Berberdeki sıramı beklerken bir koşu Alsancak’taki Kitapsan’a gidip bugün yayınlanacağı söylenen “Çizmelerimi Çıkarayım mı?” kitabını alayım derken karşınıza birden kitabın yazarlarından Onur Yıldırım’ın çıkması, onunla birlikte raflarda kitap arayışınız, bulamadığınızda o gün yeni gelen kitapların bulunduğu kolilere bakarak kutunun en dibinde beş adet kitapla karşılaşmanız ve kitabın yazarı ile birlikte hemen o kitaplardan birine el koymanız… İşin en ilginci bir yazarın parasını vererek kendi kitabını satın almasını izlemeniz…
Ardından geriye kalan üç kitabı da rafların en görünür yerine koydurarak “bu kitap İzmir’de çok satar, o nedenle daha fazla sipariş veriniz” tavsiyesiyle o kitaba özel bir ihtimam göstermelerini dileyen sözleriniz…
Bütün bu anlattıklarım geçtiğimiz Salı günü yaşamın bana tattırdığı hoş, güzel sürprizlerdi…
Hazırlanışından haberdar olduğum bu kitabı uzunca bir süredir merak ediyor ve hemen alıp okumak istiyordum. Çünkü kitabın diğer yazarı sevgili Uğur Şahin Umman’ın 13 Mayıs 2014 tarihinde Soma’da yaşanan insanlık faciasından sonraki çırpınışlarını biliyor, elimden geldiğince ona yardımcı olmaya çalışıyor ve böylesi kötü bir olaya gösterdiği insani tepkileri nedeniyle onu seviyordum.
Bu arada kitapçıda karşılaştığım diğer yazar Onur Yıldırım’ı da geçtiğimiz yaz aylarından bu yana sürdürdüğümüz Kültürpark Mücadelesi nedeniyle tanıyor ve onun o kavgadaki militan tavrını da seviyordum.
İşte bu iki pırıl pırıl genç oturmuşlar ve araştırmacılık gazetecilik boyutunda kötü bir olay çerçevesinde gelişen insan hikayelerini bir araya getirerek güzel bir kitap yazmışlardı.
Ne iyi olmuştu da bu iki değerli insan bir araya gelip bu kitabı yazmışlardı…
Kitabın arkasındaki tanıtım yazısında ise aynen şöyle söylüyorlardı:
“Bu kitap tütün destek politikalarının sonlandırılması ile başlayan ve katliamla devam eden süreçleri mercek altına alıyor, bu esnada da Soma insanının acılı serüveninin her aşamasını, tanıklıklara dayanarak bütün gerçekliğiyle gözler önüne seriyor. Yaşananların bir daha olmaması için kendi içinde bir hafıza oluşturma umuduyla…“
Tabii ki, diğer bir umudumuz da Uğur Mumcu usulü araştırmacı gazeteciliğin ne olduğunu unutup yeniden anımsamak isteyen herkesin bu kitabı alarak okuması olacaktır.
Dün takımları tekrar ikinci lige çıkan Altaylı taraftarlarla konuşarak onların sevincine ortak olmaya çalıştım.
Çünkü futboldan çok fazla anlamıyor olsam da kurucularından biri sevgili hocam Prof. Dr. Nermin Abadan Unat‘ın amcası Sabri Süleymanoviç olan¹; üstüne üstlük kaleci Tanzer, sağ bek Kunta Sabahattin, sol bek Bilal, Erol Togay, Zagor Zafer, Nevruz, Taytay Mustafa, Cruyff Mithat, Miço Mustafa, Şeref, Büyük Mustafa ve diğerlerinin çıkış tüneline girerken kimselere duyurmadan ‘Bizi hep hatırla olur mu Orhan? Hayatının sonuna kadar sakın unutma” dedikleri dostum Orhan Berent tarafından tarihi yazılan²Altay Spor Kulübü, kurulduğu günden bu yana İzmir’e spor alanında birçok ödül ve değer kazandırmış asırlık bir kent takımı.
Altay Spor Kulübü‘nün tarihini okumamış, bugüne kadar hiçbir maçına gitmemiş olsam da konuştuğum kulüp yönetimine yakın taraftarların anlattıkları bana oldukça ilginç geldi ve bir kent yöneticisi olarak verdiği sözü yerine getirmeyen İzmir Valisi’nin tutumu ile ilgili yaşananları sizlerle paylaşmam gerektiğini düşündüm. Bu kararı vermem de tabii ki bu konuları gündeme getirmemi isteyen taraftarların isteği de etkili oldu.
Şimdi dile getirmeye çalışacağım konu, Altay futbol takımının ikinci lige çıkmasını sağlayacak Altay-Kocaelispor Play-Off finalini oynayacağı Antalya’ya götürülecek İzmirliler ile ilgili.
Bu konu ile ilgili olarak dikkate aldığım 11 Mayıs 2017 tarihli Yeni Asır Gazetesi’ndeki Murat Arabacı imzalı “Sefeberlik – Kadın, erkek, yaşlı, genç binlerce İzmirli özledikleri bu büyük heyecanı yaşamak için yaklaşık 10 bin İzmirli sporsever, Antalya yollarına düşmeye hazırlanıyor” başlıklı haberi şu şekilde devam ediyor:
“İki yıl sonra yeniden 2. Lig’e dönme şansı yakalayan Altay’ın, pazar günü Antalya’da Kocaelispor ile oynayacağı final maçı öncesi İzmir’i tatlı bir telaş sardı.
Sadece siyah-beyaz tutkunları değil, tüm kent, özlenen bu heyecanı yaşamak için Antalya yollarına düşmeye hazırlanırken, iki kent arasında büyük bir konvoy oluşacak. Finale 10 bini aşkın İzmirli gidecek. Kentin dört bir yanında organizasyonlar yapılıyor. Havayolu şirketleriyle görüşülüp, ek sefer ve özel uçak organizasyonu gerçekleştirildi. Altay 1914 Taraftarlar Derneği’nin öncülük ettiği organizasyonlarda sosyal medya etkin kullanılıyor.
Şimdiye kadar derneğe yapılan kayıtlarla 50’ye yakın otobüsün tamamen dolduğu öğrenilirken, tahsis edilen otobüs sayısının 150’ye çıktı. Antalya’ya da gitmeyi planlayan KSK, İzmirspor ile Bucasporlu bazı taraftarların Çorum maçında verdikleri desteği sürdürmek için otobüs organizasyonuna dahil olmak istediği öğrenildi.“
Gazete haberinin belediyeden ve valilikten temin edilen otobüslerle ilgili son bölümü ise şu şekilde:
Kaynak: Yeni Asır Gazetesi
“Vali’ye teşekkür Başkan’a sitem
Antalya’daki final öncesinde Altaylı taraftarların otobüs çağrısına İzmirli mülki amirler kayıtsız kalmadı. Altay’a dün sabah saatlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi 33 otobüs tahsis etti. Altay başkanı Özgür Ekmekçioğlu ve Yüksek Divan Kurulu Başkanı Erdoğan Tözge’yle bir araya gelerek, Antalya’ya da gideceğini dile getiren Başkan Kocaoğlu’nun “33 otobüs verilecek” açıklamasını yapması kimseyi mutlu etmedi.
Valilikten güzel haber
Altaylı bazı taraftarlar, Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’in 2. Lig’de Ankaragücü’nün şampiyonluğunu ilan ettiği Kayseri Erciyes deplasmanına ücretsiz ve sınırsız otobüs açıklamasını sosyal medyadan paylaşarak belediyenin otobüs tahsisinde rakamı düşük tutmasına tepki gösterdi. Antalya için belediyeden 60-70 otobüs desteği beklediği öğrenilen Altaylılar’a müjdeli haber, dün öğle saatlerinde İzmir Valiliği’nden geldi. Vali Ayyıldız’ın, 100 otobüs tahsis edildiğini açıklaması siyah beyazlı taraftarların bu kez yüzünü güldürdü.“
Bu haberden ve taraftarlardan aldığımız bilgileri bir araya getirdiğimizde, Altaylı taraftarlarla diğer takım taraftarlarının Antalya’ya gidebilmesi için İzmir Valiliği’nin vereceği 100, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin vereceği 33 otobüsle birlikte, bir otobüsün ortalama 45-50 kişi aldığını düşündüğümüzde ortalama 6.000-6.500 İzmirli’nin Antalya’ya gitmeyi planladığını, Altay 1914 Taraftarlar Derneği’nin de Antalya’ya gitmek isteyenleri kaydederek uzun listeler hazırladığını, valilik tarafından verilecek otobüslerin organizasyonu ilgili olarak AKP eski İzmir İl Başkan Yardımcısı Mehmet Deniz Şimşek ile irtibat kurulduğunu öğreniyoruz.
Yine Yeni Asır Gazetesi’nin 13 Mayıs 2015 tarihli nüshasında yayınlanan “Bir Hayalimiz Var” başlıklı haberde İzmir Valiliği ile İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından söz verilen otobüslerden söz edilerek şu ifadelere yer veriliyor:
“Alsancak’tan yola çıkılacak
Altaylıların Antalya konvoyunun hareket merkezi belirlendi. Siyah beyazlı taraftarlar, Alsancak Stadı’nda yarın sabah 06.00’da buluşup Antalya’ya doğru hareket edecek. Tüm otobüslerin Alsancak Stadı’nda Altaylı taraftarı alıp saat 07.00 gibi Antalya’ya konvoy halinde hareket edeceği dile getirildi.
Valilik, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve diğer katkılarla tahsis edilen otobüs sayısının 150’ye yaklaştığı belirtildi.“
Görüştüğümüz Altaylı taraftarlar ise günü geldiğinde gerçeğin hiç de böyle olmadığını, valiliğin söz verdiği 100 otobüs yerine kapasiteleri 14+1 kişiden oluşan 30 adet Volt model Volkswagen minibüs gönderdiğini, 33 otobüs vaadinde bulunduğu için başlangıçta sitem ettikleri İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ise verdiği sözü tutarak 33 otobüs gönderdiğini; böylelikle birçok İzmirli taraftarın Antalya’ya gidemediğini anlatıyorlar. Tabii ki bunun doğal bir sonucu olarak imkânı olanların uçakla ya da özel otobüs firmalarıyla Antalya’ya gidip geldiğini, maç günü Antalya’daki Altay kulübüne ayrılan tribünlerin yeterli düzeyde kalabalık olmadığını ve bu nedenle çok üzüldüklerini ifade ediyorlar.
Kaynak: Yeni Asır Gazetesi
Altay Spor Kulübü Başkanı Özgür Ekmekçioğlu maçı kazanıp 2. lige yükseldikten sonra yaptığı açıklamada, “İzmir davayı sahiplendi. Sadece arma için değil, İzmir için bütünleşildi. Çorum’da yaşananların ardından İzmir tek yumruk oldu, verilen reaksiyonun kent için bir milat olduğunu düşünüyorum. Karşıyakalısı, İzmirsporlusu, Bucasporlusu, Göztepelisi, kısacası İzmirliyim diyen herkes yanımızda gördük, hissettik. Şampiyonluk meselesi sadece Altay’ın değil, İzmir’in meselesi oldu.” deyip büyük bir olgunlukla sorunu unutmuş gibi gözükse de, Antalya’ya giden ya da gidemeyen taraftarların verilen sözlerin tutulmayışını bir köşeye yazdıklarını ve bunu asla unutmayacaklarını anlıyor, devleti temsil eden valilik makamının verdiği sözü tutmayışını, yarın öbür gün diğer takımların da başına gelebilecek kötü bir yöneticilik örneği olarak kabul ediyoruz.
Futboldan, liglerden fazla anlamasam ve Altay’ın bugüne kadarki hiçbir maçına gitmesem de bir kentin mülki ve mahalli yöneticilerinin adı, niteliği ve düzeyi ne olursa olsun tüm spor kulüplerine hak ettikleri önemi vererek basına yansıttıkları vaadleri yerine getirmeleri gerektiğini bilir ve yönetim kalitesinin daha da gelişmesi adına bunu ifade etmek isteriz.
Bugün sizlerle birlikte Uluslararası Lions Dernekleri 118-Y Yönetim Çevresi’nin düzenlediği “Sokak Kültürü” konulu 1. Ulusal Fotoğraf Yarışmasındaki 15-22 (DA) ve 23-28 (DB) yaş aralığındaki iki ayrı kategoride ödül kazanan ve sergileme değer bulunan 81 güzel fotoğraftan, daha önce yayınladığımız 41 fotoğraf dışında kalan 40’ını daha paylaşarak bu seriyi bitirmiş oluyoruz.
Hepinize keyifli izlemeler dileğiyle.
Ecem Erman – Sergileme DA – “Sokak Çiçeği“Hasret Demir – Sergileme DA – “Sokak Pazarı“Cemre Demirci – Sergileme DA – “Karma Dertler“Hasan Hüseyin Dirlik – Sergileme DB – “Düğün“Hasan Hüseyin Birlik – Sergileme DB – “Yoğurtçu“Berke Özbay – Sergileme DB – “Koşturmaca“Uğur Dönmez – Sergileme DB – “Kartal sahilde hayat“Uğur Dönmez – Sergileme DB – “Sinop Düğün Kültürü“Merve Arslan – Sergileme DB – “Mısırcı“Ayşe Özyer – Sergileme DB – “Medine Sofrası“Oğuzhan Hacısalihoğlu – Sergileme DB – “Liman“Oğuzhan Hacısalihoğlu – Sergileme DB – “Sokak“Mehmet Emin Çiçek – Sergileme DB – “Seyyar satıcı“Alper Tüydeş – Sergileme DB – “Gölyazı“Muzaffer Gökkaya – Sergileme DB – “Sokak sanatçısı“Sefa Baran Öcal – Sergileme DB – “Kara“Duygu Çukadar – Sergileme DB – “Renk“Murat Demirbaş – Sergileme DBMurat Demirbaş – Sergileme DBCengiz Günaçtı – Sergileme DB – “Oyun“Gamze Tuğba Kaplan – Sergileme DB – “Çamaşır“Kubilay Oktay – Sergileme DB – “Sokakta“Anıl Zengin – Sergileme DB – “Limonatacı“Mutlu Kızılbuğa – Sergileme DB – “Renkli Merdiven“Dilan Turan – Sergileme DB – “Sokakta herşey“Asım Enes Sezer – Sergileme DB – “Macuncu“Kübra Cırakoğlu – Sergileme DB – “Sokakta müzik“Ayşenur Akbulut – Sergileme DB – “Sokak eğlencesi“Münir İnal – Sergileme DBİsmail Şeyhanlı – Sergileme DB – “Sokak düğünü“İsmail Şeyhanlı – Sergileme DB – “Topaç oynayanlar“Rıdvan Akgün – Sergileme DB – “Sokakların sohbetleri“Naif Atman – Sergileme DB – “Bakışlar“İsmail Çiftçi – Sergileme DB – “Sokakta misket“Bilal Tekinalp – Sergileme DB – “Balıkçılık“Murat İdikut – Sergileme DB – “Ayakkabı sanatçıları“Ali Aydoğdu – Sergileme DBAli Aydoğdu – Sergileme DBMehmet Tunç Tüylek – Sergileme DB – “Duello“Ozan Çıkçık – Sergileme DB – “Ekmeğinin peşinde“
Bugünden itibaren başlayıp yazacağımız dört yazı ile İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin ÇED sürecinde kendilerine gönderilen yazılara cevap verirken bu projeye değişik nedenlerle karşı çıkan Karşıyaka, Narlıdere, Çiğli ve Balçova belediyelerinin ÇED Raporu ekinde yer alan resmi yazılarının örneklerini yayınlayarak kendilerine ve kendilerine bağlı kent konseylerine şu soruyu soracağız:*
İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin hazırlık aşamasında isabetli ve doğru olarak “Hayır” dediğiniz halde bugün niye “Hayır” demiyorsunuz?
İlçenizdeki birçok plan, program ve uygulamaya aykırı olan İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin durdurulması için niye dava açmıyorsunuz ya da açılmış davalara müdahil olarak katılmıyorsunuz?
Bugün ilk soruyu, metnini aşağıda gördüğünüz resmi yazıyı hazırlayıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Müdürlüğü’ne gönderen Karşıyaka Belediyesi’ne ve Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar’a soruyoruz.
Sayfa 1Sayfa 2
* İzmir Körfez Geçişi Projesi ÇED Raporuna eklenen resmi yazının belediyenin resmi görüşü ile ilgisi olmayan bazı sözcükleri okunamadığı için bu sözcükler “okunamadı” şeklinde yazılmıştır.
Bugün sizlerle birlikte Uluslararası Lions Dernekleri 118-Y Yönetim Çevresi’nin yakın zamanda düzenlediği “Sokak Kültürü” konulu 1. Ulusal Fotoğraf Yarışmasındaki 15-22 (DA) ve 23-28 (DB) yaş aralığındaki iki ayrı kategoride ödül kazanan ve sergileme değer bulunan 81 güzel fotoğraftan 41’ini paylaşıyoruz. Geriye kalan 40 fotoğrafı ise bu paylaşımın devamı olarak önümüzdeki günlerde paylaşacağız.
Hepinize keyifli izlemeler dileğiyle.
Bahşende Çoban – Birincilik Ödülü DA – “Resital“Sinan Kumru – Birincilik Ödülü DB – “Evcilik“Onur Taşkınsoy – İkincilik Ödülü DA – “Çocuk Olmak“Yusuf Eminoğlu – İkincilik Ödülü DB – “Simitçi ve Kız Kulesi”Halil İbrahim Yücel – Üçüncülük Ödülü DA – “Her Daim Mutlu“Mahmut Şevket Karadağ – Üçüncülük Ödülü DB – “Renkli Sokaklar”Onur Kuter – Mansiyon DA – “Yürüyüş“Aydıncan Çiftçi – Mansiyon DA – “Child“Ali Kibaroğlu – Mansiyon DA – “Sokakta Yaşam“Ayşe Özyer – Mansiyon DB – “Denge”Mustafa Kılıç – Mansiyon DB – “Çocuklar“Fatma Gönüllü – Mansiyon DB – “Sokaktaki Sanat“Uğur Durmuş – Sergileme DA – “Sofra“Melike Çetin – Sergileme DA – “Kadın“Alp Peker – Sergileme DA – “Toz Pembe Düğün“İbrahim Dalkıran – Sergileme DA – “Dedikodu“Mert Anıl Yılmaz – Sergileme DA – “Gülümseyen Gözler“Zülkif Cengiz – Sergileme DA – “Sokak ve Teknoloji“Toghrul Ahmadlı – Sergileme DA – “İstiklal Caddesi“Ferdi Akdoğan – Sergileme DA – “Çerçeçi“Ferdi Akdoğan – Sergileme DA – “Her Yerde Horon“Gamze Karakaş – Sergileme DA – “Sokak Eğlencesi“Fatih Çavdar – Sergileme DA – “Beyoğlu Kestanecisi“Mehmet Sadık Ataman – Sergileme DA – “Disadon“Fatma Aykaç – Sergileme DA – “İhtiyarlar“Merve Çakmakçı – Sergileme DA – “Sokağa Dair“Feyza Güzel – Sergileme DA – “Çamaşırlar“Mert Ali Yücel – Sergileme DARavzanur Eker – Sergileme DA – “Aynı Sokak Uzak Hayatlar“Zeynep Sena Çelikkol – Sergileme DA – “Sokak Kültürü“Zeynep Sena Çelikkol – Sergileme DA – “Sokakta Yaşam“Sahra Gözdamga – Sergileme DA – “Sokak Birgi”Tursun Günal – Sergileme DAAli Kibaroğlu – Sergileme DA – “Sokak Köçeği“Taha Karadağ – Sergileme DARabia Ateş – Sergileme DA – “Sarıya Dönük“Umut Erdoğan – Sergileme DA – “Mutluluğa Koşmak“Fırat Güneş – Sergileme DA – “Ulu“Şeyma Betül Tok – Sergileme DA – “Sokak“Şeyma Betül Tok – Sergileme DA – “Pazar“Elif Sarsılmaz – Sergileme DA – “Hayat İzleri“
İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2014 yılından bu yana sürdürdüğü yerel kalkınma odaklı tarımsal hizmetlerin sonucunu izleyip değerlendirmekte ve başarısını ölçmekte midir?
Bu soruyu, 16 Nisan 2017 tarihinde Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne gönderdiğimiz soru formunda, “2014-2017 döneminde çiftçiye ya da tarımla uğraşanlara dağıtılan araç, gereç ve malzemelerin kullanımı ile ilgili bir izleme ve denetleme çalışmasının yapılıp yapılmadığının bildirilmesini rica ederim.” şeklinde sorarak verilecek yanıtın resmi bir yanıt olarak doğru bilgileri içermesini arzuladık.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne Halkla İlişkiler Merkezi (HİM) kanalıyla ilettiğimiz bu soruya, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nca iadeli taahhütlü olarak gönderilen 28.04.2017 tarih, 61566613-622.01-E.111644 sayılı yazıda ise aynen şu şekilde yanıt verildi:
“Başvurunuzda 2014-2017 döneminde dağıtılan araçlar ile ilgili denetim yapılıp yapılmadığı ifade edilmektedir. 18 İlçe Ziraat Odası ve belediyemiz arasında yapılan protokol ile ortak makina kullanımı kapsamında verilen tarım alet ve makinalarının denetimi Daire Başkanlığımız elemanlarınca sürekli yapılmakta olup protokol hükümlerinde yer alan 6 aylık dönemlerde performans raporları istenmektedir. Ortak makina kullanımı Ziraat Odaları ile tesis yenileme ve yeni tesisler kurulması Kooperatif ve Birliklerle yapılmaktadır.
Projelerimizde hedeflenen sonuçlar ile yapılan harcamaların performans bilgilerini gösteren çalışmalar Strateji Daire Başkanlığımızca yapılmakta olup dönemsel olarak işlenmektedir.“
Sorduğumuz sorunun içeriği ile verilen yanıtın içeriğini karşılaştırdığımız takdirde bize sadece 2017 yılı içinde 18 ilçe ziraat odası ile yapılan protokol çerçevesinde ortak kullanımı sağlanan tarım alet ve makinaları ile ilgili bilginin verildiğini, bunun dışında kalıp 2014-2017 döneminde çiftçiye ücretsiz dağıtılan meyve fidanları, küçükbaş hayvanlar, arı kovanları, ana arılar ve arıcılık bakım setleri konusunda herhangi bir bilginin verilmediği; ayrıca Tarım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’nın Strateji Daire Başkanlığı tarafından yapılmakta olan dönemsel performans çalışmaları hakkında bilgi sahibi olmadığı anlaşılacaktır.
Oysa şu ana kadar düzenlenmiş performans raporları ile faaliyet raporlarına girmiş olan ücretsiz dağıtılan meyve fidanlarının sayısı 2015 yılı itibariyle 1.136.527 olup, bu sayıya 2016 ve 2017 yıllarında dağıtılan meyve fidanlarıyla küçükbaş hayvanlar, arı kovanları, ana arılar ve arıcılık malzeme setleri dahil edilmemiştir.
2016 ve 2017 yıllarına ait performans hedeflerinin % 100 gerçekleştiğini varsaydığımızda ise dağıtılan meyve fidanı sayısının 3.136.527, küçükbaş hayvan sayısının 6.000, arı kovanı sayısının 2.000, ana arı sayısının 2.500, arıcılık malzeme seti sayısının 400 olacağını varsaydığımızda; dağıtılan bitki, hayvan ve malzeme miktarının İzmir’in tarımsal üretiminde olumlu, anlamlı ve doğrudan bir etkisinin olup olmadığının anlaşılması açısından izlenip değerlendirilmesi gerektiği daha iyi anlaşılacaktır.
Bu anlamda üzerinde öncelikle durulması gereken konu da, konunun sadece belediyeye ait bir mal varlığının ücretsiz dağıtılması suretiyle bu mal varlığının titizlikle izlenmesinden çok; bu kadar bitki, hayvan ve malzemenin dağıtılması suretiyle yapılan ayni yardımın toplam üretim üzerinde nasıl bir etki yarattığının bilinip ölçülmesine önem verilmesidir.
Böylelikle, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım destekleri açısından anlamlı görülen bir süre sonra, “benim verdiğim fidanlar, küçükbaş hayvanlar ya da arıcılık malzemeleriyle İzmir’deki meyve, et, süt ya da bal üretimi şu kadar artmıştır, bu da benim yaptığım desteklemeler sayesinde gerçekleşmiştir” ya da “Bütün bu destekleri verdiğim halde şu, şu, şu nedenlerle üretim artışı gerçekleşmemiştir” şeklinde bir değerlendirme yapması mümkün olabilecektir.
Şimdiki halde, böyle bir başarıya ulaşıldığını göstermek amacıyla; örneğin süt alımlarının yapıldığı kooperatifler üzerinden, o kooperatifin ortak ve üretim miktarı açısından nasıl olağanüstü boyutlarda büyüdüğüne vurgu yapılarak bir başarı hikayesi oluşturulmaya çalışılmaktadır. Oysa bu tür doping niteliğindeki desteklemelerde o dopingi bir hormon gibi alan mal ya da hizmet üreticisi firmalar ya da kooperatifler üzerinden, sadece onların büyüme eğilimleri ya da aldıkları uluslararası ödüller dikkate alınarak bir başarı değerlendirmesi yapılması hem yanlış hem de yanıltıcı olacaktır.
Çünkü dağıtımı yapılan bitki, hayvan ve üretim malzemeleriyle yapılan dolaylı desteklerin hepsi İzmir’in bir bölgesi ya da ilçesi için değil; İzmir’deki tüm bölge ve ilçeler açısından geçerli olduğu için asıl başarı göstergesi, bir ilçe, bölge ya da firma veya kooperatif üzerinden değil, İzmir’in bütünü açısından elde edilecektir.
İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili dava süreçleri geçtiğimiz hafta başladı. Doğa Derneği, EGEÇEP ve TMMOB ile 87 çevre aktivistinin birlikte açtığı davalarla İzmir açısından çok önemli bir süreç başlatılmış oldu. Ayrıca önümüzdeki günlerde bu davacı kurum ya da kişilere yeni kurum ve kişilerin de müdahil olarak katılması bekleniyor.
Biz de, “İzmir’in davası” olarak nitelediğimiz bu mücadeleye gerek buradan gerekse başka ortam ve kanallardan katılarak, destek vererek elimizden geleni yapmaya, sonuçta kazananın İzmir ve onun halkı olması için mücadele edeceğiz.
Bu mücadele sırasında da İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunda gördüğümüz eksiklik ya da yanlışları belirleyerek davayı yürüten kurumlarla avukatlara yardımcı olacağız.
Bu çerçevede bugün davacı kurum ve avukatlarının dikkatini çekmeye çalışacağımız bir konu, ÇED raporunun hazırlandığı süreçte bu yatırımla ilgili ÇED raporunu kabul eden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın taşra örgütü konumundaki İzmir Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nün hazırladığı ve ÇED Raporunun ekleri (Ek-B) arasında yer alan “İzmir Şehircilik ve Çevre İl Müdürlüğü Görüşü” başlığını taşıyan ve iki sayfadan oluşan belgedir.
Bir örneğini bu yazımıza eklediğimiz söz konusu belgenin ikinci maddesinde aynen şöyle söylenmektedir:
“ÇED Raporu dosyasında, denizden çıkarılacak tarama malzemesinin değerlendirilmesine yönelik çeşitli alternatif çalışmalarının devam ettiği, bu çalışmaların başında düşünülen alternatiflerden birinin, tarama malzemesi tamamının yaşam adası oluşturulmasında kullanılması olduğu belirtilmiş, tarama malzemesinin batırma tüp tünelin inşaat aşamasında üst malzemesi olarak kullanılması, proje kapsamında köprü ve batırma tüp arasında yer alan yapay ada etrafında oluşturulacak yapay sulak alan için kullanılması, habitat iyileştirmesinde ve mevcut durumda halen kullanılmakta olan Urla açıklarındaki Hekim Adası’nın güneydoğusundaki dökü yerlerinde değerlendirilmesi şeklinde diğer alternatifler belirtilmiştir. Bu kapsamda yaklaşık miktarı 3.500.000 m³ olarak belirtilen tarama malzemesinin değerlendirilmesi/bertarafı konuları ÇED Raporunda hassasiyetle incelenmelidir. Tarama malzemesine ilişkin Atık Yönetimi Yönetmeliği kapsamında yapılacak analiz sonuçları rapora yer almalı, maddenin belirtilen amaçlarla kullanılabilirliğine ilişkin bilimsel çalışmalar ve ekolojik değerlendirmeler ile bu kapsamda alınacak izinler raporda sunulmalıdır.Ayrıca kullanım fazlası malzemenin denizel ortama dökü yapmak suretiyle bertaraf edilmesi halinde, dökü yapılacak alanın koordinatları, denizel ortam yapısı, döküm işleminin denizel ekosisteme etkileri modelleme vb. bilimsel çalışmalarla açıklanmalıdır.“*
Üzerine bir tarih yazılmış olmamakla birlikte, 25 Haziran 2015 tarihinde İzmir Ticaret Odası’nda yapılan halkın katılımı toplantısı sonrasında Çevre Mühendisi Sema Yunatçı, Şube Müdürü Işın Özdemir ve İl Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Arslan tarafından imzalandığı anlaşılan bu belgede o tarih için 3.500.000 m³ miktarında olan tarama malzemesinin Atık Yönetimi Yönetmeliği kapsamında analiz edilerek sonuçlarının raporda yer alması istenmektedir. Hem de ÇED raporunu onaylayacak bakanlığın İzmir’deki taşra kuruluşu olan il müdürlüğü yetkililerinden oluşan bir heyet tarafından.
Ama bakanlıkça onaylanan rapora baktığımızda bu analizlerin yapılmadığı gibi sonuçlarının da rapora eklenmediğini, bu analiz çalışmalarının inşaat aşamasına bırakıldığını görüyoruz.
Üstüne üstlük, projenin son aşamalarında taraması yapılacak 3.500.000 m³’lük malzeme miktarı, Gediz Nehri’nin körfeze döküldüğü alanda -4 metre kodunda yapılacak yeni taramalarla 6 kat artarak toplam 19.870.542 metreküpe ulaştığı halde.
Şimdi bu durumda şu soruyu sormak gerekir:
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü’nde oluşmuş bir heyetin istediği bu araştırmalar niye yapılmamış ve talep edilen şeyler yerine getirilmeden sözkonusu ÇED Raporu alelacele kabul edilmiştir?
Sanırım bu soruya en iyi yanıt mahkeme aşamasında verilecek ve bakanlığın kendi içindeki bu açıklanamaz çelişki bu projenin iptali için iyi bir gerekçe oluşturacaktır?
Sahi bu analizler niye yapılmamıştır? Yoksa bu analizler sonrasında körfezin zemininden çıkarılacak malzemenin tehlikeli çıkmasından ve bunun da daha da büyüyecek yatırım bütçesi ve uzayacak yatırım süresiyle birlikte bütün planları alt üst etmesinden mi korkulmuştur?
Tabii ki aynı sorular, aynı tarihlerde İzmir Körfezi dibinden 46.990.000 metreküp tarama malzemesi çıkarmayı hedefleyen “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” için de geçerlidir…
* Kırmızı renkle işaretleme tarafımızca yapılmıştır.
Sizi, bu sene Aydın Bilikteliği, Mülkiyeliler Birliği ve Çankaya Belediyesi tarafından düzenlenip yakın zamanda sonuçlanan “Dikey Kentleşme” isimli fotoğraf yarışmasında ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan 39 güzel fotoğrafla tanıştırmak istiyoruz.
Serginin konusunu oluşturan “dikey kentleşme” olgusu yarışmanın şartnamesinde şu şekilde tanımlanmış:
“Aydın Köymen Birlikteliği’nin bu yıl açtığı fotoğraf yarışmasının konusu “Dikey Kentleşme” olup, yarışmaya katılanlardan “kent belleğini” yaratacak/anımsatacak fotoğraflar sunmaları beklenmektedir.
Bu konunun seçilmiş olma nedeni son yıllarda gerek özel sektör gerekse kamu tarafından yoğun bir şekilde inşa edilen dikine “yüksek” binalardır.
Yaşadığımız kentlerin uğradığı bu yapısal ve görsel değişiklikler her ne kadar fotoğrafik olarak cazip sonuçlar doğursa da buna paralel olarak altyapı yetersizliği ve yaşam alışkanlıklarının/alanlarının değişmesi gibi olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir.
Yeni yeni yükselen post modern, cam fasadlı, çok katlı bu yapılar kentin estetiğinde olağandışı değişiklikler meydana getirirken yaşam alanlarımıza da dokunmaktadır. Dahası, kentin doğal mimari dengesinin de görünümünü değiştirip, birbiriyle uyumsuz, estetikten yoksun bir manzaranın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Plaza, AVM, rezidans gibi kavramları kentlinin hayatına yeni yaşam tarzları olarak adeta zorla sokmaktadır.
Yarışmaya katılanlar fotoğraflarında bu temayı grafik unsurları öne çıkararak yorumlayabilecekleri gibi, kentlerin bozulma/değişme sürecini yansıtan dengesizliği görsel bir anlatıma dökerek, kent belleğinin yitirilmesini belgeleyen görsel örnekleri sunarak, sürdürülebilir kent belleğinin önemini fotoğraflarıyla anlatmaları beklenmektedir.“
Akustik, sesleri inceleyen bir bilim. Buna Türkçesi ile ses bilim demek de mümkün.
Akustik bir bilim olarak katı, sıvı veya gaz halindeki maddelerde ses dalgaları yayılımının fiziksel özelliklerini inceliyor. Bunlar arasında gürültüye yol açan titreşimlerle gürültünün nasıl izlenip denetleneceği konusu da var.
Şu sıralarda sudan bir nedenle yasaklanmış olan Vikipedi bilgilerine göre, akustik ile uğraşan bilim insanları, sesi ve insanın bu sesi işitmesini inceleyip farklı nesnelerin sesle ne şekilde etkilendiklerini araştırıyor ve insanları zararlı yüksek seslerden koruma yollarını bulmaya çalışıyorlar.
Vikipedi’nin kaynak olarak gösterdiği Türk Akustik Derneği (TAKDER), Avrupa Akustik Birliği (EAA), Uluslararası Gürültü Kontrol Mühendisliği Enstitüsü (I-INCE), Uluslararası Akustik Komisyonu (ICA), Uluslararası Akustik ve Titreşim Enstitüsü (IIAV), Ses Mühendisliği Derneği (AES) ve Amerika Akustik Derneği (ASA) kayıtlarını incelediğimizde akustiğin sadece insanın duyduğu seslerle değil, duyamadığı seslerle de ilgilendiğini öğreniyoruz. Bu kapsamda hayvanların sesten nasıl etkilenip kullandıkları (biyolojik akustik) konusuyla insanların sese verdikleri psikolojik ve fizyolojik tepkilerin, konuşma akustiği ile müziksel, mimari ve gürültü akustiği gibi konuyla ilgili birçok konunun incelenip araştırıldığını görüyoruz.
Örneğin bu kapsamda yapılan araştırmalar sonucunda canlıların duydukları ses frekanslarının insanda 64-23.000 Hz arasında değişirken yarasalarda 2-110.000 Hz, kedilerde 45-64.000 Hz aralığında olduğu belirlenmiş. Tabii ki Hz ve KHz değerleri sayısal olarak arttıkça sesin tizleşmesi nedeniyle insan tarafından duyulamaz hale geldiğini de unutmamak koşuluyla.
Kuşlarda ise işitme duygusu çok hassas, sahip oldukları ses repertuvarı ise çok zengindir. Ayrıca karşılıklı iletişimlerinde sesin ton ve ritim değişikliği boyutunda net bir şekilde duyulması çok önemlidir. Özellikle de geniş sürüler içinde bulunduklarında anne ile yavru ya da eşler arasındaki iletişim bu anlamda yaşamsal bir öneme sahiptir. Yavruyla annesi arasındaki iletişimin gürültü ya da başka bir nedenle kopması genellikle yavrunun kaybına ya da annenin orayı terk etmesine yol açmaktadır. Bu durumu en iyi şekilde koloni halinde yaşayan penguenlerle ilgili belgesellerde görebiliriz. Annenin yiyecek bulmak amacıyla koloniden her ayrılıp dönüşünde anne ile yavrusu arasındaki ilişki her ikisinin çıkardıkları seslerle sağlanmakta, bu sesler duyulamadığında çoğu kez yavru sahipsiz kalıp ölüme mahkum olmaktadır.
Durum bu şekilde olmakla birlikte; Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından 2017 yılı içinde yapımına başlanacak olan İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunda projenin uygulanacağı binlerce kuşun barındığı Gediz Deltası ve İzmir Kuş Cenneti ile İzmir Körfezi içindeki balıkların oluşacak gürültüden nasıl etkileneceği konusunda bu canlıların gürültüden etkilenme eşikleri yerine insanlara ait etkilenme eşiklerinin dikkate alındığı görülmektedir.
Bu iş için hazırlanan akustik raporda yatırımın işletmeye başlamasıyla birlikte birçok kaynaktan farklı düzey ve zamanlarda çeşitli gürültülerin üreme faaliyetine başlamış veya daha sonra başlayabilecek türleri olumsuz etkileyebileceği, araçlardan kaynaklanan gürültü seviyesinin yüksek olması durumunda üreme faaliyeti içerisinde olan türler arasında kuluçkayı hatta yavru bakımını bile yarıda bırakma risklerinin söz konusu olabileceği ifade edilip, “alınacak önlemler ile bu gürültü düzeyinin, proje alanının kullanan yabanıl fauna bileşenlerini bu kesimlerden göç etmeye zorlayan bir düzeyde olmamasına özen gösterilecektir” denilmiştir.
Bunun dışında, “üreme dönemi başında ortaya çıkabilecek rahatsızlık sonucunda bazı bireyler yakın çevrede, aynı özellikteki habitatlara göç ederek oralarda üreme faaliyetlerine devam edebilirler. Bu türler için herhangi bir kayıp söz konusu olmayabilecektir. Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği kapsamında otoyol için gürültü haritası hazırlanmasına müteakip gürültü eylem planları hazırlanacaktır. Eylem planına göre gerekli kontrol tedbirleri alınacaktır. Alınacak önlemler ile bu gürültü düzeyinin, proje alanını kullanan fauna bileşenlerini olumsuz etkilemeyecek bir düzeyde olmasına dikkat edilecektir” denilirken üreme mevsiminin ortasında yerlerinden edilenlerin nerelere gidebilecekleri, bunun nasıl izleneceği ve bununla ilgili kararların nasıl verileceği yine açık ve net bir şekilde belirtilmemekte; “olmayabilecektir” ya da “dikkat edilecektir” gibi sorumluluktan kaçınan lastikli ifadelerle olası bir sorunun ya da krizin üstlenilmesinden titizlikle kaçınılmaktadır.
Ayrıca söz konusu projenin “kamu yararı” kapsamında bir proje olması ile inşaat faaliyetlerinin belirli bir zaman diliminde geçici süreyle gerçekleşecek olması gibi gerekçelerle adeta bu durumun olağan karşılanması için gerekçeler oluşturulmaya çalışılmaktadır. Oysa yol, köprü, tünel yapmak gibi kamu hizmetlerinin yanında daha önemli ve öncelikli bir görev olan vatan savunması çerçevesinde Çiğli ve Kaklıç askeri hava alanlarından kalkan Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na ait askeri uçakların uçuş rotalarının 2004 yılının Ağustos ayında, İzmir Kuş Cenneti’nde barınan 122 adet kuş türü zarar görmesin düşüncesiyle değiştirilmesi o günkü gazete haberlerine bakan herkesin hatırlayacağı olaylardandır.
Şimdi ise geçmişte bu kadar hassas davranılıp askeri uçaklara ait uçuş rotalarının bile değiştirildiği bu bölgenin tam ortasına yapılacak yollar, köprüler, viyadükler, yapay adalar ve batırma tünelller konusunda daha da ileri gidilerek bu konuda ortaya çıkabilecek her türlü kriz ya da sorunun, aslında akustiğin ya da gürültünün hayvanlar üzerindeki etkileri dikkate alınmaksızın hazırlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği‘ne göre yapılacağı taahhüt edilerek gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel çevre sorunlarında mevzuata uyulmuş gibi bir görünüm kazandırılmaya çalışılmaktadır:
“Projenin inşaat aşamasında gerçekleştirilecek çalışmalar sırasında hesaplanan gürültü düzeyi Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinde belirtilen sınır değerlerin üzerinde kalmaktadır. Söz konusu projenin kamu yararı kapsamında bir proje olması, aynı zamanda inşaat faaliyetlerinin belirli bir zaman diliminde geçici süreyle gerçekleşecek olması hususları göz önünde bulundurularak çalışmalar sırasında azami hassasiyet gösterilecek olup, inşaat aşamasında projeye ilişkin şikayet olması durumunda Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği kapsamında gerekli değerlendirmeler yapılarak, önlemler alınacak olup, inşaat faaliyetleri sırasında azami özen gösterilerek Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğine uyulacağı taahhüt edilmektedir.“
Bu taahhüdün verilmesinin hemen arkasından ise gürültü konusunda mevzuatta belirtilen standart değerlerin aşılması durumunda proje alanına gürültü perdeleri ve ağaçlandırma yapılması, gürültüyü azaltan mimari tasarım ve peyzaj uygulamalarına önem verilmesi, hız sınırlarının düşürülmesi, yollara düzenli bakılması ve uygun koridor/güzergahın seçimi gibi önlemlerin alınacağı belirtilmiş; ancak inşaat aşamasında alınabilecek önlemlerden söz edilmemiştir.
Ayrıca deniz içindeki taramalardan kaynaklanacak gürültü seviyelerinin, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanıp 30.12.2006 tarih ve 26392 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Açık Alanda Kullanılan Teçhizat Tarafından Oluşturulan Çevredeki Gürültü Emisyonu İle İlgili Yönetmelik (2000/14/AT)“in 5. maddesinde verilen tabloda tanımlanan motor gücü seviyelerine göre verilen formüller yardımıyla bulunduğu ve inşaat aşamasında bu seviyelere uyulacağı belirtilmektedir.
Oysa söz konusu yönetmeliğin 1. maddesinde bu yönetmeliğin, “insan sağlığının korunması ve iç pazarın düzgün işleyişine katkıda bulunmak” amacıyla düzenlendiği; bu nedenle deniz içindeki balıkların ve diğer canlıların hem inşaat döneminde hem de İzmir Körfezi Geçişinin işletmeye açıldığı dönemde ortaya çıkacak gürültünün olumsuz etkilerinden korunması ile bir ilgisinin bulunmadığı dikkate alınmamıştır.
Özet olarak, Gediz Deltası ve İzmir Kuş Cenneti gibi hassas bölgelerde yapılacak böylesi büyük boyutlu bir projede öncelikle ortaya çıkacak gürültüden oralarda yaşayan kuşların, balıkların ve diğer canlıların nasıl rahatsız olacakları araştırılmalı, bu tür bir tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla insanlar için belirlenmiş kriterler yerine insanların duyamadığı sesleri algılayan hayvanlar için belirlenmiş kriterler esas alınmalı; aksi takdirde bizim hissetmeyeceğimiz en ufak bir gürültüde bölgede yaşayan birçok canlının bir daha gelmemek üzere buraları terk edeceği bilinmelidir.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yürütülen yerel kalkınma odaklı tarım hizmetlerinin bu konularda faaliyet gösteren diğer resmi ve özel kurumların yaptığı hizmetlerden farkı var mıdır ve bu kurumlarla ilişkisi ne düzeydedir?
Bilindiği üzere tarım sektöründeki çiftçilerle ya da üreticilerle ilgili hizmetlerin planlanıp programlanması ve geliştirilip desteklenmesi asıl olarak merkezi yönetimine; daha doğrusu bu konuda görevlendirilen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ait bir görevdir.
3 Haziran 2011 tarih, 639 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin “Görevler” başlığını taşıyan 2. maddesi hükmüne göre; “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın görevi; bitkisel ve hayvansal üretim ile su ürünleri üretimin geliştirilmesi, tarım sektörünün geliştirilmesine ve tarım politikalarının oluşturulmasına yönelik araştırmalar yapılması, gıda üretimi, güvenliği ve güvenirliliği, kırsal kalkınma, toprak su kaynakları, toprak , su kaynakları, biyoçeşitliliğin korunması, verimli kullanılmasının sağlanması, çiftçinin örgütlenmesi ve bilinçlendirilmesi, tarımsal desteklemelerin etkin bir şekilde yönetilmesi, tarımsal piyasaların düzenlenmesi gibi ana faaliyet konularının gerçekleştirilmesine yönelik çalışmalar yapmak; gıda, tarım ve hayvancılığa yönelik genel politikaları belirlemek, uygulanmasını izlemek ve denetlemektir.“
Yine aynı kararnameye göre Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bu görevleri merkezdeki Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü, Hayvancılık Genel Müdürlüğü, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü, Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı, Strateji Geliştirme Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği, Personel Genel Müdürlüğü, Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, Eğitim, Yayım ve Yayınlar Dairesi Başkanlığı, Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı, Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği, Özel Kalem Müdürlüğü eliyle; ayrıca taşra ve yurt dışı teşkilatı eliyle yürütür.
Türkiye’de tarım hizmetlerini doğrudan ya da dolaylı yoldan destekleyen diğer merkezi yönetim örgütleri ise sırasıyla;
Kalkınma Bakanlığı,
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı,
Orman ve Su İşleri Bakanlığı,
Kalkınma Bakanlığı’na bağlı 26 adet bölge kalkınma ajansı,
Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ),
Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü (TMO),
Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM),
T. C. Ziraat Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü,
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanlığı (TKDK),
Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı, kamu tüzel kişiliğine sahip ve özel bütçeli Türkiye Su Enstitüsü Başkanlığı (SUEN),
Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR),
Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü (ESK),
Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü,
T. C. Şeker Kurumu,
Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (DAP),
Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (DOKAP),
Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Güney Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (GAP),
Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (KOP),
İçişleri Bakanlığı’na bağlı İl özel idareleridir.
Görüldüğü gibi tarım, hayvancılık ve su ürünleri alanında 4 bakanlık, bakanlıklara bağlı 8 ayrı merkezi ya da yerel birim, 7 bağımsız kamu kurumu ve 1 ulusal banka olmak üzere toplam 20 merkezi ya da yerel kamu kurumunun hizmet vermektedir. Görevli olan kamu kurumları sayısının, 2015-2018 döneminde uygulanmakta olan Kırsal Kalkınma Eylem Planı açısından irdelediğimiz takdirde, sorumlu ve işbirliği yapılacak kuruluşlar itibariyle 20’si sorumlu, 22’si de işbirliği yapılacak kurum olmak üzere 42’ye yükseldiğini dahi görebiliriz.
Yukarıda listelenen 20 adet kurumdan İzmir ilinde faaliyeti olmadığını bildiğimiz ÇAYKUR ile DAP, DOKAP, GAP ve KOP’u; ayrıca Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi ile T.C. Şeker Kurumu’nu ve kapatılmış olan İzmir İl Özel İdaresi’ni dışarıda bıraktığımız takdirde geriye kalan 12’sinin İzmir’deki tarım, hayvancılık ve su ürünleri üretimine, çiftçi ve üreticilere destek verdikleri söylenebilir.
İzmir Büyükşehir Belediyesi, 5217 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7. maddesine 20 Kasım 2012 tarih, 6360 sayılı kanunun 7. maddesi ile eklenen “Büyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler.” hükmü sonrasında yukarıda sıraladığımız bu merkezi ve yerel kamu kuruluşlarının yanında tarım alanında hizmet vermeye başlamış, böylelikle büyükşehir belediyelerinin de tarım hizmeti vermesi mümkün hale getirilmiştir.
Ancak 2017 yılında 5217 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununda yapılan bir değişikle büyükşehir belediyeleriyle ilçe belediyelerinin tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunmaları mümkün kılınmakla birlikte 31 Aralık 2015 tarih, 2015/63 sayılı Yüksek Planlama Kurulu ile kabul edilen 2015-2018 dönemi Kırsal Kalkınma Eylem Planı‘nda sorumlu kuruluş ve işbirliği yapılacak kuruluşlar arasında büyükşehir ve ilçe belediyelerinin gösterilmemiş olması da bu kurumların kırsal kalkınmaya katılabilmesi açısından aşılması gereken önemli bir sorundur.
Bunun dışında yapılacak olan tek şey, bu yasal düzenleme sonrasında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yapmaya başladığı yerel kalkınma odaklı tarım hizmetleriyle merkezi yönetimin yaptığı hizmetler arasında ilişki, işbirliği ve eşgüdümü gözeten; ayrıca yapılabilirlik, verimlilik, etkinlik ve sürdürülebilirlik gibi ilkeleri dikkate alan bir planlama çalışmasının gerçekleştirilmesidir.
Bunun için de öncelikle merkezi yönetim tarafından hazırlanan 10. Kalkınma Planı’yla Orta Vadeli Program’a, 2010-2013 dönemi Kırsal Kalkınma Planı’yla 2014-2020 dönemi Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi’ne ve 2015-2018 dönemi Kırsal Kalkınma Eylem Planı’na; ayrıca 2014-2023 dönemi Bölgesel Gelişme Ulusal Stratejisi’yle 2014-2023 dönemi İzmir Bölge Planı’na ve 2015-2019 dönemi İzmir Büyükşehir Belediyesi Stratejik Planı’na uygun, onlarla uyum ve bütünlük içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne özgü tarımsal politika ve stratejilerle hedef, amaç, faaliyet ve projelerin belirlenmesi, gerçekleştirilen hizmetlerin başarısını gösterecek olan performans programlarıyla gerçekleştirilecek hizmetlerin yer, tarih, süre ve uygulayıcılarını gösteren eylem planının hazırlanması gerekmektedir.