Sevgili dostum Orhan Beşikçi’nin can dostu olduğu halde Konak Belediyesi tarafından zorla elinden alınıp hayvan barınağında hapsedilen “Kaplan” ve barınaklardaki tüm sahipsiz hayvanlar adına…Oysa Konak’taki tüm canlar sağlıklı, özgür ve güven içinde olmalıdır…
Onca duygulu, onca sakin bir hayvanı sırf iri, büyük bir köpek olduğu için gerçeği aykırı gerekçelerle defalarca ve ısrarlı bir şekilde teslim alıp hayvan barınağına koymalarına, son bir çare olarak Kemalpaşa’daki bir çiftliğe teslim edilmiş olmasına karşın oraya kadar gidip tekrar barınağa sokan yürekleri taşlaşmış Konak Belediyesi görevlilerini bilmek ve unutmamak koşuluyla….
Ali Rıza Avcan
Sokak hayvanlarının öldürülmesi ile ilgili yasa teklifi, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu‘nda görüşülüyor… İktidar milletvekilleri ve yandaşları bu teklifin yasalaşıp bir an önce yürürlüğe girmesi için ellerinden ne geliyorsa onu yapıyor ve komisyona gelen muhalif hayvan dernekleriyle baro temsilcilerini içeri almamak, onları dinlememek için meclis içinde barikatlar koyuyor, anayasaya aykırı; daha doğrusu insanlığın evrensel değerleriyle adalet ve yaşam hakkına aykırı bir yasanın tartışılmadan kabul edilmesi için ellerinde ne kadar imkȃn varsa hepsini kullanmaya çalışıyor.
Kaplan…
Kaplan…
Sokak hayvanlarının öldürülmeyip korunması adına itiraz edip mücadele eden bizler ise kıyasıya bir direnişle bu yasa teklifinin geri çekilmesini istiyoruz.
Sokak hayvanlarını öldürmeyi kafasına koymuş AKP iktidarı, bu saldırıyı yaparken gerekçe olarak hayvanların iyileştirilip kısırlaştırılması ile ilgili 24 Haziran 2004 tarih, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu‘nun yetersiz olduğunu, aslında çoğu kendisine ait belediyenin bu konuda üzerine düşeni yapmadığını, sokak hayvanlarını iyileştirip kısırlaştırmadığını iddia ediyor.
Evet, elimizde CHP‘li ya da AKP‘li belediyelerin bu konuda ne yaptıklarını, ne kadar para harcayıp hangi önlemleri aldıklarını gösteren güvenilir ve tarafsız bir rapor ya da istatistik olmamakla birlikte; ülke genelinde barınağa sahip olan belediye sayısının oldukça az olduğunu, var olan çoğu hayvan barınağının toplanıp iyileştirilecek hayvanlara sağlıklı ve konforlu bir ortam sağlayamadığını, belediyelerin genellikle “sokak hayvanları belȃsı“ndan kurtulmak için, topladıkları sokak hayvanlarını ormana ya da komşu bir belediyenin arazisine bıraktıklarını ya da bu işi mahallelerde ortaya çıkan yerel katliamcılara teslim ettiğini biliyoruz.
Hiçbir belediyenin aklına kendi sınırları içinde yaşayan sokak hayvanlarını kayıt altına almak, bu hayvanlarının sağlıklı, güvenli bir ortamda yaşaması için kökten çözümler üretmek, bu konuda daha fazla mali kaynağı harekete geçirmek gelmiyor. Yapılanlar ise çoğu kez göstermelik, popülist politikaları destekleyen fiyakalı eylemlerden öteye geçmiyor. Sokaklarda yaşayan sahipsiz kedi ve köpekler yine denetimsiz bir şekilde ürüyor ve çoğu insan kaynaklı kazalarda ölüyor, yaralanıyor, telef oluyor.
İşte bütün bu nedenlerle, yaşamakta olduğum İzmir‘de, 2023 ADNKS verilerine göre 4.479.525 kişinin yaşadığı bu kentte bizlere ve can dostlarımıza hizmet etmekle yükümlü İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yaptığı çalışmalarla acaba sokak hayvanlarının sayısını, ilçe ve mahalleler itibariyle dağılımını biliyor mu, bu dağılıma göre onları iyileştirip kısırlaştırmak için hangi plan, program ve strateji çerçevesinde ne yapıyor, hangi önlemleri alıyor diyerek ufak bir araştırma yapmaya çalıştım.
Tabii ki, 13 Ocak 2022 tarihinde yazdığım “Meslek odası eliyle, soygun gibi özelleştirme” başlıklı yazımı ve o yazıda anlatmaya çalıştığım İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Veteriner Hekimler Odası İzmir Şubesi arasında imzalanan işbirliği protokolüyle Veteriner Hekimler Odası İzmir Şubesi‘nin her yılın başında kentteki veteriner hekimlerin uygulamak zorunda olduğu, hayvanları korumaktan çok üyesi veteriner hekimlerine daha çok para kazandırmak amacıyla düzenlediği astronomik rakamlarla dolu asgari ücret tarifelerini de unutmadan. (1)
Bu çerçevede ilk önce İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer‘in 2020- 2023 döneminde neler yaptığını ortaya koyup, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nce kabul edilen 2020, 2021, 2022 ve 2023 yıllarına ait performans programlarıyla faaliyet raporlarını; ayrıca, aynı dönemde İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Sokak Hayvanlarını Koruma Komisyonu üyesi olan sevgili Fikret Mısırlı‘dan aldığım verileri inceledim. Her ne kadar gerçeği yansıtmaktan uzak her bir resmi belgenin manipüle edildiğini, yöneticilerin performanslarını yükseltmek amacıyla verilerin makyajlandığını bilmiş olsam da… Aynen TÜİK‘in yaptığı gibi… Ardından da İzmir Büyükşehir Belediyesi Açık Veri Portalı‘nı inceleyerek bu konu ile ilgili güncel verilerin ne durumda olduğuna baktım. (2)
Ve bütün bu araştırma ve incelemeler sonucunda İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2020-2023 döneminde sokak hayvanlarının korunması ile ilgili olarak aşağıdaki iş ve işlemleri gerçekleştirdiğine tanık oldum:
Ancak ondan önce şunu belirtmeliyim ki, bakıp incelediğim bu raporlara ve açık veri setlerine göre İzmir‘deki sahipsiz sokak hayvanlarıyla sahipli hayvanların sayısı ve bunların ilçe ve mahalleler itibariyle dağılımı bilinmiyor ve sokak hayvanlarının tedavisi, kısırlaştırılması, beslenmesi ve sahiplendirilmesi ile ilgili hiçbir özel plan, program ve strateji belgesinin mevcut olmayışı yanında, bu konuyla ilgili veriler düzenli ve güncel olmadığı gibi çoğu kez birbiri ile örtüşmüyor, birbirini doğrulamıyor; hatta birbiri ile çelişip yalanlıyor.
1) 2020-2023 döneminde İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ndeki Sokak Hayvanlarını Koruma Komisyonu‘nda sırasıyla Aybars Yıldırım, Bülent Sözüpek, Erol Çomak, Fikret Mısırlı, Fikriye Arslan, İbrahim Halil Kılıç, Raife Karabatak, Sıla İlgi Akkaş, Turgut Pınar ve Yahya Yıldız isimli meclis üyelerinin görev yaptığı,
2) Sokak hayvanlarının korunup iyileştirilmesi, kısırlaştırılıp sahiplendirilmesi işlerinin yönetimi için ayrı bir Veterinerlik İşleri Dairesi‘nin kurulmayıp bu işi fiilen yürüten Veteriner İşleri Şube Müdürlüğü‘nün, İklim Değişikliği ve Çevre Koruma Kontrol Dairesi Başkanlığı‘na bağlı olarak faaliyet gösterdiği, belediye bütçesinde Protokol Şube Müdürlüğü için ayrı bir bütçe oluşturulduğu halde bu hizmetler için ayrı bir bütçenin hazırlanmadığı, böylesine ayrı bir daire başkanlığının yeni belediye başkanı Dr. Cemil Tugay‘ın hizmet döneminde, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İnternet sayfasının “Birimlerimiz” sayfasında da görüleceği üzere ve henüz böylesi bir dairenin kurulması için İçişleri Bakanlığı‘ndan onay alınamadığı için yeni genel sekreter yardımcısı Dr. Pınar Okyay‘a bağlı olarak “Daire Başkanı (Veteriner İşleri Halk Sağlığından Sorumlu)” başlığıyla bir birimin oluşturulduğu görülmektedir.
3) 2020-2023 döneminde İklim Değişikliği ve Çevre Koruma Kontrol Dairesi Başkanlığı‘na bağlı olarak faaliyet gösteren Veteriner İşleri Şube Müdürlüğü‘nün 2020, 2021, 2022 ve 2023 mali yıllarında ne miktarda harcama yapacağı ya da yaptığı düzenlenen bütçe ve kesin hesaplarda ayrıntılı olarak gösterilmediği için, söz konusu şube müdürlüğünün 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu‘nun geçici 4. maddesinde belirtilen hayvan bakımevi kurmak ve rehabilitasyon işlemleri için kesinleşmiş en son bütçe gelirinin % 0,3 (Binde 3) oranında kaynak ayırıp ayırmadığı belirlenememektedir. Ayrıca yine bu yıllar içinde Veteriner Hekimleri Odası İzmir Şubesi ile yapılan işbirliği protokolü uyarınca söz konusu odaya kaç adet sokak köpeğinin toplanıp iyileştirilmesi ve kısırlaştırılması karşılığında ne miktarda ödeme yapıldığı bilinmemektedir.
Gökdere Rehabilitasyon ve Sahiplendirme Merkezi
Örneğin hayvan bakımevleri kurmak ve rehabilitasyon (iyileştirme) işlemlerini gerçekleştirmek dışında iklim değişikliği ve çevre koruma ile ilgili birçok hizmeti yürütüp yatırımlar yapan İklim Değişikliği ve Çevre Koruma Kontrol Dairesi Başkanlığı‘na verilen 2023 mali yılı bütçe ödeneğinin bu hesaba göre kesin hesabı alınmış 2021 mali yılı kesin geliri olan 8.185.766.283,46 TL’nın % 0,3’ine tekabül eden 245.572.988,51 TL. kadar olması gerektiği halde, 716.029.000.- TL. olarak belirlenmiş olup; bunun ne kadarının sokak hayvanlarının iyileştirilmesi ve hayvan bakımevi yapım harcamaları ile ilgili olduğu -ne yazık ki- bilinmemektedir.
Oysa hepimize ait olan sokak hayvanlarını koruyup yaşam kalitelerini arttırmak için, bu alanda ne yapıyorsak şeffaf bir şekilde ortaya koymalı, yaptığımız işin gerçekten yararlı, etkin ve sonuç alıcı olduğunu göstermek için tüm bilgileri kamuoyu ile paylaşmalıyız.
4) İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2020-2024 dönemi Stratejik Planı‘na bağlı olarak 2020, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında düzenlenen performans programlarına göre 2.3.2.1. “Veterinerlik Hizmetlerinin Yürütülmesi” faaliyeti için 2020’de 11.351.000.-, 2021’de 17.826.000.- lira, 2022 ‘de 32.147.000.-, 2023’d 83.271.000.-, 2024 168.463.000.- lira, “Hayvan Bakımevi Yapılması ve İyileştirilmesi Projesi” için 2020’de 10.000.000.-, 2021 yılında 15.050.000.-, 2022’de 2.000.000.- lira kaynak ayrıldığı halde 2023 ve 2024 yıllarında 0.- lira kaynak ayrıldığı görülmektedir.
Şayet “Veterinerlik Hizmetlerinin Yürütülmesi” ve “Hayvan Bakımevi Yapılması ve İyileştirilmesi Projesi” faaliyetlerini yürüten İklim Değişikliği ve Çevre Koruma KOntrol Dairesi Başkanlığı olarak sokak hayvanlarının iyileştirilmesi ve hayvan bakımevinin yapılması hizmetleri karşılığında sadece stratejik plan ve performans programlarıyla kendisine tahsis edilen bu kaynakları kullanmış, bunun dışında başka bir bütçe harcaması yapmamışsa, bu durumda da 5199 sayılı kanunun geçici 4. maddesindeki % 0,3 oranındaki harcama yapma yükümlülüğün yerine getirilmediği söylenebilir.
5) 2020-2023 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi sokak hayvanlarının iyileştirilmesi için Kültürpark‘taki Küçük Hayvan Polikliniği dışında 3 adet (1.500 köpek kapasiteli Gökdere Pako Sokak Hayvanları Sosyal Yaşam Kampüsü, 700 köpek kapasiteli Işıkkent ve Seyrek geçici köpek bakımevleri) hayvan barınağı ile 118 hayvan kapasiteli Seyrek Sahipsiz Hayvan Hastanesi‘nde hizmet vermiştir.
6) Aşağıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin stratejik planında, performans programlarıyla faaliyet raporlarında, bütçe ve kesin hesap cetvellerinde yazılı olan veriler, yine aynı belediyeye ait Açık Veri setlerindeki ve zaman zaman bilgilendirme amacıyla hazırlanan duyurulardaki verilerle çelişmekte; adeta birbirini yalanlamaktadır.
Oysa yaptığımız bütün işlerde yapılan hizmetin, mevcut sorunları çözdüğünü ya da çözümünü kolaylaştırdığını, harcanan kamu kaynaklarının israf edilmeden kullanıldığını, yapılan işin faydalı, etkin ve sonuç alıcı olduğunu gösterip kanıtlamak için bu konularla ilgili tüm verilerin doğru olması sağlanmalı, böylesine birbirini yalanlayan veriler kullanmaktan titizlikle sakınılmalıdır.
Sonuç olarak;
İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2020-2023 dönemi hizmetlerinde belirgin bir iyileşme olmakla birlikte; kentteki tüm sokak hayvanlarının tedavi edilip iyileştirilmesi ve hayvan bakımevlerinin yapılması konusundaki yönetsel yapılanmasının eksik ve yetersiz olması nedeniyle ihtiyaca cevap vermediği, bu hizmetlerle ilgili olup kamuoyuna açıklanan istatistiki verilerin ise eksik, yanlış ve güncel olmadığı belirlenmiştir.
O nedenle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin şimdi çıkıp AKP iktidarının çıkarmak istediği yasaya karşı çıkarken, arkasında bıraktığı hizmetler açısından bir eksiklik ya da yanlışlığının olmaması gerekir. Yoksa kendi özrünü; başka bir deyişle, “deve kendi kamburunu görmez, arkadaşının kamburunu görür” atasözünde olduğu gibi, bu konuda ne yaptığını ya da yapamadığını bilerek ve bütün bunların özeleştirisini yapıp eksikliklerini gidererek can dostlara karşı görevlerini yapmalıdır. Bunu yaparken de bununla ilgili tüm verileri doğru, eksiksiz ve güncel olarak bizlerle; yani İzmir halkı ile paylaşmalıdır.
Tabii ki bu konuyu tartışırken, can dostlarımızın öldürülmesi sorununun hemen yanında duran her geçen gün yükselen mama fiyatları sorunuyla her yıl Veteriner Hekimler Odası tarafından düzenlenen astronomik rakamlarla dolu asgari ücret tarifelerindeki miktarları ödemekte zorluk çeken bizleri de unutmamamız da gerekir….
2021 yılından bu yana üyesi olduğum İzmir Tarım Grubu‘nda birlikte çalıştığım İzmir Veteriner Hekimler Odası başkanı sayın H. Gökhan Özdemir‘in, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yeni kurulan Veteriner İşleri Halk Sağlığı Dairesi Başkanlığı görevine atanması nedeniyle kendisini bir kez daha kutluyor ve 2020-2023 dönemi için tespit ettiğimiz eksiklik ve yanlışlıkları diğer ilçe belediyeleriyle işbirliği içinde tamamlayarak ve mevcut barınakların kalitesini daha iyi hale getirerek ve İzmir kamuoyunu doğru bilgilerle aydınlatarak tüm can dostlarımıza sahip çıkması ve böylelikle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni tüm belediyelere örnek hale getirmesini diliyorum.
Önce sen üzerine düşeni yapacaksın ki,….
Hasmane bir duyguyla teslim alınıp hayvan barınağına konulan ve hiçbir saldırgan davranışı olmadığı halde yeniden alındığı yere bırakılmayan Zeytin‘in kardeşi Kaplan‘ın özgür kalacağı ve yine Orhan Beşikçi dostumla Basmane sokaklarını arşınlayacağı günlerin gelmesi dileğiyle…
New York senatörü William L. Marcy‘nin, 1828 seçimlerinde Andrew Jackson‘ın kazandığı zafere atıfta bulunarak dile getirdiği o ünlü “ganimetler galibindir” (to the victor belong the spoils) deyişini hatırlatarak başlayacağım bugünkü yazımda, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, adeta bir holdingi andıran ve 8 Temmuz 2024 tarihi itibariyle 10.116.724.676 lira gibi muazzam bir sermaye büyüklüğüne (mevcut yasalara göre cirolarıyla kar-zarar cetvellerini kamuoyu ile paylaşmaları halde paylaşmayıp gizledikleri için, ne yazık ki gerçek büyüklüklerini bilmediğimiz) sahip 27 şirketindeki yönetim kurulu başkanlarıyla üyelerinin, 31 Mart 2024 tarihli seçimler sonrasındaki hızlı değişimini ortaya koyup; 3 ay 2 gün gibi kısa bir sürede, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ve çoğunu mevcut şirket yönetim kurulu üyelerinin görevden uzaklaştırılıp yerlerine yenilerinin atanmasıyla ilgili toplam 86 adet değişik ilamının, ülkemiz ve yaşadığımız kent açısından çok önemli olduğuna inandığım siyasal ahlak ve yozlaşma konusuyla ne ölçüde ilişkili olduğunu anlatmaya çalışacağım.
Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi ve Sosyal Bilimler Araştırmaları Derneği (SOBİAD) kurucusu, onursal yönetim kurulu başkanı Prof. Dr. Coşkun Can Aktan, “Kamu Yönetiminde Kayırmacılık” adlı derleme yayındaki “Siyasal Ahlak ve Siyasal Yozlaşma” isimli makalesinde, 21 adet siyasal yozlaşma türünü sırasıyla;
1) Rüşvet, 2) İrtikap (zorla yiyicilik), 3) Zimmet, 4) İhtilas (hileli zimmet), 5) Adam kayırmacılık (iltimas), 6) Akraba kayırmacılık‘ (Nepotizm), 7) Eş-dost kayırmacılık (Kronizm), 8) Siyasal kayırmacılık (partizanlık ve siyasal yandaşlık), 9) Patronaj ve hizmetsiz memuriyet, 10) Hizmet kayırmacılığı, 11) Oy ticareti (Logrolling) ve satın alma, 12) Lobicilik, 13) Rant kollama, 14) Kamu sırlarını sızdırma ve vurgunculuk, 15) Gönül yapma (Suvasyon), 16) Siyasal dalavere (siyasal manipülasyon), 17) Aşırı vaatte bulunma ve yalan, 18) Propaganda, 19) Aşırı bilgi sunma, 20) Gizlilik ve örtbas ve 21) İktidarın kişiselleştirilmesi, parti disiplini ve lider diktası şeklinde sıralamaktadır. (1)
Şimdi eminim, bu siyasal yozlaşma türlerini okuyan herkesin aklına yaşayıp tanık ya da muhatap olduğu; hatta, şikayet ettiği olaylar, bu tür yozlaşmalara konu olanların isimleriyle çalıştıkları kurum ya da partiler gelecek; hatta ‘propaganda‘, ‘aşırı bilgi sunma‘ ve ‘gizlilik‘ gibi şimdiye kadar çoğumuzun normal ya da masum bulup tepki göstermediği durumların aslında birer yozlaşma türü olduğunu öğrenerek şaşıracaktır.
Çünkü bütün bunlar bizim geleneksel kültürümüzün bilinen ve bu nedenle de çoğu kez hepimizin kabullenip hayata geçirdiği davranış ve tutumlardır. Geçmişimizden gelen yağma ve çapulculuk kültürünün, bir yerin fethinde oranın ele geçirilişini izleyen ilk üç gün içinde her şeyin ganimet olarak yağmalanmasını ve bu yağma sırasında sultan, başbuğ, padişah, komutan, reis ya da genel başkana da pay ayrılmasını öngören kuralları, bugün de bütün hızıyla devam etmekte, aynı siyasal partiden olsa bile ele geçirilen ya da el değiştiren her belediyedeki koltuk, makam ve mevkiler orası sanki düşmandan alınmış gibi yağmalanmakta, bu paylaşım sırasında en başta bulunanlarının payı da titizlikle ayrılmaktadır.
Temeli yıkıp yağmaya dayanan ganimet sözcüğü, savaşta mağlup edilen kâfir ya da yenilenlerden ele geçirilen silah, binek hayvanı, savaş esiri olarak alınan ve artık köle veya mal değerinde olan erkek ve kadınlarla ve bütün diğer taşınır ve taşınmaz mallar anlamına gelir. İşte o anlamda, bir savaş olarak kabul gören seçimler sonrasında mazbatayı alıp devir-teslimin yapılması ile birlikte ele geçirilen tüm makam, mevki ve koltuklar, artık bundan böyle kazananın helâliyle taraftarlarıyla eş, dost, akraba ve arkadaşlarına dağıtılabileceği bir ganimet haline dönüşmüştür. Çünkü geleneksel kültürümüzdeki “fırsatı ganimet bilmek” ya da “emaneti ganimet bilmek” şeklinde ifade edilen atasözleri veya Kur’an‘ın Fetih Suresi‘ndeki “Ve Allah, size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaadetmiştir ve bunu çabuklamıştır ve inananlara bir delil olsun ve size, doğru yolda başarı versin diye de insanların ellerini, sizden çekmiştir.” anlatımıyla elde edilen başarının bir armağanı olarak ganimete el koymak helâl-i hak sayılmıştır.
Cumhuriyet Halk Partisi, yönetiminde olduğu belediyelerde -şimdilik- bu yozlaşma türlerinden sadece akraba kayırmacılık olgusuna; yani ‘Nepotizm‘ denilen yozlaşmaya karşı çıkmakla birlikte; diğer yozlaşma türlerine, özellikle de ülke düzleminde bir yağma ya da ganimet paylaşımına dönüşen ‘patronaj ve hizmetsiz görevlendirme‘lere karşı çıkmamakta, aksine kendi belediyelerine gönderdiği genelge uyarınca, genel merkezden belediyelere iletilen talimatlarla bu yolsuzluğu daha da arttırmakta, daha yaygın ve yoğun bir şekilde uygulanmasına yol açmaktadır.
Gelelim İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan kendisine ait ya da ortak olduğu toplam 27 şirketin büyük bir hızla ve hırsla değiştirilen, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay da dahil olmak üzere yönetim kurulu başkanlarıyla yönetim kurulu üyeleri konusuna…
Baştan belirtmek gerekir ki, 8 Temmuz 2024 tarihi itibariyle bu 27 şirkette toplam 203 adet yönetim kurulu başkanlığı ve üyeliği pozisyonu bulunuyor ve bunların 122’si; yani, % 60,10’u İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın inisiyatifinde, bizzat kendisi tarafından atanıyor… Gerisi ise doğrudan doğruya belediyenin ortak olduğu şirket; örneğin TARKEM tarafından belirleniyor. Belediye başkanı tarafından görevlendirmeler yapılırken asıl olarak belediyelerin karar organı olan meclislere haber bile verilmiyor ya da onların onayına ihtiyaç duyulmuyor… Kısacası ortada “başkan ve ona biat edip onun söylediğinin dışına çıkmayan adamları” şeklinde bir manzara ortaya çıkıyor…Ama o şirketler o bilgisiz, deneyimsiz, beceriksiz ve konu ile ilgisi olmayan adamlar marifetiyle zarar ettiğinde belediye bütçesinden aktarma yapılması için belediye meclisinin onayına başvuruluyor, belediye meclisi üyelerinin ellerini havaya kaldırmaları isteniyor. Tabii ki, bu kez de “başkanın meclisteki adamları” olarak… Kısacası, bu siyasi yozlaşma karşısında kimsenin gıkı çıkmayıp “Başkan“; başka bir deyişle Saray’dakinin bir benzeri olarak “Reis“in her istediği yapılıyor, onunla ilgili her sosyal medya paylaşımı adeta bir vazifeymişçesine beğenilip paylaşılıyor…
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından görevlendirilen yönetim kurulu başkan ve üyeleri de, birçok kez tanık olduğum ya da yönetim kurulu üyesi olan arkadaşlar ve dostlarımın dile getirdiği şekilde şirketin hiçbir karar ve uygulama sürecine fiilen katılmaksızın kendi ayaklarına getirilen karar defterlerini imzalayarak; yani, aldığı para karşılığında hiçbir hizmet yapmaksızın aylık huzur hakkı ödemelerini alıyorlar. Bütün iş ise, atanmalarına daha çok dikkat edilen genel müdürler ve onların yardımcıları, memurları tarafından yapılıyor.
1) Verilen sözlere rağmen yeterince azaltılmayan şirket yöneticisi sayısı…
İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yeni başkanı Cemil Tugay göreve geldiği ilk günlerde şirketlerdeki yönetim kurulu üye sayısının azaltacağını söylemekle birlikte, aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere, 22 Ocak 2024 tarihinde 231 olan yönetim kurulu üye sayısını, 8 Temmuz 2024 tarihi itibariyle ancak % 12,12 oranındaki azaltarak 203’e düşürdüğü için şu an itibariyle azaltılan 28 kişilik üye sayısının, eski 231 sayısı itibariyle çok da anlamlı olmadığını söyleyebiliriz.
Yukarıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘in inisiyatifindeki 122 şirket yönetim kurulu başkan ve üyesinin ise 42’si 8 Temmuz 2024 tarihi itibariyle değiştirilmiş, geriye kalan 80’inde şimdilik bir değişiklik yapılmamıştır. Örneğin Tunç Soyer‘e yakınlığı nedeniyle göreve gelir gelmez görevinden alınan ya da istifası istenen Güven Eken, Nedim Atilla, Ahmet Uhri, Ali İhsan Özgürman, Gülfem Saydan Sanver, Ahmet Güler, Kadir Efe Oruç, Tayfun İlhan, Tayfun Maro, Lütfi Ünal ve Ersan Odaman gibi isimler dışında, yine aynı grupta olduğu bilinen Vecdi Sayar, Serhan Ada, Muzaffer Ayhan Kara, Mehmet Anıl Kaçar, Canan Karaosmanoğlu Alıcı ya da Cemil Tugay‘ın İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu konusunda yaptığı hamlelere sert bir şekilde yanıt verip Prof. Dr. İlber Ortaylı tarafından desteklenen Yücel Erten gibi isimlerin yönetim kurulu üyesi olarak henüz yerlerini korudukları, onlara şimdilik dokunulmadığı ya da unutulduğu veya “kral öldü, yaşasın yeni kral!” anlayışıyla Cemil Tugay‘la anlaşıp uyuştuğu anlaşılmaktadır.
2) Yeni atamalarda belediye bürokratlarının ağırlığı…
Mazbatanın teslim alındığı 6 Nisan 2024 tarihi ile 8 Temmuz 2024 tarihleri arasındaki 3 ay 2 günlük kısa sürede İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerindeki yönetim kurulu başkanlarıyla üyelerinin hızlı ve seri bir şekilde değiştirilmesi konusunda karşımıza çıkan en önemli tespit, yeni belediye başkanı Cemil Tugay‘ın bir hekim ve Karşıyaka Belediyesi eski başkanı olarak oldukça yetersiz bir sosyal ağa sahip olduğunun, yeni yönetim kurulu üyelerini belirleme konusunda zengin bir portföye sahip olmadığının ortaya çıkması nedeniyle şimdiye kadar yaptığı 42 yeni görevlendirme arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi görevlilerinin çoğunlukta olması, dışarıdan transfer ettiği isim sayısının çok sınırlı olmasıdır.
O nedenle de, İzmir Büyükşehir Belediye başkanlığı görevine gelir gelmez ya eski yönetimden elde kalıp “kral öldü, yaşasın yeni kral!” mantığıyla yeni patronuna biat eden Barış Karcı, Onur Kadir Eryüce, Gürkan Erdoğan ve Ertuğrul Tugay gibi isimlerle, -içine pek sinmese de- “idare etmeye” çalışmakta ya da yakın zamanda tanıyıp Karşıyaka‘dayken kendisinden hizmet almaya başlamakla birlikte, “başarısız” bulunup aday gösterilmeyen eski belediye başkanlarının “başarılı daimi danışmanları” unvanına sahip Koray Velibeyoğlu ve Süha Sabuktay gibi isimlerden, CHP‘nin sol kanadını temsil eden eski milletvekili ve şimdilerin parti meclisi üyesi İlhan Cihaner‘in kardeşi Orhan Cihaner‘den medet ummaktadır.
Bu durumun ortaya çıkmasını sağlayan en önemli nedeninin ise, Cemil Tugay‘ın seçim çalışmalarının devam ettiği süreçte önce Karşıyaka, daha sonra İzmir Büyükşehir belediye başkanlığına aday olması nedeniyle bu tür çalışmalara altlık oluşturacak hazırlıkları yapmayışı, Tunç Soyer‘in başkan olmadan önce bir araya getirdiği İzmir Düşünce Topluluğu gibi kentin aydın, siyasetçi, sermaye sahibi elitleriyle kültür-sanat insanlarından oluşan ve bir süre sonra şirket yönetim kurulu üyeliklerini dolduran bir örgütlenmeyi yapmayışı, kendine ait bir ekip yapılanmasını beceremeyişi, esasen kentteki Mason locaları tarafından desteklenmeyip; aksine, bu göreve gelmemesi için çaba göstermeleri olduğunu söyleyebiliriz. Kısacası, Cemil Tugay‘ın bu şirketlerin altyapısını oluşturacak kadar yeterli olmadığını; adeta hazırlıksız yakalandığını söyleyebiliriz.
3) Şirketlerin ticaret yerine siyasi kadrolarla doldurulması…
Diğer önemli bir tespit ise, daha önceki belediye başkanlarının dönemlerinde de görüldüğü gibi, boş kalan ya da boşaltılan koltukların hiçbir liyakat aranmaksızın CHP‘li partililerce doldurulmuş olmasıdır. Görülen o ki, CHP genel merkezi tarafından gönderilen ya da önceki seçimlerde değişik yerlerde CHP‘den aday olup kazanamayan veya CHP il, ilçe örgütlerinde çalışan isimlerin hem yönetim kurulu başkanı ve üyesi, hem de şirket genel müdürü ya da genel müdür yardımcısı olarak görevlendirilmesidir. CHP Kadın Kolları MYK üyesi ve 2023 seçimleri İzmir milletvekili adayı emekli memur Ayten Gülseven‘in Grand Plaza yönetim kurulu başkan vekili, 2024 seçimlerinde CHP Foça Belediyesi başkan aday adayı ve filoloji mezunu olan Hakan Barçın‘ın Grand Plaza yönetim kurulu üyesi, 2024 seçimlerinde Buca‘ya Euro Dismeyland getireceğini vaat eden iş adamı ve CHP Buca Belediyesi başkan aday adayı Mustafa Oktay Korkmaz‘ın İZFAŞ yönetim kurulu üyesi, CHP‘li siyasetçi Cesamin Özkan‘ın İzdeniz yönetim kurulu üyesi, Afyon‘un Şuhut ilçesi CHP ilçe başkanı Caner Peynirci‘nin uluslararası fuarcılık alanında hiçbir bilgi ve tecrübesi olmadığı halde İZFAŞ genel müdür yardımcısı olarak atanması bu çaresizlikle siyasi kayırmacılık ve yozlaşmanın en son örnekleri olarak kabul edilebilir.
Anlaşılan o ki, eski hizmet dönemlerinde de karşımıza çıkan bu siyasi kayırmacılık örnekleri bu kez de “kazanamayıp kaybetmiş” ya da “eskiyip ömrünü doldurmuş” siyasetçiler açısından, bu koltuklarda beslenip semirdikten sonra ilk seçimde seçim sath-ı mailine çıkmak üzere yeniden gündeme gelmiş, böylelikle CHP‘nin son yerel seçimlerin kazananı olarak bu konudaki pervasızlığı bir kez daha artmıştır.
4) Şanslı Karşıyakalılar…
Hiç şüphe yok ki, 6 Nisan’la 8 Temmuz 2024 tarihleri arasındaki kısa sürede en kazançlı çıkanlar belediye başkanı ile birlikte Karşıyaka‘dan gelenlerdir. Aynen 2019 seçimleri sonrasında eski Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in beraberinde getirip 2024 seçimleri ile birlikte geriye dönen Seferihisarlılar gibi…
Karşıyaka‘dan gelip genel sekreter yardımcılığı, genel müdürlük, daire başkanlığı, şube müdürlüğü ve şirket yönetim kurulu başkanlığı ya da yönetim kurulu üyeliği koltuklarına oturan bu zevat, eminim Cemil Tugay‘ın “sütten bile temiz” bir aday olarak takdim edilmesinden önce böylesine bir şeyi rüyalarında bile göremiyor, hayal dahi edemiyorlardı.
Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediye meclislerinde meclis üyesi olup İZENERJİ ve ÇEŞTAŞ‘da yönetim kurulu başkan vekilliğiyle yönetim kurulu üyeliğini kazanan kimya mühendisi Saadet Çağlın, EGEŞEHİR PLANLAMA‘da yönetim kurulu üyesi olarak koltuk sahibi olan ve Karşıyaka‘daki Mehmet Cengiz olayında TMMOB Tapu ve Kadastro Mühendisleri Odası İzmir Şubesi‘nin yayınlayıp TMMOB Tapu ve Kadastro Mühendisleri Genel Merkezi tarafından iptal edilen bildirinin mimarı tapu ve kadastro mühendisi Nilüfer Bakoğlu Aşık, GRAND PLAZA yönetim kurulu başkanlığına getirilen Önder Koç, GRAND PLAZA genel müdürlüğüne getirilen Karşıyaka Kent A.Ş. satınalma müdürü Hilmi Aksoy, Karşıyaka Belediyesi halkla ilişkiler müdürü iken hem daire başkanı hem de İZELMAN yönetim kurulu üyesi olan Eylem Başer Yıldırım, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hem genel sekreter yardımcısı, hem de İZMİR METRO yönetim kurulu üyesi olan şehir plancısı Zeki Yıldırım, EGEŞEHİR PLANLAMA‘da yönetim kurulu başkan vekili olan Rafet Yacan, İZDOĞA‘da yönetim kurulu başkan yardımcısı olan Aylin Öz bu şanslı taraftarlara örnek olarak verilebilir. Karşıyaka‘daki başarısız yönetimin ortakları olan zat-ı muhteremin Kültürpark‘taki hangarlarla şirketlerin lüks ofislerine yönelik bu bereketli göçünün önümüzdeki günlerde de devam edeceği, bu gidişle Karşıyaka‘nın İyi Partili yeni başkanının elinde adam kalmayacağını söylememiz pek yanlış olmayacaktır…
Ha gayret Karşıyakalılar! Eski başkanınızın peşinden gelip boşaltılan koltukları, makamları doldurmanız o kadar da zor değil! Ha gayret, geç kalmayın, bir an önce gelin ve Karşıyaka‘da yaptığınız gibi İzmir Büyükşehir‘de de yeni bir başarısızlığın destanını hep birlikte yazın!
İşte 6 Nisan-8 Temmuz 2024 dönemindeki çılgın görevlendirmeler sonucunda ortaya çıkan yağma, ganimet toplama çabası! Bu tabloyu bilelim ve gelecek günlerdeki değişimi ilgiyle ve ibretle izleyelim…
5) En fazla kayırmaya mazhar olup daha fazla huzur hakkı alanlar…
Doğrudan doğruya İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait ya da belediyenin ortak olduğu toplam 26 şirkette birden fazla yönetim kurulu başkanı ya da üyesi olanlara gelince; ilk sırayı, daha doğrusu aslan payını İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘la Erhan Uzunoğlu‘nun aldığını görürüz. Cemil Tugay İZFAŞ ve TARKEM‘de yönetim kurulu başkanlığı, İzmir Jeotermal‘de yönetim kurulu üyeliği olmak üzere 3, Erhan Uzunoğlu İZENERJİ, İZETAŞ ve İZARITMA‘da yönetim kurulu başkanlığı olmak üzere 3, bir zamanlar Tunç Soyer‘in yurtdışı ilişkilerinden sorumlu danışmanı Kadir Onur EryüceİZDOĞA‘da yönetim kurulu başkanlığı, İZARITMA‘da yönetim kurulu başkan vekilliği olmak üzere 2, Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleri meclis üyesi Saadet ÇağlınİZENERJİ‘de yönetim kurulu başkan vekilliği, ÇEŞTAŞ‘da yönetim kurulu üyeliği olmak üzere 2, Mustafa Özuslu İZFAŞ ve Binali Yıldırım‘a yakınlığı ile bilinen Kolin İnşaat‘a ait İzmir Doğalgaz‘da yönetim kurulu üyesi olmak üzere 2, Barış Karcı İZBETON ve ESBAŞ‘da yönetim kurulu üyeliği olmak üzere 2, Dilek Yaylalar Aras İZENERJi ve İZETAŞ‘da yönetim kurulu üyeliği olmak üzere 2, Hakan Öztürk EGEŞEHİR PLANLAMA ve İZTARIM‘da yönetim kurulu üyeliği olmak üzere 2, Türkan Özgür İZMİR METRO ve İzmir Enternasyonel Otelcilik (İzmir Hilton Oteli)’de yönetim kurulu üyeliği olmak üzere 2, görevlendirildiği şirket yönetim kurullarında ne işe yaradığı belli olmayan polis akademisi mezunu güvenlikçi Yusuf İncili İZENERJi ve İZETAŞ‘da yönetim kurulu üyeliği olmak üzere 2 koltuğu işgal etmekte; böylelikle üç ya da iki ayrı huzur hakkı alan kişiler olarak diğer yönetim kurulu başkan ve üyelerinden daha ayrıcalıklı bir konumda bulundukları anlaşılmaktadır.
6) Adil olmayan bir temsil işi…
İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi‘ndeki sermaye payı % 30 oranında olduğu halde; 15 kişiden oluşan yönetim kurulunda sadece bir koltuğu ve bir oyu bulunmakta, sermayenin % 70’ini oluşturanlar ise 15 kişilik yönetim kurulunda 14 temsilci ile yer almakta; böylelikle, herhangi bir karar alınması halinde % 30 paya sahip olan ortağın 1/15 şeklinde bir pozisyon ve gücü bulunmaktadır. Her ne kadar % 70 sermaye oranını temsil edenlerin bir araya geldiklerinde her zaman için çoğunluğu oluşturması mümkün olmakla birlikte, yönetim kurulundaki temsilci dağılımının da kamuyu ve kamu yararını temsil eden sermayenin % 30’a tekabül eden 4-5 temsilci eliyle gerçekleştirilmesi; ayrıca, şirket sermayesi içindeki İzmir Büyükşehir Belediyesi payının % 51’e ulaşması durumunda Sayıştay denetimine tabi olması mümkün olacağından bu denetimden kaçınmak amacıyla belediyenin yaptığı ayni ve nakdi yardımların sermayeye yansıtılmadan muhasebeleştirilmesi uygulamasından vazgeçilerek, belediyece kamu kaynaklarından yapılan karşılıksız yapılan her türlü yardım ve katkının sermaye hesabı içinde muhasebeleştirilmesi kamunun payının korunması açısından doğru ve yerinde olacaktır.
7) Yasal zorunluluklararağmen finansal tablolarını gizleyen belediye şirketleri…
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1524. maddesine göre, aynı kanunun 397/4 maddesi uyarınca bağımsız denetime tabi olan sermaye şirketleri, kuruluşlarının ticaret siciline tescili tarihinden itibaren üç ay içinde bir internet sitesi açmak ve bu sitenin belirli bir bölümünü şirketçe kanunen yapılması gereken ilanların yayımlanmasına özgülemek zorundadır. Şirket, internet sitesinde “Bilgi Toplumu Hizmetleri” adı altında bir bölüm oluşturmalı ve kanun ile yönetmeliklerde belirtilen içerikleri yayımlaması gerekmektedir.
Ayrıca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu‘nun 210 ve 1524. maddelerine dayanılarak düzenlenen Sermaye Şirketlerinin Açacakları İnternet Sitelerine Dair Yönetmeliğin 3. maddesinin (a) fıkrası hükmüne göre; bağımsız denetime tabi olan sermaye şirketlerinin internet sayfalarında açacakları “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde son üç yıla ait finansal tabloların yayınlanması gerektiği halde, 26 şirketin 26’sında da bu tabloların yayınlanmadığı görülmektedir.
8) Seçim döneminde rakibi destekleyen Sun Bağımsız Denetim ve YMM A.Ş. ortağı Sıtkı Şükürer’in, belediye şirketleri üzerindeki egemenliği…
İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer‘in hizmet döneminde, cirosu yüksek 12 belediye şirketinin (İZBETON, GRAND PLAZA; İZTEK, İZELMAN, İZULAŞ, İZFAŞ, İZDENİZ, İZMİR METRO, EGEŞEHİR PLANLAMA, İZDOĞA, İZENERJİ, İZTARIM) denetimini ele geçiren ve bu nedenle belediye şirketlerinin girdisini çıktısını bilen; ayrıca, 2024 seçimleri öncesinde siyasi/ekonomik partneri Tunç Soyer‘in yeniden belediye başkan adayı olması için ısrarlı bir şekilde çalışan, diğer yandan da Cemil Tugay‘ın göreve gelmesi ile birlikte, bir tür “patronlar kulübü” olan İEKKK, İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu‘ndaki pozisyonunu yitiren eski maliye memuru, yeni iş insanı Sıtkı Şükürer‘in ortağı olduğu Sun Bağımsız Denetim ve YMM A.Ş.‘nin, aradan 3 ay 2 gün geçmesine rağmen halen bu görevi sürdürmüş olmasına rağmen, önümüzdeki günlerde -muhtemelen- sözleşme süresinin bitmesi durumunda bu 10 şirketi başka bir bağımsız denetim şirketine kaptırması beklenen bir gelişme olacaktır…
“Batı cephesinde yeni bir şey yok!” deyişini doğrularcasına, belediyelerde; özellikle de her seferinde büyük umutlarla baktığımız CHP‘li belediyelerde değişen, dönüşen, diğerlerinden farklı, siyasi ahlaka uygun bir durum yok! 26 şirketlik imparatorlukta yönetim kurulu üyelerinin sayısı bir miktar azalmış olmasa da, bu koltukların eşe, dosta, akrabaya, kendi siyasi görüşünde, inancında olanlara, yarın öbür gün işe yarayacaklara bir ulufe gibi dağıtılması olayında değişen bir şey yok! Hem de büyük bir siyasi yozlaşma çerçevesinde… Sadece isimlerin değiştiği, Ali yerine Veli’nin geldiği bir yağma, bir ganimet paylaşımıyla işten anlamaz, getirildiği görevin gereklerini bilmez insanların ödüllendirildiği, kamu kaynaklarının hiçbir emek harcamaksızın liyakatsiz kişilere dağıtıldığı iflah olmaz bir çöküş içinde… Hem de bir zamanlar “Hak, Hukuk, Adalet” diyerek, AKP iktidarının yaptıklarına itiraz edenlerin cephesinde…
(1) Aktan, C. C. (2021) “Siyasal Ahlak ve Siyasal Yozlaşma“, Kamu Yönetiminde kayırmacılık, 2021, İzmir, s.7-31
Bugünkü yazımın başlığını oluşturan halk deyişinin, asıl olarak argoya giren başka bir söylenişi olmakla birlikte; ben de, CHP eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun 25 Temmuz 2011 tarihinde verdiği demeçte kullandığı şekliyle; yani, “el parası ile gerdeğe girmek” şeklinde kullanmayı tercih ediyorum. Tabii ki bu tercihi yaparken saygıyla andığım sevgili hocam Prof. Dr. Kurthan Fişek‘in 10 Şubat 1998’de Hürriyet gazetesindeki bir yazısına “El guguşuyla gerdeğe, el silahıyla savaşa girmek” şeklinde başlık attığını da unutmadan…
Tabii ki, halk deyişlerinin altındaki gerçek anlamı kavramakta zorluk çekenlerin ve onların destekçisi “ucuz tüccar” zihniyetli bazı üniversite öğretmenlerinin, bir zamanlar yine bir yazı başlığı olarak kullandığım “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” deyişini, akıllarının bir köşesini devamlı işgal eden ve kendileri açısından iştah açan bereketli bir konu olarak gördükleri Müslüman-Hıristiyan-Yahudi karşıtlığına getirerek beni “ırkçı” olmakla itham ettiklerini, halk ağzında sıklıkla kullanılan bilindik-tanındık geleneksel halk deyişlerini halktan uzak ve kendilerinden emin tavırlarıyla “yanlış metafor” olarak ilan edip bizlere pabuç bırakmayacağını ilan etmelerine rağmen şimdilerde esamesi okunmayan bu çokbilmişlerin beni bu kez de terbiyesizlik ya da cinsiyetçilikle suçlayacaklarını tahmin ederek…
Başkasının; özellikle de kamuya, yani topluma, hepimize ait paralarla muzır işler yapmak…
Bugünkü yazımda başkasının parası ile, daha doğrusu halkın; yani kamunun parasını kullanarak sanki kendisi, kendi parasıyla iş yapıyormuş gibi davranıp halkı kandırmaya kalkanları ve bunun en yakın bir örneği olarak TARKEM‘i, 35 Milyon liralık sermayesinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi Egeşehir Planlama A.Ş.‘nin % 30, Konak Belediyesi şirketi İzbel Ltd. Şti.‘nin de % 0,25 oranında ortak olduğu Tarihi Kemeraltı Yatırım İnşaat Anonim Şirketi‘ni gündeme getireceğim.
Göreve geldiği 16 Ağustos 2023 tarihinden bu yana bir yıl bile geçmediği halde yeni İzmir valisi Süleyman Elban‘ın bile, “bizden aldıkları parayla yaptıkları işleri kendi işleri olarak anlatıyorlar ” dediği TARKEM‘i, kuruluşunun 12. yılında masanın üstüne yatırıp kuruluşundan bu yana geçen uzun süre içinde bu gayrimenkul yatırım şirketinin bugüne kadar neler yaptığını, neleri vaat edip de yerine getiremediğini ve şimdi ne vaziyette olduğunu, niye sermayesini arttırmayıp belediye ve valilikten; yani, kamu kaynaklarından aldığı paraları kullandığını, -kendi İnternet sayfasında yazılı olan bilgilere göre- binlerce yapının bulunduğu Kemeraltı ve Basmane‘de – nokta atışla- bugüne kadar sadece ve sadece yedi yapıyı restore eden bu şirketin başarısızlığının altındaki nedenleri, neden her yıl düzenli olarak zarar ettiğini, başlangıçtaki Borsa‘ya kote olma hedefinden neden vazgeçip cılız bir gayrimenkul yatırım fonu kurmakla yetindiğini, 2023 yılı başında yönetim kurulu başkanı olarak konuşan Tunç Soyer‘in ağzından 1 Milyar Dolar toplanacağı söylenen satış kampanyası sonucunda bugüne kadar neden sadece ve sadece 44 Milyon lira topladığını araştırmaya çalışacağız.
TARKEM genel müdüründen ciddiye alınamayacak mesajlar….
Konak ilçesindeki nüfusun, yerleşimin sürdürülebilir gelişimi açısından büyük riskler yaratacak şekilde düzenli olarak azalıp yaşlanması sorununu, 56 yıla yaklaşan kendi eğitim, deneyim ve birikimim çerçevesinde ele alıp değerlendirerek çözümler önerdiğim geçen haftaki yazım üzerine, Konak Belediyesi cephesinden ve geçtiğimiz yıllarda TARKEM‘in “soylulaştırma” amaçlı UNESCO çalışmaları başta olmak üzere birçok konuda anlaşıp birlikte mücadele ettiğimiz arkadaş ve tanıdıklarımdan “bu konuyu iyi ki ele alıp dile getirdin” şeklinde tek bir tepki, ilgi, teşekkür ya da “gel bu konuyu birlikte araştırıp ortaya koyduklarına şu konuları da ekleyip zenginleştirelim” şeklinde bir katkı ya da yardım çağrısı almazken; yakın zaman önce tanıştığım ve gelecekte iyi bir meclis üyesi olacağına inandığım Konak Belediye Meclisi üyesi ve Gültepe‘deki kentsel dönüşümün takipçisi sevgili Cem Eren‘den gelen sorularla akademisyen arkadaşlarımdan gelen övgüler beni fazlasıyla memnun etti ve böylelikle hem yazıya eklemeyi unuttuğum bir tabloyu ekledim hem de bana sorulan soru ya da iletilen değerlendirmelerle eksikliklerimin farkına daha iyi vardım.
Ama beni asıl eğlendiren şey ise, -aynen bekleyip tahmin ettiğim gibi- TARKEM genel müdürü ve yakın zamanların “Urla seçimlerinin yorgun aday adayı” Sergenç İneler‘in, üyesi olmadığım bir WhatsApp grubuyla Kent Stratejileri Merkezi‘nin resmi sayfasında yorum olarak yazdığı şu mesajdı:
“Dünyadaki kent merkezlerinin değişim ve “gelişimi”ni yazmadan sadece çok nüfus azalıyor yaşlanıyor demek, İzmir’in gerek uzak gerek yakın tarihine atıfta bulunmadan sadece son 25 yılına bakıp bazı açıklamalarda bulunmak; bu kadim kente ve merkezine dair büyük bir talihsizlik olmuş…“
Bu mesaj ODTÜ’de lisans ve yüksek lisans düzeyinde felsefe eğitimi alıp; bu arada, 2018 yılında ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Anabilim Dalı‘nda “Problems of Surveillance in the Realm of 21st Century’s Information Technologies“; yani, Türkçesi ile “21. Yüzyıl Bilgi Teknolojileri Alanında Gözetleme Problemleri” başlıklı bir yüksek lisans tezi yazan, sonrasında da emperyalizmin yoksul ülkeleri daha da yoksul hale getiren Avrupa Konseyi ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarında ve sonrasında eşinin ailesine ait tütün şirketinde çalışan; ayrıca, benim söz etmem üzerine haberdar olduğu sevgili hocam Prof. Dr. Mübeccel Belik Kıray‘ın “İzmir’in gerek uzak, gerek yakın tarihine atıfta” bulunan 1972 tarihli “Örgütleşemeyen Kent İzmir” isimli kitabı benden alan (henüz okuyup okumadığını ne yazık ki, bilmiyorum!) birinin dünyadaki kent merkezlerindeki değişim ve gelişimden bahsederek lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitim alıp uzun yıllardır bu konularda çalışan, Nermin Abadan Unat, Ruşen Keleş, Ahmet Taner Kışlalı, Cevat Geray, Fehmi Yavuz, Mümtaz Soysal ve Muammer Aksoy gibi değerli bilim insanlarının tedrisinden geçip yurt içindeki ve dışındaki kentlerle yerel yönetimleri birbiri ile mukayese edip analiz eden “Karşılaştırmalı Yerel Yönetimler” dersini almış, 2000 yılından bu yana Aliağa, Torbalı ve Kemalpaşa gibi sanayi kentleri başta olmak üzere birçok ticaret odası ve şirketin stratejik planını, yabancı ülkelerdeki eşdeğerleriyle mukayese ederek hazırlamış, İzmir Ulaşım Ana Planı2030 çalışmalarına katkı vermiş birini, İzmir‘in uzak ve yakın tarihine atıfta bulunmamakla itham etmesi hem böylesine bir bilgi, birikim ve deneyime sahip olmadığını, hem de İzmir adına elini cebine atmak yerine “yönetişim” bahanesiyle kamu kaynaklarını tırtıklamayı seven TARKEM ortaklarının kendisine ödedikleri maaşın hakkını fazlasıyla verip kendisinden bekleneni “fevkȃladenin fevkinde” yerine getirdiğini gördüğüm için, bu mesajın ciddiye alınacak bir yanı olmadığını düşünüyorum. Ama diğer yandan da, kendisinden bugüne kadar bahsettiği konularla ilgili olarak yazdığı bir kitap, makale ya da bildirinin yayınlandığı adresi bana iletmesini ya da yaptığı bir araştırmayı benim yazdığıma benzer bir şekilde anlatmasını rica ediyor, benim yazım üzerine yazdığı mesajın karşılığı olarak kendi ağacının meyvesini görüp yemek istiyorum.
Çünkü TARKEM‘in ve kendisinin oradaki varlık nedeni, nüfus azalışı ile birlikte evleri tek tek boşalan, işyerleri iflas edip kapatılan ya da yıkılan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinin çöküşüne ve bu çöküşten “soylulaştırma” adıyla yeniden bir doğuşun gerçekleşeceğini söyleyen o meşhur yalan hikayeye dayanıyor. Nüfus azalsın, evler boşalsın, binalar yıkılsın ki; TARKEM‘in ve ortaklarının oraları ucuza kapatıp “cazibe merkezi” adı altında alıp işletmesinin gerekçesi ortaya çıksın! Aynen ağını gerip kurbanını bekleyen örümcek ya da akbabalar misali…
TARKEM ekibinin ziyareti, 7 Mayıs 2024
TARKEM ziyareti ve toplantısı, 27 Haziran 2024.
TARKEM-Konak Belediyesi yakınlaşması ve işbirliği çalışmaları…
Seçim kampanyası döneminde anlayışla karşılanan ziyaretler dışında son dönemlere Konak Belediyesi ile TARKEM arasındaki ilişki ve işbirliğinin artarak devam ettiğini ilgiyle izliyoruz. Tunç Soyer döneminde TARKEM‘e uzaktan tedbirli; hatta eleştirel bakan Konak Belediyesi eski başkanı Abdül Batur‘un zaman içinde TARKEM‘e yakınlaştığını, Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun ise TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi sekreteri olduğu dönemdeki eleştirel; hatta muhalif tutumunu dikkate aldığımızda, Konak Belediyesi ile TARKEM arasındaki ilişkilerin TMMOB İnşaat MühendisleriOdası ve Konak Belediyesi eski başkanı, TARKEM Yüksek İstişare Kurulu üyesi Muzaffer Tunçağ‘ın aracılığında giderek yoğunlaşıp işbirliği düzeyine yükselmesi de, önümüzdeki dönemde karşılaşacağımız ilginç olaylarla değişim ve dönüşümlerin habercisi gibi gözüküyor.
TARKEM‘in İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi ile ilişkileri, geçtiğimiz dönemde Uğur Yüce ve Sıtkı Şükürer gibi, şimdilerde pek de geçerli, itibarlı ve popüler olmayan eski kent simsarlarıyla ya da Konak Belediyesi eski başkanı Erdal İzgi‘nin “Kemeraltı Koordinatörlüğü” düzeyinde yürütülürken, bu yeni dönemde cepheye belediye yönetimlerine gelen yeni TMMOB ekiplerine daha yakın olduğu düşünülüp, aynı dili konuşan ve kendisi de eski bir Konak belediye başkanı olan ve şu an itibariyle TARKEM Yüksek İstişare Kurulu üyeliği ile taltif edilen TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası‘nın eski genel başkanı Muzaffer Tunçağ‘ın sürüldüğü anlaşılıyor. Aynen satrançtaki Şah‘ın yer yer ve zaman zaman oynayana göre değişik kimliklere girmesi gibi… O nedenle, Ferhan Şensoy‘un da söylediği gibi gerektiğinde “Şahları da vururlar!“
TMMOB İzmir şubelerinin geçmişteki ve günümüzdeki TARKEM’le ilgili düşünce ve politikaları…
Bu çerçevede eski günlerde TARKEM‘in yapılanması ve uyguladığı “soylulaştırma” çalışmalarına karşı çıktığını bildiğim yeni belediye başkanları ile TARKEM yönetimi, TMMOB eski oda başkanları marifetiyle sık sık bir araya gelerek kamuoyuna birlikte çalışıyoruz izlenimi vermeye çalışıyorlar… Özellikle de KonakBelediyesi yeni ekibindekilerin geçmişi ve bugünü itibariyle, son günlerde Tunç Soyer zamanında ne yaptıysa onu yok edip aksini yapmaya özen gösteren İzmir Büyükşehir Belediyesi yeni başkanı Cemil Tugay‘dan çok Tunç Soyer‘e yakın olduğu, onunla birlikte bir zamanlar kader birliği yaptığı, onun ekibinde yer aldığı dikkate alındığında… Özellikle de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ndeki görevlerinden alınan ya da Tunç Soyer‘in gidişiyle boşta kalan, bir zamanlar “Basmane, Pazaryeri Cittaslow Metropol Mahallesi” gibi şablon bir projeyi Tunç Soyer adına uygulamaya çalışan Cittaslow Türkiye Teknik Koordinatörü Kamuran Bülent Köstem ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü yönetim kurulunda Hüseyin Egeli ile birlikte çalışırken Konak Belediyesi‘ne transfer olan BAL‘lı Ersan Odaman gibi isimlere bu kez de Konak Belediyesi ve şirketlerinde koltuk ve makam verildiği bugünlerde… Belki de hem bu tür isimlerin, hem de TARKEM ekibinin Cemil Tugay‘dan görmediği ilginin Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘dan beklendiği bir çaresizlik hali içinde… Adeta her iki belediye başkanın gelecek günlerde -hiç de istemediğimiz- karşı karşıya gelme halinin tohumlarını atarcasına…
Bu ziyaret ve görüşmelerin yapıldığı, karşılıklı olarak işbirliği demeçlerinin verildiği ilginç ve tuhaf süreci izlerken bir yandan da bir zamanlar TARKEM gibi bir gayrimenkul yatırım şirketine, Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın hukuksuz bir hamlesiyle UNESCO sorumluluğunun verilmesi üzerine, bu işlemin iptali amacıyla TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi tarafından İzmir Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi‘nde açılıp dava süreci içinde dayanağımız olan yönetmeliğin değiştirilmesi nedeniyle Danıştay‘a yapacağımız temyiz yolunun kapatılması suretiyle aleyhimizde verilen 24 Mayıs 2022 tarih, E. 2021/3834, K. 2022/1505 sayılı kararı düşünmeden edemiyorum. Çünkü bu dava açıldıktan sonra benim bu davanın toplumsallaşmasını sağlamak amacıyla yaptırım öneri üzerine davaya müdahil olan avukat Senih Özay, Yasemin Sağlam, Yüksel Keleş, İlyas Yaman, Barış Aykul ve Alper Yağlıdere gibi 21 arkadaşıma nasıl bir açıklama yapılacağını merak ettiğim, onların bana sordukları “neler oluyor?” ya da “bu ne anlama geliyor?” gibi sorularına cevap veremediğim bir ortamda…
Çünkü benim ve bu davaya müdahil olan arkadaşlarımın durduğu yer onca yıldır belli olup değişmezken yıllar önce birlikte Kordon Dolgu Yolu, TARKEM, Kültürpark, İZFAŞ binasının Tınaztepe Ünivesitesi’ne Verilmemesi, İzmir Elektrik Fabrikası, Körfez Geçiş Projesi ve İnciraltı gibi konularda birlikte mücadele verdiğimizi; yani, kentin yağmalanıp yeniden paylaşılmasına ve soylulaştırılmasına karşı aynı cephede yer aldığımızı sandığım bazı arkadaşlarım şimdi birer “siyasetçi“, “danışman” ve “müdür“ olarak, çok istedikleri Mezarlıkbaşı Katlı Oto Parkı‘nın yıkımını durduran TARKEM‘in yanında, onunla birlikte çalışacaklarını söylüyorlardı…
“Tarihi binalarımız yeniden hayat buluyor.🥰TARKEM ile imzaladığımız protokol kapsamında Kemeraltı’ndaki iki tescilli binayı Konak’a kazandırmak için yapılan ve İzmir Valiliğimizin de destek verdiği restorasyon çalışmalarını TARKEM Genel Müdürü Sergenç İneler ile yerinde inceledik. Çalışmaların sonunda binaların el sanatları ve zanaat atölyeleri ile yaratıcı endüstrilerde faaliyet gösteren Sosyal Kuluçka Merkezi olarak işlevlendirilecek olmasından büyük heyecan duyuyoruz.“
TARKEM: Yere düşmüş tabela – “Bu bina yıkılacak derecede TEHLİKELİDİR. Yaklaşmamanız önemle rica olunur. KONAK BELEDİYESİ“, Fotoğraf: Eddie Girdner.
Şimdi de gelelim, imzalanan protokol nedeniyle “büyük heyecan duyulan” TARKEM’in bu güne kadar neler yaptığına…
Evet, bir önceki yazımda da belirttiğim gibi; 2012 yılında kurulan TARKEM,
1) 2012 yılında kurulan TARKEM, faaliyette bulunduğu 12 yılın sonunda İzmir’in tarihi kent merkezini oluşturan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde cazibe merkezi yaratma hedefine ulaşamamış, adeta “fare küsmüş, dağın haberi olmamış” misali bu bölgeler itibariyle etkin, belirleyici ve sorun çözücü bir rolü oynayamamıştır. Bu hazin durum ise, 2011-2012 döneminde TARKEM‘in varlık nedeni olan İzmir Tarih Projesi raporunu hazırlayan Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin, 2012 öncesinde belediyelerle meslek odalarının ve üniversitelerin çalışmalarını yetersiz ve etkisiz bulup yerine çare olarak sunduğu TARKEM‘in de aynı başarısızlığı tekrarlayarak proje müellifini yalanlayan bir sonucun ortaya çıkmasını sağlamıştır.
2) Başlangıçtaki 2 Milyon 320 Bin liralık sermayesini, 1 Ocak 2019 tarihinde 25 Milyon, 22 Nisan 2022 tarihinde 35 Milyon, 12 Ocak 2024 tarihinde de 50 Milyon liraya çıkarmakla birlikte; sermaye dağılımındaki İzmir Büyükşehir Belediyesi payının % 0,87’den % 30’a çıkması ve bu artışın gelecekte İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce sağlanacak müstakbel sermaye payı katkılarıyla % 51’e ulaşması durumunda şirketin Sayıştay denetimine girmesi ihtimali nedeniyle, 2022 sonrasında sermaye artırımına gitmeden sermaye ile ilişkilendirilmeyen belediye ve valilik hibeleriyle iş yapılmaya çalışılmıştır.
3) TARKEM‘in asıl hedefi kuruluşundan bu yana İstanbul Borsası‘na kayıtlı şirketler arasına girmek olmakla birlikte; 2023 yılında bunun becerilemeyeceği anlaşılınca “1 Milyar dolar toplayacağız” yalanıyla oluşturulan ve 2014 İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde AKP‘den İzmir adayı olan Binali Yıldırım‘ın danışmanlarına ait Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş. tarafından yönetilen Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu, Kamuoyunu Aydınlatma Platformu (KAP)‘nun 29 Haziran 2024 tarihli verilerine göre toplam 46 milyon 423 bin 735 lira toplanabilmiş ve bunun da büyük bir kısmı “faaliyet geliri” adı altında harcanmıştır.
4) 2012 yılında 2.320.000.- TL sermaye ile kurulup sermayeyi son kez 22 Nisan 2022 tarihinde 35 Milyon liraya çıkartan 12 yıllık TARKEM, yayınlanmış bilançolarına göre (2013: 459.976,65 TL., 2014: 576.218,71 TL., 2015: 818.583,38 TL., 2016: 660.149,34 TL., 2017: 355.381,61 TL., 2018: 652.046,49 TL., 2019: 1.073.707,59 TL., 2020: 1.210.103,07 TL., 2021: 1.248.646,58 TL., 2022: 2.860.529,69 TL.) devamlı olarak zarar eden bir şirkettir.
5)TARKEM, 15 Temmuz Darbe Girişimi‘nden sonra, Fethullah Gülen Cemaati‘ne finans sağlayan ve daha sonra etkin pişmanlıktan yararlanan Orkide markasıyla tanınan Küçükbay Holding‘in sahibi Ahmet Küçükbay‘ın % 0,86 oranındaki hissesi nedeniyle, 1 Eylül 2016- 10 Ağustos 2021 tarihleri arasında, 12 yıllık faaliyet süresinin 4 yıl 11 ay 9 gününü kayyum yönetimi altında; dolayısıyla İzmir Valiliği‘nin denetim ve gözetimi altında geçirerek İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nden çok AKP iktidarına yakın durmuş; nitekim kayyum yönetimi altındayken şirketteki AKP ağırlığını ve etkisini arttıracak şekilde Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Valiliği ve AKP iktidarının destekçisi İzmir Ticaret Odası, EBSO, Ege İhracatçı Birlikleri, İMEAK Deniz Ticaret Odası ve İzmir Ticaret Borsası gibi kurumlar ortak yapılarak AKP iktidarınca esir alınmış ve kayyum yönetimi olgusunu, kamuoyundan; özellikle de -tanık olduğum şekilde- bazı kamu yöneticilerinden titizlikle saklayıp gizlemiş bir şirkettir. Şirketin yönetim kurulu başkanlığını CHP‘li büyükşehir belediye başkanları yapıyor olsa da, AKP iktidarının şirketteki etkisi halen devam etmektedir.
6) AKP iktidarının, insanlığın ortak mirası olan kültürel değerlerin korunup sahiplendirilmesi işlerinin UNESCO boyutunda yönetilmesi işini kamudan alıp özel şirkete vermek, kısacası bu işi de özelleştirmek amacıyla, UNESCO İzmir Tarihi Liman Kenti alanındaki kültürel mirasın yönetimi Türkiye’de ilk kez bir gayrimenkul yatırım şirketine; yani, TARKEM‘e verilmiş olmasına karşın bu işin gerçekleştirildiği tarihten bu yana bu konuda elle tutulur bir başarı elde edilememiş; aksine, alan yönetimi sınırları içindeki birçok kültür mirasının zarar görmesinin ya da yok olmasının önüne geçilememiştir.
Kaynak: Kamuoyunu Aydınlatma Platformu (2)
Evet, bütün bu tespitler çerçevesinde ve “son söz” niyetine;
Geçen haftaki yazımda dile getirdiğim gibi, TARKEM‘in görev alanı olarak belirlenen Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgeleriyle UNESCO İzmir Tarihi Liman Kenti alanındaki arkeolojik, tarihi, toplumsal ve kültürel mirası koruyup kollamada yetersiz kalıp başarısız olan TARKEM, uzun adıyla Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi, hem benim bilip yazdığım nedenler, hem de “ticari sır” kisvesi altında bizden gizlenip saklanan doğru bilgiler çerçevesinde İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri tarafından yeniden ele alınıp değerlendirilmeli, bu değerlendirme sırasında belediyelerin şirketteki payları ve rolleri yeniden tartışılıp belirlenmeli, özellikle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yönetim kurulunda sahip olduğu % 30 oranındaki paya eşdeğer sayıdaki temsilci ile yer alması sağlanmalı, böylesine başarısız bir soylulaştırma şirketi ile yola devam edilmeyip tüm sorumluluğun İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi‘nin işbirliği içinde kamu otoritesi tarafından yerine getirilmesi sağlanmalı, İzmir tarihi kent merkezinin kültürel mirasına yatırım yapılacak gayrimenkul gözüyle bakan bir gayrimenkul yatırım şirketi eliyle yönetilmesi; yani özelleştirilmesi girişimleri engellenerek Binali Yıldırım‘ın adamlarıyla AKP iktidarının dümen suyundan gidilmesi politikalarından vaz geçilmeli, dava süreci içinde gerçekleştirilen yönetmelik değişikliği ile yolu tıkanan hukuki sürece, halkın oyuyla belediye yönetimine gelmiş olan soylulaştırma karşıtı TMMOB meslek odaları ekibi eliyle hayat öpücüğü verilmeden ve geçmişte dile getirilip hayata geçirilen mücadeleler ışığında, bizim bilip hatırladığımız “eski günlerin hatırına” yeniden şekil verilmeli, bir iki tarihi yapıyı kamu kaynakları ile birlikte yapmak yerine Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerindeki soylulaştırma çalışmalarına son bir noktanın konulması sağlanmalıdır.
Yaklaşan 31 Mart 2024 seçimleri nedeniyle İzmir‘deki büyükşehir ve ilçe belediye başkan adayları ile ilgili inceleme ve değerlendirmelere devam ediyorum.
Bu çerçevede İki hafta önce CHP İzmir büyükşehir belediye başkan adayı Cemil Tugay‘ın Karşıyaka belediye başkanı olarak Beşli Çete‘nin önemli isimlerinden Mehmet Cengiz ile hikâyesini dilimin döndüğünce anlatmaya çalışmış, geçtiğimiz hafta da AKP‘nin İzmir büyükşehir belediye başkan adayı Hamza Dağ‘ın açıkladığı İzmir projelerini inceleyip genel bir değerlendirmesini yapmıştım.
Bugün ise yine “defolu” olarak nitelediğim CHP adayı Cemil Tugay‘ın, hem 2019 seçim kampanyası sırasında, hem Karşıyaka belediye başkanı olarak görev yaptığı dönemde hem de 2024 seçim kampanyasında dile getirdiği ya da getirmekte olduğu vaatleri, kendi deyimiyle “uçuk fikirleri“, 2019 ve 2024 tarihli gazete ve televizyon kayıtlarıyla Karşıyaka Belediyesi‘nin 2020-2024 dönemine ait stratejik plan, performans programı ve faaliyet raporlarını inceleyip değerlendirerek ne ölçüde başarılı ya da başarısız olduğunu anlatmaya çalışacağım.
Güvenilir kaynaklardan aldığım ve sonrasında doğrulattığım bilgilere göre, 2019 seçimleri öncesinde Tunç Soyer, CHPİzmir büyükşehir belediye başkan adayı olduğu kesinleştikten sonra CHP MYK‘na davet edilerek kutlanır ve kendisinden Urla ve Karşıyaka belediye başkan adayları için isim vermesi istenir. Tunç Soyer bunun üzerine Urla için daha sonra FETÖ davasından yargılanıp ceza alan Burak Oğuz‘un, Karşıyaka için de bir önceki belediye başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar‘ın adını verir. Çünkü 2014 seçimlerinde Hüseyin Mutlu Akpınar‘ı destekleyip yanında duran Rıfat Nalbantoğlu ile Mustafa Özuslu bu kez Tunç Soyer‘in yanındadır, onun belediye başkan adayı olması için ellerinden gelen ya da gelmeyen her şeyi yapmışlardır.
Karşıyaka belediye başkanlığı için Hüseyin Mutlu Akpınar isminin verilmesi üzerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu o ismi kabul etmesinin mümkün olmadığını söyleyerek ikinci bir isim vermesini ister. Bu kez önerilen ikinci isim ise, iki dönem CHP Karşıyaka ilçe başkan yardımcısı olan Cemil Tugay olur ve genel başkanca kabul görür. Böylelikle Cemil Tugay‘ın başına, belediye başkan ya da meclis üyeliği için herhangi bir başvurusu olmadığı halde talih kuşu konar ve yapılan seçimde kullanılan oyların % 70,85’ini alarak belediye başkanı seçilir.
Cemil Tugay rekor düzeydeki bu oy oranı ile Karşıyaka belediye başkanı olur; ama büyük borçlar içinde elini ayağını oynatamadığı belediyede ne yapacağını bilemez. Nasıl ödeyeceğini bilmediği borçlar nedeniyle bir süre susup sessiz kalmakla birlikte sonrasında feryat figan edip eski belediye başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar‘ı suçlamaya başlar. Bu suçlama tarafların karşılıklı atışması sonucunda mahkemeye kadar gider. Ama Cemil Tugay bu arada TMMOB‘nin İzmir‘deki eski şube başkanlarını yanına çekerek, onlara makam ve koltuklar takdim etmeye; böylelikle kentteki muhalefetin önemli bir cephesini kendisine bağlamaya, hatta onları yanına çekmeye çalışır. Böylelikle TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi‘nin üç eski başkanı, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İzmir Şubesi eski başkanı ile TMMOB Tapu ve Kadastro Mühendisleri Odası İzmir Şubesi yöneticileri Karşıyaka Belediyesi meclisinde ve yönetici kadrolarında bir araya gelip Cemil Tugay adına çalışmaya başlarlar.
Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın bu dönemdeki diğer bir kozu ise, bir zamanlar YARSAV‘da başkan yardımcılığı yapan Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleri meclisi üyesi eski hakim Murat Aydın‘dır. O nedenle Murat Aydın‘ı kendini ne zaman sıkıntıda hissetse cepheye sürer, onun hukuk bilgisinden ve ilişkilerinden yararlanır. O dönemde bu ilişki üzerine öyle söylentiler gelişir ki, gelecekteki Karşıyaka, hatta İzmir büyükşehir başkanının Murat Aydın olacağı bile söylenmeye başlar. Kısacası, Murat Aydın o dönem vitrinindeki flaş isimdir. Bu durum öyle bir noktaya varır ki, belediye Mehmet Cengiz‘e satılan arsa payı ile ilgili konuda belediyeyi ve belediye başkanını savunması için Murat Aydın‘a belediyenin resmi web sayfasında özel bir sayfa tahsis eder ve bu sayfadan CHP‘li parti üyelerini tehdit edip hizaya getirmesine izin verir. Ama aynı Murat Aydın bugün hiçbir yerden aday gösterilmeyerek yalnız bırakılmış, eski vitrin değerini ve geçerliliğini kaybetmiş durumdadır. Çünkü o tarihlerde ona uygun görülen makam onun yerine, Cemil Tugay‘a uygun görülmüş, Murat Aydın da yeni dönemde kaybedenler kulübüne üye yapılmıştır.
İnşaatı halen devam etmekte olan Zübeyde Hanım Mahallesi Kütüphane ve Taziye Evi, 23 Kasım 2023.
Hüseyin Mutlu Akpınar yerine Karşıyaka belediye başkanı olarak seçilen Cemil Tugay ise seçim kampanyası sırasında “uçuk projeleri” olduğu iddiasıyla açıklamalar yaparak, televizyon televizyon gezerek hayallerini anlatmaya başlar. Ona göre en “uçuk” projesi Karşıyaka‘nın görünür bir yerine Batı’daki örneklerine benzer şekilde büyük bir dönme dolap yapmaktır. O dönem az buçuk bilgi sahibi olduğu büyük belediye borçları için sesini çıkaramasa da belediyedeki gelir ve gider dengesizliğini gidermenin diğer bir öncelikli amacı olduğunu ifade ederek bu sorunu gündeme getirmeye çalışır. Dile getirdiği diğer fikir, proje ve vaatlerin arasında ise yeni yeraltı otoparklarının yapılması, üretimi arttırıp yerel kalkınmayı sağlayacak yenilikçi projelerin uygulanması, belediye araç filosunun elektrikli araçlarla yenilenmesi, yeni poliklinik, tıp merkezi, kanser danışma merkezi ve “Bülent Zeren” adının verileceği bir sporcu sağlık merkezinin açılması, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte yeni iskeleler yapılması, geliştirilecek deniz ulaşımının hız kazanması için küçük teknelerin alınması, Demirköprü ve Şemikler‘deki İZBAN hattının yer altına alınması gibi işler bulunmakla birlikte; bu fikir, proje ve vaatlerden hiç birinin 2019-2024 hizmet döneminde hayata geçirilmediği Karşıyaka‘da yaşayan ya da çalışanlartarafından yakından bilinmektedir.
“Nerede benim dönmedolabım?“
Üstüne üstlük 31 Mart 2019 tarihli seçimler öncesinde Karşıyaka belediye başkan adayı olarak katıldığı Ege Türk TV‘nin “Şehrimin Adayları – Cemil Tugay” başlıklı programında siyasetçilerin vaat ettiklerini yapamadıkları takdirde çıkıp bunun nedenlerini açıklayıp özür dilemeleri gerektiğini belirtmiş olmasına karşın!
“Ben de dahil, belki siz de dahil, hepimiz artık siyasetçilerden farklı bir şey bekliyoruz. Yani, kendini, kendi siyasetini ya da içinde bulunduğu siyasi hareketi değil de, yani öncelikli olarak onu değil de, gerçekten ülkesini, vatandaşını düşünen, onun için bir şeyler yapma isteğini çok dürüstçe hisseden ve hissettiren siyasetçiler arıyorlar. Yani, siz acaba böyle bir insan mısınız diye gözünüzün içine bakıyorlar. İnanın, her geçen gün bunu biraz daha iyi anlıyorum. Karşıyaka’nın da, halkın da, insanların genel olarak bir numaralı sorunu siyasetçilere güvenmemeleri, siyasetçilerden bekledikleri o halkçı, dürüst çalışmayı görememeleri. Yani, bu Karşıyaka’da da bir numaralı sorun, bence Türkiye’de bir numaralı sorun. Yani, bir şey yaparım deyip de yapmamak, söz verip de yapmamak ya da yapmadığı zaman, gücü yetmediği zaman dönüp de neden yapamadığını açıklamamak, hatta bundan dolayı özür dilememek bence bu ülkedeki insanların şu andaki en büyük sorunu hepimizin sorunu bu.“
Ayrıca bu fikir, proje ve vaatlere ek olarak, belediye başkanı seçildikten sonra 2020- 2024 hizmet dönemi için hazırlanıp Karşıyaka Belediye Meclisi‘nce kabul edilen Karşıyaka Belediyesi Stratejik Planı‘nda yazılı olan ve söz konusu planın en önemli ve öncelikli projeleri olarak takdim edilen “Kent ve Kurtuluş Tarihi Müzesi“, “Kültür Evi“, “Yüzme Havuzu“, “Buz Pisti“, “Sergi Sarayı ve Kent Kütüphanesi“, “Cemevi” yapılması, yeni “çiftçi pazarları” kurulması, “su bahçeleri oluşturulması” gibi stratejik önemi ve önceliği olan projelerin 2020-2024 dönemi performans programlarıyla 2019-2022 dönemi faaliyet raporlarında yazılı bilgilere göre uygulanmaması yada uygulanıp da kendi hizmet döneminde bitirilmediğini dikkate aldığımızda; seçim döneminde halka söz verdiği bütün bu hizmetlerin yapılmaması nedeniyle Karşıyaka Belediye BaşkanıCemil Tugay‘ın başarısız olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Öte yandan Karşıyaka Belediyesi‘nin ve onun başkanı Cemil Tugay‘ın 2020-2024 dönemindeki performansını, belediyenin 2020-2024 Dönemi Stratejik Planı, 2019, 2020, 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait performans programları ile 2019, 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait faaliyet raporları üzerinden inceleyip değerlendirmeye kalktığımızda gördüğümüz hususları şu şekilde özetleyebiliriz:
1) Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın hizmet dönemi için hazırlanıp belediye meclisince kabul edilen stratejik plan 5 stratejik amaç, 17 stratejik hedef kapsamında 67 ayrı faaliyet/projeden oluşmaktadır. Stratejik planda 67 olarak belirlenen faaliyetlerin/projelerin sayısı, performans programları itibariyle 2020’de 39’a indirilirken 2021’de 42’ye, 2022, 2023 ve 2024’de de 49’a çıkarılmış, başlangıçta öngörülen birçok faaliyetin yürütülmesinden vazgeçilmiştir.
2) Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın 2023 yılına ait faaliyet raporu henüz hazırlanmadığı için 2020-2024 dönemine ait stratejik planın 2023 dilimine ait uygulama sonuçları henüz bilinmemektedir.
Belediye şirketlerine ait yıllık zararların 2020 yılından bu yana gizlenmesi…
3)Karşıyaka Belediyesi eski başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar‘ın hazırlattığı 2015-2019 dönemi stratejik planının son dilimini oluşturan 2019 yılı faaliyet raporuna bakıldığında;
a) 2019 yılı itibariyle Karşıyaka Belediyesi‘nde toplam olarak 337 memur, 40 işçi ve 41 sözleşmeli personelin çalıştığı
b) 2019 yılı gelir ve gider bütçesi arasındaki farkın – 27.514.896,89 TL düzeyinde olduğu; yani, belediyenin gelirinden çok gideri olduğu,
c) 2019 yılında performans göstergeleri ortalamasının % 77,90 olduğu,
d) Belediye şirketlerinden Karşıyaka Kent Anonim Şirketi‘nde yıllık ortalama 677, Karşıyaka Personel Anonim Şirketi‘nde de 1.417 adet personelin çalıştığı,
e)Karşıyaka Kent Anonim Şirketi yönetim kurulu başkan ve üyelerine 2019 yılında toplam olarak 308.096.- TL tutarında huzur hakkı ödendiği ve
f)Karşıyaka Kent Anonim Şirketi‘ne ait 2019 yılı zararının -13.364.965,94 TL düzeyinde olduğu belirtilmekle birlikte;
Karşıyaka Belediyesi‘ne ait üç anonim şirkete (Karşıyaka Kent, Karşıyaka Personel ve Kordelion) ait bilançolarla yıllık kar-zarar miktarlarının 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait faaliyet raporlarında belirtilmediği; ayrıca, Karşıyaka Kent Anonim Şirketi‘ne ait İnternet sayfasının “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde tüm yasal zorunluluklara rağmen 19 Aralık 2019 tarihinden sonrasına ait genel kurul kararlarıyla bilanço ve kâr-zarar tablolarının, bu belgelerdeki bilgilerin gizlenmesi amacıyla yayınlanmadığı görülmüştür.
Ancak bütün bu gizleme ve saklama çabalarına rağmen, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin 15 Ocak 2024, 11000 sayılı nüshasındaki ilama göre Karşıyaka Kent Anonim Şirketi‘nin 2023 yılı zararının 80 milyon lira düzeyinde olduğu, 17 Mart 2022 tarih, 10539 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘ndeki ilamda da görüldüğü gibi belediyeye ait “Macera Parkı” isimli parkın ve diğer birçok park ve çocuk bahçesinin şirketin sermayesini arttırmak, zararını karşılamak amacıyla karşılık ya da teminat olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.
Yıllık gelir ve gider farkının azalacağına artması…
4)Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay 2019 seçimleri öncesinde yaptığı her konuşmada belediyenin gelir ve gider dengesinin bozuk olduğunu belirtip ilk hedefinin bu dengeyi sağlamak olduğunu belirtmiş olmasına karşın; 2019 yılında -27.514.896,89 TL olan bu açık, 2020 yılında -41.375.327,70 TL, 2021 yılında -62.416.540,62 TL, 2022 yılında da -159.954.716,97 TL düzeyine yükselmiş, şirket zararları ise 2019 yılı faaliyet raporunda açıklanmış olmakla birlikte 2020, 2021 ve 2022 yılları faaliyet raporlarında açıklanmaz olmuştur.
Bürokrasinin performans manipülasyonundaki mahareti ve % 50-60 düzeyindeki vatandaş memnuniyetini başarı olan gören bir belediyecilik anlayışı…
5)Karşıyaka Belediyesi‘ne ait yıllık performans programlarındaki hedeflerin bilinçli bir şekilde düşük tutulması, temizlik, denetim ve imar hizmetleri gibi günlük, rutin işlerin sanki stratejik bir önem ve önceliği olan faaliyetlermiş gibi stratejik plan ve performans programlara dahil edilmesi nedeniyle performans göstergeleri dikkate alınarak hesap edilen ortalama başarı oranının 2020, 2021 ve 2022 yıllarında adeta şahlanarak % 100’ün çok üstüne çıktığı görülmektedir. Ortalama performans oranının 2019’daki % 77,90 oranından 2020 yılında % 120,37’ye, 2021 yılında % 134,01’e, 2022 yılında da % 134,72’ye çıkması bu durumun en somut örneğidir.
Belediye bürokrasisinin bu bilinçli ve maharetli manipülasyonu ile ortaya çıkan ilginç durumun en iyi örneği, Karşıyaka‘da yaşayan ya da çalışan hemşerilerin belediye hizmetlerinden duyduğu memnuniyet düzeyini belirlemek amacıyla belirli tarihlerde yapılan anketlerle hedeflenen memnuniyet hedefinin 2020 yılında % 50, 2021 yılında % 60, 2022 yılında da % 70 gibi çok alt düzeylerde tutulması, bu düzeyin yıl sonu itibariyle bir iki puan üste çıkması durumunda bunun sanki bir başarıymış gibi takdim edilmesidir. 2021 yılında % 60 olarak hedeflenen memnuniyet ortalamasının yıl sonunda % 61,2 düzeyinde çıkması nedeniyle bunun bir başarı olarak takdim edilmiş olması bu manipülasyonun ne şekilde kullanıldığını gösteren en iyi örnektir.
Evet böylelikle, Hüseyin Mutlu Akpınar‘ın hanesine yazılacak olması nedeniyle düşü tutulan başarı ortalamaları belediye başkanı ve onun bürokrasisi tarafından gerçekleştirilen bilinçli manipülasyonla resmi belgelere yansıtılmış, böylelikle başarısız bir belediye başkanı Karşıyaka halkına başarılı gibi takdim edilmiştir.
6) Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, 2019 tarihli seçimler öncesine belediyedeki yapısının yeniden düzenleneceğini ve çalışanlara değer verileceğini ısrarlı bir şekilde belirtmekle birlikte; 20219-2024 döneminde maaş ve ücretlerin zamanında ödenmeyişi nedeniyle hem sendikalarla hem de işçilerle karşı karşıya gelinmiş, zaman zaman işçilere karşı emniyet güçlerinden yardım istemiştir.
7) CHP genel merkezi tarafından “Arpalık Aile Şirketi A.Ş.” adıyla çıkarılan broşürün, kullanılan “arpalık” sözcüğü bahane edilerek AKP iktidarının müdahaleleriyle dağıtımı engellendiği tarihlerde sosyal medyada Karşıyaka Belediyesi şirketi Karşıyaka Kent Anonim Şirketi‘ndeki arpalıkları gündeme getiren Karşıyakalı finans danışmanı Basri Koyuncuoğlu ile şehir plancısı Ercüment Şahin, belediye başkanı Cemil Tugay tarafından Cumhuriyet Savcılığı‘na şikayet edilmiş ve bu davayı aynı şirkette yönetim kurulu üyesi olarak çalışan avukat Aylin Öz takip etmiştir. Bu konuda aldığım yeni bilgilere göre ilk derece mahkemesinin verdiği “hakaret yok” kararına rağmen, konu Cemil Tugay tarafından Yargıtay‘a taşınmış; böylelikle, Cemil Tugay, “arpalık” sözcüğünü hakaret olarak görüp CHP‘nin “Arpalık A.Ş.” isimli broşürü yasaklayan AKP zihniyeti ile aynı yere düşmüştür.
8) “Uçuk” ve de “kaçık” fikirleriyle tanıdığımız Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, 2023 yılının Şubat ayında hiçbir araştırmaya dayanmaksızın ve bu işin yapılabilirliğini düşünmeden “Bostanlı ve Mavişehir Yamanlar’a taşınmalı” fikriyle öne çıkarak “uçuk” ve “kaçık” fikirlerine bir yenisini katmış, aynen dönmedolap fikrinde olduğu gibi bir gece önce rüyasında gördüğü bir hayali binlerce yapıda binlerce insanın yaşadığı bir bölgeyi hiçbir çevre kaygısı taşımadan Yamanlar‘a taşıyalım diyerek ortaya çıkmış, gerçeklik algısından ne kadar kopuk bir belediye başkanı olduğunu kanıtlamıştır.
9) Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, belediye başkanı olmadan önce verdiği tüm röportajlarda halktan yana, halkın menfaatleri için çalışacağını belirtmiş olmasına rağmen hem Cumhuriyet, İnönü ve Örnekköy mahallelerindeki imar planı değişikliklerinde, hem de Atakent Venedik Evleri Sitesi‘ndeki ortak spor alanının imar planında değişiklik yapılarak özel Bilfen Koleji‘ne “özel eğitim alanı” olarak tahsis edilmesi işlemlerinde; halkın menfaatine aykırı davranması nedeniyle Cumhuriyet, İnönü ve Örnekköy mahalleleri için hazırlanan imar planı değişiklikleri CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun halkı dinledikten sonra verdiği talimatla iptal edilmiş, AtakentVenedik Evleri Sitesi‘ndeki spor sahasının özel Bilfen Koleji‘ne “özel eğitim alanı” olarak tahsis edilmesi girişimi ise, TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi‘nin açtığı dava neticesinde idare mahkemesi marifetiyle iptal edilmiştir.
Dün kendisine makam beğenmeyip sonunda İzmir Kent Konseyi başkanlığı yetinen; ancak son aday belirleme çalışmaları sırasında ne belediye başkanı, ne de meclis üyesi adaylığına layık görülmeyip, aynen CHP Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi Murat Aydın gibi yalnızlığa mahkum edilen İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi CHP Grup Sözcüsü avukat Nilay Kökkılınç‘ın İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 17 Temmuz 2020 tarihli oturumunda, AKP‘li üyelerin yoksul ve dar gelirli ailelere ait öğrencilerin burada özel bir kolej yapılması durumunda haklarının zarar göreceği iddiası karşısında “… özel eğitim kurumları zaten yoksul öğrencileri de, başarılı öğrencileri de belli bir kontenjanla okutmakla yükümlü. Bu da bence son derece kutsal bir tasarruf” diyerek bir CHP‘li olarak yoksul ve dar gelirli aile çocuklarını özel okul sahiplerinin insafına bırakması da halen hafızamıza kayıtlı bir kent suçudur…
10) 2019 seçimleri öncesinde CHP Karşıyaka ilçe başkanı Uğur Yıldırım ile CHP İzmir milletvekili Özcan Purçu‘nun Örnekköy‘de gerçekleştirdiği bir yeni üyelik organizasyonu neticesinde Karşıyaka Belediye Meclisi üye adayı olup seçilen Cemil Yüm‘ün, 2019’a kadar nerede kimlerle neler yaptığını ortaya koyan tüm İnternet ve sosyal medya kayıtlarını temizlenmiş olmasına rağmen; Karşıyaka Belediyesi eski başkanı Cihan Türsen‘in sosyal medya paylaşımıyla görüp öğrendiğimiz sarıklı, cübbeli fotoğrafları sonrasında görüşüp bunun nedenini sorduğum Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, bu durumun kendisini aşan bir genel merkez müdahalesi ile gerçekleştiğini belirtmekle birlikte; aynı Cemil Yüm şimdilerde yeniden CHP genel merkezi tarafından belirlenen Karşıyaka Belediye Meclis üyesi adayları listesinin 24. sırasında yer almaktadır. CHP‘nin, 37 meclis üyesine sahip Karşıyaka Belediye Meclisi‘nde bugün itibariyle 33 üyeye sahip olduğunu dikkate aldığımızda; 24. sıradaki bir adayın yeniden Karşıyaka Belediye Meclisi üyesi olacağı ortadadır ve 2019 seçimlerinde bu duruma itiraz edemediğini, bu konunun kendisini aştığını söyleyen Cemil Tugay‘in 2024 seçimlerinin büyükşehir belediye başkan adayı olarak bu şahsın aday listesine alınmasına neden itiraz etmediğini, bu kez bu konuda nasıl bir mazeret beyan edeceğini merak etmekten kendimi alamıyorum.
Monoray: Dünyanın en pahalı ulaşım türü…
Gelelim bugüne ve Cemil Tugay‘ın bugün dile getirdiği “uçuk fikirlere“…
Geçmişte dillendirdiği hayallerini dikkatli bir dil kullanımı ile “proje” olarak değil de sanki şahsi fikriymiş gibi sunan; ancak bu fikirleri bir türlü hayata geçiremeyen Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay şimdi de her biri ayrı bir siyasi rüşvet olan fikirleriyle İzmir gerçeğinden ne kadar uzak olduğunu göstererek bir fikrin bir projeye dönüştürülmesi konusunda ne kadar tecrübesiz olduğunu kanıtlamaktadır. Bunun en iyi örnekleri ise AKP iktidarının kent içindeki Alsancak, Yeşilyurt ve Tepecik gibi hastaneleri kapatarak İzmir‘deki bütün hastaları yönlendirmek istediği Bayraklı tepelerindeki Şehir Hastanesi isimli özel ticarethanenin ulaşımı için dünyanın en pahalı ulaşım türü olan Monoray yapacağını söyleyerek AKP‘nin değirmenine su taşımakta, AKP‘li adayların bile aklına gelmeyen bu “uçuk” proje ile daha iktidara gelmeden iktidara yaranmanın yollarını arıyor; ayrıca, bu kentin en değerli kültürel varlıklarından biri olup mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olmayan Konak Pier‘i, bu mekânla ilgili büyük hukuki sorunları bilmeden ya da bu mekânı MaliyeHazinesi ile Denizcilik İşletmeleri‘nden satın alıp belediyeye kazandırmak yerine Konak Pier ile Pasaport iskelesi arasında yapılacak bir marinanın AVM‘si olarak kullanılmasını fikrini İzmir Ticaret Odası‘na teklif edip bu değerli kamusal mekânı peşkeş çekmekte beis görmemektedir.
Evet, bugün çevresini danışman ya da uzman sıfatıyla bir zamanlar Tunç Soyer’e yaranan, ona koltuk ve mevki karşılığında hizmet edip şimdilerde “kral öldü, yaşasın yeni kral” anlayışıyla onu terk edip yalnız bırakan ya da Binali Yıldırım‘ın “has evladı” olarak ünlenen insanlar doldurmuş olabilir; ama Şehir Hastanesi denilen özel ticarethane tuzağına lastik tekerlekli araçlarla kolay ve ucuz bir ulaşım sağlamak varken dünyanın en pahalı ulaşım türünü düşünüp önermek, inşaatına usulsüz bir ihale sonrasında Aziz Kocaoğlu döneminde başlanıp Tunç Soyer zamanında kilitlenip kalan Mavişehir Opera Binası‘nı, milyonlarca liralık kamu zararına yol açan görevlilerden hesap sormadan bir kültür merkezine dönüştürme fikri ya da asıl olarak eski bir Ekrem Demirtaş projesi olup Pasaport sahilini halka kapatıp orada özel tekne sahiplerine hizmet edecek bir marina yapımının nasıl bir çevre felaketi yaratacağını düşünmeden veya Konak Pier‘i o marinanın para basacak bir makinası olarak takdim etme cinliğini göstererek bu şehrin sermayedarlarına yaranma fikri, kendi başına başarılı bir kazanma taktiği olabilir; ama aynı taktiğin, hem CHP‘nin kağıt üzerindeki ilkelerine ne kadar uyduğunu ve yarın öbür gün demokratik kent muhalefetinden nasıl bir tepki alacağını, hem de bugün bu zatın vaat ettiği birçok şeyin, bugüne kadar gerçekleşmediğini ya da kendisi tarafından unutulup unutulmayacağını baştan bilip ona göre desteklememiz ya da muhalefet etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
İzmir Ticaret Odası’na ikram edilen Pasaport Rıhtımı ve Konak Pier…
Sonuç olarak,
Karşımızda Karşıyaka Belediye Başkanı olmadan önce ortaya attığı; hatta olduktan sonra kaleme aldırıp belediye meclisince onaylanmış yazılı tüm resmi belgelerdeki büyük, önemli ve öncelikli fikir, düşünce, proje ya da vaatleri zaman içinde hayata geçiremeyen ve bunun için -kendi deyimiyle- dönüp özür bile dilemeyen, üstüne üstlük Mavişehir’deki belediye hissesini ucuza Mehmet Cengiz’e satan ve bütün bu eylediklerini büyük bir başarıymış gibi gösterip genel başkanı tarafından “sütten daha ak” şeklinde takdim edilen “yanlış seçilmiş“, “defolu” bir büyükşehir belediye başkan adayı var. Kendisi 2019 yılında yaptığı gibi bugün de “uçuk” fikirlerini beyan ediyor, vaatlerde bulunuyor… Hiçbir araştırma, analiz ve değerlendirme yapmadan, halka sormadan, sırf kazanmak, rakiplerinin bir adım önüne geçmek için hesapsız kitapsız vaatlerde bulunuyor… Ama biz onun, “uçuk” fikirler üretip vaat ettiklerini yapamayan “başarısız” bir belediye başkanı olduğunu, bu yeni adaylığını şimdiye kadarki başarılarına değil, adeta bir kumar oynarcasına kendisini yeniden aday yapmayacağını bildiği Kemal Kılıçdaroğlu yerine onun alternatifi olan Özgür Özel‘i destekleyip onun kazanması nedeniyle bu desteğin diyetini talep edip alan biri olarak tanıyor, biliyoruz.
İşte o nedenle, bu yeni adaylık sürecinde Monoray, Konak Pier, Mavişehir Opera binası, içme suyu ücretleri gibi “fikir” adı altında ortaya attığı araştırılmamış, analiz edilmemiş, fizibilitesi bile hazırlanmamış ham fikirleri var; ama, yeni belediye hizmet binasını nereye nasıl yapacağı, AKP adayı tarafından yeniden gündeme getirilen İzmir Körfez Geçiş Projesi hakkında ne düşündüğü, Kültürpark‘taki yapılaşmalar ve bugün içinde bulunduğu bakımsızlık, Kültürpark‘ın belediye tarafından işgalinin ne zaman biteceği, TARKEM, Basmane Çukuru, Hilton Oteli, İnciraltı, körfez kirliliği, imar aflarıyla aklanan yapılar, doğal afetlere karşı dayanıklılık, gökdelen tarlaları, örneğin Yeşildere‘deki İZKA gökdeleni, her yağmurda su basan Mavişehir ve Alsancak, yerinde kentsel dönüşüm ya da kendi kötü yönetimi ile milyonlarca lira zarara uğramış Karşıyaka Belediyesi şirketleri yanında 27’ye ulaşmış sayısı ile adeta bir holding oluşturan ve her biri kendi çapında büyük zararlara yol açan İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri gibi can yakan sıkıcı konularda söylemediği, söyleyemediği, yazıp ortaya koyamadığı fikirler, düşünceler, projeler ve taahhütlerin olduğunu, asıl cevaplanması gereken soruların bu sorular olduğunu hatırlatmamız gerekiyor…
Evet, 2019 yılında verdiği söz ya da vaatleri yerinde getirmemiş, üstüne üstlük bu konuda bir özeleştiri yapıp bizlerden özür dilememiş; bu nedenle başarılı olamamış birini bu kez de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin başına getirip getirmemek konusunda ne düşünüyor, ne yapmayı öneriyoruz? İzmirlilerin bu kez nasıl bir tepki vermesini bekliyoruz?
“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!” ya da “uçuk” bir ifadeyle;
Bugün itibariyle önümüzdeki 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimlere tamı tamamına 1 ay 12 gün; yani 42 gün kaldı.
Bu kadar kısa sürenin sonunda ya seçmen sandıklarına giderek oy kullanacağız, ya da sandık başına gitmeyerek veya sandık başına gidip boş oy kullanarak bu ahlaksız, yozlaşmış siyasi oyuna ortak olmak istemediğimiz için farklı bir tepkiyi dile getirmeye çalışacağız.
Şu an itibariyle belediye başkanlığı seçimlerine katılacak siyasi partiler adaylarını açıklayıp tanıtımını yapmaya başladılar. Sırada açıklanmayı bekleyen meclis üyesi adaylıkları var. Açıklanan CHP belediye başkan adaylarının bilinçsiz bir şekilde, adeta “kabul gününe gider gibi” dernek dernek dolaşarak siyasetsiz bir ziyaret turu yaptığı bu süreçte, seçime AKP İzmir büyükşehir belediye başkan adayı olarak katılacak olan Hamza Dağ, geçtiğimiz 13 Şubat 2024 tarihinde 11 ana başlık altında topladığı İzmir projelerini anlattığı bir toplantı düzenleyerek henüz seçim bildirgesini ve projelerini açıklamamış olan CHP‘nin ve onun büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının önüne geçti.
CHP’de yaşanan bu gecikmenin en önemli sonucu ise, kirli, pazarlıkçı ve rövanşist duygularla yüklü bir sürecin sonucunda, kazanamayacağı ya da partisine büyük bir oy gerilemesi yaşatarak AKP‘nin İzmir‘de güçlenmesine neden olacak “defolu” adayların ortaya çıkması nedeniyle hem aday adaylarının hem de partililerin ve parti örgütlerinin haklı tepkilerine tanık olduk. Önümüzdeki günlerde ise seçilmeyen belediye meclisi aday adaylarının kabaran tepkilerini izleyeceğiz.
İşte o nedenle, birçok aday adayı seçilemediği için küserek bir köşeye çekildi; hatta istifa ederek partisinden ayrıldı. Seçmenler ise bu süreci adaletli ve becerikli bir şekilde yönetemeyen partilere verilecek en iyi cezanın, seçimlerde oy kullanmamak ya da kendisini daha yakın gördüğü İyi Parti, DEM, TİP ya da TKP gibi alternatif partilere oy vermenin daha doğru olacağını düşünmeye başladı.
Evet, etkili siyasi iletişim ve ikna stratejileri açısından en iyi yöntemin rakibi eleştirmekten çok kendini anlatmak olduğunu bilir ve buna içtenlikle inanırım. Ama bunun yanında, bir adayın kendini anlatıp tanıtırken karşısındaki diğer rakiplerin güçlü ve zayıf yönleriyle karşı karşıya kalabileceği tehdit ve fırsatları değerlendiren bir rakip analizinin de gerekli olduğunu bilir, kabul ederim. İşte bu nedenle, bugünkü yazımda siyasi anlamda bir adım ötede olduğunu düşündüğüm AKP adayı Hamza Dağ‘ın 13 Şubat 2024 tarihinde açıkladığı İzmir projelerini ele alıp değerlendirmeye çalışacağım.
AKP adayı Hamza Dağ’ın projeleri İzmir’e ne vaat ediyor?
AKP adayı Hamza Dağ‘ın 13 Şubat 2024 tarihinde bir salon toplantısıyla kamuoyuna açıklayıp heyecan ve coşkudan uzak bir ortamda cılız alkışlarla karşılanan İzmir projelerinin sayısı yazılı ve dijital basında 11 olarak belirtilmekle birlikte; adayın https://avhamzadag.com isimli İnternet sitesinde yayınlanan projeler 53 ayrı bölümde 53 ayrı görselin kullanılması suretiyle anlatılıyor. Bu 53 projeyi tek tek sıralamaya kalktığımızda karşımıza şöyle bir liste çıkıyor: (1)
Toplam sayısı 53’ü bulan bu projeleri tek tek incelediğimizde ise dikkatimizi çeken ilk şey, proje sayısının şişirilmesi amacıyla aynı proje başlık ve içeriklerinin birbirini tekrarlaması oluyor. Sayısı fazla gösterilen projeleri ana başlıklar halinde sıralamaya kalktığımızda ise bu 53 projenin 12 ayrı ana başlık altında gruplanabileceği ortaya çıkıyor;
1) Ulaşım (1-18, 31, 40), 2) Sosyal Hizmetler (19-26, 36, 46), 3) Çevre ve Yenilenebilir Enerji (27-28, 30, 32-34), 4) İstihdam (29, 43), 5) Kentsel Dönüşüm (35, 37, 41), 6) Turizm (38, 39), 7) Eğitim (42), 8) Dijital Teknoloji (44, 45), 9) Sağlık (47), 10) Tarım (48, 49), 11) Spor (50), 12) Kültür ve Sanat (51-53).
12 ayrı grup altında sıraladığımız bu 53 projenin en önde gelenlerinin sırasıyla;
1) “İzmir Körfez Geçidi” olarak tanımlanıp 2016-2019 sürecinde mahkeme kararı ile iptal edilen İzmir Körfez Geçişi Projesi,
2) Karşıyaka-Yamanlar hattından geçirilmek istenen Yeni Çevre Yolu ve
3) Şehrin farklı yerlerinde yapılmak istenen bol sayıdaki battı-çıktı geçitler olduğu görülecektir.
Nitekim toplam 53 projeden 20’sinin ulaşımla ilgili olması AKP iktidarının belediyecilikten anladığının daha fazla yol, daha fazla köprü, battı-çıktı geçit, tünel, otopark ve araç olduğunu göstermektedir. Anlaşılan o ki, uzun yıllardır iktidarda olmadıkları bu kentte trafiği rahatlatmak bahanesiyle elde cetvel, pergel yeni ulaşım hatları açarak, yeni yatırım alanları yaratarak yandaş inşaat şirketlerini kayırmayı, hem onları, hem de onlar sayesinde kendilerini daha da zengin etmeyi düşünüyorlar.
Yeniden “İzmir Körfez Geçidi” ve “Yeni Çevre Yolu” projesi: Merkezi iktidara ait görevlerin belediye hizmeti olarak takdimi…
AKP‘nin hem İzmir‘de hem de diğer şehirlerde yürüttüğü propaganda çalışmalarına bakıldığında ilk dikkatimizi çeken şey, arkasına merkezi iktidarın gücünü alan AKP‘li belediye başkan adaylarının İzmir Körfez Geçişi Projesi, otoyol ve karayolu yapımı, her yere doğalgaz götürülmesi ve tüm emeklilere yardım yapılması gibi asıl olarak merkezi iktidarın görev alanında bulunan hizmetleri ya da daha önce kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sonuçlandırılmış kimi eski projeleri sanki belediye olarak yeniden yapacaklarmış gibi vaatlerde bulunmaları, bu tür büyük yatırımları belediye hizmeti olarak takdim etmeye çalışmaları olmaktadır.
Oysa belediyelerin ellerindeki yasal ve finansal olanaklarla bu tür büyük projeleri yapmaları; ayrıca, daha önceki tarihlerde aynı proje için yüksek mahkeme tarafından verilmiş kesinleşmiş kararlar bulunduğu halde aradan bir süre geçtikten sonra aynı projeleri yeniden piyasaya çıkararak hukuk dışı yöntemlerle seçmenin oyuna talip olmaktadırlar.
Evet, AKP adayının en önemli ve öncelikli projesi olarak öne çıkarılan İzmir Körfez Geçiş Projesi bir “Binali Yıldırım Projesi” olarak 2015 yılında vitrine çıkarılmış ve bu projenin kabulü ile ilgili ÇED raporu TMMOB, EGEÇEP, Doğa Derneği ve 81 sivil yurttaşın verdiği mücadele sonucunda mahkeme kararı ile iptal edilmiştir. Hem de o dönemde İzmir büyükşehir belediye başkanı olarak görev yapan Aziz Kocaoğlu ve ilçe belediye başkanlarına rağmen, onların “sükut ikrardan gelir” anlayışıyla ortaya koydukları suç ortaklığına, Aziz Kocaoğlu‘nun “biz bu projeye karşı çıkmadık ama öneri hakkımız da var. Umarın bu gerçekleşir ve İzmir bir eser kazanır” demiş olmasına karşın… (3)
Böylesi büyük bir projenin bir büyükşehir belediyesi tarafından yapılabilecek bir proje değil, tümüyle merkezi yönetimi elinde bulunduranların uygulayabileceği bir iktidar projesi olduğu, bu kadar kapsamlı, büyük ve önemli bir projenin mevcut belediye mevzuatı ve finans kaynakları itibariyle yapılamayacağı hususu dikkate alınmadan proje listesinin başına konulması, aslında “ben aslında keyfimin istediği her şeyi yaparım” diyen AKP zihniyetinin somut bir örneğini oluşturmaktadır. Aynen diğer şehirlerdeki AKP‘li belediye başkan adaylarının seçildikleri takdirde tüm emeklilere yardım yapacaklarını ya da her yere doğalgaz getireceklerini vaat etmelerinde olduğu gibi, İzmir‘deki AKP adayı da asıl olarak iktidar tarafından yapılabilecek büyük bir yatırımı sanki belediye imkan ve kaynakları ile yapacakmış gibi, mevcut hukuk düzenine ve mahkeme kararlarına rağmen bu işi becerebilirmiş gibi kendi hanesine yazdırmayı düşünmektedir. Bu ise içinde bulunduğumuz sistemin, aynen Suriye‘deki BAAS rejimi ve Azerbaycan‘daki totaliter Aliyev yönetim gibi AKP‘li belediyelerle AKP‘li merkezi iktidarın bütünleştiği bir parti devleti sisteminin yürürlükte olduğunu, böylesi bir parti devleti uygulamasının bu beyefendiler tarafından olağan karşılanıp oradan aldıkları güçle kural kaide dinlemeden istediklerini yapabilecekleri gibi beyanlarda bulunmakta, seçildikleri takdirde İzmir‘in seçilen yerel yöneticiler tarafından değil Ankara‘daki tek adam tarafından yönetileceğini açık bir şekilde itiraf etmektedirler.
Ancak 13 Şubat 2024 tarihli Birgün gazetesi tarafından “AKP’in İzmir adayı Hamza Dağ, mahkemenin iptal ettiği projeyi vaat olarak duyurdu” (2) şeklinde bir haber yapılmış olmasına karşın aynı proje için muhalefet cephesinde yer alan; hatta bu proje ile ilgili ÇED raporunun iptali mücadelesine katılan Konak ve Karabağlar belediye başkan adayları başta olmak üzere CHP‘nin İzmir büyükşehir belediye başkan adayı Cemil Tugay‘ın, aradan tam bir hafta geçmiş olmasına karşın AKP adayının bu prestij projesi için tek bir görüş açıklamaması, bu yatırımın hukuki yönden İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılamayacağını ifade edip bu proje için yüksek mahkeme tarafından verilen kararı hatırlatmamış olması da oldukça ilginç bir durumu koymaktadır.
Aynı durum, 33 ve 39 numaralı “Çevre Altyapısı-Doğalgaz” ve “Urla Karantina Adası Turizm Merkezi” isimli projeler için de geçerlidir.
Ülke çapında ve İzmir‘deki doğalgaz hizmetleri, belediyelerin genellikle % 10 oranında hissedar olduğu ve iktidar tarafından imtiyaz verilen özel şirketler eliyle yerine getirilmekte olup, belediyelere verilen % 10’luk hissenin hikmet-i sebebi ise, kurulan doğalgaz şirketlerinin büyük maliyetlere neden olan kent içi kazıların bedelini ödememesini sağlamak düşüncesinden kaynaklanmaktadır. O nedenle, doğalgaz hatlarının yapımı ile görevlendirilmiş Botaş ile İzmir‘deki doğalgaz dağıtımı için yetkilendirilmiş yandaş Kolin Holding kapsamındaki İzmirgaz A.Ş.‘ne ait görevlerin, AKP adayının vaat listesinde yer alması, belediye başkanı oldukları takdirde bu şirketlere merkezi iktidar tarafından verilen imtiyaz ve yetkilerin zorlanacağını, bu zorlama neticesinde de İzmirgaz A.Ş.‘ne verilecek yeni imtiyazlar karşılığında gelişip genişleyen doğalgaz şebekesi “başarı” olarak belediye başkanının hanesine yazılacaktır. Tabii ki, merkezi iktidarı elinde bulundurmayan diğer muhalif parti adaylarının böyle bir şeyi vaat etmesi mümkün olmayacağı için, bu vaadi yapan belediye başkan adayları 1-0 öne geçmiş olacak, merkezi iktidarın kendilerine sunduğu imkanlarla seçimlerin galibi olarak ortaya çıkacaklardır.
Diğer yandan mülkiyeti Hazine‘ye ait olup Sağlık Bakanlığı tarafından kullanılan Urla Karantina Adası‘nın tarihi ve arkeolojik değerinin koruma-kullanma dengesini dikkate almaksızın, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bir turizm merkezi olarak kullanılacağını ilan etmek de, arkasını merkezi iktidara dayamış ve parti devleti zihniyetini benimsemiş bir belediye başkan adayının dayatması olarak kabul edilebilir.
Unutulup dikkate alınmayan, göz ardı edilen konular, sorunlar, ihtiyaçlar…
53 ana başlık halinde sunulan projeler arasında hiç mi eksik kalan, özellikle eksik bırakılan, 22 yıllık AKP iktidarına uygun görülmediği için gündeme getirilmeyen sorun ve ihtiyaçlar yok?
İşte bu düşünceden hareketle aklımıza gelen ilk konu ve noktaları şu şekilde sıralayabiliriz. Tabii ki daha sonra aklımıza gelecek olanları da bunlara eklemek koşuluyla…
📌 2019 tarihli İzmir Ulaşım Master Planı‘nda yer aldığı halde verilen süre içinde yapılmayan İzmir-Kemalpaşa İZBAN hattının yapımı açıklanan proje demetinde yer almamaktadır.
📌 Etkili bir çözümmüş gibi sunulan battı-çıktı geçitlerin her sel felaketinde bir ölüm tuzağına dönüşmesi ihtimalinin göz ardı edildiği görülmektedir.
📌Karayolları sorumluluk alanına giren yolların yapım, bakım, onarım ve genişletmelerinin “inisiyatif alınarak” İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce yapılacağının belirtilmesi parti devleti anlayışının diğer bir örneğidir.
📌 İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hissedarı olduğu “Basmane Çukuru” ve “Hilton Oteli” ile yapımı yarıda kalan Mavişehir Opera Binası, ticari anlamda cazibesini kaybeden Konak Pier, yağmalanmak istenen İnciraltı ile her yağmur yağdığında sular altında kalan Mavişehir‘de ne yapılacağının belirtilmemesi bu proje demetinin en önemli eksikliğidir.
📌İstihdam denilince ilk akla gelmesi gereken işsizler için yeni iş alanları yaratmak yerine işsizlerle işverenleri bir araya getiren düzenlemelerin önerilmesi ciddi şekilde işsizlik sorununun ciddiye alınmaması anlamına gelmektedir.
📌Sunumu yapılan 53 proje arasında deprem, sel, yangın, kuraklık, salgın ve kimyasal kirlenme gibi olası doğal afetler karşısında ne yapılacağının açıklanmamış olması büyük bir eksikliktir.
📌Merkezi iktidarın özelleştirme programında olan Alsancak Limanı‘nın teknoloji ve inovasyon merkezi haline dönüştürülmesi ile aynı yerde bir kruvaziyer limanı yapım ve geliştirilmesi vaadi de asıl olarak merkezi iktidara ait görev olması nedeniyle AKP’li adayın suya yazdığı bir vaat olarak değerlendirilmelidir.
📌 Katı atıkların toplanıp değerlendirilmesi; özellikle de kentin önemli bir sorunu olan Harmandalı Düzenli Atık Depolama Tesisi için hiçbir olumlu vaatte bulunulmamaktadır.
📌 İzmir denilince ilk akla gelen şeylerden biri olan Uluslararası İzmir Fuarı ve İZFAŞ tarafından yürütülen fuarcılık hizmetleri konusunda hiçbir vaatte bulunmamaktadır.
📌 İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir halkı için büyük bir yük oluşturan belediye şirketleri konusunda halkı rahatlatacak hiçbir proje sözü verilmemektedir.
📌 Seçmenin asıl gündemini oluşturan yoksulluk, açlık ve hayat pahalılığı konusunda tek bir söz edilmemektedir.
📌 AKP adayı Hamza Dağ, daha önceki belediye başkanları gibi Körfez‘de yüzme iddiasına girmese de; kullandığı yanlış Türkçe nedeniyle bizlere masmavi bir körfezde -yüzmek yerine- yürümeyi önermektedir: “.. İzmirlilerin masmavi bir körfezde yürüyüş yapabilmesini amaçlıyor” Bkz. 27 numaralı Çiğli Atık Su Arıtma Tesisi Projesi. Tabii ki bu vaat, su üstüne yazı yazıp yürüme yeteneğine sahip olanlar için geçerli…
📌 20, 21, 23 ve 24 numaralı proje açıklamalarında dört kez tekrarlanan “yaşlı ve emeklilere yönelik akıllı saat uygulaması” ifadesi, 65 yaş üstü yaşlı ve emeklilere ait ücretsiz ulaşım hakkının “akıllı saat uygulaması” adı altında kısıtlanması ihtimalini akla getirdiği için, bu anlatımla neyin ifade edilmek istendiği bir an önce açıklanmalıdır.
📌 İzmir’de çoğu insanın belirli bölge ve mahalleler düzeyinde şikayetçi olduğu esenlik ve güvenlik sorunlarının nasıl çözümleneceği, bu sorunların çözümü için nasıl bir yöntem uygulanacağı belirtilmemektedir.
📌 İzmir‘in içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla yapıldığı söylenip yapımındaki teknik hatalar nedeniyle kullanılamayan; ama buna rağmen, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin her yıl ödeme yaptığı Gördes Barajı ile ilgili sorunun bu projeler içinde gündeme getirilmediği, tümüyle bir merkezi iktidar projesi olan bu başarısız yatırımın hatırlanmadığı görülmektedir.
📌 Yapılacağı söylenen topu topu üç kütüphanenin, bu mekanlar sanki sadece bir ders çalışma ya da etüt merkeziymiş gibi sadece gençlere ve öğrencilere tahsis edileceğinin söylenmesi, gençler ve öğrenciler dışında kalanların bunun dışında tutulması aslında bu işin de yeterince bilinmediğini göstermektedir.
📌Sunumu yapılan bu projeler arasında üretimi arttırıp aşırı tüketimi azaltan, refahı ve sosyal adaleti sağlamayı hedefleyen, kültürel, tarihi, arkeolojik ve doğal değerlerin korunmasını amaçlayan düzenlemelere yer verilmemesi bu konulardaki bilinçli bir politikanın sonucuymuş gibi gözükmektedir.
Sonuç olarak anlaşılan o ki, AKP adayı Hamza Dağ‘ın 31 Mart 2024 tarihli İzmir büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerinde başarılı olması için hazırlanan ve 12 ayrı ana başlık altında derlediğim toplam 53 projesi, 2009, 2014 ve 2019 seçimlerinde yarışan diğer AKP‘li belediye başkan adayları Taha Aksoy, Binali Yıldırım ve Nihat Zeybekçi‘nin yağmalama projelerine göre hem sayı hem de içerik yönünden oldukça az ve zayıf gözüküyor. Proje olarak sunulan bu ön fikirlerin proje haline dönüştürülmeden önce yeterince araştırılıp analiz edilmediği, bugüne kadar çoğu mevcut belediye tarafından farklı ad ve şekillerde uygulanan ya da uygulanmakta olan projeler olduğu, bu nedenle de mevcut sorun ve ihtiyaçlara cevap vermeyen ve kendi içinde yeni olmayan öneriler olduğu anlaşılıyor. Tabii ki bu durum, yerel iktidarı ele geçirdikleri takdirde bu kadar az ve kalitesiz proje ile bu kenti daha az yağmalayacakları anlamına gelmiyor. Anlaşılan o ki, hem yerel iktidar hem de merkezi iktidar olarak el ele verip İzmir‘i İzmir olmaktan çıkaran yağma uygulamalarına tam gaz devam etme konusunda yine büyük bir iştah gösteriyorlar ve tüm kenti yandaş şirketlere pazarlayacakları bir inşaat alanı olarak görüyorlar.
Yazının başlığında gördüğünüz “tekmili birden” deyimi eski bir deyim olmakla birlikte; pop müzik sanatçısı Hande Yener şayet “32 Kısım” başlıklı şarkısında “32 kısım tekmili birden gelse de korkmuyorum” diyorsa ve bu sözleri şarkıyı dinleyen günümüz gençleri anlıyorsa, “tekmili birden” deyiminin bu şarkı sözleri sayesinde gençleşip yenilendiğini söyleyebiliriz…
Bense bu deyimi, 1984 yılından bu yana devam eden tam 40 yıllık bir hikayeyi ve bu hikayenin başrol oyuncularından sadece ikisini oluşturan Cemil Tugay ile Mehmet Cengiz‘in 2019-2024 döneminde yapıp eyledikleri herşeyi anlatmak için kullanıyorum… Hem de bu hikayenin daha rahat anlaşılabilmesi için başlangıç, gelişme ve sonuç kısımlarını içeren süreci, madde madde sağlam ve doğru kaynakları kullanarak anlatmak suretiyle…
Her hikaye anlatısının başında yapıldığı gibi, “bir varmış, bir yokmuş, gözünü toprağın bile doyurmadığı insanların bataklık üstünde bir şehir yaratmak istedikleri Mavişehir diye bir yer varmış” diyerek söze başlamak isterim ve gerisini de ta 40 yıl öncesine giderek anlatmak isterim…
Kendisi gerçekte bir bataklık olmasına karşın, hikayemizde maviye boyanarak cennete dönüştürüldüğü sanılan “Mavişehir” diye bir yer girer…
1. Hikayenin geçtiği yer, tapu kayıtlarında hala Şemikler mahallesi olarak gözüken İzmir‘in en pahalı mutena semti, dairelerin 20-30 milyona, villaların ise daha uçuk fiyatlara satıldığı, çoğunlukla varlıklı, münevver, mevki sahibi insanların yaşadığı, her dairenin 2 ve daha fazla araca sahip olduğu ve genellikle mutlu ve mesut İstanbullu ve Ankaralı göçmenleri ağırlayan Karşıyaka ilçesinin Batı ucundaki Gediz Nehri deltasındaki Mavişehir bölgesidir. Bölgenin tam ortasından geçen Caher Dudayev Bulvarı‘nın güneyini oluşturan deniz yönünde Mavişehir, kuzeyindeki tren hattı/İZBAN yönünde de Yalı mahallesi bulunmaktadır. Her iki mahallenin yüzölçümleri sırasıyla 1,558 ve 1,839 km², 2022 yılı nüfusları sırasıyla 13.909 ve 37.761 kişi, mahalle sınırları içindeki yapı sayısı da sırasıyla 417 ve 1.570 adettir. Ancak bu verileri değerlendirirken, İzmir‘in en fazla nüfusa sahip olan Yalı mahallesindeki nüfusun büyük bölümüyle bina sayısının mahallenin Mavişehir yakınındaki küçük bölümde değil de; Şemikler mahallesine yakın bölümünde yoğunlaştığını unutmamak gerekir. Her iki mahalledeki en önemli ticari yapılar ise her iki mahalleyi birbirinden ayıran Caher Dudayev Bulvarı kenarında sıralanan ve her gün binlerce İzmirlinin, sanki bu iş için yapılan Karşıyaka tramvayı sayesinde adeta Kabe gibi tavaf ettiği Mavibahçe ve Hilltown alışveriş merkezleriyle Koçtaş mağazasıdır.
Mavişehir ve Yalı mahalleleri…
2. Bu bölgedeki gayrimenkullerin mal sahipleri asıl olarak ilk yıllarda Türkiye Emlak Bankası (TEB), bu bankanın kapatılmasından sonra da Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (Emlak Konut GYO) ile Toplu Konut Ortaklığı İdaresi (TOKİ) olup; bu gayrimenkulleri daha sonraki tarihlerde açılan ihalelerle TOKİ‘den satın alma yönetimiyle sahiplenen Cengiz İnşaat, Bozoğlu İnşaat ve Mesa İnşaat gibi büyük inşaat şirketleridir.
3. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 1984-2024 döneminde belediye başkanları sırasıyla Burhan Özfatura (DYP, 1984-1989, 1994-1999), Yüksel Çakmur (CHP, 1989-1994), Ahmet Piriştina (DSP, 1999-2004), Aziz Kocaoğlu (CHP, 2004-2019), Tunç Soyer (CHP, 2019-2024), Karşıyaka Belediyesi‘nin aynı dönemindeki başkanları ise sırasıyla Nevzat Çobanoğlu (1984-1989), Cihan Türsen (1989-1994), A. Kemal Baysak (DYP, 1994-1999), Şebnem Tabak (DSP, 1999-2004), Cevat Durak (CHP, 2004-2014), Hüseyin Mutlu Akpınar (CHP, 2014-2019) ve Cemil Tugay (CHP, 2019-2024)’dır.
4. TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi tarafından hazırlanan 12 Haziran 2020 tarihli “Mavişehir Planlama Süreci” başlıklı 17 sayfalık rapordan öğrendiğimiz bilgilere göre, Mavişehir bölgesi ile ilgili ilk imar planı 21 Aralık 1984 tarihinde onaylanan 1/1.000 ölçekli Bostanlı İmar Planıdır.
Bu ilk planı, izleyen yıllarda 1/25000, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli onlarca yeni imar ve revizyon planı, yüzlerce idare mahkemesi ve Danıştay kararı izlemiş, Mavişehir bölgesi neredeyse İzmir Büyükşehir ve Karşıyaka belediyeleriyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Türkiye Emlak Bankası, Emlak Konut GYO, TOKİ ve İzmir Valiliği tarafından ortalığın hallaç pamuğu gibi atıldığı, birlikte ya da tek tek işlenen kent suçlarıyla adeta bir suç mahalline dönüşmüştür. Buna dair ayrıntılı bilgileri yukarıda sözünü ettiğim TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi‘nin 17 sayfalık raporunda görebilirsiniz. (1)
Kamu alanında yer alan parsellerin uygulama öncesi ve sonrasındaki durumları ile yoldan ihdas edilen kısım.
Gelelim bugünkü yazımızın asıl konusunu oluşturan Mavişehir‘de, Gediz nehrinin eski yatağının kenarındaki üç parselin (25471 ada, 1 parsel, 25493 ada, 1 parsel, 25494 ada 1) halkı yoksullaştırıp birilerini zenginleştiren hikayesine…
5. Ama şu sıralar tartışılan o hikayeye geçmeden önce, o dönemde geçmiş dönemden gelen milyonlarca liralık borcun içinde kıvrandığını bildiğimiz Karşıyaka Belediyesi‘nin, arkasına İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni de alarak ve 12 Aralık 2019 tarihinde İstanbul‘da yapılan TOKİ ihalesine katılarak Mavişehir‘deki TOKİ‘ye ait 8,5 dönümlük bir arsayı 21 milyon 400 bin liraya satın aldığını ve bu gelişmeyi de “Halkın Arsasına Başkan Tugay Sahip Çıktı” başlıklı belediye haber bülteniyle duyurduğunu hatırlatmak isterim. (2, 3)
6. Tapunun Karşıyaka İlçesi, Şemikler mahallesi 25471 ada, 1 parselinde, 25470 ada, 1 parselinde ve 25495 ada, 1 parselinde kayıtlı olan üç ayrı arsa 13 Ocak 2012 tarihinde Emlak Konut GYO tarafından Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.’ ne satılır. Bu üç parsel, satış sonrasında Karşıyaka Belediye Encümeni‘nin 31 Ekim 2013 tarihli kararı ile, imar parseli dışında kalan 6416,56 m2’lik kısmının bedelsiz terki ve terkten sonra oluşan yeni parselin imar planında kapanan yoldan gelen 2.293,01 m2lik kısmıyla birleştirilmesi suretiyle 46.866,41 m² toplam inşaat alanına sahip 2.705.945 m²’lik 25470 ada 2 parsel numaralı yeni bir parsel olarak ortaya çıkar ve bu parsele dahil edilen kamu yolu nedeniyle Karşıyaka Belediyesi bu parselde % 8,48 oranında pay sahibi olur.
7. Aradan geçen altı yıl içinde bu parselin % 91,52 oranındaki büyük hissedarı Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘nden herhangi bir talep gelmediği halde, Karşıyaka Belediye Meclisi‘nin 1 Kasım 2019 tarih, 196 sayılı kararı ile, 25470 ada 2 parseldeki % 8,48’lik belediye hissesinin, 3194 sayılı İmar Kanunu‘nun 17. maddesi gereğince parseldeki diğer hissedara satılmasına, diğer hissedarın satın almaktan kaçınması halinde belediye hissesinin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu‘na göre satılmasına karar verilir.
8. Karşıyaka Belediye Encümeni‘nin 26 Kasım 2019 tarih ve 2183 sayılı kararı ile de % 8,48 oranındaki arsa payının, 31 Aralık 2019 tarihine kadar, kıymet takdir komisyonunun belirlediği 32.102.140,00 TL’lık bedelle diğer hissedara satışına karar verilir.
9. Parselin büyük ortağı Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘nin bu bedele itiraz etmesi üzerine Karşıyaka Belediye Encümeni de 31.12.2019 tarih ve 2650 sayılı kararı ile bu itirazı görüşür ve kabul etmez.
10. Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘nin 30 Ocak 2020 tarihinde bu bedele ikinci kez itiraz edip; dilekçe ekinde sunduğu Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Gayrimenkul Değerleme Şirketi tarafından hazırlanan rapora dayanarak 20.000.000.-TL’lık değeri teklif etmesi üzerine bu payla ilgili değerin, 2012 yılında Emlak Konut GYO tarafından Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘na satışında uygulanan bedelle 2015 yılında 25494 ada, 5 parseldeki payın diğer hissedara satışındaki bedelin dikkate alınıp günümüze uyarlanması suretiyle yeniden hesaplanmasına karar verilir.
11.Karşıyaka Belediye Encümeni‘nin 06.02.2020 tarih ve 329 sayılı son bir kararı ile, kıymet takdir komisyonunun yeniden hazırladığı 06.02.2020 tarihli rapor ile 22.01.2020 tarihli TSKB Gayrimenkul Değerleme Şirketi‘ne ait raporun birlikte incelenmesi sonucunda, Karşıyaka, Şemikler Mahallesi 25470 ada 2 parseldeki 27.059,45 m2 alanlı taşınmazdaki belediyeye ait % 8,48 oranındaki (2.293,01 m²) hissenin, m²’si 8.700,00 TL’den tama iblağ edilmek suretiyle 20.000.000,00 TL bedelle parseldeki diğer hissedara, 3194 sayılı yasanın 17. maddesi gereği satışına karar verilir.
12.Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘ne yapılan bu arsa payı satışının kamuoyu tarafından öğrenilmesi üzerine ilk tepkiler, gazeteci dostum Serdar Öztürk‘ün A3 Haber İnternet gazetesinde çıkan yazılarıyla ortaya çıkar. Serdar Öztürk 20 Nisan 2020 tarihli “Belediyenin denize sıfır arsasını Cengiz İnşaat’a sattılar: Halkçı belediye!“, 27 Ocak 2021 tarihli “Bu bir “çuvaldızı kendine batır” haberidir: Sen bana destek ver, ben sana koltuk!” başlıklı haberleriyle konuyu kamuoyunun gündemine taşıyarak belediyenin mali açından zor durumda da olsa, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun gündeminde olan Beşli Çete‘nin önemli bir üyesine CHP‘li bir belediye tarafından düşük bir bedelle arsa payı satmanın siyasi anlamda yanlış olduğunu söyler. Onun bu haber ve yorumunu başka gazete ve televizyonlarda yayınlanan yorumlar izler ve olay hak ettiği ilgiyi görür. (4)
13. Bunun üzerine bu satışı yapan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın kurtarıcıları ortaya çıkar. Bir yandan meclis üyesi Murat Aydın, diğer yandan meclis üyesi ve harita ve kadastro mühendisi Nilüfer Bakoğlu Aşık’ın örgütlediği TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İzmir Şubesi yayınladığı bir bildiri ile yapılan işlemin hukuki olduğunu iddia ederler. Ancak hukuken doğru olmakla birlikte siyasi olarak yanlış olan bu büyük destek mesajı, Ankara‘daki Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Genel Merkezi tarafından iptal edilip yapılanın bir kent suçu olduğu söylenir. (5, 6) O güne kadar hiçbir bir belediyenin İnternet sayfasında görmediğimiz şekilde, o tarihlerde belediye başkanının yakınında durup ona hukuki destek veren belediye meclisi üyesi Murat Aydın, belediyede onca avukat olmasına karşın Karşıyaka Belediyesi‘nin yaptığı bu yanlışı, “Karşıyaka Belediye Meclisi Üyesi Av. Murat Aydın’ın Açıklamasıdır” başlıklı paylaşımla savunmaya kalkmış, hatta CHP‘li parti üyelerine, kendisi topu topu 2 yıllık bir partili olmakla birlikte, “Partili Olma Sorumluluğu” adı altında aba altından sopa gösterircesine disiplin işlemlerini hatırlatmış, böylelikle ilk kez bir belediye İnternet sayfası CHP‘li partilileri uyarmak için hukuk dışında kullanılmış ve bu sayfa halen belediyenin İnternet sayfasındaki yerini korumuştur. (7, 8, 9)
Diğer yandan da CHP genel merkezi Karşıyaka belediye başkanı Cemil Tugay hakkında bir soruşturma başlatıp; Ankara’ya çağırdığı belediye başkanını zor durumda bırakıp uyarmakla birlikte yapılan soruşturma belediye başkanının CHP’den atılması ya da cezalandırılması şeklinde sonuçlanmayıp olayın üstü kapatılır.
14.Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, bu satışın ortaya çıktığı günlerde, şimdi olduğu gibi acemiliğini öne sürmemekte, ısrarlı bir şekilde doğru yaptığını iddia etmektedir. Hatta benim yerel yönetimlerle ilgili eğitimimi, 48 yıllık mesleki çalışmalarımı bilmeden “sen bunları nereden biliyorsun. Aslında bilmeyip şeytanlık yapanlara hizmet ediyorsun” diyerek nasıl saldırgan tutum aldığını, bunun üzerine benim Linkedin sayfasındaki özgeçmişimi okuyup benim niye konuları iyi bildiğimi anlamasını istedim. O tarihlerde kaydedip kişisel arşivime koyduğum benimle yaptığı Facebook ve Messenger yazışmaları o halis munis, kibar, ince insanın içinde nasıl bir canavar yattığının kanıtıydı. Benim gayrimenkul değerleme işi yapan Mülkiyeli arkadaşlarımın, satışı yapılan parsel payının güncel değeri konusunda bana telaffuz ettikleri rakamı boşa çıkarmak için o arkadaşımın ve çalıştığı şirketin kim olduğu konusundaki sorularıyla beni nasıl taciz ettiğini, benimse hem profesyonel iş ahlakı, hem de KVKK uyarınca böyle bir bilgiyi kendisiyle paylaşamayacağımı söyleyerek kendisini uyardığımı; ayrıca, kurumsal iletişim yerine sosyal medyada yazdığı bireysel çıkışlarıyla hem kendine hem de belediyesine zarar vereceği konusundaki uyarılarımı gayet iyi hatırlıyorum…
15. Ardından Karşıyaka Belediyesi ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti olarak ülkemizdeki bu tür yolsuzlukları dile getiren değerli gazeteci Çiğdem Toker‘e “Basın Özgürlüğü Ödülü“nü vermeye kalktıklarında, arsa payının Mehmet Cengiz‘e satıldığını öğrenen bu değerli araştırmacı gazetenin nasıl ödülü almaya gelmediğini, bu nedenle de ödül töreninin iptal edildiğini hatırlıyorum. İşte o nedenle, Mehmet Cengiz‘e belediye hissesi arsa payını satıp bu defosuyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı yapılan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ı bir de gazeteci Çiğdem Toker‘e sorup onun söyleyeceklerini dinleyelim derim. (10)
16. Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın belediyeye ait arsa payının düşük bedelle Mehmet Cengiz‘e satması, Cumhuriyet ve Örnekköy mahallelerinde vatandaşın haklarını dikkate almaksızın hazırladığı imar planlarının CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatı ile iptal edilmesi, Menzil tarikatından birinin CHP‘ye üye olup Karşıyaka Belediye Meclis Üyesi olarak görev yapıp Pandemi döneminde Sosyal İşler Komisyonu başkanı olarak ev ev dolaşıp yardım kolisi dağıtması, belediye başkanının yanlış uygulamaları nedeniyle belediyeyi ve şirketlerini büyük boyutlarda zarara uğratması nedeniyle Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP tarafından yeniden aday gösterilmeyeceğini bildiği için, bir zamanlar birlikte çalıştığı Tunç Soyer‘i karşısına alarak bir kumar oynayıp genel başkan adayı Özgür Özel’i desteklemiş ve Özgür Özel‘in genel başkan seçilmesi üzerine geçmişteki bütün defolarına rağmen bu desteğin diyeti olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığına soyunmuş ve bu girişiminde -tabii ki şimdilik- başarılı olmuş gözüküyor.
Sonuç olarak;
Siyaset sahnesinde bilgi, deneyim ve birikim gibi değerlere sahip olmayan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın 2019-2020 döneminde yaptığı arsa payı satışı hukuki anlamda doğru olmakla birlikte; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun “Beşli Çeteye” mensup inşaat şirketleri konusunda geliştirdiği siyasete karşı tutumu nedeniyle “tecrübesizlik“le açıklanamayacak kadar büyük bir yanlış oluğunu, sahip olmadığı oyun kurucu siyaset becerisi ile Karşıyaka‘ya ve İzmir‘e zarar vereceğini düşünüyorum. Hele ki, yakın çevresinde İzmir siyasetiyle ilgili olarak bilgili, deneyimli ve becerikli bir siyasi ekip olmadığını düşündüğümüzde… Anlaşılan o ki, önce 12 Aralık 2019 tarihinde TOKİ‘den 21 milyon 400 bin lira verip arsa alıp bunu halkın hakkını koruyorum söylemi ile kendi hanesine yazan bir belediye başkanının, hesapsızlığın ve plansızlığın sonucu olarak aradan 1 ay 24 gün geçtikten sonra borcumuz var diyerek sahip olduğu arsa payını, CHP genel merkezinin ve kamuoyunun hiç de memnu olmayacağı şekilde Mehmet Cengiz‘e satması, “defolu bir başkan adayı” olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı‘na ne kadar hazırlıksız olduğunu, yeni tecrübesizlikler yapmaya müsait olduğunu göstermektedir. Oysa o tarihlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile 20 milyon 400 bin liraya TOKİ’den arsa almak yerine o desteği belediyenin borçlarını kapatmak için kullanabilir, Mehmet Cengiz’e satılan arsa payı için de öncelikle başka gayrimenkul değerleme şirketlerinden satış fiyatı konusunda rapor istenebilir ya da Mavişehir’deki 25494 ada, 5 parsel için Karşıyaka Belediye Encümeni’nin 15.08.2013 tarih, 2339 sayılı kararına dayanılarak imzalanan; ancak, yaşanan gecikmeler nedeniyle feshedilen belediye hissesine karşılık kat karşılığı inşaat anlaşmasında olduğu gibi kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılıp şimdilerde her biri 20-30 milyona satılan birden fazla daire alınabilir; böylelikle CHP Genel Merkezi’nin politikaları doğrultusunda hareket edilmiş olurdu. Tabii ki doğru, isabetli ve yerinde bir siyasi öngörüye sahip değilseniz, işinizi kumar oynayarak çözüp çekirgenin hakkı olan üç sıçrayış yapıp diyet olarak bir adaylık alırsınız.
………………………………………………………………………………………………
(1) “Mavişehir Planlama Süreci”, TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi, İzmir.
İki bölümden oluşan yazı dizimizin ilk bölümünde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan kurduğu şirketlerle kurduğu şirketlerin ortak olduğu toplam 12 şirketteki, bu konu ile ilgili son yazımızın tarihi olan 30 Temmuz 2023 sonrasında gözleyebildiğimiz gelişmeleri, özellikle de yaklaşan yerel seçimler nedeniyle bu şirketlerin yönetim kurullarındaki değişiklikleri ele almıştık. Bugünkü ikinci ve son bölümde ise geriye kalan 14 şirketi inceleyerek bugünlerde yaşadığımız son gelişmeleri yorumlamaya çalışacağız.
Yazıya kaldığımız yerden devam etmeye kalktığımızda ilk ele alacağımız şirket, ilk adı bir zamanlar BAY-SAN olup sonradan İZTARIM olarak değiştirilen şirket olacak…
30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana geçen 5 ay 22 günlük sürede sermayesi % 138,87 oranındaki bir artışla 313.241.441.- liradan 748.241.441.- liraya çıkarılan İZTARIM A.Ş.‘nin yönetim kuruluna emekli arkeolog öğretim üyesi Ahmet Uhri ile Rotary 2440. Bölge‘nin eski guvarnörü (başkanı) ve gazeteci Mehmet Ahmet Nedim Atila‘nın katılımı ile, İBB yöneticileri Ali İhsan Özgürman, Pınar Çalışkan, Murat Koçak, Cahit Kutulan ve tarım uzmanı olduğu söylenen kimya mühendisi Tuncer Beybağ‘dan oluşan yönetim kurulunun üye sayısı 5’den 7’ye çıkmıştır.
Şirketteki belediye hissesi % 51’in üstünde olmasına karşın şirket kurulduğu günden bugüne kadar Sayıştay tarafından denetlenmemiş durumda…
Bu şirketteki asıl ilginç, şaşırtıcı ve kimselerin aklına gelmeyecek değişiklikleri ise sevgili dostum Serdar Öztürk‘ün A3Haber sitesindeki yazılarını okuyarak izlememiz gerektiğini düşünüyorum. (1, 2, 3, 4)
14) İZMİR ENTERNASYONAL OTELCİLİK A.Ş.
2020 yılında kapanan ve o İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in tarihten bu yana verdiği tüm sözlere rağmen açılmayan İzmir Hilton Oteli‘ni yöneten İzmir Enternasyonal Otelcilik A.Ş.‘ndeki kış uykusu, -ne yazık ki- 30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde de devam etti. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin % 23,84 oranıyla hissedar olduğu bu şirketteki tek değişiklik şirketin dümenini elinde bulunduran Kurdoğlu ailesinin bir ferdinin (Tuna Kurdoğlu) daha yönetim kuruluna katılması oldu. Böylelikle şirketin kumandasını elinde bulundurup (A) grubu hisseleri temsil eden Korhan Kurdoğlu, Erhan Kurdoğlu, Tuna Kurdoğlu ve Mehmet Nazif Günal‘ın yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin (B) grubunu hisselerini temsilen belediye yöneticileri avukat Türkan Özgür ile avukat Haluk İsmet Köymen, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)’nu temsil eden (C) grubu hisselerini temsilen de Ekrem Selami Yıldırım ve Başar Başaran bu dönemde oteli açıp faaliyete geçirmek adına hiçbir şey yapamadılar.
Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.
Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin 11 Ocak 2024 tarih, 10998 sayılı nüshasında yayınlanan ilam uyarınca 30 Ocak 2024 tarihinde İstanbul’da yapılacağı öğrenilen şirket genel kurulu ile ilgili gündeme bakıldığında da, şirketin 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait faaliyet raporlarının gecikmiş bir şekilde oylanması gibi sonuç almaktan uzak şeylerle uğraşıldığı görülmekte, şirketin geleceğine dair bir görüşmenin yapılmayacağı anlaşılmaktadır.
Suya sabuna dokunmayan bu gelişmeler de göstermektedir ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 12 Eylül döneminin “atanmış” belediye başkanı vali yardımcısı Ceyhan Demir‘den bu yana gelip geçen belediye başkanları Burhan Özfatura, Yüksel Çakmur, Ahmet Piriştina, Aziz Kocaoğlu ve Tunç Soyer‘in sonu “ceğiz” ya da “cağız“la biten bütün vaat ve sözlerine rağmen kentin ortasına bir hançer gibi sokulmuş bir binanın, kentin en önemli sorunlarından biri olmaya devam edeceği ve bizlere beş kuruşluk bir menfaati olmayacağı anlaşılmaktadır.
15) İZMİR DOĞALGAZ DAĞITIM TİCARET VE TAAHHÜT A.Ş.
İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sermayesine % 10 oranında hissedar olduğu bu şirket bilindiği gibi Kolin Holding‘le Koloğlu Holding‘in kontrolü altındadır. Yazımıza konu olan 30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde bu şirkette de herhangi bir değişiklik olmamış; ancak bir zamanlar İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi başkan vekili koltuğunu işgal edip yakın zamanda Bergama belediye başkan aday adaylığı macerasından hüsranla dönen Mustafa Özuslu‘nun bu şirkette huzur hakkı aldığı yönetim kurulu üyeliği devam etmektedir.
Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.
16) TETUSA ÖZEL SAĞLIK HİZMETLERİ TERMAL TURİZM SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde sermayesinde herhangi bir artış ya da azalış olmayan şirketteki tek değişiklik yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan mimar Ersan Odaman‘ın ayrılması ile boşalan koltuğu, şu sıralar Konak belediye başkan aday adayı olarak çalışmalar yapan Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun doldurmuş olmasıdır.
Şirketin yönetim kurulu şu an itibariyle İzenerji şirketini temsilen Konak Belediyesi eski başkanı ve gazeteci Erdal İzgi, belediye yöneticileri Mürüvvet Kılıç ve Şükran Nurlu, ortopedi uzmanı Dr. Levent Köstem, Çeşme Belediyesi yönetimindeki Çeştur – Çeşme İmar Turizm Ticaret ve Teknik Hizmetleri ve Liman İşletmeciliği A.Ş. temsilcisi Hakkı Pamukçu, turizmci İbrahim Timur Ömürgönülşen ve mimar Nilüfer Çınarlı Mutlu‘dan oluşmaktadır.
17) TARKEM – TARİHİ KEMERALTI İNŞAAT YATIRIM A.Ş.
İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin % 30 oranında hisseye sahip olduğu şirkette, belediyenin tek temsilcisi, şirketin yönetim kurulu başkanı olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘dir. Şirketin yönetim kurulunda oldukça ufak hisse ile temsil edilenlerin çoğunlukta olmasına karşın; % 30 hisseye sahip olup bu hisse dışında yapılan şirkete büyük miktarlarda doğrudan ya da dolaylı yollardan mali yardımda bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu şirketin yönetim kurulunda 1 temsilci ile yer alması “temsilde adalet” ilkesi açısından tartışılması gereken bir konudur.
Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.
Şirketin şu anki yönetim kurulu Tunç Soyer‘in başkanlığında Deniz Barçın, Aydın Buğra İlter, Hasan Eke, İlknur Rodoplu, Necip Kalkan, Ayşegül Kurtel, İshak Şikar, Semih Girgin, Serdar Dağıstan, Fadıl Sivri, Alp Avni Yelkenbiçer, Mehmet Salih Özen, Sergenç İneler ve Ece Elbirlik Ürkmez‘den oluşmaktadır.
18) İZMİR JEOTERMAL ENERJİ SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
İzmir Büyükşehir Belediyesi bu şirkette de % 50 hisseye sahip olmasına rağmen 11 üyeden oluşan yönetim kurulunda yönetim kurulu başkan vekili olan bir üye ile temsil edilmektedir.
Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.
30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana sadece eski valinin gitmesi, yeni valinin gelmesi nedeniyle yönetim kurulu başkanlığını yapan yeni valinin ismi Süleyman Elban olarak değişmiştir. Yönetim kurulunun diğer üyeleri ise İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsilen Tunç Soyer, İzmir Valiliği‘ni temsilen Karabağlar kaymakamı Cemil Özgür Öneği, Mustafa Arslan, Mehmet Ensarioğlu, Balçova eski kaymakamı Ahmet Hamdi Usta, Balçova Belediye Başkanı Fatma Çalkaya, Narlıdere Belediye Başkanı Ali Engin, Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, Dikili Belediye Başkanı Adil Kırgöz ve İzmir Jeotermal A.Ş.‘ni temsilen Orhan Demirağlar‘dan oluşmaktadır.
19) ÇEŞTAŞ – ÇEŞME JEOTERMAL ENERJİ SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
İzmir Büyükşehir Belediyesi bu şirketin 5 Milyon liralık sermayesine % 25 oranında hissedar olduğu halde yedi kişilik yönetim kurulunda sadece bir temsilcisi bulunmaktadır. Ayrıca kurulduğu günden bu yana bu şirketin Çeşme‘deki jeotermal kaynakları ve enerjiyi kullanma açısından ne yaptığı da pek bilinmemektedir.
Şirketin yönetim kurulunda şu an itibariyle Balçova Termal Turizm ve Otelcilik A.Ş. adına Yeter Gönenç, Çetaş – Çeşme Otelcileri Termal Enerji ve Turizm A.Ş. adına Veysi Öncel, Çeşme Belediye Başkanı Muammer Ekrem Oran, Çeşme eski kaymakamı Ünal Çakıcı, İzmir Büyükşehir Belediyesi adına Hakan Öztürk ve İzmir Jeotermal Enerji San. ve Tic. A.Ş. adına Orhan Demirağlar bulunuyor.
20) ESBAŞ EGE SERBEST BÖLGE KURUCU VE İŞLETİCİSİ A.Ş.
İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sermayesine % 0,73 oranında katkıda bulunduğu bu şirketin yönetim kurulunda İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Barış Karcı yer alıyor.
30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana şirketteki tek değişiklik ise yeni vali Süleyman Elban‘ın yönetim kurulu üyesi olarak, EAC/Turkey International Interprises Inc. adına Mary Mills Tuncer ile Deniz Tuncer, Hikmet Dengeışık, Hakan Kilitçioğlu, Aran Herschl Dokovna, Edward Mills, Larry Hymes, Ayshe Tuncer, Barış Demirtaş, EBSO adına Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Odası adına Mahmut Özgener, İzmir Büyükşehir Belediyesi adına Barış Karcı‘dan oluşan yönetim kuruluna katılmış olması şeklinde özetlenebilir.
21) İZMİR TEKNOLOJİ GELİŞTİRME BÖLGESİ A.Ş.
İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi(İYTE)‘nin öncülüğünde belediyelerin ve sermayeyi temsil eden meslek örgütleriyle derneklerin katılımı ile oluşturulan; bu çerçevede İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin eski adı ÜNİBEL, yeni adı İzmir İnovasyon ve Teknoloji A.Ş. olan şirketinin sermayeye % 5 oranında ortak olduğu bu şirkette 30 Temmuz 2023 tarihi sonrasındaki tek bir hareket olmamıştır.
Şirket şu an itibariyle, İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE) rektörü Yusuf Baran‘ın başkanlığında Ege Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) temsilcisi Fadıl Sivri, İzmir Ticaret Odası (İZTO) temsilcisi Mehmet Raşit Özsaruhan, İzmir Ticaret Borsası (İTO) temsilcisi Erçin Güdücü, İzmir Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği (İESOB) temsilcisi eski başkan Zekeriya Mutlu, Abdullah Gül Üniversitesi temsilcisi Erk Hacıhasanoğlu, Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) temsilcisi Erkan Zandar, Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD) temsilcisi Aydın Buğra İlter ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) temsilcisi Metin Akdaş ile Uğur Yüce ve Metin Tanoğlu‘nun üye olduğu yönetim kurulu tarafından yönetilmektedir.
22) KENT – KARŞIYAKA SOSYAL TESİS İŞLETMELERİ SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri Egeşehir, İZDENİZ ve İZFAŞ‘ın % 4 hisse ile ortak olduğu ve kötü yönetim sonucu ortaya çıkan muazzam zararlarıyla tanınan Karşıyaka Belediyesi‘nin şirketi Kent Karşıyaka Sosyal Tesis İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A. Ş., 30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana yaptığı zararları karşılamak üzere sermayesini 140.426.376.- liradan 81.259.709.- liraya indirmek zorunda kalmış, kötü yönetimin ürünü olarak ortaya çıkan zararda payı olan yönetim kurulu üyelerinden Yağmur Han Şenel, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi İZENERJİ‘ye yönetim kurulu üyesi olarak transfer edilirken, onun koltuğunu şirket genel kurullarında genellikle “oy toplayıcı” olarak görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Şirketler Koordinatör Yardımcısı Yusuf Fatih Acar doldurmuştur.
Kent A.Ş.‘nin yönetim kurulu şu sıralarda İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmak için çırpınan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın başkanlığında Önder Koç, Foça Belediye Meclisi üyesi Hakan Barçın, avukat Aylin Öz ve İBB Şirketler Koordinatörü Yardımcısı Yusuf Fatih Acar‘dan oluşmaktadır.
23) İZETAŞ İZMİR ELEKTRİK TEDARİK A.Ş.
İZETAŞ A.Ş.‘nin yönetim kurulu başkanlığı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘e yakınlığı ile bilinen Ali Ercan Türkoğlu tarafından yapılmaktadır. 1982 yılında İTÜ‘den mezun olan Türkoğlu‘nun, İZENERJİ‘ye ait İnternet sayfasında yazılı olan esnek ifadelere rağmen profesyonel bir insan kaynakları platformu olan Linkedin‘de kendisi tarafından düzenlenen kişisel hesabındaki bilgilere göre mezun olduğu tarih ile İZENERJİ yönetim kurulu başkanı olduğu 2021 Ocak ayına kadarki süre içinde mesleki olarak ne yaptığı bilinmemektedir. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan şirket ilamlarında ikametgah adresi olarak Etiyopya‘yı göstermesi nedeniyle bu ülkede yaşayıp tekstil işi ile uğraştığı söylenen Bornova Anadolu Lisesi (BAL) mezunu Ali Ercan Türkoğlu bu görevinin dışında ayrıca İZENERJİ‘nin yönetim kurulu başkanlığını yapmakta ve buna ilave olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yakın zamanda % 51 hisseyi özel bir şahsa vererek ve % kendisine 49 hisseyi layık görerek kurduğu İZGÜNEŞ Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.‘ndeki temsiliyeti ile İZENERJİ‘yi, dolayısıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsil etmektedir.
Bu şirketle ilgili diğer ilginç bir nokta da, şirketin yönetim kurulu başkanının İZENERJİ genel müdür yardımcısı olarak çalışan Ali Celal Ergin olması, üçüncü yönetim kurulu üyesi olarak kendisine hiçbir yasal dayanağı olmayan “İBB güvenlik koordinatörü” adı verilen Yusuf İncili isimli eski bir polisin seçilmiş olmasıdır. Bu şahsın aynı zamanda İZENERJİ‘de de yönetim kurulu üyesi olması, geçmişte Kosova‘da, Afrika ülkesi Liberya ve Sudan‘da ve turizm sektöründe güvenlik işlerinde çalışmış birinin edindiği bilgi ve birikime İZENERJİ ve İZETAŞ gibi belediye şirketlerinde ne ölçüde ihtiyaç duyulduğu sorusunu da akla getirmektedir.
24) İZGÜNEŞ ENERJİ SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yakın zamanda kurduğu, bu nedenle de dumanı henüz tüten bu yeni şirketin öyküsünü en iyi şekilde sevgili dostum Serdar Öztürk‘ün yakın zamanlarda kaleme aldığı yazılardan öğrenmek mümkündür diye düşünüyorum ve bu şirketin nasıl kurulduğunu, diğer ortağının kim olduğunu, neden ortalarda gözükmediğini ve şirketin bu haliyle hangi usulsüzlüklere imza attığını Serdar Öztürk‘e bırakıyorum… Tabii ki, bu konudaki kanaat ve karar sizlere ait… (5, 6)
25) TANSAŞ GIDA SANAYİ VE TURİZM TİCARET LTD. ŞTİ.
Ölü ya da can çekişmekte olan bir şirket daha… Ne yaptığı bilinmeyen, nereden gelip nereye gittiği sorgulanmayan, sahipsiz bir şirket… Anlaşıldığı kadarıyla İZULAŞ ile İZELMAN‘ın tanzim satış işine girmek için birlikte kurdukları bir şirket… Bu şirketin 2005 yılında Migros markası içinde eritilip yok edilen bizim bildiğimiz TANSAŞ ile bir ilgisi var mıdır? İşte o konu, kesinlikle bilinmiyor… Yine de Sayıştay denetçileri her yıl düzenledikleri denetim raporlarında bu şirketin adını şirket listesinde gösteriyorlar… İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin gözden çıkardığı anlaşılan bu şirket, ticaret sicilindeki varlığını şimdilik koruduğuna göre gelecek bir tarihte, aynen Baysan gibi başka bir işe yarayabilir düşüncesiyle çekmecelerden birinde saklanıyor olabilir…
26) İTAŞ İZMİR TEKNOPARK TİCARET A. Ş.
Yine bir zamanlar İzmir denince herkesin aklına gelen; hatta bir yatırım modeli olarak lanse edilmeye çalışan çok ortaklı bir şirketle karşı karşıyayız. Hem de Güçbirliği, Kipa, EGS Holding, Şampa, Tepekule Holding, Alsancak Liman İşletmeleri ve İzmir Air gibi İzmirli para sahiplerinin elini cebine atamadığı, 88 kişi ya da şirketin 1988 yılında gözden çıkardığı ufak ufak paralarla ancak 200.000.- liralık sermaye ile yola çıktığı; sonu hüsranla biten yeni bir saadet zinciri ile karşı karşıyayız… Yakın zamanda kurulup sonu da bunlar gibi olacak TARKEM ya da “mahdum efendilerin” kurduğu İzmir Girişim Grubu gibi… Aralarında İzmir‘in en büyük firmalarıyla sermayedarlarının bulunduğu bu şirketleri -ne yazık ki- bugün kimse hatırlamıyor, hatırlayanlar ise yüzlerini ekşitip unutmaya çalışıyorlar…
Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde 24 Mayıs 1988 ile 10 Aralık 2019 tarihleri arasındaki 31 yıl 6 ay 16 günlük sürede 48 adet ilama sahip 88 ortaklı bu şirkete ait en son ilamda, şirketin yönetim kurulu başkanlığı görevi 29.11.2022 yılına kadar Mustafa Selim Yaşar‘a verildiği ve Mustafa Selim Yaşar da 6 Eylül 2021 tarihinde vefat etmiş olduğundan İzmir Büyükşehir Belediyesi, % 1 oranında hisseye sahip olduğu bu şirketteki son durumu hakkında bir açıklama yaparak 1988 yılı değerlerine göre 200.000.- TL sermayeli bu şirketin hem belediye hem de İzmir açısından nasıl bir gelecek vaat ettiğini ya da etmediğini açıklamalı ve bundan böyle bu tür çok ortaklı şirketler kurarken ya da kurulacak olanlara katılırken bu acı dersi hatırlayıp yaptığı yanlışlıklar için özeleştiri yapmalıdır diye düşünüyorum.
Sonuç olarak;
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan kurduğu ya da doğrudan kurduğu şirketlerin ortaklığı suretiyle kurulan toplam 26 şirketteki sermaye tutarları ile yönetim kurullarında görev alanları ele alıp incelediğimizde;
1) 22 Ocak 2024 tarihi itibariyle 26 şirketteki toplam 144 adet pozisyona (yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu başkan vekili ya da yardımcısı, yönetim kurulu üyesi vb.) belediye yöneticileri arasından ya da dışarıdan seçtiği kişileri atadığı, bu pozisyonlardan 97 (% 67,37) ‘sinin belediye yöneticileri (genel sekreter, genel sekreter yardımcısı, daire başkanı, danışman, koordinatör vb.) arasından, geriye kalan 47 (% 32,63)’sinin de dışardan atandığı belirlenmiştir.
Ancak bu sayı ve oranları, yaklaşan yerel seçimlerin öncesindeki durumla karşılaştırdığımızda karşımıza yanıltıcı bir durum çıkacaktır. Zira, yerel seçim öncesinde yönetim kurulu başkanı ve üyeleri arasında dışardan atananların sayı ve oranının, yerel seçimlerde belediye başkanı ya da belediye meclisi adayı olmak amacıyla ayrılanları dikkate aldığımızda bugünküne göre daha fazla olduğu unutulmamalıdır.
2) İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından yönetim kurulu başkanı, başkan vekili, başkan yardımcısı ve yönetim kurulu üyesi olarak atananların arasındaki 10 ismin, tek bir yönetim kurulu üyeliğine sahip olan 134 kişiye göre daha avantajlı ve ayrıcalıklı olduğu görülecektir. Başta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in kendisi olmak üzere 3 (İZBETON, İZFAŞ, TARKEM), Ali Ercan Türkoğlu‘nun 3 (İZENERJİ, İZGÜNEŞ, İZETAŞ), Ali İhsan Özgürman‘ın 2 (İZFAŞ, İZTARIM), Barış Karcı‘nın 2 (İZBETON, ESBAŞ), Kadir Efe Oruç‘un 2 (İZBAN, İZDOĞA), Raif Canbek‘in 2 (İZMİR METRO, İZBAN), Türkan Özgür‘ün 2 (İZMİR METRO, İZMİR ENTERNASYONAL OTELCİLİK), Yusuf İncili‘nin 2 (İZENERJİ, İZETAŞ), Sönmez Alev‘in 2 (İZMİR METRO, İZBAN) ve Hakan Öztürk‘ün 2 (GRAND PLAZA; ÇEŞTAŞ) ayrı şirkette görevli olması bu durumun en iyi örneğidir.
3) İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerini ele alıp analiz ettiğimiz 30 Temmuz 2023 tarihinli yazımızdan bu yana bu şirketlere ait toplam sermayenin % 17,61 oranındaki artışla 7.536.326.092.- liradan 8.863.159.425.- liraya yükseldiği, İZBETON‘nun sermayesinde % 20,28, İZMİR METRO‘nun sermayesinde % 124,17, İZBAN‘ın sermayesinde % 27,50, İZTARIM‘ın sermayesinde % 138,87 oranında bir artış sağlanmış olmakla birlikte; Grand Plaza‘nın sermayesinde % 9,37, İZULAŞ‘ın sermayesinde % 11,44, Kent A.Ş.‘nin sermayesinde % 57,87 oranında bir azalma yaşandığı, geriye kalan 19 şirketin sermayesinde ise bugünkü ekonomik koşullardaki enflasyonu karşılayacak herhangi bir değişiklik yapılmadığı, bu nedenle de şirketlerin her geçen yıl küçüldüğü belirlenmiştir.
4) Anlaşılan o ki, iki bölümden oluşan bu yazıyı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 2019-2023 hizmet döneminde belediye şirketlerinin yönetim kurullarına yerleştirdiği kendisinden yana, adeta kendisinin küçük kopyası olan isimleri, başka bir deyişle “Küçük Tunç Soyer“leri, yaklaşan yerel seçimler nedeniyle mevzilendikleri yerlerden çıkarak cepheye sürdüğü bir dönemde yazıyorum. Çünkü vakt-i zamanında seçim dönemlerinde bu şekilde ön cepheye sürmek amacıyla şirketlerin yönetim kurullarına doldurulan tüm siyasi isimler, yaklaşan yerel seçimler nedeniyle beslenip gürbüzleştikleri bu koltukları bırakarak seçim sath-i mahalline çıkıp geride sadece belediye yöneticilerini bırakmış gibidirler… Şimdi hepsi kapı kapı dolaşıp kendi adını ve siyasetini; daha doğrusu siyasetsizliğini tanıtmaya, “onu alma, beni al” demeye, “ben güzelim“, “ben yakışıklıyım“, “en iyi giyinen benim“, “en iyi ben gülüyorum” diyerek ideoloji ve siyasetten uzak bir kampanyayı sürdürüyorlar…
Ama bir de bunun seçim sonrası var… Anlaşılan o ki, yeni hizmet döneminin efendisi makamına oturduğunda, hele ki bu efendi yeni biri olduğunda tüm yönetim kurulu üyeleri tümden değişip onların yerine korkunç bir rekabet içinde yeni isimler gündeme gelecek ve bu sefer de onların semirip gürbüzleşmeye başlayacağı bir süreç başlayacak… Çünkü özelleştirmenin geçerli olduğu “şirket belediyeciliği” denilen kapitalist sistem ve onun yozlaşmış burjuva siyaseti, kentteki siyaseti ve muhalefeti esir almak için bunu emrediyor…
5) Bütün bu yazıp çizdiklerimizin sonunda eskisi ya da yenisiyle tüm belediye başkanlarının İzmir‘in sermaye çevreleriyle birlikte gözükmeye, onlarla şirket kurmaya ya da onların şirket yönetimlerine almaya meraklı olduğu anlaşılıyor. Belediye ve sermaye bunu yaparken de, bu işbirliğine malzeme yaptıkları bize ait olan Basmane Çukuru, Kültürpark, İzmir Hilton Oteli gibi kamu mallarının da belediyenin elinden çıkarılıp sermayenin elinde “ham edilmesi“sağlanıyor.
Bu çerçevede, belediyedeki bu sermaye seviciliği ve sermaye ile birlikte olup kamu mallarını yağmalama merakı, bir de işçi ve emekçi cephesiyle işbirliği yapalım çabasına dönüşmüyor. İzmir büyükşehir belediye başkanlarının sürekli olarak İzmir‘deki sermaye çevreleriyle birlikte batık şirketler kurup kamu mallarını yağmalamasına ya da sermaye şirketlerinde görev yapan beyaz yakalı profesyonelleri transfer etmesine karşın emek cephesindeki sendika, konfederasyon, meslek odası, dernek, kooperatif ve platformlarla tek bir kez bile olsa da bir araya gelip kalıcı işbirlikleri oluşturmadığı, işçi ve emek cephesindeki bazı isimleri belediyede ya da kurduğu şirketlerde koltuk sahibi yaparak “satın almayı” tercih ettiği, onları koltuk, makam ve mevki sahibi yaparak kendi yanına çektiği, işçi ve emekçi cephesindeki çoğu örgüt ve kişinin de bu duruma itiraz etmediği görülüyor.
Değişik marka ve modeldeki otomobil fiyatlarıyla bu araçlara ait vergilerin milyonlarla ifade edildiği günümüz tüketim toplumunda karşımıza çıkan yeni ve pahalı başka bir alışkanlığı, daha doğrusu yine birilerine keyif verirken kentte yaşayan bizlere yeni sorunlar yaratan, yarattığı otopark sıkıntılar nedeniyle yeni mali yükler getiren zenginlerin yeni bir oyuncağını gündeme getirmek istiyorum:
Motorsuz olduğu için diğer bir araçla çekilen karavanlar, minik ev (tiny house) olarak tanımlanan ve minimalist yaşam felsefesinin sadelik anlayışıyla tasarlanan, genellikle doğa ile iç içe bir yaşam sürmek isteyenlerin tercih ettiği; küçük boyutlu, işlevsel küçük ev modelleri ve bütün bu araçların en büyüğü olarak karşımıza çıkan sabit ya da mobil konteyner evler…
Karavan, “tiny-house” ve konteyner evler…
Ev yaşamını deniz kıyısında, dağda bayırda, doğanın içinde, hiçbir sabit konaklama tesisine bağlı olmaksızın ve konaklama için herhangi bir ödeme yapmaksızın tatil yaparcasına keyif sürme arzusundan kaynaklanan bu araçlar bugün burada, yarın orada olma gibi göçmen bir yaşamı mümkün kıldığı için, çoğu kez gelir düzeyi yüksek varlıklı kentli kesimlerle okumuş beyaz yakalıların amatör heveslerini tatmin ediyor.
Hatta bu yeni heves ya da alışkanlığın, değişik cins ve fiyatlardaki karavanları seçmeyi konu alan televizyon dizilerinin Bloomberg, TLC ya da DMAX gibi televizyon kanallarında yayınlanması suretiyle olası tüketicileri özendirip teşvik ettiğini, diğer yandan da bu tür karavan, minik ev (tiny-house) ya da konteynerlerde kullanılan farklı araç ve gereçlerin satış pazarlaması ile ayrı bir sektörün yaratıldığını söyleyebiliriz.
Ancak bu motorlu ya da motorsuz araçların hem kentlerdeki hem de gittikleri yerlerdeki varlıkları, taşıt araçlarının parkından kaynaklanan sorunlara ek olarak yer yer ve zaman zaman daha önce karşılaşılmamış yeni sorunların çıkmasına neden oluyor. Aynen insanın hareketliliğini arttırdığı iddia edilen e-scooter kullanıcılarıyla motosiklet ya da bisiklet kullanıcılarının yarattığı yeni sorunlar gibi…
Konunun yasal yönü…
Bilindiği üzere, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Belediyenin yetkileri ve İmtiyazları” başlıklı 15. maddesinin (p) fıkrası hükmüne göre, “kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek“ belediyelerin yetki ve imtiyazında bulunmakta olup; bu yetki ve imtiyaz, büyükşehir belediyelerinde 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu‘nun “Ulaşım hizmetleri” başlıklı 9. maddesi ve bu maddeye göre düzenlenen “Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliği” uyarınca Ulaşım Koordinasyon Merkezleri (UKOME) eliyle kullanılmaktadır. Bu çerçevede İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi, kurulduğu 14 Temmuz 2004 tarihinden bu yana aldığı binlerce kararla İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki araç park yerlerinin yer ve sayısını belirlemektedir.
Karşıyaka sahilindeki denize nazır otoparklardaki karavanlar, 28 Mayıs 2023.
Belediyelere verilen bu yetki ve imtiyazların kullanımı İzmir‘de İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME)‘ne ait olup, 2004 yılından bu yana kent içindeki park yeri ve sayılarıyla ilgili binlerce karar alınıp uygulanmasına; ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından “İzmir Büyükşehir Belediyesi Otopark Yönetmeliği Uygulama Esasları” ve “İzmir Büyükşehir Belediyesi Kıyı ve Sahil Şeridi, Yol, Meydan ve Yeşil Alan Yetki ve Görev Uygulama Yönetmeliği” ismiyle iki ayrı yönetmelik düzenlenmiş olmasına karşın; bugüne kadar mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait araç otoparklarının kullanım esas ve usullerine ilişkin herhangi bir yönetmelik düzenlemesi yapılmadığı görülmektedir. Çünkü bu otoparklar, hem büyükşehir hem de ilçe belediyelerinde ticari bir anlayışla belediye şirketlerine verilmekte ve araç otoparklarıyla ilgili her türlü düzenleme bu şirketler tarafından yapılmaktadır.
Öte yandan Danıştay‘ın değişik tarihlerde aldığı kararlarda da belirtildiği üzere, trafiğe tahsis edilmiş olan cadde ve sokakların kenarında park eden araçlardan, park edilen alan trafiği engellediği ve araçların buraya girişi, çıkışı ve güvenli bir şekilde park edebilmesi için gerekli park işaretlemeleri yapılmadan park ya da işgal ücreti alınamayacağı da bilinmektedir.
İzmirlilerin şikayeti üzerine zabıta marifetiyle gerçekleştirilen çözümden uzak müdahaleler… 28 Mayıs 2023.
Ancak bütün bunlara rağmen, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerine ait birçok araç parkı kamu kaynakları kullanılarak inşa edildiği, giriş ve çıkışları belirlenip araçların park etmesini kolaylaştıran park yeri işaretleri konulduğu halde, buralarda park eden araçlardan hiçbir ücret talep edilmemekte, bu parklara bu işi yapmak üzere bir görevli verilmemekte ya da ücret tahsilatını sağlayacak bir sistem geliştirilmemektedir. Özellikle de yol kenarlarında ya da mahalle aralarında yapılan yeşil alanların, parkların içinde veya mevcut kaldırımların daraltılması, hatta yok edilmesi suretiyle sırf bu amaçla yaratılan otoparklarda yıllarca park eden araçlardan hiçbir ücret alınmamakta, bu nedenle de belediye eliyle yaratılmış bu sahipsiz otoparklar motorlu ya da motorsuz karavanların, minik evlerin ve konteynerlerin park yeri olarak kullanılmaktadır. İşte o nedenle, kamu kaynakları kullanılarak motorlu araç sahiplerine sunulan bu tür “bedava” otoparklar araç sahibi olmadığı halde düzenli olarak vergilerini ödeyip kendilerine düşen yükümlülükleri yerine getiren hemşerilerin aleyhine, karavan, minik ev ve konteyner sahiplerinin de lehine olacak şekilde kullanılmakta; böylelikle mevcut kamu zararının daha da artmasına neden olunmaktadır.
Her ne kadar 2022 yılı Kasım ayında İnciraltı Ormanı‘ndaki 259, 28 Mayıs 2023 tarihinde de Karşıyaka sahilindeki 122’si çekme, 52’si motorlu olmak üzere toplam 174 adet karavanın zabıta eliyle toplanarak belediyenin gösterdiği alanlara götürüldüğüne ilişkin belediye basın bültenleriyle gazete haberlerini görsek de okuduğumuz haberlerde belediyenin bu karavanlar için “ücretsiz“; yani, “bedava” park alanlarının belirlendiğine ilişkin bilgiler, bu işin yine araç sahiplerinden ücret almaksızın geçiştirildiğini göstermektedir. (1, 2, 3)
“Bedava” parklardan bir örnek: Karşıyaka, Yalı Mahallesi 6484 sokaktaki Manolya Parkı.
Bu durumda da, milyonlarca lira verilerek alınan özel taşıtlar, kendilerine belediyeler tarafından bağışlanan bu bedava otoparklardan yararlanarak tüm cadde, sokak ve parkları doldurarak araç sahibi olmayan yurttaşların aleyhine bir durum yaratmakta, “bedavacı ayrıcalıklı yurttaş” olmanın tadını sonuna kadar çıkarmaktadırlar. Hele ki, TÜİK’in 2023 Kasım ayı verilerine göre 2022 yılı nüfusu 4.462.056 olan İzmir’de, trafiğe kayıtlı araç sayısının 1.785.932, bu araçlara sahip kişi sayısının da toplam nüfusun 40,03’ünü oluşturduğunu öğrenip geriye kalan 2.676.124 kişinin; yani, % 59,97’sinin araç sahibi olmadığını düşündüğümüzde…
İşte o nedenle, 2023 Kasım ayı itibariyle İzmir’deki 1.785.932 taşıt aracına park yeri bulmak zorunda olup bulamayan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin bu sayının üstüne eklenecek binlerce motorlu ya da motorsuz karavanı, “tiny-house“u ve konteyneri düşündüğümüzde; hem mevcut araç otoparkı kapasitesinin yetmediğini, hem de giriş ve çıkışı düzenlenip otopark çizgileri çizilen bedava otoparkların kamuyu nasıl bir gelirden ettiğini düşündüğümüzde…
İmar ve karayolları trafik mevzuatına göre otoparkların durumu…
Öte yandan, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Otoparklar” başlığını taşıyan 37. maddesi ile Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği hükümlerine göre, her düzeydeki imar planlarının düzenlenmesinde beldenin ve bölgenin koşulları ile gelecekteki ihtiyaçları göz önünde tutularak gerekli olan yeşil alanlarla otopark yerlerinin ayrılması gerekmekte olup; imar planlarının yapılıp kabul edilmesi ile ilgili süreçlerde motorsuz karavanlar, “tiny-house“lar ve konteynerler dikkate alınmadığı için zaten 1.785.932 adet motorlu taşıt aracına yetmeyen otoparkların bu yeni oyuncaklara yetmeyeceği ortadadır.
Diğer yandan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Tanımlar” başlığını taşıyan 3. maddesi “kamp taşıtı” olarak tanımladığı karavanları, “yük taşımasında kullanılmayan; iç dizaynı tatil yapmaya uygun teçhizatlarla donatılmış, hizmet edebileceği kadar yolcu taşıyabilen motorlu taşıt” olarak kabul edip, motorlu olmayan çekme karavanları, “tiny-house“ları ve konteynerleri kanun kapsamı dışında bıraktığı için kanun kapsamında olmayan bu araçların motorlu kara taşıtları için yapılan otoparklara almak, hele ki bunlardan herhangi bir şekilde ücret almamak motorlu araç, motorlu karavan, motorsuz çekme karavan, “tiny-house” ve konteyner sahipleriyle hiçbir şekilde bu araçlara sahip olmayan büyük çoğunluk arasındaki eşitsizliği ve adaletsizliği daha da büyütecek, zaten mevcut olan kamu zararını daha da arttıracaktır.
İlgili madde ve diğer kanun ve yönetmelikler uyarınca planların yapılmasında ve kentleşmeye esas imar planlarının düzenlenmesinde esas olarak alınan bölge nüfusuna ve yapılaşmaya esas yeşil alan ve otopark alanlarının hesaplanması ve tasarlanması noktasında öngörülmeyen çekme karavan, “tiny-house” ve konteynerlerin geçici ya da uzun süreli konaklama amacıyla kullanımı, bölgede yerleşik düzende yaşayan yurttaşlara ait diğer taşıt araçlarının parkı açısından sıkıntılara neden olacağı için bu araçların zabıta marifetiyle toplanıp yine ücretsiz parklara yerleştirilmesi uygulamasından vazgeçilerek İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki tüm otoparkların nasıl işletileceğine ilişkin bir yönetmeliğin düzenlenmesi, bu yönetmeliğin kapsamına yeşil alan ve parkların içine ya da kenarına yapılarak bedelsiz kullanılan otoparkların da dahil edilmesi, tüm araçlarla yazımızın konusunu oluşturan motorlu ya da motorsuz tüm karavan, “tiny-house” ve konteynerlerin şahsın birinci, ikinci, üçüncü araç sahibi olup olmadığına bakılarak kademeli olarak ücretlendirilmesi, karavan, “tiny-house” ve konteyner evlerin parkına ayrılan alanların yerleşim yerlerinin dışında seçilmesi yerinde ve doğru olacaktır.
Peki o halde, mevcut durum ne?
14 Ocak 2024 tarihinde yazarak ifade etmeye çalıştığımız bu sorunu yerinde görmek amacıyla, genellikle motorlu ya da motorsuz karavan, “tiny house” ve konteyner ev sahiplerinin oturduğu Atakent, Şemikler, Mavişehir ve Bostanlı gibi sosyo-ekonomik durumu yüksek mahallerinde, özellikle de Karşıyaka sahilinde yaptığım gezide fotoğraf çektiğim noktaları gösteren Google Earth görüntüsü ile onu izleyen aşağıdaki fotoğraflar, bu sorunun belediye zabıtası marifetiyle çözümlenmekten uzak olduğunu ve otoparklardaki işgalin halen devam ettiğini açık bir şekilde göstermektedir. Hatta karavana dönüştürülmüş koskocaman bir otobüsün bir somut gerçeğe dahil edildiğini dikkate aldığımızda…
Bostanlı-Atakent-Mavişehir hattındaki otoparklarda halen kışlamakta olan karavanları haritada işaretlediğimiz 6 ayrı noktada görebilirsiniz…
4. Nokta: Atakent önünde, Bostanlı Pazar Yeri’nin arkasındaki otopark…
4. Nokta: Karavana dönüştürülmüş otobüs… Acaba işgal ettiği yere kaç adet otomobil park edebilir?
3. Nokta: Karşıyaka Belediyesi’nin boşuna ve sonuçsuz çabası… Zira, Karşıyaka Belediyesi’nin “Bu alana karavan park etmek yasaktır. Karavanlarınızı kaldırmanız rica olunur” afişin asıldığı yerin 100 metre ötesinde onlarca karavan park etmiş durumda…
2. Nokta: Atakent Venedik Evleri arasındaki otoparkı işgal eden karavanlar…
1. Nokta: Yalı Mahallesi, 6440/1 sokakta belediye tarafından düzenlenen yeşil alanda park etmiş olan motorsuz karavan…
5. Nokta: Bostanlı Deresi ağzındaki otoparkı işgal eden karavanlar…
6. Nokta: Bostanlı Balıkçı Barınağı arkasındaki yaya yoluna park etmiş karavanlar…
Bütün bu yazıp çizdiklerimle dışarda yaşanan mevcut durumu fotoğraflarla sergileyip gösterdikten sonra çözümlendi sanılıp çözümlenmeyen bu sorunun gerçekten çözümlenmesi için görevli, yetkili ve sorumlu olanların bir şeyler yapılması gerekiyor… İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri ile birlikte belediyelerin ya da belediye şirketlerinin elindeki tüm otoparkların, otopark niteliğindeki bulvar, cadde ve sokak kenarındaki ya da yeşil alan, park içindeki tüm otoparkların düzenlenecek bir yönetmelikle disiplin altına alınması, yönetmelik uygulamasının her bir otoparkta otomatik sistemlerle ya da görevlilerle takip edilmesi, bu düzenlemede aynı şahsa ya da kuruma ait birden fazla araç olması durumunda ücretin kademli olarak arttığı bir tarifenin uygulanması, motorsuz karavan, “tiny house” (minik ev) ve konteynerlerin kesinlikle bu otoparklara alınmayarak bu tür araçlar için yerleşim alanı dışında ücretli parkların açılması…
Düşünmesi, araştırıp incelemesi ve önermesi bizden; bu önerilerden yararlanarak uygulaması ise belediye başkanlığı ve meclis üyeliği koltuğunu elinde bulunduranlarda ya da bu koltuklara aday olanlarda olsun diyelim…
Hem de 2024 yılının ilk gününde içim sızlayarak yazdığım bir ihbar yazısı, bir feryat, bir isyan yazısıdır…
Ama alışıldığı üzere cumhuriyet savcılarına, CİMER‘e, HİM‘e ya da kendilerine devlet diyen kamu otoritelerine değil; tarihi ve kültürel değerlerin korunup sahiplenilmesine önem veren kamuoyuna, insanlığa ve 30 Mart 2024 tarihli yerel seçimlerde oy kullanacak seçmenlere, özellikle de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Konak Belediye Başkanlığı için oy kullanacak seçmenlere yönelik bir ihbar yazısıdır.
Büyük Kardıçalı Han…
1928 yılında yapılan ve Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi‘nin tüm özelliklerini yansıtan İzmir‘in ilk, ülkemizin ikinci betonarme karkas yapısıdır. Birincisi ise İstanbul‘da 1923’de inşa edilmiş olan İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü binasıdır.
Büyük Kardıçalı Han…
İzmir‘i, İzmir yapan, İzmir‘in mimari kimliğini belirleyen, her daim gözümüzün önündeki en önemli tarihi yapılardan biridir. Hemen önünde Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin temel öğelerini öne çıkaran Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi‘nin önemli temsilcisi Mimar Kemalettin Bey‘in heykeli bulunmaktadır.
Bina, batıda 2. Kordon olarak bildiğimiz Cumhuriyet Bulvarı, kuzeyde Mimar Kemalettin Caddesi, doğuda ise Şehit Fethi Bey Caddesi ile çevrelenen ve tapunun Konak ilçesi, Akdeniz mahallesi 77 pafta, 951 ada, 2 parselindeki 1.718 metrekarelik bir arsa üzerinde bulunmaktadır. 2024 yılı itibariyle 96 yaşına giren bu muhteşem bina, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü‘nün Parsel Sorgulama Uygulaması verilerine göre 119, İzmir Büyükşehir Belediyesi Üç Boyutlu Kent Rehberi verilerine göre kat mülkiyetinin geçerli olduğu 132 bağımsız bölümden oluşmaktadır.
Büyük Kardiçalı Han Kuzey cephe kesiti.
Büyük Kardiçalı Han planı.
1. derece kültürel varlık olarak koruma altına alınan yapı, tescil fişindeki bilgilere göre zemin + iki katlı, iç avlusu olan bir yapıdır. Şehit Fethi Bey Caddesi‘nden 15, 17 (han girişi) ve 19, Mimar Kemalettin Caddesi‘nden 16-A, 16, 14, 10, 8, 6 ve 4, Cumhuriyet Bulvarı‘ndan 56, 54 (han girişi), 52, 50, 48 ve 48/A kapı numaralarını almıştır.
1927-1928 yıllarında yapılan yapının sahibi, Yunanistan‘ın Batı Teselya bölgesindeki Kardiçe (Καρδίτσα Karditsa) kentinden önce Manisa,Akhisar‘a, daha sonra İzmir‘e gelip yerleşen tütün tüccarı Kardıçalı İbrahim Bey (1880-1958)’dir. Hakkındaki bazı iddialar, İbrahim Kardıçalı‘nın SabetaySevi‘yi Mesih olarak tanıyıp din değiştirenlerin Karakaş kolu ile ilişkili olduğu ile ilgilidir. Tütün ticaretiyle kısa zamanda zenginleşen Kardıçalı İbrahim Bey‘in bu binayı, abartılı bir söylemle demiri Almanya‘dan, çimentoyu Romanya‘dan, keresteyi de İtalya‘dan getirmek suretiyle apartman olarak yaptırdığı söylenmekle birlikte Cumhuriyet‘in ilk yıllarında demir, çimento ve kereste gibi inşaat malzemelerini üretemeyen bir ülke ve kentte, bu malzemelerin ülke dışından getirilmesi kadar normal bir şey olmayacağı da dikkate alınmalıdır.
Bu muhteşem yapıyı yapan mimarın ismi, çoğu araştırma, makale ve doktora tezinde herhangi bir kaynak gösterilmeksizin Mehmet Fesci olarak gösterilirken, İzmir Kent Ansiklopedisi‘nin mimarlıkla ilgili 2. cildindeki “Özel Yönetim ve İş Merkezi Yapıları Mimarisi” başlıklı bölümünü kaleme alan Doç. Dr. İnci Uzun ise ortalama bir yol izleyerek ve yine hiçbir kaynak göstermeden yapının o dönemde yapılan İzmir Ticaret Odası (1927) ve “Elhamra İdaresinde Milli Kütüphane Sineması” inşaatlarında birlikte çalışan mühendisler Fesçizade İbrahim Galip (İbrahim Galip Fesçi) ile Mehmet Galip (Galip Sinap) tarafından inşa edilmiş olabileceğini ifade etmektedir. (1) 2005 tarihli İzmir Mimarlık Rehberi‘ni hazırlayan Deniz Güner yapının mimarının Mehmet Fesçi olduğunu söylerken, Şeref EtkerBüyük Kardiçalı Han‘a ait betonarme projesinin, Paris‘teki École Nationale des Ponts et Chaussées (Ulusal Köprüler ve Yollar Okulu)’den mezun olduktan sonra 1919-1922 yılları arasında Mühendis Mekteb-i Alîsi ile Sanayi-i Nefise Mektebi‘nde betonarme muallimliği yapan Muallim Mühendis Mehmet Galip Bey (Sinap) (1888-1962)’e ait olduğunu söylemektedir. (2, 3) Diğer yandan da Büyük Kardiçalı Hanı‘nın kuzey-batı köşesindeki kubbe rüzgarlığında bulunan çini kitabede ise “1927, İbrahim Mustafa” ismi bulunmaktadır.
Kardıçalı İbrahim, Tütün Tüccarı ilanı, Ticari ve İktisadi İzmir Rehberi 1926 – s.53.
Kardıçalı İbrahim Bey’in, 1936 Eylül ayından sonra Kültür Koleji olarak kullanılan Kemeraltı, Numanzade (847) Sokak’taki konağı.
Kardıçalı İbrahim Bey (1880-1958).
Büyük Kardiçalı Han‘ın en büyük paya sahip mülk sahiplerinin ise, Yeni Asır gazetesinin 22 Aralık 2023 tarihli nüshasında yayınlanan “Büyük Kardiçalı Hanı’nda büyük talan” başlıklı haberle, ülkemizin ve kentimizin tanınmış sermayedarlarından ve Migros‘un sahibi Tuncay Özilhan‘ın eşi ve İbrahim Kardıçalı‘nın torunu olan Emine Özilhan ile Macit Erzel ve Cemal Çiftçiler olduğunu öğreniyoruz.
Bina ile ilgili ilginç bir bilgi, “Taçsız Kral” adıyla ünlenen futbolcu Metin Oktay‘ın, 12 Mayıs 1965 tarihinde hanın sahibi İbrahim Kardıçalı‘nın kızı Servet Kardıçalı ile aileye haber vermeden ikinci evliliğini yapması nedeniyle, benim de bir kez gittiğim bu hanın altındaki “Gol Pub” isimli birahaneyi işletmesidir.
Büyük Kardıçalı Han‘la ilgili diğer ilginç bir tesadüf de, “Büyük Kardiçalı Han Pasajı” isminin geçtiği bir tabelaya ünlü Fransız çizgi roman yazarı Pierre Christin‘in yarattığı ve ünlü Fransız illüstratörü Andre Juillard‘ın çizdiği 2020 tarihli Lena’s Odyssey isimli çizgi roman albümünde karşılaşmamız oldu…
“Binasının üzerindeki bakır tabelaya göre Adnan Beyamoğlu ithalatçı-ihracatçıydı. Ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu; ama, önemli değildi.“
Asansörü olmakla birlikte uzun yıllardır kullanılmayan bu binanın sahibi olarak, şu an itibariyle 20 hissedarı bulunmaktadır. Bina 2019 yılında geçirdiği yangından sonra 2003 yılında ciddi bir tadilat geçirmiş; ancak, 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi sonucunda ağır bir hasar almıştır. Nitekim bu durum, Prof. Dr. Eti Akyüz Levi ile Dr. Umut Devrim Tunca‘nın birlikte kaleme aldıkları 2023 tarihli “Afetlerin Tarihi Kentlere Etkisinin Koruma Bağlamında Değerlendirilmesi: İzmir Örneği” başlıklı makalede “Kardiçalı Han’da düşey taşıyıcılarda ciddi kesme hasarları saptanmıştır” şeklinde ifade edilmektedir. (4)
“İmar sahasında Banka Osmani. Kardıçalı İbrahim Bey inşaatı“.
Büyük Kardıçalı Han inşaatı devam ediyor…
Faytonların gezindiği bir İzmir coğrafyasında inşaatı bitmiş Büyük Kardıçalı Han…
Faytonların at arabalarıyla birlikte 2. Kordon’a çıkabildiği zamanların Büyük Kardıçalı Han’ı…
Bunun üzerine hanın mülk sahipleri özel bir firmaya deprem performans analiz raporu düzenletirler ve bu raporu Konak Belediyesi‘ne sunarlar. Konak Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu (KUDEB) ise bu raporu, taşınmazın tescilli olması nedeniyle görüşünü almak üzere İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü‘ne iletir. Hazırlanan raporda çatı alın duvarında öteleme olması ve her an kendiliğinden yıkılabileceğinden hanın ışıklandırmasının bulunduğu koridorun kapatılarak kullanılmaması gerektiği belirtilir.
Yakın zamanların Büyük Kardıçalı Han’ı…
Büyük Kardıçalı Han.
Büyük Kardıçalı Han merdivenleri.
Büyük Kardıçalı Han koridorları ve muhteşem döşeme karoları…
Büyük Kardıçalı Han koridorları ve muhteşem döşeme karoları…
Koruma Kurulu ise ivedi olarak yapısal güçlendirme yöntemlerini önerecek bir statik raporla birlikte taşıyıcı sistem sorunlarının giderilmesiyle ilgili bir sanat tarihi raporunun; ayrıca, yapı rölöve ve restitüsyon etüdüyle restorasyon projesinin hazırlanması gerektiği şeklinde bir karar alarak, bu süreçte can ve mal güvenliğini sağlamaya yönelik gerekli önlemlerin ilgili kurumlarca alınması gerektiğini belirterek yapının mühürlenerek kullanımına kapatılmasının yasa kapsamında sakıncalı olmadığını belirtir. Kararda, konunun imar mevzuatı açısından Konak Belediyesi tarafından değerlendirilmesi gerektiğinin de altı çizilir.
Konak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü‘nün 4 Mayıs 2023 tarihinde gönderdiği yazıda, tüm mülkiyet sahipleriyle kiracıların bilgilendirilerek, 3194 sayılı İmar Kanunu‘nun 39. maddesi gereği, handaki eşya ve insanların 30 gün içerisinde tahliye edilmesi istenip; tescilli taşınmaza inşaat anlamında müdahalede bulunulmadan taşınmaz ve çevresinde can ve mal güvenliğini sağlayacak emniyet tedbirlerinin mülkiyet sahipleri tarafından alınmasının talep edilmesi üzerine handaki kiracılar, bu kararın yasal olmadığını savunup, İzmir İdare Mahkemesi‘nde ‘yürütmeyi durdurma‘ talebiyle dava açarlar.
Böylelikle bu tarihi tescilli binayı yıkmaktan çok onu restore ederek kurtarmakla görevli olan belediye yöneticilerine de, -her zaman yaptıkları gibi- “biz mevzuatın bizden istediğini yerine getirerek görevimizi yaptık. Şimdi mahkemeden karar alınmasını bekliyoruz” diyerek hem işi yokuşa sürmenin, hem de yağmacılara yol açmanın bahanesi de çıkmış oldu…
Bina cephesindeki tehlikeli radyal çatlaklar…
Bina cephesindeki tehlikeli düşey çatlaklar…
Bina cephesindeki tehlikeli düşey çatlaklar…
Bina cephesindeki tehlikeli düşey çatlaklar…
Bina cephesindeki düşey çatlaklar…
Binanın Cumhuriyet Bulvarı (2. Kordon) cephesindeki balkon konsollarının ve zeminlerinin yıpranmış içler acısı hali…
Bu gelişmeler İzmir‘deki yerel gazeteler ve ajanslar tarafından gündeme taşınmakla birlikte (5) tahliye edilen yapı içinde ve çevresinde gerekli önlemler alınmadığı için bir süre sonra yapının yağmalanmaya başladığı ile ilgili haberleri okumaya başladık. Önce 24 Ekim ve 1 Kasım 2023 tarihlerinde Egepostası gazetesi, “Hırsızlar Asırlık hanı mesken tuttu: Göz göre göre yağmalanıyor!” ve “Egepostası Asırlık Han’ın yağmalanmasını gündeme getirmişti: Yetkililer önlem aldı“, ardından 21 Kasım 2023 tarihinde İlkses gazetesi “Kardiçalı Han ‘tehlike’ saçıyor: Yeterli önlem yok!“, en sonunda da 22 Aralık 2023 tarihinde Yeni Asır gazetesi “Büyük Kardiçalı Hanı’nda büyük talan” başlıklı haberleri gündeme getirerek bu değerli yapıdaki hırsızlık, soygun ve talanı fotoğraflayıp bu konuda görevli, sorumlu ve yetkili olan kamu görevlilerinin dikkatini çekmeye çalışırlar. (6, 7, 8,9)
Yaklaşmak can ve mal güvenliği açısından tehlikeli ama binanın yanından geçmek ne ölçüde tehlikeli?
Bine girişlerini saç tabakalarla örtüp gitmek ne ölçüde etkili?
Yağmacılar, yerleştirilen saç tabakaları kesip binaya girerlerse, ne olur?
Bu resmi yazışma ve gazete haberlerinden anlaşıldığı kadarıyla, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu bu değerli yapının restorasyonu için gerekli olan raporların hazırlanmasını ve bu raporların hazırlandığı süreçte binada herhangi bir inşaat faaliyetinin yapılmaması koşuluyla binanın içinde ve çevresinde can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla -“ilgili kurumlarca” ifadesiyle Konak Belediyesi‘ni işaret ederek- önlem alınmasını istediği halde Konak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü‘nün binayı İmar Kanunu‘nun 39. maddesinde tanımı yapılan “yıkılacak derecede tehlikeli yapılar” sınıfına sokarak binayı tahliye ettirdikten sonra bina girişlerini saç levhalarla kapatarak; ama bina çevresinde alınması gereken can ve mal güvenliği ile ilgili önlemleri mal sahiplerine bırakarak görevini yapmadığı ya da savsakladığı görülmektedir. Zira bina sahiplerinin bina çevresi olarak tanımlanan; ancak, Konak Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olan bu bulvar, cadde, kaldırım ve yaya alanlarında mal ve can güvenliğini, bu iki belediyeye rağmen nasıl sağlayacağı konusunun anlamsızlığı bir yanda dururken, bina girişlerini saç levhalarla kapatıp gittikten sonra o saç levhaların eğrilip bükülerek, kesilerek ya da yok edilerek başlatılan yağma süreçlerinde bu yöntemin can ve mal güvenliğini sağlama açısından yeterli bir önlem olmadığı ne yazık ki anlaşılmamış ya da anlaşılmakla birlikte bu konularda görevli, yetkili ve sorumlu olan hiçbir belediye yetkilisinin kılı bile kıpırdamamıştır.
Kısacası, başta Konak Belediye Başkanı Abdül Batur olmak üzere hiçbir belediye yetkilisi görevini yapmamış, o binanın önünden gelip geçen başta İzmir Valisi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere İzmir İl Emniyet Müdürü, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü ve UNESCO İzmir Tarihli Liman Kenti Alan Başkanı, bizim sade bir yurttaş olarak sorduğumuz “burada ne oluyor?” sorusunu sormamış, sahip oldukları yetkileri kullanarak bu soygun ve yağmaya müdahale etmemiştir.
Oysa Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu‘nun Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları başlıklı 5 Kasım 1999 tarih, 660 nolu ilke kararının “Esaslı Onarım İlkeleri” başlıklı kısmının (b) maddesinde, korunması gereken taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilen yapıların yıkılmadan korunmalarının esas olduğu, yıkılacak şekilde tehlike yaratan (mail-i inhidam) korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının yıkılması ilgili kararların ancak koruma kurullarınca alınacağı, anılan taşınmaz kültür varlıklarının belediyeler veya valiliklerce boşaltılacağı, gerekli fiziki ve güvenlik önlemlerinin ilgili valilik ve belediyesince alındıktan sonra konunun koruma kuruluna iletilerek alınacak karara göre işlem yapılacağı hüküm altına alınması gerektiği hüküm altına alındığı; ayrıca, Danıştay 6. Dairesi‘nin 22.12.2006 tarih, E.2004/8089, K. 2006/6505 sayılı emsal kararında gerekli fiziki ve güvenlik önlemlerin belediye ya da valilikçe alınması gerektiği kesin bir şekilde belirtildiği halde; Büyük Kardıçalı Hanı‘nın çevresindeki fiziki ve güvenlik önlemlerinin Konak Belediyesi‘nce yerinde getirilmeyerek bunun mal sahiplerinden istendiği, sonuç olarak Konak Belediyesi‘nin binanın dış yüzeyine astığı tabelalarda her an yıkılabileceği belirtilen binanın çevresinden geçenler tesadüflerin insafına bırakılmış, kamu görevlisi yapması gereken kamu görevini yerine getirmemiştir.
Üstüne üstlük 24 Temmuz 2007 tarihinde çekilerek Vikipedi‘nin “Kardiçali Han” maddesine eklenen fotoğrafta gördüğümüz yapının kuzeybatı köşesindeki kubbenin üstündeki 1927 tarihli tarihi kitabe ya rüzgarda düşerek ya da çalınarak kaybolmuş ve kimseler bunun farkına varmamıştır.
Yapının zemin katında rahatlıkla ulaşabildiğimiz işyerlerinin son durumu.
Yapının çalınan yağmur suyu oluklarının son durumu.
Yapının çatısındaki son manzara, Fotoğraf: Yeni Asır Gazetesi, 23.12.2023.
Oysa İmar Kanunu‘nun 39. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre yapı sahibinin tahliye tebligatını izleyen 30 gün içinde yapıdaki tehlikeyi ortadan kaldırmaması halinde, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu aldığı kararda yıkımdan değil, restorasyondan söz ettiği için binadaki tehlikenin bizatihi Konak Belediyesi tarafından giderilmesi; yani restorasyonun Konak Belediyesi tarafından yapılarak, yine aynı fıkra hükmüne göre masrafının % 20 fazlası ile yapı sahiplerinden tahsil edilmesi gerekiyor.
Şimdi ise yapı sahiplerinin, alınan tahliye kararının yürütmesinin durdurulması talebiyle idare mahkemesine gitmesine neden olunarak sorunun çözümlenmek yerine dondurulması; böylelikle hem binanın girişlere yerleştirilen saç levhaların eğrilip bükülmesi suretiyle yağma edilmesinin yolu açılmış, hem de binanın çevresinden gelip geçen insanların mal ve can güvenliği göz ardı edilmiştir.
Oysa başında mimar bir belediye başkanının bulunduğu ve o mimar belediye başkanının İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olduğu bir süreçte belediye mülk sahipleri ile oturup onlara durumu anlatıp onların restorasyonla ilgili raporları hazırlayamadığı ve restorasyon masraflarını karşılayamadığı bir koşullarda, işin içine İzmir Valiliği Yatırımları İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı(YİKOB) emrindeki emlak vergisi fonunu, (İZKA) İzmir Kalkınma Ajansı‘nın yaptığı yardımları ya da olası sponsor katkılarını da dahil ederek bu sorunu çözmesi, böylelikle hem binanın yağmasını engellemesi hem de bina çevresindeki mal ve can güvenliğini sağlaması beklenirdi. Unutmayalım ki, Konak Belediyesi geçmişte kendisine ait olmayan birçok yeri, örneğin Basmane Çukuru yakınındaki Maliye Hazinesi‘ne ait TEKEL binasını restore ederek İzmir İl Emniyet Müdürlüğü‘ne teslim etmişti. O nedenle, buna benzer bir yöntem niye Büyük Kardiçalı Han için tercih edilmemiş ve mülk sahiplerinin mahkemeye gitmesi sağlanmıştır, işte bunu anlamak gerçekten mümkün değildir…
Hele ki bu binayı yıllarca kullanan, bu binanın iç mekanlarında sergiler, festivaller, toplantılar düzenleyip bu işin rantını yiyen sanat merkezi sahiplerinin ve sanatçılarının herkesi gözü önünde sergilenen bu yağma, talan ve hırsızlık sürecine tepkisiz kalmalarını, tek bir ses çıkarmamalarına da şaşırmamamız gerekiyor… Belli olmaz, belki bir gün bu çirkinliği bile sanatsal bir etkinlik, örneğin bir enstalasyon olarak bizlere sunmaya kalkabilirler…
Ama tabii ki, 30 Ekim 2020 Sisam Depremi sonrasında kullanılamaz hale gelmiş olan kendi binasını bile bugüne kadar yapamayan bir belediyenin ve o belediyenin başkanı olan bir mimarın şimdi çıkıp bu binayı sahiplenmesini, bırakın onu bir aday adayı olarak seçildiğinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla İzmir‘e sahip çıkmasını beklemenin bir hayal olduğunu biliyor ve başta Konak Belediye Başkanı Abdül Batur olmak üzere bu sürecin seyirciliğini yapan İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban‘ı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘i, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü‘nü, İzmir İl Emniyet Müdürü Celal Sel‘i, UNESCO İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanı Abdülaziz Ediz‘i ve geçmişimize sahip çıkmayan tüm görevli, yetkili ve sorumlu zevatı kamuoyuna, halka; daha doğrusu 30 Mart 2024 seçimlerinde oy kullanacak İzmirli seçmenlere ihbar ediyorum… Çünkü onların, o tarihi değeri yağmalayanlardan daha çok suçlu olduklarına, bu yağmayı izleyerek görevlerini kötüye kullandıklarına inanıyorum…
Büyük Kardıçalı Hanı‘nın bu derece ihmal edilip yağmacıların insafına terk edilmesi ile ilgili akla gelen diğer bir kötü ihtimal de, mülk sahiplerinin bu soygun, hırsızlık ya da yağma neticesinde binanın yok olup çökeceği bir süreçte burayı kurtarmak bahanesiyle bu hanı yıldızlı bir otel yapma ihtimalidir ki, Özilhanlar olarak adlandırılan bu sermaye grubunun Ankara‘daki ve Çeşme‘deki otellerini dikkate aldığımızda bu şüphenin pek de yabana atılmayacak bir ihtimal olması kuvvetle muhtemeldir…
…………………………………………………………………………………………………………….
(1) Uzun, İ.,“Özel Yönetim ve İş Merkezi Yapıları Mimarisi“, İzmir Kent Ansiklopedisi, Mimarlık, Cilt 2, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, 2013, İzmir, sh. 31-32.
(2) Güner, D. İzmir Mimarlık Rehberi, TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yayını, 2005, sh. 120.
(3) Etker, Ş., “Türk Mühendis ve Mimar Birliği Nizamname-i Esasisi (İzmir, 1924)“, Osmanlı Bilim Araştırmaları Dergisi, Cilt XIII, Sayı I, 2011, s. 109-116.
(4) Akyüz Levi, E., Tunca, U. D., “Afetlerin Tarihi Kentlere Etkisinin Koruma Bağlamında Değerlendirilmesi: İzmir Örneği“, IV. Kentsel Morfoloji Sempozyumu, Konya, 2023, sh. 268-281.
İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ona bağlı İzmir Elektrik, Su, Havagazı, Otobüs ve Troleybüs Genel Müdürlüğü… Kısa adıyla ESHOT…
ESHOT, 4483 sayılı İzmir Tramvay ve Elektrik Türk Anonim Şirketi İmtiyazıyla Tesisatının Satın Alınmasına Dair Mukavelenin Tasdiki ve Bu Müessesenin İşletilmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesi uyarınca, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olmak üzere kurulan mülhak bütçeli bir kamu idaresi olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde 5216 Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile diğer mevzuatın verdiği haklar ve yüklediği görevler çerçevesinde lastik tekerlekli toplu taşımacılık hizmetini yapmakla görevli bir kurum…
İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde toplu ulaşım hizmetlerini yapmakla görevli olan bu kurumun 2019-2023 hizmet dönemindeki yıllık bütçeleri, yıl içinde alınan ek bütçelerle birlikte 2019’da 1.153.820.000.-TL , 2020’de 1.472.576.000.- TL, 2021’de 2.037.146.000.- TL, 2022’de 3.108.225.778,34 TL ve 2023’de 5.321.000.000.- TL. düzeyine yükselmiş, çalıştırdığı personel sayısı ise, ESHOT 2023 Mali Yılı Performans Programı‘na göre 316’sı memur, 99’u sözleşmeli personel, 4.271’i şirket (İZELMAN 3.872 kişi, İZENERJİ 399 kişi) olmak üzere toplam 4.686 kişiye ulaşmış durumda.
ESHOT‘a ait lastik tekerlekli toplu ulaşım araçlarıyla diğer hizmet araçları sayısının 2013-2023 dönemindeki gelişim ve dağılımı ile toplu ulaşım aracı başına düşen nüfusu aşağıdaki tablo ve grafikte görebiliriz:
2019-2022 hizmet döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi kurum ve şirketlerinin lastik tekerlekli ve raylı sistemle denizyolu üzerinden taşıdığı yolcu sayılarını ise bir diğer tabloda görebiliriz:
Bu tablo ve grafiklerde yer alan verilerin değerlendirilmesinden de anlaşılacağı üzere, ESHOT‘un sahip olduğu lastik tekerlekli ulaşım araçlarının sayısında ve yıllar itibariyle araç başına düşen yolcu ortalamalarında, aradan geçen 10 yılda kayda değer bir artış ya da iyileşme olmamış; sadece, 2020 yılında yapılan büyük alımla sahip olunan filonun gençleşmesi sağlanmıştır.
Ayrıca 2020-2021 döneminde yaşanan COVİD 19 salgını nedeniyle taşınan yolcu sayısında belirgin bir düşüş yaşanmakla birlikte; 2022 yılında 2019 düzeyinin -az da olsa- aşıldığı görülmektedir. Ancak burada dikkatimizi çeken diğer önemli bir gelişme, lastik tekerlekli ulaşım sisteminin toplu ulaşımdaki payının % 2 oranında artarken raylı sistemle denizyolu taşımacılığında 2019 yılına göre geriye düşen bir gelişmenin yaşanmasıdır.
Gazete haberleri: “İzmir’de elektrikli otobüs alev alev yandı.“, 28.06.2021
ESHOT ve İzmir’deki toplu ulaşım sistemi ile ilgili bu genel bilgilerden sonra gelelim bugünkü yazımızın konusuna; yani çevreci olduğu söylenen elektrikli otobüsler konusuna…
2016 yılından bu yana yazdıklarımı titizlikle takip eden arkadaşlarımın hatırlayacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Ankara‘da üretim yapan Bozankaya Grubu‘na ait TCV Otomotiv Makine San. ve Tic. A.Ş.‘den 8,8 Milyon Euro bedelle 20 adet elektrikli otobüs aldığı günlerde, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi‘nin düzenlediği “İzmir Bölgesi Enerji Forumu“nda, ESHOT yetkilisi Hakan Üzkat‘ın yaptığı sunum üzerine, 11 Nisan 2017 tarihinde yayınlanan “Her yeni, ilk ve güzel olan şey iyi ve yararlı mıdır?” başlıklı yazımda, alımı yapılan elektrikli otobüslerle ilgili kaygılarımı anlatarak bu konuda daha titiz ve dikkatli olunması gerektiğini ifade etmeye çalışmıştım. (1)
Çünkü o tarihlerde elektrikli otobüsler çevre kirliliğini çözecek iyi bir formül olarak kabul ediliyor ve bu nedenle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı ESHOT Genel Müdürlüğü‘ne ait faaliyet raporlarında, “mevcutta 20 adet olan elektrikli otobüs sayısının 2024 yılına kadar toplam 400 adete çıkarılması amaçlanmaktadır” deniliyordu. Nitekim ESHOT‘un 2019-2023 döneminde neleri hedeflediğini gösteren performans programlarına baktığımızda, 2019 yılı için 20.160.00.-TL. harcama karşılığında 28 adet otobüs, 2020 yılı için 142.800.000.-TL harcama karşılığında 100 adet, 2021 yılı için 457.716.000.-TL harcama karşılığında 464 adet, 2022 yılı için 108.380.000.-TL harcama karşılığında 133 adet, 2023 yılı için 201.373.000.-TL harcama karşılığında 158 adet olmak üzere 930.429.000.-TL’lık toplam harcama karşılığında toplam 883 adet “elektrikli otobüs” ya da “çevreci otobüs” alınması ve bu otobüslerin şarj edeceği tesislerin acilen yapılması hedeflendiği halde; izleyen yıllarda hem de 2017 yılında alınan 20 adet elektrikli otobüsün sayısında bir artış olmamış, hem de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 5 Mart 2019’da Hürriyet gazetesinden Ertuğrul Özkök‘e verdiği röportajda dile getirdiği “Benim çok büyük bir rüyam var. Bu rüya Koç Holding’in genel merkezini İzmir’e taşıtmak. Tabii Koç Holding bir sembol, Eczacıbaşı zaten İzmirliydi İzmir’e dönecek. Vodafone, Turkcell, Sabancı, aklınıza ne gelirse o şirketlerin yönetim merkezlerini İzmir’e taşıtacak bir şehir hayal ediyorum ben. Bu öyle bir ütopya falan değil. Bu olay 20’nci yüzyılın başında Amerika’da olmuş. Birçok şirket yönetim merkezlerini New York’tan başka şehirlere taşımış. Starbucks’ın, Boeing’in, Coca-Cola’nın merkezleri New York dışındaysa, Türkiye’nin büyük şirketlerininki neden İzmir’de olmasın?” söylemini doğrularcasına, sözünü ettiği holdinglerin merkezi İzmir‘e gelmemiş olsa bile Koç Holding‘e bağlı Otokar şirketi tarafından “çevreci” etiketiyle üretilen mazotlu otobüslerin İzmir‘e getirilmesine ağırlık verilmeye başlanmış, alınacağı söylenen toplam 400 adet elektrikli otobüsün yerine konulan 364 mazotlu otobüs kentin meydanlarına dizilerek gövde gösterileri yapılmaya başlanmıştı. (2)
2020 yılında yapılan büyük bir ihale ile 102 solo ve 164 körüklü otobüsle 10 adet midibüs alınmış, başlangıçta hedeflenen sayıya ulaşılamamıştır. Böylelikle, 2019-2023 hizmet döneminde alımı hedeflenen 883 otobüsle alınan 266 otobüs arasındaki 617 adet otobüsün bedeli, İzmir halkına verdiği sözü tutmayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer adına borç yazılmıştır. (3)
İzmir Büyükşehir Belediyesi bir yandan kendisine ait İzmir Açık Veri Portalinde (www.acikveri.bizizmir.com) İzmir Elektrikli Otobüs Projesinin Ürettiği Çevresel Değerler adı altında halen kullanılmakta olan 20 elektrikli otobüse ait toplum yolcu sayısını, kullanımı engellenen akaryakıt miktarını, salımı engellenen CO2 miktarını ve tüm bu salımı filtreleyebilmek için gerekli ağaç sayısını hesaplamakla birlikte 2017 yılında alınan 20 otobüsün sayısı, aradan geçen 5 yıl içinde bırakın 400’ü, 21’i bile bulmamıştır. (4)
Hele ki, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 7 Ağustos 2023 tarihli gazetelere yansıyan “100 elektrikli otobüs daha alacağız” vaadini okuduktan sonra 2019 yılından bu yana devamlı bizlere vaat edilen bu sözün ne zaman hayata geçeceğini ve aradan geçen süre içinde elektrikli otobüslerin neden ve nasıl mazotlu otobüslere dönüştürüldüğünü, Koç Holding‘in merkezi yerine otobüslerinin neden İzmir‘e getirildiğini merak edip duracağız. (5)
Sahi, 2017 yılında alınan 20 elektrik otobüsün sayısı aradan geçen 6 yıl içinde 100’e ya da söz verildiği gibi neden 400’e çıkarılmadı ve onun yerine 2020/235085 numaralı açık ihale sonucunda satın alınan 204 solo, 164 körüklü otobüsün % 20 iş artışlı bedeli olan 571.345.351.-TL’nın ödendiği Koç Holding‘in şirketi OtokarOtomotiv ve Savunma Sanayi Anonim Şirketi tarafından üretilen mazotlu otobüsleri niye tercih edildi?
Hele ki, 2021 yılında İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 3’ü CHP‘den, 1’i de AKP‘den seçilen 4 kişilik denetim komisyonunun AKP‘li üyesi olan Fikret Mısırlı‘nın, ESHOT ve İZSU denetimlerini yaparken CHP‘li eski bir belediye başkanı ile başkan yardımcısının yetki belgesi olmayan OTOKAR bayii üzerinden hem OTOKAR‘a, hem de BMC‘ye ait oto yedek parçalarıyla 10 numara madeni yağ satıldığını gördüğünde yazdığı rapordan bunu yapanların isimlerinin çıkarılması ya da isimlerinin İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ndeki görüşmede okunmaması için kendisine CHP üzerinden nasıl baskı yapıldığını, partisi üzerinden de nasıl rüşvet teklif edildiğini, İzmir Valiliği ile İçişleri Bakanlığı‘na yaptığı şikayetlerin nasıl sonuçsuz kaldığını anlattığı videoyu izleyip bu haberin yazıldığı Ege Postası gazetesini okuduğumuzda, bu kapının nasıl yağlı bir kapı olduğunu daha fazla anlamaya başlarız… (6)
Elektrikli otobüsler yerine fosil yakıt yakan otobüslerin neden tercih edildiğini bir bilen ve bütün bunlara itiraz edecek biri varsa, lütfen bir adım öne çıksın….