Sosyal demokrasi faşizmi nasıl iktidara taşımıştır?

Rajani Palme Dutt

Sosyal demokrasi, faşist hareketin doğrudan iktidara çok yaklaştığı son aşamada, umutları o hayali yasal savunulara, seçimlere, “demokrasi” ve ılımlı burjuva hükümetlerine ve hatta son olarak, “daha az kötü” olan kısmi ya da neredeyse faşist diktatörlüklerin desteklenmesine bağlayarak, nihai ve belirleyici desteğini vermiş oldu.

Sosyal demokrasi, birinci olarak, işçi sınıfını ve onun mücadelesini örgütsüz kılar. Sosyal demokratlar ve sendika liderleri, işçi sınıfı saflarında, yenilgiyi kabul etmeyi öğütleyerek, mücadeleye karşı çıkarak ve işçi sınıfı mücadelesinin ortaya çıkışının kaçınılmaz olduğu yerde, mücadeleyi içeriden engelleyerek, işverenlerin ve egemen sınıfın temsilcileri gibi davranırlar.

1_0GJ1QdQpMtuy-cna3TcN2g

Bu en açık şekilde, sosyal demokrasinin grevlerdeki rolünde görülür. Bu sürece dair çarpıcı bir örnek, daha sonradan da ortaya çıktığı gibi, Almanya’yı neredeyse savaşın dışına çıkaran ve Rus Devrimi’yle birliğe götüren, Almanya’da, Ocak 1918’deki büyük harp sanayisi grevlerinde yaşandı. Sosyal demokrat liderler, Ebert, Braun ve Scheidemann, kendi yürütmelerinin kararıyla, işçilere harekete geçme komutlarına uymama çağrıları yaparak, grevin yönetimini üstlerine aldılar. Fakat grev komitesine gelmelerindeki amaç, birkaç yıl sonra kendileri tarafından da açıklandığı gibi grevi bastırmaktı. 1924’te Ebert, Ocak 1918’deki grevi yönlendirdiği üzere, ihanet suçlamasına karşı manevi tazminat davası açtı. Bu mahkemede, yürütmenin kendilerine grevi sonlandırmak amacıyla liderliği üstlenmelerini bildiren gizli bir talimat geçtiğini duyurdu. Ebert mahkemede şunları ifade etti (Times, 11 Aralık 1924):

En kötüsünün önüne geçmek için sosyalistlerden grevin kontrolünü almaları istendi. Herr Ledebour grevcilere, eğer “çoğunluk sosyalistler” Grev Komitesi’ne gelirler ise, grevin kaybedileceğini söyledi ve bu noktada (Herr Ebert) dengeyi sağlamak amacıyla dâhil oldu. … Grev Komitesi’ne grevi mümkün olan en kısa sürede bitirmek için girdiğini açıkladı.

Scheidemann da aynı mahkemede şunları ifade etti (Times, 13 Aralık 1924): “Grev bizim bilgimiz dışında gelişti. Grevin, hükümetle müzakerede bulunularak, en süratli şekilde bitirilmesi kesin amacıyla Grev Komitesi’ne dâhil olduk. Grev Komitesi’nde bize karşı çok büyük ölçüde muhalefet vardı: “Grev bastırıcılar” olarak anılıyorduk.

Tümüyle aynı süreç, 1926’nın Britanya Genel Grevi’nde, İşçi Partisi ve İşçi Sendikaları Kongresi Genel Konseyi liderliği tarafından da yürütüldü. MacDonald’a göre (Socialist Review, Haziran 1926) genel grevin sadece çağrısı yapıldı, çünkü “eğer genel grev ilan edilmemiş olsaydı, sanayi hemen hemen aynı ölçüde izinsiz grevler tarafından felce uğratılacaktı.” J. H. Thomas bilahare kapitalist Answers dergisine açıklamış olduğu gibi greve karşı olmasına rağmen, “istifa etmedim, çünkü dışına çıkmaktansa içinde kalarak çok daha iyisini yapabileceğimden emin olmuştum.” 13 Mayıs 1926’da Avam Kamarası’na açıkladığı gibi, liderliğin amacı, “kontrol sağlamaya muktedir olabilecek herkesin elinden kayan” mücadeleyi engellemekti. Genel Grev’in yenilgisinin nedenlerini araştıran muhafazakâr İçişleri Bakanı, Joynson-Hicks, başlıca nedenin “sorumlu sendika liderlerinin sendikalar üzerindeki nüfuzlarını yitirmeleri ve anayasal olan genel grevin yasadışı olduğunu kabul etme ve onu sonlandırma yolunu tutmaları” olduğunu öne sürdü (Joynson Hicks, Muhafazakâr Twickenham Derneği’ne mektup, 14 Ağustos 1926).

Aynı süreç İtalya’da, fabrikaların işgali sırasında da sergilendi. Ki burada tüm hükümet güçleri, reformist liderliğin başardığını, fabrikaların kapitalizm için yeniden restorasyonunu, kendilerinin başaramamış olacağını itiraf etmek zorunda kaldılar.

Fakat bu doğrudan grev kırıcılığı (az ya da çok boyutlarda her yıl ve hemen her ay tüm ülkelerdeki işçiler için aşina olunan örnekleri) kapitalizme bağlılığı, sınıf düşmanıyla yakın ittifakları ve militan işçilere karşı savaşı öğütleyen, işçi sınıfı cephesini örgütsüz kılmanın ve engellemenin o evrensel sürecinin yalnızca en yalın ve basit ifadesidir.

İşte ancak işçi sınıfı cephesinin çarpıcı ve tekrarlanan şekilde engellenmesi, sosyal demokrasinin söz konusu içeriden müdahalesi sonrasında ve netice olarak, işçilerin güç kaybetmesi ve cesaretlerinin kırılmasıyla faşizmin ilerlemesi için yol açılmış oldu.

Genel Grev’in ihanete uğramasını Mondizm (faşizme doğru ilk adım) takip etti ve böylesi Faşist İtalyan Basını tarafından memnuniyetle karşılandı (Mond’un açıkça faşizme olan sempatisini açıkladığı kaydedilebilir).

İtalya’da fabrikaların teslim edilmesini, hemen Bologna’da başlayan ve 1922’de faşist devletin kurulmasına değin ilerleyen faşist saldırılar takip etti.

İkinci İşçi Partisi Hükümeti’nin işçilere karşı saldırılara olan desteği, 1931’in Ulusal Hükümet seçim başarısı ve Britanya’da ciddi faşist bir hareketin ilk emareleri tarafından takip edildi.

Bruning diktatörlüğüne ve azgın saldırılarına sosyal demokrasi desteği, hemen Almanya’da faşizmin kapsamlı yükselişi tarafından takip edildi.

Bu sosyal demokrasinin başlıca yoludur ki, faşizmin iktidara yürüyüşünü, işçi sınıfı cephesini örgütsüz kılarak, grevleri kırarak, sınıf mücadelesine saldırarak, legalizmi ve kapitalizme bağlılığı öğütleyerek, tüm militan unsurları dışlayarak ve sendikaları, işçi sınıfı örgütlerini bölerek destekler.

Komünizme karşı savaş sosyal demokrasinin öncelikli meselesidir. Almanya örneği sosyal demokrasinin devrimci işçileri ezmek için militaristler ve Beyaz Muhafızlar ile olan doğrudan ittifakında ne kadar ileri gidebileceğini göstermiştir.(1) Kaldı ki komünizmle savaş sloganı faşizme ait bir slogandır. Esasen, sosyal demokrasi ve faşizm, komünizmi alt etmek noktasında burjuvazinin rakip hizmetkârlarıdır.

Savaş sonrası dönemin daha ileriki gelişimiyle beraber, sosyal demokrasi, kapitalist mekanizmanın ve kapitalist diktatörlüğün güçlenmesini destekleyerek, faşizme doğru ilerleyişe çok daha pozitif şekilde yardımcı olmaktadır. Sosyal demokrasi, kapitalist tekelleşmeyi güçlendirmek için ekonomik tedbirlerin (rasyonalizasyon, vd.) yerine getirilmesini de destekler; ağırlaştırılmış kapitalist diktatörlüğün tüm Bruning ve Roosevelt formlarını savunur ve kendisi de ağırlaştırılmış kapitalist diktatörlüğün tedbirlerini başlatmada ve yürütmede yardımcı olur. Bu 1929-31’in İkinci İşçi Partisi Hükümeti tarafından Kömür Madenleri Yasası ve Londra Trafik Tarifesi’yle, tahkim kararı marifetiyle tekstilde ücret kesintileri vergisiyle, tutuklamaları ve Sendika Yasası uyarınca yüzlerce işçiye hüküm yağdırmasıyla, lathi yönetimi ve Hindistan’da altmış bin tutuklamasıyla en açık şekilde sergilendi. Aynı şekilde Severing, İçişleri Bakanı olarak, işçilerin 1929’da, Berlin’deki 1 Mayıs yürüyüşlerine ateş açmıştı. Sosyal Demokrat Prusya Hükümeti de, von Papen tarafından görevden alındığında, savunmasında esasen benzer biçimde, “Sol’da, Sağ’dan daha çok ölümlere neden olduğu” şeklinde övünmüştü:

Prusya Hükümeti, polis istatistikleri eşliğinde, polis müdahalesinin Sol’da, Sağ’dan daha çok ölümlere neden olduğunu ve polis tedbirlerinin Sol’da, Sağ’dan daha fazla yaralıya neden olduğunu kanıtlayabilecek durumdadır.” (Braun-Severing’un Hindenburg’a görevden alınmasını protesto eden beyanı: B. Z. am Mittag, 19 Temmuz 1932).

Sosyal demokrasi, faşist hareketin doğrudan iktidara çok yaklaştığı son aşamada, faşizme karşı birleşik işçi sınıfı cephesine (faşizmin iktidara gelişini önleyebilecek tek araç) karşı çıkarak, onu yasaklayarak ve umutları o hayali yasal savunulara, seçimlere, “demokrasi” ve ılımlı burjuva hükümetlerine ve hatta son olarak, “daha az kötü” olan kısmi ya da neredeyse faşist diktatörlüklerin (Bruning, Dollfuss) desteklenmesine bağlayarak, nihai ve belirleyici desteğini vermiş oldu.

seegers_1

Stoßtrupp’a müsaade ederken Kızıl Cephe’yi yasaklayan ve dağıtan, sosyal demokrat bakan Severing’tir.

Komünizmin o kritik 1932 yılı ve 1933’ün ilk çeyreği boyunca tekrarlanan birleşik cephe için acil çağrılarını reddeden sosyal demokrasidir.

İşte bu çizgi faşizmin zaferini kaçınılmaz kılmıştır.


(1) Britanyalı İşçi Partili Başbakan MacDonald’ın açıklamasını Zinoviev’in 1924’teki mektubuyla karşılaştırınız: “Bolşevizme karşı atağa kalkmış olanlar kimlerdir? Liberaller hiçbir şeye dâhil olmadılar, Toryler hiçbir şeye… Tüm iş sendika liderleri ve İşçi Partisi liderleri tarafından yapıldı.

(Önder Kulak tarafından Sendika.Org için çevrilen bu metin, Rajani Palme Dutt’un Fascism and Social Revolution başlıklı çalışmasından kısa bir bölümdür. Bkz. Rajani Palme Dutt, Fascism and Social Revolution, London: Martin Lawrance, 1934.)

Kaynak:http://sendika62.org/2018/04/sosyal-demokrasi-fasizmi-nasil-iktidara-tasimistir-rajani-palme-dutt-486180/

Güler Ertan 9. Uluslararası Fotoğraf Yarışması fotoğrafları (2)

Geçtiğimiz Salı günü başladığımız, Büyükçekmece Belediyesi Güler Ertan 9. Uluslararası Fotoğraf Yarışması’nda ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan güzel fotoğrafları paylaşmaya devam ediyoruz.  Keyifli bir göz şöleni olması dileğiyle…

025
FIAP Mansiyon OM – Amin  Zamzam – İran – “Deep out
026
FIAP Mansiyon OM – Ali Rıza Demir – Türkiye – “Mechanics
027
FIAP Mansiyon OM – Quoc Nguyen Linh Vinh – Vietnam – “Best friend
028
Sergileme – Erdal  Türkoğlu – Türkiye – “Kuşçu
029
Sergileme – Erdal  Türkoğlu – Türkiye – “Ali Aslan
030
Sergileme – Esengül Yavuz – Türkiye – “Hamak
031
Sergileme – Esengül Yavuz – Türkiye – “Dans
032
Sergileme – Oğuz Miraç Sönmez – Türkiye – “Butterfly of Hades
033
Sergileme – Oğuz Miraç Sönmez – Türkiye – “Circles
034
Sergileme – Oğuz Miraç Sönmez /-Türkiye – “Dance
035
Sergileme – Alahattin Kanlıoğlu – Türkiye -“Sokakta dans
036
Sergileme – Can Kalaoğlu – Türkiye – “Penceredeki çocuklar
037
Sergileme – Abdurrahman Çetin – Türkiye – “İp ruloları
038
Sergileme – Kadir Tezel – Türkiye – “Sohbet
039
Sergileme – Eser Göçmez – Türkiye – “Bulgur
040
Sergileme – Emre Bostanoğlu – Türkiye – “Dua
041
Sergileme – Emre Bostanoğlu – Türkiye – “Balık çiftliği
042
Sergileme – Emre Bostanoğlu – Türkiye – “Folklor
043
Sergileme – Mehmet  Çakır – Türkiye – “Pencerede
044
Sergileme – Musa Talaşlı – Türkiye – “Sürü ve çoban
045
Sergileme – Caner Başer – Türkiye – “Oyun parkı
046
Sergileme – Cihan Karaca – Türkiye – “Camel wrestling
047
Sergileme – Hasan Hulki Muradi – Türkiye – “Tennure dansı
048
Sergileme – Fatma Salt – Türkiye – “Mavi
049
Sergileme – Saeed Arabzadeh – İran – “The darkness
050
Sergileme – Ahmet Fatih Sönmez – Türkiye – “Diyojen
051
Sergileme – Huu Hung Truong – Vietnam – “Dancers
052
Sergileme – Yasin Mortaş – Türkiye – “Dans
053
Sergileme – Ümmü Kandilcioğlu – Türkiye – “Merak

Fedakârlığı yanlış adresten istemek…

Ali Rıza Avcan

Bir kentte, yeni açılan tramvay hatlarının bulunduğu ulaşım koridorlarında diğer toplu ulaşım araçlarıyla dolmuş ve minibüsleri tümden kaldırmak…

Lastik tekerlekli toplu ulaşım aracı otobüs hatlarını kaldırmak ya da yeni yeni aktarmalara konu olacak şekilde kısaltmak; taksi dolmuşları ve minibüsleri başka hatlara aktarmak ya da onlara taksi plakası vererek toplu ulaşımdan çekilmelerini sağlamak…

Bu yöntem geçen yıl Karşıyaka tramvay hattında denendi.

Hem de halkın, İzmir Emniyet Müdürlüğü’nün, Trafik Müdürlüğü’nün, Karayolları Bölge Müdürlüğü’nün ve meslek örgütlerinin tüm itirazlarına rağmen. 

Şimdi, dava açan meslek örgütlerinin açılan davaları teker teker kazanmaları nedeniyle, Şemikler-Karşıyaka hattı minibüslerinde olduğu gibi, tramvay hattında olan eski güzergahlarına dönmeye başladılar.

Bu yöntem şimdi de deneme seferleri bitip ticari işletmeye geçen Konak tramvay hattında deneniyor. 

Yine aynı şekilde tramvay hattının bulunduğu güzergahtaki çoğu otobüs hattı ya kaldırılıyor ya da tramvayla ilişkilendirilecek şekilde kısaltılıyor. 

Bu kez yapılan operasyondan, Karşıyaka yönünden gelen otobüsler ve onların yolcuları da etkileniyor. 

002

ESHOT Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve Göztepe Spor Kulübü taraflarının gönlünü çelmek amacıyla sarı-kırmızı renkli “Otobüs Hatları Değişiyor” başlıklı 11 ayrı duyuruda özet olarak şunlar söyleniyor:

1) 802 Egekent Aktarma-Konak, 63 Evka 3 Metro-Konak, 121 Bostanlı İskele-Konak otobüsleri sabah 08.00-09.00, akşam 16.00-20.00 saatleri arasında Talatpaşa Bulvarı üzerinden Konak’a gidecek, bu saatler dışında yolcular 912 Egekent Aktarma-Alsancak Gar, 963  Evka 3 Metro-Alsancak Gar otobüsleriyle Alsancak Gar istasyonuna kadar gelecek, yolcular Alsancak Gar tramvay istasyonunu kullanarak Konak’a gidecekler.

2) 90 Gaziemir-Halkapınar Metro otobüsü yolcuları sabah 08.00-09.00, akşam 16.00-20.00 saatleri arasında Halkapınar Metro İstasyonu’na gidecek, bu saatler dışında 691 Gaziemir-Lozan Meydanı otobüsü olarak Lozan Meydanı’na kadar gelerek Halkapınar yönünde olan yolculukları için Kültürpark Atatürk Lisesi  tramvay istasyonunu kullanarak Halkapınar’a gidecekler.

3) 12 Fahrettin Altay Aktarma-Halkapınar Metro, 169 Balçova-Konak, 554 Narlıdere-Konak otobüs hatları, yolcularının tramvayı kullanmaları istenerek iptal edilmiş; sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında İnönü Caddesi’nden gidip gelmek koşuluyla 654 Narlıdere-Konak ve 669 Balçova-Konak hatları açılmıştır.

4) 202 Cumhuriyet Meydanı-Havalimanı otobüsü, bundan böyle Mustafa Kemal Sahil Bulvarı üzerinde yolcu iniş ve binişi yapmayacaktır.

5) 811 Engelliler Merkezi-Montrö otobüsü bundan böyle Mithatpaşa Caddesi üzerinden gidip gelecektir.

6) 70 Şirinyer Aktarma-Halkapınar Metro otobüs hattı, 70 Tınaztepe-Halkapınar Metro olarak düzenlenmiş olup; bu hattaki otobüsler, sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında 70 Tınaztepe-Halkapınar Metro olarak, bu saatler dışında 470 Tınaztepe-Lozan Meydanı olarak çalışacak, Halkapınar Metro’ya gitmek isteyenler Kültürpark Atatürk Lisesi tramvay istasyonunu kullanacaktır.

7) 253 Halkapınar Metro-Konak hattı 253 Halkapınar Metro 2-Konak olarak düzenlenmiş olup bu hattaki otobüsler İşçiler Caddesi-Talatpaşa Bulvarı güzergahından gidip gelecektir.

8) 251 Halkapınar Metro-Konak ve 252 Halkapınar Metro 2-Konak hatları iptal edilmiş, 951 Kahramanlar-Konak ring otobüs hattı hizmete açılmış, Halkapınar Metro’ya gitmek isteyenlerin tramvaydan yararlanması istenmiştir.

9) 80 Bozyaka-Halkapınar Metro hattındaki otobüsler, sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında hizmet verecek, bu saatler dışında 680 Bozyaka-Lozan Meydanı hattında çalışacaktır.

10) Narlıdere Şehitlik-Fahrettin Altay Aktarma hattı 551 Narlıdere-Fahrettin Altay Aktarma olarak yeniden düzenlenerek güzergahı kısaltılmıştır.

11) 255 Üçyol Metro-Halkapınar Metro ve 581 Fahrettin Altay-Halkapınar Metro hatlarındaki otobüsler, sabah 08.00-09.00 ve akşam 16.00-20.00 saatleri arasında Halkapınar Metro istasyonuna kadar gidecek, bu saatler dışında 655 Üçyol Metro-Lozan Meydanı ve 681 Fahrettin Altay-Lozan Meydanı olarak çalışacaktır.

001

Görüldüğü gibi Çiğli’den, Karşıyaka’dan, Bornova’dan, Buca’dan, Gaziemir’den, Balçova’dan ve Narlıdere’den; özet olarak kentin çeperlerinden merkezine gelen birçok otobüs hattı ya kaldırılarak ya da kısaltılarak yolcuların tramvaya binmesi adeta bir zorunluluk haline getirilmiştir.

Böylelikle kentin çevresinden merkezine gelmek isteyenlerin Alsancak Gar, Lozan Meydanı ve Fahrettin Altay gibi duraklarda yeni aktarmalar yaparak yolculuklarının daha da zorlaştırılması sağlanmıştır.

Peki böylesi bir operasyon durduk yerde niye yapılıyor? 

Bu konu ile ilgili birinci soru şu: Kent merkezinde diğer araçlarla birlikte aynı güzergahı kullanacak tramvayın otobüslerden ortadan kaldırılması suretiyle rahatlatılmış bir güzergahta daha kolay hareket edebilmesi için mi?

Yanıtı ise; evet, amaçlanan şeylerden biri bu. Aynı güzergahta diğer özel araç ve otobüslerle birlikte aynı hattı kullanan tramvayın, öngörülen süre içinde hareket edebilmesi, önünde ya da arkasında hareketini engelleyecek bir otobüs, taksi dolmuş ya da minibüsün yer almaması için.

Bu konu ile ilgili ikinci soru ise şu: Bütün bu operasyonlar, tramvay işletme masrafının daha az olması amacıyla tramvaya daha fazla yolcunun binmesi sağlamak için mi?

Bu sorunun yanıtı olarak, “evet, ona da evet” diyebiliriz. Çünkü gerek Karşıyaka gerekse Konak tramvay hatlarının fizibilite raporlarıyla çevre etki değerlendirme (ÇED) raporlarının düzenlenmesi sırasında tramvaya kaç kişinin binebileceğini gösteren yolcu talep kestirimleri şu ana kadar yapılmamış durumda. O nedenle de tramvay işletmelerinin işletme masraflarını karşılayıp kara geçebilmesi için tramvaylara kaç kişinin binmesi gerektiği bilinmiyor. Ama ne kadar fazla yolcu binerse kişi başına taşıma maliyetinin daha da düşeceği herkesin bildiği bir şey. İşte o nedenle, tramvaya rakip olabilecek bütün toplu ulaşım seçenekleri ortadan kaldırılıp tramvay tek seçenek haline getiriliyor. Böylelikle tramvay hattındaki herkesin tramvaya binmesi sağlanmış, bir anlamda zorlanmış oluyor. Bu nedenle otobüsler, taksi dolmuşlar ve minibüsler kaldırılıyor, yok ediliyor.

Bu durumun yaratılan haksız rekabet ortamı açısından ne ölçüde doğru, hukuki, ahlaki ve geçerli bir yöntem olduğu, önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak hukuki süreçlerle çözümlenecekmiş gibi gözüküyor.

Ama bütün bu operasyonlar sırasında son derece önemli bir şey unutuluyor, unutturuluyor ya da bilerek gözden kaçırılıyor.

Tramvayların kent merkezinde daha rahat, daha hızlı, daha seri hareket edebilmesi için toplu ulaşım aracı olan otobüsler, taksi dolmuşlar ve minibüsler ortadan kaldırılırken ya da başka yerlere kaydırılırken trafik içinde asıl sayısal çoğunluğu oluşturan özel araçlar niye unutuluyor, niye onlar göz ardı ediliyor? Kent merkezine girişi yasaklanmış ya da kısıtlanmış özel araç sahiplerinin de tramvay yolcusu olabileceği niye dikkate alınmıyor? Özel araç sahiplerinin de tramvay yolcusu olabileceği niye unutuluyor? 

Yoksa bu konuda hukuki, adil, ahlaki ve insaflı olmayan bir tercih hakkının kullanılması mı söz konusu?

karikatürü-bile-var

Kent merkezindeki tramvay hattının daha hızlı, daha seri ve daha rahat bir şekilde daha fazla yolcuya hizmet vermesi hedeflenirken, tramvayın trafik içinde daha hareket edebilmesini sağlayacak ortamın yaratılmasında niye özel araçlar değil de sadece ve sadece dar gelirli işçi ve emekçilerle emekli, yoksul ve gençlerin tercih ettiği toplu ulaşım araçları; otobüsler, dolmuşlar ve minibüsler gündeme getiriliyor?

Sahi, otobüs, taksi dolmuş ve minibüs yolcularının fedakârlık yapması istenirken bu fedakarlık özel araç sahiplerinden niye istenmiyor? 

Neden ya da niye?

Güler Ertan 9. Uluslararası Fotoğraf Yarışması fotoğrafları (1)

Bugün sizlerle, Büyükçekmece Belediyesi tarafından düzenlenen Güler Ertan 9. Uluslararası Fotoğraf Yarışması’nda ödül kazanan ve sergileme değer bulunan 24 güzel fotoğrafı paylaşıyoruz.

Keyifli bir göz şöleni olması dileğiyle…

001
1. FİAP Altın Madalya D – Oğuz Miraç Sönmez – “Dance
002
1. FİAP Altın Madalya OC – Andi Abdul Halil – Endonezya -“The Best Friend”
003
1. FİAP Altın Madalya M – Mir Kian Roshannia – İran – “Opposite
004
2. FİAP Gümüş Madalya D – Huu Hung Troung – Vietnam – “Dance
005
2. FİAP Gümüş Madalya OC – Muharrem Ünal – Türkiye – “Geierlay Bridge
006
2. FIAP Gümüş Madalya OM – Pedro Luis Ajuriaguerra Saiz – İspanya – “Walking to the future city
007
3. FIAP Bronz Madalya-D – Ahmet Fatih Sönmez – Türkiye – “Danseden kız
008
3. FIAP Bronz Madalya-OC – Faruk Gamlıoğlu – Türkiye – “Bilardo
009
3. FIAP Bronz Madalya-OM – Emel Güley – Türkiye – “Freedom
010
FIAP Mansiyon-D – Galip Çetiner – Türkiye  – “Bang!
011
FIAP Mansiyon-D – Süleyman Kaplan – Kıbrıs – “Dans engel tanımaz
012
FIAP Mansiyon-D – Çiğdem Ürel – Türkiye – “Bale
013
FIAP Mansiyon-D – Özge Ergin / Türkiye – “Kırmızı
014
FIAP Mansiyon-D – Asoke Ghosh – Hindistan – “Sand Dunes Danver
015
FIAP Mansiyon-D – Alexandrino Lei Airosa – Macau – “Lei bali fire dance
016
FIAP Mansiyon-OC – Kumral Kepkep – Türkiye – “Feeding the Cats
017
FİAP Mansiyon OC – Quang Le Nhat – Vietmam – “Pray
018
FIAP Mansiyon OC / DrRManab Kumar Santra _ Hindistan – “White Soul
019
FIAP Mansiyon OC – Mehdi Rouhi – İran  – “Fanfare
020
FIAP Mansiyon OC / Shantimoy Banerjee – Hindistan –  “Red Munia
021
FIAP Mansiyon OC – Simon Rebula – Slovenya – “Fighting
022
FIAP Mansiyon OM – Yüksel Açıkgöz – Türkiye – “Spring
023
FIAP Mansiyon OM – Mustafa Güloğlu – Türkiye – “Kilit
024
FIAP Mansiyon OM – Laki Krisztina – Macaristan – “Dolorous

Yaşanacak şehir İzmir (!)

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde, ülkemizde kent içi ulaşım konusunda  Londra merkezli FIA Foundation destekli çalışmalar yapan -eski adı Embarq, yeni adı WRI Türkiye olan- uluslararası bir kurumun İzmir’in tarihi kent merkezini oluşturan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerindeki ulaşım seçeneklerinin belirlenmesi amacıyla hazırladığı bir rapor elime geçti. 

İzmir Tarih, Sürdürülebilir Ulaşım Projesi başlığını taşıyan 193 sayfalık bu raporu şu an itibariyle inceliyor ve yapılan çalışma hakkında bilgiler edinmeye çalışıyorum.

İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi_Sayfa_001

Rapor kapağındaki isim ve logolardan anladığım kadarıyla bu çalışmanın, 2012 yılından bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, 248 hektar büyüklüğündeki Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde uygulanmakta olan İzmir-Tarih İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi kapsamında yaptırıldığı anlaşılıyor.

Söz konusu raporun 5. sayfasındaki anlatıma göre “İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi’nin konusu, İzmir-Tarih Projesi’ni destekleyecek ve bütünleyecek biçimde, İzmir Konak Kemeraltı ve Çevresi Yenileme Alanı Kapsamında ulaşım seçeneklerinin sunulması, bölgenin çevre kentsel ulaşım ağlarına entegrasyonunun sağlanarak erişebilirliğinin artırılması, bölgenin yaya ve bisiklet öncelikli sürdürülebilir ulaşım odaklı bir yaklaşımla yeniden ele alınması” olarak belirlenmiş.

Raporun anlatımına göre bunu sağlamak amacıyla ilk önce başta 116 ortaklı soylulaştırma şirketi TARKEM A.Ş. olmak üzere 3 dernekle (Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği, Çağdaş Görmeyenler Derneği ve İzmir Bisiklet Derneği); ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi yöneticileriyle odak grup görüşmeleri yapılmış.

Bunun ardından 12-13 Mayıs 2016 tarihinde İzmir Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştirilen Tasarımla Daha Güvenli Kentler Çalıştayı‘nda bir SWOT (GZFT) analizi yapılmış.

Sonrasında ise 19 ayrı bölgeden oluşan bu alanda 1.714’ü yaya, 288’i bisikletli, 686’sı esnaf ve 663’ü hanehalkı olmak üzere toplam 3.351 kişi ile bir anket çalışması yapılmış.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Konak İlçesi İçin ‘İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi’ Anketi” başlığını taşıyan sekiz sayfalık ankette toplam olarak 107 adet soru sorulmuş. 

Raporun 190 ve 191. sayfalarındaki bilgilere göre, anketlerin Ağustos ayı içinde yapıldığı anlaşılmakla birlikte; 12-13 Mayıs 2016 tarihli Tasarımla Daha Güvenli Kentler Çalıştayı sonrasında yapıldığını düşündüğümüz bu araştırmanın, 2016 yılının mı; yoksa 2017 yılının mı Ağustos ayında yapıldığı kesin olarak anlaşılamamıştır.

Biz şimdi bugün bu araştırma ile ilgili raporun 22, 23 ve 24. sayfalarında yazılı olan sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Çünkü Londra merkezli FIA Foundation desteğinde İzmir Büyükşehir Belediyesi ve WRI Türkiye işbirliği içinde, saha ve analiz çalışmaları Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İstatistik Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Şenyay ile Yrd. Doç. Dr. İstem Köymen Keser, araştırma görevlileri Efe Sarıbay ve Yasin Büyükuçaş tarafından yapılan bu anket çalışması sonuçlarının, başta İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi olmak üzere herkesi bağlayan güvenilir, geçerli ve doğru bilgiler barındırdığına inanıyoruz.

Gelelim şimdi bu araştırmanın ilginç sonuçlarına:  

1. Yayaların % 75‘i, işyeri çalışanlarının % 84‘ü, hanehalkının % 74‘ü Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgesindeki dinlenme alanlarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

2. Yayaların % 77‘si, işyeri çalışanlarının ve hanehalkının % 88‘i çocuk parklarıyla oyun alanlarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

3. Yayaların % 70‘i, işyeri çalışanlarının % 88‘i, hanehalkının % 74‘ü bölgedeki ağaçlandırmayı yetersiz bulmaktadır.

4. Yayaların % 53‘ü, işyeri çalışanlarının % 66‘sı ve hanehalkının % 55‘i sokak aydınlatmalarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

5. Yayaların % 58‘i, işyeri çalışanlarının % 58‘i ve hanehalkının % 73‘ü bölgedeki yönlendirme çalışmalarını yetersiz bulmaktadır.

6. Yayaların % 74‘ü, işyeri çalışanlarının % 77‘si ve hanehalkının % 82‘si bölgedeki sokak temizliği çalışmalarını yetersiz bulmaktadır.

7. Yayaların % 69‘u, işyeri çalışanlarının % 74‘ü ve hanehalkının % 82‘si bölgedeki yürüme alanlarını yetersiz bulmaktadır.

8. Yayaların % 84‘ü, hanehalkının % 92‘si ve engellilerin % 90‘ı bölgedeki engelli rampalarını yetersiz bulmaktadır.

9. Yayalarla işyeri çalışanlarının % 81‘i, hanehalkının % 90‘ı ve engellilerin % 93‘ü bölgedeki dokunsal yüzeylerin yetersiz olduğunu düşünmektedir.

10. Yayaların % 40‘ının, işyeri çalışanlarının % 66‘sının ve hanehalkının % 78‘i bölgedeki trafiğe kapalı yolların yetersiz olduğunu bulmaktadır.

11. Yayaların ve işyeri sahiplerinin % 63‘ü, hanehalkının % 88‘i bölgedeki bisiklet yollarını yetersiz bulmaktadır.

12. Yayaların % 42‘si, işyeri çalışanlarının % 48‘i ve hanehalkının % 59‘u bölgeye yönelik toplu taşıma isteminin yetersiz olduğunu düşünmektedir.

13. Yayaların, işyeri çalışanlarının ve hanehalkının % 45‘i, engellilerin de % 47‘si bölgedeki toplu taşıma hizmetlerini yeterli bulmamaktadır.

14. Yayaların % 48‘i, işyeri çalışanlarının % 52‘si ve hanehalkının % 48‘i toplu taşımadaki sıklığın yetersiz olduğunu düşünmektedir.

15. Yayaların % 72‘si, işyeri çalışanlarının % 78‘i ve hanehalkının % 83‘ü bölgedeki otopark olanaklarını yeterli bulmamaktadır.

16. Yayaların ve  işyeri çalışanlarının % 71‘i, hanehalkının % 80‘i araçların verdiği rahatsızlıktan şikayetçidir.

17. Yayaların % 77‘si, işyeri çalışanlarının % 73‘ü ve hanehalkının % 83‘ü bölgedeki taşıt kaynaklı gürültüden rahatsızdır.

Bu durum en iyi şekilde, WRI Türkiye tarafından hazırlanıp söz konusu raporun 24. sayfasında yer alan Tablo 2 ile görülmektedir.

002

Evet, karşımızda ya da elimizde, bölgedeki memnuniyetsizliği ortaya koyan -deyim yerindeyse- “kapı gibi” 17 adet doğru, geçerli ve güvenilir bilgi bulunmaktadır.

Üstüne üstlük bir uluslararası kuruluşun desteğinde, yine bir uluslararası kuruluş ile İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bir üniversiteye yaptırılan araştırma sonucunda ortaya çıkmış verilerle doğrulanan “resmi” bilgiler…

2017 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerine göre 248 hektarlık alandaki 48 mahallede 52.759 kişinin ikamet ettiği, her gün binlerce kişinin çalıştığı ve gezip alışveriş yaptığı kentin en önemli ve tarihi merkezinde…

izmir

Kentte yaşayan herkesin öncelikle o kentte yerel yönetimler tarafından sunulan kamu hizmetlerini yeterli bulup o kentte yaşamaktan memnun olmasının istendiği bir çağda…

Özellikle de afişlerde yazılı olduğu gibi “Yaşanacak Şehir İzmir“de…


WRI Türkiye ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından ortaklaşa hazırlanan “İzmir Sürdürülebilir Ulaşım Projesi” başlıklı rapora ve o rapordaki anket verilerine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

IzmirSurdurulebilirUlasimProjesi_Final.pdfİzmirSurdurulebilirUlasimProjesi.pdf

 

 

Müze, Kültür, Toplum

Kitabın Adı: Müze, Kültür, Toplum

Yazarı: Ceren Karadeniz

Yayına Hazırlayan: Bekir Onur

Yayınlayan: İmge Kitabevi

1. Baskı, Ankara, Nisan 2018, 319 sayfa002

Prof. Dr. Bekir Onur’un kaleminden kitap

Türkiye’de özel ve kamusal müze sayısında ve türlerinde kayda değer bir artış var. çağdaş müzecilik ve onun vazgeçilmez bir kolu olan müze eğitimi alanında da araştırma, inceleme ve yayınlarda önemli bir artış gözlemlenmekte. Müze ve müzecilikteki bu gelişme son derece sevindiricidir. Ülkemizde de müzelerin yeni işlevler edinmeye, yeni kavramlar kullanmaya başlaması çağdaşlaşma çabalarının belirtisi sayılmalıdır. Bu bağlamda kültürel çeşitlilik, çokkültürlülük, katılım, topluma açılma gibi yeni kavramlar; göç müzesi, kadın müzesi, din müzesi, çocuk müzesi gibi yeni kuruluşlar dikkati çekmektedir.

Ceren Karadeniz’in kitabı sözü edilen bütün gelişmeleri incelemekte ve değerlendirmekte. ABD’de, İngiltere’de, Almanya’da müze çalışmaları yapan yazarın, konunun yetkin bir uzmanı olduğunu, bu kitabın alanda çalışan herkese yararlı olacağını belirtmek isterim.”

İçindekiler

Sunuş

Kısaltmalar

Bölüm I

* Çokkültürlülük ve Kültürel Çeşitlilik

* Çokkültürlülük Eleştirisi

* Kültür Politikaları, Kültürel Çeşitliliğe İlişkin Beyannameler, Sözleşmeler ve Konferanslar

* Kültürel Çeşitliliğe İlişkin Beyanname ve Sözleşmeler

Kültürel Çeşitlilik İçin Kültürlerarası Diyalog

* Kültürel Çeşitlilik, Sanat Eğitimi ve Müze

Bölüm II

* Çağdaş Müze ve İşlevleri

* Müze ve Katılım

* Postmodern Müze

* Çağdaş Müze, Kültürel Çeşitlilik ve Çokkültürlülük

* Engelli Bireylere İlişkin Müze Politikaları ve Sergiler

* Kadına İlişkin Müze Sergileri ve Kadın Müzeleri

* Azınlıklara İlişkin Sergi Hazırlayan Müzeler

* Göçe İlişkin Sergiler Hazırlayan Müzeler ve Göç Müzeleri

* Müzelerde Kültürel Çeşitlilik ve Çokkültürlülük Çalışmalarına İlişkin Diğer Uygulamalar

* Müze, Çokkültürlülük Eleştirisi ve MAP for ID Projesi

* Sanat Müzeleri ve Kültürel Çeşitlilik

* Din Konusundaki Müze Sergileri ve Din Müzeleri

* Çocuk Müzelerinde Kültürel Çeşitlilik

* Kültürel Çeşitliliğe İlişkin Diğer Sergi Örnekleri

Bölüm III

Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Kültür Politikalarında Müze ve Kültürel Çeşitlilik

* Cumhuriyet’in İlanından 1980’e Kadar Uzanan Dönemde Kültür ve Müze Politikaları

* 1980 Sonrası Kültür ve Müze Politikaları

* Türkiye’de Çağdaş Müzecilik ve Müzelerin Kültürel Çeşitliliğe Yaklaşımları

* Müzelerde Gerçekleştirilen Kültürel Çeşitlilik ve Kültürlerarası Diyalog Konulu Projeler

Sonuç

Kaynakça

001

 

Şalterler inince – Grev ve direniş şiirleri

Magirus İş Bırakımı

                             – Gözcümüz vurulmuş, gözümüz kan,
                              Gözümüz büyük daha.-
İşi bırakmak; kişi ölüme aday mı
Soluğun biraz yok
Dağ ayakların
Ova ellerin yok.

Ah mı, of mu, vay mı,
Yüreğimizdeki ses
Bizden, bütün köylere, bütün yeryüzüne,
Gidip kör kör gelen ses,

Aç günler ay mı
Öylesin uzun
Kavak yükseli değil
Uzüntü uzun.

İşi bırakmak kolay mı
İşi bırakmak
Çoluğu çocuğu nice karanlıklarda
Ekmeksiz bırakmak.

İşi bırakmak bir yalaz tay mı hey
Ki koşar su doğru yıldız doğru
Kopmuş gövdemiz onunla canlanır bir daha
Ki koşar bir aydınlığa doğru.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

99627eeda9d0a89beb46d8ce83f6997a

Oy Beni

I
Türkiye yaşanmaz oldu!
Her gün bir başka zehir.
Görmedik,
Bir bahçe, bir çiçek, bir şehir,
Görmedik bir gülen,
Hasılı bir ferah, bir rahat:
Uğruna çekilen,
Derttir, mihnettir
Senden yana olduğumuz sebeptir
Kollektif hayat!

II
Türkiye yaşanmaz oldu!
Gel gör halimiz yaman!
Haramiler, bezirganlar elinden
Aman, el aman!
Kesilmiş mümkünüm, çarem
Vay ne hal olmuş vatan!
Güzel yarim Istanbul’dan ne haber?
Dil-Tarih’ten, Emekçi’den, Sendika’dan?
Şiddetin sabahı yakındır
Dayan dizlerim dayan

Enver Gökçe

enver-gc3b6kc3a7e-3

Urgan ve Yorgan

İnmem ocaklarına,
Kendileri girsin!
Kendileri döğsün demiri erini…
Ocak mı benim, fırın mı benim?

Ekmem arpayı, buğdayı, Ekmem yulafı, çavdarı,
Tarla mı benim, tapan mı benim?

Kömür gözlü üzümleri,
Baldudak incirleri,
Kızyanağı elmaları,
Na’ yersiniz!

Dikmiyorum ağacını, Bellemiyorum toprağını,
Bağ mı benim, bostan mı benim?

Bundan kelli
Üstümü örtmez bu yorgan,
Yükümü çekemez bu urgan! . . .

Mehmed Kemal, Tükenmez (Bütün Şiirleri) Gerçek Sanat Yayın. İstanbul 1990

mehmed-kemal-ec49filip-suyunu-ic3a7tic49fimiz-c3a7ec59fme-2018

Güneşli Sabaha Bir Sonnet

hey deli dumrul kim bilir öyküm nasıl bitecek
karşımda değilsin ama görüyorum seni
unutmuş um mavi camdaki gülümsemeni
biliyorum kırmızı güneş bir gün kapımı itecek

yaklaşık yirmi bir yıl gözaltında yürüdüm
şiirlerimi antolojilerin kapılarında durdurdular
hatta yazın erieri bileklerime kelepçe vurdular
oysa benim güzel günleri yazmakla geçti ömrüm

birlikte tırmandık dağları al şafakta
acıları buruşuk kağıtlar gibi rüzgara atmışız
ne ölüm var ne korku yürü dostum toprakta

kitapları yakmışlar insanlara kurşun sıkmışlar
yenileri basılır bebekler büyür anasını satmışız
bizler gitsek de aldırma yanar tepedeki ışıklar

Ömer Faruk Toprak, Tüm Şiirleri, Adam Yayın. İstanbul, 1983

 

c59da0e2d2dd2594327fbe5a5c04e4d6

Genel Grev

şehirde ne olduysa birden saatler durdu
sokak lambaları deli sarı patladılar
canavar düdükleri uğulduyordu
üç sehpa kuruldu üç adam asıldılar
genç bir kız bir mavi timsah doğurdu

sessizliği büyütüyor radyo pilonları
dudak dudağa değse yangın parlayacak
bir yıldırım tutuklamış telefonları
musluklarda ıs lıklar sular akmayacak
özgür ve bağımsız sokakta çöp bidonları

bu nasıl şey gerçi kımıldamıyor nabız
dil simsiyah sarkmış gözler buzlu cam
oysa yürek nurdan kocaman bir yıldız
kan hala sıcak iştahlı duman duman
karşıtların birliği mi yaşadığımız

Atilla İlhan

attila

Kavel

İşime karım dedim
karıma kavel diyeceğim
ve soluğumun tükenmedikçe bu doyumsuz dünyada
                                             güneşe karışmadıkça etim
kavel grevcilerinin türküsünü söyleyeceğim
ve izin verirlerse istinyeli emekçi kardeşlerim
izin verirlerse kavel grevcileri
ve ben kendimi tutabilirsem eğer
sesimi tutabilirsem
          o çoban ateşlerinin parladığı yerde kavel’de
          o erkekçe direnilen yerde kavel’de
               karın altında nişanlanıp
                          dostlarımın arasında öpeceğim
                                nişanlımı kavel kapısında
ve izin verirlerse istinyeli emekçi kardeşlerim
izin verirlerse kavel grevcileri
                             ilk çocuğumun adını
                                         kavel koyacağım

Hasan Hüseyin, Kavel, Yeditepe Yayınları, İstanbul 1972

02a8ffe476f29eb7e91bdad9bec2005f

Uyan

Hadi uyan
Günışığı çilemeye başladı başucunda
Denizler bir mavilik edindi günden
Seher yeline uyup kuşlar tüneğinden uçtu
Bu türküyü dinlemeyecek misin

Hadi uyan
Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın
Ilkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
Yoksul olsan da uyan
Garip ol san da uyan
Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için
Madem ki iyisin, iyiliği yaşatmak için
Madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için
Hadi uyan
Denizi dinle yaşamak desin
Toprağı dinle barışmak desin
Göğü dinle sevişmek desin
Bir plak konmuş gibi gramofona
Işte aşk işte özlem işte savaşmak gücü
Uyan diyor uyansana

Hadi uyan
Sevdiğim uyan
N’olur uyan

Metin Eloğlu

metinelog

Sarı kareler…

Vakıf Emeklilik 6. kez düzenlenen fotoğraf yarışmasının bu yılki teması “Sarı kareler” idi. 

Bu yarışma sonucunda ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan toplam 36 “sarılı” kare gerçekten çok güzel görüntüleri, yaratıcı tasarımları içeriyor…

Keyifli seyirler dileğiyle… 

001
Birincilik Ödülü – Muhammed Şuayp Oral – “Sarı Kaya
002
İkincilik Ödülü – Serkan Daldal – “Balıkçı
003
Üçüncülük Ödülü – İhsan Korkut – “Sarı toz bulutu
004
Mansiyon – Yücel Çetin – “Taşıyıcı
005
Mansiyon – Emine Sezgin – “Papağan
006
Mansiyon – Ceren Yağcıoğlu – “Kuvercin
007
Sergileme – Utku Çetin – “Yüzen ördek
008
Sergileme – Esengül Yavuz – “Sarı havlu
009
Sergileme – İsmail İkiz – “Otopark
010
Sergileme – Özlem Gün Bingöl – “Limonatacı kız
011
Sergileme – Murat İbranoğlu – “Balon
012
Sergileme – Gökalp Bilici – “Kerpiç
013
Sergileme – Arzu İbranoğlu – “Eğlenmek
014
Sergileme – İbrahim Aysündü – “Cami
015
Sergileme – Murat Akgün – “Çiçekçi
016
Sergileme – Murat Akgün – “Borular
017
Sergileme – Musa Talaşlı – “Sonbahar
018
Sergileme – İsmet Danyeli – “Eski
019
Sergileme – Zehra Çöplü – “Niagara
020
Sergileme – Servet Çınar – “Köprü
021
Sergileme – Özkan Bilgin – “Sarı saçlar
022
Sergileme – Nuri Çorbacıoğlu – “Katip
023
Sergileme – Adem Yener – “Yerel yaşam
024
Sergileme – Oğuzhan Hacısalihoğlu – “Sisler
025
Sergileme – Ceyda Arslan – “Kartopu
026
Sergileme – Özkan Olcay – “Sulama”
027
Sergileme – Kemal Türk – “Kuş cenneti
028
Sergileme – Seyit Halit Demir Özer – “Sarı damlalar
029
Sergileme – Emir Bağcı – “Çoban ateşi
030
Sergileme – Bülent Şelli – “Crinoid
031
Sergileme – Cihan Barış Budak – “Boyacı
032
Sergileme – Tevfik Ekici – “Kuğu gölü
033
Sergileme – Huriye Cingöz – “Salyangoz
034
Sergileme – Meral Yeşilçiçek – “Emekçi nene
035
Sergileme – Özlem Demir – “Saman
036
Sergileme – Marina Bulduk – “Sarı oje

Zorla Yerleştirmeden Yerinden Etmeye

Kitabın Adı: Zorla Yerleştirmeden Yerinden Etmeye, Türkiye’de Değişen İskân Politikaları.

Yazarı: Sema Erder

Yayınlayan: İletişim Yayınları, Araştırma-İnceleme Dizisi 432

1. Baskı 2018, İstanbul, 312 sayfa

1511530513-IMG

Yazarı Hakkında: Sema Erder Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ekonomi, Hacettepe Üniversitesi’nde demografi eğitimi gördü. Bir Süre kent planlamasıyla ilgili kurumlarda araştırmacı olarak çalışan Sema Erder, bu dönemde şehircilik ve şehir sosyolojisi konularına ilgi duydu ve Marmara Üniversitesi kadrosuna katılarak şehircilik dersleri vermeye başladı. Stockholm Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimini gören Sema Erder, aynı dönemde, Mübeccel B. Kıray yönetiminde sürdürdüğü “Getto” konulu doktora tezinin alan araştırmasını tamamladı ve bu çalışmayla, 1985 yılında Marmara Üniversitesi’nden doktora derecisini aldı.

Yerel politika, gecekondulular, çocuk göçü ve çıraklık, kentsel gerilim gibi konularda çok sayıda alan araştırması yapan Sema Erder, İstanbul’a Bir Kent Kondu: Ümraniye adlı kitabıyla (İletişim Yayınları, 1996) 1996 yılında Sedat Semavi Sosyal Bilimler Ödülü’nü aldı. Son dönemlerde, eski sosyalist ülkelerden Türkiye’ye yönelen yeni göç hareketleri üzerine çalışmakta olan yazar, Bahçeşehir Üniversitesi’nde de görev aldı. 2017 yılında ‘Kent Çalışmaları ve Kentsel Oluşumlar’ konulu Kadir Has ‘Üstün Başarı Ödülü’ne layık görüldü.

İÇİNDEKİLER

TEŞEKKÜR
Başlarken
Giriş

BİRİNCİ BÖLÜM
Yönetmek İçin Karıştırmaktan
Yönetmek İçin Ayıklamaya: Osmanlı’da
Değişen Sürgün ve İskân Uygulamaları
Geleneksel toplumlarda toprak-insan ilişkileri ve zorunlu göç 
Osmanlı’da iskân kurumunun oluşumu
Yönetmek için karıştırmak
Yönetmek için karıştırmada sorunlar
Yönetmek için ayıklamak

İKİNCİ BÖLÜM
Önce Yerleşmek: Ulus-Devletin Kuruluşu
Cumhuriyet’in kuruluşu ve iskân
Önce Batı’daki (yeni) ev sahipleri yerleşiyor
Uluslararası koruma altında zorunlu göç: Mübadele
Batı Anadolu’da Türk-Müslüman toplumun kuruluşu ve kozmopolit yaşamın sonu

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Sonra Yerleştirmek: Cumhuriyet’in Kuralları Kesinleşiyor
Doğu’nun “zorla” yerleştirilmesi: Kürtler, Aleviler ve iskân
Ulus-devletin yapı taşı: 1934 İskân Kanunu
Cumhuriyet’in kuralları kesinleşiyor:
“Yönetmek için benzeştirmek”

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
İskân Kurumu ve Balkan Göçmenleri (Dış İskân)
İskân kurumunun dostları:
Kurucu Balkan göçmenleri, 1923-1949 dönemi
Balkan göçmenleri “dış Türkler” oluyor: 1950-1989 dönemi
1951 Bulgaristan Göçü
1989 Bulgaristan Göçü
Balkan göçmenleri artık düzensiz göçmen: 1990 sonrası
Dış iskân vatandaşlığa geçiş kapısı olmaktan çıkıyor

BEŞİNCİ BÖLÜM
Zorla Yerleştirmeden
Zorla Yerinden Etmeye (İç İskân)
İskânın Bürokratik Serüveni
Yeni İskân Kanunu neden çıkarıldı?
Günümüzdeki iskân anlayışı: Ne değişti? 
Son “şenlendirme” uygulaması: 1974 Kıbrıs nüfus yerleştirmesi
Sürgün”den güvenlik nedeniyle yerinden edilmeye
Afet nedeniyle yerinden olma ve mülksüzleşme
Kurumsallaşamama
Mülkiyet sorunu ve hak sahipliği
Afet sorununu müteahhitlik konusu olarak kabul etme
Kamu yatırımları nedeniyle yerinden edilme ve mülksüzleşme 
Göçerlerin iskânı
Yeni İskân Kanunu: İnşaat sektörünün kolaylaştırıcısı
Son Söz Yerine

EKLER 
Ek 1: Uluslararası Göç ve İskãn Kurumu ile İlgili Yasa, Yönetmelik ve Anlaşmalarla İlgili Önemli Tarihler
Ek 2: İskân Kanunu Değişiklik Tablosu (1926-2006)

KAYNAKÇA
DİZİN 

190620181257002243773_2

Giriş

İçinde yaşadığımız toplumu ancak geçmişten gelen kültürün, kurumların ve kuralların süreklilikleri ya da kesintileriyle birlikte anlayabiliriz. Ancak, yasaklar, yerleşikleşmiş mitler, tabular ve önyargılar nedeniyle çoğu zaman bunu yapamıyoruz. İskân kurumunun geçmişi, karanlık sayfalarla dolu, “hassas” ve tabu alanlardan olduğu için hem bireysel hem de toplumsal olarak konuşulması zor konulardandır. Bu alanda çalışanlar, bir taraftan baskı ve yasaklar, diğer taraftan bu kurumdan zarar görenlerin haklı hassasiyetleri ve öfkeleriyle baş etmek zorundadır. Çok çekişmeli bu alanda akademisyen olarak varolabilmek, hem “resmî tarih”i ve tabuları algılamak ve sorgulamak hem de güçsüz gruplara yapılan haksızlıkları gündeme getirmek gibi çok yönlü bir çaba gerektirmektedir. Bu alandaki çalışmaların zenginleşmesi için daha özgürlükçü ve barışçı bir ortama ihtiyacımız var.

Bu denemede başlangıç olarak, iskân kurumunun, zorunlu göç aracılığıyla “toplum, devlet ve mekân” ilişkilerini nasıl yönettiğini anlamaya çalışacağız. Bu kurumun, zorunlu göçler bugün içinde yaşadığımız toplumdaki insan coğrafyasını, servetin dağılımını, etnik ilişkileri ve kültürel mirası da biçimlendirdiğini biliyoruz. Tarihsel köklere sahip bu kurumun işleyişi geçmişten günümüze taşınan birçok sorunun da köklerinde yer etmiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi iskân yer etmiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi iskân kurumunu bugünkü değerler ve kurallarla arkaik bir kurum olarak tanımlayabiliriz. Oysa Türkiye’de bu kurumun bıraktığı izlerin derinliği ve üstelik toplumsal ve siyasal alanda katedilen bunca yola karşın halen yaşıyor olması konuyu güncelleştirmektedir.

İskân kurumunun yönetimdeki etkisini ve toplumsal değişme dinamikleriyle etkileşimini anlamaya çalıştığımız bu çalışmanın kapsamına sayısız araştırma, hatırat, rapor, roman gibi yayınların girebileceğinin ve bunların tümüne hâkim olmamızın imkânsızlığının farkındayız. Bu çalışmayı akademik dünyanın yaygın olarak başvurduğu kısıtlı sayıda kaynakla sınırladık. Geniş bir zaman dilimini kapsayan bu çalışmada ele aldığımız kaynaklar, kuram, metodoloji ya da siyasal içerik açısından birbirinden farklıdır. Tarih, siyaset bilimi, sosyoloji ve antropoloji alanında çalışan sosyal bilimcilerin iskân kurumuyla –doğrudan ya da dolaylı olarak– öteden beri ilgilendiklerini biliyoruz. Ancak, Türkiye’deki sıkça değişen siyasal ortama bağlı olsa gerek, bazı dönemlere ait çok sayıda, bazı dönemlere ait ise çok az sayıda –bazen hiç– yayın olduğunu fark ettik. Diğer taraftan iskân kurumundan etkilenen bazı etnik ve dinsel gruplar hakkında çok, bazı gruplar hakkında ise az yayın olduğunu görmek de ilgi çekici oldu.

Bu yayınlardan, iskân kurumunun süreç içinde toplumsal değişmenin dinamiklerine bağlı olarak nitelik değiştirdiğini anlıyoruz. Bu değişime bağlı olarak, araştırmacılar da iskân kurumunun her dönemde bir başka yönüne ağırlık vermişlerdir. Osmanlı’da yaşamsal öneme sahip olan iskân kurumunun, ulus-devletin oluşum sürecinde de kurucu görev üstlenerek önemini koruduğu anlaşılmaktadır. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki uygulamalar bugün yaşadığımız coğrafyadaki sosyal yaşamın temellerini atmıştır. Sosyal değişmenin hızlandığı, köylülüğün çözüldüğü günümüzde ise bu kurumun göreli önemi azalsa da yaşamını sürdürüyor olması ilgi çekicidir. İskân kurumunun izlerini sürerek belki de bu kurumun, Acemoğlu ve Robinson’ın ulusların refaha kavuşmalarında ve demokrasiyi benimsemelerinde etkili olduğunu ileri sürdükleri kapsayıcı ya da sömürücü ekonomik ve siyasal kurumlardan hangisine benzediğini saptayabiliriz (2012, 2013).

Bu denemede Osmanlı dönemiyle ilgili yazılanların, tarihçi ve hukukçu olmayan bir sosyal bilimcinin yorumları olarak kabul edilmesini dileriz. Umarız bu yorumlar, tarihçilerin ve özellikle hukuk sosyologlarının, daha özgür bir ortamda yapacağı yeni araştırmalarla zenginleşir ve yeniden değerlendirilir. İskân araştırmasının ilk aşamalarında bu kurumun ekonomik, toplumsal ve askeri alandaki çok-işlevli yapısı dikkatimizi çekmişti. Dikkat çeken ikinci nokta ise kurumun kurallarının anlamının, kapsamının ve etkilerinin zaman içinde değişmesiydi. Osmanlı’nın kuruluşundan bu yana sürekli olarak yeniden kurulan bu kurum, “geleneksel” hukuk anlayışındaki değişmeyi de yansıtmaktadır. İskân kurumunun esnek bir uygulamalar manzumesi olmaktan çıkması, bürokratikleşmesi ve kodifiye edilmiş formel yasal kurallara dönüşmesi modern hukuk anlayışına geçişin ilgi çekici bir serüveni olarak da okunabilir. Bu kurumla ilgili analizler sırasında geleneksel ve modern hukuk anlayışı arasındaki farkı dikkate almak ve bunu sürekli olarak akılda tutmak, belki, anakronizme düşme riskini azaltabilir.

Bu araştırmada, iskân kurumunu oluşturan emir, nizamname ve yasaları dikkate alan çalışmalardan yararlanıldığı gibi, uygulamalar hakkında bilgi verebilecek örnek olaylara da yer verilmeye çalışılmıştır. Geleneksel hukukun uygulandığı otoriter toplumlarda, kurallarla uygulamalar arasında gevşek bir ilişkinin olduğu bilinmektedir. Bu noktada, tarihçiler monografik çalışmaları, idiografik olma ya da tek örneğe dayanma gibi nitelikleri ile bu olguların öğrenilmesini ve değerlendirilmesini sağlamış ve böylece araştırmaya önemli katkıda bulunmuşlardır.

Tarih metoduyla ilgilenenlerin de belirttiği üzere, tarih araştırmalarında karşımıza çıkan önemli bir sorun, araştırmaların dayandığı belgelerin “yanlı” olma ihtimalidir. Nitekim, Osmanlı arşivindeki belgeleri çok iyi tanıyan, deneyimli tarihçi Suraiya Faroqhi de iskân kurumundaki kurallar ile uygulama arasındaki farka dikkati çekmektedir. Faroqhi, iskânla ilgili bir çalışmasında “Osmanlı yerleştirme politikası resmî belgelere yansıdığı şekliyle genellikle başarılı imiş gibi görülmektedir. Ve bu normaldir. Bu Osmanlılara özgü değildir. Her bürokrat kendi idaresinin gücünü olduğundan biraz daha kuvvetli görmektedir. Yani insanlık hali” diyerek bu durumu vurgulamaktadır (2009: 87).

Cumhuriyet’in kuruluşu sırasında ve hemen sonrasında iskân kurumu önemini koruduğundan, bu dönemle ilgili yayın sayısı göreli olarak fazladır. Cumhuriyet Dönemi’yle ilgili araştırmalar da kaçınılmaz olarak yazıldığı dönemin siyasal ve akademik ortamının etkilerini taşımaktadır. Türkiye’deki otoriter siyasal sistemin “resmî tarih” ve “resmî ideoloji”yi besleyen çalışmaları desteklediği, buna karşılık eleştirel yaklaşımları ise sürekli baskı altında tuttuğu bilinmektedir. Bu nedenle Türkiye’de yaşayan sosyal bilimciler, her ne kadar güncel siyasete ilgi duysalar ve eleştirel olsalar da oto-sansür süzgecini kullanma alışkanlığını, belki de farkında olmadan, içselleştirmişlerdir. Bu nedenle, Cumhuriyet Dönemi çalışmalarını değerlendirirken, o günün siyasal koşullarını göz önünde bulundurmaya çaba gösterdik.

Günümüzde iskân kurumu, toplumsal yapı, sınıf, kapitalistleşme gibi konulardan çok siyaset bilimciler açısından önemli olan “milliyetçilik”, “ulusal kimlik”, “etniklik”, “kimlik politikaları”, yurttaşlık”, “azınlıklar”, “Ermeni sorunu”, “Kürt sorunu”, Alevi sorunu” etrafında tartışılmaktadır. İskân kurumunun gündeme geldiği bir başka alan ise güncel mülteci ve sığınmacı akımlarının damgasını vurduğu dış göç çalışmalarıdır. Son dönemlerde iskân kurumu sadece tarihçi ve siyaset bilimcilerin değil aynı zamanda sosyologların, antropologların ve kamu yönetimi uzmanlarının da ilgi alanına girmiştir. Sayıları gün geçtikçe artan yaratıcı ve eleştirel çalışmalar, bu denemenin gerçekleştirilmesine çok önemli katkı sağlamıştır. 

Bu kitapta araştırma bulguları beş bölüm halinde sunulmaktadır. Birinci Bölüm’de, Osmanlı Dönemi’nde iskân kurumunun oluşumu, kurumsallaşması, işleyişi ve etkileri, iskân kurumunun Osmanlı toplumunda savaşta ve barışta nasıl uygulandığı,
kozmopolit toplumu nasıl ürettiği ve bunun toplumsal yaşamı ve farklı toplumsal kesimleri nasıl etkilediği ele alınmaktadır. İkinci ve Üçüncü Bölüm’de ise Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki iskân kurumu ve uygulamaları incelenmektedir. Cumhuriyet dönemi iskân kurumu uygulamaları, Batı Anadolu’da ve Doğu Anadolu’da iki farklı deneyim anlamına geldiğinden iki ayrı bölüm olarak ele alınmıştır. Dördüncü Bölüm’de, iskân kurumunun dış göç kurumu olarak anlamı Balkan göçü bağlamında irdelenmektedir. Beşinci Bölüm’de ise 1950’den bu yana değişen iskân anlayışı iç iskân uygulamaları bağlamında ele alınmıştır. Bu bölümdeki bulgular “devlet-toplum-toprak” ilişkilerini zorla düzenleyen iskân kurumunun, zorla yerleştirmekten zorla yerinden etmeye dönüşerek yaşamını sürdürdüğünü göstermektedir. Bu otoriter kurumun demokratikleşmesi, sonuçları üzerinde tartışmaktan ziyade, belki de ancak kurumun işleyişini değiştirmekle mümkün olabilecektir.

Resim2

 

Herkesi kucaklamak…

Ali Rıza Avcan

Herkesi kucaklamak“…

İlk duyduğunuzda içinizde sevgi tomurcukları açtıran, yüreğinizi sarmalayan güzel , sımsıcak bir sözcük…

Herkesi kucaklamak“…

Hiçbir ayırım gözetmeksizin karşınıza çıkan herkesi, her erkeği, her kadını, her cinsiyetten insanı, her çocuğu, her genci, her yaşlıyı, her engelliyi, her hırlıyı, her hırsızı kucaklamak…

3261371913_93b20559b3_b

Kucağı herkese açmak… O kucağın tam ortasında duran yüreğini, o yürekle simgelenen sevgini, şefkatini ve insanlığını herkese açmak…

Bu konuda hiçbir sınır tanımamak, hiçbir koşul koymamak…

Sağcısını solcusunu, hümanistini faşistini, otokratını demokratını, saraydakini varoştakini kucaklamak, kucaklayabilmek…

Daha doğrusu kendinde bütün bunların hepsini kucaklayabilme kapasite ya da yeteneğini görebilmek… Bu konuda hiçbir sınır, kayıt koşul dinlememek… Kucaklayabileceğini iddia etmek…

İlk söylendiğinde ya da dinlendiğinde kulağa hoş gelen, yüreği okşayan sözler bunlar…

Bir cumhurbaşkanı adayının açıklayıp cümle aleme duyurduğu 3.398 sözcükten oluşan koskocaman bir seçim manifestosunda tek bir “kucak“, “kucaklamak” ya da “kucaklıyorum” sözü geçmediği halde; tüm seçim kampanyası süresince “herkesin Cumhurbaşkanı olmak” iddiasıyla bol bol “kucaklıyorum” sözünü kullanmak…

Ya gerçekten herkesi; ama herkesi kucaklamak gerçekten mümkün mü?

Bütün düşünceleri, ideolojileri, sınıfsal ayrımları, grup, küme ve cemaatleri, bilinçaltı dürtülerini, algıları, şartlanmışlık ve ön yargılarla benzerlerini aşarak herkesi kucaklamak mümkün mü?

İnanç dünyasına ait yaratıcı ve peygamberlerin bile bugüne kadar yapamadığını bir çırpıda yapmak bu kadar kolay mı?

Diyalektik her şeyin kendi zıddının kendinde içkin olduğunu söylemekle birlikte tez ve antitezi, herhangi bir sentez hali oluşmadan bir arada bulundurup aynı kucağın içine sokmak mümkün mü?

Yoksa bu güzel ve etkileyici sözler, bir pop yıldızı gibi parlayıp sönen ahir zaman siyasetçilerinin “soap opera” benzeri bir “dip dalgası” ya da “tsunami” eşliğinde bizleri ikna edip kandırmak için kullandığı yalanlar mı? Veya kendisinin de inanmak isteyip inandığı yanılsamalar mı?

Yoksa masaldaki cadının, Pamuk Prenses‘e verip onu öldürmeye kalktığı parlak kırmızı elmalar mı?

muharrem_ince_manisa_da_konustu_81_milyonu_kucaklamak_icin_yollara_dustum_h77523_4bc2b

Yoksa kendi bünyesinde hem emeği hem sermayeyi, hem sağcıyı hem solcuyu, hem otokratı hem demokratı barındırabileceği sanan ya da sanmasa bile bunun oy getireceğini düşünen eski adıyla “sosyal demokratların“, yeni ve güncel adıyla “popülist sol demokratlar“ın bir yalanı mı?

Sanırım bütün bunları oturup salim kafayla yeniden düşünmekte yarar var…

Yoksa bizler hiç olmayacağını bildiğimiz bir duaya “amin” mi dedik?

Herkesi kucaklıyorum” diyenlere inanıp ya da inanmayı isteyip; oy vererek…