Ulaşım ana planlarını kim kabul eder?

Ali Rıza Avcan

Şu son günlerde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hazırlamakta olduğu ve bizim de bu amaçla davet edildiğimiz toplantı ve çalıştaylarda görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerle katkıda bulunduğumuz İzmir Ulaşım Ana Planı güncellemesi işinin belediye içinde hangi kurul tarafından kabul edileceği hararetli bir şekilde tartışılmakta.

2009 yılında kabul edilip şimdi güncellenerek yeni bir senaryoya kavuşan İzmir Ulaşım Ana Planını belediye içinde eskiden olduğu gibi belediye başkanına bağlı olan Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) mi yoksa Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nin (UKOME) görüşü doğrultusunda İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi mi kabul edecek?

İşte şu sıralarda kafalardaki tek ve önemli soru bu…

Çünkü, bu kez hazırlanan ulaşım ana planı bir öncekinin aksine onaylanmak üzere bakanlığa gönderilmeye hazırlanıyor. O nedenle planın bakanlık öncesinde kim tarafından kabul edilmesi büyük bir önem taşıyor.

Şayet kabul işlemi bir öncekinde yapıldığı gibi belediye başkanına bağlı Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) tarafından yapıldığı takdirde bakanlığın bu plan üzerinde bir değişiklik yapması durumunda ortaya bir sorun çıkmayacak.

Planlama 001

Ancak, söz konusu plan 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na göre belediyenin en üst karar organı olan belediye meclisi tarafından onaylandığı ve bu şekilde onaylanan plan üzerinde bakanlık tarafından bir değişiklik yapılarak geri gönderildiği ya da değişiklik yapılarak onaylandığı takdirde belediye meclisinin ne duruma düşeceği, nasıl bir karar alacağı da belli değil.

Çünkü hangi bakanlık olursa olsun bakanlıkların belediye meclislerinin ulaşım ana planlarıyla ilgili kararlarını reddederek geri göndermesi ya da kararı değiştirerek kabul etmesinin herhangi bir şekilde yasal bir zemini bulunmamakta.

Böylesi bir durumun gerçekleşmesi durumunda belediye meclisi bakanlıkça yapılan bu tasarrufu kabul edip sineye çektiği takdirde bunun halka nasıl izah edileceği akılları zorlayan zor bir soru…

Hele ki, bakanlığın şu sıralarda İzmir kamuoyunun gündeminde olan İzmir Körfez Geçişi Projesi’ni plana dahil etmesi –ki, bu proje İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce Ulaşım Ana Planına dahil edilmediği takdirde, bakanlığın bu projeyi plana dahil edeceğine kesin gözüyle bakılıyor– durumunda buna nasıl bir tepki verileceği de merak konusu…

BURSA'DA TOPLU ULAŞIM ZAMLANDI BURSARAY'A YÜZDE 8, DİĞER BAZI HATLARA İSE YÜZDE 11 İLE YÜZDE 12 ORANINDA ZAM YAPILDI TOPLU ULAŞIMA ÜCRET AYARI

Yoksa belediye meclisi üyeleri, çoğu kez yaptıkları gibi neyi oyladıklarını bilmeden ellerini kaldırıp bakanlıktan dönen bir kararı el birliği ile değiştirirler mi? Yoksa, yakın zamanda “İzmir’in Dağlarında” marşını söyleyerek “Hayır!” diyen belediye meclisi üyeleri bu konuda da “Hayır!” derler mi?

Ama belediye meclisini ve üyelerini böylesi çetrefilli ve zor bir duruma düşürmemek amacıyla bulunan ve gün geçtikçe ağırlık kazanan çözüm, İzmir halkının “Hayır!” dediği İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin İzmir Ulaşım Ana Planının ana eksenine yerleştirerek ve diğer yandan da belediye başkanının ağzından “zaten bu projeyi ilk ben düşünmüştüm, o nedenle projeyi destekliyorum” söylemleriyle birlikte AKP iktidarı ile “kentin alî menfaatleri uğruna” işbirliği yapmak şeklinde ortaya çıkıp somutlaşıyor.

Şimdi isterseniz bu çetrefilli durumları tartışmaktan, zor sorulara yanıt bulmaktan vazgeçip konuyu yasal yönleriyle tartışmaya başlayalım.

***

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun “Büyükşehir, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görev ve sorumlulukları” başlığını taşıyan 7. maddesinin (f) fıkrası hükmüne göre; “Büyükşehir ulaşım ana planını yapmak veya yaptırmak; ulaşım ve toplu taşıma hizmetlerini planlamak ve koordinasyonu sağlamak…” büyükşehir belediyelerinin görevidir.

Aynı kanunun “Ulaşım hizmetleri” başlığını taşıyan 9. maddesi ise Ulaşım Koordinasyon Merkezlerini (UKOME) düzenlemekte olup madde metni aynen şu şekildedir:

Ulaşım hizmetleri

Madde 9- Büyükşehir içindeki kara, deniz, su, göl ve demiryolu üzerinde her türlü taşımacılık hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesi amacıyla, büyükşehir belediye başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılacağı ulaşım koordinasyon merkezi kurulur. Büyükşehir ilçe ve ilk kademe belediye  başkanları  kendi   belediyesini ilgilendiren   konuların   görüşülmesinde  koordinasyon merkezlerine üye olarak katılırlar. Ulaşım koordinasyon merkezi toplantılarına ayrıca gündemdeki konularla ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının (oda üst kuruluşu bulunan yerlerde üst kuruluşun) temsilcileri de davet edilerek görüşleri alınır.

Bu Kanun ile büyükşehir belediyesine verilen trafik hizmetlerini plânlama, koordinasyon ve güzergâh belirlemesi ile taksi, dolmuş ve servis araçlarının durak ve araç park yerleri ile sayısının tespitine ilişkin yetkiler ile büyükşehir sınırları dahilinde il trafik komisyonunun yetkileri ulaşım koordinasyon merkezi tarafından kullanılır.

Ulaşım koordinasyon merkezi kararları, büyükşehir belediye başkanının onayı ile yürürlüğe girer.

Ulaşım koordinasyon merkezi tarafından toplu taşıma ile ilgili alınan kararlar, belediyeler ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.

Koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Büyükşehir belediyelerine bu Kanun ile verilen görev ve yetkilerin uygulanmasında, 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz.”

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 9. maddesinin 5. paragraf hükmü uyarınca düzenlenip 15 Haziran 2006, 26199 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliği“nin 5. maddesine göre ise büyükşehir belediye başkanına bağlı olan Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nin (UKOME) görev ve yetkilerini düzenleyen 18. madde hükmü aynen şu şekildedir:

Görev ve yetkileri

MADDE 18 – (1) UKOME, büyükşehir içindeki kara, deniz, göl, nehir, kanal ve demiryolu üzerinde her türlü taşımacılık hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesini sağlamak üzere; ulaşım, trafik ve toplu taşıma konularında üst düzeyde yönlendirici karar alma, uygulama, uygulatma ve ilgili mevzuattaki usulüne göre gereken tesisleri kurma, kurdurma ve işletme hak ve yetkilerine haizdir. Bu amaçla;

a) Büyükşehir belediyesinin sınırları içinde, mevzuatla yetkili kılındığı durumlarda mahalli ihtiyaç ve şartlara göre trafik düzeni ve güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri almakla, 

b) Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde nazım plan çerçevesinde, arazi kullanım ve ulaşım planlama çalışmalarıyla büyükşehir ulaşım planını yapmak, yaptırmak, uygulamak ve uygulatmak için gereken karar ve tedbirleri almakla,

c) Trafiğin düzenli bir şekilde akımını sağlamak bakımından alt yapı hizmetleri ile ilgili tedbirleri almak, trafikle ilgili sorunları çözümlemek, trafikle ilgili olarak ülkeyi ilgilendiren veya mevzuat değişikliği gerektiren hususları İçişleri Bakanlığına iletmekle,

ç) Kara, deniz, göl, nehir, kanal ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; otobüs, taksi, dolmuş ve servis durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek, gerçek ve tüzel kişiler ile resmi ve özel kurum ve kuruluşlara ait otopark olmaya müsait boş alan, arazi ve arsaları geçici otopark yeri olarak ilan etmek ve bunların sahiplerine veya üçüncü şahıslara işletilmesi için izin vermek, izin verilen otoparklar ile karayolu üzerindeki diğer park yerlerinde özürlüler için işaretlerle belirlenmiş bölümler ayrılmasını sağlamakla,

d) Karayolu taşımacılığına ait mevzuat hükümleri saklı kalmak üzere, trafik düzeni ve güvenliği yönünden belediye sınırları içinde ticari amaçla çalıştırılacak yolcu ve yük taşıtları ile motorsuz taşıtların çalışma şekil ve şartları ile bu taşıtların teknik özelliklerini tespit etmek, çalıştırılabileceği yerler ile güzergâhlarını tespit etmek ve sayılarını belirlemek, bunlara izin ve çalışma ruhsatı vermekle,

e) Büyükşehir belediyesinin sınırları içinde, ulaşım, toplu taşıma ve trafik mevzuatının büyükşehir belediyesine verdiği yetki doğrultusunda uygulamaya yönelik yönlendirici karar almak ve görüş oluşturmakla,

f) İlçe ve ilk kademe belediyelerce düzenlenen yol ve kavşaklar ile büyükşehir belediyesince yapılan sinyalizasyon sistemlerinde aksaklık tespit edildiği takdirde uyarıda bulunmak ve düzeltilmesini sağlamakla,

g) Büyükşehir belediyesinin sınırları içinde kalan karayollarının bir kısmının veya tamamının yoldan faydalananların bir kısmına veya tamamına kapatılmasına, park edilecek yerler ile zaman ve süresinin ve araçların geliş ve gidiş yollarının ve yollara konulacak trafik işaretlerinin yerlerinin belirlenmesine karar vermekle,

ğ) Büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde, 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun belirlediği sınırlar içinde araçların kullanacağı şeritleri ve yol kullanım esaslarını tespit etmek ve gerekli yasakları koymak, gerekli hal ve yerlerde en çok ve en az hız limitlerini belirlemekle,

görevli ve yetkilidir.

2GB

Bu madde düzenlemesinden; özellikle de (b) fıkrası hükmünden anlaşılacağı üzere Ulaşım Koordinasyon Merkezlerinin (UKOME) ulaşım ana planını yapmak, yaptırmak, uygulamak ve uygulatmak için gereken karar ve tedbirleri almak görevleri olmakla birlikte hazırlanan ulaşım ana planlarını kabul etmek ya da onaylamak görev ve yetkisi bulunmamaktadır. 

Çünkü 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun “Büyükşehir Belediye Meclisi” başlığını taşıyan 12. maddesinin ilk paragrafında “Büyükşehir belediye meclisi, büyükşehir belediyesinin karar organıdır ve ilgili kanunda gösterilen esas ve usullere göre seçilen üyelerden oluşur.” hükmü yer alıp; bu hüküm büyükşehir belediye meclisini, görevlerini tek tek saymak gibi bir yola gitmeksizin büyükşehir belediyesi ile ilgili her türlü konuda en üst karar organı olarak tanımlamıştır. Bu nedenle hazırlanan ulaşım ana planlarının Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) yerine, doğrudan doğruya büyükşehir belediye meclisi tarafından incelenerek kabul ya da reddedilmesi gerekmektedir.

İşte bu çerçevede hazırlık anlamında son demlerini yaşayan İzmir Ulaşım Ana Planı’nın kimin tarafından kabul edileceği, kapsamında İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin yer alıp almayacağı ve onaylanmak amacıyla bakanlığa gönderilip gönderilmeyeceği; şayet gönderilirse nasıl bir onay süreci yaşayacağı İzmir Büyükşehir Belediyesi ile AKP hükümeti; daha doğrusu bundan sonraki süreçte “Cumhurbaşkanı” olarak adlandırılan “Başkan” ile olan ilişkisinin rengini ortaya koyacaktır….

Umarız bu ilişki, bir zamanlar belediye kapısında çekilen “abartılı saygı” fotoğrafı gibi eğilmeyi değil; dik durmayı gerektirir… 

Tarım hizmetlerinin yerel kalkınma modeli olabilmesi… (4)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yerel kalkınma odaklı tarım hizmetlerini ele aldığımız yazı dizisinin bugünkü bölümünde, 2012 yılında 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda bu tür hizmetlerin yapılmasını mümkün kılan yeni düzenlemelerin yapılması nedeniyle 2014 yılından itibaren sunulmaya başlanan tarım hizmetlerinin boyut ve içeriğini incelemeye başlıyor, amaçla işe aşağıdaki soruyu sorarak başlıyoruz. 

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2014 yılından bu yana uygulamakta olduğu tarımsal hizmetlerin boyutu ve içeriği yıllar itibariyle nedir?

İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından 2016 yılının Haziran ayında hazırlanan “İzmir İli/Kenti İçin Bir Tarımsal Gelişme ve Yerleşme Stratejisi” isimli gayriresmi raporun “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir’de Tarımın Yeniden Yapılanmasında Oynadığı Rol” başlıklı bölümünde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2004-2016 döneminde gerçekleştirdiği hizmetler ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır.

Hem bu bilgileri hem de belediyenin web sayfasındaki 2014-2017 dönemi haber arşivini; ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2014-2017 dönemi performans programlarıyla 2014 ve 2015 yıllarına ait faaliyet raporlarındaki bilgileri dikkate aldığımızda yerelde kalkınma amacıyla doğrudan ya da dolaylı yollarla bugüne kadar gerçekleştirdiği tarımsal hizmetleri şu şekilde özetleyebiliriz:

001

A. Kurumsal Yapılanma

İzmir Büyükşehir Belediyesi, görev alanına giren 166 köye hizmet götürmek amacıyla 2007 yılında kurduğu Tarım, Park Bahçeler Dairesi Başkanlığı’nı 2016 yılında Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı olarak yeniden yapılandırarak tarımsal hizmetlerin kalkınmanın yerelden başlamasını sağlayacak biçimde gelişmesini ve İzmir’deki tarımsal gelişmenin çevre dostu ve sürdürülebilir nitelikte olmasını amaçlamış.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 18.11.2016 tarih, 05.1184 sayılı kararı ile kabul edilen 14 maddelik “Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın Çalışma Usul ve Esasları Hakkındaki Yönetmelik” hükümlerine göre, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, Tarımsal Projeler Şube Müdürlüğü ve Kırsal Kalkınma Şube Müdürlüğü olmak üzere iki ayrı müdürlükten oluşmakta olup; her iki şube müdürlüğünün çalışma usul ve esasları hakkında 16 ve 17 maddelik iki ayrı yönerge düzenlenmiştir.

Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın çalışma usul ve esaslarını düzenleyen yönetmeliğe baktığımızda ise, görev, yetki sorumlulukları belirleyen 5. maddede toplam 61 maddeden oluşan bir görev, yetki ve sorumluluk listesinin yapıldığı görülmektedir.

Tüm bir ülkeden sorumlu Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen 639 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede bakanlığa verilen görevlerin 7 satırdan oluşan tek bir paragraf içinde ifade edilmiş olduğunu düşündüğümüzde, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı için yapılan mevzuat düzenlemesinin, ne ölçüde her şeyi ve sorunu önceden en ince ayrıntısına kadar düşünüp düzenleme anlayışından kaynaklandığı ve bu nedenle de yeni yeni sorunlara açık olduğu açık bir şekilde görülecektir.

‘Bütünşehir Yasası’ olarak tanınan 6360 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 2012 sonrasında ise hizmet götürülecek köy sayısı 166’dan 597’ye yükselmiş, böylelikle yürütülen tarım hizmetleri tüm bir ilin ilçe, kasaba ve köylerini kapsamaya başlamıştır.

005

B. Yapılan Hizmetler

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu dönem içinde sunduğu yerel kalkınma odaklı tarım hizmetlerinin bir kısmını doğrudan doğruya Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ve onun bütçesi üzerinden, bunun dışında kalan “süt kuzusu“, “tarım alanlarına yol yapmak” ya da “çiçek ve fidan alımı yapmak” gibi dolaylı hizmetlerini ise diğer hizmet birimleri üzerinden yürütmüştür.

I – Yerel Kalkınmayı Doğrudan Destekleyen Hizmetler

a) Eğitim Hizmetleri: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yerel kalkınma boyutunda verdiği doğrudan tarım hizmetlerinin en önemli bölümünü eğitim ve destek hizmetleri oluşturmaktadır. Bu hizmetlere 2007 yılında Tahtalı Barajı Havzası’ndan başlanmış, daha sonraki yıllarda Yağcılar, Kuşçular, Orhanlı, Ovacık, Zeytinler, Nohutalan, Bademler, Kadıovacık, Efemçukuru, Yeni Bulgurca, Yeniköy, Payamlı, Gödence ve Kavacık köyleriyle Kemalpaşa, Menderes, Bayındır, Menemen, Torbalı, Urla, Seferihisar, Aliağa, Güzelbahçe ve Kınık’ın orman köylerinde İZKA desteği sağlanarak devam edilmiştir. 

Aşağıdaki tablo verilerine göre organik tarım eğitimleri konusunda 2014 yılında düzenlenen 67 toplantıya 904 kişi, 2015 yılında düzenlenen 40 toplantıya 572 kişi katılmış olup; 2016 yılı için hedeflenen sayılar 20 toplantıda 200 kişi, 2017 yılı için hedeflenen sayılar ise 25 toplantıda 250 kişi olarak belirlenmiştir.

2014-2016 döneminde gündemde olmayan iyi tarım eğitimleri konusundaki hedefler ise 2017 yılı için 8 toplantı ve 12 kişi olarak belirlenmiştir.

Yerel çeşitlerin korunması ve alternatif üretim çeşitlerinin geliştirilmesi eğitimlerine 2015 yılında yapılan 184 toplantıya 2.206 kişinin katılmasına karşın; bu konuda 2016 yılı için belirlenen hedef 60 toplantı ve 600 kişi, 2017 yılı için belirlenen hedef de 30 toplantı ve 300 kişi olarak öngörülmüştür.

2014-2016 döneminde yapılmadığı halde 2017 yılında yapılması hedeflenen toprak ve yaprak analizi eğitimi verilecek köy sayısı 140, katılımcı üretici sayısı 800, küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ve hayvansal ürünler eğitimi sayısı 12, bu eğitimi tamamlayan üretici sayısı hedefi 1.800, arıcılık ve arı ürünleri teorik ve uygulamalı eğitimi sayısı hedefi 60, bu eğitimlere katılacak üretici sayısı hedefi 400, kırsal kesimdeki üreticinin üretim şartlarının iyileştirilmesi eğitimi hedef sayısı 7, bu eğitime katılacak hedef üretici sayısı 300, kooperatif ve kooperatifleşme eğitimi hedef sayısı 7, bu eğitime katılacak hedef üretici sayısı ise 200 olarak öngörülmüştür. 

008

b) Destek Hizmetleri: Küçük çiftçi ve üreticilerin kendi aralarında örgütlenmelerini sağlamak amacıyla küçük aile işletmelerinde organik atıkların değerlendirilmesi düşüncesiyle bağ ve bahçe atıklarından humus üretimi özendirilmiş ve bunun tarımda kullanılması sağlanmıştır.

Ayrıca tarım makinelerinin ortak kullanımını özendirmek amacıyla Menderes, Urla ve Seferihisar’ın Yeniköy, Orhanlı  ve Yağcılar köylerinin 30 küçük işletmesinde pilot uygulamalar yapılmış, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Ziraat Odaları işbirliği ile Ortak Tarım Makineleri Parkının kurulması sağlanmıştır.   

Bu dönemde hem Bostanlı ve Balçova’da iki adet ekolojik pazarın kurulması sağlanmış hem de 2012 yılından itibaren üreticinin ihtiyaç duyduğu toprak ve yaprak analizleri ile gübreleme tavsiyeleri yapılmaya başlanmıştır.

Organik pazarlarda denetimi yapılan üretici sayısı 2014 yılında 222 tezgahta 21 üretici, 2015 yılında 196 tezgahta 19 üretici olduğu halde; 2016 ve 2017 yıllarıyla ilgili hedefler 220 tezgahta 20 üretici ve 200 tezgahta 20 üretici olarak belirlenmiş; denetimi yapılan tüketici sayıları ise 2014 yılında 5.750, 2015 yılında 4.505 olarak gerçekleştiği halde 2016 ve 2017 yıllarıyla ilgili hedefler 4.800 olarak belirlenmiştir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2015-2019 dönemi Stratejik Planının “Yerel Ekonomiye Can Verecek Faaliyetleri Yürütmek” olarak tanımlanan hedefi doğrultusunda 2016 yılında 447, 2015 yılında 1.082 adet gübreleme tavsiyesi desteğinin yapıldığı, bu sayının 2016 ve 2017 yılları için 1.100 ve 1.300 olarak belirlendiği; 2014 yılında 447, 2015 yılında 1.082 adet toprak ve yaprak analizi yapıldığı, bu sayının 2016 ve 2017 yılları için 1.100 ve 1.300 olarak belirlendiği; 2014 yılında 75 köyde ve 208,2 hektarlık alanda 187 üretici, 2015 yılında da 147 köyde ve 1.141 hektarlık alanda 567 üretici için toprak verimliliği belirleme işleminin yapıldığı, bu sayının 2016 ve 2017 yılları için 132 köyde ve 230 hektarlık alanda 660 üretici ve 140 köyde ve 1.000 hektarlık alanda 800 üretici olarak belirlendiği görülmektedir.

Yine aynı şekilde organik tarım hakkında teknik danışmanlık yapılan köy sayısı 2014 ve 2015 yılları için 61 olarak gerçekleşmiş olup; 2016 yılı hedefi 30, 2017 yılı hedefi ise 25 köy olarak belirlenmiştir.

Organik tarım hakkında teknik danışmanlık hizmeti verilen üretici sayıları 2014 ve 2015 yıllarında 120 olarak gerçekleşmiş olup; 2016 ve 2017 yıllarında da aynı sayıya ulaşmak hedeflenmiştir.

Organik tarım hakkında teknik danışmanlık hizmeti verilen çiftçi sayısı 2014 yılında 172, 2015 yılında 535 olarak gerçekleşmiş olup; 2016 ve 2017 yılları hedefi ise sadece 50 olarak belirlenmiştir.

2017 yılında iyi tarım uygulamaları kapsamında teknik destek verilecek köy sayısı hedefi 12, üretici sayısı hedefi 10, çiftçi sayısı hedefi ise 50 olarak belirlenmiştir.

Aynı dönemde çiftçiye verilen fidan, küçükbaş hayvan, arı kovanı, arıcılık malzeme seti ve ana arı ile ilgili destekler ise şu şekilde gerçekleşmiştir:

Fidan: Fidan verilen ilçe ve köy sayısı 2015 yılında 21 ilçe, 1.663 köy olmuş, 2016 ve 2017 yıllarındaki hedef 24 ilçe ve 600 köy olarak; fidan dağıtılan kişi sayısı 2015 yılında 55.837 olmuş, 2016 yılındaki hedef 35.000, 2017 yılındaki hedef ise 30.000 kişi olarak; verilen fidan sayısı ise 2015 yılında 1.136.527 olmuş, 2016 ve 2017 yılları hedefi 1.000.000 olarak belirlenmiştir.

Küçükbaş hayvan: 2017 yılında 1.800 üreticiye toplam 6.000 adet küçükbaş hayvanın dağıtılması hedeflenmiştir.

Arıcılık Desteği: 2017 yılında 400 üreticiye 2.000 adet arılı ve arısız kovan, 400 adet arıcılık malzeme seti, 1.250 üreticiye 2.500 adet ana arı dağıtılması hedeflenmiştir.

Ayrıca 2017 yılında ilk kez 7 adet köyde kestane dal kanseri mücadelesi yapılması hedeflenmiştir.

Resim1

II – Yerel Kalkınmayı Dolaylı Yönden Destekleyen Hizmetler

a) Yol Yapım Hizmetleri: Sunulan dolaylı hizmetlerin ilki köy, ova ve üretim yollarının asfaltlanması olmuş ve bu çerçevede 2004-2015 yılları arasında, 400 km’si üretim yolu olmak üzere toplam 4.000 km yol asfaltlanmıştır.  

b) Tarımsal Ürün Alımları: Bunun yanında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ihtiyacı olan çiçek, fidan, zeytinyağı, süt, yoğurt ve peynir alımlarının “sözleşmeli üretim” modeliyle 2000’den fazla ortağa sahip S.S. Tire Süt Müstahsilleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, yaklaşık 400 üyeli S.S. Bayındır Çiçek Üreticileri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi (BAYÇİKOOP), S.S. Ödemiş Bademli Fidancılık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, 232 ortaklı Urla Bademler Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ve S.S. Kiraz İğdeli ve Çevre Köyleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi gibi kooperatiflerden yapılması suretiyle kooperatifleşmenin güçlenmesine çalışılmıştır.  

Bu dönemde tarım ölçeğindeki yerel kalkınmayı sağlamak amacıyla yapılan çalışmalardan biri de işin planlama boyutunda Urla, Çeşme, Karaburun, Seferihisar ve Güzelbahçe ilçelerini kapsayan 2014 tarihli Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesi ile Aliağa, Bergama, Dikili, Foça, Kınık, Kemalpaşa ve Menemen ilçeleri ile Gediz Deltası’nın Çiğli İlçesi içinde yer alan bölümlerini kapsayan 2016 tarihli “Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Yerel Kalkınma Stratejisi” belgesinin hazırlanması, 2016 yılı içinde de “Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi” hazırlık çalışmalarına başlanmış olmasıdır.

Hazırlanan bu strateji belgelerinde Yarımada bölgesi ile Gediz-Bakırçay Havzası’nda tarımsal kalkınmanın gelişmesi için farklı alanlar için farklı öneriler geliştirilmekle birlikte; hazırlanan belgeler bir plan niteliğinde olmadığı ve bu nedenle bir eylem planına dönüşmediği için hangi önerinin kim tarafından hangi süre içinde ne şekilde yapılacağına ilişkin bir öngörüde bulunulmadığı belirlenmiştir.

002

C. Yapılan Harcamalar

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait 2014, 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait performans programlarıyla faaliyet raporları üzerinde yaptığımız incelemeler sonucunda; yerel kalkınma odaklı tarımsal hizmetler için yapılan harcamaların 2014 yılında 1.744.789,83 TL, 2015 yılında da 12.846.420,79 TL olup; bu miktarların belediyenin o yıllardaki toplam harcaması içindeki payının 2014 yılı için % 0,07, 2015 yılı için de % 0,39 olduğu; 2016 ve 2017 yıllarında harcanması öngörülen tutarların ise 2016 yılı için 11.145.000.- TL., 2017 yılı için de 21.924.000.-TL. olup bu rakamların da toplam performans harcamaları içindeki payının ise sırasıyla % 0,39 ve % 0,64 olduğu görülmüştür.

Tarım arazilerine yapılan asfaltlamalar, kooperatiflerden çiçek, fidan ve süt alınması gibi dolaylı tarımsal hizmetler için yapılan harcamalar doğrudan doğruya kendi hizmet amaçları içinde yorumlanıp ilgili oldukları birimler ve onların harcamaları içinde gösterildiğinden; ayrıca bu tür hizmetler için ayrı bir maliyetlendirme çalışması yapılmadığı için bu tür hizmetler için ne ölçüde harcama yapıldığı bilinememektedir. Bilinse bile bu tür harcamaların birincil amacı sosyal hizmetlerle ya da ulaşım hizmetleriyle ilgili olduğu için bu harcamaların yarattığı faydanın da öncelikle kendi amaçları içinde değerlendirilmesi daha doğru olacaktır.

Devam Edecek…

 

Fotoğrafa adanan bir ömür: Sabit Kalfagil

Ali Rıza Avcan

Uzun yıllar fotoğraf makinem olmadı ne yazık ki… Çocukluğumda, gençliğimde; hatta çalışıp para kazanmaya başladığım ilk yıllarda da babamın körüklü Zenith’i dışında bir fotoğraf makinem olmadı hiç.

Ancak görüp hoşuma giden güzel fotoğrafları çözümleyip anlayabilmek için fotoğrafla ilgili yayınları elimden geldiğince takip etmeye, oradaki bilgi ve yorumları okuyarak öğrenmeye çalıştım hep.

Şimdi sararmış seloteyplerle sağından solundan onarılmış vaziyette masamın üstünde duran ve 1981’in Ağustosu’nda birinci baskısını yapmış olan “Fotoğraf Sanatında Kompozisyon” isimli kitap da bu yayınlardan ilki… Sabit Kalfagil’in ilk okumaya ve anlamaya çalıştığım kitabı…

Elimde bir fotoğraf makinesi olmadığı ve burada yazılanları deneyerek öğrenme şansım olmadığı için notlar alarak, yer yer fosforlu kalemle işaretleyerek çözmeye çalıştığım bir kitap.. O nedenle de sanırım fazlasıyla yıpranmış…

Bu kitap, şimdinin dijital fotoğraf makineleri karşısında güncelliliğini kaybetmiş gibi görülse de geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz büyük bir fotoğraf sanatçısının kitabı… Şimdi öylesine değerli bir sanatçıyı kaybedince benim için daha bir anlam kazandı ve içindeki ona ait fotoğraflarla bizlere kalan değerli bir miras oldu.

O nedenle, çoğu bu kitaptaki fotoğraflardan oluşan usta işi fotoğrafları bu Pazar gününde sizlerle paylaşmak istedim.

***

1934, Elazığ doğumlu olan Sabit Kalfagil İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ndeki mimarlık eğitimi sonrasında bir süre İstanbul Belediyesi’nde çalışmaya, 26 yaşında da fotoğraf çekmeye başlamış. 

İlk kişisel sergisini 1972 yılında açıp “Fotoğraf Sanatında Kompozisyon” isimli kitabını da 1981 yılında yayınlamış. Bu arada 1978 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Fotoğraf Enstitüsü’nün kurucuları arasında yer almış ve 1989 yılına kadar bu enstitüde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmış. Aynı yıl doçent olarak Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü Belgesel Fotoğraf Sanatı Anabilim Dalı başkanı olarak görev yapmaya başlamış. 1993 yılında Kamil Fırat ile birlikte “Işığın Peşinde Anadolu” adlı 9 bölümlük bir belgeseli hazırlamış. 1998 yılında da Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’ne profesör olarak atanmış. 

Profesyonel Tanıtım Fotoğrafçıları Derneği (PTFD) ve İFSAK’ın onur üyesi olan Sabit Kalfagil, 1981 yılında FİAP’ın uluslararası yarışmasında ikincilik, 1983 yılında Devlet Fotoğraf Yarışması’nda birincilik, 1988 yılında D.D.Y. Fotoğraf Yarışması’nda birincilik, 1989 yılında İslam Konferansı Teşkilatı Uluslararası Fotoğraf Yarışması’nda birincilik ödüllerini kazanmış, “Fotoğraf Sanatında Kompozisyon“, “İstanbul“, “Türk Fotoğrafçıları Kütüphanesi” ve “Türkiye’nin Üzerindeki Işık” isimli kitapları yazmış.

5 Mayıs 2017 tarihinde, 83 yaşındayken kaybettiğimiz Sabit Kalfagil’i saygıyla anıyoruz.

Sabit Kalfagil 001Sabit Kalfagil 002Sabit Kalfagil 003Sabit Kalfagil 004Sabit Kalfagil 005Sabit Kalfagil 006Sabit Kalfagil 007Sabit Kalfagil 008Sabit Kalfagil 009Sabit Kalfagil 010Sabit Kalfagil 011Sabit Kalfagil 012Sabit Kalfagil 013Sabit Kalfagil 014Sabit Kalfagil 015Sabit Kalfagil 016Sabit Kalfagil 017Sabit Kalfagil 018Sabit Kalfagil 019Sabit Kalfagil 020Sabit Kalfagil 021Sabit Kalfagil 022Sabit Kalfagil 023Sabit Kalfagil 024Sabit Kalfagil 025Sabit Kalfagil 026Sabit Kalfagil 027Sabit Kalfagil 028Sabit Kalfagil 029Sabit Kalfagil 030Sabit Kalfagil 031Sabit Kalfagil 033Sabit Kalfagil 034Sabit Kalfagil 035Sabit Kalfagil 036Sabit Kalfagil 037Sabit Kalfagil 038Sabit Kalfagil 039Sabit Kalfagil 040Sabit Kalfagil 041Sabit Kalfagil 042Sabit Kalfagil 043Sabit Kalfagil 044Sabit Kalfagil 045Sabit Kalfagil 046Sabit Kalfagil 047

 

Anılarda Yitip Giden Karşıyaka

Tufan Atakişi ismi, Karşıyaka denilince akla ilk gelen isimlerden biri.

Adeta Karşıyaka’nın yerel markalarından birine dönüşmüş bir gazeteci, bir dergici, bir araştırmacı ve bir yazar. Uzun yıllar yaptığı gazetecilik ve bu mesleği dönüştürerek edindiği araştırmacı kişiliğiyle İzmir ve Karşıyaka konusunda uzman bir kişi.

Ben kendisini katıldığı toplantılar, yazdığı kitaplar, çıkardığı dergiler ya da her seneki kitap fuarlarında tek başına açtığı stanttaki canlılığı ve gelen konukları tek tek ağırlayan konukseverliği ile tanıyordum. Daha sonra kendisini sosyal medyada izlemeye başladım ve çoğu kez aynı fikirde olmaktan kaynaklanan bir duyguyla zaman zaman yaptığımız uzun telefon sohbetleriyle daha iyi tanımaya başladım. Hatta zaman zaman yaptığım araştırmalarda yetersiz kaldığımı hissettiğim durumlarda onu arayarak fikrini sorup katkılarını almaya çalıştım. Sağ olsun hiçbirinde olumsuz davranmayarak hep yardımcı ve paylaşımcı oldu.

Yakın zamanda da şimdi tanıtımını yapmaya çalışacağım “Anılarda Yitip Giden Karşıyaka” isimli 11. kitabını çıkardığını duyurdu. Bu duyurunun arkasından da kitabın kapak tasarımını paylaşarak her birimizin fikrini sordu ve çoğunluğun tercihi doğrultusunda kararını verdi.

Anılarda Yitip Giden Karşıyaka 001

Haliyle bu seneki TÜYAP İzmir Kitap Fuarı’nda giderek satın aldığım ilk kitap onun bu kitabı oldu. Kitabın ilk sayfasına ise benim için çok güzel şeyler yazdı ve imzaladı.

BU ziyaret sırasında kendisi, değerli eşi Asuman Yapıcı Atakişi ve hoş bir tesadüfle bir araya geldiğimiz sevgili hocam Ersin Doğer, Nedim Atilla ve Lütfü Dağtaş ile birlikte keyifli bir sohbet yapma imkanını yakaladık. Tabii ki sohbetimizin ortak konusu her zaman olduğu gibi Karşıyaka ve Karşıyaka’nın geleceği idi.

Anılarda Yitip Giden Karşıyaka 002

Sevgili Tufan Atakişi‘nin bu son kitabı 2014 yılında yayınlanan “İzmir: yarınlara Miras” isimli kitabında yer alan “Kordelio, Karşıyaka’ya Uzanan Öykü” isimli güzel ve uzun bir şiiriyle başlıyor. Ardından da Prof. Dr. Ersin Doğer’in Karşıyaka Karşıyaka Dergisinin Mart/2008 sayısında yayınlanan “Karşıyaka Eski İzmir’den Eskidir! (Kordelyo’nun Kökeni ve Anlamı Üzerine” başlıklı yazısı ile karşılaşıyoruz.

Devamında da şu yazılar yer alıyor:

  • Tufan Atakişi‘nin “Gazi, Karşıyaka ve Fes…“, “Selçuk Yaşar ve Karşıyaka“, “Tahir Türetken Anısına“, “Özsaruhan Villası“, “Yıldırım Karakaplan ve Fahrettin Paşa Caddesi No. 376“, “Gevrek, Üstelik Reşadiye Fırını’ndan“, “Alaybey Dönemeci…“, “K.S.K.’nin Kuruluşu Üzerine” başlıklı yazılarıyla Karşıyaka Karşıyaka Dergisi’nin Kasım/2006 sayısında yayınlanan “Şu Ellimetre Dedikleri“, Aralık/2013 sayısında yayınlanan “Bir Zamanlar Hepimiz Onun Kokoreçini Yemiştik” başlıklı  ve Şubat/2010 sayısında yayınlanan “Dünya Fotoğrafçılık Tarihini Değiştiren Adam” başlıklı yazıları, 
  • Hüsnü Levent‘in Karşıyaka Karşıyaka Dergisi’nin Eylül/2008 sayısında yayınlanan “Banyolar, Mendirek ve Yelken Tesisleri” başlıklı yazısı,
  • Necdet Türetken‘in Karşıyaka Karşıyaka Dergisi’nin Temmuz/2006 sayısında yayınlanan “Karşıyaka ve Yamanlar Suyu” başlıklı yazısı,
  • Yücel İzmirli‘nin “İmbata Aromasını Katan Nergis” başlıklı yazısı, 
  • Mithat Erefe‘nin Karşıyaka Karşıyaka Dergisi’nin Ağustos/2008 sayısında yayınlanan “Ege’de Akaryakıt Dağıtımı İlk Karşıyaka’dan Başladı” başlıklı yazısı, 
  • Sancar Maruflu‘nun Karşıyaka Karşıyaka Dergisi’nin Haziran/2006 sayısında yayınlanan “Karşıyaka Orman Fidanlığı” başlıklı yazısı,
  • Bahar Balköse‘nin Karşıyaka Karşıyaka Dergisi’nin Ocak/2007 sayısında yayınlanan “Anılar” başlıklı başlıklı yazısı,
  • Ergün Okçay‘ın Karşıyaka Karşıyaka Dergisi’nin Ağustos/2011 sayısında yayınlanan “Bayrak Olan Elbise” başlıklı yazısı, 
  • Vehbi Moğol‘un Karşıyaka Karşıyaka Dergisi’nin Aralık/2012 sayısında yayınlanan “İşgal Yıllarında Karşıyaka” başlıklı yazısı, 
  • Esin Kurt‘un Karşıyaka Karşıyaka Dergisi’nin Ocak/2012 sayısında yayınlanan “Nurten Erişken” başlıklı yazısı,
  • Emel Totrakan‘ın Karşıyaka Karşıyaka Dergisi’nin Haziran/2006 sayısında yayınlanan “Karşıyaka Özlemi” başlıklı yazısı.

Tufan Atakişi‘nin 20 yıldır çıkardığı İzmir İzmir Kent Kültürü ve Sanat Dergisi‘nin yanında 10 yıldır çıkardığı Karşıyaka Karşıyaka Kent, Kültür ve Sanat Dergisi ve 10 ayrı kitabın getirdiği engin bir bilgi ve birikim çerçevesinde yazılmış olan bu 11. kitaba, devamının gelmesi dileğiyle “Hoşgeldin!” diyor ve Karşıyakalı olan ya da kendini Karşıyakalı hisseden herkesin bu kitabı okumasını diliyoruz.

 

Geçmiş, bugünle ve gelecekle bağlantısı kurulmadığı sürece ne işe yarar?

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi tarafından düzenlenen Uluslararası İzmir Göç ve Mübadele Sempozyumu‘nu izledim.

27-28 Nisan 2017 tarihlerinde Kültürpark’taki İzmir Sanat’ta düzenlenen sempozyumun, son yıllarda İzmir Akdeniz Akademisi’ne göre ihmal edilen Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM) tarafından düzenlenmiş olması oldukça sevindirici bir gelişmeydi. Çünkü böylelikle sözkonusu kurum kendisinden beklenen bir görevi yapmış olacak, İzmir’in geçmişi ile bugünü ve geleceği arasında bir köprü kurmuş olacaktı. 

Çünkü İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı rahmetli Ahmet Piriştina, “İtfaiye Binası’ndan İzmir Kent Müzesi ve Arşivi’ne” isimli kitapçığın başındaki Sunuş yazısında aynen şunları söylüyordu:

…Kent müzesi ve arşivlerinin geçmişle yaşanılan zamanı birleştiren özelliklerini düşündüğümüzde, kentli bilinci üretme konusunda oynadıkları rol kendiliğinden anlaşılacaktır. Çünkü kent sakinlerinin yaşadıkları mekana, yani kente, aidiyet bağı oluşturmaları kentli bilincinin varlığıyla yakından ilgilidir. Bu bilincin oluşması, kentin geleceği belirlenirken geçmiş bağların kopartılmaması gerektiği fikrini de beraberinde getirecektir.¹

GÖÇ VE MÜBADELENİN ACI ÖYKÜSÜ İZMİR SANAT'TA

Bu düşünce ve öngörü aslında geniş bir vizyonu işaretliyordu. O nedenle de, düzenlenen sempozyumun İzmir’in bugüne kadar karşı karşıya kaldığı iç ve dış göçlerin tarihi ile kentin bugününü ve geleceğini birleştiren bir platformu oluşturması gerekirdi.

İşte bu vizyon ve öngörü çerçevesinde bu sempozyumla kentin 19. ve 20. yüzyıllarda yaşadığı göçlerle bugün yaşadığı göçler arasında tarihi, toplumsal, ekonomik ve kültürel bir ilişki kurarak İzmir kentinin iç ve dış göçle ilgili politika ve stratejilerinin belirlenmesi mümkün olurdu.

Ancak hazırlanan sempozyum programına bakıp sunumları izlediğimizde, -ne yazık ki- böylesi önemli ve tarihi bir fırsatın kaçırıldığını; tümüyle bir “tarihçi” sempozyumu olarak düzenlenen bu organizasyonda kentin bugünkü koşullarda dünyada önemli bir mülteci, göçmen ve sığınmacı merkezi olarak tanınmasını sağlayan güncel durumu ile ilgilenilmediğini, bu konunun “es geçildiğini” gördük.

Oysa sempozyumun kapsamına İzmir’in bugün karşı karşıya olduğu güncel göçmen, mülteci ve sığınmacı sorunlarıyla ilgili konu ve konuşmacılar yerleştirilmiş olsa ve bu konularla kentin tarihsel geçmişi arasında bir bağlantı kurulmuş olsaydı, sadece tarih konuşmuş olmanın ötesine geçilerek tarihin bize verdiği bilgi ve deneyimler ışığında, bu kentin göçmenlere, mültecilere ve sığınmacılara yönelik politika ve stratejilerinin belirlenmesi için -belki de- ilk adımların atılması sağlanabilirdi.

sempafis4 (457x640)

Ama tabii ki adeta sempozyumun niteliğini belirlemek isteyen bir tavır içinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından ifade edilen “ben göç sözcüğünü eskimiş buluyorum, onun yerine güzergah değişimini sözcüğünü öneriyorum” ya da “Suriye göçünün nedeni, Dünya’nın küreselleşememesi ya da iyi yönetilememesidir” veya “zorunlu göç yoktur” gibi genel kabul görmemiş ve çoğu dinleyici tarafından kabul görmeyen şahsi tezler ışığında ele alınan konular arasında sadece Rumlara, muhacir ve mübadillere, Boşnak Müslümanlarıyla Kafkasya göçmenlerine, Pomaklarla Kırım Türklerine ve Sefarad Yahudilerine; hatta Macarlara bile yer verilen bir sempozyumda bu kentte bir zamanlar yaşayıp göç etmek zorunda kalan Ermenileri, bu kente göç etmiş Arnavutları ya da Cumhuriyet Dönemi’ndeki zorunlu göçlerle Dersim’den, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan getirtilerek bu kent ya da bölgede iskan ettirilmiş Kürtleri unutmak, onları böylesi bir sempozyumun kapsamı dışında tutmak nasıl bir bilimsellik ve etikle izah edilecektir bilemiyorum…

s-957c24d345a694d26000bd9dcdbf40afa8f25569

Evet, tarihin, bu kentin geçmişte yaşadığı göçlerin ele alınıp konuşulduğu sempozyumların düzenlenmesi, bu sempozyumda konu ile ilgili tüm konuların uzmanları tarafından ele alınıp konuşulması güzel ve takdir edilecek bir çalışmadır…

Ancak, bilerek ya da bilmeyerek bazı kesimleri bunun dışında tutmamak ve geçmişle günümüz ve geleceğimiz arasında akılcı bağlantılar kurarak temel politika ve stratejilerin oluşmasına katkıda bulunmak koşuluyla…


¹ İtfaiye Binasından İzmir Kent Müzesi ve Arşivi’ne, İzmir Büyükşehir Belediyesi Yayını, Mart 2002, s. 5

Tarım hizmetlerinin yerel kalkınma modeli olabilmesi… (3)

Ali Rıza Avcan

Bugünkü sorumuz, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2014 yılından bu yana yerel kırsal kalkınma çerçevesinde yaptıklarının herhangi bir plan ve programa dayanıp dayanmadığı ile ilgili… Sorunun önceden belirlediğimiz biçimi ise şu şekilde:

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce 2014 yılından bu yana yürütülmekte olan yerel tarımsal hizmetlerin temel vizyon ve misyonuyla stratejik ve politik öncelikleri, amaç, hedef, faaliyet ve projeleri belli midir? Bu konularda önceden belirlenmiş bir eylem planı var mıdır?

Bu konuyu araştırmaya başladığımızda belediyenin web sayfasında ya da başka bir ortamda buna ilişkin bir bilgiye, belgeye ulaşamadığımız için İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne Bilgi Edinme Hakkı çerçevesinde verdiğimiz 16 Nisan 2017 tarihli dilekçe ile, “Tarımda Yerel Kalkınma” sloganı çerçevesinde 2014-2017 döneminde yürüttüğünüz çalışmalarla ilgili olarak bütün bu çalışmaların hedef ve amaçlarını, vizyon ve misyonuyla politika ve stratejilerini; ayrıca yaptığınız ve yapacağınız faaliyet ve projelerinizi gösteren stratejik bir planla eylem planının bulunup bulunmadığını” sormuş; ancak aldığımız yanıt ve yaptığımız görüşmelerde bizimle ilişkiye geçen Tarım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı görevlilerinin dahi bu konuda bir bilgilerinin olmadığı anlamıştık.

Tam, aslında belediyenin bu konularda bir stratejisi, politikası, amaç ve hedefi yok herhalde diye düşünürken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun danışmanı olarak çalışan Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin Academia.edu isimli bilimsel araştırma portalı sayfasında, biraz da tesadüfün eseri olarak Haziran, 2016 tarihini taşıyan 122 sayfalık “İzmir İli/Kenti İçin Bir Tarımsal Gelişme ve Yerleşme Stratejisi” başlıklı belgeye rastladık.

Bulduğumuz bu belge tam da bizim istediğimiz şeylere, sorduğumuz sorulara yanıt veren bir belgeydi.

Ancak bu belge, 2015 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan 10 ayrı odak grup çalışması sonrasında yazılmış olmakla birlikte; henüz tartışmaya açılmamış ve kesin şeklini almamıştı. Nitekim bu durum, belgenin 2. sayfasında, “Bir yıldır yapılan odak grup çalışmaları sonucunda ulaşılan sonuçlar bu raporda ortaya konulmuştur. Ama ortaya çıkan bu sonuç odak grup katılımcıları ve İzmir’deki diğer ilgili aktörlerin katılımıyla yeniden tartışmaya açılacak ve hazırlanan strateji ve politikalar çerçevesinde nihai formu verilecektir.” şeklinde ifade edilmekteydi.

Odak Grup Toplantısı 01

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin web sayfasındaki 25 Haziran 2015 tarihli ve “Tam 12’den” başlıklı haberden de anlaşılacağı üzere, ilk gün yapılan organik tarım ve büyükbaş hayvancılık konulu odak grup toplantılarına  sırasıyla Ali Ekber Yıldırım (Dünya Gazetesi Yazarı), Atilla Ertem (Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği Başkanı), Prof. Dr. Uygun Aksoy (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü), Şule Azak (Ege Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü), Tunç Kolatan (IMO Kontrol Sertifikasyon Kuruluşu yöneticisi), Arif Gürdal (Organik süt üreticisi), Mehmet Ali Işık (Organik kuru meyve işleyici ve ihracatçısı), Dr. Muazzez Cömert (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü), Pelin Omuroğlu Balcıoğlu (Organik ürün üreticisi), Damla Çetinkol (Organik tavuk ve yumurta üreticisi), Prof. Dr. Dursun Eşiyok (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi), İsmail Irmak (Organik tarım üreticisi), Mahmut Eskiyörük (Tire Süt Kooperatifi Başkanı), Ömer Törnek (Teta-Teknik Tarım), Hüseyin Özşenoğulları (Pehlivanoğlu Et Direktörü), Bülent Arman (İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Üyesi), Ali Gülkaynak (İzmir Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı), Halil Tokoğlu (Üretici), Prof. Dr. Harun Reşit Uysal (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi) ve Prof. Dr. Yaşar Uysal (Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi), belediyeden de Aysel Özkan (Genel Sekreter Yardımcısı), Prof. Dr. İlhan Tekeli (Danışman), Mehmet Ural (Danışman), Bülent Tanık, Ertuğrul Tugay (Tarımsal Projeler Şube Müdürü), Ferdan Çiftçi (Yüksek Ziraat Mühendisi), Ahmet Tomar (Yüksek Ziraat Mühendisi), Nadir Aykut (Yüksek Ziraat Mühendisi), Ayşegül K. Seçgin (Ziraat Mühendisi), Alev Sevin (Gıda Teknikeri), Ertuğrul Altunel (Ziraat Mühendisi) katılmıştı.

Odak Grup Toplantısı 04

Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından hazırlanıp henüz tartışmaya açılmamış olan bu belge içindeki bilgilere göre aynı yıl içindeki farklı tarihlerde 8 ayrı odak grup çalışması daha yapılmıştı. Bunlar sırasıyla şu şekildeydi: 10 Eylül 2015 tarihinde Küçükbaş Hayvancılık, 10 Eylül 2015 tarihinde Yaş Meyve ve Sebze, 11 Eylül 2015 tarihinde Kuru Meyve, 11 Eylül 2015 tarihinde Zeytin ve Zeytincilik, 18 Kasım 2015 tarihinde Pamuk, 18 Kasım 2015 tarihinde Süs Bitkileri ve Seracılık, 3 Aralık 2015 tarihinde Yem Bitkileri, 3 Aralık 2015 tarihinde Tıbbi ve Aromatik Bitkiler odak grup toplantısı.

Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından hazırlanan “İzmir İli/Kenti İçin Bir Tarımsal Gelişme ve Yerleşme Stratejisi” isimli belgeye baktığımızda ise, kendisinin geliştirdiği ancak bilim dünyasında yeterince tartışılıp kabul görmemiş olan artık kır-kent ayrımının olmadığı, böyle bir ayrım yapmanın mümkün olmadığı ve kentlerin artık yığılmalar olarak tanımlanması gerektiği şeklindeki şahsi tezleri çerçevesinde tarımın Dünya ve Türkiye ile İzmir’deki tarihi, toplumsal, ekonomik ve kültürel değişimi boyutunda İzmir ili ya da kenti bütününde uygulanmasını önerdiği bir kısım gelişme strateji ve politikalarının geliştirildiğini görürüz.

Odak Grup Toplantısı 03

Ancak bu strateji ve politikaların gelişimi ile ilgili katılımcı süreçler henüz sonuçlanmadığı ve kesinleşmediği açık bir şekilde belirtildiği için, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu raporun düzenlendiği tarihin öncesi ya da sonrasında yürüttüğü yerel kırsal kalkınma çalışmalarının önceden belirlenmiş herhangi bir özel politika, strateji, amaç ve hedefe göre yürütülmediği, bu konuda hazırlanmış ayrıntılı bir eylem planının bulunmadığı, 2014-2017 döneminde yürütülen hizmetlerin tümüyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2010-2017 ve 2015-2019 dönemlerine ait stratejik planlarındaki öncelikler, stratejiler, amaç, hedef, faaliyet ve projeler doğrultusunda gerçekleştirildiği söylenebilir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2010-2017 ve 2015-2019 dönemlerini kapsayan stratejik planlarındaki öncelikler, stratejiler, amaç, hedef, faaliyet ve projeler ise şu şekilde özetlenebilir:

2010-2017 Dönemini kapsayan ilk stratejik plan döneminde tarımsal hizmetlerle ifade edilen yerel kalkınma çalışmaları için özel bir öncelik alanının belirlenmediği; bu çalışmalar kapsamında yapılması düşünülen arıcılık ve ipekböcekçiliği faaliyetlerine ilişkin hizmetlerle organik tarım ve pazarlarla ilgili hizmetlerin “Çevre Yönetimi: Doğa Dostu Kent İzmir” teması; gübreleme tavsiyesi, toprak verimliliği analizi, ekolojik köy oluşumu ile ilgili çalışmaların ise “Enerji: Çevre Dostu Enerji Kaynaklarını Harekete Geçiren Kent İzmir” teması boyutunda ele alındığı görülmektedir.

2015-2019 Dönemini kapsayan ikinci stratejik plan döneminde tarımsal hizmet olarak nitelenen yerel kalkınma çalışmaları için yine özel bir öncelik alanının belirlenmediği; tarım hizmetleri üzerinden gerçekleştirilecek yerel kalkınma için doğrudan ve dolaylı bir şekilde yapılacak faaliyetler/projeler ile sonuç alınmaya çalışıldığı görülmüştür. 

Doğrudan sonuç alınacak faaliyetler için belirlenen amaç ve hedefler, “Turizm ve Yerel Ekonomi: Yerelde Kalkınmayı Destekleyen ve Geliştiren Akdeniz’in Tasarım ve Turizm Merkezi Kent İzmir” teması çerçevesinde 08.01.02.01 performans koduyla tanımlanan “Tarımsal Projeler ve Laboratuvar Hizmetlerinin Geliştirilmesi“, “Kırsal Kesimde Gelir Getirici Faaliyetlerin Desteklenmesi” ve “Tarımsal Hizmetlerin Geliştirilmesi” faaliyetleri/projeleri ile,

014

Dolaylı yoldan sonuç alınacak faaliyetler için belirlenen amaç ve hedefler ise “Sosyal Dayanışma ve Sağlık: Sosyal Belediyecilik Yaklaşımı ve Dayanışma Ruhuyla Engelleri Aşan Kent İzmir” teması çerçevesinde 06.02.01.01 performans koduyla tanımlanan “Süt Kuzusu Projesi” ile “Çevre Yönetimi: Doğa Dostu Kent İzmir” teması çerçevesinde 02.01.05.01 performans koduyla tanımlanan “İpekyolu Cicipark Düzenlemeleri“, “Yeşil Alan Bakım Hizmetlerinin Geliştirilmesi“, “Yeni Rekreasyon Alanları Yapılması“, “Kent Ormanları“, “Meydanlarda Yeşil Alan Düzenlemeleri“, “Yeşil Alan İkmal Hizmetlerinin Geliştirilmesi“, “Yeşil Alanlar Yapım Hizmetlerinin Geliştirilmesi” ve “Fidanlık Bitki Koruma Faaliyetlerinin Geliştirilmesi” faaliyetleri/projeleri ile sağlanmaya çalışılmaktadır. 

Sonuç olarak bugün sorduğumuz soruya yaptığımız bütün bu inceleme ve irdelemeler sonucunda şu şekilde cevap verebiliriz:

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yerel kalkınma odaklı tarım hizmetleri için İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından 2016 yılında bir strateji belgesi hazırlanmış olmakla birlikte; bu belge henüz halkın katılım sürecine açılmadığı için, tüm çalışmalar 2010-2017 ve 2015-2019 dönemlerini kapsayan stratejik planlar boyutunda yürütülmekte, yerel kalkınma odaklı tarım hizmetleri için özel bir vizyon ve misyonla politika, stratejik öncelik, amaç, hedef, faaliyet ve proje belirleyen özel bir stratejik çalışmanın yapılmadığı, uzun bir süredir yürütüldüğü söylenen bu çalışmalar için ayrı bir eylem planının bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Nitekim geçtiğimiz günlerde Tarım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı görevlileriyle yaptığımız yüz yüze görüşmede de, yönetici ve çalışanların büyük bir koşuşturma içinde böylesi bir plan ve program belgesinden haberdar olmadıklarını anlamış, her şeyin gelen talepler boyutunda gerçekleştiğini fark etmiştik.

Devam Edecek…

İzmir Ermenileri

Geçtiğimiz günlerde düzenlenen 21. TÜYAP İzmir Kitap Fuarı’nın açılış gününde “İzmir Ermenileri: Ege Kıyılarının Yitip Gitmiş Sakinleri” adlı kitabın yazarı Zakarya Mildanoğlu’nu dinledik.

Zakarya Mildanoğlu konuşmasının başında 1950 yılında Kayseri’nin Ekrek (Köprübaşı) köyünde doğduğunu söyledi. Konuşma sonrasında ise ilkokulu İstanbul Şİşli’deki Karagözyan Yetimhanesi’nde, ortaokul ve liseyi ise Üsküdar Surp Haç Tıbrevank Okulu’nda okuduğunu, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde mimarlık eğitimi aldığını, üniversite yıllarında gençlik hareketlerinde ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) faaliyetlerinde aktif olarak yer aldığını, 1976’da Türkiye Komünist Partisi’ne girdiğini, 12 Eylül döneminde TKP İstanbul davasından tutuklanarak üç yıl hapis yattığını öğrendik.

berge_photo_zakarya_mildanoglu_1542

Her görüşten İzmirlinin izlediği ve yönelttiği sorularla zenginleştirdiği bu sunum sırasında  Zakarya Mildanoğlu’ndan Ermeni toplumu açısından eğitimin, kilisenin ve basının nasıl üç önemli şey olarak kabul edildiğini, İzmirli Ermenilerin tarihini, bir zamanlar birlikte yaşadığımız bu insanların bir ulus olarak kötülenip ötelenmesi ve yok sayılması için belgeler ve fotoğraflar üzerinde nasıl tahrifatlar yapıldığını, buna bir örnek olarak İzmirli Ermenilere ait bir avcı kulübüne üye olan avcıları gösteren bir fotoğrafın üst kısmındaki bez afişin olduğu kısmın yok edilerek bu fotoğrafın Ermeni terör örgütlerine ait bir fotoğraf olarak takdim edildiğini öğrenmiş olduk.

01
Osmanlı Ermeni Avcılar Kulübü, İzmir
02
“Ermeni Çeteleri”

İki bölümden oluşan kitabın “İzmir Ermenilerine bakışlar – Literatürden Katkılar” başlığını taşıyan birinci bölümünde Raymond Kévorkian ile Paul B. Paboudjlan’ın “Aydın Vilayetinde Ermeniler“, Anahide Ter Minassian’ın “İzmir Ermenileri: Küçük Bir Cemaatin Dinamizmi“, Hervé Georgelin’in “Geç Dönem Osmanlı Smyrna’sında Ermenilerin Toplumsal İlişkileri“, Robert H. Hewsen’in “Madteos Mamuryan: Batı ERmeni Rönesansına Katkıda Bulunan Bir İzmirli“, Christina Maranci’nin “İzmir’in Ermeni Yapıları ve Dokumacılık Sanatı“, Barkev Balımyan’ın “İzmir Ermeni Hastanesi’nin Tarihine Bakış (Surp Krikor Lusavoriç Hastanesi) 1801-1922“, Raymond Kévorkian’ın “Aydın Vilayetinde Yapılan Tehcirler ve Katliamlar” isimli makaleleler ile “Bir Tasnif Denemesi” başlığını taşıyan ikinci bölümünde ise Zakarya Mildanoğlu’nun “İzmir ve Çevresindeki Ermeni Cemaatleri, Yerleşimler, Kurumlar, Matbuat, Ticaret, Şahıslar” başlıklı inceleme-makalesi yer alıyor.

Zakarya Mildanoğlu’nun “İzmir Ermenileri: Ege Kıyılarının Yitip Gitmiş Sakinleri” isimli kitabının tanıtım yazısında ise şunlar yazıyor:

İzmir Ermenileri sahiden yaşadılar mı? Ege’nin yeryüzünde bir cenneti andıran bu kıyılarında var oldular, nefes aldılar, yürüdüler, konuştular, doğdular ve öldüler mi? Türkiye’nin en büyük ve en özel şehirlerinden biri olan İzmir’de ve çevresinde yüzyıllarca süren yaşantılarından geriye kalan neredeyse hiç düzeyindeki izlere bakılırsa, bu sorulara “Evet, yaşadılar, vardılar!” cevabını vermek hiç de kolay değil. Bir avuç iyi niyetli araştırmacı hariç, Türkiye’de yazılan İzmir tarihçelerine bakarsak da durum aynı. Pek çok Türkçe kaynağa göre, onlar adeta 1922 İzmir Yangını’nın sorumluları olmaktan başka hiçbir rol oynamadılar kentlerinin tarihinde. Yoklardı, sonra bir gün mahallelerini ateşe verdiler ve gemilere binip gittiler!

İzmir Ermenileri kitabı, bu güzel şehrin ve çevresindeki bazı yerleşim yerlerinin tarihine özellikle Ermenilerin orada nasıl yaşadığı çerçevesinden, yoğunluklu olarak Ermenice kaynaklardan yararlanarak bakan yazıları bir araya getiriyor. Ermenilerin kentteki yerine; kilise, okul, hastane, matbaa, basın gibi kurumlarına; mimarilerine, sanatlarına, ticaretteki rollerine, komşu topluluklarla ilişkilerine ve hatta giyim kuşamlarına, çok sayıda fotoğrafın da yardımıyla bakarak, İzmirli kimliğini taşımanın nasıl bir hal olduğunu tahayyül edebilmemizi kolaylaştırmayı, böylece başta bu kitaba konu olan insanların günümüz İzmir’inde yaşayan hemşerileri olmak üzere, kentin tarihine ilgi duyanlar için bazı temel kaynak ve tartışmaları aşina kılmayı hedefliyor.

SCX-3200_20170430_15045701

Kentler, doğaları gereği, birbirine hem benzeyen hem benzemeyen, ancak her halde ortak yaşam alanlarını ve ortak bir kültürü paylaşan insanları bir araya getiren mekânlardır. Geçmişte bir arada yaşamaya dair fırsatları ıskalamış olabiliriz, ancak bu, geçmişe bakıp kimi sonuçlar çıkarmamıza hiçbir zaman engel değil. İzmir Ermenileri, bu açıdan son derece değerli bir kaynak. İzmir’in dününü ve bugününü daha iyi anlamak için…”

Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermeni toplumunun başına gelenleri tartışmaya başlamadan ve -eğer illa ki olacak diyorsanız- tarafınızı belirlemeden önce bu konudaki doğru bilgilere -tabii ki artık doğru tarihi bilgi kalmışsa- ulaşmak dileğiyle…

Tarım hizmetlerinin yerel kalkınma modeli olabilmesi… (2)

Ali Rıza Avcan

Büyükşehir belediyelerinin, eskiden il özel idarelerine ya da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı taşra birimlerine ait bölgesel/kırsal kalkınma odaklı yerel tarım hizmetlerini yapması kendi inisiyatifleriyle ortaya çıkmış bir hizmet midir yoksa bu hizmetler onlara merkezi yönetimin yasalarla verdiği, onlardan beklenen bir görev midir? Şayet böyle yeni bir görevlendirme yapılmışsa bu değişikliğin temel nedeni nedir ve bu durum bugüne kadar nasıl bir gelişim göstermiştir?

Bir ülkenin, bir bütün olarak dengeli, sağlıklı ve etkin bir şekilde kalkınıp gelişmesini sağlamak amacıyla temel politika, strateji, hedef ve projeler belirleyerek kalkınmayla ilgili plan ve programların hazırlanması hepimizin bildiği klasik bir yöntemdir. O nedenle biz bu yöntemi, 1930’lu ve 1960’lı yıllardan bu yana hep tüm ülkenin kalkınmasını sağlayacak bir yönetim işlevi olarak bildik ve uyguladık. Savunduğumuz bu ulusal kalkınma modeline göre ülkemizin gelişmiş ve gelişmemiş bölgeleri arasında adil bir denge oluşturarak ve gelişmemiş/az gelişmiş bölgelerin kalkınmasına önem ve öncelik vererek tüm bir ülkenin kalkınmasını arzuladık ve bunu sağlamak amacıyla birbirini izleyen birçok kalkınma planını hazırladık. Hazırladığımız bu planların başarısı tartışmalı bile olsa, en azından klasik ulusal kalkınma planlamasından vazgeçilen son yıllarda bir türlü gerçekleşmeyen % 6-8 aralığındaki kalkınma oranlarının hep o yıllarda gerçekleştiğini gördük ve yaşadık

Ancak çağdaş kapitalizm, bir süre sonra elindeki bu klasik planlama yöntemiyle değişik ülke ve ulusları tek bir pazar haline getiremediği, hepsine birden aynı anda hükmedemediği için bu klasik yöntemin ömrünü doldurduğunu iddia ederek sözünü geçirebildiği ulus devletleri küçültüp tüm ülkeleri tek bir pazar haline getirebileceği yeni yöntemlerin arayışına girmişti. Çünkü her ülkenin ulusal sınırları ve bu ulusal sınırlar içinde uygulanan korumacı ulusal kalkınma planları uluslararası sermayenin her zaman işine yaramıyor; hatta zaman zaman ya da yer yer kendisine yeni engeller çıkarıyordu.

Bu arayışın sonucuna, 1989 yılında Dünya Bankası’nın Afrika’daki durumu bir “yönetişim krizi” olarak niteleyen bir raporla ulaşıldı ve bundan böyle gelişmekte olan ülkelerle ilişkilerde klasik “yönetim” anlayışından vazgeçilerek onun yerine “yönetişim” denilen siyasi iktidar aracının kullanılacağı ilan edildi. 

Ardından Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Birleşmiş Milletler (UN), Avrupa Birliği (EU), Uluslararası Para Fonu (IMF), Amerikan Merkez Bankası (FED) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) gibi uluslararası sermayenin egemenliğindeki kuruluşların destek ve katkılarıyla bu kavramın içi doldurulmaya, daha kullanışlı hale getirilmeye çalışıldı. 

Yönetişim 003

Kalkınmakta olan tüm gelişmemiş ülkelere hararetle önerilen; hatta siyasi bir baskı aracı olarak dayatılan “yönetişim” denilen bu siyasi iktidar aracı, ‘hesap verme‘, ‘hukuk devleti‘, ‘demokratikleşme‘, ‘katılım‘, ‘şeffaflık‘, ‘diyalog‘, ‘uzlaşma‘ gibi kimsenin reddedemeyeceği, o nedenle genel anlamda kabul gören; ancak içi boş ve parlak bu sözcüklerin eşliğinde merkezdeki ya da yereldeki iktidarların “özel sektör” ve “sivil toplum” adı verilen gruplarla  çalışmasını, devletin ya da yerel yönetimlerin onlara rehber olmasını öneriyor, bu arada bütüncül ülke kalkınması anlayışından vazgeçilerek onun yerine bölgesel ya da yerel kalkınma anlayışının kabul edilmesini istiyor; bunun eskiden olduğu gibi merkezdeki bir kalkınma örgütü (DPT) yerine bölgesel kalkınmadan sorumlu gördüğü bölge kalkınma ajansları ve yerel yönetimler eliyle yapılmasını dayatıyordu.

Bundan böyle ülke kalkınması merkezi ulus devlete bağlı olmaksızın; ancak onların desteği ya da rehberliğini alarak yereldeki bölge kalkınma ajansları tarafından planlanıp sağlanacak ve bu kalkınmada merkezi yönetimden çok yerel yönetimler belirleyici olacaktır.

Merkez karşısında yereli güçlendirirerek ve yerelin bölge kalkınma ajansları eliyle uluslararası sermayeyle ilişkiler kurmasını sağlayarak geliştirilen bu model önerisi, ne yazık ki hem dış zorlamaların hem de gönüllü işbirliklerinin sonucu olarak birçok ülkenin anayasasına ve yasalarına girmiş, fiili olarak da uygulama olanaklarına kavuşmuştur.

İşte bu anlamda, merkezi yönetime ait birçok görev merkezdeki bakanlıkların, genel müdürlüklerin ve il özel idarelerinin elinden alınarak; hatta il özel idareleriyle Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün merkezdeki ve taşradaki birimlerinin dağıtılması , Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın merkez ve taşra kuruluşları yetkileri nin azaltılması sağlanarak; ayrıca belediye ve büyükşehir belediyesi yasalarında buna ilişkin değişiklikler yapılarak, kırsaldaki birçok köyün bir mahalle olarak büyükşehir belediyelerine bağlanması sağlanarak bu modelin uygulanabileceği bir ortamın yaratılmasına çalışılmıştır.

Ama neyse ki, Türkiye’nin 2005-2006’lı yıllarda Avrupa Birliği ile yaşadığı balayının beklenenden erken bitmesi ve Avrupa Birliği’nin önerdiği politika ve modeller yerine daha milliyetçi ve güvenlik odaklı politikalara önem verilmesi nedeniyle çoğu “yönetişim” kurumunun ulusal iktidardan bağımsız olması sağlanamamış, bağımsızlığı uluslararası sermaye açısından çok önemli olan Merkez Bankası ya da Sermaye Piyasası Kurulu bile hükümetlerin denetim ve yönlendirmesinden çıkarılamamıştır.

İşte o anlamda, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2014 yılından bu yana İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) desteğiyle uygulamakta olduğu yerelde kalkınmayı hedefleyen tarım hizmetleri, Dünya Bankası (WB) kaynaklı “yönetişim” zihniyetinin bir sonucu olarak mevzuatta yapılan değişikliklerle oluşturulan uygun ortamda, aynen okullara ya da sağlık tesislerine belediyelerin yardımcı olmasını sağlayan düzenlemeler gibi büyükşehir belediyelerine yüklenen yeni hizmetlerden sadece biridir. İşte o nedenle yapılan hizmetler, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin doğrudan kendisinin yarattığı bir hizmet değil; ona bu hizmetleri bir görev olarak yükleyen “yönetişim” zihniyetinin doğal bir sonucudur. 

Resim1

Bugün, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde bu işleri yapmak amacıyla kurulmuş olan Tarım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’nda çalışanlardan çoğunun eskiden İzmir İl Özel İdaresi’nde, Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü’nde ya da İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nde çalışmış olması veya oradan devren atanmış olmaları bile merkezi yönetime ait eski görevlerin nasıl belediyelerin yeni görevi olarak örgütlendiğinin de en somut örnekleri olarak kabul edilebilir.

Devam Edecek…

Faşizmi Anlama Kılavuzu

Tülin Öngen

Faşizm çeşitli evrelerden geçen, adım adım “ilerleyen” uzun erimli bir süreçtir. Nitekim Poulantzas, “faşizm sakin bir gökyüzünde birdenbire kopan bir sağanak gibi gelmez” diye yazar Faşizm ve Diktatörlük adlı yapıtında, Burjuva düzeninin nasıl faşistleştiğini incelediği bu kitabında bir dizi gerici operasyonla faşist devletin kurum ve aygıtlarının nasıl oluştuğunu somut örnekleriyle anlatır.

C7x2qHwXUAA-KHi

Faşizm denince akıllarına sadece militarist (devlet) formları, SA ve SS gibi paramiliter milis güçleri, führervari yönetici tipleri ya da darbeci generaller gelen, demokrasi için sandık ve parlamento ile birden fazla partinin, özgürlükler içinse kendi gibilerin yazma ve konuşma serbestisini yeterli görenlerin, “ileri demokrasi” ya da “ılımlı İslam” benzeri modellerin birer “faşistleşme” projesi olduğunu anlamaları olanaksızdır.

Siyasal iktidarın kimliğini, politikaların içeriğine göre değil de, söyleme göre değerlendiren temsilin niteliği yerine niceliğini önemseyen, çokluğu fetişleştiren, kendilerine dokunmayan yılanın başkalarını sokmasını hiç ama hiç umusamayanla da bir gün gelip faşizmle yüzleşeceklerdir. Eğer tam bir iktidar tutkunu ya da faşistsever değillerse! Ne var ki, bu yüzleşme genellikle sürecin son demlerine denk geldiğinden artık çok geç kalınmış; faşizm geri dönüşsüz bir noktaya ulaşmış, süreci kesintiye uğratacak dinamikler felç olmuş, bunu başaracak öznelerse imha edilmiş olacaktır!

İktidara yerleşen faşizmle baş etmek, ölümcül bir hastalıkla boğuşmak kadar zahmetlidir. Bir ölüm kalım savaşıyla karşı karşıya olduğunu ancak hastalık son evresine girip, kendisini elden ayaktan düşürdüğünde anlayan bir insanın umutsuz çırpınışlarına benzer. Başlarda hayret ve hayal kırıklığı (olamaz!) yaşanır. BU, yerini bir süre sonra inkar (doğru değildir!), öfke ve isyana (niçin ben?) bırakır. Ardından çaresizlik ve panik (şimdi ne olacak?) başlar. Bunu pişmanlık ve suçlulukla (neden daha önce fark etmedim?, neden zamanında önlem almadım?) dolu bir kabulleniş izler.

Oysa süreç pekala farklı gelişebilirdi. Çünkü fiziki hastalıklarda olduğu gibi faşizm de belli aşamalardan geçerek ve çeşitli belirtiler göstererek ilerler. Kişi, sinyalleri algılayamamış, doğru yorumlayamamış veya ciddiye almamışsa, sonuçtan öncelikle kendisi sorumludur. Buna karşılık önemsemiş, ama ehliyetsiz uzmanların eline düşmüş ya da şarlatanlara kapılmışsa, yine kendisi kusurlu sayılır.

Toplumsal olaylarda da benzer bir durum geçerlidir. Faşizmin ilk belirtileri kendini gösterdiğinde bunlar ciddiye alınır ve ehliyetli kişilerin önerilerine kulak asılırsa, süreç kesintiye uğratılabilir. Hatta iyi bir terapiyle zamanla iyileşme de sağlanır. Buna karşılık yanlış akıl hocalarına takılınmışsa, o zaman illet geri dönüşsüz bir yola girer ve telafisi olanaksız sonuçlar doğurur. Üstelik bu yanlışın bedelini yalnız kusurlu olanlar değil, tüm toplum ve gelecek kuşaklar da öder. En büyük haksızlık da, bu sonuçta hiç payı olmayan, tersine uyarmak için elinden geleni yapmış olan insanlara yapılır.

Bir Mayıs

Başkalarının aptallık, cehalet, bilinçsizlik, sorumsuzluk, vurdumduymazlık, konformizm, fırsatçılık ve eyyamcılığın bedelini ne yazık ki en çok bu insanlar öder. BU yüzden toplumsal konulardaki aymazlıkların basit kişisel zaaflar olarak hoş görülmemesi gerekir. Her şeyden önce bu kötülüğe prim vermek ve daha büyük çaplı kötülüklere zemin hazırlamak demektir. Nitekim faşizm, kolektif kötülüğe ihtiyaç duyan bir sistemdir. Topyekün bir akıl tutulması, ahmaklaşma, soysuzlaşma, duyarsızlaşma, vulgarlaşma, sıradanlaşma ve alçaklaşma yaşanmadan; bu tür bir sosyal ve kültür doku oluşmadan faşizm asla kurumsallaşamaz. Faşizmin sosyo-politik dinamikleri; kitlelerin güven ve istikrar uğruna özgürlük ile siyasal sorumluluk ve etikten vazgeçmeleridir. Aksi halde süreç kesintisiz işleyemez. Faşizm sorunu değerlendirilirken bu yönü de mutlaka hesaba katılmalıdır.

Birgün Gazetesi, 25 Şubat 2011

 

Bir dergi üzerinden bir kentin yakın geçmişine bakmak…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz hafta, 2000 yılından bu yana yayınlanmakta olan İzmir Life Dergisinin sayı ve sayfaları arasında bir yolculuk yaparak kendimce bir konu fihristi çıkarmaya çalıştım.

Amacım, dergi yöneticilerine daha önce birçok kez hatırlattığım gibi derginin geçmiş sayılarında yayınlanmış birçok değerli, yararlı yazıya kolaylıkla ulaşmamızı sağlayacak bir liste ya da fihristi hazırlamaktı. Kendilerinden her yılın sonunda ya da 50, 100 veya 150. sayı gibi önemli dönüm noktalarında o zamana kadarki sayılarda nelerin yayınlandığını gösteren fihristlerin yayınlanmasını talep etmeme karşın bunu -ne yazık ki- bugüne kadar yapmadılar.

Onun üzerine ben de oturup bu işi kendim için yapmak zorunda kaldım. Ama iyi ki de yapmışım…

Böylelikle 2000’den 2017 yılına kadarki 17 yıllık uzun bir süreçte İzmir’de neler olduğunu, nelerin vaat edildiğini, nelerin yapılamadığını, bir dergi eliyle kamuoyunun nasıl yönlendirilip şekillendirildiğini görmek fırsatını da bulmuş oldum.

Tanıyıp bildiğim bir kadro ile yayın hayatına başlayan ancak zamanla yabancılaştığım yayın süresince başyazıları sırasıyla kimlerin yazdığını, kimlerin işten ayrılıp işe başladığını, her bir editör zamanında değişen yayın politikasını ve alınan reklamları, kentteki hangi sermaye gruplarının hangi dönemlerde nasıl reklamlar verdiğini, köşe yazılarında kimlerin devamlı, kimlerin de dönem dönem yazdığını, zaman zaman değişen yayın politikası nedeniyle derginin nasıl bir değişim geçirdiğini, ekonomik sıkıntılar nedeniyle derginin nasıl inceldiğini, içeriğinin nasıl değişip kendini tekrar eder hale geldiğini ve daha bir çok şeyi yakalama, hatırlama ve yeniden anlama fırsatım oldu.

Vefat eden Ahmet Piriştina ile ya da bugün adını dahi hatırlamadığımız belediye başkanlarıyla, vali ve kaymakamlarla yapılan söyleşileri, EXPO için vaat edilenleri, yeni okuyucu kitleleri kazanmak amacıyla yapılan hamleleri, sonu “cek” ve “cak”la biten birçok iddialı projenin bugün itibariyle hazin denilebilecek sonuçlarını görmek imkanım oldu.

İzmir Life Dergisi’nin aradan geçen 17 yıllık oldukça uzun bir dönemin sonunda, bir kent dergisi olarak İzmir’deki bir boşluğu doldurduğu bilinciyle takdir edip, bugüne kadar yaptıkları için teşekkür etmek istiyorum.

Ancak bir yandan da gerek izlediği yayın politikası gerekse buradan aldığı güçle kentteki Folkart gibi başka kurumsal yayınları yönlendirmesi nedeniyle birçok yönden eleştiriyi hak ettiğini düşünüyorum.

Resim1

Kentin yönetici ve elitlerinin kente yönelik geleneksel tutumlarını değiştirmedikleri sürece bir dergi eliyle bunu değiştirmenin mümkün olmayacağını, böylesi bir derginin sadece kentte mevcut olanı yansıttığını bilmekle birlikte; çoğu haber ve yorumunda kentteki birçok yanlış ve sonuç alınamayacak işi destekleyip teşvik ettiğini gördükçe ya da hatırladıkça bu eleştirileri öncelikle kendilerine bir dönüp bakarak yapmaları gerektiğini düşünüyorum.

Aksi takdirde, en yakın zamanda benzerlerinin başına geldiği gibi tekrarları oynayacaklarına ve giderek güç kaybedeceklerine inanıyorum.