Kent şiirleri…

BİR KENTİN DIŞARDAN GÖRÜNÜŞÜ

Bütün bir gün derin suları kolladı şunun için
Bir çoban mevsimini geçirmek için saçının billûrundan
Üç kulesi altı şairi sayısız minareleri
Ve yer yer uçuklamış kıyılarıyla
Bu kent bütün bir gün. Hadi gidelim.

O senin bir türlü belleyemediğin
Kuştur. Bir türkünün hallacında dağılmış
Keçedir. Onu Doğuda nehirlerin kaynaklarına
basıyorlar
Balkondur. En bencil sarmaşığa çekilidir tetiği
Lekedir. Eski Frikya üzümünden inansız menekşeden
Taştır. Bizansın yıkılışını kibirle sürdürmektedir
Çocuktur. Babasınınkine benzer annesinin yüzü
Çünkü mutlu İstanbul kadını alır erkeğinin yüzünü
Çünkü daha dün dört tarafından çekiştirilmiş
utancınla
Şiirime güvenli bir barınak aramıştın

İnce parmaklarıyla
Aralamaya çalışırken kederini
Sen yitip giden aşkta

Senin kahkahanın boğumunda
Söz temiz değil

İklim. Devrik tezgahı güneşin
Sokaklardan kadınsı bir seccade gibi akıyor iklim
Gözlerimiz bozuluyor kanımızın gürültüsünden
Kırmızılar bitişiyor hiçbir şey kesin değil
Tenteler gökyüzüne bir folklor kazandırıyor
Yeni yapıların kekemeliği ve akasya
Ve çınar. Yelesinin içinde tükenmiş bir aslan
Ve sütunlar başıbozuk devriyeleri
Ne kuşatmalar ne dostluklar pahasına
Büyük bir mutfak yaratmış bir imparatorluğun,
Yalnız sütunlar savunuyor serinliği

Saatler uzun günler kısa

Fenikelileşememek. Ben bu sözü söylüyorum
Bu sözü sana söylüyorum bir gün gerekir nasıl olsa
Serhas’ın askerlerine gümüş zincirlerle döğdürdüğü
Öbür ucuna da gittim ben bu suyun,
Buradan taa peygamberler kıyısına kadar
Büyük suları sadece karpuz soğutmada kullanıyorlar
Fatih Sultan Mehmed gemilerini karadan yürüttü ya
Deniz kaçkını bir ulusun çocuklarıyız biz o gün bugün
Toprakçıl bir çapadır Denizyollarının arması bile,
Ama dilimizde yine de en ürpertili kelime deniz
Yine de sokaklarda bir kanal eğilimi
Dondurmacılarda bir ikinci kaptan tavrı
Teneşirlerde bir tekne beğenisi
Bir kazazede takısı bulunur sarhoşların yüzlerinde

Yine de faizcinin sesindeki hasır
Yelken olmaya özeniyor

Şoför edebiyatına önsöz olarak geçse yeridir
Yeni Cami’nin caddeye dadanmış dirsekleri
Ve
Bitişiğindeki gri gökkuşağının altından
Agop’un ülkesine bir anda geçilir
Orada işte orada
Kibrit bilekli kızların anahtar burunlu sekreterlerin
Lastik mühürle para basanların eğeyle tabanca
üretenlerin
Cüzamlı işhanlarının çiçekbozuğu basımevlerinin
Önlerinden dalgın dalgın yürüyorsun

Sen ki bu şehrin eski tutarsızlarındansın
Kök bitkilerin heterogüllerin Çin yakılarının arasından
Bir güz sonu duygusunu ancak bir kez duyulabilecek
bir sığınma eğilimini
Kuytulardan aldığın bir çiçek gibi yukarı semtlere
doğru sürüklüyorsun

Sen ki
Ayı Hugo’dan zararsız Mallarme’ye, kaçık Artaud’ya kadar
Bir şeyler okudun biraz. İyi.
İngilizlerden de saymayı öğrendin biraz. O da iyi.
Ağzında bir tatil gevezeliği
Alnında bir ayazma serinliği taşıyan
Bir kadını sevdin çok. O belki daha da iyi.
Ama ne yap biliyor musun?
Şu eski adresini değiştir artık
On yıldır bilgeliğini tüketti.

Saatler uzun, günler…

CEMAL SÜREYA

36329069126_e31e1499be_o

BÜYÜK ŞEHİRLERİ TAKDİM EDERİM

sana büyük şehirlerden bahsedecegim;

en büyük camiler orda kurulur

en küçük mezarlar orda kazılır

en kara yazılar orda dizilir

yüksek minarelerde sela verilir

civar hanelerde zina edilir

büyük şehirlerde yalan söylenir tosunum

halbuki küçük köylerin

mezarlığı bile yoktur

büyük şehirlere bağlanma mehmedim

öyle bir şehre yerleş ki

küçük fakat bizim olsun

sokaklarında tanımadığın yüz

ensesine şamar atamayacağın kimse dolaşmasın

her ağacına elin

her karış toprağına terin değsin

ve kuytu evlerden birinde

senden habersiz ölenler olmasın

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

 

34921204394_679560cb4e_o

GIRNATA’YA HİÇ GİTMEMİŞ BİRİNİN BALADI

                                            Federico Garcia Lorca’ya

Ah ne kadar da uzak denizler, ovalar, dağlar!

Ağarmış saçlarımı başkaları görüyor şimdi.

Gitmedim hiç Gırnata’ya.

Saçlarım ağarmış, yıllarım yok olmuş.

Eski silinmiş patikaları bulurdum da.

Görmedim hiç Gırnata’yı.

Uzatın yeşil bir ışık dalı bana.

Doludizgin adımlar verin, ah dizginler kısa.

Gitmedim hiç Gırnata’ya.

Hangi düşman tutmuş bütün surları?

Rüzgârda kimdir toplayan özgürlüğü?

Gitmedim hiç Gırnata’ya.

Bahçelerine kilit vuran kim bugün?

Kim zincir vurmuş çeşmelerinin akışına?

Gitmedim hiç Gırnata’ya.

Gelin, hiç gitmemiş olanlar Gırnata’ya.

Orada dökülen kan var, beni çağıran kan.

Gitmedim hiç Gırnata’ya.

En güzel kardeşin döktüğü kan.

Avluya yayılmış, mersinlere sıçramış.

Gitmedim hiç Gırnata’ya.

Kanı var mersinler üstünde en iyi dostumun.

Darro’daki kan, Genil’deki kan.

Görmedim hiç Gırnata’yı.

Surlar yükseliğince azmimiz pek.

Dağlardan denizlerden ovalardan gelin.

Gideceğim Gırnata’ya.

Rafael  ALBERTI – Çeviri: Oğuz Yaşar A.

rafael-alberti

DENİZDEKİ KENT

Bak! ölüm kendine bir taht kurdu

Loş batının aşağılarına doğru

Yapayalnız uzanan tuhaf bir şehirde,

İyinin, kötünün, en kötünün ve en iyinin bir de

Ebedi ve ezeli uykularına vardıkları yerde.

Bize ait hiç bir şeye benzemezler

Oradaki mabetler, saraylar ve kuleler.

(Zamanın kemirdiği kuleler ki titremezler)

Etraflarında, kasvetli sular,

Yükseltici rüzgarlarca unutulmuş, boyun

Eğmiş uzanırlar altında göğün.

Kutsal göklerden, uzun süren

Gecesine ışık dökülmez o şehrin;

Fakat korkunç denizden gelen nur

Sessizce kulelere vurur –

Aydınlatır bina doruklarını uzak ve özgür,

Kubbeleri, kule külahlarını, krali koridorları

Mabetçikleri, babilvari duvarları

Yontma sarmaşıkların ve taştan çiçeklerin

Çoktan unutulmuş belirsiz çardaklarını

Viyola, menekşe ve asmaları bir birine dolanmış

Frizlerle çelenklenmiş

Bir çok harikulade tapınakları.

Kasvetli sular eğip boyun

Uzanırlar altında göğün.

Kuleler ve gölgeler öyle karışmışlar ki orada

Hepsi asılı gibi görünürler havada,

Mağrur bir kulesinden şehrin

Ölüm aşağı bakarken devcileyin.

Orada açık mabetler ve aralanmış mezarlar

Işıldayan dalgaların seviyesince doluyorlar;

Fakat ne elmas gözlerinde yatan

Zenginlikler oradaki her bir putun –

Ne o göz alıcı mücevherleriyle ölü

Kandırıp yataklarından çeviriyor suyu;

Bu camdan ıssızlık boyunca, yazık!

Yok çünkü bükülen tek dalgacık –

Tek kabartı yok rüzgarların çok uzak daha şen

Bir deniz üzerinde olabileceğini söyleyen –

Yok korkunçluğu daha az dingin denizlerde

Rüzgarlar olduğunu ima eden tek yükselme.

Fakat bak, havada bir kıpırtı!

Bir dalga var orada, bir çalkantı!

Bellibelirsiz gömülerek duygusuz gel-gite,

Kuleler bir yana atılıyorlar adeta-

Uçlarına saydam tabakalı gökler içinde

Sanki hafifçe bir boşluk verilmişcesine.

Dalgalar şimdi daha kızıl bir kor gibi parlıyorlar –

Saatler donuk ve zayıf soluyorlar –

Dünyevi acılar arasında değil de, vakti geldiğinde,

Aşağıya, bu şehir aşağıya çökeldiğinde,

Cehennem, bin tane tahttan ayağa kalkarak,

Saygı ile onu selamlayacak.

EDGAR ALLAN POE – Çeviri: Dr. Osman TUĞLU

33215529654_ab71e79a44_o

KALEDONYA PAZARI 

Yedi kent yatar Troya’nın altında. 

Kazıp çıkartmışlar hepsini yeniden. 

Londra’nın altında da yedi kent yatar mı? 

En dipten çıkanları burada mı satarlar acaba?

Fosforlu balıkların durduğu şu tezgahın orda, 

çorapların arasında işte bir de şapka. 

Yedi şiline alamazsınız yenisini, saçma, 

buysa yalnız iki şilin, hem kötü değil o kadar, 

                                                                        tek bir deliği var.

Korkunç tanrı oturmuştu kalkmamacasına, 

                                                            tabanları dışarı dönük, 

sonra bir gün kırıldı burnu, düştü ayak parmaklarından biri 

                                                             ve gözdağı veren kolu, 

ama bronz bedeni ağırdı çok, yalnız el yürütülmüştü 

ve geçerek bir sürü canlı ellerden düşmüştü 

                                                                 Kaledonya pazarına.

“Köprü yoktur Doğu ile Batı arasında” 

diye haykırdı ücretli ozanları. 

Gözlerimle gördüm ben ama 

o büyük Okyanusun sırtındaki kocaman köprüleri. 

Ve doğuya taşınan koskoca silahları gördüm 

ve onları şarkılarla el üstünde tutan halkı. 

Bu ara, içinden kan damlayan çay geliyordu, 

savaş yaralıları ve altın geliyordu, Doğu’dan Batı’ya.

Ve Winsdor dulu, karalar içinde, 

parayı alır, sokar çorabına, 

pohpohlamadan sırıtır, 

gönderir onu Kaledonya pazarına. 

Nerde hani o eski çeviklik, 

bir sabah gelirler topallaya topallaya, 

ve bir tahta bacak satın alırlar, elden düşme, 

uysun diye tahta kafalarına. 

Bertolt BRECHT – Çeviri: A. KADİR – Gülen AKTAŞ

63711635_74258c95b4_o

DOĞUDA BİR KENT

Siirt, ağaçsız gömütlük

çocukluğu doğal kireç

bir kent, orda he rkuyu

bir ermiş kadar su bilir

hüzne kil, öfkeye kum

bir kent, orda duyguyu

doldurur boydan boya zakkum

Siirt, rüzgarı saralı

gençliği yolgeçen hanı

bir kent, korkunun pirinci

gibi ayıklar zamanı

dilencisi, kör nergis

bir kent, ölü bir balı

gömer arıya, peteksiz

Siirt, üzüm ayna

yaşlılığı beton laleden

bir kent, orda güz bile

kurur acıyla birlikte

çürür gurbetler yüklükte

ve ölüm, bir büyük aile

gibi dağılır konaklarında

HİLMİ YAVUZ

Hilmi Yavuz

BAKÜ  

Rüzgarlı bir şehir       

                    Tükürür     

                            Kumunu gözlere

Bakü 

            Yangınlı bir diyar    

                          Balahanı od saçar

Bakü  

              Histir yaprakları    

                          Tellerdir budakları

Bakü 

               Çayları    

                           Mürekkep gibi         

                                                    Petroldür akar

Bakü  

               Yassı damlı evdir her yan    

                         Kanbur burunlu adamlardır            

                                                               Nere baksan

Bakü 

                Hiç kimse geçmez         

                                                     Buraya eğlenmeye

Bakü 

                 Bu dünyanın elbiselerinde           

                                                                      Yağlı leke

Bakü  

                 Bir çamur anbarı

                                                       Ancak yine

Bir dervişi     

                         Kadim Tibet

Müslüman’ı     

                         Koca Mekke

Haçperesti     

                          Beytülkudüs        

                                         İbadete nasıl iştiyakla çekerse            

                                                                  Daha artık bir muhabbet         

                                                                                                        Çeker beni.

Senin için  

              Arabalar  nefesiyle         

                                                      Ahlar çeker

Senin için  

             Milyonlarla        

                                                      Piston,  teker

Hey okurlar                

                      Asla                       

                                 Sakinleşmeyerek                               

Yağla  

               Neftle    

                               Hem yavaşça        

                                                        Hem emerek     

                                                                     Hem öperek      

                                                                                  İradene tabi olan

Zincirlenmiş bedenler gibi   

                                         Sürünürler sana

Sarı hatta engerek gibi        

                                                     Kat kat kıvrılan

Petrol vagonları.

Eğer  

                    Geleceğe     

                                 Sağlam inansam

Onlar için  

            Taşa Taşa      

                                          Akar müdam

Payitahtların yüreğine          

                                                                    Kara      

                                                                                   Katı              

                                                                                                       Bakü kanı                                                               

VLADIMIR MAYAKOVSKİ, 1923  Çeviri: Mecid Quliyev

P1000844

 

Tasarımda insan’a dokunmak

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde elime, Konak Belediyesi’nin “Konak İçin Tasarlıyoruz: Kent Mobilyaları Atölye Çalışması” başlığını taşıyan  bir katalog geçti.

Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş, “Kent Projeleri 2016” adı altında yayınlanan bu kataloğun ilk sayfalarında, “Şehrimizi birlikte yönetiyoruz. Gençlerimiz başta olmak üzere halkımızın etkin olarak yerel yönetime katılması için gayret harcıyoruz. KOnak yerel yönetimine geldiğimiz ilk günden bu yana attığımız her adımda birlikte çözüm üretme anlayışı etkin oldu. Daha yaşanabilir kenti tasarlama konusunda ortak aklı rehber ediniyoruz ve bu çalışma da örneklerden birisidir. Üniversite öğrencileri ile beraber, yaratıcı fikirlere yol açma prensibi ile uygulamaya aldığımız “KOnak İçin Tasarlıyoruz” temalı atölye çalışmasında üretilen projeler, hemşehrilerimizin yaşamını kolaylaştıracak niteliktedir.” diyerek böylesi bir kataloğun nasıl bir çalışmanın sonucu olduğunu ortaya koyuyor, bu atölye çalışmasında üretilen tasarım projelerinin hemşehrilerin yaşamını kolaylaştıracağını söylüyordu.

Kataloğun diğer sayfalarında ise Konak Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğü’nce 20-22 Haziran 2016 tarihleri arasında düzenlenen bu üç günlük atölye çalışmasının amacı, “belediyemiz atölyelerinde, hali,hazırda bulunan makina ve malzemeler kullanılarak ve kendi personelimiz marifeti ile üretilebilecek, yeni, işlevsel, ergonomik, engelli dostu, tamiri kolay, ekonomik, kolay ve sağlam monte edilebilen güvenli tasarımlar elde etmek ve belediyemiz sınırları içerisindeki park meydan vb. alanlarda uygulanmasını sağlamak” şeklinde ifade ediliyordu.

Amacı bu şekilde ifade edilen atölye çalışmasına Yaşar ve İzmir Ekonomi üniversitelerinden  18 lisans öğrencisi katılmış ve bu öğrenciler öğretim görevlileri Can Aysan ve Ertan Demirkan’ın yönetiminde altı adet tasarım projesi hazırlamışlardı.

Öğrenciler bu çerçevede, 20 Haziran 2016 tarihinde bilgilendirme ve atölyeleri inceleme çalışması, 21 Haziran 2016 tarihinde serbest çalışma ve tasarım ön değerlendirmesi, 22 Haziran 2016 tarihinde de serbest çalışma ve sonuç değerlendirmesi yapmışlar.

Şimdi bu 6 projeyi gerçekleştiren öğrencilerin ad ve soyadlarıyla proje tanımlarını sizlere aktarıp ortaya koydukları tasarımlarla ilgili düşüncelerimi bir “kullanıcı” kimliğiyle sizlerle paylaşmak isterim.

Çünkü bu projeler her ne kadar lisans düzeyinde eğitim alan öğrencilerin projeleri olmakla birlikte; söz konusu atölye çalışmasını düzenleyen belediye tarafından bir katalog düzenlenmek suretiyle bizlerle ve basınla paylaşılıp başarılı bir katılım yöntemi olarak tanıtılıyorsa yapılan işin anlamı, etkisi ve sonuçlarının bizler; yani halk açısından da tartışılıp değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Hatta biraz daha ileri gidip bu projelerin bugüne kadar Konak Belediyesi sınırları içindeki hangi park ve yeşil alanlarda uygulandığını, hem Konak Belediyesi’ne hem de Konak belediyesi sınırları içinde yaşayan İzmirlilere sorarak sizlerin de bu tasarımlarla ilgili görüşlerinizi iletmenizi bekliyorum. 

Konak İçin Tasarladık 001

1. PROJE – Eylül Varlı, Yaşar Üniversitesi – Samed Tümer, İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, kullanıcıların hem dinlenme hem de bisiklet park etme ihtiyaçlarını çözmeye yöneliktir. Ulaşım için bisikleti tercih eden vatandaşlarımızın bisikletlerini güvenli bir şekilde park etmelerine olanak verecek modern bir şehir mobilyası düşünülmüştür.”

Konak İçin Tasarladık 002Konak İçin Tasarladık 003

Can Alıcı Sorular:

1. Bisiklet kullanıcılarının bisikletlerini bu şekilde oturdukları bankın arkasına bağlamaları genel bir kullanıcı davranışı olarak ne ölçüde doğru ve yaygındır?

2. Bisiklet kullanıcılarının bisikletlerini bu şekilde bağlayıp ayrılmaları durumda bağlantı şekli ne ölçüde güvenilirdir?

***

2. PROJE – Didem Şağban, Öykü Aydınhan, İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, yapı malzemesi beton ile yeşil dokuyu birleştirerek kentsel kullanım alanlarında bir farklılık yaratmaktadır. Aynı yapı içerisinde oturma ve kentsel aydınlatma ihtiyaçlarına çözüm sunmaktadır.”

Konak İçin Tasarladık 004Konak İçin Tasarladık 005

Can Alıcı Sorular:

1. Oturulacak yerin, her zaman nemli olacak yeşil doku ile bu şekilde iç içe olması ne ölçüde doğrudur? Bu anlamda yeşil doku ne şekilde sulanacak ve bu yöntem oturma zeminini ne ölçüde etkileyecektir?

***

3. PROJE – Betül Hafızoğlu, Ege Çukur, Melda Güzel, İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, kent alanı içerisinde kullanıcılar için dinlenme olanağı tanırken aynı zamanda birlikte yaşadığımız sahipli ve sahipsiz kedi ve köpeklerin ihtiyaçlarının karşılanması için çözüm üretmektedir.”

Konak İçin Tasarladık 006Konak İçin Tasarladık 007

Can Alıcı Sorular

1. Oturulacak yerin kedi ve köpeklerin kullanımı ile kirlenecek çevrenin çok yakınında olması hijyen açısından ne ölçüde doğrudur?

2. Ayrıca kedi ve köpeklerden hoşlanmayanların ya da alerjik tepkileri olanların bu yerlerde oturması ne ölçüde mümkündür?

3. Yine aynı şekilde, insanlarla kedi ve köpeklere su temin edecek bir mekanizma ile sulanması gereken bitki alanlarının oturma yerlerine bu kadar yakın olması ne ölçüde doğrudur?

***

4. PROJE – Mehmet Ergül, Oğul Yenilmez, Volkan Çalışıyor – İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, çim örtünün kullanımı ile konforlu yeşil dinlenme alanları oluşturacak beton malzeme uygulamasında alternatif bir çözüm üretmektedir.”

Konak İçin Tasarladık 008Konak İçin Tasarladık 009

Can Alıcı Sorular

1. Oturanların arkalarını dayayacakları yerlerin ergonomisi rahat oturma açısından ne ölçüde uygundur?

2. Kullanılacak döküm betonun bu şekilde “yeşile boyanması” ne ölçüde doğal ve estetiktir?

***

5. PROJE – Hande Yenen, Selen Usta – İzmir Ekonomi Üniversitesi

Tasarım, kamusal alanda ve basit çözümler üretmektedir. Modüler yapısı sayesinde dinlenme alanı farklı şekillerde düzenlenebilmekte ve alternatif oturma biçimlerine olanak sağlamaktadır.”

Konak İçin Tasarladık 010Konak İçin Tasarladık 011

Can Alıcı Sorular:

1. Bir “fiskos koltuğu” benzerliğiyle yapılan tasarımda oturanların başı hizasındaki üst kısım ne işe yarayacaktır?

***

6. PROJE – Canan Gündoğan, İzmir Ekonomi Üniversitesi – Sıla Tülay Zeytin, Eskişehir Anadolu Üniversitesi (?)

Tasarım, günümüz kentlerinde giderek yaygınlaşan bisiklet kullanımına yönelik çözümler üretmektedir. Temelde bisiklet park etme ihtiyacı üzerine odaklanan çalışma aynı zamanda dinlenme ihtiyacının da göz önüne alındığı bütüncül bir yaklaşıma sahiptir.”

Konak İçin Tasarladık 012Konak İçin Tasarladık 013

Can Alıcı Sorular:

1. Bir oturma bankının yanına ya da arkasına yerleştirilen bisiklet bağlama noktalarının oturma bankının uzunluğu ya da eni açısından kapasitesi ile bağlanan bisikletlerin güvenirliği nedir? 

Evet, gördüğünüz gibi Konak Belediyesi bir katılım yöntemi olarak kendi park ve yeşil alanlarında kullanılmak üzere vakıf üniversitelerinin lisans öğrencileri arasında başlarında hocaları olmak üzere bir tasarım atölyesi çalışması yapıyor, bu çalışmada ortaya çıkan projeleri hazırladığı katalog ve gazete haberleriyle herkesle paylaşıyor.

Ancak “yeni, işlevsel, ergonomik, engelli dostu, tamiri kolay, ekonomik, kolay ve sağlam monte edilebilen güvenli tasarımlar” olarak ortaya konulan bu öğrenci projelerinin o tasarım ürünlerini kullanacak insanlar açısından olası sonuçlarının hiç dikkate alınmadığı, bunun için herhangi bir araştırma ya da kestirim yapılmadığı; sadece malzeme, teknoloji ve estetik görünüm gibi hususların dikkate alındığı görülüyor.

bent-chair-sloped-seat-468x578

Kısaca, İnsan‘a dokunan ve onun ihtiyaçlarını karşılayan tasarımlar yapılmadığı sürece bu projeler sadece kataloglara ve belediye reklamlarına konu olup, parklarda ve yeşil alanlarda iyi tasarımın ürünü olarak karşımıza çıkma şansına sahip olmuyorlar ne yazık ki…

 

 

İzmir’in kara trenleri…

1970’lerin ortası… Robin Lush isimli genç bir İngiliz cebinde 40 pound’la ülkemize gelir… Trenlere âşıktır… Nerede sabah orada akşam döküntü bir Murat 124 ile tüm Türkiye’yi dolaşır… Trenlerin ve tren yollarının resimlerini çeker.. Onun çektiği resimler demiryolu tarihimizin en iyi korunmuş tarihi ve belgesel resimleridir.

Şimdilerde lokomotif ve katarların manevra yaptığı alanlara girmenin özel izinle mümkün olduğunu dikkate aldığımızda, Robin Lush‘un çılgıncasına tüm lokomotif ve trenleri fotoğraflama merakının casusluk olarak görülmeyişini önemli bir fırsat olarak kabul etmemiz ve bu cesur girişimi, güzel fotoğrafları için Robin Lush‘a binlerce, milyonlarca kez teşekkür etmemiz gerekiyor.

Bu resimleri ayrıca Robin Lush tarafından düzenlenen ve linki aşağıda verilen İnternet sayfasında da izleyebilirsiniz.

http://www.1974.trainsofturkey.com/robinlush_steam_pix5.htm

15765_57014_izmir_selcuk_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar İzmir Selçuk’ta – 20.03.1976
15770_57014_izmir_selcuk_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15772_57014_izmir_selcuk_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15773_57014_selcuk_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15775_57014_selcuk_camlik_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk Çamlık civarında – 20.03.1976
15780_57014_selcuk_camlik_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk Çamlık civarında – 20.03.1976
15783_57014_selcuk_camlik_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk Çamlık civarında – 20.03.1976
15784_56912_camlik_20_march_76
57014 plaka numaralı lokomotif Çamlık’ta – 20.03.1976
15786_57016_camlik_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çamlık civarında – 20.03.1976
15787_57016_camlik_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15788_57016_camlik_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotif Çamlık’ta – 20.03.1976
15789_57016_selcuk_izmir_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15790_57016_selcuk_izmir_20_march_76
57016 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Selçuk’ta – 20.03.1976
15793_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Tire’de – 20.03.1976
15797_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Tire’de – 20.03.1976
15798_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Tire’de – 20.03.1976
15799_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Tire’de – 20.03.1976
15800_46106_tyre_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği  katar Tire’de – 20.03.1976
15801_46106_leaving_tire_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Tire’yi terk ediyor – 20.03.1976
15802_46106_near_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonu civarında – 20.03.1976
15803_catal_nameboard_20_march_76
Çatal İstasyonu – 20.03.1976
15804_46106_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonunda – 20.03.1976
15808_46106_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Çatal istasyonunda – 20.03.1976
15809_46106_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Çatal istasyonunda – 20.03.1976
15812_46106_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonunda – 20.03.1976
15813_46106_near_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonu yakınında – 20.03.1976
15814_46106_near_catal_20_march_76
46106 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çatal istasyonu yakınında – 20.03.1976
15816_44017_hilal_crossing_21_march_76
44017 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Hilal geçidinde – 21.03.1976
15818_46101_izmir_basmane_21_march_76
6101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda – 21.03.1976
15819_46101_46102_izmir_basmane_21_march_76
46101 ve 46102 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda – 21.03.1976
15821_46101_46102_izmir_basmane_21_march_76
46101 ve 46102 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda – 21.03.1976
15823_46101_izmir_basmane_21_march_76
Basmane Garı’ndaki 46101 numaralı lokomotifin plakası – 21.03.1976
15824_46101_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda- 21.03.1976
15828_passengers_train_izmir_basmane_21_march_76
Basmane-Bornova yolcuları – 21.03.1976
15829_destination_board_izmir_basmane_21_march_76
İzmir-Kurtalan arasında giidip giden ekspresin yolculuk tabelası – 21.03.1976
15830_46101_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda – 21.03.1976
15832_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nın terk ediyor – 21.03.1976
15833_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
_46101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nı terk ediyor –  21.03.1976
15834_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nı terk ediyor –  21.03.1976
15836_46102_hilal_crossing_izmir_21_march_76
46102 plaka numaralı lokomotif Hilal Geçidi’nde- 21.03.1976
15837_izmir_21_march_76
Mototren – 21.03.1976
15838_46105_hilal_crossing_izmir_21_march_76
46105 plaka numaralı  lokomotif Hilal Geçidi’nde – 21.03.1976
15839_46106_hilal_crossing_izmir_21_march_76
46106 plaka numaralı lokomotif Hilal Geçidi’nde – 21.03.1976
15844_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15845_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15847_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15850_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15851_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15855_44017and_570xx_izmir_suburbs_21-3-76
44017 ve 570xx plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere civarında – 21.03.1976
15856_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nı terk ediyor – 21.03.1976
15857_46101_leaving_izmir_basmane_21_march_76
46101 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nı terk ediyor – 21.03.1976
15858_izmir_21_march_76
Manevra lokomotifi – 21.03.1976
15859_56913_shunting_izmir_basmane_21_march_76
15859 ve 56913 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 21.03.1976
15860_56913_shunting_izmir_basmane_21_march_76
15859 ve 56913 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 21.03.1976
15861_56913_shunting_izmir_basmane_21_march_76
56913 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 21.03.1976
15865_56913_shunting_izmir_basmane_21_march_76
56913 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 21.03.1976
15866_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15867_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15868_56914_44017_izmir_alsancak_21_march_76
56914 ve 44017 plaka numaralı lokomotifler Alsancak Garı’nda – 21.03.1976
15869_44017_izmir_alsancak_21_march_76
44017 plaka numaralı lokomotif Alsancak Garı’nda- 21.03.1976
15873_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15874_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15875_izmir_alsancak_21_march_76
Alsancak Garı – 21.03.1976
15878_56914_44017_izmir_alsancak_21_march_76
56914 ve 44017 plaka numaralı lokomotifler Alsancak Garı’nda – 21.03.1976
15901_440xx_izmir_suburbs_21_march_76
440xx plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
15903_44017_izmir_suburbs_21_march_76
44017 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
15906_44017_izmir_suburbs_21_march_76
44017 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
15910_57013_izmir_suburbs_21_march_76
57013 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
15911_440xx_izmir_suburbs_21_march_76
440xx plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere Vadisi’nde- 21.03.1976
17428_56911_leaving_izmir_alsancak_6march77
56911 plaka numaralı lokomotif Alsancak Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17432_44071_leaving_izmir_alsancak_6march77
44071 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Alsancak Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17433_44071_leaving_izmir_alsancak_6march77
44071 plaka numaralı lokomotif Alsancak Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17434_44071_leaving_izmir_alsancak_6march77
44071 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Alsancak Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17435_45124_shunting_izmir_basmane_6march77
45124 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 06.03.1977
17439_45124_shunting_izmir_basmane_6march77
45124 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 06.03.1977
17440_45124_shunting_izmir_basmane_6march77
45124 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 06.03.1977
17442_45124_shunting_izmir_basmane_6march77
45124 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 06.03.1977
17444_44062_izmir_basmane_6march77
44062 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda – 06.03.1977
17446_44062_+_46104_izmir_basmane_6march77
44062 ve 46104 plaka numaralı lokomotifler Basmane Garı’nda – 06.03.1977
17449_44062_izmir_basmane_6march77
44062 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı’nda- 06.03.1977
17451_44062_leaving_izmir_basmane_6march77
44062 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17453_56918_nears_izmir_basmane_6march77
56918 plaka numaralı lokomotif Basmane Garı yakınlarında – 06.03.1977
17454
Mototren -06.03.1977
17456_46104_leaving_izmir_basmane_6march77
46104 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nı terk ediyor – 06.03.1977
17459_56913+57013_izmir_suburbs_6march77
56913 ve 57013 plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17479_57013_near_torbali_6march77
57013 plaka numaralı lokomotif Torbalı yakınlarında – 06.03.1977
17483_56913_near_torbali_6march77
56913 plaka numaralı lokomotif Torbalı yakınında – 06.03.1977
17487_56913+57013_near_torbali_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Torbalı yakınında – 06.03.1977
17488_56913+57013_near_torbali_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Torbalı yakınında – 06.03.1977
17492_56913+57013_near_torbali_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Torbalı yakınında – 06.03.1977
17498_56913+57013_north_camlik_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Çamlık kuzeyinde – 06.03.1977
17501_56913+57013_north_camlik_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Çamlık kuzeyinde – 06.03.1977
17502_56913+57013_entering_camlik_6march77
56913 ve 57013 plakalı lokomotiflerin çektiği katar Çamlık girişinde – 06.03.1977
17509_56507_near_ortaklar_6march77
56507 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çamlık yakınında – 06.03.1977
17513_56507_nears_camlik_6march77
56507 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Çamlık yakınında – 06.03.1977
17516_old_track_alignment_camlik_6march77
Çamlık – 06.03.1977
17519_57018_in_izmir_suburbs_6_march_77
57018 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17521_57018_in_izmir_suburbs_6_march_77
57018 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17522
Mototren Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17523
Mototren Yeşildere vadisinde- 06.03.1977
17525_44000_in_izmir_suburbs_6_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17527_44000_in_izmir_suburbs_6_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17529_57018_in_izmir_suburbs_6_march_77
57018 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 06.03.1977
17530_56547_leaving_izmir_alsancak_7_march_77
56547 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Alsancak Garı’nı terk ediyor – 07.03.1977
17532_56911_leaving_izmir_alsancak_7_march_77
56911 plaka numaralı lokomotif Alsancak Garı’nı terk ediyor – 07.03.1977
17537_56911_leaving_izmir_alsancak_7_march_77
56911 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Alsancak Garı’nı terk ediyor – 07.03.1977
17543
Mototren – 07.03.1977
17544_46104_in_izmir_suburbs_7_march_77
46104 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar İzmir yakınlarında – 07.03.1977
17547_44062_in_izmir_suburbs_7_march_77
44062 plaka numaralı lokomotif İzmir yakınlarında – 07.03.1977
17548_46101_in_izmir_suburbs_7_march_77
46101 plaka numaralı lokomotif İzmir yakınlarında – 07.03.1977
17554_46104_hilal_crossing_izmir_7_march_77
46104 plaka numaralı lokomotif Hilal geçidinde – 07.03.1977
17557_44071+57000_at_hilal_crossing_7_march_77
44071 ve 57000 plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Hilal geçidinde – 07.03.1977
17572_56918_at_turan_7_march_77
56918 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Turan istasyonunda – 07.03.1977
17580_44000_in_izmir_suburbs_7_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 07.03.1977
17584_44000_in_izmir_suburbs_7_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 07.03.1977
17586_44000_in_izmir_suburbs_7_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 07.03.1977
17588_44000_in_izmir_suburbs_7_march_77
44000 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Yeşildere vadisinde – 07.03.1977
17600_45124_shunting_at_izmir_basmane_7_march_77
45124 plaka numaralı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda manevra yapıyor – 07.03.1977
17615_56507+46102_at_ciyli_7_march_77
56507 ve 46102 plaka numaralı lokomotiflerin çektiği katar Çiğli istasyonunda- 07.03.1977

Kadınsız kentler: Toplumsal cinsiyet açısından belediyelerin politika ve bütçeleri

Derleyenler: Gülay Günlük Şenesen, Nuray Ergüneş, Ayşegül Yakar Önal, Yelda Yücel, Burcu Yakut Çakar.

Yayıncı İstanbul Bilgi Üniversitesi (04/2017), 426 Sayfa

Bugün tüm dünyada kadınların toplumsal konumlarında kökleşmiş olan eşitsizlik ile eğitimden sağlığa, ulaştırmadan güvenliğe kadar daha birçok alanı kapsayan cinsiyet ayrımı Türkiye’de de yaşanmaktadır. Ülkemizde kamu politikaları sürekli olarak erkeğin lehine ‘güç ve iktidar’ ilişkilerini üreten bu sistemden beslenmekte; kadınları iktisadi kaynaklara ve kamusal alana erişimden uzak tutmaktadır. Bu politikalar bu haliyle yeni eşitsizlik alanları yaratmakta; var olanları güçlendirmektedir. Bununla birlikte söz konusu kamu politikaları, toplumsal cinsiyete duyarlı biçimde tasarlandıklarında farklı uygulamaları da gündeme sokabilir, ya da belirli öncelikler temelinde bu eşitsizlikleri gidermenin yollarını sunabilir.

Kamu politikalarının tasarlanmasından uygulanmasına kadar her aşamada toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaklaşım ile kamu hizmetlerinin üretim ve sunumunda kadınların özel deneyimlerini dikkate alan bir politika geliştirilirse; toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda önemli aşamalar elde edilebilir. Kamu politikalarının bu yönde etkin hale getirilmesi ancak toplumsal cinsiyetin ana akımlaştırılması ile mümkün olabilir.

İşte elinizdeki bu çalışmaya zemin oluşturan araştırmayı yürütenler, Birleşmiş Milletler Ortak Programı, Kadın Dostu Kent Projesi kapsamındaki Kars, Şanlıurfa, Nevşehir, İzmir, Samsun ile bu kapsamda olmayan komşu kentlerin, Erzurum, Diyarbakır, Kayseri, Manisa ve Ordu’nun belediye plan ve programlarını toplumsal cinsiyet perspektifi ile kadınların yapabilirlikleri açısından inceledi. Belediye bütçelerinin yapısı yine kadınların dirliği gözetilerek ayrıştırıldı. Kent merkezlerine ziyaretler yapılarak, hizmet sunanlar ile hizmetten yararlananların görüşleri karşılaştırıldı; günlük yaşamda, toplumsal cinsiyet eşitliği açısından gözlemler yapıldı.

Araştırma kapsamında, sözkonusu kentlerin çeşitli maddi göstergeler açısından gelişme ve iyileşme eğilimine rağmen, toplumsal yaşam bağlamında aslında eşitlik tesis etmekten uzak, birer “kadınsız kent” görünümü taşıdığı sonucuna varıldı. Eşitlikçi yerel politika tasarımı ve uygulaması için öneriler sunuldu.

C8uYUAuUIAAxBkw

İÇİNDEKİLER

Şekil ve Tablo Listesi

Kısaltmalar

Yazarlar

Sunuş

GİRİŞ – Kamu Politikaları ile Bütçelerine Toplumsal Cinsiyet Açısından Bakış ve Türkiye İçin Yerel Düzeyde Bir Uygulama Çerçevesi

BİRİNCİ BÖLÜM – Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçe

Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeye Farklı Yaklaşımlar

Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçe Ülke/Bölge Örnekleri

Merkezi Yönetim Örnekleri

Avustralya, Ermenistan, Kore

Yerel Yönetim Örnekleri

Mexico City Kenti, Basel-Stadt Kantonu, Berlin Lichtenberg İlçesi, Endülüs Eyaleti

Genel Değerlendirme

İKİNCİ BÖLÜM – Yapabilirlikler ve Dirlik: Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçelemeye Alternatif Bir Yaklaşım

Dirlik Nedir?

Dirliğin Ölçümünde Yapabilirlikler Yaklaşımı: Feminist Bir Bakış Açısı

Yapabilirlikler ve Bütçeler: Dirlik Temelli Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme

Dirlik Temelli Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme Uygulamaları ve Uluslararası Örnekler

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM – Türkiye’de Dirlik Temelli Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme

Yöntemin Genel Çerçevesi

Yapabilirlikler Evreninin ve Göstergelerin Tanımlanması

Matrislerin Oluşturulması ve Dirlik Temelli Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçe Denetimi

Yöntemin Uygulanmasında Karşılaşılan Güçlükler

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM – Kent Örnekleri

Kars, Erzurum, Şanlıurfa, Diyarbakır, Nevşehir, Kayseri, İzmir, Manisa, Samsun,  Ordu

Sonuç

Ekler

Kaynakça

Dizin

İzmir Saat Kulesi

Ali Rıza Avcan

Bugün size İzmir deyince ilk akla gelen, Konak Meydanı’na gittiğimizde uzaktan ya da yakından seyredip çoğu kez yanından, yakınından geçtiğimiz tarihi bir yapıdan, bir İzmir sembolünden,  İzmir Saat Kulesi’nden söz edeceğim.

Ama ne zaman, hangi amaçla kimin tarafından ne şekilde yapıldığından, geçirdiği değişimlerden ya da yapısal özelliklerinden değil; bugünkü halini koruması için yapmaya çalıştıklarımdan ve bu çerçevede başıma gelenlerden söz etmek istiyorum.

Beni yakından tanıyanların ve 2015 yılından bu yana sosyal medya hesaplarımdan izleyenlerin bildiği gibi, 05 Mart 2015 tarihinde İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne başvurarak;

  • İzmir İli, Konak İlçesi Konak Meydanı’nda bulunan,
  • İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 20.01.1994 tarih ve 4841 sayılı kararıyla belirlenen Tarihi Sit Alanı içerisinde kalan,
  • Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 17.01.1975 tarih, 152 sayılı genelgesi ile korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescillenen,
  • İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 08.04.1993 tarih ve 4370 sayılı kararı ile koruma grubu 1. grup olarak belirlenen,
  • Tapunun 282 ada, 1 parsel numarasında kayıtlı olup mülkiyeti Hazine’ye ait olan ve
  • İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edilen

İzmir Saat Kulesi saçaklarına monte edilen çok fazla sayıdaki aydınlatma armatürünün oluşturduğu yüksek ısı ve karbon kirlenmesinin tarihi yapıya izin verdiği düşüncesiyle, bu armatürlerin İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun  hangi kararına göre yerleştirildiğini sorarak hiçbir bilimsel araştırma ya da analize göre yapılmadığı anlaşılan bu aydınlatma sisteminin kaldırılmasını talep ettim.

İzmir Saat Kulesi 001
İzmir Saat Kulesi görünümünü bozan ve yapıya zarar veren aydınlatma armatürleri
İzmir Saat Kulesi 002
İzmir Saat Kulesi görünümünü bozan ve yapıya zarar veren aydınlatma armatürleri
İzmir Saat Kulesi 003
İzmir Saat Kulesi görünümünü bozan ve yapıya zarar veren aydınlatma armatürleri
İzmir Saat Kulesi 004
İzmir Saat Kulesi görünümünü bozan ve yapıya zarar veren aydınlatma armatürleri

Çünkü bu talep öncesinde konu ile ilgili akademisyenlerle yaptığım görüşmelerden ve okuduğum yayınlardan bu tür tarihi yapıların aydınlatılması konusunda uygulanan aydınlatma sisteminin yapıda oluşturacağı etkilerin ne olacağı konusunda bir ön araştırma ve analizin yapılması gerektiğini ve bu araştırma/ analiz sonrasında Kurul’dan izin alınması gerektiğini öğrenmiştim.

Ayrıca hem Konak Meydanı’nın hem İzmir Saat Kulesi’nin aydınlatılması konusunda estetik kaygılarla hareket edilmediğini, yapılan aydınlatmanın tarihi yapının kimliğine zarar verdiğini, aydınlatmada renk uyumunun dikkate alınmaması nedeniyle saat kulesinin adeta kitsch bir nesneye dönüştürüldüğünü düşünüyor, Belçika’nın Gent, Fransa’nın Lyon kentlerinde yapılan ışıklandırmaların ve festivallerin örnek alınmadığını görüyordum.

Nitekim daha sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi Plan ve Proje Dairesi Başkanı Hülya Arkon‘la yaptığım özel bir görüşmede kule aydınlatmasının belediyenin işlerini yapan büyük bir firmanın sponsor katkısı olarak plansız programsız yapıldığını öğrenmiştim.

Yaptığım başvuru üzerine İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, Konak ve İzmir Büyükşehir belediyeleri ile yazışmalar yaparak konuyu araştırmış ve bu araştırma sonucunda bana gönderdiği 14 Ekim 2015 tarihli yazıda, yapıdaki aydınlatma uygulamasının Konak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü Koruma Uygulama Denetim Bürosu (KUDEB) tarafından verilen onarım ön izin belgesi ve onarım uygunluk belgesine göre yapıldığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan onarım sırasında herhangi bir delgi veya tarihi yapının dokusuna zarar verecek inşai/fiziki bir uygulama yapılmadığıu, kullanılan LED aydınlatma ürünlerinin UV ışını yaymadığı, enkandesan lambalara oranla % 80 oranında daha az enerji tükettiği ve asgari seviyede karbondioksit salınımı sağladığı için tarihi doku üzerinde herhangi bir olumsuz etki yaratmadığı belirtilerek tarihi saat kulesine zarar veren bir uygulamanın olmadığı tarafıma bildirilmiştir.

Bu karara gerçekleri yansıtmadığı gerekçesiyle yaptığım itirazlar üzerine aynı İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu 04 Kasım 2015 tarihli kararı ile “… mevcut aydınlatma sistemi ile ilgili yapıya zarar veren inşai bir uygulama yapılmadığı anlaşılmakla birlikte, mevcut aydınlatma sisteminin uzun dönemde yapıda yaratması muhtemel olumsuz etkilerin engellenebilmesi için, yapının dışında konumlandırılacak şekilde ve Konak Meydanı’nın kamusal, Saat Kulesi’nin anıtsal nitelikleri ile uyumlu yeni bir aydınlatma projesinin ilgili Belediyesi’nce hazırlanarak Kurulumuza iletilmesine…” şeklinde yeni ve olumlu bir kararın alındığı görülmüştür.

Bu kararın bana teslim edilmesi sonrasında 03 Mart 2016 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yazdığım başka bir dilekçe ile İzmir Saat Kulesi’nin aydınlatılması konusunda neler yapıldığını sordum.

İzmir Saat Kulesi - Bogomil Petrov
Bir “kitch” nesnesi olarak İzmir Saat Kulesi – Fotoğraf: Petrov Bogomil
İzmir Saat Kulesi - Efkan Sinan
Meydan ve İzmir Saat Kulesi aydınlatmasındaki karmaşa – Fotoğraf: Efkan Sinan
İzmir Saat Kulesi - Çağlar Tükel
Uyum ve estetikten yoksun bir aydınlatma – Fotoğraf: Çağlar Tükel
İzmir Saat Kulesi - Flickr Dimmy
Bu kez başka renkler nöbette – Fotoğraf: Dimmy (Flickr)
İzmir Saat Kulesi - John Kİmbley
Valilik binası renklerinin katılımı ile oluşan başka bir karmaşa – Fotoğraf: John Kimbley

21 Mart 2016 tarihinde aldığım Başkan adına Genel Sekreter Yardımcısı Buğra Gökçe imzasıyla aldığı yazıda İzmir Saat Kulesi’nin İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 04.11.2015 tarih, 3741 sayılı kararı uyarında anıtsal nitelikleri ile uyumlu yeni bir aydınlatma projesinin hazırlanmasına yönelik çalışmaların başlatıldığı belirtilerek “kentimizin tarihi ve kültürel mirasına göstermiş olduğunuz duyarlılığınıza teşekkür eder, İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak kentimizin değerlerine hassasiyetle sahip çıkmaya devam edeceğimiz hususunda bilgilerinizi rica ederim” denilmiştir.

Aradan 9 ay geçtikten sonra bu çalışmaların akıbetini öğrenmek için İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne verdiğim 3 Ocak 2017 tarihli dilekçeyle ilgili olarak söz konusu müdürlüğün aradan 2,5 ay geçtikten sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne gönderilen 21 Mart 2017 tarihli yazı ile çalışmaların akıbeti sorulmuş ve bu sorunun cevabı bana gönderilmediği için belediyenin bu yazıya cevap verip vermediği belli olmamıştır.

Ancak …. tarihinde BİMER aracılığıyla yaptığım şikayet sonucunda İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun bu konu ile ilgili 14 Eylül 2017 tarih, 6511 sayılı kararı tarafıma gönderilmiştir.

Bu belgenin incelenmesinden anlaşılacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan rölöve, restorasyon, güçlendirme, aydınlatma ve paratoner projelerinin uygun bulunmadığına, yapıdaki tüm bozulmaların rölöveye işlenerek bu doğrultuda bozulma analizinin revize edilmesine, restitüsyon projesinde tavan planlarına yer verilmesine, restorasyon projesinde bozulmalara ve güçlendirme önerilerine yönelik önerilerin müdahale biçimlerine, tekniğine ve bu müdahalelerde kullanılacak malzemelere ilişkin 13.12.2007 tarih ve 2818 sayılı karar ile de iletilmesi istenen konservasyon laboratuvarı incelemesinin yapılarak hazırlanacak raporun ve 04.11.1999 tarih ve 660 sayılı ilke kararı doğrultusunda tekniğine uygun olarak hazırlanacak restorasyon projesinin iletilmesine ve nihai kararın bu eksikliklerin giderilmesi sonrasında alınacağına karar verilmiştir.

Evet, ayrıntılı bir şekilde anlattığım bütün bu sürecin başlangıcından bu yana tamı tamamına 2 yıl 8 ay 19 gün geçti ve İzmir Saat Kulesi, ilk dilekçeyi verdiğim 5 Mart 2015 tarihindeki İzmir Saat Kulesi gibi bakıma ihtiyaç duyuyor….

Üstüne üstlük 15 Temmuz Darbe Girişim sonrasında Konak Meydanı’nda yapılan gösteriler sonucunda daha da hırpalanmış bir vaziyette…

O ihmal edilen bakımsız haline karşın her gece ya da önemli günlerin gecesinde farklı renkteki yoğun ışıklarla daha bir yıpranıyor, daha bir kimliğini yitiriyor…

Bugün artık tarihi bir saat kulesi değil; adeta Konak Meydanı’nı aydınlatan bir gece lambası gibi tarihsel kimliğine aykırı bir role soyunmuş durumda…

İzmir Saat Kulesi - Emre Hanoğlu
Fotoğraf: Emre Hanoğlu

Kentin merkezinde olmasına karşın çoğu kurum ya da kişinin onu fark edememesi, sahip çıkamaması, uzmanlık bilgi, birikim, deneyim ve liyakatine sahip olmayan belediye görevlilerinin zamanında, doğru ve eksiksiz bir şekilde proje hazırlayamaması nedeniyle o herkesin bilip tanıdığı İzmir Saat Kulesi bugün her zamankinden daha fazla bakıma, korumaya ve sahiplenmeye ihtiyaç duyuyor…

Tabii ki gören gözlere, duyan kulaklara, seven yüreklere, bilinçli ve vizyon sahibi yöneticilere… 

 

 

 

Sennur Sezer: Kadın’ın, direncin ve emeğin şairi…

Kendi Kaleminden Sennur Sezer

(…) 12 Haziran 1943 tarihinde doğdum. Eskişehir’de… Babam, Devlet Demiryolları teknisyenlerindendi. Çalıştırılırken işçi, ücreti ödenirken memur sayılanlardan. Fazla çalışmaya zorunlu ama örgütlenmesi yasaklı olanlardan. Annem, bana ve kardeşlerime okumayı evde öğretmeyi başaracak; şiire, müziğe düşkün biri. 1959 yılında lise 2. sınıfta, yıl sonu yaklaşırken, tersanedeki işi bulup, sınava girip öğretimimi bıraktım. Ailemin sonradan haberi oldu. Okumayı sevdiğim için şaştılar da. Düşlediğim eğitim dalının gerektirdiği para, lisenin bana artık verecek bir şeyi kalmadığına inanç, para kazanırsam daha özgür olabileceğim kanısı, bu kararda rol oynadı. Ailemle bunları tartışamazdım. Daha küçük bir okulda dikkati çekecek, velimi çağırtacak davranışım, bürokrasisi kalabalık bir lisede kaynadı. Öğretmenlerim benimle ancak lise bitirmelere girdiğimde konuşabildiler, liseyi yarım bırakma nedenlerimi.

(…) İlk şiirim, ben lise sıralarındayken yayımlandı; 1958’de. 1964’te Sosyal Adalet dergisinde yayımlanan bir şiirim, Hüseyin Cöntürk’le Asım Bezirci’nin tartışmasına yol açtı. İçerik-biçim tartışmasının zamanı gelmiş olmalı. Tartışma büyüdü. Ve TİP’li arkadaşlarımın para koymasıyla ilk kitabım yayımlandı: Gecekondu. İkinci kitabım Yasak 1966’da, yine bir arkadaşın kurduğu yayınevinin şiir dizisinin ilk kitabı oldu: Bülent Habora’nın Habora Yayınları’nın… 1967’de Öykücü-Yazar Adnan Özyalçıner’le evlendim. İyi arkadaşımdı. Sonradan işe aşk da karıştı. İki çocuğumuz, bir torunumuz var. Evlilik ve arkadaşlık sürüyor. Ben, hem şiirimi geliştirip değiştirmek, hem başarılı genç öykücü Adnan Özyalçıner’in eşi görüntüsünden kurtulmak için üçüncü kitabımı oldukça geç yayımladım; 1977’de. Direnç… Şiirimdeki “kadın” imgesi de belirginleşti. Çalışan bir kadının, bir kadın işçinin günlüğü sayılabilir şiirlerim.

Yunanca, Almanca, Sırpça, Makedonca, Türk şiiri antolojilerinde şiirlerim var. İngilizce Türk şiiri seçmelerinde, Hollanda dilinde yapılmış Dünya Kadın Şairler derlemelerinde de. Rusça ve İtalyanca da kimi şiirlerimin çevrildiği dillerden. 1991 Sıtkı Dost Çocuk Edebiyatı birinciliğini Adnan Özyalçıner’le birlikte yazdığımız Keloğlan ile Köse aldı. İnsan Hakları Derneği kurucu üyelerindenim. Emek Partisi girişimcilerinden. Emekliyim. 10. dereceden. Zorunlu emekli oldum, eşim Adnan Özyalçıner, Türkiye Yazarlar Sendikası yöneticilerinden olarak yargılanırken… Pek çok dergide ve gazetede yazıyorum. Evrensel’de de… Haftanın bir-iki gününde. Başka anlatılacak ne var ki? Daha güzel bir dünya istiyorum. Bütün emekçi kadınlar, bütün gerçek yazarlar gibi…

Evrensel Gazetesi, Kasım 1995

indir

İFADEMDİR

Evliyim

İki çocukluyum

Ozanım

Düzeltirim

Çocuklarımdır

Bütün çocukları dünyanın

Evet kaygılıyım

Çocuklarım için

Korkmasınlar isterim

Çalınışından kapının

Saygılıyım kurallara

Bu yüzden kurallar

Saygılı olsun isterim

İnsana

Evet ozanım

Çocuklarımdır

Bütün çocukları

Dünyanın

…….

İnsanın insandan korkmasına karşıyım

İşte bunun içindir

Bütün yazıp

Altına imza attıklarım

1b07ea403828808db4873d3421f9306c

KİRLENMİŞ KAĞITLAR

Bilir misin bekleme salonlarını küçük istasyonların?

Akşam saatleri, uzak İstanbul’a, Ankara’ya,

Dünya’ya birden iner karanlık. Ve üstüne sinmiş is

kokusuyla, hep geç kalırsın artık.

Uykusunu alamamış beden, acımış yağ ve

tanımadığın bir koku ortalıkta. Belli ki çoktan gelip

gitmiş posta. Ve ışık ışık geçen hızlı tren durmaz

bu aralıkta. Geç geldin.

Bir söylentiyle büyütülür herkes: “Gündönümü

şenliklerin ateşleri sönmeden geri döner

zemheri. Tipiye karışır erkenci çağla, çiğdem…

Savrulur erik çiçekleri. “Boy atamayan ahlat

yineler: “Geri döner zemheri…”

Ve tadını kalın kabuklar ardına saklar…

Kadınlar, ki yoklukları farkedilir olsa olsa. Kadınlar,

bir yazma, bir renk, bir devinim… Karıncalar kadar

olağan… Payları karıncalar kadar hayatta.

Göçerler, trenleri tanımadan. Selvisiz ve söğütsüz

bir ıssızda, katar katar gece taşları.

Bekleme salonları. Ucuz tütün, mektup torbası ve

bir öykü: cılız ışığıyla. Susuz ve ışıksız köylerin

kapısı. Dünyayı bir durak sayanlara, örnek:

“Budur payına düşen. Bekle…”

Ve gökte gecikmiş bir turna katarı.

Bilir misin bekleme salonlarını?

II

Gül desem gocunur musun, her gördüğüm çiçeğe.

Her dikeni gül saysam… Böyle kıraçlar varmış,

dinledim: Gül diye adlandırırmış her rengi,

Ve gül kokarmış ortalık. Sonra sevdanın

ulaşmadığı kuytularda, karasevda olmuş her

tanışıklık.

Ah, dilini anlamadığım kalabalık…

Suçludur erken açan ve erken geçen çiçek

Rüzgâra sinen koku. Yaban diye adlanır

utangaçlık. Hırsızlık yasak ama yağma helâl.

Kirletilmiş düşler, parçalanmış yürek…

Gülün morardığında menekşe sayıldığı…

Gülün tanınmadığı gerçek…

Ah, sesime sağır yalnızlık…

Güzle ballanacak dikenleri tanı. Dil buran

meyvelerden sakın… Ağuludur terle, kanla

sulanmayan ürün. El değmemiş bahçe,

görülmemiş düş hayretmez.

Ey adım uydurduğum koşu… Yorulmaz aşk…

Yetinmez aşkınlık.

DLTsF2QWAAEhmfn

KÖYÜNÜ BIRAKANIN AĞIDI

Gördüm

Bilirim

Gülümser cefayla ölenler

Yüktür cesetleri cellatlarına

Ve sevdiklerinden uzak

Mezarsız gömülenler

Gözleri yarı örtük

Güneşle dönerler

Kır lalelerine

Vay bana!

Sevdiklerim mezarsız

Mezarlarım ıssızdır!

Bilirim

Süsüdür saçı kadının

Uzatılır

Sevdaya, duvağa ve kefene

Örtmez aklı

Kestim örgülerimi gömdüm

Bahçeme

Duvağımın ve sevdamın

Kalsın izi

Kefenim kimbilir nerde

Değer toprağa

Ah!

Sesim bana düşman

Uykum yabandır

32083

2012 YILI DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ

ŞİİR ÇAĞININ YANKISIDIR

Şiir, çağının seslerinin yankısını taşır: Kahkahalar, çığlıklar, ıslıklar… Aşk şarkılarına marşlar karışır, ağıtlara çocuk sesleri. Çok sesli bir korodur şiir, bir orkestra.

Şairler hükümdarlara övgüler yazsalar da bu sesleri şiirin orkestrasına ekleyemezler. Bir yıl geçmeden yıpranır gider o övgülerin kumaşı.

Eskimeyen, yaşamaya övgüdür, adalete, aşka. Bir de diktatörlere yazılmış alaylar eskimez, bin yıllarca.

Şairler söz ustasıdır. Anadildir ustalığın nedeni. Vay şairlere ana dilini yasaklayana. Vay insanlara şiiri yasaklayanlara! Her dilde aşağılanmalı insanın düş gördüğü dilde yazmasını, şarkı söylemesini engelleyenler. Onlar için sövgüler bile armağan sayılmalı. Adları silinmeli tarihten.

Şiir, çağının seslerinin yankısıdır. Şair bu sesleri işler olan gücüyle. Aşk şarkıları, yaşama övgüleri duyulsun ister şiirinde. Hıçkırıklar aşktan kopsun, bir ağlayış olacaksa çocuğun ilk ağlayışı olsun.

Ve kadınlar, sesleri yüzyıllardır savaşları lanetlemekten yorgun, ağıtlardan kısık, şiirler söylerler güzel günler için, rüzgâra karışır. Onlara şiir yazılmaz, yazılanlar aşka övgüdür belki.

Şiir, çağının seslerinin yankısıdır. Sokaklardan kopup gelen seslerin uğultusudur. Zafer şiirlerinde ölen askerlerin analarının ağıtı duyulur. Aç çocuk ağlayışları ve dul kadınların çığlıkları. Bu yüzden ürperir bu şiirleri okuyanlar.

Çağının seslerinin yankısı duyulur şiirde. Şiirinde güzel seslerin yer almasını isteyen şairin işi zordur. Çünkü açlığı, savaşları durdurmak için uğraşmak zorundadır. O şairlerin seslerini duyarız, çocuk seslerine kulak verdiğimizde.

SENNUR SEZER

DUR VE DÜŞÜN

Aynı ağırlığı duyar omuzlarında hamallar

Suya hasret topraklarda

Nasırlı ellerin acısı eşit

Ve kerpetenler, tornavidalar

Eş avuçlarda sıkılır sekiz saat.

Saçlardan fışkıran ter

Kasılmalar kalçalarda

Çocuklar eş acılarla doğar

Onlar, çocuklarını acısız doğururlar

Uyuyarak

İpek geceliklerle, çiçeklerle süslü

Gelin odalarına eş

Güneş, her gün onlar için doğar

Onlar için sıkılır vidalar

Ve silahlar onları korur.

Dur

Ve düşün,

Bugün ellerin temizse

Yarın da kirlenmesin

Eksilmesin bir çocuğun sütü,

Ve bir işçi

Bir patron bifteği için ölmesin

indir (1)

KAZILARDA BULUNMUŞ EN ESKİ BELGE

Öpücüklerden doğmamış çocuklarımız

avuçlarımızda bir tutam tuz

gözyaşlarıymış mayaları

ya da ter

“yeter bunca acı” diye haykırışımız

belki tadını bilmediğimizden balın.

Ey sözlerin efendileri

kağıtların kitapların

biraz da bizi anlatın

sabahın yakıcı ayazında

neden yürürüz

ve neden bıkmadan toplanırız alanlarda

Balı tatmayan ağızlarımızı kapatan tülbentleri

söyleyin

ve renklerin sevincine yabancı

gövdelerimizi

anlatın

yalın sözlerin yabancıları

susmayın.

Çiğdemlerin sevinci gündönümüne

ağıtlar eklemeyin

sağ verdik sağ isteriz

ter ve gözyaşıyla mayalı çocuklarımızı

verin.

 

Adil ve ahlaki olan…

Ali Rıza Avcan

Dün, Basmane sevdalısı Orhan Beşikçi‘nin İzmir Büyükşehir Belediyesi ve TCDD 3. Bölge Müdürlüğü ile iş birliği içinde düzenlediği 5. Basmane Günleri çerçevesinde yapılan “Kültürel Mirasın Korunması: Basmane ve Çevresinin İzmir İçin Önemi” başlıklı toplantıyı izledim.

Yönlendiriciliği, 2004-2009 döneminde Konak Belediye Başkanı, şimdi ise Urla ve İzmir Büyükşehir belediyelerinin meclis üyesi olarak görev yapan Muzaffer Tunçağ tarafından yapılan toplantıda, Agora Kazı Başkanı Prof. Dr. Akın Ersoy, Mimar Mihriban Yanık, Katip Çelebi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cahit Telci ve Ekonomi Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ceylan Öner kendi uzmanlık alanlarına giren konularda konuşmalar yapıp izleyicilerin sorularını yanıtlamaya çalıştılar.

Basmane Garı yolcu salonunda yapılan bu toplantı öncesindeki beklentilerim ve sonrasındaki izlenimlerim konusuna girmeden önce, toplantının yapıldığı gar binasına 40-50 metre uzaklıktaki Konak Belediyesi‘ndaki yetkililerin, düzenlenmesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin de yer aldığı böylesi önemli bir toplantıya gerek konuşmacı gerekse izleyici düzeyinde katılmayışı dikkatimi çekti.

Çünkü 2010-2014 döneminde Konak Belediyesi‘nce yapıldığı halde 2015 yılındaki erteleme ile unutulmaya başlanan Basmane Günleri, 2017 yılında bu kez İzmir Büyükşehir Belediyesi, TCCD 3. Bölge Müdürlüğü  ve İzmir Otel Pansiyon ve İşçileri Odası işbirliği ile devam ettiriliyor, böylelikle Basmane gibi önemli bir tarihi merkezin tanıtımı açısından önemli bir adım atılıyordu.

Bu anlamda kendi sorumluluğu altındaki tarihi bir bölge ile ilgili böylesi önemli bir organizasyonun öncelikle Konak Belediyesi‘nce sürdürülmesi, sürdürülmese bile bağlı olduğu büyükşehir belediye tarafından düzenlenmeye başlanan organizasyona davet edilen belediye başkanlarıyla akademisyenlere, uzmanlara ve İzmirlilere duyduğu saygının bir gereği olarak bu toplantıya katılması; hatta ev sahipliği yapması gerekirdi.

Biz her ne kadar belediye başkanlarının “yolcu”, belediyelerin ve halkın ise “hancı” olduğunu bilsek de; gittiği yerlerde başka insanlardan saygı gören bir kadın belediye başkanının kendi binasının hemen yakınındaki bir toplantıya yine kendisinin sorumlu olduğu tarihi bir bölge için gelenlere de aynı saygı ve nezaketi göstermesini beklerdik.

Ama olmadı. Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş ya da görevlendirdiği yetkililer, kendi görev alanındaki Basmane bölgesi için yapılan böylesine güzel bir toplantıya gelmeyerek ve misafirperverlik göstermeyerek büyük bir fırsatı kaçırdı.

O nedenle bütün bunları bir yerlere yazmak ve zamanı geldiğinde hatırlamak gerektiğini düşünüyorum.

***

Diğer bir konu ise, Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgeleri için İstanbul ve İzmir sermaye çevrelerinin soylulaştırma/mutenalaştırma amaçlı kentsel yağmalarından söz ettiğimizde ve İzmir İstanbul olmasın! dediğimizde toplantının yönlendiriciliğini yapan Muzaffer Tunçağ‘ın bütün bu hataların bir önceki dönemde; yani Ahmet Piriştina zamanında yapıldığını söyleyerek kendisini ya da temsil ettiği kurumu aklama çabasıydı. Bu çerçevede gökdelenlerle dolan Bayraklı ile ilgili planlamanın Ahmet Piriştina zamanında yapıldığını, kendisinin o bölgedeki yumuşak zemin nedeniyle karşı çıkıp uyardığını, “Basmane Çukuru” olarak adlandırdığımız yerde Folkart tarafından yapılacak gökdelenle ilgili itirazlarımızda ise oradaki sorunun daha önceki yöneticilere ait olduğunu iddia ederek tüm sorumluluğun o yöneticilere ait olduğunu iddia etmesiydi. 

Oysa bunun klasik bir yöntem olduğunu, AKP yöneticilerinin uzun bir süredir iktidarda olmalarına karşın ülkemizdeki her olumsuz gelişmede Cumhuriyet Halk Partisi’ni ya da onun genel başkanı İsmet İnönü’yü sorumlu tutmasına benzer bir savunma taktiği olduğunu biliyorduk. Daha doğrusu bu durumun kendini savunamama, yaptıklarını izah edememe çaresizliği olduğunu biliyorduk.

O nedenle laf kalabalığı arasında “o dönemde yapılan şeylerin yanlış olduğunu niye düzeltmediniz, bu yanlışlıkları niye devam ettirdiniz” diye sorduk… “Madem yapılanın yanlış olduğunu söylüyorsunuz, yönetimde olduğunuz bu uzun süre içinde Bayraklı’da, Üçkuyular’da ya da kentin başka yerlerindeki bu hataları niye sürdürdünüz, o yanlışlıkları niye düzeltmediniz” diye sorduk kendilerine…

Ayrıca şimdi gündeme getirdiğimiz her kent suçunu, her eksiklik ya yanlışlığı ölmüş olması nedeniyle kendini savunamayacak durumda olan, o nedenle kolaylıkla “günah keçisi” haline getirilebilen eski büyükşehir belediye başkanına yüklemenin adil ve ahlaki bir davranış olmadığını elimizden geldiğince anlatmaya çalıştık kendilerine…

23621556_10212198808539997_7365775753032246390_n

Tabii ki, Ahmet Piriştina döneminde sorunlu görülüp itiraz edilmesi nedeniyle TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı ve TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Genel Başkanı olarak karşı çıktığı söylenen Bayraklı, Üçkuyular gibi bölgelerle ilgili planların, daha sonra Konak Belediye Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi İmar ve Bayındırlık Komisyonu üyesi olarak görev yaptığı dönemlerde sorunlu gördüğü bu planları tümüyle değiştirmek yerine binlerce mevzi imar planı değişikliği yapılmasında, yapılan yapılara inşaat ruhsatlarıyla yapı kullanım izinlerinin verilmesinde ve kendi şirketi eliyle o sorunlu zeminlerde inşa edilen yapıların statik projelerinin hazırlanıp onaylanmasında payı olan birinin şimdi eski büyükşehir belediye başkanını suçlayarak aradan sıyrılmasının mümkün olmadığını ve geçmişi karalayarak günü kurtarma anlayışıyla yapılan böylesi bir savunmanın hiç de adil ve ahlaki olmadığını bilerek ve söyleyerek…

 

“Göç” mü yoksa “devinim” mi?

Biz burada, İzmir’de “göç” sözcüğü yerine acaba “devinim” sözcüğünü mü yoksa başka bir sözcüğü mü kullanalım derken, Ortadoğu halklarının büyük Türkiye ve Avrupa göçünden yaşanan acıları bildiğimiz bir dille ortaya koymak isteyen Gölcük Belediyesi ile Gölcük Fotoğraf ve Sinema Sanatı Derneği (GFSD) bir araya gelerek konusu “göç” olan bir fotoğraf yarışması düzenlemişler. 

Düzenlenen fotoğraf yarışmasının uluslararası bir niteliği olmamakla birlikte, bir kısım Hint, Bangladeş ve Singapur fotoğraf sanatçısının da bu yarışmaya katılarak kendi ülkelerinden göç manzaralarını buralara taşıdıkları anlaşılıyor.

Göç ve göçmen olgusu, yaşanan savaşlar, sıkıntılar, açlık ve diğer zorlukları nedeniyle göç edenleri ve onları izleyen yerleşikleri üzüp canlarını yaksa da dünya ölçeğinde sorun olan  bu gerçeğe bu ve benzeri fotoğraflarla tanık olunması gerekiyor. Ta ki hiçbir insanın ve toplumun gönülsüz bir şekilde kendi yurdundan, toprağından başka bir yere gitme zorunda bırakılmadığı bir çağa, bir zamana kadar…

001
1. FİAP Altın Madalya – Burak Berberoğlu, Türkiye, “Halep Tahliyesi
002
2. FİAP Gümüş Madalya – Cem Genco , Türkiye, “Umut Yolculuğu
003
3. FİAP Bornoz Madalya – Mustafa Çiftçi, Türkiye, “Umut
004
FİAP Mansiyon – Cihan Karaca, Türkiye, “Laundry
005
FİAP Mansiyon – Sait Nuri Tetik, Türkiye, “Çadır Kent
006
FİAP Mansiyon – Ahmet Çağlar, Türkiye, “Refugee
007
FİAP Mansiyon – Ali İhsan Öztürk, Türkiye, “Suriye’den Sınıra Akın
008
FİAP Mansiyon – Uddin M. Akhlas, Bangladeş, “Rohingya Refugee Enter In Bangladesh
009
FİAP Mansiyon – Szymon Barylski – İrlanda, “Fleeing Death
010
Sergileme – Ufuk Kıray, Türkiye, “İsimsiz
011
Sergileme – Gürsel Egemen Ergin, Türkiye, “Göç Kentleri
012
Sergileme – Bünyamin Çadırcı”, Türkiye, “Çadıra Yolculuk
013
Sergileme – Mahfuzul Hasan Rana, Bangladeş
014
Sergileme – Kasım Gümüş, Türkiye, “Okul
015
Sergileme – Pranab Basak, Hindistan – “Hungry Refugees
016
Sergileme – Mesut Demirci, Türkiye, “Mardin Ezidi Kampı
017
Sergileme – Nihat Torun, Türkiye, “Suriye’den Süleymaniye’ye
018
Sergileme – Şahan Nuhoğlu, Türkiye, “Fındık İşçileri
019
Sergileme – Ümmi Kandilcioğlu, Türkiye, “Kampta Ekmek
020
Sergileme – Ümmi Kandilcioğlu, Türkiye, “Kampta Akşam
021
Sergileme – Ahmet Çağlar, Türkiye, “Refugee
022
Sergileme – Istvan Kerekes, Macaristan, “For a Better World
023
Sergileme – Istvan Kerekes, Macaristan, “Migrants
024
Sergileme – Istvan Kerekes, Macaristan , “Transit Zone
025
Sergileme – Ali İhsan Öztürk, Türkiye, “Suriye’den Sınıra Akın
026
Sergileme – Udayan Sankar Pal, Hindistan, “A Piece of Sky
027
Sergileme – Mehmet Yaman, Türkiye, “Umuda Doğru
028
Sergileme – Turan Topalar, Türkiye, “Yemek Vakti
029
Sergileme – Uddin M. Akhlas, Hindistan – “Rohingya Refugee Enter In Bangladesh
030
Sergileme – Fırat Yurdakul, Türkiye, “Umuda Yolculuk
031
Sergileme – Fırat Yurdakul, Türkiye, “Göç ve Çocuk
032
Sergileme – Cem Eyidoğan, Türkiye, “Hoşçakal
033
Sergileme – Erçin Top, Türkiye, “Suriyeli Göçmen
034
Sergileme – K.U. Masaud, Bangladeş, “Migration
035
Sergileme – Gülseren Sarıgül, Türkiye, “Köy
036
Sergileme – Samet Köprübaşı, Türkiye, “Göç
037
Sergileme – Samet Köprübaşı, Türkiye, “Göç
038
Sergileme – Ulaş Tosun, Türkiye, “Misafir
039
Sergileme – Burak Milli, Türkiye, “Çadırda Akşam Üstü
040
Sergileme – Osman Sadi Temizel, Türkiye, “Geride Kalan
041
Sergileme – Mahmut Serdar Alakuş, Türkiye – “Hope
042
Sergileme – Ali Leylak, Türkiye, “Umuda Göç
043
Sergileme – Ali Leylak, Türkiye, “Kaçış
044
Sergileme – Ali Leylak, Türkiye, “Göç Fırtınası
045
Sergileme – Rony Barua, Bangladeş, “To Reach Desired Destination
046
Sergileme – Ahmet İzgi, Türkiye, “Musul’dan Kaçış
047
Sergileme – Ahmet İzgi, Türkiye, “Musul’dan Kaçış
048
Sergileme – Serkan Kurtulmuş, Türkiye, “İzmir
049
Sergileme – Marco Risovic, Sırbistan, “Borders of Europe
050
Sergileme –  Thigh Wanna, Singapur, “Travel Horseman
051
Sergileme – Suhaimi Abdulla, Singapur, “When is My Turn?
052
Sergileme – Mithail Afrige Chowdhury  Sumon, Bangladeş, “Unfortunate_Future
053
Sergileme – Md. Nazmul Hasan Khan, Bangladeş, “Rohingya Women
054
Sergileme – Naima Perveen,  Bangladeş, “Homeless
056
Sergileme – Szymon Barylski, İrlanda, “Feeing Death
057
Sergileme – Prashanta Kumar Saha, Bangladeş, “The Lost Nation
058
Sergileme – Prashanta Kumar Saha, Bangladeş, “The Lost Nation
059
Sergileme – Salim Taş, Türkiye
055
Sergileme – Md Shahnewaz Khan, Bangladeş, “Rohingya Refugee Father

“Olacağız artık. Bu şartlar altında ne yapalım? Mecbur, elimiz mahkum!”

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz hafta, 13 Kasım 2017 tarihli Ege’de Son Söz isimli İnternet gazetesinin attığı başlık aynen şöyleydi:

Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu, AK Partili Doğan’ın kentsel dönüşüm konusunda, “2019’daki yerel seçimler yaklaşıyor. Yoksa ‘projeleri bitiremezsem yeniden aday olurum mu?’ diyeceksiniz” çıkışına, “Olacağız artık. Bu şartlar altında ne yapalım? Mecbur, elimiz mahkum!” cevabını verdi.

Bildiğimiz kadarıyla Aziz Kocaoğlu, eski belediye başkanı Ahmet Piriştina‘nın ölümünden bu yana; yani 21 Haziran 2004 tarihinden bu yana İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini sürdürüyor. Tamı tamamına 13 yıl 5 aydır; bir kez belediye meclisinin seçimi ile, 2 kez de CHP Genel Merkezi’nin atamasıyla bu görevde…

Bu süre, Melih Gökçek‘in 5 yıllık Keçiören,  23 yıl 7 aylık Ankara Büyükşehir Belediye başkanlığı süresine henüz yaklaşmasa da oldukça uzun bir süre…

Kendisi bu sürenin ilk yıllarında hepimizin hoşuna giden demokratik bir tarzı ortaya koymuş olsa da; son yıllarda gittikçe içe kapanan ve danışmanlarıyla belediye bürokratlarına teslim ettiği anti demokratik bir yönetim şeklini tercih ediyor.

Hükümetle ilişkilerini “pazarlık” adını verdiği önerme ⇒ red ⇒ bekleme ⇒ kabul çizgisinde oldukça uyumlu bir şekilde yürütüyor. İstediği bir şey için PETKİM’e ruhsat vermek gibi önemli başka bir şeyi vermekten kaçınmıyor ve ne hikmetse gönlündeki kişiler hep başbakan oluyor.

Kendisinden üstte olanları koltuğunu onlara bırakacak şekilde ya da önlerinde abartılı bir şekilde eğilerek saygısını göstermeye çalışıyor. Bunu yaparken de, o devlet terbiyesini daha önce nerede ne şekilde almışsa bunun devlet terbiyesi olduğunu söyleyip duruyor. Oysa sergilediği şeyin arkasında, devletten korkan küçük esnaf zihniyetinin olduğunu bilmiyor ya da fark etmiyor…

Kendisi ve ekibi aleyhine açılan kumpas davalarıyla 397 yıllık cezalyla tehdit edildiğinde bizler buna öfkelenip kendisinin arkasında durmakla birlikte; geçen zaman içinde bu davaların belediye başkanını teslim alma harekatına dönüştüğünü, sırf bu davalardan kurtulabilmek için iktidarın istediği bir çok şeyi yapmaya hazır bir belediye başkanı haline geldiğini; bu çerçevede kendisinden istenen çoğu şeyi yaptığını ve sırf bu nedenle kendisi açısından oldukça sorunlu olan İzmir Körfez Geçişi Projesi gibi büyük iktidar projelerini üstlendiğini, onları sahiplenerek savunduğunu, böylelikle tüm bir İzmir halkını karşısına aldığını gördük.

Bunun samimi bir girişim olduğunu, hem iktidar ve yandaşlarına hem de kente sahip çıkmak isteyen İzmirlilere anlatmak zordu.

İktidarın manipüle ettiği ettiği kalabalıklar karşısında zor duruma düştüğünde kendisinin en fazla oyu alan belediye başkanı olarak İzmir halkını temsil ettiğini, bu nedenle kendisine saygı gösterilmesi gerektiğini iddia ediyor. Oysa temsil ettiği İzmir halkı değil, sadece ve sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi idi.

Ayrıca 2009 seçimlerinde kent merkezinde aldığı % 57,13 oranındaki oyun 2014 seçimlerinde % 51,86’ya, çevre ilçelerde aldığı oyun ise yine aynı seçimler itibariyle % 51,74’den % 44,28’e indiğini; yani performansında genel bir iniş olduğunu unutmuş gözüküyor…

Kendisine oy veren ya da destekleyen CHP’lilerle sol kesimleri ve meslek örgütlerini ise ya disiplin sopasıyla korkutmaya ya da “istemezükçüler” olarak yaftalayıp ötekileştirmeye çalışıyor.

Oysa iktidar çevreleri, İzmir düğümünün seçimlerle değil, kenti işgal edip ikinci bir İstanbul yapmaya çalışan inşaat şirketleri eliyle çözülebileceğine, bu şirketlerin belediye ile kuracakları yüklenici, ortak ya da sponsorluk ilişkileri sayesinde belediyenin içten fethedilip dönüştürülmesi suretiyle çözülebileceğini çoktan anlamış ve bu stratejiyi uygulamaya başlamıştı.

Belediye başkanı ile bürokratlarının bu yeni dönemde en rağbet ettiği insanlar ise, İstanbul’u bitirip İzmir’e gelmiş olan inşaat baronlarıydı. Onlar, halkın temsilcisi milletvekillerini arka sıralara atmak pahasına en ön sıraya alınıyor, sponsor arayan herkes öncelikle o inşaat şirketlerinin kulelerini tavaf ediyor, Piriştina zamanından miras kalan “beyaz“, “elit“, “sanatkar” ya da “sanatsever” İzmirliler ise kültür ve sanat hizmetleriyle İzmirli’yi ikna etme konusunda bu şirketlere kusursuz hizmet vermek için çabalıyorlardı.

Artık devir, Folkart’ın, Ağaoğlu’nun, Mehmet Cengiz’in ve onlarla onların taşeronu olarak iş yapmaya meraklı İzmir sermaye çevreleriyle müteahhitlerin, özellikle İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş’ın devriydi.

Onlar için önemli olan, belediyenin başında işlerini kolaylaştıran, gerektiğinde onları sahiplenip savunan yönetici kadronun varlığını sürgit korumasıydı.  Onlar için belediye yatırımlarının makul süresi içinde bitirilmesi çok önemli bir şey değildi. Yeter ki o işler, % 20 iş artışlarıyla birlikte daha da büyüsün ve devam etsin… Bir iş başka bir işin ortaya çıkmasını sağlasın; hatta yapılan yatırım önce yıkılıp sonra tekrar yapılsın… Onlar için önemli olan yeni para kaynaklarının yaratılması ve sittin sene o işlerin devam etmesiydi…

 

Belediye başkanının çıkıp, “işleri süresi içinde bitiremiyorum ve o nedenle de o işler bitene kadar belediye başkanı kalacağım” demesi de önemli değildi… Vaat ettiği işi süresi içinde yapamamak şeklindeki esaslı bir kusurun zaman içinde belediye başkanı olarak kalmanın gerekçesi ya da mazeretine dönüşmesi bile onları pek fazla ilgilendirmiyordu. Onlar için tek önemli olan şey iktidarla muhalefeti şahsında birleştiren, gerektiğinde yerlere kadar eğilip gerektiğinde hiddetlenip bağıran çağıran ya da timsah gözyaşlarıyla ağlayan; bu özellikleri nedeniyle “işe yarayan” birinin orada olmasıydı… Onlar için bu bile tek başına yeterliydi…

Resim1

Aslında onlar için gerekli olan finans kaynağı büyük boyutlu dış borçlarla sağlandıkça ve yağma, yıkım, yok etme faaliyetlerine izin verildikçe demokrasinin, özgürlüğün ve katılımın pek fazla bir önemi yoktu…

Onlar OHAL denilen olağan üstü halle, anti demokratik KHK’larla, kayyumlarla ve otoriter liderlerle bir arada, kah onların önünde eğilip dediklerini yaparak, kah sağa sola bağırarak, sahte timsah gözyaşları dökerek kendi tekerlerini döndürüyorlardı…

Daha ne istesinler ki?

Kentin karikatüristi: Behiç Ak

Behiç Ak, 1956’da Samsun’da doğdu. İstanbul’da, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde mimarlık öğrenimi gördü. Mimarlık eğitimi, insan yaşamının her ayrıntısına ilişkin daha iyi bir kavrayış ve farkındalık geliştirmesine yardımcı oldu. İnsanlara, doğaya, binalara, nesnelere; kısacası insanı ve tüm canlıları çevreleyen her şeye karşı farklı bakış açısını mizahi ve sorumluluk sahibi bir tarzda çok yönlü verimine yansıttı.

1982’den beri Cumhuriyet gazetesinde, “Kim Kime Dum Duma” başlığı altında günlük bant karikatür çiziyor. Karikatürleri, Türkiye’nin birçok şehrinin yanı sıra Hollanda, İsviçre ve Almanya’da sergilendi. Çocuk kitabı yazarlığı ve çizerliği, oyun yazarlığı ve sanat yönetmenliğinin yanı sıra belgesel film çalışmaları da var. 1994 yılında yazıp yönettiği “Türk Sinemasında Sansürün Tarihi – Siyahperde” adlı belgesel film aynı yıl Ankara Film Festivalinde “En İyi Belgesel” ödülünü kazandı.

1986’dan bu yana çocuk kitapları yazıp resimleyen Behiç Ak’ın çocuk kitapları yalnızca Türkiye’de değil Japonya, Kore, Almanya ve Çin’de de yayımlandı. İlk yayımlandığı Japonya’da ödül kazanan Yüksek Tansiyonlu Çınar Ağacı adlı resimli çocuk kitabı, Günışığı Kitaplığı tarafından özgün bir tasarımla yenilendi ve Çince’ye çevrildi (2014). Okuma serüvenine yeni başlayanlar için felsefeye giriş niteliğindeki “Tombiş Kitaplar” dizisi, Benim Bir Karışım ve Bizim Tombiş Taştan Hiç Anlamıyor ile başladı, Bizim Tombiş Fiyonk Makarnayı Çok Seviyor ve Ben Ne Zaman Doğdum? kitaplarıyla sürüyor.

Yaşasın Ç Harfi Kardeşliği! adlı çocuk romanı, Ankara Üniversitesi Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (ÇOGEM) 2014 Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Roman Ödülü’ne değer bulundu ve Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği’nin (ÇGYD) 2013 Yılın Çocuk Romanı seçildi. Postayla Gelen Deniz KabuğuEve Giden Küçük Tren ve Bebek Annem’le genişleyen çocuk romanı koleksiyonuna son olarak Çatıdaki Gezegen eklendi. Bilyeler gibi, ilgi gören resimli öykü kitabı Gökdelene Giren Bulut da Günışığı Kitaplığı’nca yenilendi (2017).

30. sanat yılı 2012’de, çevre ve mimarlık konularında karikatürleri, kitapları ve oyunları yoluyla sergilediği tutarlı duruşuyla TMMOB Mimarlar Odası tarafından verilen Mimarlığa Katkı Başarı Ödülü’ne görüldü. Otuz yıllık karikatür birikimini Karikatür Kitabı adlı özel bir albümle çocuklara sunan sanatçının, “Gülümseten Öyküler” adı altında yazıp çizdiği kitaplar her yaştan okurun ilgisini topluyor. Bu dizide; Güneşi Bile Tamir Eden Adam, Galata’nın Tembel Martısı, Geçmişe Tırmanan Merdiven ve Kedilerin Kaybolma Mevsimi gibi çok sevilen 10 kitap bulunuyor. Kedilere düşkünlüğüyle tanınan sanatçı, İstanbul’da yaşıyor.

001002003004005006007008009010011012013014015016017018019020PAT KARIKATUR OKULU022023024025

sonmimar_Behic_Ak3yorumLUyorum_kkdd_291006_inanmak