Asuman Doğan’dan İzmir, Kemeraltı ve Tilkilik Görünümleri…

Asuman Doğan, Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Resim Bölümü Heykel Anasanat Dalı’ndan 1987 yılında mezun olmuş, daha çok suluboya tablolarıyla tanınmış bir ressam. Ben onu ilk kez Kemeraltı konulu tablolarıyla tanıdım. Tanıdıktan sonra da eski ev ve sokakları, panoramik kasaba görünümlerini kendine konu seçtiğini, zaman zaman doğadan görünümleri kapsayan pastoral tablolar ve natürmortlar yaptığını da öğrendim.

Asuman Doğan kendisi gibi ressam olan eşi Atanur Doğan ile birlikte 1993 yılında Kanada’ya göç etmekle birlikte ülkemizle ilişkilerini devam ettirmektedir. Nitekim bu çerçevede eşi ile birlikte 2004 yılında 22 farklı ülkeden toplam 285 sanatçının katılımıyla gerçekleşen “Sanat Yoluyla Barış (Peace Through Art) Çeşme Resim Festivali’ni organize etmişler. 

Ben bugün kendisinin İzmir, Kemeraltı ve Tilkilik’le ilgili güzel suluboya tablolarını sizinle paylaşmak istiyorum. Hepinize keyifli izlemeler dileğiyle…

soaresim-1
Asuman & Atanur Doğan
a-day-in-tilkilik
Tilkilik’te Bir Gün
asuman-dogan-002
Kemeraltı, İzmir
fall-in-izmir
İzmir’e İnmek
izmir-tilkilikteki-caddeden-gorunum
İzmir Tilkilik’teki Caddeden Görünüm
izmir-hisar-girisi
Hisar’a Giriş
izmir-kemeralti
İzmir, Kemeraltı
izmirde-cadde-1
İzmir’de Cadde 1
izmirde-cadde-2
İzmir’de Cadde 2
izmirde-cadde-3
İzmir’de Cadde 3
izmirde-cingoz-sokagi
İzmir’de Cingöz Sokağı
izmirde-kemeralti-1
İzmir’de Kemeraltı 1
izmirde-kemeralti
İzmir’de Kemeraltı 2
izmirde-pazar-yeri
İzmir’de Pazar Yeri
kemeralti-cadde-gorunumu
Kemeraltı’nda Cadde Görünümü
kemeralti-pazar-caddesi
Kemeraltı Pazar Caddesi

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 9

İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘ başlıklı yazı dizimizin bugünkü bölümünde yönetişim zihniyetinin yereldeki temsilcisi olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çok ortaklı TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi’ne ortak olmasını ve bunun olumsuz bir sonucu olarak şirketin yakın zamanda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) üzerinden kayyuma devredilmiş olması nedeniyle ortaya çıkan kamu zararının ‘kamu yararı’ ilkesiyle bağlantısını inceleyip tartışacağız.

TARKEM – Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi’nin 26 Kasım 2012 tarihindeki ilk kuruluşunda 20.000.-TL’lık payla ortak olan İzmir Büyükşehir Belediyesi Egeşehir Planlama A.Ş.’ne ait % 0,86 oranındaki pay, şirketin taahhüt edilmiş 2.320.000.-TL’lık sermayesinin yetersizliği nedeniyle devamlı olarak yeni ortaklar ve yeni sermaye payları aranmıştır. Örneğin Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) şirkete ortak olması istenmiş ancak sonuç alınmamıştır.

cxinz_3wgaavz6a

Sonuçta 2016 yılında şirketin sermayesi 10.000.000.- TL’sına çıkarılırken İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 20.000.-TL’lık paya karşılık olan % 0,86 oranın hissesi 3.000.000.-TL’lık paya karşılık olan % 30 oranına çıkarılmış, buna ilave olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun eşi Türkegül Kocaoğlu’nun % 0,86 oranındaki hissesinin karşılığı olan 86.207.-TL’lık sermaye payı ile şirkete ortak olması sağlanmıştır. Böylelikle, hem geriye kalan 114 ortağın 3 yıldır bir türlü bir araya getiremediği  önce 2.320.000.-TL’lık, daha sonra 10.000.000.-TL’lık sermayenin % 30’luk kısmının kamu kaynaklarından sağlanması garanti edilmiş hem de şirkete İzmir Büyükşehir Belediye Başkanının eşinin ortak olması sağlanarak itibar kazandırılması sağlanmıştır.

2016 yılı başında hayata geçirilen bu hamle ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait olup devamlı zarar eden İzbeton A.Ş., Grand Plaza A.Ş., Ünibel A.Ş., İzelman A.Ş., İzdeniz A.Ş., İzulaş A.Ş., Metro A.Ş:, Ege Şehir Planlaması A.Ş., İzfaş A.Ş., İzbelkom A.Ş. ve İzenerji A.Ş. gibi şirketlere sermayesine % 30 oranında ortak olunan ve kurulduğu tarihten bu yana zarar eden TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret A.Ş. de katılmıştır.

Bunun dışında şirketin kuruluş aşamasında ortak olmayan Konak Belediyesi’ne ait İzbel Limited Şirketi’nin de 86.207.-TL’lık sermaye taahhüdü üzerinden % 0,86 oranında ortak olması; böylelikle Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinden sorumlu ilçe belediyesinin de şirkete katılması sağlanmıştır.

TARKEM’in 2016 yılı sonunda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmesi ve ardından yönetimine kayyum atanması aşamasında işten el çektirilen yönetim kadrosuna bakıldığında da gerek yönetim kurulunda gerekse koordinasyon ve yürütme kurulunda yetkilendirilmiş bir İzmir Büyükşehir Belediyesi görevlisinin yer almadığı, yürütme kurulu içinde Muzaffer Tunçağ ismine rastlansa da kendisinin Urla ve İzmir Büyükşehir belediyesi meclislerinin üyesi olması dışında İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni temsil etme, onun adına hareket etme yetkisine sahip olmadığı görülmektedir.

Şimdi bu durumda, TARKEM A.Ş. 2016 yılı sonunda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilip yönetimi de yine fon eliyle kayyuma devredildiğine göre kamu kaynaklarından; daha doğrusu bizlerin ödediği vergilerle oluşan belediye bütçesinden alınıp sözkonusu şirkete verilen 3.000.000.-TL’lık sermaye taahhüdünün ve bunun ödenen 741.894.-TL’lık kısmının akıbetini sormak, bu paranın bundan sonra kime ait olduğunu araştırmamız, bu durumun bir kamu zararı olup olmadığını ve ‘İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nin önemli bir ortağı olan TARKEM A.Ş.’nin TMSF ve kayyumlar tarafından teslim alınmış olması nedeniyle bu yeni durum karşısında İzmir-Tarih Projesi’nin akıbetini de tartışmamız gerektiğini düşünüyoruz.

tarkemde-kayyum-duzeltmesi_7272_dhaphoto4

Öte yandan sözkonusu şirket bir Kanun Hükmünde Kararname ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilip yönetimi de aynı fon tarafından kayyuma verildiği halde TARKEM’e ait güncel Twitter hesabında çeşitli kamu yöneticilerini ziyaret ederek TARKEM’i ve İzmir Tarih Projesi’ni tanıtan eski yöneticilerinin ‘başkan‘ ya da ‘başkan vekili‘ olarak tanımlanmalarının da ne anlama geldiğini çözmüş değiliz.

Devam Edecek…

İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi – 1

Ali Rıza Avcan

Kısa adı İzmir-Deniz olan ‘İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘ İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir proje…

Bu proje ile ilgili ilk bilgilere İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) 2012 yılı Ekim ayında yayınladığı ‘İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi Tasarım Stratejisi Raporu‘nu okuyarak ulaşabiliyorsunuz.

Bu rapor, 31 Mayıs 2011 tarihinde yapılan İzmir Tasarım Forumu’nda gündeme gelen, İzmir kentine yönelik tasarım sürecine kavramsal bir çerçeve oluşturmak amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi Etüd ve Projeler Daire Başkanlığı’na bağlı Kentsel Tasarım ve Kent Estetiği Şube Müdürlüğü tarafından Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin başkanlığında hazırlanmış.

Rapor metnini dikkatli bir şekilde incelediğimizde ise Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından hazırlandığı anlaşılan kuramsal çerçevenin şu şekilde ifade edildiği görülmekte:

1. İzmirliler’in yaşam kalitesini güçlendirmeyi amaçlayan ve çoğu yayın organında “İzmirlilerin Projesi” olarak tanıtılan bu proje, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yasaların kendisine “verdiği olanaklar çerçevesinde yüksek kalitede katılıma olanak veren bir yönetişimi gerçekleştirme” çabası çerçevesinde; 24 Ekim 2009 tarihli Kültür Çalıştayı ve 31 Mayıs 2011 tarihli İzmir Tasarım Forumu çerçevesinde hazırlanmıştır.

2. İzmir’in bir tasarım ve inovasyon kenti olma vizyonu çerçevesinde hazırlanan bu proje, İzmir’le ilgili projelerin siyasetçilerin emrivakileriyle değil, bizzat İzmirliler tarafından geliştirilmesi düşüncesine; daha doğrusu, “halka dayalı belediyecilik anlayışının bir sonucu” olarak hazırlanmıştır.

bayrakli-sahili-duzenlemesi-23ae4f8d-3edf-45ab-ba72-c100dbf180f1_f

İzmirli’nin denizden daha fazla yararlanması amacıyla hazırlanan proje tasarımına göre İzmir iç körfezinin kenarında yer alan Mavişehir-Yenikale arasındaki 40 kilometrelik kıyı şeridi önce kendi içinde 11 alt kıyı bölgesine, daha sonra da 1) Mavişehir-Alaybey Tersanesi, 2) Turan-Alsancak Limanı, 3) Alsancak Limanı-Konak Köprülü Kavşağı, 4) Konak Köprülü Kavşağı-İnciraltı Kent Ormanı şeklinde dört bölgeye ayrılmıştır. Bu dört bölge içinde yer alan 11 alt bölge sırasıyla şu şekilde sıralanabilir:

1. Mavişehir-Bostanlı İskelesi, 2. Bostanlı İskelesi-Karşıyaka İskelesi, 3. Karşıyaka İskelesi-Alaybey Tersanesi, 4. Alaybey Tersanesi-Turan Köprülü Kavşağı, 5. Turan Köprülü Kavşağı-Liman, 6. Liman-Cumhuriyet Meydanı, 7. Cumhuriyet Meydanı-Konak Pier, 8. Konak Pier-Konak Köprülü Kavşağı, 9. Konak Köprülü Kavşağı-Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi, 10. Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi-Üçkuyular İskelesi, 11. Üçkuyular İskelesi-Yenikale.

Ayrıca Kadifekale, Cicipark, Susuzdede, Ekrem Akurgal Yaşam Parkı, Şato, Asansör, Teleferik, Karşıyaka Emek Mahallesi’ndeki günübirlik rekreasyon alanı, Belkahve ve Homeros Vadisi kent terası olarak düzenlenebilecek şekilde projeye dahil edilmiştir.

İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nin dört ayrı bölgesinden sorumlu olan proje ekibi şu şekilde belirlenmiş:

Proje Başlangıç Ekibi: Aziz Kocaoğlu (Belediye Başkanı), Prof. Dr. İlhan Tekeli (Şehir Plancısı), Doç. Dr. Serhan Ada (Bilgi Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı), Ali Süha Sabuktay (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı), Nevzat Sayın (Mimar, NSMH), Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi), Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık), Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu (Yaşar Üniversitesi), Prof. Dr. Sezai Göksu (Dokuz Eylül Üniversitesi), Han Tümertekin (Mimar, Han Tümertekin Proje), Prof. Dr. H. Murat Günaydın (İTÜ),

Proje Danışmanları: Aziz Kocaoğlu (Belediye Başkanı), Ali Süha Sabuktay (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı), Mehmet Ural (Belediye Başkan Danışmanı),

Proje Koordinatörü: Prof. Dr. İlhan Tekeli (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı),

Proje Grup Koordinatörleri: Mehmet Kütükçüoğlu (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi), Nevzat Sayın (Mimar, NSMH), Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık), Doç. Dr. Serhan Ada (Bilgi Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı),

Proje İletişim Koordinatörü: Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu (Yaşar Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı),

4 ayrı bölgenin kendi içindeki görev dağılımı ise şu şekilde belirlenmiş:

13250_20150328110804_bostanli2

1) Mavişehir-Karşıyaka-Alaybey Bölgesi

Proje Grup Koordinatörü: Mehmet Kütükçüoğlu (Y.Mimar, Teğet Mimarlık),

Proje Tasarım Ekibi: Evren Başbuğ (Y. Mimar, Steb), Umut Başbuğ (Mimar, Steb), Hüseyin Komşuoğlu (Mimar, Steb), Can Kaya (Y. Mimar, Kıyıda), Tuba Çakıroğlu Özerim (Mimar, Kıyıda), Erdem Yıldırım (Y. Mimar, Kıyıda), Meriç Kara (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Meriç Kara Tasarım), Ebru Bingöl (Peyzaj Mimarı, Kentsel Tasarım Uzmanı, İYTE), Korhan Şişman (İç Mimar, Aydınlatma Uzmanı, Planlux), Elif Ayalp (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Planlux), Hande Ciğerli (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Caner Bilgin (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Ramazan Avcı (Mimar, SCRA), Seden Cinasal Avcı (Mimar, SCRA), Düşra Korkmaz (Mimar, TH&İDİL), Özlem Arvas (Mimar), Nedim Can Karyaldız (Mimar), Sinan Demirel (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), İklim Topaloğlu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), Beyza Karasu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), Sümeyye Komşuoğlu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb),

Danışmanlar: Ersin Pöğün (Mimar), Vedat Tokyay (Mimar), Yusuf Okçuoğlu (Kent Plancısı, Ulaşım Uzmanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi), Güven İncirlioğlu (Y. Mimar, Sanatçı, XURBAN), Özcan Kaygısız (Mimar, Steb), Ömer Ünal (Mimar, Nurus),

Mühendisler: Cemal Çoşak (Y. İnşaat Mühendisi, Methal Mühendislik), Levent Ünal (Elektrik Mühendisi, Levay Enerji), Mustafa Boz, Salih Emre Damar, Önder Demirdöven, (Makine Mühendisi, Atasan Mühendislik), Bülent Örün, Mustafa Şahin.

2) Alaybey-Bayraklı-Alsancak Bölgesi

Koordinatör: Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi)

Proje Ekibi: Metin Kılıç (Mimar), Dürrin Süer (Mimar), Merih Feza Yıldırım (Mimar), Serdar Uslubaş (Mimar), Deniz Güner (Mimar), Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu (Şehir Plancısı, İYTE, Belediye Başkan Danışmanı), Hamidreza Yazdani (Şehir Plancısı), Özlem Perşembe (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Can Aysan (Endüstri Ürünleri Tasarımı), İpek Kaştaş (Peyzaj Mimarı), Gökdeniz Neşer (Gemi Teknolojisi, Gemi Mühendisliği), Prof. Dr. Adnan Kaplan (Peyzaj Danışmanı, Ege Üniversitesi), 

Peyzaj Danışmanı Yardımcıları: Damla Duru (Mimar), Alican Helvacıoğlu (Mimar), Duygu Görgün (Mimar), Betül Çavdar (Peyzaj Mimarlığı Öğrencisi), Onur Bayazıt (Mimarlık Öğrencisi), Mehmet Yılmaz (Mimarlık Öğrencisi), Caner Soyer (Mimarlık Öğrencisi), Burak Bakö (Mimar), Erdem Bakırbek (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Deniz Özgür (Endüstri Ürünleri Tasarımı), İrem İnce (Şehir Plancısı), İdil Hasanköyoğlu (Şehir Plancısı), Erdal Gümüş.

ruya

3) Konak-Alsancak Bölgesi

Koordinatör: Nevzat Sayın (Mimar, NSMH),

Proje Yürütücüsü: Boğaçhan Dündaralp (Mimar, DDRLP),

Proje Ekibi: Boğaçhan Dündaralp (Mimar, DDRLP), Berna Dündaralp (Mimar, DDRLP), Lale Ceylan (Mimar), H. Cenk Dereli (Mimar, Nobon), Sedef Tunçağ (Mimar), Elif Pekin (Mimar, PAO Mimarlık), Nizami Karimov (Mimar), Narin Temel (Mimar), Arzu Nuhoğlu (Peyzaj Mimarı, Arzu Nuhoğlu), Belma Şahiner (Peyzaj Mimarı, Arzu Nuhoğlu), Zeynep Pak (Peyzaj Mimarı, TakeNot), Yrd. Doç. Dr. Mine Ovacık Dörtbaş (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Yaşar Üniversitesi), Ezgi Yelekoğlu (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Ezgi Yelekoğlu), Murat Barışcan (İnşaat Mühendisi, Barma Mühendislik), Savaş Eyit (İnşaat Mühendisi, Barma Mühendislik), Namık Onmuş (Elektrik Mühendisi, Onmuş Elektrik), Taner Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Burcu Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Hakan Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Tunç Gökçe (Marina Danışmanı, Artı Proje), Prof. Adnan Kaplan (Peyzaj Danışmanı, Ege Üniversitesi), Yusuf Okçuoğlu (Ulaşım Danışmanı, Şehir Plancısı, İzmir Büyükşehir Belediyesi).

4) Konak-İnciraltı Bölgesi

Koordinatör: Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık),

Proje Ekibi: Seçkin Kutucu (Mimar), Ebru Yılmaz (Mimar), Ferhat Hacıalibeyoğlu (Mimar), Deniz Dokgöz (Mimar), Orhan Ersan (Mimar), Yrd. Doç. Dr. Ufuk Ersoy (Mimar, İYTE), M. Serhat Akbay (Mimar), Clarissa Ersoy (Mimar, İYTE Öğretim Görevlisi), Özlem Perşembe (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Can Aysan (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Deniz Özgür (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Erdem Batırbek (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Arzu Nuhoğlu (Peyzaj Mimarlığı, Arzu Nuhoğlu), Nuran Mercan Altun (Peyzaj Mimarlığı), Cemal Onur Alpay (Peyzaj Mimarlığı), Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu (Şehir Plancısı, İYTE, Belediye Başkan Danışmanı), Hamidreza Yezdani (Şehir Plancısı), Gökdeniz Neşer (Deniz Teknolojisi, Gemi Mühendisliği).

Mimari Tasarım Yardımcıları: Turgut Şakiroğlu, Pelin Aykutlar, Işılay Sheridan, Volkan Ayvalı, Mert Gültekin, Berk Ekici, S. Müge Halıcı, Derya Güngör, Ozan Tuğsan Altuğ, Gülcan Afacan, Volkan Barbaros, Serra Çakır, Bora Örgülü, Aslı Duru Meriç, Zeynep Burçoğlu, Burcu Köken, Ece Uyar, Fatma Gençdoğuş, Şebnem Çakaloğulları, Melis Varkal, Tuğba Doğu, Azize Andıç,

İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nde çalışacağı belirtilen toplam proje ekibinin proje grup koordinatörü, proje koordinatörü, proje iletişim koordinatörü, koordinatör, proje yürütücüsü, mimari tasarım, mimari tasarım yardımcıları, endüstri ürünleri tasarımı, peyzaj tasarımı, makine mühendisi, elektrik mühendisi, inşaat mühendisi ulaşım danışmanı, şehir plancısı, deniz teknolojisi, danışman uzmanı, stajyer öğrenci ve öğrenci olmak üzere toplam 124 kişiden oluştuğu anlaşılmaktadır.

Ancak proje konusu İzmirlilerin denizle ilişkisini daha da güçlendirmek; yani kentsel boyuttaki deniz/su-insan ilişkisinin ele alınıp bunu mekan tasarımı üzerinden arttırmak olmakla birlikte çeşitli üniversitelerde ve çeşitli firmalarda firma sahibi, ortak ya da personel olarak çalışan mühendislerden, mimarlardan, tasarımcılardan, şehir plancılarından oluşan proje ekibine hem disiplinlerarası çalışma anlayışının gereği olarak hem de projenin odağında insan ve onun kıyı mekanına yönelik tutum-davranışları olmasına karşın ‘insan‘ı ve onun bir araya gelişiyle oluşan ‘grup‘ ve ‘toplulukları‘ kendine konu alan sosyal bilimlerden gelen akademisyenlerin, uzmanların, danışmanların; örneğin sosyoloji, psikoloji, coğrafya, işletme ve iletişim gibi sosyal bilimler alanından gelenlerin dahil edilmediği, tüm projenin tümüyle bir mühendislik-mimarlık-tasarım projesi olarak ele alındığı kolaylıkla görülebilir. 

Devam Edecek…

 

Başarısız Bir Proje: Kent Konseyleri – 3

Yazı dizimizin son bölümünde ülkemizdeki ve İzmir’deki kent konseylerinin, görevli oldukları alandaki halkı ve onun demokratik, sivil, mesleki örgütlerini kucaklayamadığını ifade ederek bu sorunun ilk nedeninin gerek belediye gerekse kent konseyi yönetiminin “küçük olsun ama benim olsun” şeklinde ifade edilebilecek zihniyeti olduğunu ifade etmeye çalışmıştım.

Bugün ise bu sorunun siyasetle ilgili yönlerini ortaya koyup kent konseylerinin siyaset kurumu karşısındaki konumunu tartışmaya çalışacağım.

karikatur-021

Kent Konseylerinin ‘Siyaset İçre Siyasetten Uzak‘ Halleri…

Evet, kent konseyleri; özellikle de başkan ve yöneticilerinin siyaset karşısındaki tavırları siyasetten uzak oldukları iddiasıyla yaptıkları karmaşık, anlaşılmaz siyasetlerle doludur. Bu durum onların açıkça ‘siyaset içre siyasetten uzak‘ hallerini yansıtmaktadır… 

Tabii ki ‘siyaset‘ derken daha çok ait olunan belediyenin ya da belediye başkanının bağlı olduğu siyasi parti üzerinden şekillenen antidemokratik bir tavırdan söz ediyorum. Belediye başkanı CHP’li ise CHP’ye, AKP’li ise AKP’ye bağlılık şeklinde ortaya çıkan, belediye denetimli bir tutum bu!

Oysa, 1970’li, 80’li yıllarda temsili demokrasinin yetersizliklerini dikkate alan toplumcu belediyecilik anlayışının ‘kent senatosu‘, ‘kent meclisi‘, ‘halk meclisi‘ gibi değişik isimlerle geliştirdiği, mevcut belediye başkanı ve meclislerine alternatif bir yapı olarak ortaya çıkan, daha sonra dışarıdfan ithal ‘yönetişim zihniyeti‘ çerçevesinde Yerel Gündem’21 ve kent konseyi adıyla ‘liberalleşen’ bu yapıların asıl iddiası, belediye yönetiminin bağlı olduğu siyasi parti üzerinden ‘hiyerarşik‘ bir bağlılık değil; tüm siyasi partilere mümkün olduğu kadar eşit mesafede durarak tüm belde halkını kucaklamak, hangi partiden olursa olsun tüm hemşehrilerin bir araya geldiği bir ortaklık yaratmaktır.

O nedenle, kent konseyinin katılımcı ve yöneticileri ayrı ayrı siyasi görüşlerden, partilerden geliyor olsalar da ürettikleri politika ve stratejiler, gerçekleştirdikleri uygulamalar itibariyle her görüş, düşünce, ideoloji ve partiden insanı bir araya getirerek ve bu kolektif bir araya gelişlerin sinerjisini değerlendirerek kentle ilgili konu ve sorunlara yönelik işbirliği ağları oluşturmaları gerekmektedir. 

Bu anlamda, değişik görüş, düşünce, ideoloji ve partilerden gelen kurum ve insanların bir birlik oluşturamadıkları ve bu beraberlik üzerinden kendilerini ifade edemedikleri, bir toplumsal güç olarak kendilerini kent halkına kabul ettiremedikleri sürece bu doğrultuda iyi niyetli, samimi çabalarla yapacakları her girişim ve çabanın da başarıya ulaşması ve sürdürülmesi mümkün olmayacaktır.

Oysa farkındaysanız çoğu kent konseyinde, yasal olarak mümkün olmakla birlikte kent konseylerinin siyaset kurumunu ‘tu kaka’ yapan yanlış tutumu nedeniyle parlamentoya ve belediye meclislerine giren ya da giremeyen değişik siyasal partilerin temsilcileri kent konseyleri düzleminde bir araya gelememekte, parlamentoda ve belediye meclislerindeki beraberliklerini kent konseylerinde sürdürememektedir. 

Oysa bu durum, özellikle parlamentoya ya da belediye meclislerine giremeyen oy oranı düşük küçük siyasi partiler açısından antidemokratik bir yaklaşım ve vahim bir davranıştır.

Kent konseylerine ve yönetimlerine siyasi partilerden gelecek temsilcilerin de katılmasına yönelik her öneri, ülkemizdeki siyasi partilerin ürettiği siyasetin olumsuzlukları teker teker sayılarak ısrarlı bir şekilde reddedilmektedir. Nitekim bu durum, yönerge taslağını hazırladığım İzmir Kent Konseyi yönetimi için de geçerli olmuş, yürütme kurulunda siyasi parti temsilcilerinin de bulunmasına yönelik önerime, siyasi partilerin yürütme kurullarındaki varlığının sakıncalarını anlatılarak karşı çıkılmış, siyasi partilerin zaten kent konseylerine ilgi göstermediklerini, katılmadıklarını ifade edilerek mevcut yanlışlık, yetersizlikler üzerinden kanıtlar geliştirilmeye çalışılmıştır.

Kent konseylerinin siyasi partiler ve onların temsilcileri karşısındaki bu ikiyüzlü tavrı en iyi şekilde İzmir Kent Konseyi ve Kadın Meclisi çalışma yönergelerinde görebiliriz: Yönergelerin hiçbir yasal dayanağı olmayan hükümlerine göre siyasi partilerin yönetici olan temsilcilerinin seçim divanında yer alması mümkün değildir. Bu antidemokratik madde hükmü uygulamada öyle bir hassasiyetle takip edilmektedir ki; geçtiğimiz yıl yapılan kadın meclisi genel kurulunda CHP il yönetiminden bir yöneticinin seçim divanında görev yapmış olması nedeniyle bu divanın gerçekleştirdiği seçimler İzmir Büyükşehir Belediyesi Başhukuk Müşavirliği’nin verdiği yanlış bir mütalaa nedeniyle neredeyse  iptal edilecekti. 

Oysa gerçek bu mudur? Siyasi partiler ve onların siyasetleri kent konseylerinin diğer katılımcılarından farklı olarak kent konseylerine davet edilmeyecek kadar kötü ve sakıncalı mıdır? Siyasi partiler ve onların temsilcileri uzak durulması gereken kurum ve insanlar mıdır? Yoksa bazı partilerin kent konseyi genel kurulu ile yürütme kurulunda bulunması değişik açılardan sakıncalı mıdır?

Diğer yandan gelmesi, katılması istenmeyen bu siyasi partiler gerçekten kent konseylerine ilgisiz midirler, kent konseylerinin karar ve uygulama süreçlerine uzak durup katılmamakta mıdırlar?

Aslında durumun hiç de böyle olmadığını, yolu bir şekilde kent konseylerine düşmüş herkes bilir…

ozgurluk-002

Kent konseyleri her şeyden önce belediye başkanının kendi siyaseti ile bağlı olduğu partinin siyasetine, ardından da yöneticilerinin siyasal tercihlerine ve bağlı oldukların partiler üzerinden şekillendirmek istedikleri siyasi kariyer planlarına bağlıdır…

Öncelikle belediye başkanı kendi siyasetinin egemen olmasını ister, bunun için gerekli müdahalelerde bulunur… Bunu, İzmir’de gördüğümüz gibi kent konseyi başkan adaylarını bizzat kendisi belirleyip ikna etmeye çalışarak yapar… Bunu gerçekleştiremediği takdirde de bürokratları ya da diğer yerel siyasetçiler eliyle yapmak zorunda kalır…

Seçilecek ya da seçilen kent konseyi başkanı kendisine biat ettiğinde sorun yoktur… O andan itibaren kent konseyi başkanına bir belediye yöneticisi gözüyle bakar. Onun, kendisine verdiği görevleri yapmasını bekler sadece… Yaptığı takdirde görevinde kalır ve yoluna devam eder. Yapamadığı takdirde ilk fırsatta değiştirmenin, uzaklaştırmanın yolları aranır, en azından itibarsızlaştırılır… Bu anlamda, seçilip görev yapan kent konseyi başkanı ve yöneticilerinin hiçbir şekilde belediye başkanının siyasetinden ayrı bir siyaset izlemesine izin verilmez; böyle bir şey olduğu takdirde her türlü ilişkinin ve yardımın önü anında kesilir.

Buradaki amaç, kent konseyi yöneticilerinin belediye başkanının kendisi için çizdiği kariyer planına uyumlu, yolu onunla çakışmayan, ona katkıda bulunan siyasi bir ikbale sahip olmasıdır.Bu mümkün olduğunca kent konseyi başkanı ve yöneticilerinin önümüzdeki seçimlerde belediye meclisi üyesi, belediye başkanı; hatta milletvekili olmasına izin verilir, kendilerine bu doğrultuda destek verilip yardımcı olunur. Önemli olan öne ya da arkaya geçmek değil, nerede olursa olsun bağlı kalıp işe yaramaktır…

Kent konseyi başkanı ve yöneticilerinin siyasetle ilişkisinde ortaya çıkan diğer bir durum da, kendi gelecekleri için aralarında oluşturdukları gönüllü birlikteliklerle birbirlerine sahip çıkmaları, birbirlerinin ayağına basmadıkça birbirlerini allayıp pullamaları, bir çıkar grubu olarak kendi reklam ve PR’larını yapmalarıdır.

Oysa, kent konseyleri projesinin gerek ülkemizdeki gerekse İzmir düzlemindeki performansına bakıldığında bu projenin bugüne kadarki uygulamasından geriye kalan bir başarı değil, koskocaman bir başarısızlık olduğu görülecektir. Yapılanlar ise genellikle iskambil evler gibi ilk yerel seçimler sonrasında ortadan kaldırılıp yok varsayılan şeylerdir… O nedenle, her geçen gün birbirlerini parlatıp duran bu küçük grubun övünecekleri ve geriye bırakacakları hiçbir şeyleri bulunmamaktadır.

Evet sonuç olarak, çoğu kent konseyi başkanı ve yöneticisinin bugün şikayet edip uzak durmak istediğini söylediği ‘siyaset‘ kurumu, ne yazık ki kent konseylerinin kurulduğu günden bu yana bizzat kendileri eliyle proje uygulamasının tam göbeğine yerleştirilmiş; o nedenle tüm kent konseyleri merkezi ve yerel iktidarların siyasi bir projesi olarak algılanmış ve o siyasetin dışında kalan kurum ve kitleler açısından uzak durulması gereken ayrı bir mücadele alanı olarak kabul edilmiştir.

Devam Edecek…

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 8

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde,

  • İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri,
  • İzmirli sermaye ve rant grupları ile
  • İzmirli sermaye ve rant çevrelerinin kurduğu dernek ve vakıflar

Şeklindeki üçlü bir yapılanma olarak formüle edilen ‘İzmir Yerel Yönetişim Ağı’nın içinde yer alan TARKEM A.Ş. ve benzeri özel kurumlardan söz etmek istiyoruz.

İzmir Yerel Yönetişim Ağı’nın içinde yer alan TARKEM A.Ş. ve onun benzeri çok ortaklı kurumlar genellikle, ihtiyaç duyulan büyük sermayenin fazla sayıdaki katılımcının taahhüt edeceği küçük paylarla oluşturulmasındaki kolaylık ve olası risklerin bu çok fazla sayıdaki ortak arasında paylaştırılarak dağıtılması nedeniyle tercih edilmektedir.

Bir dönemler Güçbirliği, EGS, Tarişbank, Kipa, İzair, Şarpa, ENDA gibi birbirini izleyen, bir kısmı büyüyüp İstanbul sermayesine ya da uluslararası sermayeye satılan, bir kısmı da başarısızlığı nedeniyle yok olan çok ortaklı bu girişimleri genellikle iş, sanat, kültür, bilim, sermaye ya da rant çevrelerince bilinen, tanınan ve kendilerine güvenilen, çoğu kez kanaat önderi olarak tanımlanan kişiler ya da bu tür kişilerin oluşturduğu ufak gruplar kurmuştur.

tarkem-004

Ege’nin çok ortaklı ünlü şirketi Kipa’nın kuruluş aşamasındaki bu isimler Metin Akpınar ve Ahmet Piriştina, İzAir’in kuruluşunda Ekrem Demirtaş, TARKEM’in kuruluşunda da Prof. Dr. İlhan Tekeli ve Uğur Yüce gibi herkesin bildiği, tanıdığı, kültür, sanat, bilim ve iş dünyası gibi alanlarındaki çalışmalarıyla ünlenmiş toplumsal saygınlığa sahip kişiler olmuştur.

Ege Sanayici ve İşadamları Derneği (ESİAD) Yüksek İstişare Kurulu Başkanlık Kurulu Üyesi Kemal Çolakoğlu, 15 Eylül 2010 tarihinde Doğan Haber Ajansı’ndan sevgili arkadaşımız Burcu Taner’e verdiği mülakatta çok ortaklı yatırım modelinin artık görevini yerine getirdiğini, bugün için yenilerinin kurulacağını düşünmediğini ve böylesi girişimleri doğru bulmadığını belirtmiş olsa da kendisinin Kalkınma Bakanlığı’na bağlı İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) Kalkınma Kurulu Başkanı olarak görev yaptığı dönemde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından İzmir Kalkınma Kurulu’na alternatif olarak oluşturulan İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nda (İEKKK) görev yapan ve çoğunluğunu ENDA Holding’in ortak ve yöneticilerinden oluşan küçük bir grup (Uğur Yüce, İlhan Tekeli, Sıtkı Şükürer, Muzaffer Tunçağ), İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin aşağı yukarı aynı tarihlerde kamuoyuna duyurduğu ‘İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi’nde İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleriyle birlikte çalışmak üzere 112 ortaklı TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım ve Ticaret Anonim Şirketi’ni kurmuştur.

Demek ki, İZKA İzmir Kalkınma Kurulu Başkanı Kemal Çolakoğlu’nun 2010 yılında beyan ettiği fikrin aksine İzmir’de halen çok ortaklı bir şirketin kurulabileceğine, bu ortakların arasına İzmir Büyükşehir ile Konak Belediyelerinin dahil edilmesi durumunda oluşturulan ortaklığın daha güçlü olacağına inanan bir kısım sermayedar, rantiye ve iş adamı bulunmaktadır.

Bu sermayedar, rantiye ve iş adamı grubu, işin içine, o konularda görevli, yetkili ve sorumlu devlet kuruluşlarıyla belediyeler dahil her siyasal partiden, toplumsal ölçekte güçlü kesimlerden gelen kişi, kurum ve şirketlerin dahil etmesi durumunda bütün kapıların kendilerine açılacağına, her sorunu kolaylıkla çözebileceklerine inanmaktadırlar çünkü…

26 Kasım 2012 tarihinde kurulan 2.320.000.-TL’lık kuruluş sermayesine sahip TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım ve Ticaret Anonim Şirketi’nin o tarihlerdeki toplam 112 ortağına baktığımızda ince hesaplarla dokunan çok güçlü bir yapıyı yakından görmüş oluruz…

  • Şirketin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden gelen eski ya da yeni başkan danışmanları İlhan Tekeli, Mehmet Emin Dursun Ünal ve Serhan Ada,
  • Konak Belediyesi’nden gelen Belediye Başkanı Hakan Tartan,
  • CHP’den gelen ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yakınlığı ile tanınan, daha sonra CHP Tunceli milletvekili olan Gürsel Erol ve İzmir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği’nin eski başkanı ve eski İzmir milletvekili Mehmet Ali Susam,
  • İktidar cephesiyle o tarihlerde ‘Hizmet Hareketi’ olarak nitelenen Cemaat çevresinden gelen; Bekir Pakdemirli, Mustafa Latif Topbaş’ın yönetim kurulu başkanı olduğu BİM Holding A.Ş., İzmir Milletvekili İlknur Denizli, Türkiye Futbol Federasyonu eski başkanı Mahmut Özgener ve Küçükbay Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Küçükbay,
  • ENDA Holding A.Ş.’den gelen Ahmet Metin Tarhan, Ahmet Rona Yırcalı, Dalyan Ahmet Ersin, Enis Özsaruhan, Hüseyin Metin Tuncay, Murat Demirer, Önder Dağıstan, Samim Sivri, Şükrü Kayabaşı ve Uğur Yüce olduğu görülecektir.

tarkem-001Bu kadar fazla sayıdaki güçlü isme, şirketin kuruluşundan bir ay sonra 17 Aralık 2012 tarihinde, TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım ve Ticaret Anonim Şirketi’nin kamuoyundaki sempatisini oluşturmak amacıyla adeta şirketin yan kuruluşu olarak kurulan İzmir Kent Değerlerini Koruma ve Geliştirme Derneği’nin ad ve soyadları aşağıda belirtilen asil ve fahri üyelerini dahil ettiğimizde bu geniş koalisyonun daha da genişleyen güçlü, yenilmez yapısı daha bir net ortaya çıkacaktır:

  • Kemeraltı’ndaki Havralar Bölgesi’nde yer alan birçok havranın sahibi olan İzmir Musevi Cemaati’nden Cemaat Başkanı Jak Sigura ve Cemaat Vakfı Başkanı Jak Kaya ile Nesim Bencoya ve Sara Pardo,
  • İzmir üniversitelerinden Ege, Dokuz Eylül, Gediz, Yaşar, İzmir üniversiteleri rektörlerinin yanı sıra dekanlar ve akademisyenler,
  • CHP’den İzmir İl Başkan Yardımcısı Ülkümen Rodoplu,
  • İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden İl Kültür ve Turizm Müdürünün yanında Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerindeki tarihi, doğal ve kentsel sit alanları ile kültürel değerlerden sorumlu olan, onlar hakkında kararlar alan İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Başkanı ve Müdürü,
  • İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden meclis üyesi Muzaffer Tunçağ ve Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürü,
  • Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği Yönetim Kurulu Başkanı,
  • İzmir Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği temsilcisi,
  • TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Başkanı ve
  • TMMOB İzmir Mimarlar Odası Yönetim Kurulu Başkanı.

Şimdi onca resmi, özel ve sivil kurumda, kuruluşta, holdingde, şirkette ve benzerlerinde ortak ya da yönetici olup arkasına kamu gücünü alarak görev yapan bu kadar fazla ve güçlü insanın belirli bir amaç için bir araya geldiğinde tüm kapıların onlara açılmayacağını, her istediklerini yaptıramayacaklarını söyleme cüretini kim gösterebilir ki? Sahi böyle bir güç, böyle bir yenilmez armada karşısında kim karşı durup; “Hayır” deme; hatta “Belki” deme cesaretini bulabilir kendinde? Kim?

Ayrıca bu kadar kalabalık arasında, halk; yani İzmirli dışında kim unutulmuş, ortaklar listesine yazılmamış olabilir? Kim?

Çoğulculuk ve Kent Yönetimi Açısından Kültürpark Projesi

Salim Çetin

Kültürpark’ın yeniden tasarlanıp kentin hizmetine sunulması epeydir tartışılıyor.

Kimi kesimler haberdar değiliz diyor, kimileri projenin yeterince tartışılmadığından haklı olarak söz ediyor.

Projeyi yapan Belediye ise zımnen de olsa odaların, ilgili tarafların projeyi bildiğini, yeterince tartışıldığını dile getiriyor.

Esasında konuya ya da soruna hangi pencereden bakıldığı önemli.

Katılım, çoğulculuk gibi kavramlar kent yönetimi anlayışınızın içinde yer alıyor ise, bunca itiraz bir takım şeylerin eksik kaldığının işareti olsa gerektir. Bu kavramları görmüyorsanız zaten denilecek bir şey yok.

Ben şahsen yapılan işin eksik kaldığının altını çizmek istiyorum. Neden?

Bir takım bilgilendirme çalışmalarının Odalar ve diğer ilgili kuruluşlarla yapıldığı anlaşılmakla beraber bu projenin aynı zamanda halkla ilişkiler çalışması olarak da ele alınıp kentteki bireylerle, gruplarla tartışılmasının gündeme alınmadığı görülüyor.

Ayrıca bir halkla ilişkiler çalışmasından öte bu proje aynı zamanda Sosyal Demokrat ya da sol belediyecilik anlayışına örnek olabilecek bir konudur da kanımca.

Bu bakımdan güzel bir fırsat ne yazık ki heba edilmiştir.

5231774771_eca2d312e4_o
Kaynak: Flickr, Wrld Voyagr

Öncelikle Kültürpark’ın kentin hafızası olması nedeniyle burada her İzmirlinin bir anısının olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.

Bu gerekçe bile diğer argümanlardan bağımsız olarak buradaki bir düzenlemede kent halkına söz hakkı vermeye yeter nedendir.

Kentin ortak kamusal alanı zaten böyle bir şey değil midir?

Gezi’den sonra şehirlerdeki ortak kamusal alanların kentlilerle birlikte tasarlanması neredeyse bir ön kabul olarak ortaya çıkmışken, bu durumu göz ardı etmek doğrusu üzerinde tartışılması gereken bir konudur.

Ayrıca yukarıda sayılanların yanında Kültürpark projesini belirleyen ekibin başında bulunan saygın bilim adamı İlhan Tekeli birçok kitabında, makalesinde savunduğu katılım ve çoğulculuk ilkesini Kültürpark projesinin tanıtımı esnasında neden göz önünde tutmamıştır. Oysa Hoca’nın bu ilkelere hayati düzeyde önem atfettiğini biliyoruz.

KENT YÖNETİMLERİNDE ÇOĞULCULUK VE KATILIM ARAYIŞLARI

İlhan Tekeli, “Türkiye’de Çoğulculuk Arayışları ve Kent Yönetimi Üzerine” başlıklı makalesinde yukarıda saydığımız çoğulculuk ve katılımı kavramlarının siyasi yaşamda yer almasının mutlak gerekliliğinden söz eder ve bunun demokrasinin kalitesini yükselteceğini belirtir. Bu makalesindeki ”…günümüz Türkiye’sinde demokrasi anlayışını derinleştirmek, demokrasinin yaşadığı bunalıma çözüm bulmak için gereken ilk kavram çoğulculuktur.”¹ cümlesi de bu hükmü doğrular.

Kendini farklı gören grupların örgütlenmesi, taleplerini aleni ve açık olarak kamusal alanda dile getirme özgürlüğüne sahip olması çoğulcu bir toplum olmanın ön koşuludur… Bu koşulla birlikte örgütlenen ve kent yönetiminde ya da merkezi siyasal yaşamda yer alan gruplar, siyasi gücü elinde bulunduranlarla iktidarı bölüşmüş olur. Bu da demokratik bir yaşam için elzemdir.

Ancak İlhan Tekeli, çoğulculuğu hayata geçirmenin kolay olmadığını söyler, Türk siyasi yaşamına hakim olan himayecilik ve patronaj ilişkilerinin çoğulculuk önünde engel teşkil ettiğinden söz eder.

Siyasal erki elinde bulunduranların, elindeki güce dayanarak siyasal sadakat karşılığı rant dağıttıklarından söz eder. Böyle bir verinin siyasal yaşamımızı ne kadar zora soktuğu ortadadır.

Peki, bütün bu olumsuz koşullara karşın ne yapılmalıdır?

Kuşkusuz, bu süreçler yaşanarak doğruya varılacağı düşünülürse yılmamak gerektiği ortaya çıkar.

Tekeli, Türkiye’deki kentlerin toplumsal heterojen yapılarıyla birer farklılıklar alanı olduğunu belirtir.

Ve bu nedenle çoğulculuğun pratikte hayata geçeceği alanın kent olduğunun altını çizer, eğer kentteki değişik grupların taleplerine yanıt verilemiyorsa çoğulculuğun söylemde kalacağını vurgular.

Hemşeri dernekleri, dini cemaatler, azınlık grupları, odalar, esnaf dernekleri vb. gibi yapıların taleplerinin yerel yönetimlerce katılım ve çoğulculuk anlayışı doğrultusunda ele alınmasını önerir.

8723790093_d46b40e702_o
Bir kent suçu: Kültürpark yeraltı otoparkı, Kaynak: Flickr, Episcode

Çok aktörlü bir sisteme geçildiğinde toplumdaki değişik grupların potansiyellerini harekete geçirmek, yaratıcı güçlerinden yararlanmak olanağının doğacağı, sonrasında “Artık kentte her kararı veren, kentin her sorununu çözmesi beklenen belediye başkanı yerine, başka tür bir başkan”² modelinin olmasının gerektiğinin altını çizer, Tekeli.

Hoca daha ileri giderek öyle güzel bir sürecin tarifini yapar ki bu idealleştirmenin nerede duracağını bilemezsiniz.

Toplumdaki değişik grupların proje geliştirmesini özendiren, bunların uygulanmasını kendi başarısı gören, ……farklılıklara hoşgörülü, alenileşme mekânı yaratarak kendisini himayecilik yapamaz hale getiren bir başkan modeli çoğulculuğa uygun düşecektir.”³ nitelemesini koyarak makalesini sonlandırır.

Sanıyorum hiç birimizin bu görüşlere itirazı olamaz. Sorun teorik olarak bunları yazan Hoca’nın uygulamada, katılım ve çoğulculuk ilkelerine göre hareket edilmesini gözetmesidir.

Kültürpark projesinde herkesin katılıp fikrini söyleyeceği bir şenlik havası yaratılması çok mu zordu?


¹Kentte Birlikte Yaşamak Üstüne, WALD Yayını, 1996, İstanbul, Editör: Ferzan Bayramoğlu Yıldırım, s.16

² A.g.e. s.16

³ A.g.e. s.26

İzmir Kuşcenneti Karikatürleri

Bugün, hem de 2017 yılının ilk günü yine saldırılara, ölümlere muhatap oluyor, ülkeyi yönetemeyen aciz insanların tekerlemeye dönüşen sözcüklerini dinlemek zorunda kalıyoruz…

Böylesi bir acı günde alışıldık ifadeler yerine karikatürün, mizahın dilini kullanarak size hemen yanı başımızda olan İzmir Kuşcenneti’ni anımsatmak istedik…

İzmir Kuş Cenneti Koruma ve Geliştirme Birliği’nin (İZKUŞ) uzun bir süredir düzenlediği ulasal karikatür yarışmalarından yedincisinde ödül alan ve sergilemeye değer bulunan toplam 24 karikatürü beğeninize sunuyoruz.

faruk-soyarat-birincilik-odulu
Faruk Soyarat – Birincilik Ödülü
firat-sarac-ikincilik-odulu
Fırat Saraç – İkincilik Ödülü
hasan-ceylan-ucunculuk-odulu
Hasan Ceylan – Üçüncülük Ödülü
beste-derebek-mansiyon
Beste Derebek – Mansiyon
ceyhan-cubukcu-mansiyon
Ceyhan Çubukçu – Mansiyon
fahri-tozcuer-18-yas-alti-mansiyon-odulu
Fahri Tozcuer – 16 Yaş Altı Mansiyon
p1al4kvmqfsh61e31bv91doi52sa-galeri-1920
Kağan Kuzu – 16 Yaş Altı Mansiyon
ahmet-esmer-sergi
Ahmet Esmer – Mansiyon
ahmet-kilicaslan-sergi
Ahmet Kılıçaslan – Sergi
al-bulca-sergi
Ali Bulca – Sergi
arda-yurdakul-sergi
Arda Yurdakul – Sergi
armagan-mendi-sergi
Armağan Mendi – Sergi
askin-ayrancioglu-sergi
Aşkın Ayrancıoğlu – Sergi
aybars-okay-sergi
Aybars Okay – Sergi
beste-ince-sergi
Beste İnce – Sergi
canan-kural-sergi
Canan Kural – Sergi
ceyhun-cubukcu-sergi
Ceyhan Çubukçu – Sergi
defne-kaya-sergi
Defne Kaya – Sergi
derin-bilecenoglu-sergi
Derin Bilecenoğlu – Sergi
ekrem-boratan-sergi
Ekrem Boratan – Sergi
emrah-arikan-sergi-01
Emrah Arıkan – Sergi
emrah-arikan-sergi
Emrah Arıkan – Sergi
engun-selcuk-sergi
Engün Selçuk – Sergi
p1amesa32l1t4jrovliu1bpm19tp1c-galeri-1920
Erhen Konçak – Sergi

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 6

Yazımızın bugünkü konusu da İzmir Akdeniz Akademisi (İZMEDA).

2012 yılında kurulan İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) üstlendiği görevler, bugüne kadar gerçekleştirdiği işler ve yapamadıkları…

İzmir Akdeniz Akademisi (İZMEDA) bugünkü haliyle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin okulu ya da şirketi gibi… Hele ki kurucu onursal başkanlardan bir diğeri Prof. Dr. Halil İnalcık’ın ölümünden sonra… Gerçi rahmetli ustanın ‘adı var kendi yok‘ denilebilecek mevcudiyeti döneminde bile asıl ‘bani‘nin, yani kurucunun İlhan Tekeli olduğu da kesin bir olgu… O nedenle bu kurumun aktörleri de kurulduğu günden bu yana İlhan Tekeli tarafından belirleniyor… Bir iki değerli bilim insanı inat edip orada olmaya ve kalmaya devam etmek istese dahi bunu bir türlü beceremiyorlar… Çünkü hoca ve müridleri buna kesinlikle izin vermiyorlar… İzin verseler bile bu durum bir iki toplantıyla, sempozyumla sınırlı kalıyor ve gerisi gelmiyor.. Akademinin bilim ya da danışma kurulunda görev yapmaları ya da yönetici görevler üstlenmeleri mümkün olmuyor… O nedenle de İzmir Akdeniz Akademisi (İZMEDA) 2012-2016 dönemindeki performansı ile ‘sen-ben-bizim oğlan‘ anlayışının hayata geçtiği güzel örneklerden biri olma vasfını -ne yazık ki- koruyor…

izmeda-bina-01

Çünkü asıl işlevi kendi başına etkinlikler, çalışmalar yaparak varlığını gerçekleştirmek değil… Asıl işlevi kenti; yani İzmir’i ‘İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘ üzerinden saran büyük belediye projelerine entelektüel altlık sağlamak, onları bilimsel olarak desteklemek… O büyük projelerin kabulü için gerekli olan yerel, ulusal ve uluslararası  akademik desteği oluşturmak… Uluslararası finans dünyasının hibe ve kredilerinin gelişini kolaylaştıracak bir görev üstlenmek… O nedenle de, çatlak sese neden olabilecek farklı isimlere orada yer yok… Orada sadece birbirine güvenen, usta-çırak ilişkisiyle somutlanan elitist bir yaklaşımla bir araya gelip kümelenen birbirini tanıyan, bilen ve güvenen yakınlara, akrabalara, aynı soy ismini taşıyanlara yer var…

Bunun en güzel kanıtını da, İzmir Akdeniz Akademisi’nde (İZMEDA) belediye görevlisi olarak çalışanların yaptıkları işlerle ilgisi olmayan eğitim ve deneyimlerinden yakalamak mümkün… 

İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) kuruluş ve çalışmalarında yaşanan diğer bir tuhaflık da, bu kurumun rahmetli Ahmet Piriştina zamanında Tarih Vakfı’nın önerisi ve İzmirli tarihçiler Sabri Yetkin, Fikret Yılmaz ve Erkan Serçe‘nin değerli katkılarıyla kurulan Ahmet Piriştina Kent Arşivi Müzesi (APİKAM) karşısındaki konumudur.

İzmir Kent Arşivi ve Müzesi, dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı rahmetli Ahmet Piriştina’nın 1999 yılındaki seçimlere girerken hazırladığı bildirgede, yapmayı taahhüt ettiği projeler arasında yer almaktaydı. Bildirgenin sunuş bölümünde bu konuyu, ‘Tarihsel ve geleneksel değerleri titizlikle korumak ve değerlendirmek; kent arşivini çağdaş yöntemlerle bir belgelikte derlemek’ sözleriyle dile getirmiştir. Bu kapsamda, arşiv ve müzenin bilimsel kriterlere göre yapılandırılma projesi, 2000 yılında başlatılmış ve yer olarak da, 1932 yılında inşa edilen İzmir İtfaiyesi Merkez Binası seçilmiştir. Böylesi önemli bir projeye duyulan ihtiyaç, rahmetli Başkan Ahmet Piriştina’nın 8 Şubat 2002 tarihinde itfaiye binasının restorasyonunun başlangıç töreninde yaptığı şu konuşmadan anlaşılmaktadır:

“İzmir’in tarihsel ve kültürel yapısıyla uyum sağlanamadığı takdirde, İzmirli olabilmek de mümkün olamadığından; kentli kimliği ve kentlilik bilinci yaratmak için kurumlar oluşturmak ivedi bir ihtiyaç haline gelmektedir. Kentli bilincinin oluşturulması ile hatırlama ve geçmiş bilgisi arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. İzmir’in yaşadığı tarihsel serüveni canlı tutacak, tarihi yapı ve mekanların tanınılırlığını artıracak, tarih içinde İzmir’deki yaşamın değişim dinamiklerini ortaya koyacak çalışmalar, geçmişle bugün arasında kurulacak tarihsel bir köprü oluşumuna ön ayak olacaktır. Böylelikle değişimin doğal ve sindirilebilir bir seyir izlemesi mümkün olacağından, İzmir’i bağlamından koparan ve geçmişine yabancılaştıran bir dönüşümün tahripkâr etkisinden koruyabilmenin ön koşulu sağlanabilecektir. Tahmin edileceği üzere, söz konusu ön koşul; yaşadığı kenti tanıyan, bilinçli ve aidiyet bağı güçlü olan İzmirlilerdir. İşte kent arşivleri ve müzeleri bu bağlamda anlam kazanmaktadır.”

İzmir Kent Arşivi ve Müzesi’nin (APİKAM) kuruluş amacı başlangıçta “tarihsel ve geleneksel değerleri titizlikle korumak ve değerlendirmek; kent arşivini çağdaş yöntemlerle bir belgelikte derlemek”olarak ifade edilmekle birlikte; bu kurumun aradan geçen süre içinde şimdiki İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) amaç ve hedefleriyle donatılarak daha da zenginleştirilip güçlendirilmesi pekala mümkündü. Ama ne yazık ki, büyük emeklerle kurulan bu kurum özellikle Aziz Kocaoğlu’nun hizmet döneminde yılda bir ya da iki sergi düzenleyen, belediyeye ait kitapları yayınlayan bir yapıya dönüştürülmüş ve giderek hem anlam hem de boyut itibariyle küçültülmüş, önemsizleştirilmiştir.

Oysa, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2010-2017 ve 2015-2019 dönemi stratejik planlarına bakıldığında İzmir Kent Müzesi ve Arşivi’nin (APİKAM) her yıl bir uluslararası bir proje yapması öngörüldüğü halde, bu hedef hiçbir yılda gerçekleştirilmemiş, üstüne üstlük son yıllarda profesyonel bir yönetim kadrosu yerine başkan danışmanlarından birine teslim edilen pasif bir konuma getirilmiştir.

İzmir Kent Müzesi ve Arşivi’nin (APİKAM) 2000-2016 dönemindeki ihmali karşılığında onun alternatifi olabilecek bir İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) kurulmuş olması bu anlamda yanlış ve gereksiz bir tasarruf olmuştur.  Nitekim bu husus, kentle ilgili her düzeydeki çalışma ve etkinlikte yer aldığını bildiğimiz Doç. Dr. Emel Kayın‘ın Arkitera Dergisi’nde yayınlanan “İzmir Kentinin 21. Yüzyıl Başındaki Dönüşümü ve Yeniden Dönüşümü” başlıklı yazısında; “bu kapsamda her ortamda üretilen bilgiyi bir araya getirmek, arşiv oluşturmak, sergi, sempozyum, çalıştay düzenlemek, kitap-dergi yayımlamak üzere kurulan Kent Arşivi ve Müzesi ile İzmir Kent Kitaplığı’nın yeni dönemde atıl bırakıldığı ve farklı çalışmalar yapmak üzere yeni kurulan ve elitist bir çizgi belirleyen İzmir Akdeniz Akademisi’nin ön planda olduğu görülür.” (*) şeklinde ifade edilmiştir.

0034_restorasyonun-baslamasi-toreni

Evet, İzmir’le ilgili her düzeydeki bilginin derlenmesi, saklanması ve bu bilgiler çerçevesinde oluşan düşüncelerin tartışılarak kentin geleceğine yönelik açılımlarda değerlendirilmesi mümkündür ve doğrudur… Ancak bunun, kentin katılımcı geleneğini dikkate almayan ‘elitist‘ bir anlayışla ve buna uygun mevcut kurumları dikkate almayan bir tutumla yapılması kentin geleceğinin tasavvuru açısından beyhude, gereksiz ve zaman kaybettirici bir savurganlıktır…

Nitekim İzmir Akdeniz Akademisi (İZMEDA) ‘elitist‘lerinin İzmir’deki her şeyi yeniden keşfedercesine yaptıkları eylemlerle dolu geçmiş performansları da bunu kanıtlamaktadır.

(*) İzmir Kentinin 21. Yüzyıl Başındaki Dönüşümü ve Yeniden Dönüşümü 

Devam Edecek… 

 

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 5

Yazı dizimizin bu bölümünde, ‘İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘nın önemli bir odağı olarak kurulan İzmir Akdeniz Akademisi’ni (İZMEDA) ele alarak kurulduğu tarihten bu yana yaptıklarını, ‘İzmir Yerel Yönetişim Ağı‘ içindeki işlevini ve bugüne kadar yaptıklarını inceleyip değerlendirmeye çalışacağız.

İzmir Akdeniz Akademisi (İZMEDA) ile ilgili web sayfasında bu kurumun kuruluş nedenişu şekilde anlatılmakta:

İzmirli ve İzmir’e gönül vermiş bilim, sanat ve kültür insanlarının katılımıyla 24 Ekim 2009 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde gerçekleştirilen İzmir Kültür Çalıştayı’nda, İzmir için yeni bir gelişme vizyonu saptandı. Bu vizyonun üçayağı bulunmaktaydı. Bunlardan birincisi İzmir’in geleceğinde daha ileri bir noktaya gidebilmesi için yenilik ve tasarım kenti haline getirilmesi, ikincisi bu vizyonu yurt dışına açık ve Akdeniz kentleri ile kurduğu ağ ilişkilerinden yararlanarak geliştirmesi, üçüncüsü ise bu vizyonun demokratik ve katılımcı pratikler içinde sağlamasıydı. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kültür Çalıştayı’nda belirlenen bu vizyonun ve ‘Akdeniz’in Kültür, Sanat ve Tasarım Kenti İzmir’ hedefinin yaşama geçmesini sağlayacak birim olarak, 12 Mart 2012 tarihinde İzmir Akdeniz Akademisi’ni oluşturmuştur.

Akademi, İzmir vizyonunu yaşama geçirmek için paydaşlarıyla birlikte çalışırken, İzmir’in dünyaya açılma stratejisinin geliştirilmesine de katkıda bulunarak kente ve ülkeye yeni ufuklar açacaktır.

İzmir tarihinin bir Akdeniz kenti olması perspektifiyle yeniden ele alınması;  İzmir’in tasarım ve yenilikçilik kenti olmasına ilişkin strateji, organik tarım ve ekolojik bir yerleşme tasarımı ile İzmir’in Akdeniz’in kültürel hareketliliğine katkıda bulunan kentler ve kültürel girişimlerle etkileşim içinde bir ‘Akdeniz Kültür Ağı’nın oluşmasında öncü bir rol oynaması Akdeniz Akademisi’nin temel öncelikleridir.

İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) tanıtımıyla ilgili bu açıklamada da belirtildiği gibi temel vizyon, İzmir kentinin ‘Akdeniz Kültür Ağı‘nın önemli ve öncü bir aktörü olmasıdır.

Bu düşünce, esasen kurumun fikir babası olan Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin 2000’li yıllardan bu yana ifade ettiği temel bir düşüncenin sonucudur. Prof. Dr. İlhan Tekeli, 2000 yılında İzmir’in kuruluşunun 5000. yılı nedeniyle düzenlediğimiz toplantılar dizisinde yaptığı bir konuşmada İzmir’in ufkunu Batı’ya döndürdüğü, Batı ile ilişkilerini geliştirdiği her çağ ve koşulda gelişip büyüdüğünü, geriye, art alanı olan Anadolu’ya, Doğu’ya döndürdüğünde de küçülüp önemsizleştiğini ifade etmiş; o nedenle, kentin gelişmesinin ancak Batı ile, Akdeniz Dünyası ile ilişkilerini geliştirdiği takdirde mümkün olabileceğini savunmuştur.

Nitekim, İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) 27-28 Kasım 2014 tarihleri arasında düzenlediği ‘Akdeniz Tarihi, Kültürü ve Siyaseti’ (Çoğulluğu ve Farklılığı İçeren Bir Birlik Özlemi) Sempozyumunda temel olarak bu konu üzerinde durulmuş; Prof. İlhan Tekeli’nin ‘İzmir Tarihinin İçine Yerleştirebileceği Bir Akdeniz Üst Anlatısı Üzerine’ başlıklı final bildirisi ile İzmir’e böyle bir misyon yüklenmeye çalışılmıştır.

İzmir’e Akdeniz üzerinden bir vizyon çizme işinin, hem Avrupa uygarlığının bir alt bölge hegemonya tasarımı olan ‘Akdeniz İçin Birlik Projesi’ ile olası ilişkisini, hem de Antik Dönem’den bu yana İzmir’i İzmir yapan temel olgunun Akdeniz’den çok, ardındaki Ege Bölgesi’yle önündeki Ege Denizi’nin merkezi olduğu gerçeğinin gözardı edilmesine dayandığı; böylelikle Ege Bölgesi’nin iç dinamiklerinden çok dış dinamiklerine bağlı bir ilişkilendirme, eklemlenme siyasetinin kurgulanmak istendiği söylenebilir.

Bu konu, dizi yazımızın dışında kalmakla birlikte, İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) kuruluş nedeninin ideolojik, siyasi ve uluslararası ilişkiler bağlamında ayrıca incelenmeye değer olduğunu da belirtmeden geçmememiz gerekir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bir şube müdürlüğü aracılığıyla bağlı olan İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) 14 maddeden oluşan bir yönetmeliği bulunmaktadır.

organizasyonsemasi

İzmir Akdeniz Akademisi Yönetmeliği‘ne göre akademi yönetimi Yönetim Kurulu’na bağlı Tasarım, Kültür Sanat, Ekoloji ve Tarih koordinatörlerinden oluşmaktadır. Her bir koordinatörlüğün de ayrı bir danışma kurulu bulunmaktadır. Akdeniz Akademisi Bilim Kurulu ile Kurucu Onursal Başkanlar ise doğrudan doğruya Yönetim Kuruluna bağlıdır. Yönetim Kurulu ile koordinatörlükler arasındaki yönetim ilişkileri Akdeniz Akademisi Şube Müdürü, eşgüdüm ise Genel Koordinatör tarafından sağlanmaktadır.

Akdeniz Akademisi Bilim Kurulu rahmetli Prof. Dr. Halil İnalcık, Prof. Dr. İlhan Tekeli, Prof. Dr. Zeki Arıkan, Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu, Prof. Dr. Ayşe Filibeli, Prof. Dr. Uygur Kocabaşoğlu, Doç. Dr. Alp Yücel Kaya, Doç. Dr. Güzel Yücel Gier, Yrd. Doç. Dr. Can Özcan‘dan oluşuyor.

Yönetim Kurulu ise İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Prof. Dr. İlhan Tekeli, Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu, Ali Süha Sabuktay, Serpil Baran ve Behiye Fügen Selvitopu‘dan oluşuyor.

Daha geniş bir grubu oluşturan Danışma Kurulu ise bilindik isimlerle karşımıza çıkıyor: Ali Naili Kubalı, Ayhan Baran, Aytül Büyüksaraç, Deniz Taner, Ekrem Demirtaş, Ender Yorgancılar, Ertuğrul Apakan, Filiz Eczacıbaşı, Gülgün Ünal, Işılay Saygın, Işınsu Kestelli, İdil Yiğitbaşı, Muzaffer Tunçağ, Rıfat Serdaroğlu, Samim Sivri, Seda Kaya, Sema Pekdaş, Türkan Miçooğulları, Uğur Yüce, Ülkü Bayındır, Yılmaz Karakoyunlu ve Zeynep Öziş.

Evet, bu isimleri bir yerlerden hatırlıyorsunuz…

Hem de yazı dizimizin ilk bölümlerinde adı geçen İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’ndan (İEKKK)… İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) üyeleri olarak…

Böylelikle, İzmir Akdeniz Akademisi’nin (İZMEDA) yönetiminde yer alan hayattaki toplam 34 isimden 17’si, yani % 50’si aynı zamanda İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nda (İEKKK) da görev yaptığını anlıyoruz. 1379312121

Bu isimler değişik alanlarda, farklı uzmanlık konularında o kadar iyi yetişmişler ki; hem ekonomik kalkınma ve onu koordinasyonu hem de tarih, tasarım, ekoloji, kültür ve sanat gibi birbirinden farklı alanlarda kendilerine danışılacak kadar bilgililer… Onların dışında danışılacak, fikri alınacak kimseler; uzmanlar, akademisyenler, bilim insanları yok bu İzmir’de… Hep bir arada olan, birbirinden kopamayan, nasıl davranacaklarını önceden bilen, bu anlamda birbirlerine güvenen bir avuç insan… Onlar İzmir’i çok seviyorlar, İzmir için çalışıyorlar ve İzmir için işlerini güçlerini bırakıp her yerde var oluyorlar…. Bunu da sırf İzmir’i çok sevdikleri için yapıyorlar….

Tabii bu arada daha bir ilginç bir sonuç da ortaya çıkıyor: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu bu tür organizasyonlarda ne hikmetse hep Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş‘ı kayırıp diğer belediye başkanlarını çağırmayı da hep unutuyor…

Devam Edecek…

İzmir Yerel Yönetişim Ağı – 4

İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Kent Konseyi, İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu ve İzmir Akdeniz Akademisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi’nin ortak olduğu TARKEM A.Ş., Kalkınma Bakanlığı’na bağlı İzmir Kalkınma Kurulu ve Konak Belediyesi’nin işbirliği ile oluşturulan İzmir Yerel Yönetişim Ağı’nın en önemli kurumu ve merkezi İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’dur.

2009 yılında Kalkınma Bakanlığı’na ve İzmir Valiliği’ne bağlı İzmir Kalkınma Kurulu’nun siyasi bir alternatifi olarak gayri resmi bir şekilde oluşturulan ve katılımcıları itibariyle bir tür ‘patronlar kulübü‘ olan bu kurul, o tarihten bu yana İzmir’le ilgili önemli ve büyük yatırım ve projeleri konuşup değerlendirmektedir. 

İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) görüşüp karara bağladığı önemli projelerden biri de İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait ‘Yeni Kültürpark Projesi‘dir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından geliştirilen ‘Yeni Kültürpark Projesi‘nin ilk ortaya atıldığı 2014 yılında bu projenin fikir altyapısını oluşturmak için meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının, iş ve yatım dünyasıyla akademisyenlerin düşünceleri alınmakla birlikte 2014-2016 döneminde bunlardan sadece İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) görüşü, önerileri alınmış ve proje bu görüş, düşünce, öneri ve eleştiriler çerçevesinde şekillendirilerek Koruma Kurulu’na teslim edilmiştir. O nedenle 2016 yılı yaz aylarından bu yana gelişen toplumsal muhalefete karşı çıkıp belediyeye ve belediyenin projesine sahip çıkan çevreler hep İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) üyesi olan İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD), Ege Sanayici ve İşadamları Derneği (ESİAD), İzmir Sanayici ve İş Adamları Derneği (İZSİAD) gibi kuruluşlar olmuşlardır.

O nedenle, 1 Numaralı Koruma Kurulu’na verilen projenin hazırlık sürecinde meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının, halkın, İzmirli’nin görüşleri, önerileri alınmamıştır.

İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) üyesi olan bu kuruluşların projesinin şekillenmesi sürecindeki ilk çabalarını 2014 yılından itibaren izlememiz mümkündür.

iekkk-021

Bu çabanın ilk adımı İzmir Ticaret Odası (İZTO) tarafından 2014 yılının Temmuz ayında hazırlanan ‘İzmir Ticaret Odası’nın Kültürpark İle İlgili Görüşleri‘ isimli raporudur.

İzmir Ticaret Odası Şehircilik, Planlama ve İnşaat Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve toplam olarak başlık dahil üç sayfadan oluşan kısa raporda temel olarak şu talepler sıralanmaktadır:

* Temel prensip olarak, Kültürpark ismine yakışır bir biçimde kültür, sanat, rekreasyon, spor, eğlence-gazino, yeme-içme, müze ve kongre vb kültürel ve sosyal amaçlarla kullanılan bir park haline getirilmelidir.

* Kongre Merkezi mutlaka yapılmalı, 5000-2500-1000 kişi kapasiteli salonları olmalıdır. Kongre Merkezini desteleyecek çevre otellerin sayısı arttırılmalıdır.

* Kongre Merkezi’nin zemin katları kitap, hediyelik eşya, tasarım eserlerin satıldığı nitelikli bir kültür ürünleri satış yeri olarak düzenlenmelidir.

* Kültürpark’ın adı “Kültür ve Kongre Parkı” olmalıdır.

* Kültürpark’ın çevre duvarları kaldırılmalı, parkın özgürlüğe kavuşması ve özgür park vurgusu sağlanmalıdır.

* Çevre duvarı yıkılmakla birlikte fuarın 26 Ağustos, Lozan, Montrö Cumhuriyet kapıları mevcut kapıların yerine yapılacak etkileyici anıtsal mimari ve heykeltıraşlık örnekleri ile yaşatılmalı; kullanıcı/ziyaretçilerin fotoğraf çektirmeyi/çekmeyi arzu edecekleri simge yapılar olmalıdır.

* İsmet İnönü Sanat Merkezi’nin dış cephesi mimari bir sanat eseri şeklinde tasarlanarak yenilenmeli, içerisi modern bir yapıya kavuşturulmalıdır.

* Atlas Pavyonu, gençlik aktivitelerinin de yapıldığı çok amaçlı salon haline getirilmelidir.

* Alanın büyük bir kısmı ziyaretçinin giremeyeceği bahçe peyzajı içinde kalmaktadır. Kültürpark, botanik parka dönüşmemeli, nitelikli peyzaj düzenlenmesine gidilmelidir.

Peyzaj düzenlemesinde dünyada ün yapmış kent parkları örnek alınmalıdır.

* Kültürpark içinde akvaryum ve deniz ilişkisi olmalı, peyzajın bir parçası haline getirilmelidir.

* Eski fuar hollerinin yıkıldıktan sonra boş alan miktarı artmış, bir kısmı yeşil alana dönüştürülmüş ancak önemli bir kısmı da kilit taşı-kaldırım şeklinde düzenlenmiştir. Alan içerisinde kilit taşı, beton ve asfalt kullanımdan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.

* Halk arasında “Fuar” olarak akla gelen Kültürpark, kültür ve sanatla akıllarda yer etmeli, zihinlerde algısal dönüşüm sağlanmalıdır.

* Lozan Kapısı-Cumhuriyet Kapısı aksını geçiş koridoru olarak kullanan yayalar ve otoparka araç bırakanlar dışında bu alanın kullanıcısı neredeyse yoktur. Bu durum yürüme ve dinleme dışında fonksiyonsuzluk yaratmaktadır.

* Kültürparka getirilecek fonksiyonlar, kent ile bağını güçlendirilmeli, kullanıcı/yararlanıcı profili yükseltilmeli ve kullanılan park olmalıdır.

* Bu alan ve çevresi, konser, kültürel ve sosyal etkinliklerin merkezi olmalı, yeme-içme birimleri ile donatılmalıdır.

* Halka ve son kullanıcıya yönelik fuarlar ve sergiler ile ilgili seçici olunmalı, Kültürpark’ın imajına, kullanım kararlarına ve fonksiyonlarına zarar vermemelidir.

* Kültürpark, halka ait bir yer olmalı ve tamamen halkın kullanımına terk edilmelidir.

* Kültürpark Yönetim Birimi binası dışında Belediyenin birimleri İZFAŞ’da dahil olmak üzere Kültürpark’tan taşınmalıdır.

* Lunapark çeşitlendirilerek faaliyetini sürdürmelidir.

* Gazino ve yeme-içme üniteleri mevcut haliyle aktif bir şekilde kullanılamamaktadır. İşletmelerin konsepti değiştirilmeli, kalite standartları arttırılmalıdır.

Bu raporda yer alan taleplerle İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanıp Koruma Kurulu’na sunulan projenin önerdiği hususların büyük ölçüde örtüştüğü görülecektir. Nitekim taleplerle proje öneri arasındaki bu büyük benzerlik nedeniyle İzmir Ticaret Odası, projenin Kültürpark’taki Pakistan Pavyonu’nda sergilendiği süreçte tüm üyelerine bir yazı göndererek üyelerinin sözkonusu pavyonu ziyaret etmelerini isteyerek projeyi beğenmelerini talep etmiş, üyeleri üzerinde baskı kurarak oda yöneticilerinin çıkarları doğrultusunda davranmalarını istemiştir.

Kültürpark üzerine yapılan başka bir çalışma ise, hem başkanı hem üyeleri İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nda (İEKKK) yer alan Ege Genç İş Adamları Derneği’nden (EGİAD) gelmiştir.

Kültürpark Geliştirme Çalışması’ adını taşıyan ve EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Seda Kaya’nın sunuş yazısı ile kamuoyuna açıklanan bu 45 sayfalık raporun EGİAD bünyesindeki özel bir araştırma grubu tarafından hazırlandığı ifade edilmekle birlikte; bu rapordaki bilgilerin kimler tarafından hangi bilimsel kaynaklardan temin edildiği belli değildir. Bu nedenle de genellikle Türkiye Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) tarafından düzenlenen raporlardan alışık olduğumuz araştırma ve incelemeyi yapan ekibin açıklanması ve bilimsel kaynakların belirtilmesi gibi kurumsal yaklaşımın, bir benzerlik sağlama çabası olarak bu raporda dikkate alınmadığı söylenebilir. 

Kültürpark Geliştirme Çalışması‘ başlığını taşıyan bu raporda Kültürpark’la ilgili önerilerin hemen arkasından dünyadaki benzerleri (Stanley Park-Vancouver, Kanada; Central Park-New York, ABD; Hyde Park-Londra, İngiltere; City Park-New Orleans, ABD; İngiliz Bahçesi-Münih, Almanya; Golden Gate Park-San Francisco, ABD; Phoenix Park-Dublin, İrlanda; Lincoln Park-Chicago, ABD; Griffith Park-Los Angeles, ABD; Royal Botanic Gardens-Melbourne, Avustralya; St. James’s Park-Londra, İngiltere; Vondelpark-Amsterdam, Hollanda; Balboa Park-San Diego, ABD) ile ilgili bilgilere yer verildiği; ancak Kültürpark’ın yapımı sırasında örnek alındığını bildiğimiz ve bugün halen dünyadaki birçok parka örnek olan Moskova’daki Gorki Park’ın dikkate alınmadığı görülmektedir.

Kent Stratejileri Merkezi‘ isimli Facebook grubunun ‘Dosyalar‘ bölümüne eklediğimiz bu raporun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere; Egeli genç iş adamlarının temel isteği Kültürpark’ın bir ticaret alanı olarak değerlendirilmesi ile ilgilidir. Temel kaygıları Kültürpark içinde yapacakları ticaret üzerinden nasıl daha fazla para kazanacakları ile ilgilidir. İşte bu nedenle de gerek İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı projeyi hem de İzmir Ticaret Odası’nın taleplerini hararetli bir şekilde desteklemekte, kendilerinden bekleneni fazlasıyla yerine getirmektedirler.

13078_20150130094739_erc_5405

Özet olarak, İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) ve bu kurulun üyesi olan bu kurum, kuruluş ve kişiler, İzmir’deki ve Kültürpark özelindeki bireysel ve grupsal çıkarlarını bu kurul üzerinden nasıl savunacakları konusunda bize çok güzel bir örnek vermişler; kentin ve yaşamın başka alanlarında bir türlü bir araya gelmeyen sermaye çevrelerinin kentin rantı söz konusu olduğunda nasıl güçlü bir çıkar grubuna dönüşerek birbirlerini canhıraş nasıl desteklediklerini dosta düşmana göstermişlerdir.

Devam Edecek…