaretleme sistemlerine ve taşıt araçlarına sahip olmaya hakları vardır.

5. Yayanın, izole yaya bölgelerine değil kentin düzeniyle uyumlu, ulaşılabilir, kısa ve makul bağlantıları olan yaya alanlarına sahip olmaya hakkı vardır.

6. Yayanın özel olarak;

a) Motorlu taşıtların bilimsel olarak tolere edilebilir kimyasal ve ses yayma standartlarına uygunluğunun sağlanmasına,

b) Toplu taşım sisteminin tümünün hava ve ses kirliliği kaynağı olmamasına,

c) Kentsel alanlarında ağaç dikimiyle yeşil akciğerler oluşturulmasına,

d) Yaya ve bisiklet trafiğini korumak üzere yol sistemlerinin uyarlanmasına ve hız sınırlamaları yapılmasına,

e) Motorlu taşıtların uygunsuz ve tehlikeli kullanımını teşvik edici reklamların engellenmesine,

f) Görme ve duyma özürlülerin ihtiyaçlarını da dikkate alan etkili bir işaretleme sistemine,

g) Yaya ve motorlu araç trafiğinin kolay geçiş ve durma özgürlüğünü sağlayacak ölçütler belirlenmesine,

h) Risk yaratanların sonuçlardan sorumlu olacağı bir risk yükümlülüğü sisteminin kurulmasına,

i) Sürücü eğitim sisteminin yayaları ve yavaş kullanıcıları gözetecek şekilde tasarlanmasına hakkı vardır.

7. Yayanın tam ve engelsiz hareketini sağlayacak bütüncül bir taşıma sistemine, özellikle de;

a) Ekolojik kapsamlı ve iyi donanımlı toplu taşım sistemine,

b) Kentsel alanlarda bisiklet kullanımına ait donanımların sağlanmasına,

c) Otoparkların yaya hareketlerini engellemeyecek ve yayaların mimarı olarak özelleşmiş alanlardan alacağı keyfi etkilemeyecek şekilde konumlanmasına hakkı vardır.

8. Her üye ülke, yaya haklarıyla ve alternatif ve ekolojik taşım biçimleri ile ilgili kapsamlı bilgiyi uygun kanallardan yaymalı ve çocuklara, öğrenime başladıkları andan başlayarak iletmelidir.

Yayaya Kalan Yol

 

 

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi (3)

Ali Rıza Avcan

26 Ocak ve 7 Şubat 2018 tarihlerinde yayınlanan bu yazı serisinin ilk iki bölümünde 2016 yılı içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesinin tanıtımını yaparak “Önsöz“, “Sunuş” ve “Küçük Menderes Havzası’nın Yapısal Durumu” bölümlerindeki eksiklik ve yanlışlıkları göstermeye çalışmıştık. 

55292

Bugün ise bu strateji belgesinin hazırlanmasında bir araştırma ve katılım yöntemi olarak kabul edilip uygulanan katılım yöntemleriyle ilgili tespit, değerlendirme ve yorumlarımızı sizlerle paylaşacağız:

Bunu yaparken de uygulanan araştırma ve katılım yöntemlerinin, araştırılıp ortaya konulmak istenen ekonomik, toplumsal ve kültürel verilerin geçerlilik ve güvenilirliği açısından çok önemli olduğunu hatırlatıp; bu süreç içinde yer alan her bir kurum temsilcisi ya da bireyin, geldikleri bölge, ilçe ve kurumdakileri temsil etme ve onlarla ilgili gerçek ve sağlıklı bilgileri doğru bir şekilde yansıtma beceri ve yeteneğine sahip olup olmadıklarına bakmaya çalışacağız.

Aksi takdirde, böylesine önemli bir strateji çalışmasına temel olan önemli saha bilgilerinin, yeterli, doğru ve sağlıklı bilgiye sahip olmayan ve temsil yeteneği bulunmayan temsilciler/katılımcılar eliyle nasıl farklı ve yanlış yerlere gidebileceğini göstereceğiz.

s201762

İşe önce gerçek katılımcı sayısı ile başlayalım…

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu çalışmaya toplam 867 kişinin katıldığını belirtilmekte birlikte; çalışmanın yer aldığı yayın ekindeki isim listelerinin ayrıntılı şekilde incelemesi sonucunda bu sayısının 637 olduğu anlaşılmaktadır.

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi çalışmaları için havzada yer alan 8 ilçede (Bayındır, Beydağ, Kiraz, Menderes, Selçuk, Ödemiş, Tire ve Torbalı) düzenlenen halk çalıştaylarına toplam 566, uzman paneline toplam 80, yine ilçeler düzeyinde yapılan ufuk tarama çalıştaylarına toplam 137 olmak üzere toplam 783 kişi katılmış olmakla birlikte; aynı kişilerin bu çalıştay ve panellere birden fazla katılmış olması nedeniyle gerçek sayının 637 olduğu anlaşılmaktadır. 

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi çalışmasında doğru araştırma yöntemlerinin kullanılması ve katılımcıların geldikleri ilçe ve kurumları temsil edebilmeleri açısından önemli olan diğer bir husus ise, 8 ilçe bütününde ele alınan bir çalışmada her bir ilçenin diğer ilçelere göre kendi ağırlıkları ölçüsünde temsil edilme düzeyine sahip olabilmesidir.

Bu gereklilik, doğru araştırma yöntemlerinin uygulandığı diğer birçok çalışmada araştırma birimi olan ilçelerin nüfuslarının, yüz ölçümlerinin ya da sahip oldukları mahalle ya da köy sayılarının veya bunun dışında kalan başka objektif kriterlerin uygulanması suretiyle yapılacak bir mukayese çalışması çerçevesinde sağlanır.

Oysa çalışma kapsamına giren ilçelerin nüfuslarını, yüz ölçümlerini ve sahip oldukları köy ya da mahalle sayılarıyla katılımcıların toplam sayısını ve bunların geldikleri kurumlara göre dağılımını gösteren aşağıdaki çizelgede, katılımcıların ilçeler arasında nüfuslarını, kapladıkları alanı ya da sahip oldukları mahalle/köy sayısını veya geçerli başka bir kriteri dikkate alarak bir mukayese yapılmadığını, bu anlamda ilçeler düzeyindeki katılımın adil olmayan bir dağılım gösterdiği görülmektedir.

Küçük Menderes Katılım

Bu çizelgeden de görüldüğü gibi Torbalı ilçesi Ödemiş’ten daha fazla nüfusa sahip olduğu halde katılımcı sayısı ve oranı açısından Ödemiş kadar şanslı olamamış; hatta neredeyse Ödemiş katılımcı sayısının yarısının altında bir temsile sahip olmuştur.

Aynı adaletsiz dağılım, katılımcı türleri açısından da yaşanmış; kamu görevlilerinin toplam katılımcılar arasındaki oranı Selçuk ve Beydağ ilçelerinde % 40’lara ulaşırken bu oran Ödemiş ilçesinde % 17’ye düşmüş; muhtarların toplam katılımcılar arasındaki oranı Tire’de % 44’e, Menderes ve Torbalı ilçelerinde de % 34’e kadar yükselirken Kiraz ve Beydağ ilçelerinde % 12’ye, Selçuk ilçesinde de % 8’e kadar düşmüştür. 

İlçeler ve katılımcılar düzeyindeki bu adil olmayan dağılım adeta, çalıştaylara kapının önünden geçen herkesin katıldığı gibi izlenim yaratmakta; bunun doğal bir sonucu olarak da katılım sürecinin yeterince iyi yönetilmediğini ortaya koymaktadır. 

s400050

Katılım süreci ile ilgili bilgi ve verilerin incelenmesi sırasında karşımıza çıkan diğer ilginç bir sonuç ise, çalışma kapsamındaki yedi ayrı ilçede hiçbir parti temsilcisi halk çalıştaylarına katılmadığı halde Ödemiş’te ilk kez Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ilçe temsilcilerinin 6 kişilik bir grupla çalıştaya katılmış olmasıdır. 

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi çalışmasını, daha önceki Gediz-Bakırçay Havzası strateji çalışmasıyla karşılaştırdığımızda ortaya çıkacak diğer önemli bir farklılık, ilçe belediyelerinin belediye başkanı, başkan vekili ya da başkan yardımcısı yerine daha alt düzeylerde katılım göstermiş olmasıdır. Bu kapsamda Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi çalışmalarına Dikili belediye başkanı, Foça belediye başkan vekili ve Menemen belediye başkan yardımcısı gibi üst düzeylerde katılımlar olurken, bu son çalışmada yer alan sekiz belediye başkanından ya da vekillerinden hiçbirinin halk çalıştaylarına katılmayarak daha alt düzeylerde katılımcı göndermiş olmaları bu durumun en somut örneğidir.

Aslında bu durum, Küçük Menderes Havzası özelinde Ödemiş ve Torbalı, Gediz-Bakırçay havzası örneğinde de Kemalpaşa ve Aliağa gibi Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının görevde olmadığı ilçelerde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan bu çalışmalar konusunda karşımıza çıkan bir ilgisizliğin; hatta çalışmalara katılmıyor ya da desteklememe gibi sorunların yaşanıyor olduğunu ortaya koymaktadır.  

suriyelilerrrr

Bu ilgisizlik ve katkıda bulunmama halinin nedeni ise, muhtemelen İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından sorunlu bir katılım süreci sonunda ortaya çıkan; ancak bu haliyle bir plan mı yoksa başka bir şey mi olduğu belli olmayan bu tür belgelerle, yönetiminde Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının bulunmadığı ilçelerde, belediye yönetimini tekrar ele geçirmeyi amaçlayan siyasi bir çalışmanın yapılıyor olmasını fark etmeleri olabilir…

Devam Edecek…

Eflatun Nuri Ulusal Karikatür Yarışması

2017 yılında Konak Belediyesi ile İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC) işbirliğinde ifade ve basın özgürlüğü konusuyla düzenlenen Eflatun Nuri Ulusal Karikatür Yarışması‘nda ödül kazanan ve başarılı görülen toplam dokuz güzel karikatürü sizlerle paylaşmak isteriz.

eflatun_nuri_erkoc_by_ferruh

EFLATUN NURİ KİMDİR?

Asıl ismi Adil Nuri Erkoç olan Eflatun Nuri, 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğreniminden sonra Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat eğitimine başlayan, ancak yarım bırakan Eflatun Nuri’nin yapıtları, ilk olarak 1942’de Akbaba’da yer aldı. Birçok dergi ve gazetede çizen Eflatun Nuri’nin karikatürleri yurt dışında da yayımlandı. 1969 yılında Yugoslavya’nın Üsküp şehrinde yapılan uluslararası yarışmada jüri özel ödülü kazanan ve Londra’da kişisel sergi açan Eflatun Nuri’nin son dönemde yazıları ve çizgileri, Leman, Öküz, Yeni Harman ve Kaçak Yayın’da yer aldı. Türk karikatürünün büyük ustalarından olan Eflatun Nuri, 3 Mayıs 2008 tarihinde İstanbul’da yaşama gözlerini yumdu.

Ekran-Resmi-2017-10-09-23.11.57

engin-selcuk-1jpg_23-11-2017_10-24-48_669x
Birincilik Ödülü – Engin Selçuk
002 hicabi-demirci-2jpg_23-11-2017_10-30-29
İkincilik Ödülü – Hicabi Demirci
007 oktay-bingol-3jpg_23-11-2017_10-30-39
Üçüncülük Ödülü – Oktay Bingöl
004 mete-erden-basari1jpg_23-11-2017_10-30-32
Başarı Ödülü – Mete Erden
005 musa-keklik-basari2jpg_23-11-2017_10-30-35
Başarı Ödülü – Musa Keklik
006 murteza-albayrakbasari3jpg_23-11-2017_10-30-36
Başarı Ödülü – Murteza Albayrak
008 onderonerbayjuriozeljpg_23-11-2017_10-30-39
Jüri Özel Ödülü – Önder Önerbay
003 hilal-ozcan-konoojpg_23-11-2017_10-30-31
Hilal Özcan – Konak Belediyesi Özel Ödülü

 

009 yasar-ucar-konoojpg_23-11-2017_10-30-42
Yaşar Uçar – Konak Belediyesi Özel Ödülü

Kültürpark’ı demokratik ve katılımcı bir modelle yönetmek…

Ali Rıza Avcan

Kültürpark, İzmir kentinin tam ortasında; tarihi, doğal ve kültürel özellikleriyle önemli bir bir değer…

İzmir’i İzmir yapan ve İzmir denilince ilk akla gelen değerlerin başında yer alan; bu nedenle de devamlı koruyup geliştirmememiz gereken bir kültürel miras… 

Gün geçtikçe çoğalan ve yükselen binaların ortasında barındırdığı zengin bitki ve hayvan varlığıyla kente soluk aldıran yeşil bir vaha…

Kültürpark

Haliyle bu kadar önemli bir değeri, yurt dışındaki benzerleri gibi koruyup geliştirmemiz; bunu sağlamak için de halkın katılımıyla birlikte inceleme ve araştırmalar yaparak çözümler üretmemiz gerekiyor….

Çağımızın gelişip değişen koşulları çerçevesinde, Kültürpark’ın yönetiminde de yeni teknolojik olanakların yanında aktif katılıma ve çoğulculuğa ağırlık veren demokratik yöntemleri yaşama geçirmemiz gerekiyor….

Şimdi artık, eskiden olduğu gibi Kültürpark’ı fuarcılık anlayışı ile şekillendirip tahrip eden bir fuarcılık şirketine vermek mümkün olmadığı gibi; buranın geleceğini eski anlayış ve yöntemlerle çizmek de mümkün değil…

Çağdaş dünya, Hyde Park, Central Park ya da Gorki Park gibi kent parklarını artık katılımcı ve çoğulcu demokrasi pratikleriyle; profesyonel uzmanların bilgi, birikim ve deneyimleriyle sivil toplumun talep ve tercihlerini birleştirerek halkla birlikte yönetiyor.

Parklar, bahçeler ve diğer yeşil alanların yönetimi, eskiden olduğu gibi hiyerarşik bir yönetim yapısı içinde belediye başkanı ve ona bağlı köhne bir yönetim yapısıyla değil; demokratik yatay örgütlenme anlayışı çerçevesinde yeşil alan yönetiminde bilgili uzmanların, akademisyenlerin, halkın ve onun örgütleriyle birlikte daha dinamik, verimli, etkin ve çağdaş bir yönetim anlayışıyla gerçekleştiriliyor.  Hatta böyle bir yönetim modelinin nasıl oluşturulacağı bile kentte yaşayan insanlara, meslek örgütlerine ve sivil topluma soruluyor, onların katkısı alınmadan adım bile atılmıyor.

Kentteki tüm yeşil alanların, konuyla ilgili tüm tarafların eşit temsil ilkesiyle yer aldığı demokratik kurumlarla birlikte, bütünleşik bir şekilde yönetilmesine; bu süreçte doğrudan doğruya halkın ve onun örgütlerinin görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerinin dikkate alınmasına çalışılıyor.

Geçtiğimiz yıllarda Kültürpark’tan sorumlu İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı Funda Erkal ile yaptığımız bir görüşmede, İzfaş’ın Gaziemir’deki Fuar İzmir alanına taşınması sonrasında tüm Kültürpark’ın yönetimi için ayrı bir şube müdürlüğünün oluşturulacağı ve bu müdürlüğün görev, yetki ve sorumluluklarının özel bir çalışma ile belirleneceği, hazırlanacak olan hizmet yönetmeliğinde belediye birim ve yöneticileri dışında belediye dışından meslek örgütleriyle sivil toplum kuruluşlarının da yer alacağı haberini alarak sevinmiştik.

Kültürpark 105 - Kıvılcım Güngörün
Fotoğraf: Kıvılcım Güngörün

Bu görüşme sonrasında, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 14 Aralık 2016 tarihli “Kültürpark’ta yeni dönem” başlıklı haberinden (1) öğrendiğimize göre, hazırlanan yeni yönetim modeline göre, Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı çatısı altında hizmet verecek olan Kültürpark Şube Müdürlüğü, Kültürpark’taki çalışmaların tek elden yürütülmesi, diğer birimlerle iletişiminin sağlanması, oluşabilecek aksaklıkların giderilmesi ve bakım-onarım hizmetlerinin takibini sağlayacak; alandaki kültür-sanat etkinliklerine yardımcı olmak üzere oluşturuldu ve müdürlük kadrosuyla diğer kadrolara atamalar yapıldı. 

Yine aynı haberden, Kültürpark’ın “İzmirlilerle birlikte” geleceğe taşınması adına “Kültürpark Danışma Kurulu” adı altında toplumun geniş bir kesiminin temsil edileceği yeni bir oluşum için de hazırlıklara başlandığını, bu kurulun, Batı örneklerinde olduğu gibi, Kültürpark’ın işletilmesine yönelik karar ve uygulamalarda etkin olacağını öğrendik.

Bu haberi okuduğumuz tarihten tam 1 yıl 2 ay sonra İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin, 12 Şubat 2018 tarihli oturumunda aldığı kararlarını baktığımızda, yeni kurulan Kültürpark Şube Müdürlüğü nedeniyle Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı ‘na ait “T.C. İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliği“nin güncellenmek amacıyla E.32677 kayıtnumarası ile İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Hukuk Komisyonu’na havale edildiğini fark ettik.

Şimdi bu durumda, -şayet başka bir olağanüstü bir gelişme olmazsa- İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Mart ayı toplantılarından birinde Hukuk Komisyonu’nca incelenmiş olan yönetmeliğin son hali, onaylanmak üzere İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’ne gelecek ve belki de konu ile ilgisi olan meslek örgütleriyle sivil toplum kuruluşlarının haberi dahi olmadan yürürlüğe girecek.

Anlaşılan odur ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi her zaman olduğu gibi İzmir’in önemli bir tarihi, doğal ve kültürel değerinin yönetimi için -her zaman olduğu gibi- konunun taraflarına ve halka danışmadan, onların görüş, düşünce, öneri, talep ve şikayetlerini almadan kendi bildiğince ve “ben yaptım, oldu” mantığıyla bir yönetmelik hazırlayarak uygulamaya koymuş olacaktır.

Kültürpark 023

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Hukuk Komisyonu’na havale edilen yönetmelik taslağında şayet, önceden söylendiği gibi Kültürpark’ın yönetimi ile ilgili bir Danışma Kurulunun oluşturulması önerisi yer alıyorsa; bu kurula üniversitelerin ilgili bölümlerinden gelecek akademisyenlerin yanında Peyzaj Mimarları, Ziraat Mühendisleri, Şehir Plancıları ve Mimarlar Odası temsilcileriyle İzmir ve Konak kent konseylerinin ve Doğa Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarının dahil edilmesi sağlanmalı; yönetmelik, aynen New York’taki Central Park, Londra’daki Hyde Park ya da kuruluşu sırasında örnek alındığı bilinen Moskova’daki Gorki Park gibi halkın ve onun örgütlerinin yönetime daha etkin ve aktif katılımı sağlayacak şekilde düzenlenmelidir. 


(1) https://www.izmir.bel.tr/en/News/kulturparkta-yeni-d0nem/22080/162