İşgal edenlerden bedelini almamak…

Ali Rıza Avcan

Kentlerdeki yol, meydan, pazar, iskele, köprü gibi kamusal alanların kurum ya da şahıslar tarafından herhangi bir amaçla geçici bir süreliğine işgal edilmesi işgal harcı adı verilen bir belediye gelirinin tahakkuk ve tahsiline konu olur.

Buna ilişkin yasal düzenleme, 26.05.1981 tarih, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun “İşgal Harcı” başlığını taşıyan 52. maddesinde şu şekilde yapılmıştır:

Belediye sınırları içinde bulunan aşağıdaki yerlerden herhangi birinin satış yapmak veya sair maksatlarla ve yetkili mercilerden usulüne uygun izin alınarak geçici olarak işgal edilmesi işgal harcına tabidir:

1. Pazar veya panayır kurulan yerlerin, meydanların, mezat yerlerinin her türlü mal ve hayvan satıcıları tarafından işgali,

2. Yol, meydan, pazar, iskele, köprü gibi umuma ait yerlerden bir kısmının herhangi bir maksat için işgali,

3. Motorlu kara taşıtlarının park etmeleri için il trafik komisyonlarının olumlu görüşü alınarak belediyelerce şehir merkezlerinde tesis edilen ve işletilen mahallerin çalışma saatleri içinde, taşıtlar tarafından işgali (Bisiklet ve motosikletler hariç)

Yukarıda sayılan yerlerin izinsiz işgalleri mükellefiyeti kaldırmaz.

(Ek fıkra: 3.3.2004-5101/3 Madde) 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunan eser, icra ve yapımların tespit edildiği kitap, kaset, CD, VCD ve DVD gibi taşıyıcı materyallerin birinci fıkrada bahsi geçen yerlerde satışına izin verilmez.”

Yine aynı kanunun 53, 54, 55 ve 56. maddelerine göre işgal harcını, işgale harca tabi yerleri 52. maddede yazılı amaçlarla işgal edenler ödemekle yükümlü olup; genel ve katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere ve bunların oluşturduğu birliklere ait kara taşıtlarının işgalleri ile ilgili mevzuata uygun olarak kara ticari taşıtlarının beklemelerine ayrılan yerlerin bu taşıtlar tarafından işgal edilmeleri durumunda, işgal harcı ödemeleri mümkün değildir. Ayrıca, yetkili kılınacak memur veya kişilerce makbuz karşılığında tahsil edilecek işgal harcının matrahı, 52. maddenin 1 ve 2. bentlerinde yazılı işgallerde, işgal edilen yerlerin metrekare olarak alanı veya hayvan adedi, 3. bendinde yazılı işgallerde de taşıt sayısıdır.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 52. maddesinin 1 ve 2. bentlerinde yazılı geçici işgal durumlarında alınacak harcın miktarı ise metrekare başına en az 0,5, en çok 2,5 TL olmak üzere düzenlenecek tarife ile belirlenecektir.

Şimdi, buraya kadar anlattıklarımızın tümü olması gerekeni gösteren kurallar bütününden oluşuyor. Hem de günümüz koşulları açısından metrekare başına alınması gereken harç miktarları çok az bile olsa…

Gelelim bu kuralların, mevzuat hükümlerinin günlük hayatta ne şekilde uygulandığına… Daha doğrusu, mevzuatla uygulama arasındaki farklılığa..

Çünkü, yaşadığımız kentlerde asıl olarak bize ait olan yol, kaldırım, meydan, park, köprü ve iskelelerin bir takım şirket ve şahıslar tarafından sürekli olarak işgal edilmesi nedeniyle yaptığımız itirazlara çoğu kez belediye yetkilileri tarafından “ama biz oralardan işgal ücreti ya da ecrimisil alıyoruz” dediklerinde bunun ne ölçüde doğru olduğunu, bu işgaller karşılığında ne düzeyde bir gelir sağlandığını anlamak istiyoruz. 

O nedenle bize en yakın olan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile kentin merkezi yerinde iktisadi açıdan oldukça büyük ve önemli olan bir alandan sorumlu Konak Belediyesi’nin bu işgaller karşılığında ne miktarda harç ve ecrimisil (1) aldığını merak ettik.

Bunun için, -hepinizin tahmin edeceği gibi- önce Hemşeri İletişim Merkezi (HİM) aracılığıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ve Bilgi Edinme Hakkı çerçevesinde Konak Belediyesi’ne başvurarak her iki belediyenin kesin hesabı alınmış 2015, 2016 ve 2017 mali yıllarında işgal harcı ve ecrimisil adıyla ne miktarda tahakkuk ve tahsilat yaptıklarını sorduk.

İlk yanıtı Konak Belediyesi verdi. Belediyenin verdiği bu yanıttan, belediye encümeni tarafından 2018 yılı içinde işgal edilen her metrekare için bir (1) lira olarak belirlenen tarife çerçevesinde 2015 yılında 2.007.561,81 lira, 2016 yılında 4.562.337,63 lira, 2017 yılında da 4.883.244,94 liranın tahsil edildiğini öğrendik. 

İzmir Büyükşehir Belediyesi ise bu rakamların yayınladığı 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait kesin hesaplarda yer aldığını belirtip hiçbir bilgi vermediği için haliyle belirtilen yıllara ait kesin hesap cetvellerine baktık. Baktığımızda gördüklerimiz ise aynen aşağıdaki tabloda olduğu gibiydi:

İBB 2015-2017 Mali Yılları İşgal Harcı ve Ecrimisil Bedeli Gelirleri

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait 2015, 2016 ve 2017 mali yıllarına ait kesin hesap cetvellerinde yazılı olan verileri kullanarak hazırladığımız yukarıdaki tabloda yer alan rakamların incelenmesinden de görüleceği gibi, 9 ilçeyi kapsayan kent merkezi ile kent merkezini çevreleyen diğer 21 ilçe toplamında; yani tüm İzmir ili genelinde gerçekleşen işgaller nedeniyle harç ve ecrimisil bedellerinin toplanmasından görevli, yetkili ve sorumlu olan İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2015 yılında hiç bir tahsilat yapmayıp geriye red ve iadeler yapmış, 2016 yılında 151, 2017 yılında da 55 bin lira gibi oldukça komik düzeylerde tahsilat yapmış, kendi kendine koyduğu hedeflere bile ulaşamamıştır.

İşgal harcı tahsilatlarının 2016 ve 2017 mali yıllarında belirlenen hedefin % 5’i düzeyinde gerçekleşmiş olması, bugüne kadar kamusal alanların bedeli ödenerek işgal edildiği ve böylelikle belediyenin bu işten para kazandığı hikayesi ile kandırılan bizler için oldukça hazin bir tabloyu ortaya koymaktadır.

Evet, bu rakamlar da göstermektedir ki, İzmir’de cadde, sokak, kaldırım, meydan, park, iskele ve köprü gibi kamusal alanları herhangi bir bedel ödemeden işgal etmek mevcut belediye yönetimi nedeniyle son derece kolay, yaygın ve bedelsizdir.

Aynen İZFAŞ hizmet binasının belediye meclisi kararıyla özel bir vakıf üniversitesine üç yıl süreyle ücretsiz tahsis edilmesi olayında olduğu gibi, işgal adına yapılacak her şey bu kentte kolaydır…

kaldırım ic resim
Fotoğraf: gaze-temiz.com (27.08.2014)

Uzun lafın kısası, uzunca bir süredir İzmir’de, belediyelere ait kamusal alanlar ücretsiz tahsis, işgal, görmemezlikten gelme, yapılan işgalleri tüm İzmir’i kapsamayan özel yönetmeliklerle korumak, belediyeleri çok ortaklı şirketlerin ortağı yapmak ya da ihalesiz kiralama gibi yöntemlerle yağmalanmakta, diğer bir anlatımla talan edilmektedir. 


(1) Ecrimisil: Bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri. (kira bedeli tayin edilmeden bir yerin kiralanması halinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de ecr-i misl’idir). Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, 11. Baskı, Ankara-1993, sayfa 202,

Hazin bir danışmanlık öyküsü

Ali Rıza Avcan

1937, İzmir doğumlu Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin İzmir macerası 2009 yılında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun danışmanı olmasıyla başlar. Çünkü ilk ve orta öğretiminden sonra İzmir’den ayrılmış ve uzun yıllar Ankara’da yaşamıştır. Aslında 2009 sonrasındaki İzmir’deki varlığı da hep Ankara merkezli olmuş, İzmir’e yerleşmeyi tercih etmemiştir.

Belediye başkan danışmanlığını üstlendiği 2009 yılındaki ilk danışmanlık icraatı ise, çoğu Ankara ve İstanbul’dan gelen akademisyen ve kültür pazarlamacısıyla birlikte Tarihi Havagazı Kültür Merkezi’nde yaptığı 24 Ekim 2009 tarihli Kültür Çalıştayı’dır.

Bu çalıştay öyle bir çalıştaydır ki; adı bizde saklı birçok İzmirli kültür ve sanat emekçisi çalıştaya ya katılamamış ya da zorlama ile girmenin yolunu bulmuştur. Bu çalıştayla ilgili olarak değerli akademisyen ve tiyatro adamı Semih Çelenk’in Milliyet gazetesinde yazdıkları halen akıllardadır..

aztr232

Prof. Dr. İlhan Tekeli, o çalıştay sonrasında ortaya attığı “İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi“, “İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Geliştirme Projesi” ve “Yeni Kültürpark Projesi” gibi tartışmalı birçok büyük projenin kaynağı olarak hep bu Kültür Çalıştayı’nı gösterir.

Oysa yeni imiş gibi sunulan bütün bu büyük projeler, 1999-2004 yılları arasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini yapan Ahmet Piriştina’nın hizmet döneminde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin başta Mimarlar Odası olmak üzere çeşitli meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışıp geliştirdiği düşünce ve projelerin isim değiştirmiş halinden başka bir şey değildi.

Öte yandan, Tekeli’nin 2009 yılından bu yana gerçekleştirdiği bütün çalıştay, forum ve sempozyum gibi organizasyonlarda uyguladığı temel yöntem, “küreselleşme” ve “yönetişim” gibi neoliberal kavramlar üzerinden geliştirdiği ve “genel düşünceler” olarak adlandırdığı şablon özelliğindeki kuramsal bir çerçeveyi önceden katılımcılara dağıtarak ya da düzenlediği toplantıdaki inisiyatifini ortaya koyan ilk konuşmayı yaparak bu toplantıların “katılımcısı” olmaya layık bulduğu davetlileri kendi hedefi çevresinde toplama çabasından başka bir şey değildir. O nedenle, ortaya attığı tüm projeler düşünsel olarak hem Piriştina döneminde geliştirilen projelerin bir sonucu hem de kendi kontrolünde birbiri ile ilişkisi olan projelerdir. Böylelikle kendince bir “İzmir Yönetişim Modeli” oluşturduğuna inanır.

Geçen zaman içinde kendisi gibi düşünmeyenleri ya da kendi görüşlerine karşı çıkanları pek sevmediği, onlara genellikle “ayrık otu” muamelesi yaptığı görülmüştür. Şayet bu “ayrık otları” kazara bu tür toplantılara katılıp farklı bir görüş ifade edecek olsalar, onları toplum içinde azarlamaya kadar giden tepkiler verir. Bu durum, tanıklıklarla kanıtlanmış sıradan olaylardandır.

Çünkü başının üstünde şehir ve bölge plancısı olmanın dışında, her şeyle ilgilenmiş olmaktan kaynaklanan akademik bir hâle vardır. O nedenle, her şeyi bilen ve yanılmayan, yanılması mümkün olmayan, bu nedenle de kutsanan bir “hoca“dır.

Kendisi öylesine bir “hoca“dır ki, bir toplantıda ya da görüşmede fikirlerine karşı çıkıp “bir de şöyle olabilir mi?” diye soracak olsanız; kendisinden çok çevresindekiler size karşı çıkıp, “hocamızdan daha iyi mi biliyorsun?” ya da “o hocadır, onu dinleyip saygı göstermek gerekir” gibi itirazlarla sizi dışlamaya kalkarlar.

Oysa bilim, tek bir doğruyu desteklemez ve önermez. Bilim; özellikle de sosyal bilimler farklı fikirlerin varlık ve önemini, farklı koşullardaki geçerliliğini ve bu fikirler üzerinden gerçekleştirilecek tartışma ve değerlendirmelerle o koşullarda geçerli olan doğrunun bulunmasını savunur.

O nedenle camideki, mescitteki “hoca” ile üniversitedeki ya da başka bir yerdeki bilim emekçisi “hoca“yı birbirine karıştırmamak gerekir.  

İzmir Büyükşehir Belediyesi de onun bu başının üstündeki hâlenin ne gibi işlere yarayabileceğinin -elbette ki- farkındadır ve çoğu kez ona bile sormadan adını başka başka yerlerde yazıp çizerek onun itibarını kullanmaya çalışır. Bu konu da, yine kendi ağzından doğrulanmış hazin bir durumdur.

Bazen danışman olmakla uygulayıcı olmayı birbirine karıştırdığı da olur ve Kültürpark Projesi gibi önemli ve tartışmalı projelerde belediye başkanından daha fazla öne çıkarak ve meslek odalarına ayar vermeye çalışarak kibirli bir dille projeyi savunmaya kalkar.

Evet, ne yazık ki, doğup büyüdüğü bu kent, sevgili hocamızın yıllardır başka diyarlarda yazıp çizip biriktirdiği akademik itibarı çok kısa bir süre içinde kaybettiği, bütün umutlarını bağladığı “küreselleşme” ve “yönetişim” gibi kavramların dünya çapında hızla gözden düştüğü bir dönemde onu umutsuzluğa düşüren bir kent olmuştur.

Kapak

Kısacası akademik bilgi ve birikim, İzmir düzlemindeki büyük proje uygulamalarıyla iflas etmiş, kurguladığı hiçbir proje sonuca ulaşamamıştır.

Sevgili Hocamız şimdi de bütün bu yaptıklarını ya da yapamadıklarını, sonuçlandırdıklarını ya da sonuçlandıramadıklarını “İzmir Modeli” adı verilen beş ciltlik serinin ikinci cildinde bir araya getirerek kendini ve düşüncelerini yeniden ve yeniden pazarlamaya çalışmaktadır. Sanki belediye başkanının başarısızlığı altında kendi projeleri, kendi çalışmaları yokmuş gibi….

Hem de aday olmayacağını açıklayarak kendini “topal ördek” konumuna düşüren sevgili başkanı adına kendi ekibi ile birlikte beş ciltlik yeni bir methiye yazmayı göze alarak…

Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi

AVRUPA YAYA HAKLARI BİLDİRGESİ
(AVRUPA PARLAMENTOSU TARAFINDAN 1988’DE KABUL EDİLMİŞTİR.)

1. Yaya, sağlıklı bir çevrede yaşama; bedensel ve ruhsal sağlığını layıkıyla korumaya elverişli koşullar altında kamusal alanlarının nimetlerinden özgürce yararlanma hakkına sahiptir.

2. Yaya, motorlu taşıtların değil; insanların gereksinimlerine göre düzenlenmiş kent veya köylerde yaşama; günlük ihtiyaçlarını yürüyerek veya bisikletle giderebilme hakkına sahiptir.

3. Çocuklar, yaşlılar ve engelliler, kentlerin toplumsal ilişkileri kolaylaştıran, mevcut zaaflarını daha da kötüleştirmeyen yerler olmasını bekleme hakkına sahiptir.

4. Engellilerin, mimariden kaynaklanan ve hareket imkânlarını kısıtlayan unsurların kaldırılması, toplu taşıma araçlarının uygun ekipmanla donatılması gibi hareket imkânlarını azami düzeye çıkaracak tedbirleri belirleme hakları vardır.

5. Yayanın, özellikle yaya kullanımı için tasarlanmış; mümkün olduğunca geniş ölçekli, yalıtılmış “yaya bölgeleri” halinde sınırlanmamış ve kentin genel düzeniyle uyumlu bir şekilde planlanmış kentsel alanlara sahip olma hakkı vardır.

6. Yayaların aşağıdakileri beklemeye özellikle hakları vardır:

a) Motorlu taşıtların, bilim insanlarının tolere edilebilir düzeyde kabul ettikleri kimyasal emisyon ve gürültü düzeyi standartlarına uygun olması;

b) Hava veya gürültü kirliliğine neden olmayan taşıtların toplu taşıma sistemlerinin tamamında yaygın bir şekilde kullanımı;

c) Kentsel alanlarda ağaç dikimiyle “yeşil akciğerler” oluşturulması;

d) Yol ve kavşakların yeniden düzenlenmesiyle (örneğin güvenlik adalarının işin içine katılmasıyla) hız sınırlarının denetimini; böylece motorlu taşıt sürücülerinin hızlarını yaya ve bisikletlilerin güvenliğini gözetecek şekilde ayarlamaları;

e) Motorlu taşıtların uygunsuz ve tehlikeli kullanımını teşvik edici (özendirici) reklamların engellenmesi;

f) Görme ve duyma engellilerin gereksinimlerini de dikkate alan etkili bir işaretleme sistemi,

g) Yol ve kaldırımlarda araç ve yaya trafiğinin erişimini kolaylaştıracak, sırasıyla yollar ve kaldırımlarda hareket özgürlüğünü ve durma imkânlarını sağlayacak özel önlemlerin (örneğin kaymaz kaldırım yüzeyleri, kaldırım taşları ile yol arasındaki seviye farkını giderecek rampalar, trafik yüküne uygun genişlikte yollar, inşaat durumunda özel düzenlemeler, motorlu araç trafiğini gözetmek için kentsel sokak altyapısının uygun hale getirilmesi, araç parkına uygun alanlar ile yaya alt ve üst geçitlerinin sağlanması gibi) benimsenmesi;

h) Risk yaratanların ortaya çıkan risklerin mali sonuçlardan sorumlu olacağı bir risk yükümlülüğü sisteminin kurulması (1985 itibariyle Fransa’da olduğu gibi);

VII. Yaya, ulaşım araçlarının entegrasyonu aracılığıyla elde edilebilecek tam ve engelsiz hareket hakkına sahiptir. Yaya özellikle aşağıdakileri bekleme hakkına sahiptir;

a) Engelli-engelsiz tüm yurttaşların gereksinimini karşılayacak ölçüde yaygın ve donanımlı bir toplu taşıma sistemi;

b) Kentsel alanlarda bisiklet yollarının sağlanması;

c) Otopark alanlarının yayaların hareketini ve mimari eserlere erişimini engellemeyecek şekilde düzenlenmesi;

8. Her üye ülke, yaya haklarına ilişkin kapsamlı bilgilerin en uygun kanallar aracılığıyla duyurulmasını ve ilköğretimden itibaren çocukların yaya haklarını öğrenmesini güvence altına almalıdır.

Çeviri: Doç. Dr. İbrahim Alper Arısoy – Nuray Önoğlu, Çevirmen

http_com.ft.imagepublish.prod.s3.amazonaws

Kemeraltı Yayalaştırma Projesi, Eksiklikleri Giderilerek Devam Ettirilmelidir.

BASIN DUYURUSU

Yaya Derneği, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi kapsamında 15 Temmuz 2018 tarihinde başlattığı Kemeraltı Yayalaştırma Projesi’ni, 1988 tarihli Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi’nde yazılı olan yaya haklarının gündeme gelmesi ve İzmir’in tarihi kent merkezindeki önemli bir yaya alanının daha da genişleyip iyi hale getirilmesi açısından bir fırsat olarak görüp destekliyor olmakla birlikte; bu projenin, tarafımızca tespit edilen eksikliklerinin tamamlanması, yanlışlıklarının giderilmesi suretiyle daha da geliştirilip eksiksiz bir şekilde devam ettirilmesini talep etmektedir.  

Bu çerçevede,

* Kemeraltı Yayalaştırma Projesi’ne temel olduğu anlaşılan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait “İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi” raporunu inceleyip analiz ettikten,

* Uygulama ile ilgili olarak proje alanında ekipler halinde tespit ve gözlemler yaptıktan,

* Kemeraltı esnafı ve onun örgüt temsilcileriyle görüştükten ve

* İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TARKEM yetkilileriyle görüşmeler yaptıktan sonra,

15 Temmuz 2018 tarihinden bu yana uygulanmakta olan Kemeraltı Yayalaştırma Projesi’nin önümüzdeki yıllarda da sürdürülüp geliştirilebilmesi için aşağıdaki önerileri, çözüm odaklı yaklaşımımızın bir gereği olarak kamuoyu ile paylaşmak isteriz:

1. Yapılan uygulamalar gerçek ve tam bir yayalaştırma projesi haline getirilmelidir.

Yapılan uygulamanın tümü, değişik cadde ve sokaklara yerleştirilmiş 24 adet elektronik bariyerin belirli saatlerde açılıp kapanması ile ilgili olup; yaya bölgesi olarak ilan edilen alanda genel tuvaletler, aydınlatma, sağlık, esenlik ve güvenlik açısından yayaları rahatlatacak yeni bir uygulamaya rastlanmamıştır.

Alanı ziyaret edenlerin daha fazla zaman geçirmesini sağlamak için güvenli, konforlu ve temiz bir ortam sunmak gerekir. İnsanlar rahat ve güvenli hissettikleri ortamlarda daha fazla zaman geçirirler. Bu anlamda mevcut yaya bölgesinde yeniden düzenlenmiş, modern, temiz ve engellilerin yararlanabileceği tek bir genel tuvalet dahi bulunmamaktadır. Gerek güvenlik gerekse konforlu bir ortam yaratmak maksadıyla herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.

Yapılan iş, UKOME tarafından aşağı yukarı 20 yıldır alınmış olan değişik yayalaştırma kararlarının, fiilen yaya bölgesi olarak kullanılan bir alanda gecikmeli bir şekilde uygulamasından öteye gidememiştir.

1

Elektrik kesintisi nedeniyle çalışmayan Birinci Beyler girişindeki elektronik bariyer

2. Uygulamaya konulan proje, yakın çevredeki diğer yaya alanlar ile ilişkilendirilmelidir.

Proje alanının çevresinde yayalaştırılmış birçok bölge olmasına karşın, bu bölgeler Kemeraltı Yaya Alanı ile ilişkilendirilmemiştir. Ziyaretçilerin alana kolaylıkla ulaşabilmeleri için yaya geçişleri ve yaya yolları proje dâhilinde irdelenmeli ve gerekli fiziksel düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır.

Ancak bölgede yer alan yaya alanları dahi otomobillerin işgali altındadır. Bunun en somut örneği, Konak Meydanı ve çevresindeki yaya alanlarının uzunca bir süredir resmi ve özel plakalı araçların işgali altında olmasıdır.

 

9
Yaya bölgesi olmasına karşın otoparka dönüşmüş 926 Sokak

3. Proje uygulamasında taraflar arası ikna, uzlaşma, katılım ve işbirliği süreçlerine önem verilmelidir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, proje öncesinde, Kemeraltı esnafı ve onların mesleki örgütleriyle kurumsal ve bireysel ölçekte ikna ve uzlaşmaya dayalı bir katılım sürecini hayata geçirmediği, uygulamaya konulan sistemin oluşumunda esnafın ve onun meslek örgütlerinin görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerinden yararlanılmadığı belirlenmiş, o nedenle çok sayıda esnafın; özellikle de toptancı esnafın bu uygulamadan şikâyetçi olduğu anlaşılmıştır.

Proje her ne kadar doğru bir adım olsa da, önemli sayıdaki esnafın desteği alınmamıştır. Özellikle bu tür projelerde, uygulamalardan etkilenecek kişilerin desteğini almak, projenin uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği açısından oldukça önemlidir.

3
İzmir Büyükşehir Belediyesi bisikletli zabıtalarının bisikletlerle oluşturduğu bariyer

4. Proje uygulamasında Kemeraltı’nın kendine özgü bölgesel özelliklerinin dikkate alınmalıdır.

Yaya alanının belirlenmesinde, Kemeraltı’ndaki farklı ticari bölgelerin özelliklerinin dikkate alınmadığı; ayrıca, yaya bölgesine mal giriş ve çıkışlarını düzenleyen özel bir lojistik planının hazırlanmadığı ve böylesi bir planın, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce halen hazırlanmakta olan Kemeraltı Lojistik Planı ve İzmir Lojistik Ana Planı ile ilişkilendirilmediği belirlenmiştir. Bölgede yer alan lojistik faaliyetler özenle incelenmeli ve bu faaliyetlerin aksamaması için çözüm önerileri geliştirilmelidir.

4
Üçüncü Beyler Sokağın bitiminde araç parkı ile önü kapatılmış elektronik bariyer

5. Proje uygulamasında, proje alanının yakın çevresinde oluşan sorunlar dikkate alınmalıdır.

Yaya alanı dışındaki araç trafiğine açık cadde ve sokaklarda mal indirme ve bindirmek için yeterli park alanları yapılmadığı için hem bariyerlerin önü hem de çoğu cadde ve sokak park eden araçlar nedeniyle tıkanmaktadır. Bu nedenle bu noktalarda denetimler sıklaştırılmalı ve gerekli fiziksel önlemler alınmalıdır.

5
Kestelli Caddesi’ndeki bariyerin önü: Park eden araç ve bekleyen çocuk arabalı anne…

6. Yaya güvenliğini tehdit eden motosikletlerle ilgili gerekli önlemler alınmalıdır.

Yaya bölgesinde dikkate alınmayan ve önlenemeyen motosikletler yaya güvenliğini tehdit etmekte, yürüme konforunu azaltmaktadır. Bu durum bölgede şikâyetlere de konu olmaktadır. Bu nedenle bölgedeki motosikletlerin kullanımı ile ilgili yeni düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

6
Kestelli Caddesi’ndeki elektronik bariyeri üstüne park ederek açan araç…

7. Proje ile ilgili bir kriz planının hazırlanması sağlanmalıdır.

Bariyerlerin tek bir enerji kaynağına bağlı olması nedeniyle elektriğin kesik olduğu gün ve saatlerde bariyerler çalışmamaktadır. Bu ve benzer durumlara hazırlıklı olmak için bölge özelinde bir kriz yönetim planı hazırlanmalıdır.

7
919 Sokak bariyerinin önü…

8. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin proje alanındaki diğer çalışmaları, projenin başarısı açısından dikkate alınmalıdır.

Yine İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Geliştirme Projesi kapsamında yapıldığı söylenen 4,5 kilometrelik kuşaklama hattı inşaatının hem içinde bulunduğumuz günlerde hem de gelecekte bu projeye vereceği olası zararların dikkate alınması, iki proje uygulaması arasındaki ilişkileri esas alan bir uyum programının hazırlanması ve olası zararlarla ilgili olarak ayrı bir risk planının düzenlenmesi gerekmektedir.

                                                          YAYA DERNEĞİ YÖNETİM KURULU

8
921 (Azizler) Sokaktaki elektronik bariyerin önü

İnsan hakları bir bütündür; ama…

Ali Rıza Avcan

Kentte yaşayan ya da çalışan insanların kamusal alanlarındaki varlığı ve bundan kaynaklanan haklarını,  her biri kentsel yaşam kalitesinin düzeyini ortaya koyan ‘özgürlük‘, ‘sağlık‘, ‘güvenlik‘, ‘esenlik‘ ve ‘rahatlık‘ gibi farklı düzlemlerde ele alıp düzenleyen çalışma ve metinler, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde oldukça yeni bir olgudur.

Çoğumuzun bilmediği “Avrupa Yaya Hakları Bildirisi” bile 1988 yılında Avrupa Parlamentosu tarafından düzenlenmiş, bu bildirgeye aradan iki yıl geçtikten sonra İnsan Hakları Derneği‘nin 1990 tarihli “Yaya Hakları Bildirgesi” eşlik etmiştir.

Druck

Ama ne yazık ki, aradan geçen 30 yıl içinde bu hak kategorisinin ele alınıp tartışılması, bu tartışmalar çerçevesinde güncellenip geliştirilmesi dahi mümkün olmamış; akademik dünyayla hak mücadelesi yapan ulusal ve uluslararası örgütlerin gündemi diğer insan haklarıyla dolu geçmiştir.

Üstüne üstlük kötü bir çeviri ile tercüme edilip İnternette dolaştırılan 1988 tarihli “Avrupa Yaya Hakları Bildirisi“nin bu köşeli ve anlaşılmaz dili, kimse tarafından fark edilmemiş ve bu kötü dili düzeltmek amacıyla herhangi bir çalışma yapılmamıştır.

Üniversitelerde yapılan yüksek lisans ve doktora tezleriyle uzmanlık tezlerine baktığımızda ya da kütüphanelerdeki yayınları taradığımızda yaya hakları konusunda kendi dilimizde yapılmış herhangi bir çalışma ya da yayına rastlamadığımız hepimizin malûmudur.

Çünkü bazı hakların “önemli” ve “öncelikli” olduğu düşünülerek onlar öne alınıp incelenmiş, araştırılmış ve önemsenmiş; kent ya da yaya haklarına sıra gelmemiştir.

Sanırım “kent hakkı” ya da “yaya hakkı” gibi haklar “şimdilik”, diğerlerine göre gereksiz, önemsiz; belki de “soft” bulunuyor ve üzerinde inceleme ya da araştırma yapılmaya değer bulunmuyor…

Belki de bu herkesin önemseyip öncelediği haklar, hem inceleyip araştırana hem de savunana farklı bir şeyler veriyor ya da katıyor olabilir…

Oysa herkes, hakkın ve hak mücadelesinin bir bütün olduğunu; hiçbir hakkın diğerinden önemli ve öncelikli olmadığını; canlılarla, özellikle de insanlarla ilgili bütün hakların gerekli ve değerli olduğunu söylüyor ve savunuyoruz…

Ama yaya haklarının bu terk edilmiş hali ortada (!)

940311030_b8183c0c0e_bYüksek Öğretim Kurumu’nun (YÖK) web sayfasına bir girin görün ya da yakınınızdaki bir üniversite kütüphanesine giderek tüm kategorilerde yayınlara, raflara bir göz gezdirin. Neyin olduğunu ya da olmadığını net bir şekilde görüp fark edin.

İnsan hakları dokunulamaz, devredilemez, ertelenemez” ya da “insan hakları bir bütündür” diyen bütün ulusal ya da uluslararası kurum, kuruluş ve kişilerin yaptıkları çalışmaları ortaya koyan yayınlara bir bakın… Aralarında kent ya da yaya haklarına ilişkin bir şey var mı; varsa o çalışma ya da yayını en son  ne zaman yaptıklarına bir bakın… 

Ondan sonra da kendince önemli ve öncelikli gördüğü bazı insan haklarını aradan çekerek sadece onları araştıran ya da onlar adına hak savunuculuğu yapanların nasıl eksik ve yanlış bir hak mücadelesi içinde olduklarını, insan hakları mücadelesinin bütünlüğünü nasıl göz ardı ettiklerini görüp fark edin…

Güler Ertan 9. Uluslararası Fotoğraf Yarışması fotoğrafları (3)

Geçtiğimiz Salı ve Perşembe günleri paylaştığımız Büyükçekmece Belediyesi Güler Ertan 9. Uluslararası Fotoğraf Yarışması’nda ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan güzel fotoğrafları paylaşmaya devam ediyoruz.  Pazar günü keyfine keyif katması dileğiyle…

054
Sergileme – Manash Das – Hindistan – “Red Rosi
055
Sergileme / Soheil Zandazar – İran – “Crossing the intersection
056
Sergileme – Barun Rajgarai  – Hindistan – “Karam Dance
057
Sergileme – Onur Aksoy – Türkiye – “Dansçılar
058
Sergileme – Onur Aksoy – Türkiye – “Hareket
059
Sergileme – Ön Egemen – Türkiye – “Mavili dans
060
Sergileme – Tuncay Demir – Türkiye – “Rengarenk
061
Sergileme – Sema Demirkol – Türkiye – “Sal
062
Sergileme – Selma Demirkol – Türkiye
063
Sergileme – Ali Rıza İzgi – Türkiye – “Samba
064
Sergileme – Filiz Gürsu – Türkiye – “Efeler
065
Sergileme – Ersay Özkara – Türkiye – “Çiçekci kadın
066
Sergileme – Nazire Avlar – Türkiye – “The endless
067
Sergileme – Pedro Luis Ajuriaguerra Saiz – İspanya – “Niemeyer City
068
Sergileme – Derya Arıkan – Türkiye – “Hayatın içinden
069
Sergileme – Mehmet Sümer – Türkiye – “Küçük çoban
070
Sergileme – Rashad Mehdiyev – Azerbaycan – “Dance
071
Sergileme – Osman Berker Gümüş – Türkiye – “Horon
072
Sergileme – Seyed Mohammad Javad Sadri – İran – “Bowing
073
Sergileme – Sudipta Ghosh / Hindistan – “Through Birds Eye
074
Sergileme – Sudipta Ghosh – Hindistan – “Winter Morning”

Şiirler, şiirler, şiirler…

111 H
Nerelerden göçmüşüm ben
Nerelerden sızmışım
Hangi elekten hangi kalburdan
Elenmişim habersizce
İlişkilerim var pitik pitik
Evim yok arabam yok sevgilim yok
Bleh bleh bleh
Dostlarım yok yemezzadelerden
Karpuzların kavunların önünde
Korkarak bakınırım
Iııh der itelerim
Ellerini kirişli kafaların
Düş evimdir sokaklar
Orta yerinden alırsam birini
Ötekini çekinmeden
Cebime sokarım
Bir iskele bir sancak
Tüm insancı derneklerini yoklarım
Kapıda gönlümü çıkarır
Ayakkaplarını giyerim tatava’nın

Salâh Birsel, Türk Dili Dergisi 66, Mayıs/Haziran 1998

420943_10150637678382710_860517845_n

REQUIEM

Dr. Mehmet Şen’e

Boynum kıldan ince ölüme,
– Değil mi ki şol illetten iğne-ipliğe dönmüş bedenim –
Ve Ölüm ki benim bu ölümlü dünyaya gelmemle
Beraber dünyaya gelen maşallahıvar oğlum,
Ona ben analık ettim, onu ben elimde büyüttüm
Onu şu kadarcıktan bu boya ben getirdim
Yedim yedirdim, içtim içirdim, kustum kusturdum
Onu sütümle, onu kanımla, onu aklımla besledim
Nereye gittiysem, ölümüne kadar, yanımda götürdüm
Ne zaman aşkımı öpsem. ona da öptürdüm
Ben gençken o da gençti, ihtiyarım o da ihtiyar
Siperlerde omuzomuza döğüştük o diyar bu diyar
Kimi de nefsimizle barışık, bahtiyar mı bahtiyar
Şiir düzerken tüykalemim oynatırdı kıyısından,
Onu unuttuğum da oldu, ölümcül mü ölümcül bir ihmal!
Hatırladığımda ama, öyle yarım yaşadığıma bin pişman ..
0 denli unutkanlıklarım için mi şimdi bu intikam?
– Adaam sen de, bir ben miyim âlemde oğlu hayırsız çıkan!
Ki saldın bu habis Haşhaşiyûnu, ‘lan, günahı boynuna’,
Anarşist bir Urartulu ur musallat ettin boynuma!
Truva’da Tahta At güyâ, içinden uğruyorlar dışarı
Çoğaldıkça çoğalan o maraz, o haşarı hücreler
Farkındaysalar da kıyımın, tutamıyorlar zaar kendilerini
Yazık, benle koyunkoyna onlar da verecek son nefeslerini ! ..
Gel bakalım diyorum, gidiyoruz senle, namızsız oğul !
Oğul verdikçe veren o belâlıları da alayımıza katıp
Neş’eye neşideler okuya okuya, iyi sulardan aşağı
Gidiyoruz o ölümsüz Allahrahatlıkversinlere doğru . .
Sizin de içiniz rahat olsun, ey arkada kalanlar
Bundan böyle size anakarada ölüm yok ! ..

Can Yücel, Öküz 55, Aralık 1988
can-yucel-farzet-hic-ayrılmadık-min

ŞİİR AĞACI

ben bir şiir ağacıyım
yol üstüne dikilmişim
kırılmışım kesilmişim
ben bir şiir ağacıyım
bir kara sevdayı bilmişim
bir de ozan olmayı
ben bir şiir ağacıyım
ne tanrıya duacıyım
ne kızgınım kuluna

Sezai Karakoç, Düşlem, 18, Ekim 1998

Sezai Karakoç

ESKİ NİNE

Ölümün ve göçün dokunmadığı tek nesne
var mıdır
ölüm yok eder göç değiştirir
kendisi kalamaz kimse
sarp ve suskun ninelerden başka
onlar kimi zaman sırtlarında
kimi zaman sımsıkı kucak
hâlâ evin bebelerini avutmada
kimse kendi gibi kalmamıştır
o seven sevilen amca
döner birgün apansız, bırakılan kente
herkesin doğduğu evi haraç mezat
açmıştır izinsiz eski sandığı
artık başkasının olan evin avlusunda
tüccarı değildir bilemez nesi kaç para
sedef nalın, oyma kutu
fildişi tahta kehribar
tarak toka
mum bebeği kızın, armağan çıngırak, ilk elbise
(naylon girmemişti daha saf hayatımıza)
sonra görülecektir
birinin evinde mor fanussuz lâmba
ötekinde mor fanus (ah yağma)
arar lambayı fanus fanusu lamba
uzağında sahibinin
kirlenir porselen kırılır sırça
mor ipekten kenarıydı bir kırlentin
moru solmuş ipek ezilme derdinde
anılarından utanan çocuk
yaşlanınca şaşar kendine
sözcükler dizerek barışır diliyle
söyler. anlaşır

Gülten Akın, Kitap-lık 33, Yaz 1998
gultenakın13-e1446737719277-999x1024

Sosyal demokrasi faşizmi nasıl iktidara taşımıştır?

Rajani Palme Dutt

Sosyal demokrasi, faşist hareketin doğrudan iktidara çok yaklaştığı son aşamada, umutları o hayali yasal savunulara, seçimlere, “demokrasi” ve ılımlı burjuva hükümetlerine ve hatta son olarak, “daha az kötü” olan kısmi ya da neredeyse faşist diktatörlüklerin desteklenmesine bağlayarak, nihai ve belirleyici desteğini vermiş oldu.

Sosyal demokrasi, birinci olarak, işçi sınıfını ve onun mücadelesini örgütsüz kılar. Sosyal demokratlar ve sendika liderleri, işçi sınıfı saflarında, yenilgiyi kabul etmeyi öğütleyerek, mücadeleye karşı çıkarak ve işçi sınıfı mücadelesinin ortaya çıkışının kaçınılmaz olduğu yerde, mücadeleyi içeriden engelleyerek, işverenlerin ve egemen sınıfın temsilcileri gibi davranırlar.

1_0GJ1QdQpMtuy-cna3TcN2g

Bu en açık şekilde, sosyal demokrasinin grevlerdeki rolünde görülür. Bu sürece dair çarpıcı bir örnek, daha sonradan da ortaya çıktığı gibi, Almanya’yı neredeyse savaşın dışına çıkaran ve Rus Devrimi’yle birliğe götüren, Almanya’da, Ocak 1918’deki büyük harp sanayisi grevlerinde yaşandı. Sosyal demokrat liderler, Ebert, Braun ve Scheidemann, kendi yürütmelerinin kararıyla, işçilere harekete geçme komutlarına uymama çağrıları yaparak, grevin yönetimini üstlerine aldılar. Fakat grev komitesine gelmelerindeki amaç, birkaç yıl sonra kendileri tarafından da açıklandığı gibi grevi bastırmaktı. 1924’te Ebert, Ocak 1918’deki grevi yönlendirdiği üzere, ihanet suçlamasına karşı manevi tazminat davası açtı. Bu mahkemede, yürütmenin kendilerine grevi sonlandırmak amacıyla liderliği üstlenmelerini bildiren gizli bir talimat geçtiğini duyurdu. Ebert mahkemede şunları ifade etti (Times, 11 Aralık 1924):

En kötüsünün önüne geçmek için sosyalistlerden grevin kontrolünü almaları istendi. Herr Ledebour grevcilere, eğer “çoğunluk sosyalistler” Grev Komitesi’ne gelirler ise, grevin kaybedileceğini söyledi ve bu noktada (Herr Ebert) dengeyi sağlamak amacıyla dâhil oldu. … Grev Komitesi’ne grevi mümkün olan en kısa sürede bitirmek için girdiğini açıkladı.

Scheidemann da aynı mahkemede şunları ifade etti (Times, 13 Aralık 1924): “Grev bizim bilgimiz dışında gelişti. Grevin, hükümetle müzakerede bulunularak, en süratli şekilde bitirilmesi kesin amacıyla Grev Komitesi’ne dâhil olduk. Grev Komitesi’nde bize karşı çok büyük ölçüde muhalefet vardı: “Grev bastırıcılar” olarak anılıyorduk.

Tümüyle aynı süreç, 1926’nın Britanya Genel Grevi’nde, İşçi Partisi ve İşçi Sendikaları Kongresi Genel Konseyi liderliği tarafından da yürütüldü. MacDonald’a göre (Socialist Review, Haziran 1926) genel grevin sadece çağrısı yapıldı, çünkü “eğer genel grev ilan edilmemiş olsaydı, sanayi hemen hemen aynı ölçüde izinsiz grevler tarafından felce uğratılacaktı.” J. H. Thomas bilahare kapitalist Answers dergisine açıklamış olduğu gibi greve karşı olmasına rağmen, “istifa etmedim, çünkü dışına çıkmaktansa içinde kalarak çok daha iyisini yapabileceğimden emin olmuştum.” 13 Mayıs 1926’da Avam Kamarası’na açıkladığı gibi, liderliğin amacı, “kontrol sağlamaya muktedir olabilecek herkesin elinden kayan” mücadeleyi engellemekti. Genel Grev’in yenilgisinin nedenlerini araştıran muhafazakâr İçişleri Bakanı, Joynson-Hicks, başlıca nedenin “sorumlu sendika liderlerinin sendikalar üzerindeki nüfuzlarını yitirmeleri ve anayasal olan genel grevin yasadışı olduğunu kabul etme ve onu sonlandırma yolunu tutmaları” olduğunu öne sürdü (Joynson Hicks, Muhafazakâr Twickenham Derneği’ne mektup, 14 Ağustos 1926).

Aynı süreç İtalya’da, fabrikaların işgali sırasında da sergilendi. Ki burada tüm hükümet güçleri, reformist liderliğin başardığını, fabrikaların kapitalizm için yeniden restorasyonunu, kendilerinin başaramamış olacağını itiraf etmek zorunda kaldılar.

Fakat bu doğrudan grev kırıcılığı (az ya da çok boyutlarda her yıl ve hemen her ay tüm ülkelerdeki işçiler için aşina olunan örnekleri) kapitalizme bağlılığı, sınıf düşmanıyla yakın ittifakları ve militan işçilere karşı savaşı öğütleyen, işçi sınıfı cephesini örgütsüz kılmanın ve engellemenin o evrensel sürecinin yalnızca en yalın ve basit ifadesidir.

İşte ancak işçi sınıfı cephesinin çarpıcı ve tekrarlanan şekilde engellenmesi, sosyal demokrasinin söz konusu içeriden müdahalesi sonrasında ve netice olarak, işçilerin güç kaybetmesi ve cesaretlerinin kırılmasıyla faşizmin ilerlemesi için yol açılmış oldu.

Genel Grev’in ihanete uğramasını Mondizm (faşizme doğru ilk adım) takip etti ve böylesi Faşist İtalyan Basını tarafından memnuniyetle karşılandı (Mond’un açıkça faşizme olan sempatisini açıkladığı kaydedilebilir).

İtalya’da fabrikaların teslim edilmesini, hemen Bologna’da başlayan ve 1922’de faşist devletin kurulmasına değin ilerleyen faşist saldırılar takip etti.

İkinci İşçi Partisi Hükümeti’nin işçilere karşı saldırılara olan desteği, 1931’in Ulusal Hükümet seçim başarısı ve Britanya’da ciddi faşist bir hareketin ilk emareleri tarafından takip edildi.

Bruning diktatörlüğüne ve azgın saldırılarına sosyal demokrasi desteği, hemen Almanya’da faşizmin kapsamlı yükselişi tarafından takip edildi.

Bu sosyal demokrasinin başlıca yoludur ki, faşizmin iktidara yürüyüşünü, işçi sınıfı cephesini örgütsüz kılarak, grevleri kırarak, sınıf mücadelesine saldırarak, legalizmi ve kapitalizme bağlılığı öğütleyerek, tüm militan unsurları dışlayarak ve sendikaları, işçi sınıfı örgütlerini bölerek destekler.

Komünizme karşı savaş sosyal demokrasinin öncelikli meselesidir. Almanya örneği sosyal demokrasinin devrimci işçileri ezmek için militaristler ve Beyaz Muhafızlar ile olan doğrudan ittifakında ne kadar ileri gidebileceğini göstermiştir.(1) Kaldı ki komünizmle savaş sloganı faşizme ait bir slogandır. Esasen, sosyal demokrasi ve faşizm, komünizmi alt etmek noktasında burjuvazinin rakip hizmetkârlarıdır.

Savaş sonrası dönemin daha ileriki gelişimiyle beraber, sosyal demokrasi, kapitalist mekanizmanın ve kapitalist diktatörlüğün güçlenmesini destekleyerek, faşizme doğru ilerleyişe çok daha pozitif şekilde yardımcı olmaktadır. Sosyal demokrasi, kapitalist tekelleşmeyi güçlendirmek için ekonomik tedbirlerin (rasyonalizasyon, vd.) yerine getirilmesini de destekler; ağırlaştırılmış kapitalist diktatörlüğün tüm Bruning ve Roosevelt formlarını savunur ve kendisi de ağırlaştırılmış kapitalist diktatörlüğün tedbirlerini başlatmada ve yürütmede yardımcı olur. Bu 1929-31’in İkinci İşçi Partisi Hükümeti tarafından Kömür Madenleri Yasası ve Londra Trafik Tarifesi’yle, tahkim kararı marifetiyle tekstilde ücret kesintileri vergisiyle, tutuklamaları ve Sendika Yasası uyarınca yüzlerce işçiye hüküm yağdırmasıyla, lathi yönetimi ve Hindistan’da altmış bin tutuklamasıyla en açık şekilde sergilendi. Aynı şekilde Severing, İçişleri Bakanı olarak, işçilerin 1929’da, Berlin’deki 1 Mayıs yürüyüşlerine ateş açmıştı. Sosyal Demokrat Prusya Hükümeti de, von Papen tarafından görevden alındığında, savunmasında esasen benzer biçimde, “Sol’da, Sağ’dan daha çok ölümlere neden olduğu” şeklinde övünmüştü:

Prusya Hükümeti, polis istatistikleri eşliğinde, polis müdahalesinin Sol’da, Sağ’dan daha çok ölümlere neden olduğunu ve polis tedbirlerinin Sol’da, Sağ’dan daha fazla yaralıya neden olduğunu kanıtlayabilecek durumdadır.” (Braun-Severing’un Hindenburg’a görevden alınmasını protesto eden beyanı: B. Z. am Mittag, 19 Temmuz 1932).

Sosyal demokrasi, faşist hareketin doğrudan iktidara çok yaklaştığı son aşamada, faşizme karşı birleşik işçi sınıfı cephesine (faşizmin iktidara gelişini önleyebilecek tek araç) karşı çıkarak, onu yasaklayarak ve umutları o hayali yasal savunulara, seçimlere, “demokrasi” ve ılımlı burjuva hükümetlerine ve hatta son olarak, “daha az kötü” olan kısmi ya da neredeyse faşist diktatörlüklerin (Bruning, Dollfuss) desteklenmesine bağlayarak, nihai ve belirleyici desteğini vermiş oldu.

seegers_1

Stoßtrupp’a müsaade ederken Kızıl Cephe’yi yasaklayan ve dağıtan, sosyal demokrat bakan Severing’tir.

Komünizmin o kritik 1932 yılı ve 1933’ün ilk çeyreği boyunca tekrarlanan birleşik cephe için acil çağrılarını reddeden sosyal demokrasidir.

İşte bu çizgi faşizmin zaferini kaçınılmaz kılmıştır.


(1) Britanyalı İşçi Partili Başbakan MacDonald’ın açıklamasını Zinoviev’in 1924’teki mektubuyla karşılaştırınız: “Bolşevizme karşı atağa kalkmış olanlar kimlerdir? Liberaller hiçbir şeye dâhil olmadılar, Toryler hiçbir şeye… Tüm iş sendika liderleri ve İşçi Partisi liderleri tarafından yapıldı.

(Önder Kulak tarafından Sendika.Org için çevrilen bu metin, Rajani Palme Dutt’un Fascism and Social Revolution başlıklı çalışmasından kısa bir bölümdür. Bkz. Rajani Palme Dutt, Fascism and Social Revolution, London: Martin Lawrance, 1934.)

Kaynak:http://sendika62.org/2018/04/sosyal-demokrasi-fasizmi-nasil-iktidara-tasimistir-rajani-palme-dutt-486180/

Güler Ertan 9. Uluslararası Fotoğraf Yarışması fotoğrafları (2)

Geçtiğimiz Salı günü başladığımız, Büyükçekmece Belediyesi Güler Ertan 9. Uluslararası Fotoğraf Yarışması’nda ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan güzel fotoğrafları paylaşmaya devam ediyoruz.  Keyifli bir göz şöleni olması dileğiyle…

025
FIAP Mansiyon OM – Amin  Zamzam – İran – “Deep out
026
FIAP Mansiyon OM – Ali Rıza Demir – Türkiye – “Mechanics
027
FIAP Mansiyon OM – Quoc Nguyen Linh Vinh – Vietnam – “Best friend
028
Sergileme – Erdal  Türkoğlu – Türkiye – “Kuşçu
029
Sergileme – Erdal  Türkoğlu – Türkiye – “Ali Aslan
030
Sergileme – Esengül Yavuz – Türkiye – “Hamak
031
Sergileme – Esengül Yavuz – Türkiye – “Dans
032
Sergileme – Oğuz Miraç Sönmez – Türkiye – “Butterfly of Hades
033
Sergileme – Oğuz Miraç Sönmez – Türkiye – “Circles
034
Sergileme – Oğuz Miraç Sönmez /-Türkiye – “Dance
035
Sergileme – Alahattin Kanlıoğlu – Türkiye -“Sokakta dans
036
Sergileme – Can Kalaoğlu – Türkiye – “Penceredeki çocuklar
037
Sergileme – Abdurrahman Çetin – Türkiye – “İp ruloları
038
Sergileme – Kadir Tezel – Türkiye – “Sohbet
039
Sergileme – Eser Göçmez – Türkiye – “Bulgur
040
Sergileme – Emre Bostanoğlu – Türkiye – “Dua
041
Sergileme – Emre Bostanoğlu – Türkiye – “Balık çiftliği
042
Sergileme – Emre Bostanoğlu – Türkiye – “Folklor
043
Sergileme – Mehmet  Çakır – Türkiye – “Pencerede
044
Sergileme – Musa Talaşlı – Türkiye – “Sürü ve çoban
045
Sergileme – Caner Başer – Türkiye – “Oyun parkı
046
Sergileme – Cihan Karaca – Türkiye – “Camel wrestling
047
Sergileme – Hasan Hulki Muradi – Türkiye – “Tennure dansı
048
Sergileme – Fatma Salt – Türkiye – “Mavi
049
Sergileme – Saeed Arabzadeh – İran – “The darkness
050
Sergileme – Ahmet Fatih Sönmez – Türkiye – “Diyojen
051
Sergileme – Huu Hung Truong – Vietnam – “Dancers
052
Sergileme – Yasin Mortaş – Türkiye – “Dans
053
Sergileme – Ümmü Kandilcioğlu – Türkiye – “Merak

Fedakârlığı yanlış adresten istemek…

Ali Rıza Avcan

Bir kentte, yeni açılan tramvay hatlarının bulunduğu ulaşım koridorlarında diğer toplu ulaşım araçlarıyla dolmuş ve minibüsleri tümden kaldırmak…

Lastik tekerlekli toplu ulaşım aracı otobüs hatlarını kaldırmak ya da yeni yeni aktarmalara konu olacak şekilde kısaltmak; taksi dolmuşları ve minibüsleri başka hatlara aktarmak ya da onlara taksi plakası vererek toplu ulaşımdan çekilmelerini sağlamak…

Bu yöntem geçen yıl Karşıyaka tramvay hattında denendi.

Hem de halkın, İzmir Emniyet Müdürlüğü’nün, Trafik Müdürlüğü’nün, Karayolları Bölge Müdürlüğü’nün ve meslek örgütlerinin tüm itirazlarına rağmen. 

Şimdi, dava açan meslek örgütlerinin açılan davaları teker teker kazanmaları nedeniyle, Şemikler-Karşıyaka hattı minibüslerinde olduğu gibi, tramvay hattında olan eski güzergahlarına dönmeye başladılar.

Bu yöntem şimdi de deneme seferleri bitip ticari işletmeye geçen Konak tramvay hattında deneniyor. 

Yine aynı şekilde tramvay hattının bulunduğu güzergahtaki çoğu otobüs hattı ya kaldırılıyor ya da tramvayla ilişkilendirilecek şekilde kısaltılıyor. 

Bu kez yapılan operasyondan, Karşıyaka yönünden gelen otobüsler ve onların yolcuları da etkileniyor. 

002

ESHOT Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve Göztepe Spor Kulübü taraflarının gönlünü çelmek amacıyla sarı-kırmızı renkli “Otobüs Hatları Değişiyor” başlıklı 11 ayrı duyuruda özet olarak şunlar söyleniyor:

1) 802 Egekent Aktarma-Konak, 63 Evka 3 Metro-Konak, 121 Bostanlı İskele-Konak otobüsleri sabah 08.00-09.00, akşam 16.00-20.00 saatleri arasında Talatpaşa Bulvarı üzerinden Konak’a gidecek, bu saatler dışında yolcular 912 Egekent Aktarma-Alsancak Gar, 963  Evka 3 Metro-Alsancak Gar otobüsleriyle Alsancak Gar istasyonuna kadar gelecek, yolcular Alsancak Gar tramvay istasyonunu kullanarak Konak’a gidecekler.

2) 90 Gaziemir-Halkapınar Metro otobüsü yolcuları sabah 08.00-09.00, akşam 16.00-20.00 saatleri arasında Halkapınar Metro İstasyonu’na gidecek, bu saatler dışında 691 Gaziemir-Lozan Meydanı otobüsü olarak Lozan Meydanı’na kadar gelerek Halkapınar yönünde olan yolculukları için Kültürpark Atatürk Lisesi  tramvay istasyonunu kullanarak Halkapınar’a gidecekler.

3) 12 Fahrettin Altay Aktarma-Halkapınar Metro, 169 Balçova-Konak, 554 Narlıdere-Konak otobüs hatları, yolcularının tramvayı kullanmaları istenerek iptal edilmiş; sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında İnönü Caddesi’nden gidip gelmek koşuluyla 654 Narlıdere-Konak ve 669 Balçova-Konak hatları açılmıştır.

4) 202 Cumhuriyet Meydanı-Havalimanı otobüsü, bundan böyle Mustafa Kemal Sahil Bulvarı üzerinde yolcu iniş ve binişi yapmayacaktır.

5) 811 Engelliler Merkezi-Montrö otobüsü bundan böyle Mithatpaşa Caddesi üzerinden gidip gelecektir.

6) 70 Şirinyer Aktarma-Halkapınar Metro otobüs hattı, 70 Tınaztepe-Halkapınar Metro olarak düzenlenmiş olup; bu hattaki otobüsler, sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında 70 Tınaztepe-Halkapınar Metro olarak, bu saatler dışında 470 Tınaztepe-Lozan Meydanı olarak çalışacak, Halkapınar Metro’ya gitmek isteyenler Kültürpark Atatürk Lisesi tramvay istasyonunu kullanacaktır.

7) 253 Halkapınar Metro-Konak hattı 253 Halkapınar Metro 2-Konak olarak düzenlenmiş olup bu hattaki otobüsler İşçiler Caddesi-Talatpaşa Bulvarı güzergahından gidip gelecektir.

8) 251 Halkapınar Metro-Konak ve 252 Halkapınar Metro 2-Konak hatları iptal edilmiş, 951 Kahramanlar-Konak ring otobüs hattı hizmete açılmış, Halkapınar Metro’ya gitmek isteyenlerin tramvaydan yararlanması istenmiştir.

9) 80 Bozyaka-Halkapınar Metro hattındaki otobüsler, sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında hizmet verecek, bu saatler dışında 680 Bozyaka-Lozan Meydanı hattında çalışacaktır.

10) Narlıdere Şehitlik-Fahrettin Altay Aktarma hattı 551 Narlıdere-Fahrettin Altay Aktarma olarak yeniden düzenlenerek güzergahı kısaltılmıştır.

11) 255 Üçyol Metro-Halkapınar Metro ve 581 Fahrettin Altay-Halkapınar Metro hatlarındaki otobüsler, sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında Halkapınar Metro istasyonuna kadar gidecek, bu saatler dışında 655 Üçyol Metro-Lozan Meydanı ve 681 Fahrettin Altay-Lozan Meydanı olarak çalışacaktır.

001

Görüldüğü gibi Çiğli’den, Karşıyaka’dan, Bornova’dan, Buca’dan, Gaziemir’den, Balçova’dan ve Narlıdere’den; özet olarak kentin çeperlerinden merkezine gelen birçok otobüs hattı ya kaldırılarak ya da kısaltılarak yolcuların tramvaya binmesi adeta bir zorunluluk haline getirilmiştir.

Böylelikle kentin çevresinden merkezine gelmek isteyenlerin Alsancak Gar, Lozan Meydanı ve Fahrettin Altay gibi duraklarda yeni aktarmalar yaparak yolculuklarının daha da zorlaştırılması sağlanmıştır.

Peki böylesi bir operasyon durduk yerde niye yapılıyor? 

Bu konu ile ilgili birinci soru şu: Kent merkezinde diğer araçlarla birlikte aynı güzergahı kullanacak tramvayın otobüslerden ortadan kaldırılması suretiyle rahatlatılmış bir güzergahta daha kolay hareket edebilmesi için mi?

Yanıtı ise; evet, amaçlanan şeylerden biri bu. Aynı güzergahta diğer özel araç ve otobüslerle birlikte aynı hattı kullanan tramvayın, öngörülen süre içinde hareket edebilmesi, önünde ya da arkasında hareketini engelleyecek bir otobüs, taksi dolmuş ya da minibüsün yer almaması için.

Bu konu ile ilgili ikinci soru ise şu: Bütün bu operasyonlar, tramvay işletme masrafının daha az olması amacıyla tramvaya daha fazla yolcunun binmesi sağlamak için mi?

Bu sorunun yanıtı olarak, “evet, ona da evet” diyebiliriz. Çünkü gerek Karşıyaka gerekse Konak tramvay hatlarının fizibilite raporlarıyla çevre etki değerlendirme (ÇED) raporlarının düzenlenmesi sırasında tramvaya kaç kişinin binebileceğini gösteren yolcu talep kestirimleri şu ana kadar yapılmamış durumda. O nedenle de tramvay işletmelerinin işletme masraflarını karşılayıp kara geçebilmesi için tramvaylara kaç kişinin binmesi gerektiği bilinmiyor. Ama ne kadar fazla yolcu binerse kişi başına taşıma maliyetinin daha da düşeceği herkesin bildiği bir şey. İşte o nedenle, tramvaya rakip olabilecek bütün toplu ulaşım seçenekleri ortadan kaldırılıp tramvay tek seçenek haline getiriliyor. Böylelikle tramvay hattındaki herkesin tramvaya binmesi sağlanmış, bir anlamda zorlanmış oluyor. Bu nedenle otobüsler, taksi dolmuşlar ve minibüsler kaldırılıyor, yok ediliyor.

Bu durumun yaratılan haksız rekabet ortamı açısından ne ölçüde doğru, hukuki, ahlaki ve geçerli bir yöntem olduğu, önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak hukuki süreçlerle çözümlenecekmiş gibi gözüküyor.

Ama bütün bu operasyonlar sırasında son derece önemli bir şey unutuluyor, unutturuluyor ya da bilerek gözden kaçırılıyor.

Tramvayların kent merkezinde daha rahat, daha hızlı, daha seri hareket edebilmesi için toplu ulaşım aracı olan otobüsler, taksi dolmuşlar ve minibüsler ortadan kaldırılırken ya da başka yerlere kaydırılırken trafik içinde asıl sayısal çoğunluğu oluşturan özel araçlar niye unutuluyor, niye onlar göz ardı ediliyor? Kent merkezine girişi yasaklanmış ya da kısıtlanmış özel araç sahiplerinin de tramvay yolcusu olabileceği niye dikkate alınmıyor? Özel araç sahiplerinin de tramvay yolcusu olabileceği niye unutuluyor? 

Yoksa bu konuda hukuki, adil, ahlaki ve insaflı olmayan bir tercih hakkının kullanılması mı söz konusu?

karikatürü-bile-var

Kent merkezindeki tramvay hattının daha hızlı, daha seri ve daha rahat bir şekilde daha fazla yolcuya hizmet vermesi hedeflenirken, tramvayın trafik içinde daha hareket edebilmesini sağlayacak ortamın yaratılmasında niye özel araçlar değil de sadece ve sadece dar gelirli işçi ve emekçilerle emekli, yoksul ve gençlerin tercih ettiği toplu ulaşım araçları; otobüsler, dolmuşlar ve minibüsler gündeme getiriliyor?

Sahi, otobüs, taksi dolmuş ve minibüs yolcularının fedakârlık yapması istenirken bu fedakarlık özel araç sahiplerinden niye istenmiyor? 

Neden ya da niye?