Tekmili birden Cemil Tugay-Mehmet Cengiz hikayesi…

Ali Rıza Avcan

Yazının başlığında gördüğünüz “tekmili birden” deyimi eski bir deyim olmakla birlikte; pop müzik sanatçısı Hande Yener şayet “32 Kısım” başlıklı şarkısında “32 kısım tekmili birden gelse de korkmuyorum” diyorsa ve bu sözleri şarkıyı dinleyen günümüz gençleri anlıyorsa, “tekmili birden” deyiminin bu şarkı sözleri sayesinde gençleşip yenilendiğini söyleyebiliriz…

Bense bu deyimi, 1984 yılından bu yana devam eden tam 40 yıllık bir hikayeyi ve bu hikayenin başrol oyuncularından sadece ikisini oluşturan Cemil Tugay ile Mehmet Cengiz‘in 2019-2024 döneminde yapıp eyledikleri herşeyi anlatmak için kullanıyorum… Hem de bu hikayenin daha rahat anlaşılabilmesi için başlangıç, gelişme ve sonuç kısımlarını içeren süreci, madde madde sağlam ve doğru kaynakları kullanarak anlatmak suretiyle…

Her hikaye anlatısının başında yapıldığı gibi, “bir varmış, bir yokmuş, gözünü toprağın bile doyurmadığı insanların bataklık üstünde bir şehir yaratmak istedikleri Mavişehir diye bir yer varmış” diyerek söze başlamak isterim ve gerisini de ta 40 yıl öncesine giderek anlatmak isterim…

1. Hikayenin geçtiği yer, tapu kayıtlarında hala Şemikler mahallesi olarak gözüken İzmir‘in en pahalı mutena semti, dairelerin 20-30 milyona, villaların ise daha uçuk fiyatlara satıldığı, çoğunlukla varlıklı, münevver, mevki sahibi insanların yaşadığı, her dairenin 2 ve daha fazla araca sahip olduğu ve genellikle mutlu ve mesut İstanbullu ve Ankaralı göçmenleri ağırlayan Karşıyaka ilçesinin Batı ucundaki Gediz Nehri deltasındaki Mavişehir bölgesidir. Bölgenin tam ortasından geçen Caher Dudayev Bulvarı‘nın güneyini oluşturan deniz yönünde Mavişehir, kuzeyindeki tren hattı/İZBAN yönünde de Yalı mahallesi bulunmaktadır. Her iki mahallenin yüzölçümleri sırasıyla 1,558 ve 1,839 km², 2022 yılı nüfusları sırasıyla 13.909 ve 37.761 kişi, mahalle sınırları içindeki yapı sayısı da sırasıyla 417 ve 1.570 adettir. Ancak bu verileri değerlendirirken, İzmir‘in en fazla nüfusa sahip olan Yalı mahallesindeki nüfusun büyük bölümüyle bina sayısının mahallenin Mavişehir yakınındaki küçük bölümde değil de; Şemikler mahallesine yakın bölümünde yoğunlaştığını unutmamak gerekir. Her iki mahalledeki en önemli ticari yapılar ise her iki mahalleyi birbirinden ayıran Caher Dudayev Bulvarı kenarında sıralanan ve her gün binlerce İzmirlinin, sanki bu iş için yapılan Karşıyaka tramvayı sayesinde adeta Kabe gibi tavaf ettiği Mavibahçe ve Hilltown alışveriş merkezleriyle Koçtaş mağazasıdır.

Mavişehir ve Yalı mahalleleri…

2. Bu bölgedeki gayrimenkullerin mal sahipleri asıl olarak ilk yıllarda Türkiye Emlak Bankası (TEB), bu bankanın kapatılmasından sonra da Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (Emlak Konut GYO) ile Toplu Konut Ortaklığı İdaresi (TOKİ) olup; bu gayrimenkulleri daha sonraki tarihlerde açılan ihalelerle TOKİ‘den satın alma yönetimiyle sahiplenen Cengiz İnşaat, Bozoğlu İnşaat ve Mesa İnşaat gibi büyük inşaat şirketleridir.

3. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 1984-2024 döneminde belediye başkanları sırasıyla Burhan Özfatura (DYP, 1984-1989, 1994-1999), Yüksel Çakmur (CHP, 1989-1994), Ahmet Piriştina (DSP, 1999-2004), Aziz Kocaoğlu (CHP, 2004-2019), Tunç Soyer (CHP, 2019-2024), Karşıyaka Belediyesi‘nin aynı dönemindeki başkanları ise sırasıyla Nevzat Çobanoğlu (1984-1989), Cihan Türsen (1989-1994), A. Kemal Baysak (DYP, 1994-1999), Şebnem Tabak (DSP, 1999-2004), Cevat Durak (CHP, 2004-2014), Hüseyin Mutlu Akpınar (CHP, 2014-2019) ve Cemil Tugay (CHP, 2019-2024)’dır.

4. TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi tarafından hazırlanan 12 Haziran 2020 tarihli “Mavişehir Planlama Süreci” başlıklı 17 sayfalık rapordan öğrendiğimiz bilgilere göre, Mavişehir bölgesi ile ilgili ilk imar planı 21 Aralık 1984 tarihinde onaylanan 1/1.000 ölçekli Bostanlı İmar Planıdır.

Bu ilk planı, izleyen yıllarda 1/25000, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli onlarca yeni imar ve revizyon planı, yüzlerce idare mahkemesi ve Danıştay kararı izlemiş, Mavişehir bölgesi neredeyse İzmir Büyükşehir ve Karşıyaka belediyeleriyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Türkiye Emlak Bankası, Emlak Konut GYO, TOKİ ve İzmir Valiliği tarafından ortalığın hallaç pamuğu gibi atıldığı, birlikte ya da tek tek işlenen kent suçlarıyla adeta bir suç mahalline dönüşmüştür. Buna dair ayrıntılı bilgileri yukarıda sözünü ettiğim TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi‘nin 17 sayfalık raporunda görebilirsiniz. (1)

5.

Kamu alanında yer alan parsellerin uygulama öncesi ve sonrasındaki durumları ile yoldan ihdas edilen kısım.

Gelelim bugünkü yazımızın asıl konusunu oluşturan Mavişehir‘de, Gediz nehrinin eski yatağının kenarındaki üç parselin (25471 ada, 1 parsel, 25493 ada, 1 parsel, 25494 ada 1) halkı yoksullaştırıp birilerini zenginleştiren hikayesine…

5. Ama şu sıralar tartışılan o hikayeye geçmeden önce, o dönemde geçmiş dönemden gelen milyonlarca liralık borcun içinde kıvrandığını bildiğimiz Karşıyaka Belediyesi‘nin, arkasına İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni de alarak ve 12 Aralık 2019 tarihinde İstanbul‘da yapılan TOKİ ihalesine katılarak Mavişehir‘deki TOKİ‘ye ait 8,5 dönümlük bir arsayı 21 milyon 400 bin liraya satın aldığını ve bu gelişmeyi de “Halkın Arsasına Başkan Tugay Sahip Çıktı” başlıklı belediye haber bülteniyle duyurduğunu hatırlatmak isterim. (2, 3)

6. Tapunun Karşıyaka İlçesi, Şemikler mahallesi 25471 ada, 1 parselinde, 25470 ada, 1 parselinde ve 25495 ada, 1 parselinde kayıtlı olan üç ayrı arsa 13 Ocak 2012 tarihinde Emlak Konut GYO tarafından Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.’ ne satılır. Bu üç parsel, satış sonrasında Karşıyaka Belediye Encümeni‘nin 31 Ekim 2013 tarihli kararı ile, imar parseli dışında kalan 6416,56 m2’lik kısmının bedelsiz terki ve terkten sonra oluşan yeni parselin imar planında kapanan yoldan gelen 2.293,01 m2lik kısmıyla birleştirilmesi suretiyle 46.866,41 m² toplam inşaat alanına sahip 2.705.945 m²’lik 25470 ada 2 parsel numaralı yeni bir parsel olarak ortaya çıkar ve bu parsele dahil edilen kamu yolu nedeniyle Karşıyaka Belediyesi bu parselde % 8,48 oranında pay sahibi olur.

7. Aradan geçen altı yıl içinde bu parselin % 91,52 oranındaki büyük hissedarı Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘nden herhangi bir talep gelmediği halde, Karşıyaka Belediye Meclisi‘nin 1 Kasım 2019 tarih, 196 sayılı kararı ile, 25470 ada 2 parseldeki % 8,48’lik belediye hissesinin, 3194 sayılı İmar Kanunu‘nun 17. maddesi gereğince parseldeki diğer hissedara satılmasına, diğer hissedarın satın almaktan kaçınması halinde belediye hissesinin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu‘na göre satılmasına karar verilir.

8. Karşıyaka Belediye Encümeni‘nin 26 Kasım 2019 tarih ve 2183 sayılı kararı ile de % 8,48 oranındaki arsa payının, 31 Aralık 2019 tarihine kadar, kıymet takdir komisyonunun belirlediği 32.102.140,00 TL’lık bedelle diğer hissedara satışına karar verilir.

9. Parselin büyük ortağı Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘nin bu bedele itiraz etmesi üzerine Karşıyaka Belediye Encümeni de 31.12.2019 tarih ve 2650 sayılı kararı ile bu itirazı görüşür ve kabul etmez.

10. Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘nin 30 Ocak 2020 tarihinde bu bedele ikinci kez itiraz edip; dilekçe ekinde sunduğu Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Gayrimenkul Değerleme Şirketi tarafından hazırlanan rapora dayanarak 20.000.000.-TL’lık değeri teklif etmesi üzerine bu payla ilgili değerin, 2012 yılında Emlak Konut GYO tarafından Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘na satışında uygulanan bedelle 2015 yılında 25494 ada, 5 parseldeki payın diğer hissedara satışındaki bedelin dikkate alınıp günümüze uyarlanması suretiyle yeniden hesaplanmasına karar verilir.

11. Karşıyaka Belediye Encümeni‘nin 06.02.2020 tarih ve 329 sayılı son bir kararı ile, kıymet takdir komisyonunun yeniden hazırladığı 06.02.2020 tarihli rapor ile 22.01.2020 tarihli TSKB Gayrimenkul Değerleme Şirketi‘ne ait raporun birlikte incelenmesi sonucunda, Karşıyaka, Şemikler Mahallesi 25470 ada 2 parseldeki 27.059,45 m2 alanlı taşınmazdaki belediyeye ait % 8,48 oranındaki (2.293,01 m²) hissenin, m²’si 8.700,00 TL’den tama iblağ edilmek suretiyle 20.000.000,00 TL bedelle parseldeki diğer hissedara, 3194 sayılı yasanın 17. maddesi gereği satışına karar verilir.

12. Cengiz İnşaat San. ve Tic. A.Ş.‘ne yapılan bu arsa payı satışının kamuoyu tarafından öğrenilmesi üzerine ilk tepkiler, gazeteci dostum Serdar Öztürk‘ün A3 Haber İnternet gazetesinde çıkan yazılarıyla ortaya çıkar. Serdar Öztürk 20 Nisan 2020 tarihli “Belediyenin denize sıfır arsasını Cengiz İnşaat’a sattılar: Halkçı belediye!“, 27 Ocak 2021 tarihli “Bu bir “çuvaldızı kendine batır” haberidir: Sen bana destek ver, ben sana koltuk!” başlıklı haberleriyle konuyu kamuoyunun gündemine taşıyarak belediyenin mali açından zor durumda da olsa, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun gündeminde olan Beşli Çete‘nin önemli bir üyesine CHP‘li bir belediye tarafından düşük bir bedelle arsa payı satmanın siyasi anlamda yanlış olduğunu söyler. Onun bu haber ve yorumunu başka gazete ve televizyonlarda yayınlanan yorumlar izler ve olay hak ettiği ilgiyi görür. (4)

13. Bunun üzerine bu satışı yapan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın kurtarıcıları ortaya çıkar. Bir yandan meclis üyesi Murat Aydın, diğer yandan meclis üyesi ve harita ve kadastro mühendisi Nilüfer Bakoğlu Aşık’ın örgütlediği TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İzmir Şubesi yayınladığı bir bildiri ile yapılan işlemin hukuki olduğunu iddia ederler. Ancak hukuken doğru olmakla birlikte siyasi olarak yanlış olan bu büyük destek mesajı, Ankara‘daki Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Genel Merkezi tarafından iptal edilip yapılanın bir kent suçu olduğu söylenir. (5, 6) O güne kadar hiçbir bir belediyenin İnternet sayfasında görmediğimiz şekilde, o tarihlerde belediye başkanının yakınında durup ona hukuki destek veren belediye meclisi üyesi Murat Aydın, belediyede onca avukat olmasına karşın Karşıyaka Belediyesi‘nin yaptığı bu yanlışı, “Karşıyaka Belediye Meclisi Üyesi Av. Murat Aydın’ın Açıklamasıdır” başlıklı paylaşımla savunmaya kalkmış, hatta CHP‘li parti üyelerine, kendisi topu topu 2 yıllık bir partili olmakla birlikte, “Partili Olma Sorumluluğu” adı altında aba altından sopa gösterircesine disiplin işlemlerini hatırlatmış, böylelikle ilk kez bir belediye İnternet sayfası CHP‘li partilileri uyarmak için hukuk dışında kullanılmış ve bu sayfa halen belediyenin İnternet sayfasındaki yerini korumuştur. (7, 8, 9)

Diğer yandan da CHP genel merkezi Karşıyaka belediye başkanı Cemil Tugay hakkında bir soruşturma başlatıp; Ankara’ya çağırdığı belediye başkanını zor durumda bırakıp uyarmakla birlikte yapılan soruşturma belediye başkanının CHP’den atılması ya da cezalandırılması şeklinde sonuçlanmayıp olayın üstü kapatılır.

14. Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, bu satışın ortaya çıktığı günlerde, şimdi olduğu gibi acemiliğini öne sürmemekte, ısrarlı bir şekilde doğru yaptığını iddia etmektedir. Hatta benim yerel yönetimlerle ilgili eğitimimi, 48 yıllık mesleki çalışmalarımı bilmeden “sen bunları nereden biliyorsun. Aslında bilmeyip şeytanlık yapanlara hizmet ediyorsun” diyerek nasıl saldırgan tutum aldığını, bunun üzerine benim Linkedin sayfasındaki özgeçmişimi okuyup benim niye konuları iyi bildiğimi anlamasını istedim. O tarihlerde kaydedip kişisel arşivime koyduğum benimle yaptığı Facebook ve Messenger yazışmaları o halis munis, kibar, ince insanın içinde nasıl bir canavar yattığının kanıtıydı. Benim gayrimenkul değerleme işi yapan Mülkiyeli arkadaşlarımın, satışı yapılan parsel payının güncel değeri konusunda bana telaffuz ettikleri rakamı boşa çıkarmak için o arkadaşımın ve çalıştığı şirketin kim olduğu konusundaki sorularıyla beni nasıl taciz ettiğini, benimse hem profesyonel iş ahlakı, hem de KVKK uyarınca böyle bir bilgiyi kendisiyle paylaşamayacağımı söyleyerek kendisini uyardığımı; ayrıca, kurumsal iletişim yerine sosyal medyada yazdığı bireysel çıkışlarıyla hem kendine hem de belediyesine zarar vereceği konusundaki uyarılarımı gayet iyi hatırlıyorum…

15. Ardından Karşıyaka Belediyesi ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti olarak ülkemizdeki bu tür yolsuzlukları dile getiren değerli gazeteci Çiğdem Toker‘e “Basın Özgürlüğü Ödülü“nü vermeye kalktıklarında, arsa payının Mehmet Cengiz‘e satıldığını öğrenen bu değerli araştırmacı gazetenin nasıl ödülü almaya gelmediğini, bu nedenle de ödül töreninin iptal edildiğini hatırlıyorum. İşte o nedenle, Mehmet Cengiz‘e belediye hissesi arsa payını satıp bu defosuyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı yapılan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ı bir de gazeteci Çiğdem Toker‘e sorup onun söyleyeceklerini dinleyelim derim. (10)

16. Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın belediyeye ait arsa payının düşük bedelle Mehmet Cengiz‘e satması, Cumhuriyet ve Örnekköy mahallelerinde vatandaşın haklarını dikkate almaksızın hazırladığı imar planlarının CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatı ile iptal edilmesi, Menzil tarikatından birinin CHP‘ye üye olup Karşıyaka Belediye Meclis Üyesi olarak görev yapıp Pandemi döneminde Sosyal İşler Komisyonu başkanı olarak ev ev dolaşıp yardım kolisi dağıtması, belediye başkanının yanlış uygulamaları nedeniyle belediyeyi ve şirketlerini büyük boyutlarda zarara uğratması nedeniyle Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP tarafından yeniden aday gösterilmeyeceğini bildiği için, bir zamanlar birlikte çalıştığı Tunç Soyer‘i karşısına alarak bir kumar oynayıp genel başkan adayı Özgür Özel’i desteklemiş ve Özgür Özel‘in genel başkan seçilmesi üzerine geçmişteki bütün defolarına rağmen bu desteğin diyeti olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığına soyunmuş ve bu girişiminde -tabii ki şimdilik- başarılı olmuş gözüküyor.

Sonuç olarak;

Siyaset sahnesinde bilgi, deneyim ve birikim gibi değerlere sahip olmayan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın 2019-2020 döneminde yaptığı arsa payı satışı hukuki anlamda doğru olmakla birlikte; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun “Beşli Çeteye” mensup inşaat şirketleri konusunda geliştirdiği siyasete karşı tutumu nedeniyle “tecrübesizlik“le açıklanamayacak kadar büyük bir yanlış oluğunu, sahip olmadığı oyun kurucu siyaset becerisi ile Karşıyaka‘ya ve İzmir‘e zarar vereceğini düşünüyorum. Hele ki, yakın çevresinde İzmir siyasetiyle ilgili olarak bilgili, deneyimli ve becerikli bir siyasi ekip olmadığını düşündüğümüzde… Anlaşılan o ki, önce 12 Aralık 2019 tarihinde TOKİ‘den 21 milyon 400 bin lira verip arsa alıp bunu halkın hakkını koruyorum söylemi ile kendi hanesine yazan bir belediye başkanının, hesapsızlığın ve plansızlığın sonucu olarak aradan 1 ay 24 gün geçtikten sonra borcumuz var diyerek sahip olduğu arsa payını, CHP genel merkezinin ve kamuoyunun hiç de memnu olmayacağı şekilde Mehmet Cengiz‘e satması, “defolu bir başkan adayı” olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı‘na ne kadar hazırlıksız olduğunu, yeni tecrübesizlikler yapmaya müsait olduğunu göstermektedir. Oysa o tarihlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile 20 milyon 400 bin liraya TOKİ’den arsa almak yerine o desteği belediyenin borçlarını kapatmak için kullanabilir, Mehmet Cengiz’e satılan arsa payı için de öncelikle başka gayrimenkul değerleme şirketlerinden satış fiyatı konusunda rapor istenebilir ya da Mavişehir’deki 25494 ada, 5 parsel için Karşıyaka Belediye Encümeni’nin 15.08.2013 tarih, 2339 sayılı kararına dayanılarak imzalanan; ancak, yaşanan gecikmeler nedeniyle feshedilen belediye hissesine karşılık kat karşılığı inşaat anlaşmasında olduğu gibi kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılıp şimdilerde her biri 20-30 milyona satılan birden fazla daire alınabilir; böylelikle CHP Genel Merkezi’nin politikaları doğrultusunda hareket edilmiş olurdu. Tabii ki doğru, isabetli ve yerinde bir siyasi öngörüye sahip değilseniz, işinizi kumar oynayarak çözüp çekirgenin hakkı olan üç sıçrayış yapıp diyet olarak bir adaylık alırsınız.

………………………………………………………………………………………………

(1) “Mavişehir Planlama Süreci”, TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi, İzmir.

(2) https://karsiyaka.bel.tr/halkin-arsasina-baskan-tugay-sahip-cikti

(3)https://www.egedesonsoz.com/haber/Mavisehir-de-bas-donduren-ihale-trafigi-TOKI-satisa-cikti-belediye-aldi/1024547

(4) https://www.a3haber.com/2020/04/20/belediyenin-denize-sifir-arsasini-cengiz-insaata-sattilar-halkci-belediye/

(5) https://www.a3haber.com/2021/01/27/bu-bir-cuvakdizi-kendine-batir-haberidir-sen-bana-destek-ver-ben-sana-koltuk/

(6)https://www.egedesonsoz.com/haber/sehir-plancilari-ndan-mavisehir-tepkisi-planlarin-gecerliligi-kalmamistir/10396048)

(7) https://karsiyaka.bel.tr/karsiyaka-belediye-meclis-uyesi-av-murat-aydinin-aciklamasidir

(8) https://karsiyaka.bel.tr/harita-muhendislerinden-aciklama

(9) https://www.karsiyakahaber.com/gundem/tartismali-arsaya-bir-aciklama-da-ankaradan/23244

(10)https://www.egeyebakis.com/igc-ve-karsiiyaka-nin-cigdem-toker-e-verecegi-basin-ozgurlugu-odulu-cengiz-insaata-takildi/59903/

İzmir Büyükşehir Belediyesi arpalıklarındaki son durum (2)

Ali Rıza Avcan

İki bölümden oluşan yazı dizimizin ilk bölümünde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan kurduğu şirketlerle kurduğu şirketlerin ortak olduğu toplam 12 şirketteki, bu konu ile ilgili son yazımızın tarihi olan 30 Temmuz 2023 sonrasında gözleyebildiğimiz gelişmeleri, özellikle de yaklaşan yerel seçimler nedeniyle bu şirketlerin yönetim kurullarındaki değişiklikleri ele almıştık. Bugünkü ikinci ve son bölümde ise geriye kalan 14 şirketi inceleyerek bugünlerde yaşadığımız son gelişmeleri yorumlamaya çalışacağız.

Yazıya kaldığımız yerden devam etmeye kalktığımızda ilk ele alacağımız şirket, ilk adı bir zamanlar BAY-SAN olup sonradan İZTARIM olarak değiştirilen şirket olacak…

30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana geçen 5 ay 22 günlük sürede sermayesi % 138,87 oranındaki bir artışla 313.241.441.- liradan 748.241.441.- liraya çıkarılan İZTARIM A.Ş.‘nin yönetim kuruluna emekli arkeolog öğretim üyesi Ahmet Uhri ile Rotary 2440. Bölge‘nin eski guvarnörü (başkanı) ve gazeteci Mehmet Ahmet Nedim Atila‘nın katılımı ile, İBB yöneticileri Ali İhsan Özgürman, Pınar Çalışkan, Murat Koçak, Cahit Kutulan ve tarım uzmanı olduğu söylenen kimya mühendisi Tuncer Beybağ‘dan oluşan yönetim kurulunun üye sayısı 5’den 7’ye çıkmıştır.

Şirketteki belediye hissesi % 51’in üstünde olmasına karşın şirket kurulduğu günden bugüne kadar Sayıştay tarafından denetlenmemiş durumda…

Bu şirketteki asıl ilginç, şaşırtıcı ve kimselerin aklına gelmeyecek değişiklikleri ise sevgili dostum Serdar Öztürk‘ün A3Haber sitesindeki yazılarını okuyarak izlememiz gerektiğini düşünüyorum. (1, 2, 3, 4)

2020 yılında kapanan ve o İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in tarihten bu yana verdiği tüm sözlere rağmen açılmayan İzmir Hilton Oteli‘ni yöneten İzmir Enternasyonal Otelcilik A.Ş.‘ndeki kış uykusu, -ne yazık ki- 30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde de devam etti. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin % 23,84 oranıyla hissedar olduğu bu şirketteki tek değişiklik şirketin dümenini elinde bulunduran Kurdoğlu ailesinin bir ferdinin (Tuna Kurdoğlu) daha yönetim kuruluna katılması oldu. Böylelikle şirketin kumandasını elinde bulundurup (A) grubu hisseleri temsil eden Korhan Kurdoğlu, Erhan Kurdoğlu, Tuna Kurdoğlu ve Mehmet Nazif Günal‘ın yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin (B) grubunu hisselerini temsilen belediye yöneticileri avukat Türkan Özgür ile avukat Haluk İsmet Köymen, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)’nu temsil eden (C) grubu hisselerini temsilen de Ekrem Selami Yıldırım ve Başar Başaran bu dönemde oteli açıp faaliyete geçirmek adına hiçbir şey yapamadılar.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin 11 Ocak 2024 tarih, 10998 sayılı nüshasında yayınlanan ilam uyarınca 30 Ocak 2024 tarihinde İstanbul’da yapılacağı öğrenilen şirket genel kurulu ile ilgili gündeme bakıldığında da, şirketin 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait faaliyet raporlarının gecikmiş bir şekilde oylanması gibi sonuç almaktan uzak şeylerle uğraşıldığı görülmekte, şirketin geleceğine dair bir görüşmenin yapılmayacağı anlaşılmaktadır.

Suya sabuna dokunmayan bu gelişmeler de göstermektedir ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 12 Eylül döneminin “atanmış” belediye başkanı vali yardımcısı Ceyhan Demir‘den bu yana gelip geçen belediye başkanları Burhan Özfatura, Yüksel Çakmur, Ahmet Piriştina, Aziz Kocaoğlu ve Tunç Soyer‘in sonu “ceğiz” ya da “cağız“la biten bütün vaat ve sözlerine rağmen kentin ortasına bir hançer gibi sokulmuş bir binanın, kentin en önemli sorunlarından biri olmaya devam edeceği ve bizlere beş kuruşluk bir menfaati olmayacağı anlaşılmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sermayesine % 10 oranında hissedar olduğu bu şirket bilindiği gibi Kolin Holding‘le Koloğlu Holding‘in kontrolü altındadır. Yazımıza konu olan 30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde bu şirkette de herhangi bir değişiklik olmamış; ancak bir zamanlar İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi başkan vekili koltuğunu işgal edip yakın zamanda Bergama belediye başkan aday adaylığı macerasından hüsranla dönen Mustafa Özuslu‘nun bu şirkette huzur hakkı aldığı yönetim kurulu üyeliği devam etmektedir.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde sermayesinde herhangi bir artış ya da azalış olmayan şirketteki tek değişiklik yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan mimar Ersan Odaman‘ın ayrılması ile boşalan koltuğu, şu sıralar Konak belediye başkan aday adayı olarak çalışmalar yapan Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun doldurmuş olmasıdır.

Şirketin yönetim kurulu şu an itibariyle İzenerji şirketini temsilen Konak Belediyesi eski başkanı ve gazeteci Erdal İzgi, belediye yöneticileri Mürüvvet Kılıç ve Şükran Nurlu, ortopedi uzmanı Dr. Levent Köstem, Çeşme Belediyesi yönetimindeki Çeştur – Çeşme İmar Turizm Ticaret ve Teknik Hizmetleri ve Liman İşletmeciliği A.Ş. temsilcisi Hakkı Pamukçu, turizmci İbrahim Timur Ömürgönülşen ve mimar Nilüfer Çınarlı Mutlu‘dan oluşmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin % 30 oranında hisseye sahip olduğu şirkette, belediyenin tek temsilcisi, şirketin yönetim kurulu başkanı olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘dir. Şirketin yönetim kurulunda oldukça ufak hisse ile temsil edilenlerin çoğunlukta olmasına karşın; % 30 hisseye sahip olup bu hisse dışında yapılan şirkete büyük miktarlarda doğrudan ya da dolaylı yollardan mali yardımda bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu şirketin yönetim kurulunda 1 temsilci ile yer alması “temsilde adalet” ilkesi açısından tartışılması gereken bir konudur.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

Şirketin şu anki yönetim kurulu Tunç Soyer‘in başkanlığında Deniz Barçın, Aydın Buğra İlter, Hasan Eke, İlknur Rodoplu, Necip Kalkan, Ayşegül Kurtel, İshak Şikar, Semih Girgin, Serdar Dağıstan, Fadıl Sivri, Alp Avni Yelkenbiçer, Mehmet Salih Özen, Sergenç İneler ve Ece Elbirlik Ürkmez‘den oluşmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu şirkette de % 50 hisseye sahip olmasına rağmen 11 üyeden oluşan yönetim kurulunda yönetim kurulu başkan vekili olan bir üye ile temsil edilmektedir.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana sadece eski valinin gitmesi, yeni valinin gelmesi nedeniyle yönetim kurulu başkanlığını yapan yeni valinin ismi Süleyman Elban olarak değişmiştir. Yönetim kurulunun diğer üyeleri ise İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsilen Tunç Soyer, İzmir Valiliği‘ni temsilen Karabağlar kaymakamı Cemil Özgür Öneği, Mustafa Arslan, Mehmet Ensarioğlu, Balçova eski kaymakamı Ahmet Hamdi Usta, Balçova Belediye Başkanı Fatma Çalkaya, Narlıdere Belediye Başkanı Ali Engin, Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, Dikili Belediye Başkanı Adil Kırgöz ve İzmir Jeotermal A.Ş.‘ni temsilen Orhan Demirağlar‘dan oluşmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu şirketin 5 Milyon liralık sermayesine % 25 oranında hissedar olduğu halde yedi kişilik yönetim kurulunda sadece bir temsilcisi bulunmaktadır. Ayrıca kurulduğu günden bu yana bu şirketin Çeşme‘deki jeotermal kaynakları ve enerjiyi kullanma açısından ne yaptığı da pek bilinmemektedir.

Şirketin yönetim kurulunda şu an itibariyle Balçova Termal Turizm ve Otelcilik A.Ş. adına Yeter Gönenç, Çetaş – Çeşme Otelcileri Termal Enerji ve Turizm A.Ş. adına Veysi Öncel, Çeşme Belediye Başkanı Muammer Ekrem Oran, Çeşme eski kaymakamı Ünal Çakıcı, İzmir Büyükşehir Belediyesi adına Hakan Öztürk ve İzmir Jeotermal Enerji San. ve Tic. A.Ş. adına Orhan Demirağlar bulunuyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sermayesine % 0,73 oranında katkıda bulunduğu bu şirketin yönetim kurulunda İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Barış Karcı yer alıyor.

30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana şirketteki tek değişiklik ise yeni vali Süleyman Elban‘ın yönetim kurulu üyesi olarak, EAC/Turkey International Interprises Inc. adına Mary Mills Tuncer ile Deniz Tuncer, Hikmet Dengeışık, Hakan Kilitçioğlu, Aran Herschl Dokovna, Edward Mills, Larry Hymes, Ayshe Tuncer, Barış Demirtaş, EBSO adına Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Odası adına Mahmut Özgener, İzmir Büyükşehir Belediyesi adına Barış Karcı‘dan oluşan yönetim kuruluna katılmış olması şeklinde özetlenebilir.

İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE)‘nin öncülüğünde belediyelerin ve sermayeyi temsil eden meslek örgütleriyle derneklerin katılımı ile oluşturulan; bu çerçevede İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin eski adı ÜNİBEL, yeni adı İzmir İnovasyon ve Teknoloji A.Ş. olan şirketinin sermayeye % 5 oranında ortak olduğu bu şirkette 30 Temmuz 2023 tarihi sonrasındaki tek bir hareket olmamıştır.

Şirket şu an itibariyle, İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE) rektörü Yusuf Baran‘ın başkanlığında Ege Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) temsilcisi Fadıl Sivri, İzmir Ticaret Odası (İZTO) temsilcisi Mehmet Raşit Özsaruhan, İzmir Ticaret Borsası (İTO) temsilcisi Erçin Güdücü, İzmir Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği (İESOB) temsilcisi eski başkan Zekeriya Mutlu, Abdullah Gül Üniversitesi temsilcisi Erk Hacıhasanoğlu, Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) temsilcisi Erkan Zandar, Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD) temsilcisi Aydın Buğra İlter ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) temsilcisi Metin Akdaş ile Uğur Yüce ve Metin Tanoğlu‘nun üye olduğu yönetim kurulu tarafından yönetilmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri Egeşehir, İZDENİZ ve İZFAŞ‘ın % 4 hisse ile ortak olduğu ve kötü yönetim sonucu ortaya çıkan muazzam zararlarıyla tanınan Karşıyaka Belediyesi‘nin şirketi Kent Karşıyaka Sosyal Tesis İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A. Ş., 30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana yaptığı zararları karşılamak üzere sermayesini 140.426.376.- liradan 81.259.709.- liraya indirmek zorunda kalmış, kötü yönetimin ürünü olarak ortaya çıkan zararda payı olan yönetim kurulu üyelerinden Yağmur Han Şenel, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi İZENERJİ‘ye yönetim kurulu üyesi olarak transfer edilirken, onun koltuğunu şirket genel kurullarında genellikle “oy toplayıcı” olarak görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Şirketler Koordinatör Yardımcısı Yusuf Fatih Acar doldurmuştur.

Kent A.Ş.‘nin yönetim kurulu şu sıralarda İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmak için çırpınan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın başkanlığında Önder Koç, Foça Belediye Meclisi üyesi Hakan Barçın, avukat Aylin Öz ve İBB Şirketler Koordinatörü Yardımcısı Yusuf Fatih Acar‘dan oluşmaktadır.

İZETAŞ A.Ş.‘nin yönetim kurulu başkanlığı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘e yakınlığı ile bilinen Ali Ercan Türkoğlu tarafından yapılmaktadır. 1982 yılında İTÜ‘den mezun olan Türkoğlu‘nun, İZENERJİ‘ye ait İnternet sayfasında yazılı olan esnek ifadelere rağmen profesyonel bir insan kaynakları platformu olan Linkedin‘de kendisi tarafından düzenlenen kişisel hesabındaki bilgilere göre mezun olduğu tarih ile İZENERJİ yönetim kurulu başkanı olduğu 2021 Ocak ayına kadarki süre içinde mesleki olarak ne yaptığı bilinmemektedir. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan şirket ilamlarında ikametgah adresi olarak Etiyopya‘yı göstermesi nedeniyle bu ülkede yaşayıp tekstil işi ile uğraştığı söylenen Bornova Anadolu Lisesi (BAL) mezunu Ali Ercan Türkoğlu bu görevinin dışında ayrıca İZENERJİ‘nin yönetim kurulu başkanlığını yapmakta ve buna ilave olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yakın zamanda % 51 hisseyi özel bir şahsa vererek ve % kendisine 49 hisseyi layık görerek kurduğu İZGÜNEŞ Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.‘ndeki temsiliyeti ile İZENERJİ‘yi, dolayısıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsil etmektedir.

Bu şirketle ilgili diğer ilginç bir nokta da, şirketin yönetim kurulu başkanının İZENERJİ genel müdür yardımcısı olarak çalışan Ali Celal Ergin olması, üçüncü yönetim kurulu üyesi olarak kendisine hiçbir yasal dayanağı olmayan “İBB güvenlik koordinatörü” adı verilen Yusuf İncili isimli eski bir polisin seçilmiş olmasıdır. Bu şahsın aynı zamanda İZENERJİ‘de de yönetim kurulu üyesi olması, geçmişte Kosova‘da, Afrika ülkesi Liberya ve Sudan‘da ve turizm sektöründe güvenlik işlerinde çalışmış birinin edindiği bilgi ve birikime İZENERJİ ve İZETAŞ gibi belediye şirketlerinde ne ölçüde ihtiyaç duyulduğu sorusunu da akla getirmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yakın zamanda kurduğu, bu nedenle de dumanı henüz tüten bu yeni şirketin öyküsünü en iyi şekilde sevgili dostum Serdar Öztürk‘ün yakın zamanlarda kaleme aldığı yazılardan öğrenmek mümkündür diye düşünüyorum ve bu şirketin nasıl kurulduğunu, diğer ortağının kim olduğunu, neden ortalarda gözükmediğini ve şirketin bu haliyle hangi usulsüzlüklere imza attığını Serdar Öztürk‘e bırakıyorum… Tabii ki, bu konudaki kanaat ve karar sizlere ait… (5, 6)

Ölü ya da can çekişmekte olan bir şirket daha… Ne yaptığı bilinmeyen, nereden gelip nereye gittiği sorgulanmayan, sahipsiz bir şirket… Anlaşıldığı kadarıyla İZULAŞ ile İZELMAN‘ın tanzim satış işine girmek için birlikte kurdukları bir şirket… Bu şirketin 2005 yılında Migros markası içinde eritilip yok edilen bizim bildiğimiz TANSAŞ ile bir ilgisi var mıdır? İşte o konu, kesinlikle bilinmiyor… Yine de Sayıştay denetçileri her yıl düzenledikleri denetim raporlarında bu şirketin adını şirket listesinde gösteriyorlar… İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin gözden çıkardığı anlaşılan bu şirket, ticaret sicilindeki varlığını şimdilik koruduğuna göre gelecek bir tarihte, aynen Baysan gibi başka bir işe yarayabilir düşüncesiyle çekmecelerden birinde saklanıyor olabilir…

Yine bir zamanlar İzmir denince herkesin aklına gelen; hatta bir yatırım modeli olarak lanse edilmeye çalışan çok ortaklı bir şirketle karşı karşıyayız. Hem de Güçbirliği, Kipa, EGS Holding, Şampa, Tepekule Holding, Alsancak Liman İşletmeleri ve İzmir Air gibi İzmirli para sahiplerinin elini cebine atamadığı, 88 kişi ya da şirketin 1988 yılında gözden çıkardığı ufak ufak paralarla ancak 200.000.- liralık sermaye ile yola çıktığı; sonu hüsranla biten yeni bir saadet zinciri ile karşı karşıyayız… Yakın zamanda kurulup sonu da bunlar gibi olacak TARKEM ya da “mahdum efendilerin” kurduğu İzmir Girişim Grubu gibi… Aralarında İzmir‘in en büyük firmalarıyla sermayedarlarının bulunduğu bu şirketleri -ne yazık ki- bugün kimse hatırlamıyor, hatırlayanlar ise yüzlerini ekşitip unutmaya çalışıyorlar…

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde 24 Mayıs 1988 ile 10 Aralık 2019 tarihleri arasındaki 31 yıl 6 ay 16 günlük sürede 48 adet ilama sahip 88 ortaklı bu şirkete ait en son ilamda, şirketin yönetim kurulu başkanlığı görevi 29.11.2022 yılına kadar Mustafa Selim Yaşar‘a verildiği ve Mustafa Selim Yaşar da 6 Eylül 2021 tarihinde vefat etmiş olduğundan İzmir Büyükşehir Belediyesi, % 1 oranında hisseye sahip olduğu bu şirketteki son durumu hakkında bir açıklama yaparak 1988 yılı değerlerine göre 200.000.- TL sermayeli bu şirketin hem belediye hem de İzmir açısından nasıl bir gelecek vaat ettiğini ya da etmediğini açıklamalı ve bundan böyle bu tür çok ortaklı şirketler kurarken ya da kurulacak olanlara katılırken bu acı dersi hatırlayıp yaptığı yanlışlıklar için özeleştiri yapmalıdır diye düşünüyorum.

Sonuç olarak;

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan kurduğu ya da doğrudan kurduğu şirketlerin ortaklığı suretiyle kurulan toplam 26 şirketteki sermaye tutarları ile yönetim kurullarında görev alanları ele alıp incelediğimizde;

1) 22 Ocak 2024 tarihi itibariyle 26 şirketteki toplam 144 adet pozisyona (yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu başkan vekili ya da yardımcısı, yönetim kurulu üyesi vb.) belediye yöneticileri arasından ya da dışarıdan seçtiği kişileri atadığı, bu pozisyonlardan 97 (% 67,37) ‘sinin belediye yöneticileri (genel sekreter, genel sekreter yardımcısı, daire başkanı, danışman, koordinatör vb.) arasından, geriye kalan 47 (% 32,63)’sinin de dışardan atandığı belirlenmiştir.

Ancak bu sayı ve oranları, yaklaşan yerel seçimlerin öncesindeki durumla karşılaştırdığımızda karşımıza yanıltıcı bir durum çıkacaktır. Zira, yerel seçim öncesinde yönetim kurulu başkanı ve üyeleri arasında dışardan atananların sayı ve oranının, yerel seçimlerde belediye başkanı ya da belediye meclisi adayı olmak amacıyla ayrılanları dikkate aldığımızda bugünküne göre daha fazla olduğu unutulmamalıdır.

2) İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından yönetim kurulu başkanı, başkan vekili, başkan yardımcısı ve yönetim kurulu üyesi olarak atananların arasındaki 10 ismin, tek bir yönetim kurulu üyeliğine sahip olan 134 kişiye göre daha avantajlı ve ayrıcalıklı olduğu görülecektir. Başta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in kendisi olmak üzere 3 (İZBETON, İZFAŞ, TARKEM), Ali Ercan Türkoğlu‘nun 3 (İZENERJİ, İZGÜNEŞ, İZETAŞ), Ali İhsan Özgürman‘ın 2 (İZFAŞ, İZTARIM), Barış Karcı‘nın 2 (İZBETON, ESBAŞ), Kadir Efe Oruç‘un 2 (İZBAN, İZDOĞA), Raif Canbek‘in 2 (İZMİR METRO, İZBAN), Türkan Özgür‘ün 2 (İZMİR METRO, İZMİR ENTERNASYONAL OTELCİLİK), Yusuf İncili‘nin 2 (İZENERJİ, İZETAŞ), Sönmez Alev‘in 2 (İZMİR METRO, İZBAN) ve Hakan Öztürk‘ün 2 (GRAND PLAZA; ÇEŞTAŞ) ayrı şirkette görevli olması bu durumun en iyi örneğidir.

3) İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerini ele alıp analiz ettiğimiz 30 Temmuz 2023 tarihinli yazımızdan bu yana bu şirketlere ait toplam sermayenin % 17,61 oranındaki artışla 7.536.326.092.- liradan 8.863.159.425.- liraya yükseldiği, İZBETON‘nun sermayesinde % 20,28, İZMİR METRO‘nun sermayesinde % 124,17, İZBAN‘ın sermayesinde % 27,50, İZTARIM‘ın sermayesinde % 138,87 oranında bir artış sağlanmış olmakla birlikte; Grand Plaza‘nın sermayesinde % 9,37, İZULAŞ‘ın sermayesinde % 11,44, Kent A.Ş.‘nin sermayesinde % 57,87 oranında bir azalma yaşandığı, geriye kalan 19 şirketin sermayesinde ise bugünkü ekonomik koşullardaki enflasyonu karşılayacak herhangi bir değişiklik yapılmadığı, bu nedenle de şirketlerin her geçen yıl küçüldüğü belirlenmiştir.

4) Anlaşılan o ki, iki bölümden oluşan bu yazıyı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 2019-2023 hizmet döneminde belediye şirketlerinin yönetim kurullarına yerleştirdiği kendisinden yana, adeta kendisinin küçük kopyası olan isimleri, başka bir deyişle “Küçük Tunç Soyer“leri, yaklaşan yerel seçimler nedeniyle mevzilendikleri yerlerden çıkarak cepheye sürdüğü bir dönemde yazıyorum. Çünkü vakt-i zamanında seçim dönemlerinde bu şekilde ön cepheye sürmek amacıyla şirketlerin yönetim kurullarına doldurulan tüm siyasi isimler, yaklaşan yerel seçimler nedeniyle beslenip gürbüzleştikleri bu koltukları bırakarak seçim sath-i mahalline çıkıp geride sadece belediye yöneticilerini bırakmış gibidirler… Şimdi hepsi kapı kapı dolaşıp kendi adını ve siyasetini; daha doğrusu siyasetsizliğini tanıtmaya, “onu alma, beni al” demeye, “ben güzelim“, “ben yakışıklıyım“, “en iyi giyinen benim“, “en iyi ben gülüyorum” diyerek ideoloji ve siyasetten uzak bir kampanyayı sürdürüyorlar…

Ama bir de bunun seçim sonrası var… Anlaşılan o ki, yeni hizmet döneminin efendisi makamına oturduğunda, hele ki bu efendi yeni biri olduğunda tüm yönetim kurulu üyeleri tümden değişip onların yerine korkunç bir rekabet içinde yeni isimler gündeme gelecek ve bu sefer de onların semirip gürbüzleşmeye başlayacağı bir süreç başlayacak… Çünkü özelleştirmenin geçerli olduğu “şirket belediyeciliği” denilen kapitalist sistem ve onun yozlaşmış burjuva siyaseti, kentteki siyaseti ve muhalefeti esir almak için bunu emrediyor…

5) Bütün bu yazıp çizdiklerimizin sonunda eskisi ya da yenisiyle tüm belediye başkanlarının İzmir‘in sermaye çevreleriyle birlikte gözükmeye, onlarla şirket kurmaya ya da onların şirket yönetimlerine almaya meraklı olduğu anlaşılıyor. Belediye ve sermaye bunu yaparken de, bu işbirliğine malzeme yaptıkları bize ait olan Basmane Çukuru, Kültürpark, İzmir Hilton Oteli gibi kamu mallarının da belediyenin elinden çıkarılıp sermayenin elinde “ham edilmesi“sağlanıyor.

Bu çerçevede, belediyedeki bu sermaye seviciliği ve sermaye ile birlikte olup kamu mallarını yağmalama merakı, bir de işçi ve emekçi cephesiyle işbirliği yapalım çabasına dönüşmüyor. İzmir büyükşehir belediye başkanlarının sürekli olarak İzmir‘deki sermaye çevreleriyle birlikte batık şirketler kurup kamu mallarını yağmalamasına ya da sermaye şirketlerinde görev yapan beyaz yakalı profesyonelleri transfer etmesine karşın emek cephesindeki sendika, konfederasyon, meslek odası, dernek, kooperatif ve platformlarla tek bir kez bile olsa da bir araya gelip kalıcı işbirlikleri oluşturmadığı, işçi ve emek cephesindeki bazı isimleri belediyede ya da kurduğu şirketlerde koltuk sahibi yaparak “satın almayı” tercih ettiği, onları koltuk, makam ve mevki sahibi yaparak kendi yanına çektiği, işçi ve emekçi cephesindeki çoğu örgüt ve kişinin de bu duruma itiraz etmediği görülüyor.

(1) https://www.a3haber.com/2023/11/16/baska-ne-mumkun/

(2) https://www.a3haber.com/2024/01/17/cesmedeki-hafta-sonu-mesaisi-gozlerinizi-yasartacak/

(3) https://www.a3haber.com/2023/11/22/yagma-hasanin-boregi-ya-da-baska-bir-tarim-mumkun/

(4) https://www.a3haber.com/2023/12/05/manda-yuva-yapmis-izmire-bedava-mi-sandin/

(5) https://www.a3haber.com/2023/12/12/temiz-enerji-mi-dediniz/

(6) https://www.a3haber.com/2023/12/25/protokol-imzalanmadan-15-gun-once-siparisi-vermis-ongoru-buna-denir/

Kamu zararına yol açan bedava otopark ve karavanlar…

Ali Rıza Avcan

Değişik marka ve modeldeki otomobil fiyatlarıyla bu araçlara ait vergilerin milyonlarla ifade edildiği günümüz tüketim toplumunda karşımıza çıkan yeni ve pahalı başka bir alışkanlığı, daha doğrusu yine birilerine keyif verirken kentte yaşayan bizlere yeni sorunlar yaratan, yarattığı otopark sıkıntılar nedeniyle yeni mali yükler getiren zenginlerin yeni bir oyuncağını gündeme getirmek istiyorum:

Motorsuz olduğu için diğer bir araçla çekilen karavanlar, minik ev (tiny house) olarak tanımlanan ve minimalist yaşam felsefesinin sadelik anlayışıyla tasarlanan, genellikle doğa ile iç içe bir yaşam sürmek isteyenlerin tercih ettiği; küçük boyutlu, işlevsel küçük ev modelleri ve bütün bu araçların en büyüğü olarak karşımıza çıkan sabit ya da mobil konteyner evler…

Karavan, “tiny-house” ve konteyner evler…

Ev yaşamını deniz kıyısında, dağda bayırda, doğanın içinde, hiçbir sabit konaklama tesisine bağlı olmaksızın ve konaklama için herhangi bir ödeme yapmaksızın tatil yaparcasına keyif sürme arzusundan kaynaklanan bu araçlar bugün burada, yarın orada olma gibi göçmen bir yaşamı mümkün kıldığı için, çoğu kez gelir düzeyi yüksek varlıklı kentli kesimlerle okumuş beyaz yakalıların amatör heveslerini tatmin ediyor.

Hatta bu yeni heves ya da alışkanlığın, değişik cins ve fiyatlardaki karavanları seçmeyi konu alan televizyon dizilerinin Bloomberg, TLC ya da DMAX gibi televizyon kanallarında yayınlanması suretiyle olası tüketicileri özendirip teşvik ettiğini, diğer yandan da bu tür karavan, minik ev (tiny-house) ya da konteynerlerde kullanılan farklı araç ve gereçlerin satış pazarlaması ile ayrı bir sektörün yaratıldığını söyleyebiliriz.

Ancak bu motorlu ya da motorsuz araçların hem kentlerdeki hem de gittikleri yerlerdeki varlıkları, taşıt araçlarının parkından kaynaklanan sorunlara ek olarak yer yer ve zaman zaman daha önce karşılaşılmamış yeni sorunların çıkmasına neden oluyor. Aynen insanın hareketliliğini arttırdığı iddia edilen e-scooter kullanıcılarıyla motosiklet ya da bisiklet kullanıcılarının yarattığı yeni sorunlar gibi…

Bilindiği üzere, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Belediyenin yetkileri ve İmtiyazları” başlıklı 15. maddesinin (p) fıkrası hükmüne göre, “kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek“ belediyelerin yetki ve imtiyazında bulunmakta olup; bu yetki ve imtiyaz, büyükşehir belediyelerinde 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu‘nun “Ulaşım hizmetleri” başlıklı 9. maddesi ve bu maddeye göre düzenlenen “Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliği” uyarınca Ulaşım Koordinasyon Merkezleri (UKOME) eliyle kullanılmaktadır. Bu çerçevede İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi, kurulduğu 14 Temmuz 2004 tarihinden bu yana aldığı binlerce kararla İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki araç park yerlerinin yer ve sayısını belirlemektedir.

Karşıyaka sahilindeki denize nazır otoparklardaki karavanlar, 28 Mayıs 2023.

Belediyelere verilen bu yetki ve imtiyazların kullanımı İzmir‘de İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME)‘ne ait olup, 2004 yılından bu yana kent içindeki park yeri ve sayılarıyla ilgili binlerce karar alınıp uygulanmasına; ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından “İzmir Büyükşehir Belediyesi Otopark Yönetmeliği Uygulama Esasları” ve “İzmir Büyükşehir Belediyesi Kıyı ve Sahil Şeridi, Yol, Meydan ve Yeşil Alan Yetki ve Görev Uygulama Yönetmeliği” ismiyle iki ayrı yönetmelik düzenlenmiş olmasına karşın; bugüne kadar mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait araç otoparklarının kullanım esas ve usullerine ilişkin herhangi bir yönetmelik düzenlemesi yapılmadığı görülmektedir. Çünkü bu otoparklar, hem büyükşehir hem de ilçe belediyelerinde ticari bir anlayışla belediye şirketlerine verilmekte ve araç otoparklarıyla ilgili her türlü düzenleme bu şirketler tarafından yapılmaktadır.

Öte yandan Danıştay‘ın değişik tarihlerde aldığı kararlarda da belirtildiği üzere, trafiğe tahsis edilmiş olan cadde ve sokakların kenarında park eden araçlardan, park edilen alan trafiği engellediği ve araçların buraya girişi, çıkışı ve güvenli bir şekilde park edebilmesi için gerekli park işaretlemeleri yapılmadan park ya da işgal ücreti alınamayacağı da bilinmektedir.

İzmirlilerin şikayeti üzerine zabıta marifetiyle gerçekleştirilen çözümden uzak müdahaleler… 28 Mayıs 2023.

Ancak bütün bunlara rağmen, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerine ait birçok araç parkı kamu kaynakları kullanılarak inşa edildiği, giriş ve çıkışları belirlenip araçların park etmesini kolaylaştıran park yeri işaretleri konulduğu halde, buralarda park eden araçlardan hiçbir ücret talep edilmemekte, bu parklara bu işi yapmak üzere bir görevli verilmemekte ya da ücret tahsilatını sağlayacak bir sistem geliştirilmemektedir. Özellikle de yol kenarlarında ya da mahalle aralarında yapılan yeşil alanların, parkların içinde veya mevcut kaldırımların daraltılması, hatta yok edilmesi suretiyle sırf bu amaçla yaratılan otoparklarda yıllarca park eden araçlardan hiçbir ücret alınmamakta, bu nedenle de belediye eliyle yaratılmış bu sahipsiz otoparklar motorlu ya da motorsuz karavanların, minik evlerin ve konteynerlerin park yeri olarak kullanılmaktadır. İşte o nedenle, kamu kaynakları kullanılarak motorlu araç sahiplerine sunulan bu tür “bedava” otoparklar araç sahibi olmadığı halde düzenli olarak vergilerini ödeyip kendilerine düşen yükümlülükleri yerine getiren hemşerilerin aleyhine, karavan, minik ev ve konteyner sahiplerinin de lehine olacak şekilde kullanılmakta; böylelikle mevcut kamu zararının daha da artmasına neden olunmaktadır.

Her ne kadar 2022 yılı Kasım ayında İnciraltı Ormanı‘ndaki 259, 28 Mayıs 2023 tarihinde de Karşıyaka sahilindeki 122’si çekme, 52’si motorlu olmak üzere toplam 174 adet karavanın zabıta eliyle toplanarak belediyenin gösterdiği alanlara götürüldüğüne ilişkin belediye basın bültenleriyle gazete haberlerini görsek de okuduğumuz haberlerde belediyenin bu karavanlar için “ücretsiz“; yani, “bedava” park alanlarının belirlendiğine ilişkin bilgiler, bu işin yine araç sahiplerinden ücret almaksızın geçiştirildiğini göstermektedir. (1, 2, 3)

“Bedava” parklardan bir örnek: Karşıyaka, Yalı Mahallesi 6484 sokaktaki Manolya Parkı.

Bu durumda da, milyonlarca lira verilerek alınan özel taşıtlar, kendilerine belediyeler tarafından bağışlanan bu bedava otoparklardan yararlanarak tüm cadde, sokak ve parkları doldurarak araç sahibi olmayan yurttaşların aleyhine bir durum yaratmakta, “bedavacı ayrıcalıklı yurttaş” olmanın tadını sonuna kadar çıkarmaktadırlar. Hele ki, TÜİK’in 2023 Kasım ayı verilerine göre 2022 yılı nüfusu 4.462.056 olan İzmir’de, trafiğe kayıtlı araç sayısının 1.785.932, bu araçlara sahip kişi sayısının da toplam nüfusun 40,03’ünü oluşturduğunu öğrenip geriye kalan 2.676.124 kişinin; yani, % 59,97’sinin araç sahibi olmadığını düşündüğümüzde…

İşte o nedenle, 2023 Kasım ayı itibariyle İzmir’deki 1.785.932 taşıt aracına park yeri bulmak zorunda olup bulamayan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin bu sayının üstüne eklenecek binlerce motorlu ya da motorsuz karavanı, “tiny-house“u ve konteyneri düşündüğümüzde; hem mevcut araç otoparkı kapasitesinin yetmediğini, hem de giriş ve çıkışı düzenlenip otopark çizgileri çizilen bedava otoparkların kamuyu nasıl bir gelirden ettiğini düşündüğümüzde…

Öte yandan, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Otoparklar” başlığını taşıyan 37. maddesi ile Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği hükümlerine göre, her düzeydeki imar planlarının düzenlenmesinde beldenin ve bölgenin koşulları ile gelecekteki ihtiyaçları göz önünde tutularak gerekli olan yeşil alanlarla otopark yerlerinin ayrılması gerekmekte olup; imar planlarının yapılıp kabul edilmesi ile ilgili süreçlerde motorsuz karavanlar, “tiny-house“lar ve konteynerler dikkate alınmadığı için zaten 1.785.932 adet motorlu taşıt aracına yetmeyen otoparkların bu yeni oyuncaklara yetmeyeceği ortadadır.  

Diğer yandan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Tanımlar” başlığını taşıyan 3. maddesi  “kamp taşıtı” olarak tanımladığı karavanları, “yük taşımasında kullanılmayan; iç dizaynı tatil yapmaya uygun teçhizatlarla donatılmış, hizmet edebileceği kadar yolcu taşıyabilen motorlu taşıt” olarak kabul edip, motorlu olmayan çekme karavanları, “tiny-house“ları ve konteynerleri kanun kapsamı dışında bıraktığı için kanun kapsamında olmayan bu araçların motorlu kara taşıtları için yapılan otoparklara almak, hele ki bunlardan herhangi bir şekilde ücret almamak motorlu araç, motorlu karavan, motorsuz çekme karavan, “tiny-house” ve konteyner sahipleriyle hiçbir şekilde bu araçlara sahip olmayan büyük çoğunluk arasındaki eşitsizliği ve adaletsizliği daha da büyütecek, zaten mevcut olan kamu zararını daha da arttıracaktır.

İlgili madde ve diğer kanun ve yönetmelikler uyarınca planların yapılmasında ve kentleşmeye esas imar planlarının düzenlenmesinde esas olarak alınan bölge nüfusuna ve yapılaşmaya esas yeşil alan ve otopark alanlarının hesaplanması ve tasarlanması noktasında öngörülmeyen çekme karavan, “tiny-house” ve konteynerlerin geçici ya da uzun süreli konaklama amacıyla kullanımı, bölgede yerleşik düzende yaşayan yurttaşlara ait diğer taşıt araçlarının parkı açısından sıkıntılara neden olacağı için bu araçların zabıta marifetiyle toplanıp yine ücretsiz parklara yerleştirilmesi uygulamasından vazgeçilerek İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki tüm otoparkların nasıl işletileceğine ilişkin bir yönetmeliğin düzenlenmesi, bu yönetmeliğin kapsamına yeşil alan ve parkların içine ya da kenarına yapılarak bedelsiz kullanılan otoparkların da dahil edilmesi, tüm araçlarla yazımızın konusunu oluşturan motorlu ya da motorsuz tüm karavan, “tiny-house” ve konteynerlerin şahsın birinci, ikinci, üçüncü araç sahibi olup olmadığına bakılarak kademeli olarak ücretlendirilmesi, karavan, “tiny-house” ve konteyner evlerin parkına ayrılan alanların yerleşim yerlerinin dışında seçilmesi yerinde ve doğru olacaktır.

14 Ocak 2024 tarihinde yazarak ifade etmeye çalıştığımız bu sorunu yerinde görmek amacıyla, genellikle motorlu ya da motorsuz karavan, “tiny house” ve konteyner ev sahiplerinin oturduğu Atakent, Şemikler, Mavişehir ve Bostanlı gibi sosyo-ekonomik durumu yüksek mahallerinde, özellikle de Karşıyaka sahilinde yaptığım gezide fotoğraf çektiğim noktaları gösteren Google Earth görüntüsü ile onu izleyen aşağıdaki fotoğraflar, bu sorunun belediye zabıtası marifetiyle çözümlenmekten uzak olduğunu ve otoparklardaki işgalin halen devam ettiğini açık bir şekilde göstermektedir. Hatta karavana dönüştürülmüş koskocaman bir otobüsün bir somut gerçeğe dahil edildiğini dikkate aldığımızda…

Bostanlı-Atakent-Mavişehir hattındaki otoparklarda halen kışlamakta olan karavanları haritada işaretlediğimiz 6 ayrı noktada görebilirsiniz…
4. Nokta: Atakent önünde, Bostanlı Pazar Yeri’nin arkasındaki otopark…
4. Nokta: Karavana dönüştürülmüş otobüs… Acaba işgal ettiği yere kaç adet otomobil park edebilir?
3. Nokta: Karşıyaka Belediyesi’nin boşuna ve sonuçsuz çabası… Zira, Karşıyaka Belediyesi’nin “Bu alana karavan park etmek yasaktır. Karavanlarınızı kaldırmanız rica olunur” afişin asıldığı yerin 100 metre ötesinde onlarca karavan park etmiş durumda…
2. Nokta: Atakent Venedik Evleri arasındaki otoparkı işgal eden karavanlar…
1. Nokta: Yalı Mahallesi, 6440/1 sokakta belediye tarafından düzenlenen yeşil alanda park etmiş olan motorsuz karavan…
5. Nokta: Bostanlı Deresi ağzındaki otoparkı işgal eden karavanlar…
6. Nokta: Bostanlı Balıkçı Barınağı arkasındaki yaya yoluna park etmiş karavanlar…

Bütün bu yazıp çizdiklerimle dışarda yaşanan mevcut durumu fotoğraflarla sergileyip gösterdikten sonra çözümlendi sanılıp çözümlenmeyen bu sorunun gerçekten çözümlenmesi için görevli, yetkili ve sorumlu olanların bir şeyler yapılması gerekiyor… İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri ile birlikte belediyelerin ya da belediye şirketlerinin elindeki tüm otoparkların, otopark niteliğindeki bulvar, cadde ve sokak kenarındaki ya da yeşil alan, park içindeki tüm otoparkların düzenlenecek bir yönetmelikle disiplin altına alınması, yönetmelik uygulamasının her bir otoparkta otomatik sistemlerle ya da görevlilerle takip edilmesi, bu düzenlemede aynı şahsa ya da kuruma ait birden fazla araç olması durumunda ücretin kademli olarak arttığı bir tarifenin uygulanması, motorsuz karavan, “tiny house” (minik ev) ve konteynerlerin kesinlikle bu otoparklara alınmayarak bu tür araçlar için yerleşim alanı dışında ücretli parkların açılması…

Düşünmesi, araştırıp incelemesi ve önermesi bizden; bu önerilerden yararlanarak uygulaması ise belediye başkanlığı ve meclis üyeliği koltuğunu elinde bulunduranlarda ya da bu koltuklara aday olanlarda olsun diyelim…

…………………………………………………………………………………………………………………

(1)Karşıyaka’da karavan işgaline müdahale“, https://www.izmir.bel.tr/Haberler/karsiyaka-da-karavan-isgaline-mudahale/48557/156

(2)İzmir Büyükşehir Belediyesi Karavanlara Yer Buldu“, https://gelismeler.com.tr/genel/izmir-buyuksehir-belediyesi-karavanlara-yer-buldu

(3)İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Karavan Parklarına Düzenleme!“, https://www.kampyerleri.org/izmir-buyuksehir-belediyesinden-karavan-oarklarina-duzenleme/

Bu bir ihbar yazısıdır….

Ali Rıza Avcan

Evet, bu bir ihbar yazısıdır.

Hem de 2024 yılının ilk gününde içim sızlayarak yazdığım bir ihbar yazısı, bir feryat, bir isyan yazısıdır…

Ama alışıldığı üzere cumhuriyet savcılarına, CİMER‘e, HİM‘e ya da kendilerine devlet diyen kamu otoritelerine değil; tarihi ve kültürel değerlerin korunup sahiplenilmesine önem veren kamuoyuna, insanlığa ve 30 Mart 2024 tarihli yerel seçimlerde oy kullanacak seçmenlere, özellikle de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Konak Belediye Başkanlığı için oy kullanacak seçmenlere yönelik bir ihbar yazısıdır.

Büyük Kardıçalı Han

1928 yılında yapılan ve Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi‘nin tüm özelliklerini yansıtan İzmir‘in ilk, ülkemizin ikinci betonarme karkas yapısıdır. Birincisi ise İstanbul‘da 1923’de inşa edilmiş olan İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü binasıdır.

Büyük Kardıçalı Han

İzmir‘i, İzmir yapan, İzmir‘in mimari kimliğini belirleyen, her daim gözümüzün önündeki en önemli tarihi yapılardan biridir. Hemen önünde Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin temel öğelerini öne çıkaran Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi‘nin önemli temsilcisi Mimar Kemalettin Bey‘in heykeli bulunmaktadır.

Bina, batıda 2. Kordon olarak bildiğimiz Cumhuriyet Bulvarı, kuzeyde Mimar Kemalettin Caddesi, doğuda ise Şehit Fethi Bey Caddesi ile çevrelenen ve tapunun Konak ilçesi, Akdeniz mahallesi 77 pafta, 951 ada, 2 parselindeki 1.718 metrekarelik bir arsa üzerinde bulunmaktadır. 2024 yılı itibariyle 96 yaşına giren bu muhteşem bina, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü‘nün Parsel Sorgulama Uygulaması verilerine göre 119, İzmir Büyükşehir Belediyesi Üç Boyutlu Kent Rehberi verilerine göre kat mülkiyetinin geçerli olduğu 132 bağımsız bölümden oluşmaktadır.

Büyük Kardiçalı Han Kuzey cephe kesiti.
Büyük Kardiçalı Han planı.

1. derece kültürel varlık olarak koruma altına alınan yapı, tescil fişindeki bilgilere göre zemin + iki katlı, iç avlusu olan bir yapıdır. Şehit Fethi Bey Caddesi‘nden 15, 17 (han girişi) ve 19, Mimar Kemalettin Caddesi‘nden 16-A, 16, 14, 10, 8, 6 ve 4, Cumhuriyet Bulvarı‘ndan 56, 54 (han girişi), 52, 50, 48 ve 48/A kapı numaralarını almıştır.

1927-1928 yıllarında yapılan yapının sahibi, Yunanistan‘ın Batı Teselya bölgesindeki Kardiçe (Καρδίτσα Karditsa) kentinden önce Manisa, Akhisar‘a, daha sonra İzmir‘e gelip yerleşen tütün tüccarı Kardıçalı İbrahim Bey (1880-1958)’dir. Hakkındaki bazı iddialar, İbrahim Kardıçalı‘nın Sabetay Sevi‘yi Mesih olarak tanıyıp din değiştirenlerin Karakaş kolu ile ilişkili olduğu ile ilgilidir. Tütün ticaretiyle kısa zamanda zenginleşen Kardıçalı İbrahim Bey‘in bu binayı, abartılı bir söylemle demiri Almanya‘dan, çimentoyu Romanya‘dan, keresteyi de İtalya‘dan getirmek suretiyle apartman olarak yaptırdığı söylenmekle birlikte Cumhuriyet‘in ilk yıllarında demir, çimento ve kereste gibi inşaat malzemelerini üretemeyen bir ülke ve kentte, bu malzemelerin ülke dışından getirilmesi kadar normal bir şey olmayacağı da dikkate alınmalıdır.

Bu muhteşem yapıyı yapan mimarın ismi, çoğu araştırma, makale ve doktora tezinde herhangi bir kaynak gösterilmeksizin Mehmet Fesci olarak gösterilirken, İzmir Kent Ansiklopedisi‘nin mimarlıkla ilgili 2. cildindeki “Özel Yönetim ve İş Merkezi Yapıları Mimarisi” başlıklı bölümünü kaleme alan Doç. Dr. İnci Uzun ise ortalama bir yol izleyerek ve yine hiçbir kaynak göstermeden yapının o dönemde yapılan İzmir Ticaret Odası (1927) ve “Elhamra İdaresinde Milli Kütüphane Sineması” inşaatlarında birlikte çalışan mühendisler Fesçizade İbrahim Galip (İbrahim Galip Fesçi) ile Mehmet Galip (Galip Sinap) tarafından inşa edilmiş olabileceğini ifade etmektedir. (1) 2005 tarihli İzmir Mimarlık Rehberi‘ni hazırlayan Deniz Güner yapının mimarının Mehmet Fesçi olduğunu söylerken, Şeref Etker Büyük Kardiçalı Han‘a ait betonarme projesinin, Paris‘teki École Nationale des Ponts et Chaussées (Ulusal Köprüler ve Yollar Okulu)’den mezun olduktan sonra 1919-1922 yılları arasında Mühendis Mekteb-i Alîsi ile Sanayi-i Nefise Mektebi‘nde betonarme muallimliği yapan Muallim Mühendis Mehmet Galip Bey (Sinap) (1888-1962)’e ait olduğunu söylemektedir. (2, 3) Diğer yandan da Büyük Kardiçalı Hanı‘nın kuzey-batı köşesindeki kubbe rüzgarlığında bulunan çini kitabede ise “1927, İbrahim Mustafa” ismi bulunmaktadır.

Kardıçalı İbrahim, Tütün Tüccarı ilanı, Ticari ve İktisadi İzmir Rehberi 1926 – s.53.
Kardıçalı İbrahim Bey’in, 1936 Eylül ayından sonra Kültür Koleji olarak kullanılan Kemeraltı, Numanzade (847) Sokak’taki konağı.
Kardıçalı İbrahim Bey (1880-1958).

Büyük Kardiçalı Han‘ın en büyük paya sahip mülk sahiplerinin ise, Yeni Asır gazetesinin 22 Aralık 2023 tarihli nüshasında yayınlanan “Büyük Kardiçalı Hanı’nda büyük talan” başlıklı haberle, ülkemizin ve kentimizin tanınmış sermayedarlarından ve Migros‘un sahibi Tuncay Özilhan‘ın eşi ve İbrahim Kardıçalı‘nın torunu olan Emine Özilhan ile Macit Erzel ve Cemal Çiftçiler olduğunu öğreniyoruz.

Bina ile ilgili ilginç bir bilgi, “Taçsız Kral” adıyla ünlenen futbolcu Metin Oktay‘ın, 12 Mayıs 1965 tarihinde hanın sahibi İbrahim Kardıçalı‘nın kızı Servet Kardıçalı ile aileye haber vermeden ikinci evliliğini yapması nedeniyle, benim de bir kez gittiğim bu hanın altındaki “Gol Pub” isimli birahaneyi işletmesidir.

Büyük Kardıçalı Han‘la ilgili diğer ilginç bir tesadüf de, “Büyük Kardiçalı Han Pasajı” isminin geçtiği bir tabelaya ünlü Fransız çizgi roman yazarı Pierre Christin‘in yarattığı ve ünlü Fransız illüstratörü Andre Juillard‘ın çizdiği 2020 tarihli Lena’s Odyssey isimli çizgi roman albümünde karşılaşmamız oldu…

Binasının üzerindeki bakır tabelaya göre Adnan Beyamoğlu ithalatçı-ihracatçıydı. Ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu; ama, önemli değildi.

Asansörü olmakla birlikte uzun yıllardır kullanılmayan bu binanın sahibi olarak, şu an itibariyle 20 hissedarı bulunmaktadır. Bina 2019 yılında geçirdiği yangından sonra 2003 yılında ciddi bir tadilat geçirmiş; ancak, 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi sonucunda ağır bir hasar almıştır. Nitekim bu durum, Prof. Dr. Eti Akyüz Levi ile Dr. Umut Devrim Tunca‘nın birlikte kaleme aldıkları 2023 tarihli “Afetlerin Tarihi Kentlere Etkisinin Koruma Bağlamında Değerlendirilmesi: İzmir Örneği” başlıklı makalede “Kardiçalı Han’da düşey taşıyıcılarda ciddi kesme hasarları saptanmıştır” şeklinde ifade edilmektedir. (4)

İmar sahasında Banka Osmani. Kardıçalı İbrahim Bey inşaatı“.
Büyük Kardıçalı Han inşaatı devam ediyor…
Faytonların gezindiği bir İzmir coğrafyasında inşaatı bitmiş Büyük Kardıçalı Han…
Faytonların at arabalarıyla birlikte 2. Kordon’a çıkabildiği zamanların Büyük Kardıçalı Han’ı…

Bunun üzerine hanın mülk sahipleri özel bir firmaya deprem performans analiz raporu düzenletirler ve bu raporu Konak Belediyesi‘ne sunarlar. Konak Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu (KUDEB) ise bu raporu, taşınmazın tescilli olması nedeniyle görüşünü almak üzere İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü‘ne iletir. Hazırlanan raporda çatı alın duvarında öteleme olması ve her an kendiliğinden yıkılabileceğinden hanın ışıklandırmasının bulunduğu koridorun kapatılarak kullanılmaması gerektiği belirtilir.

Yakın zamanların Büyük Kardıçalı Han’ı…
Büyük Kardıçalı Han.
Büyük Kardıçalı Han merdivenleri.
Büyük Kardıçalı Han koridorları ve muhteşem döşeme karoları…
Büyük Kardıçalı Han koridorları ve muhteşem döşeme karoları…

Koruma Kurulu ise ivedi olarak yapısal güçlendirme yöntemlerini önerecek bir statik raporla birlikte taşıyıcı sistem sorunlarının giderilmesiyle ilgili bir sanat tarihi raporunun; ayrıca, yapı rölöve ve restitüsyon etüdüyle restorasyon projesinin hazırlanması gerektiği şeklinde bir karar alarak, bu süreçte can ve mal güvenliğini sağlamaya yönelik gerekli önlemlerin ilgili kurumlarca alınması gerektiğini belirterek yapının mühürlenerek kullanımına kapatılmasının yasa kapsamında sakıncalı olmadığını belirtir. Kararda, konunun imar mevzuatı açısından Konak Belediyesi tarafından değerlendirilmesi gerektiğinin de altı çizilir.

Konak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü‘nün 4 Mayıs 2023 tarihinde gönderdiği yazıda, tüm mülkiyet sahipleriyle kiracıların bilgilendirilerek, 3194 sayılı İmar Kanunu‘nun 39. maddesi gereği, handaki eşya ve insanların 30 gün içerisinde tahliye edilmesi istenip; tescilli taşınmaza inşaat anlamında müdahalede bulunulmadan taşınmaz ve çevresinde can ve mal güvenliğini sağlayacak emniyet tedbirlerinin mülkiyet sahipleri tarafından alınmasının talep edilmesi üzerine handaki kiracılar, bu kararın yasal olmadığını savunup, İzmir İdare Mahkemesi‘nde ‘yürütmeyi durdurma‘ talebiyle dava açarlar.

Böylelikle bu tarihi tescilli binayı yıkmaktan çok onu restore ederek kurtarmakla görevli olan belediye yöneticilerine de, -her zaman yaptıkları gibi- “biz mevzuatın bizden istediğini yerine getirerek görevimizi yaptık. Şimdi mahkemeden karar alınmasını bekliyoruz” diyerek hem işi yokuşa sürmenin, hem de yağmacılara yol açmanın bahanesi de çıkmış oldu…

Bina cephesindeki tehlikeli radyal çatlaklar…
Bina cephesindeki tehlikeli düşey çatlaklar…
Bina cephesindeki tehlikeli düşey çatlaklar…
Bina cephesindeki tehlikeli düşey çatlaklar…
Bina cephesindeki düşey çatlaklar…
Binanın Cumhuriyet Bulvarı (2. Kordon) cephesindeki balkon konsollarının ve zeminlerinin yıpranmış içler acısı hali…

Bu gelişmeler İzmir‘deki yerel gazeteler ve ajanslar tarafından gündeme taşınmakla birlikte (5) tahliye edilen yapı içinde ve çevresinde gerekli önlemler alınmadığı için bir süre sonra yapının yağmalanmaya başladığı ile ilgili haberleri okumaya başladık. Önce 24 Ekim ve 1 Kasım 2023 tarihlerinde Egepostası gazetesi, “Hırsızlar Asırlık hanı mesken tuttu: Göz göre göre yağmalanıyor!” ve “Egepostası Asırlık Han’ın yağmalanmasını gündeme getirmişti: Yetkililer önlem aldı“, ardından 21 Kasım 2023 tarihinde İlkses gazetesi “Kardiçalı Han ‘tehlike’ saçıyor: Yeterli önlem yok!“, en sonunda da 22 Aralık 2023 tarihinde Yeni Asır gazetesi “Büyük Kardiçalı Hanı’nda büyük talan” başlıklı haberleri gündeme getirerek bu değerli yapıdaki hırsızlık, soygun ve talanı fotoğraflayıp bu konuda görevli, sorumlu ve yetkili olan kamu görevlilerinin dikkatini çekmeye çalışırlar. (6, 7, 8,9)

Yaklaşmak can ve mal güvenliği açısından tehlikeli ama binanın yanından geçmek ne ölçüde tehlikeli?
Bine girişlerini saç tabakalarla örtüp gitmek ne ölçüde etkili?
Yağmacılar, yerleştirilen saç tabakaları kesip binaya girerlerse, ne olur?

Bu resmi yazışma ve gazete haberlerinden anlaşıldığı kadarıyla, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu bu değerli yapının restorasyonu için gerekli olan raporların hazırlanmasını ve bu raporların hazırlandığı süreçte binada herhangi bir inşaat faaliyetinin yapılmaması koşuluyla binanın içinde ve çevresinde can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla -“ilgili kurumlarca” ifadesiyle Konak Belediyesi‘ni işaret ederek- önlem alınmasını istediği halde Konak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü‘nün binayı İmar Kanunu‘nun 39. maddesinde tanımı yapılan “yıkılacak derecede tehlikeli yapılar” sınıfına sokarak binayı tahliye ettirdikten sonra bina girişlerini saç levhalarla kapatarak; ama bina çevresinde alınması gereken can ve mal güvenliği ile ilgili önlemleri mal sahiplerine bırakarak görevini yapmadığı ya da savsakladığı görülmektedir. Zira bina sahiplerinin bina çevresi olarak tanımlanan; ancak, Konak Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olan bu bulvar, cadde, kaldırım ve yaya alanlarında mal ve can güvenliğini, bu iki belediyeye rağmen nasıl sağlayacağı konusunun anlamsızlığı bir yanda dururken, bina girişlerini saç levhalarla kapatıp gittikten sonra o saç levhaların eğrilip bükülerek, kesilerek ya da yok edilerek başlatılan yağma süreçlerinde bu yöntemin can ve mal güvenliğini sağlama açısından yeterli bir önlem olmadığı ne yazık ki anlaşılmamış ya da anlaşılmakla birlikte bu konularda görevli, yetkili ve sorumlu olan hiçbir belediye yetkilisinin kılı bile kıpırdamamıştır.

Kısacası, başta Konak Belediye Başkanı Abdül Batur olmak üzere hiçbir belediye yetkilisi görevini yapmamış, o binanın önünden gelip geçen başta İzmir Valisi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere İzmir İl Emniyet Müdürü, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü ve UNESCO İzmir Tarihli Liman Kenti Alan Başkanı, bizim sade bir yurttaş olarak sorduğumuz “burada ne oluyor?” sorusunu sormamış, sahip oldukları yetkileri kullanarak bu soygun ve yağmaya müdahale etmemiştir.

Oysa Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu‘nun Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları başlıklı 5 Kasım 1999 tarih, 660 nolu ilke kararının “Esaslı Onarım İlkeleri” başlıklı kısmının (b) maddesinde, korunması gereken taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilen yapıların yıkılmadan korunmalarının esas olduğu, yıkılacak şekilde tehlike yaratan (mail-i inhidam) korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının yıkılması ilgili kararların ancak koruma kurullarınca alınacağı, anılan taşınmaz kültür varlıklarının belediyeler veya valiliklerce boşaltılacağı, gerekli fiziki ve güvenlik önlemlerinin ilgili valilik ve belediyesince alındıktan sonra konunun koruma kuruluna iletilerek alınacak karara göre işlem yapılacağı hüküm altına alınması gerektiği hüküm altına alındığı; ayrıca, Danıştay 6. Dairesi‘nin 22.12.2006 tarih, E.2004/8089, K. 2006/6505 sayılı emsal kararında gerekli fiziki ve güvenlik önlemlerin belediye ya da valilikçe alınması gerektiği kesin bir şekilde belirtildiği halde; Büyük Kardıçalı Hanı‘nın çevresindeki fiziki ve güvenlik önlemlerinin Konak Belediyesi‘nce yerinde getirilmeyerek bunun mal sahiplerinden istendiği, sonuç olarak Konak Belediyesi‘nin binanın dış yüzeyine astığı tabelalarda her an yıkılabileceği belirtilen binanın çevresinden geçenler tesadüflerin insafına bırakılmış, kamu görevlisi yapması gereken kamu görevini yerine getirmemiştir.

Üstüne üstlük 24 Temmuz 2007 tarihinde çekilerek Vikipedi‘nin “Kardiçali Han” maddesine eklenen fotoğrafta gördüğümüz yapının kuzeybatı köşesindeki kubbenin üstündeki 1927 tarihli tarihi kitabe ya rüzgarda düşerek ya da çalınarak kaybolmuş ve kimseler bunun farkına varmamıştır.

Yapının zemin katında rahatlıkla ulaşabildiğimiz işyerlerinin son durumu.
Yapının çalınan yağmur suyu oluklarının son durumu.
Yapının çatısındaki son manzara, Fotoğraf: Yeni Asır Gazetesi, 23.12.2023.
   Uzun bir süredir mevcut olmayan 1927 tarihli kitabe, Kaynak: Vikipedi, “Kardiçalı Han”, https://tr.wikipedia.org/wiki/Kardi%C3%A7al%C4%B1_Han#/media/Dosya:Kardi%C3%A7al%C4%B1_Han_20070724.jpg
Kaynak: Orhan Beşikçi, 30.12.2023.

Oysa İmar Kanunu‘nun 39. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre yapı sahibinin tahliye tebligatını izleyen 30 gün içinde yapıdaki tehlikeyi ortadan kaldırmaması halinde, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu aldığı kararda yıkımdan değil, restorasyondan söz ettiği için binadaki tehlikenin bizatihi Konak Belediyesi tarafından giderilmesi; yani restorasyonun Konak Belediyesi tarafından yapılarak, yine aynı fıkra hükmüne göre masrafının % 20 fazlası ile yapı sahiplerinden tahsil edilmesi gerekiyor.

Şimdi ise yapı sahiplerinin, alınan tahliye kararının yürütmesinin durdurulması talebiyle idare mahkemesine gitmesine neden olunarak sorunun çözümlenmek yerine dondurulması; böylelikle hem binanın girişlere yerleştirilen saç levhaların eğrilip bükülmesi suretiyle yağma edilmesinin yolu açılmış, hem de binanın çevresinden gelip geçen insanların mal ve can güvenliği göz ardı edilmiştir.

Oysa başında mimar bir belediye başkanının bulunduğu ve o mimar belediye başkanının İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olduğu bir süreçte belediye mülk sahipleri ile oturup onlara durumu anlatıp onların restorasyonla ilgili raporları hazırlayamadığı ve restorasyon masraflarını karşılayamadığı bir koşullarda, işin içine İzmir Valiliği Yatırımları İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) emrindeki emlak vergisi fonunu, (İZKA) İzmir Kalkınma Ajansı‘nın yaptığı yardımları ya da olası sponsor katkılarını da dahil ederek bu sorunu çözmesi, böylelikle hem binanın yağmasını engellemesi hem de bina çevresindeki mal ve can güvenliğini sağlaması beklenirdi. Unutmayalım ki, Konak Belediyesi geçmişte kendisine ait olmayan birçok yeri, örneğin Basmane Çukuru yakınındaki Maliye Hazinesi‘ne ait TEKEL binasını restore ederek İzmir İl Emniyet Müdürlüğü‘ne teslim etmişti. O nedenle, buna benzer bir yöntem niye Büyük Kardiçalı Han için tercih edilmemiş ve mülk sahiplerinin mahkemeye gitmesi sağlanmıştır, işte bunu anlamak gerçekten mümkün değildir…

Hele ki bu binayı yıllarca kullanan, bu binanın iç mekanlarında sergiler, festivaller, toplantılar düzenleyip bu işin rantını yiyen sanat merkezi sahiplerinin ve sanatçılarının herkesi gözü önünde sergilenen bu yağma, talan ve hırsızlık sürecine tepkisiz kalmalarını, tek bir ses çıkarmamalarına da şaşırmamamız gerekiyor… Belli olmaz, belki bir gün bu çirkinliği bile sanatsal bir etkinlik, örneğin bir enstalasyon olarak bizlere sunmaya kalkabilirler…

Ama tabii ki, 30 Ekim 2020 Sisam Depremi sonrasında kullanılamaz hale gelmiş olan kendi binasını bile bugüne kadar yapamayan bir belediyenin ve o belediyenin başkanı olan bir mimarın şimdi çıkıp bu binayı sahiplenmesini, bırakın onu bir aday adayı olarak seçildiğinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla İzmir‘e sahip çıkmasını beklemenin bir hayal olduğunu biliyor ve başta Konak Belediye Başkanı Abdül Batur olmak üzere bu sürecin seyirciliğini yapan İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban‘ı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘i, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü‘nü, İzmir İl Emniyet Müdürü Celal Sel‘i, UNESCO İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanı Abdülaziz Ediz‘i ve geçmişimize sahip çıkmayan tüm görevli, yetkili ve sorumlu zevatı kamuoyuna, halka; daha doğrusu 30 Mart 2024 seçimlerinde oy kullanacak İzmirli seçmenlere ihbar ediyorum… Çünkü onların, o tarihi değeri yağmalayanlardan daha çok suçlu olduklarına, bu yağmayı izleyerek görevlerini kötüye kullandıklarına inanıyorum…

Büyük Kardıçalı Hanı‘nın bu derece ihmal edilip yağmacıların insafına terk edilmesi ile ilgili akla gelen diğer bir kötü ihtimal de, mülk sahiplerinin bu soygun, hırsızlık ya da yağma neticesinde binanın yok olup çökeceği bir süreçte burayı kurtarmak bahanesiyle bu hanı yıldızlı bir otel yapma ihtimalidir ki, Özilhanlar olarak adlandırılan bu sermaye grubunun Ankara‘daki ve Çeşme‘deki otellerini dikkate aldığımızda bu şüphenin pek de yabana atılmayacak bir ihtimal olması kuvvetle muhtemeldir…

…………………………………………………………………………………………………………….

(1) Uzun, İ., “Özel Yönetim ve İş Merkezi Yapıları Mimarisi“, İzmir Kent Ansiklopedisi, Mimarlık, Cilt 2, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, 2013, İzmir, sh. 31-32.

(2) Güner, D. İzmir Mimarlık Rehberi, TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yayını, 2005, sh. 120.

(3) Etker, Ş., “Türk Mühendis ve Mimar Birliği Nizamname-i Esasisi (İzmir, 1924), Osmanlı Bilim Araştırmaları Dergisi, Cilt XIII, Sayı I, 2011, s. 109-116.

(4) Akyüz Levi, E., Tunca, U. D., “Afetlerin Tarihi Kentlere Etkisinin Koruma Bağlamında Değerlendirilmesi: İzmir Örneği, IV. Kentsel Morfoloji Sempozyumu, Konya, 2023, sh. 268-281.

(5) “İzmir’deki tarihi Büyük Kardiçalı Han’da tahliye kararına karşı yürütmeyi durdurma davası, DHA – Demirören Haber Ajansı, 23 Mayıs, 2023, https://www.dha.com.tr/foto-galeri/izmirdeki-tarihi-buyuk-kardicali-handa-tahliye-kararina-karsi-yurutmeyi-durdurma-davasi-2255046, Erişim Tarihi: 29.12.2023.

(6) “Hırsızlar Asırlık Han’ı mesken tuttu: Göz göre göre yağmalanıyor!, Egepostası gazetesi, 24.10.2023, https://www.egepostasi.com/haber/Hirsizlar-Asirlik-Han-i-mesken-tuttu-Goz-gore-gore-yagmalaniyor/317474

(7) “Egepostası Asırlık Han’ın yağmalanmasını gündeme getirmişti: Yetkililer önlem aldı!, Ege Postası, 01.11.2023, https://www.egepostasi.com/haber/Egepostasi-Asirlik-Hanin-yagmalanmasini-gundeme-getirmisti-Yetkililer-onlem-aldi/318127, Erişim Tarihi: 29.12.2023.

(8) “Kardiçalı Han ‘tehlike’ saçıyor: Yeterli önlem yok!, İlkses gazetesi, 21.11.2023, Erişim Tarihi: 29.12.2023, https://www.ilksesgazetesi.com/guncel/kardicali-hani-tehlike-saciyor-yeterli-onlem-yok-200625.

(9) “Büyük Kardiçalı Hanı’nda büyük talan, Yeni Asır gazetesi, 22.12.2023, Erişim Tarihi: 29.12.2023, https://www.yeniasir.com.tr/izmir/2023/12/22/buyuk-kardicali-haninda-buyuk-talan

Elektrikli otobüs fiyaskosu…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ona bağlı İzmir Elektrik, Su, Havagazı, Otobüs ve Troleybüs Genel Müdürlüğü… Kısa adıyla ESHOT

ESHOT, 4483 sayılı İzmir Tramvay ve Elektrik Türk Anonim Şirketi İmtiyazıyla Tesisatının Satın Alınmasına Dair Mukavelenin Tasdiki ve Bu Müessesenin İşletilmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesi uyarınca, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olmak üzere kurulan mülhak bütçeli bir kamu idaresi olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde 5216 Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile diğer mevzuatın verdiği haklar ve yüklediği görevler çerçevesinde lastik tekerlekli toplu taşımacılık hizmetini yapmakla görevli bir kurum…

İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde toplu ulaşım hizmetlerini yapmakla görevli olan bu kurumun 2019-2023 hizmet dönemindeki yıllık bütçeleri, yıl içinde alınan ek bütçelerle birlikte 2019’da 1.153.820.000.-TL , 2020’de 1.472.576.000.- TL, 2021’de 2.037.146.000.- TL, 2022’de 3.108.225.778,34 TL ve 2023’de 5.321.000.000.- TL. düzeyine yükselmiş, çalıştırdığı personel sayısı ise, ESHOT 2023 Mali Yılı Performans Programı‘na göre 316’sı memur, 99’u sözleşmeli personel, 4.271’i şirket (İZELMAN 3.872 kişi, İZENERJİ 399 kişi) olmak üzere toplam 4.686 kişiye ulaşmış durumda.

ESHOT‘a ait lastik tekerlekli toplu ulaşım araçlarıyla diğer hizmet araçları sayısının 2013-2023 dönemindeki gelişim ve dağılımı ile toplu ulaşım aracı başına düşen nüfusu aşağıdaki tablo ve grafikte görebiliriz:

2019-2022 hizmet döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi kurum ve şirketlerinin lastik tekerlekli ve raylı sistemle denizyolu üzerinden taşıdığı yolcu sayılarını ise bir diğer tabloda görebiliriz:

Bu tablo ve grafiklerde yer alan verilerin değerlendirilmesinden de anlaşılacağı üzere, ESHOT‘un sahip olduğu lastik tekerlekli ulaşım araçlarının sayısında ve yıllar itibariyle araç başına düşen yolcu ortalamalarında, aradan geçen 10 yılda kayda değer bir artış ya da iyileşme olmamış; sadece, 2020 yılında yapılan büyük alımla sahip olunan filonun gençleşmesi sağlanmıştır.

Ayrıca 2020-2021 döneminde yaşanan COVİD 19 salgını nedeniyle taşınan yolcu sayısında belirgin bir düşüş yaşanmakla birlikte; 2022 yılında 2019 düzeyinin -az da olsa- aşıldığı görülmektedir. Ancak burada dikkatimizi çeken diğer önemli bir gelişme, lastik tekerlekli ulaşım sisteminin toplu ulaşımdaki payının % 2 oranında artarken raylı sistemle denizyolu taşımacılığında 2019 yılına göre geriye düşen bir gelişmenin yaşanmasıdır.

Gazete haberleri: “İzmir’de elektrikli otobüs alev alev yandı.“, 28.06.2021

ESHOT ve İzmir’deki toplu ulaşım sistemi ile ilgili bu genel bilgilerden sonra gelelim bugünkü yazımızın konusuna; yani çevreci olduğu söylenen elektrikli otobüsler konusuna…

2016 yılından bu yana yazdıklarımı titizlikle takip eden arkadaşlarımın hatırlayacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Ankara‘da üretim yapan Bozankaya Grubu‘na ait TCV Otomotiv Makine San. ve Tic. A.Ş.‘den 8,8 Milyon Euro bedelle 20 adet elektrikli otobüs aldığı günlerde, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi‘nin düzenlediği “İzmir Bölgesi Enerji Forumu“nda, ESHOT yetkilisi Hakan Üzkat‘ın yaptığı sunum üzerine, 11 Nisan 2017 tarihinde yayınlanan “Her yeni, ilk ve güzel olan şey iyi ve yararlı mıdır?” başlıklı yazımda, alımı yapılan elektrikli otobüslerle ilgili kaygılarımı anlatarak bu konuda daha titiz ve dikkatli olunması gerektiğini ifade etmeye çalışmıştım. (1)

Çünkü o tarihlerde elektrikli otobüsler çevre kirliliğini çözecek iyi bir formül olarak kabul ediliyor ve bu nedenle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı ESHOT Genel Müdürlüğü‘ne ait faaliyet raporlarında, “mevcutta 20 adet olan elektrikli otobüs sayısının 2024 yılına kadar toplam 400 adete çıkarılması amaçlanmaktadır” deniliyordu. Nitekim ESHOT‘un 2019-2023 döneminde neleri hedeflediğini gösteren performans programlarına baktığımızda, 2019 yılı için 20.160.00.-TL. harcama karşılığında 28 adet otobüs, 2020 yılı için 142.800.000.-TL harcama karşılığında 100 adet, 2021 yılı için 457.716.000.-TL harcama karşılığında 464 adet, 2022 yılı için 108.380.000.-TL harcama karşılığında 133 adet, 2023 yılı için 201.373.000.-TL harcama karşılığında 158 adet olmak üzere 930.429.000.-TL’lık toplam harcama karşılığında toplam 883 adet “elektrikli otobüs” ya da “çevreci otobüs” alınması ve bu otobüslerin şarj edeceği tesislerin acilen yapılması hedeflendiği halde; izleyen yıllarda hem de 2017 yılında alınan 20 adet elektrikli otobüsün sayısında bir artış olmamış, hem de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 5 Mart 2019’da Hürriyet gazetesinden Ertuğrul Özkök‘e verdiği röportajda dile getirdiği “Benim çok büyük bir rüyam var. Bu rüya Koç Holding’in genel merkezini İzmir’e taşıtmak. Tabii Koç Holding bir sembol, Eczacıbaşı zaten İzmirliydi İzmir’e dönecek. Vodafone, Turkcell, Sabancı, aklınıza ne gelirse o şirketlerin yönetim merkezlerini İzmir’e taşıtacak bir şehir hayal ediyorum ben. Bu öyle bir ütopya falan değil. Bu olay 20’nci yüzyılın başında Amerika’da olmuş. Birçok şirket yönetim merkezlerini New York’tan başka şehirlere taşımış. Starbucks’ın, Boeing’in, Coca-Cola’nın merkezleri New York dışındaysa, Türkiye’nin büyük şirketlerininki neden İzmir’de olmasın?” söylemini doğrularcasına, sözünü ettiği holdinglerin merkezi İzmir‘e gelmemiş olsa bile Koç Holding‘e bağlı Otokar şirketi tarafından “çevreci” etiketiyle üretilen mazotlu otobüslerin İzmir‘e getirilmesine ağırlık verilmeye başlanmış, alınacağı söylenen toplam 400 adet elektrikli otobüsün yerine konulan 364 mazotlu otobüs kentin meydanlarına dizilerek gövde gösterileri yapılmaya başlanmıştı. (2)

2020 yılında yapılan büyük bir ihale ile 102 solo ve 164 körüklü otobüsle 10 adet midibüs alınmış, başlangıçta hedeflenen sayıya ulaşılamamıştır. Böylelikle, 2019-2023 hizmet döneminde alımı hedeflenen 883 otobüsle alınan 266 otobüs arasındaki 617 adet otobüsün bedeli, İzmir halkına verdiği sözü tutmayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer adına borç yazılmıştır. (3)

İzmir Büyükşehir Belediyesi bir yandan kendisine ait İzmir Açık Veri Portalinde (www.acikveri.bizizmir.com) İzmir Elektrikli Otobüs Projesinin Ürettiği Çevresel Değerler adı altında halen kullanılmakta olan 20 elektrikli otobüse ait toplum yolcu sayısını, kullanımı engellenen akaryakıt miktarını, salımı engellenen CO2 miktarını ve tüm bu salımı filtreleyebilmek için gerekli ağaç sayısını hesaplamakla birlikte 2017 yılında alınan 20 otobüsün sayısı, aradan geçen 5 yıl içinde bırakın 400’ü, 21’i bile bulmamıştır. (4)

Hele ki, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 7 Ağustos 2023 tarihli gazetelere yansıyan “100 elektrikli otobüs daha alacağız” vaadini okuduktan sonra 2019 yılından bu yana devamlı bizlere vaat edilen bu sözün ne zaman hayata geçeceğini ve aradan geçen süre içinde elektrikli otobüslerin neden ve nasıl mazotlu otobüslere dönüştürüldüğünü, Koç Holding‘in merkezi yerine otobüslerinin neden İzmir‘e getirildiğini merak edip duracağız. (5)

Sahi, 2017 yılında alınan 20 elektrik otobüsün sayısı aradan geçen 6 yıl içinde 100’e ya da söz verildiği gibi neden 400’e çıkarılmadı ve onun yerine 2020/235085 numaralı açık ihale sonucunda satın alınan 204 solo, 164 körüklü otobüsün % 20 iş artışlı bedeli olan 571.345.351.-TL’nın ödendiği Koç Holding‘in şirketi Otokar Otomotiv ve Savunma Sanayi Anonim Şirketi tarafından üretilen mazotlu otobüsleri niye tercih edildi?

Hele ki, 2021 yılında İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 3’ü CHP‘den, 1’i de AKP‘den seçilen 4 kişilik denetim komisyonunun AKP‘li üyesi olan Fikret Mısırlı‘nın, ESHOT ve İZSU denetimlerini yaparken CHP‘li eski bir belediye başkanı ile başkan yardımcısının yetki belgesi olmayan OTOKAR bayii üzerinden hem OTOKAR‘a, hem de BMC‘ye ait oto yedek parçalarıyla 10 numara madeni yağ satıldığını gördüğünde yazdığı rapordan bunu yapanların isimlerinin çıkarılması ya da isimlerinin İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ndeki görüşmede okunmaması için kendisine CHP üzerinden nasıl baskı yapıldığını, partisi üzerinden de nasıl rüşvet teklif edildiğini, İzmir Valiliği ile İçişleri Bakanlığı‘na yaptığı şikayetlerin nasıl sonuçsuz kaldığını anlattığı videoyu izleyip bu haberin yazıldığı Ege Postası gazetesini okuduğumuzda, bu kapının nasıl yağlı bir kapı olduğunu daha fazla anlamaya başlarız… (6)

Elektrikli otobüsler yerine fosil yakıt yakan otobüslerin neden tercih edildiğini bir bilen ve bütün bunlara itiraz edecek biri varsa, lütfen bir adım öne çıksın….

…………………………………………………………………………………….

(1) https://kentstratejileri.com/2017/04/11/her-yeni-ve-guzel-olan-sey-iyi-midir/

(2) https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/tunc-soyer-en-buyuk-ruyam-kocun-merkezini-izmire-tasitmak-41137930

(3) https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/izmir-in-ulasim-filosuna-364-otobus-birden-katildi/45187/156

(4) https://acikveri.bizizmir.com/tr/dataset/izmir-elektrikli-otobus-projesinin-urettigi-cevresel-degerler

(5) https://yeniizmir.com/soyer-acikladi-100-elektrikli-otobus-daha-alacagiz/

(6) https://www.egepostasi.com/haber/CHP-li-belediye-icin-rusvet-teklif-eden-AK-Partili-isimler-kim/319154

İzmir’in genel tuvalet sorunu…

Ali Rıza Avcan

Yenip içilen şeylerin öğütülüp sindirildikten sonra dönüşmüş bir biçimde dışkı olarak bedenin dışına atılması, hayvanların ve insanların; yani, bir kısım canlının temel fonksiyonlarından biridir. Sağlıklı yetişkin bir canlıda çok daha düzenli çalışan bu sistem çocuklarda, yaşlılarda ve hastalarda zamanla bozulup aksayabilir, hastalıklara neden olabilir. Hele ki nüfusu sürekli ve düzenli olarak yaşlanan, 65 yaş üstü nüfusu toplam nüfusun % 10,8’ini bulduğu bir kentte… Bu nüfusa, çocukları ve hastaları da dahil ettiğimiz takdirde o kentte yaşayan ya da çalışanların büyük bir kısmının ev ya da iş dışındaki sosyal yaşamlarında yiyip içtiklerini bedenin dışına atabileceği ve bizlerin “umumi” ya da “genel” demeyi tercih ettiğimiz modern, sağlıklı, hijyenik tuvaletlere ihtiyaç duyacağı ortaya çıkar.

Bu ihtiyaç, içinde yaşayıp çalıştığımız İzmir için uzun yıllardır büyüyen bir sorun olarak varlığını sürdürdüğü için bugünkü yazımı, bu sorunun son durumunu, toplu ulaşım sistemi ve yeme-içme sektörüyle kentin Kemeraltı, Basmane, 1. Kordon, Alsancak ve Karşıyaka gibi iç ve dış turizm açısından önemli cazibe merkezleri itibariyle tespit edip öneriler geliştirmeye ayırdım.

Ancak ondan önce, bu sorunu 28 Mayıs 2018 tarihinde; yani, bundan tam 5 yıl 2 ay 16 gün önce dile getirip linkini aşağıda paylaştığım “Umumi tuvalet sorunu” başlıklı yazıyı yazdığım için, bir girizgâh olarak, önce o eski yazıyı okuyarak aradan geçen süre içinde bu sorunun nasıl büyüyüp arttığını yakından görmenizi diliyorum.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sorumluluğundaki kent içi ve dışı toplu ulaşım hizmetlerinde genel tuvalet konusu halen çözümlenmemiş büyük bir sorundur. Çünkü, İzmir Metrosu ve İZBAN istasyonlarına güvenlik gerekçesiyle tuvalet yapılamayacağı söylenmekte, genel tuvaletlerin güvenlik açısından riskli olduğu anlatılmaya çalışılmaktadır. Ama ESHOT otobüslerinin Halkapınar Aktarma Merkezi‘nde otobüs sürücülerinin kullanması için kapısı kilitli olup anahtarı hareket şefliğinde olan bir tuvalet bulunduğu halde tuvalete gitmek isteyen yurttaşlar yakındaki caminin tuvaletine yönlendirilmektedir.

Ayrıca, şayet İZBAN‘ın Alsancak istasyonundaysanız sizin ihtiyacınızı acilen karşılayacak tek yerin, istasyonun hemen yanındaki TCDD mescidinin tuvaleti olduğunu söyleyebilirim.

İzmir Metrosu ve İZBAN‘la ESHOT otobüslerinin hareket noktalarıyla istasyonlarda güvenlik gerekçesiyle genel tuvalet bulunmamakla birlikte; aynı toplu ulaşım sistemindeki İZDENİZ‘e ait iskelelerde; örneğin, Konak, Karşıyaka, Pasaport ve Bostanlı iskelelerinde genel tuvaletler bulunmakta, feribotlardaki tuvaletler ise girip kullananların sağa sola dokunmaktan çekindiği pis, bakımsız ve hijyen koşullarından uzak bir manzara sergilemektedir. Bu durum insanın aklına “metro, tramvay ve İZBAN için geçerli olan güvenlik tehlikesi İZDENİZ iskeleleri için geçerli değil mi?” sorusunu getirmektedir.

Bu arada, iskelelerdeki tuvaletlerin vapur seferlerinin devam ettiği ve yolcuların iskelere geldiği ya da gittiği bozuk olma ya da temizlik yapılması gerekçesiyle sık sık kilitlenip kapatılmasını ya da bazı iskelelerdeki tuvaletlerin niye Alsancak iskelesinde olmadığını düşünüp sorgulamamanız gerekmektedir…

Tramvay durağında tuvalet olmadığı için yakındaki işyerine gitmek isterken trafik kazasında ölen görevlinin ölümü…

Bu alandaki diğer bir sorun ise, tramvay duraklarındaki görevlilerin tuvalet ihtiyaçlarını nasıl karşılayacakları sorunudur. Yakın zamanda tramvayın Köprü durağında tuvalet olmadığı için yolun karşısındaki bir işyerinin tuvaletine gitmek isterken geçirdiği bir trafik kazası sonucu ölen Hülya Onaylı vesilesiyle basına yansıyan bu sorun, -ne yazık ki- halen çözümlenmemiş, duraklarda uzun sürelerle görev yapan görevliler çözümü en yakındaki işyerinin tuvaletini kullanma şeklinde çözmeye devam etmektedirler.

Bu kentteki yeme-içme mekânlarında; özellikle Kemeraltı, Basmane, 1. Kordon, Alsancak ve Karşıyaka gibi turizm açısından önemli bölgelerdeki lokanta, restoran, bar ve kafelere gittiğiniz takdirde o işyerlerinin tuvaletlerinin genellikle minarelerdeki örneklerine benzeyen dar merdivenlerle çıkılan üst katlarda yer aldığını, çoğunun mekânın küçük olması nedeniyle yetersiz olduğunu, sırf bir tuvalet yapılmış olması için yapıldığını görürsünüz. Ama kabul etmek gerekir ki, bu tuvaletler o işletmenin sorumluluğunda olduğu için diğerlerine göre daha iyi durumdadır: En azından temiz, bakımlı ve daha sağlıklı koşullara sahiptir.

İzmir‘in tarihi kent merkezindeki Kemeraltı Çarşısı‘nın tuvalet sorunu, deyim yerindeyse ezeli ve ebedi bir sorundur ve yakın zamanda, “Kemeraltı’nın 50 yıllık sorununu çözdük” iddiasıyla ortaya çıkıp aynı partinin mensubu eski belediye başkanlarını bir kalemde harcayan belediye başkanlarının kendi hizmet dönemlerinde beceremediği bir konudur. Her gün binlerce turistin ve müşterinin ziyaret ettiği çarşıdaki genel tuvaletler kadın turistlerin çekinerek, cami cemaatinin de bu durumu istemeden kabullendiği cami tuvaletleriyle Kızlarağası ve SSK hanlarındaki tuvaletlerdir: Hisar, Kemeraltı, Kestanepazarı, Hacı Mahmut, Salepçioğlu gibi camilerin tuvaletleriyle Kızlarağası ve SSK işhanlarındaki pis, bakımsız, hijyen koşullarından uzak, denetlenmeyen ve her birinde birbirinden farklı yüksek ücretlerin talep edildiği kötü tuvaletler… Rivayet odur ki, çoğunluğu Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘ne ait olan bu tuvaletleri devamlı olarak kiralayan kişinin de bir avukat olduğu söylenir.

Kemeraltı’nda davul zurnayla açılan bir tuvalete dair gazete haberi…

Bu sorun bugün öylesine komik; hatta trajik bir hal almıştır ki, Kemeraltı‘nda yukarıdaki gazete haberine konu olan davullu zurnalı tuvalet açılışlarına tanık olur veya her zaman yaptıkları çay ya da kahve içme davetlerine kanıp TARKEM‘e gitmeye kalktığınızda, genel tuvaletler dışında Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale‘yi kurtaracağız diyen bu soylulaştırma şirketinin misafiri olarak gidebileceğiniz tek tuvalet o handaki tüm işyerlerinin ve müşterilerinin kullandığı oldukça kötü koşullar altındaki Abacıoğlu Hanı‘nın tuvaletidir. Ya da biraz daha ileriye gidip eski bir ibadethane olan 926 sokaktaki Portekiz Havrası‘nın hemen karşısında çirkin bir maviyle boyanmış duvarın dibine bırakılmış insan ve köpek dışkılarıyla muhatap olursunuz.

Gördüklerimi daha yakından çekmek istemedim…

İşte bu anlamda, Kemeraltı Çarşısı‘nın ezeli ve ebedi genel tuvalet sorunu, adres olarak gösterilen cami ve işhanı tuvaletleri dışında yıllardır çözümlenmemiş, İzmir’in güzel bir özeti olan Kemeraltı bir türlü çağdaş, temiz, bakımlı, hijyenik ve ucuz genel tuvaletlerine kavuşamamıştır.

https://www.hurriyet.com.tr/yerel-haberler/izmir/kemeralti-carsisina-modern-tuvalet-40448006

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne alınan İzmir Tarihi Liman Kenti alanında yer alan Basmane‘de de tuvalet ihtiyacınızı gene çok kötü koşullardaki cami tuvaletleri ile çözebilirsiniz. O nedenle Basmane ve Kadifekale‘deki gezilere katılan birçok turist temiz, bakımlı ve hijyen koşullarına sahip tuvalet bulmakta zorluk çekmektedir. Bu konudaki tek istisna ise, İzmir Agora Örenyeri girişindeki turistik tuvalettir ki, ona da 130 lira gibi oldukça yüksek giriş ücretini ödedikten sonra ulaşabilirsiniz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Ahmet Piriştina döneminde tasarlanıp düzenlenen 1. Kordon‘da 75 santimetreden yüksek yapı yapmak ilk yıllarda mümkün olmamakla birlikte; bu yasağı ilk delen bizzat İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kendisi olmuş, Alsancak İskelesi‘nin hemen önüne bozuk para ile girilen, bozuk paranız olmadığı takdirde en yakındaki işyerinin tuvaletine yönelip reddedilme riskini göze alacağınız bir ortamda, yüksekliği 3 metreyi geçen bir tuvalet yapılmış, ardından bu prefabrik yapının hacmi ve yüksekliği daha da arttırılmıştı. Bugün iskelenin önündeki o heyûla portatif tuvalet, 1. Kordon’daki tek genel tuvalet olma vasfını sürdürmektedir.

Alsancak‘taki genel tuvalet sorunu ise işyerlerinin yasakladığı ya da para karşılığında kullandırdığı yeme-içme mekânlarına ait tuvaletlerle çözülmekte, İtalyan Kültür Merkezi‘nin yanındaki hastalık kapabileceğiniz perişan haldeki tuvalet ise kapatıldığı için büyük bir kamusal tuvalet açığı varlığını sürdürmektedir.

Evet, bugün itibariyle İzmir‘in genelinde hepimizin; özellikle çocukların, çocuklu annelerin, yaşlıların ve hastaların kullanabileceği modern, sağlıklı ve hijyen koşullarına sahip genel tuvalet yokluğu her geçen gün boyutunu arttırarak sürdürmektedir. Bu anlamda;

2. Mevcut olan tuvaletler düzenli olarak denetlenmediği için tümü hijyen koşullarından uzak, kötü, pis ve bakımsız vaziyettedir.

3. Bu büyük eksikliği gidermek ve mevcut olanları iyileştirmek için ufukta bir planlama, uygulama ve denetleme çabası da gözükmemektedir.

Tabii ki kendi görev alanındaki genel tuvalet sorununu çözemeyen bir belediyenin Akbelen mücadele alanına seyyar tuvalet gönderen İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin durumu, o tuvaletleri oraya sokmak istemeyen iktidar ve onun zor gücü kadar acınacak bir durumu ortaya koymaktadır.

Umumi tuvalet sorunu: https://kentstratejileri.com/2018/5/28/umumi-tuvalet-sorunu/

(1) https://acikveri.bizizmir.com/en/dataset/akilli-tuvaletler/resource/d87de3c1-9bc0-4a8c-842a-90cd2a30d03a

(2) https://acikveri.bizizmir.com/tr/dataset/moduler-tuvaletler/resource/8f6e905d-3f76-45e5-b52a-b89be7d4631b

İzmir Büyükşehir’in arpalıkları…

Ali Rıza Avcan

Bugün size İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin arpalıklarından; yani, belediyeye ait şirketlerin yönetim kurullarında görev yapmaya layık görülen zevattan bahsedeceğim…

Çünkü söz konusu şirketlerin yönetim kurullarındaki başkanlık ya da üyelik koltuklarında oturan şahıslara hiçbir iş yapmadıkları halde ATM’lerden aldıkları huzur haklarını arpalık olarak niteliyorum. Çünkü, bu sözcüğün Osmanlı tarihine dayanan bir anlamı olduğunu biliyor ve bugün hiçbir emek ya da çaba karşılığı olmadan ödenen paraları Osmanlı dönemindeki arpalıklara benzetiyorum. Sözcüğün tarihi anlamına göre, saraya bağlı olarak çalışan şeyhülislam, kazasker, vezir, yeniçeri ağası, bölük ağası ve ulema gibi görevliler emekli olup saraydan ayrıldıklarında, onların sultana bağlılığını devam ettirmek amacıyla ödenen maaş ya da ödeneğe deniliyor arpalık… Günümüzde ise karşılıksız yarar sağlanan yer ya da kişi anlamına geliyor… Çalışmadan, bir emek harcamadan gidip ATM’lerden alınan para anlamına geliyor… Arpalık bu anlamda yandaşa, korunup kayrılan kişilere sağlanan bir menfaat, günlük konuşma diliyle bir kıyak oluyor. Aynen AKP ya da CHP gibi siyasi partilerin kendi yandaşlarına, eski ya da yeni siyasetçilere devletten ya da belediye şirketlerinden sağladığı menfaat; yani arpalık gibi…

Basından: “CHP’li Gamze Akkuş İlgezdi’den “Arpalık Aile Şirketi” çalışması: Birden fazla maaş alan AKP’liler listelendi” – Halk TV, 30 Ocak 2020

Oysa belediye şirketlerinin o kentte yaşayanlara daha iyi, kaliteli ve sonuç alıcı hizmet verebilmesi için, arpalık alan kişiler yerine nitelikli, o iş için liyakatli kişiler tarafından yönetilmesi gerekiyor. Şirketlerin yönetim kurullarına atanan kişilerin, şirketin faaliyet alanı ile ilgili konularda bilgili, birikimli ve deneyimli insanlar olması gerekiyor.

Şimdi, şu anda gördüğümüz gerçek ise, görevlendirildiği şirketin faaliyet alanında daha önce hiçbir çalışması olmayan bilgisiz, deneyimsiz ve birikimsiz; yani, liyakatsiz kişilerin görevlendirilmesi şeklinde. Çünkü onların, o şirket adına iyi bir şeyler yapması değil, aynen Osmanlı sarayında olduğu gibi iktidar sahibine, belediye başkanına, onun verdiği ulufe/arpalık/huzur hakkı karşılığında ona sadık kalması, ondan yandan olması, o ne isterse onu yapması isteniyor…

Ayrıca Türk Ticaret Kanunu‘nda açık hükümler bulunmasına karşın, yönetim kurulu başkan ve üyelerine ödenecek huzur hakları şirket genel kurulu yerine bizzat yönetim kurulu tarafından belirleniyor ve belirlenen bu rakamlar bir devlet ya da şirket sırrı gibi kamuoyundan saklanıyor. O nedenle de, bu şirketlerde kime ne miktarda huzur hakkı ödendiğini, -ne yazık ki- bilmiyoruz.

Şimdi bu genel değerlendirme ışığında, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kurulan ya da ortak olunan belediye şirketlerine baktığımızda da aynı durumla karşı karşıya kalıyoruz.

Sayıştay‘ın İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilgili 2021 yılı denetim raporuna göre, belediyenin doğrudan ve/veya dolaylı hissedarı olduğu toplam 25 şirketi bulunmakta. Belediyenin doğrudan hissedarı olduğu şirketler sırasıyla İzmirgaz, İzmir Enternasyonal Otelcilik, İzban, Çeştaş, İzenerji, İztarım, İzbeton, Egeşehir Yapı Planlama Müşavirlik ve Teknoloji, İzulaş, Grand Plaza Turizm, İzelman, Esbaş, İTAŞ Teknopark, İzdeniz ve İzdoğa anonim şirketleri. Belediye şirketlerinin hissedarı olduğu şirketler ise sırasıyla İzenerji, Ege Şehir Yapı Planlama Müşavirlik ve Teknoloji, İzdeniz, İzfaş, İzulaş, İzelman, İzbeton, Çeştaş, İzmir İnovasyon ve Teknoloji isimli anonim şirketler. Bu anlamda İzmir Büyükşehir Belediyesi, kaynağı halkın ödediği vergi, harç ve ücretler oluşan ve İzmir özelinde toplam sermayesi 7.534.906.092.- lirayı, cirosu muhtemelen bunun çok üstünde olan bir tutarı yönetiyor ya da ortak olarak yönetime katılıyor diyebiliriz.

Gelelim bu şirketlerin yönetim kurullarında kimlerin yer aldığı konusuna… Ama bunu yapmadan önce, yaptığımız inceleme ve analizlerde söz konusu şirketlerin İnternet sayfalarındaki “Bilgi Toplumu Hizmeti” bölümüyle Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘ndeki duyurulardan, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İnternet sayfasındaki “Birimlerimiz” bölümünden; ayrıca, Google‘da yaptığımız tarama bilgilerinden, özellikle bazı yönetim kurulu üyelerinin kişisel Linkedin sayfalarından yararlandığımızı ifade etmek isteriz. Tabii ki bu tarama ve inceleme çalışmaları sırasında bazı şirketlerin “Bilgi Toplumu Hizmeti” sayfalarının çalışmadığını, bu sayfalardaki bilgilerin güncel olmadığını, çoğu şirketin İnternet sayfasında şirket yönetim kurullarında görev yapan kişiler hakkında açıklayıcı bilgilere yer vermediğine tanık olduğumuz için isimlerini yazdığımız kişilerin iş yaşamındaki meslekleri konusunda yanlışlıklar yapma ya da eksik bilgiler verme gibi hatalarımızın olabileceğini baştan belirtmemiz gerekiyor. Haliyle bilgi edinmenin bu kadar zor olduğu, bilgiye adeta iğneyle kuyu kazarcasına ulaştığımız bir ülkede bunun hoş karşılanacağını umuyor, gelecek doğru bilgilerle yanlışlıklarımızı düzeltip eksikliklerimizi gidereceğimizi ifade etmek istiyorum. Örneğin mesleklerini, daha önce neler yaptığını, nereden geldiğini bir türlü öğrenemediğimiz Grand Plaza A.Ş. yönetim kurulu üyeleri İsmail Hoca ve Boran Karabağlı ya da İZDEDA – İzmir Depremzedeleri Dayanışma Derneği‘nin eski başkanı olup olmadığından emin olamadığımız İzmir Metro A.Ş. yönetim kurulu üyesi Haydar Özkan veya İzmir İnovasyon ve Teknoloji A.Ş. yönetim kurulu üyesi Serap Gül örneğinde olduğu gibi.

Bu arada bize ilginç gelen bir durumu paylaşmadan edemeyeceğim: Yakın zamanda hem İZSU Kurumsal İletişim Dairesi Başkanı hem de bu görevinden dolayı İzbeton yönetim kurulu üyesi olan Birkan Acar, temel görevi kurumsal iletişim olmasına karşın bizimle; yani Kent Stratejileri Merkezi‘nin Twitter‘daki hesabı engelleyerek iletişim işinde hiç de profesyonel olmadığını göstermiş durumda! Zaten kendisinden ve içme suyu fiyatlarını 2023 Ağustos ayından itibaren % 40 oranında arttırarak yoksul ve dar gelirli halkın tepesine daha fazla binen İZSU‘nun kurumsal iletişiminden olumlu anlamda pek bir şey beklemiyorduk… O nedenle de, bugünlerde barajlardaki su oranının % 38’lerde seyrettiği ve bu seviyenin gün geçtikçe azalacağı susuzluk vaat eden gelecek günlerde kendisine bizlerden uzak iyi iletişimler ve başarılar diliyoruz…

Ele aldığımız toplam 23 belediye şirketindeki toplam 234 adet yönetim kurulu başkanlığı ya da üyeliği pozisyonunun yine toplam 217 kişi tarafından doldurulduğunu; bunun 78‘inin Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in yetkisi dışında kalan pozisyonlar olduğu, geriye kalan 139‘unun da doğrudan doğruya İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından belirlendiği, bu belirleme işleminin şirket genel kurulu ya da yönetim kurulları tarafından bu karara dönüştürüldüğü görülmüştür. Yapılan incelemeler sonucunda Belediye Başkanı tarafından belirlenen 98 (% 70,51) ismin belediye çalışanı, 41’inin (% 29,49) de belediye dışından isimler olduğu ortaya çıkmıştır.

Belediye içinden yapılan görevlendirmelerde genellikle ve kural olarak genel sekreter ve genel sekreter yardımcıları dışında fiilen çalışan ya da emekli olup ayrılan daire başkanlarının tercih edildiği, bazı şahıslara değişik şirketlerde birden fazla görev verildiği görülmektedir.

İdare mahkemesi kararlarına göre kazanılmış hak kapsamında olmayan daire başkanlığı görevini daha cazip hale getirmek için yüksek maaş, makam arabası ve şöforü, geniş bir çalışma odası ve sekreterlerle donatılan daire başkanlarının bir de şirketlere yönetim kurulu başkanı ya da üyesi yapılmak suretiyle altlarındaki şube müdürleri, şefler ve diğer çalışanlara göre daha ayrıcalıklı bir konuma yerleştirildiği, bu nedenle bazı belediye çalışanlarının sırf daire başkanı olabilmek için kişisel düzeyde ya da örgütledikleri menfaat lobileriyle birlikte belediye içi mücadeleye girerek ya da belediye başkanı ve ailesinden aldığı güçle mevcut daire başkanlarının kuyularını kazdığı anlaşılmakta, daire başkanlarının şirketlerde görevlendirilmesi işinde sahip oldukları bilgi, birikim, deneyim ve yeteneklerle görevlendirildiği şirketin faaliyet konuları arasında bir benzerlik ya da uyum sağlanması gibi bir hassasiyetin dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır. Bu anlamda Mezarlıklar Dairesi Başkanı Hülya Şahin‘in uzmanlık alanı ile hiçbir ilgisi olmayan Grand Plaza A.Ş.‘nde, İZSU Su İsale ve Dağıtım Dairesi Başkanı İbrahim Gürbüz‘in İzmir İnovasyon ve Teknoloji A.Ş.‘nde yönetim kurulu üyesi olarak görevlendirilmesi anlattığımız bu kötü yöneticilik olgusunun örneklerini oluşturmaktadır. Ayrıca bazı ayrıcalıklı belediye yöneticilerinin birden fazla şirkette görevlendirilmesi ile ilgili örnekler ise, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘e 4 ayrı şirkette yönetim kurulu başkanı ya da vekili, Ali Celal Ergin, Ali Ercan Türkoğlu, Ali İhsan Özgürman, Barış Karcı, Ersan Odaman, Hakan Öztürk, Raif Canbek, Sönmez Alev, Süleyman Sırrı Aydoğan, Türkan Özgür ve Yusuf İncili gibi isimlere iki ayrı şirkette görev verilmiş olmasıdır.

Şu anda geçerli olan güncel bilgilere göre belediye dışından yönetim kurulu başkanı ya da üyesi olarak görevlendirilen isimleri; yani bilgili, birikimli ve deneyimli olmadığı halde liyakat kuralına uyulmaksızın görevlendirilenleri tek tek ele aldığımızda ise televizyonlarda karşımıza sık sık çıkan siyasal iletişim uzmanı Gülfem Saydan Sanver, kısa ismi DİDER olan Dünya Kenti İzmir Derneği başkanı Ahmet Güler, Tunç Soyer‘in Bornova Anadolu Lisesi‘nden arkadaşları Ali Ercan Türkoğlu ve Ersan Odaman, Sosyal Demokrat Belediyeler Derneği (SODEM)‘den çalışma arkadaşı Canan Karaosmanoğlu Alıcı, TMMOB‘dan Alim Murathan ve Melih Yalçın, eski ya da yeni CHP‘li siyasetçiler Ali Hıdır Uludağ, Azimet Gürbüz, Aytekin Sözen, yönetim kurulu üyesi olduğu şirkete öncelikle kendi kitaplarını bastırtan Burhan Suat Çağlayan, şirketteki yönetim kurulu başkanlığı dışında Kemeraltı Koordinatörü ilan edilen Erdal İzgi, Kemal Özdönmez, İstanbul Kadıköy‘den kalkıp gelen Selami Öztürk, Aziz Kocaoğlu döneminin has adamı Süleyman Sırrı Aydoğan ve belediyedeki her yerden karşımıza çıkan Zeynep Altıok, basın dünyasından Hasan Erel ve Muzaffer Ayhan Kara, Loca‘dan Osman Tayfun Maro ve Ulvi Puğ, sanat ve yayın dünyasının Urla’ya yerleşen emeklileri Vecdi Sayar, Eren Aysan Yığcı, Şahin Beygu, Raşit Çavaş ve Yücel Erten gibi isimleri, akademinden Serhan Ada ve “her daim danışmanKoray Velibeyoğlu ile muhatap oluruz.

Sonuç olarak;

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in özel şöforü Hüseyin Sezer‘in, KHK’lı profesörlerin, CHP eski milletvekili ve genel başkan yardımcısı Eren Erdem’in yönetim kurulu üyesi olarak görevlendirildiği günler Sayıştay uyarısı ya da başka nedenlerle geride kalsa da, şu an itibariyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait birçok şirkette o şirketin faaliyet alanına giren konularda hiçbir bilgisi, birikimi, deneyimi ve becerisi olmayan belediye bürokratlarının, CHP’li eski ya da yeni siyasetçilerin, BAL’lı olarak adlandırılan Bornova Anadolu Lisesi mezunlarının liyakat ilkesi gözetilmeksizin yönetim kurullarında görevlendirildiği ve bu görevleri fiilen yapmadıkları halde her ay banka ATM’lerinden huzur hakkı adı altında hak etmedikleri paraları aldıkları belirlenmiştir. BU durumun AKP iktidarı tarafından yapılandan hiç bir farkı yoktur ve onların bu tutumu eleştirilirken CHP’li belediye başkanlarının da aynısını yapması aynı adaletsiz, haksız durumun tekrarından başka bir şey değildir.

Bu durumda yapılması gereken ise;

1. Bu konuda zorlayıcı hukuki bir düzenleme olmamakla; ayrıca, CHP‘nin çoğunlukta olduğu bir belediye meclisinde yapılan görevlendirme işleminin tartışılması ve reddedilmesi diye bir ihtimalinin gündeme gelmesi mümkün olmamakla birlikte; belediye şirketleri için yapılan görevlendirmelerde aynen üst düzey yöneticilerin atanmasında olduğu gibi belediye meclisine bilgi verilmesi; hatta, onayının alınması doğru olacaktır.

2. Her bir şirkette yönetim kurulları için yapılacak görevlendirmelerin hukuka, bilime ve liyakate uygun kriterlere göre yapılmasını sağlayacak iç yönergelerin hazırlanması, bu kriterler arasında arkadaşlık, dostluk, aynı partiden ya da mezhepten olma veya menfaate dayalı kriterlere yer verilmemesi, bu yönergelerin 2015 yılında İZFAŞ için yapılan düzenlemede olduğu gibi görevlendirilecek kişilerin özelliklerine göre düzenlenmemesi uygun olacaktır.

3. Şirket yönetim kurullarında belediye bürokratlarının görevlendirilmesi durumunda, şirketin faaliyet konusu ile bürokratın mesleki kariyeri arasında ilgi ve uyum aranmalı, şirketin faaliyet alanı konusunda bilgisi, ilgisi, becerisi, birikimi ve deneyimi olmayan bürokratlar yönetim kurulu başkanı ya da üyesi olarak görevlendirilmemelidir.

4. Şirketlerin yönetim kurulunda görevlendirilen kişilerin mesleki kariyerleri ile ilgili bilgilerin şirketlerin İnternet sayfalarında ayrıntısıyla açıklanarak kamuoyunun bilgilendirilmesi uygun ve doğru olacaktır.

5. Şirketlerin yönetim kurullarında görev yapanlara ödenecek huzur haklarının yönetim kurulunun bizatihi kendisi tarafından değil; Türk Ticaret Kanunu‘na göre şirket genel kurulu tarafından alınması ve bu rakamların kamuoyuna açıklanması şeffaflık ve bilgi edinme haklarının kullanımı açısından uygun ve doğru olacaktır.

6. Huzur hakları, şirket yönetim kurulu toplantılarının fiilen yapılması ve üyenin o toplantılara katılması durumunda ödenmelidir.

Önermesi bizden, uygulanması ise bu konuda görevli, yetkili ve sorumlu olanlarda… Tabii ki, hep birlikte eleştirdiğimiz AKP iktidarına ve onun yandaşlarına benzememek, onların yaptığının aynısını yapmamak koşuluyla…

Bilgi edinme hakkı ve şeffaflık konusunda iktidarı da, muhalefeti de aynı yerde duruyor…

Ali Rıza Avcan

Şayet 2023 Haziran seçimleri öncesindeki İzmir gündemini düşünürsek, ilk aklımıza gelen olaylardan birinin, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, ilki 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir’de toplanan Türkiye (İzmir) İktisat Kongresi‘nin 100. yılı nedeniyle, 15-21 Mart 2023 tarihleri arasında Türkiye’nin geleceğine damga vurmak gibi büyük iddialarla düzenlediği İkinci Yüzyılın İzmir İktisat Kongresi olduğunu hatırlarız.

1922 yılının Ağustos ayından başlayan bir süreç içinde ve sekiz aylık bir sürede binlerce insanın katılımı ile adeta AKP iktidarının İzmir‘de düzenlemek isteyip de 11 ildeki büyük deprem felaketi nedeniyle erteleyip yapamadığı kongreye alternatif olarak gerçekleştirilen bu toplantıda, bir büyükşehir belediyesinin uygulama kabiliyeti olmayan Türkiye‘nin önümüzdeki 100 yıllık süreçte uygulanması için birtakım kararlar alınıp bir sonuç bildiri yayınlandığını hatırlamamız zor olmayacaktır.

Ancak gerek Cumhurbaşkanlığı, gerekse milletvekilliği seçimlerinde CHP‘nin büyük bir hezimeti uğraması üzerine, adeta CHP iktidarı için hazırlandığı izlenimini veren bu kararların ve programın uygulanma kabiliyetini bir kez daha kaybettiğini; böylelikle bir bardak suda koparılan fırtınanın sonuçsuz, akim kalmış bir hareket olduğunu hep birlikte gördük.

Bu kongrede alınan kararlar ve düzenlenen program Türkiye adına alındığı için, kongre sonrasında resmi olarak kongreye katılanların kimler olduğunu, alınan kararların hangi temsilciler tarafından oylandığını, oylama sonuçlarının “evet“, “hayır” ya da “çekimser” düzeyde nasıl bir dağılım gösterdiğini merak ettim. Zira, o dönem yazdığım yazılardan da hatırlayacağınız gibi, 100 yıl önce 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir‘de yapılan Türkiye (İzmir) İktisat Kongresi tutanaklarının bir tomar halinde Ankara‘ya gönderilmiş olmasına karşın bugün bu tutanaklara ulaşılamadığını, o nedenle söz konusu kongreye katılan … adet temsilcinin kimlerden oluştuğuna dair kesin bir listeye sahip olamadığımızı, bu önemli tarihi belgelerin kaybolması konusunda bazı tarihçilerin Kongre Heyeti Başkanlığını yapan Kazım Karabekir‘i üstü kapalı bir şekilde suçladığını biliyor ve bu nedenle bu kongreden 100 yıl sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan kongreye, 100 yıl öncesine göre gelişen teknolojik olanaklar çerçevesinde yapılacak tespitlere göre kurum ya da bireysel katılım düzeyinde kimlerin katıldığını, temsilcilerle izleyicilerin karışık oturduğu oturumlarda kimlerin ne şekilde oy verdiklerini öğrenip bunu kamuoyu ile paylaşmak istiyordum. Aynen TBMM oturumlarındaki oylamalarda hangi milletvekillerinin ne şekilde oy kullandıklarını yayınlanan tutanaklarla bildiğimiz gibi…

“Bir zamanlar maziye bak, ne kadar şendik…”

Ama bu bilgiye, -ne yazık ki, şimdilik- ulaşmamız mümkün olmuyor, olamıyor.

Neden derseniz, bu konu ile ilgili olarak bugüne kadar yürüttüğüm mücadelenin aşamalarını gelin sizlere ayrıntılarıyla anlatayım:

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen kongreye resmi olarak kimlerin katıldığı ve oylamaların ne şekilde gerçekleştiğine ilişkin sorularımı kongreyi düzenleyenlere sorup cevap alamadığım için, bu soruları CİMER üzerinden 11 Nisan 2023 tarihli dilekçemle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne sordum ve tahmin ettiğim gibi sorularıma yasal olarak belirlenmiş 1 aylık süre içinde cevap alamadım. Bunun üzerine durumu 18 Mayıs 2023 tarihli itiraz dilekçesi ile, bu konulardaki itirazları inceleyip karara bağlaması gerekip üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu‘na ilettim.

Delege ile izleyicinin iç içe oturup kimin kime oy verdiğinin belli olmadığı bir ortam…

11 Nisan 2023 tarihinde CİMER eliyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne yönelttiğim bilgi talebim aynen şu şekildeydi:

15-21 Mart 2023 tarihleri arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi isimli etkinlikte;

1. “Çiftçi Grubu”, “İşçi Grubu” ve “Sanayici, Tüccar ve Esnaf Grubu” şeklinde belirlenen meslek gruplarına delege olarak davet edilip çalışmalara bizzat katılanların isimleriyle temsil ettikleri kurumların,

2. Bu kongre kapsamında, 21 Mart 2023 tarihinde düzenlenen 3 ayrı deklarasyondaki ilke ve kararların oylanması için özel bir oylama usulünün belirlenip belirlenmediğinin; şayet, böyle bir düzenleme yapılmamışsa, yapılan fiili oylamaların hangi ilke ve hususların dikkate alındığının,

3. “Çiftçi Grubu”, “İşçi Grubu” ve “Sanayici, Tüccar ve Esnaf Grubu” olarak kümelenen delegelerden hangilerinin hangi oylamalara katıldığının,

4. “İşçi”, “Çiftçi” ve “Sanayici, Tüccar ve Esnaf” gruplarındaki her bir oylamada hangi delegelerin ne şekilde (kabul, ret, çekimser) oy verip muhalefet şerhi yazdırdığının bildirilmesini rica ederim.

Bu sorulara İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yasal süresi içinde cevap verilmemesi nedeniyle bir üst kurul olan Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu‘nun 7 Haziran 2023 tarih, 2023/857 sayılı kararını ise geçtiğimiz günlerde teslim aldım.

Yazıma eklediğim karar örneğinde göreceğiniz gibi, söz konusu kurul İzmir Büyükşehir Belediyesi; yani, bir “kamu kurumu” tarafından “kamu kaynakları” kullanılarak “kamu görevlileri” tarafından düzenlenen bu toplantıyla ilgili olarak talep ettiğim bilgilerin ,”kamuoyunu ilgilendirmeyeceği” ve “özel hayatın gizliliği” ile ilgili olması nedeniyle bana verilemeyeceğine hükmederek bilgi talebimi reddediyor. Bu kararını da, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu‘nun 21. maddesindeki “Kişinin izin verdiği haller saklı kalmak üzere, özel hayatın gizliliği kapsamında, açıklanması halinde kişinin sağlık bilgileri ile özel ve aile hayatına, şeref ve haysiyetine, mesleki ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgi ve belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır” hükmü ile yine aynı kanunun 25. maddesindeki “Kurum ve kuruluşların, kamuoyunu ilgilendirmeyen ve sadece kendi personeli ile kurum uygulamalarına ilişkin düzenlemeler hakkındaki bilgi ve belgeler, bilgi edinme hakkının kapsamı dışındadır” hükmüne dayandırıyor ve şayet bu kararı beğenmemişsem 60 gün içinde idari yargıda dava açabileceğimi söylüyor. Yani, bana oldukça masraflı ve uzun zaman alacak bir yolu önererek aradan sıyrılıyor….

Şimdi bu durumda, hukuka aykırılığı açık olan bu kararın altına imza atıp belediye hizmetlerini, “özel hayatın gizliliği” ve “kamuoyunu ilgilendirmeyeceği” gibi gerekçelerle kapalı kapılar ardında saklamaya çalışan ve “Saray” tarafından seçilen bu beyefendilere şu hatırlatmaları yapmam gerekiyor:

Kamu kurumları tarafından, kamu kaynakları ve personelinin kullanılması suretiyle yapılan hizmetlerin “özel hayatın gizliliği” ile ilgisi yoktur…

1. Yöneticileri halkın oyuyla seçilmiş bir kamu kurumu; daha doğru bir ifadeyle bir büyükşehir belediyesinin elindeki kamu kaynaklarını kullanıp yüzlerce kamu personelini görevlendirerek ve binlerce kişiyi konuşmacı ya da izleyici olarak davet ederek organize ettiği, bütün bu yaptıklarını her türlü medya aracını kullanarak kamuoyu ile paylaştığı bir kongreye kimlerin katıldığı ve bunların ne şekilde davrandığı ile bilgilerin “kamuoyu ile paylaşılamayacak bilgiler” olduğunu iddia etmek, açıkçası ipe un sermek kabilinden bilginin kamuoyundan saklanması çabasından başka bir şey değildir… Ayrıca iktidara muhalif olduğunu söyleyen CHP‘li bir belediyenin, AKP iktidarının hukusuz bir şekilde sağladığı bu imkandan yararlanmış olması da yüz kızartacak bir utançtır. Bu anlamda CHP‘li belediyelerin yapması gereken şey, daha çok bilginin daha geniş kesimlerle hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın paylaşılmasını sağlamak, bilgi edinme hakkının yaşama geçmesi için şimdi yaptığının tam tersini yapmak olmalıdır.

Gelecek Yüzyılın İzmir İKtisat Kongresi’nin “özel hayatın gizliliği” ile ne alakası var?

2. Ben, CİMER eliyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ilettiğim bu sorularla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, ailesinin ya da bu organizasyona karışan başka bir belediye görevlisinin veya kongreye katılan herhangi birinin vatandaşlık kimlik numarasını, kan grubunu, ne kazanıp ne biriktirdiğini, ne yiyip ne içtiğini, ne zaman yatıp uyuduğunu, karısının ya da sevgilisinin veya çocuklarının adını, doğum günlerini, E-Nabız‘da kayıtlı hastalıklarını sormuyorum ki…. Ben, sadece -üzerine hiç de vazife olmayan- önümüzdeki 100 yıllık sürede Türkiye ekonomisinin nasıl olması gerektiği konusunda, kamu kaynaklarıyla ve kamu görevlilerinin kullanımı suretiyle gerçekleştirilen bir organizasyonda alınan kararların nasıl alındığını soruyorum… Sorduğum soruların neresi özel hayatın gizliliği ile ilgili? Hangisi kişinin sağlığı, özel yaşamı, aile hayatı, şeref ve haysiyeti, mesleki ve ekonomik değerleri ile ilgili? Hangisi bu bilgileri kullanarak haksız müdahalede bulunmamı sağlayacak özellikler taşıyor?

Bütün bu soru ve tespitlerden de anlaşılacağı üzere; İzmir Büyükşehir Belediyesi, Saray iktidarının da koruyup kolladığı bir tavırla sorularıma cevap vermeyerek, ardından itiraz ettiğim üyeleri Saray tarafından seçilen Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu da sorularımın kamuoyunu ilgilendirmediği ve kişisel yaşamın gizliliği ile ilgili olduğunu iddia ederek açık bir şekilde bilgi edinme hakkımı gasp ediyor…

Yoksa, bana gelen bu Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu kararında yazılı isimleri ve kararı sizlerle paylaşarak, kurulda yer alan zevatın kişisel bilgilerini mi açıkladım; açıkçası bundan da emin değilim…

Son olarak, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, 2019 Mahalli İdareler Seçimi öncesinde Uluslararası Şeffaflık Derneği‘nin talebi üzerine imzaladığı Şeffaflık Taahhütnamesi‘ni sizlerle paylaşıp sözünü tutmayan bir belediye başkanı itibariyle sözün bittiği yerdeyiz demek istiyorum… Evet, gerçekten sözün bittiği yerdeyiz ve bu belediye başkanı, 2024 seçimlerinde de ciddi bir şekilde yeniden CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olmayı arzuluyor ve bunu açık açık ifade ediyor…

Başka bir açıdan da, 100 önce yapılan kongrenin tutanakları ve katılımcı listesi nasıl ortaya yoksa, 100 yıl sonra yapılan kongrede de katılımcılara ve onların ne şekilde oy kullandıkları bilinmiyor, bilinse bile kamuoyu ile paylaşılmıyor diye düşünebiliriz…

Seçimlere bir yıldan az bir zamanın kaldığı bu süreçte, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da verdiği taahhüdü yerine getirmeyip söz konusu belge ve bilgileri kamuoyu ile paylaşmayan ve bu tutumu Saray’ın adamı konumundaki Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu tarafından desteklenen bu belediye başkanı hakkında bundan böyle ne düşünürsünüz?

Susarsam “lal” olsun ağzım dilim…

Ali Rıza Avcan

Evet, bugünkü yazımın başlığını yanlış anlamalara yol açmayacak ya da kötü niyetliler tarafından istismar edilmeyecek bir deyimle; dilin “lal olması” hali; yani, gerçeklerin dile getirilmemesi durumunda insanın konuşamaz duruma gelmesi, dilinin tutulması metaforu ile açmayı tercih ettim. Belki bir başkası bu durumu anlatmak için, son yıllarda çok kullanılan “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” deyişini tercih edebilirdi; ama, ben bugün dinsel inançların toplumsal yaşamımızı şekillendirmesi ile ilgili olan bu yazımda, “şeytan” ya da “melek” gibi figürler üzerinden dinsel terminolojiyi kullanmak istemiyorum. Hele ki, “melek” metaforunu kullanmayı, aramızda dolaşan bazı Melek’ler nedeniyle aklıma dahi getirmek istemiyorum. Şayet kullanmış olsam, her şeyden anlar tavırlarıyla sosyal medyada bana metaforların ne olduğu konusunda ders vermeye kalkacaklarını çok iyi biliyorum….

Evet, bugünkü yazımı; daha doğrusu gördüğüm ve zamanında müdahil olduğum için iyi bildiğim gerçekleri dile getirerek, dilimi lal olmaktan kurtaracak tespit ve değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak için hazırladım. Hem de birçok şeyi göze alarak…

Biliyorum, bu yazı birçok arkadaş ya da okurumu yadırgatıp tartışmalara neden olacağı gibi, benim yeni düşmanlar edinmemi sağlayacak, yazdıklarıma karşı itirazlar olacak, muhtemelen tanıdığım ya da tanımadığım birçok insanı ve onların ezberlerini bozup rahatsız edeceğim. Belki de bir süre önce “ırkçı” ilan edildiğim gibi, şimdi de “din düşmanı” ya da “milliyetçi“, “ulusalcı” ya da “şovenist” ve hatta “ittihatçı” olmakla bile suçlanacağım.

Oysa beni yakından bilenler, gerçekleri dile getirmediğim sürece rahat edemeyen bir Marksist, gerçek bir laik, dinle ve dini inançlarla -okuyup öğrenmenin dışında- ilgisi olmayan, üstüne üstlük hangi din ya da inanç olursa olsun, ellerindeki sopalarla ya da işaret parmaklarıyla bizleri tehdit edip toplumsal yaşamı şekillendirmesine, nasıl giyinip nasıl eğleneceğimizi, neler içip neler yiyeceğimizi dikte eden müdahalelerine şiddetle itiraz eden biri olduğumu bilirler, beni bu özelliklerimle tanırlar. İşte ben de bugün, sahip olduğum bu “doğrucu Davut” anlayışıyla bazılarının tehlikeli bulup söylemeye cesaret edemediği şeyleri söylemeye, kısa bir süre önce bu şehirde açık bir şekilde oynanan siyasi bir oyuna Hayır! demeye çalışacağım.

Aslında ele alıp irdeleyeceğim olayı ilk duyduğumda hemen tepki vermeyi düşünmekle birlikte; gazeteci dostlarımın da uyarısıyla, olayın üzerinden belli bir zamanın geçmesi, olayla ilgili tüm tarafların yaşanan olay hakkında bilgi verip görüşlerini açıkladığı, ortalığın sakinleştiği bir ortamın oluşumunu bekleyerek, duyguların değil aklın hakim olduğu bir zamanda bir şeyler yazmanın daha doğru olacağını düşündüm ve şimdi de bu ortamın oluştuğunu düşünerek klavyenin başına oturdum.

Babasını, annesinin karnındayken kaybetmiş bir şehit oğlu olarak ilkokulu dışardan bitiren rahmetli babam, işçi olarak çalıştığı Ankara‘daki TCDD 2. Cer Atölyesi‘nden emekli olduktan sonra düzenli olarak Cuma namazlarına gitmekle birlikte; zaman zaman inancını sorgular, açık bir şekilde melek ve şeytanlara inanmadığını söyler, oldukça açık bir görüşle “bizdeki imamlar gençleri camilere çekmeyi, onları gençliğin heyecan ve dinamizmini kullanarak kazanmayı bilmiyorlar. Ama batıda gençler kiliselerdeki eğlence ve konserlere davet edilip hem kiliselere daha çok bağlanıyorlar, hem de müziğe, tiyatroya daha fazla ilgi gösteriyorlar; ama bizdeki imamlar, neredeyse gençleri camilerden kovuyorlar” diyerek her toplumsal olayda gençlerin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaya çalışırdı. Eğitim düzeyi oldukça yetersiz olmakla birlikte, çoğu üniversite mezununu cebinden çıkaracak bir yaşam deneyimine sahip olan ve zihni yeni, farklı ve akılcı şeylere açık olan babam, bu anlamda yaşadığımız toplumun ve hepimizi teslim almaya çalışan dini taassubun ne kadar tehlikeli olduğunu kendi bakış açısı ve dili ile ifade etmeye çalışırdı.

Kilisede parti, Prag
Toronto – “Hallowen” – Wellesley Village Church
Berkeley Church, 2020 Yılbaşı partisi…

Nitekim Google’da yaptığımız ufak bir araştırma bile, Hollanda, İrlanda, İngiltere, ABD ve Yeni Zelanda gibi ülkelerin kiliselerinde genellikle kiliseleri kiralayarak konserler, eğlenceler yapıldığını, babamın bu anlamda ne kadar haklı olduğunu gösterir. 10 Temmuz 2023 tarihinde benim yaptığım basit bir tarama sonucunda ise, Toronto‘daki Wellesley Kilisesi‘nde düzenlenen Hallowen (cadılar bayramı) partisinde Türkçe’de “Kuir“, İngilizce’de “Queer” denilen insanların da partiye katıldığını, ABD‘nin Florida eyaletinde küçük bir ilçe olan Coral Spring‘de kilisede konserler, Berkeley Kilisesi‘nde ise yine aynı özellikte yılbaşı partileri düzenlendiğini belirleyip fotoğraflarını sizlerle paylaştım.

Görüldüğü gibi İsa peygambere inanan Hıristiyanlar kendi dini inançlarının geçirdiği reformlar neticesinde kutsal olarak nitelenen kiliselerde, yaşam tarzına müdahale etmeden tüm toplum kesimlerine, özellikle gençlere yönelik konser, eğlence ve partiler düzenleyerek, rahmetli babamın ifade ettiği özgürlüğü başarıyla sergiliyorlar.

Tabii ki, Hıristiyanlık içinde bağnazlığı ile tanınan Katolik ya da Ortodoks kiliseleri; özellikle de yakın zamana kadar başbakan ve cumhurbaşkanının göreve başlayabilmesi için bir kilise görevlisi tarafından yemin ettirilmesini şart koşan Ortodoks kilisesi ya da ünlü şarkıcı Madonna‘nın “Son akşam yemeği” tablosunu canlandırmak için sahneye İsa kılığında çıkması nedeniyle CD’lerinin alınmaması, şarkılarının dinlenmemesi şartıyla aforoz eden Katolik kilisesinde olduğu gibi…

Özet olarak, gerçekleştirdiği reform hareketiyle bağnaz dönemlerini geçiren Hıristiyanlık alemi; özellikle Protestan, Anglikan ve Presbiteryen kiliseleri kutsal mekân olarak nitelenen kilise ve katedralleri toplumun kültür, sanat ve eğlence gibi ihtiyaçların karşılamak amacıyla inanan ya da inanmayan tüm halka açmış olmakla birlikte; anlaşılan o ki, bazı kiliseler eski bağnazlıklarını sürdürmekte ısrarlı gözüküp bu tür değişimlere karşı ayak sürümekte ısrar ediyor.

Gelelim onca uzun bir girizgâhtan sonra asıl ele almak istediğimiz konuya:

Efendim, geçtiğimiz haftalarda; daha doğrusu 7 Temmuz 2023, Cuma günü saat 20.00 civarında İzmir‘deki Musevi kültür sanat etkinlikleriyle tanıyıp bildiğimiz ve halen Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un danışmanlığını yapan bir arkadaşımızın hesabından yayınlanan ve İzmir Rum Ortodoks Toplumu Başkanı sıfatıyla Yorgo Teodoridis tarafından imzalandığı anlaşılan 7 Temmuz 2023 tarihli bir basın bildirisi ile karşılaştık.

Söz konusu basın bildirisi oldukça kapsayıcı, herkesi kucaklayan, esnek ve ikna edici bir dille Müslüman, Yahudi ve Levantenlere; ayrıca, bunların dışında tutulduğu anlaşılan İzmirlilerle yerel ve merkezi yönetimdeki yöneticilere hitap ederek, 4 Haziran 2023 gecesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bir kültür ve sanat merkezi olarak kullanılan Aziz Vukolos Kültür Sanat Merkezi‘nde Gaia Project adlı bir şirket tarafından düzenlenen partide “içki içildiği”, dans edildiği” ve “İsa figürünün parti mezesi yapıldığı” iddiasının dile getirildiği, bu durumdan son derece rahatsız olup incindikleri, esasen bir FETÖ ürünü olan ve ne hikmetse Türkiye sınırları dışında, özellikle de Yunanistan ya da İsrail‘de gündeme gelmeyen dinlerarası kardeşlik anlayışının “Çan-Hazan-Ezan” projesinden de söz edilerek, bundan böyle kendilerine ait olduğu iddia edilen “kiliselerde ve diğer mabetlerde düzenlenecek etkinliklerde” dini duygularına daha fazla hassasiyet gösterilmesinin talep edildiğini gördük.

Bir buçuk sayfadan oluşan ve çoğu ifadesi değişik dinlere mensup insanları ikna etmeye çalışan bildirinin her bir cümlesini aktarmak zor olacağı için, bildiri metninin tümünü bu yazıya ekleyerek okuyucuların bilgisine sunmak isterim.

Ardından bu bildirinin aynı gece içinde telefonla aranan bazı gazetecilerin köşelerinde yayınlandığını ve yapılan paylaşımların yaygın, geniş bir beğeni aldığını gördük. Ama ne yazık ki, bu gazete ve gazeteciler, “bülten gazeteciliği” gibi kötü bir alışkanlığın sonucu bu olayı araştırıp soruşturmadan; özellikle de, bu olayın niye bir ay sonra gündeme geldiğini düşünmeden, durumu Gaia Project şirketi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne sormadan; kısacası, “Uğur Mumcu Gazeteciliği” de denilen araştırmacı objektif gazetecilik ilkelerine aykırı olarak yayınlamayı kendi gazetecilik anlayışları çerçevesinde doğru buldular ve bu anlamda bildiri sahibine yardımcı oldular.

Diğer gazete ve gazeteciler ise ertesi gün, sadece basın bildirisini ele alıp sorunun diğer cephelerini araştırmadıkları aynı türden haberleri yapmaya devam ettiler; hatta, olayı skandal olarak nitelemeye başladılar. Üstüne üstlük daha önce aynı mekânda içki ikramının yapıldığı gala ve ödül törenlerin sahibi İzmir Gazeteciler Cemiyeti başkanı bile bu haberleri paylaşıp mesajın daha fazla insana ulaşması için çaba harcadı.

Bu “skandal” olayı ve yapılan protestoyu havada yakalayan AKP çevreleri, özellikle de Ahaber, Odatv4, Takvim ve Haber7 gibi iktidar yandaşı İnternet gazeteleriyle asıl olarak dini inançları kullanarak toplumsal yaşama ve yaşam tarzına müdahaleleri ile bilinen AKP‘nin Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ ile İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, 8 Temmuz 2023 tarihinde yaptıkları açıklamalarla kilisede parti düzenlenmesine neden olan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne tepki gösterip siyasi anlamda istedikleri sonuca ulaştılar.

Oysa benim İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ndeki arkadaşlarımdan öğrendiğim gerçekler, bu konunun başkanlık düzeyinde 5 Haziran 2023 tarihinde ele alındığını, kiralama işlemini yapan şube müdürünün görevden alındığını, böylelikle gerekli disiplin işleminin zaten yapılmış olduğu şeklindeydi. Şayet gazeteci arkadaşlar, bu yazıları yazmadan önce belediye içindeki kendi bağlantılarını arayıp bu olayın içyüzünü sormuş olsalardı, benim öğrendiklerimi öğrenip daha tarafsız bir yazı kaleme alarak, görevlerini gazetecilik ilkelerine uygun olarak yapmış olacaklardı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ise, söz konusu bildirinin kamuoyuna açıklandığı tarihten 1 gün sonra; yani, 08.07.2023 tarihinde yayınladığı “Kamuoyuna” başlıklı basın bildirisinde oldukça nazik ve diplomatik bir dille, İzmir Rum Ortodoks Topluluğu tarafından sahiplenilip “kilisemiz” denilen tarihi yapının kamuya ait bir kültür sanat merkezi olduğunu hatırlatıp, binanın söz konusu şirkete tahsisinden sonraki denetim işlemlerinin Konak Kaymakamlığı ile İzmir Emniyeti‘ne ait olduğunu ifade ederek, söz konusu organizasyonun kendileriyle bir ilgisinin olmadığını, bu olay nedeniyle İzmir Rum Ortodoks Toplumu‘nun incinmesinden son derece üzgün olduklarını ifade ederek bundan sonraki uygulamalarda daha titiz ve özenli davranılacağını ifade etti.

Söz konusu partiyi düzenleyen Gaia Project isimli şirket ise 11 Temmuz 2023 tarihinde yayınladığı basın açıklamasında bu tür etkinliklerin dünya kiliselerinde yaygın bir şekilde düzenlendiğini belirterek etkinliğin yapıldığı mekânın aslında eskiden bir bir kilise olmakla birlikte şimdi bir kültür sanat merkezi olduğunu, suçlandıkları İsa peygamber figürlerine zarar verme gibi bir eylemlerinin olmadığını, bahçede verilen içkinin sponsorlar tarafından dağıtıldığını, müziğin birleştirici ve barışçıl gücü çerçevesinde bu güce inananları sevgiyle kucakladıklarını belirtmiştir.

Bu konuda beklenen en son hamle ise, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı‘ndan geldi ve söz konusu bakanlık, “kilisede elektronik müzik partisi düzenlenmesini kınıyoruz” diyerek olayı dini bir çerçeveden alarak siyasi bir platforma taşıdı ve belki de bildiriye imza atıp yayınlayanların asıl amaçlarına ulaşmasını sağladı. Hem de AKP iktidarının destek mesajlarıyla birlikte… Çünkü, kendi bağnaz Müslümanlık anlayışları adına onlar da aynısını yapıp Ayasofya‘yı camiye çeviriyorlar, insanların nasıl giyineceğine, ne içeceğine karışıyorlar ve Ramazan aylarında İstanbul Sultanahmet ya da Eyüp Sultan Camii çevresinin kutsal alanlar olduğunu iddia edip İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin etkinliklerine izin vermiyorlar… Kısacası, “aynıyla vaki“; daha doğrusu, birbirinin aynı, aynı özellikte iki olayı birlikte yaşıyoruz ve din adına birileri bizlere, bizim yaşam tarzımıza ayar vermeye çalışıyor… Hem de yakından tanıdığımız çoğu arkadaşımız birine hayır, diğerine de evet deyip desteklerken…

Şimdi gelelim, dilimizin lal olmaması adına işin ayrıntılarını ele alıp yerinde, doğru ve akılcı sorular sormaya ve bu işin bir çırpıda dini bir boyuttan alınıp ne şekilde uluslararası ölçekte siyasi bir boyuta taşındığını sorgulamaya…

Kilise değil, halka ait bir kültür sanat merkezi olduğunu bilmek…

1. Restore edildikten sonra, tarihi ve kültürel kimliğine zarar vermemek amacıyla, “Aziz Vukolos” ismiyle bir kültür sanat merkezine dönüştürülen bina, bu kimlikle tanımlandığı tarihten itibaren bir kilise değil, kamuya bir kültür sanat merkezidir. O binanın eskiden bir kilise olması ya da restorasyon sonrasında orada ayin yapılmış olması o mekânın kilise haline dönüştürüldüğü anlamına gelmez. Orası artık bir kilise değil, bir kültür sanat merkezidir. Nitekim İzmir‘in Yunan işgalinden kurtulmasından sonra 1922 Yangını‘ndan kurtulan bina, önce Asar-ı Atika (Arkeoloji) Müzesi, sonrasında İzmir Devlet ve Opera Müdürlüğü‘nün deposu olarak kullanılmış, binanın bir yangın sonrasında hasar görmesi üzerine boşaltılarak uzun bir süre evsizlerin ve tinercilerin mekânı olmuştur. Ne zaman ki, değerli dostum Orhan Beşikçi, zamanın belediye başkanı Aziz Kocaoğlu‘nu ikna etmiş; işte o zamandan sonra, bina Hazine‘den satın alınarak restore edilmiş ve bugünkü haline getirilmiştir. Bu anlamda, söz konusu basın bildirisi binanın restore edilip ortaya çıkarıldığı bugün değil de, madde kullanıcılarıyla evsizler tarafından kullanıldığı o dönemlerde yapılsaydı da, inanan ya da inanmayan tüm toplumu kucaklayan bir anlamı olsaydı….

Aslında bu binanın geçmişi ile ilgili benim de anlatmak istediğim ilginç bir anım var; 1999 yılında, bana göre İzmir‘in bugüne kadar gördüğü en iyi ve duyarlı valilerden biri olan Kemal Nehrozoğlu‘nun hizmet döneminde İnönü Vakfı ve Tarih Vakfı işbirliğiyle İnönü‘nün doğduğu evi restore ettirdikten sonra, sayın Nehrozoğlu ile yaptığımız özel sohbetlerde depo olarak kullanılan bu bina ile Karşıyaka‘daki, -şimdi restore edilip anı evi olarak açılan- Uşakizade Köşkü‘nün nasıl kurtarılıp restore edilebileceğini görüşmüş, ben kendisinden aldığım izinle bu binanın içine girerek Devlet Opera ve Bale Müdürlüğü tarafından depo olarak kullanılan mekanın içler acısı halini görmüştüm. Benim ve Nehrozoğlu‘nun bu girişimini öğrenen bir arkadaşımız ise, o binanın 1922 Yangını‘ndaki ilk patlamanın gerçekleştiği Ermeni kilisesi olduğunu iddia ederek, “abi bak, sen bu işlerle ilgilenme; aksi takdirde bizim gençler gelip senin camı çerçeveni indirirler” diyerek beni tehdit etmiş, beni bu girişimden korkutarak vazgeçirmeye çalışmıştı. Ama hemen sonrasında Nehrozoğlu‘nun Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olup İzmir‘den ayrılması üzerine bu iki girişimi -ne yazık ki- hayata geçirememiştik. Biz bu binayı o tarihlerde restore ettirememiş olmakla birlikte, gün döndü devran döndü ve o eski kilise restore edilerek kamuya ait bir kültür sanat merkezine dönüştürüldü.

Şimdi bu anlatımlardan sonra bazı arkadaşlarımın, Lozan Antlaşması sonrasında yapılan haksızlıklardan söz edip zamanında Rumlara ait olan bu kilisenin yeniden kilise olarak kullanılmak üzere onlara verilmesi gerektiğini söyleyerek itiraz ettiklerini duyar gibiyim… Ama buna karşılık ben de onlara şunu söylemek istiyorum; nasıl o zamanlar kilise olarak kullanılan binaları vereceksek, şimdilerde İzmir‘in önde gelen birçok zengin ailesine ait olup, zamanında Rum, Ermeni ve Yahudilere ait olup el konulan, daha doğrusu yağmalanıp paylaşılan emlak-ı metruke mallarını aynı şekilde geri verelim derim. Özellikle de işgal sonrası İzmir‘inde elindeki anahtar destesi ile bir anda gayrimenkul zengini olan Şerif Remzi Reyent‘ten, onun mirasını devir alan yeğeni Ayla Ökdem‘den ve ailesinden başlayalım derim… Ne dersiniz, hiç değilse kamuya; yani halka ait eski bir kilise, kilise kimliği ile İzmir Rum Ortodoks Topluluğu‘na iade edilirken özel mülkiyete konu olan tüm gayrimenkulleri de eski sahiplerine iade etmiş oluruz. Ne dersiniz? Sanırım, İzmir Rum Ortodoks Topluluğu basın bildirisinin altına beğeni notu koyan birçok isim buna “hayır” derken, basın bildirisinin sahibi olan topluluk “Sevr” kokan bu önerimi muhtemelen hararetle destekleyecektir….

Neden 1 ay sonra?

2. Yukarıda yazılı olay örgüsünden de anlayacağımız şekilde, 4 Haziran 2023 tarihinde gerçekleşen bu olay için 7 Temmuz 2023 tarihinde açıklama yapıldığı görülmektedir. Bu durumda insan ister istemez aradan geçen 1 ay 3 gün neden beklendiğini sormak ister. Acaba 1,5 sayfa tutan bildiriyi kaleme almak mı bu kadar uzun bir zamanı aldı, yoksa bir şeylerin olup bitmesi mi istendi? UYgun görülen 7 Temmuz’un özelliği neydi? Sahi, kendileri için böylesine önemli bir bildiriyi yazmak için niye 1 aydan fazla bir zaman beklediler? Acaba bu süre içinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in görevli şube müdürünü görevden alarak onun yerine daire başkanını vekaleten atamış olduğunu bilmiyorlar mıydı ya da bilip de bilmez gibi mi görünmek istiyorlardı? Ya da bu sorunu bir bildiri ile dile getirmek yerine bir nezaket ziyareti yapıp belediye başkanı ile görüşüp rahatsızlıklarını iletip çözüm istemek o kadar mı zordu?

İşte bu anlamda aklımıza gelen bütün bu sorular, dini bir olaydan uluslararası siyasi bir sonuç devşirenlere sorulacak önemli, can alıcı sorulardır…

İzmir Rum Ortodoks Topluluğu Başkanı Yorgo Teodoris kimdir?

3. Öncelikle şu yanlışı, daha doğrusu eksikliği gidermek gerekiyor. Bildiriyi imzalayan kişinin başkanı olduğu topluluğun resmi bir niteliği var mıdır, yoksa yok mudur? Rum Vakıfları Derneği‘nin İnternet sayfasındaki bilgilere göre İzmir‘de “cemaat” anlamına gelecek bir “topluluk” yerine, aynı İnternet sayfasındaki 8 Nisan 2016 ve 4 Ocak 2019 tarihli haber ve duyurulara göre İzmir Rum Kültür ve Düşünce Derneği isminde bir dernek olup; başkanı da, söz konusu basın bildirisinin altında imzası olan Yorgo Teodoris‘dir.

LCV için verilen numarayı arayıp karşınıza çıkacak kişiden dernek yönetim kurulunun kimlerden oluştuğunu sorabilirsiniz…

Yorgo Teodoris‘e ait kişisel Twitter hesabını incelediğimizde ise, kendisinin Türk ve Yunan bayraklarının dalgalandığı bir zemin önünde takım elbisesi ve kravatı ile poz veren genç biri olduğunu, İstanbul‘da yaşadığını ve aynı zamanda Kurtuluş Aya Tanaş, Aya Dimitri, Aya Lefter Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi Vakfı başkanlığı görevlerini yürüttüğünü, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı İbrahim Kalın, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya gibi AKP iktidarının öne gelen şahsiyetleri ile çekilmiş samimi fotoğrafları nedeniyle iktidarın üst makamlarıyla yakın diplomatik ilişkileri olan biri olduğunu anlıyoruz. Kendisi her ne kadar İzmir‘de yaşamasa bile, -muhtemelen Fener Rum Patrikhanesi‘nin de içinde bulunduğu- diplomatik bir görevi yürüttüğü, patrik I. Bartholomeos liderliğinde Anadolu’nun değişik yerlerindeki metruk ya da restore edilmiş manastır ve kiliselerde yurtdışından gelen kalabalık gruplarla ayinler düzenleyerek oraları sahiplenip tutunma politikasına yardımcı olduğu görülmektedir.

İzmir’deki Ortodoks Rumlara ait bir kilise var mıdır?

4. İzmir‘de yaşayan Rum arkadaşlarımdan aldığım bilgiye göre sayıları şu aralarda 11’i bulan Ortodoks Rum adına, 1952 yılında Hollanda Fahri Konsolosluğu ile Yunan Konsolosluğu arasında yapılan 100 yıllık bir protokolle teslim alınıp demir bahçe kapısına, 1922 Yangını‘nda yanıp yok olan İzmir‘in en büyük Ortodoks Rum Kilisesi Aya Fotini Kilisesi‘ne atfen “Yeni Aya Fotini Rum Ortodoks Kilisesi” adını taşıyan levhayı astıkları, doğu yönüne bir ikonostasis (Ortodoks kiliselerinde, ana bölümü din adamlarına ait bölümden ayıran ikonalarla süslü duvar) ekledikleri Behçet Uz Hastanesi‘nin karşısındaki eski Hollanda Hastanesi Şapeli’ne, 2015 yılında Fener Rum Patrikhanesi tarafından İzmir Metropoliti olarak Samaras Bartholomeos atanmış olmakla birlikte (3); 2022 yılında yayınlanan gazete haberlerinden anladığımıza göre, Ortodoks Rumların mülkiyeti 1994 yılında İzmir Belediyesi‘nden Konak Belediyesi‘ne geçen bu kiliseden çıkmamak için mücadele ettiği, AHaber gibi yandaş medya yayınlarında “Belediyeden Tek Ses Yok” başlığıyla konu olan bu anlaşmazlıkta yine aynı şekilde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in eleştirildiği, Protestan Vaftiz Kiliseleri Vakfı Ortodoks Rumları buradan çıkartmak için 2022 yılında mülkün sahibi Konak Belediyesi‘ne başvurduğu halde bu dilekçeye, sorunun Türkiye ile Yunanistan arasında uluslararası bir sorun olduğu gerekçesiyle cevap verilmediği; yani, topun taca atıldığı, böylelikle İzmir Metropoliti Samaras Bartholomeos‘un sorumluluğundaki kiliseyi, aynen Aziz Vukolos Kilisesi‘ndeki gibi sahiplenip çıkmadıkları anlaşılmaktadır.

Ele aldığımız olayda ise, “topluluk” başkanının İstanbul‘dan, metropolitinin de Yunanistan‘ın Volos‘tan getirtildiği bir topluluğa, Fener Rum Patrikhanesi‘nin AKP iktidarı ile iyi ilişkileri üzerinden diplomatik bir hamleyle el koyup “bizim kilisemiz” diyebilecekleri yeni bir kamu mülkü arandığı anlaşılmaktadır.

Bu arada keşke CHP‘li bir belediyeyi ve belediye başkanını hedef aldıkları böyle bir tepkiyi, UNESCO Dünya Mirası Daimi Listesi‘nde yer alıp dünya çapında önemli bir değer olan İstanbul Aya Sofya Kilisesi ile İznik Aya Sofya Kilisesi camiye dönüştürüldüğü tarihlerde AKP iktidarına ve onun cumhurbaşkanına karşı verebilselerdi, yine böyle bir bildiri yazabilselerdi diye düşünmekten de kendimi alamıyorum… Ama siyaset bu! Güçlünün karşısında el pençe sessiz kal, güçsüzün yine güçsüz kalıp güçlü tarafından hırpalanması için hem iktidar hem de danışmanı olduğun belediye başkanı adına “vur abalıya” de! Sanırım entrikalar, provakasyonlar üzerinde şekillendirilen uluslararası siyaset bu olsa gerek…

Partiye katılan gençlerin yaptıkları, yapmadıkları…

5. Sosyal medyada adeta bir suç deliliymiş gibi ardı ardına yayınlanan videolarla 9 Eylül Gazetesi‘nin yayınladığı 61 adet fotoğrafa baktığımızda (4), eskiden kilise, şimdilerde ise bir kültür sanat merkezi olan mekânda düzenlenen bu partiye katılan gençlerin ahlaka ya da başkalarının dinsel duygularına aykırı tek bir şey yapmadığını, bu görüntülerin Alsancak‘taki ya da Bostanlı Barlar Sokağı‘ndaki bar, kafe, restoran manzaralarından hiç de farklı olmadığını, aslında bu tür görüntülerin AKP ve diğer dinci çevreler tarafından devamlı gündeme getirilerek kendi dini anlayışlarını dayatmaya çalıştıklarını; esasen, bu partiye katılan tüm gençlerin bizim çocuklarımız, bizim gençlerimiz olduğunu fark etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Onların kamuya; yani halka ait bir mekânda içki içmesi, dans etmesi ya da dinci çevrelerin sıklıkla kullandığı içki-meze metaforu üzerinden nefret dilinin yardımıyla “meze edildi” iddiasına konu yapılması gençlerimizin ötekileştirilip şeytanlaştırılmasına yaramakta, arkasında bu kez de Diyanet fetvaları ya da birtakım tarikatlar yerine Fener Rum Patrikhanesi‘nin bulunduğu Ortodoks bağnazlığıyla körüklenen bir cadı kazanına atılmak istendikleri izlenimini yaratmaktadır. İşte o nedenle de, Müslümanlık dahil her dindeki bağnazlığa, bizim yaşam tarzımıza müdahale anlamına gelen tüm gerici müdahalelere itiraz edip hayır dememiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü unutmayalım ki, hepimizin şikâyet ettiği dini bağnazlık aslında adı ne olursa olsun ya da nereden gelirse gelsin tüm bağnaz çevrelerde yaygın bir şekilde kullanılan bir baskı aracıdır ve bugün, -ne yazık ki- bu bağnazlığın farklı bir türüyle karşı karşıyayız… Müslümanlıkta karşımıza çıktığında itiraz ettiğimiz her türlü müdahalenin, her türlü gerici girişimin diğer dinlerde de benzeri /farklı şekillerde karşımıza çıkabileceğini, bunun inanç özgürlüğü ile hiçbir ilgisinin olmadığını hatırlayıp uzun uzun düşünmemiz gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde, İzmir’de bunlar yaşanırken gerici İran rejiminin yasaklamasına karşın camiye girip şarkı söyleyen kadının cesaretini örnek alıp insan sesinin ve müziğin kucaklayıcı gücüne inanmamız gerekiyor…

Yasakladığınız her yerde şarkılarımızı da sözümüzü de söyleyeceğiz! İran’da bir kadın, kadınların şarkı söyleme yasağını camide şarkı söyleyerek protesto etti. Yasaklar, baskılar bizi yıldıramaz! Dünyanın dört bir yanından erkek egemen devletlere karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.

Tek olumlu nokta

6. Söz konusu basın bildirisinde yazılı olmasa da, bu bildiri ile ilgili tartışmalarla gündeme gelen yüksek sesli müziğin tarihi eserde yaratacağı tahribat konusu, bence tartışmanın tek olumlu yönüydü.

Her ne kadar, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin her yıl düzenlediği çim konserleriyle Kültürpark‘ın hassas doğasına, özellikle de zemindeki çimlere fazlasıyla zarar verdiği halde buna tepki göstermeyenler, bu kez düzenlenen partideki yüksek sesli müziğin tarihi eserin duvarlarına zarar verebileceğini fark ettiler ve konuya bu yönüyle yaklaşmayı tercih ettiler. İyi ki de fark ettiler; hiç değilse bundan böyle, aynı hassasiyetlerini başka arkeolojik, tarihi, kültürel ve doğal değerler için de gösterirler…

Sonuç olarak,

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait bir kültür sanat merkezinde düzenlenen partide gençlerin içki içtiği, dans ettiği ve kutsal figürleri “meze yaptıkları” iddiasıyla Fener Rum Patrikhanesi kaynaklı bir grup fanatik Ortodoks tarafından ortaya atılan iddia, AKP iktidarı, yandaş ya da yandaş olmayan gazete ce gazeteciler sayesinde dini bir sorun olmaktan çıkarılarak Türkiye ile Atina‘da yapılan camiye minare izni vermeyen Yunanistan (5) arasındaki uluslararası bir soruna dönüştürülmüş; böylelikle, bağnaz bir şekilde yaşam biçimimize müdahale edenler hangi dinden ve inanıştan olursa olsunlar akıl almaz cesaretleri, arkalarına aldıkları iktidar ve basın desteği ile aynen tarikatlara tahsis edilen yerlerde olduğu gibi, bir kez daha kazanmıştır… Artık bundan sonraki talepleri daha cüretkar olacak, daha ileri bir hedefe ulaşmak için olacaktır… Tabii ki, Cemevi açılışlarının engellenip zorlaştırıldığı Türkiye koşullarında bazı din ve inanışlara sağlanan ayrıcalık sayesinde… Bize ise, dini inançları sömüren ya da onları bir silah gibi kullanan bu senaryonun amacını, gelişimini ve sonucunu araştırıp ifşa etmek düşmüştür… Tabii ki tüm samimiyetimiz ve olaya tarafsız bakan anlayışımız, din dışı laik/seküler kişiliğimizle…

Yunanistan’ın başkenti Atina’da minare yapılmasına izin verilmeyen cami…

Şayet, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması‘nın “Siyasi Hükümler” adını taşıyan 1. Bölümü’nün “Azınlıkların Korunması” başlıklı III. Kesimi’nde yer alan 37-45. madde hükümlerine aykırı olarak Türkiye ile Yunanistan arasındaki bu tür karşılıklı kışkırtma ve ihlallerin 1922 sonrasındaki benzer örneklerini öğrenmek isterseniz, sevgili hocam Baskın Oran ile Ali Dayıoğlu‘nun 2023 Haziran ayında Alfa Yayınları Araştırma Serisinden yayınlanan “100. Yılda Lozan İhlalleri, Yunanistan ile Türkiye, Azınlıklar ve Ege” isimli kitabı edinip okuyabilirsiniz.

(1)https://www.ortodokslartoplulugu.org/bayramlar-yortular-kutlamalar/ortodokslar-aya-vukolos-kilisesinde-bulustu/

(2)https://www.ahaber.com.tr/gundem/2022/11/12/izmirde-kilisede-buyuk-kriz-belediye-olanlari-sadece-izliyor

(3) https://www.agos.com.tr/tr/yazi/16461/izmire-94-yil-sonra-metropolit-atandi

(4) https://www.dokuzeylul.com/foto-galeri/tarihi-kilisede-parti-verildi

(5) https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47440914

TARKEM, UNESCO ve İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Yönetim Planı…

Ali Rıza Avcan

Yine iki bölümden oluşan ve uzun bir araştırma ve incelemenin sonucu olan bir yazıyla karşınızdayım…

Amacım, İzmir‘in “İzmir Tarihi Liman Kenti” adıyla UNESCO‘nun Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne alınması sonrasında, Tarihi Kemeraltı İnşaat ve Yatım Anonim Şirketi / TARKEM ve Alan Başkanlığı tarafından 2022-2027 yılları için hazırlattırılan İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Yönetim Planı‘nı inceleyip analiz etmek ve bu analizin sonuçlarını sizlerle paylaşmak.

Çünkü, 2000’li başından bu yana planlama, özellikle de stratejik planlama disipliniyle uğraşıyorum. Bunun için hem okuyor, hem değişik planlar hazırlayarak ya da hazırlama süreçlerine danışmanlık yaparak ya da hazırlanmış olan planları inceleyip analiz ederek bu işi daha iyi öğrenmeye, iyi bir plancı olmaya çalışıyorum. Ayrıca, -bu konuda hiç de mütevazi olmaya çalışmayıp- hem bütüncül hem stratejik planlama anlayışını birlikte, birbiriyle ilişkilendirerek uygulamaya çalışan iyi bir planlama uzmanı olduğumu biliyor ve bu çerçevede bu kez de İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Yönetim Planı‘nı inceleyerek yapılan olumlu ya da olumsuz işler üzerinden bilgimi daha da geliştirmek, bir alan yönetim planının nasıl olması ya da olmaması konusunda yeni şeyler öğrenerek bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Çünkü gündeme taşımak istediğim şeyin, 2500 yıldır halkın olan zengin kültürel mirasımızı hazırlanacak iyi bir planla daha iyi yönetilerek daha iyi korunmasını sağlamak ve bu konuda doğru, yerinde, sağlıklı, uygulanabilir ve sürdürülebilir öneriler geliştirmek olduğunu biliyorum.

Bu amaçla, iki bölümden oluşan yazımın bu ilk bölümünde sizlere Kültür Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Valiliği, TARKEM ve UNESCO bağlamında İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Yönetim Planı‘nın hazırlık süreciyle ilgili genel bilgiler, ikinci bölümde de plan metni ile planın 2022-2023 dönemi uygulamalarını ele alarak gördüğüm olumlu ya da olumsuz yönler üzerinden önerilerde bulunmak istiyorum.

İsterseniz işe olayların gelişim örgüsü üzerinden hayata geçenleri hatırlatmakla başlayalım:

İzmir‘in tarihi kent merkezindeki Kemeraltı, Basmane, Kadifekale, Karataş, Mimar Kemaleddin, Çankaya ve Kervan Köprüsü gibi değerleri kapsayan bölgesi ile bu tarihi merkezin çevresindeki Smyrna/Bayraklı, Yeşilova ve Yassıtepe höyüklerini kapsayan bağlantı noktaları, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin de % 30 oranında hissedar olduğu Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Anonim Şirketi, kısa adıyla TARKEM‘in yaptığı başvuru üzerine 14 Nisan 2020 tarihinde UNESCO Dünya Miras Komitesi tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne alındı.

Böylelikle UNESCO‘ya başvurup 84 adet arkeolojik, tarihi, kültürel ve doğal varlığını Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne kabul ettiren bir ülke olarak, İzmir‘in daimi listeye ne zaman gireceğini merak etmeye başladık. Hele ki Antalya‘daki Karain Mağarası‘nın 1994 yılından bu yana ya da aralarında Ağrı/İshakpaşa Sarayı, Mardin, Antalya/St. Nicholas Kilisesi, Trabzon/Sumela Manastırı‘nın da bulunduğu 11 adet değerli varlığın 2000 yılından beri daimi listeye girmek için sıra beklediğini düşündüğümüzde…

Çünkü bu konuda samimi olan bizler, ülke olarak sahip olduğumuz tüm kültürel mirası kendi elimizle yok etme potansiyeli yüksek bir toplum olarak, en iyi ve etkili korumanın Birleşmiş Milletler örgütüne bağlı UNESCO eliyle olacağına, bizim yapamadığımızı UNESCO‘nun yapacağına inanıyoruz. İyi niyetli olmayanlarımız ise, UNESCO‘nun koruma şemsiyesinin altına girmiş bir değeri, -kendi deyimleriyle- uluslararası bir “cazibe merkezi” haline getirerek iç ve dış turizmin nesnesi ya da yeni kentsel rantların kaynağı haline getirmek, daha doğrusu soylulaştırma girişimlerine konu yapmak suretiyle daha fazla para kazanmak, daha fazla zengin olmak istiyorlar. Aynen İzmir‘de yaşayıp gördüğümüz yağmalama girişimlerinde olduğu gibi….

Tabii bu arada, sırtımızı dayayıp güvenmeye kalktığımız UNESCO‘nun yakın zamanda geçirdiği değişimi iyi bilip oradaki gelişmeleri de izlememiz gerekiyor. Neden derseniz, bir zamanlar bu alanda son derece yetkin karar ve itirazlarıyla, örneğin, 1985’de Dünya Mirası Daimi Listesi‘ne giren İstanbul‘u, Tarihi Yarımada üzerindeki yoğun yapılaşmalar nedeniyle daimi listeden çıkarma tehdidinde bulunan kimliğiyle UNESCO, artık -ne yazık ki- eski özelliğini korumuyor. ABD hükümetinin Donald Trump döneminde UNESCO‘dan ayrılmasından sonra, UNESCO oldukça küçülen bütçesi ve o bütçeye uygun daha düşük profilli elemanlarla, neredeyse her küçük ülke ile liste pazarlığı yapar, eskiden titizlikle uygulanan kriterleri uygulamaz hale gelmiş durumdaydı. O nedenle de, son yıllarda küçük ülkelerin Dünya mirası açısından çok da önemli olmayan değerleri listeye girmeye, her iki liste de sayı itibariyle kabarmaya başlamıştı. Neyse ki, geçtiğimiz aylarda ABD biriken 616 milyon dolar tutarındaki aidat borcunu ödeyeceğini duyurdu ki, bu alanda işin ciddiyetine önem verenlerin içi bir nebze olsun ferahladı. Bu çerçevede, yeniden eski günlerine dönmesini beklediğimiz UNESCO‘nun kazanacağı yeni yetkinlik ve otorite ile İzmir‘in durumunu ne ölçüde ciddiye alacağı da ayrı bir merakın konusu olmaya başladı…

Gelelim, İzmir‘in, “İzmir Tarihi Liman Kenti” adıyla UNESCO‘nun Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne girmesinden sonra yapılanları anlatmaya…

UNESCO‘nun 4 Nisan 2020 tarihli kararı sonrasında İzmir Tarihi Liman Kenti Yönetim Alanı sınırı, güneyde Cicipark, güneybatıda Karataş, batıda Konak Pier, kuzeybatı ve kuzeyde Mimar Kemaleddin Bölgesi Kentsel Sit Alanı, doğuda Kervan Köprüsü’nü içine alacak şekilde ve ayrıca bu alanların dışında kalan Yeşilova, Yassıtepe ve Smyrna-Bayraklı höyükleri arkeolojik sit alanın “bağlantı noktası” olacak şekilde 7 Ekim 2020 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından belirlenmiş ve bu işlemin hemen arkasından yapılan sınır belirleme işleminin son derece yetersiz olduğu, kentin eski İngiliz Limanı olarak bilinen Alsancak bölgesi ile onun hemen arkasındaki Endüstriyel Miras Bölgesi‘nin bu alana dahil edilmemesinin önemli bir yanlışlık ve eksiklik olduğu ortaya çıkmıştır. Nitekim sonrasında kurulan İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Yönetimi‘nin hazırlattığı Alan Yönetim Planı‘nın 1.1.1. numaralı ilk faaliyet hedefi, alan sınırlarının yeniden gözden geçirilmesi ile ilgili olduğu için, bu hedef yapılan yanlışlık ve eksikliğin resmi dildeki itirafı anlamına gelmiştir.

Diğer yandan da İzmir Tarihi Liman Kenti alanı ile ilgili yönetim planının hazırlanması ve UNESCO Dünya Miras Listesi adaylık dosyasının oluşturulması için özel bir inşaat ve yatırım şirketi olan TARKEM, 5 Mayıs 2020 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş ve “İzmir Tarihi Liman Kenti Yönetim Planı” hazırlıkları TARKEM tarafından başlatılmıştır.

Plan hazırlıklarının başlatıldığı bu süreçte, uzun zamandır TARKEM‘in danışmanlığını yapan İzmir İl Kültür ve Turizm eski müdürü Abdülaziz Ediz, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 26 Ekim 2020 tarihli resmi yazısı ile “İzmir Tarihi Liman Kenti” Alan Başkanı olarak görevlendirilmiş, ardından Danışma Kurulu ile Eşgüdüm ve Denetleme Kurulu üyeleri belirlenmiş, her iki kurul 14 Nisan 2021 tarihinde ilk toplantısını yapmış, söz konusu İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Yönetim Planı ise Ankara‘daki İkarya Danışmanlık isimli şirketin yönlendirmesiyle sonuçlanarak 29.06.2022 tarihli Eşgüdüm ve Denetleme Kurulu toplantısında oy birliğiyle kabul edilmesinin ardından, 15.10.2022 tarihinde hazırlıkları tamamlanan adaylık dosyası Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nca değerlendirilmek üzere Ankara‘ya gönderilerek resmi süreç başlatılmıştır.

Böylelikle, toplam 2 yıl 1 ay 24 günlük süre içinde hazırlanan 876 sayfalık İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Yönetim Planı hem bakanlığın hem de alan başkanlığının İnternet sayfasında yayınlanarak kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

Bu arada tarihe not düşmek amacıyla, İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Yönetim Planı‘nı hazırlayıp kabul eden ve ayrıca denetleyecek olan ve 17 adet kurum ve kuruluşun temsilcilerinden oluşan İzmir Tarihi Liman Kenti Eşgüdüm ve Denetleme Kurulu‘nda yer alan kurumların Alan Başkanı dışında sırasıyla Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, İzmir Valiliği, İzmir Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Konak, Bayraklı ve Bornova belediyeleri, İzmir Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü, İzmir I Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, İzmir Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü, İzmir Müze Müdürlüğü, İzmir Kalkınma Ajansı, TARKEM, İzmir Vakfı ve TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi olduğunu,

32 kişiden oluşan Danışma Kurulu üyelerinin de Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Hümeyra Birol, Ege Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Şakir Çakmak, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Zeynep Aktüre, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Mimari Restorasyon Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Başak İpekoğlu, Ege Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Gözde Emekli, Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Alp Timur ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Koray Velibeyoğlu ile Smyrna Antik Kenti, Bayraklı ve Yeşilova höyükleri kazı başkanları, Akıncı, Konak ve Kubilay mahalle muhtarları, İMEAK Deniz Ticaret Odası, İzmir Ticaret Odası ve İzmir Otel, Pansiyon ve İşçileri Odası temsilcileri, TMMOB Şehir Plancıları, Mimarlar ve Peyzaj Mimarları odalarının İzmir şubesi temsilcileri, ÇEKÜL Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı, Ege Turistik İşletmeciler ve Konaklamalar Birliği (ETİK), İzmir Kent Konseyi, İzmir Turist Rehberler Odası, İzmir Vakfı, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu, İzmir Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği, Kentimiz İzmir Derneği, Musevi Cemaati Vakfı, Efes ve Bergama alan başkanlarıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi şirketi BİMTAŞ, Boğaziçi Peyzaj İnşaat Müşavirlik Teknik Hizmetler Sanayi Ticaret Anonim Şirketi genel müdüründen oluştuğunu belirtmemiz gerekiyor.

Gelelim, bu tür alan yönetim planlarının ne işe yaradığına, nasıl hazırlanması ve uygulanması gerektiğine…

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu‘nun “Tanımlar ve kısaltmalar” başlığını taşıyan 3. maddesinin 10, 11 ve 12. fıkralarına göre;

Yönetim alanı“, sit alanları, ören yerleri ve etkileşim sahalarının doğal bütünlüğü içerisinde etkin bir şekilde korunması, yaşatılması, değerlendirilmesi, belli bir vizyon ve tema etrafında geliştirilmesi, toplumun kültürel ve eğitsel ihtiyaçlarıyla buluşturulması amacıyla, plânlama ve koruma konusunda yetkili merkezî ve yerel idareler ile sivil toplum kuruluşları arasında eşgüdümü sağlamak için oluşturulan ve sınırları ilgili idarelerin görüşleri alınarak Bakanlıkça belirlenen yerlerdir.

Yönetim plânı“, yönetim alanının korunmasını, yaşatılmasını, değerlendirilmesini sağlamak amacıyla, işletme projesini, kazı plânı ve çevre düzenleme projesi veya koruma amaçlı imar plânını dikkate alarak oluşturulan koruma ve gelişim projesinin, yıllık ve beş yıllık uygulama etaplarını ve bütçesini de gösteren, her beş yılda bir gözden geçirilen plânlardır.

Bağlantı noktası” ise, yönetim alanı sınırlarında yer almamakla birlikte, arkeolojik, coğrafi, kültürel ve tarihi nedenlerle veya aynı vizyon ve tema etrafında yönetim ve gelişiminin sağlanması bakımından bu yer ile irtibatlandırılan kültürel varlıklardır.

Yine aynı kanunun “Alan Yönetimi, Müze Yönetimi ve Anıt Eser Kurulu” başlığını taşıyan ek 2. maddesinin (a) fıkrasına göre;

1. Yönetim alanlarında alan yönetimi…. kurulur.

2. Yönetim alanları ile bunların bağlantı noktalarının korunması, değerlendirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla Bakanlıkça yönetim planı taslağı hazırlanır veya hazırlattırılır. Bakanlık, yönetim planlarının hazırlanmasına ilişkin olarak alanla ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ile her türlü işbirliği yapabilir.

3. Hazırlanan taslağın karara bağlanması ve uygulanması konusunda önerilerde bulunmak amacıyla alanda mülkiyet hakkı bulunanlardan, meslek odaları ve sivil toplum örgütleri üyeleri ile üniversitelerin ilgili bölümlerinin öğretim üyelerinden Bakanlıkça bir danışma kurulu oluşturulur.

4. Eşgüdümün sağlanması amacıyla Bakanlıkça bir alan başkanı belirlenir. Alan başkanının görev süresi üç yıldır. Görev süresi sona eren alan başkanı Bakanlıkça tekrar atanabilir. Alan başkanlığı görevini fiilen yürütenlere, Devlet memurları aylık katsayısının (20000) gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarı aşmamak kaydıyla Bakan tarafından belirlenecek miktarda, damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tâbi tutulmaksızın çalışmayı takip eden her ay başında Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü bütçesinden ödeme yapılır.

5. Bakanlık tarafından hizmetine ihtiyaç duyulan idarelerin birer temsilcisi ve danışma kurulunca seçilecek iki üyenin katılımıyla eşgüdüm ve denetleme kurulu kurulur. Alan başkanı, kurulun da başkanıdır. Kurul, bu taslağı inceleyip mutabakata varmak suretiyle yönetim plânını altı ay içerisinde onaylamaya ve bu plânın uygulanmasını denetlemeye yetkilidir.

6. Kurulun denetim görevini yerine getirebilmesi amacıyla ilgili kurum uzman personelinden ve denetim elemanlarından oluşan bir denetim birimi kurulabilir. Bu birim, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile üçüncü kişilerden yönetim plânı ve uygulaması ile ilgili her türlü bilgi ve belgeyi istemeye yetkilidir.

7. Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler ile gerçek ve tüzel kişiler, eşgüdüm ve denetleme kurulunca onaylanan yönetim plânına uymak, ilgili idareler, plân kapsamındaki hizmetlere öncelik vermek ve bu amaçla bütçelerine gerekli ödenekleri ayırmak zorundadır.

Ayrıca kanunun Ek 2. maddesine dayanılarak çıkarılıp 27.11.2005 tarih, 26006 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Alan Yönetimi ile Anıt Eser Kurulunun Kuruluş ve Görevleri ile Yönetim Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” ile kanunda yazılı hükümlerin ayrıntıları düzenlenmiştir,

Yazımın önümüzdeki günlerde yayınlanacak ikinci ve son bölümüne bir girizgah yapmak amacıyla bugünkü yazımın son cümlesi olarak, gerek 2863 sayılı kanun gerekse yukarıda adı verilen yönetmelik hükümlerine göre alan yönetim planlarını kanunun ve yönetmeliğin tanımladığı şekilde hazırlama ve denetleme yetkisinin o yönetim alanı için oluşturulan eşgüdüm ve denetim kurullarına ait olduğunu, planın uygulamasından sorumlu hiçbir sorumlu kurum ve kuruluşla paydaşın planda değişiklik yapma ya da planda olmayan faaliyetleri plana dahil etme yetkisine sahip olmadığını, plana aykırı uygulamalar yapamayacağını hatırlatmak isterim.