Sennur Sezer: Kadın’ın, direncin ve emeğin şairi…

Kendi Kaleminden Sennur Sezer

“(…) 12 Haziran 1943 tarihinde doğdum. Eskişehir’de… Babam, Devlet Demiryolları teknisyenlerindendi. Çalıştırılırken işçi, ücreti ödenirken memur sayılanlardan. Fazla çalışmaya zorunlu ama örgütlenmesi yasaklı olanlardan. Annem, bana ve kardeşlerime okumayı evde öğretmeyi başaracak; şiire, müziğe düşkün biri. 1959 yılında lise 2. sınıfta, yıl sonu yaklaşırken, tersanedeki işi bulup, sınava girip öğretimimi bıraktım. Ailemin sonradan haberi oldu. Okumayı sevdiğim için şaştılar da. Düşlediğim eğitim dalının gerektirdiği para, lisenin bana artık verecek bir şeyi kalmadığına inanç, para kazanırsam daha özgür olabileceğim kanısı, bu kararda rol oynadı. Ailemle bunları tartışamazdım. Daha küçük bir okulda dikkati çekecek, velimi çağırtacak davranışım, bürokrasisi kalabalık bir lisede kaynadı. Öğretmenlerim benimle ancak lise bitirmelere girdiğimde konuşabildiler, liseyi yarım bırakma nedenlerimi.

(…) İlk şiirim, ben lise sıralarındayken yayımlandı; 1958’de. 1964’te Sosyal Adalet dergisinde yayımlanan bir şiirim, Hüseyin Cöntürk’le Asım Bezirci’nin tartışmasına yol açtı. İçerik-biçim tartışmasının zamanı gelmiş olmalı. Tartışma büyüdü. Ve TİP’li arkadaşlarımın para koymasıyla ilk kitabım yayımlandı: Gecekondu. İkinci kitabım Yasak 1966’da, yine bir arkadaşın kurduğu yayınevinin şiir dizisinin ilk kitabı oldu: Bülent Habora’nın Habora Yayınları’nın… 1967’de Öykücü-Yazar Adnan Özyalçıner’le evlendim. İyi arkadaşımdı. Sonradan işe aşk da karıştı. İki çocuğumuz, bir torunumuz var. Evlilik ve arkadaşlık sürüyor. Ben, hem şiirimi geliştirip değiştirmek, hem başarılı genç öykücü Adnan Özyalçıner’in eşi görüntüsünden kurtulmak için üçüncü kitabımı oldukça geç yayımladım; 1977’de. Direnç… Şiirimdeki “kadın” imgesi de belirginleşti. Çalışan bir kadının, bir kadın işçinin günlüğü sayılabilir şiirlerim.

Yunanca, Almanca, Sırpça, Makedonca, Türk şiiri antolojilerinde şiirlerim var. İngilizce Türk şiiri seçmelerinde, Hollanda dilinde yapılmış Dünya Kadın Şairler derlemelerinde de. Rusça ve İtalyanca da kimi şiirlerimin çevrildiği dillerden. 1991 Sıtkı Dost Çocuk Edebiyatı birinciliğini Adnan Özyalçıner’le birlikte yazdığımız Keloğlan ile Köse aldı. İnsan Hakları Derneği kurucu üyelerindenim. Emek Partisi girişimcilerinden. Emekliyim. 10. dereceden. Zorunlu emekli oldum, eşim Adnan Özyalçıner, Türkiye Yazarlar Sendikası yöneticilerinden olarak yargılanırken… Pek çok dergide ve gazetede yazıyorum. Evrensel’de de… Haftanın bir-iki gününde. Başka anlatılacak ne var ki? Daha güzel bir dünya istiyorum. Bütün emekçi kadınlar, bütün gerçek yazarlar gibi…“

Evrensel Gazetesi, Kasım 1995

indir

İFADEMDİR

Evliyim

İki çocukluyum

Ozanım

Düzeltirim

Çocuklarımdır

Bütün çocukları dünyanın

Evet kaygılıyım

Çocuklarım için

Korkmasınlar isterim

Çalınışından kapının

Saygılıyım kurallara

Bu yüzden kurallar

Saygılı olsun isterim

İnsana

Evet ozanım

Çocuklarımdır

Bütün çocukları

Dünyanın

…….

İnsanın insandan korkmasına karşıyım

İşte bunun içindir

Bütün yazıp

Altına imza attıklarım

1b07ea403828808db4873d3421f9306c

KİRLENMİŞ KAĞITLAR

Bilir misin bekleme salonlarını küçük istasyonların?

Akşam saatleri, uzak İstanbul’a, Ankara’ya,

Dünya’ya birden iner karanlık. Ve üstüne sinmiş is

kokusuyla, hep geç kalırsın artık.

Uykusunu alamamış beden, acımış yağ ve

tanımadığın bir koku ortalıkta. Belli ki çoktan gelip

gitmiş posta. Ve ışık ışık geçen hızlı tren durmaz

bu aralıkta. Geç geldin.

Bir söylentiyle büyütülür herkes: “Gündönümü

şenliklerin ateşleri sönmeden geri döner

zemheri. Tipiye karışır erkenci çağla, çiğdem…

Savrulur erik çiçekleri. “Boy atamayan ahlat

yineler: “Geri döner zemheri…”

Ve tadını kalın kabuklar ardına saklar…

Kadınlar, ki yoklukları farkedilir olsa olsa. Kadınlar,

bir yazma, bir renk, bir devinim… Karıncalar kadar

olağan… Payları karıncalar kadar hayatta.

Göçerler, trenleri tanımadan. Selvisiz ve söğütsüz

bir ıssızda, katar katar gece taşları.

Bekleme salonları. Ucuz tütün, mektup torbası ve

bir öykü: cılız ışığıyla. Susuz ve ışıksız köylerin

kapısı. Dünyayı bir durak sayanlara, örnek:

“Budur payına düşen. Bekle…”

Ve gökte gecikmiş bir turna katarı.

Bilir misin bekleme salonlarını?

II

Gül desem gocunur musun, her gördüğüm çiçeğe.

Her dikeni gül saysam… Böyle kıraçlar varmış,

dinledim: Gül diye adlandırırmış her rengi,

Ve gül kokarmış ortalık. Sonra sevdanın

ulaşmadığı kuytularda, karasevda olmuş her

tanışıklık.

Ah, dilini anlamadığım kalabalık…

Suçludur erken açan ve erken geçen çiçek

Rüzgâra sinen koku. Yaban diye adlanır

utangaçlık. Hırsızlık yasak ama yağma helâl.

Kirletilmiş düşler, parçalanmış yürek…

Gülün morardığında menekşe sayıldığı…

Gülün tanınmadığı gerçek…

Ah, sesime sağır yalnızlık…

Güzle ballanacak dikenleri tanı. Dil buran

meyvelerden sakın… Ağuludur terle, kanla

sulanmayan ürün. El değmemiş bahçe,

görülmemiş düş hayretmez.

Ey adım uydurduğum koşu… Yorulmaz aşk…

Yetinmez aşkınlık.

DLTsF2QWAAEhmfn

KÖYÜNÜ BIRAKANIN AĞIDI

Gördüm

Bilirim

Gülümser cefayla ölenler

Yüktür cesetleri cellatlarına

Ve sevdiklerinden uzak

Mezarsız gömülenler

Gözleri yarı örtük

Güneşle dönerler

Kır lalelerine

Vay bana!

Sevdiklerim mezarsız

Mezarlarım ıssızdır!

Bilirim

Süsüdür saçı kadının

Uzatılır

Sevdaya, duvağa ve kefene

Örtmez aklı

Kestim örgülerimi gömdüm

Bahçeme

Duvağımın ve sevdamın

Kalsın izi

Kefenim kimbilir nerde

Değer toprağa

Ah!

Sesim bana düşman

Uykum yabandır

32083

2012 YILI DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ

ŞİİR ÇAĞININ YANKISIDIR

Şiir, çağının seslerinin yankısını taşır: Kahkahalar, çığlıklar, ıslıklar… Aşk şarkılarına marşlar karışır, ağıtlara çocuk sesleri. Çok sesli bir korodur şiir, bir orkestra.

Şairler hükümdarlara övgüler yazsalar da bu sesleri şiirin orkestrasına ekleyemezler. Bir yıl geçmeden yıpranır gider o övgülerin kumaşı.

Eskimeyen, yaşamaya övgüdür, adalete, aşka. Bir de diktatörlere yazılmış alaylar eskimez, bin yıllarca.

Şairler söz ustasıdır. Anadildir ustalığın nedeni. Vay şairlere ana dilini yasaklayana. Vay insanlara şiiri yasaklayanlara! Her dilde aşağılanmalı insanın düş gördüğü dilde yazmasını, şarkı söylemesini engelleyenler. Onlar için sövgüler bile armağan sayılmalı. Adları silinmeli tarihten.

Şiir, çağının seslerinin yankısıdır. Şair bu sesleri işler olan gücüyle. Aşk şarkıları, yaşama övgüleri duyulsun ister şiirinde. Hıçkırıklar aşktan kopsun, bir ağlayış olacaksa çocuğun ilk ağlayışı olsun.

Ve kadınlar, sesleri yüzyıllardır savaşları lanetlemekten yorgun, ağıtlardan kısık, şiirler söylerler güzel günler için, rüzgâra karışır. Onlara şiir yazılmaz, yazılanlar aşka övgüdür belki.

Şiir, çağının seslerinin yankısıdır. Sokaklardan kopup gelen seslerin uğultusudur. Zafer şiirlerinde ölen askerlerin analarının ağıtı duyulur. Aç çocuk ağlayışları ve dul kadınların çığlıkları. Bu yüzden ürperir bu şiirleri okuyanlar.

Çağının seslerinin yankısı duyulur şiirde. Şiirinde güzel seslerin yer almasını isteyen şairin işi zordur. Çünkü açlığı, savaşları durdurmak için uğraşmak zorundadır. O şairlerin seslerini duyarız, çocuk seslerine kulak verdiğimizde.

SENNUR SEZER

DUR VE DÜŞÜN

Aynı ağırlığı duyar omuzlarında hamallar

Suya hasret topraklarda

Nasırlı ellerin acısı eşit

Ve kerpetenler, tornavidalar

Eş avuçlarda sıkılır sekiz saat.

Saçlardan fışkıran ter

Kasılmalar kalçalarda

Çocuklar eş acılarla doğar

Onlar, çocuklarını acısız doğururlar

Uyuyarak

İpek geceliklerle, çiçeklerle süslü

Gelin odalarına eş

Güneş, her gün onlar için doğar

Onlar için sıkılır vidalar

Ve silahlar onları korur.

Dur

Ve düşün,

Bugün ellerin temizse

Yarın da kirlenmesin

Eksilmesin bir çocuğun sütü,

Ve bir işçi

Bir patron bifteği için ölmesin

indir (1)

KAZILARDA BULUNMUŞ EN ESKİ BELGE

Öpücüklerden doğmamış çocuklarımız

avuçlarımızda bir tutam tuz

gözyaşlarıymış mayaları

ya da ter

“yeter bunca acı” diye haykırışımız

belki tadını bilmediğimizden balın.

Ey sözlerin efendileri

kağıtların kitapların

biraz da bizi anlatın

sabahın yakıcı ayazında

neden yürürüz

ve neden bıkmadan toplanırız alanlarda

Balı tatmayan ağızlarımızı kapatan tülbentleri

söyleyin

ve renklerin sevincine yabancı

gövdelerimizi

anlatın

yalın sözlerin yabancıları

susmayın.

Çiğdemlerin sevinci gündönümüne

ağıtlar eklemeyin

sağ verdik sağ isteriz

ter ve gözyaşıyla mayalı çocuklarımızı

verin.

 

Adil ve ahlaki olan…

Ali Rıza Avcan

Dün, Basmane sevdalısı Orhan Beşikçi‘nin İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TCDD 3. Bölge Müdürlüğü ile iş birliği içinde düzenlediği 5. Basmane Günleri çerçevesinde yapılan “Kültürel Mirasın Korunması: Basmane ve Çevresinin İzmir İçin Önemi” başlıklı toplantıyı izledim.

Yönlendiriciliği, 2004-2009 döneminde Konak Belediye Başkanı, şimdi ise Urla ve İzmir Büyükşehir belediyelerinin meclis üyesi olarak görev yapan Muzaffer Tunçağ tarafından yapılan toplantıda, Agora Kazı Başkanı Prof. Dr. Akın Ersoy, Mimar Mihriban Yanık, Katip Çelebi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cahit Telci ve Ekonomi Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ceylan Öner kendi uzmanlık alanlarına giren konularda konuşmalar yapıp izleyicilerin sorularını yanıtlamaya çalıştılar.

Basmane Garı yolcu salonunda yapılan bu toplantı öncesindeki beklentilerim ve sonrasındaki izlenimlerim konusuna girmeden önce, toplantının yapıldığı gar binasına 40-50 metre uzaklıktaki Konak Belediyesi‘ndaki yetkililerin, düzenlenmesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin de yer aldığı böylesi önemli bir toplantıya gerek konuşmacı gerekse izleyici düzeyinde katılmayışı dikkatimi çekti.

Çünkü 2010-2014 döneminde Konak Belediyesi‘nce yapıldığı halde 2015 yılındaki erteleme ile unutulmaya başlanan Basmane Günleri, 2017 yılında bu kez İzmir Büyükşehir Belediyesi, TCCD 3. Bölge Müdürlüğü  ve İzmir Otel Pansiyon ve İşçileri Odası işbirliği ile devam ettiriliyor, böylelikle Basmane gibi önemli bir tarihi merkezin tanıtımı açısından önemli bir adım atılıyordu.

Bu anlamda kendi sorumluluğu altındaki tarihi bir bölge ile ilgili böylesi önemli bir organizasyonun öncelikle Konak Belediyesi‘nce sürdürülmesi, sürdürülmese bile bağlı olduğu büyükşehir belediye tarafından düzenlenmeye başlanan organizasyona davet edilen belediye başkanlarıyla akademisyenlere, uzmanlara ve İzmirlilere duyduğu saygının bir gereği olarak bu toplantıya katılması; hatta ev sahipliği yapması gerekirdi.

Biz her ne kadar belediye başkanlarının “yolcu”, belediyelerin ve halkın ise “hancı” olduğunu bilsek de; gittiği yerlerde başka insanlardan saygı gören bir kadın belediye başkanının kendi binasının hemen yakınındaki bir toplantıya yine kendisinin sorumlu olduğu tarihi bir bölge için gelenlere de aynı saygı ve nezaketi göstermesini beklerdik.

Ama olmadı. Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş ya da görevlendirdiği yetkililer, kendi görev alanındaki Basmane bölgesi için yapılan böylesine güzel bir toplantıya gelmeyerek ve misafirperverlik göstermeyerek büyük bir fırsatı kaçırdı.

O nedenle bütün bunları bir yerlere yazmak ve zamanı geldiğinde hatırlamak gerektiğini düşünüyorum.

***

Diğer bir konu ise, Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgeleri için İstanbul ve İzmir sermaye çevrelerinin soylulaştırma/mutenalaştırma amaçlı kentsel yağmalarından söz ettiğimizde ve İzmir İstanbul olmasın! dediğimizde toplantının yönlendiriciliğini yapan Muzaffer Tunçağ‘ın bütün bu hataların bir önceki dönemde; yani Ahmet Piriştina zamanında yapıldığını söyleyerek kendisini ya da temsil ettiği kurumu aklama çabasıydı. Bu çerçevede gökdelenlerle dolan Bayraklı ile ilgili planlamanın Ahmet Piriştina zamanında yapıldığını, kendisinin o bölgedeki yumuşak zemin nedeniyle karşı çıkıp uyardığını, “Basmane Çukuru” olarak adlandırdığımız yerde Folkart tarafından yapılacak gökdelenle ilgili itirazlarımızda ise oradaki sorunun daha önceki yöneticilere ait olduğunu iddia ederek tüm sorumluluğun o yöneticilere ait olduğunu iddia etmesiydi. 

Oysa bunun klasik bir yöntem olduğunu, AKP yöneticilerinin uzun bir süredir iktidarda olmalarına karşın ülkemizdeki her olumsuz gelişmede Cumhuriyet Halk Partisi’ni ya da onun genel başkanı İsmet İnönü’yü sorumlu tutmasına benzer bir savunma taktiği olduğunu biliyorduk. Daha doğrusu bu durumun kendini savunamama, yaptıklarını izah edememe çaresizliği olduğunu biliyorduk.

O nedenle laf kalabalığı arasında “o dönemde yapılan şeylerin yanlış olduğunu niye düzeltmediniz, bu yanlışlıkları niye devam ettirdiniz” diye sorduk… “Madem yapılanın yanlış olduğunu söylüyorsunuz, yönetimde olduğunuz bu uzun süre içinde Bayraklı’da, Üçkuyular’da ya da kentin başka yerlerindeki bu hataları niye sürdürdünüz, o yanlışlıkları niye düzeltmediniz” diye sorduk kendilerine…

Ayrıca şimdi gündeme getirdiğimiz her kent suçunu, her eksiklik ya yanlışlığı ölmüş olması nedeniyle kendini savunamayacak durumda olan, o nedenle kolaylıkla “günah keçisi” haline getirilebilen eski büyükşehir belediye başkanına yüklemenin adil ve ahlaki bir davranış olmadığını elimizden geldiğince anlatmaya çalıştık kendilerine…

23621556_10212198808539997_7365775753032246390_n

Tabii ki, Ahmet Piriştina döneminde sorunlu görülüp itiraz edilmesi nedeniyle TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı ve TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Genel Başkanı olarak karşı çıktığı söylenen Bayraklı, Üçkuyular gibi bölgelerle ilgili planların, daha sonra Konak Belediye Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi İmar ve Bayındırlık Komisyonu üyesi olarak görev yaptığı dönemlerde sorunlu gördüğü bu planları tümüyle değiştirmek yerine binlerce mevzi imar planı değişikliği yapılmasında, yapılan yapılara inşaat ruhsatlarıyla yapı kullanım izinlerinin verilmesinde ve kendi şirketi eliyle o sorunlu zeminlerde inşa edilen yapıların statik projelerinin hazırlanıp onaylanmasında payı olan birinin şimdi eski büyükşehir belediye başkanını suçlayarak aradan sıyrılmasının mümkün olmadığını ve geçmişi karalayarak günü kurtarma anlayışıyla yapılan böylesi bir savunmanın hiç de adil ve ahlaki olmadığını bilerek ve söyleyerek…

 

“Göç” mü yoksa “devinim” mi?

Biz burada, İzmir’de “göç” sözcüğü yerine acaba “devinim” sözcüğünü mü yoksa başka bir sözcüğü mü kullanalım derken, Ortadoğu halklarının büyük Türkiye ve Avrupa göçünden yaşanan acıları bildiğimiz bir dille ortaya koymak isteyen Gölcük Belediyesi ile Gölcük Fotoğraf ve Sinema Sanatı Derneği (GFSD) bir araya gelerek konusu “göç” olan bir fotoğraf yarışması düzenlemişler. 

Düzenlenen fotoğraf yarışmasının uluslararası bir niteliği olmamakla birlikte, bir kısım Hint, Bangladeş ve Singapur fotoğraf sanatçısının da bu yarışmaya katılarak kendi ülkelerinden göç manzaralarını buralara taşıdıkları anlaşılıyor.

Göç ve göçmen olgusu, yaşanan savaşlar, sıkıntılar, açlık ve diğer zorlukları nedeniyle göç edenleri ve onları izleyen yerleşikleri üzüp canlarını yaksa da dünya ölçeğinde sorun olan  bu gerçeğe bu ve benzeri fotoğraflarla tanık olunması gerekiyor. Ta ki hiçbir insanın ve toplumun gönülsüz bir şekilde kendi yurdundan, toprağından başka bir yere gitme zorunda bırakılmadığı bir çağa, bir zamana kadar…

001
1. FİAP Altın Madalya – Burak Berberoğlu, Türkiye, “Halep Tahliyesi“
002
2. FİAP Gümüş Madalya – Cem Genco , Türkiye, “Umut Yolculuğu“
003
3. FİAP Bornoz Madalya – Mustafa Çiftçi, Türkiye, “Umut“
004
FİAP Mansiyon – Cihan Karaca, Türkiye, “Laundry“
005
FİAP Mansiyon – Sait Nuri Tetik, Türkiye, “Çadır Kent“
006
FİAP Mansiyon – Ahmet Çağlar, Türkiye, “Refugee“
007
FİAP Mansiyon – Ali İhsan Öztürk, Türkiye, “Suriye’den Sınıra Akın“
008
FİAP Mansiyon – Uddin M. Akhlas, Bangladeş, “Rohingya Refugee Enter In Bangladesh“
009
FİAP Mansiyon – Szymon Barylski – İrlanda, “Fleeing Death“
010
Sergileme – Ufuk Kıray, Türkiye, “İsimsiz“
011
Sergileme – Gürsel Egemen Ergin, Türkiye, “Göç Kentleri“
012
Sergileme – Bünyamin Çadırcı”, Türkiye, “Çadıra Yolculuk“
013
Sergileme – Mahfuzul Hasan Rana, Bangladeş
014
Sergileme – Kasım Gümüş, Türkiye, “Okul“
015
Sergileme – Pranab Basak, Hindistan – “Hungry Refugees“
016
Sergileme – Mesut Demirci, Türkiye, “Mardin Ezidi Kampı“
017
Sergileme – Nihat Torun, Türkiye, “Suriye’den Süleymaniye’ye“
018
Sergileme – Şahan Nuhoğlu, Türkiye, “Fındık İşçileri“
019
Sergileme – Ümmi Kandilcioğlu, Türkiye, “Kampta Ekmek“
020
Sergileme – Ümmi Kandilcioğlu, Türkiye, “Kampta Akşam“
021
Sergileme – Ahmet Çağlar, Türkiye, “Refugee“
022
Sergileme – Istvan Kerekes, Macaristan, “For a Better World“
023
Sergileme – Istvan Kerekes, Macaristan, “Migrants“
024
Sergileme – Istvan Kerekes, Macaristan , “Transit Zone“
025
Sergileme – Ali İhsan Öztürk, Türkiye, “Suriye’den Sınıra Akın“
026
Sergileme – Udayan Sankar Pal, Hindistan, “A Piece of Sky“
027
Sergileme – Mehmet Yaman, Türkiye, “Umuda Doğru“
028
Sergileme – Turan Topalar, Türkiye, “Yemek Vakti“
029
Sergileme – Uddin M. Akhlas, Hindistan – “Rohingya Refugee Enter In Bangladesh“
030
Sergileme – Fırat Yurdakul, Türkiye, “Umuda Yolculuk“
031
Sergileme – Fırat Yurdakul, Türkiye, “Göç ve Çocuk“
032
Sergileme – Cem Eyidoğan, Türkiye, “Hoşçakal“
033
Sergileme – Erçin Top, Türkiye, “Suriyeli Göçmen“
034
Sergileme – K.U. Masaud, Bangladeş, “Migration“
035
Sergileme – Gülseren Sarıgül, Türkiye, “Köy“
036
Sergileme – Samet Köprübaşı, Türkiye, “Göç“
037
Sergileme – Samet Köprübaşı, Türkiye, “Göç“
038
Sergileme – Ulaş Tosun, Türkiye, “Misafir“
039
Sergileme – Burak Milli, Türkiye, “Çadırda Akşam Üstü“
040
Sergileme – Osman Sadi Temizel, Türkiye, “Geride Kalan“
041
Sergileme – Mahmut Serdar Alakuş, Türkiye – “Hope“
042
Sergileme – Ali Leylak, Türkiye, “Umuda Göç“
043
Sergileme – Ali Leylak, Türkiye, “Kaçış“
044
Sergileme – Ali Leylak, Türkiye, “Göç Fırtınası“
045
Sergileme – Rony Barua, Bangladeş, “To Reach Desired Destination“
046
Sergileme – Ahmet İzgi, Türkiye, “Musul’dan Kaçış“
047
Sergileme – Ahmet İzgi, Türkiye, “Musul’dan Kaçış“
048
Sergileme – Serkan Kurtulmuş, Türkiye, “İzmir“
049
Sergileme – Marco Risovic, Sırbistan, “Borders of Europe“
050
Sergileme –  Thigh Wanna, Singapur, “Travel Horseman“
051
Sergileme – Suhaimi Abdulla, Singapur, “When is My Turn?“
052
Sergileme – Mithail Afrige Chowdhury  Sumon, Bangladeş, “Unfortunate_Future“
053
Sergileme – Md. Nazmul Hasan Khan, Bangladeş, “Rohingya Women“
054
Sergileme – Naima Perveen,  Bangladeş, “Homeless“
056
Sergileme – Szymon Barylski, İrlanda, “Feeing Death“
057
Sergileme – Prashanta Kumar Saha, Bangladeş, “The Lost Nation“
058
Sergileme – Prashanta Kumar Saha, Bangladeş, “The Lost Nation“
059
Sergileme – Salim Taş, Türkiye
055
Sergileme – Md Shahnewaz Khan, Bangladeş, “Rohingya Refugee Father“

“Olacağız artık. Bu şartlar altında ne yapalım? Mecbur, elimiz mahkum!”

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz hafta, 13 Kasım 2017 tarihli Ege’de Son Söz isimli İnternet gazetesinin attığı başlık aynen şöyleydi:

“Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu, AK Partili Doğan’ın kentsel dönüşüm konusunda, “2019’daki yerel seçimler yaklaşıyor. Yoksa ‘projeleri bitiremezsem yeniden aday olurum mu?’ diyeceksiniz” çıkışına, “Olacağız artık. Bu şartlar altında ne yapalım? Mecbur, elimiz mahkum!” cevabını verdi.“

Bildiğimiz kadarıyla Aziz Kocaoğlu, eski belediye başkanı Ahmet Piriştina‘nın ölümünden bu yana; yani 21 Haziran 2004 tarihinden bu yana İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini sürdürüyor. Tamı tamamına 13 yıl 5 aydır; bir kez belediye meclisinin seçimi ile, 2 kez de CHP Genel Merkezi’nin atamasıyla bu görevde…

Bu süre, Melih Gökçek‘in 5 yıllık Keçiören,  23 yıl 7 aylık Ankara Büyükşehir Belediye başkanlığı süresine henüz yaklaşmasa da oldukça uzun bir süre…

Kendisi bu sürenin ilk yıllarında hepimizin hoşuna giden demokratik bir tarzı ortaya koymuş olsa da; son yıllarda gittikçe içe kapanan ve danışmanlarıyla belediye bürokratlarına teslim ettiği anti demokratik bir yönetim şeklini tercih ediyor.

Hükümetle ilişkilerini “pazarlık” adını verdiği önerme ⇒ red ⇒ bekleme ⇒ kabul çizgisinde oldukça uyumlu bir şekilde yürütüyor. İstediği bir şey için PETKİM’e ruhsat vermek gibi önemli başka bir şeyi vermekten kaçınmıyor ve ne hikmetse gönlündeki kişiler hep başbakan oluyor.

Kendisinden üstte olanları koltuğunu onlara bırakacak şekilde ya da önlerinde abartılı bir şekilde eğilerek saygısını göstermeye çalışıyor. Bunu yaparken de, o devlet terbiyesini daha önce nerede ne şekilde almışsa bunun devlet terbiyesi olduğunu söyleyip duruyor. Oysa sergilediği şeyin arkasında, devletten korkan küçük esnaf zihniyetinin olduğunu bilmiyor ya da fark etmiyor…

Kendisi ve ekibi aleyhine açılan kumpas davalarıyla 397 yıllık cezalyla tehdit edildiğinde bizler buna öfkelenip kendisinin arkasında durmakla birlikte; geçen zaman içinde bu davaların belediye başkanını teslim alma harekatına dönüştüğünü, sırf bu davalardan kurtulabilmek için iktidarın istediği bir çok şeyi yapmaya hazır bir belediye başkanı haline geldiğini; bu çerçevede kendisinden istenen çoğu şeyi yaptığını ve sırf bu nedenle kendisi açısından oldukça sorunlu olan İzmir Körfez Geçişi Projesi gibi büyük iktidar projelerini üstlendiğini, onları sahiplenerek savunduğunu, böylelikle tüm bir İzmir halkını karşısına aldığını gördük.

Bunun samimi bir girişim olduğunu, hem iktidar ve yandaşlarına hem de kente sahip çıkmak isteyen İzmirlilere anlatmak zordu.

İktidarın manipüle ettiği ettiği kalabalıklar karşısında zor duruma düştüğünde kendisinin en fazla oyu alan belediye başkanı olarak İzmir halkını temsil ettiğini, bu nedenle kendisine saygı gösterilmesi gerektiğini iddia ediyor. Oysa temsil ettiği İzmir halkı değil, sadece ve sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi idi.

Ayrıca 2009 seçimlerinde kent merkezinde aldığı % 57,13 oranındaki oyun 2014 seçimlerinde % 51,86’ya, çevre ilçelerde aldığı oyun ise yine aynı seçimler itibariyle % 51,74’den % 44,28’e indiğini; yani performansında genel bir iniş olduğunu unutmuş gözüküyor…

Kendisine oy veren ya da destekleyen CHP’lilerle sol kesimleri ve meslek örgütlerini ise ya disiplin sopasıyla korkutmaya ya da “istemezükçüler” olarak yaftalayıp ötekileştirmeye çalışıyor.

Oysa iktidar çevreleri, İzmir düğümünün seçimlerle değil, kenti işgal edip ikinci bir İstanbul yapmaya çalışan inşaat şirketleri eliyle çözülebileceğine, bu şirketlerin belediye ile kuracakları yüklenici, ortak ya da sponsorluk ilişkileri sayesinde belediyenin içten fethedilip dönüştürülmesi suretiyle çözülebileceğini çoktan anlamış ve bu stratejiyi uygulamaya başlamıştı.

Belediye başkanı ile bürokratlarının bu yeni dönemde en rağbet ettiği insanlar ise, İstanbul’u bitirip İzmir’e gelmiş olan inşaat baronlarıydı. Onlar, halkın temsilcisi milletvekillerini arka sıralara atmak pahasına en ön sıraya alınıyor, sponsor arayan herkes öncelikle o inşaat şirketlerinin kulelerini tavaf ediyor, Piriştina zamanından miras kalan “beyaz“, “elit“, “sanatkar” ya da “sanatsever” İzmirliler ise kültür ve sanat hizmetleriyle İzmirli’yi ikna etme konusunda bu şirketlere kusursuz hizmet vermek için çabalıyorlardı.

Artık devir, Folkart’ın, Ağaoğlu’nun, Mehmet Cengiz’in ve onlarla onların taşeronu olarak iş yapmaya meraklı İzmir sermaye çevreleriyle müteahhitlerin, özellikle İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş’ın devriydi.

Onlar için önemli olan, belediyenin başında işlerini kolaylaştıran, gerektiğinde onları sahiplenip savunan yönetici kadronun varlığını sürgit korumasıydı.  Onlar için belediye yatırımlarının makul süresi içinde bitirilmesi çok önemli bir şey değildi. Yeter ki o işler, % 20 iş artışlarıyla birlikte daha da büyüsün ve devam etsin… Bir iş başka bir işin ortaya çıkmasını sağlasın; hatta yapılan yatırım önce yıkılıp sonra tekrar yapılsın… Onlar için önemli olan yeni para kaynaklarının yaratılması ve sittin sene o işlerin devam etmesiydi…

 

Belediye başkanının çıkıp, “işleri süresi içinde bitiremiyorum ve o nedenle de o işler bitene kadar belediye başkanı kalacağım” demesi de önemli değildi… Vaat ettiği işi süresi içinde yapamamak şeklindeki esaslı bir kusurun zaman içinde belediye başkanı olarak kalmanın gerekçesi ya da mazeretine dönüşmesi bile onları pek fazla ilgilendirmiyordu. Onlar için tek önemli olan şey iktidarla muhalefeti şahsında birleştiren, gerektiğinde yerlere kadar eğilip gerektiğinde hiddetlenip bağıran çağıran ya da timsah gözyaşlarıyla ağlayan; bu özellikleri nedeniyle “işe yarayan” birinin orada olmasıydı… Onlar için bu bile tek başına yeterliydi…

Resim1

Aslında onlar için gerekli olan finans kaynağı büyük boyutlu dış borçlarla sağlandıkça ve yağma, yıkım, yok etme faaliyetlerine izin verildikçe demokrasinin, özgürlüğün ve katılımın pek fazla bir önemi yoktu…

Onlar OHAL denilen olağan üstü halle, anti demokratik KHK’larla, kayyumlarla ve otoriter liderlerle bir arada, kah onların önünde eğilip dediklerini yaparak, kah sağa sola bağırarak, sahte timsah gözyaşları dökerek kendi tekerlerini döndürüyorlardı…

Daha ne istesinler ki?

Kentin karikatüristi: Behiç Ak

Behiç Ak, 1956’da Samsun’da doğdu. İstanbul’da, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde mimarlık öğrenimi gördü. Mimarlık eğitimi, insan yaşamının her ayrıntısına ilişkin daha iyi bir kavrayış ve farkındalık geliştirmesine yardımcı oldu. İnsanlara, doğaya, binalara, nesnelere; kısacası insanı ve tüm canlıları çevreleyen her şeye karşı farklı bakış açısını mizahi ve sorumluluk sahibi bir tarzda çok yönlü verimine yansıttı.

1982’den beri Cumhuriyet gazetesinde, “Kim Kime Dum Duma” başlığı altında günlük bant karikatür çiziyor. Karikatürleri, Türkiye’nin birçok şehrinin yanı sıra Hollanda, İsviçre ve Almanya’da sergilendi. Çocuk kitabı yazarlığı ve çizerliği, oyun yazarlığı ve sanat yönetmenliğinin yanı sıra belgesel film çalışmaları da var. 1994 yılında yazıp yönettiği “Türk Sinemasında Sansürün Tarihi – Siyahperde” adlı belgesel film aynı yıl Ankara Film Festivalinde “En İyi Belgesel” ödülünü kazandı.

1986’dan bu yana çocuk kitapları yazıp resimleyen Behiç Ak’ın çocuk kitapları yalnızca Türkiye’de değil Japonya, Kore, Almanya ve Çin’de de yayımlandı. İlk yayımlandığı Japonya’da ödül kazanan Yüksek Tansiyonlu Çınar Ağacı adlı resimli çocuk kitabı, Günışığı Kitaplığı tarafından özgün bir tasarımla yenilendi ve Çince’ye çevrildi (2014). Okuma serüvenine yeni başlayanlar için felsefeye giriş niteliğindeki “Tombiş Kitaplar” dizisi, Benim Bir Karışım ve Bizim Tombiş Taştan Hiç Anlamıyor ile başladı, Bizim Tombiş Fiyonk Makarnayı Çok Seviyor ve Ben Ne Zaman Doğdum? kitaplarıyla sürüyor.

Yaşasın Ç Harfi Kardeşliği! adlı çocuk romanı, Ankara Üniversitesi Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (ÇOGEM) 2014 Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Roman Ödülü’ne değer bulundu ve Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nin (ÇGYD) 2013 Yılın Çocuk Romanı seçildi. Postayla Gelen Deniz Kabuğu, Eve Giden Küçük Tren ve Bebek Annem’le genişleyen çocuk romanı koleksiyonuna son olarak Çatıdaki Gezegen eklendi. Bilyeler gibi, ilgi gören resimli öykü kitabı Gökdelene Giren Bulut da Günışığı Kitaplığı’nca yenilendi (2017).

30. sanat yılı 2012’de, çevre ve mimarlık konularında karikatürleri, kitapları ve oyunları yoluyla sergilediği tutarlı duruşuyla TMMOB Mimarlar Odası tarafından verilen Mimarlığa Katkı Başarı Ödülü’ne görüldü. Otuz yıllık karikatür birikimini Karikatür Kitabı adlı özel bir albümle çocuklara sunan sanatçının, “Gülümseten Öyküler” adı altında yazıp çizdiği kitaplar her yaştan okurun ilgisini topluyor. Bu dizide; Güneşi Bile Tamir Eden Adam, Galata’nın Tembel Martısı, Geçmişe Tırmanan Merdiven ve Kedilerin Kaybolma Mevsimi gibi çok sevilen 10 kitap bulunuyor. Kedilere düşkünlüğüyle tanınan sanatçı, İstanbul’da yaşıyor.

001002003004005006007008009010011012013014015016017018019020PAT KARIKATUR OKULU022023024025

sonmimar_Behic_Ak3yorumLUyorum_kkdd_291006_inanmak

Geleneksel Türkiye (3)

Yeni Yüksektepe Kültür Derneği, Anadolu toprakları üzerinde mevcut ve kaybolmaya yüz tutan değerlerin, kültürel miras adına korunması ve belgesel fotoğrafçılığına katkı sağlaması amacıyla 1991 yılından bu yana “Geleneksel Türkiye” temasıyla fotoğraf yarışmaları düzenliyor. 

Gelenek, birikmiş tecrübenin, şekil içerisinde yansımasıdır ve gelecek kuşakların daha güzel yaşamaları için olanaklar sunar. Elbette ki geçmişteki her şey gelenek değildir. Bu anlamda hızlı gelişen Türkiye’de kaybolmaya yüz tutan değerlerin belgelenmesi, yeni ile yer değiştirirken değerli olanın en azından kültürel belleğimiz içinde kalması gerekmektedir.

Yeni Yüksektepe Derneği’nin “Geleneklerimiz” konusu ile başlattığı fotoğraf yarışmaları, “Kıyafetlerimiz”, “Tarımsal Yaşantı”, “El Sanatlarımız”, “Mimari ve İç Mekan”, “Alışveriş”, “Oyunlarımız”, “Şenliklerimiz”, “Ulaşım”, “Düğün ve Törenlerimiz”, “Çevre”, “İnançlarımız”, “Müzik ve Yaşam”, “Esnaf”, “Sofralarımız”, “Denizlerimiz ve Göllerimiz”, “Orman ve İnsan” alt konuları ile Türkiye’de mevcut olmayan bir envanterin oluşmasına neden olmuştur.

Kaybolmaya yüz tutan gelenekleri fotoğraflarla belgelemeyi, arşivlemeyi, tanıtmayı ve fotoğraf sanatına katkıda bulunmayı amaç edinen “Geleneksel Türkiye” yarışmalarına bu güne kadar 1.000’den fazla fotoğraf sanatçısı, 7.000’den fazla eseriyle katılmıştır.

GT6FY-RENKLI-2.-GOZ-NURU-TULIN-DIZDAROGLU-880x1333GT6FY-RENKLİ-3.-KESKESOR-ADEM-SONMEZ-1024x777GT6FY-RENKLİ-AFAD-BAKIRLAR-TURGUT-OZCELEBI-1024x758GT6FY-RENKLI-MAN.-BOS-BESIK-HASAN-TORUN-880x1177GT6FY-RENKLI-MAN.-MUSTAFA-USTA-MEHMET-ALTUNDAL-880x1289GT6FY-SANFO-YASAM-SEVINCI-HULYA-KILIC-880x1186GT6FY-SAYDAM-1.-COMLEKCI-ERDAL-MERTER-880x1334GT6FY-SAYDAM-3.-HASIRCI-KADIN-BULENT-GUNDOGU-1024x686GT6FY-SAYDAM-MAN.-SEPETCI-BULENT-OZEKICI-1024x679GT6FY-SAYDAM-MAN.-SEPETCI-OSMAN-AZIZ-YESIL-1024x696GT6FY-SB-1.-SEPETCI-OZER-KANBUROGLU-1024x735GT6FY-SB-2.-BAKIRDAKI-SABIR-ONUR-TOKCAN-880x1193GT6FY-SB-3.-HALICI-KIZLAR-GULHASAN-YILMAZ-1024x771GT6FY-SB-MAN.-BAGLAMA-USTASI-TAHSIN-SEZER-1024x668GT6FY-SB-MAN.-DEMIRCILER-HULYA-YALCIN-1024x672GT7FY-AFAD-KOY-EVI-MEHMET-AKNUR-KARABAY-1024x773GT7FY-FSK-HAZERANLAR-AHMET-KADIR-880x1365GT7FY-FSK-M.-RESAT-SUMERKAN-1024x861GT7FY-FSK-REHA-BILIR-1024x690GT7FY-RENKLI-2.-ADAM-VE-EVI-MEHMET-AKNUR-KARABAY-1024x680GT7FY-RENKLI-3.-TANDIR-EVI-ADEM-SONMEZ-1024x1004GT7FY-RENKLI-FSK-SURMENE-M.-RESAT-SUMERKAN-1024x681GT7FY-RENKLI-MAN.-MARDINDE-YASAM-S.-HALUK-UYGUR-880x1331GT7FY-RENKLI-MAN.-TASIN-BUYUSU-S.-HALUK-UYGUR-1024x657GT7FY-SAYDAM-1.-KAPI-VE-COCUK-MEHMET-AKNUR-KARABAY-1024x661GT7FY-SAYDAM-2.-IKIZ-PENCERE-MEHMET-DILCI-880x1334GT7FY-SAYDAM-3.-ISIMSIZ-ENVER-SEN-1024x675GT7FY-SAYDAM-AFAD-CICEK-SERGENI-ALTUG-OYMAK-1024x682GT7FY-SAYDAM-FSK-ISIMSIZ-GULTEN-SARI-1024x680GT7FY-SAYDAM-MAN.-ESKI-CEZAEVI-FEHMI-ICYER-1024x674GT7FY-SAYDAM-MAN.-SAFRANBOLU-UMIT-ORHUN-1024x682GT7FY-SB-1.-SAFRANBOLU-SAMI-TURKAY-1024x811GT7FY-SB-2.-AMASYA-EVI-SATI-CUKURBAS-1024x739GT7FY-SB-3.-DUVARLARIN-OTESINDE-AYNUR-KOYMEN-1024x768GT7FY-SB-FDCK-IKINCI-BEYAZIT-KULLIYESI-OSMAN-AZIZ-YESIL-880x1104GT7FY-SB-MAN.-EYUP-SULTAN-CAMII-AYSE-BAGDEMIR-1024x661GT7FY-SB-MAN.-YESIL-MARDIN-EVLERI-OSMAN-AZIZ-YESIL-1018x1024GT8FY-R-1.-PERSEMBE-PAZARI-A.-SERDAR-KURKBABAOGLU-1024x666GT8FY-R-2.-BEDESTEN-MEHMET-DILCI-1024x711GT8FY-R-3.-PALANCI-S.-HALUK-UYGUR-1024x693GT8FY-R-FSK-PAZAR-YERI-REHA-BILIR-1024x679GT8FY-R-MAN.-KOYUN-PAZARLIGI-DENIZ-COMERT-880x1344GT8FY-R-MAN.-SATICI-KADINLAR-HULYA-YALCIN-768x1244GT8FY-R-SANFO-TERAZI-HASAN-HIZLI-1024x691GT8FY-SAYDAM-1.-FIRILDAKCI-DEDE-ALTUG-OYMAK-1024x675GT8FY-SAYDAM-2.-CUKUROVA-YAYLALARDAN-C.-HAKKI-AKDEGIRMEN-880x1321GT8FY-SAYDAM-3.-HESAP-M.-ERHAN-GURKAN-1024x679GT8FY-SAYDAM-FSK-KAZAK-OZCAN-AGAOGLU-1024x679GT8FY-SAYDAM-MAN.-CAY-ZAMANI-HABIP-YANC-1024x679GT8FY-SAYDAM-MAN.-PESTAMAL-H.-METIN-SONER-880x1322GT8FY-SAYDAM-SANFO-EKMEKCI-TAHSIN-SEZER-1024x679GT8FY-SB-1.-TERCIH-BULENT-GUNDOGDU-1024x682GT8FY-SB-2.-HESAPLASMA-MEHMET-A.-KARABAY-880x1196GT8FY-SB-3.-HALICI-YAKUP-KUTUK-1-1024x743GT8FY-SB-FSK-SATISTA-DOSTLUK-AYNUR-KOYMEN-1024x904GT8FY-SB-MAN-MISAFIR-TURKAN-SAHIN-1-880x1272GT8FY-SB-MAN-TAKI-MERAKI-MEHMET-AKNUR-KARABAY-1-880x1198GT8FY-SB-SANFO-CARSIDA-BIR-GUN-A.-SERDAR-KURKBABAOGLU-1-1024x763GT8FY-SB-TFDB-ESKICI-MEHMET-AKNUR-KARABAY-1-1024x755

Köprü manzaralı evde oturmak…

Ali Rıza Avcan

Kent bir yağ lekesi gibi Bostanlı’dan Mavişehir’e, Mavişehir’den Gediz Deltası’na doğru kayıyor.

Çünkü kapitalist kentin egemenleri, kentin rantını büyütüp paylaşmak isteyen inşaat baronları ve kendini iş adamı, sanayici diye tanıtan kent simsarları, üzerine bina yapılmamış arsa ve araziler karşısında kendilerini tutamıyorlar…

Aynen kırmızı başlıklı kızı görmüş kurt gibi ağızlarından salyalar akıtarak kenti, kentin doğal, kültürel, tarihi, arkeolojik ve yaşamsal değerlerini yok etmek istiyorlar….

Onlar için değerli olan her metrekare toprak boş bırakılmayacak, başkalarına terkedilmeyecek kadar önemli…

İzmir 127

Önce Bostanlı’nın bataklıkları üzerinde ilerlediler. O zamanlar harcın içine deniz kumu katacak kadar küçük hesap peşindeydiler. Ardından Bostanlı Deresi aşılarak sosyal konut teknolojisi ile Atakent, Mavişehir blokları yapıldı. Tabii ki, acemi hırsızın her geçen gün cesaretlenip daha fazla şey çalması gibi ilk yıllarda 4-5 kat yapılan binalar Mavişehir’e yaklaştıkça ve yağma, yok etme hırsı arttıkça daha da uzadı ve cüsse olarak büyüdü…

Kocaman kocaman bloklar kalınlığı 300 metreyi bulan kum zeminde, kumun içine çakılan fore kazıklarla depreme karşı dayanıklı ilan edildi. Oysa fore kazık ana kayaya ulaşmadığı sürece olası güçlü bir depremde sıvılaşmaya nedeniyle binaların yana yatması ya da zemine gömülmesi kaçınılmaz bir sondu.

Yapılan binaların bütün bu sorunlarına karşın Ankara’dan, İstanbul’dan ve Ege’nin irili ufaklı kent ve kasabalarından gelenler bu yeni mahallelerde daire alabilmek için birbirini yedi durdu. Bu süreçte dairelerin ilk sahipleri bu dairelerin prim yapmasını bekleyip buraları ikinci alıcıya satmak isteyelerdi. O nedenle satıştan kısa bir süre sonra şimdilerde tarih olmuş olan Carrefoursa’nın hemen yanındaki yüksek blokların neredeyse her katına “Satılık daire” levhası asıldı.

Gediz Deltası Sulak Alanı‘na doğru gerçekleştirilen bu işgal sırasında belediye ve bakanlıklar da ellerinden geleni yaptılar. Çevreyi yeşillendirdiler ve halen de yeşillendirmekle meşguller. Blokların ve yapılan AVM’lerin önünden geçen otobüslerin, dolmuşların sayısını arttırdılar; hatta bazı AVM’lerin özel servis otobüsleri çalıştırmasına izin bile verdiler.

Daha sonrasında ise tüm AVM’lerin önünden yeni tramvay hatları geçirildi. Böylelikle adeta yeni yapılan tramvay bu AVM’lere yolcu taşıyan servislere dönüştü. Vagonlardaki yolcuların çoğu bu AVM’lerin önündeki duraklardan indi ya da bindi.

Sahilin hemen önüne yapılan villaları hırçın havalarda denizin basması üzerine önlerine kamu parasıyla setler yapıldı. Oysa bu iş o binaları yapan müteahhitlere, inşaat şirketlerine ait bir yükümlülüktü. 

Sonrasında bu yüksek yüksek binaların önüne iznini bakanlıkların verdiği, anlı şanlı müteahhitler, kamu kaynaklarını umarsızca sömüren yandaş firmalar tarafından daha daha yüksek ve “Göz Alıcı Bir Yaşam” vaat eden binalar yapılmaya başlandı. Hem de denizin tam da kıyısında.

Ama bu kez de gerideki yüksek binalarda oturanlar buna karşı çıktılar. Bir nehir deltasının tam üstünde bulunmasına karşın her birine “Albatros“, “Flamingo“, “Martı” gibi isimlerin verildiği bu binaların sakinleri, “benim önümde niye yüksek bir bina yükseliyor” ya da “niye benim manzaramı kapatıyorlar” diye kendi aralarında bir araya gelip çevreci platformlar, dernekler kurdular ve ekoloji mücadelesine ters gelen bir hamleyle tuhaf bir çevreci profilini sergilemeye başladılar.

Atılgan İnşaat

Şimdi ise o yüksek yüksek binaları yapan inşaat şirketleri, Gediz Deltası Sulak Alanı ile İnciraltı arasında yapılacak İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin animasyonlarını kullanarak yaptıkları binaların satışına başladılar.

Şimdi artık bizim de, aynen İstanbul gibi körfez ve köprü manzaralı satılık dairelerimiz, süitlerimiz var ve bu binaların yakın çevresinde önümüzdeki günlerde yükselecek yeni yapılarla bunların sayısında patlama yaşanacağı anlaşılıyor.

Tabii ki, bir sonraki zamanda bu binaların hemen önünde ve denizin içinde “yeşil teknoloji” ile yapılacak yeni “akıllı binalar“a kadar…

 

Esmer Yakalılar: Kent-Sınıf-Kimlik ve Kürt Emeği

Esmer Yakalılar: Kent-Sınıf-Kimlik ve Kürt Emeği, Polat S. Alpman

İletişim Yayınları, 1. BASKI 2016, İstanbul
EDİTÖR Tanıl Bora
DİZİ KAPAK TASARIMI Ümit Kıvanç
KAPAK Suat Aysu
KAPAK FOTOĞRAFI Adem Erkoçak
UYGULAMA Hüsnü Abbas
DÜZELTİ Remzi Abbas
DİZİN Emre Bayın

Polat S. Alpman, “en alttakiler” olarak Kürt emekçilerin dünyasını anlatıyor bu kitapta. Onların yoğunlaştıkları İstanbul-Tarlabaşı’ndaki emek ve hayat pratiklerine bakıyor. Kürt mâdunların deneyiminde sınıf ve etnik kimlikle ilgili algıların nasıl bir ilişki içinde kurulduğunu inceliyor.

Emek süreçlerindeki tahakküm mekanizmalarının, prekarizasyonun en haşin örneklerini gözler önüne seren bir çalışma bu aynı zamanda. Tahakkümle birlikte, direniş mekanizmalarını da… Alpman, “Direnmenin gözle görülmeyen ve ezilenlerin bedenlerine, dillerine, duygu ve düşüncelerine sinmiş olan” yanlarına dikkat çekiyor. Mâdun çalışmalarına özgün ve capcanlı bir katkı.

POLAT S. ALPMAN İstanbul, Kocamustafapaşa’da doğdu. İlk, orta, lise eğitimini burada tamamladı. 2005 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden dereceyle mezun oldu. Eğitim Bilimleri ve Genel Sosyoloji ve Metodoloji Anabilim Dalı’nda yüksek lisans derecesi aldı. 2015 yılında Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Anabilim Dalı’nda doktora öğrenimini tamamladı. Yalova Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.

fft1_mf25459

İÇİNDEKİLER

KISALTMALAR 

ÖNSÖZ 

GİRİŞ

BİRİNCİ BÖLÜM

Eşitsizlik herkesi eşitlerken… 
Sınıf versus kimlik ve etnisite 
Emek gücü, kimin gücü? 
Birikim rejimi ve prekarizasyon 
İkilikleri deşifre ederek aşmak 
Tahakküm mekanizmaları ve direnme taktikleri
Kentsel mekan ve farklılaşma ekseni
Beyoğlu: Muhayyer kürdi makamının rast perdesi
Tarlabaşı: Kimsesizler çatısı

İKİNCİ BÖLÜM 
ÖNSÖZ 
Sınıf, tahakküm ve kimlik
Kimliği “yeniden” kurmak
Kürt kimliğinin yeniden inşasında uğraklar ve süreçler
Ulusun okulu

Sosyo-politik süreçler ve gerilimler
“Bizim oralar”: Yerlilik, yabancılık ve göç

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 
“…burası kimin evi”: Barınma ekonomisi ve kimlik
Beyoğlu’nun Atlas’ı: Tarlabaşı Kürtleri
Enformel kimlik: Bir ekmek masalı

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM 
Direnmenin siyasallaşması 
Kimlik ve siyasal katılım 
Hanede örgütlenme 
İş yerinde örgütlenme
Sokakta örgütlenme 

BEŞİNCİ BÖLÜM 
İdare-i maslahatın gündelik tezahürleri
Zorunlu karşılaşmalar, bölünmüş yansımalar
Gözün ardına düşmek
Kimliğin müşterek parçalarına tutunamayanlar

SONUÇ 

KAYNAKÇA

DİZİN

ÖNSÖZ

Türkiye 21. yüzyıla, geçen yüzyılın sorunlarını taşıyarak ve tartışarak girdi. Sorunların tartışılmaya başlanması küçümsenecek bir adım değildi ancak çok kısa zamanda bu tartışmaların yerini farklı gündemler aldı. Bu nedenle hâlâ geçen yüzyılın sorunlarını taşımaya devam ediyoruz. Bir türlü tamamlanmayan bir 20. yüzyıl… Bu sorunlar arasında ekonomik ve toplumsal gelişme sorunları olduğu kadar kadınlar, Ermeniler, Aleviler ve toplumsal yaşamda eşitsizliğe maruz kalan birçok kesime dair sorunlar olduğunu bilmeyen yok. Gittikçe yaralayıcı hale gelen ve herkesin bildiği bu sorunlardan biri de Kürt meselesi. Siyaset bilimciler, tarihçiler, sosyologlar, hukukçular, halk bilimciler, özetle sosyal bilimciler için Kürt meselesi zor bir konudur. Bunun en büyük nedeni Kürt meselesi üzerindeki hegemonik söylemlerdir. Aslında bu tür bir durum araştırmacının bilimsel ilgisini ve merakını cezbeder. Bir olgu üzerinde bu kadar zıt ve kutuplaşmış söylemin bulunması bile başlı başına bir ilgi konusudur. Ancak sahanın gerçekliğiyle bir kez karşılaştıktan sonra konu cazibesini yitirebilmekte ve araştırmacıyı büyük bir çaresizlik duygusuyla baş başa bırakabilmektedir. Türkiye’deki mevcut politik durum bu ilginin sürdürülebilmesini teşvik etmekten uzak bir yerde ve bundan daha kötüsü, Kürt meselesinin büyük bir hoyratlıkla siyasetin, hukukun ya da güvenlik güçlerinin sorunu olarak sunulması ve bu nedenle kendi bağlamından kopartılması, çözümünün daha da zor hale gelmesidir. Bu nedenle Kürt meselesi kadar Kürtlerin meselelerine de kulak kesilen bir sosyal bilim pratiğine olan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır.

Bu çalışma kendi içerisinde birçok macerayı barındıran bir sürecin sonucunda ortaya çıktı. Çalışmanın gerçekleştirildiği dönemde Türkiye’de “Çözüm Süreci” adı altında yürütülen politikaların çok değerli olduğu düşünülüyor ve kalıcı barış umudundan söz ediliyordu. Diyarbakır, Nevruz Meydanı’nda Abdullah Öcalan’ın Nevruz mektubu okunduğunda (21 Mart 2013) görüşmelerin yarısından biraz fazlası tamamlanmıştı. Henüz Suriye’deki iç savaş Türkiye’yi bugünkü kadar etkilememiş, Suriyeli mülteci sorunu ortaya çıkmamış, IŞİD gündem olmamış, Kobâne olayları yaşanmamış ve Rojava gibi yerler coğrafi dağarcığımıza yerleşmemişti. Gezi isyanları başlamamış, 17 ve 25 Aralık Operasyonları olmamış, Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılmamış, Dolmabahçe Mutabakatı (28 Şubat 2015), 7 Haziran seçimleri gerçekleşmemiş, HDP yüzde 13,2 oy almamış, Suruç’ta 34 genç (20 Temmuz) ve Urfa’da 2 polis memuru evinde katledilmemiş (22 Temmuz), Güneydoğu’da “sokağa çıkma yasakları”, “hendekler” gibi kelimelerle anlatılan bir dönem başlamamış, Ankara Barış Mitingi’nde (10 Ekim 2015) 109 insan katledilmemiş, 1 Kasım’da yeniden yapılan seçimlerde AKP yüzde 49,5 oy alarak yeniden tek başına hükümet kurmamış, yine Ankara’ya ve bu kez “hassas bölge”ye yapılan terör saldırısında (17 Şubat 2016) 29 insan katledilmemişti.

Bu olayların arasında gerçekleşen daha nice trajik olay var ama burada bir kronolojiden söz etmiyorum. Anlatmak istediğim bu çalışma yapılırken yukarıdaki gelişmelerin hiçbiri yaşanmamıştı ve toplumun çoğunluğu tarafından desteklenen Çözüm Süreci diye bir şey vardı. Çözüm Süreci, kısa süreli de olsa, Türkiye’de farklı bir iklimin oluşmasını sağladı. Hatta toplumu korkuyla yönetmeye alışkın olan siyasal bürokrasinin etkisini yitirmeye başladığı bir dönem olarak bile yorumlanabilirdi. Kişisel bir gözlem olarak kendi yakın çevremin, bütün milliyetçi kodlarına rağmen, kötümserliklerini kontrol altına alıp süreci içtenlikle desteklediklerini ifade edebilirim. Buna “endişeli iyimserlik” denebilirdi. En önemlisi de “silahlar sussun, analar ağlamasın” içerikli siyasal propagandanın toplumda gerçekten karşılık bulmasıydı.

Bu çalışma böylesi bir iklim içerisinde ve sıkı bir iyimserlikle başlayan sürecin ürünüdür. Çalışmanın gerçekleşmesini sağlayan akademik motivasyon, siyasi ve hukuki süreçlerle çözülmesi mümkün hale gelen Kürt meselesinin sosyal boyutunu açıklamak olarak ifade edilebilir. Bu motivasyon sayesinde örneklemin dikkatli seçilmesi ve marjinal olan kesimin belirlenmesi gerekliydi. Böylelikle Çözüm Süreci kapsamında gerçekleştirilmesi muhtemel sosyal müdahaleler ve projeler için mütevazı bir katkı sunmak amaçlanmıştı. Ancak sahaya çıkıp Kürtlerle görüşmeye başladığımda onlardaki karamsarlık, güvensizlik, kırılganlık, neredeyse herkese ve her şeye yönelik itimatsızlık beni hem şaşırttı hem de saha sürecinin planlanandan daha uzun sürmesine neden oldu.

esmer-yakalilar (1)

Son olarak, yaptığım görüşmeler sayesinde kendi kimliği ile baş etmek zorunda kalmanın ne tür bir serüven ve mücadele olduğunu anlamamı sağlayan; yaşamlarına, hatıralarına, kederlerine, gayretlerine, mücadelelerine tanık olma bahtiyarlığına eriştiğim tüm arkadaşlara ve kendine özgü yükleri olan böylesi bir çalışmanın duygusal sürecine de eşlik etme nezaketi gösteren, yol arkadaşım Damla Eroğlu’na çok teşekkürler…

Kişisel bir not: 2012 yılında televizyondaki bir haberde, çalışmak için Diyarbakır’dan İstanbul’a geldikleri gün Beyoğlu’nda kiraladıkları dairede çıkan yangında yaşamlarını kaybeden Abdullah (23), Şahin (19), İbrahim (18) ve Murat’ın (15) hikâyesi geçti, İstanbul’a çalışmak için geldikleri gün ölmüşlerdi. Yaklaşık 1 dakika kadar süren bu haberin anlatmadığı, anlatamayacağı gerçek hikâye, bu çalışmanın önsözü olarak kabul edilsin.

Kişisel bir not daha eklemek istiyorum. Enes Dursun ve ben yakın zamanlarda Kürt meselesiyle uğraşmaya başladık. Enes lisans bitirme tezi için ben ise doktora düzeyinde… Dostumuz Enes Dursun “Sivil Cumalar” eylemlerini araştırmak için gittiği Güneydoğu’dan bir daha geri gelmedi. Bu çalışmanın son halini görememiş olması, bu yarayı daha da sızlatıyor.

Ruhları şad olsun…

 

İzmir’i, “ulaşım devrimi” adıyla minibüse teslim etmek…

Ali Rıza Avcan

Sosyal medya haberlerinden öğrendiğimize göre İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu Seferihisar’da İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Zekeriya Mutlu, İzmir Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Celil Anık ve Seferihisar Minibüsçüler Otomobilciler ve Şoförler Odası Başkanı ile birlikte olduğu bir toplantıda minibüsleri de kartlı biniş sistemine dahil ederek toplu ulaşımda tam entegrasyonu sağlayabilmek için uzun süredir çalışıp formül aradıklarını söyleyerek bu uygulamayı ilk kez bir “pilot uygulama” olarak Seferihisar’da başlatmak istediklerini  ifade etmiş.

Ayrıca “30 yıldır, 50 yıldır bu mesleği yapan esnaf arkadaşlarımız var. Bir kere bizim birinci önceliğimiz, esnafın ekmeğiyle oynamamaktır. Belediye olarak toplu taşıma yapan esnafla rekabet etmeyiz. Bizim görevimiz, kendimizden çok sizin hakkınızı korumaktır. Kafamızı önümüze eğecek iş yapacaksak, zaten biz bu işte yokuz. Bu kentin geçmişinde emeğiniz var. Yarınlarından da bu emeğin, tecrübenin mutlaka değerlendirilmesi gerekiyor” demiş. 

Buna ilave olarak “sistemi uygulamaya başladığımızda, minibüslerin çalıştığı hattan ESHOT çekilecek. Yolcudan ücret kilometre hesabı ile kesilecek. Doğru yanlışı kovar, kazançlı iş az kazançlı işi kovar. Biz yeni bir sistem kuracağız. Belediye başkanınız olarak bu sistemi tavsiye ediyorum. Gerekirse yeniden üstünden yeniden geçeriz, karşılıklı fikirlerimizi sunarız ve sistemi daha da geliştiririz. Ben birçok ilki yaptım, anlaşarak, uzlaşarak yaptım. Bugüne kadar kimsenin burnunu kanatmadım. Allah’a çok şükür kimse de benim burnumu kanatmadı. Çünkü ben her zaman iğneyi kendime batıran adamım” diyerek -her zaman yaptığı gibi- önerdiği sistem ile kendi kişisel özellikleri arasında bağlantılar kurarak önerdiği minibüsü toplu ulaşım aracı yapma girişimini aklamaya çalışmış.

Uzun süredir belediye ve şoförler cephesinden aldığımız sinyaller nedeniyle beklediğimiz bu gelişmeyi; daha doğrusu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın hem bizleri hem de haberin yayınlandığı Ege’de Son Söz isimli İnternet sitesindeki yorumlara göre İzmirli’yi mutlu etmeyen bu girişimini değerlendirmek için şu konulara açıklık getirmemiz gerekiyor:

1. Belediyeler, minübüs, taksi dolmuş ve servis aracı gibi ulaşım sistemleriyle rekabet etmesi yasal olarak mümkün değildir.

Çünkü 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin görev ve sorumlulukları” başlığını taşıyan 7. maddesinin (f) fıkrasında “Büyükşehir ulaşım ana plânını yapmak veya yaptırmak ve uygulamak; ulaşım ve toplu taşıma hizmetlerini plânlamak ve koordinasyonu sağlamak; kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek“; (p) fıkrasında “Büyükşehir içindeki toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek.” büyükşehir belediyelerinin görevi olarak sayıldığından; ayrıca yine aynı kanunun “Ulaşım Hizmetleri” başlığını taşıyan 9. maddesinde “Büyükşehir içindeki kara, deniz, su, göl ve demiryolu üzerindeki her türlü taşımacılık hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesi amacıyla büyükşehir belediye başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları ile, Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonunun görevlendireceği ilgili odanın temsilcisinin katılacağı Ulaşım Koordinasyon Merkezi kurulur. İlçe belediye başkanları kendi belediyesini ilgilendiren konuların görüşülmesinde koordinasyon merkezlerine üye olarak katılırlar. Ulaşım Koordinasyon Merkezi toplantılarına ayrıca gündemdeki konularla ilgili üye olarak belirlenmeyen ulaşım sektörü ile ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından ihtisas meslek odalarının temsilcileri de davet edilerek görüşleri alınır.

Bu Kanun ile büyükşehir belediyesine verilen trafik hizmetlerini plânlama, koordinasyon ve güzergâh belirlemesi ile taksi, dolmuş ve servis araçlarının durak ve araç park yerleri ile sayısının tespitine ilişkin yetkiler ile büyükşehir sınırları dahilinde il trafik komisyonunun yetkileri ulaşım koordinasyon merkezi tarafından kullanılır.

Ulaşım koordinasyon merkezi kararları, büyükşehir belediye başkanının onayı ile yürürlüğe girer.

Ulaşım koordinasyon merkezi tarafından toplu taşıma ile ilgili alınan kararlar, belediyeler ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.

Koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Büyükşehir belediyelerine bu Kanun ile verilen görev ve yetkilerin uygulanmasında, 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz.” denildiğinden; belediyelerle taksi, dolmuş ve servis araçlarının birbiriyle rekabet etmesi, belediye sınırları içindeki toplu ulaşım tekeli bir kamu hizmeti olarak tümüyle belediyelere ait olduğundan mümkün değildir.

16493362822_f47de59ebf_b

2. İzmir Emniyet Müdürlüğü ile İzmir Minibüsçüler Odası’ndan aldığımız bilgilere göre sayıları Balçova, Bayraklı, Bornova, Buca, Çiğli, Gaziemir, Güzelbahçe, Karabağlar, Karşıyaka, Konak ve Narlıdere’den oluşan kent merkezindeki toplam 64 hatta M plakalı 1.117 adet, bu ilçeler dışındaki diğer 22 ilçedeki toplam 273 hatta D4 yetki belgeli 2.595 adet olmak üzere toplam olarak 3.712 adet minibüsün kartlı biniş sistemine dahil edilerek toplu ulaşım sistemi içine alınması, bu meslek sahiplerini bir araya getiren meslek örgütleri dışında diğer toplum kesimleri ve örgütleriyle birlikte tartışılıp karar verilmesi gereken ve tüm bir kenti ilgilendiren bir konudur.

İzmir Emniyet Müdürlüğü kayıtlarına göre il genelindeki toplam sayısı 3.712 olan minibüslerin kent merkezi ile ilçelerdeki dağılımı şu şekildedir:

Resim2

3. Minibüslerin Toplu Ulaşım Sistemine dahil edilmesi plansız, programsız bir karardır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, 20 Ağustos 2015 tarihinden bu yana bizlerin de katkılarını alarak yürüttüğü İzmir Ulaşım Ana Planı güncelleme çalışmaları sırasında kent içi ulaşımda hiçbir şekilde minibüslerin kartlı biniş sistemi ile toplu ulaşım sistemine dahil edilmesi hiçbir toplantıda önerilip tartışılmamış ve bir öneri olarak geliştirilmemiştir.  

Her ne kadar 31 Ekim 2016 tarihinde yapılıp 2 yüklenici firma yetkilisiyle 4 esnaf odası ve 9 belediye yetkilisinin katıldığı “Ara Toplu Taşıma Sistemleri” başlıklı tematik uzman çalıştayında minibüs ve taksi dolmuşlarla  servis araçlarının “toplu taşıma sistemlerine entegrasyonunun sağlanması” ve “İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak bu konuda çalışma yapılarak öncü olunması” gibi öneriler geliştirilmekle birlikte bu önerilerin sadece belediye bürokratlarıyla İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği ve İzmir Minibüsçüler Esnaf Odası temsilcilerinin katıldığı “yalıtılmış” bir toplantıda alındığı, bu toplantıya İl Emniyet Müdürlüğü, Trafik, Karayolları 2. Bölge Müdürlüğü gibi resmi kurum temsilcileriyle bu araçların “müşterisi” olan yolcuları temsilen hiçbir kurum ya da kişinin katılmayışı da ilginç bir durumdur.

Nitekim bu eksik katılım nedeniyle yakın zamanda İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Kurulu’nun (UKOME) ağırlığını belediye bürokratlarının oluşturan çoğunluğunun Karşıyaka-Mavişehir taksi dolmuşlarının kaldırılarak başka bir hatta aktarılmasına ilişkin kararı emniyet, trafik ve karayolları yetkilileri karara muhalefet edilip imzalamamışlardır.

Ayrıca mevcut minibüs hatlarında hem minibüs sahipleri veya kooperatifleri hem de diğer araç sahipleriyle minibüs sürücüleri arasında yaşanan sıkıntılar dikkate alınmadan, bu konuda yeni kurallar getirilmeden, 31 Ekim 2016 tarihli tematik uzman çalıştayında sözü edilen ticari şoförlük standartları belirlenmeden, emniyet denetimleri yapılmadan, otobüs ve minibüs hatlarının optimize edilmesi sağlanmadan, araçlar engelliler için uygun hale getirilmeden önce bir hattın daha sonra diğer hatların minibüslere tahsis edilmesi doğru olmayacaktır.

4. Büyükşehir Belediyesi daha önce hizmet verdiği bir otobüs hattını özelleştirme adı altında otobüslerini oradan çekerek minibüs sahiplerine tahsis edemez

Minibüslere tahsis edilen hatlarda belediye otobüslerinin çalışmayacak olması, belediye yetkilileri açısından ağır bir hizmet kusuru olacak ve buna neden olan görevliler hakkında yasal işlemlerin yapılması mümkün olacaktır.

Çünkü, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun yukarıya alıntıladığımız 7 ve 9. madde hükümlerine göre büyükşehir belediyeleri belediye sınırları içindeki toplu ulaşım hizmetlerini gerek kendine gerekse özel girişime ait araçları koordine ederek yerine getirmek zorunda olup kent içindeki bazı ulaşım hatlarını, adeta o hatları özelleştirerek dolmuşlara, taksilere ya da servis araçlarına tahsis etmesi yasal olarak mümkün değildir. 

Bu nedenle, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin böylesi bir niyet ya da girişimden bir an önce vazgeçmesi, toplu ulaşım hizmetinin yapmak zorunda olduğu bir kamu hizmeti olduğunu hatırlaması gerekir.

5. “Yolcudan ücret kilometre hesabı ile kesilecek“

Ayrıntı gibi gelen bu önemli ifade İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘na aittir. Aziz Kocaoğlu bu anlatımıyla toplu taşıma sistemine dahil edileceğini söylediği minibüslerdeki taşıma ücretlerinin yapılan kilometreye göre artacağını ifade etmekte; bu anlatımla belki de toplu taşıma sisteminde standart ücret uygulamasından vazgeçilerek onun yerine yapılan kilometreye göre artan bir ücretlendirme sisteminin işaretlerini vermektedir.

Tabii ki uzak mesafelerde oturanların daha fazla ücret ödemesi koşuluyla…

6. Minibüslerin toplu ulaşım sistemine alınmasının asıl nedeni siyasidir.

Kent içi ulaşımda kullanılan minibüslere ait hat ve araç sayılarının azaltılması yerine toplu ulaşım sistemine dahil etmek istenmesinin temel nedeni siyasidir.

Çünkü bir yandan yaklaşan yerel seçimler nedeniyle İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nin ve İzmir Şoförler Odası’nın desteğine ihtiyaç duyulmakta; ayrıca bu uygulamanın “pilot uygulama” adıyla ilk kez Seferihisar hattında uygulanması suretiyle İzmir Büyükşehir Belediye başkanı olması beklenen Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in önü, daha şimdiden sesini yükselten İzmirliler’in muhalefeti ile kesilmek istenmektedir.

8425

Sanırım en iyi değerlendirme, bu gazete haberi nedeniyle yapılan yorumları okumakla yapılacaktır:

İzmirli 10 Kasım 2017 Cuma 22:22

Türkiyede ilk olcak denmiş sanki milletle bilmem ne geçiyolar.Türkiyenin yarısında var bu sistem izmire de getirilirse iyi kötü işleyen bi ulaşım sistemi var izmirin o da olmaz artık.Başka kendi ayağına sıkarsın ulaşımı da batırırsan chpden başka partiye oy atmam ama sana da atmam

Yorumu oyla      0      0  
Hayal. 10 Kasım 2017 Cuma 20:35

Bu millete yaranılmaz.İzmir”in yüzde yetmişi Azize oy vermez diyorlar ufak at.Biz izmirli olarak başkanımızdan memnunuz.Herkes kendi açısından konuşuyor araçlar kalkarsa o kadar insan işsiz kalacak hiç onu düşünüyormusunuz.Haberi okumadığınız belli münübüslerin olduğu yerde eshot araçları olmayacağını söylüyor.Evet fazla yolcu alıyorlar Bunu da trafik memurları denetleyecek hani nerede o polisler bilerek denetlemiyorlar işte böyle eleştirip izmiri almak İzmiri alamadılar ya.

Yorumu oyla      1      0  
Ahmet ozden 10 Kasım 2017 Cuma 19:55

Dolmusları kaldırın kardesim bakın yorumlara bir kisi istiyormu demekki milleti tınlayan yok nede olsa rant var dimi aziz bey

Yorumu oyla      1      1  
İstemiyorum 10 Kasım 2017 Cuma 19:54

İzmir‘in tamamında münibüs ve özel halk otobüsü İSTEMİYORUM.Kimseye rant olmasın heryere belediye otobüsü gitsin.Bazı hatlarda plaka 1 milyon tl‘nin çok üzerinde.Ürkmez-Üçkuyular hattı kışın çoğunlukla boş gidip geliyor zira Seferihisar-Üçkuyular hattı onun önünden çıkıyor.Balıklıova-Üçkuyular hattıda kışın boş gidip geliyor.Balıklıova münibüsü Gülbahçeye yaklaşınca hemen önünden Gülbahçe münibüsü kalkıyor.Hele İYTE‘de hangi hattın ne yaptığı belli değil.Daha kendi aralarında anlaşamıyorlar bunlara mı ulaşım teslim edilecek.Zarar ediyorum artık bu işi yapmayacağım diye getirip hattını iade edeni de görmedim.SADECE BELEDİYE OTOBÜSÜ İSTİYORUM.

Yorumu oyla      1      0  
mehmet 10 Kasım 2017 Cuma 15:31

yahu kardeşim milletin aklıyla dalga geçiyorlar dededen chpli olarak diyorum minibüs trafiğin katilidir kural tanımazlar bakın uckuyulara kameralara adam köşede duruyorlar daraltiyorlar ne eshot ne başka araba geçiyor trafik levent marinanin orda tam mahallelere gitsinler eyvallah da şehir içinde hangi ülkede minibüs var dolmuş pismanliktir bakın menemen dolmuscularina bakın uckuyulara 1 gün izlensin 1000lerce kusurlu hareket bulurlar kirmizi dinlemezler istedikleri yerde indirir istedikleri yerde bindirirler küfürün haddi hesabı yok zaten kirmizi ışıkta da neymiş sinyal kolu nerde bilmezler trafiğe 2 kat yükü var bırakın bu işleri nerde muasirlik başkan kendi başını yiyosun bizim sulaleden sana oy yok emekli sat komandosu izzet

Yorumu oyla      4      0  
Bornovalı 10 Kasım 2017 Cuma 14:16

Seferihisar minibüsleri tepeleme ayakta yolcu ile gidiyor. Neden ceza verilmiyor ?

Yorumu oyla      2      0  
AZİZ DEN LA FONTEN MASALLARI 10 Kasım 2017 Cuma 13:31

10 sene önce de dolmuslara kentkartla binilecek 90 dakika uygulaması olacak demişti.

Yorumu oyla      1      1  
ibrahim 10 Kasım 2017 Cuma 13:29

dolmuş hatlarını kaldıracağı yerde, daha da özendirir bu uygulama. Ama izmir minibüsçüler odası daha önce bu girişimde bulunmuştu. 80 kuruş gibi bir teklif ile karşılaşınca olmaz deyip geri çekilmişlerdi. Dolmuş kullanan bilir, yol boyunca en az 3-4 kez kaza atlatırsınız, pik saatlerde dolmuş sağa devrilmesin diye dua edersiniz. Sürekli cep telefonu ile haşır neşir olan, ona buna telefonda bağıran, küfreden, elinden sigara düşmeyen şoför görürsünüz. Biz bunları görmek istemiyoruz.

Yorumu oyla      5      0  
10 Kasım 2017 Cuma 12:53

günlerdir arıyorum bozuk araç yollamayın hatta körüklü yollayın 3. duraktan sonra yolcu alınmıyor diyorum kime ne söylüyorum aziz nostalji yapacak çalışmayan otobüs filosu ile tutmayın geliyor

Yorumu oyla      3      1  
nicolas 10 Kasım 2017 Cuma 12:22

izmirin %70 aziz başkanı istemiyor diyen troller gidin yandas! sitenizde oynayin bakin anketlere iyi parti en cok nerden almis oyu ??minibus istemiyoruz cogu saygısız agresif hizli kullanıp trafiği altust ediyor heryerde duruyor

Yorumu oyla      2      3  
Ahmet 10 Kasım 2017 Cuma 11:43

Minibüsçü=Kural tanımama=Mafya=Saygısızlık=Güvensiz Taşıma Hepsi kaldırılmalı

Yorumu oyla      5      0  
Halil 10 Kasım 2017 Cuma 11:41

Hiç katılmıyorum. Minibüsler tamamen kaldırılmalı. Çünkü bu adamlar kural tanımıyor. Uyarınca tersliyor. mafya resmen.

Yorumu oyla      4      0  
Deniz 10 Kasım 2017 Cuma 11:28

Özel Halk otobüsü istemiyoruz

Yorumu oyla      7      0  
sagduyu 10 Kasım 2017 Cuma 11:07

Aziz bey , hic bir zaman ben yaptım oldu diyen bir insan olmadı ,her zaman birlikte goruserek ortak aklı one cıkartarak yoluna devam etti , işte bu yuzden neler yaptıkları daha iyi anlasılmaya baslandı ve onumuzdeki gunlerde cok daha iyi anlasılacaktır . Evet bir cok ilki de o baslattı ve bir cok kisiye kuruma devlete hatta uluslararası kuruluslara bile ornek oldu …

Yorumu oyla      2      4  
feti deniz 10 Kasım 2017 Cuma 10:57

Kimki minibüs hatlarını kaldırır heykelini dikerler o başkanın. cakmur basmahaneyi nasıl temizledi hala hafızalarda

Yorumu oyla      8      0  
10 Kasım 2017 Cuma 08:44

Çiğli’den dolmuşları temizleyiniz Sayın Başkan.

Yorumu oyla      3      0  
ado 10 Kasım 2017 Cuma 08:20

özellikle torbalıda bir an önce geçilmesi lazım neyin ne olduğu belli değil orda bu arada manisa da yıllardır yapılıyor uygulama şehir içi hepsi belediyeye bağlı

Yorumu oyla      0      0  
İYİ PARTİ gelecek 10 Kasım 2017 Cuma 00:00

gitmeye niyeti yokmuş. Koltuga oturan gitmek istemiyor. İzmirin en az %70 i seni istemiyor. İYİ PaRTİ oyları böldügünde gidermisin gitmezmisin görürsün.

Yorumu oyla      4      4  
Zfg 9 Kasım 2017 Perşembe 23:00

Kartlı minibüs uygulamasını Muğla büyükşehir çok güzel uyguluyor.ilce belediyeleri(bodrum Marmaris Fethiye vs)görev yapan minibüslerde kartlı sistem büyük bir disiplinle yürüyor.izmir gidip bu sistemi görüp buraya en uygun olanı uygulasin

Yorumu oyla      4      0  
Halk otobusu sart 9 Kasım 2017 Perşembe 21:42

Belediyenin otobusleri yetersiz kaliyor vatandaslarda soforlerde bikti artik butun dolmuslara izmirim kart takilmali

Yorumu oyla      2      2  
Sayın Başkan 9 Kasım 2017 Perşembe 20:41

Vatandaşımı özel halk otobüsüne muhtaç etmem dediniz.Biz en sınr yerleşime bile belediye otobüsü ile insanca gitmeye devam etmek istiyoruz.İzmir‘in toplu ulaşımı ülkeye örnektir bugüne kadar nasıl devam ettirdi iseniz aynı şekilde devam etmesi insanların en büyük isteği.

Yorumu oyla      10      1  

Geleneksel Türkiye (2)

Yeni Yüksektepe Kültür Derneği, Anadolu toprakları üzerinde mevcut ve kaybolmaya yüz tutan değerlerin, kültürel miras adına korunması ve belgesel fotoğrafçılığına katkı sağlaması amacıyla 1991 yılından bu yana “Geleneksel Türkiye” temasıyla fotoğraf yarışmaları düzenliyor. 

Gelenek, birikmiş tecrübenin, şekil içerisinde yansımasıdır ve gelecek kuşakların daha güzel yaşamaları için olanaklar sunar. Elbette ki geçmişteki her şey gelenek değildir. Bu anlamda hızlı gelişen Türkiye’de kaybolmaya yüz tutan değerlerin belgelenmesi, yeni ile yer değiştirirken değerli olanın en azından kültürel belleğimiz içinde kalması gerekmektedir.

Yeni Yüksektepe Derneği’nin “Geleneklerimiz” konusu ile başlattığı fotoğraf yarışmaları, “Kıyafetlerimiz”, “Tarımsal Yaşantı”, “El Sanatlarımız”, “Mimari ve İç Mekan”, “Alışveriş”, “Oyunlarımız”, “Şenliklerimiz”, “Ulaşım”, “Düğün ve Törenlerimiz”, “Çevre”, “İnançlarımız”, “Müzik ve Yaşam”, “Esnaf”, “Sofralarımız”, “Denizlerimiz ve Göllerimiz”, “Orman ve İnsan” alt konuları ile Türkiye’de mevcut olmayan bir envanterin oluşmasına neden olmuştur.

Kaybolmaya yüz tutan gelenekleri fotoğraflarla belgelemeyi, arşivlemeyi, tanıtmayı ve fotoğraf sanatına katkıda bulunmayı amaç edinen “Geleneksel Türkiye” yarışmalarına bu güne kadar 1.000’den fazla fotoğraf sanatçısı, 7.000’den fazla eseriyle katılmıştır.

GT1FY-R-1.-YAYLAYA-CIKIS-SEKİP-İSKENDER-1024x764GT1FY-R-2.-PENCERE-SAIT-AYKUT-AYTAC-1024x676GT1FY-R-3.-ORGUCU-NINE-SEKİP-İSKENDER-1024x767GT1FY-SB-2.-KECEYE-TERINI-AKITANLAR-ERDAL-YAZISI-1024x686GT1FY-SB-3.-KOY-EVI-AYNUR-KOYMEN-1024x694GT2FY-AFSAD-ANILAR-CEMAL-AGACIKOGLU-1024x665GT2FY-R-3.-YASANTIMIZDAN-BIR-KESIT-DOGAN-YASAR-1024x763GT2FY-R-MAN.-A.-VAHAP-AKSEN-1024x654GT2FY-SAYDAM-3.-DONUS-CEMAL-AGACIKOGLU-1024x693GT2FY-SB-MAN.-ARABA-USTASI-ADNAN-VELI-KUVANLIK-1024x696GT3FY-R-1.-MUTLU-SON-CEMAL-AGACIKOGLU-1024x698GT3FY-R-MAN.-BAYRAM-TIMURTAS-ONAN-1024x654GT3FY-R-MAN.-SICAK-YUZLER-ADEM-SONMEZ-973x1024GT3FY-R-MAN.-YAYLA-EVI-A.-VAHAP-AKSEN-1024x675GT3FY-SAY.-3.-KIS-ADEM-SONMEZ-1024x674GT3FY-SAY.-MAN.-LEBLEBI-FIRINI-A.-VAHAP-AKSEN-1024x672GT3FY-SB-1.-DEGIRMENDE-DOGAN-YASAR-1024x864GT3FY-SB-2.-ISIMSIZ-TUGRUL-CAKAR-1024x681GT4FY-R-1.-KIRMIZI-ELBİSE-MEHMET-ERHAN-GÜRKAN-1024x678GT4FY-R-3.-AGA-MECLİSİ-HALUK-UYGUR-1024x743GT4FY-R-AFAD-TAŞKALE-OZCAN-AGAOGLU-1024x670GT4FY-R-MAN.-İCİMİZDEN-AYLA-SAN-1024x667GT4FY-R-MAN.-İKİZLER-FATMA-AKALIN-768x1203GT4FY-SAY.-1.-DAGLAR-CICEK-ACTI-SEZGIN-GUZEL-1024x669GT4FY-SAY.-2.-YORESEL-GIYSILI-COCUK-DOGAN-YASAR-1024x675GT4FY-SAY.-AFSAD-CEYLAN-OZCAN-AGAOGLU-1024x662GT4FY-SAY.-MAN.-KADIN-VE-MISIR-OZCAN-AGAOGLU-1024x640GT4FY-SB-MAN.-CADIRDA-YASAM-DOGAN-YASAR-1024x851GT5FY-AFSAD-IKI-KADIN-CEMAL-AGACIKOGLU-1024x664GT5FY-AFSAD-TOSYA-ÇELTİK-CEMAL-AGACIKOGLU-1024x685GT5FY-FDCK-KOYUNLARA-SU-İÇERME-MOLASI-YILMAZ-KALPALP-1024x671GT5FY-FSK-KOYLU-ADAM-OZER-KAMBUROGLU-880x1231GT5FY-R-1.-LOD-ADEM-SONMEZ-1024x758GT5FY-R-3.-DONUS-FILIZ-AYDIN-1024x762GT5FY-R-FSK-TUTUN-YORGUNU-CUNEYT-KOCAK-1024x678GT5FY-R-MAN.-BOLLUK-GULTEN-SARI-1024x673GT5FY-R-MAN.-CAN-SUYU-OSMAN-AZIZ-YESIL-1024x763GT5FY-SANFO-SUSAM-OSMAN-EREL-1024x681GT5FY-SAYDAM-1.-BIBER-MEHMET-ERHAN-GURKAN-880x1303GT5FY-SAYDAM-2.-SAZ-HARMANI-NURDOGAN-CARKIS-1024x686GT5FY-SAYDAM-3.-KISA-HAZIRLIK-YAKUP-KUTUK-1024x669GT5FY-SAYDAM-AFSAD-PAMUK-TARLASI-OZCAN-TARAS-1024x687GT5FY-SAYDAM-AFSAD-YABACI-MEHMET-KARABAY-880x1328GT5FY-SAYDAM-FSK-BAKIS-ALTUG-OYMAK-1024x677GT5FY-SAYDAM-MAN.-HASHAS-OZCAN-AGAOGLU-880x1334GT5FY-SAYDAM-MAN.-ISIMSIZ-XIII-SADIK-DEMIRORZ-880x1341GT5FY-SB-1-ONUNDE-CEMAL-AGACIKOGLU-1024x675GT5FY-SB-2.-CAPA-ILE-OZCAN-TARAS-1024x674GT5FY-SB-3-CELTIK-ISCILERI-YILMAZ-KALPALP-1024x566GT5FY-SB-AFSAD-ISIMSIZ-FARUK-YILMAZ-1024x748GT5FY-SB-MAN.-EMEK-FATMA-AYDIN-1024x682GT5FY-SB-MAN.-KAVUNCU-YUSUF-DARIYERLI-880x1134GT6FY-AFAD-TURGUT-OZCELEBI-880x1313GT6FY-FDCK-TOSYA-BAKIRCI-CEMAL-AGACIKLIOGLU-880x1353GT6FY-FIRATCOLOR-CECİM-ZAFER-GUNGUT-880x1302GT6FY-FSK-COMLEKCI-OZER-KANBUROGLU-880x1311GT6FY-FSK-EBRU-AHMET-KADIR-BANABAK-1024x695GT6FY-FSK-YEMENICI-HALUK-UYGUR-1024x684GT6FY-RENKLI-1.-USTALAR-CIRAKLAR-HAKKI-AKDEGIRMEN-880x1264