Maksat hasıl olmuştur…

Ali Rıza Avcan

Evet, eski bir anlatım tarzını tercih ettiğimin farkındayım.

Çünkü bunun yerine “amaca ulaşılmıştır” deseydim, anlatmak istediğimi tam olarak ifade edememekten çekiniyorum. O nedenle eski anlatımıyla “maksat hasıl olmuştur” demenin daha uygun olacağını düşündüm. Sanki böyle söylendiğinde anlatılmak istenen şeyin özüne daha fazla değiniliyormuş gibi bir duygu var içimde….

Sözlüklere baktığımızda bu tümcenin, “amaca ulaşılmak” ya da “amacın gerçekleşmesi” olarak açıklandığını; bunu örneklemek için de Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “İmzanın arkasına saklanan adam, dost düşman her kim olursa olsun maksat hasıl olmuştu.” tümcesinin kullanıldığını görüyorsunuz.

Hepimizin bildiği gibi, maksat ya da amaca ulaşma hali, çoğu kez o amacı hedefleyen/ler açısından olumlu bir anlam içermekle birlikte; o amaçla ilgili taraflar açısından bazen olumlu bazen de olumsuz anlamlar içerebilir. Biz de işte bu düşünceyle; yani sorduğumuz sorulara süresi içinde doğru yanıtlar verileceği düşüncesiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne defalarca ve bıkıp usanmadan aynı soruları sorduk. Hem de 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu ve o kanuna göre düzenlenmiş olan Bilgi Edinme Hakkının Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre yanıtlanması mümkün ve kolay soruları…

Sorduğumuz sorularda İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinden biri olan İzmir Deniz İşletmeciliği Anonim Şirketi‘nin; kısa adıyla İzdeniz‘in geçtiğimiz yıllarda ne miktarda kâr ya da zarar ettiğini, bilanço hesaplarının nasıl gerçekleştiğini, yıllık gelir ve giderlerinin ne olduğunu öğrenmek için niye İnternet sayfasında bir “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünün bulunmadığını hatırlatarak İnternet sayfasında bu bölümü açmalarını talep ettik.

Çünkü biliyorduk ki, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Sermaye Şirketlerinin Açacakları İnternet Sitelerine Dair Yönetmeliğin hükümlerine göre bağımsız denetçi tarafından denetlenen bu tür sermaye şirketlerinin İnternet sayfalarında şirketle ilgili temel mali bilgi ve duyuruların bulunması gerekiyordu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kurduğu diğer sermaye şirketlerinin İnternet sayfalarında olduğu gibi, İzdeniz‘in İnternet sayfasında da “Bilgi Toplumu Hizmetleri” adıyla açılan özel bir bölümde şirketin taahhüt edilen ve ödenmiş sermayesi, ortakları, yönetim kurulu üyeleri, bağlı olduğu ticaret sicili memurluğu, ve numarası, tescil tarihi, yönetim kurulu kararları, bilançoları, vergi dairesi ve numarası, MERSİS numarası ve denetçisinin adı, adresi gibi bilgi ve duyuruların bulunması gerekiyor. Bu durum, aynı zamanda yerine getirilmesi gereken yasal bir zorunluluk.

Bu zorunluluk kamunun bilgilenmesi, bilgilendirilmesi; daha doğrusu Bilgi Edinme Hakkı açısından çok önemli. Çünkü yönetimini oylarımızla belirlediğimiz bir belediyenin şirketlerinde işlerin iyiye mi yoksa kötüye mi gittiğini bilmemiz ve oy verirken ona göre karar vermemiz gerekiyor.

Bu bilgilerin İnternet üzerinden halka duyurulması hem yasal bir zorunluluk hem de açıklığa, şeffaflığa, halkın bilgi edinme hakkına saygı duyduğunu iddia eden tüm siyasi partilerin ve siyasetçilerin en temel görevlerinden biri.

O nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetiminde olduğu belediye şirketleriyle ilgili bilgileri, daha biz sormadan bütün açıklığı ile bizlerle paylaşması gerektiği halde; bu bilgileri çoğunlukla halkla paylaşmadıklarını, İnternet sayfalarında bu bilgileri kapsayan bölümleri açsalar bile ya tüm bilgileri bu bölüme koymadıklarını ya da bu bölümlerin çalışmadığını görüyoruz. Bu konudaki en uç örneği ise İnternet sayfasında böyle bir bölüm açmadığı halde bizlere verdiği yanıtlarda açtığını iddia eden, bunu kanıtlamak için de aşağıdaki görüntüleri gönderen İzdeniz şirketi oluşturuyor.

izdeniz a.ş. (1)
İzdeniz’in İnternet sayfamda “Bilgi Edinme Hizmetleri” bölümü var diye gönderdiği görsel

Özet olarak; şirketle ilgili bilgilerini İnternet üzerinden halkla paylaşmayan, bundan kaçınan, bu konuda yöneltilen soruları ısrarlı bir şekilde yanıtlamayan ya da yanlış cevaplar veren bir şirketin böyle yapmakla nasıl bir kazancı olduğunu sormadan edemiyoruz kendi kendimize.

İskeleler ölçeğindeki yolcu ve sefer sayılarını sorduğunuzda bu verilerin elinde olmadığını ya da şirketle ilgili sorular sorduğunuzda Bilgi Edinme Kanunu kapsamında olduğu halde bu kanun kapsamında olmadığını söyleyerek halkı yanıltan veya her türlü bilgiyi “ticari sır” arkasına gizleyen, uzun yıllar “vekil” genel müdür eliyle yönetilip olaylı son grev sonrasında genel müdürünün istifa ederek ayrıldığı bir şirket acaba neden böyle davranır? Başka bir anlatımla, bilerek ve isteyerek ısrarla bilgi vermekten kaçınan ya da yanlış bilgi vererek kurumlarının itibarına zarar verenlerin halktan gizleyip paylaşmak istemediği bilgilerde acaba hangi yanlışlık ya da eksiklikler vardır diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Resim1Oysa böylesi durumlarda sahip olduğu bilgiyi paylaşmamak ve bundan ısrarlı bir şekilde kaçınmak o kuruma zarar vereceği gibi insanın aklına ister istemez birtakım şüpheler düşürerek sonuca; yani maksad’a ulaşmasını sağlayarak “maksad hasıl olmuştur” de dedirtebiliyor…

DJWkIAmXgAA0Ap0

Tabii ki geride bir duman bulutu gibi yoğunlaşıp çoğalan kaygı, şüphe ve güvensizliklerle…

Bu yoğun güvensizlik duygusuyla ister istemez şu soruyu sormadan da edemiyoruz:

Yoksa, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin şirketi İzdeniz Deniz İşletmeciliği Anonim Şirketi‘nde “Hak, Hukuk, Adalet” yok mu?

 

İzmir şiirleri (3)

Gezdim tüm dünyayı gördüm

Güzel İzmir sana geldim

Benim şirin güzel yurdum

Güzel İzmir sana geldim

 

Güzelsin asil duruşlu

Medenisin hoşgörülü

Olduğun gibi içli dışlı

Güzel İzmir sana geldim

 

Gönüllere ışık saçan

Unutamaz görüp geçen

Gariplere kucak açan

Güzel İzmir sana geldim

 

Kimdir necidir sormayan

Kimseyi hakir görmeyen

İnsanlıktan ödün vermeyen

Güzel İzmir sana geldim

 

Nice yıllar çok uzağım

Seni seviyor yüreğim

Güzel yurdum, son durağım…

Güzel İzmir sana geldim

Neşet Ertaş

Neşet Ertaş Fotoğrafları

 

Nasıl ki

kalkar, doğup büyüdüğün şehre

gidersin bir gece

ve bakarsın temelinden yıkılıp yeniden

kurulmuş o şehir

ve yakalamaya çalışırsın geçen yılları

onları yeniden bulmanın umudu içinde.

Yorgo Seferis / Çeviri: Cevat Çapan

seferis

Şimdi İzmir’de sabahın sekizi

Karşıyaka’da, Alsancak’ta, Güzelyalı’da 

Bir ağ dolusu balık gibi gençliğimizi 

Daha yeni çektik denizden, rüyalarımızı da…

Türküler övüyor sevgimizi 

 

Şimdi İzmir’de sabahın sekizi 

Şu deniz, şu gemiler, bizim malımız 

Altın saçar gibi güneş tembelliğimizi 

Karınca gibi çalışıyor adamlarımız 

İncir işleyen kızlar sayıklar hikâyemizi 

 

Şimdi İzmir’de sabahın sekizi 

Rüzgâr yalnız saçların için 

Tanrı öyle birleştirmiş ki sevincimizi 

Ne umutsuzluk var, ne korku, ne kin…

Fotoğraflar çekiyor resimlerimizi.

 

Şimdi İzmir’de sabahın sekizi 

Okaliptüs, yosunlar aşkımızla öpüşür 

Anneler emzirir hayallerimizi 

Bütün kızlar bizim için salınarak yürür 

Ama zaman boş koydu hayallerimizi 

 

Şimdi İzmir’de sabahın sekizi 

Gözyaşlarım yüzüne döküldü, anlamadı

Aynı yastıkta bitirdik birbirimizi 

Altın kemerlerin içi boş kaldı 

Hangi zalim eller biçti ekinimizi?

Cahit Külebi

maxresdefault

İZMİR

Şimdi kalkıp İzmir’e gitseniz

Kızlar hep şen yüzlüdür

Gündüzleri evlerde

Geceleri inceciktirler

Ve karpuzların ortasında

Ve kavunların ortasında

Ve hepsi de al yanaklı

Ve yaşamın içindedirler.

Şimdi kalkıp İzmir’e gitseniz

Duvarlar canlıdırlar

Sokaklar çıtkırıldım

Evler çapkın gibidirler

Ve çocukların o dokunaklı

Erişilmezliğindedirler

Şimdi kalkıp İzmir’e gitseniz

Aklınız başınızdan uçar

Parklar selam durur

Vapurlar gülüşürler

Şimdi kalkıp İzmir’e gitseniz

Körfezde geçen günler

Yalnızlığın ölmezliğindedirler

SALAH BİRSEL

 

Edip Cansever2

URLA’DA

Ah Urla, Viran Urla!

Ömrümü yedin bitirdin

 

Derdim günüm hasretlik

Gözlerim yolda

 

Dört duvar oldu bana

Bağ, bahçe, tarla

 

Kalktım İzmir’e gittim

Kalbim darala darala

 

Güler’im canım ciğerim

Seviştiğimiz günleri hatırla

 

Sen gittin

Ben kaldım kurtlar kuşlarla

NECATİ CUMALI

6365d0fb265e5c80d4076bf13564faf2

İZMİR ÖZLEMİ

Bir uğultudur bu, uzaklardan gelen

Bana denizlerin selamını taşır

Beyaz bulutlarla geçerken üstümüzden

O zengin iklime doğru uzaklaşır

Dumanlı dağlarından çağırır her yönlü

Bir sabah rüzgârı ardından Ege’ye

O büyük deniz, o kahramanlar gölü

Başlar düşüncemin içinde gezmeye

Bir gök gemisinde geniş yelkenlerle

Eski şarkıların havası içinde

Tanrılar ışığı sızan gecelerle

Sefere çıkarım Ege denizinde

Kıyılarda salkım, dağlarda aydınlık

İncir yaprakları altında güzeller

En eski günlere bu kadar yakınlık

Geçmiş zaman yüklü sepetlerden güler

Sonra o, elinde dolu bir testiyle

Özlemler içinde bekler beni her an

Çağırır köpüklü dalgalar sesiyle

Gönlümü, yıllarca dağlar arkasından.

CEYHUN ATUF KANSU

ae2c3e12f6f201a04697ae762ff1a9b7

Bugün yine de umutluyuz…

İnsanların haksız yere işten çıkarıldığı, çalışmalarına izin verilmediği, sudan sebeplerle hapse atıldığı, haksız yere yıllarca hapiste tutulduğu, ölüme mahkum edildiği, kurşunlandığı ya da bombalanıp öldürüldüğü, cenazelerini kaldırmalarına bile izin verilmediği, ölülerin mezardan çıkarıldığı, bütün bu olaylar olurken bazı insanların, siyasetçilerin,belediye başkanlarının ülkesine ve yönetiminden sorumlu olduğu kentteki insanlara, bu kötü gelişmelere ilgisiz kalıp kendi şahsi ikballeri peşinde koştuğu, gelecekteki makamları için delege oyunları oynadıkları ve faşizmin her geçen gün, her geçen an ülke zeminine yavaş yavaş yerleştiği bu ortamda kentlerden ve onların stratejik yönetimlerinden söz etmek ne ölçüde mümkün?

O nedenle biz bugün kent, strateji, kent hakkı ya da kentsel yaşam demek yerine insanlık, hak, hukuk, adalet, özgürlük ve barış diyeceğiz…

DFazTMOXkAAzZnQ

Kaybolan yıllar…

Ali Rıza Avcan

Kamu yatırımların süresi için bitirilmesi, kamu kaynaklarının verimli kullanılması açısından önemli bir konudur.

Çünkü herhangi bir eksiklik ya da yetersizlik nedeniyle ortaya çıkan toplumsal bir ihtiyacın karşılanması ya da bu ihtiyaçtan kaynaklanan sorunların zamanında etkin bir şekilde çözümlenmesi ancak bu ihtiyacın duyulduğu süre içinde karşılanması ile mümkün olabilir. 

Bu anlamda, yapılan kamu yatırımının bu yatırımla ilgili toplumsal ihtiyacın zamanında fark edilmesi ve bu ihtiyacın karşılanması amacıyla yapılan yatırım hizmetinin başlangıçta öngörülen sürenin içinde bitirilmesi gerekir. Bunun da nedeni, yatırımın yapılmasına karar verildiği tarihteki ihtiyaç düzeyiyle yatırımın bittiği tarihteki ihtiyaç düzeyinin birbirinden çok farklı olması olasılığıdır. Yatırımın sürüncemede kalması nedeniyle aradan geçen süre içinde ihtiyacın daha da artması ve bu nedenle konunun giderek bir soruna dönüşmesi, yatırım sonuçlandığında da çoğunlukla o tarihte daha da büyümüş olan ihtiyacı karşılayamaması sıklıkla karşımıza çıkan bir durumdur. 

maxresdefault

O nedenle, Özal’la anılan 1984’lü yıllardan bu yana yatırımların süresi içinde bitirilmesi olumlu anlamda “işbitiricilik” olarak kabul görmüş; bu durum, 2000’li yıllarda başlayan AKP iktidarı ile birlikte köprü, tünel ve liman gibi büyük boyutlu yatırımların sözleşmesindeki süreden önce bitirilmesi ve bunu gerçekleştirenlerin ödüllendirilmesi suretiyle siyasetçiye puan kazandıran bir sisteme dönüştürülmüştür. 

Tabii ki bu durumun, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile birlikte anılan Keçiören Metrosu ya da Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesi veya Bolu Tüneli gibi yılan hikayesine dönen defoları da olmuş; ancak sistem genel olarak süresinde ya da süresinden önce bitirilen yatırımlar nedeniyle halk nezdinde puan kazanılan bir uygulamaya dönüşmüştür.

Kamu yatırımlarının süresini belirleyen faktörler ise öncelikle yapılacak yatırım mekânın coğrafi ve fiziki özellikleri, sahip olunan teknolojik düzey, bu yatırımı yapacak olanların yeterli bilgi, birikim, beceri ve mali güce sahip olması olarak sıralanabilir.

Bu anlamda yatırımın yapılacağı yerin/mekânın kendi içinde barındırdığı zorluklar ve sürprizler çok önemlidir. Yatırım yapılacak zeminin özellikleri ya da yatırıma uygun coğrafya koşulları bu konuda ilk akla gelen örneklerdir.

Sahip olunan teknolojik olanaklar da başka bir önemli faktördür. O yatırım için gerekli olan teknolojik olanakların bulunmaması ya da yetersiz olması da çoğu kez yatırımın süresini arttırır.

Bence bir yatırımın süresini belirleyen faktörlerin arasındaki en önemli unsur, o yatırımın doğru projelendirilmesini sağlayan araştırma, analiz, yönetme, izleme, denetleme, güncelleme ve yatırım konusu hizmetin işletmesi ile ilgili bilgi, beceri ve birikim düzeyinin kalitesi ile yeterli finansal kaynaklara sahip olunmasıdır.

Bu anlamda gerçek ihtiyaçlara dayalı, yapılabilir ve sürdürülebilir bir yatırım projesi hazırlanmadığı ve bu proje doğru araştırma ve analizlerle desteklenmediği sürece istediğiniz kadar teknolojik olanağa sahip olun ya da kasalar dolusu paranız olsun, o proje uygulamasından istediğiniz sonucu almanız mümkün olmayacaktır.

Şimdi, bu ön değerlendirme sonrasında gelin hep birlikte çevremizdeki merkezi yönetim birimleriyle yerel yönetimlerin yatırımlarını bakarak bu yatırım faktörlerine; özellikle de yatırım süresinin uzaması ile ilgili yanlışlık ya da eksiklikleri inceleyelim:

1354108958

Bildiğiniz gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi Metro, Karşıyaka ve Konak Tramvayları, İzmir-Deniz, İzmir-Tarih, Mavişehir Opera Binası, Kemeraltı Balıkçılar Meydanı ve Kültürpark projeleri gibi büyük boyutlu projelerde hem işe söz verdiği tarihlerde başlayamıyor hem de bütün bu işleri süresi içinde bitiremiyor.

Bu durum artık öyle bir hale geldi ki, belediye hakkında en küçük bir bilgisi olan herkes belediyenin tanıtımını yaptığı her yeni yatırımın süresinde başlayamayacağını ve bitirilemeyeceğini baştan kabulleniyor. Bu nedenle İzmir Büyükşehir Belediyesi adeta “geç yapılan işlerin belediyesi” olarak tanınıyor, kamuoyunda bu doğrultuda bir algı gelişiyor. 

Bir belediyenin sözünü edip taahhüt ettiği bir yatırıma zamanında başlamaması ve zamanında bitirememesi onun için çok kötü bir şey. Çünkü bu kötü şey, belediyenin halk gözündeki güvenilirliğini açık, net bir şekilde ortadan kaldırıyor.

Belediye yönetimi bu durumu uzun bir süre Ankara’daki merkezi yönetimin engellemeleriyle açıklamaya çalışsa da, Ankara’daki merkezi yönetimin onayına tabi olmayan işlerle diğer işlerde de bu durumun ortaya çıkması nedeniyle böylesi bir gerekçe ya da mazeret uzun süredir inanılırlığını ve geçerliliğini yitirmiş durumda.

O nedenle herkes artık “senin işini engelliyorlar da niye Eskişehir’in işini engellemiyorlar?” ya da “o belediye işlerini niye zamanında yapıyor da sen yapamıyorsun?” diyerek güvensizliklerini açık bir şekilde ortaya koymaya başlıyor.

Bu konunun vatandaşın gözündeki güvenilirlik dışında kalan diğer bir yanı da yatırımların süresinin uzaması nedeniyle ortaya çıkan ancak kağıda kaleme ve muhasebe ve maliyet hesaplarına yansımayan, bir anlamda gizlenen belediye zararlarıdır.

Var olan bir ihtiyaç nedeniyle yapılmasına karar verilen bir yatırımın zamanında başlamaması ya da bitirilmemesi nedeniyle o hizmetin süresi içinde yapılmayışından kaynaklanan bu durum, hem hizmetten yararlanacaklar açısından hem de yatırımı yapan belediye açısından bir yoksunluğu hem de bu yoksunluktan kaynaklanan ek maliyetleri karşılama açısından kamu zararına yol açan bir kusur hatta açık bir mali suçtur.

Örneğin belediye araçlarında yakıt israfına neden olan bir sorunun çözümünün bu şekilde geciktirilmesi nasıl bir ek israfa ve zarara neden oluyorsa aynı şekilde bir yolun, bir köprünün yapılmayışı bizi o hizmetin süresi içinde işletmeye alınması suretiyle ortaya çıkacak yarar ya da kardan mahrum ederek gerçek anlamda zarara uğramamıza neden olacaktır.

Bir yatırımın gerekli olduğu zamanda yapılmaması ya da yapılan yatırımın süresi içinde bitirilmemesi nedeniyle ortaya çıkan zararların tek özelliği bunların araştırılıp belirlenmemesi ve muhasebe kayıtlarına dahil edilmemesidir. 

O nedenle de çoğu kez bizler; yani o kentte yaşayanlar yapılmayan hizmetlerin ya da süresi içinde bitirilmeyen yatırımlardan kaynaklanan “yoksun kalma zararları“nı bilmez, yatırımın geç de olsa yapılıp bitirilmesini çoğu kez tevekkülle karşılarız.

İşte o anlamda, kamu kaynaklarının verimli ve etkin kullanılması açısından, süresi içinde başlamayan ya da bitirilmeyen bütün yatırımların oluşturduğu bu zararların hesaplanarak belirlenmesi ve zarara neden olanlardan tazmin edilmesi en doğrusu olacaktır.

halkapınar tramvay şantiye (2)

Çünkü bizler, “Kent Hakkı“na sahip yurttaşlar olarak belediye yönetim ve yatırımlarında da “Hak, Hukuk, Adalet” anlayışının yerleşmesini; kamu hizmetini zamanında yapmayan ya da yatırımların süresi içinde sonuçlanmasını sağlayamayan, bunu bir alışkanlık haline getiren tüm yöneticilerin bu zarardan sorumlu olmasını ve onlardan bu konuda hesap sorulmasını istiyoruz.

Kentler ve fotoğraflar…

8-122264-16_IPA_Gospodarou_Urban-Saga-I-Empire-State-of-Light
Gospodarou – “Empire State
55ab0fcc6715c4e8cb6ad920b7fc5460--roads-cities
Ted Ronald – “Road cities
1800_Last_walk_of_the_day_Nakul_Sharma_Sharma
Nakui Sharma, “Günün son yürüyüşü
1900_Reflection_Mate_Ladjanszki
Mate Ladjanszki, “Yansıma
2010_2011_0900 Hours, Ana Filipa Scarpa, Portuguese, Linda a Velha
Ana Filipa Scarpa, Portekiz, “Eski kayık
2010_2011_1100 Hours, Reza Golchin, Iranian, Khorramabad
Reza Golchin, Iran, “Khorramabad”
2010_2011_1600 Hours, Jose Luis Morales Martin, Spanish, Cantabria
 Jose Luis Morales Martin, İspanya, “Cantabria
2012_0400 Antonio Leao de Sousa_The great gig in the sky
Antonio Leao de Sousa_”Gökteki küçük filika
2012_0600 Warren Prasek_Notting Hill Gate
Warren Prasek_”Notting Hill Kapısı
2012_1000 Pawel Gruszkiewicz_NY kindergarden
Pawel Gruszkiewicz_”Anaokulu
2012_1600 Sven Goelles_Railway network
Sven Goelles_”Demiryolu ağı
2012_1900 Nathaniel Gonzales_Life in a square
Nathaniel Gonzales_”Karedeki yaşam
2014_07.00 - Cymbie Yan - Morning
Cymbie Yan – “Sabah
2014_19.00 - Manuel Paz-Castanal - An Exhibition
Manuel Paz-Castanal – “Sergi
4724
Philippe Saure – “Savunma
5184
Tom Sharpe – “Yüksekliğin oluşturduğu çukurlar”
5616
Mohammad Shaire – “Bekleyiş”
1411399441IJ96Ad5P6qTOED7kOMfEbDWwg2fSjip2tzLfKQQp2mI
Feng Chai – “Işıklar”
img_2291
Louis Garcia – “Saymak”
Marcelo-Ruduit
Marcelo Ruduit
Nicanor-García
Nicanor García
Nusret Emre Bilgin 002
Nusret Emre Bilgin
Nusret Emre Bilgin 003
Nusret Emre Bilgin
Nusret Emre Bilgin
Nusret Emre Bilgin
Off to Home - K M Asad
K M Asad – “Dışarda
Sezgi-Olgaç
Sezgi Olgaç
The Block - Pedro Luis Ajuriaguerra Saiz
Pedro Luis Ajuriaguerra Saiz – “Blok
The Mans Stare - Moin Ahmed
 Moin Ahmed – “Yağmurlu hava
The_Yellow_Umbrella_JOHN_HOLT
John Holt – “Sarı Şemsiye

İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin önünü açmak…

Ali Rıza Avcan

Biz burada, bütün bir yaz boyu Yunan adalarında yaptığımız tatil sonrasında 350 metrelik bayrağımızla heyecanlanıp kutlamalar yaparken ya da “konuşurken bana saygısızlık yaptın-yapmadın” tartışmalarını izlerken veya “şu yatırım benim, şu yatırım senin” şeklindeki bir paylaşıma taraf olurken hemen yanıbaşımızdaki Gediz Deltası’nda, binlerce kuşun ve canlının barındığı sessiz, sakin bir alanda büyük ve önemli adımlar atılıyor.

Hem de kapalı kapıların ardınde kimselere duyurulmadan…

İzmir’i İzmir yapan en önemli değerlerden biri olan İzmir Kuş Cenneti, Gediz Nehri Sulak Alan Koruma Bölgesi ve Ramsar Sözleşmesi ile korunduğu sanılan bir doğa harikasında gerçekleşecek gerçek bir katliamın ön hazırlıkları yapılıyor…

Bu büyük ve önemli adımları atanlar için bayramların ve fener alaylarının yapılıp yapılmamasının, şu kadar uzunluktaki bayrakların taşınıp taşınmamasının, açılış törenlerinde öfkeli atışmaların yaşanmış ya da yaşanmamış olmasının hiç bir önemi  ve anlamı yok…

Çünkü bu büyük ve önemli adımları atan iktidar siyasetçileri, bakanları, genel müdürleri, burnundan kıl aldırmayan önemli bürokratları, her şeyi bilen akademisyenleri ve WWF Türkiye ya da Doğa Araştırmaları Derneği gibi “söz dinleyen” dernekleri bir araya getiren bir şer ittifakı, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açmaya, bu yoldaki pürüz, engel ve bariyerleri ortadan kaldırmaya çalışıyor; İzmir’in, İzmir Körfezi’nin ve Gediz Deltası’nın altını oyan bir ihanetin içinde suç ortaklığı yapıyor.

Bu şer ittifakı, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önündeki en önemli engellerden biri olan Gediz Nehri Sulak Alanı Koruma Bölgesi’nin hem sınırlarını daraltmaya hem de bu yatırımın yapılmasını engelleyen niteliğini düşürmeye çalışıyorlar. Böylelikle dünya çapında önemli ve korunan bir sulak alanın tam ortasından koskocaman bir köprüyü geçirebilmek için kendi çaplarında “kahramanlık “yapıyorlar. Hem de çok sevdikleri vatan ve İzmir aşkına (!)

***

Bu çabalar, Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nun 2017 yılı başındaki 30.03.2017 tarihli ilk toplantısı ile ortaya çıktı: Bu toplantıda alınan 28-2017/1 sayılı kararın 5. maddesi ile, “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinin 19. maddesi ve Geçici 2. maddesi kapsamında Ulusal Sulak Alan Komisyonu tarafından belirlenen teknik komisyon tarafından 23.02.2017 tarihinde arazi çalışması ile tespit edilen Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgelerinin uygun görülmesine oybirliği ile” dendi ve Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi’nde yeni bir düzenleme yapıldı.

Bu kararı Komisyon Başkanı olarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşarı ve bakanlık bürokratları dışında üniversiteden gelen üye Prof. Dr. Sedat Yerli ile WWF-Türkiye Doğa Koruma Sorumlusu Eren Atak ile Doğa Araştırmaları Derneği Alan Koruma ve İzleme Programı Sorumlusu İlker Özbahar da imzaladı.

USAK 2017-1USAK 2017-2

Böylelikle Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi‘nde biri uluslararası vakıf diğeri de ulusal bir dernek olmak üzere iki doğa örgütünün suç ortaklığı çerçevesinde ciddi bir operasyon yapıldı.

Çünkü bütün amaç, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin bu değişiklik çerçevesinde yapımını kolaylaştırmaktı. Böylelikle bu büyük projenin önü bir anda açılmış oldu.

Sanırım bu iki örgüte de bu katkılarından dolayı bir fon bağışı ya da bir proje geliri verilmiştir. 

Yapılan değişikliği aşağıdaki iki ayrı haritada görmek mümkün.

Birinci harita gösterilen sınırlar Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nun 24.07.2012 tarihli toplantısında kabul ettiği sınırları, ikinci harita ise 30.03.2017 tarihli toplantısında değiştirdiği sınırları gösteriyor.

Gediz 2005 Yılı Sınırları
24.07.2012 tarihinde onaylanan Gediz Nehri Sulak Alan sınırları
Gediz Deltası Haritası 001
30.03.2017 tarihinde değiştirilerek onaylanan Gediz Nehri Sulak Alanı sınırları

Bu haritalardan da görüleceği gibi, eskiden Gediz Nehri Sulak Alan Koruma Bölgesi sınırları içinde sadece “sulak alan bölgesi“, “ekolojik etkilenme bölgesi” ve “tampon bölge” ayrımları yapıldığı halde, şimdiki halde sulak alan bölgesi “sürdürülebilir kullanım“, “kontrollü kullanım“, “hassas kullanım” ve “tampon bölge” şeklinde kısımlara bölünmüştür.

Bu bölünmenin anlamını size daha iyi anlatabilmek için bu son harita üzerinde “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin geçiş hattını kırmızı bir çizgi ile göstermeye kalktığımızda, “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin “kontrollü kullanım” olarak tanımlanan bölgenin içinden geçtiğini, onun hemen yanında da turuncu renkle boyanmış ve tarafımızca kesikli çember içine alınarak işaretlenmiş alanda bir “hassas kullanım” bölgesinin yaratıldığını görürsünüz.

Resim1

Bu haritanın da somut bir şekilde ortaya koyduğu gibi bu operasyonun amacı, bir “kontrollü kullanım” alanının içinden geçen İzmir Körfez Geçişi Projesi hattının, mutlak anlamda korunması gereken ve mavi renkle işaretlenmiş “sürdürülebilir kullanım” bölgesi ile ilişkisini keserek araya “kontrollü kullanım” adıyla bir geçiş bölgesi konulması olduğu söylenebilir.

Ancak bir “fakat” koşuluyla….

Çünkü bütün bu operasyonun yasal dayanağı olan ve 04.04.2014 tarih ve 28962 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği“nin 4. maddesinde, “Koruma bölgeleri“, “mutlak koruma bölgesi“, “hassas koruma bölgesi“, “sürdürülebilir kullanım bölgesi“, “kontrollü kullanım bölgesi” ve “tampon bölge” gibi birçok tanımı bulunmakla birlikte; “hassas kullanım” şeklinde bir bölge adı bulunmamakta ve böyle bir bölgenin tanımı yapılmamaktadır.

Anlayacağımız, bakanlık bürokratları, akademisyenler ve bazı “söz dinler” sivil toplum kuruluşları herhangi bir yasal dayanağı olmayan “hassas kullanım bölgesi” diye bir şeyi icat ederek İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açmaya çalışmışlardır.

Bu anlamda, bu operasyonun İzmir Körfez Geçişi Projesi için hayati bir önemi vardır. Çünkü Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi‘nde böylesi bir değişiklik yapılmadığı sürece böylesine büyük bir projenin Gediz Nehri Sulak Alanı‘ndan geçmesi mümkün olmayacaktır.

Nitekim, projeyi ve ÇED raporunu hazırlayanlar da bu konunun önem ve anlamının farkında oldukları için, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nca kabul edilen ÇED raporunun 170, 180 ve 182. sayfalarında belirtildiği gibi bu değişikliği yapacak olan Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşmüşler ve bu görüşmeler sonucunda “Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgelerinin yeni yönetmelik kapsamında revize edilmesine dair çalışmaların devam ettiği“ni öğrenmişlerdir. 

Ulusal Sulak Alan Komisyonu‘nun, “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği“ne aykırı bir biçimde “hassas kullanım” alanı şeklinde bir alan yaratarak İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açan bu kararı açık bir şekilde hukuka ve yasalara aykırı olduğundan; 25 Ağustos 2017 tarihinde Doğa Derneği ve Avukat Cem Altıparmak ile birlikte Orman ve Su İşleri Bakanlığı aleyhine Ulusal Sulak Alan Komisyonu‘nun aldığı 30 Mart 2017 tarih ve 28-2017/1 sayılı kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi‘nde dava açtık.

Flamingoma Dokunma 009

Şimdi bu dava çerçevesinde, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açacak olan 30 Mart 2017 tarihli Ulusal Sulak Alan Komisyonu kararının önce yürütmesinin durdurulmasını, ardından da iptal edilmesini bekliyoruz.

Tabii ki öncelikle, “Hak, Hukuk ve Adalet!” diyerek yürüyüşlere, şenliklere ve fener alaylarına katılan belediyelerin, belediye başkanlarının, milletvekillerinin, yerel ve ulusal siyasetçilerin ve her zaman yanımızda olan İzmirlilerin, doğa savunucularının, ekolojistlerin aramıza katılmalarını bekleyerek…

Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler: Umut ve Mücadele Mekanlarından Deneyimler

Hatırlasanız 16 Haziran 2012 tarihinde yapılan Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler Çalıştay‘ı ile ilgili “Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler Atölye Sonuç Metinleri” isimli kitabın tanıtımını daha önce yapmıştık.

Şimdi ise yine, geçtiğimiz günlerde yayınladığımız Prof. Dr. Can Hamamcı‘ya ait  “Devrimci – Halkçı Bir Yerel Yönetim Deneyimi: Fatsa Belediyesi” başlıklı makalenin  de yer aldığı ve 2011 yılının Aralık ayında Ankara’da yoğun bir katılım ile gerçekleştirilen Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler Sempozyumu’nda sunulan bildirileri içeren “Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler: Umut ve Mücadele Mekanlarından Deneyimler” isimli kitabın tanıtımını yapmak istiyoruz.

Kitaba konu olan 2011 Aralık tarihli Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler Sempozyumu dönemin sosyalist görüş ve programa sahip belediyeleri, akademisyenleri, emek ve demokrasi güçlerinin desteği ve katılımı ile düzenlenmiş ve yerel yönetimlerin devrimci potansiyeli ve halkçı belediye uygulamaları üzerine bir tartışma zemini oluşturmuştu. Sempozyum programındaki ve katılımdaki yoğunluk, tartışmanın güncelliğini ve gerekliliğini ortaya koyuyordu. Sempozyuma gösterilen bu ilgi üzerine, yerel yönetimlere tarihsel, kuramsal ve siyasal yaklaşımlar ile dünya ve Türkiye’deki anti-kapitalist yerel yönetim uygulama ve deneyimlerini konu edinen etkinlikte sunulan bildiriler derlenerek kitaplaştırıldı. 

Ülkemizdeki kentsel toplumsal hareketlerin bir parçası olan sempozyum konu ve tartışmaları bugün hala güncelliğini ve önemini koruyor. 2014 yerel seçimleri sonrasında ortaya çıkan umudun ve yerel yönetimlerdeki farklı yeni uygulamaların güvenlik odaklı politikalar nedeniyle ortadan kalktığı bugünkü sıkıntılı süreç bulunduğumuz yerleri umut ve mücadele mekânlarına dönüştürme mücadelesinin önemini ortaya koymaktadır. 

Tartışmanın temel konularını kapsayan sempozyum bildirileri kitabı bu anlamda başvurulacak bir rehber niteliğinde. 

* Bülent BATUMANKapitalizm, Kent ve İktidar
* Fuat ERCANSermaye Birikiminin Saçılma Sürecinde Yerelin Kapitalistleşme Eğilimleri ve Anti-Kapitalist Yerellikleri Düşünmek
* Yüksel AKKAYAYerel Yönetimler ve Emekçiler
* Haluk GERGER Yerelleşme ve Küreselleşme Bağlamında Özerklik ve Otonomi
* Foti BENLİSOY“Devrimci” Yerel Yönetimler ve “Aşağıdakilerin Demokrasisi”
Ali Ekber DOĞANİslamcı Neoliberaller, Sosyal Belediyecilik ve Günümüzde Sosyalist Belediyeciliğin Olmazsa Olmazları
* Aylin TOPAL Zapatista Özerk Belediyeleri Deneyimleri
* Mustafa Bayram MISIRPorto Alegre Deneyiminden Çıkan İki Sonuç Üzerine
* İbrahim GÜNDOĞDU“Batı”da Anti-Kapitalist Yerellikler, Politikalar ve Sonuçlar
* Onur GÜLBUDAKHindistan’da Fiili Yerel Yönetim Deneyimleri
* Can HAMAMCIDevrimci – Halkçı Bir Yerel Yönetim Deneyimi: Fatsa Belediyesi
* Şükrü ASLAN  – Kent Mekânına Aşağıdan Müdahalenin Bir Örneği Olarak 1 Mayıs Mahallesi Deneyimi
* Serdar NİZAMOĞLU  – Konut Sorunu ve Kentsel Dönüşüm
* Cevdet KONAKDersim / Hozat Belediye Başkanı
* Mehmet MÜBAREK –  Hatay / Aknehir Belde Belediyesi
* Mithat NEHİRHatay / Samandağ Belediyesi
* Osman BAYDEMİRDiyarbakır – Amed Büyükşehir Belediyesi
* Tekin TÜRKELDersim / Mazgirt Belediye Başkanı


Künye:

Kitabın Adı:  Devrimci Halkçı Yerel Yönetimler Alt Başlık: Umut ve Mücadele Mekanlarından Deneyimler
ISBN: 9786056361722
Derleyenler: İbrahim Gündoğdu, Ahmet Kerim Gültekin 
Dizi / Dizi no : Araştırma-İnceleme /2, Baskı Tarihi: 2013 (1.Baskı), Sayfa Sayısı: 240

SCX-3200_20170909_19390601

Kitap hakkında bilgi almak amacıyla Dr. Ahmet Kerim Gültekin‘in 24 Mayıs 2013 tarihinde Radikal Kitap‘da yayınlanan tanıtım yazısı ile Ali Ergül‘ün Birgün Kitap‘da yayınlanan tanıtım yazılarını da okuyabilirsiniz.

http://kitap.radikal.com.tr/makale/haber/cikmamis-candan-kesilmeyen-umut-361703

https://birgunkitap.blogspot.com.tr/2014/08/yeni-bir-halkc-devrimci-yerel-yonetim.html?m=1

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri

nazımŞEHİTLER

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,

                 mezardan çıkmanın vaktidir!

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,

                 Sakarya’da, İnönü’de, Afyon’dakiler

                 Dumlupınar’dakiler de elbet

                  ve de Aydın’da, Antep’te vurulup düşenler,

siz toprak altında ulu köklerimizsiniz

                  yatarsınız al kanlar içinde.

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,

                 siz toprak altında derin uykudayken

                            düşmanı çağırdılar,

                                           satıldık, uyanın!

Biz toprak üstünde derin uykulardayız.

                 kalkıp uyandırın bizi!

                                      uyandırın bizi!

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,

                 mezardan çıkmanın vaktidir!

NAZIM HİKMET, 1959

kuvayi-milliye_0

Devrimci-Halkçı Bir Yerel Yönetim Deneyimi Fatsa Belediyesi

Can Hamamcı*

Devrimci Fatsa Belediyesi, varlığını 14 Ekim 1979’dan 11 Temmuz 1980 tarihine kadar ancak 270 gün sürdürebilmiştir. Bu kısa süre içinde ve merkezi yönetimin yarattığı tüm olumsuz koşullara karşın başarılı bir devrimci-halkçı belediyecilik örneği uygulamış; bu başarı, kurulu düzenin savunucularını hem korkutmuş hem de onları bu başarıyı yok etmeye yöneltmiştir.

Yeni Belediyecilik Arayışları

Fatsa deneyimini irdelemeden önce o yıllarda Batı’da ve Türkiye’de belediyecilikle ilgili yaklaşımların niteliği üzerinde kısaca durmak yararlı olacaktır. Batı Avrupa ülkelerinde özellikle Fransa ve İtalya’da sosyalist ve komünist partilerin geleneksel belediyecilik, belediye iktidarı, yerel demokrasi anlayışlarına alternatif yaratma çabaları başarı kazanmış, ülke genelinde belediyelerde iktidar olmuşlardır. Bu süreçte klasik temsili demokrasinin doğasından kaynaklanan temsil edilmeme sorunu çözmek için yeni katılım yolları denemişlerdir. Semt komiteleri yoluyla belediye meclisi kararları üzerinde etkili olmak yöntemi de bu süreçte düşünülmüş ve geliştirilmiştir. Katılımcı belediye yönetimi, kentsel kamu hizmetlerinin toplumcu politikalarla sunulması ve belde halkını bütünleştirici belediye politikalarının üretilmesi alternatif sol belediye hareketinin temel özellikleri olmuşlardır.

Türkiye’de 1970’li yılların ikinci yarısında hem sosyal demokrat hem de sosyalist siyaset açısından belediyecilik yeniden değerlendirilmeye başlanmıştır. Ankara Belediye Başkanı’nın öncülüğünde kurulan Devrimci Belediyeler Derneği ve bu derneğin yayın organı, yeni belediyecilik akımının özelliklerini belirtmiştir. Bu anlayışa göre belediye, (i) Sosyal adaletçi olacaktır. (ii) Tüm halk katmanlarının karar sürecine katılmasını sağlayacaktır. (iii) Tekelci rantların oluşmasına olanak vermeyecektir. (iv) Denetçi değil, üretici olacaktır. (v) Kent imarında etkin rol oynayacaktır. (vi) Kentsel toprakların spekülasyonunu engelleyecektir.

BU görüşler 1980 yılındaki askeri darbeye kadar tartışılmış, ancak çok azı sınırlı bir ölçüde yaşama geçirilebilmiştir. Tanzim satış, halk ekmek, kooperatifleşerek belediyenin sağlayacağı alanlarda, konut sorununu çözmek(İzmir Yeni Yerleşimler, Ankara Batıkent) bu sınırlı uygulamalara örnek olarak gösterilebilir.

1977 yerel seçimleri öncesi Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) “Zor Günleri Halkımızla Aşıyoruz” adlı programı, 1979 yılında Türkiye İşçi Partisi’nin çıkardığı (TİP) “Yerel Yönetimler Demokratikleşmelidir” adlı kitapçık, bu dönemde kimi siyasal partilerin yeni bir belediyecilik arayışlarının belgeleridir. Fatsa Deneyimi 1970’li yılların ikinci yarısında gündeme gelen sosyal adaletçi, katılımcı, toplumcu, devrimci alternatif belediyecilik arayışlarının en son ve en başarılı halkasını oluşturmuştur.

Fatsa Belediyesi’nin Öyküsü

1977 yılında yapılan yerel seçimlerde CHP, kalesi olan Fatsa’da belediye seçimini kolayca kazanmıştır. Belediye Başkanı seçilen Nazmiye Komitoğlu‘nun ölümü üzerine boşalan belediye başkanlığı için ara seçime gidilmesi gerekmiş ve 26 Ağustos 1979’da yapılması gereken ara seçim ertelenerek 14 Ekim 1979 tarihinde yapılmıştır. Bu seçime o günkü mevcut siyasal partilerin yanı sıra bağımsız aday olarak sosyalist hareketin içinde yer alan Fikri Sönmez de katılmıştır. Seçimde CHP 1.150, Adalet Partisi (AP) 850 ve bağımsız aday Fikri Sönmez 3.096 oy almış; rakiplerinin toplam oylarından fazla oy alan Fikri Sönmez belediye başkanlığını kazanmıştır.

Ara seçim ülkenin ekonomik bunalım ve yokluklar altında bulunduğu, karaborsanın sürdüğü bir dönemde yapılmıştır. Fikri Sönmez aday olarak seçim çalışmalarında karaborsa ve yolsuzluklara karşı mücadele edeceğini, halkın belediyede söz ve karar sahibi olacağını söylemiş, inandırıcı bulunmuş ve kazanmıştır.

Gerek ulusal, gerek yerel düzeyde dört yılda bir yapılan seçimlerde oy kullanmak, bir sistemin demokratik olarak nitelenmesi için yeterli değildir. Bu nedenle temsil sisteminin eksikliklerini gidermek için bulunan yöntemlerin başında katılımcı demokrasi gelmektedir. Katılımcılık, kimi düzenlemelerle yurttaşa katılıyor hissi vermekle sınırlandırılacağı gibi, halkın katılımını eyleme dönüştürecek, halkı karar mekanizmasının bir parçası yapacak yollara da başvurulabilir.

Fikri Sönmez seçim çalışmaları sırasında belediyede halkı iktidar yapacağını bildirmişti. BU ise halkın karar verme sürecine katılması demektir ve yeni bir örgütlenmeyi gerektirir. Bu amacı gerçekleştirmek için Fatsa’da denenen yöntem de “Mahalle Komiteleri” olmuştur. Daha önce Fransa ve İtalya’da uygulanan ve başarı sağlayan mahalle komiteleri böylece Türkiye’de ilk kez Fatsa’da uygulama alanı bulmuştur.

Fatsa’nın o gün mevcut 7 mahallesinde 11 halk komitesi kurulmuştur. Komiteler mahallenin nüfusuna göre en az 3, en fazla 7 üyeden oluşturulmuştur. Komite üyeleri mahalle toplantılarında mahalle halkı tarafından gizli oy, açık sayımla seçilmişlerdir. Mahalle komiteleri, belediyenin tüzel örgütlenmesinde yer almayan birimlerdir. Görevleri halk ile belediye yönetimi arasında sıkı bir bağ kurmak, halkın istemlerini belediyeye ileterek o konuda karar alınmasını sağlamaktır. Mahalle komiteleri mahalle halkının istemlerini, belediyenin tüzel örgütlenmesinin bir parçası olan Fatsa Belediyesi Halkla İlişkiler Şubesi’ne iletmektedir. Halkla İlişkiler Şubesi’nin görevleri iki ana başlıkta toplanmıştır:

1. Belediye’de işi olan yurttaşların diğer şubelerdeki işlerini takip etmek, işlemleri halk adına çabuklaştırmak.

2. Belediyenin, belediye sınırları içinde yürüttüğü etkinlikleri izleyerek, halkın isteklerine uygun olup olmadığını saptamakta ve mahalle komitelerinin getirmiş olduğu istemleri belediye başkanına iletmektir. Belediye başkanı da meclis ve encümende görüşülerek, bu istemlerin karar haline getirilmesini sağlamaktadır.

Bu görevleri açısından Halkla İlişkiler Şubesi belde halkının çıkarlarını izleyip korumak için Belediye Ombudsmanı niteliğinde aracı bir birim olmaktadır.

afis.jpg

Belediyecilik Çalışmaları

Bu dönemde Fatsa’da yapılan ilk önemli belediyecilik çalışması “Çamura Son Kampanyası“dır. Fatsa sokakları müteahhitlerin keyfine bırakılan ve yıllarca tamamlanamayan kanalizasyon çalışmaları nedeniyle delik deşik olmuş, yaşamsal tehlike yaratan büyük çukurlar suyla dolmuş, bağırsak enfeksiyonu gibi salgın hastalıklara yol açmıştır. Fatsa’daki tüm sokakların düzeltilip, temizlenmesi teknik adamların görüşüne göre uzun yıllar sürecek nitelikteydi. Kronikleşmiş bu sorunu çözmek için belediyenin olanakları yetersizdi. Geçerli tek çözüm yolu olarak belde halkının görüş ve kararına başvurmak, halkçı, devrimci katılım ilkesini devreye sokmak kalıyordu. Belediye Başkanı “Sorun halkın kararıyla çözülecektir” savıyla durumu ayrıntılarıyla Fatsalılara anlatarak, görüşlerine başvurmuştur.

Fatsa halkı gönüllü katılım ile işin üstesinden gelme kararı vermiştir. Halk traktör ve el arabalarıyla, özel araçlarıyla taşımacılığı üstlenmiştir. Eli kazma tutan mahalleli ve öğrenciler, Fatsa’nın her köyünden onar kişi kazma ve kürekleriyle kampanyaya katılmışlardır. Çevrede bulunan belediyelerin ve DSİ’nin araçları 6 günlüğüne Fatsa’ya alınmış, çevre belediyelerin çalışanları ve halkı da bu çalışmalara destek vermiştir. Fatsa’nın tüm sokakları üç ay içinde temizlenmiş, kampanya başarıyla tamamlanmıştır. Bu sonuç, bir yandan Belediye Başkanı’na izlediği politikanın doğru olduğunu gösterirken, diğer yandan belde halkına da karar verdiği işi başarabileceğini kanıtlamıştır. Fatsa’yı çamurdan kurtarma sorununu kısa sürede çözen halk özgüvenini kazanmış, yeni kararlar alma ve sorunlarına sahip çıkma düzeyine çıkmıştır.

Belediyenin düzenlediği diğer önemli etkinlik de sosyal içerikli bir kültür şenliğini yaşama geçirmektir. Belediye Meclisi 1980 yılı Şubat ayı dönem toplantısında 8-14 Nisan tarihleri arasında “Fatsa Halk Kültür Şenliği” yapılmasına ve bu şenliğe süreklilik kazandırılmasına karar vermiştir. O tarihte Belediye Başkanı’nın belirttiği gibi bu şenlikte hamsi ya da fındık güzeli seçimine yer verilmemiştir. Program kültür, sanat, edebiyat ve spor üzerine yoğunlaşmıştır. Şenlik programında yer almak üzere Fatsa Çocuk Korosu kurulmuş, tiyatro grupları oluşturulmuştur, orta yaşlı ve yaşlıların katılacağı etkinlikler hazırlanmıştır. Bir başka deyişle, yediden yetmişe tüm Fatsalıları kucaklayan bir düzenleme tasarlanmıştır. Amaç eğlenceden çok öğrenme, bilgilenme ve halkın spor eğilimini geliştirmektir. Şenlik, büyük kentlerden gelen çok sayıda aydın ve sanatçının da katılımıyla gerçekleşmiştir. Fatsalılar, hem gelen katılımcıların söyleşilerini ilgiyle izlemişler hem de kendi yeteneklerini sergilemişlerdir. Büyük kentlerden gelenler ise devrimci toplumcu bir belediyenin neler yapabileceğini ve yeni bir yaşam biçiminin oluşumunu tanımak olanağını bulmuşlardır.

Belediye, belde hakının günlük yaşamını doğrudan etkileyen konulara etkin bir biçimde müdahale etmiştir. Bu bağlamda karaborsaya, kaçakçılığa, tefeciliğe, rüşvete son kampanyaları düzenlemiştir. Fatsa’da ısınma amacıyla kullanılan fındık kabuğuna ulaşmadaki engellerin yıkılması ve halka uygun fiyattan dağıtılması; Ecevit Hükümetini devirmek amacıyla yaratılan suni yoklukla karaborsaya düşen margarin, yağ, mazot, çimento gibi ihtiyaç maddelerinin ayırım gözetmeksizin herkese orantılı dağıtımı, muhtarların ya da belediye personelinin aracılık ettiği kayırmacılığa son verilmesi halkın belediyeye güvenini pekiştirmiştir. Kaçak yapılara, kaçak elektrik ve su kullanımına karşı yaptırımların uygulanmasında herkese eşit uzaklıkta durmuş, kimseyi kayırmamıştır. Belediye Meclisi toplantıları halka açık olarak yapıldığından Meclis üyelerinin, halkın gözü önünde partizanlık ya da kayırmacılık yapması da engellenmiş olmaktadır. Gelir yetersizliği gerekçesiyle ödenemeyen belediye personeli maaş ve ücretleri birikmiş alacaklarıyla birlikte ödenmiştir. Halkın kararları doğrultusunda park yerleri, otobüs terminali, yeşil alan ve yeni cadde açma gibi hizmetler yerine getirilmiştir. Ayrıca halkın istemleri doğrultusunda kahvehanelerde kumar oynanması, caydırıcı önlemlerle sona erdirilmiştir.

Fatsa deneyimi, alışılagelen politikacı vaatleriyle yapılamayan işleri yapan, halkı söylem olarak değil, eylemli olarak iktidara getiren, yönetim anlayışında devrim yapmış aykırı bir örnektir. Bu nedenle Hükümet’in ve merkezi yönetimin sürekli baskısı ve engelleriyle karşılaşmıştır. Böyle bir gözaltı ortamında Fatsa Belediyesi tüm işlerini ve etkinliklerini hukuka uygun olarak yürütmüş, Belediye Yasası’na, İmar Yasası’na, Kamulaştırma Yasası’na ve ilgili tüm mevzuata titizlikle uymuştur. Devletin tüm kurum ve kurallarına uygun olarak faaliyetlerini sürdürmekle birlikte, Başbakan’ın “Fatsa’da devlet yok, Fatsa Cumhuriyet var” suçlamasından kurtulamamıştır.

C-9tiW1WsAAxb_r

Belediye Politikaları

Fatsa Belediyesi’nin çalışmaları, halkın temsilcisi sıfatıyla halkın işlerini yürütenlerin aslında kendi işlerini yürüttüklerini, halka hizmet kavramının kandırmaca olduğunu açıkça kanıtladı. Başbakan’ın “Bırakırsanız yüz Fatsa çıkar” sözü gerçeğin anlaşılmasından duyulan korkuyu yansıtmaktadır. Bu açıdan bakılınca da Fatsa, belediye iktidarı bağlamında sınıf mücadelesinin belirgin bir örneğini yansıtmıştır.

Belediye göreli özerkliğe sahip, devlet aygıtının bir parçasıdır. Güçlülerin rant aracı ve yerel siyasete hakim olarak ulusal siyasete atlama basamağıdır. Aynı zamanda belediye, 1970’li yılların ikinci yarısında Bolonya Belediye Başkanı Zagheri’ye göre çoğulcu bir toplumda halk egemenliğinin de bir aracıdır. Fatsa’da belediye, güçlülerin rant aracı olmaktan çıkıp halk iktidarının bir aracına dönüşürken, sınıf mücadelesi devletin kaba kuvvetiyle bastırılmıştır. Bu da göstermektedir ki; ekonomik iktidarın ve devlet aygıtının yerel düzeydeki iktidarının sürmesi, belediye iktidarı ile önlenememektedir. Yurttaşlar belediyeye seçtiği temsilcileri aracılığıyla yerel iktidarı kullandığını sanmaktadırlar. Oysa her iki iktidar birbirinden farklıdır. Yerel iktidarın belediye yönetiminde somutlaştırılması, yerel iktidar merkezini gizlemekte ya da belirsizleştirmektedir.

Belediyede iktidarı ele geçirmek, toplumsal bir eylem olarak iktidarı kullanma sorununa dönüşmektedir.Kimi durumlarda belediye iktidarı, yerel iktidarın bazı yeni biçimlere nasıl dönüştürüleceğinin yollarını bulmaya yardımcı olabilir, toplumsal devinimin koşullarını hazırlayabilir. Bu görüş çerçevesinde Fatsa’da belediye iktidarının başlattığı dönüşümü değerlendirmek için yönetime yön veren ilkeleri yeniden gözden geçirmek yerinde olacaktır.

(i) Amaç halkın iktidarını kurmaktır. (ii) Demokrasi yalnız seçimlerde oy kullanmak değildir. (iii) Halk belediyede söz ve karar sahibi olmalıdır, yönetime ve kararlara katılmalıdır. (iv) Belediye hizmetleri yerine getirilirken halkın eleştiri ve takdirine açık olunmalıdır. (v) Halkın onay vermediği projelere girişilmemelidir.

Ayrıca Fatsa deneyimi göstermiştir ki, (i) Halkın onayı ve desteği olan işler başarıya ulaşmıştır. (ii) Halkın katılmadığı kararlara uymadığı saptanmıştır. (iii) Halk belediyenin topladığı gelirlerin kendisine hizmet olarak döndüğünü görünce, gelirlerin toplanmasında titiz davranmış, belediyeye yardımcı olmuştur.

C-KuN-TXsAAHorv-e1493922792970

İdeolojik bir değerlendirme yapılacak olursa, sosyalizm; kapitalist toplumun ürkek, edilgen, güvensiz insan tipini aktif, politika yapan, güvenli, topluma ve toplumsal sorunlara duyarlı insana dönüştüren toplum düzenidir. Fatsa’da insanlar özgüvenlerini kazanmış, kendi kendilerini yönetmeyi öğrenirken, sosyalizmin kitleselleşmesinden korkan egemen sınıf hareketi bunu boğmayı seçmiştir. Bu açıdan Fatsa, Türkiye’deki sınıf mücadelesinde beliren sınıfsal tavırları açığa çıkaran bir katalizör olmuştur.


* Prof. Dr., Ankara Üniversitesi, SBF Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü; Devrimci-Halkçı Yönetimler Umut ve Mücadele Mekanlarından Deneyimler, Patika Yayınları, 2013, İstanbul, s. 167-173

 

Kemeraltı üzerine… (1)

Ali Rıza Avcan

İzmir’e geldiğimden ilk günlerde, çözülecek yeni bir düğüm gözüyle baktığım ve daha sonrasında bu düğümü çözerek yaşamımın tamı tamama dört yılını verdiğim tarihi Kemeraltı Çarşısı’na şu sıralarda gereken önemi vermediğimi, adeta onu ihla etmeye başladığımı hissediyorum.

Oysa daha ilk günlerde cadde, sokak, çıkmaz ve merdivenlerini, sokak geçişlerini, gözden ırak kalmış kuytularını keşfederek, hangi meslek grubu ya da esnafın nerede yoğunlaştığını araştırıp öğrenerek, sonrasında da her dükkanı, sahip ve çalışanlarını neredeyse ismiyle, her sokağı numarasıyla ezberlediğim, gerginlik üzerine oturmuş toplumsal coğrafyasını aklıma yazdığım Kemeraltı, son zamanlardaki sosyal medya paylaşımlarında pek yer bulamasa da aklımdan hiç çıkmadı, yüreğimin en hassas bölgesindeki varlığını hep korudu.

Bu ihmalkarlık ya da vefasızlığı fazlasıyla hissettiğim için bayram sonrasında ilk yaptığım şey, Kemeraltı’na giderek kulaktan duyduğum bazı yeni gelişmeleri, bir türlü bitmek bilmeyen belediye yatırımlarını görmeye, pazarda ya da markette bulamadığım yiyecekleri arayarak ihtiyaçlarımı gidermeye ve sahaf dostum Hakan Kazım Taşkıran’ı ziyaret edip derin bir İzmir ve Kemeraltı sohbeti yapmaya ayırdım.

İyi de yapmışım. Böylelikle yolda gördüğüm esnaf arkadaşlarla ayaküstü sohbetler yaparak, unuttuğum mekanları anımsayarak, yeni yapılan ya da açılan yerleri fark ederek, kapanan yerler için üzülerek, kitap, fotoğraf, pul, eski eşya ve müzik üzerinden güzel bir sohbeti koyulaştırarak keyifli bir Kemeraltı günü yaşadım. 

O nedenle bundan böyle ara ara ya da zaman zaman Kemeraltı ile ilgili görüp duyduklarımı ya da hissettiklerimi, yolunda giden ya da gitmeyen şeyleri sizlerle paylaşarak bu tarihi bölge ve çarşının kimliğini koruyarak ayakta durması için çaba göstermeye devam edeceğim. O nedenle bu yazının başlığını, 1’den ötesini getirmek amacıyla numaralamaya dikkat ettim.

***

Bugün size sözünü edeceğim şeylerden ilki, İzmir Ticaret Odası tarafından restore ettirilen Başdurak Camii’nin altındaki yeniden düzenlenip Kemeraltı-Başdurak Turistik El Sanatları Çarşısı olacak.

Başdurak Camii Projesi 001Başdurak Camii Projesi 002Başdurak Camii Projesi 003

Kemeraltı’ndaki Başdurak Cami Altında Yer Alan Dükkanların Turistik Çarşı Olarak Kente Kazandırılması Projesi” ismini taşıyıp 2011 yılında başlayan çalışmada “Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nın 24 saat yaşayan bir merkez olabilmesi için bünyesinde cazibe noktalarının yaratılması gerekmektedir. Bu doğrultuda hem tarihi bir yapıyı turizme kazandırmak hem de içerisinde geleneksel el sanatları ile özel tasarım ürünleri yaşatacak bir turistik çarşı kurmak hedeflenmiş.

2011 yılında başlatılan bu çalışmada önce Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü ile yapılan 10 yıllık sözleşme uyarınca Başdurak Camii ile bu caminin altındaki dükkanların ve şadırvanların röleve, restitüsyon ve restorasyon projeleri İzmir Ticaret Odası tarafından hazırlatılmış, ardından da caminin altında yapılan toplam 28 dükkan, restorasyon karşılığı kiralama modeline göre kiralanmaya başlanmış. 

Gördüklerimize ek olarak çarşıda bulunan görevliden aldığımız bilgilere göre 28 dükkanın çoğu 10 yıllığına kiralanmış durumda. Geriye sadece 4-5 dükkan kalmış durumda. Kiralanan dükkanların bir kısmı çalışmaya başlamış durumda, büyük bir kısmının da kepenkleri kapalı durumdaydı. Dükkanlar arasında hediyelik eşya satışı yapanlar dışında Alsancak Dostlar Fırını gibi gıda satış yeri olarak kullanılanlar da bulunmaktaydı. 

Bu durumuyla yapılan Kemeraltı-Başdurak Turistik El Sanatları Çarşısı‘nın Kemeraltı’na yeni bir soluk, yeni bir anlayış getireceği kesin. Hem bu nedenle hem de İzmir Tarih Projesi adını verdikleri bir çalışma çerçevesinde uzun uzun raporlar yazıp toplantılar yapan İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleriyle çok ortaklı TARKEM‘in bugüne kadar yapamadıklarının aksine ortaya somut, güzel, anlamlı ve yararlı bir şey koymuş olmaları nedeniyle İzmir Ticaret Odası‘nı ve bu projeyi oluşturduğuna emin olduğum sevgili arkadaşımız Dr. Hitay Baran‘ı kutlamak, kendisine teşekkür etmek gerekiyor.

20170905_15011720170905_15000120170905_15011220170905_145955

Ancak iki önemli noktayı unutmayıp vurgulamak koşuluyla…

Birincisi, bu yeni yapılan çarşının ve dükkanların çevresindeki diğer işyerlerinden; özellikle de Kızlarağası Hanı’ndaki benzerlerinden farklı olması, hediyelik eşya satan işyerlerinin ucuz Uzakdoğu ve Hindistan kaynaklı ürünleri satmamaları amacıyla ülkemize, özellikle de İzmir’e özgü hediyelik eşya tasarım ve üretimi konusunda İzmir Ticaret Odası‘nın onlara yardımcı olması ve liderlik yapması koşuluyla…

İzmir Ticaret Odası Eğitim ve Sağlık Vakfı‘nın geçtiğimiz yıllarda bu tür İzmir’e özgü hediyelik eşya tasarımı ve üretimi konusunda yaptıklarını, açtığı yarışmayı hatırladığım için o tarihlerde yapılmış çalışmaların, bu yeni girişim çerçevesinde sürdürülerek bu yeni çarşının başlangıçtaki hedefler doğrultusunda varlığını ve farklılığını sürdürmesinin  yararlı olacağını düşünüyorum.

İkinci olarak da, bu çarşıdaki 28 ayrı işyerinin en kısa sürede çevrelerindeki diğerlerine benzememesi ve bir bütün olarak algılanıp kabul görmeleri, bir anlamda örnek olabilmeleri için bu dükkanların kiralanması ve işletilmesi ile ilgili bir işletim modelinin çarşının kuruluş amaç ve hedefi doğrultusunda oluşturularak yaşama geçirilmesini öneriyorum. Çünkü bir şeyi yapmak nasıl bir başarıysa, yapılanı koruyup sürdürmenin de başka bir başarı olduğuna ve bu iki başarı birlikte gerçekleşmediği sürece yapılanların beyhude olacağına inanıyorum.

İzmir’e, özellikle de Kemeraltı’na ait yeni güzelliklerde buluşmak, doğru, anlamlı, yararlı ve somut şeyleri gerçekleştiğini görüp keyiflenmek dileğiyle….