Felaketler karşısındaki yetersizlik, beceriksizlik ve çaresizlik halleri…

Ali Rıza Avcan

Kurulduğu günlerden bu yana sık sık büyük felaketler yaşadığı için, “büyük afetlerin kentiolarak bilinen İzmir‘de bugüne kadar ortaya çıktığını bildiğimiz felâketler silsilesi şu şekilde bir yol izler;

📌İzmir, tarihinde şiddeti 5,5 ML üzerindeki 18 önemli deprem yaşamış bir kent olarak M.S. 110’daki büyük deprem dışında 1389, 1688, 1739, 16 Haziran 1788, 1851, 1873, 1880, 1881, 1883, 1974, 1977, 2002 ve 2003 depremleri…

📌7 Nisan 1738, 27 Ocak 1741, 1742, 1744, Ağustos 1763, 1772, 1834, Temmuz 1841, 1845, 1852, 19 Temmuz 1882, 1883 ve1922 tarihlerinde tanık olduğumuz büyük İzmir yangınları…

📌25 Ekim 1930, 28-29 Eylül 1939, 4-5 Kasım 1995 ve 2 Şubat 2021 tarihlerinde yaşanan büyük sel felaketleri,

📌1676, 1678, 1709, 1724, 1728-1729, 1791-1800, 1809, 1812-1816, 1826-1837 tarihli veba, 1827 tarihli kızamık, 1831-1832, 1834, 1848, 1854, 1865-1866, 1871-1872, 1890, 1893-1896, 1910, 1912-1913, 1916 ve 1918 tarihli kolera, 1882-1883, 1908-1909 ve 1942 tarihli çiçek, 1878, 1883, 1936 ve 1943 tarihli tifüs (lekeli humma), 1881 tarihli tifo ve 1899 tarihli dizanteri salgınlarıyla 1800 sonrası ve 1936-1948 döneminde sıkça ve yoğun bir şekilde karşımıza çıkan frengi, sıtma ve verem hastalıkları…

Düzensiz ve plansız yapılaşmayla gerekli önlemlerin zamanında alınmayışı nedeniyle ortaya çıkan bu “büyük afetlerin kenti olma halinin, son yıllardaki seyri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

📌2019 yılının Ağustos ayında ortaya çıkan yaygın ve yoğun orman yangınları ile yitirilen 5 bin hektarın üstündeki orman…

📌31 Ekim 2020 tarihinde, ta uzaklardan, Sisam Adası açıklarından gelen deprem dalgasının etkisiyle 117 kişinin yaşamını yitirip 1.034 kişinin yaralandığı; o nedenle de, İzmir Depremi olarak anılan deprem…

📌Ardından 2020, 2021 ve 2022 yıllarında tüm dünya ve ülkemizle birlikte hepimizin sırayla hastalanıp kaç kinin öldüğünü halen bilmediğimiz Covid19 salgını…

📌2019 tarihli Menderes ormanlarındaki yangınların üzerinden beş yıl geçtikten sonra yaşadığımız Ağustos 2024 tarihli Yamanlar Dağı etekleriyle orman yakını ve içi yerleşimlerde ortaya çıkan büyük orman yangını, bununla eş zamanlı olarak Bergama, Menderes, Çeşme ve diğer ilçelerde yaşanan orman yangınları ve o yangınlarla ortaya çıkan yangını önleme tedbirlerinin yetersizliği…

📌Bütün bunların dışında adeta her yağmurlu, fırtınalı havada hesapsız kitapsız yapılan deniz dolguları ya da atıksu ve yağmur suyu kanallarının halen birbirinden ayrılmamış olması nedeniyle cadde, sokak, ev ve işyerlerimizi deniz ya da yağmur sularının işgalini, yetersiz malzeme, denetimsizlik ve yanlış kullanımlar nedeniyle adeta alarm verircesine art arda ortaya çıkan Kemeraltı ve Basmane yangınlarını, AYKOME tarafından ruhsatlandırılan altyapı yatırımlarının denetlenmemesi nedeniyle su birikintilerindeki elektrik kaçağı nedeniyle iki genç insanı yitirme gibi saçmalıkları yaşadık ve halen de yaşıyoruz.

📌Şimdilerde ise daha öncelerde de defalarca yaşadığımız gibi, İzmir Körfezi kirlenip kokmaya ve balıklar dahil tüm canlılar ölmeye devam ediyor…

Körfezin hemen kıyısında bu konuları araştırmakla görevli koskoca bir üniversite, bu tür yıkımlar konusunda önlem almakla görevli biri büyükşehir, 11’i ilçe belediyesi olmak üzere tam 12 belediye ve adına son yıllarda “iklim değişikliği” kavramını ekleyip başına “İstanbul yorgunu” başarısız bir siyasetçinin yeniden yerleştirildiği Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ya da Tarım ve Orman Bakanlığı dururken, bunların her biri önleyemedikleri bu kirlenme ve ölümlerin nedenini araştırıp bilemedikleri konularda birbirlerini suçlarken, halen bu yazıyı yazarken bile “burnunun direği kırılan” bizlere, kirlenen körfez sularına ve o körfezde yaşayan, daha doğrusu yaşamaya çalışan tüm canlılara oluyor…

Kısacası herkesin gözü önünde yaşanan doğal ya da insan kaynaklı yıkımlarda görevli, yetkili ve sorumlu olanların birbirleriyle kapıştığı bir boş vermişlik, öngörüsüzlük, çaresizlik ve beceriksizlik halini yaşayıp duruyoruz…

Oysa aynen orman yangınlarında tanık olduğumuz gibi oluşturduğumuz plansız, çarpık insan yerleşimleriyle onu çevreleyen doğa arasındaki ilişkiyi daha fazla mal, mülk, daha fazla rant elde etme gibi hırslar nedeniyle bozduğumuzun farkında değiliz…

Toprak, su ve hava arasındaki doğal dengeyi her geçen gün daha fazla yayılan plansız, düzensiz çarpık yerleşimlerle tahrip ettiğimizin farkında değiliz…

📌Hatta tüm bir kentin katı atığını arıtmak amacıyla inşa ettiğimiz yeri Gediz Deltası Sulak Alanı gibi hassas bir bölgede, aslında koruyup kollamamız, hiçbir yapılaşmaya izin vermememiz gereken bir doğa parçasında yaptığımızın farkında değiliz…

Tarihi Çamaltı Tuzlası‘nın hemen yanında, uluslararası Ramsar sözleşmesi ile korunan İzmir Kuş Cenneti‘ni kurulduğu günden bu yana tehdit eden bu garabet tesisin hem oradaki canlılar, hem de körfezin kıyısına yerleşmiş tüm insanlar için tehlikeli olduğunun farkında değiliz… Üstüne üstlük 2000 yılında yapılan bu tesis artık İzmir‘in ihtiyacını karşılamıyor diye o tesisi “4. Faz” adıyla genişletmeye, kendi çevresi ile Körfez’e verdiği zararı bilerek arttırmaya çalışıyoruz…

İnsan eliyle yaratılan bütün bu tehlikeler karşılığında da daha çok iş makinesi, daha fazla yangın aracı, daha iyi malzemeler alıyor, sayılarını şimdiden unuttuğumuz ne işe yaradığını bilmediğimiz, o nedenle sık sık, ilerde çöpe atacağımız plan, program ve strateji belgeleri hazırlayıp duruyoruz…

Tarihin babası” olarak bildiğimiz Herodot‘un “Onlar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü ve en güzel iklimde kurdular” diyerek işaret ettiği, Victor Hugo‘nun da hiç görmeden prensese benzettiği bu kent, geçmişinde sık sık bu yıkıcı felaketleri yaşayıp bir Anka kuşu gibi kendi küllerinden doğup geliştiği söylenmekle birlikte; aynı felaketleri, hatta daha büyüklerini gerekli önlemlerin zamanında alınmamasından kaynaklanan yetersizlik ve beceriksizlikler nedeniyle gelecekte de yaşayacak gibi gözükmektedir… Aynen son orman ve yerleşim yangınlarında ortaya çıkan yetersizlik, beceriksizlik ve yangının bitmesini bekleyen teslimiyet halinde olduğu gibi…

Diğer yandan da bu kentte, kentin tarihinde bizden önce olup bitenlere toplumcu tarih anlayışı yerine “nesnelerin tarihi” gözüyle bakıp iktidar sahiplerini güçlendirmek amacıyla sadece “suçluydular; çünkü, yetersizdiler” söylemiyle mahkum etmeye, tarihin çöp sepetine atmaya çalışıyoruz. Üstüne üstlük bundan bir ay önce orman ve orman kıyısı yerleşimlerdeki yangınlar karşısında başta merkezi yönetim birimleri olmak üzere tüm belediyelerin önceden önlem alma, yeterli teknolojik imkanlara sahip olma ve yangına anında yeterli düzeyde müdahale etme gibi konularda yetersiz ve başarısız olduğu, o nedenle de 24 evin kül olduğu günlerde ortalıkta çaresizce dolaşan Karşıyaka belediye başkanı Behice Yıldız Ünsal‘ın, elindeki kamu kaynaklarını kullanmak yerine kullanıma hazır iş makinesi ve su tankeri bulunan firmalardan yardım istediği, yangının zarar verdiği mahallelerde tek bir yangın vanası/musluğunun bulunmadığı ya da Yamanlar Dağı yamaçlarındaki yangının hemen sonrasında İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanı İsmail Derse‘nin görevden alındığı günlerde, 102 yıl önce gerçekleşmiş 1922 Büyük İzmir Yangını‘nı, işgal döneminde itfaiye teşkilatına önem verilmediği, gerekli araç ve gereçlerin alınmadığı, mevcut itfaiye teşkilatının güçlendirilmediği iddia ve temasıyla bir serginin açılması talihsizliğini yaşadığımız bugünlerde…

İşte o nedenle, kendi kendime “yoksa tarih” dedikleri şey, aradan tamı tamamına bir yüzyıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına ve bu sürede her türlü doğal ya da insan eliyle ortaya çıkan/çıkacak yıkımları önceden planlayıp yönetme, denetleyip önleme öngörüsü ve faaliyetleriyle buna ilişkin teknolojik altyapının gelişmesine, araç ve gereç sayısının artmasına rağmen o eski günleri hatırlatan ve halen devam eden bir bilinçsizlik, yetersizlik, beceriksizlik hali nedeniyle yeniden mi tekerrür ediyor?” diye sormaktan kendimi alamıyorum.

Sonsöz niyetine;

Deprem, yangın, salgın hastalık, sel ve tsunami gibi doğal yıkımlarla insan eliyle yaratılan diğer yıkımların bu kentin kaderini değil; geçmişin ve bugünün hata ve eksikliklerinden alınan acı dersler çerçevesinde;

Bu afetlere karşı insanı ve doğayı temel alan kent, yurt ve evren düzeyinde toplumsal bilincin oluşturulması, afetlerin önlenip yönetilmesi için yapılacak her düzeydeki bilimsel çalışmaların sonucunda etkin uygulamaların yapılması, yaşanmış ya da yaşanacak felaketler üzerinden kavga, düşmanlık, suçlama, ölüm, acı ve nefretle beslenen tarafların değirmenine su taşımayıp o tür saplantıları “aşan” ve “nesnenin tarihi” yerine; emperyalizm unsurunu da dikkate alıp hem zamanın kendi akışı içinde, hem de değişik coğrafyalar, ülkeler arasında mukayeseler yapacak toplumcu tarih” anlayışıyla yorumlayıp geleceğin barış dünyasını birlikte kurup kucaklayacak birleştirici bir yaklaşım ve dilin kullanılması dileğiyle…

Çünkü İzmir’e ve onun belediyesine barış diliyle konuşmak yakışır…

Yararlanılan Kaynaklar

Beyru, R., 19. Yüzyılda İzmir’de Doğal Afetler, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, İzmir, 2011, (Afetler), s. 5.

Bora, S. Birinci Juderia, İzmir’in Eski Yahudi Mahallesi, Gözlem Gazetecilik, Mart 2021,

Bora, S., Çöküşten Yükselişe İzmir Yahudileri, Rav Hayim Palaçi ve Dönemi, İzmir, Aralık 2022.

Demirci, K., Özçelik, E., “İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı’nın Afetlerde Etkinlik Kapasitesinin Değerlendirilmesi“, Erciyes Üniversitesi İİBF Dergisi, Sayı 59, Mayıs-Ağustos 2021, s. 221-244. Erişim Tarihi: 14.09.2024, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1724997

Gülçiçek, M., 1929-1945 Yılları Arasında İzmir’de Salgın Hastalıklar ve Çözüm Arayışları, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir 2019.

Gümüş, N. “İzmir’de Kentsel Büyüme ve Doğal Afetler, https://www.researchgate.net/profile/Nevzat-Guemues/publication/323007218_IZMIR’DE_KENTSEL_BUYUME_VE_DOGAL_AFETLER/links/5a7eb9d6a6fdcc0d4ba8cad4/IZMIRDE-KENTSEL-BUeYUeME-VE-DOGAL-AFETLER.pdf, Erişim Tarihi: 15.09.2024

Kazak, D., “İzmir İtfaiyesi’nin 2023 Yılı Yangın Müdahaleleri: Sınırlılıklar, Öneriler ve Güvenlik İçin Adımlar, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 12, Sayı 151, Nisan 2024, s.238-247. Erişim Tarihi: 14.09.2024, https://web.archive.org/web/20240701022739id_/https://asosjournal.com/files/asosjournalmakaleler/349f8326-c533-4c5a-8b1e-e211d48f499e.pdf

Kişi, Ş. S., “İzmir’in İlçelerinde 1939 Sel Felaketi ve Birgi Özelinde Sel Felaketine Karşı Alınan Önlemler, İzmir Araştırmaları Dergisi Prof. Dr. Serap Yılmaz Özel Sayısı, Yıl 3, Sayı 7, s.255-274.

Şahin, G., “Yerel Yönetimlerde Afetlere Hazırlık ve Zarar Azaltma Sorumlulukları: İzmir Büyükşehir Belediyesi Örneği, Mehmet Akif Üniversitesi, s.935- 966, Erişim Tarihi: 14.09.2024, https://www.researchgate.net/profile/Guelhan-Sen/publication/314760778_YEREL_YONETIMLERDE_AFETLERE_HAZIRLIK_VE_ZARAR_AZALTMA_SORUMLULUKLARI_IZMIR_BUYUKSEHIR_BELEDIYESI_ORNEGI_THE_MITIGATION_RESPONSIBILITIES_AND_DISASTER_PREPARATION_IN_LOCAL_GOVERNMENTS/links/58c5bd63aca272e36dda9e48/YEREL-YOeNETIMLERDE-AFETLERE-HAZIRLIK-VE-ZARAR-AZALTMA-SORUMLULUKLARI-IZMIR-BUeYUeKSEHIR-BELEDIYESI-OeRNEGI-THE-MITIGATION-RESPONSIBILITIES-AND-DISASTER-PREPARATION-IN-LOCAL-GOVERNMENTS.pdf

9 Eylül 2024’de sizleri bekleyen 30 zor görev…

Ali Rıza Avcan

Bugün; yani 9 Eylül 2024, İzmir‘in emperyalist güçlerin işgalinden kurtuluşunun 102nci, aynı zamanda bu önemli tarihi dikkate alarak 9 Eylül 2016 tarihinde oluşturduğum Kent Stratejileri Merkezi isimli bloğun 8nci yıldönümü… Sekiz yıldır birçok değerli ismin toplam 972 yazısının paylaşıldığı İzmir odaklı düşünce paylaşım platformunun 8 yaşını kutladığı önemli bir gün…

İşte o nedenle, İzmir‘in işgalden kurtulduğu 9 Eylül 1922’nin 102nci ve Kent Stratejileri Merkezi‘nin oluşturulduğu 9 Eylül 2016’nın 8nci yılı kutlu olsun!

Bu güzel kentte yaşayanların bundan böyle sağlıklı ve güvenli bir çevre, huzur, mutluluk ve keyif içinde güzel günler görmesi, yaşam kalitesinin artarak herkesin oluşacak bolluktan eşit pay alacağı barış, demokrasi ve özgürlüğün kenti olması uğruna kutlu olsun!

İşte öylesine önemli bir yıldönümünde okuduğunuz bu 973ncü yazıda, başta İzmir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere tüm İzmir belediyelerinin gündeminde yer alması ve o nedenle bir an önce harekete geçilmesi gereken konu, sorun ve talepleri tek tek sıralayarak kentin yeni yöneticilerine ufak bir hatırlatma yapmak, sizin asıl işiniz bunlar diyerek işin başına geçmelerini istiyorum… Çünkü işin eğlenceli yanını oluşturan gezip tozmalarla kabul günlerinin, kameraya bakıp gülümse zamanlarının bittiğini, halkın sizlerden beklediği işleri yapma zamanının geldiğine inanıyorum… Aynen ağustos böceğinin acıklı hikayesinden çıkardığımız derslerin bize öğrettiği gibi…

Tabii ki, son seçimlerden bu yana geçen 5 ay 8 gün içinde yeni belediye başkanlarının gündemini oluşturan binlerce atama kararına imza atma, onu oradan alıp buraya koyma ya da binlerce kişiyi makamda kabul edip ya da onları ziyaret ederek fotoğraf vermek, sokak sokak dolaşıp sorumlu olduğu kenti yeni yeni öğrenmeye çalışmak gibi boşu boşuna yapılan nafile işler dışında kalan önemli, öncelikli işleri hatırlatmak istiyorum…

İşte o nedenle, benim aklıma bir çırpıda gelen 30 temel sorunu listeleyerek ve yanlarına bir iki sözcükten oluşan açıklama notlarını yazarak hem kamu hizmetindeki süreklilik anlayışı çerçevesinde aynı siyasi partiden gelen eski ve yeni yerel yöneticilere hem de bu kentte yaşayan bizlere ufak hatırlatmalar yapmak, “hadi artık, en kısa sürede toplumcu belediyecilik anlayışı çerçevesinde ve halkın yararına olacak bir şekilde bu sorunları çözün, ihtiyaç ve talepleri karşılayın! Çünkü sizin varlık nedeniniz bu!” demek istiyorum…

Aklıma gelen 30 temel sorun, talep ve beklentiyi; yani 30 adet temel görevi şu şekilde sıralayabilirim:

1 – Cümle alemin görüp koklamak zorunda kaldığı Körfez kirliliği

2014-2019 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü ile Ulaştırma Bakanlığı TCDD Genel Müdürlüğü arasındaki işbirliği çerçevesinde geliştirilip körfez akıntısıyla su kalitesini % 40 oranında iyileştirmeyi hedefleyen “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi“nin, “Körfez’i zaten dereler temizliyor” gerekçesiyle 2019-2024 döneminde ve halen uygulamaya konulmaması; ayrıca, Körfez‘e gelen sanayi atıklarıyla evsel atıkların denetlenmemesi, hatta belediyeye ait yağmur suyu atıklarının kanalizasyona karışması nedeniyle, körfezin kirlenip tüm canlılar için tehlikeli hale gelmesi ve kokmaya başlaması…

2 – Gediz Nehri’ndeki kirliliğin önlenememesi ve 2019’da yapılan UNESCO başvurusunun sonuçsuz kalması

İzmir Körfezi‘ne dökülen Gediz Nehri‘ndeki kirliliğin merkezi yönetimle yerel yönetimlerin işbirliği çerçevesinde önlenmemesi ve Gediz Deltası Sulak Alanı‘nın UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne girmesi için 2019 yılında yapılan başvurunun sahipsiz bırakılması…

3 – Başta TARKEM olmak üzere, kentteki bazı bölgelerin kamu kaynaklarının kullanımıyla soylulaştırmayı amaçlayan projelerin uygulanması

Bir soylulaştırma şirketi olan TARKEM ya da bizzat belediyeler tarafından hayata geçirilen büyük projeler eliyle kentteki bazı kamusal alan ve mülklerin İzmirlilerin; özellikle de yoksul, dar gelirli halkın kullanımına kapatılması…

4 – TARKEM eliyle bir rant ve yatırım aracına dönüştürülen UNESCO uygulamaları

Türkiye‘de ilk kez bir UNESCO alan yönetimi uygulamasının, Kültür ve Turizm Bakanlığı marifetiyle TARKEM isimli bir inşaat ve yatırım şirketine verilmesi nedeniyle, UNESCO sürecindeki çalışmaların gayrimenkul yatırımı adıyla ticari faaliyete dönüşmüş olması…

5 – Yerel yönetimlerin orman yangınları karşısındaki çaresizliği

Belediyeler ya da Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı eliyle ormanın kıyısında ya da içinde yaratılan yeni yerleşimler nedeniyle ortaya çıkan yangınlar karşısında, hem merkezi yönetimin hem de yerel yönetimlerin sergilediği çaresizlik hali… “Dirençli kent” kavramının herkesin ağzında sakıza dönüştüğü ve bu uğurda çöpe atılacak düzeyde etkisiz planların yapıldığı orman yangınları sonrasında, itfaiye dairesi başkanının görevden alınması olayında gördüğümüz gibi…

6 – Kentin tarihi merkezindeki olası yangınlar konusunda sergilenen çaresizlik

Son zamanlarda Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale gibi çok sayıda tarihi, arkeolojik ve kültürel değeri barındıran hassas bölgelerde birden fazla yangın çıkmış olmasına karşın bugüne kadar bu bölgelerdeki sorunu temelden çözecek önlemlerin alınmamış olması…

7 – İzmir kültürel miras envanterinin henüz hazırlanmamış olması

İzmir, bir liman kenti olarak UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne girmiş olmakla birlikte; kentteki somut ve somut olmayan kültürel miras için henüz ciddi bir envanterin hazırlanmamış olması; ayrıca, bugüne kadar İzmir‘e dair tüm yayın, belge ve görselleri kapsayan uluslararası ölçekte çağdaş bir arşivle saygıyla andığım Çelik Gülersoy‘un kurduğu İstanbul Kitaplığı‘na benzer bir İzmir Kitaplığı‘nın oluşturulmaması…

8 – İnciraltı yağması ve Balçova Arsa Mağdurları

Yıllardır, merkezi yönetimle yerel yönetim ve hatta buna TMMOB yönetimi ile kendilerine “Balçova Arsa Mağdurları” adını veren grup arasında yaşanan tartışmalara ve karşılıklı açılan davalara neden olan İnciraltı yağmasının henüz çözümlenmemiş olması…

9 – Her geçen gün bozulup çöken bir park: Kültürpark

Cumhuriyet’in Hafıza Mekânı”” ve “Halk Okulu” olarak nitelediğimiz Kültürpark‘ın, bir kent parkı olmaktan çıkıp ranta ve ticarete kurban edildiği sürecin sonunda belediye tarafından işgal edilmesi, Kültürpark Koruma Amaçlı İmar Planı‘nın henüz kabul edilip uygulamaya konulmaması ve Kültürpark‘ın geleceğine dair soruların henüz cevaplanmamış olması…

10 – 2012 yılından bu yana yapılan onca yardıma rağmen tarımın can çekişiyor olması

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanları Aziz Kocaoğlu ile Tunç Soyer‘in döneminde “İzmir’de tarım alanında devrim niteliğinde adımlar attık” söylemiyle küçük çiftçi ve üreticinin endüstriyel tarıma teslim edildiği, İzmir‘le ilgili tarım planlamasının bile TÜSİAD‘tan beklendiği tarihlerden Küçük Menderes Ovası‘nda kuraklığın yaşandığı ve çiftçinin üretim yapmaktan vazgeçtiği bugünlere geldiğimizde, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yıllardır yaptığı tarımsal yardımların neye yaradığının bilinmediği, tarımsal üretimde bırakın devrim yapmayı; iddia edilenin aksine ,üretim ve verimliliğin artmadığı, refahın gelişip yaygınlaşmadığı günleri yaşıyoruz ve bu devrim söyleminden ne zaman vazgeçeceklerini merakla bekliyoruz..

11 – Çeşme Yarımadası yağması

Çeşme Yarımadası‘nın CHP‘li belediye başkanlarının suç ortaklığıyla birlikte AKP iktidarı tarafından ranta açılması, bunun için sergiledikleri “sahte muhalefet” de dahil olmak üzere, yağmayı kolaylaştıran her şeyin yapılmasını mümkün kılan samimiyetsiz politikaların izlenmesi…

12 – Her geçen gün artan derin yoksulluk ve işsizlik

Belediye yöneticilerinin, kendi eş, dost, akraba ve yakınlarına adeta ulufe dağıtırcasına mevki ve makam verdiği böylesine bir yağma sürecinde, kentte yaşanan ve her geçen gün derinleşip yaygınlaşan yoksulluk ve işsizlik adına kılların bile kıpırdatılmaması… Üstüne üstlük belediye binalarının, istihdama çözüm olacağız söylemiyle şirket temsilcilerinin işçi adaylarıyla görüştüğü mekânlara dönüştürülmesi, açılış kurdelelerinin sermaye derneklerinin başkanı “gökdelenci mimarlarla” birlikte kesilmesinde olduğu gibi…

13 – HÜDA-PAR gibi gerici siyasi partilerle tarikat ve cemaatlerin görülmek istenmeyen yükselişi

Kentin her yerinde HÜDA-PAR gibi gerici partilerle tarikat ve cemaatler, yoksul ve dar gelirli insanlarla çocuk ve gençlere yönelik çalışmalar yaparken ve bu çalışmalar her geçen gün gelişip yaygınlaşırken yeni kent yöneticilerinin sanki böyle şeyler olmuyormuş gibi davranması ya da bu tür konuları bir mücadele alanı görmemesi… Üstüne üstlük eski belediye başkanı Tunç Soyer döneminde imzalanan protokoller çerçevesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, eski adı “Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği” olup; dernekle ilgili “dinci dernek” algısını gidermek amacıyla “İzmir Tarihi Basmane Hatuniye Yardım Derneği” adını alan gerici dernekle birlikte, belediye sanki bu işi tek başına yapamazmış gibi Basmane, Hatuniye Meydanı‘ndaki belediyeye ait binada yemek yardımı yapması ve bu işbirliğin halen devam ediyor olması…

14 – Hizmet binası olmayan İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri

30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi sonrasında verilen yanlış kararlar nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi‘nin yıkılan hizmet binalarının henüz yapılamaması nedeniyle yaşanan sıkıntılar…

15 – Belediyelerin ve şirketlerinin açıklanmayan büyük miktardaki borçları

Aynı siyasi partiden devralınmış olmasına karşın açıklanmaya cesaret edilemeyen ya da açıklamaya kalkıldıktan sonra geri adım atılıp susulan büyük miktardaki belediye borçlarının; özellikle işçilerin sigorta primleriyle ilgili borçların bir an önce ödenerek kamu kaynaklarının doğru, etkili ve verimli kullanılması, bütçe disiplini içinde israf niteliğindeki harcamalardan kaçınılması…

16 – Belediye şirketlerinin suç mekânı haline gelmesi ve yakın zamanda yaşanan İZBETON yolsuzluğu

İyi yönetilmeyen ve denetlenmeyen belediye şirketlerinin İZBETON örneğinde olduğu gibi, işin içine sermaye derneklerinin, bu iş için özellikle kurulmuş kooperatiflerin ve taşeronların karıştırıldığı ihale ve yapım yolsuzlukları nedeniyle, bu şirketlerin yapacakları konutları satın almak isteyen İzmirlileri istismar eden uygulamalar yapılmış olması…

17 – Belediye şirketi koltuklarının bir ganimet nesnesine dönüşmesi

Başta İzmir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere 30 ilçe belediyesine ait şirketlerdeki yönetim kurulu üyeliklerinin eş, dost, akraba, partili liyakatsiz kişilere dağıtılıyor olması…

18 – Gültepe, Uzundere ve Ege mahallesi gibi yerlerde yaşanan kentsel dönüşüm başarısızlıkları

Yıllardır bir türlü başlamayan ya da büyük yandaş inşaat şirketleriyle birlikte başlatılıp da bitirilemeyen kentsel dönüşüm projelerindeki başarısızlıkların başarıya dönüştürülmesi…

19 – Kendi kendisine yıkılması beklenen Kardıçalı Han

Yakın zaman önce beş yıllık imar programı kapsamında satın alınmasına karar verilerek sorun çözüldü algısı yaratılan Kardıçalı Han‘ın kendi haline bırakılmış hali…

20 – Kentin kalbine saplanan bir hançer: Hilton İzmir Oteli

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanları Ceyhan Demir ile Burhan Özfatura‘nın İzmir‘in başına musallat etmekle birlikte onları izleyen Ahmet Piriştina, Aziz Kocaoğlu ve Tunç Soyer döneminde, belediyenin verdiği 6.605,75 m2’lik arsa karşılığında % 23,5 oranıyla ortak olduğu Hilton İzmir Oteli‘nin aradan geçen 32 yıl içinde gelir getirir bir yatırıma dönüşmemesi yanında otel binasının 16 Ekim 2020 tarihinden bu yana kapalı olması…

21 – Konak Pier’in terk edilmiş içler acısı hali

İzmir‘in en değerli kültürel miraslarından biri Konak Pier‘in son yıllarda içine düştüğü içler acısı terk edilmişlik haline belediyeler dahil hiçbir kurum ve kuruluşun çare olmaması…

22 – Yakın zamanda doldurulup yok edilmiş olmakla birlikte uğursuzluk getiren lanetini devamlı hatırlatan bir mekân

Bugünlerde artık doldurulmuş olması nedeniyle “çukur” diyemediğimiz Konak İlçesi, İsmetkaptan mahallesi 1039 ada, 8 parseldeki 20.866,10 m2’lik alanda, 1922 Büyük İzmir Yangını öncesinde 1879 yılı yapımı Surp Krikor Lukasoroviç Erkek Hastanesi‘nin bulunduğu ve bu hastane yıkılıp yok edildikten sonra yaşadığı onca macera sonucunda şimdiye kadar kimselere yâr olmadığı dikkate alındığında; adeta, bu uğursuzluğun o eski hastane ile hastaların lanetinden geliyormuş gibi ortaya çıkan “makus talihi” hep birlikte yok edelim düşüncesiyle, o alanın Kültürpark‘ın mevcut alanına dahil edilerek kent merkezindeki yeşil alanlarının arttırılması sağlanması…

23 – Yapımından vazgeçilmekle birlikte ne yapılacağı bilinmeyen Mavişehir Opera Binası

İhalesi başlı başına bir yolsuzluk eseri olan Mavişehir Opera Binası inşaatına 2009 yılında başlanmış olmakla birlikte; aradan geçen 15 yıldır bitirilemeyişi ve finasmanı konusunda büyük zorluklar yaşanması nedeniyle bu inşaatın bundan böyle neye dönüştürüleceği konusunda yaşanan çaresizlik hali…

24 – Süresi içinde bitirilmeyen ya da yanlış yapılan restorasyonlar

Kentin önemli kültürel değerleri olan Peterson Köşkü, Tevfik Paşa Konağı, Bıçakçı Han ve Yıldız Sineması gibi eserlerindeki restorasyonların halen bitirilmemiş ya da henüz başlanmamış olması veya Ege Çağdaş Eğitim Vakfı/EÇEV ile yapılan protokol çerçevesinde yapımı İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce üstlenilen Carfi Konağı‘nın hizmete alınmayışında ya da restorasyonu sırasında doğalgaz bağlandığı için hamam olarak çalıştırılamayan Namazgâh Hamamı‘nda olduğu gibi…

25 – Bir türlü onarılamayan İZBAN ve İzmir Metro yürüyen merdivenleri ve sürekli hale gelen gecikmeler

31 Mart 2024 seçimleri sonrasında kent gündeminin ilk sırasında yer alan İZBAN ve İzmir Metro seferlerindeki gecikmelerle istasyonlardaki yürüyen merdivenlerin bir türlü zamanında onarılamayışı…

26 – Kentin her yerinde yükselen gökdelenler

İnciraltı’nda, Turan’da, Yeşildere’de yapılan, kentin merkezi Pasaport ve Basmane’de yapılmak istenen gökdelenler…

27 – Toplumcu ya da sosyal belediyecilik adına yapılanlar

Seçim öncesinde toplumcu belediyecilik toplantılarında gözüken ya da konuşan belediye başkanlarının kentin sermaye çevreleriyle ve kendi belediye şirketleri eliyle anti-kapitalist mücadeleden uzak uygulamaları…

28 – CHP Genel Merkezi’nden yönetilen belediyeler: “Parti belediyeciliği”

Tüm belediye hizmetlerinde, CHP Genel Merkezi‘yle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘na bağlı teslimiyetçi uygulamalardan vazgeçilmesi…

29 – Kanalizasyonla yağmur suyu sisteminin birbirinden ayrılmaması ve hesapsız deniz dolguları nedeniyle yaşanan deniz suyu kabarması

Kentteki kanalizasyon sistemi ile yağmur suyu atık sisteminin birbirinden ayrılmamış olması ve sahilde hesapsız kitapsız yapılan deniz dolguları nedeniyle Alsancak ve Mavişehir bölgelerinde ortaya çıkan denizsuyu baskınlarının bilimsel ve kalıcı çözümlerle giderilmesi…

30 – Atıksu arıtma sisteminin yetersizliği

2000 yılında hizmete giren ve İzmir Körfezi‘nin kirlenmesinde payı olan Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi‘nin günde 605.000 m³’lük mevcut kapasitesinin, aradan geçen 24 yılı ve artan nüfusu; ayrıca işin uzmanları tarafından bu tesise 4. faz olarak yapılmakta olup kapasiteyi 820.000 m³’e çıkaracak ek tesisin de yetersiz olduğuna dair uyarıları dikkate alınarak, kapasitenin kentin uzun vadedeki atıksu üretimindeki olası artışları dikkate alarak arttırılması ve kullanılan teknolojinin yenilenmesi gerekliliği…

Otuz ayrı maddeden oluşan bu uyarı ya da hatırlatmaların dikkate alınıp en kısa sürede halkın yararına uygulamaya geçirilmesi dileğiyle…

Kültürpark’ı kim, hangi amaçla kullanıyor?

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımın konusu, uzun zamandır tek bir kelâm bile etmediğim Kültürpark‘la ilgili olacak. Kültürpark, her ne kadar İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin mülkiyetindeymiş gibi gözükse de; belediyenin bugüne kadar aldığı tahsis kararları ve yaptığı kiralamalarla sağından solundan kemirip özel ve ticari kullanımlara açtığı alan ve binaların kimler tarafından, nasıl kullanıldığı ile ilgili olacak. Açıkçası uzun zamandır Kültürpark Platformu‘nun bir bileşeni olarak katıldığım toplumsal mücadelede, Kültürpark‘ın geçmişi, bugünü ve geleceği üzerine araştırmalar yapmış olmakla birlikte, şimdiye kadar aklıma hiç gelmeyen, üstüne üstlük Kültürpark konusunda söz söyleyip yazılar yazan hiç kimsenin gündeme getirmediği, bu nedenle de araştırıp öğrenmeye çalıştığım bir konuyla ilgili olacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM)‘nin bu sene, 23 Mayıs 2024 tarihinde düzenlediği “Kültürpark’ın Kuruluş Felsefesinde Müzelerin Yeri” başlıklı konuşmada, araştırmacı ve koleksiyoner dostum Aybala Yentürk‘ü dinlerken birden bire aklıma gelen ve o nedenle de konuşma sonrasında araştırıp öğrenmeye çalıştığım önemli bir konu olacak.

Sahi, Kültürpark İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olsa da bugüne kadar ya da şimdi kimler tarafından kullanılmış ya da kullanılıyor? Bunu hiç merak ettiniz mi; ya da benim gibi şimdi mi aklınıza geldi?

Bu kapsamda mülkün sahibi İzmir Büyükşehir Belediyesi şimdiye kadar Kültürpark‘ta süreli ya da süresiz olarak hangi kurum ve kişilere yer tahsis etmiş, bunu yaparken tahsis ettiği kurum ya da kişiler arasında bir ayrıcalık yapılmış mı? Tahsis ettiği bu yerler nasıl kullanılmış? Bu tahsislerin süresi ne olmuş? Bu tahsislerin; yani kullanım haklarının Kültürpark‘a verdiği yarar ya da zararlar ne olmuş? Kendilerine yer ya da bina tahsis edilenler bu işten kârlı mı, yoksa zararlı mı çıkmışlar?

Örneğin, İzmir‘deki ayrıcalıklı bir kesimin kullandığı Kültürpark Tenis Kulübü neden ve ne zamana kadar orada olacak? İzmirliler istedikleri takdirde, herhangi bir üyelik ya da para ödeme koşulu aramaksızın o tenis kortlarından ne zaman yararlanacak? Halen kullanılmadığı için boş olan İzmir Tarih ve Sanat Müzesi ile onun hemen yakınındaki İzmir Resim ve Heykel Müzesi Kültürpark Sanat Galerisi hangi koşullarla Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na verilmiş? Her iki mekan da uzun bir süredir kapalı olduğu için bu durum hangi tarihe kadar devam edecek ve böylesi bir durumda İzmir Büyükşehir Belediyesi verdiği tahsis kararını gözden geçirecek mi? Uzun süredir bir sutopu takımına tahsis edilen Celal Atik Spor Salonu ve havuzu ne zaman her İzmirlinin yararlanacağı bir tesis olacak? Kültürpark‘ta son yıllarda emniyet güçleri yanında özel güvenlik görevlileri çalıştırılması nedeniyle, Fuar Asayiş Ekipler Amirliği adına İzmir Emniyet Müdürlüğü‘ne verilen tahsis kararı ne zaman kaldırılacak? gibi soruların çok önemli olduğunu düşündüğüm ve söz konusu toplantıya katılan hiç kimsenin bu konuda bir bilgi ya da fikri olmadığını anladığım için, bu konuyu doğrudan doğruya İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne sormaya karar verdim.

O nedenle, 3 Haziran 2024 tarihinde CİMER eliyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ilettiğim bilgi edinme talebiyle, “mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Kültürpark’ta tüm resmi, özel ve sivil kurum ve kuruluşlarına bugüne kadar verilip uygulaması halen devam etmekte olan üst hakkı ya da kullanım hakkına dayanılarak düzenlenen sözleşme ve protokollerin onaylı birer örneğinin verilmesini” talep ettiğim halde; bu talebe yasal süresi olan 30 gün içinde cevap verilmemesi üzerine, yanıtlanması amacıyla 4 Temmuz 2024 tarihinde bir üst kuruluş olan Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu‘na başvurdum.

3 Haziran 2024 tarihli bilgi edinme talebime, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu‘nun zorlaması ile, aradan tam 1 ay 26 gün geçtikten sonra genel sekreter yardımcısı Zeki Yıldırım imzasıyla zoraki cevap veren İzmir Büyükşehir Belediyesi, kendi şirketleriyle Kültür ve Turizm Bakanlığı adına yaptığı tahsislerle ilgili meclis kararlarının tarih ve sayılarını bildirmekle birlikte; Celal Atik Spor Salonu, Kültürpark Mesciti, Paraşüt Kulesi ve Fuar Ekipler Amirliği Binası ile ilgili hiçbir bilgi vermediği gibi tahsis süreleri, şekilleri, kullanım koşulları gibi ayrıntıları öğrenebileceğimiz tahsis protokolleriyle kira sözleşmelerini göndermedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu eksik ve yetersiz cevabını bugünkü yazımda ele alıp değerlendirmeden önce, İzmir‘in tam ortasındaki yangın alanından adeta bir vahaya dönüştürülen Kültürpark‘ın temel özelliklerini yeniden hatırlamakta yarar görüyorum:

İzmir İli, Konak İlçesi, Kültür Mahallesi, 218 pafta, 1068 ada, 1 nolu parseldeki Kültürpark, ülkemizin ve İzmir kentinin tarihi, ekonomik, kültürel ve sosyal yapısı üzerinde son derece önemli izler bırakan bir alan olarak doğa ile kültürün iç içe geçtiği değerli bir kültürel peyzaj değeridir.

12 Kasım 1992 tarihinde, İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından düzenlenen tescil fişi.

İzmir kent merkezinde stratejik anlamda önemli bir kent parkı olma özelliğini taşıyan Kültürpark, insan eliyle oluşturulmuş, günümüze kadar korunarak geliştirilmeye çalışılmış bir kent ekosistemidir. Kapladığı 420.440,50 m2’lik alanda, 200.000 m2 (% 47,57)’nin üzerinde yeşil alana sahip olup, 200`den fazla türe ait 7.200’den fazla bitki varlığını barındırmaktadır. Bütün bu özellikleri temel alınarak, İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 12.11.1992 gün ve 4072 sayılı kararla 2. Derece Doğal Sit ve Tarihi Sit olarak tescil edilmiştir.

İzmir açısından bu kadar önemli ve değerli olan bu alanın resmi ve sivil kurumlar arasındaki kullanımını/paylaşımını ortaya koyan cevap yazısındaki bilgileri ve bilgilerin değerlendirmesine geri dönecek olursak;

İZELMAN’a teslim 594 araç kapasiteli Kültürpark Yeraltı Otoparkı. Fotoğraf: İzgazete.

1) Kültürpark‘taki birçok ağacın biir daha yetişmemek üzere yok olmasına neden olan ve günün 24 saatinde açık olan 594 araç kapasiteli Kültürpark Yeraltı Otoparkı‘na ait işletme hakkının, 12 Ekim 2020 tarih, 823 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla ve 5 yıl süreyle İZELMAN Anonim Şirketi‘ne verildiği,

İsmet İnönü Kültür Merkezi GRAND PLAZA’ya teslim…

2) 1989 yılında Mehtap Açıkhava Tiyatrosu’nun yerinde yapılan tek salonda 752 kişilik kapasiteye sahip İsmet İnönü Sanat Merkezi işletme hakkının, 14 Haziran 2024 tarih, 574 sayılı İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi kararıyla ve 5 yıl süreyle GRAND PLAZA Anonim Şirketi‘ne verildiği,

İZDOĞA’YA tahsis edilen Göl Gazinosu’nun içler acısı son hali…

3) Kültürpark’taki yapay gölün üstüne kurulmuş olan ve Ada Gazinosu’na komşu yer olan 3.578,18 m² büyüklüğündeki Göl Gazinosu‘na ait işletme hakkının, 16 Haziran 2023 tarih, 654 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla ve arşivimde olduğu için yazıma eklediğim protokol uyarınca¹, 5 yıl süreyle İZDOĞA Anonim Şirketi‘ne verildiği belirtilmekle birlikte; yerine gidip yaptığımız gözlemler neticesinde, gazino binası ile çevresindeki gölün ve diğer eklentilerin Kültürpark Revize Projesi kapsamında yıkılarak tarihi değerinden uzaklaştırıldığı ve yıllardır süren bu çalışmaların -ne yazık ki- henüz bitirilmediği,

GRAND PLAZA’ya verilen İzmir Sanat Kafe.

4) Geçmişinde İzmir‘deki bazı yerel siyasetçileri zengin eden İzmir Sanat Kafe‘ye ait işletme hakkının, 10 Haziran 2024 tarih, 508 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla ve 5 yıl süreyle GRAND PLAZA Anonim Şirketi‘ne verildiği, üst katındaki bölümlerin ise İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin çalışma ofisleri olarak kullanıldığı,

Kültürpark’taki zenginler kulübü: Kültürpark Tenis Kulübü…

5) Kültürpark Tenis Sahası ve Sosyal Tesisi‘nin 10 Temmuz 1987 tarihinde, güncel rakamlarla 50.000 lirayı bağışladığınız takdirde derneğe üye olup, her yıl 12.000 lira bağışta bulunmak zorunda olduğunuz ve bu nedenle de İzmirli zenginlerin üye olduğu Kültürpark Tenis Spor Kulübü Derneği‘ne kiraya verildiği ve bu kira sözleşmesi 9 Kasım 2017 tarih, 1394 sayılı encümen kararıyla feshedildiği halde; taşınmazdan çıkmayan kiracı kulübün, aradan geçen 6 yıl 9 ay 23 günlük süreye rağmen bu taşınmazın İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce değerlendirilmesi işlemine devam edildiği ve bu işlemin olduğumuz bir “göz yumma” haline mi dönüştüğü hususunun belli olmadığı,

Yıllardır tahliye edilemeyen Lunapark alanı.

6) Lunapark sahasındaki kafeterya, idare binası, umumi tuvalet ve müştemilat yapıları, 1 Kasım 2003 tarihinde Coşkun Lunapark Turizm İnş. Tic. A.Ş.‘ne kiralanmış ve aradan 13 yıl geçtikten sonra uygulamaya konulan Kültürpark Revize Projesi kapsamında 23 Ağustos 2016 tarihli, 3043 sayılı başkanlık oluru ile kira sözleşmesi sona erdirilmiş olmakla birlikte, tahliyeye ilişkin yasal işlemlerin devam ettiği 8 yıl 9 günlük uzun bir sürede lunaparkın çalışmaya devam ettiği,

Boş boş bekleyen İzmir Tarih ve Sanat Müzesi.
Kaderine terk edilen İzmir Resim ve Heykel Müzesi Kültürpark Sanat Galerisi.

7) İzmir Tarih ve Sanat Müzesi ile İzmir Resim ve Heykel Müzesi Kültürpark Sanat Galerisi binalarının, 26 Eylül 2002 tarih, 05/83 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na tahsis edildiği, söz konusu müze ile sanat galerisinin 4 Kasım 2022 tarihinden bu yana; yani, 1 yıl 9 ay 28 gündür “çalışmalar bitinceye kadar” kaydıyla kapatıldığı ve halen de kapalı olduğu,²

Kültürpark’taki araç trafiğini arttıran Fuar Asayiş Ekipler Amirliği binası.

8) İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 29 Temmuz 2024 tarihli cevabi yazısında “bir kısım alan Fuar Asayiş Ekipler Amirliği tarafından kullanılmakta olup Kültürpark alanı içerisindeki diğer alanlar ise Belediyemiz birimleri tarafından kullanılmaktadır” şeklinde bilgi verdiği Fuar Asayiş Ekipler Amirliği binasının bu alana hangi tarihte ve koşullarla yerleştiği bilinmemektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından tarafıma iletilen bütün bu bilgilerden anlaşılacağı üzere, Kültürpark denilince aklımıza gelen ilk yerlerden İzmir Sanat Kafe, Göl Gazinosu, Kültürpark Yeraltı Otoparkı ve İsmet İnönü Kültür Merkezi gibi yerler İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kendi birimleri yerine, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre ticaret yapıp kâr elde etmesi için kurulan belediye şirketlerine, Kültürpark Tenis Tesislerizenginler kulübü” olarak tanınıp bilinen Kültürpark Tenis Spor Kulübü‘ne, lunapark alanı ise yine kâr elde etmek amacıyla amacıyla faaliyet gösteren diğer bir özel ticari şirkete verilmiş; böylelikle Kültürpark alanının ticari amaçlarla kullanılıyor olması her geçen gün genişleyip yoğunlaşmıştır.

Ayrıca bütün bu alanların dışında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 1) Eski Fuar Sergi Holleri ya da Hangarlar olarak bilinen ve yakın zamanda İzmir Büyükşehir Belediyesi hizmet binası olarak kullanılan yapılar, 2) Veteriner İşleri Küçük Hayvan Polikliniği binası, 3) Atatürk Açıkhava Tiyatrosu, 4) İzmir Şehir Tiyatroları Şube Müdürlüğü hizmet binası, 5) Kültürpark Evlendirme Dairesi, 6) Eski İZFAŞ Binası, 7) Celal Atik Spor Salonu ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü başkanı Hüseyin Egeli yönetimindeki Esti Sutopu Kulübü‘ne adeta tahsis edilmiş olan Celal Atik Yüzme Havuzu, 8) Sosyal Yardımlar Şube Müdürlüğü‘nün “Süt Kuzusu” yardımlarını organize ettiği bina, 9) Fuar zamanlarında Türk Hava Kurumu (THK) tarafından kullanıldığı bilinen Paraşüt Kulesi, 10) İzmir Müftülüğü‘ne ait olduğunu tahmin ettiğim niteliksiz bir mimari yapıya sahip Mescit Binası, 11) Sosyal Projeler Dairesi tarafından kullanılan Eski Almanya Pavyonu Binası, 12) Kültürpark Şube Müdürlüğü tarafından kullanılan küçük binalar/barakalar, 13) Atlas Pavyonu, 14) Trafo Merkezi ve 15) Daha çok Pakistan Pavyonu olarak bilinen Eski Evkaf Pavyonu, 16) İzmir Sanat Merkezi binası ile açık otoparklar Kültürpark‘ın adeta İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından işgal edildiğini göstermektedir.

Bu durum da, başlangıçta bir kent parkı olarak tasarlanıp yapılan; ancak, zaman içinde hem İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne, hem de diğer resmi kurumlara ait yapı ve kullanımlarla birlikte yeşil alanları her geçen gün kemirilip yok edilen Kültürpark‘ın bugün mahkum edildiği bakımsızlık dışında betonarme binalarla dolu bir çöplüğe dönüştüğünü göstermektedir.

Bu durumu, 2016-2019 döneminde Kültürpark Platformu olarak ortaya koyup halen devam ettirmekte olduğumuz Kültürpark mücadelesi ve o mücadeleye katılanlar, hatta en ön saflarda yer alan kurum ve kişiler boyutunda değerlendirmeye kalktığımızda;

TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi‘nin 22 Haziran 2016 tarihli “Kültürpark Alanı İçin Hazırlanan Proje Hakkında Görüş, Eleştiri ve Öneriler” başlıklı raporun 9. maddesi³ ile TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu‘nun 26 Eylül 2016 tarihli “TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Kültürpark Projesi Değerlendirme Raporu” başlıklı belgenin 17. maddesinde⁴ “Kültürpark’ın ticari bir alan mantığıyla, bir anonim şirket (İZFAŞ) tarafından “işletilmesi” yerine bu alan daha doğru bir yöntemle park olarak yönetilmeli, organize edilmelidir.“; ayrıca TMMOB Mimarlar, Peyzaj Mimarları ve Şehir Plancıları odaları İzmir şubelerinin bileşeni olduğu Kültürpark Platformu tarafından 2016 yılının Eylül ayında hazırlanan “Kültürpark Projesine İlişkin Değerlendirme Raporu” başlıklı belge⁵ ile Mimarlar Odası Genel Sekreteri Hasan Topal tarafından kaleme alınan “İzmir’in Kongre Merkezi İhtiyaç Değerlendirmesi” başlıklı raporda⁶ “Kongre işletmesi yerel yönetim işi değildir, kongre salonu ve destek birimleri ile birlikte tamamen ticari bir faaliyettir ve Kültürpark’ın o parçası ticari bir işleve terkedilecektir.” ifadelerine yer verildiği için; 2016 yılında meslek odaları ile Kültürpark Platformu tarafından dile getirilen bu düşünce ve talepler çerçevesinde, hem Kültürpark‘ın İZFAŞ tarafından yönetilmemesi, hem de Kültürpark içindeki alan ve yapıların GRAND PLAZA, İZELMAN ve İZDOĞA gibi ticari şirketlerin yönetiminde olmaması amacıyla yapılması gerekenlerin yapılması; ayrıca, rahmetli avukat ve çevre mücadelecisi Noyan Özkan ile sevgili dostum mimar Nejat Saygıner‘in Kültürpark Yeraltı Otoparkı‘nın yapılamaması için verdikleri mücadele çerçevesinde, Kültürpark‘ın içindeki yeraltı otoparkının kaldırılarak oranın yeniden doğaya hediye edilmesini bekliyor ve talep ediyorum.

Kültürpark‘ı ticari bir alan olmaktan çıkarmak amacıyla 2016’dan bu yana düşünce ve taleplerini dile getirenler, o tarihlerde bizim mücadele arkadaşlarımız, şimdi ise büyükşehir ve ilçe belediyelerinde belediye başkanı, başkan yardımcısı, başkan danışmanı, meclis üyesi, CHP grup sözcüsü, daire başkanı ya da şube müdürü olarak görev yaptıkları için; yani atık eleştirip talep eden olmaktan çıkıp bir sorumlu olarak uygulayan/uygulayacak konumuna geldikleri için, yıllar önce bizlerle birlikte meslek odası yöneticisi ya da Kültürpark Platformu bileşeni olarak Kültürpark‘ı ticari alan olmaktan çıkarmak, o nedenle Kültürpark‘ta İZFAŞ, GRAND PLAZA, İZDOĞA ve İZELMAN gibi ticari şirketlere tanınan görev ve ayrıcalıkları kaldırmak, Kültürpark tenis kortları başta olmak üzere tüm spor alanlarını halkın kullanımına açmak ve Kültürpark‘ın yeniden eskisi gibi bakımlı olması için kollarını sıvayarak ve geçmişteki sözlerine sahip çıkarak yola çıkmalıdırlar diye düşünüyorum. Hele ki, 93. İzmir Enternasyonal Fuarı‘nın 30 Ağustos 2024 tarihli açılışına katılıp fuarda belediyesi adına stand açan kent yöneticileri olarak…

Eski günlerden gelen açıklamalar…

Şayet şimdinin belediye başkanları, başkan yardımcıları, meclis üyeleri, danışmanları, daire başkanları ve şube müdürleri eski günlerin hatırına gereğini yaparlarsa, bizler yani, hem Kültürpark Platformu bileşenleri olarak, hem de Kültürpark‘ı sevip onu sahiplenenler olarak arkalarında olur, yaptıkları her doğru uygulamaya destek veririz. Bu arada tabii ki herhangi göreve ya da makama gelir gelmez geçmişteki Kültürpark mücadelesindeki yerini, söylediklerini ve vaatlerini unutup kariyer yolculuğuna çıkanlara bir sözümüz olmadığı için onları bunun dışında tutmak koşuluyla…

Bu yazının bir diğer armağanı olarak, 2019 yılında TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi tarafından hazırlanıp hem Kültürpark‘taki yer ve yapılar hakkında bilgiler veren hem de Kültürpark ile ilgili temel beklenti ve talepleri belgeleyen “Kültürpark’ın Yapı Envanteri“ni, tarihe not düşmek ve hatırlatmak adına yazıma eklemek istiyorum:

……………………………………………………………………………………………..

(¹) İzmir Büyükşehir Belediyesi-İzdoğa Göl Gazinosu Protokolü

(²) https://kvmgm.ktb.gov.tr/TR-46782/gecici-sureyle-kapali-olan-muzeler-ve-bagli-birimler.html

(³)  TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi, “Kültürpark Alanı İçin Hazırlanan Proje Hakkında Görüş, Eleştiri ve Öneriler“, 22 Haziran 2016, s.2.

(⁴)  TMMOB İzmir İKK, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Kültürpark Projesi Değerlendirme Raporu, 26 Eylül 2016, s.10

(⁵)  Kültürpark Platformu, Kültürpark Projesine İlişkin Değerlendirme Raporu, 2016 Eylül, s.33.

(⁶) Hasan Topal, İzmir’in Kongre Merkezi İhtiyaç Değerlendirmesi, s.36.

BİSİM’den TRIPY’ye…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımda size “kötü yöneticilik” olarak tanımlanan olgunun sonucu olarak yasal prosedürlere uydurularak yapılmış haksızlıklardan, açıkçası hem toplumsal, hem de kişisel ahlaki değerlere aykırı birbiri ile bağlantılı iki olaydan söz etmek istiyorum…

Gündeme taşıyacağım bu olaylardan uzun bir süredir haberdar olmakla birlikte; birilerinin, bir gazete ya da gazetecinin gündeme getirmesini; özellikle de bisikletle ilgilenen dernek ya da grupların bisiklet sevgi ya da tutkusunun alet edilmesi suretiyle sergilenen bu oyunu dile getirerek karşı çıkmasını bekledim…

Ama bu konuda benim dışımda herhangi bir hareket, bir girişim göremediğim için hukuki kılıfına uydurulmakla birlikte; kurumsal ya da bireysel ahlaki değerlere aykırı bulduğum bu operasyonlardan söz etmenin zamanının geldiğini düşünerek, gözümüzün önünde oynanan oyunları dilim döndüğünce anlatıp açıklamaya çalışacağım…

DEÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü‘ndeki lisans eğitimi sonrasında, Sakarya Üniversitesi‘nde işletme ve finans alanında yüksek lisans yapan 1983, Elazığ/Maden doğumlu Kadir Efe Oruç, kendisine ait Linkedin sayfasına yazdığı bilgilere göre; 2014/Nisan-2017/Nisan döneminde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı‘ndaki yarı zamanlı iç denetçilik görevi sonrasında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne girer girmez 2017/Nisan-2019/Ekim döneminde 2 yıl 10 ay süreyle Makine İkmal, 2019/Ekim-2023/Ocak döneminde 3 yıl 10 ay süreyle Kültür ve Sanat, 2023/Ocak-2024/Nisan döneminde de 1 yıl 4 ay süreyle Ulaştırma Dairesi başkanlığı yapmış oldukça “şanslı” bir belediye yöneticisidir.

Ama ne hükmetse, “Soyer’in prensi” unvanına sahip bu parlak yönetici, direksiyonun başına Cemil Tugay‘ın geçmesi ile birlikte kızağa çekilerek görevinden alınır ve böylelikle elindeki büyük hacimli çalışma ofisiyle emrindeki yüzlerce çalışanı, sekreteri, makam arabası, yüksek maaşı, bu maaşa ek olarak İzdoğa ve İZBAN şirketlerindeki yönetim kurulu üyelikleri nedeniyle aldığı huzur haklarını yitirerek işyerine uğramadan maaşını alan yaldızları dökülmüş düz bir memur konumuna düşer. Üstüne üstlük kendisine ait Linkedin hesabında, “yönetici“, “direktör“, “proje müdürü“, “kurumsal strateji müdürü“, “senior project manager” gibi konumlarda İzmir ya da İstanbul‘daki bir işyerinde, “hybrid” ya da “uzaktan“, tam ya da yarım zamanlı olarak “hemen, aktif olarak iş aradığını” duyurur. ¹

Bir dönemin “güçlü“, “parlak” ve “eşi menendi bulunmaz” yöneticisi Kadir Efe Oruç‘un, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde kısa süre içinde hızla yükselip dibe vuran bu hazin hikayesi, -ne yazık ki- belediye başkanıyla danışmanının elinden tutup zirveye çıkardığı birinin kendi kendisine sorması gereken “ne oldum değil, ne olacağım?” sorusunun ne kadar önemli olduğunu gösteren güzel bir örnek olduğunu söyleyebiliriz. Tabii ki böylesi bir durumun, Cemil Tugay‘ın şimdilerde elinden tutup yükseklere çıkardığı “ahir zaman kahramanları” için de geçerli olduğunu bilip unutmayarak ve onların gelecekteki hazin sonlarının da buna benzer olacağını bilerek…

Kadir Efe Oruç‘un Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı olarak çalıştığı dönemde neler neler yaptığı, adeta bir organizasyon şirketinin patonu gibi milyonlarca liralık bütçeleri harcayarak tıpkı bir ağustos böceği gibi nasıl bir “vur patlasın, çal oynasın belediyeciliği” modeli yarattığı, birlikte çalıştığı şirketlerin kendisine ödül vermesi için nasıl çaba gösterdiği hepimizin malumu olan konular…

Ama bugün asıl gündeme getirmek istediğim konu, hem zirveyi hem de dibi gören bu yöneticinin Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı olarak çalıştığı dönemle değil; Ulaşım Dairesi Başkanı olarak çalıştığı dönemle; özellikle de 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimlerin hemen öncesinde, elinden tutan belediye başkanının yeniden aday olmaya heveslenip de aday olamadığı süreçte onunla birlikte yaptıkları ile ilgili olacak…

İşte o nedenle gelelim Ankara merkezli MİA Teknoloji A.Ş. ile onun % 100 bağımlı ortağı Tripy Mobility Teknoloji A.Ş. isimli şirketlere sunulan “İzmir bisiklet pastası” ile ilgili operasyonu anlatmaya…

Ama ondan önce, bir zamanlar Karşıyaka Belediyesi tarafından KARBİS adı altında işletilen bisiklet kiralama sisteminin, bu sistem dahilindeki, 30 bisiklet, 4 istasyon ve 52 park yerinin eski belediye başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar tarafından sanki kendi özel malıymış gibi hiçbir bedel talep etmeksizin, bugünkü yazımızda adından sık sık bahsedeceğimiz Tunç Soyer‘in başkanı olduğu Seferihisar Belediyesi‘ne bağışlanmış olduğunu ve o sistemin Seferihisar‘da çalıştırılmayarak heba edildiğini hatırlamak koşuluyla…

Takvimler Kadir Efe Oruç‘un Ulaşım Dairesi Başkanı olduğu tarihleri gösterdiğinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 18 Ocak 2014’den bu yana İZULAŞ A.Ş. eliyle yürüttüğü ve BİSİM adıyla tanıttığı bisiklet kiralama sistemi yerine Ankara merkezli MİA Teknoloji A.Ş. şirketinin kontrolündeki “elektrik destekli ve akıllı bisiklet sistemi” denilen yeni bir uygulamaya geçilmesine karar verilir. Çünkü bu şirket yakın zamanda Sakarya, Kütahya ve Eskişehir/Tepebaşı gibi orta büyüklükteki kentlerde TRİPY adını verdiği markayla hizmet vermeye başlamıştır ve şu ana girdiği en büyük ve kalabalık kent olan İzmir‘e özel olarak kurduğu TRİPY Mobility Teknoloji Anonim Şirketi İzmir Şubesi ile İzmir‘deki büyük bisiklet kiralama pastasını ele geçirmeyi arzulamaktadır…

Belediyenin ise, 18 Ocak 2014 tarihinden bu yana “biz bu hizmeti başarıyla yürütüyoruz” dediği BİSİM bisiklet kiralama sisteminin artık eskidiği, bakım-onarım masraflarının fazla olduğu, kullanıcıların bisikletlere hasar verdiği gibi gerekçelerle, 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimler öncesinde -muhtemelen, olası seçim masraflarının finansmanı için yeni mali kaynaklar yaratmak düşüncesiyle-, Ankaralı şirketin markasını, gelecekteki belediye başkanlarının tasarruf haklarına tecavüz edecek şekilde 10 yıl gibi uzun bir süreyle İzmir‘e getirmeyi düşündüğü görülüyor… Amaçlarının, belediye tarafından işletilen BİSİM sisteminin kaldırılarak 10 yıl süreyle onun yerini alacak elektrikli bisiklet kiralama sistemi hasılatının % 7’sini alıp geriye kalan % 93’ü o özel şirkete vermeyi esas alan; böylelikle, halen belediye tarafından yürütülen hizmetin özelleştirilmesi suretiyle yeni bir mali kaynak yaratmayı hedefleyen, İzmir‘de gelişip olgunlaşmış bisiklet pastasını menfaat ilişkisi çerçevesinde Ankaralı bir şirkete armağan etmek olduğu anlaşılıyor…

23 Ekim 2023 tarih, 32348 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Elektrik Destekli Akıllı Bisiklet Paylaşım Sistemi Kurulum ve İşletme İşi İhalesi Yapılacaktır“² başlıklı ilanın konusu olan ihale, iş süresinin 10 yıl olması nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 10 Mayıs 2023 tarih, 509 sayılı onayı ile Belediye Encümeni‘nin 5 Ekim 2023 tarih, 01.1061 sayılı kararı çerçevesinde, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu‘nun 35/a maddesi uyarınca 2 Kasım 2023 tarihinde “Kapalı Teklif Usulü” yöntemiyle yapılmış ve iş, önceden tasarlandığı gibi ihaleye tek istekli olarak katılan “Tripy” isimli sistemin sahibi MİA Teknoloji A.Ş.‘nin % 100 bağımlı ortaklığı Tripy Mobility Teknoloji A.Ş.‘ne verilerek 27 Kasım 2023 tarihli sözleşme imzalanmış ve bu yeni sistem, 22 Ocak 2024 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile MİA Teknoloji A.Ş. yönetim kurulu başkanı Özgür Çivi‘nin katıldığı bir törenle hizmete girmiştir.³

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 12 Aralık 2023 tarihinde yayınladığı “BİSİM’e elektrik geliyor” başlıklı haberde⁴, yapılan hizmet alım ihalesi ile hizmete girecek elektrik destekli ve akıllı bisiklet paylaşım sistemi ile mevcut BİSİM sisteminin güçlendirileceği ifade edilmekte; ayrıca, seçimlere iki gün kala yayınlanan 29 Mart 2024 tarihli belediye paylaşımında⁵, BİSİM sisteminden yararlananların sayısının o tarihe kadar 2,5 milyona ulaştığı, Güzelbahçe ile Mavişehir arasındaki 55 istasyonla hizmet veren sisteme 373.000 kişinin üye olduğu, 2024 yılı sonu itibariyle istasyon sayısının 55’den 60’a, çocuk ve tandem bisikleti sayılarının ayrı ayrı 120’ye, solo bisiklet sayısının ise 650’ye ulaşacağı ifade edilmiş, günün 17 saati faal olan bu hizmet karşılığında her bir saat için standart ve çocuk bisikletlerinde 13, tandem bisikletlerde de 15 lira alındığı belirtilmiş; böylelikle seçim öncesinde sanki TRİPY hiç olmayacakmış gibi, BİSİM sisteminin geliştirilerek devam ettirileceği mesajı verilmiştir.

BİSİM sisteminin geleceği konusunda bu tür haberler verilmekle birlikte, seçimler sonrasında BİSİM bisikletleri aniden ortada görülmemeye başlanması, 3 Nisan 2024 tarihinde BİSİM‘in sosyal medya platformu X hesabında “Değerli Üyelerimiz, BİSİM bisiklet hizmetimiz 03.04.2024 tarihinden itibaren planlı ağır bakım, onarım işlemleri ve ayrıca istasyon sistem güncellemesi sebebi ile kısa bir ara verecektir. Anlayışınız için teşekkür ederiz.“⁶ paylaşımının yapılması, “Şikayet Var” gibi tüketici sitelerinde BİSİM sisteminin çalışmadığına dair sızlanmaların yer alması, BİSİM istasyonlarında ya da bisiklet yollarında bu bisikletlere binmiş insanların görülmemesi, “BİSİM kaldırıldı mı?” sorularının yaygınlaşmaya başlaması üzerine bu konuyu ele alan İz Gazete‘nin “İzmir BİSİM kaldırıldı mı? Belediye açıklama yaptı“⁷ başlıklı 26 Temmuz 2024 tarihli haberinde, “İz Gazete’nin belediye kaynaklarından aldığı bilgilere göre bu dedikodular gerçeği yansıtmıyor. Yaklaşık 10 yıldır hizmet veren BİSİM Akıllı Bisiklet Kiralama Sistemi’nde kullanılan bisikletler yenilenmek için tamire alınmış durumda. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı ekipler, bisikletlerin yenileme ve bakım işlemlerini gerçekleştiriyor. En kısa sürede park yerlerine yerleştirilecek bisikletler ile, İzmirliler tekrar bisiklet keyfine kavuşacak.” denilmiş olmasına rağmen; 4 Nisan 2024 tarihli BİSİM duyurusunun üzerinden 4 ay 22 gün, bu haberin üzerinden de tam 1 ay geçmiş olmasına rağmen BİSİM bisikletlerinin halen kullanıma sokulmamış olması, BİSİM sisteminin “ağır bakım, onarım işlemleri istasyon sistemi güncellemesi” bahanesiyle ve geçen zaman içinde “insan aklının unutmasıyla malul” bir şekilde bisiklet kiralama ile ilgili İzmir pastasının rakipsiz ve haksız rekabet yaratacak bir düzenlemeyle Ankaralı özel bir şirkete ikram edildiğini gösteriyor… Nitekim Ekşi Sözlük yazarlarının son zamanlarda yazdıkları da bu hususu açık bir şekilde ortaya koyup TRİPY sisteminden kaynaklanan şikayetleri tek tek sıralamaya başlıyor.⁸

Ama bu arada, ilk planda minimum 2.000 adet olacağı söylenen TRİPY bisikletleri, üzerlerindeki “İzmir Büyükşehir Belediyesi denetimindedir” çıkartmalarıyla şehir trafiğinde ve park edilmiş vaziyette kaldırımlarda gözümüze çarpmaya başlar…

Anlaşılan o ki, 2023-2024 döneminde, AKP‘nin yüzlerce kez değiştirerek yolsuzluk yapmaya müsait hale getirdiği ihale mevzuatı sayesinde hukuki yönden iyi hazırlanmış bir kılıfla servise sokulan BİSİM‘in kaldırılarak yerine TRİPY‘nin konulmasına yönelik operasyon başarılı bir şekilde uygulamaya sokulmuş durumdadır ve yeni sistem tıkır tıkır işlemektedir… Bu durum o kadar iyi işlemektedir ki, göreve geldiğinden beri Soyer‘le ilgili her projeyi durduran ya da ortadan kaldıran yeni belediye başkanı Cemil Tugay bile bu durumun farkında olmadığı ya da ikna edilmiş olabileceği için onun toprağa dikip gübrelediği TRİPY bayrağının önünde poz verebilmektedir.

Diğer yandan BİSİM sistemindeki bisikletlerin TRİPY bisikletlerinin gelmesi ile birlikte “ağır bakım-onarıma” girme bahanesiyle servisten kaldırılmasının koskocaman bir yalan olduğunu düşünüyor ve bu yalanı ortaya çıkaran üç önemli nedenin var olduğunu düşünüyorum:

Bu nedenlerden birincisi olarak, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer‘in 22 Ocak 2024 tarihli törende de belirttiği gibi, BİSİM kapsamındaki 990 bisikletin aynı anda bakıma sokulmasının “hizmetin sürdürülebilirliği” ve “akılcı işletme anlayışı” açısından mümkün ve doğru olmadığını, bu konuda yapılması gerekenin bu kadar fazla sayıdaki bisikletin bir anda değil, parça parça ya da bölüm bölüm bakıma alınması, bakıma alınacak diğer bisikletlerle de hizmetin sürdürülmesinin daha doğru olduğunu, başka bir anlatımla tüm bisikletlerin aynı anda bakıma alınması suretiyle hizmetin bir anda ve uzun süreyle kesilmemesi gerektiğini düşünüyorum…

Bu nedenlerden ikincisi olarak, 990 adet BİSİM bisikletinin bakım ve onarımlarının aynı anda belediye ya da İZULAŞ imkanlarıyla yapılması mümkün olmadığı için, bu işin başka bir şirkete yaptırılmasına ilişkin bir ihalenin bugüne kadar açılmamış ya da duyurulmamış olduğunu düşünüyorum.

Bu nedenlerden üçüncü olarak, BİSİM bisikletleri uzun bir aradan sonra yeniden hizmete sokulsa bile akıllı teknoloji ile donanmış elektrik destekli bisikletler karşısında rekabet etme imkanı olmayacağı için halen mevcut BİSİM kullanıcılarını ikna edip kendisine bağlayan TRİPY nedeniyle, bu alanda da bilerek ve isteyerek “haksız rekabet” koşullarının oluşturulduğunu düşünüyorum.

Gelelim İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin BİSİM sistemini kaldırarak onun yerine koyduğu TRİPY şirketinin sponsorluk konusunda ortaya koyduğu ahlak dışı uygulamaya…

Geçtiğimiz günlerde, İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları genel sanat yönetmeni Yücel Erten‘in, yönetmeliğin değiştirilmesi suretiyle görevden alınması olayının tartışıldığı 11-14 Temmuz 2024 tarihlerinde, Selçuk ve Pamucak sahillerinde, düzenleme komitesinde Orçun Masatçı‘nın da yer aldığı 17. Uluslararası Türkiye Tiyatro Buluşması adıyla bir etkinlik düzenlendi. Bu etkinlikte her zaman olduğu gibi, yerli ve yabancı tiyatro sanatçıları, akademisyenler gelen konuklarla birlikte tiyatroyu ve tiyatronun sorunlarını konuşup tartıştılar, değişik tiyatro oyunlarını sergilediler, düzenlenen yarışmalarda kazananlara ödüllerini verdiler ve düzenlenen konserlerde eğlendiler.

Konu buraya kadar daha önceki yıllardaki akışını izlerken 13 Temmuz 2024, Cumartesi günü saat 18.00’de Ayasuluk Sanat Kafe‘de gerçekleştirilen “Şehrin Tiyatrosu Olmak” isimli söyleşide, sahneye konuşmacı olarak eski bir belediye yöneticisi çıktı. Bu kişi, 2017-2024 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin makine ve ikmal, kültür ve sanat daireleriyle ulaşım dairesinin başkanlığını yapıp şimdilerde görevden alınmış olan Kadir Efe Oruç‘tu… Bir yanında hepimizin sevip takdir ettiği akademisyen Semih Çelenk, diğer yanında da adeta söyleşi konusuyla çakışacak şekilde İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları‘nın yeni genel sanat yönetmeni olacağı söylenen dramaturg Haluk Işık ile Karşıyaka Belediyesi çalışanı tiyatro oyuncusu Yunus Emre Küçükaydın vardı…

Açıkçası o gün, o söyleşide Kadir Efe Oruç‘un eski belediye yöneticisi olarak tiyatro üzerine ne söylediğini merak ediyor ve şayet tiyatro sanatı adına yararlı, güzel sözler söylemişse “keşke ben de orada olsaydım” diye düşündüğümü ifade etmek istiyorum…. İnşallah yapılan konuşmalar kayıt altına alınmıştır ve hepimizin dinleyebileceği şekilde yayınlanır…

Ama aynı günlerde bir gazeteci arkadaşımın TRİPY‘nin X hesabında yayınlanmış bir paylaşımı göndermesi üzerine, konuşmacı Kadir Efe Oruç‘un İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Dairesi Başkanı olduğu dönemde Tunç Soyer ile birlikte görüşmeler yapıp işi bağladığı TRİPY‘nin 17. Uluslararası Türkiye Tiyatro Buluşması‘nın sponsoru olduğunu öğrendim.

Evet, böylelikle eski belediye başkanı Tunç Soyer zamanında onunla birlikte TRİPY‘yi İzmir‘e getirilmesinde katkısı olan eski bir belediye yöneticisinin konuşmacı olarak dinlendiği kültür sanat etkinliğinin sponsorluğunu -ne tesadüftür ki- TRİPY üstlenmişti. Bu durum tüm açıklığıyla ortadaydı! Böylesine bir “pişti olma haline” siz ya “tesadüftür” ya da “danışıklı dövüştür” diyebilirsiniz… Bence bu tümüyle sizin tercihinize, sizin insafınıza kalmış bir konudur… Tabii ki, bu eski yöneticinin halen amiri ve TRİPY hasılatından % 7 oranında pay alan Cemil Tugay‘ın; ama asıl sizin; yani İzmirlilerin; özellikle de BİSİM kullanıcılarının kentin vicdanı adına bu “hizmete özel sponsorluk” tesadüfünü nasıl yorumlayacağınızı merak ediyorum…

Sonuç adına;

Toplum ve birey olarak birlikte oluşturup kabullendiğimiz iki ayrı alandan biri birey, toplum ve devletin kendi başına haklı görülen hareket ve ilişkilerini düzenleyen normlar bütünü olarak hukuk düzeni, diğeri de neyin iyi ya da yanlış olduğunu göstermek amacıyla toplumun oluşturduğu yargı ve ilkeler bütününden oluşan ahlak düzenidir…

İnsan davranışlarını yönlendirmek amacıyla birbirinden bağımsız olarak oluşturulan hukuk ve ahlak düzenleri, yer yer ya da zaman zaman birbirleriyle kesişip çakışsa da birbirleriyle çelişip ters düşmesi de mümkündür. İşte o nedenle, hukuk düzenine uygun davranışları, ahlak düzeni açısından uygun bulmak her yer ve zamanda mümkün olmayabilir.

İşte bu anlamda, 31 Mart 2024 tarihli son yerel seçimler öncesinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve onun yöneticileri tarafından, 18 Ocak 2014 tarihinden bu yana “başarı ile yürütüldüğü” söylenen BİSİM sisteminin kaldırılarak onun yerine 10 yıl gibi uzun bir süre için Ankaralı bir şirkete ait TRİPY sisteminin yerleştirilmiş olması ve bunu yaparken de TRİPY sistemine yer açılıp piyasada tutunması için BİSİM sisteminin devreden çıkarılmış olması suretiyle haksız rekabet ortamının yaratılmış olması,

Ayrıca TRİPY sistemini yürüten şirketin, konuşmacıları arasında bu sistemin İzmir‘e gelip yerleşmesini sağlayan ve bugün itibariyle gözden düşmüş eski bir belediye yöneticisinin de bulunduğu etkinliğe sponsor olması,

Alınmış olan meclis ve encümen kararlarıyla hazırlanan ihale dosyası ve sözleşme itibariyle her şey kılıfına; yani, “hukuk düzeni” olarak tanımlanan mevzuata uydurulmuş olsa da;

Kamu hizmeti yürütmekle görevli resmi bir kurumun ve onun eski/yeni kamu yöneticilerinin, kamu yararına aykırı bu tür özelleştirme yöntemleriyle, –aynen Turgut Özal‘dan bu yana kamuya ait sigara, içki, çimento ve şeker fabrikalarını satıp yok edilmesinde olduğu gibi– başarıyla yürütüldüğü söylenen BİSİM isimli kamu hizmetini ortadan kaldırarak ya da onun rekabet etme şansını yok ederek başka bir özel şirkete armağan etmesi ve o armağanı memnuniyetle alan özel şirketin de o işi gerçekleştiren eski kamu yöneticisinin konuşmacı olduğu bir etkinliğe sponsor olması…

Aynen özelleştirmenin baş tacı yapılarak kamu varlığının yağmalandığı neoliberal kapitalist sistemin egemen olduğu yıllarda ülkemizde görüp tanık olduklarımıza benzer şekilde… TEKEL‘e, Sümerbank‘a, Etibank‘a ve diğer hepimize ait kamusal varlıklara yapıldığı gibi… Aynen yıllardır AKP‘nin yaptığı gibi… Hem kişisel, hem de toplumsal düzeyde sahip olduğumuz ahlaki değerleri zedeleyip kamu vicdanını sızlatacak şekilde… Kısacası kapitalizmin ahlakına uygun şekilde…

……………………………………………………………………………………………………..

(1) Linkedin; https://www.linkedin.com/in/kadirefeoruc/?trk=opento_nprofile_details,

Ege Telgraf Gazetesi, 19.04.2023, https://www.egetelgraf.com/kadir-efe-oruc-kimdir-kadir-efe-oruc-ne-is-yapiyor-kadir-efe-orucun-buyuksehirde-gorevi-nedir

(2) https://www.resmigazete.gov.tr/ilanlar/eskiilanlar/2023/10/20231023-3-1.pdf

(3) https://basinhaberleri.izmir.bel.tr/tr/Haberler/1/52811

(4) “BİSİM’e elektrik geliyor, https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/bisim-e-elektrik-geliyor/49568/156#:~:text=%C4%B0zmir%20B%C3%BCy%C3%BCk%C5%9Fehir%20Belediye%20Ba%C5%9Fkan%C4%B1%20Tun%C3%A7,te%20%C4%B0zmir’de%20faaliyete%20ba%C5%9Fl%C4%B1yor.

(5) https://www.izmir.bel.tr/tr/Projeler/bisim/1277/4

(6) https://x.com/izmirbisim/status/1775484544407470323

(7) https://www.izgazete.net/izmir-bisim-kaldirildi-mi-belediye-aciklama-yapti

(8) https://eksisozluk.com/tripy–1703773

İzmir tiyatrosunun unutulup dile getirilmeyen gerçekleri…

Ali Rıza Avcan

Ülkemizdeki ilk tiyatro etkinliklerinin, İstanbul‘la eş zamanlı olarak İzmir‘de de ortaya çıkışı ile övünür, kültür ve sanat adına kendimize pay çıkartıp Smyrna, Efes, Bergama, Metropolis, Kyme, Myrina, Fokaia, Pitane ve Teos gibi yerlerdeki antik tiyatroların kapasitesini o tarihlerdeki kent nüfusu ile mukayese ederek bir zamanlar bu coğrafyada tiyatroya verilen değeri anlamaya ve anlatmaya çalışırız.

Ama diğer yandan da, bugün sahip olduğumuz çağdaş tiyatro salonu ve koltuk sayılarıyla oynanan oyunların ve o oyunları izleyen seyirci sayılarının İstanbul‘a ya da diğer Akdeniz kentlerine göre ne derece düşük düzeyde olduğunu hesaba katmıyoruz. Çünkü devletin ve belediyelerin temel politika, plan, program ve stratejinden yoksun hesapsız kitapsız eylemlerinde bu tür bilgilerin değeri bilinmemekte, geleceğe yönelik her girişimde geçmişin ve günün mevcut durumu, bu durumu yaratan koşul, sorun ve talepler dikkate alınmamaktadır. Bu anlamda, iktidarı elinde bulunduranların önemseyip önceledikleri ilk iş, her zaman için kendi merkezi ve yerel iktidarlarını sansür, vesayet ve denetim gibi müdahalelerle yönlendirip şekillendirdikleri “haşmetmeablarının” kültür ve sanat etkinlikleri ile güçlendirmek, tahkim etmek isterler.

Bu konuda aklıma gelen ilk kötü örnek, 2007-2008 döneminde İstanbul Şehir Tiyatrosu (İBŞT) sanatçılarının ve genel sanat yönetmeni Orhan Alkaya‘nın İstanbul Büyükşehir Belediye başkanına ve bürokrasisine karşı verdiği “sanatsal özerklik” ve “özgürlük” mücadelesidir. Böylesi kötü bir uygulamanın İzmir‘deki örneği ise, Hüseyin Mutlu Akpınar‘ın Karşıyaka belediye başkanı olduğu dönemde, Karşıyaka Filarmoni Orkestrası‘nın kurucusu ve şefi Gürer Aykal‘ı ve Karşıyaka Belediyesi Opera ve Tiyatro Sahnesi genel koordinatörü Sedat Ongurlar‘ı hiç kimseye danışmadan, herhangi bir danışma kurulu görüşüne başvurmadan, sadece başka bir sanatçının tivitine dayanarak görevden alınmasıydı. O tarihlerde bu saygısızlığa karşı çıkıp kültür ve sanattan anlamayan basit bir politikacının Gürer Aykal gibi bir sanatçıya yaptığına karşı çıkmış, bunun doğru olmadığını ifade etmiştim. Şimdi ise aradan 10 yıl geçtikten sonra Karşıyakalıların o eski belediye başkanını hatırlamadığını, Gürer Aykal‘a ise nasıl saygı duyduğunu görüyor ve bu kötü tecrübenin şimdinin yeni başkanlarına örnek olmasını diliyorum.

İzmir‘deki kültür ve sanat kurumlarının izlediği kültür ve sanat politikalarının dünü, bugünü ve geleceği ile ilgili strateji, amaç ve hedeflerin ne olacağına dair tek bir araştırma ya da incelemenin yapılmadığı, tek bir tezin bile yazılıp yayınlanmadığı, bu alanın tüm aktörlerini bir araya getirip onların görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerinin dinlendiği tek bir toplantının bile yapılmadığı böylesi bir ortamda; özellikle de Covit19 salgınının ülkemiz tiyatrosuna; özellikle de İzmir tiyatrosuna verdiği zararı yeni yeni gidermeye çalıştığımız bir dönemde karşımıza çıkan, İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu‘nun, “sanatsal özerklik” ve “iyi yönetim” olgusuna aykırı anti-demokratik bir dayatmanın nesnesi haline gelmesi nedeniyle ortaya çıkan tartışmaların, biz tiyatrosever seyircilerin tiyatro sevgi ve ilgisine ne ölçüde zarar verdiğinin unutulduğu bugünlerde….

Öncelikle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yeni başkanı Cemil Tugay‘ın İBB Şehir Tiyatroları genel sanat yönetmeni Yücel Erten‘le görüşmeden ve onu dinlemeden kimler tarafından hazırlandığı belli olmayan yeni bir yönetmelik marifetiyle görevden alma operasyonu hakkında fazla bir şey söylemeyeceğimi, bugünkü yazımda daha çok İzmir‘deki tiyatro dünyasının altyapısı anlamına gelen konu, sorun ve talepler hakkında değerlendirmeler yapmak istediğimi ifade etmek isterim…

Çünkü halen devam etmekte olan tartışmanın, bundan böyle uygulamaya girecek yeni yönetmelik çerçevesinde göreve atanacak yeni isimlerin iş yapmasını zorlaştıran; hatta, tiyatronun iyi yönetimini mümkün kılmayan bir noktaya ulaştığını, Yücel Erten‘in yaklaşım ve tavrını şikayet edip her şeyi belediye başkanının iki dudağı arasından çıkacak talimatlara bağlayan bir belediye ile onun yandaşlarının benim izlemek istediğim tiyatroya fazla bir şey veremeyeceğini ve hem İBB Şehir Tiyatroları‘nın, hem de İzmir tiyatrosunun bundan zarar gördüğünü düşünüyorum…

İzmir Devlet Tiyatrosu’nun tarihi binası, Fotoğraf: Erol Şaşmaz

Gelelim tiyatronun İzmir‘deki son durumuna… Tiyatronun alt yapısı anlamında İzmir‘de kaç adet tiyatro salonu, koltuğu, grubu ve sanatçısı olduğuna, sergilenen oyunları kaç adet izleyicinin seyrettiğine, tiyatrocuların İzmir‘deki mesleki örgütlenmelerine ve daha fazla oyun oynayıp daha fazla kişi tarafından izlenmek için oyunlar dışında hangi işlerle uğraştıklarına, sanatçıların içinde bulunduğu işsizlik, maddi sıkıntı ve sorunlara… Yani İBB Şehir Tiyatroları düzeyindeki çatışmanın nasıl bir zemin üstünde oturduğu meselesine…

Bu konuya girmeden önce de, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)¹ ve Yükseköğretim Kurumu (YÖK)² tarafından yayınlanan istatistikler dışında tarafımca derlenen ve birazdan paylaşacağım verilerin tümüyle kendi çabam ve tiyatrocu arkadaşlarımın yardımlarıyla toparlandığını, o nedenle de herhangi bir şekilde kesin veri niteliğinde olmadığını dürüstlük ve doğruluk adına belirtmek zorundayım… Ancak bu zorunluluğu yerine getirirken, İzmir‘de tiyatro adına çalışıp emek veren hiç kimsede benim derlediğim bu verilere benzer bilgilerin bulunmadığını söylemeden geçmek istemem…

İzmir tiyatrosunun altyapısını oluşturan unsurlar denilince ilk akla gelen üç unsur; yani, tiyatro oyunlarının oynandığı salonlarla bu salonlardaki koltuk sayılarını ve bu salonların sahnesi ile ilgili teknik donanımları, tiyatro oyuncuları denilince eğitim kurumlarında ya da kurslarda yetişen tiyatro yöneticileriyle oyuncuları, onların mesleki örgütlenmeleriyle kendi aralarındaki gruplaşmaları, son olarak da o salonlara gidip o koltuklara oturarak oyunları izledikten sonra beğenisini alkışlarla ifade eden ya da eleştirisini dile getiren bizleri; yani seyircileri gündeme getirmek istiyorum.

Bu üç unsurun ilkini oluşturan tiyatro salon ve koltuk sayılarıyla teknik donanımı ele aldığımızda karşımıza çıkan ilk veri seti, TÜİK tarafından düzenlenen tiyatro istatistikleri¹ olacaktır. Bu verileri gösteren aşağıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, İzmir‘de tiyatro amacıyla kullanılan salon sayısı, devletin resmi rakamlarına göre 1995’de 10 iken aradan geçen 29 yılın sonunda 2023 yılı itibariyle 65’e yükselmiştir.

Bu salonlar arasında devlet tiyatrosu, belediye, üniversite, sivil toplum kuruluşu, özel şahıs ya da bunların dışında faaliyet gösteren diğer tüm tiyatrolara ait salonlar (tiyatro grubunun kendi salonu, kültür merkezi, çok amaçlı salon, üniversite veya belediyeye ait salonlar vb.) yer almaktadır. İlkokul, ortaokul ve liselere ait tiyatro gösterileri kapsam dışındadır.

Bu salonların hangileri olduğuna dair ayrıntılı bilgiyi TÜİK‘den almamız mümkün olmadığı için, geniş bir araştırma çerçevesinde bizzat yerine giderek ya da ilgili kurumların İnternet sayfalarıyla tiyatro portallerindeki bilgileri kullanarak, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait Açık Veri Portalı³ ile İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün 2012 yılı istatistiklerini⁴ değerlendirerek 2024 yılı itibariyle İzmir‘de bu kapsama giren kaç adet kapalı ve açık tiyatro salonu bulunduğunu ve bu salonlarda kaç adet koltuğun yer aldığını belirlemeye çalıştık. Bu nedenle, özel bir araştırma sonucunda hazırladığım bu bilgiler resmi bir niteliğe sahip olmadığı için eksik ve yanlış bilgileri her zaman için bana bildirebilir; böylelikle gerçeğe en yakın verilere ulaşmamızı sağlayabilirsiniz.

TÜİK’in bildirdiği salon sayısı 2022’de 66, 2023’de bir eksiği ile 65 olmakla birlikte; biz, 2024 yılı itibariyle 47 adet kapalı, 13 adet açık ve 1 adet de hem açık, hem kapalı olmak üzere toplam 61 adet tiyatro oyunu oynanabilecek salon tespit ettik. Ayrıca Covid 19 salgını sonrasında TÜİK tarafından düzenlenen 2022 ve 2023 yılları Sinema ve Gösteri Sanatlar İstatistikleri‘nde⁵ İzmir‘deki toplam koltuk sayısı 2022’de 30.995, 2023’de 28.517 olarak belirtildiği halde; biz kapalı tiyatrolarda 9.289, açık hava tiyatrolarında 27.393 ve hem kapalı, hem açık olan tiyatrolarda 1.000 adet; yani, toplam olarak 37.682 adet koltuğun bulunduğunu belirledik.

Bu verilerde İzmir‘deki koltuk sayısının artmasını sağlayan doğal bir neden ise, yılın uzun döneminde iklim koşullarının uygun olması nedeniyle kapalı salonlara göre daha kullanışlı ve daha fazla kapasiteye sahip olması nedeniyle 14 açık hava tiyatrosunun varlığıdır. Çoğunlukla belediyelere ait olan bu açık hava tiyatroları başta İzmir olmak üzere tüm Ege Bölgesi‘nde tercih edilmekte, son yıllarda Bostanlı‘daki Suat Taşer Açık Hava Tiyatrosu‘nda görüldüğü gibi otomatik açılır-kapanır çatı örtüleri nedeniyle her mevsim kullanılabilir hale gelmektedirler.

İzmir, yılın uygun aylarında böylesine bir avantaja sahip olmakla birlikte İstanbul ve Ankara‘da çoğunluğu kapalı olan salonların sayısı 2022 itibariyle 218 ve 64, 2023 itibariyle de 219 ve 68’dir.

Suyun öte yanında İzmir‘den daha az nüfusa sahip Atina (3.638.281 kişi)’daki tiyatro salonu sayısının 2024 itibariyle 152 olduğunu öğrendiğimizde ise, sahip olduğumuz tiyatro salonlarının ve koltuk sayılarının ne ölçüde yetersiz olduğunu daha iyi anlarız.

Kapalı salonlardaki koltuk sayısını dikkate aldığımızda, İzmir‘in 4.479.525 olan 2023 yılı nüfusu itibariyle koltuk başına düşen seyirci sayısının 482 kişi, buna açık tiyatrolarını dahil ettiğimizde ise koltuk başına düşen seyirci sayısının 119 kişi olduğunu görürüz.

İklim koşulları nedeniyle açık hava tiyatrosu kapasitesi düşük olan İstanbul ve Ankara‘da koltuk başına düşen seyirci sayısının, sırasıyla 199 kişi, ve 278 kişi olduğu dikkate alındığında, İzmir‘deki 482 kişilik kapalı salon ortalamasının bu iki kente göre oldukça yetersiz düzeyde olduğu söylenebilir.

Tiyatro sanatçısı dediğimiz oyuncu, yönetmen, oyun yazarı, sahne ve kostüm tasarımcısı, dramaturg, eğitmen, makyöz, ses ve ışık teknisyeni ve benzerlerinin bugün ülkemizde iki eğitim kaynağı bulunmaktadır. Bunların ilki akademik düzeyde eğitim veren üniversitelere bağlı konservatuvarlar ve güzel sanatlar fakültelerine bağlı tiyatro, oyunculuk, sahne tasarımı, sahne sanatları gibi birbirinden farklı isimlerle anılan eğitim birimleridir. Diğer ikinci bir eğitim kaynağı ise, Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde olmakla birlikte sayı, nitelik, kapasite ve eğitim kaliteleri konusunda pek fazla bilgi sahibi olmadığımız tiyatro kurslarıdır.

Yükseköğrenim Kurumu (YÖK) verilerini kullanarak düzenlediğimiz aşağıdaki tabloda, 2022-2023 eğitim döneminde bu bölümlerden mezun veren üniversitelerle lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde mezun olanların sayılarını görebiliriz:

Bu tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, ülkemizde vakıf ve devlet üniversitesi olarak faaliyet gösteren 208 üniversiteden sadece 29’unun tiyatro eğitimi verdiği ve bu üniversitelerin de genellikle ülkenin güney ve batı sahillerindeki üniversiteler olduğunu, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki üniversitelerde hiçbir şekilde tiyatro eğitimi verilmediğini görürüz. Nitekim ülke genelindeki tiyatroların 81 il arasındaki dağılımına baktığımızda da, tiyatroların büyük bir kısmının Ankara, İstanbul ve İzmir gibi tiyatro eğitimi veren illerde ya da bu illere yakın kentlerde olduğunu belirleriz.

Yükseköğretim Kurumu (YÖK)‘nun verdiği bilgilere göre bu 29 üniversitenin 41 ayrı eğitim biriminden lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde mezun olanların toplam sayısı 2022-2023 öğretim dönemi itibariyle 356 olup; 308’i lisans, 34’ü yüksek lisans, 14’ü de doktora mezunudur.

Bu sayıya büyük kentlerdeki tiyatro kurslarından sertifika alan binlerce tiyatrocuyu dahil ettiğimizde ise karşımıza her yıl bir tiyatroda istihdam edilmesi gereken ya da edilemediği için “işsiz tiyatrocu” kategorisine giren büyük bir tiyatrocu sayısının çıktığını görürüz.

Tiyatro dünyasında bir sanatçının sanat kariyeri, -adet olduğu üzere- sahnedeki ölümüne kadar devam ettiği için, mevcut tiyatrocular kafilesine her yıl katılan bu binlerce yeni tiyatrocunun, kadroları fazla arttırılmayan ya da kolay kolay boşalmayan devlet ve belediye tiyatrolarında iş bulması oldukça zor olmaktadır. O nedenle genellikle üniversite, konservatuar ya da kurs hocalarının himayesinde kurulan yeni belediye tiyatrolarında ve da bir girişimci olarak kendi aralarında kurdukları hısım-akraba-arkadaş tiyatro gruplarında sanat yaparak var olmaya ve ayakta kalmaya çalışmaktadırlar.

Bu sorunun mevcudiyetini, 2024 koşullarında İzmir özelinde araştırdığımızda ise devlet, belediye, üniversite, sivil toplum kuruluşu ve özel girişim olarak karşımıza toplam 107 tiyatro ya da tiyatro grubu çıkmaktadır. Bu tiyatrolar ya da tiyatro grupları, kültür-sanat pastasının çok küçük olduğu İzmir gibi bir kentte ayakta kalmakta ve kurdukları tiyatroları sürdürmekte zorlandıkları için kapılarını zaman içinde ya kapayarak, ya isim değiştirerek yeni bir ivme kazanmaya çalışmakta ya da yeni tiyatrocular yetiştirip para kazanmak için kültür-sanat merkezi olarak çalışmayı tercih etmektedir.

Tiyatro sanatçılarının bir meslek odası düzeyinde mesleki örgütlenmesi mümkün olmadığı için kendi aralarındaki örgütlenmeler ya dernek ve inisiyatifler ya da kişisel menfaat bağları üzerinden birbirlerine sahip çıkan gruplaşmalar şeklinde ortaya çıkmaktadır.

İzmir‘de başkanlık görevi sırasıyla Bilgehan Oğuz, Özgür Başkaya ve Haydar Bayak tarafından yapılan İzmir Tiyatroları Derneği (Tiyatro Ege, Han Tiyatrosu, İzmir Han Sahnesi, İzmir Bizim Tiyatro, Özgür Tiyatro, Öykü Tiyatro vb.) ile Metin Güler başkanlığındaki Kıyı Ege ve Ege Tiyatrolar Birliği (İzmir Komedi Tiyatrosu, Karşıyaka Belediye Tiyatrosu, Nar Sahne, Tiyatro As vb.) ve değişik tiyatro gruplarının bir araya gelmesi ile oluşan İzmir Bağımsız Tiyatrolar İnisiyatifi (Bir Varmış Bir Yokmuş Tiyatro, Günce Sanat Tiyatrosu, Tiyatro Nienor, Tiyatrohane, Toprak Sahne Tiyatrosu vb.) bu tür örgütlenmelere örnek gösterilebilir. Bu örgütler ve gruplaşmalar bir araya gelişlerini sürdürüp devam ettirmek için “Ege Tiyatrolar Birliği Özdemir Nutku Ödülleri“, “İzmir Bağımsız Tiyatro Festivali“, “İzmir Tiyatroları Derneği Tiyatro Günleri” ve “İzmir Tiyatro Buluşmaları” adıyla farklı etkinlikler düzenlemektedir.

Bu örgütlenmeler dışında kalan diğer bir tiyatro örgütü ise 2012 yılından bu yana Uluslararası İzmir Tiyatro Festivali‘ni düzenleyen Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat Vakfı (TAKSAV)‘dır. TAKSAV kendi kayıtlarına göre 2012-2023 döneminde düzenlediği 12 ayrı festivalde toplam 333 tiyatro ekibi ile 2.500’ü aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı konuk ederek 31.432’si ücretsiz olmak üzere toplam 75.000 izleyiciye ulaşmış, birçok tiyatro sanatçısına ödüller vermiş, kısa oyun yarışmaları düzenlemiştir.

Evet, şimdi sıra geldi biz seyircilere… İzmir‘deki 105 tiyatro ve tiyatro grubuna ek olarak festivaller ya da turne programı gereğince kente gelen tiyatro gruplarını izlemeye giden seyircilere… 2023 koşullarına göre kentteki TÜİK‘e göre 28.517, bize göre 37.682 olan koltuk sayısını dolduran ya da doldurmayan biz seyircilere…

TÜİK‘in 2022 ve 2023 yılı verilerine göre ülke geneli ile İstanbul, Ankara ve İzmir‘deki tiyatro salonu, seyirci ve oynanan eser sayısı ile telif ya da çeviri oyun sayılarını mukayeseli olarak gösteren aşağıdaki tabloya göre İzmir, ülkemizdeki 808 tiyatro salonunun % 8,05’ine, 2023’de 326.713 olan koltuk sayısının da % 8,72’üne sahip. Başka bir anlatımla tiyatro salonu itibariyle İzmir, İstanbul ve Ankara‘dan sonra üçüncü, koltuk sayısı itibariyle de İstanbul‘dan sonra ikinci sırada bulunuyor…

Bu çerçevede İzmir, seyirci sayısı itibariyle de İstanbul‘un ve Ankara‘nın çok gerisinde… 2023 yılı itibariyle toplam seyirci sayısı 120.086’sı çocuk, 338.120’si yetişkin olmak üzere 458.206’u buluyor ve bu sayı, İstanbul’daki seyircinin % 19,75’ini, Ankara’daki seyircinin de % 67,30’unu oluşturuyor. Hele hele Society of London Theatre (SOLT) verilerine göre toplam 241 tiyatro salonunda 2019 yılı itibariyle 15.315.773, 2022 yılı itibariyle 16.420.068 seyirciye ulaşmış Londra tiyatrosunun çok çok gerisinde kaldığını bildiğimizde.⁶..

Bu durum diğer yandan, nüfusu 2021 yılı tahminlerine göre 9.748.000 olan Londra‘da herkesin yılda en az 1 kez, İstanbul‘da nüfusun % 14,82’sinin, Ankara‘da % 11,74’ünün, İzmir‘de de sadece % 10,23’ünün tiyatroya gittiğini, geriye kalan % 89,77’sinin tiyatroya gitmediğini gösteriyor. Bu veriler ayrıca İzmir‘in Ankara ve İstanbul‘a göre daha az çocuk izleyici sayısına sahip olduğunu, çocuk izleyici sayısı İstanbul‘da seyirci toplamının % 34,39’unu, Ankara‘da % 32,10’unu oluştururken İzmir‘de % 26,21’e düştüğünü gösteriyor.

Sonuç olarak;

İzmir’deki tiyatro salonları, bu salonlardaki koltuk sayısı, tiyatro grubu ve izleyici sayıları bu düzeyde iken ve bu konudaki temel görev, bu sayıları arttırmak, daha fazla salonda daha fazla oyun oynayarak tiyatro izleyici sayısını arttırmak iken, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sanatsal özerkliği ortadan kaldıran müdahalesiyle karşı karşıya olduğumuz bugünlerde, geçmişi, bugünü ve geleceği dikkate alan politika, plan, program, strateji, amaç ve hedefler ortada yokken karşımıza çıkan bu düzeydeki tartışmaların ne kadar anlamsız ve yararsız olduğu ortadadır.

Ancak tiyatro sanatının toplumdaki yeri ve etkisi açısından çok önemli olduğunu düşündüğüm gölge etmeyen “iyi yöneticilik” olgusuyla, “sanata ve sanatçıya saygılı olma” halinin; ayrıca, ödenekli tiyatroların “sanatsal özerkliği” ve “özgürlüğü” ilkesinin, İzmir‘deki tiyatronun her düzeyde gelişip yaygınlaşması açısından ne ölçüde önemli ve öncelikli olduğunu dikkate aldığımızda, karşımıza çıkan bu tartışmanın altındaki nedenlerin de tiyatronun gelişmesi açısından ne derecede tahrip edici olduğunu, bu tartışmanın tiyatronun iyi yönetimi ve sanatsal özerkliği açısından olumlu bir çözüme evrilmemesi durumunda kaybedenin İzmir ve İzmir‘deki tiyatro olacağını ifade etmeden geçmek istemem…

O nedenle, halen devam etmekte olan mücadelenin, “sanatsal özerklik” ve “iyi yönetim” anlayışı çerçevesinde doğru çözümlere ulaşarak İzmir‘in ve İzmir tiyatrosunun kazançlı çıkması dileğiyle şeklinde bağlamak isterim…

Yeniden ve yeniden hazırlanan yönetmeliklerde uzun uzadıya anlatılan kurul ve koltuklarla uğraşmak kadar, belediyenin izleyeceği kültür ve sanat politikalarının kurumsallaşıp sürdürülebilir hale gelmesi için bundan böyle uygulanacak strateji, plan ve programlarla İzmir‘e hiç de yakışmayan bu verilerin nasıl olup da daha fazla arttırılabileceği konularına önem ve öncelik verilmesi dileğiyle…

Tiyatronun altyapısı ile kültür ve sanata dair temel politika, plan, program ve stratejiler üzerinde çalışılıp uygulanabilir ve sürdürülebilir bir yönetim modeli oluşturmadan sadece yönetici koltuklarını dolduracak isimleri değiştirmenin, İzmir tiyatrosunun sorunlarına çözüm oluşturmayacağı gerçeğinin fark edilip bilinmesi dileğiyle…

Aksi takdirde, bir zamanlar Karşıyaka Belediyesi‘ne ait arsa payının Mehmet Cengiz‘e satıldığı tarihlere bunun doğru olduğunu savunurken, seçim sürecinde bunun “acemiliğine geldiğini” itiraf eden belediye başkanının, bugünlerde yaptığı yanlışlıkları da ileriki bir tarihte yeniden “acemilik” olarak nitelemeyeceğini kim bilebilir ki…

Unutmayalım ki, kentin hafızasına yerleşip kalıcı olacak değerli anılar, iktidarın zehirlediği belediye başkanlarının yaptığı hatalar değil, tiyatro sanatı için mücadele eden tiyatrocuların söyleyip yapmaya çalıştıkları olacaktır…

———————————————————————————————————-

İzmir’deki tiyatrolar ve tiyatro grupları ile ilgili araştırmada bana yardımcı olan sevgili dostum tiyatro sanatçısı ve masal anlatıcısı Ferhat Budak‘a teşekkürlerimle…

(1) www.tuik.gov.tr (Erişim Tarihi: 07.08.2024)

(2) https://istatistik.yok.gov.tr/ (Erişim Tarihi: 08.08.2024)

(3) https://acikveri.bizizmir.com/dataset?q=tiyatro (Erişim Tarihi: 05.08.2024)

(4) https://izmir.ktb.gov.tr/TR-77357/tiyatrolar.html (Erişim Tarihi: 09.08.2024)

(5) https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Cinema-and-Performing-Arts-Statistics-2022-49695 (E.T.: 11.08.2024)

https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Sinema-ve-Gosteri-Sanatlari-Istatistikleri-2023-53639 (E.T: 11.08.2024)

(6) https://www.westendtheatre.com/155836/news/industry-news-west-end-box-office-data-for-2022-released/#:~:text=Audiences%20grew%20by%207.21%25%20to,for%20theatre%20owners%20and%20producers. (Erişim tarihi: 11.08.2024)

Karşı çıkıp itiraz ediyoruz; ama, bu arada üstümüze düşeni yapıyor muyuz?

Ali Rıza Avcan

Sokak hayvanlarının öldürülmesi ile ilgili yasa teklifi, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu‘nda görüşülüyor… İktidar milletvekilleri ve yandaşları bu teklifin yasalaşıp bir an önce yürürlüğe girmesi için ellerinden ne geliyorsa onu yapıyor ve komisyona gelen muhalif hayvan dernekleriyle baro temsilcilerini içeri almamak, onları dinlememek için meclis içinde barikatlar koyuyor, anayasaya aykırı; daha doğrusu insanlığın evrensel değerleriyle adalet ve yaşam hakkına aykırı bir yasanın tartışılmadan kabul edilmesi için ellerinde ne kadar imkȃn varsa hepsini kullanmaya çalışıyor.

Kaplan…
Kaplan…

Sokak hayvanlarının öldürülmeyip korunması adına itiraz edip mücadele eden bizler ise kıyasıya bir direnişle bu yasa teklifinin geri çekilmesini istiyoruz.

Sokak hayvanlarını öldürmeyi kafasına koymuş AKP iktidarı, bu saldırıyı yaparken gerekçe olarak hayvanların iyileştirilip kısırlaştırılması ile ilgili 24 Haziran 2004 tarih, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu‘nun yetersiz olduğunu, aslında çoğu kendisine ait belediyenin bu konuda üzerine düşeni yapmadığını, sokak hayvanlarını iyileştirip kısırlaştırmadığını iddia ediyor.

Evet, elimizde CHP‘li ya da AKP‘li belediyelerin bu konuda ne yaptıklarını, ne kadar para harcayıp hangi önlemleri aldıklarını gösteren güvenilir ve tarafsız bir rapor ya da istatistik olmamakla birlikte; ülke genelinde barınağa sahip olan belediye sayısının oldukça az olduğunu, var olan çoğu hayvan barınağının toplanıp iyileştirilecek hayvanlara sağlıklı ve konforlu bir ortam sağlayamadığını, belediyelerin genellikle “sokak hayvanları belȃsı“ndan kurtulmak için, topladıkları sokak hayvanlarını ormana ya da komşu bir belediyenin arazisine bıraktıklarını ya da bu işi mahallelerde ortaya çıkan yerel katliamcılara teslim ettiğini biliyoruz.

Hiçbir belediyenin aklına kendi sınırları içinde yaşayan sokak hayvanlarını kayıt altına almak, bu hayvanlarının sağlıklı, güvenli bir ortamda yaşaması için kökten çözümler üretmek, bu konuda daha fazla mali kaynağı harekete geçirmek gelmiyor. Yapılanlar ise çoğu kez göstermelik, popülist politikaları destekleyen fiyakalı eylemlerden öteye geçmiyor. Sokaklarda yaşayan sahipsiz kedi ve köpekler yine denetimsiz bir şekilde ürüyor ve çoğu insan kaynaklı kazalarda ölüyor, yaralanıyor, telef oluyor.

İşte bütün bu nedenlerle, yaşamakta olduğum İzmir‘de, 2023 ADNKS verilerine göre 4.479.525 kişinin yaşadığı bu kentte bizlere ve can dostlarımıza hizmet etmekle yükümlü İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yaptığı çalışmalarla acaba sokak hayvanlarının sayısını, ilçe ve mahalleler itibariyle dağılımını biliyor mu, bu dağılıma göre onları iyileştirip kısırlaştırmak için hangi plan, program ve strateji çerçevesinde ne yapıyor, hangi önlemleri alıyor diyerek ufak bir araştırma yapmaya çalıştım.

Tabii ki, 13 Ocak 2022 tarihinde yazdığım “Meslek odası eliyle, soygun gibi özelleştirme” başlıklı yazımı ve o yazıda anlatmaya çalıştığım İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Veteriner Hekimler Odası İzmir Şubesi arasında imzalanan işbirliği protokolüyle Veteriner Hekimler Odası İzmir Şubesi‘nin her yılın başında kentteki veteriner hekimlerin uygulamak zorunda olduğu, hayvanları korumaktan çok üyesi veteriner hekimlerine daha çok para kazandırmak amacıyla düzenlediği astronomik rakamlarla dolu asgari ücret tarifelerini de unutmadan. (1)

Bu çerçevede ilk önce İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer‘in 2020- 2023 döneminde neler yaptığını ortaya koyup, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nce kabul edilen 2020, 2021, 2022 ve 2023 yıllarına ait performans programlarıyla faaliyet raporlarını; ayrıca, aynı dönemde İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Sokak Hayvanlarını Koruma Komisyonu üyesi olan sevgili Fikret Mısırlı‘dan aldığım verileri inceledim. Her ne kadar gerçeği yansıtmaktan uzak her bir resmi belgenin manipüle edildiğini, yöneticilerin performanslarını yükseltmek amacıyla verilerin makyajlandığını bilmiş olsam da… Aynen TÜİK‘in yaptığı gibi… Ardından da İzmir Büyükşehir Belediyesi Açık Veri Portalı‘nı inceleyerek bu konu ile ilgili güncel verilerin ne durumda olduğuna baktım. (2)

Ve bütün bu araştırma ve incelemeler sonucunda İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2020-2023 döneminde sokak hayvanlarının korunması ile ilgili olarak aşağıdaki iş ve işlemleri gerçekleştirdiğine tanık oldum:

Ancak ondan önce şunu belirtmeliyim ki, bakıp incelediğim bu raporlara ve açık veri setlerine göre İzmir‘deki sahipsiz sokak hayvanlarıyla sahipli hayvanların sayısı ve bunların ilçe ve mahalleler itibariyle dağılımı bilinmiyor ve sokak hayvanlarının tedavisi, kısırlaştırılması, beslenmesi ve sahiplendirilmesi ile ilgili hiçbir özel plan, program ve strateji belgesinin mevcut olmayışı yanında, bu konuyla ilgili veriler düzenli ve güncel olmadığı gibi çoğu kez birbiri ile örtüşmüyor, birbirini doğrulamıyor; hatta birbiri ile çelişip yalanlıyor.

1) 2020-2023 döneminde İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ndeki Sokak Hayvanlarını Koruma Komisyonu‘nda sırasıyla Aybars Yıldırım, Bülent Sözüpek, Erol Çomak, Fikret Mısırlı, Fikriye Arslan, İbrahim Halil Kılıç, Raife Karabatak, Sıla İlgi Akkaş, Turgut Pınar ve Yahya Yıldız isimli meclis üyelerinin görev yaptığı,

2) Sokak hayvanlarının korunup iyileştirilmesi, kısırlaştırılıp sahiplendirilmesi işlerinin yönetimi için ayrı bir Veterinerlik İşleri Dairesi‘nin kurulmayıp bu işi fiilen yürüten Veteriner İşleri Şube Müdürlüğü‘nün, İklim Değişikliği ve Çevre Koruma Kontrol Dairesi Başkanlığı‘na bağlı olarak faaliyet gösterdiği, belediye bütçesinde Protokol Şube Müdürlüğü için ayrı bir bütçe oluşturulduğu halde bu hizmetler için ayrı bir bütçenin hazırlanmadığı, böylesine ayrı bir daire başkanlığının yeni belediye başkanı Dr. Cemil Tugay‘ın hizmet döneminde, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İnternet sayfasının “Birimlerimiz” sayfasında da görüleceği üzere ve henüz böylesi bir dairenin kurulması için İçişleri Bakanlığı‘ndan onay alınamadığı için yeni genel sekreter yardımcısı Dr. Pınar Okyay‘a bağlı olarak “Daire Başkanı (Veteriner İşleri Halk Sağlığından Sorumlu)” başlığıyla bir birimin oluşturulduğu görülmektedir.

3) 2020-2023 döneminde İklim Değişikliği ve Çevre Koruma Kontrol Dairesi Başkanlığı‘na bağlı olarak faaliyet gösteren Veteriner İşleri Şube Müdürlüğü‘nün 2020, 2021, 2022 ve 2023 mali yıllarında ne miktarda harcama yapacağı ya da yaptığı düzenlenen bütçe ve kesin hesaplarda ayrıntılı olarak gösterilmediği için, söz konusu şube müdürlüğünün 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu‘nun geçici 4. maddesinde belirtilen hayvan bakımevi kurmak ve rehabilitasyon işlemleri için kesinleşmiş en son bütçe gelirinin % 0,3 (Binde 3) oranında kaynak ayırıp ayırmadığı belirlenememektedir. Ayrıca yine bu yıllar içinde Veteriner Hekimleri Odası İzmir Şubesi ile yapılan işbirliği protokolü uyarınca söz konusu odaya kaç adet sokak köpeğinin toplanıp iyileştirilmesi ve kısırlaştırılması karşılığında ne miktarda ödeme yapıldığı bilinmemektedir.

Gökdere Rehabilitasyon ve Sahiplendirme Merkezi

Örneğin hayvan bakımevleri kurmak ve rehabilitasyon (iyileştirme) işlemlerini gerçekleştirmek dışında iklim değişikliği ve çevre koruma ile ilgili birçok hizmeti yürütüp yatırımlar yapan İklim Değişikliği ve Çevre Koruma Kontrol Dairesi Başkanlığı‘na verilen 2023 mali yılı bütçe ödeneğinin bu hesaba göre kesin hesabı alınmış 2021 mali yılı kesin geliri olan 8.185.766.283,46 TL’nın % 0,3’ine tekabül eden 245.572.988,51 TL. kadar olması gerektiği halde, 716.029.000.- TL. olarak belirlenmiş olup; bunun ne kadarının sokak hayvanlarının iyileştirilmesi ve hayvan bakımevi yapım harcamaları ile ilgili olduğu -ne yazık ki- bilinmemektedir.

Oysa hepimize ait olan sokak hayvanlarını koruyup yaşam kalitelerini arttırmak için, bu alanda ne yapıyorsak şeffaf bir şekilde ortaya koymalı, yaptığımız işin gerçekten yararlı, etkin ve sonuç alıcı olduğunu göstermek için tüm bilgileri kamuoyu ile paylaşmalıyız.

4) İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2020-2024 dönemi Stratejik Planı‘na bağlı olarak 2020, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında düzenlenen performans programlarına göre 2.3.2.1. “Veterinerlik Hizmetlerinin Yürütülmesi” faaliyeti için 2020’de 11.351.000.-, 2021’de 17.826.000.- lira, 2022 ‘de 32.147.000.-, 2023’d 83.271.000.-, 2024 168.463.000.- lira, “Hayvan Bakımevi Yapılması ve İyileştirilmesi Projesi” için 2020’de 10.000.000.-, 2021 yılında 15.050.000.-, 2022’de 2.000.000.- lira kaynak ayrıldığı halde 2023 ve 2024 yıllarında 0.- lira kaynak ayrıldığı görülmektedir.

Şayet “Veterinerlik Hizmetlerinin Yürütülmesi” ve “Hayvan Bakımevi Yapılması ve İyileştirilmesi Projesi” faaliyetlerini yürüten İklim Değişikliği ve Çevre Koruma KOntrol Dairesi Başkanlığı olarak sokak hayvanlarının iyileştirilmesi ve hayvan bakımevinin yapılması hizmetleri karşılığında sadece stratejik plan ve performans programlarıyla kendisine tahsis edilen bu kaynakları kullanmış, bunun dışında başka bir bütçe harcaması yapmamışsa, bu durumda da 5199 sayılı kanunun geçici 4. maddesindeki % 0,3 oranındaki harcama yapma yükümlülüğün yerine getirilmediği söylenebilir.

5) 2020-2023 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi sokak hayvanlarının iyileştirilmesi için Kültürpark‘taki Küçük Hayvan Polikliniği dışında 3 adet (1.500 köpek kapasiteli Gökdere Pako Sokak Hayvanları Sosyal Yaşam Kampüsü, 700 köpek kapasiteli Işıkkent ve Seyrek geçici köpek bakımevleri) hayvan barınağı ile 118 hayvan kapasiteli Seyrek Sahipsiz Hayvan Hastanesi‘nde hizmet vermiştir.

6) Aşağıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin stratejik planında, performans programlarıyla faaliyet raporlarında, bütçe ve kesin hesap cetvellerinde yazılı olan veriler, yine aynı belediyeye ait Açık Veri setlerindeki ve zaman zaman bilgilendirme amacıyla hazırlanan duyurulardaki verilerle çelişmekte; adeta birbirini yalanlamaktadır.

Oysa yaptığımız bütün işlerde yapılan hizmetin, mevcut sorunları çözdüğünü ya da çözümünü kolaylaştırdığını, harcanan kamu kaynaklarının israf edilmeden kullanıldığını, yapılan işin faydalı, etkin ve sonuç alıcı olduğunu gösterip kanıtlamak için bu konularla ilgili tüm verilerin doğru olması sağlanmalı, böylesine birbirini yalanlayan veriler kullanmaktan titizlikle sakınılmalıdır.

Sonuç olarak;

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2020-2023 dönemi hizmetlerinde belirgin bir iyileşme olmakla birlikte; kentteki tüm sokak hayvanlarının tedavi edilip iyileştirilmesi ve hayvan bakımevlerinin yapılması konusundaki yönetsel yapılanmasının eksik ve yetersiz olması nedeniyle ihtiyaca cevap vermediği, bu hizmetlerle ilgili olup kamuoyuna açıklanan istatistiki verilerin ise eksik, yanlış ve güncel olmadığı belirlenmiştir.

O nedenle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin şimdi çıkıp AKP iktidarının çıkarmak istediği yasaya karşı çıkarken, arkasında bıraktığı hizmetler açısından bir eksiklik ya da yanlışlığının olmaması gerekir. Yoksa kendi özrünü; başka bir deyişle, “deve kendi kamburunu görmez, arkadaşının kamburunu görür” atasözünde olduğu gibi, bu konuda ne yaptığını ya da yapamadığını bilerek ve bütün bunların özeleştirisini yapıp eksikliklerini gidererek can dostlara karşı görevlerini yapmalıdır. Bunu yaparken de bununla ilgili tüm verileri doğru, eksiksiz ve güncel olarak bizlerle; yani İzmir halkı ile paylaşmalıdır.

Tabii ki bu konuyu tartışırken, can dostlarımızın öldürülmesi sorununun hemen yanında duran her geçen gün yükselen mama fiyatları sorunuyla her yıl Veteriner Hekimler Odası tarafından düzenlenen astronomik rakamlarla dolu asgari ücret tarifelerindeki miktarları ödemekte zorluk çeken bizleri de unutmamamız da gerekir….

2021 yılından bu yana üyesi olduğum İzmir Tarım Grubu‘nda birlikte çalıştığım İzmir Veteriner Hekimler Odası başkanı sayın H. Gökhan Özdemir‘in, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yeni kurulan Veteriner İşleri Halk Sağlığı Dairesi Başkanlığı görevine atanması nedeniyle kendisini bir kez daha kutluyor ve 2020-2023 dönemi için tespit ettiğimiz eksiklik ve yanlışlıkları diğer ilçe belediyeleriyle işbirliği içinde tamamlayarak ve mevcut barınakların kalitesini daha iyi hale getirerek ve İzmir kamuoyunu doğru bilgilerle aydınlatarak tüm can dostlarımıza sahip çıkması ve böylelikle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni tüm belediyelere örnek hale getirmesini diliyorum.

Önce sen üzerine düşeni yapacaksın ki,….

Hasmane bir duyguyla teslim alınıp hayvan barınağına konulan ve hiçbir saldırgan davranışı olmadığı halde yeniden alındığı yere bırakılmayan Zeytin‘in kardeşi Kaplan‘ın özgür kalacağı ve yine Orhan Beşikçi dostumla Basmane sokaklarını arşınlayacağı günlerin gelmesi dileğiyle…

8) (1) https://kentstratejileri.com/2022/01/13/meslek-odasi-eliyle-soygun-gibi-ozellestirme/

(2) https://acikveri.bizizmir.com

(3) https://www.izmir.bel.tr/tr/VeterinerlikHizmetleri/43/86

“Ganimetler galibindir…”

Ali Rıza Avcan

New York senatörü William L. Marcy‘nin, 1828 seçimlerinde Andrew Jackson‘ın kazandığı zafere atıfta bulunarak dile getirdiği o ünlü “ganimetler galibindir” (to the victor belong the spoils) deyişini hatırlatarak başlayacağım bugünkü yazımda, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, adeta bir holdingi andıran ve 8 Temmuz 2024 tarihi itibariyle 10.116.724.676 lira gibi muazzam bir sermaye büyüklüğüne (mevcut yasalara göre cirolarıyla kar-zarar cetvellerini kamuoyu ile paylaşmaları halde paylaşmayıp gizledikleri için, ne yazık ki gerçek büyüklüklerini bilmediğimiz) sahip 27 şirketindeki yönetim kurulu başkanlarıyla üyelerinin, 31 Mart 2024 tarihli seçimler sonrasındaki hızlı değişimini ortaya koyup; 3 ay 2 gün gibi kısa bir sürede, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ve çoğunu mevcut şirket yönetim kurulu üyelerinin görevden uzaklaştırılıp yerlerine yenilerinin atanmasıyla ilgili toplam 86 adet değişik ilamının, ülkemiz ve yaşadığımız kent açısından çok önemli olduğuna inandığım siyasal ahlak ve yozlaşma konusuyla ne ölçüde ilişkili olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi ve Sosyal Bilimler Araştırmaları Derneği (SOBİAD) kurucusu, onursal yönetim kurulu başkanı Prof. Dr. Coşkun Can Aktan, “Kamu Yönetiminde Kayırmacılık” adlı derleme yayındaki “Siyasal Ahlak ve Siyasal Yozlaşma” isimli makalesinde, 21 adet siyasal yozlaşma türünü sırasıyla;

1) Rüşvet, 2) İrtikap (zorla yiyicilik), 3) Zimmet, 4) İhtilas (hileli zimmet), 5) Adam kayırmacılık (iltimas), 6) Akraba kayırmacılık‘ (Nepotizm), 7) Eş-dost kayırmacılık (Kronizm), 8) Siyasal kayırmacılık (partizanlık ve siyasal yandaşlık), 9) Patronaj ve hizmetsiz memuriyet, 10) Hizmet kayırmacılığı, 11) Oy ticareti (Logrolling) ve satın alma, 12) Lobicilik, 13) Rant kollama, 14) Kamu sırlarını sızdırma ve vurgunculuk, 15) Gönül yapma (Suvasyon), 16) Siyasal dalavere (siyasal manipülasyon), 17) Aşırı vaatte bulunma ve yalan, 18) Propaganda, 19) Aşırı bilgi sunma, 20) Gizlilik ve örtbas ve 21) İktidarın kişiselleştirilmesi, parti disiplini ve lider diktası şeklinde sıralamaktadır. (1)

Şimdi eminim, bu siyasal yozlaşma türlerini okuyan herkesin aklına yaşayıp tanık ya da muhatap olduğu; hatta, şikayet ettiği olaylar, bu tür yozlaşmalara konu olanların isimleriyle çalıştıkları kurum ya da partiler gelecek; hatta ‘propaganda‘, ‘aşırı bilgi sunma‘ ve ‘gizlilik‘ gibi şimdiye kadar çoğumuzun normal ya da masum bulup tepki göstermediği durumların aslında birer yozlaşma türü olduğunu öğrenerek şaşıracaktır.

Çünkü bütün bunlar bizim geleneksel kültürümüzün bilinen ve bu nedenle de çoğu kez hepimizin kabullenip hayata geçirdiği davranış ve tutumlardır. Geçmişimizden gelen yağma ve çapulculuk kültürünün, bir yerin fethinde oranın ele geçirilişini izleyen ilk üç gün içinde her şeyin ganimet olarak yağmalanmasını ve bu yağma sırasında sultan, başbuğ, padişah, komutan, reis ya da genel başkana da pay ayrılmasını öngören kuralları, bugün de bütün hızıyla devam etmekte, aynı siyasal partiden olsa bile ele geçirilen ya da el değiştiren her belediyedeki koltuk, makam ve mevkiler orası sanki düşmandan alınmış gibi yağmalanmakta, bu paylaşım sırasında en başta bulunanlarının payı da titizlikle ayrılmaktadır.

Temeli yıkıp yağmaya dayanan ganimet sözcüğü, savaşta mağlup edilen kâfir ya da yenilenlerden ele geçirilen silah, binek hayvanı, savaş esiri olarak alınan ve artık köle veya mal değerinde olan erkek ve kadınlarla ve bütün diğer taşınır ve taşınmaz mallar anlamına gelir. İşte o anlamda, bir savaş olarak kabul gören seçimler sonrasında mazbatayı alıp devir-teslimin yapılması ile birlikte ele geçirilen tüm makam, mevki ve koltuklar, artık bundan böyle kazananın helâliyle taraftarlarıyla eş, dost, akraba ve arkadaşlarına dağıtılabileceği bir ganimet haline dönüşmüştür. Çünkü geleneksel kültürümüzdeki “fırsatı ganimet bilmek” ya da “emaneti ganimet bilmek” şeklinde ifade edilen atasözleri veya Kur’an‘ın Fetih Suresi‘ndeki “Ve Allah, size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaadetmiştir ve bunu çabuklamıştır ve inananlara bir delil olsun ve size, doğru yolda başarı versin diye de insanların ellerini, sizden çekmiştir.” anlatımıyla elde edilen başarının bir armağanı olarak ganimete el koymak helâl-i hak sayılmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi, yönetiminde olduğu belediyelerde -şimdilik- bu yozlaşma türlerinden sadece akraba kayırmacılık olgusuna; yani ‘Nepotizm‘ denilen yozlaşmaya karşı çıkmakla birlikte; diğer yozlaşma türlerine, özellikle de ülke düzleminde bir yağma ya da ganimet paylaşımına dönüşen ‘patronaj ve hizmetsiz görevlendirme‘lere karşı çıkmamakta, aksine kendi belediyelerine gönderdiği genelge uyarınca, genel merkezden belediyelere iletilen talimatlarla bu yolsuzluğu daha da arttırmakta, daha yaygın ve yoğun bir şekilde uygulanmasına yol açmaktadır.

Gelelim İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan kendisine ait ya da ortak olduğu toplam 27 şirketin büyük bir hızla ve hırsla değiştirilen, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay da dahil olmak üzere yönetim kurulu başkanlarıyla yönetim kurulu üyeleri konusuna…

Baştan belirtmek gerekir ki, 8 Temmuz 2024 tarihi itibariyle bu 27 şirkette toplam 203 adet yönetim kurulu başkanlığı ve üyeliği pozisyonu bulunuyor ve bunların 122’si; yani, % 60,10’u İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın inisiyatifinde, bizzat kendisi tarafından atanıyor… Gerisi ise doğrudan doğruya belediyenin ortak olduğu şirket; örneğin TARKEM tarafından belirleniyor. Belediye başkanı tarafından görevlendirmeler yapılırken asıl olarak belediyelerin karar organı olan meclislere haber bile verilmiyor ya da onların onayına ihtiyaç duyulmuyor… Kısacası ortada “başkan ve ona biat edip onun söylediğinin dışına çıkmayan adamları” şeklinde bir manzara ortaya çıkıyor…Ama o şirketler o bilgisiz, deneyimsiz, beceriksiz ve konu ile ilgisi olmayan adamlar marifetiyle zarar ettiğinde belediye bütçesinden aktarma yapılması için belediye meclisinin onayına başvuruluyor, belediye meclisi üyelerinin ellerini havaya kaldırmaları isteniyor. Tabii ki, bu kez de “başkanın meclisteki adamları” olarak… Kısacası, bu siyasi yozlaşma karşısında kimsenin gıkı çıkmayıp “Başkan“; başka bir deyişle Saray’dakinin bir benzeri olarak “Reis“in her istediği yapılıyor, onunla ilgili her sosyal medya paylaşımı adeta bir vazifeymişçesine beğenilip paylaşılıyor…

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından görevlendirilen yönetim kurulu başkan ve üyeleri de, birçok kez tanık olduğum ya da yönetim kurulu üyesi olan arkadaşlar ve dostlarımın dile getirdiği şekilde şirketin hiçbir karar ve uygulama sürecine fiilen katılmaksızın kendi ayaklarına getirilen karar defterlerini imzalayarak; yani, aldığı para karşılığında hiçbir hizmet yapmaksızın aylık huzur hakkı ödemelerini alıyorlar. Bütün iş ise, atanmalarına daha çok dikkat edilen genel müdürler ve onların yardımcıları, memurları tarafından yapılıyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yeni başkanı Cemil Tugay göreve geldiği ilk günlerde şirketlerdeki yönetim kurulu üye sayısının azaltacağını söylemekle birlikte, aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere, 22 Ocak 2024 tarihinde 231 olan yönetim kurulu üye sayısını, 8 Temmuz 2024 tarihi itibariyle ancak % 12,12 oranındaki azaltarak 203’e düşürdüğü için şu an itibariyle azaltılan 28 kişilik üye sayısının, eski 231 sayısı itibariyle çok da anlamlı olmadığını söyleyebiliriz.

Yukarıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘in inisiyatifindeki 122 şirket yönetim kurulu başkan ve üyesinin ise 42’si 8 Temmuz 2024 tarihi itibariyle değiştirilmiş, geriye kalan 80’inde şimdilik bir değişiklik yapılmamıştır. Örneğin Tunç Soyer‘e yakınlığı nedeniyle göreve gelir gelmez görevinden alınan ya da istifası istenen Güven Eken, Nedim Atilla, Ahmet Uhri, Ali İhsan Özgürman, Gülfem Saydan Sanver, Ahmet Güler, Kadir Efe Oruç, Tayfun İlhan, Tayfun Maro, Lütfi Ünal ve Ersan Odaman gibi isimler dışında, yine aynı grupta olduğu bilinen Vecdi Sayar, Serhan Ada, Muzaffer Ayhan Kara, Mehmet Anıl Kaçar, Canan Karaosmanoğlu Alıcı ya da Cemil Tugay‘ın İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu konusunda yaptığı hamlelere sert bir şekilde yanıt verip Prof. Dr. İlber Ortaylı tarafından desteklenen Yücel Erten gibi isimlerin yönetim kurulu üyesi olarak henüz yerlerini korudukları, onlara şimdilik dokunulmadığı ya da unutulduğu veya “kral öldü, yaşasın yeni kral!” anlayışıyla Cemil Tugay‘la anlaşıp uyuştuğu anlaşılmaktadır.

Mazbatanın teslim alındığı 6 Nisan 2024 tarihi ile 8 Temmuz 2024 tarihleri arasındaki 3 ay 2 günlük kısa sürede İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerindeki yönetim kurulu başkanlarıyla üyelerinin hızlı ve seri bir şekilde değiştirilmesi konusunda karşımıza çıkan en önemli tespit, yeni belediye başkanı Cemil Tugay‘ın bir hekim ve Karşıyaka Belediyesi eski başkanı olarak oldukça yetersiz bir sosyal ağa sahip olduğunun, yeni yönetim kurulu üyelerini belirleme konusunda zengin bir portföye sahip olmadığının ortaya çıkması nedeniyle şimdiye kadar yaptığı 42 yeni görevlendirme arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi görevlilerinin çoğunlukta olması, dışarıdan transfer ettiği isim sayısının çok sınırlı olmasıdır.

O nedenle de, İzmir Büyükşehir Belediye başkanlığı görevine gelir gelmez ya eski yönetimden elde kalıp “kral öldü, yaşasın yeni kral!” mantığıyla yeni patronuna biat eden Barış Karcı, Onur Kadir Eryüce, Gürkan Erdoğan ve Ertuğrul Tugay gibi isimlerle, -içine pek sinmese de- “idare etmeye” çalışmakta ya da yakın zamanda tanıyıp Karşıyaka‘dayken kendisinden hizmet almaya başlamakla birlikte, “başarısız” bulunup aday gösterilmeyen eski belediye başkanlarının “başarılı daimi danışmanları” unvanına sahip Koray Velibeyoğlu ve Süha Sabuktay gibi isimlerden, CHP‘nin sol kanadını temsil eden eski milletvekili ve şimdilerin parti meclisi üyesi İlhan Cihaner‘in kardeşi Orhan Cihaner‘den medet ummaktadır.

Bu durumun ortaya çıkmasını sağlayan en önemli nedeninin ise, Cemil Tugay‘ın seçim çalışmalarının devam ettiği süreçte önce Karşıyaka, daha sonra İzmir Büyükşehir belediye başkanlığına aday olması nedeniyle bu tür çalışmalara altlık oluşturacak hazırlıkları yapmayışı, Tunç Soyer‘in başkan olmadan önce bir araya getirdiği İzmir Düşünce Topluluğu gibi kentin aydın, siyasetçi, sermaye sahibi elitleriyle kültür-sanat insanlarından oluşan ve bir süre sonra şirket yönetim kurulu üyeliklerini dolduran bir örgütlenmeyi yapmayışı, kendine ait bir ekip yapılanmasını beceremeyişi, esasen kentteki Mason locaları tarafından desteklenmeyip; aksine, bu göreve gelmemesi için çaba göstermeleri olduğunu söyleyebiliriz. Kısacası, Cemil Tugay‘ın bu şirketlerin altyapısını oluşturacak kadar yeterli olmadığını; adeta hazırlıksız yakalandığını söyleyebiliriz.

Diğer önemli bir tespit ise, daha önceki belediye başkanlarının dönemlerinde de görüldüğü gibi, boş kalan ya da boşaltılan koltukların hiçbir liyakat aranmaksızın CHP‘li partililerce doldurulmuş olmasıdır. Görülen o ki, CHP genel merkezi tarafından gönderilen ya da önceki seçimlerde değişik yerlerde CHP‘den aday olup kazanamayan veya CHP il, ilçe örgütlerinde çalışan isimlerin hem yönetim kurulu başkanı ve üyesi, hem de şirket genel müdürü ya da genel müdür yardımcısı olarak görevlendirilmesidir. CHP Kadın Kolları MYK üyesi ve 2023 seçimleri İzmir milletvekili adayı emekli memur Ayten Gülseven‘in Grand Plaza yönetim kurulu başkan vekili, 2024 seçimlerinde CHP Foça Belediyesi başkan aday adayı ve filoloji mezunu olan Hakan Barçın‘ın Grand Plaza yönetim kurulu üyesi, 2024 seçimlerinde Buca‘ya Euro Dismeyland getireceğini vaat eden iş adamı ve CHP Buca Belediyesi başkan aday adayı Mustafa Oktay Korkmaz‘ın İZFAŞ yönetim kurulu üyesi, CHP‘li siyasetçi Cesamin Özkan‘ın İzdeniz yönetim kurulu üyesi, Afyon‘un Şuhut ilçesi CHP ilçe başkanı Caner Peynirci‘nin uluslararası fuarcılık alanında hiçbir bilgi ve tecrübesi olmadığı halde İZFAŞ genel müdür yardımcısı olarak atanması bu çaresizlikle siyasi kayırmacılık ve yozlaşmanın en son örnekleri olarak kabul edilebilir.

Hiç şüphe yok ki, 6 Nisan’la 8 Temmuz 2024 tarihleri arasındaki kısa sürede en kazançlı çıkanlar belediye başkanı ile birlikte Karşıyaka‘dan gelenlerdir. Aynen 2019 seçimleri sonrasında eski Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in beraberinde getirip 2024 seçimleri ile birlikte geriye dönen Seferihisarlılar gibi…

Karşıyaka‘dan gelip genel sekreter yardımcılığı, genel müdürlük, daire başkanlığı, şube müdürlüğü ve şirket yönetim kurulu başkanlığı ya da yönetim kurulu üyeliği koltuklarına oturan bu zevat, eminim Cemil Tugay‘ın “sütten bile temiz” bir aday olarak takdim edilmesinden önce böylesine bir şeyi rüyalarında bile göremiyor, hayal dahi edemiyorlardı.

Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediye meclislerinde meclis üyesi olup İZENERJİ ve ÇEŞTAŞ‘da yönetim kurulu başkan vekilliğiyle yönetim kurulu üyeliğini kazanan kimya mühendisi Saadet Çağlın, EGEŞEHİR PLANLAMA‘da yönetim kurulu üyesi olarak koltuk sahibi olan ve Karşıyaka‘daki Mehmet Cengiz olayında TMMOB Tapu ve Kadastro Mühendisleri Odası İzmir Şubesi‘nin yayınlayıp TMMOB Tapu ve Kadastro Mühendisleri Genel Merkezi tarafından iptal edilen bildirinin mimarı tapu ve kadastro mühendisi Nilüfer Bakoğlu Aşık, GRAND PLAZA yönetim kurulu başkanlığına getirilen Önder Koç, GRAND PLAZA genel müdürlüğüne getirilen Karşıyaka Kent A.Ş. satınalma müdürü Hilmi Aksoy, Karşıyaka Belediyesi halkla ilişkiler müdürü iken hem daire başkanı hem de İZELMAN yönetim kurulu üyesi olan Eylem Başer Yıldırım, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hem genel sekreter yardımcısı, hem de İZMİR METRO yönetim kurulu üyesi olan şehir plancısı Zeki Yıldırım, EGEŞEHİR PLANLAMA‘da yönetim kurulu başkan vekili olan Rafet Yacan, İZDOĞA‘da yönetim kurulu başkan yardımcısı olan Aylin Öz bu şanslı taraftarlara örnek olarak verilebilir. Karşıyaka‘daki başarısız yönetimin ortakları olan zat-ı muhteremin Kültürpark‘taki hangarlarla şirketlerin lüks ofislerine yönelik bu bereketli göçünün önümüzdeki günlerde de devam edeceği, bu gidişle Karşıyaka‘nın İyi Partili yeni başkanının elinde adam kalmayacağını söylememiz pek yanlış olmayacaktır…

Ha gayret Karşıyakalılar! Eski başkanınızın peşinden gelip boşaltılan koltukları, makamları doldurmanız o kadar da zor değil! Ha gayret, geç kalmayın, bir an önce gelin ve Karşıyaka‘da yaptığınız gibi İzmir Büyükşehir‘de de yeni bir başarısızlığın destanını hep birlikte yazın!

İşte 6 Nisan-8 Temmuz 2024 dönemindeki çılgın görevlendirmeler sonucunda ortaya çıkan yağma, ganimet toplama çabası! Bu tabloyu bilelim ve gelecek günlerdeki değişimi ilgiyle ve ibretle izleyelim…

Doğrudan doğruya İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait ya da belediyenin ortak olduğu toplam 26 şirkette birden fazla yönetim kurulu başkanı ya da üyesi olanlara gelince; ilk sırayı, daha doğrusu aslan payını İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘la Erhan Uzunoğlu‘nun aldığını görürüz. Cemil Tugay İZFAŞ ve TARKEM‘de yönetim kurulu başkanlığı, İzmir Jeotermal‘de yönetim kurulu üyeliği olmak üzere 3, Erhan Uzunoğlu İZENERJİ, İZETAŞ ve İZARITMA‘da yönetim kurulu başkanlığı olmak üzere 3, bir zamanlar Tunç Soyer‘in yurtdışı ilişkilerinden sorumlu danışmanı Kadir Onur Eryüce İZDOĞA‘da yönetim kurulu başkanlığı, İZARITMA‘da yönetim kurulu başkan vekilliği olmak üzere 2, Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleri meclis üyesi Saadet Çağlın İZENERJİ‘de yönetim kurulu başkan vekilliği, ÇEŞTAŞ‘da yönetim kurulu üyeliği olmak üzere 2, Mustafa Özuslu İZFAŞ ve Binali Yıldırım‘a yakınlığı ile bilinen Kolin İnşaat‘a ait İzmir Doğalgaz‘da yönetim kurulu üyesi olmak üzere 2, Barış Karcı İZBETON ve ESBAŞ‘da yönetim kurulu üyeliği olmak üzere 2, Dilek Yaylalar Aras İZENERJi ve İZETAŞ‘da yönetim kurulu üyeliği olmak üzere 2, Hakan Öztürk EGEŞEHİR PLANLAMA ve İZTARIM‘da yönetim kurulu üyeliği olmak üzere 2, Türkan Özgür İZMİR METRO ve İzmir Enternasyonel Otelcilik (İzmir Hilton Oteli)’de yönetim kurulu üyeliği olmak üzere 2, görevlendirildiği şirket yönetim kurullarında ne işe yaradığı belli olmayan polis akademisi mezunu güvenlikçi Yusuf İncili İZENERJi ve İZETAŞ‘da yönetim kurulu üyeliği olmak üzere 2 koltuğu işgal etmekte; böylelikle üç ya da iki ayrı huzur hakkı alan kişiler olarak diğer yönetim kurulu başkan ve üyelerinden daha ayrıcalıklı bir konumda bulundukları anlaşılmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi‘ndeki sermaye payı % 30 oranında olduğu halde; 15 kişiden oluşan yönetim kurulunda sadece bir koltuğu ve bir oyu bulunmakta, sermayenin % 70’ini oluşturanlar ise 15 kişilik yönetim kurulunda 14 temsilci ile yer almakta; böylelikle, herhangi bir karar alınması halinde % 30 paya sahip olan ortağın 1/15 şeklinde bir pozisyon ve gücü bulunmaktadır. Her ne kadar % 70 sermaye oranını temsil edenlerin bir araya geldiklerinde her zaman için çoğunluğu oluşturması mümkün olmakla birlikte, yönetim kurulundaki temsilci dağılımının da kamuyu ve kamu yararını temsil eden sermayenin % 30’a tekabül eden 4-5 temsilci eliyle gerçekleştirilmesi; ayrıca, şirket sermayesi içindeki İzmir Büyükşehir Belediyesi payının % 51’e ulaşması durumunda Sayıştay denetimine tabi olması mümkün olacağından bu denetimden kaçınmak amacıyla belediyenin yaptığı ayni ve nakdi yardımların sermayeye yansıtılmadan muhasebeleştirilmesi uygulamasından vazgeçilerek, belediyece kamu kaynaklarından yapılan karşılıksız yapılan her türlü yardım ve katkının sermaye hesabı içinde muhasebeleştirilmesi kamunun payının korunması açısından doğru ve yerinde olacaktır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1524. maddesine göre, aynı kanunun 397/4 maddesi uyarınca bağımsız denetime tabi olan sermaye şirketleri, kuruluşlarının ticaret siciline tescili tarihinden itibaren üç ay içinde bir internet sitesi açmak ve bu sitenin belirli bir bölümünü şirketçe kanunen yapılması gereken ilanların yayımlanmasına özgülemek zorundadır. Şirket, internet sitesinde “Bilgi Toplumu Hizmetleri” adı altında bir bölüm oluşturmalı ve kanun ile yönetmeliklerde belirtilen içerikleri yayımlaması gerekmektedir.

Ayrıca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu‘nun 210 ve 1524. maddelerine dayanılarak düzenlenen Sermaye Şirketlerinin Açacakları İnternet Sitelerine Dair Yönetmeliğin 3. maddesinin (a) fıkrası hükmüne göre; bağımsız denetime tabi olan sermaye şirketlerinin internet sayfalarında açacakları “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde son üç yıla ait finansal tabloların yayınlanması gerektiği halde, 26 şirketin 26’sında da bu tabloların yayınlanmadığı görülmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer‘in hizmet döneminde, cirosu yüksek 12 belediye şirketinin (İZBETON, GRAND PLAZA; İZTEK, İZELMAN, İZULAŞ, İZFAŞ, İZDENİZ, İZMİR METRO, EGEŞEHİR PLANLAMA, İZDOĞA, İZENERJİ, İZTARIM) denetimini ele geçiren ve bu nedenle belediye şirketlerinin girdisini çıktısını bilen; ayrıca, 2024 seçimleri öncesinde siyasi/ekonomik partneri Tunç Soyer‘in yeniden belediye başkan adayı olması için ısrarlı bir şekilde çalışan, diğer yandan da Cemil Tugay‘ın göreve gelmesi ile birlikte, bir tür “patronlar kulübü” olan İEKKK, İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu‘ndaki pozisyonunu yitiren eski maliye memuru, yeni iş insanı Sıtkı Şükürer‘in ortağı olduğu Sun Bağımsız Denetim ve YMM A.Ş.‘nin, aradan 3 ay 2 gün geçmesine rağmen halen bu görevi sürdürmüş olmasına rağmen, önümüzdeki günlerde -muhtemelen- sözleşme süresinin bitmesi durumunda bu 10 şirketi başka bir bağımsız denetim şirketine kaptırması beklenen bir gelişme olacaktır…

Sonuç olarak;

Batı cephesinde yeni bir şey yok!” deyişini doğrularcasına, belediyelerde; özellikle de her seferinde büyük umutlarla baktığımız CHP‘li belediyelerde değişen, dönüşen, diğerlerinden farklı, siyasi ahlaka uygun bir durum yok! 26 şirketlik imparatorlukta yönetim kurulu üyelerinin sayısı bir miktar azalmış olmasa da, bu koltukların eşe, dosta, akrabaya, kendi siyasi görüşünde, inancında olanlara, yarın öbür gün işe yarayacaklara bir ulufe gibi dağıtılması olayında değişen bir şey yok! Hem de büyük bir siyasi yozlaşma çerçevesinde… Sadece isimlerin değiştiği, Ali yerine Veli’nin geldiği bir yağma, bir ganimet paylaşımıyla işten anlamaz, getirildiği görevin gereklerini bilmez insanların ödüllendirildiği, kamu kaynaklarının hiçbir emek harcamaksızın liyakatsiz kişilere dağıtıldığı iflah olmaz bir çöküş içinde… Hem de bir zamanlar “Hak, Hukuk, Adalet” diyerek, AKP iktidarının yaptıklarına itiraz edenlerin cephesinde…

(1) Aktan, C. C. (2021) “Siyasal Ahlak ve Siyasal Yozlaşma“, Kamu Yönetiminde kayırmacılık, 2021, İzmir, s.7-31

“El parası ile gerdeğe girmek”…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımın başlığını oluşturan halk deyişinin, asıl olarak argoya giren başka bir söylenişi olmakla birlikte; ben de, CHP eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun 25 Temmuz 2011 tarihinde verdiği demeçte kullandığı şekliyle; yani, “el parası ile gerdeğe girmek” şeklinde kullanmayı tercih ediyorum. Tabii ki bu tercihi yaparken saygıyla andığım sevgili hocam Prof. Dr. Kurthan Fişek‘in 10 Şubat 1998’de Hürriyet gazetesindeki bir yazısına “El guguşuyla gerdeğe, el silahıyla savaşa girmek” şeklinde başlık attığını da unutmadan…

Tabii ki, halk deyişlerinin altındaki gerçek anlamı kavramakta zorluk çekenlerin ve onların destekçisi “ucuz tüccar” zihniyetli bazı üniversite öğretmenlerinin, bir zamanlar yine bir yazı başlığı olarak kullandığım “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” deyişini, akıllarının bir köşesini devamlı işgal eden ve kendileri açısından iştah açan bereketli bir konu olarak gördükleri Müslüman-Hıristiyan-Yahudi karşıtlığına getirerek beni “ırkçı” olmakla itham ettiklerini, halk ağzında sıklıkla kullanılan bilindik-tanındık geleneksel halk deyişlerini halktan uzak ve kendilerinden emin tavırlarıyla “yanlış metafor” olarak ilan edip bizlere pabuç bırakmayacağını ilan etmelerine rağmen şimdilerde esamesi okunmayan bu çokbilmişlerin beni bu kez de terbiyesizlik ya da cinsiyetçilikle suçlayacaklarını tahmin ederek…

Bugünkü yazımda başkasının parası ile, daha doğrusu halkın; yani kamunun parasını kullanarak sanki kendisi, kendi parasıyla iş yapıyormuş gibi davranıp halkı kandırmaya kalkanları ve bunun en yakın bir örneği olarak TARKEM‘i, 35 Milyon liralık sermayesinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi Egeşehir Planlama A.Ş.‘nin % 30, Konak Belediyesi şirketi İzbel Ltd. Şti.‘nin de % 0,25 oranında ortak olduğu Tarihi Kemeraltı Yatırım İnşaat Anonim Şirketi‘ni gündeme getireceğim.

Göreve geldiği 16 Ağustos 2023 tarihinden bu yana bir yıl bile geçmediği halde yeni İzmir valisi Süleyman Elban‘ın bile, “bizden aldıkları parayla yaptıkları işleri kendi işleri olarak anlatıyorlar ” dediği TARKEM‘i, kuruluşunun 12. yılında masanın üstüne yatırıp kuruluşundan bu yana geçen uzun süre içinde bu gayrimenkul yatırım şirketinin bugüne kadar neler yaptığını, neleri vaat edip de yerine getiremediğini ve şimdi ne vaziyette olduğunu, niye sermayesini arttırmayıp belediye ve valilikten; yani, kamu kaynaklarından aldığı paraları kullandığını, -kendi İnternet sayfasında yazılı olan bilgilere göre- binlerce yapının bulunduğu Kemeraltı ve Basmane‘de – nokta atışla- bugüne kadar sadece ve sadece yedi yapıyı restore eden bu şirketin başarısızlığının altındaki nedenleri, neden her yıl düzenli olarak zarar ettiğini, başlangıçtaki Borsa‘ya kote olma hedefinden neden vazgeçip cılız bir gayrimenkul yatırım fonu kurmakla yetindiğini, 2023 yılı başında yönetim kurulu başkanı olarak konuşan Tunç Soyer‘in ağzından 1 Milyar Dolar toplanacağı söylenen satış kampanyası sonucunda bugüne kadar neden sadece ve sadece 44 Milyon lira topladığını araştırmaya çalışacağız.

Konak ilçesindeki nüfusun, yerleşimin sürdürülebilir gelişimi açısından büyük riskler yaratacak şekilde düzenli olarak azalıp yaşlanması sorununu, 56 yıla yaklaşan kendi eğitim, deneyim ve birikimim çerçevesinde ele alıp değerlendirerek çözümler önerdiğim geçen haftaki yazım üzerine, Konak Belediyesi cephesinden ve geçtiğimiz yıllarda TARKEM‘in “soylulaştırma” amaçlı UNESCO çalışmaları başta olmak üzere birçok konuda anlaşıp birlikte mücadele ettiğimiz arkadaş ve tanıdıklarımdan “bu konuyu iyi ki ele alıp dile getirdin” şeklinde tek bir tepki, ilgi, teşekkür ya da “gel bu konuyu birlikte araştırıp ortaya koyduklarına şu konuları da ekleyip zenginleştirelim” şeklinde bir katkı ya da yardım çağrısı almazken; yakın zaman önce tanıştığım ve gelecekte iyi bir meclis üyesi olacağına inandığım Konak Belediye Meclisi üyesi ve Gültepe‘deki kentsel dönüşümün takipçisi sevgili Cem Eren‘den gelen sorularla akademisyen arkadaşlarımdan gelen övgüler beni fazlasıyla memnun etti ve böylelikle hem yazıya eklemeyi unuttuğum bir tabloyu ekledim hem de bana sorulan soru ya da iletilen değerlendirmelerle eksikliklerimin farkına daha iyi vardım.

Ama beni asıl eğlendiren şey ise, -aynen bekleyip tahmin ettiğim gibi- TARKEM genel müdürü ve yakın zamanların “Urla seçimlerinin yorgun aday adayıSergenç İneler‘in, üyesi olmadığım bir WhatsApp grubuyla Kent Stratejileri Merkezi‘nin resmi sayfasında yorum olarak yazdığı şu mesajdı:

Dünyadaki kent merkezlerinin değişim ve “gelişimi”ni yazmadan sadece çok nüfus azalıyor yaşlanıyor demek, İzmir’in gerek uzak gerek yakın tarihine atıfta bulunmadan sadece son 25 yılına bakıp bazı açıklamalarda bulunmak; bu kadim kente ve merkezine dair büyük bir talihsizlik olmuş…

Bu mesaj ODTÜ’de lisans ve yüksek lisans düzeyinde felsefe eğitimi alıp; bu arada, 2018 yılında ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Anabilim Dalı‘nda “Problems of Surveillance in the Realm of 21st Century’s Information Technologies“; yani, Türkçesi ile “21. Yüzyıl Bilgi Teknolojileri Alanında Gözetleme Problemleri” başlıklı bir yüksek lisans tezi yazan, sonrasında da emperyalizmin yoksul ülkeleri daha da yoksul hale getiren Avrupa Konseyi ve Dünya Bankası gibi kuruluşlarında ve sonrasında eşinin ailesine ait tütün şirketinde çalışan; ayrıca, benim söz etmem üzerine haberdar olduğu sevgili hocam Prof. Dr. Mübeccel Belik Kıray‘ın “İzmir’in gerek uzak, gerek yakın tarihine atıfta” bulunan 1972 tarihli “Örgütleşemeyen Kent İzmir” isimli kitabı benden alan (henüz okuyup okumadığını ne yazık ki, bilmiyorum!) birinin dünyadaki kent merkezlerindeki değişim ve gelişimden bahsederek lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitim alıp uzun yıllardır bu konularda çalışan, Nermin Abadan Unat, Ruşen Keleş, Ahmet Taner Kışlalı, Cevat Geray, Fehmi Yavuz, Mümtaz Soysal ve Muammer Aksoy gibi değerli bilim insanlarının tedrisinden geçip yurt içindeki ve dışındaki kentlerle yerel yönetimleri birbiri ile mukayese edip analiz eden “Karşılaştırmalı Yerel Yönetimler” dersini almış, 2000 yılından bu yana Aliağa, Torbalı ve Kemalpaşa gibi sanayi kentleri başta olmak üzere birçok ticaret odası ve şirketin stratejik planını, yabancı ülkelerdeki eşdeğerleriyle mukayese ederek hazırlamış, İzmir Ulaşım Ana Planı 2030 çalışmalarına katkı vermiş birini, İzmir‘in uzak ve yakın tarihine atıfta bulunmamakla itham etmesi hem böylesine bir bilgi, birikim ve deneyime sahip olmadığını, hem de İzmir adına elini cebine atmak yerine “yönetişim” bahanesiyle kamu kaynaklarını tırtıklamayı seven TARKEM ortaklarının kendisine ödedikleri maaşın hakkını fazlasıyla verip kendisinden bekleneni “fevkȃladenin fevkinde” yerine getirdiğini gördüğüm için, bu mesajın ciddiye alınacak bir yanı olmadığını düşünüyorum. Ama diğer yandan da, kendisinden bugüne kadar bahsettiği konularla ilgili olarak yazdığı bir kitap, makale ya da bildirinin yayınlandığı adresi bana iletmesini ya da yaptığı bir araştırmayı benim yazdığıma benzer bir şekilde anlatmasını rica ediyor, benim yazım üzerine yazdığı mesajın karşılığı olarak kendi ağacının meyvesini görüp yemek istiyorum.

Çünkü TARKEM‘in ve kendisinin oradaki varlık nedeni, nüfus azalışı ile birlikte evleri tek tek boşalan, işyerleri iflas edip kapatılan ya da yıkılan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinin çöküşüne ve bu çöküşten “soylulaştırma” adıyla yeniden bir doğuşun gerçekleşeceğini söyleyen o meşhur yalan hikayeye dayanıyor. Nüfus azalsın, evler boşalsın, binalar yıkılsın ki; TARKEM‘in ve ortaklarının oraları ucuza kapatıp “cazibe merkezi” adı altında alıp işletmesinin gerekçesi ortaya çıksın! Aynen ağını gerip kurbanını bekleyen örümcek ya da akbabalar misali…

TARKEM ekibinin ziyareti, 7 Mayıs 2024
TARKEM ziyareti ve toplantısı, 27 Haziran 2024.

Seçim kampanyası döneminde anlayışla karşılanan ziyaretler dışında son dönemlere Konak Belediyesi ile TARKEM arasındaki ilişki ve işbirliğinin artarak devam ettiğini ilgiyle izliyoruz. Tunç Soyer döneminde TARKEM‘e uzaktan tedbirli; hatta eleştirel bakan Konak Belediyesi eski başkanı Abdül Batur‘un zaman içinde TARKEM‘e yakınlaştığını, Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun ise TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi sekreteri olduğu dönemdeki eleştirel; hatta muhalif tutumunu dikkate aldığımızda, Konak Belediyesi ile TARKEM arasındaki ilişkilerin TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası ve Konak Belediyesi eski başkanı, TARKEM Yüksek İstişare Kurulu üyesi Muzaffer Tunçağ‘ın aracılığında giderek yoğunlaşıp işbirliği düzeyine yükselmesi de, önümüzdeki dönemde karşılaşacağımız ilginç olaylarla değişim ve dönüşümlerin habercisi gibi gözüküyor.

TARKEM‘in İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi ile ilişkileri, geçtiğimiz dönemde Uğur Yüce ve Sıtkı Şükürer gibi, şimdilerde pek de geçerli, itibarlı ve popüler olmayan eski kent simsarlarıyla ya da Konak Belediyesi eski başkanı Erdal İzgi‘nin “Kemeraltı Koordinatörlüğü” düzeyinde yürütülürken, bu yeni dönemde cepheye belediye yönetimlerine gelen yeni TMMOB ekiplerine daha yakın olduğu düşünülüp, aynı dili konuşan ve kendisi de eski bir Konak belediye başkanı olan ve şu an itibariyle TARKEM Yüksek İstişare Kurulu üyeliği ile taltif edilen TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası‘nın eski genel başkanı Muzaffer Tunçağ‘ın sürüldüğü anlaşılıyor. Aynen satrançtaki Şah‘ın yer yer ve zaman zaman oynayana göre değişik kimliklere girmesi gibi… O nedenle, Ferhan Şensoy‘un da söylediği gibi gerektiğinde “Şahları da vururlar!

Bu çerçevede eski günlerde TARKEM‘in yapılanması ve uyguladığı “soylulaştırma” çalışmalarına karşı çıktığını bildiğim yeni belediye başkanları ile TARKEM yönetimi, TMMOB eski oda başkanları marifetiyle sık sık bir araya gelerek kamuoyuna birlikte çalışıyoruz izlenimi vermeye çalışıyorlar… Özellikle de Konak Belediyesi yeni ekibindekilerin geçmişi ve bugünü itibariyle, son günlerde Tunç Soyer zamanında ne yaptıysa onu yok edip aksini yapmaya özen gösteren İzmir Büyükşehir Belediyesi yeni başkanı Cemil Tugay‘dan çok Tunç Soyer‘e yakın olduğu, onunla birlikte bir zamanlar kader birliği yaptığı, onun ekibinde yer aldığı dikkate alındığında… Özellikle de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ndeki görevlerinden alınan ya da Tunç Soyer‘in gidişiyle boşta kalan, bir zamanlar “Basmane, Pazaryeri Cittaslow Metropol Mahallesi” gibi şablon bir projeyi Tunç Soyer adına uygulamaya çalışan Cittaslow Türkiye Teknik Koordinatörü Kamuran Bülent Köstem ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü yönetim kurulunda Hüseyin Egeli ile birlikte çalışırken Konak Belediyesi‘ne transfer olan BAL‘lı Ersan Odaman gibi isimlere bu kez de Konak Belediyesi ve şirketlerinde koltuk ve makam verildiği bugünlerde… Belki de hem bu tür isimlerin, hem de TARKEM ekibinin Cemil Tugay‘dan görmediği ilginin Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘dan beklendiği bir çaresizlik hali içinde… Adeta her iki belediye başkanın gelecek günlerde -hiç de istemediğimiz- karşı karşıya gelme halinin tohumlarını atarcasına…

Bu ziyaret ve görüşmelerin yapıldığı, karşılıklı olarak işbirliği demeçlerinin verildiği ilginç ve tuhaf süreci izlerken bir yandan da bir zamanlar TARKEM gibi bir gayrimenkul yatırım şirketine, Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın hukuksuz bir hamlesiyle UNESCO sorumluluğunun verilmesi üzerine, bu işlemin iptali amacıyla TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi tarafından İzmir Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi‘nde açılıp dava süreci içinde dayanağımız olan yönetmeliğin değiştirilmesi nedeniyle Danıştay‘a yapacağımız temyiz yolunun kapatılması suretiyle aleyhimizde verilen 24 Mayıs 2022 tarih, E. 2021/3834, K. 2022/1505 sayılı kararı düşünmeden edemiyorum. Çünkü bu dava açıldıktan sonra benim bu davanın toplumsallaşmasını sağlamak amacıyla yaptırım öneri üzerine davaya müdahil olan avukat Senih Özay, Yasemin Sağlam, Yüksel Keleş, İlyas Yaman, Barış Aykul ve Alper Yağlıdere gibi 21 arkadaşıma nasıl bir açıklama yapılacağını merak ettiğim, onların bana sordukları “neler oluyor?” ya da “bu ne anlama geliyor?” gibi sorularına cevap veremediğim bir ortamda…

Çünkü benim ve bu davaya müdahil olan arkadaşlarımın durduğu yer onca yıldır belli olup değişmezken yıllar önce birlikte Kordon Dolgu Yolu, TARKEM, Kültürpark, İZFAŞ binasının Tınaztepe Ünivesitesi’ne Verilmemesi, İzmir Elektrik Fabrikası, Körfez Geçiş Projesi ve İnciraltı gibi konularda birlikte mücadele verdiğimizi; yani, kentin yağmalanıp yeniden paylaşılmasına ve soylulaştırılmasına karşı aynı cephede yer aldığımızı sandığım bazı arkadaşlarım şimdi birer “siyasetçi“, “danışman” ve “müdür olarak, çok istedikleri Mezarlıkbaşı Katlı Oto Parkı‘nın yıkımını durduran TARKEM‘in yanında, onunla birlikte çalışacaklarını söylüyorlardı…

Tarihi binalarımız yeniden hayat buluyor.🥰TARKEM ile imzaladığımız protokol kapsamında Kemeraltı’ndaki iki tescilli binayı Konak’a kazandırmak için yapılan ve İzmir Valiliğimizin de destek verdiği restorasyon çalışmalarını TARKEM Genel Müdürü Sergenç İneler ile yerinde inceledik. Çalışmaların sonunda binaların el sanatları ve zanaat atölyeleri ile yaratıcı endüstrilerde faaliyet gösteren Sosyal Kuluçka Merkezi olarak işlevlendirilecek olmasından büyük heyecan duyuyoruz.

TARKEM: Yere düşmüş tabela – “Bu bina yıkılacak derecede TEHLİKELİDİR. Yaklaşmamanız önemle rica olunur. KONAK BELEDİYESİ“, Fotoğraf: Eddie Girdner.

Evet, bir önceki yazımda da belirttiğim gibi; 2012 yılında kurulan TARKEM,

1) 2012 yılında kurulan TARKEM, faaliyette bulunduğu 12 yılın sonunda İzmir’in tarihi kent merkezini oluşturan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde cazibe merkezi yaratma hedefine ulaşamamış, adeta “fare küsmüş, dağın haberi olmamış” misali bu bölgeler itibariyle etkin, belirleyici ve sorun çözücü bir rolü oynayamamıştır. Bu hazin durum ise, 2011-2012 döneminde TARKEM‘in varlık nedeni olan İzmir Tarih Projesi raporunu hazırlayan Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin, 2012 öncesinde belediyelerle meslek odalarının ve üniversitelerin çalışmalarını yetersiz ve etkisiz bulup yerine çare olarak sunduğu TARKEM‘in de aynı başarısızlığı tekrarlayarak proje müellifini yalanlayan bir sonucun ortaya çıkmasını sağlamıştır.

2) Başlangıçtaki 2 Milyon 320 Bin liralık sermayesini, 1 Ocak 2019 tarihinde 25 Milyon, 22 Nisan 2022 tarihinde 35 Milyon, 12 Ocak 2024 tarihinde de 50 Milyon liraya çıkarmakla birlikte; sermaye dağılımındaki İzmir Büyükşehir Belediyesi payının % 0,87’den % 30’a çıkması ve bu artışın gelecekte İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce sağlanacak müstakbel sermaye payı katkılarıyla % 51’e ulaşması durumunda şirketin Sayıştay denetimine girmesi ihtimali nedeniyle, 2022 sonrasında sermaye artırımına gitmeden sermaye ile ilişkilendirilmeyen belediye ve valilik hibeleriyle iş yapılmaya çalışılmıştır.

3) TARKEM‘in asıl hedefi kuruluşundan bu yana İstanbul Borsası‘na kayıtlı şirketler arasına girmek olmakla birlikte; 2023 yılında bunun becerilemeyeceği anlaşılınca “1 Milyar dolar toplayacağız” yalanıyla oluşturulan ve 2014 İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde AKP‘den İzmir adayı olan Binali Yıldırım‘ın danışmanlarına ait Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş. tarafından yönetilen Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu, Kamuoyunu Aydınlatma Platformu (KAP)‘nun 29 Haziran 2024 tarihli verilerine göre toplam 46 milyon 423 bin 735 lira toplanabilmiş ve bunun da büyük bir kısmı “faaliyet geliri” adı altında harcanmıştır.

4) 2012 yılında 2.320.000.- TL sermaye ile kurulup sermayeyi son kez 22 Nisan 2022 tarihinde 35 Milyon liraya çıkartan 12 yıllık TARKEM, yayınlanmış bilançolarına göre (2013: 459.976,65 TL., 2014: 576.218,71 TL., 2015: 818.583,38 TL., 2016: 660.149,34 TL., 2017: 355.381,61 TL., 2018: 652.046,49 TL., 2019: 1.073.707,59 TL., 2020: 1.210.103,07 TL., 2021: 1.248.646,58 TL., 2022: 2.860.529,69 TL.) devamlı olarak zarar eden bir şirkettir.

5) TARKEM, 15 Temmuz Darbe Girişimi‘nden sonra, Fethullah Gülen Cemaati‘ne finans sağlayan ve daha sonra etkin pişmanlıktan yararlanan Orkide markasıyla tanınan Küçükbay Holding‘in sahibi Ahmet Küçükbay‘ın % 0,86 oranındaki hissesi nedeniyle, 1 Eylül 2016- 10 Ağustos 2021 tarihleri arasında, 12 yıllık faaliyet süresinin 4 yıl 11 ay 9 gününü kayyum yönetimi altında; dolayısıyla İzmir Valiliği‘nin denetim ve gözetimi altında geçirerek İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nden çok AKP iktidarına yakın durmuş; nitekim kayyum yönetimi altındayken şirketteki AKP ağırlığını ve etkisini arttıracak şekilde Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Valiliği ve AKP iktidarının destekçisi İzmir Ticaret Odası, EBSO, Ege İhracatçı Birlikleri, İMEAK Deniz Ticaret Odası ve İzmir Ticaret Borsası gibi kurumlar ortak yapılarak AKP iktidarınca esir alınmış ve kayyum yönetimi olgusunu, kamuoyundan; özellikle de -tanık olduğum şekilde- bazı kamu yöneticilerinden titizlikle saklayıp gizlemiş bir şirkettir. Şirketin yönetim kurulu başkanlığını CHP‘li büyükşehir belediye başkanları yapıyor olsa da, AKP iktidarının şirketteki etkisi halen devam etmektedir.

6) AKP iktidarının, insanlığın ortak mirası olan kültürel değerlerin korunup sahiplendirilmesi işlerinin UNESCO boyutunda yönetilmesi işini kamudan alıp özel şirkete vermek, kısacası bu işi de özelleştirmek amacıyla, UNESCO İzmir Tarihi Liman Kenti alanındaki kültürel mirasın yönetimi Türkiye’de ilk kez bir gayrimenkul yatırım şirketine; yani, TARKEM‘e verilmiş olmasına karşın bu işin gerçekleştirildiği tarihten bu yana bu konuda elle tutulur bir başarı elde edilememiş; aksine, alan yönetimi sınırları içindeki birçok kültür mirasının zarar görmesinin ya da yok olmasının önüne geçilememiştir.

Kaynak: Kamuoyunu Aydınlatma Platformu (2)

Evet, bütün bu tespitler çerçevesinde ve “son söz” niyetine;

Geçen haftaki yazımda dile getirdiğim gibi, TARKEM‘in görev alanı olarak belirlenen Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgeleriyle UNESCO İzmir Tarihi Liman Kenti alanındaki arkeolojik, tarihi, toplumsal ve kültürel mirası koruyup kollamada yetersiz kalıp başarısız olan TARKEM, uzun adıyla Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi, hem benim bilip yazdığım nedenler, hem de “ticari sır” kisvesi altında bizden gizlenip saklanan doğru bilgiler çerçevesinde İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri tarafından yeniden ele alınıp değerlendirilmeli, bu değerlendirme sırasında belediyelerin şirketteki payları ve rolleri yeniden tartışılıp belirlenmeli, özellikle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yönetim kurulunda sahip olduğu % 30 oranındaki paya eşdeğer sayıdaki temsilci ile yer alması sağlanmalı, böylesine başarısız bir soylulaştırma şirketi ile yola devam edilmeyip tüm sorumluluğun İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi‘nin işbirliği içinde kamu otoritesi tarafından yerine getirilmesi sağlanmalı, İzmir tarihi kent merkezinin kültürel mirasına yatırım yapılacak gayrimenkul gözüyle bakan bir gayrimenkul yatırım şirketi eliyle yönetilmesi; yani özelleştirilmesi girişimleri engellenerek Binali Yıldırım‘ın adamlarıyla AKP iktidarının dümen suyundan gidilmesi politikalarından vaz geçilmeli, dava süreci içinde gerçekleştirilen yönetmelik değişikliği ile yolu tıkanan hukuki sürece, halkın oyuyla belediye yönetimine gelmiş olan soylulaştırma karşıtı TMMOB meslek odaları ekibi eliyle hayat öpücüğü verilmeden ve geçmişte dile getirilip hayata geçirilen mücadeleler ışığında, bizim bilip hatırladığımız “eski günlerin hatırına” yeniden şekil verilmeli, bir iki tarihi yapıyı kamu kaynakları ile birlikte yapmak yerine Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerindeki soylulaştırma çalışmalarına son bir noktanın konulması sağlanmalıdır.

(1) https://www.memleket.com.tr/el-parasiyla-geredege-girdik-107597h.htm

(2) https://www.kap.org.tr/tr/Bildirim/1265296 ve https://www.kap.org.tr/tr/fon-finansal-bilgileri/rg6-re-pie-portfoy-yonetimi-a-s-izmir-tarihi-kemeralti-gayrimenkul-yatirim-fonu v

“Defolu” ve başarısız bir belediye başkanından, “sütte leke var, onda yok” deyişiyle bir büyükşehir belediye başkan adayı yaratmak: “Hokus pokus” değişim” bu olsa gerek…

Ali Rıza Avcan

Yaklaşan 31 Mart 2024 seçimleri nedeniyle İzmir‘deki büyükşehir ve ilçe belediye başkan adayları ile ilgili inceleme ve değerlendirmelere devam ediyorum.

Bu çerçevede İki hafta önce CHP İzmir büyükşehir belediye başkan adayı Cemil Tugay‘ın Karşıyaka belediye başkanı olarak Beşli Çete‘nin önemli isimlerinden Mehmet Cengiz ile hikâyesini dilimin döndüğünce anlatmaya çalışmış, geçtiğimiz hafta da AKP‘nin İzmir büyükşehir belediye başkan adayı Hamza Dağ‘ın açıkladığı İzmir projelerini inceleyip genel bir değerlendirmesini yapmıştım.

Bugün ise yine “defolu” olarak nitelediğim CHP adayı Cemil Tugay‘ın, hem 2019 seçim kampanyası sırasında, hem Karşıyaka belediye başkanı olarak görev yaptığı dönemde hem de 2024 seçim kampanyasında dile getirdiği ya da getirmekte olduğu vaatleri, kendi deyimiyle “uçuk fikirleri“, 2019 ve 2024 tarihli gazete ve televizyon kayıtlarıyla Karşıyaka Belediyesi‘nin 2020-2024 dönemine ait stratejik plan, performans programı ve faaliyet raporlarını inceleyip değerlendirerek ne ölçüde başarılı ya da başarısız olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Güvenilir kaynaklardan aldığım ve sonrasında doğrulattığım bilgilere göre, 2019 seçimleri öncesinde Tunç Soyer, CHP İzmir büyükşehir belediye başkan adayı olduğu kesinleştikten sonra CHP MYK‘na davet edilerek kutlanır ve kendisinden Urla ve Karşıyaka belediye başkan adayları için isim vermesi istenir. Tunç Soyer bunun üzerine Urla için daha sonra FETÖ davasından yargılanıp ceza alan Burak Oğuz‘un, Karşıyaka için de bir önceki belediye başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar‘ın adını verir. Çünkü 2014 seçimlerinde Hüseyin Mutlu Akpınar‘ı destekleyip yanında duran Rıfat Nalbantoğlu ile Mustafa Özuslu bu kez Tunç Soyer‘in yanındadır, onun belediye başkan adayı olması için ellerinden gelen ya da gelmeyen her şeyi yapmışlardır.

Karşıyaka belediye başkanlığı için Hüseyin Mutlu Akpınar isminin verilmesi üzerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu o ismi kabul etmesinin mümkün olmadığını söyleyerek ikinci bir isim vermesini ister. Bu kez önerilen ikinci isim ise, iki dönem CHP Karşıyaka ilçe başkan yardımcısı olan Cemil Tugay olur ve genel başkanca kabul görür. Böylelikle Cemil Tugay‘ın başına, belediye başkan ya da meclis üyeliği için herhangi bir başvurusu olmadığı halde talih kuşu konar ve yapılan seçimde kullanılan oyların % 70,85’ini alarak belediye başkanı seçilir.

Cemil Tugay rekor düzeydeki bu oy oranı ile Karşıyaka belediye başkanı olur; ama büyük borçlar içinde elini ayağını oynatamadığı belediyede ne yapacağını bilemez. Nasıl ödeyeceğini bilmediği borçlar nedeniyle bir süre susup sessiz kalmakla birlikte sonrasında feryat figan edip eski belediye başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar‘ı suçlamaya başlar. Bu suçlama tarafların karşılıklı atışması sonucunda mahkemeye kadar gider. Ama Cemil Tugay bu arada TMMOB‘nin İzmir‘deki eski şube başkanlarını yanına çekerek, onlara makam ve koltuklar takdim etmeye; böylelikle kentteki muhalefetin önemli bir cephesini kendisine bağlamaya, hatta onları yanına çekmeye çalışır. Böylelikle TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi‘nin üç eski başkanı, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İzmir Şubesi eski başkanı ile TMMOB Tapu ve Kadastro Mühendisleri Odası İzmir Şubesi yöneticileri Karşıyaka Belediyesi meclisinde ve yönetici kadrolarında bir araya gelip Cemil Tugay adına çalışmaya başlarlar.

Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın bu dönemdeki diğer bir kozu ise, bir zamanlar YARSAV‘da başkan yardımcılığı yapan Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleri meclisi üyesi eski hakim Murat Aydın‘dır. O nedenle Murat Aydın‘ı kendini ne zaman sıkıntıda hissetse cepheye sürer, onun hukuk bilgisinden ve ilişkilerinden yararlanır. O dönemde bu ilişki üzerine öyle söylentiler gelişir ki, gelecekteki Karşıyaka, hatta İzmir büyükşehir başkanının Murat Aydın olacağı bile söylenmeye başlar. Kısacası, Murat Aydın o dönem vitrinindeki flaş isimdir. Bu durum öyle bir noktaya varır ki, belediye Mehmet Cengiz‘e satılan arsa payı ile ilgili konuda belediyeyi ve belediye başkanını savunması için Murat Aydın‘a belediyenin resmi web sayfasında özel bir sayfa tahsis eder ve bu sayfadan CHP‘li parti üyelerini tehdit edip hizaya getirmesine izin verir. Ama aynı Murat Aydın bugün hiçbir yerden aday gösterilmeyerek yalnız bırakılmış, eski vitrin değerini ve geçerliliğini kaybetmiş durumdadır. Çünkü o tarihlerde ona uygun görülen makam onun yerine, Cemil Tugay‘a uygun görülmüş, Murat Aydın da yeni dönemde kaybedenler kulübüne üye yapılmıştır.

İnşaatı halen devam etmekte olan Zübeyde Hanım Mahallesi Kütüphane ve Taziye Evi, 23 Kasım 2023.

Hüseyin Mutlu Akpınar yerine Karşıyaka belediye başkanı olarak seçilen Cemil Tugay ise seçim kampanyası sırasında “uçuk projeleri” olduğu iddiasıyla açıklamalar yaparak, televizyon televizyon gezerek hayallerini anlatmaya başlar. Ona göre en “uçuk” projesi Karşıyaka‘nın görünür bir yerine Batı’daki örneklerine benzer şekilde büyük bir dönme dolap yapmaktır. O dönem az buçuk bilgi sahibi olduğu büyük belediye borçları için sesini çıkaramasa da belediyedeki gelir ve gider dengesizliğini gidermenin diğer bir öncelikli amacı olduğunu ifade ederek bu sorunu gündeme getirmeye çalışır. Dile getirdiği diğer fikir, proje ve vaatlerin arasında ise yeni yeraltı otoparklarının yapılması, üretimi arttırıp yerel kalkınmayı sağlayacak yenilikçi projelerin uygulanması, belediye araç filosunun elektrikli araçlarla yenilenmesi, yeni poliklinik, tıp merkezi, kanser danışma merkezi ve “Bülent Zeren” adının verileceği bir sporcu sağlık merkezinin açılması, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte yeni iskeleler yapılması, geliştirilecek deniz ulaşımının hız kazanması için küçük teknelerin alınması, Demirköprü ve Şemikler‘deki İZBAN hattının yer altına alınması gibi işler bulunmakla birlikte; bu fikir, proje ve vaatlerden hiç birinin 2019-2024 hizmet döneminde hayata geçirilmediği Karşıyaka‘da yaşayan ya da çalışanlar tarafından yakından bilinmektedir.

Nerede benim dönmedolabım?

Üstüne üstlük 31 Mart 2019 tarihli seçimler öncesinde Karşıyaka belediye başkan adayı olarak katıldığı Ege Türk TV‘nin “Şehrimin Adayları – Cemil Tugay” başlıklı programında siyasetçilerin vaat ettiklerini yapamadıkları takdirde çıkıp bunun nedenlerini açıklayıp özür dilemeleri gerektiğini belirtmiş olmasına karşın!

Ben de dahil, belki siz de dahil, hepimiz artık siyasetçilerden farklı bir şey bekliyoruz. Yani, kendini, kendi siyasetini ya da içinde bulunduğu siyasi hareketi değil de, yani öncelikli olarak onu değil de, gerçekten ülkesini, vatandaşını düşünen, onun için bir şeyler yapma isteğini çok dürüstçe hisseden ve hissettiren siyasetçiler arıyorlar. Yani, siz acaba böyle bir insan mısınız diye gözünüzün içine bakıyorlar. İnanın, her geçen gün bunu biraz daha iyi anlıyorum. Karşıyaka’nın da, halkın da, insanların genel olarak bir numaralı sorunu siyasetçilere güvenmemeleri, siyasetçilerden bekledikleri o halkçı, dürüst çalışmayı görememeleri. Yani, bu Karşıyaka’da da bir numaralı sorun, bence Türkiye’de bir numaralı sorun. Yani, bir şey yaparım deyip de yapmamak, söz verip de yapmamak ya da yapmadığı zaman, gücü yetmediği zaman dönüp de neden yapamadığını açıklamamak, hatta bundan dolayı özür dilememek bence bu ülkedeki insanların şu andaki en büyük sorunu hepimizin sorunu bu.

Ayrıca bu fikir, proje ve vaatlere ek olarak, belediye başkanı seçildikten sonra 2020- 2024 hizmet dönemi için hazırlanıp Karşıyaka Belediye Meclisi‘nce kabul edilen Karşıyaka Belediyesi Stratejik Planı‘nda yazılı olan ve söz konusu planın en önemli ve öncelikli projeleri olarak takdim edilen “Kent ve Kurtuluş Tarihi Müzesi“, “Kültür Evi“, “Yüzme Havuzu“, “Buz Pisti“, “Sergi Sarayı ve Kent Kütüphanesi“, “Cemevi” yapılması, yeni “çiftçi pazarları” kurulması, “su bahçeleri oluşturulması” gibi stratejik önemi ve önceliği olan projelerin 2020-2024 dönemi performans programlarıyla 2019-2022 dönemi faaliyet raporlarında yazılı bilgilere göre uygulanmaması yada uygulanıp da kendi hizmet döneminde bitirilmediğini dikkate aldığımızda; seçim döneminde halka söz verdiği bütün bu hizmetlerin yapılmaması nedeniyle Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın başarısız olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Öte yandan Karşıyaka Belediyesi‘nin ve onun başkanı Cemil Tugay‘ın 2020-2024 dönemindeki performansını, belediyenin 2020-2024 Dönemi Stratejik Planı, 2019, 2020, 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait performans programları ile 2019, 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait faaliyet raporları üzerinden inceleyip değerlendirmeye kalktığımızda gördüğümüz hususları şu şekilde özetleyebiliriz:

1) Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın hizmet dönemi için hazırlanıp belediye meclisince kabul edilen stratejik plan 5 stratejik amaç, 17 stratejik hedef kapsamında 67 ayrı faaliyet/projeden oluşmaktadır. Stratejik planda 67 olarak belirlenen faaliyetlerin/projelerin sayısı, performans programları itibariyle 2020’de 39’a indirilirken 2021’de 42’ye, 2022, 2023 ve 2024’de de 49’a çıkarılmış, başlangıçta öngörülen birçok faaliyetin yürütülmesinden vazgeçilmiştir.

2) Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın 2023 yılına ait faaliyet raporu henüz hazırlanmadığı için 2020-2024 dönemine ait stratejik planın 2023 dilimine ait uygulama sonuçları henüz bilinmemektedir.

3) Karşıyaka Belediyesi eski başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar‘ın hazırlattığı 2015-2019 dönemi stratejik planının son dilimini oluşturan 2019 yılı faaliyet raporuna bakıldığında;

a) 2019 yılı itibariyle Karşıyaka Belediyesi‘nde toplam olarak 337 memur, 40 işçi ve 41 sözleşmeli personelin çalıştığı

b) 2019 yılı gelir ve gider bütçesi arasındaki farkın – 27.514.896,89 TL düzeyinde olduğu; yani, belediyenin gelirinden çok gideri olduğu,

c) 2019 yılında performans göstergeleri ortalamasının % 77,90 olduğu,

d) Belediye şirketlerinden Karşıyaka Kent Anonim Şirketi‘nde yıllık ortalama 677, Karşıyaka Personel Anonim Şirketi‘nde de 1.417 adet personelin çalıştığı,

e) Karşıyaka Kent Anonim Şirketi yönetim kurulu başkan ve üyelerine 2019 yılında toplam olarak 308.096.- TL tutarında huzur hakkı ödendiği ve

f) Karşıyaka Kent Anonim Şirketi‘ne ait 2019 yılı zararının -13.364.965,94 TL düzeyinde olduğu belirtilmekle birlikte;

Karşıyaka Belediyesi‘ne ait üç anonim şirkete (Karşıyaka Kent, Karşıyaka Personel ve Kordelion) ait bilançolarla yıllık kar-zarar miktarlarının 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait faaliyet raporlarında belirtilmediği; ayrıca, Karşıyaka Kent Anonim Şirketi‘ne ait İnternet sayfasının “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünde tüm yasal zorunluluklara rağmen 19 Aralık 2019 tarihinden sonrasına ait genel kurul kararlarıyla bilanço ve kâr-zarar tablolarının, bu belgelerdeki bilgilerin gizlenmesi amacıyla yayınlanmadığı görülmüştür.

Ancak bütün bu gizleme ve saklama çabalarına rağmen, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin 15 Ocak 2024, 11000 sayılı nüshasındaki ilama göre Karşıyaka Kent Anonim Şirketi‘nin 2023 yılı zararının 80 milyon lira düzeyinde olduğu, 17 Mart 2022 tarih, 10539 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘ndeki ilamda da görüldüğü gibi belediyeye ait “Macera Parkı” isimli parkın ve diğer birçok park ve çocuk bahçesinin şirketin sermayesini arttırmak, zararını karşılamak amacıyla karşılık ya da teminat olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.

4) Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay 2019 seçimleri öncesinde yaptığı her konuşmada belediyenin gelir ve gider dengesinin bozuk olduğunu belirtip ilk hedefinin bu dengeyi sağlamak olduğunu belirtmiş olmasına karşın; 2019 yılında -27.514.896,89 TL olan bu açık, 2020 yılında -41.375.327,70 TL, 2021 yılında -62.416.540,62 TL, 2022 yılında da -159.954.716,97 TL düzeyine yükselmiş, şirket zararları ise 2019 yılı faaliyet raporunda açıklanmış olmakla birlikte 2020, 2021 ve 2022 yılları faaliyet raporlarında açıklanmaz olmuştur.

5) Karşıyaka Belediyesi‘ne ait yıllık performans programlarındaki hedeflerin bilinçli bir şekilde düşük tutulması, temizlik, denetim ve imar hizmetleri gibi günlük, rutin işlerin sanki stratejik bir önem ve önceliği olan faaliyetlermiş gibi stratejik plan ve performans programlara dahil edilmesi nedeniyle performans göstergeleri dikkate alınarak hesap edilen ortalama başarı oranının 2020, 2021 ve 2022 yıllarında adeta şahlanarak % 100’ün çok üstüne çıktığı görülmektedir. Ortalama performans oranının 2019’daki % 77,90 oranından 2020 yılında % 120,37’ye, 2021 yılında % 134,01’e, 2022 yılında da % 134,72’ye çıkması bu durumun en somut örneğidir.

Belediye bürokrasisinin bu bilinçli ve maharetli manipülasyonu ile ortaya çıkan ilginç durumun en iyi örneği, Karşıyaka‘da yaşayan ya da çalışan hemşerilerin belediye hizmetlerinden duyduğu memnuniyet düzeyini belirlemek amacıyla belirli tarihlerde yapılan anketlerle hedeflenen memnuniyet hedefinin 2020 yılında % 50, 2021 yılında % 60, 2022 yılında da % 70 gibi çok alt düzeylerde tutulması, bu düzeyin yıl sonu itibariyle bir iki puan üste çıkması durumunda bunun sanki bir başarıymış gibi takdim edilmesidir. 2021 yılında % 60 olarak hedeflenen memnuniyet ortalamasının yıl sonunda % 61,2 düzeyinde çıkması nedeniyle bunun bir başarı olarak takdim edilmiş olması bu manipülasyonun ne şekilde kullanıldığını gösteren en iyi örnektir.

Evet böylelikle, Hüseyin Mutlu Akpınar‘ın hanesine yazılacak olması nedeniyle düşü tutulan başarı ortalamaları belediye başkanı ve onun bürokrasisi tarafından gerçekleştirilen bilinçli manipülasyonla resmi belgelere yansıtılmış, böylelikle başarısız bir belediye başkanı Karşıyaka halkına başarılı gibi takdim edilmiştir.

6) Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, 2019 tarihli seçimler öncesine belediyedeki yapısının yeniden düzenleneceğini ve çalışanlara değer verileceğini ısrarlı bir şekilde belirtmekle birlikte; 20219-2024 döneminde maaş ve ücretlerin zamanında ödenmeyişi nedeniyle hem sendikalarla hem de işçilerle karşı karşıya gelinmiş, zaman zaman işçilere karşı emniyet güçlerinden yardım istemiştir.

7) CHP genel merkezi tarafından “Arpalık Aile Şirketi A.Ş.” adıyla çıkarılan broşürün, kullanılan “arpalık” sözcüğü bahane edilerek AKP iktidarının müdahaleleriyle dağıtımı engellendiği tarihlerde sosyal medyada Karşıyaka Belediyesi şirketi Karşıyaka Kent Anonim Şirketi‘ndeki arpalıkları gündeme getiren Karşıyakalı finans danışmanı Basri Koyuncuoğlu ile şehir plancısı Ercüment Şahin, belediye başkanı Cemil Tugay tarafından Cumhuriyet Savcılığı‘na şikayet edilmiş ve bu davayı aynı şirkette yönetim kurulu üyesi olarak çalışan avukat Aylin Öz takip etmiştir. Bu konuda aldığım yeni bilgilere göre ilk derece mahkemesinin verdiği “hakaret yok” kararına rağmen, konu Cemil Tugay tarafından Yargıtay‘a taşınmış; böylelikle, Cemil Tugay, “arpalık” sözcüğünü hakaret olarak görüp CHP‘nin “Arpalık A.Ş.” isimli broşürü yasaklayan AKP zihniyeti ile aynı yere düşmüştür.

8)Uçuk” ve de “kaçık” fikirleriyle tanıdığımız Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, 2023 yılının Şubat ayında hiçbir araştırmaya dayanmaksızın ve bu işin yapılabilirliğini düşünmeden “Bostanlı ve Mavişehir Yamanlar’a taşınmalı” fikriyle öne çıkarak “uçuk” ve “kaçık” fikirlerine bir yenisini katmış, aynen dönmedolap fikrinde olduğu gibi bir gece önce rüyasında gördüğü bir hayali binlerce yapıda binlerce insanın yaşadığı bir bölgeyi hiçbir çevre kaygısı taşımadan Yamanlar‘a taşıyalım diyerek ortaya çıkmış, gerçeklik algısından ne kadar kopuk bir belediye başkanı olduğunu kanıtlamıştır.

9) Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, belediye başkanı olmadan önce verdiği tüm röportajlarda halktan yana, halkın menfaatleri için çalışacağını belirtmiş olmasına rağmen hem Cumhuriyet, İnönü ve Örnekköy mahallelerindeki imar planı değişikliklerinde, hem de Atakent Venedik Evleri Sitesi‘ndeki ortak spor alanının imar planında değişiklik yapılarak özel Bilfen Koleji‘ne “özel eğitim alanı” olarak tahsis edilmesi işlemlerinde; halkın menfaatine aykırı davranması nedeniyle Cumhuriyet, İnönü ve Örnekköy mahalleleri için hazırlanan imar planı değişiklikleri CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun halkı dinledikten sonra verdiği talimatla iptal edilmiş, Atakent Venedik Evleri Sitesi‘ndeki spor sahasının özel Bilfen Koleji‘ne “özel eğitim alanı” olarak tahsis edilmesi girişimi ise, TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi‘nin açtığı dava neticesinde idare mahkemesi marifetiyle iptal edilmiştir.

Dün kendisine makam beğenmeyip sonunda İzmir Kent Konseyi başkanlığı yetinen; ancak son aday belirleme çalışmaları sırasında ne belediye başkanı, ne de meclis üyesi adaylığına layık görülmeyip, aynen CHP Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi Murat Aydın gibi yalnızlığa mahkum edilen İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi CHP Grup Sözcüsü avukat Nilay Kökkılınç‘ın İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 17 Temmuz 2020 tarihli oturumunda, AKP‘li üyelerin yoksul ve dar gelirli ailelere ait öğrencilerin burada özel bir kolej yapılması durumunda haklarının zarar göreceği iddiası karşısında “… özel eğitim kurumları zaten yoksul öğrencileri de, başarılı öğrencileri de belli bir kontenjanla okutmakla yükümlü. Bu da bence son derece kutsal bir tasarruf” diyerek bir CHP‘li olarak yoksul ve dar gelirli aile çocuklarını özel okul sahiplerinin insafına bırakması da halen hafızamıza kayıtlı bir kent suçudur…

10) 2019 seçimleri öncesinde CHP Karşıyaka ilçe başkanı Uğur Yıldırım ile CHP İzmir milletvekili Özcan Purçu‘nun Örnekköy‘de gerçekleştirdiği bir yeni üyelik organizasyonu neticesinde Karşıyaka Belediye Meclisi üye adayı olup seçilen Cemil Yüm‘ün, 2019’a kadar nerede kimlerle neler yaptığını ortaya koyan tüm İnternet ve sosyal medya kayıtlarını temizlenmiş olmasına rağmen; Karşıyaka Belediyesi eski başkanı Cihan Türsen‘in sosyal medya paylaşımıyla görüp öğrendiğimiz sarıklı, cübbeli fotoğrafları sonrasında görüşüp bunun nedenini sorduğum Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, bu durumun kendisini aşan bir genel merkez müdahalesi ile gerçekleştiğini belirtmekle birlikte; aynı Cemil Yüm şimdilerde yeniden CHP genel merkezi tarafından belirlenen Karşıyaka Belediye Meclis üyesi adayları listesinin 24. sırasında yer almaktadır. CHP‘nin, 37 meclis üyesine sahip Karşıyaka Belediye Meclisi‘nde bugün itibariyle 33 üyeye sahip olduğunu dikkate aldığımızda; 24. sıradaki bir adayın yeniden Karşıyaka Belediye Meclisi üyesi olacağı ortadadır ve 2019 seçimlerinde bu duruma itiraz edemediğini, bu konunun kendisini aştığını söyleyen Cemil Tugay‘in 2024 seçimlerinin büyükşehir belediye başkan adayı olarak bu şahsın aday listesine alınmasına neden itiraz etmediğini, bu kez bu konuda nasıl bir mazeret beyan edeceğini merak etmekten kendimi alamıyorum.

Monoray: Dünyanın en pahalı ulaşım türü…

Gelelim bugüne ve Cemil Tugay‘ın bugün dile getirdiği “uçuk fikirlere“…

Geçmişte dillendirdiği hayallerini dikkatli bir dil kullanımı ile “proje” olarak değil de sanki şahsi fikriymiş gibi sunan; ancak bu fikirleri bir türlü hayata geçiremeyen Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay şimdi de her biri ayrı bir siyasi rüşvet olan fikirleriyle İzmir gerçeğinden ne kadar uzak olduğunu göstererek bir fikrin bir projeye dönüştürülmesi konusunda ne kadar tecrübesiz olduğunu kanıtlamaktadır. Bunun en iyi örnekleri ise AKP iktidarının kent içindeki Alsancak, Yeşilyurt ve Tepecik gibi hastaneleri kapatarak İzmir‘deki bütün hastaları yönlendirmek istediği Bayraklı tepelerindeki Şehir Hastanesi isimli özel ticarethanenin ulaşımı için dünyanın en pahalı ulaşım türü olan Monoray yapacağını söyleyerek AKP‘nin değirmenine su taşımakta, AKP‘li adayların bile aklına gelmeyen bu “uçuk” proje ile daha iktidara gelmeden iktidara yaranmanın yollarını arıyor; ayrıca, bu kentin en değerli kültürel varlıklarından biri olup mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olmayan Konak Pier‘i, bu mekânla ilgili büyük hukuki sorunları bilmeden ya da bu mekânı Maliye Hazinesi ile Denizcilik İşletmeleri‘nden satın alıp belediyeye kazandırmak yerine Konak Pier ile Pasaport iskelesi arasında yapılacak bir marinanın AVM‘si olarak kullanılmasını fikrini İzmir Ticaret Odası‘na teklif edip bu değerli kamusal mekânı peşkeş çekmekte beis görmemektedir.

Evet, bugün çevresini danışman ya da uzman sıfatıyla bir zamanlar Tunç Soyer’e yaranan, ona koltuk ve mevki karşılığında hizmet edip şimdilerde “kral öldü, yaşasın yeni kral” anlayışıyla onu terk edip yalnız bırakan ya da Binali Yıldırım‘ın “has evladı” olarak ünlenen insanlar doldurmuş olabilir; ama Şehir Hastanesi denilen özel ticarethane tuzağına lastik tekerlekli araçlarla kolay ve ucuz bir ulaşım sağlamak varken dünyanın en pahalı ulaşım türünü düşünüp önermek, inşaatına usulsüz bir ihale sonrasında Aziz Kocaoğlu döneminde başlanıp Tunç Soyer zamanında kilitlenip kalan Mavişehir Opera Binası‘nı, milyonlarca liralık kamu zararına yol açan görevlilerden hesap sormadan bir kültür merkezine dönüştürme fikri ya da asıl olarak eski bir Ekrem Demirtaş projesi olup Pasaport sahilini halka kapatıp orada özel tekne sahiplerine hizmet edecek bir marina yapımının nasıl bir çevre felaketi yaratacağını düşünmeden veya Konak Pier‘i o marinanın para basacak bir makinası olarak takdim etme cinliğini göstererek bu şehrin sermayedarlarına yaranma fikri, kendi başına başarılı bir kazanma taktiği olabilir; ama aynı taktiğin, hem CHP‘nin kağıt üzerindeki ilkelerine ne kadar uyduğunu ve yarın öbür gün demokratik kent muhalefetinden nasıl bir tepki alacağını, hem de bugün bu zatın vaat ettiği birçok şeyin, bugüne kadar gerçekleşmediğini ya da kendisi tarafından unutulup unutulmayacağını baştan bilip ona göre desteklememiz ya da muhalefet etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

İzmir Ticaret Odası’na ikram edilen Pasaport Rıhtımı ve Konak Pier…

Sonuç olarak,

Karşımızda Karşıyaka Belediye Başkanı olmadan önce ortaya attığı; hatta olduktan sonra kaleme aldırıp belediye meclisince onaylanmış yazılı tüm resmi belgelerdeki büyük, önemli ve öncelikli fikir, düşünce, proje ya da vaatleri zaman içinde hayata geçiremeyen ve bunun için -kendi deyimiyle- dönüp özür bile dilemeyen, üstüne üstlük Mavişehir’deki belediye hissesini ucuza Mehmet Cengiz’e satan ve bütün bu eylediklerini büyük bir başarıymış gibi gösterip genel başkanı tarafından “sütten daha ak” şeklinde takdim edilen “yanlış seçilmiş“, “defolu” bir büyükşehir belediye başkan adayı var. Kendisi 2019 yılında yaptığı gibi bugün de “uçuk” fikirlerini beyan ediyor, vaatlerde bulunuyor… Hiçbir araştırma, analiz ve değerlendirme yapmadan, halka sormadan, sırf kazanmak, rakiplerinin bir adım önüne geçmek için hesapsız kitapsız vaatlerde bulunuyor… Ama biz onun, “uçuk” fikirler üretip vaat ettiklerini yapamayan “başarısız” bir belediye başkanı olduğunu, bu yeni adaylığını şimdiye kadarki başarılarına değil, adeta bir kumar oynarcasına kendisini yeniden aday yapmayacağını bildiği Kemal Kılıçdaroğlu yerine onun alternatifi olan Özgür Özel‘i destekleyip onun kazanması nedeniyle bu desteğin diyetini talep edip alan biri olarak tanıyor, biliyoruz.

İşte o nedenle, bu yeni adaylık sürecinde Monoray, Konak Pier, Mavişehir Opera binası, içme suyu ücretleri gibi “fikir” adı altında ortaya attığı araştırılmamış, analiz edilmemiş, fizibilitesi bile hazırlanmamış ham fikirleri var; ama, yeni belediye hizmet binasını nereye nasıl yapacağı, AKP adayı tarafından yeniden gündeme getirilen İzmir Körfez Geçiş Projesi hakkında ne düşündüğü, Kültürpark‘taki yapılaşmalar ve bugün içinde bulunduğu bakımsızlık, Kültürpark‘ın belediye tarafından işgalinin ne zaman biteceği, TARKEM, Basmane Çukuru, Hilton Oteli, İnciraltı, körfez kirliliği, imar aflarıyla aklanan yapılar, doğal afetlere karşı dayanıklılık, gökdelen tarlaları, örneğin Yeşildere‘deki İZKA gökdeleni, her yağmurda su basan Mavişehir ve Alsancak, yerinde kentsel dönüşüm ya da kendi kötü yönetimi ile milyonlarca lira zarara uğramış Karşıyaka Belediyesi şirketleri yanında 27’ye ulaşmış sayısı ile adeta bir holding oluşturan ve her biri kendi çapında büyük zararlara yol açan İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri gibi can yakan sıkıcı konularda söylemediği, söyleyemediği, yazıp ortaya koyamadığı fikirler, düşünceler, projeler ve taahhütlerin olduğunu, asıl cevaplanması gereken soruların bu sorular olduğunu hatırlatmamız gerekiyor…

Evet, 2019 yılında verdiği söz ya da vaatleri yerinde getirmemiş, üstüne üstlük bu konuda bir özeleştiri yapıp bizlerden özür dilememiş; bu nedenle başarılı olamamış birini bu kez de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin başına getirip getirmemek konusunda ne düşünüyor, ne yapmayı öneriyoruz? İzmirlilerin bu kez nasıl bir tepki vermesini bekliyoruz?

Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!” ya da “uçuk” bir ifadeyle;

Nerede benim dönmedolabım?

…………………………………………………………………………………………………………….

Yararlanılan Kaynaklar

Şehrimin Adayları – Cemil Tugay, Ege Türk TV, Erişim Tarihi: 24.02.2024, https://www.youtube.com/watch?v=JufpiVKN3Nc&t=140s&ab_channel=EgeT%C3%BCrkTv

Cemil Tugay Karşıyaka Projelerini Açıkladı, Gündem Özel 25.02.2019, https://www.youtube.com/watch?v=Go_tiiwrt-o&t=22s&ab_channel=Kanal%C4%B0zmir

– “CHP’li Tugay: Bir Monoray Fikri Var Aklımda“, Erişim Tarihi: 25.02.2024, https://www.youtube.com/watch?v=MbCMQtT58yo&t=4s&ab_channel=35Punto

– “Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay Habertürk’te. Neden İzmir Büyükşehir’e aday oldu“, Erişim Tarihi: 25.02.2024, https://www.youtube.com/watch?v=UE3l-6qmemA&ab_channel=Habert%C3%BCrkTV

Monoray, https://tr.wikipedia.org/wiki/Monoray, Erişim Tarihi: 25.02.2024

– “CHP Karşıyaka Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay: Halkla İç İçe Üreten Belediyecilik Olacak“, https://www.birgun.net/haber/chp-karsiyaka-belediye-baskan-adayi-cemil-tugay-halkla-ic-ice-üreten-belediyecilik-olacak-249843, Erişim Tarihi: 25.02.2024

– “CHP Karşıyaka Belediye Başkan Adayı Cemil Tugay’ın Seçim Ofisi Coşkulu Bir Törenle Açıldı“, https://egeninsesi.com/haber/239402-chp-karsiyaka-belediye-baskan-adayi-cemil-tugayin-secim-ofisi-coskulu-bir-torenle-acildi, Erişim Tarihi: 25.02.2024

– “Karşıyaka’da Milyarlık Bütçeye Onay“, https://www.egedesonsöz.com/haber/Karsiyaka-da-milyarlik-butceye-oany/1117856, Erişim Tarihi: 25.02.2024

– “Ak Partili Kaya’dan Rakibe Salvo: Tugay’a CHP’liler Başarısız Diyor“, https://www.egedesonsöz.com/haber/ak-partili-kaya-dan-rakibe-salvo-tugay-a-chp-liler-basarisiz-diyor/1176554, Erişim Tarihi: 25.02.2024. Erişim Tarihi: 25.02.2024

Tugay’ın Eleştiriye Tahammülü Sıfır“, https://www.yeniasir.com.tr/izmir/2022/01/18/tugayin-elestiriye-tahammulu-sifir. Erişim Tarihi: 25.02.2024

– “Bostanlı ve Mavişehir Yamanlar’a Taşınmalı“, https://www.yeniasir.com.tr/izmir/2023/02/18/bostanli-ve-mavisehir-yamanlara-tasinmali, Erişim Tarihi: 25.202.2024.

AKP Adayı Hamza Dağ’ın vaat ettikleri ve etmedikleri…

Ali Rıza Avcan

Bugün itibariyle önümüzdeki 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimlere tamı tamamına 1 ay 12 gün; yani 42 gün kaldı.

Bu kadar kısa sürenin sonunda ya seçmen sandıklarına giderek oy kullanacağız, ya da sandık başına gitmeyerek veya sandık başına gidip boş oy kullanarak bu ahlaksız, yozlaşmış siyasi oyuna ortak olmak istemediğimiz için farklı bir tepkiyi dile getirmeye çalışacağız.

Şu an itibariyle belediye başkanlığı seçimlerine katılacak siyasi partiler adaylarını açıklayıp tanıtımını yapmaya başladılar. Sırada açıklanmayı bekleyen meclis üyesi adaylıkları var. Açıklanan CHP belediye başkan adaylarının bilinçsiz bir şekilde, adeta “kabul gününe gider gibi” dernek dernek dolaşarak siyasetsiz bir ziyaret turu yaptığı bu süreçte, seçime AKP İzmir büyükşehir belediye başkan adayı olarak katılacak olan Hamza Dağ, geçtiğimiz 13 Şubat 2024 tarihinde 11 ana başlık altında topladığı İzmir projelerini anlattığı bir toplantı düzenleyerek henüz seçim bildirgesini ve projelerini açıklamamış olan CHP‘nin ve onun büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarının önüne geçti.

CHP’de yaşanan bu gecikmenin en önemli sonucu ise, kirli, pazarlıkçı ve rövanşist duygularla yüklü bir sürecin sonucunda, kazanamayacağı ya da partisine büyük bir oy gerilemesi yaşatarak AKP‘nin İzmir‘de güçlenmesine neden olacak “defolu” adayların ortaya çıkması nedeniyle hem aday adaylarının hem de partililerin ve parti örgütlerinin haklı tepkilerine tanık olduk. Önümüzdeki günlerde ise seçilmeyen belediye meclisi aday adaylarının kabaran tepkilerini izleyeceğiz.

İşte o nedenle, birçok aday adayı seçilemediği için küserek bir köşeye çekildi; hatta istifa ederek partisinden ayrıldı. Seçmenler ise bu süreci adaletli ve becerikli bir şekilde yönetemeyen partilere verilecek en iyi cezanın, seçimlerde oy kullanmamak ya da kendisini daha yakın gördüğü İyi Parti, DEM, TİP ya da TKP gibi alternatif partilere oy vermenin daha doğru olacağını düşünmeye başladı.

Evet, etkili siyasi iletişim ve ikna stratejileri açısından en iyi yöntemin rakibi eleştirmekten çok kendini anlatmak olduğunu bilir ve buna içtenlikle inanırım. Ama bunun yanında, bir adayın kendini anlatıp tanıtırken karşısındaki diğer rakiplerin güçlü ve zayıf yönleriyle karşı karşıya kalabileceği tehdit ve fırsatları değerlendiren bir rakip analizinin de gerekli olduğunu bilir, kabul ederim. İşte bu nedenle, bugünkü yazımda siyasi anlamda bir adım ötede olduğunu düşündüğüm AKP adayı Hamza Dağ‘ın 13 Şubat 2024 tarihinde açıkladığı İzmir projelerini ele alıp değerlendirmeye çalışacağım.

Toplam sayısı 53’ü bulan bu projeleri tek tek incelediğimizde ise dikkatimizi çeken ilk şey, proje sayısının şişirilmesi amacıyla aynı proje başlık ve içeriklerinin birbirini tekrarlaması oluyor. Sayısı fazla gösterilen projeleri ana başlıklar halinde sıralamaya kalktığımızda ise bu 53 projenin 12 ayrı ana başlık altında gruplanabileceği ortaya çıkıyor;

1) Ulaşım (1-18, 31, 40), 2) Sosyal Hizmetler (19-26, 36, 46), 3) Çevre ve Yenilenebilir Enerji (27-28, 30, 32-34), 4) İstihdam (29, 43), 5) Kentsel Dönüşüm (35, 37, 41), 6) Turizm (38, 39), 7) Eğitim (42), 8) Dijital Teknoloji (44, 45), 9) Sağlık (47), 10) Tarım (48, 49), 11) Spor (50), 12) Kültür ve Sanat (51-53).

12 ayrı grup altında sıraladığımız bu 53 projenin en önde gelenlerinin sırasıyla;

1) İzmir Körfez Geçidi” olarak tanımlanıp 2016-2019 sürecinde mahkeme kararı ile iptal edilen İzmir Körfez Geçişi Projesi,

2) Karşıyaka-Yamanlar hattından geçirilmek istenen Yeni Çevre Yolu ve

3) Şehrin farklı yerlerinde yapılmak istenen bol sayıdaki battı-çıktı geçitler olduğu görülecektir.

Nitekim toplam 53 projeden 20’sinin ulaşımla ilgili olması AKP iktidarının belediyecilikten anladığının daha fazla yol, daha fazla köprü, battı-çıktı geçit, tünel, otopark ve araç olduğunu göstermektedir. Anlaşılan o ki, uzun yıllardır iktidarda olmadıkları bu kentte trafiği rahatlatmak bahanesiyle elde cetvel, pergel yeni ulaşım hatları açarak, yeni yatırım alanları yaratarak yandaş inşaat şirketlerini kayırmayı, hem onları, hem de onlar sayesinde kendilerini daha da zengin etmeyi düşünüyorlar.

AKP‘nin hem İzmir‘de hem de diğer şehirlerde yürüttüğü propaganda çalışmalarına bakıldığında ilk dikkatimizi çeken şey, arkasına merkezi iktidarın gücünü alan AKP‘li belediye başkan adaylarının İzmir Körfez Geçişi Projesi, otoyol ve karayolu yapımı, her yere doğalgaz götürülmesi ve tüm emeklilere yardım yapılması gibi asıl olarak merkezi iktidarın görev alanında bulunan hizmetleri ya da daha önce kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sonuçlandırılmış kimi eski projeleri sanki belediye olarak yeniden yapacaklarmış gibi vaatlerde bulunmaları, bu tür büyük yatırımları belediye hizmeti olarak takdim etmeye çalışmaları olmaktadır.

Oysa belediyelerin ellerindeki yasal ve finansal olanaklarla bu tür büyük projeleri yapmaları; ayrıca, daha önceki tarihlerde aynı proje için yüksek mahkeme tarafından verilmiş kesinleşmiş kararlar bulunduğu halde aradan bir süre geçtikten sonra aynı projeleri yeniden piyasaya çıkararak hukuk dışı yöntemlerle seçmenin oyuna talip olmaktadırlar.

Evet, AKP adayının en önemli ve öncelikli projesi olarak öne çıkarılan İzmir Körfez Geçiş Projesi bir “Binali Yıldırım Projesi” olarak 2015 yılında vitrine çıkarılmış ve bu projenin kabulü ile ilgili ÇED raporu TMMOB, EGEÇEP, Doğa Derneği ve 81 sivil yurttaşın verdiği mücadele sonucunda mahkeme kararı ile iptal edilmiştir. Hem de o dönemde İzmir büyükşehir belediye başkanı olarak görev yapan Aziz Kocaoğlu ve ilçe belediye başkanlarına rağmen, onların “sükut ikrardan gelir” anlayışıyla ortaya koydukları suç ortaklığına, Aziz Kocaoğlu‘nun “biz bu projeye karşı çıkmadık ama öneri hakkımız da var. Umarın bu gerçekleşir ve İzmir bir eser kazanır” demiş olmasına karşın… (3)

Böylesi büyük bir projenin bir büyükşehir belediyesi tarafından yapılabilecek bir proje değil, tümüyle merkezi yönetimi elinde bulunduranların uygulayabileceği bir iktidar projesi olduğu, bu kadar kapsamlı, büyük ve önemli bir projenin mevcut belediye mevzuatı ve finans kaynakları itibariyle yapılamayacağı hususu dikkate alınmadan proje listesinin başına konulması, aslında “ben aslında keyfimin istediği her şeyi yaparım” diyen AKP zihniyetinin somut bir örneğini oluşturmaktadır. Aynen diğer şehirlerdeki AKP‘li belediye başkan adaylarının seçildikleri takdirde tüm emeklilere yardım yapacaklarını ya da her yere doğalgaz getireceklerini vaat etmelerinde olduğu gibi, İzmir‘deki AKP adayı da asıl olarak iktidar tarafından yapılabilecek büyük bir yatırımı sanki belediye imkan ve kaynakları ile yapacakmış gibi, mevcut hukuk düzenine ve mahkeme kararlarına rağmen bu işi becerebilirmiş gibi kendi hanesine yazdırmayı düşünmektedir. Bu ise içinde bulunduğumuz sistemin, aynen Suriye‘deki BAAS rejimi ve Azerbaycan‘daki totaliter Aliyev yönetim gibi AKP‘li belediyelerle AKP‘li merkezi iktidarın bütünleştiği bir parti devleti sisteminin yürürlükte olduğunu, böylesi bir parti devleti uygulamasının bu beyefendiler tarafından olağan karşılanıp oradan aldıkları güçle kural kaide dinlemeden istediklerini yapabilecekleri gibi beyanlarda bulunmakta, seçildikleri takdirde İzmir‘in seçilen yerel yöneticiler tarafından değil Ankara‘daki tek adam tarafından yönetileceğini açık bir şekilde itiraf etmektedirler.

Ancak 13 Şubat 2024 tarihli Birgün gazetesi tarafından “AKP’in İzmir adayı Hamza Dağ, mahkemenin iptal ettiği projeyi vaat olarak duyurdu” (2) şeklinde bir haber yapılmış olmasına karşın aynı proje için muhalefet cephesinde yer alan; hatta bu proje ile ilgili ÇED raporunun iptali mücadelesine katılan Konak ve Karabağlar belediye başkan adayları başta olmak üzere CHP‘nin İzmir büyükşehir belediye başkan adayı Cemil Tugay‘ın, aradan tam bir hafta geçmiş olmasına karşın AKP adayının bu prestij projesi için tek bir görüş açıklamaması, bu yatırımın hukuki yönden İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılamayacağını ifade edip bu proje için yüksek mahkeme tarafından verilen kararı hatırlatmamış olması da oldukça ilginç bir durumu koymaktadır.

Aynı durum, 33 ve 39 numaralı “Çevre Altyapısı-Doğalgaz” ve “Urla Karantina Adası Turizm Merkezi” isimli projeler için de geçerlidir.

Ülke çapında ve İzmir‘deki doğalgaz hizmetleri, belediyelerin genellikle % 10 oranında hissedar olduğu ve iktidar tarafından imtiyaz verilen özel şirketler eliyle yerine getirilmekte olup, belediyelere verilen % 10’luk hissenin hikmet-i sebebi ise, kurulan doğalgaz şirketlerinin büyük maliyetlere neden olan kent içi kazıların bedelini ödememesini sağlamak düşüncesinden kaynaklanmaktadır. O nedenle, doğalgaz hatlarının yapımı ile görevlendirilmiş Botaş ile İzmir‘deki doğalgaz dağıtımı için yetkilendirilmiş yandaş Kolin Holding kapsamındaki İzmirgaz A.Ş.‘ne ait görevlerin, AKP adayının vaat listesinde yer alması, belediye başkanı oldukları takdirde bu şirketlere merkezi iktidar tarafından verilen imtiyaz ve yetkilerin zorlanacağını, bu zorlama neticesinde de İzmirgaz A.Ş.‘ne verilecek yeni imtiyazlar karşılığında gelişip genişleyen doğalgaz şebekesi “başarı” olarak belediye başkanının hanesine yazılacaktır. Tabii ki, merkezi iktidarı elinde bulundurmayan diğer muhalif parti adaylarının böyle bir şeyi vaat etmesi mümkün olmayacağı için, bu vaadi yapan belediye başkan adayları 1-0 öne geçmiş olacak, merkezi iktidarın kendilerine sunduğu imkanlarla seçimlerin galibi olarak ortaya çıkacaklardır.

Diğer yandan mülkiyeti Hazine‘ye ait olup Sağlık Bakanlığı tarafından kullanılan Urla Karantina Adası‘nın tarihi ve arkeolojik değerinin koruma-kullanma dengesini dikkate almaksızın, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bir turizm merkezi olarak kullanılacağını ilan etmek de, arkasını merkezi iktidara dayamış ve parti devleti zihniyetini benimsemiş bir belediye başkan adayının dayatması olarak kabul edilebilir.

53 ana başlık halinde sunulan projeler arasında hiç mi eksik kalan, özellikle eksik bırakılan, 22 yıllık AKP iktidarına uygun görülmediği için gündeme getirilmeyen sorun ve ihtiyaçlar yok?

İşte bu düşünceden hareketle aklımıza gelen ilk konu ve noktaları şu şekilde sıralayabiliriz. Tabii ki daha sonra aklımıza gelecek olanları da bunlara eklemek koşuluyla…

📌 2019 tarihli İzmir Ulaşım Master Planı‘nda yer aldığı halde verilen süre içinde yapılmayan İzmir-Kemalpaşa İZBAN hattının yapımı açıklanan proje demetinde yer almamaktadır.

📌 Etkili bir çözümmüş gibi sunulan battı-çıktı geçitlerin her sel felaketinde bir ölüm tuzağına dönüşmesi ihtimalinin göz ardı edildiği görülmektedir.

📌Karayolları sorumluluk alanına giren yolların yapım, bakım, onarım ve genişletmelerinin “inisiyatif alınarakİzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce yapılacağının belirtilmesi parti devleti anlayışının diğer bir örneğidir.

📌 İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hissedarı olduğu “Basmane Çukuru” ve “Hilton Oteli” ile yapımı yarıda kalan Mavişehir Opera Binası, ticari anlamda cazibesini kaybeden Konak Pier, yağmalanmak istenen İnciraltı ile her yağmur yağdığında sular altında kalan Mavişehir‘de ne yapılacağının belirtilmemesi bu proje demetinin en önemli eksikliğidir.

📌İstihdam denilince ilk akla gelmesi gereken işsizler için yeni iş alanları yaratmak yerine işsizlerle işverenleri bir araya getiren düzenlemelerin önerilmesi ciddi şekilde işsizlik sorununun ciddiye alınmaması anlamına gelmektedir.

📌Sunumu yapılan 53 proje arasında deprem, sel, yangın, kuraklık, salgın ve kimyasal kirlenme gibi olası doğal afetler karşısında ne yapılacağının açıklanmamış olması büyük bir eksikliktir.

📌Merkezi iktidarın özelleştirme programında olan Alsancak Limanı‘nın teknoloji ve inovasyon merkezi haline dönüştürülmesi ile aynı yerde bir kruvaziyer limanı yapım ve geliştirilmesi vaadi de asıl olarak merkezi iktidara ait görev olması nedeniyle AKP’li adayın suya yazdığı bir vaat olarak değerlendirilmelidir.

📌 Katı atıkların toplanıp değerlendirilmesi; özellikle de kentin önemli bir sorunu olan Harmandalı Düzenli Atık Depolama Tesisi için hiçbir olumlu vaatte bulunulmamaktadır.

📌 İzmir denilince ilk akla gelen şeylerden biri olan Uluslararası İzmir Fuarı ve İZFAŞ tarafından yürütülen fuarcılık hizmetleri konusunda hiçbir vaatte bulunmamaktadır.

📌 İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir halkı için büyük bir yük oluşturan belediye şirketleri konusunda halkı rahatlatacak hiçbir proje sözü verilmemektedir.

📌 Seçmenin asıl gündemini oluşturan yoksulluk, açlık ve hayat pahalılığı konusunda tek bir söz edilmemektedir.

📌 AKP adayı Hamza Dağ, daha önceki belediye başkanları gibi Körfez‘de yüzme iddiasına girmese de; kullandığı yanlış Türkçe nedeniyle bizlere masmavi bir körfezde -yüzmek yerine- yürümeyi önermektedir: “.. İzmirlilerin masmavi bir körfezde yürüyüş yapabilmesini amaçlıyor” Bkz. 27 numaralı Çiğli Atık Su Arıtma Tesisi Projesi. Tabii ki bu vaat, su üstüne yazı yazıp yürüme yeteneğine sahip olanlar için geçerli…

📌 20, 21, 23 ve 24 numaralı proje açıklamalarında dört kez tekrarlanan “yaşlı ve emeklilere yönelik akıllı saat uygulaması” ifadesi, 65 yaş üstü yaşlı ve emeklilere ait ücretsiz ulaşım hakkının “akıllı saat uygulaması” adı altında kısıtlanması ihtimalini akla getirdiği için, bu anlatımla neyin ifade edilmek istendiği bir an önce açıklanmalıdır.

📌 İzmir’de çoğu insanın belirli bölge ve mahalleler düzeyinde şikayetçi olduğu esenlik ve güvenlik sorunlarının nasıl çözümleneceği, bu sorunların çözümü için nasıl bir yöntem uygulanacağı belirtilmemektedir.

📌 İzmir‘in içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla yapıldığı söylenip yapımındaki teknik hatalar nedeniyle kullanılamayan; ama buna rağmen, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin her yıl ödeme yaptığı Gördes Barajı ile ilgili sorunun bu projeler içinde gündeme getirilmediği, tümüyle bir merkezi iktidar projesi olan bu başarısız yatırımın hatırlanmadığı görülmektedir.

📌 Yapılacağı söylenen topu topu üç kütüphanenin, bu mekanlar sanki sadece bir ders çalışma ya da etüt merkeziymiş gibi sadece gençlere ve öğrencilere tahsis edileceğinin söylenmesi, gençler ve öğrenciler dışında kalanların bunun dışında tutulması aslında bu işin de yeterince bilinmediğini göstermektedir.

📌Sunumu yapılan bu projeler arasında üretimi arttırıp aşırı tüketimi azaltan, refahı ve sosyal adaleti sağlamayı hedefleyen, kültürel, tarihi, arkeolojik ve doğal değerlerin korunmasını amaçlayan düzenlemelere yer verilmemesi bu konulardaki bilinçli bir politikanın sonucuymuş gibi gözükmektedir.

Sonuç olarak anlaşılan o ki, AKP adayı Hamza Dağ‘ın 31 Mart 2024 tarihli İzmir büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerinde başarılı olması için hazırlanan ve 12 ayrı ana başlık altında derlediğim toplam 53 projesi, 2009, 2014 ve 2019 seçimlerinde yarışan diğer AKP‘li belediye başkan adayları Taha Aksoy, Binali Yıldırım ve Nihat Zeybekçi‘nin yağmalama projelerine göre hem sayı hem de içerik yönünden oldukça az ve zayıf gözüküyor. Proje olarak sunulan bu ön fikirlerin proje haline dönüştürülmeden önce yeterince araştırılıp analiz edilmediği, bugüne kadar çoğu mevcut belediye tarafından farklı ad ve şekillerde uygulanan ya da uygulanmakta olan projeler olduğu, bu nedenle de mevcut sorun ve ihtiyaçlara cevap vermeyen ve kendi içinde yeni olmayan öneriler olduğu anlaşılıyor. Tabii ki bu durum, yerel iktidarı ele geçirdikleri takdirde bu kadar az ve kalitesiz proje ile bu kenti daha az yağmalayacakları anlamına gelmiyor. Anlaşılan o ki, hem yerel iktidar hem de merkezi iktidar olarak el ele verip İzmir‘i İzmir olmaktan çıkaran yağma uygulamalarına tam gaz devam etme konusunda yine büyük bir iştah gösteriyorlar ve tüm kenti yandaş şirketlere pazarlayacakları bir inşaat alanı olarak görüyorlar.

(1) https://avhamzadag.com/projeler/ Erişim Tarihi: 18.02.2024.

(2) https://www.birgun.net/haber/akp-nin-izmir-adayi-hamza-dag-mahkemenin-iptal-ettigi-projeyi-vaat-olarak-duyurdu-506321 Erişim Tarihi: 18.02.2024.

(3)Kocaoğlu’ndan Kaya’ya Körfez Geçiş Projesi, Zorlu’ya Yatırım Yanıtı“, Erişim Tarihi: 17.02.2024, https://www.egedesonsoz.com/haber/kocaoglu-ndan-kaya-ya-korfez-gecis-projesi-zorlu-ya-yatirim-yaniti/945773