“Meş’um” Geleceğini Bekleyen Bir Mahalle: Turan (6)

Ali Rıza Avcan

Bayraklı ilçesine bağlı Turan mahallesinin dününü, bugününü ve geleceğini bir mahalle monografisi boyutunda ele alıp irdelemeye çalıştığımız dizi yazımızın bugünkü bölümünde, mahallenin büyük bir kısmını oluşturan Atatürk Ormanı‘nı ele alıp anlatmaya çalışacağız.

1968 yılında başlayıp 1982’de biten bir ağaçlandırma çalışması sonucunda İzmir Valiliği’nin 26 Kasım 1980 tarih, 05.04.15-4/2672 sayılı çağrı yazısı üzerine 9 Aralık 1980 tarihinde Vali Nazmi Çengelci’nin başkanlığında yapılan toplantıda kurulmasına karar verilen Atatürk Ormanı, 1982 yılı kayıtlarına göre toplam 367,30 hektarlık bir proje alanında 360,28 hektarlık bir uygulama alanını kapsamaktadır. 

Proje dosyasındaki 1982 yılı kayıtlarına göre bu ormanın 191,20 hektarı (% 52,05) orman kadastrosu yapılıp Orman Genel Müdürlüğü’ne tahsis edilen hazine arazisinden, 36,24 hektarı (% 9,86) Orman Genel Müdürlüğü adına tahsis işlemi devam eden Hazine arazisinden (2046 Ada, 7 Parsel), 88,08 hektarı (% 24) Orman Genel Müdürlüğü’ne tahsis edilecek olan Hazine arazisinden (2261 Ada, 2 Parsel), 43,40 hektarı (% 11,81) Orman Genel Müdürlüğü’nce kamulaştırılacak özel arazilerden (2261 Ada, 2 Parsel) ve 8,38 hektarı da (% 2,28) mülkiyeti henüz çözümlenmemiş alanlardan oluşmaktadır.

İzmir Valiliği’nin aldığı bu karara göre orman kadastrosu yapılıp Orman Genel Müdürlüğü’ne tahsis edilen 191,20 hektarlık Hazine arazisinin 150,82 hektarı alınan karar uyarınca ağaçlandırılacak, geriye kalan 40,38 hektarı ise toprak kalitesinin kötü olması (Andezit kaya) nedeniyle ağaçlandırılmayacaktır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin verilerine göre Turan mahallesi toplam 221,25 hektarlık (2.212.548,76 m²) bir alanı kapsadığına göre, Atatürk Ormanı‘nın mahalle sınırları dışına taştığını kabul etmemiz gerekiyor.

Atatürk Ormanı Harita 002
Atatürk Ormanı
Atatürk Ormanı Harita 001
Atatürk Ormanı Kadastrosu

Haritaya baktığımızda ise Atatürk Ormanı‘nın güneyden Anadolu Caddesi ve Ege Deniz Bölge Komutanlığı arazisiyle, batıdan Gümüşpala mahallesi, kuzeyden çevre yolu ve Doğançay mahallesi, doğudan da Cengizhan, Alparslan ve Fuat Edip Baksı mahalleleri ile çevrelenmiş durumda olduğunu ve esas olarak Yamanlar Dağı’nın doğu yamaçlarında yer alan Alurca Vadisi’nde ve çevresinde yayıldığını görüyoruz.

Atatürk Ormanı resmi ve özel kuruluşların web sayfalarıyla tüm internet dünyası açısından adeta mevcut olmayan bir yer. İzmir Orman Bölge Müdürlüğü ile İzmir Valiliği, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Bayraklı Belediyesi’ne ait web sayfalarını açıp baktığınızda “Atatürk” ismiyle onurlandırılmış 367 hektar büyüklüğündeki bu kent ormanına hiç yokmuş gibi hiç yer verilmediğini, bu orman ve özellikleri hakkında tek satır bile olsun tanıtıcı bilginin bulunmadığını , tek bir görüntüsünün yayınlanmadığını, tanıtımının yapılmadığını görüyorsunuz. Atatürk Ormanı bu haliyle görüp bildiğimiz ama hakkındaki bilgilere ulaşamadığımız bir kent sırrı gibi orada duruyor ve ne yazık ki hiçbir resmi kurum ya da yetkili tarafından sahiplenilmiyor.

Bu konudaki tek istisna ise, 2010-2012 yılları arasında bu ormanın doğusundaki 4.119 metrekarelik alanda Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı tarafından yaptırılan Gemi Trafik Hizmetleri Merkez Binası ve Trafik Gözetleme İstasyonu inşaatının, inşaatın yapıldığı alanın 1. derece doğal SİT alanında kalması nedeniyle Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi‘nin açtığı dava sonucunda durdurulması ile ilgili internet gazetesi haberleri.

55eaa846f018fbb8f88e5e1f (1)

Bu haberlere baktığınızda değişik kamu kuruluşlarının bu ormanlık alanı adeta kemirircesine sağından solundan daraltmaya çalıştığını ve bu konudaki tek savunma hareketinin Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi‘nden geldiğini, sözkonusu meslek odasının her zaman yaptığı gibi kamu yararını gözeterek dava açtığını ve sonuç aldığını görerek seviniyorsunuz.

Ama bu haberlerde bile konunun Atatürk Ormanı ile değil; Cumhuriyet’in 50. yılı olan 1973 yılında oluşturulduğu anlaşılan ‘50. Yıl Gazeteciler Cemiyeti Hatıra Ormanı‘yla ilişkilendirildiğini görüyorsunuz. Oysa burasının 1973 yılında ‘50. Yıl Gazeteciler Cemiyeti Hatıra Ormanı‘ olarak tanımlanmış olmasına karşın, aradan 9 yıl geçtikten sonra 1982 yılında İzmir Valiliği tarafından Atatürk Ormanı olarak tanımlandığını ve koruma altına alındığını biliyoruz. 

Ancak aradan geçen 35 yıl içinde Atatürk Ormanı‘nın bu bölgeden sorumlu İzmir Orman Bölge Müdürlüğü’nün ve ona bağlı Ağaçlandırma Şefliği’nin gündeminden düştüğü anlaşılmaktadır. Çünkü İzmir Orman Genel Müdürlüğü’ne gidip Atatürk Ormanı hakkında bilgi istediğimizde bile, görevlilerin bu ormanla ilgili 1982 tarihli son proje dosyasını -bütün samimi çabalarına karşın- 1-2 saat süreyle aradıklarına, buldukları resmi belgelerin en yenisinin 1982 tarihli olduğuna ve bu tarihten sonra hiçbir işlemin yapılmadığına tanık olduk.

Ayrıca yetkililerle yapılan özel görüşmelerde Atatürk Ormanı‘nın artık orman sınıflamasına göre “bozuk okaliptüs ormanı” olarak tanımlandığını, ormanın oluşumunda yanlış bir tercih sonucu okaliptüsün seçilmesi ya da bu ağaçlara ağırlık verilmesi nedeniyle bugün bu bölgenin yeniden ıslah edilmesi gerektiği düşüncesinde olduklarını, bölgede önemsedikleri tek ağaç varlığının Ege Deniz Bölge Komutanlığı’nın batısında yer alan küçük bir fıstık çamı kolonisi olduğunu öğrendik. Nitekim onlardan aldığımız orman haritası ve orman kadastro haritası da bu durumu doğruluyordu.

Oysa 1981-1982 döneminde Atatürk Ormanı’na 6.000 adet kızılçamı, 10.000 adet Halep çamını, 30.000 adet fıstık çamını, 5.500 adet serviyi, 4.000 adet Kıbrıs akasyasını, 3.000 adet akasyayı, 300 adet çınarı, 500 adet akçaağacı, 1.000 adet sahil çamını, 1.000 adet sediri, 200 adet iğdeyi, 20 adet erguvanı, 100 adet karabiberi, 1.000 adet demir ağacını, 20 adet porsuku, 50 adet hatmiyi, 100 adet ateş dikenini, 100 adet zakkumu, 100 adet palmiyeyi, 100 Fenixin tahsis edilip dikilmesini öngören resmi belgeyi gördüğümüzde yaratılmak istenen şeyin bugünkü gibi bozuk bir okaliptüs ormanı değil; iklime ve coğrafyaya uygun bütün ağaç, ağaççık ve çalıların bir arada yer aldığı bir arboretum olduğunu anlamanız hiç de zor değil.

8
Sancar Maruflu

Oysa bugün Atatürk Ormanı ormancıların nitelemesiyle “bozuk okaliptüs ormanı” olarak tanımlanan; o nedenle de ıslah edilmediği sürece hem devletin kamu kurumları hem de büyük inşaat şirketlerinin, müteahhitlerin rant iştahları karşısında savunulamayacak, gözden ilk çıkarılacak yerlerden biri gibi gözükmektedir. Hele ki, bazı askeri bölgelerin; özellikle de Atatürk Ormanı‘nın hemen yanındaki Ege Deniz Bölge Komutanlığı sahasının bazı inşaat firmalarının ya da meslek odalarının iştahını kabarttığını hissettiğimiz günümüz koşullarında…

SCX-3200_20170331_13141101Atatürk Ormanı‘nın geliştirilip güçlendirilmesi için İzmir’in değerli bir markası olarak gördüğümüz sevgili Sancar Maruflu‘nun başkanlığındaki İzmir Atatürk Ormanı-Kültürpark’ı Koruma ve Anıt Yaptırma Derneği‘nin Atatürk Ormanı‘nın kuruluşundan bu yana yaptığı değerli çaba ve çalışmaları, hatta bu ormanda seyir teraslarıyla arkeolojik ve askeri müzeyi, piknik alanlarıyla çocuk bahçesi ve çayhaneyi, gölge altı oturma alanlarıyla havuzu da kapsayan büyük bir zafer anıtı yaptırabilmek amacıyla neler yaptığını bilip kendisine teşekkür etmekle birlikte; bu tür çalışmalarla yapacağımız yeni katkı ve desteklerin de artarak yoğunlaşması gerektiğini, özellikle İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Bayraklı Belediyesi’nin bu konuyu bir görev kabul ederek el atmasının uygun olacağını düşünüyor, Atatürk Ormanı‘nın yeni rant alanı olma ihtimalini ortadan kaldırmak amacıyla bir an önce nitelikli bir kent ormanı haline getirilmesi gerektiğini tüm resmi, özel ve sivil kuruluşlarla İzmir ve Bayraklı halkıyla tüm kamuoyuna hatırlatmak istiyoruz…

130285242

 

Kemeraltı… Bir fotoğraf diyarı…

Konak Belediyesi’nin 2012 yılında İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği’nin (İFOD) katkılarıyla düzenlediği “Kemeraltı” konulu fotoğraf yarışmasının amacı, binlerce yıllık geçmişe sahip İzmir’deki bu tarihsel dokunun güncel yaşamla buluşturulup evrensel miras olarak yaşatılması ve bu bilincin canlı tutulmasını sağlamak olarak belirlenmişti. 

261 kişi 1.116 fotoğrafla katıldığı yarışmada birinci, ikinci ve üçüncü olanlar dışında 2 sanatçıya mansiyon, 1 sanatçıya da Kemeraltı Esnaf Derneği özel ödülü verilerek 23 sanatçının (Atilla Özdemir, Bülent Suberk, Cihan Karaca, Enver Tosun, Fatih Balkan, Hakan Kuyumcu, Hakan Yaralı, Kenan Kaygusuz, Mehmet Mutlu, Mehmet Yasa, Meriç Kul, Nejat Gündüç, Orkun Avcı, Özge Karadaş, Selçuk Yabrak, Süleyman Ülker, Tacettin Yüksel, Tayip Başak, Tolga Taçmahal, Tufan Ülker, Türkay Ayyıldız, Veli Öztürk, Yusuf Aslan) 31 fotoğrafı da sergilemeye değer bulunmuştur.

Bu fotoğraf yarışmasının üzerinden beş yıl geçmiş olmasına karşın etkileyici görünümleri neredeyse aynı kalan tarihi Kemeraltı çarşısının güzelliklerini keyifle izlemeniz dileğiyle…

z_afis_4

1
Ümit Tayam – Birincilik Ödülü
2
Bülent Suberk – İkincilik Ödülü

3

Kemal Özkılıç – Üçüncülük Ödülü

4
Mehmet Yasa – Mansiyon
5
Egemen Ön – Mansiyon
6
Zeki Yavuzak – Kemeraltı Esnaf Derneği Özel Ödülü

Daha demokratik, daha katılımcı, daha çoğulcu bir Kültürpark yönetimi için…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde yerel yönetimlerin kültür ve sanat politikalarıyla ilgili bir panelde konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı Funda Erkal, İZFAŞ’ın sorumluluğundan alınan İzmir Kültürpark’ın yönetimi için ayrı bir Kültürpark Şube Müdürlüğü kurduklarını ve bu şube müdürlüğünün görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemek amacıyla ayrı bir yönergeyi hazırlamakta olduklarını, hazırlanan bu yönerge çerçevesinde Kültürpark ile ilgili tüm tarafların oluşturulacak bir kurul içinde değerlendirileceğini ifade etti.

Kültürpark 02

Sunum sonrasında kendisine yönelttiğimiz sorular ve yaptığımız söyleşide ise kendisine şayet demokratik bir yönetim modeli oluşturmak istiyorlarsa, bu yönergenin hazırlığı konusunda da demokratik olmalarını, hazırlandığı söylenen bu yönergenin Kültürpark’la ilgili tüm iç ve dış paydaşlar tarafından inceleme, araştırma ve tartışmalar yapılarak birlikte hazırlanması gerektiğini söyledik.

Çünkü bu tür tek taraflı yapılan hukuki düzenlemelerin sadece tek bir tarafın görüşleri dikkate alınarak hazırlandığında, yeterince katılımcı ve çoğulcu olmaması nedeniyle antidemokratik bir yapıya sahip olacağına inanıyoruz.

İşte o nedenle, bu yazımızda İzmir Kültürpark’la ilgili tüm iç ve dış paydaşların katılmasını önerdiğimiz inceleme, araştırma ve tartışma sürecinde nelerin dikkate alınması gerektiğini belirlemeye çalışacağız.

Yeşil Alanlar Stratejik Planı ve Eylem Planı

Bize göre, Kültürpark’ın işletim modelinin tartışılacağı önemli bir sürecin başında, İzmir Büyükşehir Belediyesi açısından eksikliğini halen hissettiğimiz bir yeşil alanlar strateji planı ile eylem planının hazırlanması gerekmektedir. Böylelikle Kültürpark vesilesiyle tüm kentteki yeşil alanlarla ilgili politika ve stratejilerin, hedef ve amaçların, gerçekleştirilecek faaliyet ve projelerin demokratik bir platformda tartışılarak belirlenmesi, bunlarla ilgili bir eylem planının hazırlanması uygun olacak ve bu anlamda hazırlanacak stratejik planla eylem planı içinde yer bulacak olan Kültürpark’ın kentteki diğer yeşil alanlarla ilişkisi ele alınıp değerlendirilebilecektir. Ayrıca bu çalışmalar sayesinde hem kentteki yeşil alanların bölge, kent, semt ve mahalle parkı boyutunda fonksiyonel tanım ve sınıflamaları yapılabilecek hem de planlanan yeni yeşil alanların yeri ve işlevini belirlemek kolay olacaktır.

Kültürpark için daha demokratik, daha katılımcı ve çoğulcu bir yönetim modeli…

Kentteki yeşil alanların nitelik ve fonksiyonlarına göre tanımlanıp bunlarla ilgili faaliyet ve projelerin planlandığı bu aşamada ele alınıp değerlendirilecek diğer bir konu ise bunların kimler tarafından nasıl yönetileceğini ortaya koyan yönetim modelleri olmalıdır. Bir mahalle ya da semt parkı kim ya da kimler tarafından ne şekilde yönetilmelidir? Bir kent veya bölge parkının yönetimine kimler, ne şekilde dahil edilmeli, bu tür yeşil alanların sürdürülebilirliği için neler yapılmalıdır?

Evet, bu tür soruların sorulup cevaplarının araştırılacağı, yeşil alan ve parklarla ilgili önemli ilke kararlarının alınacağı, bu önemli kararlar alınırken ISO 9000 ve 14000 toplam kalite ve çevre yönetim standartlarıyla kullanıcı memnuniyet düzeylerinin dikkate alınacağı aşama, aslında planların ve programların yapıldığı bu aşama olmalıdır.

Kültürpark 102

Tabii ki kentteki yeşil alan ve parklarla ilgili bu tür ilke kararlarının alınacağı, planların hazırlanacağı süreçlere konu ile ilgili tüm aktörlerin; iç ve dış paydaşların hiçbir sınırlama konulmaksızın, gönüllülük ilkesi çerçevesinde katılmak isteyen herkesin dahil edilmesi, belediyenin de yeşil alan ve parkları birlikte yönetmeye hazır olması gerekmektedir.

Kültürpark’ın yeni yönetim modelinde dikkate alınmasını önerdiğimiz hususları ise özetle şu şekilde sıralayabiliriz:

♦Kültürpark’ın yönetiminde kamu görevlilerinin yanında konunun uzmanı akademisyen ve profesyonellerle Kültürpark’tan yararlananların ya da konuyla ilgili meslek odalarıyla sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri mutlaka yer almalıdır.

♦ Kültürpark, “Kültürpark Üst Yönetimi”, “Kültürpark Danışma Kurulu” ve “Kültürpark Gönüllüleri” şeklinde birbiri ile ilişkili üçlü bir yapı tarafından birlikte yönetilmelidir.

Kültürpark Danışma Kurulu, Kültürpark ile ilgili tüm meslek odalarıyla sivil toplum kuruluşlarının ve sivil yurttaşların, üniversitelerin, Konak Belediyesi temsilcisi ile Kültürpark’ın çevresindeki mahalle muhtarlarının katılımı ile oluşmalı, bu meclise katılım için herhangi bir sınırlama getirilmemeli, katılım tümüyle gönüllülük esasına dayandırılmalıdır.

Kültürpark Üst Yönetiminin, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından görevlendirilen kamu görevlileriyle uzmanlardan; ayrıca Kültürpark Danışma Kurulu tarafından seçilen temsilcilerin katılımı ile oluşması, yönetimde belediye ve Kültürpark Danışma Kurulu temsilcileri arasında eşit/adil bir dengenin sağlanması uygun olacaktır.

Kültürpark Gönüllülerinin ise tümüyle Kültürpark sevgisi ile çalışacak, yaptığı gözlemler, ürettiği fikirler ve önerilerle Kültürpark Danışma Kurulu‘na ve Üst Yönetimine katkıda bulunacak esnek bir yapılanma olarak örgütlenmesi önerilmektedir. 

Bu öneriler tabii ki, zengin bir tartışma ortamında ele alınıp geliştirilmiş, olgunlaşmış düşünceler değildir. Gelişip olgunlaşması için daha fazla incelenip araştırılmasına ve tartışılmasına gerek vardır.

Kültürpark 20.02.2017

Ama en azından tartışmayı başlatabilecek fikir ve öneriler de olabilirler… Biz de bu düşüncelerin bir tartışmayı başlatmasını, bu konudaki bir hareketi ateşlemesini bekliyor ya da umuyoruz…

Bunu sağlamak amacıyla da, Ali Özkır‘a ait “Kent Parkları Yönetim Modelinin Geliştirilmesi” başlıklı yayınlanmamış doktora tezini, Kent Stratejileri Merkezi isimli Facebook grubunun “Dosyalar” bölümüne ekliyoruz. 

Daha demokratik, daha katılımcı, daha çoğulcu sivil bir Kültürpark yönetimini oluşturmak ve Kültürpark’ı geliştirerek yaşatmak dileğiyle…

İtfaiye Binası’ndan İzmir Kent Müzesi ve Arşivi’ne (3)

Ali Rıza Avcan

Kısa adı APİKAM olan Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nin kuruluşundan bu yana yaptığı hizmetleri ele alıp değerlendirdiğimiz seri yazımızın ikinci bölümünden bu yana tamı tamamına 17 gün geçmiş. Araya giren diğer önemli gündem maddeleri nedeniyle uzun bir ara vermişiz. O nedenle isterseniz kısa bir hatırlatma yapalım.

Yazı dizimizin birinci ve ikinci bölümünde, 2002 yılı Mart ayıında İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Kent Kitaplığı serisi içinde yayınlanan “İtfaiye Binası’ndan İzmir Kent Müzesi ve Arşivi’ne” isimli kitapçıktaki anlatımdan hareketle 2004 yılında faaliyete başlayan Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nin (APİKAM) bir kent müzesi ve arşivi olarak kuruluş amacı ve hedefleri konusunda bilgi vermiş, kurucuların anlatımları üzerinden yapılmak istenenler konusunda ipuçları vermeye çalışmıştık.

Yazımızın bugünkü bölümünde ise İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2004-2015 dönemine ait stratejik planlarıyla performans programlarında ve faaliyet raporlarında yazılı bilgiler üzerinden 2004-2015 döneminde neler yapıldığını ortaya koyup değerlendirmeye çalışacağız. O anlamda kullandığımız tüm verilerin İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait resmi bilgiler olduğunu baştan belirtmemiz gerekiyor.

Ancak bu konuda baştan belirtmekte yarar gördüğümüz bir konu var. O da Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nin (APİKAM) yaptığı çalışmalarla ilgili verilerin ilk yıllarda; özellikle 2004-2009 döneminde daha ayrıntılı ve net olmasına karşın; 2009-2015 dönemindeki bilgilerin giderek daha genel ve anlaşılmaz olduğunu, adeta bilgi vermekten çok tanıtım ve reklam yapmaya yöneldiği; kısacası, bu dönemde daha az bilgi verildiğini söylememiz gerekiyor. Örneğin, 2004, 2005 ve 2006 yıllarında arşiv ve müzeyi ziyaret edenlerin sayısı yaş grupları itibariyle ayrıntılı bir şekilde verilirken 2007’den itibaren ziyaretçilerin sayısı ve profili hakkında bilgi edinmemiz mümkün olmuyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2004-2015 dönemi stratejik planlarıyla performans programlarında ve faaliyet raporlarında yazılı olan bilgileri 2004-2009 ve 2010-2015 şeklinde iki ayrı dönem halinde ele almamız gerekir. Çünkü 2004-2009 döneminde yasal bir zorunluluk olarak belediyenin hedefleriyle yaptığı hizmetlerin sonuçlarını gösteren stratejik planla performans programlarının düzenlenmesi zorunlu olmadığı için bu dönemle ilgili gelişmeler sadece faaliyet raporları üzerinden izleyebiliyoruz. 2010-2015 döneminde ise stratejik planla performans programları mevcut olduğu için bu dönemle ilgili hedefleri ve gerçekleşmeleri bu üç belgeyi; yani stratejik planı, performans programı ve faaliyet raporlarını izleyerek öğrenmemiz mümkün olabiliyor.

s736751

2004-2009 dönemi verilerine baktığımızda;

Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nin kuruluşunda binanın alt salonunda düzenlenen serginin her yıl açık olduğu,

Açılan sergiyi gezen yerli ziyaretçi sayısının 2004 yılında 20.165, 2005 yılında 16.300, 2006 yılında 16.516, 2008 yılında 15.829, 2009 yılında da 10.390 olduğu; 2007 yılıyla 2010 sonrasındaki ziyaretçi sayılarının belli olmadığı,

Açılan sergiyi gezen yabancı ziyaretçi sayısının 2005 yılında 685, 2008 yılında 569, 2009 yılında 322 olduğu; 2004, 2006, 2007 yıllarıyla 2010 sonrasındaki yabancı ziyaretçi sayısının belli olmadığı,

Arşiv ve müze binası dışında açılan sergi sayısının 2008, 2009 ve 2010 yıllarında iki olduğu, 2004-2007 döneminde herhangi bir şekilde açık sergi düzenlenmediği,

Arşiv ve müze binasındaki sergiyi 2004 yılında 124, 2005 yılında 119, 2006 yılında 155 okulun ziyaret ettiği, bu tarihten sonra ziyaretçi okul sayıları belirtilmemekle birlikte ziyaretçi öğrenci sayısının 2008’de 5.201, 2009 yılında da 3.385 olduğu, ziyaretçi öğrenci sayısının 2008 ve 2009 yılları hariç hiçbir şekilde belirtilmediği,

Arşiv ve müze binasında 2004 yılında yapılan 32 toplantıya 1.975, 2005 yılında yapılan 48 toplantıya 2.712, 2006 yılında yapılan 52 toplantıya 3.026, 2008 yılında yapılan 79 toplantıya 3.718, 2009 yılında yapılan 108 toplantıya 7.494 kişi katılmakla birlikte 2007 yılıyla 2010’dan sonraki yıllarda kaç adet toplantı yapıldığına ve bu toplantılara kaç kişinin katıldığına ilişkin bilgilerin verilmediği,

Arşiv ve müze binasını 2004 yılında 78, 2005 yılında 59, 2006 yılında 30 kurum; 2008 yılında 4.983, 2009 yılında 3.734 adet kurum temsilcisi ziyaret ettiği halde 2007-2009 dönemindeki ziyaretçi kurum sayısıyla 2004-2007 dönemindeki kurum temsilcisi sayısının belli olmadığı,

2004 yılında 289.099 belge ile 12.004 görselin tarandığı belirtilmekle birlikte izleyen yıllarda hiçbir bilginin verilmediği,

Bağışçı sayılarının 2004 yılı itibariyle 73, 2005 yılı itibariyle 42, 2006 yılı itibariyle 28 olduğu; bu bağışçıların 2004 yılında 3.370, 2005 yılında 11.070 adet kitap, 2005 yılında 3.528 fotoğraf, 639 kitapçık, 3 harita-plan, 1.399 belge-defter, 15 görsel-işitsel malzeme, 85 ödül-obje bağışladığı; diğer yıllarda ise hiçbir bilginin verilmediği,

2004 yılında tasnifi yapılan 3.370 adet kitaptan 942’sinin, 2005 yılında da tasnifi yapılan 5.622 kitaptan 2.631’inin sisteme girdiği belirtilmekle birlikte izleyen yıllarda bu konuda hiçbir bilginin verilmediği,

2004 yılında 263 yerli, 15 yabancı, 2006 yılında 907 yerli, 2008 yılında 387, 2009 yılında da 550 yerli araştırmacının arşiv ve müzeden yararlandığı belirtilmekle birlikte izleyen yıllarda bu konuda hiçbir bilginin verilmediği,

2008 yılında 9, 2009 yılında 3 kitap, 2007 yılında da 1 adet bina incelemesi ve buna ilişkin kitap basımı yapıldığı belirlenmiştir.

Görüldüğü gibi incelememizin ilk döneminde; yani 2004-2009 döneminde başarıyı ya da başarısızlığını belgeleyen istatistiki verilerin zaman için azaldığı ya da bu konularda kamuoyuna bilgi verilmediği, kurumun giderek kendi içine kapandığı gözlenmektedir.

İncelememize konu olan 2010-2015 döneminde ise bu verilerden elde edebildiklerimiz sadece 2011 ve 2015 yıllarında birer kapalı, 2010 ve 2011 yıllarında ikişer açık sergi, 2013 yılında 1, 2014 yılında 13, 2015 yılında 3 toplantı, 2013 yılında 11, 2015 yılında 7 kitap basımı, 2013 yılında 6, 2014 yılında 3 ve 2015 yılında 1 adet ansiklopedi cildi basımı şeklindeki bilgilerdir.

Stratejik plan, performans programı ve faaliyet raporlarına baktığımızda ise önceden belirlenmiş birçok hedefe ulaşılamadığı net bir şekilde görülür:

Kitap yayını olarak 2010 yılında 13.000 adet kitabın basılması hedeflendiği halde hiçbir baskının yapılmadığı; 2011 yılında 8 adet kitabın 20.000 adet basılması hedeflendiği halde 7 kitabın 7.002 adet; 2012 yılında 15 adet kitabın 15.000 adet basılması hedeflendiği halde 11 kitabın 11.702 adet; 2013 yılında 24 kitabın 24.000 adet basılması hedeflendiği halde 16 kitabın 11.400 adet; 2014 yılında 17 kitabın 17.000 adet basılması hedeflendiği halde 11 kitabın 8.250 adet basıldığı; 2015 yılında 10 kitabın 10.000 adet basımı hedefinin gerçekleşmediği; 2016 yılında 8 kitabın 8.000 adet basımı ile ilgili hedefin gerçekleşmesi ile ilgili rakamların ise o yıllarla ilgili faaliyet raporu henüz düzenlenmediği için belli olmadığı,

2010-2016 dönemindeki “Kentin Tarihsel Dokusu ve Ünik Binaların Tarihlerinin Araştırılması ve Yazımı” faaliyeti ile ilgili performans hedefi her yıl (1) adet olduğu halde bu hedefe sadece 2013, 2014 ve 2015 yıllarında ulaşıldığı, 2010, 2011 ve 2012 yıllarında ulaşılamadığı, 2016 yılı sonucunun ise henüz belli olmadığı,

Kentin Kültürel/Tarihsel Geçmişi Hakkında Kongre, Sempozyum ve Toplantı Düzenlenmesi” faaliyeti ile ilgili performans hedefi doğrultusunda 2011, 2012 , 2013 ve 2014 yıllarında 1’er toplantı yapılması hedeflendiği halde hiçbirinin yapılmadığı,

Kent Müzesi Sergi Salonunda Yapılan Sergilerin Geliştirilmesi ve Tematik Alan Sergilerinin Her Yıl Değişimi” faaliyeti ile ilgili performans hedefi doğrultusunda 2013 yılında 2 serginin düzenlenmesi hedeflendiği halde hiçbir serginin düzenlenmediği,

Yabancı Arşiv ve Müzelerle Ortak Çalışma Projeleri” faaliyeti ile ilgili performans hedefi doğrultusunda 2012, 2014, 2015 ve 2016 yıllarında 1’er adet ortak çalışma projesinin yapılması hedeflendiği halde sadece 2012 yılı hedefine ulaşıldığı, 2014 ve 2015 yılı hedeflerine ulaşılamadığı, 2016 yılında da ne yapıldığı hususu o yıla ait faaliyet raporu henüz düzenlenmediği için belli olmadığı belirlenmiştir.

C5WlfxBWEAEisSS

Dizi yazımıza konu olan Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nin bugüne kadar sürdürdüğü Kent Kitaplığı serisi yayınlarını, APİKAM‘a ait web sayfasındaki bilgilerle “İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı Yayın Kataloğu” ve Kent Kitaplığı Kitap Fiyat Listesi üzerinden incelediğimizde ise Nisan 2000-Mart 2003 döneminde 6 sayı yayınlanıp daha sonra yayınına son veren İzmir Dergisi, 2 adet ansiklopedi (11 ciltlik İzmir Ansiklopedisi ile 1 ciltlik İzmirli Ressamlar Ansiklopedisi) ve 2000-2017 döneminde yayınlanan (119) adet kitap, İzmir’in tarihi, coğrafyası, kültür ve sanatı açısından çok değerli yayınlar olmakla birlikte bugüne kadar sürdürülen yayın politikasının gerek yetersiz kitap basım adetleri gerekse çoğu İzmirlinin el süremeyeceği yüksek fiyatlar; ayrıca uzun yıllar kredi kartıyla satış yapılmaması ve halen online kitap satışına geçilmemiş olması nedeniyle sorunlu olduğu söylenebilir.

Yayınlanan 119 adet kitabı incelediğimizde de 8 kitabın (% 6,72) 2000 yılında, 16 kitabın (% 13,44) 2001 yılında, 12 kitabın (% 10,08) 2002 yılında, 9 kitabın (% 7,56) 2003 yılında, 4 kitabın (% 3,36) 2004 yılında, 1 kitabın (% 0,85) 2005 yılında, 1 kitabın (% 0,85) 2006 yılında, 1 kitabın (% 0,85) 2007 yılında, 10 kitabın (% 8,40) 2008 yılında, 4 kitabın (% 3,36) 2009 yılında, 2 kitabın (% 1,68) 2010 yılında, 9 kitabın (% 7,56) 2011 yılında, 11 kitabın (% 9,25) 2012 yılında, 10 kitabın (% 8,40) 2013 yılında, 5 kitabın (% 4,20) 2014 yılında, 6 kitabın (% 5,04) 2015 yılında, 10 kitabın (% 8,40) 2016 yılında yayınlandığı, kitapların 16‘sının (% 13,44) “İBB Kent Kitaplığı”, 2‘sinin (% 1,68)  “İBB”, 1‘inin (% 0,85) “İBB Kültür Hizmeti”, 64‘ünün (% 53,78) “İzmir Kent Kitaplığı”, 13‘ünün (% 10,92) “APİKAM” adıyla yayınlandığı, 23‘ünde (% 19,33) hiçbir yayıncı isminin belirtilmediği; en fazla kitabı yayınlanan yazarların ise 5 kitapla İlhan Pınar, 4 kitapla Zeki Arıkan ve A. Nedim Atilla olduğu görülmüştür. 

2013-2015 döneminde basımı yapılan (11) ciltlik İzmir Ansiklopedisinin gerek içerik  ve yöntem gerek yüksek fiyatlar gerekse yetersiz basım adetleri itibariyle beklenen faydayı sağlayamadığı rahatlıkla söylenebilir. Çok az sayıda basıldığı için İzmir’deki kütüphanelere, özellikle de okul kütüphanelerine verilmeyen toplam (11) cildin şu andaki toplam satış fiyatının 1.000.-TL. olduğunu dikkate aldığımızda, hangi ortaokul, lise ya da üniversite öğrencisinin bu ansiklopediye ulaşabileceği, bu ansiklopediyi yayınlayanlara sorulması gereken güzel bir sorudur.

Ayrıca incelediğimiz faaliyet raporlarından edindiğimiz bir izlenim de, Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nin (APİKAM) son yıllarda giderek belediyenin diğer birimlerine görsel malzeme ve grafik desteği veren bir birime dönüştüğü, kendisine ait görev ve hizmetleri yapmaktan, hedefleri gözetmekten çok diğer birim ve hizmetlere lojistik destek sağladığı şeklindeki uygulama ve anlatımlardır.

Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nin (APİKAM) son yıllarda kıyıda köşede kalmasının en önemli nedenlerinden biri de, bir zamanlar ucuzluğu ve menüsünün çeşitliliği nedeniyle sıkça ziyaret ettiğimiz arka bahçesindeki yeme-içme tesisinin, bir Sayıştay denetçisinin raporu nedeniyle kapatılmış olması ve bunu izleyen dönem içinde buranın yeniden, eskisi gibi bir ilgi merkezi olacak şekilde işletmeye alınmamış, bunun için bir çözüm üretilmemiş olması olabilir. O nedenle bu boş mekânla arşiv ve müze binası arasındaki o eski canlı bir ilişkinin bir an önce yeniden kurulması gerekmektedir.

0010_BINANI

Yukarıda sıralayıp göstermeye çalıştığımız bütün bu ayrıntılı bilgi ve verilerden de anlaşıldığı üzere, Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nin (APİKAM), kurulduğu günden bu yana, ilk yıllardaki canlılık ve verimlilik dışında gün geçtikçe hedeflerinden uzaklaştığı ya da o hedeflere ulaşamadığı, kendisinden beklenenleri karşılayamayan bir konuma ulaştığı; gerek yönetim kadrosu gerekse bu kadronun belediye bürokrasisi ile ilişkileri çerçevesinde ortaya koyduğu düşük performansıyla, şimdilerdeki rakibi İzmir Akdeniz Akademisi‘ne yol veren başarısız bir çizgiye geldiği söylenebilir.

Gelecek yazımızda ise kent arşivi ve müzesinin bugüne kadarki yönetim yapısı ile ilgili değerlendirmelerimizi paylaşıp bunlar böyle yapılması gerekenlerle ilgili önerilerimizi somutlamaya çalışacağız…

Devam Edecek…

Satın aldık ama sonrası…

Bugün, Konak Belediyesi tarafından eski belediye başkanı Hakan Tartan’ın döneminde 5 Milyon liraya satın alınan; ancak o tarihten bu yana dokunulmadığı için her an yıkıma uğrayabilecek tarihi, kültürel bir değerden söz edip bu konuda görevli olanlara küçük bir hatırlatma yapmak istiyoruz.

Sözünü ettiğimiz tarihi, kültürel değer Kemeraltı Kestelli Caddesi yakınındaki, tapunun 119 Ada, 4 Parselinde bulunan tarihi konak. Bir dönem Alanyalı ailesine ait olduğu için ‘Alanyalı Konağı’ olarak tanınan; ancak daha eski kayıtlara göre Yemişçizade ailesi tarafından yaptırıldığı için ‘Yemişçizade Konağı’ olarak adlandırılması gereken tarihi bir konak.

01
Yemişçizade Konağı Ön Cephe
02
Yemişçizade Konağı Ön Cephe
03
Yemişçizade Konağı Ön Cephe

04

Konak Belediyesi’ne ait web sayfasının ‘Kentsel Projeler’ bölümü bilgilerine göre sözkonusu konak, “Neoklasik üsluptaki cephe düzeni ve zengin süslemeli tavanları ile özgünlüğünü korumuş, nitelikli bir yapı. Bodrum kat ile birlikte toplam 3 kattan oluşan yapının ön cephesi orta aksında bulunan çatı üçgen alınlığı ve ahşap bir cumba ve giriş ile vurgulanmıştır. Geniş bir sofa ve iki yanda sıralanmış odalardan oluşan iç mekan alçı tavan göbekleri ve yer yer altın yaldızla boyanmış süslemelerle zenginleştirilmiştir.

Mülkiyeti Konak Belediyesi’ne ait olan tescilli yapının restorasyon projeleri hazırlatıldıktan sonra gezi evi, butik otel, belediye konuk evi vb. sosyo-kültürel bir işlevle kullanılması planlanmaktadır.

Bildiğimiz kadarıyla 19. yüzyılın sonuyla 20. yüzyılın başında yapıldığı bilinen tarihi konak, 3 katta toplam 1.838 metrekarelik bir alana sahip. Tavanları ve duvarları çok güzel el işlemesi resim, desen ve alçı süslemelerle kaplı.

06

07

08

09

10

Yaptığımız araştırmalarda bir dönem tapu kadastro müdürlüğü, askerlik dairesi, Kestelli Kız Ortaokulu ve öğrenci yurdu olarak kullanıldığı anlaşılan bu tarihi yapının çatısı, hatırladığımız kadarıyla geçtiğimiz yıllarda Fransız çatı restoratörleri tarafından incelenmiş ve yapının zarar görmemesi için çatının bir an önce onarılması gerektiği belirtilmişti.

Ancak binanın alışından bu yana 4, Fransız restoratörlerin yaptığı incelemenin üzerinden 2 yıl geçmiş olmasına karşın binanın bir türlü restore edilmediği, hangi amaçla ne şekilde kullanılacağına karar verilmediği biliniyor.

11

12

13

14Konak Belediyesi’ne ait Ocak 2017 tarihli Konak Gazetesi’nin son sayısında “Konak’ta Dev Kamulaştırma” başlığı altında manşetten verilen haberde Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş’ın “göreve geldiğimizde belediyeye ait bir mendil büyüklüğünde boş yerimiz dahi yoktu. İki yıllık süreçte hem yeni yatırımlar yaptık hem de yeni mülkler satın aldık” dediğini görünce, ister istemez her kuvvetli yağış olduğunda “acaba kiremitler kırıldı mı, yağan yağmur içeriye aktı mı” diye düşünüp endişelendiğimiz ‘Yemişçizade Konağı’nın bu tehlikelerden kurtarılması için ve yapılan 5 Milyon liralık satın alma işlemine anlam kazandırmak amacıyla bu tarihi yapı ile ilgili restorasyonun bir an önce başlatılmasını bekliyor, unutulmuş bu yapı ile ilgili yapılması gerekenleri hatırlatmanın bir kentli olarak görevimiz olduğunu düşünüyoruz.

05

İnsan kaynağını heba etmek…

Ali Rıza Avcan

Bugün size yepyeni, taptaze bir insan kaynağı kıyımından söz etmek istiyorum.

Geçtiğimiz hafta sonunda aldığımız bir habere göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde başta Ulaşım Daire Başkanı Fidan Aslan olmak üzere bir grup ESHOT yönetici ve çalışanı görevden alınarak yerlerine yeni görevlendirmeler yapılmış.

Bu durum, İzmir Büyükşehir Belediyesi için yeni bir durum değil. O nedenle fazla yadırgamamamız gerektiğini biliyoruz.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Ahmet Piriştina’nın ölümünden bu yana Aziz Kocaoğlu’nun uzun, yıllanmış devr-i iktidarında kâh seçim sonralarında kâh bir kızgınlık ya da bir hesaplaşma anına gelen birçok kıyım yaşadı bu belediye…  

Tercüme krizi denildi ve bu gerekçe bir fırsata dönüştürülerek bir genel müdürle birlikte geniş bir uzman kadrosu harcandı gitti… Bir mahkeme süreci denildi ve bu süreçte hepimizin bildiği, tanıdığı isimlere sahip çıkılmayarak  değerli bir grup uzman küstürüldü… Birçok değerli bürokrat ilgi, bilgi ve deneyim sahibi olmadıkları yerlere, sürgün edilircesine gönderildiler… Bu kadar kıyımın olduğu bir kentte mevcut insan kaynağının sonuna gelindiğinde de çareyi, Ankara’dan, Melih Gökçek’in eski üst düzey bürokratlarını ya da başarısız bulunduğu için yeniden tercih edilmeyen belediye başkanlarını getirerek bu açığı kapatmaya çalıştılar…

Haliyle İzmir gibi kendi hemşehrisine, her düzeydeki ilişkisinde kendi çocukluk, okul ya da mahalle arkadaşlarına ya da İzmirlilere öncelik veren bir kentin belediyesinde İzmirli ve İzmirli olmayan diye iki büyük grup yaratıldı. İzmir dışından gelen kadro kısa zaman içinde stratejik önemi olan üst konumlara getirildiği ve bu grubun lideri belediyenin 2 numaralı makamına kadar yükseltildiği için İzmirli kadrolar bu yeni dışarlıklı güç odağı karşısında ya susarak pasif kalmayı ya da bu yeni grubun şakşakçılığına soyunup “kraldan çok kralcı” olmaya çalıştılar.

s466982

Bu kıyımın en son dalgasında gidişine en çok üzüldüğümüz isimlerden biri de Ulaşım Dairesi Başkanı Fidan Aslan olmuştur. Kendisiyle 2015 yılı Ağustos ayında başlayan ve bugünlerde sonuçlanması beklenen İzmir Ulaşım Ana Planı güncellenmesi çalışmaları nedeniyle tanıştık.

Kendisi, İzmir Ulaşım Ana Planı çalışmalarının sivil toplum kuruluşlarıyla ele alınıp tartışıldığı toplantıda heyecanlı, dinamik ve atak bir yönetici olarak karşımıza çıkmıştı. Yapmak istediklerini ve o an yeni başlattıkları “Tam Adaptif Trafik Yönetim, Denetim ve Bilgilendirme Sistemi” projesi konusunda ardı arkası gelmeyen açıklamalar yapan biri olarak tanımıştık kendisini. Yapılan her toplantıya katılarak kendisine yaptığımız eleştirilere aldırmadan bıkmaz usanmaz bir şekilde, zaman zaman rol de çalarak yapmak istediklerini anlatıyordu bizlere.

Yaptığımız ilk toplantıda birbirimizin farklı konumlarda, farklı düşüncelerde olduğunu anlamakla birlikte aramızdaki ilişki ve iletişimi zaman içinde güçlendirdik. Kâh şahsi olarak uzun saatler yüz yüze görüştük kâh onun teknoloji hayranlığı ile dolu “Tam Adaptif Trafik Yönetim, Denetim ve Bilgilendirme Sistemi” tiratlarını engin bir tahammül gücüyle dinledik.

Ondaki samimiyeti, heyecanı ve “fincancı katırlarını ürküten” sahiplenme duygusunu gördükçe de onun adına korkarak onu uyardığımız, bu tutumu nedeniyle her an görevinden uzaklaştırılabileceğini, yarın öbür gün başka bir ulaşım dairesi başkanı ile muhatap olabileceğimizi hatırlattık kendisine. Hatta, “İzmir Ulaşım Ana Planının asıl sahibi belediye başkanıdır, o nedenle toplantı ve görüşmelerde sizinle değil onunla muhatap olmak istiyoruz” diyerek onu bu tehlikelerden uzak tutmak istediğimiz durumlar bile oldu.

Kendisi uygulamakta olduğu “Tam Adaptif Trafik Yönetim, Denetim ve Bilgilendirme Sistemi” projesi konusunda o kadar heyecanlı, istekli ve başarı odaklı idi ki; kendisine milat olarak seçtiği 1 Ocak 2017 sonrasında her şeyin güllük gülistanlık olacağını ifade ettiği için zaman zaman “Fidan Bey, bu sizin bahsettiğiniz sistem bir bilgisayar oyunu değil. İşin içine insanların ve onların tutum ve davranışlarının girdiği bu tür işlerde her şey bir bilgisayar oyununda olduğu gibi gerçekleşmez. Siz o nedenle bu işin risklerini de dikkate alıp ona göre konuşun, ortamı ona göre hazırlayın” deyip 1 Ocak 2017 sonrasında “Tam Adaptif Trafik Yönetim, Denetim ve Bilgilendirme Sistemi”nde  bir arızayla karşılaştığımızda ilk arayıp şikayette bulunacağımız kişinin kendisi olacağını esprili bir dille anlatmaya çalışıyorduk.

Bugün ise sevgili Fidan Aslan, hiç de hak etmediği halde kendisine uygun görülen başka bir görevde. Ulaşım Dairesi Başkanı olarak yeni bir kamu görevlisi ile karşı karşıya olacağız. Hem de İzmir Ulaşım Ana Planı güncelleme çalışmalarının bitmek üzere olduğu bir dönemde.

izmir-trafigi-akillanacak

Şimdi bu durumda çıkıp sormak gerekiyor:

Ulaşım Dairesi Başkanı Fidan Aslan ile tanımadığımız diğer ESHOT görevlileri, İzmir Ulaşım Ana Planı çalışmalarının bitmek üzere olduğu bir süreçte niye görevden alınmışlardır? Bu görevliler aynı zamanda “kamu görevlisi” olduklarından kamu adına sormak istiyoruz ki; görevden alınmalarında dikkate aldığınız başarısızlıkları ya da yetersizlikleri nelerdir? Bu karar ve yeni görevlendirmeler için bir performans değerlendirmesi yapılmış mıdır? İzmir Ulaşım Ana Planı çalışmalarında Ulaşım Dairesi Başkanı Fidan Aslan‘la birlikte çalışmış, kendisini yer yer eleştirmekle birlikte onunla düzeyli bir tartışma, hoşgörülü bir ilişki geliştirmiş sivil toplum aktörleri olarak soruyoruz ki, bu görevden alma ve yeniden görevlendirmelerde dikkate aldığınız kriterleriniz nelerdir? Görevden aldıklarınızı ve yeni görevlendirdiklerinizi neye göre belirleyip seçtiniz?

Yoksa, belediye koridorlarında sıkça söylendiği gibi bu operasyon, Ankara’dan gelen Buğra Gökçe-Bülent Tanık ekibinin geleceğe yönelik yeni bir hamlesi midir? Böylelikle yeni Genel Sekreter Buğra Gökçe‘ye bağlı, kendisinin sözünden çıkmayan yeni bir belediye grubu mu yaratılmak istenmektedir?

Ayrıca hazırlanmakta olan İzmir Ulaşım Ana Planına bu süreçte AKP iktidarından yana bir yön mü verilmek, iktidarın tepeden inme bir şekilde gündeme getirdiği “İzmir Körfez Geçişi Projesi”ne belediye içinden gelebilecek bir karşı çıkış mı engellenmek istenmektedir? “Köprüyü geçerken at değiştirmenin” gerçek nedeni nedir? 

Her şeyden önemlisi, İzmir Büyükşehir Belediye başkanı ve yöneticileri, yönetmeyi ne zaman öğrenip belediyeyi insanları harcamadan, suçu başkalarına atmadan iyi yönetmeye başlayacaklardır?

Anlıyoruz, belediye duyurularında söylendiği gibi “İzmir trafiği akıllanacak” ama; yönetimi ne zaman akıllanıp insan kaynakları konusunda akılcı çözümler bulup uygulayacak? Sanırım sorulması gereken asıl soru budur….

Yanıtlanan ve yanıtlanmayan sorular…

Geçtiğimiz günlerde; daha doğrusu 14 Mart 2017 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne, Kent Stratejileri Merkezi olarak mümkün olduğunca izlemeye, yapılan olumlu, güzel işler dışında eksik ve yanlışlıkları da göstererek çözüm önermeye çalıştığımız ‘İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi’ hakkında Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde birkaç soru yönelttik.

Bu sorularda aynen şöyle söyledik:

Belediyenize ait duyuru, haber ve tanıtımlarda, 2013 yılından bu yana dört bölge itibariyle uygulanmakta olduğunuz ‘İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi’ ile ilgili genel tasarım projelerini hazırlayan akademisyenlerin, değişik mimarlık, mühendislik, planlama ve tasarım firmalarının sahipleriyle yönetici ve çalışanlarının; ayrıca, bu konularda uzman olanların bütün bu işleri ‘gönüllü’ olarak yaptıkları belirtmiş olmanıza karşın değişik kaynaklardan edindiğimiz bilgi duyumlarda, yapılan bütün bu işler karşılığında ‘sponsor katkısı’ adı altında değişik inşaat şirketlerinin bu tasarım ekibinin üyelerine ödemeler yaptığı iddia edildiğinden, ‘İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi’nin genel tasarımlarını hazırlayan ekip üyelerinin bir kısmına ya da tümüne belediyenizce, belediyenize bağlı şirketlerce ya da belediyenizin aracılığıyla herhangi bir özel ya da ticari kuruluştan ödeme yapılıp yapılmadığının; şayet ödeme yapılmışsa kimlere hangi tarihlerde ne miktarda ödeme yapıldığının bildirilmesini, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ve Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca rica ederim.

tasarim_forumu.jpg (1)

Bundan aşağı yukarı iki ay önce yine bu sayfalarda verdiğimiz ve bu vesileyle yeniden anımsatmak istediğimiz bilgilere göre, ‘İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nin İzmir Körfezi’ndeki dört ayrı bölgesinden sorumlu olan proje ekibi şu şekilde belirlenmişti:

Proje Başlangıç Ekibi: Aziz Kocaoğlu (Belediye Başkanı), Prof. Dr. İlhan Tekeli (Şehir Plancısı), Doç. Dr. Serhan Ada (Bilgi Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı), Ali Süha Sabuktay (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı), Nevzat Sayın (Mimar, NSMH), Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi), Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık), Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu (Yaşar Üniversitesi), Prof. Dr. Sezai Göksu (Dokuz Eylül Üniversitesi), Han Tümertekin (Mimar, Han Tümertekin Proje), Prof. Dr. H. Murat Günaydın (İTÜ),

Proje Danışmanları: Aziz Kocaoğlu (Belediye Başkanı), Ali Süha Sabuktay (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı), Mehmet Ural (Belediye Başkan Danışmanı),

Proje Koordinatörü: Prof. Dr. İlhan Tekeli (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı),

Proje Grup Koordinatörleri: Mehmet Kütükçüoğlu (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi), Nevzat Sayın (Mimar, NSMH), Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık), Doç. Dr. Serhan Ada (Bilgi Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı),

Proje İletişim Koordinatörü: Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu (Yaşar Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı),

4 ayrı bölgenin kendi içindeki görev dağılımı ise şu şekilde belirlenmişti:

1) Mavişehir-Karşıyaka-Alaybey Bölgesi

Proje Grup Koordinatörü: Mehmet Kütükçüoğlu (Y.Mimar, Teğet Mimarlık),

Proje Tasarım Ekibi: Evren Başbuğ (Y. Mimar, Steb), Umut Başbuğ (Mimar, Steb), Hüseyin Komşuoğlu (Mimar, Steb), Can Kaya (Y. Mimar, Kıyıda), Tuba Çakıroğlu Özerim (Mimar, Kıyıda), Erdem Yıldırım (Y. Mimar, Kıyıda), Meriç Kara (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Meriç Kara Tasarım), Ebru Bingöl (Peyzaj Mimarı, Kentsel Tasarım Uzmanı, İYTE), Korhan Şişman (İç Mimar, Aydınlatma Uzmanı, Planlux), Elif Ayalp (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Planlux), Hande Ciğerli (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Caner Bilgin (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Ramazan Avcı (Mimar, SCRA), Seden Cinasal Avcı (Mimar, SCRA), Düşra Korkmaz (Mimar, TH&İDİL), Özlem Arvas (Mimar), Nedim Can Karyaldız (Mimar), Sinan Demirel (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), İklim Topaloğlu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), Beyza Karasu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), Sümeyye Komşuoğlu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb),

Danışmanlar: Ersin Pöğün (Mimar), Vedat Tokyay (Mimar), Yusuf Okçuoğlu (Kent Plancısı, Ulaşım Uzmanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi), Güven İncirlioğlu (Y. Mimar, Sanatçı, XURBAN), Özcan Kaygısız (Mimar, Steb), Ömer Ünal (Mimar, Nurus),

Mühendisler: Cemal Çoşak (Y. İnşaat Mühendisi, Methal Mühendislik), Levent Ünal (Elektrik Mühendisi, Levay Enerji), Mustafa Boz, Salih Emre Damar, Önder Demirdöven, (Makine Mühendisi, Atasan Mühendislik), Bülent Örün, Mustafa Şahin.

2) Alaybey-Bayraklı-Alsancak Bölgesi

Koordinatör: Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi)

Proje Ekibi: Metin Kılıç (Mimar), Dürrin Süer (Mimar), Merih Feza Yıldırım (Mimar), Serdar Uslubaş (Mimar), Deniz Güner (Mimar), Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu (Şehir Plancısı, İYTE, Belediye Başkan Danışmanı), Hamidreza Yazdani (Şehir Plancısı), Özlem Perşembe (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Can Aysan (Endüstri Ürünleri Tasarımı), İpek Kaştaş (Peyzaj Mimarı), Gökdeniz Neşer (Gemi Teknolojisi, Gemi Mühendisliği), Prof. Dr. Adnan Kaplan (Peyzaj Danışmanı, Ege Üniversitesi), 

Peyzaj Danışmanı Yardımcıları: Damla Duru (Mimar), Alican Helvacıoğlu (Mimar), Duygu Görgün (Mimar), Betül Çavdar (Peyzaj Mimarlığı Öğrencisi), Onur Bayazıt (Mimarlık Öğrencisi), Mehmet Yılmaz (Mimarlık Öğrencisi), Caner Soyer (Mimarlık Öğrencisi), Burak Bakö (Mimar), Erdem Bakırbek (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Deniz Özgür (Endüstri Ürünleri Tasarımı), İrem İnce (Şehir Plancısı), İdil Hasanköyoğlu (Şehir Plancısı), Erdal Gümüş.

3) Konak-Alsancak Bölgesi

Koordinatör: Nevzat Sayın (Mimar, NSMH),

Proje Yürütücüsü: Boğaçhan Dündaralp (Mimar, DDRLP),

Proje Ekibi: Boğaçhan Dündaralp (Mimar, DDRLP), Berna Dündaralp (Mimar, DDRLP), Lale Ceylan (Mimar), H. Cenk Dereli (Mimar, Nobon), Sedef Tunçağ (Mimar), Elif Pekin (Mimar, PAO Mimarlık), Nizami Karimov (Mimar), Narin Temel (Mimar), Arzu Nuhoğlu (Peyzaj Mimarı, Arzu Nuhoğlu), Belma Şahiner (Peyzaj Mimarı, Arzu Nuhoğlu), Zeynep Pak (Peyzaj Mimarı, TakeNot), Yrd. Doç. Dr. Mine Ovacık Dörtbaş (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Yaşar Üniversitesi), Ezgi Yelekoğlu (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Ezgi Yelekoğlu), Murat Barışcan (İnşaat Mühendisi, Barma Mühendislik), Savaş Eyit (İnşaat Mühendisi, Barma Mühendislik), Namık Onmuş (Elektrik Mühendisi, Onmuş Elektrik), Taner Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Burcu Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Hakan Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Tunç Gökçe (Marina Danışmanı, Artı Proje), Prof. Adnan Kaplan (Peyzaj Danışmanı, Ege Üniversitesi), Yusuf Okçuoğlu (Ulaşım Danışmanı, Şehir Plancısı, İzmir Büyükşehir Belediyesi).

4) Konak-İnciraltı Bölgesi

Koordinatör: Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık),

Proje Ekibi: Seçkin Kutucu (Mimar), Ebru Yılmaz (Mimar), Ferhat Hacıalibeyoğlu (Mimar), Deniz Dokgöz (Mimar), Orhan Ersan (Mimar), Yrd. Doç. Dr. Ufuk Ersoy (Mimar, İYTE), M. Serhat Akbay (Mimar), Clarissa Ersoy (Mimar, İYTE Öğretim Görevlisi), Özlem Perşembe (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Can Aysan (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Deniz Özgür (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Erdem Batırbek (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Arzu Nuhoğlu (Peyzaj Mimarlığı, Arzu Nuhoğlu), Nuran Mercan Altun (Peyzaj Mimarlığı), Cemal Onur Alpay (Peyzaj Mimarlığı), Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu (Şehir Plancısı, İYTE, Belediye Başkan Danışmanı), Hamidreza Yezdani (Şehir Plancısı), Gökdeniz Neşer (Deniz Teknolojisi, Gemi Mühendisliği).

Mimari Tasarım Yardımcıları: Turgut Şakiroğlu, Pelin Aykutlar, Işılay Sheridan, Volkan Ayvalı, Mert Gültekin, Berk Ekici, S. Müge Halıcı, Derya Güngör, Ozan Tuğsan Altuğ, Gülcan Afacan, Volkan Barbaros, Serra Çakır, Bora Örgülü, Aslı Duru Meriç, Zeynep Burçoğlu, Burcu Köken, Ece Uyar, Fatma Gençdoğuş, Şebnem Çakaloğulları, Melis Varkal, Tuğba Doğu, Azize Andıç,

İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nde çalışacağı belirtilen dördü İzmir Körfezi’nde, biri de seyir terasları konusunda görevli beş tasarımcı gruptan oluşan fikir projesi ekibinin proje grup koordinatörü, proje koordinatörü, proje iletişim koordinatörü, koordinatör, proje yürütücüsü, mimari tasarım, mimari tasarım yardımcıları, endüstri ürünleri tasarımı, peyzaj tasarımı, makine mühendisi, elektrik mühendisi, inşaat mühendisi ulaşım danışmanı, şehir plancısı, deniz teknolojisi, danışman uzmanı, stajyer öğrenci ve öğrenci olmak üzere toplam 124 kişiden oluştuğu anlaşılmaktadır.

002

İçlerinde ülkemiz açısından çok değerli akademisyenlerin, mimarlık, mühendislik, planlama ve tasarım firmalarının sahibi, ortağı, yöneticisi ve çalışanı olan uzmanların yer aldığı bu 124 kişilik ekibe, ki bu değerli isimlerin bir kısmı İzmir dışından gelip gittikleri halde yaptıkları tasarım çalışmaları için ücret, telif ücreti, konaklama ve  ulaşım bedeli hiçbir ödemenin  yapılmamış olması, bütün bu işleri ‘gönüllü’ olarak üstlenmiş olmaları bizde hem takdir hem de “emek en yüce değerdir” anlayışından hareketle onlara bu işin bedelinin ödenmesi gerektiği düşüncesinin doğmasına neden oldu. Eğer bütün bu işler yüce bir gönüllülük anlayışıyla hiçbir karşılık beklenmeksizin yapılmışsa; ayrıca bu proje Şehir Plancıları Odası Genel Merkezi’nin 2015 yılı ‘Raci Bademli İyi Uygulamalar Ödülünü kazanmışsa buna neden olan değerli ekip üyelerinin 2013 yılından bu yana güzel bir değerbilirlik örneği olarak ödüllendirilerek onurlandırılması gerekirdi.

Oysa İzmir Büyükşehir Belediyesi Kentsel Tasarım ve Kent Estetiği Şube Müdürü; aynı zamanda sözkonusu projenin koordinatörü olan Hasibe Velibeyoğlu, Arkitera Dergisi’ne verdiği röportajda bırakın ödüllendirmeyi, bu projenin “çok sayıda gönüllü tasarımcının kollektif eseri olarak ortaya çıkan tasarım ürünü toplumun değişik kesimlerinin eleştirilerine önerilerine açıldı” diyerek bütün bu süreçleri belediyenin proje üretme anlayışına getirilen yenilik ve açılımlar olarak yorumluyordu.¹

Diğer yandan da mühendislik, mimarlık, planlama; ama özellikle tasarım sektöründen aldığımız duyumlarda fikir projelerini üreten bu ekip üyelerine alışık olmadığımız yol ve yöntemlerle ödemeler yapıldığını; hatta bu konuda bazı anlaşmazlıkların da yaşandığını iddia ediyordu.

İşte tam da bu nedenle, bilginin kaynağına giderek doğru bilgiyi öğrenmenin tam zamanıdır dedik ve 14 Mart 2013 tarihli dilekçeyi vererek işin doğrusunu öğrenmek istedik.

003

14 Mart 2017 tarihli bilgi edinme talebimiz üzerine geçtiğimiz günlerde aldığımız iki ayrı resmi yazıdan biri olan Etüd ve Projeler Dairesi Başkanlığı’na ait ve Etüd ve Projeler Dairesi Başkanı Hülya Arkon tarafından imzalanan 16.03.2017 tarih, 28074877-622.01-E.67480 sayılı yazıda, “İzmirdeniz projesinin fikir aşamalarında Müdürlüğümüzce yapılmış herhangi bir proje hizmeti alımı bulunmamaktadır” denilerek konunun Mali Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından incelenmesi isteniyordu. 

Mali Hizmetler Dairesi Başkanlığı’na ait ve Mali Hizmetler Dairesi Başkanı Aydın Güzhan tarafından imzalanan 17.03.2017 tarih, 73568193-804.01-E.68740 sayılı yazıda ise “İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi kapsamında, Etüd ve Projeler Dairesi Başkanlığı’nın 16.03.2017 tarihli yazısında da belirtildiği gibi proje kapsamında hizmet alımı yapılmamıştır.” denilerek belediyeden hiçbir ödemenin yapılmadığı konusuna netlik kazandırılıyordu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelttiğimiz soruların bir kısmına bu şekilde yanıt almakla birlikte iddialara ya da duyumlara konu olan asıl sorular ise henüz yanıtlanmamış durumda. Belediyeye bağlı şirketlerden ya da belediye dışı kaynaklardan bir ödeme yapılıp yapılmadığı konuları henüz öğrenilmiş değil.

O nedenle, yaptığımız bilgi edinme başvurusunun yasal süresi henüz dolmadığından, bu sürenin biteceği 29 Mart 2017 tarihine kadar yanıtlanmamış sorulara cevap veren yeni yazıları beklediğimizi ifade edip, bu tür bilgilerin bizlerin bu tür çabalarına konu olmaksızın doğrudan doğruya İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılarak kamuoyunun doğru ve sağlıklı bilgilerle aydınlatması gerektiğini de hatırlatmak isteriz.


¹ http://www.arkitera.com/soylesi/912/hasibe-velibeyoglu-izmirkiyi-soylesisi

Var olanı korumak…

Bugün size, 1998 Nİsan ayında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yayınlanan “İzmir Büyükşehir Belediyesi Resim Koleksiyonu” isimli 19 yıllık bir kitaptan söz etmek istiyorum.

Şu an itibariyle sahaflık olan bu kitabın hazırlığını yapan; daha doğrusu havasız depolarda kirlenip tahrip olan tabloları daha uygun koşullara taşıyarak ve onartarak bu kitapla belgeleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi Sanat Danışmanı Mülkiyeli sevgili ablamız Alev Bursalıoğlu‘na İzmir’e ve sanat dünyasına yönelik bu hizmeti için ne kadar teşekkür etsek azdır.

Sözünü ettiğimiz bu kitapta yerli ve yabancı toplam 28 ressama ait özgeçmişlerle toplam 33 tablonun fotoğrafları bulunuyor. 

Tabloları olan yerli ve yabancı ressamların isimleri şu şekilde sıralanabilir: Aydın Akdeniz, Cengiz Arsal, Aygül Arslan, Atilla Atar, Cavit Atmaca, Sevgi Avcı, Nazım Baykişiyev, Ethem Baymak, Aliye Berger, Şeref Bigalı, Mehmet Boztaş, Cemalettin Çoğulu, Metin Eloğlu, Nurettin Ergüven, Mustafa Esirkuş, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Adem Genç, Yaşar Ali Güneş, Mustafa Hazar, M. Tüzüm Kızılcan, Bilun Marmara, Ünsal Toker, Feriha Tuğran, Umur Türker, Paul Wunderlich, İsmail Yalçın, İsmail Yıldırım, Adrian Zisu.

Bu güzel ve yararlı yayını inceledikten sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin şimdiki yöneticilerine de, bu kitabın yayınlandığı tarihten bu yana 19 yıl geçtiği ve bu sürede koleksiyona bağış ya da alım yöntemiyle yenilerini eklendiğine göre, koleksiyonun son durumunu gösteren yeni bir kitabın, düzenlenecek özel bir sergi ile yayınlanması zamanının geldiğini de hatırlatmak istiyoruz.

SCX-3200_20170318_11564104
Aydın Akdeniz, “Hera“, 67×95 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
SCX-3200_20170318_11570700
Cengiz Arsal, “Peyzaj“, 36×29 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya (1996)
SCX-3200_20170318_11573109
Aygün Arslan, “Bir Varoluş Biçimi“, 65×80 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
SCX-3200_20170318_11575704
Atilla Atar, “Dönüşüm“, 83×103 cm, Litografi
SCX-3200_20170318_11581908
Cavit Atmaca, “İnciraltı“, 41×49 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
SCX-3200_20170318_11584308
Sevgi Avcı, “Peyzaj“, 110×110 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1994)
SCX-3200_20170318_11590602
Nazım Baykişiyev, “İsimsiz“, 90×90 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1992)
SCX-3200_20170318_11592804
Ethem Baymak, “Bosna Hersek’den“, 42×50 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
SCX-3200_20170318_11595005
Ethem Baymak, “Bosna Hersek’den“, 49×53 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
SCX-3200_20170318_12001105
Aliye Berger, “Mevleviler“, 50×42 cm, Pastel
SCX-3200_20170318_12433301
Şeref Bigalı, “Dertli“, 89×130 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1968)
SCX-3200_20170318_12440107
Şeref Bigalı – “Mezar Taşı“, 55×65 cm, Duralit Üzeri Yağlıboya (1964)
SCX-3200_20170318_12442301
Şeref Bigalı, “Gri Kompozisyon“, 66×100 cm, Çuval Üzerine Yağlıboya (1968)
SCX-3200_20170318_12444501
Mehmet Boztaş, “Buca’dan“, 50×60 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1996)
SCX-3200_20170318_12450705
Cemalettin Çoğulu, “Natürmort“, 69×77 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya
SCX-3200_20170318_12452802
Metin Eloğlu, “Soyut“, 40×34 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya
SCX-3200_20170318_12454907
Nurettin Ergüven, “Yeşilli Kompozisyon“, 41×60 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya
SCX-3200_20170318_12461206
Mustafa Esirkuş, “Boyunduruk Korkusu“, 94×73 cm, Karışık Teknik
SCX-3200_20170318_12463501
Bedri Rahmi Eyüboğlu, “Balık“, 69×28 cm, Duralit Üzeri Karışık Teknik (1966)
SCX-3200_20170318_12465604
Adem Genç, “Görsel Bir Metaforun Uzamsal Oriyentasyonu“, 125×115 cm, Tuval Üzerine Akrilik
SCX-3200_20170318_12472002
Yaşar Ali Güneş, “Kızlar“, 59×64 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1988)
SCX-3200_20170318_12475303
Yaşar Ali Güneş, “İsimsiz Güzellik“, 60×70 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)
SCX-3200_20170318_12481402
Mustafa Hazar, “Doğaçlama“, 100×100 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)
SCX-3200_20170318_12483502
Mehmet Tüzüm Kızılcan, “Füreya Anısına Etüd 1“, 48×48 cm, Seramik
SCX-3200_20170318_12485701
Bilun Marmara, “Natürmort“, 90×70 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)
SCX-3200_20170318_12491806
Ünsal Toker, “Eflatun Kompozisyon“, 26×53 cm, Polyester Üzerine Yağlıboya
SCX-3200_20170318_12494008
Feriha Tuğran, “Biz Ressamlar Kuzgun Kunduzlar“, 90×80 cm, Tulavl Üzerine Yağlıboya (1996)
SCX-3200_20170318_12500105
Umur Türker, “Tören“, 125×150 cm, Tuval Üzerine Akrilik (1989)
SCX-3200_20170318_12502107
Paul Wunderlich, “Maskeli Figür“, 63×48 cm, Özgün Baskı (1991)
SCX-3200_20170318_12504206
İsmail Yalçın, “Sirk“, 65×55 cm, Tuval Üzerine Yağlıboya (1997)
SCX-3200_20170318_12510301
İsmail Yıldırım, “Her Gün Cumartesi“, 73×92 cm, Karışık Teknik (1996)
SCX-3200_20170318_12512508
İsmail Yıldırım, “Siyah-Beyaz Kompozisyon“, 50×40 cm, Özgün Baskı (1993)
SCX-3200_20170318_12514509
Adrian Zisu, “Bakırlar“, 40×40 cm, Duralit Üzerine Yağlıboya

Şeffaflıktan ne anlıyoruz?

2003-2006 döneminde yoğunlaşan; ancak onu izleyen yıllarda gevşeyip unutulmaya başlayan Avrupa Birliği uyum çalışmalarıyla birlikte kamu yönetimi ile ilgili temel belgelere, kalkınma planlarına, stratejik belgelere, vizyon ve misyon bildirimlerine, temel ilke ve değerler olarak duyurulan metinlere ve giderek kamu söylemine giren sihirli sözcüklerden biri de “şeffaflık” idi.

O zamanki yaygın zihniyete göre kamu yönetimiyle ilgili her şey bundan böyle; eski deyişiyle “şeffaf“, yeni deyişiyle de “saydam” olacaktı. Bir ucundan ya da tarafından baktığımızda diğer uç ya da taraftaki her şeyi apaçık görecektik artık… Bundan böyle saklımız gizlimiz olmayacaktı… Devletle, belediyelerle ilgili her şeyi istediğimiz şekilde öğrenecek ve bilecektik…

Gündüz vakti havai fişek atıp kutladığımız şeylerin arasında bu “şeffaflık” olgusu da vardı…

Bilinmez belki de, bu sözcüğün “transparanlık” anlamına geldiğini, bundan böyle gözlerine takacakları sihirli gözlüklerle mahrem sayılan her şeyi görebileceğini sanıp hınzırca sevinenler de olmuş olabilir… 

Ama iş, bizim beklediğimiz gibi olmadı… Bizlerden gizlenen her şeyin; bilgi, belge ve diğerlerinin yanına yaklaşmak yine mümkün olmadı, hatta bu iş eskisine göre daha bir zorlaştı…

Kamudaki, yerel yönetimlerdeki bilgi ve belgelerin “şeffaflık” kuralı uyarınca öğrenilmesini mümkün kılacağı söylenen 2003 tarihli Bilgi Edinme Kanunu zaman içinde “Bilgi Edinememe Kanunu“na dönüştü. Sorduğunuz en masum bilgiler bile ticari sır ya da kişisel bilgi olarak nitelenip size bilgi verilmesinden kaçınıldı.

Örneğin, tutup ülkedeki mülteci, göçmen ve sığınmacıların iller ve cinsiyetler itibariyle sayılarını İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü‘ne sorduğumuzda bu bilgilerin gizli kalması gereken kişisel bilgiler olduğu iddia edilip verilmesinden kaçınıldı. Ama bir süre sonra, Avrupa Birliği ile bu mülteci, göçmen ve sığınmacılar üzerinden bir anlaşma yapılması söz konusu olduğunda, sizin istemiş olduğunuzdan fazlası “biz 3 milyon mülteci, göçmen, sığınmacıyı barındırıyoruz” nidalarıyla ortalığa saçıldı…

Kent Konseyleri ile ilgili bir proje nedeniyle Türkiye’de kaç adet kent konseyi olduğunu, Yerel Gündem’21 Türkiye Programı‘nın resmi ortağı olan İçişleri Bakanlığı’na sorduğumuzda, bu hususun bakanlıkça bilinmediği ve bunun için özel bir çalışma yapılması gerektiği ifade edilerek yine bilgi verilmekten kaçınıldı. Oysa İçişleri Bakanlığı bu sayıyı bilmesi, kent konseylerini izleyip değerlendirmesi gereken; üstüne üstlük kent konseyleri ile ilgili projenin/programın Birleşmiş Milletler Uluslararası Kalkınma Örgütü (UNDP) ile birlikte iki ortağından biriydi.

Ardından da Folkart isimli şirketin 85. İzmir Enternasyonal Fuarı nedeniyle ne miktarda sponsor desteği sağladığını sorduğumuzda, o da “ticari sır” diye gizlendi. Belediyelerde ve ortağı olduğu kamu şirketlerinde “ticari sır” diye bir şey olmamasına karşın; İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin web sayfasındaki “Bilgi Edinme Hakkı” bölümünü açtığınızda “ticari sır” niteliğindeki bilgilerin verilmeyeceğini ifade eden uyarılarla karşılaştık. Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait birçok şirketin web sayfasında, Türk Ticaret Kanunu’na göre konulması gereken “Bilgi Hizmetleri” bölümünün ya hiç olmadığını ya da uzun bir süredir çalışmadığını belirledik.

Şeffaflık 001

Ayrıca, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde yönelttiğiniz sorulara verilen yanıtlardaki çoğu arkadaşımızı çılgına çeviren anlaşılmaz lastikli dil, sorduğunuz bir soru karşılığında farklı yöntemlerle birden fazla hizmet biriminden aldığınız farklı, çelişkili yanıtlar ya da İzmir ilçelerindeki mevcut ve inşa halindeki ibadethanelerin sayısını sorduğunuz İzmir İl Müftülüğü‘nün Bilgi Edinme Kanunu ve uygulamasından habersiz hali de bu işlerin cabası oldu… 

Öte yandan bu “şeffaflık” ilkesinin kabulünden sonra öyle bir mevzuat düzenlemesi yapıldı ki, düzenlenen hiçbir resmi belgeyi işin uzmanı olmadığınız sürece anlayamaz oldunuz. Hatta bu durum öyle bir noktaya ulaştı ki, bazı belediye meclisi üyeleri kendi sorumluluklarında olup oy verecekleri belgelerdeki bilgilerin ne anlama geldiğini dönüp size sormaya başladılar. Onlar bile önlerine gelen belgeleri, bilgileri anlayamaz, çözemez hale geldiler. Hatta önlerine gelmesi, bilgilenmeleri gereken birçok plan, program, belge onlara verilmedi ya da bazı şeyleri bilmeden oylayıp kabul ettiler.

Tabii bu arada oluşturulan yöntem ve işlemlerin karmaşıklığı, kullanılan mesleki, teknik jargon nedeniyle bürokratların bu belgeler üzerinde istedikleri gibi oynamaları, değişik yapmaları da mümkün hale geldi.

Örneğin İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin stratejik plan uygulamasında yaptığı gibi sırf belediyenin ve bürokratların başarısını yüksek göstermek amacıyla, adeta oyun oynarken oyunun kuralını değiştirircesine başarıyı ya da başarısızlığı ortaya koyacak olan göstergelerle oynandığı, başarıyı gösteren göstergelerin uygulandığı, başarısızlığı gösterenlerin ise en kısa sürede uygulamadan kaldırıldığı görüldü. İşte o nedenle, kentteki yeşil alan çalışmalarıyla ilgili her türlü ayrıntıyı bilmemize karşın halen bu işin odak noktası olan kişi başına düşen aktif yeşil alan miktarını ve bununla ilgili amaç ve hedefleri bilmeyiz. Çünkü bu göstergenin açık bir başarısızlık anlamına geldiğini cahili, eğitimlisi, uzmanı ya da uzman olmayanı herkes bilir ve anlar (!)

Ya da benim başıma geldiği gibi, 2004 yılında faaliyete giren Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi ile ilgili istatistikleri dikkate alıp bir değerlendirme yapmaya kalkıştığınızda, ilk yıllardaki rakamların -uluslararası standartlarda olmamakla birlikte- size bir fikir verdiğini görürken son yıllarda yeni yöntemlerle hazırlanan raporlar nedeniyle giderek bilgi vermekten uzaklaşıldığını, bundan böyle yapılanın kamuoyunu bilgilendirmekten çok içi boş anlatımlarla reklama dönüştüğünü görürsünüz.

İşte o yüzden, Bilgi Edinme Kanunu ile ona benzer mevzuat düzenlemeleriyle kamu yönetiminde şeffaflığı sağlamak iddiasının geçerli olduğu son 14 yıllık süre içinde bilginin bırakın şeffaflaşmasını; eskisinden daha çok saklanıp gizlendiğini, kamunun bilgi ve açıklıktan uzaklaştığını; geliştirilen ayrıntılı standartlar ve yöntemler nedeniyle sergilenmek istenen olumlu bilginin vitrine çıkarıldığını, başarısızlığı ortaya koyacak olumsuz bilginin ise eskisine göre daha ulaşılamaz hale geldiğini, “şeffaflık” adı altında saklandığı ya da anlaşılmaz olduğu bir ortamın geliştiğini söyleyebiliriz.

Şeffaflık 006

O nedenle, hem ülke düzleminde hem yerelde demokrasinin, temel insan hak ve özgürlüklerinin, etkin halk katılımının bu topraklarda daha da gelişip güçlenmesi, kurumsallaşıp sürdürülebilir hale gelmesi için,

Tüm kamusal bilgilerin, bırakın sorup öğrenme yöntemini, kamunun kendi gayret ve çabasıyla ve hiçbir şekilde abartılı reklam diline başvurulmaksızın anlaşılır, sade ve yalın bir şekilde bizlere iletilmesini talep etmeli, bunun için özel bir çaba ve mücadele içine girmemeliyiz diye düşünüyoruz. 

Belediyeler, halkla ilişkilerde nasıl bir dil kullanmalıdır?

Ali Rıza Avcan

Son zamanlarda İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin halkla ilişkilerde kullandıkları dile, bu dil içinde seçip sarf ettikleri sözcüklere ve bu sözcüklerle oluşturdukları anlatıma baktığımızda yaptıkları işe yabancılaşmış yönetici ve çalışanların yadırgatıcı bir söylem geliştirdiğini görüyoruz.

Bu dilin daha çok gazetecilerin; özellikle de magazin gazetecilerinin ya da şirketlerin, özel kuruluşlarının tanıtım ya da reklamlarını yapan reklamcıların dili olduğunu düşünüyorum.

Daha önce çalıştıkları sektörler ya da işlerden getirdikleri bu mesleki dil nedeniyle her şeyi abartmaya, biricik yapmaya ve oyunun taraflarından biri olan belediyeyi diğerlerinden yüksek, ulaşılmaz bir yere koymaya çalışıyorlar. 

Çoğu internet gazetesi de bu haber, duyuru ve açıklamaları hiçbir sorgulamaya tutmadan alıp yayınladığı için de belediyecilik açısından sakıncalı olan bu söylem, adeta bir çarpan katsayısı gibi yayılıp güçlenmeye ve kabul görmeye başlıyor.

İletişim 020Böylelikle biz hemşehrilerin; yani o kentte yaşayan ya da çalışanların oynanan oyunun taraflarından, oyuncularından biri olduğumuzu unutarak ya da umursamayarak çoğu kez bizi yanıltarak ya da aldatarak kendi yanlarında durmamızı sağlamaya çalışıyorlar. 

O nedenle kendilerini ve yaptıkları işleri ayrı bir yere koyup, bizim o yapılan işle, eylemle sanki hiç ilişkimiz yokmuş gibi yaptıkları işi yabancılaşmış bir tanıtım ve reklam diliyle anlatmaya girişiyorlar.

Hatta basındaki arkadaşlarımızdan, dostlarımızdan duyduğumuza göre İzmir ve belediye ile ilgili haber yapanlara telefon edip habere ayar vermeye, haberin veriliş tarzı ile içeriğini şekillendirmeye bile çalışıyorlar.

Diğer taraftan da o haberleri, duyuruları okuyup sokağa çıkan insanlar ise görüp yaşadıklarıyla, örneğin ulaşımda yaşadıkları sorunlardan sonra “İzmir halkının % 79’u ulaşımdan memnun” haberlerinin koskocaman bir yalan olduğunu anlayıp bundan böyle bu haberlere ya da duyurulara inanmamaya başlıyorlar.

Oysa o yapıp eyledikleri ve ardından parlattıkları işlerin, kendilerinin en üst yöneticisi olan belediye başkanı ile belediye meclisi üyelerinin, yerel seçimlerde bizim onları seçmemiz için önümüze koydukları, “Eğer beni seçersen şu şu işleri yapmaya söz veriyoruz” dedikleri taahhütler; yani ödevler olduğunu unutmuş gözüküyorlar.

Aslında, Büyükşehir Belediyesi Kanunu ya da Belediye Kanunu gibi yasal düzenlemelerle yapılması zorunlu hale getirilmiş görevler bunlar. Bu işleri ya da eylemleri yapmadıkları takdirde görevi ihmal suçu ile yargılanacakları konular aslında. Bu anlamda bu işleri yapmaları zaten zorunlu ve yükümlülük anlamında kendilerinden beklenen bir şey.

Üstüne üstlük, esasen yapmaları zorunlu olan işleri yaptıkları için reklam diliyle bunu bizlere anlatmaları da gerekmiyor. Çünkü bu oyundaki taraflardan, oyunculardan biri de o kentte yaşayan ya da çalışan hemşehriler olarak biziz.

O nedenle, bize oynanan oyunu ballandıra ballandıra anlatmaları gerekmiyor. Çünkü biz de o oyunun içindeyiz ve iliklerimize kadar o oyunun nasıl geliştiğini biliyor, hissediyoruz; yani yaşıyoruz (!)

O halde ne yapmaları gerekiyor?

Sadece ve sadece yapılan hizmetten, işten söz ederek bilgi vermeleri yeterli. İşi daha fazla abartmaya, parlatmaya, goygoyculuk yapmalarına gerek yok… Bu anlamda yaptıkları işleri bu işi “sanki lütfetmişler de yapmışlar” gibi, aslında yapmaları gerekmezken bizim iyiliğimiz için yapmışlar gibi bir dil kullanmaları gerekmiyor.

Evet, bazı zamanlar ya da durumlarda yaptığınız işi önemsediğiniz için daha abartılı, daha allayıp pullayıcı bir dil kullanmak isteyebilirsiniz. O noktada sizi haklı görmek, size hak vermek mümkün olabilir. Ama bunun her ilişkide, her haberde, her duyuruda aynı dozda; hatta giderek daha fazla kullanılması durumunda giderek istediğiniz etkiyi elde edemez, halkı inandıramaz hale gelirsiniz.

Örneğin, şu sıralar sık bir şekilde üst perdeden gelen bir tavırla sorulan “Bunu biliyor musunuz?” sorgulaması veya “İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi’nin arama-kurtarma köpekleri, eğitimleriyle görenlere parmak ısırtıyor.” ya da “Temiz bir İzmir için çalışıyoruz… İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak, Türkiye’ye örnek olan büyük çevre yatırımlarımızın yanında; ilçe belediyelerimizin temizlik çalışmalarına da modern araçlar vererek destek olmaya devam ediyoruz.” şeklinde abartılı ifadelerin kullanılmasında olduğu gibi…

Oysa bütün bunları sorarken aynı zamanda, o kentte yaşayan ya da çalışan hemşehrilerin açık açık söylemeseler bile Yeşildere’nin yakın bir zamanda taşması nedeniyle sel suları altında kalan İtfaiye Daire Başkanlığı binalarının durumunu hatırlayıp içten içe söylenebileceğini ya da henüz “Temiz Bir İzmir” hedefine ulaşamadığımız için kentin temiz olmayan görüntülerinin ortaya konulabileceğini veya geçtiğimiz yıllarda arsenikli su içtiğimizi, sevmediğimiz başka bir büyükşehir belediye başkanının ağzından öğrendiğimizi bizlere hatırlatabilir diye düşünülmesi de gerekebilir… 

İletişim 021

O nedenle, halktan, hemşehrilerden çok belediye yönetici ve çalışanlarını heyecanlandırıp havalara uçurabilecek bu tür reklam kokan abartılı, kendi kendini öven anlatımlar yerine daha mütevazi, daha sade, yalın ve inandırıcı bir dilin geliştirilmesi; ayrıca HİM başvurularında sık sık karşımıza çıkan o soğuk “vatandaş” sözcüğü yerine daha sıcak, daha kavrayıcı olan “hemşehrimiz” sözcüğünün kullanılmasını öneriyor; böylelikle uzun bir yönetim süreci sonucunda zayıflamış olan belediye-halk ilişkilerinin bir nebze olsun gelişebileceğini düşünüyorum.