İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili son gelişmeler

Ali Rıza Avcan

İzmir Körfezi’nin tam ortasına; hem de koskocaman bir AKP ampulü şeklinde beton bir ada kondurularak yapılacak olan İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili son gelişmeleri özetleyecek olursak;

1. İzmir Körfez Geçişi Projesi’ni sahiplenen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, bu projenin TCDD ve İZSU tarafından geliştirilen İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi ile körfez akıntılarıyla deniz suyu kalitesinde yaratılacak % 40 oranındaki iyileşmenin % sıfır düzeyine ineceğini -geç de olsa- öğrendiğinde “Büyük Körfez Projesi” adını verdiği İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi’nden kendi payına düşen işleri yapmayı 2018 yılı için askıya aldığını duyurdu.

Gediz Deltası 040

2. Bu arada İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunun iptali ve yürütmesinin durdurulması amacıyla birlikte dava açan Doğa Derneği ve Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği (EGEÇEP) ile Ankara’daki genel merkezleri üzerinden ayrı bir dava açmayı tercih eden  Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği‘nin (TMMOB)dava açan kurumlar” adıyla yaptıkları ortak çalışmaların bir sonucu olarak 20 Aralık 2017 tarihinde Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde yapılan toplantıda, İzmir genelindeki kent mücadelesini kucaklamak amacıyla İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nden hareketle geliştirilecek kent hareketine ilgili tüm kurum ve bireylerin davet edilmesine ve hareketin kentin tüm sorunlarıyla ilçelerini kapsayacak şekilde örgütlenmesine karar verildi. Ancak bu konuda -ne yazık ki- ortak bir sonuç bildirgesi düzenlenip kamuoyu ile paylaşılmadı.

3. Doğa Derneği ve EGEÇEP ile TMMOB tarafından açılan iki ayrı dava mahkeme tarafından birleştirilerek davaya esas bilirkişi raporunu hazırlamak amacıyla tümü İzmir’deki üniversitelerde görev yapan konusunda uzman akademisyenlerden oluşan dokuz (9) kişiden oluşan bir bilirkişi heyeti belirlendi.

4. İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunun iptali ve yürütmenin durdurulması talebi ile ilgili davaya bakan mahkeme, ilk bilirkişi incelemesinin 25 Ocak 2018 tarihinde yapılmasına karar verdi.

Gediz Deltası 036 - Mustafa Kasapoğlu
Fotoğraf: Mustafa Kasapoğlu

5. Bu süre içinde bilgilendirme amacıyla TMMOB tarafından bazı kent konseyleriyle birlikte yapılan bilgilendirme toplantılarına devam edilmiş ve en son toplantı bu davada Doğa Derneği ile EGEÇEP‘in avukatlığını yapan Arif Ali Cangı‘nın katılımıyla 24 Aralık 2017 tarihinde HDP Karşıyaka İlçe Örgütü üyeleri için yapılmıştır.

6. İzmir Körfez Geçişi Projesi için EGEÇEP ve TMMOB‘den ayrı kampanya yürüten Doğa Derneği ise Gediz Deltası Sulak Alanı‘nın UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne alınması için uluslararası bir kampanya başlatmış, bu doğrultuda UNESCO başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarla yazışmaya ve milletvekilleriyle görüşmelere ağırlık vermiş, yerel basın için Gediz Deltası’nda bir basın toplantısı düzenlemiş; ayrıca hafta sonlarında isteyen herkesin ücretsiz olarak katılabildiği kuş gözlemi etkinlikleri ve yürüyüşleri düzenleyerek halkın ilgisini hem Gediz Deltası Sulak Alanı‘na hem de bu deltada yapılacak olan İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ne çekmeye çalışmıştır.

Doğa Derneği‘nin İzmir Körfez Geçişi Projesi için yaptığı bu çalışmaların Fatih Portakal tarafından sunulan Fox TV’deki akşam haberlerinde görseller eşliğinde gündeme getirilmesi üzerine pop sanatçısı Tarkan Instagram hesabına yazdığı bir mesajla “Neredeyse her köşesi betona dönüşen ülkemizde geriye kalan birazcık doğamızı koruyalım bari. Bu nasıl bir yok ediştir? Bu nasıl bir rant hırsıdır? Nasıl bir vicdansızlıktır? Doğa olmazsa biz de var olamayız. Bu gerçeği ne zaman anlayacağız? Ne zaman uyanacağız?” diyerek bu çalışmalara destek vermiş; böylelikle yapılan mücadeleden milyonlarca insanın haberdar olması sağlanmıştır. 

7. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 28 Aralık 2017 tarihinde düzenlediği İzmir Ulaşım Ana Planı (UPİ) 4. Paydaş Toplantısı‘nda hazırlanan planın sonuçlarını paylaşan belediye yöneticileriyle plan danışmanları ise, böylesi bir ihtiyacın bulunmayışı nedeniyle İzmir Körfezi Geçiş Projesi‘nin İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda yer almadığını belirtmişlerdir.

8. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, hazırlanan İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın tanıtımı amacıyla 8 Ocak 2018 tarihinde yapılan toplantıda,  “Ulaşım Master Planı’nda bilim insanları 2030 projeksiyonunda körfez geçişini öngörmüyorsa, fizibıl bulmuyorsa, biz onu birilerinin gönlü olsun diye ulaşım master planına koyamayız. Bilim derse ki koy, memnuniyetle alır, savunuyoruz. Biz akla ve bilime inanırız. Ulaşım Master Planı’na konulmaması, bu planın bilimsel bir vesika olmasını güçlendirir. Bizim duruşumuz, kamuoyunda merkezi hükümetin yapacağı bir yatırımın desteklenmesi konusudur. İkisini birbirine karıştırmak doğru değildir. Farklı manipülasyon amacıya yapılmıştır ki, o işlerin içinde biz olmayacağız.” demiş; böylelikle İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ni içermeyen İzmir Ulaşım Ana Planı‘nı bir şekilde sahiplenip savunmuştur.

gediz deltası (1)
Karikatür: Kürşat Zaman

Şimdi bu durumda İzmir Büyükşehir Belediyesi ile onun  başkanından beklenen tavır, 2,5 yıldır hazırlanıp sonuçlandırılan İzmir Ulaşım Ana Planı‘nına katkıda bulunan meslek odalarıyla sivil toplum kuruluşlarının, belediye yöneticileriyle uzman ve danışmanların bilimsel gerçeklere dayanarak söylediklerine sahip çıkarak onları savunması ve İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ni içermeyen bir İzmir Ulaşım Ana Planı‘nı kabul ederek uygulamaya sokmasıdır.

Çünkü bu durum, bu işin uzmanlarıyla sivil toplum örgütlerinin ve İzmirliler’in bu projeyi kesin bir şekilde istemediklerini, merkezi yönetimden böyle bir taleplerinin olmadığını göstermektedir.

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi (1)

Ali Rıza Avcan

Anımsayacağınız gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2014-2017 döneminde hazırladığı Yarımada, Gediz-Bakırçay ve Küçük Menderes havzaları ile ilgili üç ayrı strateji belgesini esas aldığımız yazı dizimizin birinci bölümünde genel olarak sürdürülebilir kalkınma olgusunu, ikinci bölümünde ise bu çalışmanın ilk adımı olan Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesini ele alıp tartışmaya çalışmıştık. 

Bugünkü yazımızda ve bunu izleyecek diğerlerinde ise İzmir kent merkezinin kuzeyinde yer alan Gediz ve Bakırçay havzalarındaki Aliağa, Bergama, Dikili, Foça, Kınık, Kemalpaşa ve Menemen ilçeleri ile Gediz Deltası’nın Çiğli ilçesi sınırları içinde yer alan bölümleri için 2015 yılında hazırlanıp halen uygulanmakta olduğunu varsaydığımız Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesini ele alarak tartışmaya çalışacağız.

C2KH5cHWgAAVnbe

Hazırlanan belge resmi bir plan mı yoksa başka bir şey midir?

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi çalışması, yapımına İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından karar verilip onaylanan bir plan belgesi değildir. O nedenle söz konusu belgede ısrarlı bir şekilde “plan” denilmesinden kaçınılmakta, yapılan tüm işler “çalışma” olarak adlandırılmaktadır.

Tabii ki bütün bunların doğal bir sonucu olarak, hem uygulayıcısı olan belediye başkanı ile yönetici ve çalışanları açısından bir görev, yetki ve sorumluluk doğurmamakta; hem de belgenin “dış paydaşları” olarak nitelenebilecek havzadaki kurumlar, işletmeler, sivil toplum örgütleri ve İzmirliler açısından bir taahhüt niteliği taşımamaktadır.

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Strateji belgesi, belgeyi hazırlayan akademik kadro tarafından ısrarlı bir şekilde bir ‘çalışma’ olarak tanımlanmakla birlikte; bu çalışma kapsamında yapılan işin ulusal düzeydeki üst planlama belgeleri yanında yerel fiziki ve tematik planlarla ilişkisi sorgulandığı için; ayrıca belgenin ‘Gelişme Senaryosu’ bölümünde ortaya konulan varlık-odaklı fikirlerin hazırlanan Gantt şemalarıyla ‘kısa’ ve ‘uzun’ vadede ‘öncelikli’, ‘programlı’, ‘koruma’ ve ‘yatırım’ boyutlarındaki zamanlaması ortaya konulduğundan bu ‘çalışma’nın aslında bir ‘plan’ olarak ya da planlama mantığıyla hazırlandığı söylenebilir.

Ancak bu yeni durum muhtemeldir ki, çalışmayı yapanlar açısından birçok yeni sorunun ortaya çıkmasına neden olacaktır. Çünkü bu çalışmada bir planlama çalışmasında olması gereken birçok şey bulunmakla birlikte; bu çalışmanın bir planlama çalışması, ortaya çıkan belgenin de bir plan kimliğine kavuşması ve uygulanabilmesi için öncelikle belediyenin en üst kararı organı olan belediye meclisi tarafından mevcut stratejik planla ilişkilendirilerek onaylanması gerekir. Aksi takdirde belediyelerin “icra organı” olarak kabul edilen belediye başkanının bilgisi içinde hazırlanıp “karar organı” olan belediye meclisinin önüne gelmediği için belediye başkanının görevde olduğu sürece uygulanma şansına sahip olan bir belge hiçbir zaman resmi bir plan olma niteliğine sahip olmayacaktır.

Oysa bu tür büyük iddialar taşıyan bölge ya da havza ölçeğindeki stratejik kalkınma belgelerindeki sonuçların bir “temenni” olmaktan çıkıp bir “amaç” ve ““hedef” haline gelebilmesi için yine aynı belediye meclisinin böylesi bir belgenin hazırlanmasına karar verip bu hazırlık sonrasında ortaya çıkan belgeyi daha önce onayladığı stratejik planlarla ilişkilendirmesi durumunda hem yapılan işin gerçek anlamda “sürdürülebilir” kılınması, hem de sadece bir belediye başkanının çalışma süresi ile sınırlı bir çalışma olmaktan çıkararak “kurumsallaşması” sağlanabilir.

İşte bütün bu nedenlerle, bu tür belgelerin öncelikle hem mevcut stratejik planla hem de diğer fiziki planlarla ilişkilendirilerek resmi bir geçerliliğe kavuşturulması daha uygun ve doğru olacaktır.

Çalışmada esas alınan coğrafi havza ve ilçeler böyle bir çalışma için doğru ve yeterli midir?

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesi (Aşağı) Gediz ve  Bakırçay havzaları esas alınarak hazırlanmış olmakla birlikte; çalışma kapsamına bu iki coğrafi havzanın çevresinde ya da arasında yer alan Foça, Aliağa ve Kemalpaşa gibi ilçelerin de dahil edildiği; böylelikle İzmir kent merkezini doğudan ve kuzeyden saran tüm bir kuzey İzmir bölgesi ele alındığı görülmektedir.

İzmir_districts

Düzenlenen strateji belgesinde coğrafi anlamda Gediz ve Bakırçay havzası sınırları içinde bulunmayan Foça, Aliağa ve Kemalpaşa gibi ilçeler yer alırken Çiğli ilçesinde coğrafi olarak tanımlanan Gediz Nehri Sulak Alanı ile ilçenin diğer bölümleri arasında niye kesin bir ayırım yapılarak Çiğli ilçesindeki kentsel yerleşim alanlarının bu çalışma kapsamına alınmadığı anlaşılamamıştır.

Ayrıca İzmir’in kuzeyindeki Aliağa, Bergama, Foça, Kınık ve Menemen’den oluşan bütünle Kemalpaşa ilçesi arasında araya Bayraklı, Bornova ve Karşıyaka ilçelerinin giren kopukluğun nedeni ve bu kopukluk nedeniyle iki ayrı bölge arasındaki ilişki ve iletişimin nasıl formüle edildiği de belli değildir.

Bütün bu nedenlerle, coğrafi havza ve ilçe olarak tanımlanan birimler dikkate alınarak belirlenen alanın çalışma bütünlüğü açısından sorunlu olduğu söylenebilir. 

Gediz-Bakırçay Havzası olarak belirlenen alanın hem kendi içindeki hem de diğer alanlarla etkileşimi ne olacaktır?

Yapılan çalışmada, Gediz ve Bakırçay havzaları içinde ilçe düzeyindeki yönetsel bölümlerin esas alınması nedeniyle seçilen alanın, her iki havzanın geri kalanı ve havza dışı yakın alanlarla ilişkisinin ve karşılıklı etkileşiminin dikkate alınmaması, bu konuların araştırılmamış olması büyük bir eksikliktir.

Ayrıca yapılan çalışma ve düzenlenen stratejik belge kapsamındaki varlık-odaklı fikirlerin/projelerin, havza içinde yer alan ilçeler arasındaki ilişki ve benzeşimleri dikkate alınıp analiz edilmekle birlikte; bunun havza dışında kalan ve havza ile ilişkileri bulunan İzmir’in diğer ilçeleriyle ve İzmir dışında kalan yakın bölgeler, örneğin Manisa ve Balıkesir açısından analiz edilmemesi, bu tür ilişki ve iletişimin düzeyi, yoğunluğu ve içeriği ile ilgili araştırmaların yapılmaması diğer bir büyük eksikliktir.

Gediz-Bakırçay Havzası’nın turizm destinasyonlarıyla (bölgeleriyle) ilişkisi var mıdır?

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinde turizm ile ilgili değerlendirme, amaç ve hedefleriyle varlık-odaklı kalkınma fikirlerinin/projelerinin turizm etkinliklerinin ölçeği olan destinasyon ve alt-destinasyonlar ölçeğinde dikkate alınmadığı ve havzadaki turizm faaliyetlerinin İzmir ve Dikili-Bergama destinasyonlarıyla ilişki ve etkileşiminin analiz edilmediği görülmüştür.

Devam Edecek…

Yeni yılın ilk sabahına zamlarla uyanmak…

Ali Rıza Avcan

Evet, her yıl olduğu gibi bu yıl da güne içtiğimiz suda, tükettiğimiz enerjide, kullandığımız ulaşımda zamlarla başladık…

Artık bundan böyle, tabii ki yeni bir zam yapılmadığı sürece; otobüse, vapura, metroya ve İZBAN’a daha pahalıya binip, daha büyük rakamlı su faturaları ödeyeceğiz, otoparklar için daha büyük ödemeler yapacağız, katı atık ve su bedeli ile ilgili faturalarımız daha fazla kabaracak, köprülerden, tünellerden ve otoyollardan geçen ve geçmeyen araçların parasını devlete verdiğimiz vergi, harç ve ücretlerle ödemeye çalışacağız.

Hatta, İZBAN’da uygulamaya konulan “gittiğin kadar öde” sistemine göre elimizdeki İzmirim Kart‘ta en uzak istasyonun ulaşım bedeli olan 6,48 lira olmadığı takdirde İZBAN’a bile binemeyeceğiz.

28 Aralık 2017 tarihinde yapılan Ulaşım Ana Planı (UPİ) 4. Paydaş Toplantısı‘nda öğrendiğimiz yeni bilgilere göre, bu “gittiğin kadar öde” uygulaması 2017 yılında merkez kent olarak tanımlanan 1. bölgeden 2, 3 ve 4. bölgelere giden tüm ulaşım araçları için de geçerli olacak; böylelikle “gittiğin kadar öde” uygulaması tüm İzmir’i kapsamına alacak.

izmir-de-ulasima-buyuk-zam-geliyor-ve-gittigin-kadar-ode-sistemi-tn-play

Öte yandan hazırlanan yeni tarifede en dikkat çeken nokta ise, 60 yaş kartlarının kullanımdan kaldırılması oldu. 125 TL karşılığında 60-65 yaş arası vatandaşların satın aldığı ve 10.00-16.00 ile 19.00-24.00 saatleri arasında yaşlılara sınırsız biniş imkanı tanıyan kartların yerine yeni bir ücret tarifesi belirlendi. 

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu bu zamları, Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) tarafından duyurulan % 14.47 düzeyindeki 2017 Ekim ayı yurt içi fiyat endeksine dayandırıp yaptıkları % 10 oranındaki zammın bunun altında kaldığını ifade ederek savunmaya kalksa bile İzmir’deki yaşamın bundan böyle pahalılaşan belediye hizmetleriyle dayanılmaz bir düzeye çıktığı da kesin…

Oysa hepimizin bildiği gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetiminde olduğu bir belediye…

Cumhuriyet Halk Partisi son yıllarda emekçiden, işçiden yana, emeğe saygı duyan bir parti olduğunu yüksek sesle ifade edemese de kendisinden beklenen açıkçası bu!

Kentte yaşayan işsizlerin, yoksulların, dar gelirlilerin, emeklilerin, gençlerin ve öğrencilerin yaşamını kolaylaştırmak, İzmir’i yaşanabilir bir kent haline getirebilmek….

Oysa son yıllarda bu kent gittikçe yaşanmaz hale geliyor ve İzmirli bunu bir şikayet olarak daha fazla dile getirmeye başlıyor.

Sayısı her geçen gün artan gökdelenler, yersiz gereksiz yatırımlarla Arap saçına dönüşen trafik, büyük projelerle halkın kullanımına kapatılan geniş kamusal alanlar, kesilen zeytin ağaçları, açılan yeni taş ocakları, sayısı her geçen gün artan RES’ler ve balık çiftlikleriyle ortaya çıkan doğa talanı ve bütün bunların üstüne gelen bu zamlar…

Keşke her yılın başında, küçük esnaf zihniyetiyle ulaşım ve içme suyu ücretlerinin ne oranda artacağını hesaplamak ya da İzmir’deki belediye hizmetlerinin bedelini gelir düzeyi daha yüksek Ankara ve İstanbul gibi kentlerle mukayese edip teselli bulmak yerine; işsizi, yoksulu, dar gelirliyi, emekliyi, genci ve öğrenciyi rahatlatacak sosyal politika, strateji ve çözümler üretebilseler, zarar ve zamlara neden olan yanlış yatırım kararlarıyla işletme sorunlarını gözden geçirip akraba, eş, dost, tanıdık ve partililer ile şişirilen bilgisiz ve deneyimsiz kadroları azaltsalar, sağdan soldan derlenen yönetici kadroların kalitesini yükseltmek için çalışsalar ve yeni yeni sorunları oluşturmak yerine kalıcı çözümler öneren toplumcu bir belediye haline gelebilseler…

Ya da başka bir yönteme başvurup; “biz acaba nerede yanlış yapıp ürettiğimiz hizmetlerin maliyetlerinin yükselmesine neden oluyoruz” ya da “şirketlerimiz niye devamlı zarar ediyor” diye sormaları, kendi kendileriyle hesaplaşmaları beklenir.

Tabii bu hesaplaşmayı sadece kendi başlarına değil; tüm açıklığıyla birlikte bizlerle birlikte yapmaları, hepimizin yaşamına değen bu yanlış ve eksikliklerin nedenleriyle çözümlerini bizlerle birlikte araştırıp bulmaları gerekiyor.

Çünkü, böylesi bir uygulama bizleri; yani halkı, işin içine çekerek ve verilecek kararlara ortak yaparak sorumluluğu da paylaşmamıza ve o işi sahiplenmemize yol açabilir.

Nitekim Brezilya’nın toplumcu belediyecilik uygulamalarıyla ünlenen Porto Alegre kentinde “Katılımcı Bütçe” adı verilen yöntemlerle tam da bu yapılmakta, paylaşımla ilgili tüm mali kararlar yaşanılan bölgelerin birbirinden farklı yoksulluk düzeyleri dikkate alınarak halkın bilgisi içinde halkla birlikte verilmektedir.

Bizde ise, belediyeler bırakın halka bilgi verip danışmayı; bu tür maliyet ve hesapları gösteren tüm bilgi ve belgeleri büyük bir titizlikle halktan saklıyor, en basitinden içme suyunun maliyet hesabının bilinmemesi için özel bir çaba gösteriyor. Çünkü o bilgi ve belgelerin o güne kadar söylediklerini yalanlamasından ve gerçeğin tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmasından korkuyorlar.

Belediyelerle onlara bağlı şirketlerin mali performansı ile ilgili bilgilerin halktan kaçırılmasının en son örneği ise, BİMER aracılığıyla öğrenmek istediğim İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait 17 şirketin bütçe, bilanço, kar-zarar cetveli ve çalıştırdıkları insan sayısı ile ilgili temel bilgilerin önce “şirketlerimiz Bilgi Edinme Kanunu kapsamına girmiyor” ya da “bu bilgiler ticari sırdır, verilemez” gerekçesiyle defalarca reddedilmesi; ardından da Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’nun verdiği 6 Kasım 2017 tarihli aksi karar doğrultusunda, “bu bilgileri şirketlerden derleyip toparlayıp size ileteceğiz” şeklindeki cevabın üzerinden (şimdilik) koskocaman bir 1,5 ayın geçmiş olmasına karşın bu bilgilerin henüz elimize ulaşmamış olmasıdır.

Bu son durum da bizi, belediye şirketleri ile ilgili yaşamsal bilgilerin belediye yöneticileri tarafından bile bilinmediğini ve bütün bu bilgileri bir araya getirmek için 15 Kasım 2017 tarihinden bu yana harıl harıl çalıştıkları gibi komik bir sonuca götürmekte.

Tabii ki bütün bu söylenip yazılanları, sadece yerel yönetimler düzeyinde bırakmayıp; aynı zam uygulamalarını “fiyat güncellemesi” adı altında daha büyük boyutlarda yaşama geçirerek hepimizin daha fazla yoksullaşmasına neden olan merkezi iktidarlar için de dile getirmeli, halkın yoksullaşmasına neden olan bu politikalara hem merkezi hem de yerel yönetimler düzeyinde karşı çıkabilmeliyiz.

Kamu Yararı 001

Bütün bu bilgi, değerlendirme ve yorumlar sonucunda;

Bugünden başlayarak, belediye ve şirketlerin mevcut mali durumunu gösteren bilgi ve belgelere ulaşıp o bilgiler ışığında kötü yönetimin bu zarar ve zamlardaki payını görüp sorumlulardan hesap sorabileceğimiz demokratik, katılımcı, eşitlikçi ve saydam bir sistemin oluşumu için hem ülke hem de yaşadığımız kentler ölçeğinde mücadele etmemiz gerektiği bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

 

Daha işin başında erteleme…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz hafta hem İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İnternet sayfasında hem de İnternet gazetelerinin manşetlerinde ilginç bir haberle karşılaştık.

Bu habere göre İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yapacağı 7,2 kilometrelik Üçkuyular-Narlıdere metro hattının yapımı için açtığı ihaleye girmek için 4’ü yabancı toplam 38 firmanın ihale dosyası alması üzerine ihale 20 Aralık 2017 tarihinden 9 Ocak 2018 tarihine, yani 20 gün sonraya ertelenmiş.

reading

Benim bildiğim kadarıyla Devlet İhale Kanunu ve ilgili diğer yasal düzenlemelere göre kamu idarelerinin hazırladığı ihaleler, ihale dosyası satın alanların çok olması durumunda ertelenmeyip kamu yararının hemen gerçekleşmesi için hemen yapılır. Nitekim duyurusu yapılan ihaleye fazla sayıda kişi ya da kurumun katılması özendirilerek her bir katılımcı adayına verilecek ihale dosyaları yeter sayıda hazırlanır.

Bu anlamda ihale dosyası çok fazla firma tarafından satın alındığı diye bir ihalenin 20 gün sonraya ertelenmesi ne görülmüş ya da ne de duyulmuş bir şeydir.

Böyle bir durum ilk defa İzmir Büyükşehir Belediyesi sayesinde ortaya çıkmış; ihale dosyası alanların sayısı fazla çıktı diye ihale 20 gün sonraya alınmıştır…

Ayrıca yazılı basına ve İnternet gazetelerine baktığımızda ihaleye katılmak için dosya alanların adeta gün gün takip edildiği, çoğu İnternet gazetesinin “F.Altay-Narlıdere Metro İhalesine Yoğun Başvuru” (Milliyet, 1 Kasım 2017) ya da “Narlıdere Metrosu İçin Dosya Alan Firma Sayısı 30’a Çıktı” (Merhabahaber, 17 Kasım 2017) şeklinde manşet attığı; sonuçta da “Narlıdere metrosu için 38 firma yarışacak” (Hürriyet, 14 Aralık 2017) haberlerinin paylaşıldığı görülmektedir.

Bu haberlerden anlaşıldığı gibi katılımcı sayısının fazla olması beklenen bir şeydir ve bu sayı günden güne artarak 38’e ulaşmıştır. Haliyle bu katılımcı adaylarına belli bir bedel karşılığında verilen ihale dosyası da yeter sayıda çoğaltılarak gereken önlemler alınmıştır…

Şimdi bu durumda insanın aklına iki olasılık gelmektedir:

Ya ihale hazırlıklarını yapan belediye yönetici ve çalışanları bir şeyleri yanlış ya da eksik yapmışlar ve bu yanlışlık ya da eksikliği gidermek için ek bir süreye ihtiyaç duymuşlar,

Ya da ihale dosyasını alan 38 firma dışında kalan bazı firmaların bu ihaleye katılması belediye üst yönetimi tarafından istenip arzulanmakta ve bu ek süre içinde o firmaların bu ihaleye katılım konusunda ikna edilebilecekleri düşünülmektedir.

Şayet bu iki olasılık dışında başka bir olasılık varsa, onu da bilen birinin bizimle paylaşmasını bekleriz…

s320290

Sonuç olarak önemli bir uluslararası ihalenin katılımcı sayısının beklenenden fazla çıkması nedeniyle 20 gün sonraya ertelenmesi, hem “ilklerin kenti” olarak tanıtılan İzmir için hem de ülkemiz için bir ilk olmuş; böylelikle belediyemiz her şeyin ilkini gerçekleştiren belediye sıfatını hak etmiştir.

Belli olmaz, ihalesi daha baştan 20 gün ertelemeyle başlayan büyük bir proje artık bir İzmir geleneğine dönüşen yapılıp iptal edilen ihalelerle, iflas eden firmalarla, zemin iyice analiz edilmediği için ortaya çıkacak yeni sorunlar, belki de yeni jeotermal kaynaklarının bulunması gibi nedenlerle uzadıkça uzayacak ve bir iki belediye başkanı eskitecektir.

Tabii ki bu durumun, yurt içi ya da dışındaki bir kurumun İzmir’e yeni bir ödül vermesinin gerekçesi bile yapılabilir diye de düşünmekten kendimi alamıyorum…

Kaybolan tablolar…

Ali Rıza Avcan

Size bu gün iyi, güzel bir haber vermek istiyorum:

2017 yılının başından bu yana “bağcıyı dövmek yerine üzümü yemek” anlayışıyla sıkı bir şekilde takip ettiğim İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait 33 değerli tablonun ortadan kaybolması konusu, 20 Eylül 2017 tarihinde İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığım başvuru ve bu başvurunun kabul edilerek İçişleri Bakanlığı’ndan onay istenmesi üzerine şu an itibariyle İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü düzeyinde soruşturuluyor.

Daha önce sizlerle paylaştığım bilgileri hatırlayacak olursanız, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Burhan Özfatura’nın başkanlığı döneminde sanat danışmanı Alev Bursalıoğlu tarafından belediye depolarında bulunup iki yıl süreyle İzmir Resim ve Heykel Müzesi uzmanları tarafından onarılan, sonrasında belediye demirbaş kayıtlarına geçirilerek özel bir katalog hazırlanıp sergisi düzenlenen 27 yerli ve yabancı ressama ait 33 değerli tablonun belediye kayıtlarında olup olmadığını kendilerine yazılı olarak sormuş ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Aysel Özkan’ın imzasını taşıyan cevabi yazıyla bu tabloların belediye kayıtlarında bulunmadığını öğrenmiştim.

Bunun üzerine tamı tamamına altı ay süreyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ilgili tüm birim ve birim yöneticilerine yazılar yazarak bilgi istemiş ancak hiçbir yerden resmi bir yanıt alamamıştım.

Yaptığım tüm iyi niyetli girişimlere tek bir yanıt verilmemesi üzerine 20 Eylül 2017 tarihinde İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak hem tabloların bulunmasını hem de bu tabloların kaybolmasına neden olan tüm belediye yetkilileri hakkında işlem yapılmasını talep etmiştim.

Bu girişimim tüm çabalarıma karşın ne İzmir ne de İstanbul merkez medyasında yayınlanmış; hatta bu haberin yayınlanmasından titizlikle kaçınılmıştı. 

Bu olayı haber yapan tek gazete ve gazeteci ise Evrensel Gazetesi ve onun çevre muhabiri Özer Akgün idi. 

İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na yaptığım şikayetin ciddi bulunması üzerine, İzmir Cumhuriyet Savcılığı soruşturma kapsamında belediye başkanlarının da olması nedeniyle İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma izni istemişti.

İzmir Cumhuriyet Savcılığı’nca talep edilen soruşturma izninin verilmesi üzerine de bu konuda soruşturma yapmak üzere görevlendirilen İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yetkilileri geçtiğimiz günlerde soruşturmaya başlayarak benden başlamak üzere bu konuda bilgisi ve ilgisi olan herkesin ifadelerini almaya başladı.

Şimdi bu soruşturmanın bir an önce sonuçlandırılarak hem 33 değerli tablonun bulunarak orijinal olup olmadıklarının belirlenmesini hem de görevlerini ihmal ederek ya da kötüye kullanarak bu tabloların kaybolmasına neden olanların cezalandırılmasını bekliyoruz.

Tarihe not düşmek adına ve bu tablolardan birine veya birkaçına belki bir yerlerde rastlarsınız düşüncesiyle kaybolan ve henüz bulunamayan tabloların fotoğraflarını gösteren İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait sergi kataloğunu bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyoruz.

010203040506

07 Aydın Akdeniz, Hera, 67x95 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
Aydın Akdeniz, Hera, 67×95 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

08

09 Cengiz Arsal, Peyzaj, 36x29 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya (1996)
Cengiz Arsal, Peyzaj, 36×29 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya (1996)

10

11 Aygün Arslan, Bir Varoluş Biçimi, 65x80 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
Aygün Arslan, Bir Varoluş Biçimi, 65×80 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

12

13 Atilla Atar, Dönüşüm, 83x103 cm, Litografi
Atilla Atar, Dönüşüm, 83×103 cm, Litografi

14

15 Cavit Atmaca, İnciraltı, 41x49 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
Cavit Atmaca, İnciraltı, 41×49 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

16

17 Sevgi Avcı, Peyzaj, 110x110 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1994)
Sevgi Avcı, Peyzaj, 110×110 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1994)

18

19 Nazım Baykişiyev, İsimsiz, 90x90 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1992)
Nazım Baykişiyev, İsimsiz, 90×90 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1992)

20

21 Ethem Baymak, Bosna Hersek'ten, 42x50 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
Ethem Baymak, Bosna Hersek’ten, 42×50 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
22 Ethem Baymak, Bosna Hersek'den, 49x53 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
Ethem Baymak, Bosna Hersek’den, 49×53 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

23

24 Aliye Berger, Mevleviler, 50x42 cm, Pastel
Aliye Berger, Mevleviler, 50×42 cm, Pastel

25

26 Şeref Bigalı, Dertli, 89x130 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1968)
26 Şeref Bigalı, Dertli, 89×130 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1968)
27 Şeref Bigalı, Mezar Taşı, 55x65 cm, Duralit Üzeri Yağlıboya (1964)
Şeref Bigalı, Mezar Taşı, 55×65 cm, Duralit Üzeri Yağlıboya (1964)
28 Şeref Bigalı, Gri Kompozisyon, 66x100 cm, Çuval Üzerine Yağlıboya (1968)
Şeref Bigalı, Gri Kompozisyon, 66×100 cm, Çuval Üzerine Yağlıboya (1968)

29

30 Mehmet Boztaş, Buca'dan, 50x60 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1996)
Mehmet Boztaş, Buca’dan, 50×60 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1996)

31

32 Cemalettin Çoğulu, Natürmort, 69x77 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
Cemalettin Çoğulu, Natürmort, 69×77 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya

33

34 Metin Eloğlu, Soyut, 40x34 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya
Metin Eloğlu, Soyut, 40×34 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya

35

36 Nurettin Ergüven, Yeşilli Kompozisyon, 41x60 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya
Nurettin Ergüven, Yeşilli Kompozisyon, 41×60 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya

37

38 Mustafa Esirkuş, Boyunduruk Korkusu, 94x73 cm, Karışık Teknik
Mustafa Esirkuş, Boyunduruk Korkusu, 94×73 cm, Karışık Teknik

39

40 Bedri Rahmi Eyüboğlu, Balık, 69x28 cm, Duralit Üzeri Karışık Teknik (1966)
Bedri Rahmi Eyüboğlu, Balık, 69×28 cm, Duralit Üzeri Karışık Teknik (1966)

41

42 Adem Genç, Görsel Bir Metaforun Uzamsal Oriyentasyonu, 125x115 cm, Tuval Üzerine Akrilik
Adem Genç, Görsel Bir Metaforun Uzamsal Oriyentasyonu, 125×115 cm, Tuval Üzerine Akrilik

43

44 Yaşar Ali Güneş, Kızlar, 59x64 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1988)
Yaşar Ali Güneş, Kızlar, 59×64 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1988)
45 Yaşar Ali Güneş, İsimsiz Güzellik, 60x70 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)
Yaşar Ali Güneş, İsimsiz Güzellik, 60×70 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)

46

47 Mustafa Hazar, Doğaçlama, 100x100 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)
Mustafa Hazar, Doğaçlama, 100×100 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)

48

49 Mehmet Tüzüm Kızılcan, Füreya Anısına ETüd 1, 48x48 cm, Seramik
Mehmet Tüzüm Kızılcan, Füreya Anısına ETüd 1, 48×48 cm, Seramik

50

51 Bilun Marmara, Natürmort, 90x70 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)
Bilun Marmara, Natürmort, 90×70 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)

52

53 Ünsal Toker, Eflatun Kompozisyon, 26x53 cm, Polyester Üzerine Yağlıboya
Ünsal Toker, Eflatun Kompozisyon, 26×53 cm, Polyester Üzerine Yağlıboya

54

55 Feriha Tuğran, Biz Ressamlar Kuzgun Kunduzlar, 90x80 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1996)
Feriha Tuğran, Biz Ressamlar Kuzgun Kunduzlar, 90×80 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1996)

56

57 Umur Türker, Tören, 125x150 cm, Tuval Üzerine Akrilik (1989)
Umur Türker, Tören, 125×150 cm, Tuval Üzerine Akrilik (1989)

58

59 Paul Wunderlich, Maskeli Figür, 63x48 cm, Özgün Baskı (1991)
Paul Wunderlich, Maskeli Figür, 63×48 cm, Özgün Baskı (1991)

60

61 İsmail Yalçın, Sirk, 65x55 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)
İsmail Yalçın, Sirk, 65×55 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)

62

63 İsmail Yıldırım, Her Gün Cumartesi, 73x92 cm, Karışık Teknik (1996)
İsmail Yıldırım, Her Gün Cumartesi, 73×92 cm, Karışık Teknik (1996)
64 İsmail Yıldırım, Siyah-Beyaz Kompozisyon, 50x40 cm, Özgün Baskı (1993)
İsmail Yıldırım, Siyah-Beyaz Kompozisyon, 50×40 cm, Özgün Baskı (1993)

65

66 Adrian Zisu, Bakırlar, 40x40 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya
Adrian Zisu, Bakırlar, 40×40 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya

6768

Bir şöyle, bir böyle halleri…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, 6 Haziran 2017 tarihli Aydınlık Gazetesi‘nin internet sayfasında yayınlanan “Başkan açıkladı: O proje bana ait!” başlıklı söyleşide İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili olarak önce şöyle söyledi:

Zaten bu projeyi ilk belediye başkanı olduğumda o zamanki Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Bey ile görüşürken ben attım ortaya. Kordon yolunu yapmaya çalışıyorlardı. Kordon Yolu’nu yapmayın, bu bize ulaşım anlamında bir katkı sağlamıyor. Eğer bir şey yapmak istiyorsa hükümet, Körfez geçişini yapın demiştim. Sonra o bugüne geldi. Bunu merkezi hükümet yapmak istiyor. Ciddi bir yatırım, büyük bir yatırım. Ne zaman biter? Bence kısa sürede bitmesinden ziyade, belki bu tüp geçide bizim arkadaşların bir kısmı kamuoyunda gereklidir, gereksizdir diye tartışmalar var. Bana göre İzmir ekonomik olarak büyümesini 2010’dan beri sürdürdüğü düzeyde sürdürürse, bu tüp geçide 10 sene içerisinde mutlaka çok büyük ihtiyaç olacak. Zaten başlanması bitmesi derken belki 2-3 sene önce biter ama geç kalmasındansa önce bitmesi iyidir. Ben de bu projeyi destekliyorum. Benim isteğim, dileğim projenin tamamının tüp geçit olarak gerçekleşmesiydi. Köprü olmamasıydı. Maliyet çok yükseldiği için bu şekilde karar verildi.

Liman yanaşma kanalı Yenikale Burnu’ndan, limana kadar mutlaka derinleştirilmesi gerekiyor. Zaten onun projesi de bitti, ÇED raporu da bitti. Limanı TCDD çalıştırdığı için onlarla ile birlikte yaptık. Karşı tarafta da biz yeri belirlenen 13,5 kilometre bir sirkülasyon kanalı yapıyoruz. Yani suyun İzmir Körfezi’ne su güneyden giriyor, kuzeyden çıkıyor. Yoğun sirkülasyon böyle. Oradaki kanalla buradaki kanal bir yerde birleşip sirkülasyonu sağlayacak. Oradan viyadüklerle geçmek söz konusu olduğunda, biz altyapılar genel müdürlüğünü ziyaret ettik yazılar yazdık. Burada yapacağımız 250 metre genişliğindeki sirkülasyon kanalının mutlaka ayaksız geçilmesi gerektiğini belirttik. Onlar da bu mesafeyi açtılar. 500 metreyi ayaksız geçiyorlar. Dolayısıyla sirkülasyonda mutlaka her yapının bir zararı olacaktır ama bizim söylediğimiz kriterlere uyulursa çok fazla bir zararı olmayacağına inanıyorum. Mimarlar Odası’nın çevre mühendislerinin, şehir planlamacılarının üzerinde durduğu ana konu iki tarafta da birinci derecede doğal SİT var. Öbür tarafta sulak alan var. Buralardan yüzeyden geçilmesinin mahsurlu olduğu görüşündeler. O da doğrudur. Zaten benim tüp geçit ile geçilmesindeki önerim de bütün bu mahsurları ortadan kaldıracak bir öneriydi. Hem doğal SİT’leri ortadan kaldıracak, hem doğal sirkülasyondaki sıkıntıyı sıfırlayacak. Denizin 20 metre altından girip karşıya geçecek. Orta büyüklükteki gemilerin geçebilmesi için 16 metre derinliğin taranması lazım. Bizim de sirkülasyonu hızlandırmak için 250 metre genişliğinde, 8 metre derinliğinde bir sirkülasyon kanalı yapmamız gerekiyor. Biz onun çalışmalarını yapıyoruz. Dokuz Eylül Deniz Bilimleri ile birlikte çalışıyoruz. Bunlar bittikten sonra da kısım kısım inşaat faaliyetlerine başlayacağız.”

Ardından Ege’de Son Söz isimli İnternet gazetesinin 13 Kasım 2017 tarihli “Başkan Kocaoğlu’ndan adaylık çıkışı: Elimiz mahkum…” başlıklı haberine göre İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Belediye Meclisinin Kasım ayı olağan toplantısında, “Körfez geçişi konusu var. İzmirli isterse yaparız diyorlar. Ben vatandaşın en fazla oyuyla seçilmiş kardeşinizim. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanıyım. Ben Tüp geçişi istiyorum. Duymayan bir daha duysun. Ben tüp geçişin tartışmasız yapılmasını istiyorum. Madem ki merkezi hükümet bunu uygun görmüş para harcayacak, yapılsın. Kimseye sormayın istiyor musunuz diye. Yapın kardeşim” diyerek sahip çıktığı İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin kimseye sorulmadan hemen yapılmasını istemiş.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili en son çıkışı ise, 28 Kasım 2017 tarihli Hürriyet Gazetesi‘nin İnternet sayfasında yayınlanan “İzmir’de yılbaşında suya yüzde 10 zam kararı başlıklı haberlerine göre İZSU’nun 2018 mali yılı bütçesinin görüşüldüğü belediye meclisi toplantısında oldu ve kendisi aynen şunları söyledi:

Yüzülebilir Körfez Projesi’ne ayrılan bütçenin düşüklüğünün nedeni ve vazgeçilip geçilmediği yönündeki soruları yanıtlayan Kocaoğlu, Büyük Körfez Projesi’ni Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın İzmir Körfez Geçişi Projesi’yle çakışması nedeniyle askıya aldıklarını açıkladı. ÇED onayı sonrası yapılacak hizmetlerle ilgili proje ihalesi süreci hazırlıklarını başlattıklarını belirten Kocaoğlu,  “Yalnız bizim projemiz Körfez Tüp Geçit projesi (İzmir Körfez Geçişi) ile çakıştı. ÇED raporunu aynı müşavirlik firması hazırladı. Görüldü ki İzmir Büyükşehir Belediyesi 1,5 milyar TL para harcayarak 13,5 km uzunluğunda, 22 metre genişlikte ve 8 metre derinlikte sirkülasyon kanalı açtığında körfez suyu sirkülasyonu yüzde 40 artacak. Ancak, ÇED raporuna göre tüp geçit yapılırsa sirkülasyondaki iyileşme oranı yüzde 10’a düşüyor. Tüp Geçit ÇED’inde tekrar bir çalışma yapılıyor. Sirkülasyonu yeniden yüzde 40’a çıkarmak için 17 milyon metreküplük deniz dibinde tarama yapılması gerektiği ortaya konuyor. Biz işimizi askıya aldık. Boşa kürek sallayacak halimiz yok. İyileştirmeye devam edeceğiz. Toplam 2 buçuk – 3 milyon metreküp çamur çıkartıp yolumuza devam edeceğiz. Ne zaman tüp geçit ihaleye çıkar, iyileştirme için 17 milyon metreküplük tarama da ihaleye çıkarsa o zaman İzmir Büyükşehir Belediyesi 13,5 km’lik sirkülasyon kanalının ihalesine çıkacaktır. Öbür türlü boşa kürek sallanmaz” 

-4 Metre Taranacak Alan 002
İzmir Körfez Geçişi Projesi kapsamında -8 m derinliğinde taranacak sirkülasyon kanalı (yeşil renkle işaretli hat) ve -4 m derinliğinde taranacak alan (turuncu renkle işaretli alan)

01.84. Sirkülasyon Kanalı İle Yapay Ada Arasında Tarama Yapılacak Alan

Öncelikle Aziz Kocaoğlu‘nun yaptığı bu üç açıklamadaki maddi hataları, İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi ile İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ne ait ÇED raporlarını dikkate alarak düzeltmeye, ardından da bu üç açıklama arasındaki kesin çelişkileri vurgulamaya çalışayım.

1. Projelerin ismi “Körfez Tüp Geçiş Projesi” ve “Büyük Körfez Projesi” değil; kelimesi kelimesine “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ve “İzmir Körfez Geçişi Projesi“dir.

2. ÇED raporuna göre İzmir Körfezinin kuzeyine yapılacak Akıntı İyileştirme (Sirkülasyon) Kanalının uzunluğu 13,5 km değil 13 km, genişliği 22 metre değil ilk haberde söylendiği gibi 250 metre olacaktır.

3.Burada yapacağımız 250 metre genişliğindeki sirkülasyon kanalının mutlaka ayaksız geçilmesi gerektiğini belirttik. Onlar da bu mesafeyi açtılar. 500 metreyi ayaksız geçiyorlar.” anlatımı da doğru değildir. Çünkü “İzmir Körfez Geçişi Projesi” ile ilgili ÇED raporunun 59 ve 63. sayfalarında aynen şu anlatımlar yer almaktadır:

“Köprünün arka açıklıkları ise 110 m olacaktır. Diğer kısımlarda yine 50 m’lik standart açıklıklar kullanılacaktır. Büyük açıklıklı bir köprü kullanılarak sirkülasyon kanalı içine ayak yerleştirilmeyecektir. Bu durumda kanal üzerinde seyahat edebilecek olan küçük tekneler için 270 m’lik çok geniş bir yatay gabari sağlanacaktır.”

Körfez köprüsü uzunluğu 4.175 metre olup, sirkülasyon kanalı ana açıklığı 270 m, arka açıklıkları 110 metre olacaktır. Diğer kısımlarda ise 50 m’lik standart açıklıklar kullanılacaktır. Bu durumda toplam açıklık sayısı 77, toplam ayak sayısı ise, iki adet yan yana köprü düşünüldüğünde 2 X 77 = 154 adet olacaktır. Ancak yan yana iki köprünün aksları aynı doğrultuda olduğu için köprüye karşıdan bakıldığında sadece 77 ayak görülecektir.

01.26. Boykesit4. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile elde edilecek % 40 oranındaki iyileşmeyi % 10 oranına indireceği ifadesi doğru değildir. Çünkü, Dokuz Eylül Üniversitesi  Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Şükrü Beşiktepe tarafından hazırlanıp “İzmir Körfez Geçişi Projesi” ÇED raporuna eklenen Kasım 2015 tarihli “İzmir Körfezi Geçişi Kapsamında Yapılacak Olan Adanın Körfez Akıntı Sistemine Olan Etkisinin Modellenmesi Final Raporu“na göre “İzmir Körfez Geçişi Projesi”, “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile sağlanacak % 40 oranındaki iyileşmeyi tümüyle sıfırlayacaktır. 

Şimdi gelelim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun gününe ve içinde bulunduğu koşullara göre değişen pazarlıkçı tutumuna:

İlk önce, “bu projeyi ilk ben düşünmüştüm ve yapılmasını istiyorum” demişti.

Ardından adeta meydan okur bir tarzda “fazla sorup sorgulamaya gerek yok, projeyi hemen yapın bakalım” şeklinde kışkırtıcı bir tavır göstermişti. 

Şimdi de “senin projen benimkini olumsuz etkiliyor, o nedenle önce sen yap, ardından ben yapayım” diyor. 

Aslında bütün bu söylenenlerin, birbiriyle ilişkili bütüncül bir düşünce ya da yaklaşımın ürünü olmadığı, önceden belirlenmiş temel bir stratejiye dayanmadığı ortada. Her bir tavır, farklı zamanlarda farklı ruh halleri içinde ortaya çıkan fevri çıkışlar olarak yorumlanmakta ve basit esnaf kurnazlığıyla düşünülüp ortaya atılan pazarlık çıkışları olarak algılanmaktadır.

Ancak hangi düşünceyle, nerede ve ne şekilde ifade edilirse edilsin İzmir Büyükşehir Belediyesi düzleminde yapılacak bu tür açıklamaların öncelikle doğru, güncel ve eksiksiz bilgilere dayanması, ifade edildiği koşullardaki durumu yansıtması, ardından da yanlış bile olsalar bir politika ve strateji bütünlüğünü içinde ifade edilmesi gerekmektedir.

Ayrıca uzunca bir süredir ifade etmeye çalıştığımız gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi büyük projelerin yönetiminde yeterli düzeyde bilgi, birikim ve deneyime sahip olmadığı gibi aynı dönemde aynı mekanda yapılacak böylesi iki büyük projenin karşılıklı ilişki ve etkileşimini analiz edip planlayacak ve programlayacak bilgi ve beceriden yoksundur.

Nitekim bu yoksunluk neticesinde her iki büyük projenin ÇED raporları aynı firma tarafından hazırlanmış olsa bile, bir proje ile sağlanan faydanın diğer bir proje ile yok edilmesi sorunu bir türlü çözülememiş ve bu sorunun çözümü için tek bir akademisyenin hazırladığı bilimsel niteliği şüpheli rapor dahi yeterli görülmemiştir.

Bütün bu gelişmeler sonucunda, İzmir Büyükşehir Belediyesi 2013 yılında hazırladığı kendisine ait “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile hararetli bir şekilde sahiplenip desteklediği 2015 tarihli “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin birbiri ile uyumlu olmadığını ancak 2017 yılının son aylarında fark etmiş ve “kervanın yola düzüldüğü” bir dönemde bu uyumsuzluğu bahane ederek “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi“nin uygulamasından -şimdilik- vazgeçmiştir. 

Resim1Öte yandan İzmir Körfezi’ndeki akıntıları % 40 oranında arttırarak su kalitesini daha da iyileştirmeyi amaçlayan ve bunu sağlayacak olan proje ile ilgili ÇED raporunun onaylanması için tam 3 yıl bekleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu projeyi bu şekilde ertelemesi, aslında yapıldığı takdirde 880 metre uzunluğundaki beton adası ve 4 büyük, 154 küçük köprü ayağı ile İzmir Körfezi’ni bir bataklığa dönüştürecek olan “İzmir Körfez Geçişi Projesi”nin önünü açmaktan başka bir şey değildir.

Öte yandan gözden kaçırılmaması gereken diğer bir önemli ayrıntı ise, “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” şayet İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından askıya alınmış ve bu durum en yetkili ağız tarafından kamuoyuna açıklanıp yine aynı yetkili ağız tarafından bu proje dışında iyileştirme amacıyla körfezde 2,5-3 milyon metreküplük  tarama çalışmaları yapılacağı ifade ediliyorsa bu çalışmalar için de ayrıca bir çevresel etki değerlendirme analizinin yapılması, ayrı bir ÇED raporunun düzenlenmesi ve onaylatılması gereğinin gözden uzak tutulmaması gerekmektedir.

 

 

 

İzmir Saat Kulesi

Ali Rıza Avcan

Bugün size İzmir deyince ilk akla gelen, Konak Meydanı’na gittiğimizde uzaktan ya da yakından seyredip çoğu kez yanından, yakınından geçtiğimiz tarihi bir yapıdan, bir İzmir sembolünden,  İzmir Saat Kulesi’nden söz edeceğim.

Ama ne zaman, hangi amaçla kimin tarafından ne şekilde yapıldığından, geçirdiği değişimlerden ya da yapısal özelliklerinden değil; bugünkü halini koruması için yapmaya çalıştıklarımdan ve bu çerçevede başıma gelenlerden söz etmek istiyorum.

Beni yakından tanıyanların ve 2015 yılından bu yana sosyal medya hesaplarımdan izleyenlerin bildiği gibi, 05 Mart 2015 tarihinde İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne başvurarak;

  • İzmir İli, Konak İlçesi Konak Meydanı’nda bulunan,
  • İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 20.01.1994 tarih ve 4841 sayılı kararıyla belirlenen Tarihi Sit Alanı içerisinde kalan,
  • Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 17.01.1975 tarih, 152 sayılı genelgesi ile korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescillenen,
  • İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 08.04.1993 tarih ve 4370 sayılı kararı ile koruma grubu 1. grup olarak belirlenen,
  • Tapunun 282 ada, 1 parsel numarasında kayıtlı olup mülkiyeti Hazine’ye ait olan ve
  • İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edilen

İzmir Saat Kulesi saçaklarına monte edilen çok fazla sayıdaki aydınlatma armatürünün oluşturduğu yüksek ısı ve karbon kirlenmesinin tarihi yapıya izin verdiği düşüncesiyle, bu armatürlerin İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun  hangi kararına göre yerleştirildiğini sorarak hiçbir bilimsel araştırma ya da analize göre yapılmadığı anlaşılan bu aydınlatma sisteminin kaldırılmasını talep ettim.

İzmir Saat Kulesi 001
İzmir Saat Kulesi görünümünü bozan ve yapıya zarar veren aydınlatma armatürleri
İzmir Saat Kulesi 002
İzmir Saat Kulesi görünümünü bozan ve yapıya zarar veren aydınlatma armatürleri
İzmir Saat Kulesi 003
İzmir Saat Kulesi görünümünü bozan ve yapıya zarar veren aydınlatma armatürleri
İzmir Saat Kulesi 004
İzmir Saat Kulesi görünümünü bozan ve yapıya zarar veren aydınlatma armatürleri

Çünkü bu talep öncesinde konu ile ilgili akademisyenlerle yaptığım görüşmelerden ve okuduğum yayınlardan bu tür tarihi yapıların aydınlatılması konusunda uygulanan aydınlatma sisteminin yapıda oluşturacağı etkilerin ne olacağı konusunda bir ön araştırma ve analizin yapılması gerektiğini ve bu araştırma/ analiz sonrasında Kurul’dan izin alınması gerektiğini öğrenmiştim.

Ayrıca hem Konak Meydanı’nın hem İzmir Saat Kulesi’nin aydınlatılması konusunda estetik kaygılarla hareket edilmediğini, yapılan aydınlatmanın tarihi yapının kimliğine zarar verdiğini, aydınlatmada renk uyumunun dikkate alınmaması nedeniyle saat kulesinin adeta kitsch bir nesneye dönüştürüldüğünü düşünüyor, Belçika’nın Gent, Fransa’nın Lyon kentlerinde yapılan ışıklandırmaların ve festivallerin örnek alınmadığını görüyordum.

Nitekim daha sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi Plan ve Proje Dairesi Başkanı Hülya Arkon‘la yaptığım özel bir görüşmede kule aydınlatmasının belediyenin işlerini yapan büyük bir firmanın sponsor katkısı olarak plansız programsız yapıldığını öğrenmiştim.

Yaptığım başvuru üzerine İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, Konak ve İzmir Büyükşehir belediyeleri ile yazışmalar yaparak konuyu araştırmış ve bu araştırma sonucunda bana gönderdiği 14 Ekim 2015 tarihli yazıda, yapıdaki aydınlatma uygulamasının Konak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü Koruma Uygulama Denetim Bürosu (KUDEB) tarafından verilen onarım ön izin belgesi ve onarım uygunluk belgesine göre yapıldığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan onarım sırasında herhangi bir delgi veya tarihi yapının dokusuna zarar verecek inşai/fiziki bir uygulama yapılmadığıu, kullanılan LED aydınlatma ürünlerinin UV ışını yaymadığı, enkandesan lambalara oranla % 80 oranında daha az enerji tükettiği ve asgari seviyede karbondioksit salınımı sağladığı için tarihi doku üzerinde herhangi bir olumsuz etki yaratmadığı belirtilerek tarihi saat kulesine zarar veren bir uygulamanın olmadığı tarafıma bildirilmiştir.

Bu karara gerçekleri yansıtmadığı gerekçesiyle yaptığım itirazlar üzerine aynı İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu 04 Kasım 2015 tarihli kararı ile “… mevcut aydınlatma sistemi ile ilgili yapıya zarar veren inşai bir uygulama yapılmadığı anlaşılmakla birlikte, mevcut aydınlatma sisteminin uzun dönemde yapıda yaratması muhtemel olumsuz etkilerin engellenebilmesi için, yapının dışında konumlandırılacak şekilde ve Konak Meydanı’nın kamusal, Saat Kulesi’nin anıtsal nitelikleri ile uyumlu yeni bir aydınlatma projesinin ilgili Belediyesi’nce hazırlanarak Kurulumuza iletilmesine…” şeklinde yeni ve olumlu bir kararın alındığı görülmüştür.

Bu kararın bana teslim edilmesi sonrasında 03 Mart 2016 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yazdığım başka bir dilekçe ile İzmir Saat Kulesi’nin aydınlatılması konusunda neler yapıldığını sordum.

İzmir Saat Kulesi - Bogomil Petrov
Bir “kitch” nesnesi olarak İzmir Saat Kulesi – Fotoğraf: Petrov Bogomil
İzmir Saat Kulesi - Efkan Sinan
Meydan ve İzmir Saat Kulesi aydınlatmasındaki karmaşa – Fotoğraf: Efkan Sinan
İzmir Saat Kulesi - Çağlar Tükel
Uyum ve estetikten yoksun bir aydınlatma – Fotoğraf: Çağlar Tükel
İzmir Saat Kulesi - Flickr Dimmy
Bu kez başka renkler nöbette – Fotoğraf: Dimmy (Flickr)
İzmir Saat Kulesi - John Kİmbley
Valilik binası renklerinin katılımı ile oluşan başka bir karmaşa – Fotoğraf: John Kimbley

21 Mart 2016 tarihinde aldığım Başkan adına Genel Sekreter Yardımcısı Buğra Gökçe imzasıyla aldığı yazıda İzmir Saat Kulesi’nin İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 04.11.2015 tarih, 3741 sayılı kararı uyarında anıtsal nitelikleri ile uyumlu yeni bir aydınlatma projesinin hazırlanmasına yönelik çalışmaların başlatıldığı belirtilerek “kentimizin tarihi ve kültürel mirasına göstermiş olduğunuz duyarlılığınıza teşekkür eder, İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak kentimizin değerlerine hassasiyetle sahip çıkmaya devam edeceğimiz hususunda bilgilerinizi rica ederim” denilmiştir.

Aradan 9 ay geçtikten sonra bu çalışmaların akıbetini öğrenmek için İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne verdiğim 3 Ocak 2017 tarihli dilekçeyle ilgili olarak söz konusu müdürlüğün aradan 2,5 ay geçtikten sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne gönderilen 21 Mart 2017 tarihli yazı ile çalışmaların akıbeti sorulmuş ve bu sorunun cevabı bana gönderilmediği için belediyenin bu yazıya cevap verip vermediği belli olmamıştır.

Ancak …. tarihinde BİMER aracılığıyla yaptığım şikayet sonucunda İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun bu konu ile ilgili 14 Eylül 2017 tarih, 6511 sayılı kararı tarafıma gönderilmiştir.

Bu belgenin incelenmesinden anlaşılacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan rölöve, restorasyon, güçlendirme, aydınlatma ve paratoner projelerinin uygun bulunmadığına, yapıdaki tüm bozulmaların rölöveye işlenerek bu doğrultuda bozulma analizinin revize edilmesine, restitüsyon projesinde tavan planlarına yer verilmesine, restorasyon projesinde bozulmalara ve güçlendirme önerilerine yönelik önerilerin müdahale biçimlerine, tekniğine ve bu müdahalelerde kullanılacak malzemelere ilişkin 13.12.2007 tarih ve 2818 sayılı karar ile de iletilmesi istenen konservasyon laboratuvarı incelemesinin yapılarak hazırlanacak raporun ve 04.11.1999 tarih ve 660 sayılı ilke kararı doğrultusunda tekniğine uygun olarak hazırlanacak restorasyon projesinin iletilmesine ve nihai kararın bu eksikliklerin giderilmesi sonrasında alınacağına karar verilmiştir.

Evet, ayrıntılı bir şekilde anlattığım bütün bu sürecin başlangıcından bu yana tamı tamamına 2 yıl 8 ay 19 gün geçti ve İzmir Saat Kulesi, ilk dilekçeyi verdiğim 5 Mart 2015 tarihindeki İzmir Saat Kulesi gibi bakıma ihtiyaç duyuyor….

Üstüne üstlük 15 Temmuz Darbe Girişim sonrasında Konak Meydanı’nda yapılan gösteriler sonucunda daha da hırpalanmış bir vaziyette…

O ihmal edilen bakımsız haline karşın her gece ya da önemli günlerin gecesinde farklı renkteki yoğun ışıklarla daha bir yıpranıyor, daha bir kimliğini yitiriyor…

Bugün artık tarihi bir saat kulesi değil; adeta Konak Meydanı’nı aydınlatan bir gece lambası gibi tarihsel kimliğine aykırı bir role soyunmuş durumda…

İzmir Saat Kulesi - Emre Hanoğlu
Fotoğraf: Emre Hanoğlu

Kentin merkezinde olmasına karşın çoğu kurum ya da kişinin onu fark edememesi, sahip çıkamaması, uzmanlık bilgi, birikim, deneyim ve liyakatine sahip olmayan belediye görevlilerinin zamanında, doğru ve eksiksiz bir şekilde proje hazırlayamaması nedeniyle o herkesin bilip tanıdığı İzmir Saat Kulesi bugün her zamankinden daha fazla bakıma, korumaya ve sahiplenmeye ihtiyaç duyuyor…

Tabii ki gören gözlere, duyan kulaklara, seven yüreklere, bilinçli ve vizyon sahibi yöneticilere… 

 

 

 

Adil ve ahlaki olan…

Ali Rıza Avcan

Dün, Basmane sevdalısı Orhan Beşikçi‘nin İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TCDD 3. Bölge Müdürlüğü ile iş birliği içinde düzenlediği 5. Basmane Günleri çerçevesinde yapılan “Kültürel Mirasın Korunması: Basmane ve Çevresinin İzmir İçin Önemi” başlıklı toplantıyı izledim.

Yönlendiriciliği, 2004-2009 döneminde Konak Belediye Başkanı, şimdi ise Urla ve İzmir Büyükşehir belediyelerinin meclis üyesi olarak görev yapan Muzaffer Tunçağ tarafından yapılan toplantıda, Agora Kazı Başkanı Prof. Dr. Akın Ersoy, Mimar Mihriban Yanık, Katip Çelebi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cahit Telci ve Ekonomi Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ceylan Öner kendi uzmanlık alanlarına giren konularda konuşmalar yapıp izleyicilerin sorularını yanıtlamaya çalıştılar.

Basmane Garı yolcu salonunda yapılan bu toplantı öncesindeki beklentilerim ve sonrasındaki izlenimlerim konusuna girmeden önce, toplantının yapıldığı gar binasına 40-50 metre uzaklıktaki Konak Belediyesi‘ndaki yetkililerin, düzenlenmesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin de yer aldığı böylesi önemli bir toplantıya gerek konuşmacı gerekse izleyici düzeyinde katılmayışı dikkatimi çekti.

Çünkü 2010-2014 döneminde Konak Belediyesi‘nce yapıldığı halde 2015 yılındaki erteleme ile unutulmaya başlanan Basmane Günleri, 2017 yılında bu kez İzmir Büyükşehir Belediyesi, TCCD 3. Bölge Müdürlüğü  ve İzmir Otel Pansiyon ve İşçileri Odası işbirliği ile devam ettiriliyor, böylelikle Basmane gibi önemli bir tarihi merkezin tanıtımı açısından önemli bir adım atılıyordu.

Bu anlamda kendi sorumluluğu altındaki tarihi bir bölge ile ilgili böylesi önemli bir organizasyonun öncelikle Konak Belediyesi‘nce sürdürülmesi, sürdürülmese bile bağlı olduğu büyükşehir belediye tarafından düzenlenmeye başlanan organizasyona davet edilen belediye başkanlarıyla akademisyenlere, uzmanlara ve İzmirlilere duyduğu saygının bir gereği olarak bu toplantıya katılması; hatta ev sahipliği yapması gerekirdi.

Biz her ne kadar belediye başkanlarının “yolcu”, belediyelerin ve halkın ise “hancı” olduğunu bilsek de; gittiği yerlerde başka insanlardan saygı gören bir kadın belediye başkanının kendi binasının hemen yakınındaki bir toplantıya yine kendisinin sorumlu olduğu tarihi bir bölge için gelenlere de aynı saygı ve nezaketi göstermesini beklerdik.

Ama olmadı. Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş ya da görevlendirdiği yetkililer, kendi görev alanındaki Basmane bölgesi için yapılan böylesine güzel bir toplantıya gelmeyerek ve misafirperverlik göstermeyerek büyük bir fırsatı kaçırdı.

O nedenle bütün bunları bir yerlere yazmak ve zamanı geldiğinde hatırlamak gerektiğini düşünüyorum.

***

Diğer bir konu ise, Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgeleri için İstanbul ve İzmir sermaye çevrelerinin soylulaştırma/mutenalaştırma amaçlı kentsel yağmalarından söz ettiğimizde ve İzmir İstanbul olmasın! dediğimizde toplantının yönlendiriciliğini yapan Muzaffer Tunçağ‘ın bütün bu hataların bir önceki dönemde; yani Ahmet Piriştina zamanında yapıldığını söyleyerek kendisini ya da temsil ettiği kurumu aklama çabasıydı. Bu çerçevede gökdelenlerle dolan Bayraklı ile ilgili planlamanın Ahmet Piriştina zamanında yapıldığını, kendisinin o bölgedeki yumuşak zemin nedeniyle karşı çıkıp uyardığını, “Basmane Çukuru” olarak adlandırdığımız yerde Folkart tarafından yapılacak gökdelenle ilgili itirazlarımızda ise oradaki sorunun daha önceki yöneticilere ait olduğunu iddia ederek tüm sorumluluğun o yöneticilere ait olduğunu iddia etmesiydi. 

Oysa bunun klasik bir yöntem olduğunu, AKP yöneticilerinin uzun bir süredir iktidarda olmalarına karşın ülkemizdeki her olumsuz gelişmede Cumhuriyet Halk Partisi’ni ya da onun genel başkanı İsmet İnönü’yü sorumlu tutmasına benzer bir savunma taktiği olduğunu biliyorduk. Daha doğrusu bu durumun kendini savunamama, yaptıklarını izah edememe çaresizliği olduğunu biliyorduk.

O nedenle laf kalabalığı arasında “o dönemde yapılan şeylerin yanlış olduğunu niye düzeltmediniz, bu yanlışlıkları niye devam ettirdiniz” diye sorduk… “Madem yapılanın yanlış olduğunu söylüyorsunuz, yönetimde olduğunuz bu uzun süre içinde Bayraklı’da, Üçkuyular’da ya da kentin başka yerlerindeki bu hataları niye sürdürdünüz, o yanlışlıkları niye düzeltmediniz” diye sorduk kendilerine…

Ayrıca şimdi gündeme getirdiğimiz her kent suçunu, her eksiklik ya yanlışlığı ölmüş olması nedeniyle kendini savunamayacak durumda olan, o nedenle kolaylıkla “günah keçisi” haline getirilebilen eski büyükşehir belediye başkanına yüklemenin adil ve ahlaki bir davranış olmadığını elimizden geldiğince anlatmaya çalıştık kendilerine…

23621556_10212198808539997_7365775753032246390_n

Tabii ki, Ahmet Piriştina döneminde sorunlu görülüp itiraz edilmesi nedeniyle TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı ve TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Genel Başkanı olarak karşı çıktığı söylenen Bayraklı, Üçkuyular gibi bölgelerle ilgili planların, daha sonra Konak Belediye Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi İmar ve Bayındırlık Komisyonu üyesi olarak görev yaptığı dönemlerde sorunlu gördüğü bu planları tümüyle değiştirmek yerine binlerce mevzi imar planı değişikliği yapılmasında, yapılan yapılara inşaat ruhsatlarıyla yapı kullanım izinlerinin verilmesinde ve kendi şirketi eliyle o sorunlu zeminlerde inşa edilen yapıların statik projelerinin hazırlanıp onaylanmasında payı olan birinin şimdi eski büyükşehir belediye başkanını suçlayarak aradan sıyrılmasının mümkün olmadığını ve geçmişi karalayarak günü kurtarma anlayışıyla yapılan böylesi bir savunmanın hiç de adil ve ahlaki olmadığını bilerek ve söyleyerek…

 

“Olacağız artık. Bu şartlar altında ne yapalım? Mecbur, elimiz mahkum!”

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz hafta, 13 Kasım 2017 tarihli Ege’de Son Söz isimli İnternet gazetesinin attığı başlık aynen şöyleydi:

Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu, AK Partili Doğan’ın kentsel dönüşüm konusunda, “2019’daki yerel seçimler yaklaşıyor. Yoksa ‘projeleri bitiremezsem yeniden aday olurum mu?’ diyeceksiniz” çıkışına, “Olacağız artık. Bu şartlar altında ne yapalım? Mecbur, elimiz mahkum!” cevabını verdi.

Bildiğimiz kadarıyla Aziz Kocaoğlu, eski belediye başkanı Ahmet Piriştina‘nın ölümünden bu yana; yani 21 Haziran 2004 tarihinden bu yana İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini sürdürüyor. Tamı tamamına 13 yıl 5 aydır; bir kez belediye meclisinin seçimi ile, 2 kez de CHP Genel Merkezi’nin atamasıyla bu görevde…

Bu süre, Melih Gökçek‘in 5 yıllık Keçiören,  23 yıl 7 aylık Ankara Büyükşehir Belediye başkanlığı süresine henüz yaklaşmasa da oldukça uzun bir süre…

Kendisi bu sürenin ilk yıllarında hepimizin hoşuna giden demokratik bir tarzı ortaya koymuş olsa da; son yıllarda gittikçe içe kapanan ve danışmanlarıyla belediye bürokratlarına teslim ettiği anti demokratik bir yönetim şeklini tercih ediyor.

Hükümetle ilişkilerini “pazarlık” adını verdiği önerme ⇒ red ⇒ bekleme ⇒ kabul çizgisinde oldukça uyumlu bir şekilde yürütüyor. İstediği bir şey için PETKİM’e ruhsat vermek gibi önemli başka bir şeyi vermekten kaçınmıyor ve ne hikmetse gönlündeki kişiler hep başbakan oluyor.

Kendisinden üstte olanları koltuğunu onlara bırakacak şekilde ya da önlerinde abartılı bir şekilde eğilerek saygısını göstermeye çalışıyor. Bunu yaparken de, o devlet terbiyesini daha önce nerede ne şekilde almışsa bunun devlet terbiyesi olduğunu söyleyip duruyor. Oysa sergilediği şeyin arkasında, devletten korkan küçük esnaf zihniyetinin olduğunu bilmiyor ya da fark etmiyor…

Kendisi ve ekibi aleyhine açılan kumpas davalarıyla 397 yıllık cezalyla tehdit edildiğinde bizler buna öfkelenip kendisinin arkasında durmakla birlikte; geçen zaman içinde bu davaların belediye başkanını teslim alma harekatına dönüştüğünü, sırf bu davalardan kurtulabilmek için iktidarın istediği bir çok şeyi yapmaya hazır bir belediye başkanı haline geldiğini; bu çerçevede kendisinden istenen çoğu şeyi yaptığını ve sırf bu nedenle kendisi açısından oldukça sorunlu olan İzmir Körfez Geçişi Projesi gibi büyük iktidar projelerini üstlendiğini, onları sahiplenerek savunduğunu, böylelikle tüm bir İzmir halkını karşısına aldığını gördük.

Bunun samimi bir girişim olduğunu, hem iktidar ve yandaşlarına hem de kente sahip çıkmak isteyen İzmirlilere anlatmak zordu.

İktidarın manipüle ettiği ettiği kalabalıklar karşısında zor duruma düştüğünde kendisinin en fazla oyu alan belediye başkanı olarak İzmir halkını temsil ettiğini, bu nedenle kendisine saygı gösterilmesi gerektiğini iddia ediyor. Oysa temsil ettiği İzmir halkı değil, sadece ve sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi idi.

Ayrıca 2009 seçimlerinde kent merkezinde aldığı % 57,13 oranındaki oyun 2014 seçimlerinde % 51,86’ya, çevre ilçelerde aldığı oyun ise yine aynı seçimler itibariyle % 51,74’den % 44,28’e indiğini; yani performansında genel bir iniş olduğunu unutmuş gözüküyor…

Kendisine oy veren ya da destekleyen CHP’lilerle sol kesimleri ve meslek örgütlerini ise ya disiplin sopasıyla korkutmaya ya da “istemezükçüler” olarak yaftalayıp ötekileştirmeye çalışıyor.

Oysa iktidar çevreleri, İzmir düğümünün seçimlerle değil, kenti işgal edip ikinci bir İstanbul yapmaya çalışan inşaat şirketleri eliyle çözülebileceğine, bu şirketlerin belediye ile kuracakları yüklenici, ortak ya da sponsorluk ilişkileri sayesinde belediyenin içten fethedilip dönüştürülmesi suretiyle çözülebileceğini çoktan anlamış ve bu stratejiyi uygulamaya başlamıştı.

Belediye başkanı ile bürokratlarının bu yeni dönemde en rağbet ettiği insanlar ise, İstanbul’u bitirip İzmir’e gelmiş olan inşaat baronlarıydı. Onlar, halkın temsilcisi milletvekillerini arka sıralara atmak pahasına en ön sıraya alınıyor, sponsor arayan herkes öncelikle o inşaat şirketlerinin kulelerini tavaf ediyor, Piriştina zamanından miras kalan “beyaz“, “elit“, “sanatkar” ya da “sanatsever” İzmirliler ise kültür ve sanat hizmetleriyle İzmirli’yi ikna etme konusunda bu şirketlere kusursuz hizmet vermek için çabalıyorlardı.

Artık devir, Folkart’ın, Ağaoğlu’nun, Mehmet Cengiz’in ve onlarla onların taşeronu olarak iş yapmaya meraklı İzmir sermaye çevreleriyle müteahhitlerin, özellikle İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş’ın devriydi.

Onlar için önemli olan, belediyenin başında işlerini kolaylaştıran, gerektiğinde onları sahiplenip savunan yönetici kadronun varlığını sürgit korumasıydı.  Onlar için belediye yatırımlarının makul süresi içinde bitirilmesi çok önemli bir şey değildi. Yeter ki o işler, % 20 iş artışlarıyla birlikte daha da büyüsün ve devam etsin… Bir iş başka bir işin ortaya çıkmasını sağlasın; hatta yapılan yatırım önce yıkılıp sonra tekrar yapılsın… Onlar için önemli olan yeni para kaynaklarının yaratılması ve sittin sene o işlerin devam etmesiydi…

 

Belediye başkanının çıkıp, “işleri süresi içinde bitiremiyorum ve o nedenle de o işler bitene kadar belediye başkanı kalacağım” demesi de önemli değildi… Vaat ettiği işi süresi içinde yapamamak şeklindeki esaslı bir kusurun zaman içinde belediye başkanı olarak kalmanın gerekçesi ya da mazeretine dönüşmesi bile onları pek fazla ilgilendirmiyordu. Onlar için tek önemli olan şey iktidarla muhalefeti şahsında birleştiren, gerektiğinde yerlere kadar eğilip gerektiğinde hiddetlenip bağıran çağıran ya da timsah gözyaşlarıyla ağlayan; bu özellikleri nedeniyle “işe yarayan” birinin orada olmasıydı… Onlar için bu bile tek başına yeterliydi…

Resim1

Aslında onlar için gerekli olan finans kaynağı büyük boyutlu dış borçlarla sağlandıkça ve yağma, yıkım, yok etme faaliyetlerine izin verildikçe demokrasinin, özgürlüğün ve katılımın pek fazla bir önemi yoktu…

Onlar OHAL denilen olağan üstü halle, anti demokratik KHK’larla, kayyumlarla ve otoriter liderlerle bir arada, kah onların önünde eğilip dediklerini yaparak, kah sağa sola bağırarak, sahte timsah gözyaşları dökerek kendi tekerlerini döndürüyorlardı…

Daha ne istesinler ki?

İzmir ulaşımı nasıl planlıyor? (6)

Ali Rıza Avcan

İzmir, kent bütünündeki ulaşımı çok ama çok uzun bir sürede planlıyor…

Çünkü planlama sürecinin başlangıcı olarak kabul ettiğimiz 20 Ağustos 2015 tarihinden bu yana tamı tamamına 2 yıl 2 ay 18 gün geçmiş olmasına karşın, şimdiye kadar çoktan bitirilmesi gereken İzmir Ulaşım Ana Planı henüz onaylanmak amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne sunulmuş değil.

Oysa bu planın hazırlanması için 2015 ve 2016 yıllarında yapılan birçok araştırma ya da analizin sonuçları hem aradan çok uzun bir sürenin geçmesi hem de o tarihten bu yana kentte ulaşım adına yeni gelişme ve sorunların ortaya çıkması nedeniyle bayatlayıp geçersizleşmiş durumda.

Örneğin Karşıyaka’da yapılıp işletmeye alınan tramvayın performansında gözlenen başarısızlıklar, bu nedenle bu hatta plansız programsız bir şekilde 11 kilometre uzunluğundaki Çiğli hattının dahil edilmesi, deniz yolculuğunu aksatan uzun süreli bir İzdeniz grevinin yaşanması; öte yandan Konak tramvayının yapım aşamasında kent içi trafikte yaşanan büyük sorunlar hazırlanan planla ilgili tespit ve analizlere henüz yansıtılmış değil.

01 (73)

Ayrıca sonuçları 2017 yılı Ocak ayında “İzmir halkının % 79’u ulaşımdan memnun” şeklinde duyurulan Mart 2016 tarihli anketlerle ilgili veriler, kentte yaşanan ulaşım sorunları nedeniyle geçerliliğini kaybetmiş durumda.

Üstüne üstlük ESHOT zararlarının kapatılması amacıyla 90 dakika uygulamasının kaldırılacağı dedikoduları ortalığı sarmış durumda.

Oysa İzmir Ulaşım Ana Planı, “İzmir Büyükşehir Alanı Kentiçi ve Yakın Çevre Ulaşım Ana Planı Revizyonu Yapılması” başlığını taşıyan 20 Ağustos 2015 tarihli sözleşme uyarınca 600 takvim gününün sonunda; yani 15 Nisan 2017 tarihinde bitirilerek İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin onayına sunulması gerekiyordu. O tarihten bu yana 1 yıl 7 ay 25 günlük süreye ek olarak 6 ay 23 gün daha geçmiş olmasına karşın İzmir Ulaşım Ana Planı -ne yazık ki- henüz hazır değil…

Bu durumu, “zaten İzmir Büyükşehir Belediyesi hangi işi zamanında yapmıştır ki” deyip geçiştirmek mümkün olmakla birlikte; hazırlanan plan İzmir’in bütünündeki ulaşımı planlama iddiasında olan bir ulaşım planı olduğundan biz kendimizi belediye yöneticileri kadar rahat hissedemiyoruz.

Çünkü bu planın hazırlanması için toplanan veriler zaman geçtikçe hem eskiyor ve geçerliliğini kaybediyor hem de mevcut ulaşım ana planının yetersiz olması nedeniyle İzmir gerçek anlamda plansız bir dönem yaşıyor….

Tabii şimdi bu durumda çıkıp, “bu hazırlanan plan da İzmir’in ulaşım sorunlarına çare olacak mı, siz böyle bir şey mi bekliyorsunuz” diye sorabilirsiniz?

Bu soruyu da sorarken, belediye yönetiminin daha önceki planların uygulandığı dönemlerde çoğu icraatı o planları dikkate almadan gerçekleştirdiğini dikkate almış olabilirsiniz…

Siz bu şüphenizde yerden göğe kadar haklı olmakla birlikte; biz yine de engin bir iyimserlikle hazırlanmakta olan planın mevcut sorunlara ilaç olacağını umuyor, daha doğrusu ummak istiyoruz….

Trafik 02

Çünkü uzun bir süredir okuyarak, öğrenerek, düşünerek, tartışarak ve oluşturduğumuz önerileri kendilerine sözlü ya da yazılı halde ileterek; hatta yer yer muhalefet edip uyararak bu çalışmalara değerli katkılar sunduk ve haliyle bu katkının da karşılığını bekliyoruz…

Kısacası sahip olduğumuz kent hakkı çerçevesinde “planın dış paydaşları” olarak yaptığımız katkılarımızın karşılığını bekliyoruz…