Sözlük’ten: Yaya Yolu*

Ela Babalık Sutcliffe

Yaya yolları, motorlu taşıt trafiği ile yayalar arasındaki ayrım düzeni ve önceliğin hangi kullanıcıya verildiği gibi ölçütler çerçevesinde farklı kategorilerde tasarlanabilir. Yaya yolu ile taşıt trafiğinin ayrıldığı en yaygın yol düzenlemesinde, yaya kaldırımı sunularak yayalara erişim sağlanır. Bir kişinin rahat yürümesi için kaldırım ile yol arasında tasarlanan peyzaj veya diğer tür ayırıcılardan sonra en az 0,9 m genişliğinde bir iz ayrılması gerekir. Bu genişlik kaldırımın toplam genişliği değil, sadece yaya için gerekli yürüme izinin genişliğidir. Öte yandan tekerlekli sandalye kullanıcıları ve çocuk arabaları dikkate alınarak bu izin en az 2 m genişliğinde tasarlanması önerilmektedir. Okul ve benzeri kamusal kullanım alanlarının önünde en az 3 m genişliğin korunması gerekir. Yaya trafiğinin yoğun olduğu yerlerde genişlik arttırılmalıdır. Verilen bu genişliklere ek olarak taşıt yolu ile yaya arasında ayırıcı olarak ağaç ve benzeri peyzaj öğelerinin kaldırım alanı içinde tasarlanması için gerekli genişlik ayrılmalıdır.

Bir diğer yaya yolu kategorisi tamamen yayalara ayrılmış, yayalaştırılmış ve dolayısıyla motorlu araç girişinin sınırlandırıldığı yollar veya yaya bölgeleridir. Bu bölgelerde genellikle günün belli saatlerinde (örneğin sabah 07.00’den önce ve akşam 23.00’den sonra) motorlu araç girişine izin verilerek burada bulunan kullanımların servis gereksinimlerinin karşılanması sağlanır. Bunun dışında motorlu taşıtın girmediği alanlardır.

18491379_1353634564712313_7492813768561051056_o-1152x647

Dünyada örnekleri artan bir diğer uygulama ortak kullanım öngören sokakların tasarlanmasıdır. Sokak motorlu taşıt trafiğine kapalı olmadığı gibi ayrı bir yaya kaldırımı da düzenlenmemektedir. Böylece aslında yaya ile motorlu taşıt birbirinden ayrılmamakta ancak öncelik yayaya verilecek biçimde düzenleme yapılmaktadır. Bunun için yol yüzeyinin özel malzemelerle kaplanarak trafiğin hızının azaltılması, ayrıca bazı fiziksel düzenlemelerle yol güzergahının düz biçimde değil dönemeçli hale getirilerek sürücünün hız kesmesi sağlanmaya çalışılır. Burada araçların seyir hızı önemli ölçüde düşeceği için sürücüler bu tür ortak kullanımlı (Shared Street) güzergahlara girmemeyi tercih edecek ve böylece trafik hacmi de azalacaktır. Bu tür uygulamalar özellikle kent merkezlerinde yer alan hem ticaret ağırlıklı caddelerde hem de konut ağırlıklı sokaklarda yapılmaktadır. Kırsal yerleşimlerde de uygulama örnekleri bulunmaktadır.

Kaynaklar

Grava, S. (2003), Urban Transportation Systems, McGraw-Hill,

URL1: http://ern.wikipedia.org/wiki/File:New_Road,_Birghton_-_shared_space.jpg

* Ersoy, Melih, Kentsel Planlama, Ansiklopedik Sözlük, Ninova Yayınları, Nisan 2016, İstanbul, s. 482

Screen_Shot_2017_07_07_at_5.53.46_PM.0

Köy Enstitülerinden kent Enstitülerine…

Kitabın Adı: Köy Enstitülerinden Kent Enstitülerine, Bir Model Önerisi

Yazar: Prof. Dr. Adil Türkoğlu

Yayınlayan: Anı Yayıncılık

Tarih, Yer: 2011, Ankara

Sayfa: 156


0359aec98a4eb2494dec6b3619f7a05d

Önsöz

İçindekiler

Tablolar Listesi

Şekiller Listesi

Grafikler Listesi

I. GİRİŞ

II. SORUN

III. NİÇİN KENT ENSTİTÜLERİ PROJESİ

IV. TÜRKİYE’NİN EĞİTİM HARİTASI

Var Olan Durumu Betimlemek: Türkiye Nüfusunun  Genel Eğitim Durumu

Türkiye’deki Nüfus ve Eğitim Kademeleri Arasındaki İlişki

A. OKULÖNCESİ EĞİTİM

B. İLKÖĞRETİM

İlköğretimden Ortaöğretime Geçiş

C. ORTAÖĞRETİM

Genel Ortaöğretim

Mesleki-Teknik Ortaöğretim

D. YÜKSEK ÖĞRETİM

E. YAYGIN EĞİTİM

F. HANE HALKI BÜTÇESİNDEN EĞİTİM HARCAMALARINA AYRILAN PAY

V. TÜRKİYE’DE İŞSİZLİK DURUMU

Türkiye’nin İşsizlik Haritası

VI. TÜRKİYE’DE GÖÇ OLGUSU

Türkiye’de İç Göç

Türkiye’de Köyden Kente Göçün Nedenleri

Köyden Kente Göç Edenlerin Yaşadığı Sorunlar

Türkiye’nin Kentleşme ve Gecekondulaşma Tarihi

Gecekonduların Varoşlara Dönüşmesi

Gecekondu ve Varoşların Olumsuz Etkileri

VII. KAMUOYUNDA KÖY KENT SORUNLARI

Kentlerde Örgün Eğitim Çalışmaları Dışında Çalışmalar Yapılmakta mıdır?

Türkiye’de Halk Eğitimi İle İlgili Sorunlar

Sivil Toplum Örgütlerinin Çalışmaları

Milli Eğitim Bakanlığıu Dışındaki Bakanlıkların Çalışmaları

Üniversitelerin Çalışmalarından Bazı Örnekler

Diğer Çalışmalar

VII. ÖNERİLEN MODEL NEDİR?

Kent Enstitülerinin Amaçları

Kent Enstitüleri Modeli’nin Hedef Kitlesi

Kent Enstitüleri Modeli’nin Uygulama Bölgeleri

Kent Enstitüleri Modeli’nin Çalışma Mekanı Sorunu

Kent Enstitüleri Modeli’nin Personel Sorunu

Kent Enstitüleri Modeli’nin Finansman Sorunu

IX. KENT ENSTİTÜLERİ MODELİNİN ÖRGÜT ŞEMASI

Kent Enstitüleri Projesi Eğitim Alanları

Kent Enstitüleri Modeli’nin Uygulama Aşamaları

Kent Enstitüleri Modeli’nin Çalışma İlkeleri

Kent Enstitüleri Modeli’nin Eğitim-Öğretim Süreci

X. SONUÇ VE ÖNERİLER

XI. EKLER

Proje Örnekleri

Eğitim Düzeyin Yükseltilmesi

Meslek ve Beceri Edindirme Projesi

Hazır Giyim Kursu

Sağlıklı Yaşam Düzeyini Yükseltme Projesi

Sosyal ve Kültürel Yaşam Düzeyinin Yükseltilmesi

Kent Enstitüleri Projesi’nde Görev Alacak Kuruluşlar ve Sivil Toplum Örgütleri

XII. KAYNAKÇA

RESİMLER

2548b0432783958350c0b06f2ada4c2a


Köy Enstitüleri, Kent Enstitüleri Olarak Yeniden Kurulmalıdır!

Özer Ozankaya

Atatürk Türkiye’sinin, Türk ulusunun ve Türk yurdunun bağımsızlık, özgürlük, onur ve gönencini güvenceye almak amacıyla geliştirdiği örnek eğitim kurumları olan Köy Enstitüleri, toplumsal ekonomik kalkınma kuram ve uygulamasına birinci sınıf katkı değerinde idi.

Kırsal nüfus, yani köylüler için bir bölüm nüfusu tarım dışına atmak, eş deyişle toprak dışında geçimini sağlamak, evrensel bir tarihsel zorunluluktur.

Osmanlı döneminde sanayi devrimini ıskalamış olan Türkiye’de de Cumhuriyet az topraklı, ilkel araçlarla üretim yapan, verimi düşük aile işletmelerine dayalı bir kırsal ortam devralmıştı.

Yüzlerce yıldan beri ilk kez Cumhuriyetin sağladığı barış ortamında nüfus hızla artmaya başladı. 1 kişinin yapabileceği işe 3-4 kişi bakmakta, böylece toprak parçalanıp ufalanmakta, işletilmesi verimsizleşmekte, ekonomik olmaktan çıkmaktaydı. Bu durum sürdükçe köylünün artan ölçüde tarım dışından geçimini sağlamak gereksinmesini duyacağını, yani köyden kente göçün önlenemezliğini gözönüne alan Atatürk yönetimi, Köy Enstitüleri modelini geliştirip uygulamaya koydu.

Köy Enstitüleri, bir yandan kalkınma kuramına öte yandan kalkınma uygulamasına çok değerli bir katkı niteliğini taşır.

Kalkınma kuramına katkısı, üretici bilgi, beceri ve alışkanlıklarıyla insan ögesinin, dolayısıyla bu insan ögesini yetiştiren eğitim kurumunun, birinci sınıf bir ALT YAPI ÖGESİ olduğunu görüp göstermesi, bu nedenle altyapı – üst yapı ayrımının gerçekte bilimsel inceleme amacıyla başvurulan yapay bir soyutlama olduğunu, gerçek yaşamda altyapı ve üst yapı denilen toplumsal ögelerin karşılıklı etkileşim içinde bulunduğunu görmüş olmasıdır.

Kalkınma politikası ve uygulamasına katkısı da, bu bilimsel kavrayış sayesinde, eğitimin toplumsal ekonomik kalkınmanın çok etkili bir kaldıracı olarak kullanılabileceğini sergilemiş olmasıdır.

Sanayileşmesi engellenmiş, nüfusu kırsal ağırlıklı bir ülkede, kırsal nüfusun, doyurucu ve güvenli iş olmasa da kentlere akın edeceğini bu bilimsel kavrayışla gören Atatürk yönetimi, öncelikle de yoksul köy halkından başlayarak, köyde kalacak olanlarına verimli tarımın ve genel olarak kırsal kalkınmanın gereklerini öğretirken, köyden ayrılacak olanlara da öğretmen, sağlık memuru, sanatkâr (marangoz, tesviyeci, tornacı, duvar ustası, elektrikçi…) olmak ve ülkemizin pek çok gerek duyduğu bu tarımdışı üretken işgücünü sağlamak olanağını verecek eğitim-öğretim kurumlarını geliştirip hayata geçirdi.

Bu eğitim kurumları, sürekli kalkınmanın aynı zamanda bilimsel düşünüşü ve demokrasiyi, sanat ve spor bilincini edinip öğrenmiş yurttaşları gerektirdiğini de görmüştü.

Bu özellikleriyle Köy Enstitüleri, tüm sömürülen ülkeler halklarına hem bağımsızlık, hem demokrasi, hem de kalkınmanın yolunu gösteren kurumlardı.

Ama bu özellikleri, sömürgeciliği ayıp saymayan ve bu yüzden Türkiye’nin ne sömürülen ülkelere (özellikle de petrol yatağı Ortadoğu’nun ortaçağ karanlığında tutulan Müslüman ülkelerine) örnek olmasını, ne de kendileriyle eşit düzeyde yarışabilecek güçlü bir sanayiyi gerçekleştirmesini istemeyen Batılı ülkeler ile Türkiye’de on-onbeş yıllık Cumhuriyet devrimlerinin henüz yeterince etkisiz kılamadığı köy ve kasabalardaki eşraf, toprak ağaları ve şeyhlerin, köylü kitlelerinin güvenliğe kavuşup özgürleşmesini, uyanmasını engellemek üzere el ele vermesi için yeterliydi.

Köy Enstitüleri, gericiliği hortlatan karalamalarla saldırı hedefi yapılarak kapatıldılar.

Onların yerine, köy ve kasabaların düşük gelirli çocuklarına “eğitim” seçeneği olarak ne demokrasi bilinci ve kültürü, ne de çağın toplumsal-ekonomik gereksinimlerini karşılayacak bilgi ve beceriler kazandırmayan İmam-Hatip Okulları yaygınlaştırıldı.

“Alt yapı üst yapıyı belirler” diyen ve en etkili üretim gücü olan “insan”ı yetiştiren “eğitim” kurumunu “üst yapı” sayıp Türk Devriminin eğitim atılımını hafife alan sol dogmacılığın da, Köy enstitülerinin özellikle 27 Mayıs’tan sonraki elverişli konjonktürden yararlanılarak canlandırılması yolunda coşkulu bir kamuoyunun oluşmasını kolaylaştırıcı olmadığı da söylenebilir.

Köyler nüfusumuzun büyük çoğunlukla mesleksiz, eğitimsiz ve yoksul bırakılmış olarak büyük kentlerde yığıldığı, eğitim kurumlarının bütünüyle yaz-boz tahtasına döndürüldüğü günümüzde koğuşturulması gerekli amaçlardan biri de aynı eğitim anlayışıyla bu kez KENT ENSTİTÜLERİ’ni kurmaktır.

Bu, Türkiye Cumhuriyeti’ni sömürgeci saldırılarına karşı savunmanın da temel bir gereği ve yoludur.

Türk ulusunun ve Türk yurdunun bağımsızlık, özgürlük, onur ve gönencini gerçekten amaç edinen siyasal ve toplumsal kurum ve örgütlerin, Köy Enstitüleri ruh ve anlayışıyla Kent Enstitüleri kurulmasını da amaç edinmeleri gerekir, kanısındayım.

Nisan 2011

001

Toprakta iz bırakmak: Richard Long

Dünya çapında tanınmış bir heykeltraş ve arazi sanatçısı olan Sir Richard Julian Long, 2 Haziran 1945 tarihinde güneybatı İngiltere’deki Bristol kentinde doğdu. 1962-1965 yılları arasında West of England Sanat Koleji’nde, 1966-1968 yılları arasında Londra’daki Saint Martin Sanat Okulu’nda eğitim görüp Anthony Caro, Phillip King ve Hamish Fulton gibi hocaların öğrencisi oldu. 

İngiltere’nin en prestijli sanat ödüllerinden biri olan Turner Ödülü için dört kez aday olup 1989’da yaptığı Beyaz Su Hattı ile ödülü kazanmoıştır.

Uzun süre Saint Martin Sanat Okulu’nda, heykel, fotoğraf ve metin dahil olmak üzere çeşitli alanlarda çalışmalar yapan sanatçının yapıtları İngiltere’deki Tate ve Bristol Müze ve Sanat Galerisi’nde, ayrıca Amerika, İsviçre ve Avustralya’daki galerilerde sergilenmektedir.

index1Yapıtlarının birçoğunu yaptığı yürüyüşlere dayandırmış, ayrıca arazi temelli doğal heykelin yanı sıra manzara fotoğrafçılığıyla metin ve haritalar da yapmıştır.

Yürürken çevreye bir iz bıraktığı çalışmalarında manzarayı, A Hattı Yürüyüş Yoluyla (1967) olduğu gibi, bir şekilde kasıtlı olarak değiştirmiş ve bazen kayalardan veya benzerlerini kullanarak heykeller yapmıştır. 

Kitapları

  • 2012, Güney Amerika, Zédélé éditions, Brest, Fransa. İlk baskı: 1972, Konrad Fischer, Düsseldorf.

Aldığı Ödüller

  • 1976 Venedik Bienali, Venedik, İtalya İngiliz Pavyonu’nda İngiltere’yi temsil etti.
  • 1989 Turner Ödülü, Tate Galerisi, Londra, İngiltere.
  • 1990 Chevalier de l’Ordre des Arts et des Lettres, Fransa Kültür Bakanlığı, Paris, Fransa.
  • 2001 Kraliyet Sanat Akademisi’ne seçildi.
  • 2009 Japonya’dan heykel için Praemium Imperiale Ödülü.

A Snowball Track - Bristol 1964
Kartopu pisti – Bristol 1964
Turf Circle 1966
Çim çemberi 1966
A Line Made by Walking - England 1967
Yürümek için bir çizgi çizmek – İngiltere, 1967
Ireland 1967
Çim çemberi – Krefeld, Almanya 1969
England 1968
İngiltere, 1968
Turf Circle - Krefeld Germany 1969
Çim çemberi – Krefeld, Almanya 1969
Connemara Sculpture - Ireland 1971
Connemara heykeli – İrlanda, 1971
Half-Tide, Bertraghboy Bay Ireland 1971
Yarım gelgit, Bertraghboy Körfezi, İrlanda 1971
Walking A Line In Peru - 1972
Peru’da yürümek için bir çizgi çizmek – 1972
A Circle In The Andes 1972
And dağlarında bir çember, 1972
Stone In Iceland 1974
İzlanda’da taş, 1974
A Thousand Stones Added To The Footpath Cairn - England 1974
Bin adet taşla yapılan höyük – İngiltere, 1974
01 The High Plains - A Straight Hundred Mile Walk On The Canadian Prairie 1974
Yüksek ovalar, Yüz mil yürüyüşle varılan Kanada çayırları, 1974
02 A Line In Ireland 1974
İrlanda’daki çizgi, 1974
03 Five Stones Iceland 1974
İzlanda’daki beş taş, 1974
04 A Circile In Ireland 1975
İrlanda’daki çember, 1975
05 A Line In The Himalayas 1975
Himalayalar’daki çizgi, 1975
06 A Straight Hundred Mile Walk In Japan - Made Across A MOuntainside On Honshu 1976
Japonya, Honshu yakınındaki bir dağda yüz mil yürüyüş, 1976
07 Circle In Alaska - Bering Strait Drftwodd On The Arctic Circle 1977
Alaska çemberi, Kuzey Kutbu’ndaki Bering Boğazı’nda dalgaların getirdiği odunlar, 1977
08 Circle In Africa Mulanje Mountain Malawi 1978
Afrika Malawi’deki Mulanje Dağı çemberinde, 1978
09 Throwing Stones Into A Circle A Six Day Walk In The Atlas Mountains Morocco 1979
Fas’ın Atlas Dağları’nda altı gün yürüyüşten sonra çemberin içine atılan taşlar, 1979
10 A Line And Tracks In Bolivia 1981
Bolivya’daki çizgi, 1981
11 A Line In Bolivia 1981
Bolivya’daki çizgi, 1981
12 A Line In Scotland Cul MOr 1981
İskoçya Cul Mor’daki çizgi, 1981
13 Six Stone Circles London 1981
Altı taş çemberi, Londra 1981
14 Sea Level Waterline Death Valley California 1982
California Ölüm Vadisi’ndeki su hattı, 1982
15 Brushed Path A Line In Nepal A 21 Day Footpath Walk 1983
Nepal’deki 21 günlük yürüyüşte düzenlenen yürüyüş yolu, 1983
16 Walking A Circle In Mist Scotland 1986
Sisli İskoçya’daki yürüyüş çemberi, 1986
17 Camp-Site Stones Sierra Nevada Spain 1985
İspanya Sierra Nevada’daki taştan kamp alanı, 1985
18 A Circle In Scotland 1986
İskoçya’daki çember, 1986
19 Dusty Boots Line The Sahara 1988
Tozlu Sahra çizigisi, 1988
20 Hoggar Circle The Sahara 1988
Sahra’daki çember, 1988
21 Sahara Line 1988
Sahra çizgisi, 1988
22 Touareg Circle The Sahara 1988
Sahra’daki Tuareg çemberi, 1988
23 Sahara Standing Stone Line The Hoggar 1988
Sahra’daki dikit taşları, 1988
24 Sahara Circle 1988
Sahra çemberi, 1988
25 Whirlwind Spiral The Sahara 1988
Sahra’daki kasırga spirali, 1988
26 Leaving The Stones A Five Day Walk With Dogs On Spitzbergen Svalbard Norway 1995
Norveç Spitzbergen Svalbar’da köpekle beş günlük yürüyüşten sonra bırakılan taşlar, 1995
27 Muir Pass Stones A Walk Of 12 Days In The High Sierra California 1995
California Sierra bölgesinde 12 günlük yürüyüşten sonra dikilen taşlar, 1995
28 Evening Camp Stones A Walk Of Twelve Days In The High Sierra California 1995
California Sierra bölgesinde 12 günlük yürüyüşten sonra yapılan kamp taşları, 1995
29 Gobi Desert Circle Mongolia 1996
Moğolistan’ın Gobi Çölü’ndeki çember, 1996
30 Asia Circle Stones Mongolia 1996
Moğolistan’daki çember taşları, 1996
31 Nomad Circle Mongolia 1996
Moğolistan çemberindeki göçmen, 1996
32 Cotopaxi Circle A LOng A Twelve Day Walk In Ecuador 1998
Ekvator’daki 12 günlük yürüyüşten sonra yapılan Cotopaxi çemberi, 1998
33 Alpines Stones A Thirteen Day Mountain Walk Beginning And Ending In Leuk Switzerland 2000
İsviçre’de 12 günlük dağ yürüyüşünün başlangıç ve bitiş noktası Leuk’deki taşlar, 2000
34 Positive Negative A 15 Day Walk In The Three Sisters Wilderness Oregon 2001
Oregon Üç Kız Kardeş Çölü’ndeki 15 günlük yürüyüşteki pozitif ve negatif, 2001
35 A Rolling Stone A Long A Fifteen Day Walk In Oregon 2001
Oregon’daki 15 günlük yürüyüşüm taşları, 2001
36 River Po Line İtaly 2001
İtalya’daki Po Irmağı çizgisi, 2001
37 Parnassus Line A Six Day Walk In Greece 2002
Yunanistan Parnassos’ki altı günlük yürüyüşün çizgisi, 2002
38 Mahalakshmi Hill Line Warli Tribal Land Maharashtra India 2003
Hindistan, Maharastra’deki Warli Kabilesi topraklarındaki Mahalakshmi Hill Çizgisi, 2003
39 Making Smoky Arc Warli Tribal Land Maharastra India 2003
Hindistan, Maharastra’daki Warli kabilesi topraklarındaki tüten çember, 2003
40 Smoky Arc Warli Tribal Land Maharastra India 2003
Hindistan, Maharastra’daki Warli kabilesi topraklarındaki tüten çember, 2003
41 Making Ash Arc Warli Tribal Land Maharastra India 2003
Hindistan, Maharastra’daki Warli kabilesi topraklarındaki tüten çemberin yapımı, 2003
42 Making Paddy-Field Chaff Circle Warli Tribal Land Maharastra India 2003
Hindistan,  Maharastra’daki Warli kabilesine ait çeltik tarlasındaki çemberin yapımı, 2003
43 Paddy-Field Chaff Circle Warli Tribal Land Maharastra India 2003
Hindistan,  Maharastra’daki Warli kabilesine ait çeltik tarlasındaki çember, 2003
44 A Walking And Running Circle Warli Tribal Land Maharastra India 2003
Hindistan, Maharastra’da Warli kabilesi topraklarındaki yürünen ve koşulan çember, 2003
45 A Walking And Running Circle Warli Tribal Land Maharastra India 2003
Hindistan, Maharastra’da Warli kabilesi topraklarındaki yürünen ve koşulan çember, 2003
46 Full Moon Circle Houghton Hall England 2003
İngiltere, Houghton Hall’deki tam ay çemberi, 2003
47 Full Moon Circle Houghton Hall England 2003
İngiltere, Houghton Hall’deki tam ay çemberi, 2003
48 A Seven Day Walk On Chokai Mountain Honshu Japan 2003
Japonya, Honshu’daki Chokai dağında yedi gün yürüyüş, 2003
49 Karoo Line A Fifteen Day Walk In South Africa 2004
Güney Afrika’da On beş gün yürüyüşten sonra yapılan Karoo çizgisi, 2004
50 Karoo Crossing A Fifteen Day Walk In The Locality Of Guarrieberg South Africa 2004
Güney Afrika’daki Guarreberg bölgesinde onbeş gün yürüdükten sonra yapılan Karoo geçişi, 2004
51 Granite
Granite
52 Midday Muezzin Line Siwa Egypt 2006
Mısır, Sina çölü ortasında Müezzin çizgisi, 2006
53 Seven Days West To East Winter 2006
Kışın batıdan doğuya yedi gün, 2006
54 Rolling Stones An Eleven Day Walk In Norway 2008
Norveç’te on bir gün yürüyüşten sonra dizilen taşlar, 2008
55 Snowdonia Stones A Five Day Walk In North Wales 2008
Kuzey Galler’de beş günlük yürüyüşten sonra yapılan Snowdonia taşları, 2008
56 A Fourteen Day Walk In The Süerra Nevada Spain 2009
İspanya, Sierra Nevada’da 14 gün yürüyüş, 2009
57 Aconcagua Circle Argentina 2012
Arjantin’da Aconcagua çemberi, 2012
58 Standing Stone Circle The Highveldt South Africa 2011
Güney Afrika, Highveldt’te yerleştirilen taş çember, 2011
59 Andalucia Stones A Fourteen Day Walk In The Sierra Nevada Spain 2009
İspanya, Sierra Nevada’da 14 gün yürüyüşten sonra yapılan Andalucia taşları, 2009
60 Granite Circle An Eleven Day Walk In Norway 2008
Norveç’te on bir günlük yürüyüşten sonra yapılan granit çember, 2008
61 Granite Line An Eleven Day Walk In Norway 2008
Norveç’te on bir günlük yürüyüşten sonra yapılan granit çember, 2008
62 Midday Muezzin Line Siwa Egypt 2006
Mısır, Sina çölünde gün ortasında Müezzin Çicgisi, 2006
63 Mont Blanc Circle Vincy Switzerland 2009
İsviçre, Vincy’de Mont Blanc Çemberi, 2009
64 Road Stone Line China 2010
Çin Halk Cumhuriyet’nde yol taşları çizgisi, 2010
65 Throwing Stones Eighteen Days Walking In The Andes Mendoza Argentina 2012
Arjantin,’ And dağları Mendoza’da on sekiz günlük yürüyüşte atılan taşlar, 2012
66 Tigerline Walking A Line On The Footpath Along A Fourteen Day Walk In The Glarnisch Massif Switzerland 2010
İsviçre, Glarnisch kütlesinde 14 günlük yürüyüşle açılan Tigerline çizgisi, 2010
67 A THousand Stones Thrown Into The River Yangtze China 2010
Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Yangtze nehrine bin adet taşın atılması, 2010
68 Collada De Jucla Stones A Twelve Day Walk In The Pyrenees France and Andorra 2010
Fransa ile Andorra arasındaki Pireneler’de on iki günlük yürüyüşte yerleştirilen Collada De Jucla taşları, 2010
69 River Yangtze Stone Line China 2010
Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Yangtze Nehri taş çizgisi, 2010
70 Somewhere Nowhere A Fourteen Day Walk In The Glarnisch Massif Switzerland 2010
İsviçre, Glarnisch kütlesinde on dört günlük yürüyüşte açılan “bir yerde hiç bir yerde”, 2010
71 Two Rivers Waterline China 2010
Çin Halk Cumhuriyeti’nde iki nehir su çizgisi, 2010
72 Box Hill Road River London 2012
Londra Box Hill Yolu nehri, 2012
73 A Circle In Antarctica Ten Days In The Heritage Range Of The Ellsworth Mountians 2012
Ellworth Dağları’ndaki on günlük yürüyüşte yapılan Antartika çemberi, 2012
87 Tsunami Dfirftwood Circle Seven Days Walking On The Tanesashi Coast Aomori Japan 2013
Japonya, Tanesashi sahilindeki Aomori’de yedi günlük yürüyüşte dizilen tsunami artıkları çemberi, 2013
88 Amazonas
Amazonlar
89 A Circle In The Amazon Six Days On The Bank Of The Parana Do Manori Brazil 2016
Brezilya, Parana Do Manori’de altı günlük yürüyüşte yapılan Amazon çemberi, 2016
90 Waterwheel The Swiss Alps Summer 2016
2016 Yazında İsviçre Alpleri’ndeki su tekerleği

Yayaların örgütlenmesi…

Ali Rıza Avcan

Türkçe Sözlük “yaya” sözcüğünü “yürüyerek giden“, İnternetin sanal ansiklopedisi Wikipedia ise “yürüyerek seyahat eden kişi” olarak tanımlıyor. 

Türk Dil Kurumu’nun 1971 baskı Kavramlar Dizini’nin ikinci cildinde “yürümek” sözcüğü eş anlamlı toplam 55 sözcükle ilişkilendiriliyor. Bunların insanla ilgili olan belli başlı örnekleri ise şu şeklide sıralanıyor:

adım, adım adım, adımları açmak, adım atmak, adi adım, arşınlamak, badi badi, dolaşma, emekleme, gerilemek, gezinme, gezme, gitmek, hatve, ilerleme, koşar adım, mesafe almak, paytak paytak, piyade, sallana sallana, seke seke, seyrek adım, sık adım, sıralama, taban tepmek, tabanları yağlamak, tabanları patlamak, topallaya topallaya, trafik, uygun adım, uykuda gezme, yan yan, yol almak, yollara düşmek, yürüme, yürüyüş.

Görüldüğü gibi temel bir insan hareketi olarak iki ayak üzerinde ileriye geriye ya da sağa sola doğru yapılan “yürüme” eylemi ile ilgili olarak Türkçe’de birçok sözcük bulunuyor.

Sözcük dağarcığımız, “yürümek” ve onu gerçekleştiren “yaya“lardan yana oldukça zengin olmakla birlikte; bunun keyif alınan bir eylem olarak kabul görmesi ya da temel bir insan hakkı olarak kabulü ise yaşadığımız toplum için oldukça yeni bir olgu…

通勤途中

Rebecca Solnit, “Yol Aşkı, Yürümenin Tarihi” isimli kitabında doğada yürümenin İngiltere’de uzun yıllar mümkün olmadığını, arazideki özel mülkiyet haklarının sert bir şekilde uygulanması nedeniyle ana yollar dışında doğa içinde yürümeye kalkanların özel mülk sahiplerinin korucuları tarafından dövülüp öldürüldüğünü anlatıyor. Ardından da İngiltere’deki doğa yürüyüşü kulüplerinin bu durumu ortadan kaldırmak amacıyla örgütlendiğini ve kahramanca mücadele ettiklerini söylüyor. 

Solnit, yürümenin İngiltere macerasını anlatırken özel mülk sahiplerinin uyguladığı bu zorbalığın geniş kamu topraklarına sahip Amerika’da yaşanmadığını, neredeyse tüm toprakların doğudan batıya doğru geniş bir fetih hattında ilerleyen Amerikalılar’ın yürüyüşüne açık olduğunu, karşılarına çıkan Kızılderililer’in ise rahatlıkla yok edildiğini belirtiyor.

Anlaşılan o ki, toprak mülkiyetinin Osmanlı döneminde sultana; yani devlete ait olması nedeniyle bizim ülkemizde de doğaya çıkıp yürümenin, bir yerden bir yere gitmenin, o güzergahtaki yol kesen eşkiyalar ya da asker kaçakları dışında kolay olduğunu gösteriyor.  O nedenle de, insanların İmparatorluk toprakları içinde bir yerden diğer bir yere gitmesi, doğada; tarlaların, bağların arasında, dağlarda ve ovalarda, göl ve nehirlerin çevresinde yürümesi, yol alması, bunun bir toprak sahibi tarafından engellenmesi mümkün olmamış, kabul görmemiş…

Doğada yürümek, ülkemiz koşullarında engellenip kısıtlanmamış olmakla birlikte; kentte yaşayanların kamusal alanlarda rahatlıkla yürümesinin; özellikle de kadınların ve engellilerin meydan, bulvar, cadde, sokak ve kaldırımlarda her türlü tehlike ve riskten uzak bir şekilde var olup yaşayabilmesi, bununla ilgili temel haklarının bilincinde olması, bu haklara sahip çıkıp koruması ve geliştirmesi ise oldukça yeni bir toplumsal gelişmedir.

O nedenle, “kent hakkı”nın temel bir bileşeni olan “yaya hakları” ile ilgili ilk temel belge olan Avrupa Yaya Hakları Bildirgesi‘nin Avrupa Parlamentosu’nca 1988 yılında, İnsan Hakları Derneği Çevre Komisyonu tarafından hazırlanan Yaya Hakları Bildirgesi‘nin ise 1990 yılında kabul edilmesi mümkün olmuş…

Bilimsel literatürde yaptığımız taramalarda ise yaya haklarının o tarihlerden bu yana hem akademi çevreleri hem de insan haklarıyla ilgili kurum ya da uzmanlar tarafından pek ele alınıp incelenmediğini, bu konunun “kaldırımlar yayalarındır” gibi genel geçer söylem ve kampanyalar dışında gündeme getirilmediğini görüyoruz.

Yaya hakları ile ilgili örgütlenme çalışmaları da -ne yazık ki- aynı durumda…

1963 yılında Birleşmiş Milletler tarafından bir sivil toplum kuruluşu olarak akredite edilen Uluslararası Yaya Federasyonu (International Federation of Pedesterians – IFP)’na, 2018 yılı başı itibariyle 29 ülkeden 41 ulusal örgüt ve 2 uluslararası örgüt üye olduğu halde Türkiye’den hiçbir örgütün üye olmadığı bilinmektedir.

Uluslararası Yaya Federasyonu’na (IFP) üye olan örgütlerin ülkeler itibariyle isimleri ve sayıları aşağıdaki listede gösterilmiştir:

IFP Kurumsal Üyeleri_Sayfa_1

Bu listenin de gösterdiği gibi dünyanın 29 ülkesinde yaya olmayı bir hak ve yaşam kültürü olarak ele alınıp örgütlenmiş 41 vakıf ya da dernek bulunduğu; hatta bu ülkeler arasında burnumuzun dibindeki Yunanistan yer aldığı halde ülkemizde yaya haklarını savunmayı ve yaya olarak yürümeyi bir yaşam kültürü olarak geliştirmeyi hedefleyen tek bir dernek, vakıf, oluşum ya da platform yok.

Bu konuda 2010 yılında, İstanbul’da “Yaya Yaşam Derneği” ismiyle bir dernek kurulup “Çek Arabanı” kampanyası gibi oldukça başarılı çalışmalar yürütmüş olmakla birlikte, bu derneğin, yöneticilerinin dernek çalışmalarına yeteri kadar zaman ayıramaması nedeniyle 2012 yılında kapandığını biliyoruz.

Bunun dışında kalan Sokak Bizim Derneği ise kurulduğu 2007 yılından bu yana “Kaldırım Nerede?”, “Sokağını Yaşa”, “Bir gün sokak bizim”, “Aklımdaki Mahallem”, “Otomobilsiz Hayat, Oh ne rahat” adıyla çeşitli kampanyalar düzenlemiş, çoğunlukla sokak ölçeğinde çalışan bir sivil toplum kuruluşu. Damla Özgü Yıldız, Arzu Erturan, Melike Selin Durmaz ve Serim Dinç tarafından kurulduğu anlaşılan derneğin http://www.sokakbizim.org isimli internet sayfası ile 2013 yılında uyguladığı “Kaldırım Nerede?” kampanyası için düzenlediği http://kaldirimnerede.org isimli web sayfası halen etkin durumda.

1998 yılında yine İstanbul’da kurulan Yaya Hakları İçin Yurttaş Lobisi ise, aynı zamanda Sefertası Hareketi’nin de kurucusu olan Ümit Sinan Topçuoğlu’nun yaşadığı dönemde etkin olmuş, 2000 yılında Kadıköy Belediyesi ile “Yaya Hakları İçin Kadıköy Protokolü”nü imzalamış; ancak Ümit Sinan Topçuoğlu’nun vefatı ile birlikte o tarihten bu yana adı duyulmaz olmuş.

Görüldüğü gibi, 2018 yılı itibariyle ülkemizde yayaların kamusal alanlardaki haklarını savunacak ve kent içi yürüyüşü bir yaşam kültürü olarak geliştirecek dernek, vakıf, oluşum ya da platform gibi herhangi bir sivil bir örgütlenme ülkemizde bulunmamaktadır.

Yaya 010

O nedenle, kentlerdeki taşıt ağırlıklı ulaşıma alternatif olarak yayaların haklarını savunmak ve bu hakkın uygulama alanını geliştirmek, kentlilerin daha fazla yürüyerek bunu bir yaşam biçimine dönüştürmelerini sağlamak amacıyla hak temelli bir mücadele platformunun oluşturulması gerekmektedir.

O nedenle haydi tüm yayalar! Yolların gerçek proleterleri olarak ayaklarınızdaki ayakkabılar, sandaletler ya da kullandığınız tekerlekli araçlar ve koltuk değnekleri dışında kaybedecek başka bir şeyiniz olmadığı için gelin ve hep birlikte hak temelli bir mücadele platformu oluşturmak için el ele verin!

“A Greek Portfolio” / “Bir Yunan Dosyası”

1934 yılında Güney Carolina’da doğan Constantine “Costa” Manos, Boston ve Yunanistan’ın görüntüleriyle tanınan bir Yunan-Amerikalı fotoğrafçıdır. Eserleri Esquire, Life ve Look dergilerinde yayınlanmıştır.

Okuduğu lisenin fotoğraf kulübünde iken fotoğraf çekmeye başlayan ve birkaç yıl sonra profesyonel fotoğrafçı olan Constantine Manos, 19 yaşında iken Tanglewood’daki Boston Senfoni Orkestrası’nın resmi fotoğrafçısı olarak işe başlamıştır. Çektiği orkestra fotoğrafları 1961 tarihli “Senfoni Portresi” isimli albümünde yayınlandıktan sonra 1955’te Güney Carolina Üniversitesi’nin İngiliz Edebiyatı bölümünden mezun olmuştur.

Constantine Manos, 1961-64 yılları arasında Yunanistan’da fotoğrafladığı insan ve manzaraları fotoğrafları 1972 tarihli “Yunan Portföyü” albümünde yayınlanmış ve Arles ve Leipzig kitap fuarında ödül almıştır.

1974’de Boston kentinin kuruluşunun 200. yılı nedeniyle çektiği fotoğraflar “Bostonians” albümünde, 1995’te çektiği fotoğraflar ise “American Color” albümünde yayınlandı. “Bir Yunan Portföyü”, 1999 yılında yeniden basıldı ve Atina’daki Benaki Müzesi’nde büyük bir sergi düzenlendi. 2003 yılında “Renkli Amerikan” fotoğrafları için Leica Madalyası ile ödüllendirildi. 

Constantine Manos‘un ikinci “American Color” koleksiyonu ise 2010 yılında yayınlanmıştır.

Ödülleri

  • 2003, Leica Onur Madalyası,
  • 1972, Arles Ödülü,
  • 1966, New York Sanat Direktörleri Ödülü

Yapıtları

  • American Color 2. United States: Quantuck Lane Press, 2010, 
  • Portrait of a Symphony 1960-2000. United States: Boston Symphony Orchestra, 2000,
  • A Greek Portfolio. United States: Ilios Press, 1999,
  • American Color. United States: W.W. Norton, 1995,
  • Bostonians. United States: Cambridge Seven Associates, 1975,
  • Where’s Boston?, United States: Cambridge Seven Associates, 1975,
  • Suite Grecque, France: Le Chêne, 1972,
  • A Greek Portfolio, United States: Studio Book/Viking Press, 1972,
  • Portrait of a Symphony, United States: Basic Books, 1961. 

Fotoğraflarının Bulunduğu Müzeler

  • Modern Sanat Müzesi, New York, ABD
  • Chicago Sanat Enstitüsü, Chicago, ABD
  • Güzel Sanatlar Müzesi, Boston, ABD
  • George Eastman Evi, Rochester, ABD
  • Yüsek Sanat Müzesi, Atlanta, ABD
  • Ulusal Kütüphane, Paris, Fransa
  • Houston Güzel Sanatlar Müzesi, Houston, ABD
  • Chrysler Müzesi, Norfolk, ABD
  • Güneybatı Fotoğraf Müzesi, Daytona Beach, ABD
  • Benaki Müzesi, Atina, Yunanistan
  • Magnum Fotoğraf Koleksiyonu, Harry Ransom Merkezi, Teksas Üniversitesi, Austin, ABD

001GREECE. Crete. 1964. Woman carding wool. "A Greek Portfolio"MAC64009W00122/37A004005006007008009010GREECE. Crete. Kritsa. 1964. Going home from the fields. "A Greek Portfolio"012013014015016Village de Moudania.018GREECE. Karpathos. Olympos 1966. In Church. "A Greek Portfolio"GREECE. Karpathos. Olympos. 1964. In church. "A Greek Portfolio"021022MAC64009W00003/41023024025026027028029030031032GREECE. Crete. 1964. Shepherds with goat. "A Greek Portfolio"034MAC64009W00290/28A036037038039040041042043044045046047048049050051052GREECE. Mani. Pirgos Dirou. 1962. Woman at graveside. "A Greek Portfolio"MAC64009W00068/08AMAC64009W00003/41056057058MAC64009W00113/07GREECE.  Thrace.  1964.  Girl at a village festival. "A Greek Portfolio"  p.7760061MAC64009W00290/28A062063064065066067068069070071072073074075076MAC64009W00092/27AGREECE. Crete. 1964. Grandmother with granddaughter. "A Greek Portfolio"079080081082083084085086087088MAC66016W00019/34090091GREECE. Karpathos. Village of Olympos. 1964. Child on stairs.

Arama yapıp kapatacak dernek arıyoruz…

Ali Rıza Avcan

Son günlerde iki önemli derneğin kuruluş işlemlerini yürütüyorum. İsimleri şimdilik bende kalacak bu iki dernek için kurucularla birlikte tüzük taslakları üzerinde tartışıyor, bütün antidemokratik yönlendirmelere karşın en demokratik dernek yapılanmasının nasıl olabileceğini düşünüyor, mevzuatın getirdiği sınırlamaları nasıl aşabileceğimizi araştırıyoruz.

Bütün bu araştırma, tartışma ve değerlendirmeler için tabii ki mevcut yasa ve yönetmeliklerle benzer derneklerin tüzüklerine bakıyor, İçişleri Bakanlığı’na bağlı Dernekler Dairesi Başkanlığı’nın rehberleri inceliyor, katıldığımız eğitimlerin notlarını karıştırıyoruz.

Elimizdeki mevzuat bilgileriyle rehber ve İnternet kayıtlarına göre kurulacak bir derneğe adres gösterme konusunda mevzuattan gelen herhangi bir kısıtlama ya da yasaklama yok. Bu çerçevede başka bir derneğin ya da özel ve tüzel kişiliğin adresinde; hatta oturduğunuz dairede tüm kat maliklerinin yazılı onayını almak koşuluyla dernek kurabiliyorsunuz.

Ancak bu özgürlük, kuracağınız derneğin belgelerini teslim etmek için gittiğimiz il dernekler müdürlüğünde sona eriyor. Orada sizin önünüze yeni bir belge koyarak ,başka bir dernek ya da tüzel kişiliğin adresinde veya kuruculardan birine ait dairede dernek kuramayacağınızı söylüyorlar. 

closeddoor

İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği’nin 10.04.2013 tarih, 97110469-045-4910 sayılı ve 22.08.2013 tarih, 97110469-045.02-10522 sayılı iki ayrı yazısında;

Dernek ile diğer işyeri veya konutların aynı adreste bulunması halinde derneklerin denetiminin yapılması, kolluk kuvvetlerinin yetkilerini kullanması ve diğer hususlarda önemli sorunlar yaşanabileceği dikkate alındığında, birden fazla derneğin veya bir dernekle başka bir özel veya tüzel kişiliğin aynı adreste bulunmasının uygun olmayacağı” belirtiliyor.

Üstüne üstlük “hukuki” denilen bu görüş, aynı şekilde denetlenmesi mümkün ya da kolluk kuvvetlerinin yetkilerini kullanıp arama yapabileceği şirket, vakıf ve kooperatiflerin kuruluşunda gündeme getirilmezken sadece ve sadece derneklerin denetlenip aranması ve kapatılabilmesi için geçerli oluyor.

Hem de, yasa, yönetmelik ve genelgelerde, hazırlanıp bizlere dağıtılan rehberlerde ve bu konu ile ilgili İnternet sitelerinde dernek adresleri konusunda herhangi bir yasaklayıcı ya da kısıtlayıcı hüküm olmadığı ve konutların dernek adresi olarak gösterilmesi durumunda tüm kat maliklerinin onayının alınması gerektiği açık bir dille belirtildiği halde…

Çünkü İçişleri Bakanlığı’na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü bir derneğin aranması ya da kapatılması durumunda başka bir derneğin, tüzel kişiliğin yanında veya bir konutta kurulmuş derneklerde sıkıntılar yaşandığını, aranan ya da kapatılan dernekle aynı adresi paylaşan diğer derneklerin, şirketlerin ve derneğin kurulduğu dairede yaşayanların zor durumda kaldığını belirterek örgütlenme özgürlüğünü ortadan kaldıran bu görüşü aldırmış durumda.

Bu yoruma göre, İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği’nde çalışan hukukçular, “kapatma” eyleminden sadece içinde tek bir derneğin faaliyet gösterdiği bağımsız bir bölümün kapısına kilit vurmayı, orayı mühürleyerek kapatmayı anlıyorlar. Sanki oranın kapısına mühür vurmasalar o dernek çalışmayacakmış gibi…

Resmi akıl, kapatma eylemini bir kilit ya da mühürle eşleştirecek kadar kısır ve dar düşünüyor….

medical_rounds_close_the_door_2_pyramid

Bu hukuki görüş oluşturulduğu 2013 yılından bu yana öyle bir uygulama alanı yaratıyor ki; çoğu şirket ve kooperatifin kolaylıkla yararlanabildiği “e-ofis” ya da başka bir deyişle “sanal ofis” adı verilen çağdaş yeni uygulamalardan da yararlanmanıza izin verilmiyor.

Kısacası, derneğin daha kuruluş aşamasında dernek kurucularına, “İstediğim takdirde sizi kolaylıkla arayabileceğim ya da kapatabileceğim ayrı bir adres ver” deniliyor….

İdare hukuku alanında, kamu yönetimlerinin oluşturduğu hukuki görüşler zorlayıcı ve bağlayıcı olmayıp sadece yol gösterici olmakla birlikte; bu tür bir hukuki görüş hepimizi, özellikle de yeni dernek kurmak isteyen herkesin elini kolunu bağlıyor.

Böylelikle bir derneğin henüz kurulduğu aşamada kolaylıkla kapatılabilmesini düşünüp bunun için önlem alıp örgütlenme özgürlüğünün önünü açan önemli bir hak kolaylıkla ortadan kaldırılabiliyor. Bunun temel nedeni ise son yıllarda ortaya çıkıp tüm yönetim mekanizmasına egemen olan güvenlikçi zihniyetin ta kendisi.

Hem de demokratik hakların ortadan kaldırıldığı Olağanüstü Hal’in yürürlükte olduğu, KHK’lerin yayınlandığı son dönemlerde değil; aksine, onun öncesinde, bundan tam 5 yıl önce düzenlenmiş bir “hukuki” görüş yazısına dayanılarak…

Yaptığımız görüşme ve araştırmalar sonucunda da, bu kısıtlamadan sivil toplum yapılanması ile ilgili birçok kimsenin ya da kurumun haberdar olmadığını ya da haberdar olsa bile önemsemediğini anlıyoruz.

Özellikle de sivil toplumun önemine vurgu yapan bazı kurum ve kişiler düzleminde…

Oysa kendisini sivil toplum merkezi ilan eden, herkese ve her kesime sivil toplumculuk alanında öğütler verip önerilerde bulunan; hatta bu işi şirket adı altında ticarete dönüştüren birçok kurum bu konuda kılını bile kıpırdatmıyor, sanki böyle bir sorun yokmuş gibi davranıyor; hatta istediğimiz takdirde evimizi dernek adresi olarak gösterebileceğimizi söyleyip duruyor..

ankara_valiligi_batikent_seyran_umut_muhurleme

Çünkü onların kuracakları dernekler itibariyle mali bir sıkıntıları yok… Sağdan soldan aldıkları ödenekler, proje gelirleri ile kendilerine dayalı döşeli bürolar, dernek merkezleri kurabiliyorlar… Bırakın bir aylık kirayı ödemeyi yıllık kira bedelini toptan bile ödeyebiliyorlar…

Ya maddi imkanları kısıtlı bireylerin, dar gelirli işçi, emekçi, ve emeklilerin, yoksulların kolları sıvayarak kurmak istedikleri dernekler… Onlar bu engeli nasıl aşacaklar ve ne yapacaklar?

Bir dernek kurulup tüzel kişilik edinmeden karşısına çıkarılan bu antidemokratik uygulama konusunda eminim birilerinin vereceği bir cevap, önereceği bir çözüm vardır…

“Kendine yeni bir yol arayan kişi…”

Kaynak: Yürüme, Oruç Aruoba, Metis Yayınları, Beşinci Basım Ocak 2003, İstanbul, s. 76-81 

Kendine yeni bir yol arayan kişi, önce,

kendinden önce yürünmüş yollara bir bakar

– kendi yürümek isteyebileceği yola benzer

bir yol bulmak için; çoğunlukla da bulur-

ama, acaba, o bulduğu yol(lar),

tam da bulduğu yol(lar) olarak,

kendi aradığı yola aykırı değil mi?-

Yeni bir yol aramıyor muydu, arayan kişi

– ne işi var öyleyse, eski (yürünmüş)

yollarda?!

Belirli bir yol arayan kişi için en büyük

tehlike, o yolu bir yerde durarak, ‘bakarak’

arayabileceğini (hatta, bulabileceğini)

sanmasıdır – çünkü, yollar bulunmaz:

yürünür; yerlerde ise, olsa olsa, durulur

– onlar, bulunur; artık, yürünmez…

Yola çıkacak kişinin aşması gereken

ilk ve en önemli engel,

kendi yerleşikliğidir:

kendi yeri,

– kendisidir…

gitmek_1-696x928

Kişi niçin yola çıkar ki?

– Yürümek istediği için…

Bunun da, tutturduğu yolla

hiçbir ilgisi olmayabilir

– çoğunlukla da, yoktur…

gitmek1

Ancak bir yeri terketmesi gerektiğini

anlayan kişi, bir yola çıkabilir

– ve tersi: ancak bir yola çıkması gerektiğini

anlayan kişi, bir yeri terkedebilir.

Bir yeri terketmesi gerektiğini anlayan kişi,

daha çıkacağı yol konusunda hiçbirşey bilmese bile,

yola çıkmasının gerekliliğini biliyordur

– zaten , onu o yeri terketmesi gerektiği

konusunda ikna eden de, o çıkması gereken

yeni yoldur.

Kendine yeni bir yol arayan kişinin yönünü,

eski yerinin koşulları ile kendi güdüleri, eğilimleri

yönelimleri, elbirliğiyle hazırlarlar.

gitmek_kapak

Bir yola çıkan kişi,

bir yerden bıkandır;

bir yerde konaklayan ise,

bir yolda yorulan – bu

iki konum böylesine farklı…

gitmek-ve-gelmek-1

Yerleştiği yerde kendini yersiz hisseden kişi,

çevresine bakınırken,

yola çıkabileceği bir yön arıyordur

– yerleşiklik, eninde sonunda,

bir yola çıkaran bir yer;

bir yöne yönelen bir yol

olup çıkar.

11l3ejr

Yerinin, ‘söz konusu’ bile olamayacağına

gerçekten, temelden ‘ikna’ olmayan kişi,

yola çıkamaz – çıksa bile, hep,

eski yerinde kalacak olan aklı,

yolu yürürken adımlarını dolaştıracaktır.

Salt arayan kişi, ne yönü, ne yolu, ne yeri

bulabilir: Ancak bir yerden ayrılabilendir,

yolu bulabilen – ne aradığını ‘bilen’ değil,

nereden ayrılacağına karar verebilen…

Sahici yerini bilmeyen kişi için,

yön de yoktur, yol da – meğer ki,

kendi yersizliğinden bir yön ve bir yol

çıkara, edine…

1_J7IKnyRZU5Pr3ZsM4EkmOg

Özdemir Asaf : Özdeyiş, nükte ve kişisel kurallar…

content-ozdemir-asaf-siirleri-muzikotek-korumasinda-e7437aa83886d75f6352601b287e4e37

III
Olaylar ve Şeyler

-47-
Bir insan bir insanı bir şey görür, bu hayattır.
Bir insan bir insanı birçok şey görür, bu sevgidir.
Bir insan bir insanı her şey görür, bu aşktır.
Bir insan bir insanı hiçbir şey görür, bu doğu’dur.
Bir insan bir insanı görmez, bu ölümdür.

VII
Akıldan, Okuldan Yana
-115-
Her zaman bilenler her şeyi bilmez.
Her şeyi bildiğini söyleyenler başka bir şey bilmez.
Akıllarını işletmemiş olanlar çok şey bilmez.
Çok işletmiş olanlar da her zaman bilmez.

x
Yitirmek – Kazanmak
-177-
Geçen zamanla yitirdiklerimi zamanın geçmesiyle kazanıyorum..
Geçen zamanla kazandıklarımı zamanın geçmesiyle yitiriyorum..
Tembel birinci düşüncenin üzerinde boylu boyunca serilmiş yatmaktadır.
İkinci düşüncenin altına sığınmışların çokluğu edebiyat gerektiriyor.

132-0-1

XXXIII
Aykırı Gibi

Korkunun belirtilerinden biri durup kalmaktır. Bir konuya inanmak o konuda durup kalmaktır. Öyleyse inanmak biraz da korkmaktır.
Korkunun belirtilerinden biri kalkıp kaçmaktır. Bir konuya inanmamak o konudan kalkıp kaçmaktır. Öyleyse inanmamak biraz da kaçmaktır.

Etika
1961 – 1981

İKİNCİ BÖLÜM
1
Önsözler
-3-
Başkalarınm düşünmüş olduklarını izlemeye çalışanlar, çoğunluğu oluşturan “düşünen“lerdir; boyuna bir şeylerin ardından türlü türlü güç ve niyetleriyle gidedururlar. Başkalarına iletmekle çok yararlı olurlar.
Düşünür“ler azınlıktadır, düşünülerinin önlerinden gidedururken, boyuna bir şeyler getirirler öbürlerine ve giderek insanlığa…
Bu böyle sürer gider.

-5-
Felsefe bilmeyen beni ne övebilir, ne yerebilir.

-6-
Ünlenirsem sevinirim kendi adıma.
Ülkem ünlenirse mutluluk duyarım kendi adıma.
Ülkem mutlu olursa, büyürüm kendi adıma.
Ülkem büyük olursa, büyürüm kendi adımdan öteye.

CELEBRITY

-11-
Ben sizlerin yanlış olduğunuzu, yanlış yaptığınızı söylemekteyim.
Bu yüzden şiirimi epigramlara, aforizmalara, maksimlere çevirdim.
Bence kızarsanız bana da haklı olacağım. Yolunuzda böyle devam ederseniz daha, daha da.
Beni bir anda boşda, boşlukda, açıkda bırakmak elinizde. Dediklerim havada kalabilir.
Kızmak ve daha iyiye doğru değişmemek daha kolay değil mi?

-17-

Hiçbir şey söyleme
Söylersen
Yap.
Yaparsan
Sus.
Susarsan
Kaçma.
Kaçarsan
Söyle.

-22-
Saat yazar, dakika okur, saniye siler.

-23-
Bir çizgiyi yanlış mı çizdiniz? O sizin çizginizdir artık; onu doğrultarak düzeltemez ve değiştiremezsiniz .. Ancak bir başka yenisini çizersiniz.

özdemirasaf1-1

-24-
İnsan kendisini bulacağı bir yere varmalı.
Kendisini kuracağı bir yere gelmeli.
Gideceği yolu yeri seçmeli, aşacağınca aşmalı, göreceğince görmeli.
Duracağı yeri bilmeli.

Derneği satın almak…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz hafta sonu, ikinci kez Mülkiyeliler Birliği genel kuruluna katılarak iki dönemdir yönetimde olan ekip yerine KHK’larla fakülteden atılan İzmirli Dinçer Demirkent ve arkadaşlarından oluşan ekibin yönetime gelmesi için katkı koymaya çalıştım.

Daha önceki 2 Mart 1990 tarihli genel kurula, iki vagon dolusu kalabalık bir Mülkiyeli grupla birlikte İstanbul’dan Ankara’ya giderek katılmıştım.

Bu kez yine büyük umutlarla; hem eski arkadaşlarımla buluşup görüşmek, hem de güzel insanlardan oluşan genç bir ekibe destek vermek için Ankara’ya gidiyordum.

Bu genel kurul öncesinde Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi’nde görev yapan eski yönetici ve denetçileri kamu zararına yol açmış olmaları nedeniyle cumhuriyet savcılığına bildirmiş; ayrıca aynı ekibin desteği ile son genel kurulda seçimi yedi oy farkıyla kazanan yeni ekibin bu genel kurulda yaptığı usulsüzlükleri İl Dernekler Müdürlüğü’ne bildirmiştim. 

Kamu yararının önem ve önceliğine inanan bir Mülkiyeli olarak görevimi yapmış olmaktan kaynaklanan memnuniyetle, bu tür usulsüzlük ve yolsuzluklara fırsat vermeyeceklerini bildiğim Ankara’daki o pırıl pırıl genç insanları desteklemek ve onlara yapılan haksızlıklara karşı çıkmak için Ankara’ya gidiyordum.

Bir oy bir oydu. Belki de onlara yapılan haksızlık ve baskılara karşı bir oy farkıyla kazanmalarını sağlayabilir, genel kurulda onlar için söylenenlere “hayır” deyip karşı çıkabilirdim.

Ancak bütün bir yolculuk boyunca, son yıllarda Mülkiyeliler Birliği’ni yıpratan, derneğin ve camianın saygınlığını zedeleyen bütün bu olumsuzlukların, kanıtlanan ya da kanıtlanamayan söylentilerin; hatta İzmir Şube’de olduğu gibi tüm yönetim kurulu üyelerinin imzasıyla ortaya çıkarılan usulsüzlük ve kamu zararlarının nereden kaynaklandığını, şahısları aşan asıl nedenlerin neler olduğunu, sistemin hangi nedenle hangi noktada aksamaya başladığını düşünüp durdum.

1976 yılından bu yana üyesi olduğum Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi ve şubeleri niye eski günlerde olduğu gibi değildi? Niye hep elindeki değerli gayrimenkullerin kiralanması, işletilmesi ya da yıkılıp yapılması ile ilgili tartışmaları yaşıyordu? Bu tartışmalar sonucunda niye bazı yöneticiler usulsüzlük ya da yolsuzluk yapmakla suçlanıyordu? Niye bir genel başkan genel kurul açılış konuşmasında yıkılan bina ile ilgili olarak uzun uzun kendini savunmak zorunda kalıyordu? Bütün bu konuşmalara karşın genel kurulun çoğunluğunu ikna edemediği için neden yeniden seçilemiyordu? Bütün bu kötülüklerin, olumsuzlukların ve söylentilerin altında yatan asıl neden neydi?

Ayrılmak 001

Son yıllarda dernek, vakıf, platform ve kent konseyi gibi birçok sivil toplum kuruluşunun oluşum ve çalışması için ayrıntılı ve mukayeseli çalışmalar yapıp; özellikle bu kurum ve oluşumların mali performansları konusunda dünyada ve ülkemizde uygulanan farklı model ve yöntemleri araştırıp soruşturduğum için, bütün bu soruların doğru cevaplarının, son yıllarda, özellikle de 2014 yılında yapılan tüzük değişikliği sonrasında üyeye ve onun temel yükümlülüğü olan aidata önem verilmesinden vazgeçilip, onun yerine üyelerle değişik kişi ya da kuruluşların yapacağı bağış ve sponsor katkılarına; ayrıca sahip olunan değerli gayrimenkullerin getirdiği yüksek kiralarla inşaat rantlarına daha fazla önem ve değer verilmesinde yattığını fark ettim.

Evet, genel kurulda da söylendiği gibi derneğimizin temel kaynağı olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden her yıl ortalama 400 civarında öğrenci mezun olmakla birlikte, bunların içinden üye olanların sayısı -ne yazık ki- 30 ya da 40’ı geçmiyordu. Mezun olan öğrencinin derneğe gelip üye olmasını engelleyen başka birçok neden olmakla birlikte; dernek yönetiminin de bu gençlerin derneğe kazanılması için özel bir çaba göstermediği, bunun için ayrı bir program hazırlayıp uygulamadığı herkesin bildiği bir gerçekti.

O nedenle, üyeler ve özellikle de yeni mezunlar eski önem ve değerini kaybetmişti. Genel kurullar dışında kendisine önem ve değer verilmediğini gören üyeler ise derneğe olan aidat yükümlülüğünü yerine getirmemekle birlikte hem derneğin tüm imkanlarından yararlanıyor hem de dernek genel kurullarında aidat ödeyip ödemediğine bakılmaksızın görüşlerini ifade edip oyunu kullanabiliyordu.

Üstüne üstlük -son genel kurul öncesi ve sonrasında karşımıza çıktığı gibi- yeni üyelerin bir süre oy kullanmaması gerektiği gibi antidemokratik fikirlerin  ortaya atıldığı görülüyordu.

Oysa üye, derneği dernek yapan, onun varlık nedeni olan önemli bir unsurdur. Çünkü üye olmadan dernek var olamaz ve üye sayısı artmadan derneğin gelişmesi, güçlenmesi mümkün değildir.

Sivil toplum anlayışının temel kuralı bu olmakla birlikte; Mülkiyeliler Birliği özelinde ortaya çıkan gerçeğin ve sorunun en yalın hali, üyeyle onun ödemesi gereken aidatın eski önem ve değerini kaybetmiş olmasıdır.

Dernek üyesine eski önem ve değerinin verilmeyişinden kaynaklanan boşluk ise, bazı varlıklı üyelerle Mülkiye dostu olduğu anlaşılan kişi ve kurumların verdikleri bağış ve sponsor katkılarıyla doldurulmaya çalışılıyor ya da aynen İzmir Şube’de olduğu gibi derneğin elindeki değerli gayrimenkuller yüksek gelirler elde edebilmek amacıyla şaibeli işlerin yapıldığı mekânlara dönüştürülüyor.

Hatta bu konuda öylesine ileriye gidiliyor ki, yüksek bedellerle kiraya verdiğimiz gayrimenkulde faaliyet gösteren barın korumaları birini öldürerek Mülkiyeliler Birliği’nin geçmişinde olmayan bir utancı bize yaşatıyorlar (1); ayrıca aynı gayrimenkul bir sonraki şube yönetimi tarafından bu tür sorunların yeniden yaşanmaması düşüncesiyle daha düşük bedelle bir pizzacıya kiralandığında, bu durum genel merkez yöneticileri tarafından “daha az gelir elde ediyoruz” diye eleştirilebiliyor. (2)

Yeter ki daha fazla kira alınıp derneğin kasası dolsun, yeter ki dernek yöneticilerinin başarısı kazanılan bu paraların miktarıyla ölçülsün…

Diğer yandan kimin umurundaydı derneğin bir suç yuvasına dönüşmesi ve Mülkiyelilerin zedelenen kurumsal itibarı…

Bu durum Ankara’da otel olarak kullanılan binanın yıkılarak Çankaya Belediye Başkanı tarafından seçilen bir müteahhit tarafından yeniden yapılması söz konusu olduğunda da karşımıza çıkıyordu.

Dernek üyesiyle onun aidat yükümlülüğüne önem ve öncelik verilmeyişinin geldiği son noktayı en açık şekilde, 25 Mart 2018 tarihinde Ankara’da yapılan Mülkiyeliler Birliği genel kurulunda bizlere dağıtılan 2016-2018 Dönemi Çalışma Raporu‘nun 43. sayfasındaki “Mülkiyeliler Birliği Derneği 2016/2017 Gelir Tablosu“nda gördük:

Bu tablodaki verilere göre, 2016 ve 2017 yıllarını kapsayan dönemde elde edilen toplam gelirin (875.700,51 TL) % 15,10‘unu (132.244,30 TL) üye aidatları, % 6,41‘ini (56.146.-TL) bağışlar, geriye kalan % 78,49‘unu ise (687.310,21 TL) içinde yüksek kira gelirleriyle rantların ve sponsor katkılarının bulunduğu diğer gelirler oluşturmaktadır.

Bunun yanında toplam 64 sayfadan oluşan bu raporda derneğin kurumsal Facebook sayfasının ne kadar beğeni aldığı ayrıntılı olarak belirtildiği halde; derneğin ne kadar üyeye sahip olduğu, bu sayıdaki azalış ve artışlarla üyelerin nasıl bir profile sahip olduğu konularında tek bir bilgi verilmemiştir.

25 Mart 2018 tarihi genel kurul öncesinde gördüğüm diğer bir olumsuzluk ise bağışta bulunan ya da sponsor katkısı sağlayan üyelerin kendilerini daha bir üst perdeden ifade etmeleri, kendilerini adeta diğer üyelerden daha değerli ve belirleyici görmeleriydi. Nitekim bunu yapan, daha doğrusu yaptığı bağış ya da sponsor katkılarıyla adeta derneği satın aldıklarını düşünenlerin ya da kendilerini böyle ifade edenlerin isimlerini aday listelerinde görünce, bunun aslında bir satın alma-ödüllendirme sistemine dönüştüğünü fark ettim.

Resim1

Evet, her sistemde, her düzende olduğu gibi üyelerin sayısını artırmadıkça ve tüm üyelerden eşit miktarda aidat almadıkça, aidat ödemeyenlere -buna ne yazık ki ben de dahilim- söz ve oy hakkı verildikçe, aidat ödeyenle ödemeyen arasındaki fark korunmadıkça, aidatların toplam gelirler içindeki payı azaldıkça ortalık bağış ve sponsor katkılarıyla “derneği satın aldığını” düşünenlere kalmakta ve bunun somut bir şekilde yaşama geçtiği de dağıtılan aday listeleriyle kanıtlanmakta…

O nedenle, Mülkiyeliler Birliği’nin yeni genel başkanı Dinçer Demirkent ve ekibinden yeniden üyeye özellikle de yeni mezun üyelere öncelik vermelerini, tüm üye aidatlarının tahsil edilmesi hususuna yoğunlaşmalarını, genel kurulda vaat ettikleri gibi üye sayısını arttırarak üyelerle ilgili bilgileri güncellemelerini; ayrıca üyelerin hem kendi aralarındaki hem de dernekle olan ilişki ve iletişimlerini geliştirmelerini, birilerinin verdikleri bağış ve sponsor katkılarıyla derneği ve derneği ve dernekteki “koltukları” satın alamayacakları adil ve demokratik bir üyelik yapısını oluşturmalarını talep ediyor ve bekliyorum.


(1) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/izmirde-bar-kavgasi-bir-kisi-olduruldu-25008940

http://www.haberegeli.com/girmeye-calistigi-barin-onunde-olduruldu-haberi-11537.html

(2) Mülkiyeliler Birliği Derneği Genel Merkezi tarafından İzmir Şubesi Yönetim Kurulu’na gönderilen 17.01.2018 tarih, 2018/9 sayılı yazı ekinde yer alan avukat Ahmet Tan’a ait 15.01.2018 tarihli rapor.