Nur topu gibi yeni bir kaçak yapı! Hem de herkesin gözünün önünde!

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımda size İzmir ili, Konak ilçesindeki mini minnacık, hepitopu 20,80 metrekarelik bir parselden ve o parselin üstüne ustalıkla kondurulan bir yapıdan söz edeceğim…

Üstüne üstlük eski fotoğraflarda yola isabet ettiğini görürken şimdilerde güneydoğusunda Basmane/Çorakkapı Camii, kuzeydoğusunda Basmane Garı ve Dokuz Eylül Meydanı, arkasında daha sonraki tarihlerde Sadık Bey Oteli, öncesinde Uşakizade Konağı olarak bilinen ve şu anki değeri itibariyle paha biçilmez bir yerden, yeniden yaratılan bir işyerinden bahsedeceğim…

Teknik dille anlatmaya kalkarsam, Konak Belediyesi‘nin yakın zamanda uygulamaya koyduğu e-İmar modülüyle Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü‘nün Parsel Sorgu Uygulamasından edindiğim bilgilere göre;

Tapu kayıtlarında, İzmir ili, Konak ilçesi, Fettah mahallesi, 23M2C/58 pafta, 371 ada, 24 parselinde yer alıp hiç yoktan yaratıldığı için “tapu alanı değildir” ibaresiyle kayıtlı, Konak Belediyesi‘ne göre 20,80, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü bilgilerine göre 20,50 metrekare büyüklüğündeki bir parselden söz edeceğim…

Ayrıca yine aynı e-İmar modülünden öğrendiğimize göre, bu parselin 12 Haziran 2017 tarihinde onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planına göre, 3. derece arkeolojik sit ve kentsel sit alanında kaldığını, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 2 Boyutlu İzmir uygulamasına göre de bu parseldeki 6 metre yüksekliğindeki yapıda kapı numaraları 1/2, 777 (Kuaför) ve 779 (Lokanta) olan üç ayrı bağımsız bölüm bulunduğunu ifade edeceğim.

Bu parsel ve üstündeki yapı aynı zamanda, Basmane/Çorakkapı Camii‘nin batısındaki Anafartalar Caddesi ile 1296 sokağın köşesinde yer alıp daha sonraki yıllarda Sadık Bey Oteli olarak kullanılan ve Mustafa Kemal Atatürk‘ün eşi Latife Uşşakî‘nin doğduğu, onun kuzeni olan ünlü yazar Halid Ziya Uşaklıgil‘in gençliğinde ailesiyle birlikte yaşadığı ünlü Uşakizade Konağı‘nın arka kısmında önce tek katlı, daha sonra iki katı çıkılan gecekondu yapıların en önde bulunanı, o nedenle de en göze batanıdır.

Basmane Garı ile Çorakkapı Camii‘ni gösteren eski fotoğraflara baktığımızda cami burada önce bir, daha sonra iki katlı barakaların yapıldığını ve son yıllarda da tam köşedeki iki katlı yapıda Osman Usta adının yazılı olduğu Ankara Lokantası tabelasının karşımıza çıktığını görürüz…

Basmane, 1967
Yıl 2007, Kaynak: İzmir Büyükşehir Belediyesi 2 ve 3 Boyutlu Kent Rehberi
Yıl 2013, Kaynak: İzmir Büyükşehir Belediyesi 3 Boyutlu Kent Rehberi

Bugün ise burası içinde üç ayrı bağımsız bölümü barındırdığı söylenen; aslında tek bir işyerinden oluşan neredeyse Basmane bölgesinin en değerli gayrimenkullerinden biri…

Çünkü 31 Mart 2024 seçimlerinin; daha doğrusu onca başarısızlığına rağmen oynadığı Özgür Özel kumarıyla Karşıyaka‘dan havalanıp İzmir Büyükşehir‘e konan Cemil Tugay‘la eş zamanlı olarak, tüm şubeleri Karşıyaka‘da bulunan Ege Tat firmasının 13. şubesi olarak Karşıyaka aşırı topraklara; yani, kentin tarihi merkezi Basmane‘ye, Basmane‘nin en görünür yerine gelip yerleşen “Ege Tat Fırın” isimli işletme bugün burada faaliyet göstermeye başladı… Hem de, 100 metre ötesindeki meşhur Tarihi Basmane Fırını‘nın, daha avantajlı bir yerde konumlanan yeni bir rakibi olarak…

Seçim sonrası buradan her geçişimde, bu ufacık yapıda alt katı üst kat seviyesine getirerek adeta beyaz bir küp yaratma marifetiyle sonuçlanan inşai faaliyetler, kurulan iskeleler, yapılan badanalar nedeniyle buranın el değiştirdiğini ve yeni bir dükkanın açılacağını anlamam zor olmadı. O nedenle de mümkün olduğunca inşaatın her aşamasını fotoğraflayarak mevcut durumu belgelemeye çalıştım… Tabii ki hiçbir belediye yetkilisinin görmediği, bilmediği ve duymadığı böylesi bir durumun farkında olan bir yurttaş olarak…

Ardından da 5 Kasım 2024 ile 5 Aralık 2024 tarihleri arasındaki tam 1 aylık sürede Konak Belediyesi‘ne CİMER kanalıyla iki ayrı kez aynı soruyu sorarak ve taksit taksit verilen cevapların sonunda bu yapının 8 Mart 1984 tarih, 18335 sayılı Resmi Gazete‘de yayınlanan 2981 sayılı “İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesini Değiştirilmesi Hakkında Kanun” sayesinde; yani, tamı tamamına 30 yıl önce, 12 Eylül Faşist yönetiminin son günlerinde atama ile görevlendirilen İzmir Belediye Başkanı Ceyhan Demir zamanında çıkarılan, Turgut Özal döneminde de uygulanan imar affı nedeniyle 1993 yılında geçici ruhsat ve yapı kullanma izni aldığını öğrendim.

İnşaat, inşaatın kime ait olduğunu, ruhsatın tarih ve sayısını gösteren hiçbir tabela asılmaksızın, gerekli güvenlik tedbirleri alınmaksızın sıva ve boya iskeleleri kurulmak suretiyle devam ediyor… Tarih: 25 Ağustos 2024
Yapının iç ve dış duvarları yapılıyor ve içeriden çıkan molozlar çuvallarla kapı önüne konuluyor… Tarih: 1 Eylül 2024
Sıra geldi kepenklerin yapımına… Tarih: 20 Eylül 2024
Tabelalar da asıldı… Tarih: 25 Eylül 2024

Ancak geçtiğimiz yaz aylarında bu parseldeki inşaattan gördüğüm kadarıyla, iş bu af kanunu sayesinde alınan geçici inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izni ile bitmiş vaziyette değil…. 1984 tarihi af kanunu sayesinde geçici ruhsatla yapı kullanma izni alınan bu yapıdaki hukuksuzluk; daha doğrusu imar/kent suçu işleme hali, aradan 31 yıl geçmiş olmasına karşın tekrarlanmakta ve 31 yıl sonra gelen yeni bir hamleyle yapıdaki 3 ayrı bağımsız bölüm birleştirilerek ve yapının öne doğru çıkması suretiyle tekrarlanmakta ve kimseler, özellikle de Konak Belediyesi yetkilileri buna itiraz etmiyor ve böylelikle Basmane yeni bir kaçak fırının sahibi oluyor!

Oysa 1984 tarihli 2981 sayılı kanunun 20. maddesine göre kanunda yer alan ruhsat ve kullanma izni ile ilgili af işlemleri bir defaya mahsus olmak üzere uygulanıp devamında gelen suçları kurtarması, onlara dayanak olması mümkün değil. O nedenle, Konak Belediyesi‘nin CİMER kanalıyla verdiği bilgiye göre 2024 yılı içinde yapının alt ve üst katında gerçekleştirilen esaslı inşai faaliyetler için inşaat ruhsatı ve inşaat bittikten sonra da yapıdaki değişiklikler dikkate alınarak yapı kullanma izni ile işyeri çalışma ruhsatı alınmamış olması, günlük dildeki söylemiyle bu yepyeni ve bembeyaz yapının kaçak bir yapı olduğunu ortaya koyuyor.

Şimdi karşımızda üç maymunu oynarcasına görülmeyerek, duyulmayarak ve konuşulmayarak yapımına izin verilen ya da göz yumulan nur topu gibi bembeyaz ve yepyeni bir küpümüz var! Böylelikle, yakın bir zamanda önüne atılacak masa ve sandalyelerle işgal ettiği alanı daha da genişletecek kaçak bir yapımız daha olacak!

Bu yazının sonunda, burası da bu yazıya konu edecek kadar büyük değil pek küçükmüş diyebilirsiniz; ama, biliyorsunuz büyük de olsa küçük de olsa, önemli de olsa önemsiz de olsa suç suçtur; hele ki hepimizin gözü önünde herkesin hakkını ihlal eden bir imar, bir kent suçu işlenmişse…

Bu kez de sıra Konak Belediyesi’nde: Mer-Bel, İzbel ve diğerleri…

Ali Rıza Avcan

Geçen haftaki yazımda hem Konak Belediyesi‘nin göze batar kurumsal özelliklerini ve tarihsel gelişimini, hem de Konak Belediye Meclisi‘nin yapısal analizini ele alarak ilk elde dikkati çeken nitelik ve nicelikleri değerlendirip öneriler geliştirmeye çalışmıştık. Üstüne üstlük yazıyı ilk okuyup tepki verenler arasında Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun olduğunu görüp sevinerek…

Bu hafta da, ilk yazımızda da belirttiğimiz gibi Konak Belediyesi‘nin kurduğu ya da iştirak ettiği MER-BEL, İZBEL ve Konak Belediyesi Personel A.Ş. şirketleriyle Konak Belediyesi Gençlik Spor Kulübü Derneği İktisadi İşletmesi‘nin yönetim kurulu başkan ve üyeleriyle genel müdürlerini, şirketin bilinmeyen mali yapısını, belediye başkanı ve tercihleriyle ilişkilerini, bugüne kadar neler yaptığı ve yapması gerektiği gibi konularda değerlendirmeler yapıp öneriler geliştirmeye çalışacağız.

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin 6 Ağustos 1993 tarih, 3336 sayılı nüshasında yayınlanan ana sözleşme ve MERKEZ-68295 sicil numarasıyla kurulup bugünkü tarih itibariyle 56 Milyon lira sermayeye sahip bu tek ortaklı anonim şirketin yine aynı gazetede bugüne kadar yayınlanan toplam 64 adet ilamının en sonuncusu, şirket yönetiminin, Nilüfer Çınarlı Mutlu tarafından belirlendiği 2 Mayıs 2024 tarih, 11073 sayılı nüshadaki ilamdır.

İzmir merkezli And Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim Anonim Şirketi tarafından denetlenen MER-BEL‘e ait İnternet sayfasında (www.mer-bel.com.tr), Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümü bulunmakla birlikte; bu bölüm aktif olmadığından, şirketle ilgili bilgilere, örneğin genel kurul kararlarıyla bilanço ve kar-zarar tablolarına ulaşmamız mümkün olmamaktadır.

MER-BEL şirketinin yönetim kuruluna baktığımızda, karşımıza 2 mimar, 1 şehir plancısı, seracılık eğitimi almış 1 belediye yöneticisi, genel müdür olarak da 1 inşaat mühendisi çıkar. Yönetim kurulu başkan ve üyeleri arasında 2 belediye başkan yardımcısının bulunduğu şirketin yönetim kurulu başkan ve üyeleriyle genel müdürünün bu şirketin başına getirilmesinde belirleyici olduğu düşündüğümüz bilgi, birikim, deneyim ve becerilerini şu şekilde özetleyebiliriz… Tabii ki, bizlerle paylaşılan ya da basına ve sosyal medyaya yansıyan bilgiler çerçevesinde…

1) Mimar Ahmet Giliz: Yönetim kurulu başkanı, Konak belediye başkan yardımcısı. TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi‘nde 11 dönem (33-41. dönemlerle 43 ve 44. dönemde) sekreter üye olarak görev yapan Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun son iki dönemde birlikte aynı yönetim kurulunda çalıştığı arkadaşıdır.

2) Simge Eldeniz: Yönetim kurulu üyesi, Konak belediye başkan yardımcısı. Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun göreve gelmesiyle birlikte başkan yardımcısı olan Simge Eldeniz‘in bu göreve getirilmesinin hemen ertesinde yayınlanan haberlerde İzmir‘i bilmeyen ve daha önce başkan yardımcılığı yapmamış birinin nasıl olup da Konak gibi büyük ve önemli bir belediyede başkan yardımcısı olarak görevlendirildiği sorgulanmaya başlamıştır.

Bu yayınlar üzerine Simge Eldeniz‘in daha önce görev yaptığı Şişli‘deki yerel gazetelerin kendisi ile ilgili haberlerine baktığımızda, 2012 yılında CHP Antalya İl Başkanlığı‘nda gençlik örgütlenmesi ve gençlik kollarından sorumlu il başkan yardımcısı olarak görev yapan Simge Eldeniz‘in önce Muratpaşa, daha sonra Şişli Belediyesi‘nde görev yaptığını öğreniyoruz.

Henüz tekzip edilmemiş olan bu haberleri okuyup video kayıtlarını izlediğimizde, 2 yıllık seracılık eğitimi aldığı söylenen Simge Eldeniz‘in Şişli Belediyesi halkla ilişkiler sorumlusu ve “Şişli Kart” sorumlusu olduğunu görürüz. (1)

Yine aynı haberlerde, Simge Eldeniz‘in, 2014 ve 2019 seçimlerinde Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal ile Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin‘in seçim kampanyalarını yöneten Gönen Orhan‘ın Ceren Tanıtım Ltd. Şti. isimli şirketi tarafından üretilen 404’lü telefon sistemlerinin, “Turunç Masa“, “Çevreci Komşu Kart“, “Komşu Masa“, “Komşu İletişim Merkezi“, “Açık Kapı“, “Güvercin Masa“, “Efe Masa” ve “Çerkezköy İletişim Merkezi” gibi adlarla Muratpaşa, Şişli, Efeler, Kuşadası, Çerkezköy ve Kartal Belediyesi gibi belediyelere satışında yardımcı olduğu iddia edilmektedir.

Anlaşılan o ki, seçim döneminde sık sık telaffuz edilip çoğu kez gerçek anlamından kaydığı için yadırganan “komşu” ya da “komşularımız” hitabı, Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun seçim kampanyasını yürüten bu ekibin başka yerlerde de kullandığı bu hitap söyleminden kaynaklanıyormuş.

Ayrıca bu kişiler arasındaki ticari işbirliği sayesinde, “Bornova İletişim Merkezi” adı verilen 404’lü telefon sisteminin 440.000.- lira karşılığında Bornova Belediyesi‘ne satıldığı, bu satışın yapılabilmesi için Bornova Belediye Başkanı Mustafa İduğ‘un, Muammer Keskin, Gönen Orhan ve Simge Eldeniz tarafından Şişli belediye binasında gezdirilip sistem hakkında bilgi verildiği, bu şahıslar arasındaki ticari işbirliğinin, Gönen Orhan‘ın 2014 ve 2019 yıllarında Ümit Uysal ve Muammer Keskin için yürüttüğü seçim kampanyalarına dayandığı, bu ilişkinin siyasi yanında da İstanbul merkezli Sosyal İnovasyon Merkezi (SIM)‘nin kurucusu ve ODTÜ Psikoloji Bölümü mezunu CHP Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul milletvekili İzmir/Göztepeli Suat Özçağdaş ile Konak Belediye Başkanı Nİlüfer Çınarlı Mutlu‘nun seçim kampanyasında yer alan kardeşi İbrahim Özçağdaş‘ın bulunduğu iddia edilmektedir.

O nedenle, bilgi, birikim, deneyim ve beceri; yani, liyakati oluşturan değerler açısından ne durumda olduğunu bilinmeden sırf kişisel ve siyasi ilişkiler ya da kırılamayan hatırlar niyetine Konak Belediyesi‘ne getirilip aralarında Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü olmak üzere toplam yedi müdürlüğün sorumluluğu verilen Muratpaşa ve Şişli belediyelerinin eski personeli Simge Eldeniz‘in, önümüzdeki dönemde “komşu” söylemi çerçevesinde hem belediyede hem de MER-BEL‘de nasıl bir performans sergileyeceği merakla beklenmektedir.

3) Mimar Hasan Topal: Yönetim Kurulu Üyesi. MER-BEL şirketinin yeni yönetim kurulu üyesi mimar sevgili Hasan Topal‘ı, İzmir‘de yaşayan herkes, hem TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi eski başkanı, hem Ahmet Piriştina ve Aziz Kocaoğlu dönemlerinde sürdürdüğü İzmir Büyükşehir Belediyesi genel sekreterliği görevlerinden, hem de Kordon Dolgu Yolu, Konak Galeria Projesi gibi konulardaki mücadelesi, Konak Meydanı Düzenlemesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi hizmet binasının yıkılmaması, İkiçeşmelik Katlı Otoparkı‘nın yıkılması konusundaki çıkışlarıyla tanımaktadır. Genel sekreter yardımcılığı görevini sürdürürken düzenlenen uluslararası fikir yarışması sonucunda ortaya çıkan ve Turan, Bayraklı, Salhane ve Halkapınar bölgelerini kapsayan İzmir Yeni Kent Merkezi Nazım Planı sonucunda, önce TMMOB Makine Mühendisleri Odası‘na ait Tepekule İş Merkezi, sonrasında da Folkart Tower, Ege Perla, Mistral, Biva Tower ve İzka Port gibi gökdelenlerin ortaya çıkması ile İzmir‘de “Gökdelenler Devri” başlamıştır. Hasan Topal‘ın son dönemde eski iş ve mücadele arkadaşı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘ya gönüllü olarak danışmanlık yaptığı bilinmektedir.

4) Şehir Plancısı Ersan Odaman: Yönetim kurulu üyesi. 2004-2019 döneminde Bornova Anadolu Lisesi (BAL) Spor‘da, 2019-2023 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü ile 2023-2024 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi Ege Şehir Yapı Planlama Müşavirlik ve Teknoloji A.Ş.‘nde yönetim kurulu başkanlığı yapan, bir dönem Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi‘ne seçilen Ersan Odaman aynı zamanda eşi mimar Pınar Odaman ile birlikte Dekart Mimarlık Ofisi‘nin sahibidir. Kendisinin ve eşinin Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı ve eşi ile arkadaş oldukları bilinmektedir.

5) İnşaat Mühendisi Koray Ükünç: Genel Müdür. MER-BEL şirketinin genel müdürü olarak görevlendirilen İyi Parti İzmir eski il başkanı Koray Ükünç‘ün, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun seçim döneminde işbirliği yapıp destek aldığı İyi Parti‘den; özellikle de 2023 seçimlerinde CHP kontenjanından İyi Parti İstanbul milletvekili olan Ahmet Ersagun Yücel‘in siyasi kimliğinden ve ilişkilerinden kaynaklanan bir transfer olduğu anlaşılmaktadır. Böylelikle CHP‘nin İyi Parti ile yollarını ayırdığı bir dönemde, CHP‘li bir belediyeye ait şirketin aslen İyi Partili eski bir politikacı tarafından yönetilmesi şeklinde garip bir durum ortaya çıkmıştır. Bu durum diğer bir yönden de, Konak Belediyesi üst yönetiminde, CHP İstanbul milletvekili Suat Özçağdaş‘tan sonra, İyi Parti İstanbul milletvekili Ahmet Ersagun Yücel‘in de etkili olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

Bilindiği gibi, 1972 yılında MHP genel başkanı Devlet Bahçeli‘nin memleketi Osmaniye‘de doğup Yıldız Teknik Üniversitesi‘nde serigrafi, ABD‘nde de işletme, reklam ve pazarlama eğitimi alan, 2023 seçimlerinde Millet İttifakı kontenjanından İyi Parti İstanbul milletvekili olan Ahmet Ersagun Yücel, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun bir dönem birlikte çalıştığı İzmir İnovasyon ve Tekonoloji A.Ş. (eski ÜNİBEL A.Ş.)’nin genel müdürü Nihal Ağca gibi 25 Ekim 2017 tarihinde kurulan İyi Parti‘nin kurucular kurulu içinde yer alan; ayrıca, partinin genel istişare kurulu üyeliği ile genel başkan yardımcılığını yapmış bir siyasetçidir. Ahmet Ersagun Yücel ayrıca siyasete atılmadan önce 1999’da TAV Havalimanları genel müdürü olmuş, 2002 yılında başlayan AKP iktidarı dönemine isabet eden 2002 yılında TAV Holding genel sekreteri, 2009’da TAV Havalimanları yönetim kurulu üyesi olmuş, 2017 yılında İyi Parti kurucusu olması nedeniyle görevinden istifa etmiştir. CHP‘nin İyi Parti ile işbirliği yaptığı 2019 yerel seçimlerinden sonra İyi Parti‘ye tanınan kontenjan çerçevesinde önce İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İZBELCOM adına sahipken İZDOĞA ismi verilen şirketin hem yönetim kurulu başkanı, hem de başkan danışmanı olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin o dönemdeki ikinci adamı olan Güven Eken‘in yönettiği şirkette genel müdürlük yapmıştır.

İyi Parti İstanbul milletvekili Ahmet Ersagun Yücel‘in tavsiyesi ile genel müdürlük görevine getirildiği anlaşılan İnşaat Mühendisi Koray Ükünç ise, üstlendiği İyi Parti İzmir İl Başkanlığı görevini partinin genel başkanı Meral Akşener‘in talebi üzerine istifa ederek bırakmıştır. Koray Ükünç,, kendisine ait Linkedin sayfasında profesyonel iş yaşamı itibariyle Beyazofis İnşaat Ltd. Şti.‘nde genel müdür, Özüm ve İnci İnşaat şirketlerinde yönetici, Emrem İnşaat‘ta şantiye mühendisi ve Boran Mimarlık‘ta inşaat mühendisi olarak çalıştığını belirtmiştir.

Ayrıca yakın zamanda yayınlanan sosyal medya haberlerine göre CHP‘de büyük tepkilere yol açan Yeni Asır gazetesi eski muhabiri Fatih Şendil‘in MER-BEL‘de görevlendirilmesi girişiminden, belediye meclis üyelerinin karşı çıkması nedeniyle vazgeçildiği öğrenilmiştir.

MER-BEL şirketi ile ilgili olarak toparlayabildiğimiz diğer bilgileri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

Konak Belediyesi’nin 2009-2018 dönemi faaliyet raporlarıyla Sayıştay‘ın 2016 yılı denetim raporundaki bilgilere göre MER-BEL şirketinin, 2018 yılı itibariyle Mimar Sinan Mahallesi, Mimar Sinan Caddesi Sevgi İş Merkezi’nde 5 dairesi, Torbalı Organize Sanayi Bölgesi 114 ada, 6 parselde 5.000 metrekarelik arsası ve Sema Pekdaş zamanında satın alınıp “Mutfak Konak” adıyla işletmeye açılıp uzun zaman boş kaldıktan sonra “Mutluluk Kahvesi” adıyla açılan Kemeraltı, Güneş Mahallesi 197 ada, 109 ve 110 parsellerdeki (Abacıoğlu Han) dükkânı, ilçenin kalabalık bölgelerindeki caddelere serpiştirilmiş 49 gevrek satış ünitesi ile 39 taşıt ve iş makinesi bulunmaktadır.

Hangi kriterlere göre kime kiralandığı belli olmayan 49 gevrek satış ünitesinin ödediği yıllık kira tutarları ise 2010-2018 itibariyle şu şekilde belirtilmiş: 2010 yılı için 200,387,31 TL. 2011 yılı için 216.166,47 TL., 2012 yılı için 234.986,36 TL., 2013 yılı için 341516,20 TL., 2014 yılı için 447.513,62 TL., 2015 yılı için 33.309,09 TL., 2016 yılı için 517.636,63 TL., 2017 yılı için 401.923.- TL., 2018 yılı için 462.000.- TL. 2018 yılındaki rakam dikkate alındığında, bir gevrek satış ünitesi için bir ayda ortalama 785,72 TL. gibi çok düşük bir kiranın alındığı görülmektedir. 2019-2023 dönemine isabet eden beş faaliyet raporunda şirketle ilgili hiçbir bilgi ve belgeye yer verilmediği için, şirketin gayrimenkulleriyle yıllık kira gelirleri konusunda en küçük bir bilgiye ulaşılması mümkün olmamıştır. 

Şirketin personel sayısı ise 2010’da 602 iken, 2011’de 604, 2012’de 624, 2013’te 632, 2014’te 651, 2015’te 627, 2016’da 632, 2017’de 663, 2018’de 1.402, 2019’da 1.335, 2020’de 1.341, 2021’de 1.368, 2022’de 1.373, 2023’de 1.455 şeklinde bir seyir izlemiştir.

Ana sözleşmesi 19 Ağustos 2009 tarih, 7379 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ve bugün itibariyle 7.200.000.- lira sermayeye sahip olan anonim şirketin ticaret sicili numarası Merkez-67370’dir. Açılış kokteylleri, her türlü etkinlik organizasyonu, düğün, kokteyl ve organizasyonla kendisine ait mekanlarda yeme -içme faaliyetlerini yürüten şirketin kurulduğu günden bu yana yayınlanmış 27 adet ilamı bulunmakta olup; 2 Temmuz 2024 tarih, 11113 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan en son ilama göre yönetim kurulu, Zeynep Öner‘in başkanlığında üyeler mimar Naime Beyazıt, Erdem Erol ve Deniz Gezmiş Parlak‘dan oluşmaktadır. Şirketin genel müdürlüğüne ise Mustafa Burgaz getirilmiştir.

Yönetim kurulu başkan ve üyeleriyle şirketin genel müdürünü, şirketin yönetim kalitesi açısından inceleyip irdelemeye kalktığımızda ise şu sonuçlara ulaşırız:

1) Zeynep Öner: Yönetim kurulu başkanı ve iş kadını. TOBB İzmir İcra Komitesi üyesi ve Aysel Öztezel‘in başkanlığı döneminde başkan yardımcısı. Üyesi olduğu TOBB İzmir İcra Komitesi‘nde CHP‘nin Foça Belediye Başkanı Saniye Fıçı da üye olarak görev yapıyor. Kendisine ait Linkedin sayfasındaki bilgilere göre, 1986 Temmuz ayından bu yana Aliağa, Helvacı mahallesinde parafin ve parafin türevi malzemeler üreten aile şirketi Işıksan Kimya A.Ş.‘nin genel müdürlüğünü yapıyor. Kendisinin 2020 yılında verdiği bir bilgiye göre, Işıksan Kimya A.Ş. aynı zamanda bir holdinge katılmış durumda ve bu holdingde icra kurulu üyesi olarak çalışıyor. (2)

2) Mimar Naime Beyazıt: Yönetim kurulu başkan vekili, Konak belediye başkan yardımcısı ve kentsel tasarım müdürü. Bir dönem TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi‘nde çalışmış olup Konak Belediyesi‘ne naklen geldiği yer ise, verilen bilgilere göre İzmir Büyükşehir Belediyesi Yapı Kontrol (İmar Denetim) Dairesi Başkanlığı şube şefliğidir.

3) Erdem Erol: Yönetim kurulu üyesi ve mali hizmetlerden sorumlu Konak belediye başkan yardımcısı. Eski Hazine kontrolörü olduğu söylenmektedir.

4) Deniz Gezmiş Parlak: Yönetim kurulu üyesi ve eski özel kalem müdürüdür. CHP Genel Başkanı Özgür Özel‘in yakınıdır ve “çalışma arkadaşım” dediği biridir. Manisa, Gördes‘teki marketinde hırdavat, tüp ve zirai tohum ticareti yapmaktadır. Özel kalem müdürü iken belediye başkanı ile ters düşmesi üzerine görevinden alınarak Yazı İşleri Müdürlüğü‘ndeki kadrosu üzerinden Yenişehir‘deki Ulaşım Müdürlüğü‘ne gönderilmiştir. Ayrıca 20 Temmuz 2024 tarihinde yapılan nikahını, evlendirme işlemini yapmayı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun kabul etmemesi üzerine Konak‘tan Manisa‘ya aldırmıştır.

5) Mustafa Burgaz: Genel Müdür. Daha önce Alsancak‘taki Cafe Plaza (Kasım 2016-Mart 2024) ile Magi Kafe (Sir Winston Tea House)’nin (Aralık 2000-Temmuz 2014) işletme müdürlüğünü yapmıştır. Kendisine ait Linkedin sayfasında DEÜ (?) ile 2 yıllık Anadolu Üniversitesi Turizm ve Seyahat Hizmetleri Yönetimi mezunu olduğunu yazmaktadır. Facebook’taki hesabı “Türk Mustafa Burgaz” başlığını taşıyor.

İZBEL A.Ş., Fuar Evlendirme Dairesi ve Abacıoğlu Hanı‘ndaki Mutluluk Kahvesi ile Çınartepe Macera Kafe, Çınarlı Kafe‘de, Toros Düğün Salonu ve Çınartepe Kır Kahvesi‘nde hizmet vermekle birlikte; çoğu tesisinin Çınarlı mahallesinde olması nedeniyle hizmet verdiği birimlerin Konak ilçe sınırları içinde dengeli bir dağılım göstermediği söylenebilir.

İZBEL A.Ş.‘nin mali durumu, cirosu ve kar-zarar cetvelleri hakkında bir bilgiye ulaşılması bugün itibariyle mümkün gözükmemektedir.

Belediye işçilerini istihdam etmek amacıyla, eski başkan Sema Pekdaş zamanında (19 Temmuz 2018) 205401 ticaret sicil numarasıyla kurulan bu taşeron şirketinin, tümü Konak Belediyesi‘ne ait 1.00.000.- liralık sermayesi vardır. Kurulduğu günden bu yana sadece beş ilamı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan bu şirketin yönetim kurulu başkanlığı ile müdürlüğünü, eski belediye başkanı Abdül Batur‘un görev süresi içinde Narlıdere Belediyesi‘nin Nar-Bel Limited Şirketi‘nin de müdürlüğünü yapan Ali Gökdermen yürütmektedir.

Şirketin personel sayısı, Konak Belediyesi‘nin 2022 yılı faaliyet raporuna göre 1.373, 2023 yılı faaliyet raporuna göre de 1.455’dir.

Bu şirketin yönetiminde, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun göreve başladığı günden bu yana herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.

Konak Belediyesi‘nin bu şirketinin de mali durumu, cirosu ve kar-zarar durumu hakkında bir bilgiye ulaşılması mümkün görülmemektedir.

Konak Belediyesi eski başkanı Hakan Tartan zamanında (27 Ağustos 2013) kurulduğu anlaşılan bu işletmenin sermaye miktarı 20 Milyon lira, ticaret sicil numarası da 168286’dır. O tarihten bu yana Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan ilam sayısı topu topu 3’dür. Bu işletmenin yönetim kurulunda ise dördü 2014-2019 döneminde görev yapan 4 belediye meclisi üyesi (Burhan Yılmaz, Rıdvan Tekin, Kemal Özdönmez, Mehmet Şerif Demir) ve 1 belediye yöneticisi (Nursel Çıkla, Konak Belediyesi eski halkla ilişkiler ve insan kaynakları müdürü) bulunmaktadır.

2019-2023 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü ile 2023-2024 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi Ege Şehir Yapı Planlama Müşavirlik ve Teknoloji A.Ş.‘nde yönetim kurulu başkanlığı yapıp yeni belediye başkanı Cemil Tugay tarafından bu görevlerinden alınması nedeniyle Konak Belediyesi‘ne ait MER-BEL şirketinde yönetim kurulu üyesi yapılan şehir plancısı Ersan Odaman‘ın, ikinci bir görev olarak Konak Belediyesi Gençlik Spor Kulübü‘ne de yönetim kurulu başkanı yapılması düşünülmekle birlikte; bu kulübün geçmişe yönelik içinden çıkılması oldukça zor büyük borçlara sahip olduğu ve bu borçlarla ilgili mahkeme aşamasındaki anlaşmazlıkların henüz çözümlenmediği anlaşıldığından, şimdilik böylesi bir görevlendirmeden vazgeçilerek borç içinde yüzen spor kulübüne bu anlamda dokunulamadığı anlaşılmaktadır.

İzmir kamuoyunun, Konak Belediyesi‘nin spor faaliyetleri yapmak amacıyla kurduğu bu iktisadi işletmenin mali durumu, cirosu ve kar-zarar durumu; özellikle de büyük sorun ve zararlara neden olan eski yöneticileri hakkında ne gibi bir işlem yapılacağı konusunda da bilgisi yoktur.

Kent, kentleşme ve yerel yönetimler konusunda 1977’den bu yana 47 yıllık lisans, lisansüstü ve doktora eğitimi, mesleki bilgi, birikim ve deneyim sonucunda alanında uzmanlaşmış biri olarak; bu kente geldiği ilk günlerde Kordon Dolgu Yolu için verilmekte olan mücadeleye katılan, 1999-2001 yılları arasında Alsancak‘taki yedi mahallenin sorunlarının çözümünü kolaylaştırmak amacıyla ve 78 meslek odası, dernek, vakıf ve yurttaşın katılımıyla Alsancak Sivil Katılım Platformu‘nu kurup bu oluşumu Konak Belediyesi eski başkanı Erdal İzgi‘nin önerisi ve Konak Belediyesi‘nin katılımıyla Alsancak Bölge Kurulu şekline dönüşmesini sağlayan, Konak Belediyesi eski başkanı Muzaffer Tunçağ döneminde Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği koordinatörü ve danışmanı sıfatıyla işe yeni alınan zabıta memurlarının eğitimlerini yönlendirip onların asalete geçişleriyle ilgili raporları düzenleyen, Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği ile Konak Belediyesi arasında imzalanan protokole göre Kemeraltı Çarşısı‘nda çalışma ruhsatı alamayan yüzlerce esnafa geçici çalışma ruhsatı alması konusunda yardımcı olan, 2015-2016 yıllarında Konak Kent Konseyi Mülteci Çalışma Grubu gönüllüsü olarak kente yeni gelen sığınmacıların uyumu için çalışmalar yürüten, Konak Belediyesi eski başkanı zamanında hazırlanan Gültepe planlarıyla Sema Pekdaş zamanında ruhsatı verilen Zorlu Holding‘in Vestel gökdeleni konusunda itiraz edip mücadele eden; ayrıca, son yıllarda Basmane‘nin yeniden eski Basmane ya da Kültürpark‘ın yeniden bir kent parkı olabilmesi için Kültürpark Platformu ile birlikte çaba harcayıp mücadele eden, bu mücadeleleri yarıda bırakmadan sonuna kadar sürdüren, geçmişte ve günümüzde belediye başkanlarıyla çoğu meclis üyesini, kent konseyi katılımcısını, belediye müdür ve çalışanlarıyla mahalle muhtarlarını yakından tanıyıp onların görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerini öğrenip dile getiren; kısacası, Edward Said‘in “entelektüel” tanımı çerçevesinde hiçbir bedel, karşılık ya da koltuk beklemeksizin Konak Belediyesi hizmetlerine gönüllü olarak destek verip katkıda bulunan, gerektiğinde sorgulayıp eleştiren, muhalefet eden ya da destekleyip öneri geliştiren, bu şekilde davranmanın Konak Belediyesi‘ne ve yöneticilerine çok şey kazandırabileceğini düşünen, yanlış bildiği konularda davalar açan ya da açılmış davalara müdahil olan Konak ilçe ve belediyesi konusunda emeği geçmiş bir kent gönüllüsü olarak son söz niyetine şu önerilerimi dile getirmek isterim:

1) Seçim döneminde aday ya da seçilip belediye başkanı olabilmek adına hem İyi Parti hem de CHP üst yönetimi ile yapılan ittifakların ürünü görevlendirmelerin en kısa sürede gözden geçirilerek arkadaşlık, dostluk, mesleki bağlılık ya da siyasi angajmanlar nedeniyle görevlendirilen bu kişilerin bilgi, birikim, deneyim ve becerileri test edilmek suretiyle; yani, seçim öncesinde kurulan siyasi ittifaklara ya da verilen sözlere göre değil; kaliteli yönetici ve çalışanlar eliyle “iyi” yapılıp başarı elde edilmesini hedefleyen politika ve stratejiler çerçevesinde gözden geçirilmesi yerinde ve doğru olacaktır. Nitekim CHP genel başkanına yakınlığı nedeniyle önce özel kalem müdürü yapılıp daha sonra görevden alınan Deniz Gezmiş Parlak olayında da görüldüğü gibi, şimdiye kadar yanlış yapılan atamalardan vazgeçilerek yanlış yerlere konulan taşların doğru yerlere konulması gerekmektedir. Olmasa bile, tarihin akışı içindeki yaşanacak olaylar doğru yerlere ya da olması gerekene götürecektir.

2) Konak Belediye Başkanı‘nın kendi inisiyatifinde olan görevlendirmelerde çoğunluğunu TMMOB kaynaklı mimar, mühendis ve şehir plancılarına, özellikle de TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi sekreter üyesi olarak çalıştığı dönemde birlikte çalıştığı isimlere önem ve öncelik verdiği; o nedenle, Konak Belediyesi‘nin, özellikle de şirketlerinin adeta yeni bir TMMOB odağı ya da Mimar Odası İzmir Şubesi‘nin temsilciliği gibi örgütlendiğini, bu nedenle de önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak başarısız politika ve uygulamalar konusunda TMMOB‘den gelebilecek “istemezükçü” girişimlere fiili olarak kapıyı kapattığını söyleyebiliriz. Çünkü emek harcayıp uygulamak, her zaman için izleyip görüş belirtenlerin ya da dava açanların işinden daha zor bir iştir! Hele ki işin içine, kentte örgütlenmiş çeşitli baskı ve menfaat gruplarının siyasete bulanmış gücü girdiğinde…

Evet, her işte, özellikle de belediye hizmetlerinde TMMOB‘nin kucakladığı mimar, mühendis ve şehir plancılarına ihtiyaç duymamız doğal, beklenen bir şey olmakla birlikte; ülkemizdeki ve kentimizdeki meslekler yelpazesi sadece bu teknik alanlarda faaliyet gösteren kesimlerden oluşmamakta, bütün bilimsel çalışma ve başarılı uygulamalar, mesleki taassubu aşabilen disiplinlerarası ya da üstü takım çalışması anlayışıyla hayata geçirilebilmektedir.

Benim bu konudaki naçizane öngörüm ise, üstlendikleri görevleri layıkıyla yapamayanların zaman içinde ya kendiliğinden, doğal bir seleksiyon sonucunda gidecekleri veya gönderilecekleri ya da bulundukları birim ya da şirketleri kendi yetersizlikleri nedeniyle başarısızlığa sürükleyecekleridir. Nitekim hem Konak Belediyesi hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerindeki başarısızlık öyküleri, bu durumun en somut örnekleridir. Tabii ki bu gibi durumlara, kendisinden çok şey beklenen başarıya odaklamış belediye başkanının -doğal olarak- izin vermeyeceğini ve bu çıkmazlardan akılcı bir şekilde çıkacağını düşünüyor; daha doğrusu böyle olmasını diliyorum. En azından, yakın zamanda, siyasi nedenlerle İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi İZBETON‘da ortaya çıkan yolsuzluklar ve bu konuda yapılan denetim çalışmaları düşünüldüğünde…

3) Evet, her şeyin baş ve hayırlısının şeffaflık, saydamlık ve açıklık olduğunu söyleriz. Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun da ifade ettiği gibi, belediye ve şirketleri ile ilgili doğru bilgilerin basın konuşmalarında dile getirilerek ya da belediye binasına pankart asılarak açıklanmasından çok daha akılcı yöntemlerle ve teknik kavramlarla kirletilmemiş anlaşılır bir dille Konak halkına duyurulup açıklanması mümkündür. O nedenle düzenlenen tüm resmi belgelerin; özellikle de stratejik plan, performans programı, faaliyet raporu, bütçe ve kesin hesap gibi temel belgelerin, üzerinde herhangi bir manipülasyon yapılmadan hazırlanıp halka duyurulması, şirketlerle ilgili İnternet sayfalarının “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünün tıklandığında açılması ve bu bölümlere o şirketin mali durumu, genel kurul kararları, huzur hakkı ödemeleri, ciro ve kar-zarar cetveli gibi belgelerin konulması ve bu tür bilgilerin 3-4 aylık dönemler itibariyle halka açıklanması, şirketlerle ilgili bilgilere faaliyet raporlarında ayrıntılı olarak yer verilmesi sağlanmalıdır.

Evet, hiçbir beklenti, çıkar, huzur hakkı, koltuk ya da şahsıma tanınacak başka bir imkan, ayrıcalık düşünülmeksizin yaptığım araştırma ve analizler sonucunda ortaya çıkan algı, tespit, değerlendirme ve öneriler bu şekilde… Okuyup ya da dinleyip dikkate almak ya da almamak, uygulamak ya da uygulamamak, tabii ki siyasi yöneticilerin ideolojisine, hayata bakışına, siyasi görüşüne, yaptığı siyasi ittifaklara, iş ahlakına, kişisel değerlerine ve bu konuda istikrarlı dik duruşunu koruyup korumayacağına kalmış bir konu… Bize düşense, oluşturulan algılar çerçevesinde araştırıp incelemek, halkın sorun ve ihtiyaçları doğrultusunda değerlendirmeler yapıp öneriler geliştirmek… Hem de, sade bir yurttaş, bir kent gönüllüsü olarak…

(1) Şişli Gazetesi, 27.12.2020 – https://www.sisligazetesi.com.tr/keskin-vazgecemedigi-simge-eldenizi-simdi-de-sisli-kartin-basina-getirdi-25904h.htm

Şişli Gazetesi, 6 Eylül 2020 – https://www.sisligazetesi.com.tr/sislide-kendilerine-hakaret-eden-simge-eldenize-ses-cikartamayan-acizler-neredesiniz-164yy.htm

https://www.sehriistanbul.com.tr/tekin-sisli-belediyesinde-meclis-uyelerine-hakaret-eden-simge-eldenizi-kaleme-aldi-18919h.htm

https://telegramhaber.com/sisli-belediye-baskani-muammer-keskin-tanitti-gonen-orhan-bornova-belediyesine-440-bin-1176h.htm

https://www.gundemotuzbes.com/keskin-sisli-belediyesi-ni-10-aralik-hareketi-nin-ve-gonen-orhan-in-isyeri-gibi-kullandiriyor/102980/

https://www.sisligazetesi.com.tr/gonen-orhanin-tum-planlarini-muammer-keskine-tek-tek-uyguluyor-25672h.htm

https://www.gunhaber.com.tr/haber/CHP-Antalya-da-gorev-dagilimi-yapildi/362291

https://x.com/medyascope/status/1623245261936988167

(2) https://www.tobb.org.tr/Sayfalar/Detay.php?rid=9579&lst=Haberler

Bu kez de sıra Konak Belediyesi’nde: Konak Belediye Meclisi…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz haftalarda sizlerle paylaştığım yazılarda 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimler sonrasında şekillenen İzmir, İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye meclislerinin üye yapısı hakkında analiz ve değerlendirmeler yapmış, bu üç büyükşehir belediye meclisi yapısındaki birbirine benzer ya da farklı yönleri öne çıkarıp vurgulamaya çalışmıştım. O yazıların yayınlandığı sıralarda görüştüğüm bazı arkadaş ve dostlarım sıranın ne zaman Konak Belediyesi’ne geleceğini, Konak Belediye Meclisi üye yapısı ile değerlendirmeleri ne zaman paylaşacağımı sorup bir anlamda beni Konak Belediye Meclisi hakkında araştırma yapmaya yönlendirmişlerdi.

Evet, bugün sıra Konak Belediye Meclisi‘ne geldi. Bu kez de Konak Belediye Meclisi‘ni masaya yatırarak analiz etmeye, değerlendirmeler yapmaya ve öneriler geliştirmeye çalışacağım. Hem de sadece üye yapısıyla değil; belediyenin 2009’dan bu yana geçirdiği kurumsal değişim belediye şirketleri ve şirket yönetimleri ile belediye meclisi arasındaki siyasi ilişkileri dikkate alarak…

Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu ile çevresindeki meclis üyeleri, danışmanları ve müdürleri geçtiğimiz haftalarda paylaştığımız Konak ilçesi ile ilgili değerlendirme ve önerilerimize henüz olumlu ya da olumsuz bir tepki vermemiş olsalar bile…

Konak Belediyesi, 24 Haziran 2024 tarihinde yazdığım “Konak ilçesinin en büyük sorunu: nüfusun sürekli azalıp yaşlanması” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi; Konak ve Karabağlar şeklinde ikiye bölündüğü 2009 yılından bu yana, İzmir‘in diğer 29 ilçesindeki nüfus artışından farklı olarak düzenli olarak nüfus kaybeden ve genç nüfusunu yitip yaşlanan bir ilçe. 2009 yılında 411.112 olan nüfusunu, aradan geçen 15 yılın sonunda; yani 2023 yılında, %20,38 oranındaki nüfus azalışı ile 327.300 düzeyine düşüren, bu nedenle de genç nüfusun getireceği enerji ve dinamizmden yoksun olan bir ilçe…

Aynı zamanda 2017 yılında Kalkınma Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (SEGE)’nde Türkiye‘nin en gelişmiş 6. ilçesi olduğu halde, 2022 yılında yapılan düzenlenen sıralamada 11. sıraya gerileyen, bu nedenle de sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi açısından tehlike çanlarının çaldığı, Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgeleri itibariyle kentsel çöküşün hızla ilerlediği ve sanki bunun çaresiymiş gibi sunulan neoliberal “soylulaştırma” girişimlerinin başlayıp sonuçsuz kaldığı bir ilçe…

Konak ilçesi ayrıca son dört belediye başkanlığı seçimi itibariyle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)‘nin 2009’da %56,2, 2014’te %46,0, 2019’da %63,21, 2024’te %52,8), Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)‘nin 2009’da %25,9, 2014’de %30,93, 2019’da %33,50, 2024’de %31,86 oranında, DTP-HDP-DEM‘in 2009’da %7,37, 2014’de %5,97, 2024’de %6,51 oranında oy aldığı bir ilçe…

2009 yılından bu yana nüfusun devamlı azalıp yaşlanması sorunu ile boğuşan ve bu nedenle TARKEM gibi soylulaştırma saldırılarının hedefi haline gelen Konak ilçe belediyesi ise, 2010 yılından bu yana hazırladığı beş yıllık stratejik planlarda ilçenin bu tür sorun ve ihtiyaçlarını belirleyip bunlardan hareketle gerçekçi amaç ve hedefler belirlemek yerine, daha çok kurum içi sorun ve ihtiyaçları dikkate almakta; adeta ilçenin yaşadığı sorunları halının altına saklamakta. Ayrıca son iki hizmet döneminde, Konak belediye başkanının rakibi, sanki İzmir büyükşehir belediye başkanıymış gibi hasmane bir tutumla anlamsız bir çekişme içinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile işbirliği yapmanın getireceği faydalardan yararlanmamakta…  

Konak Belediye Meclisi üyeleri, 2024-2029.

Gelelim 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimler sonrasında oluşan Konak Belediye Meclisi’nin yapısal analizine…

2023 yılı faaliyet raporu verilerine göre 1 belediye başkanı, 5 belediye başkan yardımcısı, 34 müdürün yönetiminde 507 memur, 32 işçi, 5 sözleşmeli personel, 1.455 şirket işçisi olmak üzere toplam 2.004 kişinin çalıştığı Konak Belediyesi’nin toplam 37 adet meclis üyesi bulunuyor.

Konak Belediyesi‘nin 2009-2023 dönemi faaliyet raporlarına baktığımızda; nüfusu sürekli olan azalan ilçedeki toplam belediye personeli (memur, işçi ve sözleşmeli personel) sayısı 2009 yılında 627 iken, buna şirketlerde çalışan personelin dahil edilmesi suretiyle 2010’da 1.250’ye, 2011’de 1.248’e, 2012’de 1.275’e, 2013’de 1.314’e, 2014’te 1.348’e, 2015’de 1.343’e, 2016’da 1.334’e, 2017’de 1.364’e, 2018’de 2.068’e, 2019’da 1.970’e, 2020’de 1.955’e, 2021’de 1.951’e, 2022’de 1.965’e ve son olarak 2023 yılında 2010 yılına göre % 59,92 oranında artarak 1.999’a yükseldiği; böylelikle yeni belediye başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun başkanlık koltuğuna oturduğu günlerde, belediyeyi aynı partiden gelen CHP’li bir belediye başkanından devir almış olsa da, “borç içinde bir belediyeyiz. Bunu söylemekten hiç yüksünmüyorum. Gerekirse pankart da asacağım. Çünkü ben bugüne kadar, çok uzun süre yöneticilik yapmış biri olarak, bir gün bile maaşları geciktirmedim. Bununla da övünen bir insandım. Beni hala maaşların üçüncü günü olup işçilere ödeyemeyen konumuna koyanlara da teessüfümü bildiriyorum. Bu çok ayıp bir şey.” şeklindeki feryadına neden olan aşırı personel sayısından kaynaklanan giderlerin belediyeye büyük bir yük getirdiği anlaşılmaktadır. Tabii ki izleyen günlerde o pankartın belediye binasına asılmadığını da hatırlayarak…

Konak Belediyesi‘nin 2009-2023 tarihleri arasındaki 15 yıl içindeki kesinleşen gelir ve gider bütçelerini gösteren aşağıdaki tabloya baktığımızda ise;

Üç belediye başkanının hizmet dönemine isabet eden 2009-2023 döneminde belediyenin gelir ve giderleri nominal olarak artıyor gibi gözükse de, Amerikan Doları‘nın yıllık döviz satış ortalamalarını dikkate alarak yaptığımız hesaplamalarda, belediye müdürlükleri ve personel sayısı devamlı artarken belediye gelirleriyle giderlerinin gerçek anlamda yarı yarıya azaldığını görürüz. Bu ise yarı yarıya azalmış belediye harcamaları nedeniyle Konak ilçesindeki yaşam kalitesinin belirtilen süre içinde yarı yarıya azaldığını, nüfus azalması ve yaşlanması dışında daha az miktarda belediye hizmeti almanın Konak ilçesinin 3. büyük ve öncelikli sorunu olduğunu gösterir.

31 Mart 2024 tarihli yerel seçimler sonucunda oluşan 37 kişilik Konak Belediye Meclisi’nin 26 (%70,27) üyesi CHP’li, 9 (%24,33) üyesi AKP’li, 2 (%5,40) üyesi de MHP’lidir.

Bu sayı ve oranların, AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı dikkate alındığında, aynen Sema Pekdaş’ın belediye başkanı seçildiği 2014 seçimleri sonrasında ortaya çıkan tabloyla eşdeğer olduğunu, 2019 seçimleriyle ortaya çıkan belediye meclisinde ise CHP’nin 1 üye eksiği ile 25 (%67,57) üye düzeyine düştüğünü, AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın yine aynı sayı ve oranı koruduğunu, CHP’deki düşüşe neden olan 1 (%2,70) adet İyi Partili meclis üyesinin bir süre sonra partisinden istifa ederek bağımsız kaldığını görürüz. 

Ayrıca CHP’den Hamit Mumcu ile AKP’den Hakan Yıldız’ın iki, CHP’den Abdullah Siyahkoç ile Birol Özkardeşler’in, AKP’den Emrah Erol ve İsmail Özen’in, MHP’den de Ali Peynirci’nin bir kez olmak üzere daha önceki hizmet dönemlerinde meclis üyeliği yapması nedeniyle meclis kariyeri en fazla olan üyelerin CHP’li Hamit Mumcu ile AKP’li Hakan Yıldız olduğu söylenebilir.

Konak Belediye Meclisi’nin CHP’li üyeleri arasında dikkati çeken diğer bir husus ise, daha önceki hizmet dönemlerinde AKP’li olarak görev yapan Abdullah Siyahkoç’un bu kez CHP’den üye olması; ayrıca, CHP grubu içinde, açık bir şekilde ifade edilmese de, seçimlerde fiili desteği alınan HDP/DEM’in temsilcisi olan meclis üyelerinin yer almasıdır.

Ayrıca, 2024 seçimleri sonrasında belediye başkanı olan mimar Nilüfer Çınarlı Mutlu’nun, meclis üyesi adaylarının belirlenmesi sürecinde belediye başkan adayı olarak, Konak ilçesinden ya da İzmir’in diğer ilçelerinden aday adayı olanlar itibariyle, TMMOB üyesi mimar, mühendis ve şehir plancısı olanları bir araya getirip kendi çevresinde toplamak için özel bir çaba gösterdiğini ifade etmeden geçmek istemem…

Güzelbahçe’de belediye başkan aday adayı olan yüksek mimar Aras Kaynarca’nın, ikamet ettiği Gaziemir’de adaylık başvurusu yapan İlhan Yaman’ın, bir zamanlar TMMOB Makine Mühendisleri Odası İzmir Şubesi sekreteri olan Kazım Umdular’ın, Dikili belediye başkan aday adayı şehir plancısı Saygın İkiz’in Konak Belediye Meclisi’nde bir araya getirilip hem meclis komisyonlarında hem de İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi itibariyle stratejik görevlere getirilmiş olması bu durumun en somut örnekleri olarak değerlendirilebilir.

Kadın meclis üyelerinin dağılımı 2014 ve 2019 meclislerinde %21,63 (8 kadın üye) oranında iken 2024 meclisinde %18,92 (7 kadın üye) düzeyine gerilemiş durumda. Kadın meclis üyelerini siyasi partiler itibariyle incelediğimizde ise;

CHP’de 2014’te %26,93 (7 kadın üye) olan oranın 2019’da %16,00’ya (4 kadın üye) düşüp 2024’te %23,08’e (6 kadın üye) yükselmekle birlikte 2014’teki orana ulaşılamadığını,

AKP’de 2014’te %9,09 ( 1 kadın üye) oranında iken 2019’da %25,00’e (2 kadın üye) yükseldiğini, 2024’te de %11,12’e ( 1 kadın üye) düştüğünü görürüz.

Mevcut belediye başkanı ile kadın meclis üyelerinin kişisel özellikleri beklenenden fazla olmakla birlikte; eşitlik olgusunu ortaya koyan en önemli göstergelerden biri de sayısal anlamdaki eşitlik olduğu için kadın üyelerin hem 37 kişilik belediye meclisi, hem de siyasi partiler içindeki sayısını gösteren bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere; Konak Belediye Başkanı ve diğer kadın üyeler eğitimli, bilgili ve deneyimli olsa da sayısal yetersizlikleri nedeniyle, “Konak Belediye Meclisi’nde kadının adı yoktur!

CHP Konak İlçe Başkanlığı’ndan temin ettiğimiz verilere göre, CHP’li 26 meclis üyesinin yaş aralığı 65-27, ortalaması ise 48 olup, AKP’li ve MHP’li üyelere ait verileri temin edemediğimiz için hem yaş aralığı hem de ortalaması konusunda bir bilgi edinmemiz mümkün olmamıştır.

Yine aynı şekilde, sadece 15 CHP’li meclis üyesinin doğum yerlerini öğrenip geriye kalan 11 CHP’li, 9 AKP’li ve 2 MHP’li meclis üyesinin doğum yeri bilgisine ulaşamadığım için doğum yeri bilgisine ulaşabildiğim 15 CHP’li üyeden 5’inin İzmir, 4’ünün Mardin doğumlu olduğunu, Denizli, Iğdır, Ağrı, Malatya, Kars ve Manisa’da doğan birer üyenin de, geriye kalan 6 meclis üyesini oluşturduğu; böylelikle, İzmir’de doğan meclis üyelerinin, doğum yerini belirten 15 CHP’li üye arasında % 33 oranı ile azınlıkta kaldığı belirlenmiştir.

Konak Belediyesi’ne ait İnternet sayfasının meclis üyeleri ile ilgili bölümünde üyelerin sadece fotoğraf ve isimlerine yer verildiği için, tüm meclis üyelerinin eğitim düzeyi ve meslekleri ile ilgili bilgilere Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’nun Resmi Gazete’de yayınlanan kesin aday listelerinden öğrenmeye çalıştık.

Bu çalışma sonucunda da,

26 CHP’li belediye meclis üyesinden 1 (%3,85)’inin ilkokul, 1 (%3,85)’inin ortaokul, 5 (% 19,22)’inin lise, 2 (% 7,68)’ünün ön lisans, 15 (% 57,70)’inin üniversite, 1 (%3,85)’inin yüksek lisans, 1(%3,85)’inin doktora düzeyinde;

9 AKP’li belediye meclis üyesinden 3 (%33,34)’ünün orta, 6 (%66,66)’sinin yüksek öğrenim düzeyinde;

2 MHP’li belediye meclis üyesinden 1 (%50)’inin orta, 1 (%50)’inin yüksek öğrenim düzeyinde olduğu belirlenmiştir.

TMMOB kökenli mimar, peyzaj mimarı, mühendis ve şehir plancılarının6 üye ve % 16,22 oranı ile ağırlıklı olduğu Konak Belediye Meclisi üyelerinin meslekleri ile ilgili bilgi kaynaklarına baktığımızda;

CHP’li 26 belediye meclisi üyesinden 4’ünün eğitimci-öğretmen-eğitim danışmanı, 3’ünün mimar, 2’şer üyenin mimar, avukat, iş insanı, sanatçı ve emekli, 1’er üyenin de tekstil, halkla ilişkiler, esnaf, biyolog, yönetici, inşaat teknikeri, şehir plancısı, müteahhit ve işçi olarak bildirimde bulunduğu,

AKP’li 9 belediye meclisi üyesinden 2’sinin eczacı, 2’sinin muhasebeci, 1’er meclis üyesinin de eczacı, ustabaşı, işletmeci, iş insanı ve müteahhit olarak bildirimde bulunduğu,

MHP’li 2 belediye meclisinin esnaf olduğu belirlenmiştir.

Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun meclis üyesi adaylarının belirlendiği süreçte, mesleki olarak kendisine yakın olup her biri TMMOB üyesi mimar, peyzaj mimarı, mühendis ve şehir plancılarıyla “Başkan’ın ekibi” denilebilecek bir grup oluşturduğu ve bu grup üyelerini hem Konak Belediyesi ile meclisindeki stratejik önemi yüksek görev ve komisyonlara yerleştirdiği, hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne “kontenjan” meclis üyesi olarak gönderdiği anlaşılmaktadır.

Bir dönem TMMOB Makine Mühendisleri Odası İzmir Şubesi başkanlığını yapıp adeta her seçimde milletvekili adayı olarak öne çıkan ve Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi sekreteri olduğu dönemde Mimarlar Odası İzmir Şubesi‘nin basın danışmanı olarak çalışan İzmir Gazeteciler Cemiyeti başkanı gazeteci Dilek Gappi‘nin eşi Kazım Umdular‘ın “kontenjan” statüsüyle İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi; ayrıca, Konak Belediye Meclisi 1. başkan vekili yapılması, Güzelbahçe‘den getirilen Y. Mimar Aras Kaynarca‘nın belediye encümeni üyeliği ile imar, dirençli kentler ve kentsel yenileme komisyonu üyeliği yanı sıra Tarihi Kentler Birliği temsilcisi, “kontenjan” statülü mimar Mert Uslu‘nun imar komisyonu üyeliğiyle Tarihi Kentler Birliği temsilcisi, belediye başkan aday adayı olduğu Dikili‘den alınıp getirilen yüksek şehir plancısı Saygın İkiz‘in imar, plan ve bütçe, dirençli kentler komisyonuyla kentsel yenileme komisyonunun üyesi yapılması, bu düzenlemenin en iyi ve somut örnekleri olarak gösterilebilir.

Ayrıca “kontenjan” üyesi olarak belirlenen ve İzmir‘deki “Mardinliler” grubunun temsilcisi olarak bilinen meclis üyesi İlhan Yaman‘ın, Cenevre Liderlik ve Kamu Politikası Enstitüsü (GILPP) ile Birleşmiş Milletler Eğitim ve Araştırma Enstitüsü (UNITAR) tarafından 4-6 Haziran tarihleri arasında İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen “Şehirleşme Dünyasında İyi Yönetim: Sürdürülebilir Bir Gelecek İçin Değere Dayalı Liderlik” temasıyla bu yıl 15ncisi düzenlenen konferansa Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu ve eşi ile birlikte katılması, bu konu ile ilgili notların arasına dikkatle yazılması gereken önemli bir ayrıntıdır.

Konak Belediye Meclisi üyeleri arasındaki diğer ilginç bir üye de, CHP Genel Başkanı Özgür Özel‘in memleketlisi olup “Abi” diye hitap ettiği Manisa, Selendi doğumlu Alaaddin Kurt‘tur. Alaaddin Kurt 2024 seçimlerine Konak belediye başkan aday adayı olarak katılıp aday yapılmamış olsa da, bu siyasi yakınlığın mükafatını, geçtiğimiz hafta içinde yapılan İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi toplantısında, genel sekreter kadar maaş almak koşuluyla, hiç de deneyimli olmadığı “halkla ilişkiler” konusunda İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan danışmanı yapılarak almıştır. Hem de 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu‘nun 20. maddesinde, danışmanlara büyükşehir belediyesi genel sekreterine ödenen brüt aylık miktarının % 75’ini aşmamak üzere belediye meclisinin belirlediği miktarda brüt ücret ödeneceği belirtildiği halde, genel başkan korkusundan kaynaklanan % 25’lik bir artışla genel sekreter kadar ücret ödenmesine karar verilerek… Hem de bu tür görevlendirme ve ödemeler için AKP’ye yönelttikleri eleştirileri unuturcasına…

Sonuç olarak;

1) Karşımızdaki belediye meclisinin çoğunluğunu siyasi anlamda CHP’li üyeler oluştursa bile; CHP‘nin, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM)‘ne tanıdığı kontenjan çerçevesinde, belediye meclisinde CHP, AKP ve MHP dışında DEM temsilcilerinin de bulunduğu söylenebilir.  

2) Belediye başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun, seçim kampanyası döneminde işbirliği yapıp yardım istediği İyi Parti’li isimleri belediye meclisine taşımasa bile, belediye ve belediye şirketlerinin yönetimine taşıdığı görülmektedir.

3) Konak Belediye Meclisi‘ndeki kadın üyelerinin oranı % 50-%50 ideal dengesinden çok uzak bir durumdadır. Belediye başkanının kadın olması bile “Kadın’ın adı yok!” durumunu değiştirmeye yetmemektedir.

4) TMMOB kökenli mimar, peyzaj mimarı, mühendis ve şehir plancıları, Güzelbahçe ve Dikili gibi yerlerden toplanarak hem kontenjan meclis üyesi yapılmış, hem de meclis komisyonlarında stratejik yerlere yerleştirilmiştir.

5) Mecliste, Sema Pekdaş‘ın belediye başkanlığı döneminde adından çok söz edilen “Yalı Grubu” üyeleri varlıklarını korumakta olup bu üyelerin, mazbata töreni dışındaki kargaşa dışında, önümüzdeki dönemde nasıl bir performans sergileyecekleri henüz belli değildir.

6) Konak Belediye Meclisi’ndeki mimar, peyzaj mimarı, mühendis, şehir plancısı ve avukat gibi beyaz yakalı meslek mensuplarının % % 21,63 oranında bir ağırlığa sahip olması, bu grubun hem mecliste hem de komisyonlarda alınacak karar ve uygulamalarda daha etkin olduğunu olduğunu göstermektedir.

7) Konak Belediye Meclisi üyeleri arasında üniversite/yüksek öğretim, yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitimi almış olanlar % 64,87 gibi büyük bir orana sahip olmakla birlikte; asıl olarak, CHP ve AKP’li üyeler arasında birinin diğerine üstünlüğünü sağlayacak belirgin bir farkın olmadığı anlaşılmıştır.

8) Konak Belediyesi‘nin karar ve uygulama süreçlerinde, halkın temsilcisi olan meclis üyelerinin daha doğru ve yerinde kararlar alıp belediyenin kurumsal itibarına katkıda bulunmaları amacıyla, halkın temsilcisi olarak seçilen meclis üyelerinin, -aynen belediye başkanına yapıldığı gibi- halkla daha sağlıklı ilişkiler kurması için çalışmalar yapılması, belediyeye ait İnternet sayfasındaki ilgili bölüme fotoğraflarıyla isim ve partilerini yazmak dışında doğdukları yer, yıl, eğitim düzeyi, mesleği ve ilgi alanları gibi bilgilerle siyasi, toplumsal ve kültürel geçmişlerini ortaya koyan kişisel bilgilerin; ayrıca, hemşerilerin kendilerine nasıl ulaşılacağını gösteren telefon numaralarıyla e-posta adreslerinin yazılması “daha iyi bir yerel demokrasi” adına yerinde ve doğru olacaktır.

Konak Belediyesi şirketlerini ve o şirketlerin yönetimindeki ilginç değişimleri ele alıp değerlendirmeler yapacağım önümüzdeki haftaki yazımda buluşmak üzere…

Yaşadığım kente dair üzülüp utandığım şeyler…

Ali Rıza Avcan

Son zamanlardaki yazı yazma düzenime göre, hafta başında İzmir‘e ve diğer kentlere dair talep, beklenti ve sorunları ele alıp öneriler geliştirmeye çalıştığım yazıları, Perşembe günleri de İzmir‘in unutulan sanatçılarına dair seri yazıları sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.

Ama bugün ilk kez hafta başında bir yazı yazıp paylaşamadım. Çünkü Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerinde, uzun zamandır Almanya‘nın Frankfurt kentinde yaşayıp dünyanın birçok ülke ve kentini dolaşmış ve sonunda emekli olduktan sonra Ağustos ayının başında vefat eden sevgili dayımın İznik‘teki evinde yaşayan ve ona bakan kuzenim İbrahim‘i ağırlamaya, ona eşlik edip İzmir‘i gezdirmeye çalıştım.

Benden üç yaş küçük olan İbrahim, İzmir‘e tam 33-34 yıl önce yakın arkadaşı Rudi ile birlikte gelmiş ve o tarihte onları, -bu kentte yaşamadığım halde- gezdirmeye çalışmış, Rudi‘nin onca gezmeden sonra oturup bir bira içmek istediği o Burhan Özfaturalı yılların Konak Meydanı‘nda açık tek bir birahane bulamamış, en sonunda Fevzi Paşa Bulvarı üzerinde keşfettiğimiz efsane futbolcu Metin Oktay‘a ait “Gol Pub“da istediğimiz biraları içebilmiştik. Bunun nedeni ise, o devrin belediye başkanı Burhan Özfatura‘nın içki içilen yerler üzerindeki baskısıydı ve o baskı sonucunda İzmir‘in orta yerinde bira içilen tek bir yerin olmaması nedeniyle utanarak Rudi‘den özür dilemiştim.

Şimdi ise, aradan tam 33-34 yıl geçtikten sonra Rudi‘yi anarak İbrahim‘le birlikte, şimdi daha iyi tanıdığım İzmir‘i gezecektik..

İlk olarak Bostanlı İskelesi‘nden vapurla Konak Meydanı‘na gitmeye kalktık… O nedenle de evden çıkıp tramvayla Bostanlı İskelesi‘ne, Bostanlı İskelesi‘nden de vapura binip Konak İskelesi‘ne gittik. İbrahim yoldaki sohbetlerimiz sırasında bir yandan çay içip diğer yandan da İzmir‘i seyredebileceğimiz eski vapurları hatırlayınca verdiğim cevap, “inşallah üstü açık olan motorlar gelir” demek oldu; ama gelen vapur benim tost makinasına benzettiğim ve çoğu kez Norveç‘in ya da İsveç‘in fiyortlarında kullanılıp İzmir‘in kent kimliğini yansıtmayan yeni nesil vapurlar oldu. O nedenle açıkta, denizin serin rüzgarını tenimizde hissedip çay içerek ve İzmir‘i seyrederek bir yolculuk yapamadık.

Konak iskelesine inip ikimizin de almayı unuttuğu su ihtiyacımızı karşılamaya kalktığımızda ilk kızgınlığımız, ilk öfkemiz baş gösterdi. Çünkü iskeledeki bir yeme-içme mekanı bizden yarım litrelik içme suyu için 10 lira istedi ve biz de, bir önceki müşterinin yaptığı gibi söylenerek su şişesini iade ettik.

Ardından tarihi İzmir Saat Kulesi‘nin bulunduğu Konak Meydanı‘na geldik ve İbrahim‘in arka fonuna saat kulesi ile palmiyeleri aldığım fotoğraflarını çektim. Özellikle de uçan güvercinleri fotoğrafa dahil etmeye çalışarak… İbrahim de çektiğim fotoğrafları Almanya‘daki oğullarına, arkadaşlarına göndererek İzmir‘deki varlığını kanıtlamaya çalıştı.

Sonrasında Valilik binasının yanından Anafartalar Caddesi‘ne girerek sağlı sollu tarihi binalara baktık, İzmir denilince akla gelen şerbet satıcılarına bakmakla birlikte içlerindeki sentetik boyaları, özellikle de hiç de doğal olmayan mavi renkli şerbetleri görünce şerbet almaktan vazgeçtik.

Kemeraltı Camisi kavşağından sola dönerek dosdoğru Ali Paşa Meydanı‘na gittik ve oradaki esnafın o zarif şadırvanı kuşatıp meydanı nasıl işgal ettiğine tanık olduk.

Ali Paşa Meydanı‘ndan sonra yıllardır çevresindeki çelik örgülerle teslim alınmış Dalan Sabun İmalathanesi‘nin önünden geçerek Kızlarağası Hanı‘na gittik. İbrahim‘i önce hanın üst katlarında gezdirdim, sonrasında da hanın arkasındaki kahvecide oturarak kızgın kumda yapılan kahvemizi ve suyumuzu içtik. Bu arada önümüzdeki Roman grubunun yaptığı sokak müziğini dinledik. Ancak bu keyif, onları uyarıp susmalarını sağlayan bir zabıta memuru nedeniyle kesildi. Roman müzisyenler ceplerinden çıkarıp bizlere gösterdikleri belediye yetkililerince imzalanıp onaylanmış kimlik kartlarına rağmen bu şekilde susturmaya isyan edip yeniden müzik yapmaya başladılar. Çünkü, biz dahil çevredeki herkes onları dinleyip resim ya da videolarını çekiyor, onların müzik yapmasını istiyordu.

Kahvelerin tadı damağımızda iken sevgili arkadaşlarım fotoğraf sanatçısı Erol Üzmez’i ve sahaf Hakan Kazım Taşkıran‘ı dükkanlarında ziyaret ederek onlarla sohbet edip Kemeraltı ile ilgili kitaplar aldık.

Sonrasında cepleri dolu Almancıların alış veriş yaptığı İpekçiler Çarşısı‘nı dolaşarak gelinlik, damatlık alan son zamanların “Yuro” zenginlerini izledik, asırlık Karagöz Saat‘in vitrindeki saatlerine baktık.

Anafartalar Caddesi üzerinden çıktığımız Agora Parkı‘nın tarihi dur ağaçları altında soluklanarak suyumuzu içtik ve Agora’yı seyrettik. Oradan da Namazgâh Yokuşu‘na sararak Altınordu Spor Kulübü‘nün bulunduğu Pazaryeri Meydanı‘na ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilip TARKEM‘e verilecek olan Tevfik Paşa Konağı‘na ve Dönertaş‘a vardık. Geçen seneden bu yana restorasyon adına tek bir çivinin çakılmadığı Tevfik Paşa Konağı ve şimdilerde dönmeyen Dönertaş’ın durumu haliyle ikimizi de üzdü. İbrahim bu arada Basmane Altınpark‘taki tuvalete giderek İzmir‘deki tuvalet gerçeği ile yüz yüze geldi.

Belki dostum Orhan Beşikçi’ye rastlarım diye dolaştığım kaderine terk edilmiş Altınpark‘ta bu kez Orhan Bey yerine eşi ressam Bedriye Hanım‘la karşılaştık ve onunla sohbet edip Orhan Bey‘e selam söyledik.

Basmane‘den sonra 9 Eylül Kapısı‘ndan; daha doğrusu yıkılıp yeniden yapılan kapının hemen yanındaki girişten Kültürpark‘a girdik. İzmirli olmamasına karşın İbrahim‘in gayet iyi hatırladığı Manolya Gazinosu‘nun, Göl Gazinosu‘nun içler acısı halini, kuruyan, kesilen ya da budanan ağaçları ibretle izleyerek Lozan Kapısı‘ndan çıkıp Alsancak‘a yöneldik. Kapıdan çıkmadan önce de Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü heykelinin hemen yanında demir putrellerin kaynakla birleştirilerek imal edilen reyonların Kültürpark‘ı nasıl yıpratıp yorduğunu yakından gördük.

Gazi İlkokulu, Kıbrıs Şehitleri Caddesi, Gazi Kadınlar Sokağı istikametinde önce Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi‘nin, sonrasında da Sardunya Bar‘ın önünden geçtik, Sardunya Bar‘ın sahibi sevgili Hami ile sohbet ettik.

Ardından 1. Kordon‘dan yürüyerek Alsancak İskelesi‘ne vardık ve yine aynı tost makinasına benzeyen vapurla Karşıyaka‘ya geçtik. İbrahim yolda, bu vapurdaki insanların niye arka arkaya oturduklarını, eskiden olduğu gibi niye karşılıklı oturmadıklarını sordu. Bense bu akılcı ve yerinde soruya -ne yazık ki- cevap veremedim.

Ertesi günkü İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olup gazoz satışının olmadığı Atakent‘teki Yasemin Kafe maceramız 2 fincan Neskafe ve bir kutu Lipton Tea bedeli olarak toplam 170 liraya, Karşıyaka Belediyesi‘ne ait olup gazoz satılan Gondol Kafe maceramız ise bir tabak salata için 85 liraya mal oldu. Hem de her düzeydeki halkın gidip ucuza, kaliteli şeyler yiyip içilmesi için açılan belediyelere ait mekanlarda…

Pazar akşamı yaptığımız Bostanlı yürüyüşünde ise cadde ve sokakların balık lokantaları, barlar, restoranlar tarafından nasıl işgal edildiğine tanık olduk.

İbrahim‘in Pazartesi sabahı İznik‘e gitmek için Bostanlı‘dan kalkacak Pamukkale servisine binme macerası ise, metrosu ya da İZBAN’ı İstanbul ya da Ankara’nın aksine otogara kadar gitmeyen bu kentte, Pazartesi günlerinin yoğun trafiği nedeniyle otobüsün kalkış saatinden 2 saat önce kalkacak olan servis minibüsüne biniş maratonu ile başladı. Adeta uçağa binecekmiş gibi… Şayet bu servise binemeyecek olsaydık, yaşadığımız evden Otogar‘a ulaşmamız ancak 3 otobüs değiştirerek olacaktı… Tabii ki, oraya kaç saatte varacağımızı bilmeden ve bu nedenle otobüsü kaçırma ihtimalini göze alarak…

Şimdi diyeceksiniz ki, “adeta tüm kenti kapsayan bu küçük gezi sırasında karşılaştığınız sorunları, olumsuzlukları ve şikayetlerini anlatıp durmuşsun…. Peki, bu kentte beğendiğin için öveceğin hiç mi güzel bir şey yok mu?” diye sorarsanız; ben de size, bu kentteki tarihi , arkeolojik, kültürel ve doğal değerlerle iyi, güzel ve samimi arkadaş, dost ve yoldaşların beni teselli eden büyük bir zenginlik olduğunu, bu kentteki büyük yanlışlığın yine bizim yanlış kararlarımızla seçtiğimiz kötü yöneticilerin kötü yönetimi olduğunu söyleyebilirim.

‘Soyağacı turizmi’ denilen şey…

Ali Rıza Avcan

Konak Belediye Meclisi, 5 Eylül 2022 tarihinde yaptığı en son toplantısında aldığı 153/22 sayılı kararla 3 ayrı meclis komisyonunun (Turizm, Tarihsel ve Kültürel Değerleri Koruma, ve Esnaf Komisyonları) raporunu gerekçe göstererek belediye öncülüğünde “Soyağacı Turizmi” ile ilgili olarak yapılacak çalışmaların oybirliği ile uygun bulunduğuna karar vermiş.

Söz konusu rapor yayınlanmadığı için içeriğinde hangi bilimsel bilgi, analiz ve çözümlerin bulunduğunu, -ne yazık ki- bilmiyoruz; ama, bu raporun hangi komisyon üyelerince hazırlanıp imzalandığını biliyoruz: En azından bu komisyon üyelerinin bilgisi, görgüsü ve düzeyi itibariyle yazılıp çizilen raporun da hangi düzeyde olduğunu anlarız diye düşünüyorum.

Komisyon üyesi olarak söz konusu kararı veren meclis üyeleri şu şahıslardan oluşuyor: Turizm Komisyonu başkanı olarak Cenap Börühan (CHP), başkan vekili olarak Doğan Kılıç (CHP), üyeler İbrahim Yıldız (CHP), Hamit Mumcu (CHP), İsmail Özen (AKP), Tarihsel ve Kültürel Değerleri Koruma Komisyonu başkanı olarak Erhan Uzunoğlu (CHP), başkan vekili olarak Ulvi Puğ (CHP), üyeler Esra Yılmaz Keskin (CHP), Şamil Sinan An (CHP), İkbal Sezgin (AKP), Esnaf Komisyonu başkanı olarak Mehmet Şerif Demir (CHP), başkan vekili olarak İbrahim Yıldız (CHP), üyeler Doğan Kılıç (CHP), Rıdvan Tekin (CHP) ve Nurullah Arık (AKP).

Şimdi de bu meclis ve komisyon üyelerinin, dünyada “Genealogy Tourism“, “Diaspora Tourism“, “Roots Tourism“, “Homeland Tourism” ya da “Soybilim Tourism” veya “Soyağacı Turizm“i de denilen bu tür turizm faaliyeti hakkında bilgi, birikim, deneyim, beceri ve yetenek sahibi olup olmadıklarını ortaya koymak için asıl mesleklerini; yani uzman oldukları konuları, CHP Genel Merkezi‘nin 2019 tarihli yerel seçimler için hazırladığı Konak Belediye Meclisi aday adayları listesini, İzmir Büyükşehir Belediyesi İnternet sayfasındaki bilgileri ve gazeteci arkadaşlarımızdan aldığımız bilgileri toparlayarak şu şekilde sıralayalım:

Cenap Borühan, fotoğraf sanatçısı, ekonomist, Doğan Kılıç, lokantacı, İzmir Lokantacılar ve Gazinocular Odası Başkanı, İbrahim Yıldız, Efes Pilsen Karşıyaka bayisi, Hamit Mumcu, serbest meslek, İsmail Özen, mali müşavir, Erhan Uzunoğlu, makine mühendisi, Ulvi Puğ, avukat, Esra Yılmaz Keskin, mimar, Şamil Sinan An, ekonomist, iş adamı İkbal Sezgin, AKP Konak İlçesi önceki dönem Kadın Kolları Başkanı, Mehmet Şerif Demir, emekli, Rıdvan Tekin, işletmeci, Nurullah Arık, kafe işletmecisi.

Komisyon üyelerinin mesleki dağılımlarından da anlaşılacağı üzere, aralarında bırakın “Genealogy Tourism” ya da “Soyağacı Turizmi” kavramından, turizmden anlayacak, bu alanda bilgi, birikim, deneyim, beceri ve yetenek sahibi biri olmamasına karşın hazırladıkları raporlarla Konak Belediyesi‘nin, Konak ilçesi sınırları içindeki; özellikle de kentin tarihi merkezini oluşturan Konak, Kemeraltı, Basmane, Kadifekale, Pasaport, Damlacık, Göztepe ve Güzelyalı gibi yerlerinden İzmir‘in emperyalist ülkelerin taşeronu Yunan Ordusu‘nun işgalinden kurtulduğu 9 Eylül 1922 tarihi sonrasında gönüllü olarak ya da mübadele çerçevesinde başka ülkelere ya da kentlere gitmiş -muhtemelen- Rum, Ermeni ve Yahudi ailelerin yeni kuşak üyelerini bir turist olarak İzmir‘e davet edip; ailelerinin eskiden yaşadığı mahalle, sokak, mezarlık ve evleriyle komşuluk ve akrabalık ilişkilerini araştırıp bulma konusunda hizmetler vermesi için öneride bulunmuşlar ve bu önerileri Konak Belediye Meclisi tarafından kabul edilerek bir karara dönüştürülmüş.

Ve tabii ki, adını ve mesleklerini verdiğimiz bu meclis ya da komisyon üyeleri, bu tür konularda yetkin olmadıkları için, bunu akıl eden belediye başkanına ya da meclis üyelerine yakın bir bürokrat ya da danışmanın ortaya attığı anlaşılan bu fikrin meclis komisyonu ve meclis kararı ile kabul görüp meşruluk kazandığı anlaşılıyor.   

Gelelim “Genealogy Tourism“, “Root Tourism” ya da Türkçesi ile “Soyağacı Turizmi” kavramının ne olduğuna ve geçmişte “kültür turizmi” kapsamında ele alınan bu turizm faaliyetinin neden son yıllarda ayrı bir turizm faaliyeti olarak kabul edildiğine…                    

Uzun yıllardır turizm ve turizm çeşitleri üzerine çalışır, araştırma ve çalışmalar yaparım. Bu konuda yaptığım son çalışmalar, Kuşadası Belediye Başkanlığı adına Etik Araştırma ile birlikte yaptığım Kuşadası İmaj, Turizm Algı ve Marka Kent Kurumsal Kimlik Araştırması ile Marmaris-Köyceğiz-Datça Turizm Altyapı Birliği (MARTAB) adına Stratejipoll Araştırma Ltd.‘in ortağı ve yöneticisi olarak yaptığım Marmaris Kırsal Turizm Araştırması ve Envanteri çalışmasıdır. Ayrıca bu araştırmalar dışında eski çalışma arkadaşım Nihat Demirkol ile birlikte yaptığım Çeşme Turizm Arama Konferansı ve Bergama Turizm Arama Konferansı çalışmalarını da sayabilirim. Tabii ki bütün bunları gerçekleştirmek ve turizmle ilgili son gelişmeleri bilmek adına ilgili bilimsel literatürü düzenli olarak izlemeye çalışır, bu alanda kimin ne söyleyip yaptığını öğrenmeye çalışırım. Özellikle de, dini hac geleneği dışında kalıp, 19. yüzyılda ortaya çıkıp gelişen turizm hareketlerini kavramsal anlamda sorgular; özellikle, “Roma’dan bu yana hiç bir şeyin değişmediğini” düşündüğüm öğrenme, eğlenme ve dinlenme amaçlı turizmin geleneksel türleri dışında kalan yeni bir turizm türlerini inceleyip diğerlerinden farklılıklarını öğrenip tartışmaya çalışır, yeterli olmadığımda da bu konuları benden daha iyi bilen bilim insanlarına, uzmanlara ve turizm profesyonellerine sorar; böylelikle, anlayamadığım konuları daha iyi kavramaya çalışırım.

Bu çerçevede, Marmaris‘in 12 köyü ile ilgili yaptığım çalışmada ele aldığım “kırsal turizm” araştırmasının hangi kavram boyutunda ele alınması gerektiğini uzun uzun araştırdığımı, “çevre turizmi“, “ekoturizm“, “doğa turizmi” ve “tarım turizmi” gibi diğer yeni kavramlarla ilişkisini soruşturduğumu ve sonunda da “kırsal turizm” kavramında karar kıldığımı hatırlıyorum.

Ayrıca, Kuşadası İmaj, Turizm Algı ve Marka Kent Kurumsal Kimlik Araştırması‘nı yaptığım sıralarda, turizm alanında ortaya çıkan bu tür yeni kavramların, “kum-güneş-deniz” üçlemesiyle ifade edilen “kitle turizmi“nin dünyanın birçok bölgesinde; özellikle de ülkemizin Kuşadası‘nda ve ülkemizin kıyı bölgelerindeki eski parlaklığını yitirmesi nedeniyle yeni arayışlara girildiğini, bu alanda yeni icat edilen ne varsa bir kurtarıcı gibi hemen ona rağbet edildiğini, turizm araştırmacılarının “turistik ürün çeşitlendirilmesi” olarak adlandırdıkları bu stratejinin birçok turizmciye cazip geldiğini keşfetmiştim. Nitekim araştırmasını yaptığım Kuşadası, dünya çapında “kitle turizmi” nedeniyle tanınmış olmasına karşın, Kuşadası‘nda “kitle turizminin” krize girmesi nedeniyle büyük sorunlar yaşayan turizmciler “inanç turizmi“, “kır turizmi” ve “kongre turizmi” gibi yeni turizm faaliyetlerine ilgi gösterip ortaya kafaların karıştığını gösteren bir çorbanın konulmasını sağlıyorlardı.

Bu kapsamda yıllar önce öğrendiğim bilgilere göre, İngilizcesi “genealogy tourism” olup kimilerinin “root tourism” ya da Türkçesiyle “soyağacı turizmi” dediği bu yeni turizm türünün ülkesinden, yaşadığı köyden, kentten, mahalle ya da sokağından gönüllü olarak ya da zorla koparılmış olup başka diyarlara gidenlerin ve onların neslinden gelenlerin, “Ben kimim, nereden geliyorum, geldiğim/geldiğimiz yeri nasıl bulabilirim, bu şekilde kaybettiklerimi yeniden nasıl edinebilirim” sorularına cevap veren, bu nedenle de çoğu kez kapitalizmin geliştiği 18 ve 19. yüzyıllarda Kuzey ve Güney Amerika‘ya göç eden İrlandalı, İskoç, İtalyan, Polonyalı, zorla Amerika‘ya götürülmüş kölelerin Afroamerikan torunları, gönüllü göç, pogrom, soykırım ve mübadele gibi göçler nedeniyle yaşadıkları yerleri terk eden ya da etmek zorunda kalan Yahudi, Ermeni, Rum, Giritli ve Balkan mübadilleri örneğiyle cisim bulan bir turizm cinsi olarak lanse edildiğini ifade etmek isterim.

Türkçeye “Soyağacı turizmi” olarak çevrilen “Genealogy tourism” ile ilgili bilimsel araştırmalarda bu tür turizmin ilk kez İskoçya ya da İrlanda‘dan ABD‘ne göç etmiş yeni kuşak İskoç ya da İrlanda kökenli Amerikalıların yaptığı seyahatler için kullanıldığı söylenmekte. Böylelikle, ana babalarından ya da daha üst kuşaktaki büyüklerinden dinledikleri öykülerle dile getirilen geçmişin mirası olan yerleri, evleri, kasabaları, hatta uzun süredir görmedikleri komşu ve akrabalarını görmek mümkün olmaktadır.⁽¹⁾

Aslında, bir yerden gönüllü ya da zorunlu olarak göç eden insanların geride bıraktıkları toprağı, evleri ve insan ilişkilerini; daha doğrusu kaybettikleri “mirası” aile ilişkileri boyutunda kilise ya da kütüphanelerden yararlanarak, eski yerleşimdeki komşu ve akrabalarıyla görüşerek ya da ailenin elinde kalmış eski eşyaları kullanarak köklerini aramaları çok da yeni bir çaba değildir. Çünkü insan, eski çağlardan bu yana gittiği yerde güçlü olup ayakta kalabilmek adına, geldiği yer ile gittiği yer arasında mekânsal ilişkileri bilip yeniden kurmaya, yabancı yerlerde ailesinden, kabilesinden, aşiretinden ya da hemşerilikten gelen ilişkileri kullanarak güçlü olup kendine yer açmaya çalışmaktadır. Ancak kimlik politikalarının öne çıkarıldığı içinde bulunduğumuz postmodern çağlarda kendisinin, ailesinin, kabile ya da aşiretinin etnik kimliğini oluşturan unsurları araştırıp o gücü yitirilmiş olan mekânla ilişkilendirerek güçlendirmek ve kimliğini bu şekilde güçlendirmeye çalışmakta; artık bundan böyle, ekmeğini kazandığı yerleri değil de, geldiği yerlerdeki toprakları ve insanları bilip tanıyarak, geride bıraktığı mirası bulup geri isteyerek, bu amaçla seyahatler yaparak, onu kendi toprağı, kendi yurdu olarak kabul etmeye hazır hale gelmektedir.⁽²⁾

İhmal edildiği için yıkılıp yok olan kültürel miras yoksa yeni bir sahip mi arıyor?

Bu örnekten hareketle yıllar önce İstanbul‘dan gelerek Karaburun‘da film çeken bir grup sinemacıyla ilgili bir anımı, bu konuda çok iyi bir örnek oluşturduğu için sizlerle paylaşmak isterim.

2012 yılında, ünlü “Takva” filminin yapımcısı sevgili dostum Sevilay Demirci‘nin ricası üzerine, İzmir‘e gelip Türk-Yunan ortak yapımı bir film çekecek olan yönetmen Ulaş Güneş Kaçargil ile Dilek Keser‘e yardımcı olmuştum. Senaryosunu Ulaş Güneş Kaçargil‘in yazdığı filmi, o sıralar Tunç Soyer‘in belediye başkanı olduğu ve her sinemacının gidip çekeceği film için yardım istediği Seferihisar‘da çekmek istiyorlardı. Bense Tunç Soyer‘in bu tür yardım taleplerinden yorulup bunaldığını söyleyerek filmi Urla‘da ya da Karaburun‘da çekmelerini önermiştim. Nihayetinde onlar Urla‘yı ve Karaburun‘u gezerek Karaburun‘da karar kılmışlardı.

Çekimlerin sonrasında beni arayarak Karaburun Nergis Kafe‘de yapılacak galaya çağırdılar ve onlarla 1-2 gün kalarak misafir olmamı istediler. Böylelikle, o sıralarda televizyonlarda yayınlanan “Muhteşem Yüzyıl” dizisindeki Matrakçı Nasuh rolüyle ünlenen Fatih Al, Cem Bender, Gökçe Sezer, Ferit Aktuğ, Uğur Uzunel, Oral Özer ve Serkan Deniz‘le tanışarak -aynen linki verdiğim fragmandaki son sahnede olduğu gibi- deniz kıyısındaki kayaların üstünde soğuk biralarımızı içerek uzun uzun sinema ile felsefe arasındaki ilişkileri tartışmış, Fatih Al‘ın nasıl bir entelektüel düzeye sahip olduğunu görmüştüm. Filmin Yunan sanatçıları orada olmadığı onları tanıma fırsatım olmamıştı.

Galanın yapıldığı 9 Ağustos 2013 akşamı Nergis Kafe‘ye neredeyse tüm Karaburunluların geldiğini, filmi seyrettikçe filmde kendileri aradıklarını, gördüklerinde de heyecanlanıp büyük bir keyifle bağırdıklarına tanık oldum. Çünkü neredeyse tüm Karaburunlular filmde gözükmüşler, adeta figüranlıklar yapmışlardı.

9 Ağustos 2013, Karaburun Nergis Kafe

Filmin konusu ise geçmişinin peşine düşen bir kadınla, geleceğine sahip çıkmaya çalışan bir adamın, yıllardır her şeye sessizce tanık olan ve paylaşılamayan bir evde kesişen hayatlarıyla ilgiliydi. 1990´lar sonbaharında Ege´de bir sahil kasabasında doğmuş, büyümüş, mübadelede Yunanistan´a göç etmek zorunda bırakılmış 80´li yaşlarını süren Agapi (Melpo Zarokosta), evini bulmak için yollara düşer. Yanında torunu Elpida (Romy Vasiliadis) vardır. Evi artık bir Türk genci Yaşar´a (Fatih Al) aittir. Agapi evi satın almak ister fakat Yaşar satmamakta kararlıdır. Yaşlı kadın inat, genç adam inat, evi paylaşamazlar. Birbirine yabancı bu üç kişi aynı evde yaşamaya başlarlar. 

Filmle ilgili açıklamalarda bu gencin Türk genci olduğu belirtilmekle birlikte, ben filmi seyrederken tek başına yaşayıp işçi olarak çalışan bir gencin Kürt olduğu gibi bir izlenim edinmiştim. Aslında öyle olmayıp da, benim düşündüğüm gibi olsaydı, gönüllü ya da zorunlu bir iç göçle Karaburun‘a gelmiş bu Kürt genci ile zorunlu olarak dış göçle Yunanistan‘a gitmiş Rum bir kadının aynı evi paylaşmak konusunda karşı karşıya gelip mücadele etmesi, Ulaş Güneş Kaçargil tarafından yazılmış senaryoyu daha ilginç, daha çekici ve anlamlı bir hale getirirdi diye düşünüyorum.

Görüldüğü gibi yaşlı Agapi geride bıraktığı topraklara torunu genç Elpida ile geri gelmekte ve bıraktığı evi anılarına, geçmişine sahip çıkmak amacıyla yeni sahibinden satın almayı istemekte; böylelikle, turizm literatürdekindeki deyimiyle bir “soyağacı turizmi“nin öznesi olmaktadır. Bu durumda da ortaya, gidenlerin meşru ya da gayrimeşru bir biçimde bıraktığı mallar ile bu malları satın alma, yağmalama ya da gayrimeşru yollarla edinenler arasındaki gergin ilişki, mahkeme, dava ve tazminat gibi insanları; hatta halkları birbirine düşüren yeni sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Şimdi düşünün bir, İzmir‘i 1923 sonrasında terk ettiğinde elindeki taşınır ya da taşınmaz malları buradaki güvenilir arkadaş, dost ya da ortaklarına emanet eden halı tüccarı İspartalızade Hacı Ohannes, tefeci İsteratani Petro Kokiz ve kuyumcu Bersahoğlu Kirkor benzeri zengin ailelelere ait varislerin, o malları bir şekilde edinerek zenginleşen Şerif Remzi Reyent benzeri türedi zenginlerin varislerinden, bıraktıkları mal ve mülkleri geri istediklerini, bunu sağlamak için mahkemelere gidip davalar açtıklarını… Ortalık ne kadar da şenlenir, ne kadar eğlenceli bir hale gelirdi? O dönemlerde yağma, yıkma ve yakma ile zenginleşenlerin varislerini nasıl bir korku, nasıl bir telaş sarardı? Sanırım böylesi bir soruna bu ülkedeki ve kentteki ulusalcılardan çok, o dönemlerde sebepsiz ve hadsiz hesapsız bir şekilde zenginleşen ailelerin varisleri karşı çıkar, hemen siyasetin demagoglarını ya da loncaları harekete geçirirlerdi.

Aslında ayrı bir tür turizm faaliyeti olarak kabul edilse ya da kültür turizmi adı altında yürütülse bile, dünyadaki birçok ülke, şehir ve bölge için yararlı olabilecek “soyağacı turizmi” ile ilgili temel kararları alırken, turizmle ilgili tüm tarafların bir araya getirilmesi ve ele alınıp tartışılacak turizm türünün İzmir ya da Konak ilçesi koşullarında uygulandığı takdirde uygulamanın güçlü ve zayıf yönleriyle tehdit ve fırsat oluşturan yanlarının net bir şekilde ortaya konulması; yani, iyi bir SWOT Analizi yapılarak güçlü yanların nasıl fırsata dönüştürüleceği ya da tehditlerin hangi yöntemlerle nasıl karşılanacağı gibi konuların tartışılması ve bu şekilde ortaya çıkacak düşünceler çerçevesinde özel bir turizm politikası ve stratejisinin belirlenmesi gerekir. O nedenle de, İzmir’deki resmi, özel ve sivil turizm otoritelerini; başta İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘yle UNESCO İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanlığı‘nı, ulaşım, konaklama, yeme-içme, eğlence, rehberlik ve turizm sektörleriyle ilgili meslek odalarını, dernek ve vakıfları, onların temsilcilerini çağırıp onları işe katmadan; üstelik bu işten anlamayan insanlarla verilen kararların ve yapılan işlerin “yapılabilir“, “sürdürülebilir” ve “verimli-etkili” olmayacağını zaman ortaya koyacaktır.

Zira geçtiğimiz günlerde Balkan Savaşları tarihi ile ilgili okumalarım sırasında Hırvat tarihçi İgor Despot‘un Mete Tunçay tarafından çevrilip 2020 yılında Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından yayınlanan “Savaşan Tarafların Gözüyle Balkan Savaşları, Algılar ve Yorumlar” kitabının 222. sayfasındaki (137) nolu dipnotunda “Son birkaç yıldır Sofya’daki Devlet Arşivlerine gidenler, orada iki grup ziyaretçi görebilmektedirler: Ege Makedonyası’nda toprak sahipliği belgeleri arayanlar ve aynı şeyi Türk Trakyası (Doğu Trakya) için yapanlar. BU insanlar o devletlerden tazminat almak, hatta mülkiyetlerini tanıtmak umudundadırlar. Bulgaristan bir AB üyesi olduğu, Türkiye de olmak istediği için, başarılı olabilecekleri umudu bile vardır.” diyerek ülkemizi savaşlarla ya da zorunlu mübadelelerle terk edenlerin olası hak arayışları konusunda uyardığını hatırlıyorum.

Evet bir Hırvat tarihçinin görüp yazdığı bir gerçeği, acaba Konak Belediyesi‘nin turizmden anlamayan, bu konuda bilgisiz, deneyimsiz ve tecrübesiz olan meclis ve komisyon üyeleri neden görmez ya da görmemezlikten gelir acaba?

……………………………………………………………………………………………………

⁽¹⁾ Santos, C.A., Yan, G. (2010), “Genealogical Tourism – A Phenomenological Examination“, Jopurnal of Travel Research, February 2010, s.56-67

⁽²⁾ Prinke, R.T. (2010) “Genealogical tourism – An overlooked niche“, Rodziny, Spring 2010, s.16-23

Yararlanılabilecek diğer yayınlar

+ Robert Lanquar, Turizm-Seyahat Sosyolojisi, İletişim Yayınları, İstanbul, 1985.

+ Winfried Löschburg, Seyahatin Kültür Tarihi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1998.

“Müslüman mahallesinde salyangoz satmak”…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazıma başlık olarak seçtiğim “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” deyişinin anlamını bir Ekşi Sözlük yazarı, “kötü pazarlama planlaması sonucunda yanlış pazar seçimi” olarak açıklıyor. Bulabildiğim diğer İnternet kaynaklarında da bu deyişin aynı anlama gelebilecek “Hıristiyan mahallesinde şıra satmak” ya da “körler mahallesinde ayna satmak” şeklinde değişik biçimlerine rastlıyoruz.

Bu deyişlerde yer alan “Müslüman“, “Hıristiyan” ya da “kör” sözcükleri aslında bazı inanç sahiplerini ya da dezavantajlı grupları ötekileştirip ayrıştıran bir özelliğe sahip olmakla birlikte; gerçek yaşamda var olan, o nedenle de etik anlamda uygun görülmemekle birlikte, öncelikle bu deyişlerle anlatılmak istenen toplumsal olguların dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.

Toplumsal yaşamdaki gerçekliklerden süzülüp gelen bu deyişlerin bugünkü toplumsal koşullarda çağrışımlarla oluşan diğer bir anlamı ise, hepimizin bildiği gibi “yanlış yerde yanlış iş yapmak” anlamına geliyor.

Bu bağlamda bugünkü yazımda, “yanlış yerde yanlış iş yapanKonak Belediyesi‘ni ve bu belediyenin yoğunlukla Afrikalılarla Suriyelilerin yaşadığı Basmane, Akıncılar Mahallesi 1298 sokakta, o binanın eskiden silâhhane olduğu iddiasıyla restore ettikten sonra Konak Sanathane Gösteri Sanatları Merkezi ismini verdikleri mekânın açılışını, o çevrede yaşayıp çoğunluğunu Afrikalı ve Suriyeli mülteci, göçmen ve sığınmacıların oluşturduğu yoksul mahalle halkı yerine şehrin lüks ve mutena semtlerinde yaşayan zengin, varlıklı ve mevki sahibi kişileriyle siyasetçi, bürokrat, akademisyen ve gazetecilerinin davetli olduğu içkili bir kokteyl ve film gösterisi şeklinde yapmış olmasını ele alıp tartışmak istiyorum.

Bu açılışla ilgili Konak Belediyesi haber bülteni ve bu bülten üzerinden türetilen yerel basın haberlerine baktığımızda;

Konak Belediyesi‘nin 200 yıllık eski bir silâhhane binası ile bahçesini restore edip Sanathane Gösteri Sanatları Merkezi adıyla hizmete açtığını, açılışı yapılan bu binada belediyenin Kent Tarihi Birimi‘nin de yer alacağını, söz konusu merkezin açılışına ev sahibi Konak Belediye Başkanı Abdül Batur’un yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve eşi İzmir Köy-Koop Birlik Başkanı Neptün Soyer‘in, CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel‘in ve il yöneticilerinin, siyasi parti ilçe başkanlarının, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü Murat Karaçanta‘nın, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi‘nin, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Zekeriya Mutlu‘nun, Konak Belediyesi meclis üyeleriyle Yunanistan İzmir Başkonsolosu Despoina Balkiza‘nın, basın temsilcileriyle gazeteci, akademisyen, oyuncu ve yönetmenlerin, birlik, oda ve dernek başkanlarının, sivil toplum ve demokratik kitle örgütleri temsilcileriyle sanatseverlerin katıldığını, kısa film gösterimiyle başlayan açılış töreninin sunumunun Mülkiyeliler Birliği Derneği İzmir Şubesi Başkanı ve tiyatro sanatçısı Nazlı Kayı tarafından gerçekleştirildiğini öğreniyoruz.

Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un yaptığı açış konuşmasında, tarihi bir binayı daha kente kazandırmaktan onur duyduklarını, yerel yönetim olarak koruma ve işlevlendirme bilinciyle çalışmalarını yürüttüklerini, ‘Birlikte Konak’ diyerek çıktıkları yolda Basmane’yi, özellikle de bu bölgeyi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer önderliğinde, hemşehrileriyle birlikte yaşatma kararı aldıklarını, 1800’lü yıllarda konut olarak inşa edilen, yakın geçmişte silah imalâthanesi olarak kullanıldığı için bölge halkı tarafından Silâhhane olarak adlandırılan iki katlı tarihi binayı, belediyenin çabaları sonucu kültür ve sanat merkezi olarak kente kazandırdıklarını, Silâhhane isminin hiç hoş çağrışım yapan bir isim olmadığını, o nedenle bu mekânı Silâhhaneden Sanathane‘ye dönüştürdüklerini, Sanathane’nin bir dönemin unutulmaz etkinliği açık hava sinemalarının nostaljisini yaşatacağını, Sanathane’nin bir dönemin unutulmaz etkinliği açık hava sinemalarının nostaljisini yaşatacak şekilde tasarlandığını ve buranın bundan böyle kentin yeni buluşma mekânlarından biri olacağını belirtmiş.

Şimdi gelelim bu “creme de la creme“, Türkçesi ile “kaymağın kaymağı” katılımcılarla yapılan açılış törenine ve bu törene konu olan mekânın özelliklerine….

18. yüzyılda mı yoksa 19. yüzyılda mı yapılmış?

1. Binanın girişine asılmış tabelada 1900’lü yılların başında, Konak Belediye Başkanı Abdül Batur‘un açış konuşmasıyla basına servis edilen bültende 1800’lü yılların başında yapıldığı söylenen bu bina, belgesi ile kanıtlanmış bir silâhhane; yani silahların depolandığı bir yer değil. Çoğu kez tarihi mekânların restore edilip işlevlendirilmesi sırasında bu tür öykülendirmeler yapılsa bile, bunun böylesi bir askeri yapıda tarihi gerçeklere ve bu gerçekleri kanıtlayan belgelere dayandırılması hepimizin beklediği bilimsel bir koşuldur. Bu koşul yerine getirilmediği takdirde sayın Osman Kocaoğulları gibi, daha önce o bölgede yaşamış eski Basmaneliler’in tanıklıklarına itibar etmemiz gerekiyor.

İş makinası ile yapılan kazı…

2. Bildiğim kadarıyla, söz konusu yapının bahçesini bir açık hava sinemasının eğimine kavuşturmak amacıyla Konak Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu‘nca (KUDEB) izin verilen kazının, toprak altındaki tarihi ve arkeolojik değerlere hasar verecek şekilde iş makinası ile yapılması nedeniyle, bu durum çevrede yaşayanlar tarafından fotoğraflanmış ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından da İzmir 1 Numaralı Anıtlar Bölge Kurulu‘na bildirilmiş durumda.

3. Söz konusu binada ve bahçesinde eski bir açık hava sinemasını hayal edip tasarlamak kendi içinde güzel, nostaljik ve övülecek bir iş olmakla birlikte; bölgenin içinde bulunduğu durum, o bölgede yaşayan insanların kültürleri, gelenekleri, tutum ve alışkanlıkları dikkate alınmadan, o bölgede yaşayanların görüş, düşünce ve önerileri alınmadan; asıl önemlisi onların aktif katılımı sağlanmadan, tasarım ve uygulamayı onlarla birlikte yapmadan, sanki Basmane eskilerin Basmanesiymiş gibi hesapsız kitapsız bir işe girişmek, o bölgede yaşayan ya da çalışanların beğeni ve tercihleri dışında sinema tarihinin kült filmlerinden medet umup ortalıkta Şarlo taklitleri dolaştırarak, üstenci bir anlayışla “bakın ben sizleri de düşünüp ne yaptım, gelin bununla oynayın” dercesine yapılmış yanlış bir iştir. Daha doğrusu, kendi hemşehrisini dikkate almadan, onun katılımını sağlamadan o eski köhnemiş belediyecilik anlayışıyla kotarılmış kötü bir iştir. O nedenle, bu işin anlatıldığı şekilde sürdürülmesi de mümkün değildir.

Tabii ki, bu iş bu kafayla yapılmaya devam edilirse, pek de uzak olmayan bir gelecekteki hazin sonunu hep birlikte izlemek bizlere sevinç değil, acı verecektir.

4. Aşağıdaki Facebook paylaşımı, İzmir sivil toplum camiasında neredeyse herkesin tanıdığı, Selluka çiçeğinin annesi diyebileceğimiz, yetiştirdiği Selluka çiçeklerinin tohumlarını ya da yaptırdığı Selluka kolonyalarını ben dahil herkese armağan eden, Selluka çiçeğinin eskiden olduğu gibi evlerimizin bahçe ya da duvarlarını sarması için büyük çaba gösteren, Selluka Kültür Sanat Derneği olarak İzmir Valiliği ile birlikte Selluka Plaketi ve Belgesi uygulamasını başlatan ve Atölye Su‘nun sahibi Pelin Uğur‘a ait.

Evet, Pelin Uğur her zaman olduğu gibi derin anlayış, tahammül ve nezâketini koruyarak o akşam yaşadıklarının kendisinde yarattığı hayal kırıklığını bizlerle paylaşıyor. Hele ki Sanathane denilen yapının yer aldığı Akıncı Mahallesi‘nin komşusu Hurşidiye Mahallesi‘nin muhtarı Enis İpek ile birlikte yaşadığı “yassah hemşerim” muamelesini bütün zerâfetiyle anlatarak bu durumun çirkinliğini ortaya koyuyor. Bu kentte bilinen ve tanınan bir sivil toplum örgütü başkanı ve sanatçı ile aynı bölgedeki bir mahalle muhtarının yaşadığı zorbalığı bize anlatıyor. Anlaşılan o ki, kendisi ve Hurşidiye Mahallesi Muhtarı Enis İpek, içerde sunulan içkili kokteyl eşliğinde kentin “creme de la creme” tabakasının (gerçi film ve fotoğraflara baktığımızda, katılanların çoğunun “creme” tadında değil de, düştüğü her yere yapışan “gelée” kıvamında olduğunu görsek de) ağırlandığı bir açılış törenine uygun görülmemişler, ellerinde davetiye olmadığı gerekçesiyle içeri alınmamışlar.

Bu durum, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun muhtarlarla yaptığı toplantılarda demokrasinin bel kemiği ilan ettiği bir mahalle muhtarının, içerideki CHP il ve ilçe yöneticileri rağmen alınmayışı yereldeki CHP örgütlerinin, belediye başkanlarının ve partililerin demokrasiden ne olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Tabii ki bu durum, işin sosyal medyaya yansıyan ve o nedenle bizim bildiğimiz yanı. Bunun dışında muhtemelen karşılaştığı ret muamelesini sosyal medyaya yansıtmayan, o nedenle yaşadıkları bu tatsız muameleden haberimizin olmadığı başkaları da olabilir.

Yassah hemşerim

Yapılanın ne ölçüde çirkin, açıklanamaz kötü bir davranış olduğunu görüp anlayabiliyor musunuz? Kim, kimi kimin malına hangi gerekçeyle almama aymazlığını gösteriyor?

5. Son olarak Mülkiyeliler Birliği‘nin değişik şubelerinde değişik kademelerde görev yapmış 46 yıllık bir Mülkiyeli ve İstanbul Mülkiyeliler Vakfı‘nın kurucu üyesi olarak Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi Başkanı Nazlı Kayı‘nın, üstlendiği görevin onursal önemi, ağırlığı ve ciddiyeti itibariyle bu gösterinin sunuculuk hizmetini yapmış olmasını yadırgıyorum. Sevgili arkadaşımız Nazlı Kayı‘nın kendisi özgün bir tiyatro sanatçısı olmakla birlikte; bu etkinliğe bir “sunucu” olarak değil de, Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi Başkanı olarak davet edilerek İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi gibi protokola ait ön sıralara oturmasını ve bizleri orada layıkıyla temsil etmesini beklerdim.

Sonuç olarak bu işin bu mekânda başarıyla yürüyüp yürümeyeceğini, belediyenin önümüzdeki zaman içindeki performansı gösterecek… Konak Belediyesi‘nin yanlış yerde yanlış hedef kitle seçimi ile yaptığı bu yanlış işin uygulaması, Kent Tarihi Birimi görevlisi Teodora Hacudi ile danışman olarak istihdam edildiği anlaşılan Nesim Bencoya‘ya teslim edilmiş olsa da; “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” ya da “Hıristiyan mahallesinde üzüm şerbeti satmak” veya “körler mahallesinde ayna satmak” olarak da adlandırılabilecek bu işin gelecekteki başarısını o bölgeye yaşayan hemşehrilerin; yani iç ya da dış göçle gelip bu bölgeye yerleşen ve büyük bir yoksullukla orada tutunmaya çalışan insanlar; yani oranın halkı belirleyecek….

Tabii ki, bu arada başka bir “salyangoz” temsilcisinin, başka bir soylulaştırma çabasıyla Basmane‘deki Pazaryeri Mahallesi‘nden bir Cittaslow Metropol yaratmak hayalini de unutmamak koşuluyla… O nedenle, her ikisine de şimdiden “haydi hayırlısı” diyelim…

Biz yazının sonu niyetine “hayırlısı olsun” diyerek sözümüzü bağlamış olsak da, bu yazıyı yazdığımız 7 Ağustos 2022, Pazar günü, sevgili dostumuz Orhan Beşikçi‘nin verdiği bilgiye göre Konak Belediyesi tarafından açılışı yapılan “Sanathane” isimli binanın hemen yakınında, Kadın Müzesi‘nin karşısında ve Belediye Başkanı Abdül Batur tarafından makam binası olarak kullanılması nedeniyle halkın kullanımına kapatılan Nebahat Tabak Basmane Semt Merkezi‘nin hemen yanında konut olarak tasarlanmış tek katlı tarihi İzmir evi, 7 Ağustos 2022, Pazar günü sevgisizlik ve ilgisizlik nedeniyle yanarak büyük ölçüde tahrip olmuştur.

Şayet bu yangın daha büyük ve güçlü olmuş olsaydı, yanan evin çevresinde Konak Belediyesi‘nce daha önceden restore edilmiş olan 3 ayrı binanın yanması da gündeme geleceği için, mevcut olanı restore edip kullanmanın dışında bu tür tarihi, kültürel değerlerin yangın, deprem, sel ve benzeri yıkımlardan nasıl korunacağı konusunun da gündeme getirilip, gerekli önlemlerin zamanında alınması gerektiğini ilgililere hatırlatmak isteriz.

Nasıl bir belediye yönetimi?

Ali Rıza Avcan

30 Mart 2014 tarihli yerel seçimlerin üzerinden tamı tamamına 4 yıl, 6 ay, 25 gün geçti. Şayet olağanüstü bir gelişme olmazsa, bugünden başlayarak 5 ay 6 gün sonra; yani, 31 Mart 2019 tarihinde yeni bir seçim yapılarak belediyelerin yeni başkanları ve meclis üyeleri belirlenecek.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu gibi, yaklaşan seçimlerde aday olmayacağını duyuran belediye başkanları ise, bugüne kadar yaptıklarını ve oluşturdukları kadroları korumak adına ya kendi yerine geçmesini arzuladığı belediye başkan adaylarını tümüyle anti demokratik bir yöntem olan “kefillik” anlayışı çevresinde kabul ettirmeye çalışıyor ya da kendilerini destekleyen sınıf ve kesimleri bu kısa süre içinde memnun etmek amacıyla bugüne kadar vermedikleri ya da veremedikleri ruhsatları vermeye, kolaylıklar sunmaya; kısacası, taraftarlarını memnun etmeye devam ediyorlar.

Bu anlamda, içinde bulunduğumuz dönem tam anlamıyla Amerikalılar’ın yakıştırmasıyla bir “topal ördek” dönemi… (1)

19102018_10380_0_1_ff32d586b4502133e5b5

Bugüne kadar defalarca Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale gibi kentin tarihi merkezini kurtaracağını iddia edip -ne hikmetse- kurtaramayan ya da kurtarmayan belediye başkanlarıyla İzmir Ticaret Odası ve Ege Bölgesi Sanayi Odası gibi meslek odası başkanlarının, kent simsarlarının ve holding ya da şirket sahiplerinin belediye merdivenlerinde sergiledikleri o gözler yaşartıcı “birlik beraberlik” tablosu, milletin namusu ile uğraşmayı seven Mehmet Cengiz’e Mavişehir’de verilen yeni ruhsatlar ya da Folkart’ın Alsancak’taki yeni gökdelen yatırımları ile TARKEM’in Kemeraltı’nda başlattığı yeni hamleler hep bu “topal ördek” olma hallerinin ilgiyle izlenen son örnekleri…

Çünkü, yaklaşan seçimler öncesinde tekrar aday olmayacaklarını açıklayan ya da yeniden belediye başkanı olamayacağı bilinen “kefalet altındaki” belediye başkanların bu tür soygun ve talanları yapabilmesi için iklim her zaman olduğu gibi son derece uygun ve verimli…

Bunun en önemli nedeni de, bu konu ile ilgili kamuoyunun ve sosyal medya figürlerinin gitmek üzere olan belediye başkanlarının şu an neler yaptıklarından daha çok; o makamlara kimlerin geleceği ile ilgili popüler bir merak, dedikodu ve haberlerin peşine düşmüş olması.

Şimdi herkes, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile diğer ilçe belediye başkanlıklarına kimin aday olacağı ya da aday olanlardan kimlerin seçilebileceği ile ilgili… Bu konuda adeta tansiyonu her geçen gün artan bir seçim toto oynanıyor ve herkes “güvenilir bir kaynaktan aldığı bilgilere göre” kimlerin aday olacağını söyleyerek oyunun içinde yer aldığını ya da haberdar olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. 

Oysa kimse, aday olacakların ismi, kişisel özellikleri, bugüne kadar yapıp eyledikleri, kurumsal ve kişisel bağlantılarıyla kim ya da kimler tarafından desteklendiği gibi konular dışında o görevlere seçildikleri takdirde ne yapmak istedikleri, hangi toplumsal / kentsel sorunlara öncelik verecekleri, vaat ettiklerinin toplumsal bir geçerlilik ve yapılabilirliğe sahip olup olmadığı, öne sürdükleri projeleri kimlerle, hangi sürede, ne şekilde ve nasıl bir ekiple gerçekleştirilecekleri, şikayetçi olduğumuz mevcut belediye yönetimlerden ne farklarının olacağı, seçilecek kişilerin iyi bir yönetici olup olmadıkları gibi birincil dereceden önemli konuları düşünmüyor ve bunlarla ilgili soruları aday olanlara ya da olmak isteyenlere sormak istemiyor.

Hatta böylesi bir ortamda karşımıza öylesine ilginç adaylar çıkıyor ki; önce alel acele adaylıklarını açıklayıp, seçildikleri takdirde yapıp eyleyeceklerini ortaya koyan projelerinin daha sonra açıklanacağını büyük bir kolay ve saflıkla söyleme cesaretini bile gösteriyorlar.

Kuşa Bak

Kısacası asıl konuşulup tartışılması gereken “nasıl bir belediye yönetimi” sorusu yerine, “nasıl bir belediye başkanı” ya da “yeni belediye başkanı kim olabilir gibi” ikinci dereceden önemsiz soruların yanıtlarını bulmaya çalışıyorlar.

Yerel yönetimlere yönelik alternatif temel politika ve stratejilerle hedef ve amaçlar dikkate alınmadan sadece adayların isimleri üzerinden sığ bir tartışma ortamının yaratılması; elbette ki, “topal ördek” konumunda olanların karşısına yeni yeni fırsatların çıktığı ve onların da bu fırsatları büyük bir gayretle değerlendirecekleri bilinmelidir.

Çünkü, belki de fırsatçılıktan kaynaklanan bu tür olası soygun ve talanlar nedeniyle kentin başına musallat olabilecek daha yeni ve büyük sorunlar, seçilecek yeni isimler dünyanın en iyi insanı ve yöneticisi bile olsa onların altından kalkamayacakları kadar kötü bir mirasa dönüşebilir. 


(1) “Topal Ördek” – ABD’de 4 yılda bir yapılan başkanlık seçimlerinde, mevcut başkan koltuğu kaybetse bile 6 ay görevde kalır. Devir teslim törenine kadar geçen sürenin sonunda başkanın gitmesi kesindir ama o, hem de temsilciler meclisi ve senato karşı tarafın elindeyken 6 ay süreyle bir ayağının üzerinde durmaya çalışarak görevini yürütür. İşte bu durumda başkana “Topal ördek (Lame Duck)” yakıştırması yapılır.

Nüfusu her geçen gün azalan bir ilçenin belediye başkanı olmak…

Ali Rıza Avcan

Hayal bu ya!

Şimdi kendinizi, İzmir’in tam ortasındaki büyük bir ilçenin belediye başkanı olarak hayal edin…

Bir zamanlar ülkenin en büyük ilçelerinden biri iken, daha sonra iki ayrı parçaya bölünmesi ve hızla nüfus yitirmesi nedeniyle bugün Türkiye’nin en kalabalık ilçeleri sıralamasında 51. sıraya düşmüş bir ilçenin, uzun bir süredir ne yaptığı belli olmayan belediye başkanı olduğunuzu varsayın…

IMG_5885a
Fotoğraf: Sanver Süzek

Kendinizi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun himayesi ve kefilliği altında, onun koluna girerek belediye başkanı olduğunuz Konak ilçesinin belediye başkanı olarak düşünün bir…

Şayet böylesine tepeden inme; daha doğrusu büyükşehir belediye başkanının isteği ve kefilliği ya da destek ve himayesi ile Konak belediye başkanı olursanız; yapacağınız ilk iş ne olurdu, bir düşünün?

Aynen her 23 Nisan günü o koltuklara oturtulan çocuklar gibi, Konak belediye başkanı olduğunuzda ilk iş olarak ne yapacağınızı hayal edip söylemeye çalışın…

Hele ki, belediye başkanı olduğunuz ilçe ve onun mahallelerinin nüfusu aşağıdaki tablodan da görüleceği gibi uzun yıllardan bu yana devamlı nüfus; daha doğrusu “kan kaybediyorsa“… Türkiye ve İzmir nüfusu devamlı artarken Konak ilçe nüfusu hazin bir şekilde git gide azalıyorsa…

Konak İlçesi Nüfusunun Gelişimi (2009-2017)

Bu tablodan da görüleceği gibi, 2009-2017 döneminde Türkiye’nin ve İzmir’in nüfusu devamlı artarken; üstüne üstlük İzmir’in nüfus artış oranı düzenli olarak Türkiye ortalamasından fazla iken Konak ilçesi nüfusunun devamlı azaldığını bilirken… Nüfusla ilgili veriler, 2017 yılında 2009 yılına kıyasen Konak İlçesinde yaşayan her 100 kişiden 12’sinin bu 9 yıllık süre içinde başka yerlere göç ettiğini gösterirken… 

Üstüne üstlük mevcut nüfusun Türkiye ve İzmir nüfusundan daha hızlı bir şekilde devamlı yaşlandığını, yaş grupları arasındaki dengeli dağılımın yaşlı nüfus lehine nasıl değiştiğini, Konak ilçe nüfusunun  % 14’ünün 65 ve üstü yaş grubunda olduğunu gösteren aşağıdaki tabloya benzer tablolar ortaya çıkıp kendini gösterdiğinde…

15-64 yaş grubundaki nüfusun oranı, 2009 yılında Türkiye oranından 3 puan önde iken 2017 yılında 3 puan daha artarak 6 puana, İzmir oranından 1 puan önde  iken 2017 yılında 2 puan daha artarak 3 puana ulaşmışsa… 

Üstüne üstlük, 0-14 yaş grubundaki nüfusun oranı 2009 yılında % 19,01 iken 2017 yılında 8 puan azalma ile % 11,22’ye inmişse…

Kısacası nüfusun kaynağı olan gençlik kurumaya doğru evrilmişse…

Türkiye-İzmir-Konak Yaş Grupları

Ne yaparsınız?

Belediye meclisi üyeleriyle mi tartışır durursunuz, çalışanlarınızı devamlı taciz edip onların bilgi, birikim ve deneyimlerini dikkate almadan ilgisiz yerlere mi sürersiniz; yoksa, Konak ilçesi ile ilgisi olmayan başka il ve ilçelerde, Konak halkından topladığınız vergi ve gelirlerle bağışlar mı yaparsınız?

Yaptığı işi bilen, önemini kavrayan ve geleceği görmeye çalışan yöneticiler, önce oturup bu büyük nüfus erozyonunun nereden kaynaklandığını belirlemeye ve bu önemli sorunu önlemek amacıyla araştırmalar yapmaya, projeler üretmeye çalışırlar. Yönettikleri ilçenin, mahalle ve semtlerin genç, yoğun ve dinamik insanlarla dolmasına, burayı terk etmeyi düşünmeden mutlu, mesut yaşamasına çalışırlar.

Çünkü sahip olunan ve her geçen gün artan nüfus; özellikle de genç nüfus, toplumsal bir güç olarak, canlı ve dinamik yerleşimlerin geleceğini güvence altına alan önemli bir güçtür. 

Ortanca yaşın Türkiye ve İzmir ortalamalarından daha fazla değerlere ulaşması, üretken olmayan yaşlı nüfusun gereğinden fazla büyümesi demografik, toplumsal, ekonomik ve kültürel açıdan olumsuz bir şeydir.

İnsanların nüfus olarak azalması ve elini eteğini üretimden çekerek yaşlanması, kendi içlerine kapanıp küçülmesi o yerleşim yeri için gelecekte yeni tehlikelerin ortaya çıkması demektir.

O nedenle, başarılı olmak isteyen bir belediye başkanının başka kent ve kasabalardan önce kendi kentinin sorunlarının farkına varması, bu sorunların nedenlerini araştırarak çözümler bulması, politika ve stratejiler geliştirmesi; bunun için de kızağa çektiği bilgili, birikimli ve deneyimli bürokratlarından yararlanması, bundan böyle her göreve liyakat sahibi çalışanları getirmesi gerekir. 

70469

Aksi takdirde o ilçedeki ve mahallelerindeki nüfusunun azalması, sokak ve evlerin teker teker boşalması İstanbul’dan gelen inşaat baronlarının ya da bu kentte TARKEM adıyla örgütlenen yeni kent simsarlarının o mahalle ve semtlerdeki soylulaştırma (mutenalaştırma) gayretlerini kolaylaştıran bir niteliğe kavuşur ki; bizce, belediyenin ve belediye başkanının böylesi bir rant sürecini kolaylaştırmak yerine zorlaştırarak engellemesi ve menfaat kokan bu girişimlere karşı çıkması gerekir.

 

Biz Kentliyiz, Biz Buradayız, Burası Bizimdir, Biz Buraya Sahip Çıkıyoruz… (3)

Ali Rıza Avcan

İZMİR’DE YENİ BİR DENEY: “ALSANCAK BÖLGE KURULU”

Kente sahip çıkıp korumanın böylesine zor olduğu ve bu mücadelenin merkezi ve yerel yönetimlerce desteklenmeyip kösteklendiği bir ortamda, tarihi ve doğal çevre ile kente sahip çıkmak çoğu kez hayalcilikle bir tutulmakta, bu uğurda mücadele edenlere uzaydan gelmiş “nostaljik” yaratıklar muamelesi yapılmakta, suya sabuna dokunmadıkları sürece onlara tahammül edilmesi gerektiği kanaatı, toplumsal bir olgu olarak kabul görmektedir.

Cep Telefonları Baz İstasyonları ve Sağlığımız - Münir Kınay & Onursal Özbek & Musa Çeçen & Rahime Ok
Alsancak Bölge Kurulu’nun “Cep Telefonları Bas İstasyonları ve Sağlımız” konulu toplantısı – Prof. Dr. Münir Kınay, Avukat Onursal Özbek, Şehir Plancısı Rahime Ok, Elektrik Mühendisi Musa Çeçen

Bütün bu olumsuz koşulların içinde, barındırdığı nüfus açısından ülkemizin üçüncü büyük kenti; ama sahip olduğu Akdeniz kültürü ile ülkemizdeki birçok ilk’i ortaya koyan, demokrasi geçmişi ve kültürü gelişkin sıcak insanların diyarı İzmir’in göbeğinde, adeta tüm İzmir’in “özet”i olan, İzmir’in bütün sorunlarını bünyesinde barındıran, bir anlamda “küçük ölçekli bir İzmir”; ama aynı zamanda, İzmir’in en “gelişmiş” ve ne yazık ki en “gelişmemiş” bölgesi olan Alsancak’da, kentlilik bilincini ve kültürünü geliştirmek; bu amaçla İzmir kentinin bütününde Alsancak’ın sorunlarını belirleyip bu sorunların çözümünü kolaylaştırmak, Yerel Gündem’21 sürecinin sloganları olan “kentine sahip çıkmak”, “çözümde ortaklık” ve “aktif katılım” ilkelerinin Alsancak ölçeğinde hayat bulması amacıyla bir kısım sivil toplum  kuruluşu ile Alsancak’da oturan, çalışan, Alsancak’ı seven ve kendini Alsancaklı hisseden yurttaşların bu bölgeden sorumlu olan Konak Belediyesi ile bir araya gelerek 2000 yılının Nisan ayında oluşturduğu Alsancak Bölge Kurulu, o tarihten bu yana gerçekleştirdiği etkinliklerle bir bölge düzeyinde kentlilik bilincinin gelişmesi, insanların içinde yaşadıkları sokağa, caddeye, mahalleye, bölgeye sahip çıkmaları için uğraş vermektedir.

Konak Belediye Başkanlığı’nın çeşitli sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile Alsancak’la ilgilenen duyarlı hemşehrilerine yaptığı çağrı üzerine 5 Nisan 2000 tarihinde yapılan ilk toplantıda, Alsancak Bölge Kurulu’nun oluşum nedenleri ortaya konmuş ve bu nedenler çerçevesinde Alsancak Bölge Kurulu’nun Çalışma Yönetmeliğini hazırlamak üzere beş kişilik bir Yürütme Kurulu’nun seçimi yapılmıştır.

Makyaj Kararına Kimse Uymuyor
“Makyaj Kararına Kimse Uymuyor” – Yeni Asır Gazetesi

Alsancak Bölge Danışma Kurulu’nca seçilen beş kişilik Yürütme Kurulu, 6 Nisan-03 Mayıs 2000 sürecinde, Alsancak Bölge Kurulu’nun oluşum nedenini, çalışma kapsamı ve yöntemlerini, organlarını ve bunların görev, yetki ve sorumluluklarını gösteren kısa, basit ve kolay anlaşılır, olası gelişmelere açık, dinamik ve esnek bir metnin hazırlanmasına dikkat etmiş ve hazırladığı Alsancak Bölge Kurulu Çalışma Yönetmeliğini Alsancak Bölge Kurulu’nun onayına sunmuştur.

04 Mayıs 2000 tarihli ikinci Danışma Kurulu toplantısında, Yürütme Kurulu’nun hazırladığı Ortak Bildiri ile Alsancak Bölge Kurulu Çalışma Yönetmeliği görüşülerek oybirliği ile kabul edilmiştir. Alsancak Bölge Danışma Kurulu tarafından kabul edilen Ortak Bildiri ile Çalışma Yönetmeliği ve Konak Belediye Başkanlığı’nın çağrı yazısı, ülkemizdeki benzer uygulamalara örnek olması amacıyla yazımız ekinde bilginize sunulmuştur.

Alsancak Bölge Kurulu, hazırlanıp kabul edilen Çalışma Yönetmeliği uyarınca 2000 yılının Mayıs ayından bu yana oluşturduğu çalışma grupları ve her ay yaptığı Danışma Kurulları ile çalışmalarına devam etmiş;

15 Haziran 2000 tarihinde yaptığı üçüncü toplantıda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce Kordon dolgu alanında yürütülmekte olan çalışmalar hakkında İzmir Büyükşehir Belediyesi Planlama Müdürü Hasan TOPAL’ın Danışma Kurulu katılımcılarını bilgilendirmesi sağlanmış, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılacak Sevinç Pastanesi önündeki Altay Meydanı düzenlemeleri hakkında katılımcıların talepleri belirlenmiş ve Kent ve Estetik Çalışma Grubu ile Ulaşım Çalışma Gruplarının ortaklaşa hazırladıkları Mimar Sinan Mahallesi’ndeki yol ve kaldırım işgalleri ile ilgili pilot projenin tanıtılması  sağlanmış,

27 Temmuz 2000 tarihinde yaptığı dördüncü toplantıda Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkan Yardımcısı Musa ÇEÇEN, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münir KINAY, Şehir Plancısı Rahime OK ve Milliyet Gazetesi Yazarı Avukat Onursal ÖZBEK’in konuşmacı olarak katıldıkları “Cep Telefonu Baz İstasyonları ve Sağlığımız” başlıklı bir toplantı ile katılımcıların bilgilenmesi sağlanmış,

07 Eylül 2000 tarihinde yaptığı beşinci ve son toplantısında ise Alsancak Bölgesinde Konak Belediyesi’nce yürütülen temizlik hizmetleri konusunda Konak Belediyesi Temizlik İşleri Müdür Yardımcısı Mustafa SAKALLI’nın Danışma Kurulu katılımcılarını bilgilendirmesi sağlanmış; ayrıca, Mimar Sinan Mahallesi Muhtarı Gülay PEKCAN ile Alsancak Mahallesi Muhtarı Sevil DOKUZER’in verdiği bilgiler çerçevesinde değerlendirmeler yapılmış, temizlik hizmetlerinin daha iyi bir düzeye kavuşması için öneriler geliştirilmiştir.

Konak Belediyesi’nin çağrısı üzerine çeşitli sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu bir düzlemde biraraya gelen Alsancak Bölge Kurulu’nun gelişip güçlenmesi için yeterli bir sivil toplum örgütlenmesinin ve desteğinin olduğu varsayılabilir. Çünkü, 1998 yılında Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi’nin girişimiyle birçok sivil toplum kuruluşunun ve yurttaşın desteği ile oluşturulan Alsancak Sivil Katılım Platformu, Alsancak Bölge Kurulu’nun oluşturulduğu tarihe kadar, Alsancak Bölgesi’ndeki kentlilik bilincinin gelişimi için, adeta Alsancak Bölge Kurulu’nun alt yapısını hazırlarcasına, birçok etkinlik düzenlemiş, Alsancak Bölge Kurulu’nun ortaya çıkması için gerekli olan ortamı hazırlamıştır. Birçok sivil toplum kuruluşunu ve yurttaşı biraraya getirmesi nedeniyle tüzel kişilik kazanamayan; bu nedenle de dernek, vakıf, meslek odası gibi tüzel kişiliğe sahip birçok örgütten daha fazla katılımcı olan Alsancak Sivil Katılım Platformu’nun çalışmaları bir süre sonra Alsancak’la ilgili birçok örgütün ve etkinliğin ortaya çıkmasına, Konak Belediyesi’nin bu bölgeye özel bir önem vermesine yol açmıştır.

Alsancak Bölge Kurulu, bugün bu sağlam temellerin üzerine oturmuştur. Bu nedenle de, diğer birçok belediyenin yaptığı gibi yaşadığı kente ve çevreye sahip çıkan örgütlerden yoksun bir ortamda değil; aksine, yaşadığı çevreye ve kente inatla sahip çıkan resmi ya da gayri resmi birçok oluşumun “çatı”sı olarak, altyapısı tamamlanmış bir ortamda filizlenen bir sivil örgütü olarak kurumsallaşmaya, kalıcılaşmaya aday bir yapıya sahiptir.

Ayrıca, Alsancak Bölge Kurulu diğer birçok benzerinden farklı olarak ömrünü, bir belediye başkanının ya da meclisinin ömrü ile değil çoğulcu ve katılımcı demokrasi mücadelesinin sonsuzluğu ile sınırlamış, başarı ya da başarısızlıklarını resmi bir kuruluşun ömrüne endekslememiştir.

Resim1

Alsancak Bölge Kurulu’na katılmak için Alsancak’ta oturma ya da çalışma koşulu aranmamıştır. Hatta, benzerlerinden farklı olarak bunun belgelenmesi dahi istenmemiştir. Alsancak Bölge Kurulu’na katılmanın tek koşulu, aktif katılım konusunda gönüllü olmaktır. Aktif katılım konusunda gönüllü olacağını ortaya koyan herkes; Alsancak’ta oturanlar, çalışanlar, Alsancak’ı seven ve kendini Alsancaklı hissedenler her zaman Alsancak Bölge Kurulu’nun katılımcısı olabilirler, çalışmalarına katılabilirler, yönetiminde söz sahibi olabilirler.

Alsancak Bölge Kurulu’nun çalışmalarına yardımcı olan, onun çalışmalarını kolaylaştıran Konak Belediyesi ve Belediye Başkanı Erdal İZGİ, benzerlerinden farklı olarak Bölge Kurulu’nun başkanı filan değil sade bir katılımcısıdır. Gönüllü aktif katılımını ortaya koyan diğer katılımcılarla aynı haklara sahiptir. Danışma Kurulu toplantılarını yönetmez; sadece bir katılımcı olarak izler ve diğer katılımcıların sahip olduğu hakları kullanır. Tüm etkinliklerde yer alır, dilek, şikayet, öneri ve talepleri dinleyerek onları yanıtlar, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi ile Konak Belediye Meclisi’ne iletir ya da yerine getirir. Alsancak Bölge Kurulu’nun çalışmalarını kolaylaştırmak amacıyla tüm önlemleri alır, Alsancak Bölge Kurulu’nun çalışmalarını aktif bir şekilde destekler.  

Bu anlamda, Alsancak Bölge Kurulu gerek Konak Belediyesi’nden gerekse diğer belediyelerden ve resmi kuruluşlardan ayrı bir kimliğe, kurumsal bir özerkliğe sahiptir. Alsancak Bölge Kurulu hiçbir resmi ya da siyasal kuruluşun güdümünde değil; kendi belirlediği amaç ve yöntemlerle çalışan bağımsız bir yapıya sahip gerçek bir sivil toplum örgütüdür.

Yaptığı her toplantıda katılımcıların görüş, düşünce ve önerilerini ifade etmelerini isteyen; ayrıca bunları düzenlediği anketlerle öğrenmeye çalışan, bu görüş, düşünce ve önerileri oluşturduğu çalışma grupları ile projelendirmeye, oluşturduğu bu projelerin ise ilgili kamu yönetici ve yönetimlerinin uygulaması, hayata geçirmesi için çaba gösteren Alsancak Bölge Kurulu, kurulduğu günden bu yana bu bölgede oturanların, çalışanların, Alsancak’ı seven ve kendini Alsancaklı hissedenlerin yaşadıkları çevreye sahip çıkmalarını sağlayacak kentlilik bilincinin gelişmesi, “isteyen, bekleyen ve sızlanan yurttaş” tipi yerine “taşın altına ben de elimi sokarım” diyen aktif katılımcı yurttaş tipinin oluşması; böylelikle Alsancak’taki yaşam kalitesinin yükselmesi için çaba göstermektedir. 

Alsancak Bölge Kurulu Yönetmeliği 002

Bir avuç bilinçli yurttaşın ve iyi niyetli kamu yöneticisinin çabaları ile başlatılan böylesi çağdaş uygulamaların yurdun her köşesinde hayata geçirilecek yeni uygulamalarla zenginleştirilmesi, böylesi her deneyimden alınan derslerle ülkemizdeki sivil yaşamın ve mücadelesinin güçlenmesi ülkemizdeki çoğulcu ve katılımcı demokrasinin daha da güçlenmesini, yaygınlaşmasını ve kalıcılaşmasını sağlayacaktır.


Yazımızın birinci ve ikinci bölümlerine bakmak için: 

1. Bölüm: https://kentstratejileri.com/2018/03/01/biz-kentliyiz-biz-buradayiz-burasi-bizimdir-biz-buraya-sahip-cikiyoruz-1/

2. Bölüm: https://kentstratejileri.com/2018/03/06/biz-kentliyiz-biz-buradayiz-burasi-bizimdir-biz-buraya-sahip-cikiyoruz-2/