Yargıya intikal etmiş konularda pazarlık yapmak…

Ali Rıza Avcan

Körfez geçişi bizim için önemli. Tüm projeler hazırlanmış durumda. Sanıyorum bir dava açılmış. Ulaşım master planına baktığımızda orada göremedim. Herhalde taslak olduğundan dolayı. Sizin bu projeyi desteklediğinizi biliyorum. Bu dava açanları da incelediğimizde arka planda bir organizasyon olduğunu görüyoruz. Bu da bizi rahatsız ediyor. İzmir’de yatırımları engellemek adına bir yapı var. Hükümet burada kendine bir yatırım yapmıyor. Yapılması gereken neyse onu yapıyoruz. Açık desteğinizi bekliyoruz.

Bu sözler geçtiğimiz günlerde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından makamında ziyaret edilen AKP İzmir İl Başkanı Aydın Şengül tarafından söylendi ve Ege’de Son Söz gibi birçok İnternet gazetelerinde paylaşıldı.

baskan-kocaoglu-na-ak-parti-de-surpriz-dosyaya-dosyayla-cevap-977382

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun elindeki mavi renkli bir dosya ile gidip ziyaret ettiği, karşılığında da AKP yönetiminde olan yedi ilçeye ait taleplerin yer aldığı diğer bir mavi dosyayı teslim aldığı bu görüşmede, AKP İl Başkanı Aydın Şengül açık bir şekilde İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin kendileri için çok önemli olduğunu, bu projeyi İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda göremediklerini, bu durumun söz konusu belgenin henüz taslak durumunda olmasından kaynaklanmış olabileceğini belirterek, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin yapılmaması için dava açılmış olmasından ve bu davaları destekleyen İzmirliler’in kendilerini rahatsız ettiğini söyleyerek İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘ndan kendilerine yardımcı olmasını; bu anlamda desteğini açık bir şekilde göstermesini istemiştir. 

Açıkçası, kendisine teslim edilen dosyadaki taleplere karşılık İzmir Körfez Geçişi Projesi için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘ndan destek istemiş; böylelikle herkesin önünde çirkin bir pazarlığın kapısını açmıştır.

Böylesi bir pazarlık girişimi karşısında, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun yapacağı tek olumlu hareket, mahkemeye intikal etmiş bir konu hakkında görüş beyan etmenin adaleti etkileme anlamına geleceğini söyleyerek bu pazarlık kapısını kapatması olurdu.

Ama öyle olmadı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, mahkemeye intikal etmiş bir konu hakkında suskun kalmayı tercih etti.

Böylelikle, İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili idari davalara bakan hakimlerin iktidardan ve yerel yönetimden kaynaklanan bir baskı altına girmesine göz yummuş oldu.

Diğer yandan da üyesi olduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin söylem ve eylemlerine aykırı bir tutum sergilemiş oldu.

Şimdi bundan sonraki süreçte İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin İzmir Ulaşım Ana Planı‘na girip girmeyeceğine ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ni desteklemek için neler yapacağına bakacağız.

HKN_9176

İşte bütün bu nedenlerle, bugünlerde;

Ülkenin uzun bir süredir KHK’larla yönetildiği, seçim yasalarının iktidardan yana adaletsiz bir şekilde düzenlendiği, insan hak ve özgürlüklerinin askıya alındığı, her türlü kötülüğün kol gezdiği bugünlerde,

Bir kentin ve o kenti var eden en önemli değerlerin böylesi çirkin bir pazarlığa konu edilmesi; en azından tehdit kokan bir pazarlığa konu ediliyor olması, İzmir için büyük bir talihsizliktir…

Biz Kentliyiz, Biz Buradayız, Burası Bizimdir, Biz Buraya Sahip Çıkıyoruz… (3)

Ali Rıza Avcan

İZMİR’DE YENİ BİR DENEY: “ALSANCAK BÖLGE KURULU”

Kente sahip çıkıp korumanın böylesine zor olduğu ve bu mücadelenin merkezi ve yerel yönetimlerce desteklenmeyip kösteklendiği bir ortamda, tarihi ve doğal çevre ile kente sahip çıkmak çoğu kez hayalcilikle bir tutulmakta, bu uğurda mücadele edenlere uzaydan gelmiş “nostaljik” yaratıklar muamelesi yapılmakta, suya sabuna dokunmadıkları sürece onlara tahammül edilmesi gerektiği kanaatı, toplumsal bir olgu olarak kabul görmektedir.

Cep Telefonları Baz İstasyonları ve Sağlığımız - Münir Kınay & Onursal Özbek & Musa Çeçen & Rahime Ok
Alsancak Bölge Kurulu’nun “Cep Telefonları Bas İstasyonları ve Sağlımız” konulu toplantısı – Prof. Dr. Münir Kınay, Avukat Onursal Özbek, Şehir Plancısı Rahime Ok, Elektrik Mühendisi Musa Çeçen

Bütün bu olumsuz koşulların içinde, barındırdığı nüfus açısından ülkemizin üçüncü büyük kenti; ama sahip olduğu Akdeniz kültürü ile ülkemizdeki birçok ilk’i ortaya koyan, demokrasi geçmişi ve kültürü gelişkin sıcak insanların diyarı İzmir’in göbeğinde, adeta tüm İzmir’in “özet”i olan, İzmir’in bütün sorunlarını bünyesinde barındıran, bir anlamda “küçük ölçekli bir İzmir”; ama aynı zamanda, İzmir’in en “gelişmiş” ve ne yazık ki en “gelişmemiş” bölgesi olan Alsancak’da, kentlilik bilincini ve kültürünü geliştirmek; bu amaçla İzmir kentinin bütününde Alsancak’ın sorunlarını belirleyip bu sorunların çözümünü kolaylaştırmak, Yerel Gündem’21 sürecinin sloganları olan “kentine sahip çıkmak”, “çözümde ortaklık” ve “aktif katılım” ilkelerinin Alsancak ölçeğinde hayat bulması amacıyla bir kısım sivil toplum  kuruluşu ile Alsancak’da oturan, çalışan, Alsancak’ı seven ve kendini Alsancaklı hisseden yurttaşların bu bölgeden sorumlu olan Konak Belediyesi ile bir araya gelerek 2000 yılının Nisan ayında oluşturduğu Alsancak Bölge Kurulu, o tarihten bu yana gerçekleştirdiği etkinliklerle bir bölge düzeyinde kentlilik bilincinin gelişmesi, insanların içinde yaşadıkları sokağa, caddeye, mahalleye, bölgeye sahip çıkmaları için uğraş vermektedir.

Konak Belediye Başkanlığı’nın çeşitli sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile Alsancak’la ilgilenen duyarlı hemşehrilerine yaptığı çağrı üzerine 5 Nisan 2000 tarihinde yapılan ilk toplantıda, Alsancak Bölge Kurulu’nun oluşum nedenleri ortaya konmuş ve bu nedenler çerçevesinde Alsancak Bölge Kurulu’nun Çalışma Yönetmeliğini hazırlamak üzere beş kişilik bir Yürütme Kurulu’nun seçimi yapılmıştır.

Makyaj Kararına Kimse Uymuyor
“Makyaj Kararına Kimse Uymuyor” – Yeni Asır Gazetesi

Alsancak Bölge Danışma Kurulu’nca seçilen beş kişilik Yürütme Kurulu, 6 Nisan-03 Mayıs 2000 sürecinde, Alsancak Bölge Kurulu’nun oluşum nedenini, çalışma kapsamı ve yöntemlerini, organlarını ve bunların görev, yetki ve sorumluluklarını gösteren kısa, basit ve kolay anlaşılır, olası gelişmelere açık, dinamik ve esnek bir metnin hazırlanmasına dikkat etmiş ve hazırladığı Alsancak Bölge Kurulu Çalışma Yönetmeliğini Alsancak Bölge Kurulu’nun onayına sunmuştur.

04 Mayıs 2000 tarihli ikinci Danışma Kurulu toplantısında, Yürütme Kurulu’nun hazırladığı Ortak Bildiri ile Alsancak Bölge Kurulu Çalışma Yönetmeliği görüşülerek oybirliği ile kabul edilmiştir. Alsancak Bölge Danışma Kurulu tarafından kabul edilen Ortak Bildiri ile Çalışma Yönetmeliği ve Konak Belediye Başkanlığı’nın çağrı yazısı, ülkemizdeki benzer uygulamalara örnek olması amacıyla yazımız ekinde bilginize sunulmuştur.

Alsancak Bölge Kurulu, hazırlanıp kabul edilen Çalışma Yönetmeliği uyarınca 2000 yılının Mayıs ayından bu yana oluşturduğu çalışma grupları ve her ay yaptığı Danışma Kurulları ile çalışmalarına devam etmiş;

15 Haziran 2000 tarihinde yaptığı üçüncü toplantıda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce Kordon dolgu alanında yürütülmekte olan çalışmalar hakkında İzmir Büyükşehir Belediyesi Planlama Müdürü Hasan TOPAL’ın Danışma Kurulu katılımcılarını bilgilendirmesi sağlanmış, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılacak Sevinç Pastanesi önündeki Altay Meydanı düzenlemeleri hakkında katılımcıların talepleri belirlenmiş ve Kent ve Estetik Çalışma Grubu ile Ulaşım Çalışma Gruplarının ortaklaşa hazırladıkları Mimar Sinan Mahallesi’ndeki yol ve kaldırım işgalleri ile ilgili pilot projenin tanıtılması  sağlanmış,

27 Temmuz 2000 tarihinde yaptığı dördüncü toplantıda Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkan Yardımcısı Musa ÇEÇEN, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münir KINAY, Şehir Plancısı Rahime OK ve Milliyet Gazetesi Yazarı Avukat Onursal ÖZBEK’in konuşmacı olarak katıldıkları “Cep Telefonu Baz İstasyonları ve Sağlığımız” başlıklı bir toplantı ile katılımcıların bilgilenmesi sağlanmış,

07 Eylül 2000 tarihinde yaptığı beşinci ve son toplantısında ise Alsancak Bölgesinde Konak Belediyesi’nce yürütülen temizlik hizmetleri konusunda Konak Belediyesi Temizlik İşleri Müdür Yardımcısı Mustafa SAKALLI’nın Danışma Kurulu katılımcılarını bilgilendirmesi sağlanmış; ayrıca, Mimar Sinan Mahallesi Muhtarı Gülay PEKCAN ile Alsancak Mahallesi Muhtarı Sevil DOKUZER’in verdiği bilgiler çerçevesinde değerlendirmeler yapılmış, temizlik hizmetlerinin daha iyi bir düzeye kavuşması için öneriler geliştirilmiştir.

Konak Belediyesi’nin çağrısı üzerine çeşitli sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu bir düzlemde biraraya gelen Alsancak Bölge Kurulu’nun gelişip güçlenmesi için yeterli bir sivil toplum örgütlenmesinin ve desteğinin olduğu varsayılabilir. Çünkü, 1998 yılında Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi’nin girişimiyle birçok sivil toplum kuruluşunun ve yurttaşın desteği ile oluşturulan Alsancak Sivil Katılım Platformu, Alsancak Bölge Kurulu’nun oluşturulduğu tarihe kadar, Alsancak Bölgesi’ndeki kentlilik bilincinin gelişimi için, adeta Alsancak Bölge Kurulu’nun alt yapısını hazırlarcasına, birçok etkinlik düzenlemiş, Alsancak Bölge Kurulu’nun ortaya çıkması için gerekli olan ortamı hazırlamıştır. Birçok sivil toplum kuruluşunu ve yurttaşı biraraya getirmesi nedeniyle tüzel kişilik kazanamayan; bu nedenle de dernek, vakıf, meslek odası gibi tüzel kişiliğe sahip birçok örgütten daha fazla katılımcı olan Alsancak Sivil Katılım Platformu’nun çalışmaları bir süre sonra Alsancak’la ilgili birçok örgütün ve etkinliğin ortaya çıkmasına, Konak Belediyesi’nin bu bölgeye özel bir önem vermesine yol açmıştır.

Alsancak Bölge Kurulu, bugün bu sağlam temellerin üzerine oturmuştur. Bu nedenle de, diğer birçok belediyenin yaptığı gibi yaşadığı kente ve çevreye sahip çıkan örgütlerden yoksun bir ortamda değil; aksine, yaşadığı çevreye ve kente inatla sahip çıkan resmi ya da gayri resmi birçok oluşumun “çatı”sı olarak, altyapısı tamamlanmış bir ortamda filizlenen bir sivil örgütü olarak kurumsallaşmaya, kalıcılaşmaya aday bir yapıya sahiptir.

Ayrıca, Alsancak Bölge Kurulu diğer birçok benzerinden farklı olarak ömrünü, bir belediye başkanının ya da meclisinin ömrü ile değil çoğulcu ve katılımcı demokrasi mücadelesinin sonsuzluğu ile sınırlamış, başarı ya da başarısızlıklarını resmi bir kuruluşun ömrüne endekslememiştir.

Resim1

Alsancak Bölge Kurulu’na katılmak için Alsancak’ta oturma ya da çalışma koşulu aranmamıştır. Hatta, benzerlerinden farklı olarak bunun belgelenmesi dahi istenmemiştir. Alsancak Bölge Kurulu’na katılmanın tek koşulu, aktif katılım konusunda gönüllü olmaktır. Aktif katılım konusunda gönüllü olacağını ortaya koyan herkes; Alsancak’ta oturanlar, çalışanlar, Alsancak’ı seven ve kendini Alsancaklı hissedenler her zaman Alsancak Bölge Kurulu’nun katılımcısı olabilirler, çalışmalarına katılabilirler, yönetiminde söz sahibi olabilirler.

Alsancak Bölge Kurulu’nun çalışmalarına yardımcı olan, onun çalışmalarını kolaylaştıran Konak Belediyesi ve Belediye Başkanı Erdal İZGİ, benzerlerinden farklı olarak Bölge Kurulu’nun başkanı filan değil sade bir katılımcısıdır. Gönüllü aktif katılımını ortaya koyan diğer katılımcılarla aynı haklara sahiptir. Danışma Kurulu toplantılarını yönetmez; sadece bir katılımcı olarak izler ve diğer katılımcıların sahip olduğu hakları kullanır. Tüm etkinliklerde yer alır, dilek, şikayet, öneri ve talepleri dinleyerek onları yanıtlar, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi ile Konak Belediye Meclisi’ne iletir ya da yerine getirir. Alsancak Bölge Kurulu’nun çalışmalarını kolaylaştırmak amacıyla tüm önlemleri alır, Alsancak Bölge Kurulu’nun çalışmalarını aktif bir şekilde destekler.  

Bu anlamda, Alsancak Bölge Kurulu gerek Konak Belediyesi’nden gerekse diğer belediyelerden ve resmi kuruluşlardan ayrı bir kimliğe, kurumsal bir özerkliğe sahiptir. Alsancak Bölge Kurulu hiçbir resmi ya da siyasal kuruluşun güdümünde değil; kendi belirlediği amaç ve yöntemlerle çalışan bağımsız bir yapıya sahip gerçek bir sivil toplum örgütüdür.

Yaptığı her toplantıda katılımcıların görüş, düşünce ve önerilerini ifade etmelerini isteyen; ayrıca bunları düzenlediği anketlerle öğrenmeye çalışan, bu görüş, düşünce ve önerileri oluşturduğu çalışma grupları ile projelendirmeye, oluşturduğu bu projelerin ise ilgili kamu yönetici ve yönetimlerinin uygulaması, hayata geçirmesi için çaba gösteren Alsancak Bölge Kurulu, kurulduğu günden bu yana bu bölgede oturanların, çalışanların, Alsancak’ı seven ve kendini Alsancaklı hissedenlerin yaşadıkları çevreye sahip çıkmalarını sağlayacak kentlilik bilincinin gelişmesi, “isteyen, bekleyen ve sızlanan yurttaş” tipi yerine “taşın altına ben de elimi sokarım” diyen aktif katılımcı yurttaş tipinin oluşması; böylelikle Alsancak’taki yaşam kalitesinin yükselmesi için çaba göstermektedir. 

Alsancak Bölge Kurulu Yönetmeliği 002

Bir avuç bilinçli yurttaşın ve iyi niyetli kamu yöneticisinin çabaları ile başlatılan böylesi çağdaş uygulamaların yurdun her köşesinde hayata geçirilecek yeni uygulamalarla zenginleştirilmesi, böylesi her deneyimden alınan derslerle ülkemizdeki sivil yaşamın ve mücadelesinin güçlenmesi ülkemizdeki çoğulcu ve katılımcı demokrasinin daha da güçlenmesini, yaygınlaşmasını ve kalıcılaşmasını sağlayacaktır.


Yazımızın birinci ve ikinci bölümlerine bakmak için: 

1. Bölüm: https://kentstratejileri.com/2018/03/01/biz-kentliyiz-biz-buradayiz-burasi-bizimdir-biz-buraya-sahip-cikiyoruz-1/

2. Bölüm: https://kentstratejileri.com/2018/03/06/biz-kentliyiz-biz-buradayiz-burasi-bizimdir-biz-buraya-sahip-cikiyoruz-2/

Gerçek doğa savunucusu olmak…

Ali Rıza Avcan

Bu hafta yaşayacağımız olaylar, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin geleceği açısından çok önemli…

Çünkü, 16 Mart 2018 Cuma günü Doğa Derneği ve Avukat Cem Altıparmak‘la birlikte açtığım davanın keşfi var.

25 Ağustos 2017 tarihinde, Orman ve Su İşleri Bakanlığı aleyhine İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi’nde açtığımız bu davanın konusu, Ulusal Sulak Alan Komisyonu‘nun (USAK), İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin uygulamasını kolaylaştırmak amacıyla Gediz Deltası’ndaki sulak alanların nitelik ve sınırlarında değişiklik yapan 30 Mart 2017 tarih, 28-2017/1 sayılı kararının 5. maddesinde yer alan hususların iptali ve yürütmesinin durdurulması ile ilgili.

Böylelikle İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açacak taraflı ve yanlış bir kararın önce yürütmesini durdurmak, ardından da ortadan kaldırmak istiyoruz.

Şayet mahkemenin oluşturduğu bilirkişi heyeti, bizi haklı görürse mahkemenin bizim; daha doğrusu İzmir’in yararına karar vermesi mümkün olacak. Böylelikle de İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin hayata geçirilmesi oldukça güçleşecek….

Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi & İzmir Körfez Geçişi Projesi

Konunun bu noktaya nasıl geldiğini yeniden hatırlamak isterseniz, bugüne kadar gerçekleşen olayları size şöyle anlatabilirim:

Uzun yıllardan bu yana Gediz Deltası için önemli çalışmalar yapan Doğa Derneği‘ndeki arkadaşlar, Orman ve Su İşleri Bakanlığı‘na bağlı Ulusal Sulak Alan Komisyonu‘nun (USAK) 2017 yılının Mart ayında Gediz Deltası’ndaki sulak alanlarla ilgili yeni bir karar aldığını duyarlar.

Bu duyumu BİMER aracılığıyla sorguladıklarında ise, karşılarına kimselere duyurulmadan; hatta Gediz Deltası‘na gelip keşif yapmaya bile kalkışılmadan Ankara’da alınmış bir karar çıkar.

Kararın altında ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı bürokratlarının yanında iki de Ankara merkezli doğa koruma örgütü vardır.

Hani şu, neredeyse her gün Kıbrıs Şehitleri Caddesi girişinde çalıştırdıkları iyi niyetli üniversite öğrencileriyle tanıdığımız WWF-Türkiye (Dünya Doğayı Koruma Vakfı- World Wildlife Fund) ile Doğa Araştırmaları Derneği.

Doğayı koruma adına kurulmuş; üstüne üstlük Ramsar Sözleşmesi’nin Türkiye’deki STK Odak Noktası görevini yürüten biri uluslararası, diğeri ulusal bu iki doğa koruma örgütünün bu kararın altında imzalarının olması gerçekten dehşet verici bir durumdu…

Bunun üzerine konuyu hem basınla paylaşmış, hem de İsviçre’deki uluslararası Ramsar örgütünün genel sekreteriyle Avrupa danışmanı ve yardımcısına duyurmuştuk.* Örgütün bu duruma müdahale ederek yapılan yanlışlığın bir an önce düzeltilmesini talep etmiştik.

Bunun üzerine her iki doğa koruma örgütünün yöneticileri ayrı ayrı açıklamalar yaparak bu kararın nasıl ve neden imzalandığını anlatmaya çalıştılar.

Ancak verdikleri bilgiler ve ürettikleri bahaneler ikna edici değildi. Her iki örgüt de kurumsal sorumluluklarını unutarak, kararın yetkisiz görevliler tarafından imzalandığını ya da kendilerinin yıllardır Gediz Deltası’nın korunması için mücadele ettiklerini söyleyerek kendilerini aklamaya çalıştılar. Ayrıca altına imza attıkları kararın, İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgisinin bulunmadığını iddia ettiler. Onlara göre tek kabahatli kurum, böyle bir durumun varlığını kendilerine bildirip destek istemeyen Doğa Derneği‘ydi. Hatta WWF-Türkiye bu iddialarında bir adım daha öteye giderek, birlikte imza attığı Doğa Araştırmaları Derneği temsilcisinin söz konusu kararı sahayı görmeden imzaladığını bile itiraf etti.

Ama ondan sonraki süreçte, her iki doğa koruma örgütü de altına imza attıkları bu taraflı ve yanlış kararın düzeltilmesi için tek bir girişimde bile bulunmadı. 

Şimdi sıra bu iki doğa koruma örgütünün yaptığı yanlışlığın mahkeme yoluyla giderilmesi noktasına geldi…

Bu hafta içinde katılacağımız keşifte, bizler bilirkişilere doğruları söyleyerek onların doğru kararlar almalarını kolaylaştırmaya çalışacağız.

Şimdi bu iki doğa koruma örgütünden beklediğimiz tek şey, hiç değilse şu aşamada altına imza attıkları kararların yanlışlığını kabul ederek bunu bilirkişilere ya da mahkemeye bildirmeleridir.

Belli olmaz, belki de bu şekilde kamu vicdanında açtıkları yarayı bir nebze olsun onarabilir, bir kez daha Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ne çıkıp destekçi aradıklarında sağa sola kaçmadan ve İzmir’e gerçekten de sahip çıktıklarını söyleyerek göğüslerini gere gere bizlerle konuşabilirler…

İzmir Körfezi 004

Tabii ki, doğayı yeterince korumayan bu tür kişi ve kuruluşların her zaman ve yerde çevremizde olabileceğini gözardı etmeden; bunları gerçek doğa savunucularından ayırt etmenin sadece ve sadece bu tür durumlarda neler yaptıklarına bakarak mümkün olduğunu bileceğiz.


* https://www.evrensel.net/haber/333688/izmir-korfez-gecisinin-onu-iste-boyle-acildi

* https://www.evrensel.net/haber/334202/korfez-gecisine-onay-veren-wwf-ramsara-sikayet-edildi

 

Yeşil Göller Diyarı

Ali Rıza Avcan

Tanıtımını yapacağım bugünkü kitap, uzunca bir süredir sahafların raflarını meşgul eden 68 yıllık eski bir yayın…

Yazıldığı yıllarda henüz “Unat” soyadını edinmemiş olan Nermin Abadan‘ın, 1950 yılında Hilmi Kitabevi tarafından yayınlanmış ve Şirketi Mürettibiye Basımevi tarafından basılmış olan “Yeşil Göller Diyarı, İsveçde bir tedkik seyahati” isimli kitabı. Naşiri ise İbrahim Hilmi Çığıraçan.

Yeşil Göller Diyarı

Geçtiğimiz hafta sahaf, matbaacı ve araştırmacı sevgili dostum Hakan Kazım Taşkıran‘ın Kızlarağası Hanı’ndaki Tepekule kitaplığını ziyaret ettiğimde kendisi bu değerli kitabı bana armağan etme inceliğini gösterdi.

Çünkü Hakan, bu kitabın yazarı Nermin Abadan‘ın benim çok değer verdiğim bir “hocam” olduğunu, onu ikinci annem gibi sevdiğimi ve İzmir’in İzmirli bu değerli insana vefasızlığı nedeniyle çok kızgın olduğumu; ama buna rağmen Nermin Abadan Unat‘ın sağlığında İzmir’in vefa borcunu ödeyebilmesi için uzunca bir süredir elimden geleni yapmaya çalıştığımı ama henüz başarılı olamadığımı biliyordu.

Ayrıca bu kentte, kendilerine defalarca Nermin Abadan Unat‘la ilgili kitapları verip hatırlatmış olmamıza karşın; açtıkları kadın müzesinde ya da İzmir’in yetiştirdiği kadınlarla ilgili kitaplarda bu büyük değere yer vermeyen , onu anımsamayan; hatta bilmeyen valiler, kaymakamlar, belediye başkanları, hukukçular, Atatürkçüler ve yetiştirdiği binlerce öğrencisi olduğunu da biliyordu…

Resim1

Nermin Abadan Unat atadan babadan İzmirli bir ailenin kızı. Babası İzmir’in Bosna asıllı zengin incir, üzüm ve tütün ihracatçılarından Mustafa Süleymanoviç, amcası Altay Spor Kulübü’nün kurucularından Sabri Süleymanoviç, annesi de Macar Baronesi Elfriede Karwinsky

1996 yılında yazdığı “Kum Saatini İzlerken” kitabı ile 2010 yılında Sedef Kabaş tarafından hazırlanan “Hayatını Seçen Kadın – Hocaların Hocası” kitabında yazıp anlattığına göre, babasını kaybettikten sonra henüz 14 yaşında iken annesi ile birlikte yerleştiği Budapeşte’den Mustafa Kemal Atatürk‘ün Türkiye’deki kız çocuklarını ücretsiz okuttuğunu duyarak Türk elçiliğine gidip babasının Türk olduğunu ve Türkiye’ye gidip okumak istediğini söyleyen, sonrasında da Türk elçiliğinin yardımıyla İzmir’e gelip amcasının yanında İzmir Kız Lisesi’nde okuyan, o yaşlardan bu yana yüreğinde Mustafa Kemal Atatürk sevgisini koruyup çoğaltan bir insan. Nitekim ilk evliliğini yaptığı ülkemizin ünlü bilim insanı Prof. Dr. Yavuz Abadan‘dan olan oğluna Mustafa Kemal adını koyan sıkı bir Kemalist.

İzmir Enternasyonal Fuarı’nın açıldığı 30’lu yıllarda İzmir’e gelen her yabancı heyete bildiği dört dille rehberlik yapan, para kazanıp amcasına yük olmamak için çevresindekilere yabancı dil dersleri veren; o nedenle de İzmir’de “Macar Nermin” adıyla tanınan bir genç kız.

Ardından İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Ulus gazetesi yazarlığına başladığı dönemde Yavuz Abadan‘la evlenmesi, o tarihlerdeki adıyla Ankara’daki Siyasal Bilgiler Mektebi’ne giren ilk kadın asistan, ilk kadın doçent ve ilk kadın profesör olması, “halkla ilişkiler“, “göç“, “kadın“, “kamuoyu” ve “siyasal partiler” gibi bir çok kavramı Türkiye ile tanıştıran başarılı bir bilim insanı.

Üniversitede yetiştirdiği binlerce öğrenci, kurduğu ve müdürlüğünü yaptığı Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu, OECD, ILO ve FAO gibi uluslararası kuruluşlara danışmanlık yaptığı yıllar, parlamentoda kontenjan senatörü olarak çalıştığı 1978-1980 yılları arasındaki dönem, “Türk Toplumunda Kadın“, “Göç ve Gelişme“, “Batı Almanya’daki Türk İşçileri ve Sorunları” gibi kadınları, göçmen işçileri ele alan önemli yayınlar, yüzlerce bilimsel makale, Avrupa Konseyi’nin Kadın-Erkek Eşitliği Komisyonunda Türkiye adına üyelik ve ikinci başkanlık yaptığı 1978-1993 dönemi, Uluslararası Siyaset Bilimi Derneği’nin ikinci başkanlığını yaptığı 1967-1970 arasındaki yıllar, Federal Almanya Cumhurbaşkanı’nın 1978 yılında verdiği yüksek Liyakat (Hohes Verdienst Kreuz) nişanı, yurt içinde ve dışında birçok kurumun, üniversitenin verdiği diğer ödüller, Avrupa’da, Amerika’da birçok üniversitede yaptığı görevler….

Benim 1974-1980 dönemindeki lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimim sırasında en güvendiğim ve sevdiğim hocam, 1976 yılında Türkiye’de ilk kez yapılan kamuoyu araştırması sırasında bilimsel bir araştırmanın nasıl yapılacağını öğreten, “sözcükleri “dır” ya da “dir” şeklinde bitirmememi öğütleyen, lisans ödevi olarak “Çocuğun Politik Sosyalizasyonu” isimli Türkiye’de ilk kez yapılmış bir çalışmayı gerçekleştirmemi sağlayan, 2000 yılında İzmir’de düzenlediğimiz “Uluslararası Sivil Toplum Kuruluşları Sempozyumu“nda İzmir Kız Lisesi’nden sıra arkadaşı Prof. Dr. Mübeccel Kıray‘a vereceğimiz plaketi almak amacıyla İzmir’e gelip sahneye çıktığında o eski öğrencisini “nesli tükenmiş öğrenci” olarak tanıtıp yüzümü kızartan “anne yarısı” bir hoca…

O, bugün 97 yaşında koskocaman bir Cumhuriyet çınarı….

O, bugün dipdiri zekasıyla ülkemiz ve dünya hakkında gerçekçi analizler yapıp çözümler üreten bir Cumhuriyet aydını…

Ama ne yazık ki, İzmir ve onun yöneticileri, ona şu yaşına kadar İzmir ve Türkiye için yaptıkları için teşekkür bile etmedi, vefa borcunu ödemek adına bir vesile bile yaratmadı…

380

Bugün onu, 68 yıl önce yazdığı eski bir kitap vesilesiyle anımsadık…

Yarın ise ona değer verdiğimizi göstererek gönlünü alacağımız bir güne uyanmayı umuyoruz…


Yine benim üç yıl hocam olan İlber Ortaylı‘nın 3 Ekim 2010 tarihinde “Türklüğü Seçen Nermin Hoca” başlığıyla Milliyet gazetesinde yazdığı yazıyı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz: http://www.milliyet.com.tr/turklugu-secen-nermin-hoca/ilber-ortayli/pazar/yazardetay/03.10.2010/1296558/default.htm

Unutkanlığın bir soygun nedenine dönüşmesi…

Ali Rıza Avcan

18 Şubat 2018 tarihinden bu yana Aliağa-Selçuk güzergahında çalışan İZBAN hattında uygulanan “Artı Para Sistemi” içerdiği haksızlıklar nedeniyle İzmir kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.

Artı Para Sistemi” adıyla anılan bu sistem,

 Sosyo-ekonomik açıdan birbirinden farklı düzeylerde olan kentin değişik bölge, ilçe, semt ve mahalleleri arasındaki eşitsizlikleri dikkate almayışı; bu nedenle sosyal belediyecilik anlayışından uzak olması,

• Dar gelirli emeklilerle yoksulların, öğrencilerin ve uzun mesafeler arasında işe gitmek zorunda olan işçi ve emekçilerin ekonomik sıkıntılarını zorlaştırması,

 25 kilometreyi aşan mesafelerde % 270’e ulaşan bir zammı içermesi,

 Kullanılan kartlarda en az 10,60 liralık bir bakiyenin mevcudiyetinin aranması, aksi takdirde yolcunun ulaşım hakkından yararlanamaması,

• Karttaki en az bakiye miktarının yükseltilmesi nedeniyle belediyenin ve dolayısıyla İzmirim Kart uygulayıcısı Kartek şirketinin haksız kazanç elde ediyor olması,

 Yolcuların bloke edilen paralarının çözülmesi için ek bir çaba ve zaman gerektirmesi,

 Arkadaşlar ya da aile üyeleri arasında kartın birden fazla kullanılması suretiyle ortaya çıkan dayanışma ilişkilerini bozması,

 Sistemin katılımcı bir süreç izlenmeden ve halkın görüşü alınmadan, adeta bir emr-i vaki olarak uygulamaya konulması

gerekçeleriyle yoğun eleştirilere konu oluyor.

İZBAN-4-2-691x967

Bugün bizim gündeme getireceğimiz diğer bir eleştiri konusu ise, insani bir durum olan unutma hali nedeniyle belediyenin nasıl haksız bir kazanca sahip olmak istediğiyle ilgili olacak.

İZBAN istasyonlarında dağıtılan ve İZBAN’a ait http://www.izban.com.tr isimli İnternet sayfasında konulan turuncu, bej ve beyaz renklerle tasarlanmış “Artı Para Sistemi” başlıklı el ilanında bize yöneltilen soruların arasında şöyle bir soru var:

Bakiye blokajımı kaldırmazsam ne olur?

Bu soruya verilen yanıt ise kelimesi kelimesine aynen şöyle:

İlk binişinizi takiben 3 SAAT içerisinde blokajı kaldırmadığınız takdirde, sonrasında, herhangi bir blokaj kaldırma işlemi yapılmaz

Evet, siz İZBAN’dan indikten sonra unutmanız ya da blokajı yine aynı istasyondan daha sonra çözerim dediğinizde, karşınıza İZBAN’a indiğiniz anda başlayan 3 saatlik bir işlem süresi çıkartılıyor. 

Örneğin sabah saat 08.01’de Aliağa istasyonundan İZBAN’a binip, web sayfasında yazılı normal yolculuk süresine göre sabah saat 09.03’de Alsancak istasyonuna vardığınızda, size tanınan 3 saatlik süreden 1 saat 2 dakikalık yolculuk süresini düşerek bulacağınız 1 saat 58 dakikalık sürede blokajı çözme işlemini aynı istasyonda yapmanız ve -tabii ki- bunu unutmamamız koşuluyla…

Resim1Resim2

Evet, kartınıza konulan blokajı İZBAN’a bindiğiniz anda başlayan 3 saatlik süre içinde herhangi bir nedenle; örneğin blokajı çözmeyi unuttuğunuz takdirde geri almanız gereken tutar belediyeye gelir yazılıyor. 

Bu şekilde yolcuların unutup gitmesi nedeniyle çözemediği paralara 3 saatten daha az bir zamanda el konulup İZBAN geliri olarak kabul edilmesi insani ve ticari ahlaka, insafa ve sosyal adalete; kısacası insan olmakla ilgili her türlü değer, ilke ve inanca aykırı bir eylem olmakla birlikte; ayrıca, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sebebsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri” başlığını taşıyan 3. ayırımındaki 77 . madde ile izleyen madde hükümleri uyarınca sebebsiz zenginleşmeden doğan soygun niteliğindeki bir suçun haksız kazancıdır.

Bankalardaki hesaplarda unutulan paraların ya belediye toplu ulaşım araçlarında unutulan kayıp eşyaların bile daha uzun süreler içinde iade edildiği günümüz koşullarında, unutulması nedeniyle çözülmeyen bloke paranın bu şekilde gasp edilmesi, aslında kendi hemşehrisine güvenmeyen, onun cebindeki paraya göz koyan fırsatçı bir belediye yönetiminin en son icraatı olarak kabul edilmelidir. 

pickpocket

Oysa aklı başında olan, hemşehrisinin cebindeki paraya göz koyup onu gasp etmek yerine onun üreyip çoğalması için çabalayan bir belediye yönetiminin yapması gereken tek şey, bloke edilen bu paranın her zaman ve koşulda, örneğin ilk İZBAN yolculuğunda tahsil edilecek yolculuk bedeli olarak mahsup edilmesi olabilirdi.

Ama tabii ki bütün bu akılcı çözümlerin aslında hemşehrisinin iyiliğini isteyen bir belediye yönetiminin yapacağı bir iş olduğunu bilerek… 

Belediyelerin verilen ödül, bayrak ve unvanlarla ilişkisi…

Ali Rıza Avcan

Yıllar önce, belediyelere eğitimler verip danışmanlık yapan özel bir kurum, Antalya’daki beş yıldızlı bir otelde düzenlenen törenle Konak Belediyesi’nin o tarihlerde açtığı oyun ve oyuncak müzesi için birincilik ödülü vermiş ve bu haber İzmir’deki yerel basında en üst köşelere taşınarak hem müzenin danışmanı yazar hem de o dönemin belediye başkanı övgülere boğulmuştu.

Benim tepkim ise, bu ödülü veren kuruma bir yazı yazarak ödülü hangi kriterlere göre verdiklerini ve buna karar veren jürinin kimlerden oluştuğunu sormak olmuştu.

Çünkü ödül verilmesi için önceden belirlenmiş kriterlerle bu konuda değerlendirme yapacak bir jürinin mevcut olmadığını, bu ödülün daha sonraki tarihlerde ortaya çıkacak “al gülüm-ver gülüm” ilişkileriyle ete kemiğe bürüneceğini tahmin ediyordum.

Ayrıca açılan müzenin bu ödülü hak edecek özelliklere sahip olmayı bırakın, müze olmasını sağlayacak birçok koşula sahip olmadığını biliyordum.

İlerleyen tarihlerde beni haklı çıkaran bu olay bugün geçmişte kalmış olmakla birlikte; kamu kurumları, özellikle de belediyeler düzeyinde ortaya çıkan bu danışıklı dövüşüklü ödül verme ya da alma komedisinin hiç bir değişikliğe uğramadan bugüne kadar devam ettiğini görmekteyiz.

Bu durum, -ne yazık ki- bazen sağlanan menfaatler karşılığında, bazen de ulusal ya da uluslararası kuruluşların hiçbir kritere bakmaksızın özensiz bir şekilde sağa sola ödül dağıtması şeklinde gerçekleşiyor…

ELDW 2017 Raporu_Sayfa_01

Bu durumun karşımıza çıkan en son örneği ise, yakın zamanda Karşıyaka Belediyesi’nin Avrupa Konseyi tarafından verilen “12 Yıldız Şehir” bayrağını dördüncü kez alması suretiyle gerçekleşti.

Karşıyaka Belediyesi, izleyip anlayabildiğimiz kadarıyla bu bayrağı dördüncü kez aldığı için sevinirken diğer yandan da hem Karşıyaka’nın bir Avrupa şehri olduğu, hem de kendisinin sunduğu hizmetlerle tüm Avrupa belediyelerine örnek olduğu algısını basın yoluyla güçlendirmeye çalıştı.

Oysa hepimiz, özellikle de Karşıyaka’da yaşayan bizler, yaşadığımız coğrafyanın ülkemizin en gelişmiş ilçelerinden biri olduğunu bilmekle birlikte; Avrupa standartlarında bir kent olmadığını, başta belediye yönetimi olmak üzere yaşam kalitesi açısından bir Avrupa kentinin oldukça gerisinde olduğunu biliyoruz.

Ama yine de birileri çıkıp sizin kentiniz bu yıl Avrupa’nın 12 yıldız kentinden biridir diyerek yaşadığımız gerçekleri saptırmaya ve bizi kandırmaya çalışıyor… Hem de bunu üst üste dört kez aldığı uluslararası bir bayrakla kanıtlamaya çalışarak…

Şimdi bu durumda, dönüp kendi kendimize “söylendiği gibi gerçekten bir Avrupa kenti miyiz?” ya da “Avrupa kentlerinin sahip olduğu özelliklere sahip bir ilçe miyiz?” diye sormamız gerekiyor.

İsterseniz bu durumu bir dizi gelişmişlik göstergelerine filan bakmadan, bilimsel bilgi ve verileri incelemeye kalkmadan Karşıyaka Belediyesi’ne dört kez üst üste bu bayrağı veren Avrupa Konseyi’nin 2010 yılından bu yana ülkemizdeki hangi belediyelere aynı bayrağı verdiğini araştırarak belirlemeye çalışalım.

Böylelikle, Karşıyaka Belediyesi’nin “Avrupalılık” anlamında ülkemizdeki hangi belediyelerle aynı düzeyde görüldüğünü de anlamaya çalışalım.

phpThumb_generated_thumbnailAvrupa Konseyi tarafından 2010 yılından bu yana Avrupa’daki hangi belediyelere “12 Yıldız Şehir” (12 Star City) bayrağının verildiğini gösteren European Local Democracy Week (ELDW) yıllıklarına göre bayrak almaya hak kazanan belediyelerimiz;

2010 yılında Antalya, Tarsus, Muğla ve Seferihisar belediyeleri,

2011 yılında Gaziantep, Gebze, Lüleburgaz, Muğla, Tarsus ve Büyükçekmece belediyeleri,

2012 yılında Büyükçekmece ve Lüleburgaz belediyeleri,

2013 yılında Büyükçekmece, Keçiören ve Ordu belediyeleri,

2014 yılında Büyükçekmece, Karşıyaka, Ortahisar, Sultanbeyli,

2015 yılında Antalya, Büyükçekmece, İzmir, Kadıköy, Karşıyaka ve Lüleburgaz belediyeleri,

2016 yılında Beşiktaş, Büyükçekmece, İzmit, Kadıköy, Kahramankazan, Karşıyaka, Lüleburgaz ve Safranbolu belediyeleri,

2017 yılında Ahmetbey, Beşiktaş, Büyükçekmece, Edremit, İzmit, Kadıköy, Kahramankazan, Karşıyaka, Lüleburgaz ve Rize belediyeleri.

Bu listeden de görüleceği gibi, Karşıyaka Belediyesi 2014, 2015, 2016, 2017 yıllarında üst üste dört kez “12 Yıldız Şehir” bayrağını almakla birlikte Lüleburgaz Belediyesi  2011-2017 döneminde beş kez, Büyükçekmece Belediyesi de 2011-2017 döneminde üst üste yedi kez aynı bayrağı almaya hak kazanmıştır.

Bu durumda aynı bayrağı defalarca alan Büyükçekmece, Lüleburgaz ve Karşıyaka belediyelerinden hangisi diğerine göre daha fazla Avrupalıdır diye sormamız gayet mantıklı bir iş olacaktır.

Başka bir açından da, 2017 yılında “12 Yıldız Şehir” bayrağını kazanan belediyeler arasında Karşıyaka Belediyesi dışında Ahmetbey ve Kahramankazan gibi Avrupalılığı şüphe götürmeyen (!) belediyeler de bulunduğuna göre; “şimdi Ahmetbey ya da 15 Temmuz Darbe girişimiyle ‘kahraman’ unvanını alan Kazan Belediyesi, Avrupalı olma anlamında Karşıyaka ile aynı düzeyde midir?” diye sormamız da bu bayrak verme işinin ne ölçüde ciddiye alındığını net bir şekilde ortaya koyacaktır.

Bütün bu sorulara verdiğimiz yanıtlar ise, Avrupa Konseyi tarafından verilen boş formlara yazılıp çizilen yalan yanlış bilgiler ya da taahhütler üzerinden uygun görülen bu tür bayrakların ne ölçüde adil, anlamlı ve gerçekçi olduğunu ortaya koyacaktır…

avrupa-nin-12-yildiz-sehri-odulu-4-kez-karsiy-10562424_o

Çünkü, çoğu kez ulusal ya da uluslararası bir ödül ya da unvanı, hangi gerekçe ile kimden aldığınız kadar, o ödül ya da unvanı kimlerle birlikte aldığınız ya da bu ödül ya da unvan sayesinde kimlerle aynı düzeye konulduğunuz da, o ödülün, bayrağın ya da unvanın anlam ve önemini ortaya koyan en gerçekçi kriterlerden biri olarak kabul edilir.

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi (3)

Ali Rıza Avcan

26 Ocak ve 7 Şubat 2018 tarihlerinde yayınlanan bu yazı serisinin ilk iki bölümünde 2016 yılı içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesinin tanıtımını yaparak “Önsöz“, “Sunuş” ve “Küçük Menderes Havzası’nın Yapısal Durumu” bölümlerindeki eksiklik ve yanlışlıkları göstermeye çalışmıştık. 

55292

Bugün ise bu strateji belgesinin hazırlanmasında bir araştırma ve katılım yöntemi olarak kabul edilip uygulanan katılım yöntemleriyle ilgili tespit, değerlendirme ve yorumlarımızı sizlerle paylaşacağız:

Bunu yaparken de uygulanan araştırma ve katılım yöntemlerinin, araştırılıp ortaya konulmak istenen ekonomik, toplumsal ve kültürel verilerin geçerlilik ve güvenilirliği açısından çok önemli olduğunu hatırlatıp; bu süreç içinde yer alan her bir kurum temsilcisi ya da bireyin, geldikleri bölge, ilçe ve kurumdakileri temsil etme ve onlarla ilgili gerçek ve sağlıklı bilgileri doğru bir şekilde yansıtma beceri ve yeteneğine sahip olup olmadıklarına bakmaya çalışacağız.

Aksi takdirde, böylesine önemli bir strateji çalışmasına temel olan önemli saha bilgilerinin, yeterli, doğru ve sağlıklı bilgiye sahip olmayan ve temsil yeteneği bulunmayan temsilciler/katılımcılar eliyle nasıl farklı ve yanlış yerlere gidebileceğini göstereceğiz.

s201762

İşe önce gerçek katılımcı sayısı ile başlayalım…

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu çalışmaya toplam 867 kişinin katıldığını belirtilmekte birlikte; çalışmanın yer aldığı yayın ekindeki isim listelerinin ayrıntılı şekilde incelemesi sonucunda bu sayısının 637 olduğu anlaşılmaktadır.

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi çalışmaları için havzada yer alan 8 ilçede (Bayındır, Beydağ, Kiraz, Menderes, Selçuk, Ödemiş, Tire ve Torbalı) düzenlenen halk çalıştaylarına toplam 566, uzman paneline toplam 80, yine ilçeler düzeyinde yapılan ufuk tarama çalıştaylarına toplam 137 olmak üzere toplam 783 kişi katılmış olmakla birlikte; aynı kişilerin bu çalıştay ve panellere birden fazla katılmış olması nedeniyle gerçek sayının 637 olduğu anlaşılmaktadır. 

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi çalışmasında doğru araştırma yöntemlerinin kullanılması ve katılımcıların geldikleri ilçe ve kurumları temsil edebilmeleri açısından önemli olan diğer bir husus ise, 8 ilçe bütününde ele alınan bir çalışmada her bir ilçenin diğer ilçelere göre kendi ağırlıkları ölçüsünde temsil edilme düzeyine sahip olabilmesidir.

Bu gereklilik, doğru araştırma yöntemlerinin uygulandığı diğer birçok çalışmada araştırma birimi olan ilçelerin nüfuslarının, yüz ölçümlerinin ya da sahip oldukları mahalle ya da köy sayılarının veya bunun dışında kalan başka objektif kriterlerin uygulanması suretiyle yapılacak bir mukayese çalışması çerçevesinde sağlanır.

Oysa çalışma kapsamına giren ilçelerin nüfuslarını, yüz ölçümlerini ve sahip oldukları köy ya da mahalle sayılarıyla katılımcıların toplam sayısını ve bunların geldikleri kurumlara göre dağılımını gösteren aşağıdaki çizelgede, katılımcıların ilçeler arasında nüfuslarını, kapladıkları alanı ya da sahip oldukları mahalle/köy sayısını veya geçerli başka bir kriteri dikkate alarak bir mukayese yapılmadığını, bu anlamda ilçeler düzeyindeki katılımın adil olmayan bir dağılım gösterdiği görülmektedir.

Küçük Menderes Katılım

Bu çizelgeden de görüldüğü gibi Torbalı ilçesi Ödemiş’ten daha fazla nüfusa sahip olduğu halde katılımcı sayısı ve oranı açısından Ödemiş kadar şanslı olamamış; hatta neredeyse Ödemiş katılımcı sayısının yarısının altında bir temsile sahip olmuştur.

Aynı adaletsiz dağılım, katılımcı türleri açısından da yaşanmış; kamu görevlilerinin toplam katılımcılar arasındaki oranı Selçuk ve Beydağ ilçelerinde % 40’lara ulaşırken bu oran Ödemiş ilçesinde % 17’ye düşmüş; muhtarların toplam katılımcılar arasındaki oranı Tire’de % 44’e, Menderes ve Torbalı ilçelerinde de % 34’e kadar yükselirken Kiraz ve Beydağ ilçelerinde % 12’ye, Selçuk ilçesinde de % 8’e kadar düşmüştür. 

İlçeler ve katılımcılar düzeyindeki bu adil olmayan dağılım adeta, çalıştaylara kapının önünden geçen herkesin katıldığı gibi izlenim yaratmakta; bunun doğal bir sonucu olarak da katılım sürecinin yeterince iyi yönetilmediğini ortaya koymaktadır. 

s400050

Katılım süreci ile ilgili bilgi ve verilerin incelenmesi sırasında karşımıza çıkan diğer ilginç bir sonuç ise, çalışma kapsamındaki yedi ayrı ilçede hiçbir parti temsilcisi halk çalıştaylarına katılmadığı halde Ödemiş’te ilk kez Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ilçe temsilcilerinin 6 kişilik bir grupla çalıştaya katılmış olmasıdır. 

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi çalışmasını, daha önceki Gediz-Bakırçay Havzası strateji çalışmasıyla karşılaştırdığımızda ortaya çıkacak diğer önemli bir farklılık, ilçe belediyelerinin belediye başkanı, başkan vekili ya da başkan yardımcısı yerine daha alt düzeylerde katılım göstermiş olmasıdır. Bu kapsamda Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi çalışmalarına Dikili belediye başkanı, Foça belediye başkan vekili ve Menemen belediye başkan yardımcısı gibi üst düzeylerde katılımlar olurken, bu son çalışmada yer alan sekiz belediye başkanından ya da vekillerinden hiçbirinin halk çalıştaylarına katılmayarak daha alt düzeylerde katılımcı göndermiş olmaları bu durumun en somut örneğidir.

Aslında bu durum, Küçük Menderes Havzası özelinde Ödemiş ve Torbalı, Gediz-Bakırçay havzası örneğinde de Kemalpaşa ve Aliağa gibi Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının görevde olmadığı ilçelerde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan bu çalışmalar konusunda karşımıza çıkan bir ilgisizliğin; hatta çalışmalara katılmıyor ya da desteklememe gibi sorunların yaşanıyor olduğunu ortaya koymaktadır.  

suriyelilerrrr

Bu ilgisizlik ve katkıda bulunmama halinin nedeni ise, muhtemelen İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından sorunlu bir katılım süreci sonunda ortaya çıkan; ancak bu haliyle bir plan mı yoksa başka bir şey mi olduğu belli olmayan bu tür belgelerle, yönetiminde Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının bulunmadığı ilçelerde, belediye yönetimini tekrar ele geçirmeyi amaçlayan siyasi bir çalışmanın yapılıyor olmasını fark etmeleri olabilir…

Devam Edecek…

Kültürpark’ı demokratik ve katılımcı bir modelle yönetmek…

Ali Rıza Avcan

Kültürpark, İzmir kentinin tam ortasında; tarihi, doğal ve kültürel özellikleriyle önemli bir bir değer…

İzmir’i İzmir yapan ve İzmir denilince ilk akla gelen değerlerin başında yer alan; bu nedenle de devamlı koruyup geliştirmememiz gereken bir kültürel miras… 

Gün geçtikçe çoğalan ve yükselen binaların ortasında barındırdığı zengin bitki ve hayvan varlığıyla kente soluk aldıran yeşil bir vaha…

Kültürpark

Haliyle bu kadar önemli bir değeri, yurt dışındaki benzerleri gibi koruyup geliştirmemiz; bunu sağlamak için de halkın katılımıyla birlikte inceleme ve araştırmalar yaparak çözümler üretmemiz gerekiyor….

Çağımızın gelişip değişen koşulları çerçevesinde, Kültürpark’ın yönetiminde de yeni teknolojik olanakların yanında aktif katılıma ve çoğulculuğa ağırlık veren demokratik yöntemleri yaşama geçirmemiz gerekiyor….

Şimdi artık, eskiden olduğu gibi Kültürpark’ı fuarcılık anlayışı ile şekillendirip tahrip eden bir fuarcılık şirketine vermek mümkün olmadığı gibi; buranın geleceğini eski anlayış ve yöntemlerle çizmek de mümkün değil…

Çağdaş dünya, Hyde Park, Central Park ya da Gorki Park gibi kent parklarını artık katılımcı ve çoğulcu demokrasi pratikleriyle; profesyonel uzmanların bilgi, birikim ve deneyimleriyle sivil toplumun talep ve tercihlerini birleştirerek halkla birlikte yönetiyor.

Parklar, bahçeler ve diğer yeşil alanların yönetimi, eskiden olduğu gibi hiyerarşik bir yönetim yapısı içinde belediye başkanı ve ona bağlı köhne bir yönetim yapısıyla değil; demokratik yatay örgütlenme anlayışı çerçevesinde yeşil alan yönetiminde bilgili uzmanların, akademisyenlerin, halkın ve onun örgütleriyle birlikte daha dinamik, verimli, etkin ve çağdaş bir yönetim anlayışıyla gerçekleştiriliyor.  Hatta böyle bir yönetim modelinin nasıl oluşturulacağı bile kentte yaşayan insanlara, meslek örgütlerine ve sivil topluma soruluyor, onların katkısı alınmadan adım bile atılmıyor.

Kentteki tüm yeşil alanların, konuyla ilgili tüm tarafların eşit temsil ilkesiyle yer aldığı demokratik kurumlarla birlikte, bütünleşik bir şekilde yönetilmesine; bu süreçte doğrudan doğruya halkın ve onun örgütlerinin görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerinin dikkate alınmasına çalışılıyor.

Geçtiğimiz yıllarda Kültürpark’tan sorumlu İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı Funda Erkal ile yaptığımız bir görüşmede, İzfaş’ın Gaziemir’deki Fuar İzmir alanına taşınması sonrasında tüm Kültürpark’ın yönetimi için ayrı bir şube müdürlüğünün oluşturulacağı ve bu müdürlüğün görev, yetki ve sorumluluklarının özel bir çalışma ile belirleneceği, hazırlanacak olan hizmet yönetmeliğinde belediye birim ve yöneticileri dışında belediye dışından meslek örgütleriyle sivil toplum kuruluşlarının da yer alacağı haberini alarak sevinmiştik.

Kültürpark 105 - Kıvılcım Güngörün
Fotoğraf: Kıvılcım Güngörün

Bu görüşme sonrasında, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 14 Aralık 2016 tarihli “Kültürpark’ta yeni dönem” başlıklı haberinden (1) öğrendiğimize göre, hazırlanan yeni yönetim modeline göre, Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı çatısı altında hizmet verecek olan Kültürpark Şube Müdürlüğü, Kültürpark’taki çalışmaların tek elden yürütülmesi, diğer birimlerle iletişiminin sağlanması, oluşabilecek aksaklıkların giderilmesi ve bakım-onarım hizmetlerinin takibini sağlayacak; alandaki kültür-sanat etkinliklerine yardımcı olmak üzere oluşturuldu ve müdürlük kadrosuyla diğer kadrolara atamalar yapıldı. 

Yine aynı haberden, Kültürpark’ın “İzmirlilerle birlikte” geleceğe taşınması adına “Kültürpark Danışma Kurulu” adı altında toplumun geniş bir kesiminin temsil edileceği yeni bir oluşum için de hazırlıklara başlandığını, bu kurulun, Batı örneklerinde olduğu gibi, Kültürpark’ın işletilmesine yönelik karar ve uygulamalarda etkin olacağını öğrendik.

Bu haberi okuduğumuz tarihten tam 1 yıl 2 ay sonra İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin, 12 Şubat 2018 tarihli oturumunda aldığı kararlarını baktığımızda, yeni kurulan Kültürpark Şube Müdürlüğü nedeniyle Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı ‘na ait “T.C. İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliği“nin güncellenmek amacıyla E.32677 kayıtnumarası ile İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Hukuk Komisyonu’na havale edildiğini fark ettik.

Şimdi bu durumda, -şayet başka bir olağanüstü bir gelişme olmazsa- İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Mart ayı toplantılarından birinde Hukuk Komisyonu’nca incelenmiş olan yönetmeliğin son hali, onaylanmak üzere İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’ne gelecek ve belki de konu ile ilgisi olan meslek örgütleriyle sivil toplum kuruluşlarının haberi dahi olmadan yürürlüğe girecek.

Anlaşılan odur ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi her zaman olduğu gibi İzmir’in önemli bir tarihi, doğal ve kültürel değerinin yönetimi için -her zaman olduğu gibi- konunun taraflarına ve halka danışmadan, onların görüş, düşünce, öneri, talep ve şikayetlerini almadan kendi bildiğince ve “ben yaptım, oldu” mantığıyla bir yönetmelik hazırlayarak uygulamaya koymuş olacaktır.

Kültürpark 023

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Hukuk Komisyonu’na havale edilen yönetmelik taslağında şayet, önceden söylendiği gibi Kültürpark’ın yönetimi ile ilgili bir Danışma Kurulunun oluşturulması önerisi yer alıyorsa; bu kurula üniversitelerin ilgili bölümlerinden gelecek akademisyenlerin yanında Peyzaj Mimarları, Ziraat Mühendisleri, Şehir Plancıları ve Mimarlar Odası temsilcileriyle İzmir ve Konak kent konseylerinin ve Doğa Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarının dahil edilmesi sağlanmalı; yönetmelik, aynen New York’taki Central Park, Londra’daki Hyde Park ya da kuruluşu sırasında örnek alındığı bilinen Moskova’daki Gorki Park gibi halkın ve onun örgütlerinin yönetime daha etkin ve aktif katılımı sağlayacak şekilde düzenlenmelidir. 


(1) https://www.izmir.bel.tr/en/News/kulturparkta-yeni-d0nem/22080/162

 

Toplu ulaşımla ilgili kararlar, halkla birlikte verilmelidir…

Ali Rıza Avcan

Karşımızda, 14 Kasım 2006 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı’na bağlı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından % 50 – % 50 sermaye payı ile kurulmuş ve sermayesi 10 Ocak 2018 tarih, 51.6 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararı ile 615.000.000 liraya çıkarılmış bir sermaye şirketi var.

Şirketin tam adı, İZBAN – İzmir Banliyö Taşımacılığı Sistemi Ticaret Anonim Şirketi şeklinde.

Yönetim kurulu; yönetim kurulu başkanı murahhas üye Zeliha Gül Şener, yönetim kurulu başkan yardımcısı murahhas üye Özkan Dalbay, yönetim kurulu murahhas üyeleri Ahmet Ataşçı, Güler SAĞIT, Sönmez Alev, Yıldız Devran, Mehmet Seçkin Mutlu ve Selim Koçbay‘dan oluşuyor. 

Şirketin denetimini ise diğer belediye şirketlerinde olduğu gibi merkezi İstanbul’da olan Aren Bağımsız Denetim ve S.M.M. A.Ş. yapıyor.

İZBAN’da şirketin verdiği bilgilere göre 30.11.2017 tarihi itibariyle toplam 391 kişi çalışıyor.

30 Ağustos 2010 tarihinde yolculu ön işletmeye başlayan İZBAN, 135,54 kilometre uzunluğundaki güzergâhta 40 istasyon ve toplam 219 adet vagonla hizmet vermekte olup; taşınan yolcu sayısı ile ilgili verilerle yaptıkları anketlerin sonuçları kamuoyu ile paylaşılmamakta.

whatsapp_image_2018-02-12_at_08.47.23_0

İZBAN tarafından yayınlanmayan istatistik verileri zaman zaman İZBAN haber ve tanıtımlarında, yaptıkları hizmetin başarısını göstermek amacıyla kullanılmaktadır. Bu haberlerden, İZBAN’ın 2016 yılında toplam 88 milyon, açıldığı günden 3 Kasım 2017 tarihine kadar da toplam 500 milyon yolcu taşıdığını öğrenmekle birlikte; bu verileri yıl, ay, gün, yolcu türleri, istasyonlar, hatlar ve mesafeler gibi farklı değişkenler itibariyle öğrenmemiz -ne yazık ki- mümkün olmamaktadır.  

Ancak TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Demiryolu Sektörü Raporu 2016 verilerine göre, İZBAN’ın 2011 yılında 35.437.833, 2012 yılında 50.360.607, 2013 yılında 61.204.688, 2014 yılında 75.195.878, 2015 yılında 87.441.755, 2016 yılında da 87.593.152 yolcu taşıdığı; yolcu taşımacılığındaki gelişme açısından 2015 ve 2016 yılları arasında belirgin bir artışın gerçekleşmediği görülmektedir. (1) 2017 yılında taşınan yolcu sayısı ise, 2 Ocak 2018 tarihli İnternet gazetesi haberlerine göre 98 milyon civarındadır. (2)

Ayrıca İZBAN’ın İnternet sitesindeki (www.izban.com.tr) “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde sadece şirket türü, Mersis numarası, ticaret sicil memurluğu ve numarası, ticaret unvanı, adres, iletişim bilgileri, taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarları, tescil tarihi, vergi dairesi ve numarası gibi şirketle ilgili genel bilgilerle yönetim kurulu üyeleri ve şirketi denetleyen şirketle ilgili bilgilere yer verildiği, aynı bölümün “belge görüntüleme” kısmında ise 16.06.2015, 29.03.2016 ve 11.04.2017 tarihli son üç olağan genel kurulun tutanaklarına yer verildiği; ancak şirketin mali durumunu gösteren kar-zarar tabloları ile bilançolarının bu bölüme eklenmediği görülmüştür.

Belge görüntüleme” kısmına eklenen olağan genel kurul kararlarında ise çoğu kez karar verilen konunun ayrıntılarına yer verilmeyişi nedeniyle, şirket dışına bilgi sızdırılmaması için özel bir gayretin gösterildiği anlaşılmaktadır.

Bu konudaki tek istisna, 11.04.2017 tarihli genel kurulda alınan bir kararla yönetim kurulu üyelerinin her birine net 2.500 lira düzeyinde aylık ödenmesi ile ilgili karardır. 

Şirketin son üç yılına ait kar-zarar tabloları ile bilançolarının verilmesi talebiyle BİMER kanalıyla yaptığımız başvuruya cevaben gönderilen 01.12.2017 tarihli yazıda ise sadece çalışan bilgisinin verilmesi ile yetinilmiş, istediğimiz diğer bilgilerin verilmesinden kaçınılmıştır.

Bütün bu bilgi ve sergilenen tutumdan da anlaşılacağı üzere, 2006 yılında İzmir’de metro standartlarında raylı sistem banliyö taşımacılığı yapmak amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından % 50 – % 50 sermaye payıyla kurulan İZBAN şirketinin kurulduğu günden bu yana kâr mı yoksa zarar mı ettiğini gösteren bilgi ve belgeler, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 dönemi Stratejik Planında yazılı olan “hesap verebilirlik ve şeffaflık” ve “bilgide erişebilirlik” ilkelerine rağmen “ticari sır” oldukları gerekçesiyle kamuoyundan saklanmaktadır.

Mevcut durum bu şekilde olmakla birlikte, İZBAN işçi ve emekçilerinin alacakları ya da grev gibi istenmeyen durumlar söz konusu olduğunda medya eliyle birbirleriyle çatışan İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü, şimdi sıra gizli bir zammın sistem değişikliği adı altında yürürlüğe konulması söz konusu olduğunda, taraflardan birinin bu zamlardan zarar görecek İzmirliler’i savunmak yerine birbirleriyle uyuşup anlaşmayı tercih ettikleri, işi ile evi arasında uzun yolculuklar yapmak zorunda kalan yoksul, dar gelirli işçi ve emekçilerin, öğrenci ve emeklilerin hakkını korumaya kalkmadığı görülmektedir. 

Her fırsatta sosyal belediyecilik yaptığını iddia eden bir belediye yönetiminin, uzun mesafeler arasında yolculuk yapan hemşehrilerini ucuz ulaşım ücretleriyle rahatlatmayı sosyal bir görev olarak düşünmek yerine; onlardan uzun yolculuk yapıyorsunuz diye daha fazla para talep etmesi aslında yaptığı hizmetin kamu hizmeti olduğu gerçeğini unuttuğunu ya da açık bir şekilde kamu hizmeti yapmaktan vazgeçtiğini göstermektedir.

Bu anlamda, CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin partisinin politika ve programlarına aykırı olarak kamu hizmeti yapmaktan vazgeçtiği ve sosyal belediyecilik anlayışından uzaklaştığı söylenebilir.

Çünkü kamu kaynaklarıyla kurulmuş İZBAN’la diğer belediye şirketlerinin mali durumlarını gösteren bilgi ve belgeleri bizlerden kaçırıp saklamak suretiyle belediyeyi ve onun şirketlerini adeta bir özel şirketin patronu gibi yönettikleri, kamu yararından önce şirket kârlarını düşündükleri ortadadır.

* Oysa bunu yaparken daha fazla para istedikleri uzun mesafe yolcularının sayısı ve yoğunluğu hakkında bizlere doğru bilgiler verip; bu yolcuların şirkete getirdiği mali yükün, kısa mesafe yolcularından elde ettikleri faydadan ya da belediyenin diğer mali kaynaklarından sağlanan olanaklarla karşılanabileceğini göstererek bizleri ikna etmiş olsalardı,

* Oysa daha fazla para talep ettikleri uzun mesafe yolcularına daha ucuz, kolay ve konforlu başka alternatif ulaşım olanaklarını sunabilselerdi,

* Oysa İZBAN’ın bugüne kadar yaptığı zararların gerçek nedenlerini ortaya koyup açıklayabilselerdi,

Kısacası, bir kentin ulaşımı açısından bu kadar önemli olan kararları, halkın gerçek ve aktif katılımını sağlayarak alabilselerdi, muhtemelen sorun bugünkü kadar büyük ve vahim olmayacaktı.

izban-da-arti-para-donemi-basladi-180181

Bu kararı birlikte aldıkları anlaşılan İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü yetkilileri, şayet söyledikleri gibi dürüst ve şeffaf iseler, aldıkları kararın doğru, yerinde, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir karar olduğu iddiasında iseler;

* Mevcut hattaki yolcu ve sefer sayılarıyla gecikme, iptal ve kazalarla ilgili verileri yolcu türlerine, istasyonlara, güzergahlara, kısa ve uzun seyahatlere göre ayrıntılı olarak verip bu değişkenlere göre hesaplanan her bir yolcu türünün maliyetini açıklarlar,

* Bugüne kadar sebep oldukları zararların, geç ya da yanlış yaptıkları yatırımların nedenlerini büyük bir samimiyet içinde ortaya koyarlar ve şirket zarar ederken her bir yönetim kurulu üyesine büyük miktarlarda hazirun ücretleri ödemezler…

Daha doğrusu doğru, sağlıklı verilerle halka hesap verip bütün bu eksiklik ve yanlışlıkları bize fatura etmekten vazgeçerler… 

Biz, kendilerinden “bilgi edinme”, “şeffaflık”, “hesap verebilirlik” ve “bilgiye erişim” gibi demokratik hak ve ilkeler çerçevesinde ticari sırların arkasına gizledikleri gerçekleri açıklayarak İzmir’deki toplu ulaşımla ilgili kararları bizle; yani halkla birlikte almalarını bekliyoruz…


(1) Demiryolu Sektörü Raporu 2016, TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü, Mayıs 2017, s.48

(2) https://www.egehaber.com/izmir/izban-da-2017-rekorlari-h204710.html

 

 

Toplu ulaşım bir haktır!

Ali Rıza Avcan

İzmir il/belediye sınırları içinde, önce Aliağa-Cumaovası arasındaki 79,78 kilometrelik hatta, daha sonra yeni bölümleriyle Selçuk’a kadar uzatılan 135,54 kilometrelik hatta çalışan hızlandırılmış banliyö treni (İZBAN) hizmetinden alınacak ücretin miktarı ve bunun ne şekilde tahsil edileceği hususu İzmir’de şu sıralarda en fazla tartışılan sorunlarından biri…

Hem de belediye yöneticilerinin “zam” yerine, “artı para sistemi” demeyi tercih ettiği bir saptırma ya da yanıltma içinde, hepimizin cebini yakıp zamanımızı alacak yeni bir sorun…

Şu aralarda İzmir’de herkes; özellikle de TKP İzmir Kent Komitesi, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu ve Haziran Meclisleri gibi kurum ve oluşumlar bu sisteme karşı çıkmak için imza kampanyaları düzenliyor, İZBAN istasyonlarında bildiriler dağıtıyor, uzun yolculuklar yapan dar gelirli yoksul kentlilerin aleyhine olan bu uygulamanın başlatılmaması için çaba gösteriyor, mücadele ediyor.  

Çünkü, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 15 Aralık 2017 tarihli kararına göre İZBAN’da 15 Şubat 2018 tarihinden itibaren ulaşımı zorlaştırıp ücretleri arttırmayı hedefleyen yeni bir ücretlendirme tarifesine geçilecek.

DVp_x2DX4AA5sgH

Bu yeni tarifeyle 135,54 kilometre uzunluğundaki ve 40 istasyondan oluşan hatta 25 kilometre üzerindeki yolculuklar için standart ücretlendirme haricinde, gidilen her bir kilometre için 7 kuruşluk ek bir ödemenin yapılması öngörülüyor.

15 Şubat 2018 öncesinde tüm istasyonlarda halka dağıtılan el ilanlarıyla İZBAN’a ait İnternet sitesinde verilen bilgilere göre, “Artı Para Sistemi” adı verilen bu değişikliğin temel özellikleri şunlardan oluşuyor:

Adı “artı para sistemi” ama paranızı çoğaltmayıp azaltıyor…

1. 15 Şubat 2018 tarihinden itibaren, İZBAN’a her binişinizde bundan böyle kartınızda en az 10,60 liralık bir bakiyenin bulunması gerekiyor. Bu durum, şayet kartınızda bu kadar bakiye yoksa İZBAN’a binemeyeceksiniz anlamına geliyor.

Tabii bu yeni sistemin uygulanması durumunda, her bir yolcunun elindeki milyonlarca kartta 10,60 liralık bir limitin bulunması suretiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yeni bir fona sahip olacağını herkes biliyor… Aynen ev sahiplerinin kiracılardan alıp istedikleri şekilde kullandıkları teminatlar gibi….

2017 yılı nüfusu 4.279.677 kişi olan İzmir’de ortalama 2 milyon civarında İzmirim Kart bulunduğunu varsaydığımızda; bu şekilde bloke edilen 21 milyon 200 bin lira gibi büyük bir tutarın sürekli devridaim içinde değişmeyen bir finans kaynağı olarak elde tutulması gibi…

dsc_0078

Adı “artı para sistemi” ama kendisi “artı değer” gibi sömürü kokuyor…

2. 15 Şubat 2018 tarihinden itibaren, İZBAN hattındaki hangi istasyondan binerseniz binin, giriş turnikelerinden geçtiğiniz an kartınızdaki 10,60 liranın tümü bloke edilecek.

Adı “artı para sistemi” ama kendisi “sistem” bile değil…

3. 15 Şubat 2018 tarihinden itibaren, bloke edilen 10,60 lira, bindiğiniz istasyonla indiğiniz istasyon arasındaki uzaklığı dikkate alan bir tarife çerçevesinde ücretlendirildikten sonra şayet geriye kalan bir tutar varsa; bu miktarı indiğiniz istasyondaki artı para terminallerinden geri alabileceksiniz. 

Örneğin, tam abone olarak İZBAN hattının iki ayrı ucundaki Aliağa’dan kalkıp Selçuk’a gittiğiniz takdirde kartınızdaki 10,60 lira, öğrenci ya da 60 yaş grubu abone iseniz 6,07 lira, öğretmen iseniz 7,73 lira bloke edilecek ve 135,54 kilometrelik bu uzun yolculuk sonucunda  Selçuk’a ulaştığınızda bloke edilen paranızın tümü seyahat bedeli olarak ücretlendirildiği için artı para terminallerine gitmenize gerek kalmayacak. 

Şayet Aliağa’dan kalkıp Alsancak’a geliyorsanız yaptığınız 58,55 kilometrelik yolculuk size 5,21 liraya mal olduğu için, geriye kalan 5,39 liranızı kartınıza yeniden aktarmak için Alsancak İstasyonu’ndaki artı para terminaline gitmeniz gerekecek.

Benim gibi çoğu kez Şemikler ve Alsancak arasında gidip geliyorsanız, başlangıçta bloke edilen 10,60 liradan arta kalan 7,74 lirayı yeniden kartınıza aktarmak için ya Alsancak ya da Şemikler istasyonlarındaki artı para terminallerine gitmek zorunda kalacaksınız.

Tabii ki, artı para terminallerine gidip çözülen paranın karta aktarılması işinin ek bir zaman gerektirdiğini, bunun yolcu sayısının yoğun olduğu Alsancak, Halkapınar ve Şirinyer gibi kalabalık istasyonlarda uzun sıralara girmek anlamına geldiğini, bu işlemi o an için unuttuğunuz takdirde size tanınan sürenin 3 saat olduğunu ve bu süreyi de geçirdiğiniz takdirde o paranın üstüne bir bardak su içmek zorunda kalacağınızı bilerek…

Ayrıca kartınızdaki blokajı muhakkak ve muhakkak indiğiniz istasyonda kaldırmanız gerektiğini; şayet bu işlemi başka bir istasyonda yapmaya kalkarsanız, blokajı kaldırma işlemi sırasında sizden tahsil edilecek yolculuk ücretinin indiğiniz istasyona göre değil, geri yükleme işlemini yaptığınız o istasyona göre hesap edileceğini unutmamanız koşuluyla…

Adı “artı para sistemi” ama kendisi aslında bir zarar kapatma operasyonu

4. 15 Şubat 2018 tarihinden itibaren, aynı kartın aynı yolculukta birden fazla kişi tarafından kullanılması mümkün olmayacak. Örneğin turnikeler önünde yeterli bakiyesi olmadığını fark eden bir arkadaşınız için kendi kartınızı bundan böyle kullanamayacaksınız.

izban_zammi_ulasim_hakkinin_gaspidir_h22488_fce68

Kısacası,

18 Şubat 2018 tarihinden itibaren, İZBAN önce sizin cüzdanınıza bakacak ve cüzdanınızda yeterli paranız olduğunu anladıktan sonra size yolculuk hakkı tanıyacak…

Aynen yurt dışı seyahatlerde vize alırken bize bankadaki paramızın miktarını sorup kişisel ve ulusal onurumuzu zedeleyen Batı ülkelerinin yaptığı gibi…

Paran kadar yolculuk” diyecekler…

Bundan böyle bizlere “İZBAN’a cebinde yeterli miktarda paran varsa binersin, yoksa binemezsin” diyecekler…

Böylelikle, kamu hizmeti anlayışıyla değil; kar/zarar hesabıyla hareket eden tüccar belediyeci anlayışıyla hareket ettiklerini gösterecekler…

Böylelikle, toplumcu belediyecilik idealinden nasıl uzaklaştıklarını kanıtlayacaklar…

Böylelikle, kentte yaşayanları “hemşehri” ya da “kentli” değil; “müşteri” olarak gördüklerini sergileyecekler…

Böylelikle, kendi kötü yönetimleri nedeniyle ortaya çıkan zararları ellerini bizlerin ceplerine atarak kapatmaya çalıştıklarını gösterecekler…

O nedenle; şayet yaşadığımız kenti, birlikte olduğumuz insanları; komşularımızı, akraba, eş dost ve arkadaşlarımızı, bu kentte çok düşük ücretlerle çalışanları, emeklileri, kadınları, işsizleri, engellileri,  yaşlıları, çalışan ya da okuyan gençleri seviyor, onların daha uygar, daha konforlu bir ulaşıma sahip olmalarını istiyorsak;

dvlbpqnvmaartgv

Bu bize sorulmadan, fikrimiz, düşüncemiz ve önerilerimiz alınmadan oldu bittiyle ortaya konulan “Artı Para Sistemi“ne, daha doğru bir ifadeyle İZBAN’daki gizli zamlara, kent içi yolculuğu zorlaştıran değişikliklere hep birlikte  HAYIR! diyelim…

Ulaşımda da HAK; HUKUK ve ADALET! diyelim…

Bunun için de tüccar belediye anlayışını önce yaşantımızdan, kentimizden, cadde, meydan ve sokaklarımızdan def edelim !