İzmir’in içme suyu nereye gidiyor?

Ali Rıza Avcan

Üç ayrı bölümden oluşan yazı dizisinin ilk iki bölümünde “İzmir’in içme suyu nereden geliyor?” sorusunun cevabını bulup bu cevabın içindeki sorunları ele alarak değerlendirmeye ve çözüm önerileri geliştirmeye çalıştım.

Bu çerçevede uzunca bir süredir İZSU tarafından yerüstü (barajlar, göletler vb.) ve yeraltı su kaynakları (derin su kuyuları) arasında iyi bir kullanım dengesi kurulamadığı için; ayrıca, İzmir‘in en büyük su kaynağı olacağı iddiasıyla yapılan Gördes Barajı‘nın yapım ve işletmesinde DSİ ile İZSU yöneticilerinin teknik, hukuki ve mali yanlışları nedeniyle ortaya çıkan kamu zararı sonucunda bugün oldukça pahalıya mal olan bir içme suyunun darlığını çektiğimizi, yöneticilerin nerede, ne zaman ve hangi koşullarda hangi su kaynağının kullanılacağını belirleyen “iyi yönetim” anlayışına aykırı davranması nedeniyle yeraltındaki su kaynaklarının ruhsatsız ve denetimsiz binlerce su kuyusu ile çevre felaketlerine neden olacak şekilde yağmalandığını ortaya koymaya çalıştım.

Bugünkü son yazımda ise baraj, gölet ve su kuyularından şebekeye verilen “milli servet” niteliğindeki suyun şebeke içindeki olağanüstü boyutlara varan kayıp ve kaçak nedeniyle maliyeti abonelere yüklenen içme suyu ücretinin nasıl yükseldiğini ve İzmir genelinde 30 ilçenin içme suyunu temin etmekle görevli, yetkili ve sorumlu olan İZSU‘nun “suyun adil kullanımı” ilkesine aykırı olarak ilçeler arasında nasıl adaletsiz bir düzen yarattığını ortaya koyup değerlendirmeye çalışacağım.

Konuya girmeden önce İzmir içme suyu şebekesindeki büyük boyutlara ulaşan kayıp-kaçak oranı ile ilgili olarak kaleme aldığım 5 Temmuz 2017 tarihli ilk yazımın “Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (1)“, diğerlerinin de 12 Temmuz 2017 tarihli “Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (2)“, 26 Kasım 2020 tarihli “Her yıl 500-600 milyon lira değerindeki suyu israf etmenin faturası, halka çıkarılmamalıdır…” ve 28 Temmuz 2025 tarihli “İzmir’de içme suyu dağıtımında adalet arayışı” başlıklı yazılar olduğunu, bu konu ile ilgili yazı sayısının bu üç bölümden oluşan son yazıları da dahil ettiğimde 7’ye ulaştığını söyleyebilirim.

Bu yazılardan ilk dördünü 2021 yılı öncesinde yazdığım için 2019 yılına kadarki kayıp-kaçak oranlarını İZSU‘nun web sayfasındaki “2019 Yılı Kayıp Raporu“ndan öğreniyordum. Nitekim ilk dört yazımdaki kayıp-kaçak oranlarıyla ilgili tabloları hem o bölündeki dosyaya hem de İZSU‘nun faaliyet raporlarını inceleyerek hazırlamıştım. Ama son üç yazıyı yazmaya karar verdiğimde hala 2019 yılı raporunun orada olduğunu, 2020 ve izleyen yıllara ait raporların yayınlanmadığını görmüştüm.

Nerede, ne zaman, ne şekilde ortaya çıkacağı bilinmeyen su kaçakları….

Bunun üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın elindeki 2020, 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait raporları CİMER kanalıyla söz konusu bakanlıktan istedim. 19 Kasım 2025 tarihli talebim 3 Aralık 2025 tarihinde İZSU tarafından cevaplanarak 2020 yılı hariç olmak üzere 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait raporlar İZSU‘nun web sayfasına konuldu (1) Böylelikle 2019 yılından bu yana kamuoyuna açıklanmayan raporların bir kısmı -bir nebze de olsa- benim bilgi talebim sayesinde 2025 yılında yayınlanmış oldu; ama, yine de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Açık Veri Portalı‘ndaki “Su Kayıpları Yıllık Raporları” bölümünde sadece 2019 yılına ait raporun yer aldığını söyleyebilirim. (2)

Bunun üzerine 1998-2019 dönemindeki kayıp-kaçak oranları ile ilgili yazılarıma ek olarak işin içine 2020-2024 dönemi raporlarını da dahil ederek İzmir‘deki içme suyunun şebeke içindeki 27 yıllık kayıp-kaçak hikayesini kaleme almaya başladım.

Aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere İZSU, 6360 sayılı yasa uyarınca İzmir‘in tüm ilçelerinin İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırlarına dahil edilmesi öncesinde kent merkezinde “metropol” olarak tanımlanan 11 ilçeye içme suyu hizmeti verdiği 1998 yılı itibariyle %61,58 gibi oldukça yüksek bir kayıp-kaçak oranını, 2012 yılı itibariyle %34,51 oranına indirmekle birlikte o yıldan sonra kayıp-kaçak ortalaması diğer 19 ilçeye göre daha düşük olan metropol verilerini kamuoyunu yanıltmak amacıyla kullanmış; ancak, 2017 yılından sonra İzmir‘e bağlı 30 ilçenin kayıp-kaçak oranlarını hem her bir ilçe ölçeğinde tek tek, hem de tüm ilin ortalaması olarak dile getirmeye başlamıştır. Bu çerçevede ilk kez 2017’de 30 ilçe ortalaması olarak ortaya çıkan %30,48 oranı her yıl bir-iki puan düşüşle birlikte 2024 yılı itibariyle %26,78’e kadar indirilmiştir.

2017-2024 döneminde kayıp-kaçak oranı %3,70 oranındaki bir azalışla (yıl başına %0,47) oranında bir azalma) %30,48’den %26,78’e indirilmekle birlikte; bu iyileşmenin İZSU tarafından bu sorunun çözümü için geliştirilmiş bir master plan, acil eylem planı, yatırım programı, politika ve özel bir stratejinin sonucu olup olmadığı, böylesi bir gelişmeyi sağlamak için özel bir araştırma, analiz ya da çalışma yapılıp yapılmadığı bilinmemektedir.

Ayrıca İZSU‘nun 2010-2029 dönemine ait son 4 stratejik planı ile 2009-2026 dönemine ait 18 ayrı performans programı incelendiğinde, kayıp-kaçak oranının azaltılması ile ilgili faaliyetlerin genellikle yeni şebeke hattı döşemesi ya da arıza yapan hatların bakım onarımlarının yapılması kapsamında ele alındığı, bu sorunun çözümü için buna özel bir faaliyet ya da projenin geliştirilmediği, kent merkezindeki içme suyu dağıtım sistemi için master plan hazırlanması işinin bile daha yeni gündeme geldiği, çoğu planın sadece 11 ilçeyi oluşturan metropol için hazırlandığı ve kent merkezi dışında kalan diğer 19 ilçenin 2012 öncesinde çoğu kez İller Bankası eliyle yapılmış, o dönemlerde yeraltına döşenen hatların nereden geçtiğinin bile kesinlikle bilinmediği ve aşağı yukarı %10’unda asbest boruların kullanıldığı, ekonomik ömrünü tamamlamış içme suyu şebekeleri için geliştirilmiş özel bir çalışmanın düşünülmediği görülmektedir.

Oysa dünyadaki birçok şehir kayıp-kaçak dediğimiz gelir getirmeyen su miktarının azaltılması için Dünya Bankası ya da Asya Kalkınma Bankası‘nın fonladığı Water Loss Task Force (IWA), Water Loss Control Committee (AWWA), Programme of Unaccounted for Water Reduction (South East Asian Water Utilities Network) gibi özel projelerle sonuç almaya çalışmaktadır.

Kayıp-kaçak konusundaki ortalama 8 yıllık 2017-2024 döneminde olumlu bir şekilde %3,70 oranında azalmış olmakla birlikte; su şebekesine verilen su miktarı ile gelir getiren su miktarını, su kayıp miktarını ve kişi başına düşen su miktarlarını ilçeler ölçeğinde sayısal ve oransal düzeyde gösteren aşağıdaki iki ayrı tablodan da görüleceği üzere; 2019-2024 döneminde İzmir‘in büyük ve önemli ilçelerinden Bergama, Dikili, Ödemiş ve Seferihisar ile Beydağ, Kınık ve Kiraz gibi nispeten küçük ilçelerdeki kayıp-kaçak oranları bu ortalamanın çok üstünde bir seyir izlemekte ve yıllar içinde bu oranlarda belirgin bir azalış görülmemektedir.

Ancak sisteme giren su miktarı ile gelir getiren su miktarının birbiriyle mukayese edilmesi suretiyle bulunan kayıp-kaçak oranlarının 8 yıllık süre sonunda %26,78 düzeyine inmesi önemli olmakla birlikte; yakın zamanlarda Avrupa ülkelerinin çoğu Uluslararası Su Birliği (IWA, International Water Association) tarafından şebeke büyüklüğü, yoğunluğu, ortalama işletme basıncı ve sayaçların konumu gibi teknik verilerin dikkate alındığı 170 adet performans verisi ile belirlenen Altyapı Sızıntı Endeksi (ILI, İnfrastructure Leakage Index) isimli yeni bir seti kullanmaya başladığından hesaplamaların daha çağdaş, daha gerçekçi ve güvenilir olan bu setteki kriterler üzerinden yapılması yerinde ve doğru bir girişim olacaktır. (3)

Avrupa ülkeleri, hesapları etkileyen diğer parametreler nedeniyle gelir getirmeyen suyun şebekeye giren su ile mukayese edilmesi noktasında yüzde hesaplarından vazgeçmiş görünse de bizdeki büyükşehir belediyelerine bağlı su idarelerine ait kayıp-kaçak oranlarına baktığımızda yıllık kayıp su raporlarını 2014 yılından bu yana web sitesine düzenli olarak koyan İstanbul Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü (İSKİ)‘deki kayıp-kaçak oranının 2014 yılında %24,1 düzeyindeyken 2024’te %18,63’e indiği (4), ASKİ (Ankara Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü), BUSKİ (Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü) ve KOSKİ (Konya Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü gibi diğer kurumlarda yıllık su kayıp-kaçak raporlarının kamuoyu ile paylaşılmadığını, sadece zaman zaman bazı gazete haberlerinde reklam-tanıtım amacıyla tek tük rakamlara yer verildiğini görürüz.

İzmir‘deki içme suyu şebekesinde kaybolan suyun miktarını o yılkı en düşük tarife değeri üzerinden hesapladığımızda karşımıza çıkan minimum maliyet ise aşağıdaki tabloda gösterilmiş olup; su kıtlığının çekildiği yıllarda bu rakamın biz kullanıcılar için paha biçilemez düzeylere yükseldiği söylenebilir:

İZSU‘nun 2026 yılı bütçesinin yuvarlak rakam 45 milyar lira olduğunu ve su sıkıntısı çekilen yıllarda suyun paha biçilmez değerini dikkate aldığımızda her yıl içme suyu tarifesindeki minimum rakamlar üzerinden hesaplayarak bulduğum bu rakamın İZSU‘nun kasasına girmek yerine havaya uçup gittiğini düşünmek içme suyu dağıtımındaki israfın ve kamu zararının ne boyutlara ulaştığını görmek açısından oldukça önemlidir.

Gelelim İZSU tarafından dağıtılan içme suyunun ilçeler arasındaki adaletsiz dağıtımı konusuna…

TÜİK‘in 9 Aralık 2025 tarihinde yayınlanan “Su ve Atıksu İstatistikleri 2024“‘de (5) İzmir‘de belediyelerin su kaynaklarından içme ve kullanma suyu amacıyla çektiği günlük miktarın kişi başına 215 litre olduğu belirtilmekle birlikte; İZSU‘nun 2009-2024 rakamları bu miktarın tüketim boyutunda 10,96 m3/yıl ile 138,18 m3/yıl arasında değiştiğini, aradaki farkın kayıp ve israf boyutunda ne kadar olduğunu göstermektedir.

İZSU‘nun, kent merkezindeki 11 ilçeden oluşan metropol ile diğer 19 ilçeye verdiği gelir getiren su miktarını o yerleşimlerde yaşayan nüfusa bölerek bulanacak kişi başına düşen içme suyu tüketim miktarlarını incelediğimizde metropoldeki nüfusla Çeşme, Foça, Karaburun, Seferihisar, Selçuk ve Urla gibi sahil ilçeleri nüfusunun diğer ilçelere göre çok daha fazla içme suyu tükettiği görülecektir.

Metropol dışında kalan bu ilçelerin büyük bir kısmı yaz aylarında binlerce; hatta milyonlarca yerli ya da yabancı turistin ziyaret edip konakladığı ilçeler olmakla birlikte Kiraz, Kınık ve Beydağ gibi küçük ilçelerde; hatta Torbalı ve Bayındır gibi daha büyük ilçelerdeki nüfusun tükettiği içme suyu miktarının çok çok üstünde olması nedeniyle bu anormal durumun masaya yatırılarak içme suyunun turizmden kazanç temin eden ilçelerle diğer ilçeler arasındaki dağılımının daha adaletli hale getirilmesi için bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle de sahil ilçelerindeki toplumsal yaşamın temel bileşeni olarak öne çıkan otel havuzlarıyla özel havuzlarda, deniz sonrası alınan duşlarda ve geniş çim bahçelerin sulamasında bol bol harcanan içme suyunun üretim maliyetlerine denizden uzaktaki yerleşimlerdeki insanların da eşit düzeyde katıldığını, o harcanan sularda onların da hakkı olduğunu kabul ettiğimizde… Fazla kullanımın önlenmesi amacıyla içme suyu tarifelerinin kademeli olmasının böylesi bir adaletsizliği önlemede yetersiz kaldığını fark ettiğimizde…

Bir “meta” olarak değil, temel bir “insan hakkı” olarak su, taraflardan birinin israf düzeyindeki kullanımı ile hem adaletsiz bir durumun oluşumuna neden olduğu, hem de kıt olma özelliğiyle su sıkıntısının çekildiği dönemlerde diğer taraflar için ulaşılabilir olmaktan çıkacağı için; ayrıca, sahilde olmayan yerleşimler sahildeki turistik ilçelerin elde ettikleri turizm gelirlerden yararlanmadıkları için nimet=külfet dengesinin gözetilmesi suretiyle yaz aylarında yaşadıkları nüfus patlaması nedeniyle diğer ilçelerden çok daha fazla su tüketmelerini dikkate alan özel bir düzenlemenin yapılması gerekmektedir. Bu durum şu sıralarda devletler, iktidarlar arasında yaşanıp tartışmalara neden suyun adil dağıtımına hiç benzemez. Bu kez yaşanan sorun, çıkarları birbirleriyle çatışan devletler, iktidarlar, ezenler ya da ezilenler değil; bir ülkenin, bir kentin turist ağırlayan farklı ilçeleri arasında söz konusu ise…

Herkesin gördüğü an “185 Alo, kayıp-kaçak ihbar hattı”nı arayarak ileteceği su arızaları…

Sonuç olarak;

Bugünkü yazımızda ele alıp incelediğimiz İzmir içme suyu şebekesindeki kayıp-kaçak oranı ile içme suyunun ilçeler arasındaki adaletsiz dağıtımı konusunda şunları söyleyebiliriz:

1. Anlaşılan o ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi, dolasıyla İZSU, AKP iktidarının kayıp-kaçak oranı % 60 ila % 82 arasında değişen Doğu ve Güneydoğu illerindeki su dağıtım faaliyetlerini yenden düzenlemek amacıyla 31 Ağustos 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımladığı “İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” ile gündeme getirdiği büyükşehir ve il belediyelerinin 2028 yılına kadar su kayıplarını en fazla yüzde 25 düzeyine çekmeleri koşulu, kendini demokrasinin beşiği “Avrupa Kenti” olarak ilan eden İzmir‘e yakışmamaktadır. Çünkü bu oran dünyanın gelişmiş ülke ve kentlerinde, örneğin Singapur‘da %4, Danimarka‘da% 6, Hollanda‘da %6, Almanya‘da %7, New York‘ta %7, Japonya‘da %7, İngiltere‘de %19 düzeyindedir ve her yıl da düzenli olarak azalmaktadır.

İzmir‘de ise 2024 itibariyle %26,78 düzeyinde olmakla birlikte Bergama, Dikili, Ödemiş, Seferihisar, Beydağ, Kınık ve Kiraz illerinde %31,82 ile %54,60 arasında değişen yüksek bir oran halen yürürlüktedir.

İZSU ise bu sorunu ayrı bir yatırım ve acil eylem planı içinde çözmek yerine yeni hatların döşenmesi ve eski hatların bakım onarımıyla çözmeye çalışmakta; böylelikle, kayıp-kaçak oranının azaltılmasında radikal ve güçlü bir değişim sağlanamamaktadır.

Bu çerçevede, 2024 yılında İzmir genelinde % 26,78 düzeyinde olan kayıp-kaçak oranının kısa vadede daha güçlü bir şekilde azaltılması için kamuoyuna açıklanacak bir yatırım ve acil eylem planının uygulamaya konulması, bu planlara halkın katılım ve desteğinin sağlanması, uygulamalar hakkında halkın aydınlatılması suretiyle bu büyük değişimin demokratik, katılımcı ve şeffaf olması sağlanmalıdır.

Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU, halkın “185 – Alo kayıp-kaçak ihbar hattı” sayesinde ilettiği arızalara anında ve güçlü bir şekilde müdahale etmeli, bu hattın devamlı meşgul görünmesini engelleyecek kapasite artışları sağlanmalı, kayıp ve kaçakları ilk bildirenlere ödüller verilmeli, kayıp kaçaklara süresinde müdahale etmeyip suyun vatandaşın gözünün önünde akıt gitmesine neden olan görevlileri cezalandırıp bu konuda halkı bilgilendirmelidir.

Su insanlık hakkıdır!

2. Suyun kıt ya da yok olduğu durumlarda insanların ulaşabildiği su miktarı; özellikle de taraflardan biri elindeki gücü kötüye kullanıp değişik gerekçelerle suyu bol kullanırken diğer tarafın daha az su kullanması toplumsal barışı tehlikeye düşüren önemli risklerden biridir.

Çünkü amasız ve fakatsız bir şekilde her insana tanınması gereken su hakkı çerçevesinde suyun eşit ve adil dağıtılması gerekir. Hele hele eşitliği, demokrasiyi, insan haklarını savunan CHP‘nin egemen olduğu belediyelerde… Bu eşitlik bozulup adaletsiz bir durum yaratıldığında ise suyu az kullananın bu duruma itiraz edip herkesin hakkı olan eşit miktardaki suyu talep etmesi en doğal hakkıdır.

İşte bu durumda Anayasanın eşitlik ilkesi uyarınca içme suyunun herkesin dikkate alındığı demokratik bir paylaşım sistemi içinde dağıtılması, eşitsizliğin “parayı veren düdüğü çalsın” anlayışıyla düzenlenen kademeli ücret tarifeleriyle değil, herkesin temel hakkı olan suyun herkese eşit düzeyde verilmesi ile sağlanması mümkün olacaktır. Aksi takdirde, bol su harcayıp yüksek tarifeden yüksek ücretler ödeyerek suya el koyacak kesimler suyu bir hak olmaktan çıkararak kapitalizmin acımasızlığı içinde suyu alınır satılır ticari bir mala, zenginlerin kullandığı lüks bir metaya dönüştürmüş olur. Aynen pet şişelerde, plastik damacanalarda satılan iyi suya parası olanların ulaşıp parası olmayanların ulaşamadığı durumlarda gibi….

Öneriler…

A) İZSU eliyle dağıtımı yapılan içme suyunun şebekede yapılan düzenleme ve müdahaleler sonucunda tüketiciler/aboneler arasında adil olmayan dağılımı konusunda aklımıza gelen ilk çözüm önerisi, turizm ya da başka bir nedenle nüfusu yılın belirli dönemlerinde artan ilçelerin, nüfus artışına neden olan faaliyetlerden elde ettikleri gelirin bir kısmının nüfusu daha az olup üretilen içme suyundan daha az yararlanan ilçeler yararına kullanılması ya da bu ilçelerin belediyelerine merkezi bütçe gelirlerinden verilen payların dönemsel artan nüfuslarının dikkate alınarak arttırılması suretiyle içme suyu, kanalizasyon, atık toplama gibi temel ve öncelikli belediye hizmetlerinde kullanılması sağlanabilir.

B) Bu konuda akla gelen diğer bir öneri ise, yılın 5-6 ayı; hatta, daha uzun sürelerle “yazlık” olarak bellediği kıyı ilçelerinde yaşayanların geldikleri yere ilave olarak nüfuslarını getirtmeksizin yaşadıkları bu yeni yerin nüfusuna “misafir” olarak dahil edilmeleri, sırf Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS)’nin daha iyi çalışması için kişinin nüfus kaydının olduğu yer ile ikamet ettiği yer arasında kurulan bu zorunlu bağın, insanların aynı anda birden fazla yerde ikametgah sahibi olup istedikleri zaman istedikleri yerde yaşayabileceklerini dikkate alan bir özgürlük sistemi içinde kaldırılması olabilir.

Ama bu her iki öneri de, merkezi yönetimin kabul edip uygulaması gereken öneriler olduğu için; ayrıca, merkezi yönetimin kendisinin de şikayetçi olduğu merkezi yönetim gelirlerinin belediyeler arasında paylaşımında nüfusu belirli dönemlerde artan belediyelerin sorunlarına bugüne kadar bir çözüm bile getirmediğini, daha doğrusu getiremediğini dikkate aldığımızda içme suyunun dağıtımıyla görevli genel müdürlüklerin, ilçeler ve aboneler arasındaki bu adaletsizliğin farkında ve bilincinde olarak nüfusu devamlı değişen kıyı kentlerini ayrı bir bölge ya da havza içine alarak öncelikle o bölge ya da havza içindeki su kaynaklarını harekete geçirmesi, gerektiği takdirde bölge ya da havza dışı kaynaklardan yararlanması ve bu şekilde diğerlerine göre çok daha fazla su harcayan abonelere yönelik bilinçlendirme kampanyaları düzenleyerek zorunlu ya da gönüllü kısıtlamalara gitmesi yerinde ve doğru olacaktır.

…………………………………………………………………………………………………..

1) https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/12

(2) https://acikveri.bizizmir.com/dataset/su-kayiplari-yillik-raporlari

(3) Fırat, M., Güleç, A., İçme Suyu Dağıtım Sistemlerinde Su Kayıp ve Kaçaklarının Kontrolü ve Yönetimi, Türkiye Su Enstitüsü (SUEN), Mayıs 2021, s.33.

(4) https://iski.istanbul/kurumsal/stratejik-yonetim/su-kayiplari-yillik-raporlari

(5) https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Su-ve-Atiksu-Istatistikleri-2024-54109

Yararlanılan Kaynaklar

(1) İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliği

(2) İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliği Teknik Usuller Tebliği

(3) İçme Suyu Sistemlerinde Su Kayıplarının Azaltılmasına Yönelik İş Termin Planı Genelgesi

(4) Su Kayıp ve Kaçak İzleme Sistemleri Teknoloji İnceleme Raporu, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Ankara, 2021

(5) Muhammedoğlu, H., Muhammedoğlu, A., İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü El Kitabı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Ankara, 2017.

(6) Toprak, S., Koç, A.C., Bacanlı, Ü.G., Dikbaş, F., Fırat, M., Dizdar, A., “İçme Suyu Dağıtım Sistemlerindeki Kayıplar”, III. Ulusal Su Mühendisliği Sempozyumu 10-14 Eylül 2007, s.601-609.

(7) Çiçek, E., “Kar mı İnsan Hakkı mı, Bir İnsan Hakkı Olarak Su Hakkının Dava Edilebilirliği”, TBB Dergisi, Sayı 80, 2009, s.182-228.

(8) Kartal, F., “Suyun Metalaşması, Suya Erişim Hakkı ve Sosyal Adalet”, TMMOB Su Politikaları Sempozyumu, TODAİE TMH-454, 2009/2, s.65-69.

(9) Coşkun Dilcan, Ç., Çapar, G., Korkmaz, A., İritaş, Ö., Karaaslan, Y., Selek, B., “İçmesuyu Şebekelerinde Görülen Su Kayıplarının Dünyada ve Ülkemizdeki Durumu”, Anahtar Haziran 2018, s.10-18.

(10) Fırat, M., Güleç, A., “İçme Suyu Dağıtım Sistemlerinde Su Kayıp ve Kaçaklarının Kontrolü ve Yönetimi”, Türkiye Su Enstitüsü (SUEN) , Mayıs 2021, İstanbul.

(11) Lee, F. Shih, K., Research Report: Water Losses Report 2025, In Urban Water Systems An International Perspective, The University of Hong Kong Centre for Water Technology and Policy, March 2025

İzmir’in içme suyu nereden geliyor? (2)

Ali Rıza Avcan

2009-2024 döneminde İzmir‘in içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla gerçekleştirilen çalışmalarla bunun sonucunda elde edilen suyun ne şekilde harcandığına ilişkin süreçleri ele alan üç bölümlük yazı dizisinin geçen haftaki ilk bölümünde;

Nüfusu son 16 yıl içinde % 16,44 artış oranıyla 3.868.308’den 4.504.475’e yükselen İzmir‘in artan su ihtiyacının karşılanması amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı‘na bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı İZSU Genel Müdürlüğü‘nün hangi yatırımları yaptığına, bunun sonucunda ne kadar içme suyuna ulaşıldığına ve bu suyu hangi tarihlerde nerelerden ne şekilde temin ettiğine dair verileri, üç ayrı resmi veri kaynağını kullanarak anlatmaya çalışmış ve yer yer birbirinden farklı olan bu verilerin inandırıcı olması için birbirini doğrulayarak geçerli ve güvenilir olması gereğinden söz etmiştik.

İzmir ve Manisa topraklarında ne kadar su çektiği bilinmeyen binlerce kaçak su kuyusu…

Bu haftaki yazımızda ise, İZSU‘nun verdiği bilgiye göre İzmir ve Manisa illerindeki sayısı 1.516’ya ulaşan derin içme suyu kuyusuyla gerçek sayısı bilinmeyen, denetlenmeyen, o nedenle de DSİ ve İZSU tarafından faaliyetine göz yumulan binlerce sulama, kullanma ve sanayi suyu kuyusunun yeraltı su potansiyeli üzerindeki baskısını; ayrıca, DSİ ile İZSU‘nun yapıldıktan üç yıl sonra tabanından su kaçırdığı için kullanılmaz hale gelen Gördes Barajı konusunda İzmirlilerden sakladığı gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışacağız.

Ege uygarlıklarının ortaya çıktığı tarihlerden bu yana İzmir‘i çevreleyen büyük nehirler eşliğinde denize ulaşan verimli Gediz, Bakırçay, Küçük ve Büyük Menderes havzalarında gerçekleştirilen tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin hem nüfusun az olması hem de kadim tarım anlayışının doğanın dengesini gözeten yapısı nedeniyle hiçbir zaman için fazla suya ihtiyaç duyulmamış, sadece zaman zaman bu havzalardaki nehirlerde görülen taşkınların getirdiği alüvyonlar toprağın zenginleşmesini sağlarken insanların ve insan topluluklarının büyük ölçüde zarar görmesini sağlamıştır.

19. yüzyılda Ege topraklarında kapitalizmin gelişmeye başlaması ve bunun doğal bir sonucu olarak daha fazla üretime, daha fazla kazanca, doğanın ve emeğin daha fazla sömürüsüne dayalı tütün, pamuk, üzüm gibi tek ürüne dayalı kapitalist tarım uygulamalarının, geleneksel ürün deseniyle insan-doğa dengesini bozan karakteri nedeniyle su, özellikle de tarımsal sulama suyu özel mülkiyetin eline geçmiş ve bu da Ege‘deki toplumsal eşitsizliklerin gelişip derinleşmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Aynı durumun katlanarak devam ettiği; hatta, giderek daha da içinden çıkılmaz hale geldiği Cumhuriyet Dönemi‘nde de makinalı tarımın gelişmesi, vahşi sulama sistemlerinin uygulanması ve daha fazla suya ihtiyaç duyan mısır, silaj, elma, domates gibi çok su çeken ürünlerin ürün desenine eklenmesiyle bırakın yer üstü su kaynaklarını, onlara göre daha zengin olan yer altı su kaynakları da daha fazla tarımsal üretim için ruhsat alma gereği duyulmaksızın yağmalanmaya, kaçak su kuyuları eliyle yok olmaya, yer altındaki su kaynakları hesapsız kitapsız yok edilmeye başlanmıştır.

Bu bağlamda, her geçen gün gerçek bir sorun haline dönüşen İzmir‘in içme-kullanma-sanayi-sulama suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla DSİ‘nin geliştirdiği 1970 tarihli “İzmir İçme Suyu Projesi Master Planı“, 1981 tarihli “İzmir Su Temini Master Plan Revizyonu”, 1986 tarihli “İzmir Kenti İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Temin ve Dağıtımı Kat’i Projesi”, 1986 tarihli “İzmir Kenti İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Temin ve Dağıtımı Kat’i Proje Revizyonu“, 1997 tarihli “İzmir Su Temini Master Plan Raporu“, 2007 tarihli “İzmir İçme Suyu II. Kademe Projesi Kati Proje Raporu” (1) ve 2012 yılı Yatırım Programı‘nda 1999K050050 proje numarası ile yer alan “İzmir İçme Suyu 2. Merhale Projesi” kapsamında bugün İzmir‘in içme suyunu temin eden Güzelhisar, Balçova, Ürkmez, Tahtalı, Kutlu Aktaş ve Gördes barajları ile bunlara bağlı muhtelif isale hatları ve arıtma tesisleri yapılmıştır. (2)

DSİ‘nin İzmir, Manisa ve Uşak illerinde görevli 2. Bölge Müdürlüğü‘nün son yıllarda güncellenmemiş verilerine göre, İzmir‘in içme suyu barajları dışında kalan sulama-kullanma-sanayi amaçlı su temini amacıyla yapılan toplam 31 baraj ile 42 sulama tesisi halen faal olup; 11 baraj ile 42 adet sulama tesisi de yapım halindedir. (3)

Ancak İzmir‘de tarımsal sulama için bunca baraj ve gölet yapılmasına; hatta Manisa topraklarından su getirilmesine rağmen tarım toprağı olarak nitelenen alanlarda çoğu ruhsatsız ve yer altından ne kadar su çektiği bilinmeyen su kuyusu sayısının binleri bulduğu, PETKİM dışındaki neredeyse tüm sanayi kuruluşlarının yeraltı suyu ile üretim yaptığı bilinmekte ve bu duruma ne bu konuda görevli, yetkili ve sorumlu olan DSİ, ne de DSİ ile işbirliği yapması gereken İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü ses çıkarmayıp görmemezlikten gelmekte; hatta “daha çok kuyu, daha çok kuyu ruhsatı” ısrarıyla yeraltı suyunu talan eden uygulamalara destek vermektedir.

Örneğin 2018 tarihli Gediz Nehir Havzası Yönetim Planı‘nda sadece Gediz Nehri Havzası‘nda 2014 yılı itibariyle toplam 21.472 adet su kuyusu bulunduğu (4) ve bunlardan % 89’unun tarımsal amaçlı, % 8’inin kullanma suyu amaçlı, % 2’sinin de içme suyu amaçlı olduğu belirtilirken, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hazırladığı 2015 tarihli Gediz-Bakırçay Havzası Strateji Belgesi‘nde Menemen‘de 1.374 adet su kuyusu bulunduğu (5) belirtilirken yine aynı belgede 2014 tarihi itibariyle DSİ denetiminde Kemalpaşa‘da 6.730 (6), Menemen‘de de 1.753 adet su kuyusu bulunduğu (7) belirtilmekte, 2019 yılında Küçük Menderes Havzası için Tarım ve Orman Bakanlığı‘nca hazırlanan resmi belgelerde havzadaki sulama ve sanayi amaçlı su kuyuları konusunda rakam bile verilemezken (8) İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2016 yılında hazırlanan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesinde tarımsal amaçlı su kuyularının sayısı için kesin bir rakam verilmeyip 10.000’den fazla olduğu söylenmektedir. (9)

2014 yılı DSİ verilerine göre İzmir’deki su kuyusu sayısı: 1.374

Son yıllarda İZSU‘nun, Gördes Barajı‘nın yer seçiminde DSİ tarafından yapılan hatalar, 250 bin kişiye hizmet etmesi öngörülen 21,5 milyon m3’lük su kapasitesine sahip Çamlı Barajı projesinden çevreyi zehirleyen altın madeni ocaklarının açılıp genişletilmesi nedeniyle vazgeçilmesi, bazı barajların ömrünü doldurmaya başlaması ya da yaz aylarında % 55’lere varan buharlaşma nedeniyle suyun kaybolması, Değirmendere, Çağlayan, Başlamış, Düvertepe ve Bostanlı barajlarının yapımının gecikmesi ya da vaz geçilmiş olması gibi gerekçelerle içme suyu kuyularından elde edilen yeraltı suyunun miktarını arttırdığı görülmekte; her ne kadar belediye başkanı Cemil Tugay her zamanki şikayetçi söylemiyle “DSİ kuyusu açmamızı engelliyor” diyerek iki kurum arasındaki iş birliğini bozsa da, İZSU‘nun 2009-2024 dönemindeki faaliyet raporu, stratejik plan ve performans programı gibi resmi belgelerle DSİ açıklamalarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, iddia edilenin aksine su kuyusu açma/yenileme ruhsatı verilmesi konusunda sorun yaşanmadığı, 2023 yılı sonuna kadar ruhsat verilen 840 kuyuya ilave olarak 2024’te 61, 2025’te de son verilen 11 kuyu açma/yenileme ruhsatı ile birlikte 211 kuyu açma/yenileme belgesinin verildiği, böylelikle bugüne kadar açma/yenileme ruhsatı verilen toplam kuyu sayısının 1.112’ye ulaştığı, yaşanan sorunun ise İZSU‘nun açtığı bazı kuyuların verimsiz çıkması, kuyu bakımlarının zamanında yapılmaması ya da mevcut su kıtlığı nedeniyle süratle ek kuyuların açılmamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

2014 yılı DSİ verilerine göre Menemen ve Çiğli bölgesindeki su kuyuları ( (Kaynak: Gediz Havzası NHYP Hazırlanması Projesi Nihai NHYP Raporu, TÜBİTAK MAM ÇTÜE)

Gerçeğin içme suyu kuyularıyla ilgili yanı bu şekilde olmakla birlikte, vahşi kapitalizmin ürünü Aliağa Sanayi Bölgesi, Gediz-Bakırçay Havzası ve ona bağlı Nif Çayı Alt Havzası ile Küçük Menderes Havzası‘nda tarımsal sulama ve sanayi tesislerine (9 adet büyük ark ocaklı demir-çelik haddehanesi ve Kemalpaşa PepsiCo tesisleri) ruhsatsız su kuyularından milyonlarca m3 su çekilmesi nedeniyle resmi hiçbir kayıtta gözükmeyen bu binlerce kaçak kuyudan büyük bir kısmına denizden gelen tuzlu suyun karıştığı gerçeğini fark edip kabul etmemiz gerekir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2015 tarihli Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinde Foça ve Dikili bölgesindeki altere volkanik birimlerde açılan kuyularda yüksek demir, mangan ve yer yer arsenik konsantrasyonlarının ölçüldüğü, Menemen Ovası‘ndaki kuyuların da tuzlanma riski ile karşı karşıya olduğu belirtildiğinden (10), Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek‘in, İZSU‘nun Menemen kuyularından çıkarılıp Karşıyaka ve Çiğli‘deki abonelere dağıtılan içme suyundaki arseniği öğrenip gündeme taşıdığı 2007-2008 yıllarında, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun önce bu durumu reddedip daha sonra televizyonlara çıkıp özür dilediğini, bu nedenle Karşıyaka ve Çiğli abonelerinden uzunca bir süre içme suyu parasının alınmadığı hatırlanmalıdır.

O nedenle, İZSU‘nun İzmir‘de kuraklığın yaşandığı her dönem DSİ‘ni zorlayarak aldığı ruhsatlarla yaptığı her sondaj ve aşırı üretimle yeraltındaki kısıtlı su kaynağını tehlikeli düzeylere indirebileceği ya da kuyularda yaygın bir şekilde kumlanma, tuzlanma ya da arsenik gibi zehirli elementlerle kirlenme sorunlarıyla karşılaşılabileceği, bunun da ek harcamalara yol açabileceği dikkate alınmalıdır.

2014 yılı DSİ verilerine göre Kemalpaşa bölgesindeki su kuyusu sayısı: 6.730 (Kaynak: Gediz Havzası NHYP Hazırlanması Projesi Nihai NHYP Raporu, TÜBİTAK MAM ÇTÜE)

Daha fazla su elde etmek için acımasızca çalıştırılan kuyulardan hesapsız bir şekilde su çekilirken suyun çekildiği yeraltı su haznelerindeki (akifer) yeraltı suyu miktarı, -DSİ 2. Bölge Müdürlüğü’nün görev alanına gören İzmir, Manisa ve Uşak illerindeki yer altı suyu potansiyeli her ne kadar 1.048.000.000 m3/yıl olarak açıklanmış olsa da- ile bu suyun zaman içindeki artış ya da azalışları devamlı ölçüm yapılıyor dense de -ne yazık ki- gerçek anlamda bilinmemekte ve nasıl daha iyi bir şekilde yönetileceği konusunda hiçbir şey yapılmamaktadır.

Bu konuda Prof. Dr. Doğan Yaşar‘ın 8 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklama (11) çerçevesinde mevcut yer altı suyunun sayıları her geçen gün artıp derinlikleri 600 ila 1.200 metreye kadar ulaşan derin su kuyularıyla tüketilmesi durumunda yerleşim alanlarının zemininde çökmelerin olabileceği bilinmeli, bu durumla ilgili bir riskin benim de tanık olduğum şekilde, 1990’lı yıllarda İstanbul Bahçelievler sınırları içindeki ruhsatsız içme su kuyularından aşırı derecede su çekilmesi nedeniyle ortaya çıktığı unutulmamalıdır.

Gördes Barajı, 1998-2009 yılları arasında Manisa‘nın Gördes ilçesindeki Gördes Çayı üzerinde 58.900.000 m3/yıl kapasiteyle inşa edilmiş bir içme ve sulama suyu barajıdır. 5.500.000 m3 hacmindeki gövde tipi beton ve kaya dolgudur. Akarsu yatağından normal yüksekliği 95 metre, normal su kotundaki göl hacmi 448.460.000 m3, normal su kotundaki göl alanı 14,05 km2’dir.

Gördes Barajı‘nın projelendirilip henüz yapılmadığı tarihlerde Ankara Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Fuzuli Yağmurlu ile DSİ 2. Bölge Müdür Yardımcısı Dr. Hasan Baykal tarafından hazırlanıp Türkiye Jeoloji Bülteni‘nin Şubat-Ağustos 1989 tarihli 1-7. sayısında yayınlanan “Gördes Barajı ve çevresinin temel jeolojik özellikleri” başlıklı bilimsel makalenin son kısmında;

Yapımı tasarlanan Gördes baraj rezervuarmm sağ ve sol sahillerinde büyük bölümüyle mermerler yayılım göstermektedir. Mermerler içinde yeralan faylar ve eklemler iyi gelişmiş karstik boşluklara sahiptir. Özellikle mermerler içinde gelişen KD gidişli Ahmetler fayı, Gördes çayından Akpınar kaynaklarma doğru önemli bir iletim yolu oluşturmaktadır. Bu nedenle öngörülen barajın yapılması durumunda, Ahmetler fayı boyunca Akpınar kaynaklarına doğru önemli su kaçaklarının meydana gelmesi kaçınılmaz olacaktır.” (12)

denilip gerekli uyarılar yapılmış olmasına rağmen baraj yapılmış ve Dr. Hasan Baykal 2021 yılında EgedeSonSöz gazetesine verdiği demeçte “inşaat aşamasında proje değişikliğine gidilerek hem bu baraj katledildi, hem de mühendislik katledildi” diyerek yapılan vahim hatayı açıklamıştır. (13)

Gördes, Gördes Barajı, Çağlayan Barajı…

Barajın yapımındaki mühendislik hatalarının üstünü örtüp bu sayede hem kamu kaynaklarını israf eden, hem de İzmirlinin cebinden daha fazla su parası çıkmasına neden olan DSİ ve İZSU yöneticilerinin 2006 yılında yaptıkları bir diğer önemli yanlışlık ise İZSU Genel Müdürlüğü ile ilgili 2021 ve 2022 yılı Sayıştay denetim raporlarında şu şekilde ortaya konmuştur:

“İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) ile Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) arasında İzmir iline içme, kullanma ve endüstri suyu sağlanması amacıyla Gördes Barajı ile ilgili 16.11.2006 tarihinde, yapım bedelinin yarısı, su verilmeye başlandıktan sonra İZSU tarafından ödenmek üzere 19 maddelik bir protokol imzalanmış, protokol gereği İZSU’nun, kendisine düşen yapım süreciyle ilgili maliyetin yarısını barajdan su verilmeye başlandıktan sonra 30 yıl süreyle eşit taksitler halinde ödemeye başlaması gerekirken, su verilmeye başlanmadan; tam olarak su verilemeyen (suyun hiç verilemediği ya da tahminlerden çok daha düşük oranlarda verildiği) dönemler için DSİ tarafından gecikme faizi ile birlikte bedel talep edilmiş, bu da İZSU açısından satamadığı suyun maliyetine katlanmak durumunu doğurmuş, bütçesinde karşılıksız bir yük oluşturmuştur.”

Sayıştay denetim raporlarının verdiği bilgiye göre imzalanan 16.11.2006 tarihli ana protokolde DSİ‘nin, barajın yapımını ne zaman tamamlayacağı, yapımı tamamlanan barajdan ne zaman su verilmeye başlanacağı, ortalama yaklaşık yıllık kaç m³ su verilebileceği, geri ödeme tarihinin ne zaman başlayacağı, DSİ’nin kusurundan kaynaklanan gecikmelerin ödeme planını nasıl etkileyeceği ya da tarafların kusurlarında, kusurun ödeme ve gecikme faizlerini ne şekilde etkileyeceği hususlarına yer verilmemiştir.

Nitekim 2006 yılında protokolü yapılan Gördes Barajı‘ndan İZSU’ya ilk su 2011 yılında verilebilmiş, verilen su miktarı yıllık beklentiden (59.000.000 m³) çok daha az miktarda (11.720.757 m³) gerçekleşmiş, 2012’de barajın tabanından su sızdırdığının anlaşılması üzerine 2013’de yapılan beton enjeksiyon işlemi sonuç vermeyince 2015’de barajdaki su boşaltılmış ve 20.800.000 lira ek maliyetle barajın zemini kaplanmış, 2016 yılında yeniden su tutulmaya başlanmış ve 2017-2018 döneminde hiç su verilememiştir. 2019-2024 döneminde de sürekli olarak beklenen su miktarından daha az su verilebilmiştir.

Bu durumda her iki tarafın da; yani DSİ ve İZSU‘nun büyük kamu zararlarına neden olan suçları bir olmakla birlikte; DSİ, sanki barajı bitirip taahhüt ettiği suyu vermiş gibi 2010 yılını başlangıç kabul ederek İZSU‘dan ödemelerin yapılmasını talep etmiş, ödemelerin zamanında yapılmayışı gerekçesiyle gecikme faizi tahakkuk ettirmiştir.

Risklerin dikkate alınmadığı bir süreçte belirsizliğin altına atılan imzalar…

1989 tarihli bilimsel makalede yapılacak barajda su tutulmasının şüpheli olduğu ortaya konulduğu ve bu teknik sorun yapılan tüm müdahalelere rağmen çözülemediği; ayrıca, 2011-2020 döneminde barajdan her yıl öngörülen miktardan az su verildiği halde, üstüne üstlük 2015-2018 döneminde tek bir damla suyun verilmediği böylesi bir süreçte DSİ tarafından yapılan iletim ve isale hatlarına ilişkin teslim protokolü, barajdan su gelip gelmediğine bakılmaksızın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in hizmet dönemine isabet eden 26 Temmuz 2020 tarihinde, İZSU Genel Müdürü Aysel Özkan ile DSİ 2. Bölge Müdürü Birol Çınar tarafından imzalanmış ve böylelikle İzmir’e getirilemeyen Gördes suyunu iletmek ve arıtmak için yapılan tesisler İZSU‘ya devredilmiştir.

Böylelikle 250 milyon liraya mal olan barajdan sağlanan içme suyu DSİ tarafından yapılan iletim ve isale hattı İZSU‘nun kullanımına verilmiş; ancak, İzmir‘e her yıl 58.900.000 m3 miktarında içme suyu sağlayacağı öngörüsü ile yapılan barajdan, 2011-2024 döneminde toplam 824.600.000 m3 su sağlanması gerektiği halde barajın yapımındaki önemli teknik hatalar nedeniyle aynı dönemde 557.667.141 m3 eksiği ile 266.932.859 m3 kadar su üretilebilmiş; böylelikle, İzmir‘in içme suyu ihtiyacının karşılanmasında büyük bir eksikliğin ortaya çıkmasına neden olunmuştur.

Ama diğer yandan 2021 ve 2022 yıllarına ait Sayıştay denetim raporlarındaki bulgulara göre Gördes Barajı‘ndan beklenen düzeyde su gelmediği halde İZSU‘nun barajın yapımı ile ilgili harcamaların kendisine isabet eden kısmını ödemeye devam ettiği belirlenmiştir. Söz konusu denetim raporlarına göre 2016-2020 döneminde ödenen tutar 16.245.078,02 TL’sı faiz olmak üzere toplam 116.951.246,02 TL’dır. Ayrıca Sayıştay raporları sonrasında ödemelere devam edilip edilmediği hususu ise belli değildir.

Suyun tutulamadığı Gördes Barajı…

Devletin en yüksek hesap mahkemesi Sayıştay‘ın birbirini izleyen iki ayrı yıla ait denetim raporlarından anlaşıldığı kadarıyla, her iki resmi kurumda onlarca hukuk müşaviri ve avukat bulunduğu halde DSİ ile İZSU arasında 16.11.2006 tarihinde imzalanan protokolde tarafların; yani DSİ ile İZSU‘nun protokol kapsamındaki işlerde üstlendikleri karşılıklı yükümlülükler belirlenmediğinden ve sözleşmede yazılı olmayan bu yükümlülükler çerçevesinde baraj yapımının gecikmesi ya da barajın yapılamaması veya yapılmış olsa bile taahhüt edilen suyun verilememesi gibi durumlarda ne yapılacağı hususunun ayrıntılı olarak düzenlenmeyişi; ayrıca, 2011-2024 döneminde teknik anlamda barajın bitirilmediği ve taahhüt edilen suyun verilmediği halde sanki bitilmiş ve veriliyormuş gibi 2016-2020 döneminde DSİ‘ye toplam 116.951.246,02 TL’yı ödenerek kamu zararına sebep olunması olaylarında konu ile ilgili tüm DSİ ve İZSU yöneticilerinin, özellikle de İZSU‘nun o dönemlerdeki üst yöneticileri olarak görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi başkanları Aziz Kocaoğlu veTunç Soyer‘le İZSU genel müdürleri Dr. Ahmet Hamdi Alpaslan, Aysel Özkan ve Ali Hıdır Köseoğlu‘nun payı olduğunu, o nedenle acilen yargılanarak DSİ‘ye yapılan fazla ödemelerin bir kamu zararı olarak sebep olanlara tazmin ettirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Evet, gazete ve gazetecilerin diliyle: “İzmirli kullanmadığı suyun bedelini ödüyor…

Tabii ki, bu bedeli öncelikle buna sebep olanlara tazmin ettirmek koşuluyla…

Haliyle ödediği fahiş su bedeline ya da musluğundan akmayan suya gerçekten itiraz ediyorsa…

Devam Edecek: Gelecek haftaki yazımda da su şebekesindeki gerçek kayıp-kaçak oranı ile içme suyunun “adil kullanım hakkı“na aykırı olarak nasıl adaletsiz dağıtıldığını ele alıp tartışmaya çalışacağım.

Yazı dizisinin birinci bölümü: https://kentstratejileri.com/2026/01/12/izmirin-icme-suyu-nereden-geliyor-1/

……………………………………………………………………………………………………

(1) Atış, İ., “İzmir’in Gelecekteki Su Kaynakları”, 1. TMMOB İzmir Kent Sempozyumu, 8-10 Ocak 2009, s.315-318.

(2) DSİ 2. Bölge Müdürlüğü İşletmedeki Baraj ve Göletler https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/861, İşletmedeki Sulama Tesisleri https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/862

(3) DSİ 2. Bölge Müdürlüğü İnşa Halindeki Baraj ve Göletler https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/867, İnşa Halindeki Sulama Tesisleri https://bolge02.dsi.gov.tr/Sayfa/Detay/868

(4) Gediz Havzası NHYP Hazırlanması Projesi Nihai NHYP Raporu, TÜBİTAK MAM ÇTÜE, sh.356,

(5) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, İzmir, 2015, sh.183.

(6) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, İzmir, 2015, sh.183.

(7) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, İzmir, 2015, sh.184.

(8) Küçük Menderes Havzası Nehir Havza Yönetim Planı Nihai Raporu, Tarım ve Orman Bakanlığı, 2019 ve Küçük Menderes Havzası Yeraltı Suyu Kütlesi Künyeleri, Tarım ve Orman Bakanlığı, 2019.

(9) Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2016 İzmir.

(10) Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, 2015, sh.184.

(11)Uzmanlar tarih verip uyardı. Basmane semti sular altında kalabilir“, Cumhuriyet Gazetesi, 08.01.2026, https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/uzmanlar-tarih-verip-uyardi-basmane-semti-sular-altinda-kalabilir-2468251

(12) Yağmurlu, F., Baykal, H., “Gördes Barajı ve çevresinin temel jeolojik özellikleri, Türkiye Jeoloji Bülteni, C.32, 1-7, ŞUbat-Ağustos 1989.

(13) “DSİ eski bürokratı Gördes’teki acı gerçeği anlattı: Maliyetten kaçırıldı, saniyede 2 bin litre su kaçağı!, EgedeSon Söz Gazetesi, 17.04.2021.

Yararlanılan Kaynaklar

Esen, A., Alıcı O. V., Şehirlerde Su ve Atıksu Hizmetlerinin Yönetimi, Türkiye Belediyeler Birliği Yayını, Ankara 2020.

İzmir’in içme suyu nereden geliyor? (1)

Ali Rıza Avcan

Bu soruyu, kuraklığın artık kendini iyiden iyiye hissettirdiği, aylardır geceleri sularımızın akmadığı; ama, dışarda rüzgarların çılgınca esip yağmurların yağdığı, çalıştığım oda balkonunun su içinde kaldığı yağmurlu bir havada soruyorum.

Bir yandan da masamın üstündeki gazetenin 2 Ocak 2026 tarihli haberinde Prof. Dr. Doğan Yaşar Hoca “Kuraklık saati doluyor” dediğini okuyorum…

Tabii ki kuraklığın ciddiyetini dikkate almayanlar, “Nereden geliyor; tabii ki, Allah’tan geliyor, onun yağdırdığı sular dere, çay, göl ve denizlere ulaşıyor, yeraltındaki su kaynaklarını ve yer üstündeki barajları dolduruyor, biz de o suları içiyor, yiyeceklerimize katıyor ve yıkanıp temizleniyoruz” diyerek cevaplayabilirler.

Yağdır mevlâm su…

Evet, su; özellikle de içilebilir temiz su, her çağda bazı coğrafyalar için zor bulunur, kıt bir yaşam kaynağı olma özelliğini göstermiş. Orta Asya‘dan geldiklerini söyleyip övünenler ise yaşadıkları coğrafyaları kurutup suyu daha bol, yeşilliği daha fazla bu topraklara, Anadolu‘ya gelerek kıtlıktan ve kuraklıktan kaçmışlar.

Kaçmışlar kaçmasına; ama, geldikleri bu yeni toprakları da kurutup su kıtlığına yol açmışlar, geniş geniş ovaların ortasında büyük büyük obrukların açılmasına, kuruyan göl ve sazlıkların hayvanların otladığı meralara dönüşmesine neden olmuşlar, suyu iyi kullanmayı, iyi yönetmeyi bilmedikleri, bileni de hakir gördükleri için ne yapacaklarını bilemez hale gelmişler.

Bunun en iyi örneğini ise yakın zamanda Prof. Dr. Doğan Yaşar’ın kuraklıkla ilgili uyarılarını dikkate almayarak ve onu “cahilce konuşmakla” itham ederek aslında kendi cahilliğini ortaya koyan ya da İzmir‘deki kuraklığın nedeni olarak çok su içtiklerini iddia ettiği 1 milyon ineğe işaret eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay oluşturmuştu.

Ben de bu haftadan başlamak üzere üç ayrı bölüm halinde yazacağım “İzmir’in içme suyu nereden geliyor?” ve “İzmir’in içme suyu nereye gidiyor?” başlıklı birbirini tamamlayan yazılarda, işin başından başlayarak, bilimsel gerçeklere dayanarak ve İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İZSU Genel Müdürlüğü‘nün bu konu ile ilgili resmi verilerini kullanarak su sıkınttısına neden olan mevcut durumu ortaya koymaya, bu durum karşısında ne yapılması gerektiğine ilişkin analiz, değerlendirme, yorum ve önerileri ortaya koymaya çalışacağım. Yer yer kendi aklım ve arşivimdeki bilgileri, yer yer de yeni yeni öğrendiğim Microsoft Copilot isimli yapay zeka uygulamasının test edilip doğrulanmış bilgilerini kullanmak suretiyle…

Evet, nüfusu 2025 yılı itibariyle 4.504.475’e ulaşan ve yaz aylarında sahildeki turizm merkezleri nüfusunun olağanüstü boyutlarda artması nedeniyle hangi nüfusa hizmet edildiği bilinmeyen İzmir‘in içme suyu nereden geliyor,? İzmir‘de halkın içme suyu ihtiyacını karşılamakla görevli İZSU hangi yeraltı ve üstü kaynaklardan su temin edip bunları içilebilir hale getiriyor? sorularına cevap vermeye kalktığımızda….

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Veri (https://acikveri.bizizmir.com/) isimli İzmir Açık Veri Portalına baktığımızda, 2009-2024 yılları arasında İzmirlilerin kullandığı içme suyunun İzmir ve Manisa illeri sınırları içindeki 14 ayrı kaynaktan temin edildiğini, bunların 6’sının yeraltı; yani, kuyulardan, 9’unun baraj, gölet ve yerüstü su kaynaklarından geldiğini görürüz. (*)

Ancak İZSU Genel Müdürlüğü 2025-2029 Stratejik Planı‘nı incelediğimizde ise bu kaynaklar dışında kalmakla birlikte “Diğer Yeraltı Su Kaynağı” olarak nitelenen 1.412 ayrı su kuyusu ile DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda en fazla 1.570.000 m3 su çekilebilen Mordoğan ve 2.134.000 m3 su çekilebilen Çandarlı göletlerine rastlarız. Anlaşılan o ki, bu kaynaklardan, özellikle de 1.412 ayrı kaynaktan gelen sular İzmir Açık Veri Portalı setinde 14’le sınırlandırılan yeraltı su kaynaklarına dahil edilerek değerlendirilmiştir. (1)

İzmir İZSU içme suyu kaynakları haritası

Bu yeraltı su kaynaklarından temin edilen suyun miktarını dikkate alarak bir sıralama yapmaya kalktığımızda;

1. Göksu kuyuları: 1988 yılında Manisa ili Muradiye ilçesinin 4 km kuzeydoğusunda açılan (22) derin su kuyusundan oluşmaktadır. Bu kuyulardan DSİ‘nin belirlediği kota uyarınca yılda en fazla 63.000.000 m3 su çekilebilmektedir.

2. Halkapınar kuyuları: Sayısı 1972-2009 döneminde açılan 17 derin su kuyusundan DSİ‘nin belirlediği kota çerçevesinde yılda en fazla 45.000.000 m3 su çekilebilmektedir. İ

3. Menemen Çavuşköy kuyuları: Menemen‘de, Gediz Nehri‘nin Menemen Ovası‘na açıldığı bölgede yer alan toplam toplam 24 derin su kuyusundan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda en fazla 25.000.000 m3 su çekilebilmektedir.

4. Sarıkız kuyuları: 1977-1995 döneminde Manisa ili, Saruhanlı İlçesi, Lütfiye ve Nuriye mahalleleri arasındaki bölgede açılan toplam 35 derin su kuyusundan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda en fazla 45.000.000 m3 su çekilebilmektedir.

5. Pınarbaşı kuyuları: 1972-1990 döneminde Bornova ilçesi, Pınarbaşı bölgesinde açılan 2 adet derin su kuyusu aktif haldedir.

6. Buca ve Sarnıç kuyuları: 1972-1990 döneminde Gaziemir Sarnıç‘ta bulunan 4 adet derin su kuyusu aktif haldedir.

İZSU‘nun 2025-2029 dönemi stratejik planında bu kaynaklara ek olarak toplam 1.412 ayrı su kuyusunun daha faaliyette olduğu; böylelikle, faal olan toplam su kuyusu sayısının 1.516 olduğu belirtilmektedir. (1)

Ha biraz daha sık dişini, yakında gelecek, eli kulağındadır…

Yer üstündeki içme suyu kaynaklarını ise şu şekilde sıralayabiliriz:

7. Tahtalı Barajı: 2009 yılında İzmir‘e 40, Gümüldür‘e 5 km. uzaklıktaki Tahtalı Deresi üzerinde yapılan barajdan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda 306.650.000 m3 su çekilebilmektedir.

8. Ürkmez Barajı: 1990’da Seferihisar‘ın Ürkmez mahallesine 3 km uzaklıktaki Ürkmez Deresi üzerine yapılan baraj hem sulama hem de içme suyu amaçlıdır. Baraja bir yıl içinde gelebilecek potansiyel su miktarı 7,03 milyon m3, çekilebilecek potansiyel su miktarı ise 4,04 milyon m3 olup DSİ’nin belirlediği kota kapsamında yılda 8.625.000 m3 su çekilebilmektedir.

9. Balçova (Cengiz Saran) Barajı: 1984 yılında Balçova Ilıca Deresi üzerinde içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılan baraja bir yıl içinde gelebilecek potansiyel su miktarı 12,4 milyon m3, çekilebilecek potansiyel su miktarı ise 12 milyon m3 olup; DSİ’nin belirlediği kota kapsamında yılda 7.759.000 m3 su çekilebilmektedir.

10. Güzelhisar Barajı: 1993 yılında PETKİM‘in su ihtiyacını karşılamak amacıyla Aliağa‘da yapılan baraja bir yıl içinde gelebilecek potansiyel su miktarı 109 milyon m3, çekilebilecek potansiyel su miktarı ise 90 milyon m3’tür. Barajdan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda 155.350.000 m3 su çekilebilmektedir.

11. Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı: Çeşme yarımadasındaki içme suyu hizmetlerinin Turgut Özal‘ın başbakanlığı dönemindeki özelleştirilmesi girişimlerinin ürünü olarak 2000 yılında yapılan barajın yıllık su üretme kapasitesi 3 milyon m3 olup; DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda 16.480.000 m3 su çekilebilmektedir.

12. Gördes Barajı: İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun hizmet dönemine rastlayan 2009 yılında Manisa‘nin Gördes ilçesindeki Gördes Çayı üzerine hem sulama hem de içme suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılan 448 milyon m3 hacmindeki baraj ilk yıllar İzmir‘e su vermekle birlikte gövdesinde ve tabanında ortaya çıkan kaçaklar nedeniyle istenen randımanı verememiştir. Barajdan DSİ‘nin belirlediği kota kapsamında yılda 453.380.000 m3 su çekilebilmektedir.

13. Karaçam Göleti: Yakın zamanlarda Bornova‘da yapılan göletten DSİ’nin belirlediği kota kapsamında yılda 670.000 m3 su çekilebilmektedir.

14. Ödemiş İçme Suyu Arıtma Tesisleri: Ödemiş ilçesindeki Pıtrak ve Suçıktı kaynaklarından gelen suyun içme suyu şebekesine verilmesi ile elde edilen 18.612 gün/m3 kapasitesindeki bir su kaynağıdır.

Bu listenin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere İzmir‘in içme suyunun temin edildiği İzmir Açık Veri portalı verilerine göre 14, İZSU Genel Müdürlüğü 2025-2029 Stratejik Planı‘na göre 16 yeraltı ve yerüstü kaynağından 3’ü (Göksu ve Sarıkız kuyuları ile Gördes Barajı) Manisa‘ya, geriye kalan 11/13’ü İzmir‘e ait olup; bu şekildeki bir dağılımın suyun İzmir ve Manisa arasındaki adil dağılım ve kullanımı açısından sorunlu olduğunu ve bu sorunun önümüzdeki yıllarda Manisa ve ilçelerinin artan nüfusuna bağlı olarak artacak içme suyu talebi nedeniyle daha da artarak etkisini genişleteceğini göstermektedir.

Bu kaynakların İzmir‘in içme suyu ihtiyacı içindeki dağılımını İZSU‘nun ya da bazı araştırmacıların yaptığının aksine tek bir yıl ölçeğinde değil de daha uzun dönemli bir eğilim içinde; daha doğrusu İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Açık Veri Portalı setinde olduğu gibi 2009-2024 dönemi; yani, 16 yıl gibi uzun bir süre itibariyle değerlendirdiğimizde karşımıza daha sağlıklı ve anlamlı bir sonuç çıkmaktadır:

İZSU içme suyu kaynaklarının 2009-2024 döneminde ürettiği su miktarı, m3

Bunun bir ilk adımı olarak İZSU‘nun 16 yıllık sürede 14 farklı kaynağını kullanarak ürettiği toplam 3 milyar 613 milyon 426 bin 72 m3 miktarındaki içme suyu miktarının bu su kaynakları arasındaki dağılımını gösteren aşağıdaki pasta grafikte görebiliriz:

Bu pasta grafikten de görüleceği gibi, İzmir‘in içme suyu ihtiyacını karşılayan ilk ve en önemli kaynak, 16 yıllık sürede 1.264.742.175 m3 su sağlayan Tahtalı Barajı‘dır. Onu sırasıyla 727.326.260 m3 ile Manisa‘daki Göksu kuyuları, 507.120.346 m3 su ile İzmir‘deki Halkapınar kuyuları izlemektedir. Dördüncü sırayı ise gövdesinde ve tabanında delikler olmasına karşın sağladığı 297.313.536 m3 su ile Manisa‘nın Gördes ilçesindeki Gördes Barajı işgal etmektedir. 5. sırada 278.190.328 m3 ile Menemen-Çavuşköy kuyuları, 6. sırada da 251.692.167 m3 ile yine Manisa‘daki Sarıkız kuyuları bulunmaktadır.

Bu rakamlar bize 2009-2024 gibi oldukça uzun bir sürede İzmirlilerin kullanması için üretilen içme suyunun % 47,21 (1.705.913.207 m3)’inin baraj ve göletlerden, % 52,79 (1.907.512.865 m3)’unun da derin su kuyularından temin edildiğini; ayrıca, üretilen 3.613.426.072 m3 hacmindeki içme suyunun 1/3’ünün (% 35,33, 1.276.331.963 m3)’nün Manisa‘dan, geriye kalan 2/3’sinin (% 64,67, 2.337.094.109 m3) İzmir‘in kendi öz kaynaklarından temin edildiğini, şayet Gördes Barajı beklenen verimlilikle çalışmış olsaydı Manisa‘ya ait payın daha artacağını göstermektedir.

2009-2024 döneminde İZSU tarafından üretilen içme suyunun kaynaklar itibariyle dağılımını çubuk grafikler itibariyle göstermeye kalktığımızda ise aşağıdaki grafiği incelememiz gerekmektedir.

İZSU‘nun İzmir ve Manisa‘daki kaynaklardan temin ettiği içme suyunun 2009-2024 döneminde yıl ölçeğinde gösterdiği eğilimi gösteren aşağıdaki tablo ve grafikten de anlaşılacağı üzere; bu 16 yıl/192 aylık süre içinde İzmir‘e “sadakatle“; yani, daimi olarak su temin eden kaynakların sırasıyla Balçova ve Tahtalı barajlarıyla Halkapınar, Menemen ve Pınarbaşı kuyuları olduğunu, Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı‘nın 2014-2019 döneminde, Buca kuyularının 2009-2013 ve 2018-2024 dönemlerinde, Göksu kuyularının 2011-2024 döneminde, Gördes ve Güzelhisar barajlarının 2009-2010 ve 2012-2018 dönemlerinde, Karaçam Göleti‘nin 2020-2021 ve 2023 yıllarında, Ödemiş‘teki su kaynaklarının 2009 yılına ek olarak 2015-2018 döneminde, Sarıkız kuyularının 2009-2012, 2015-2019 ve 2022-2024 dönemlerinde dalgalı bir şekilde su temin ettiğini görürüz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Açık Veri Portalı‘ndaki verilere göre 14 ayrı kaynaktan elde edilen içme suyunun 2009-2024 dönemindeki gelişimini eğer ay ay her bir kaynak ölçeğinde izlemek istiyorsanız aşağıdaki PDF dosyasını indirip inceleyebilirsiniz:

Bu ayrıntılı tablodan da anlaşılacağı üzer İzmir’in 14 su kaynağının 2009-2024 döneminde faal oldukları dönemleri şu şekilde özetleyebiliriz:

1) Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı: 2014 Nisan-2019 Ekim döneminde,

2) Balçova Barajı: 2009 Mart-Aralık, 2010 Mart-Ekim, 2011 Ocak-2012 Aralık, 2013-Mart-Ekim, 2014 Ocak-Mart, 2014 Mayıs-Ekim, 2015 Şubat-Kasım dönemleri, 2016/Şubat ayı, 2016 Nisan-Ekim, 2017 Mayıs-Ekim, 2018 Nisan-Aralık, 2019 Mart-Ekim, 2020 Temmuz-Eylül, 2021 Mayıs-Kasım, 2022 Ocak ayı, 2022 Mart-Ağustos, 2022 Ekim-Kasım, 2023 Haziran-Eylül, 2023 Nisan-Kasım ve 2025 Haziran ayında,

3) Buca ve Sarnıç Kuyuları: 2009 Ocak-2011 Kasım, 2012 Ocak-2013 Ağustos ve 2018 Ocak-2025 Haziran dönemlerinde,

4) Göksu Kuyuları: 2011 Ocak-2025 Haziran döneminde, 

5) Gördes Barajı: 2011 Mayıs-Ekim, 2012 Haziran-Temmuz, 2012 Ekim-Aralık, 2013 Ocak-Haziran, 2013 Ağustos-2015 Haziran, 2019 Kasım-2020 Kasım, 2021 Ocak, 2022 Mart-2022 Ocak ve 2023 Mart-2025 Haziran dönemlerinde,

6) Güzelhisar Barajı: 2009 Şubat-Haziran, 2010 Ocak-Nisan, 2012 Ağustos ve 2013 Ocak-2018 Aralık dönemlerinde,

7) Halkapınar Kuyuları: Ocak 2009-Haziran 2025 döneminde,

8) Karaçam Göleti: 2009 Ocak-2010 Aralık, 2020 Aralık-2021 Ocak, 2023 Temmuz-Aralık, 2024 Nisan-Aralık ve 2025 Nisan-Haziran dönemlerinde,

9) Menemen Çavuşköy Kuyuları: 2009 Ocak-2025 Haziran döneminde,

10) Ödemiş kaynakları: 2009 Haziran ve Ekim ayları, 2015 Ocak-Temmuz, 2015 Ekim-2016 Temmuz ve 2016 Kasım-2018 Aralık dönemlerinde,

11) Pınarbaşı Kuyuları: 2009 Ocak-2021 Nisan, 2021 Ağustos ayı, 2021 Ekim-2023 Mart, 2023 Ekim-2024 Mart, 2024 Temmuz, 22025 Şubat ve 2025 Mayıs-Haziran dönemlerinde,

12) Sarıkız Kuyuları: 2009 Ocak-2012 Ağustos, 2015 Haziran-Kasım, 2016 Mart-2019 Kasım, 2022 Şubat-2024 Şubat ve 2024 Temmuz-2025 Haziran dönemlerinde,

13) Tahtalı Barajı: 2009 Ocak-2025 Haziran döneminde,

14) Ürkmez Barajı: 2010 Ocak-Kasım, 2011 Ekim, 2011 Aralık-2019 Ekim dönemlerinde faal olup bu dönemlerde içme suyu şebekesini beslemişlerdir.

Bu yazının son bölümü olarak, daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi değişik ortamlardaki İZSU verilerinin birbirinden farklı olmasına; hatta, birbiriyle çelişmesine bir kez daha dikkat çekmek istiyorum.

Çünkü bu yazı dizisini hazırlarken İZSU Genel Müdürlüğü‘nün İnternetteki web sayfasında yazılı olan bilgiler dışında İZSU Genel Müdürlüğü‘ne ait faaliyet raporları ile stratejik planlarda ve performans programlarında yazılı olan bilgileri; ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Açık Veri Portalı‘ndaki bilgileri kullanırken bu bilgi ve verilerin yer yer birbirinden farklı olduğunu görüp hangisini kullanacağım konusunda tereddütler yaşadım.

Doğru, geçerli ve güvenilir veriler oluşturmak…

Örneğin, İzmir Açık Veri Portalı‘nda İZSU‘nun içme suyu temin ettiği kaynakların sayısı 14 olarak verilirken bu sayının İZSU‘nun 2025-2029 dönemi stratejik planında 16 olarak verilmesi ve 1.412 su kuyusu ile bunlardaki üretimle ilgili verilerin İzmir Açık Veri Portalı‘nda belirtilmemiş olması, bu serideki verilerin aylık dönemler itibariyle güncelleneceği belirtildiği halde en son 12 Ağustos 2025 tarihinde güncellenen verilerin aradan geçen 6 ay sonra halen güncellenmemiş olması, bu serideki verilerin yer yer araştırmacıyı yanıltacak şekilde tekrar tekrar yazılması ya da Gördes Barajı‘nın normal su kotundaki göl hacmi internet linkinde 448,46 hektometreküp; yani 448.460.000 m3 olarak yazılı iken bunun İZSU‘nun 2025-2029 dönemi stratejik planında 453.380.000 m3 olarak gösterilmiş olmasıdır.

O nedenle, İzmir Açık Veri Portalı‘ndaki verilerle İZSU‘nun web sayfasındaki verileri ve resmi belgelerindeki (faaliyet raporları, performans Programları, stratejik planları) verileri dikkate alarak hazırladığım tablo ve grafiklerdeki her düzeydeki maddi hatadan sorumlu olmadığımı peşinen belirtmek isterim.

Her zaman ve koşulda; ama, özellikle de kuraklığın var olduğu dönemlerde İZSU tarafından açıklanan verilerin açık, kesin ve güvenilir olması son derece önemli olduğundan gerek bu verilere dayanılarak verilecek kararlarda, gerekse halka açıklanacak verilerle kamuoyunun doğru bilgilerle aydınlatılması amacıyla tüm verilerin doğru, birbiriyle uyumlu olması, bu konuda titiz davranılması uygun ve doğru olacaktır.

Devam edecek: Yazı dizisinin ikinci bölümünü oluşturacak gelecek haftaki yazımızda “defolu” Gördes Barajı ile yapılan ya da yapılmayan diğer barajların, ha bire açılan yeni kuyuların son durumunu dikkate alarak önerilerde bulunacağız.

…………………………………………………………………………………….

(*) İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Veri isimli açık veri portalının “Su Üretiminin Aylara ve Kaynaklara Göre Dağılımı” başlığını taşıyan veri setinde 2009 Ocak ayı ile 2025 Haziran ayı arasındaki verilere yer verilmekle birlikte 2025 yılına ait verilerin yıllık döngüsü tamamlanmadığı için bundan sonraki tüm tespitlerde 2025 yılı dikkate alınmayacaktır.

(1) İZSU Genel Müdürlüğü 2025-2029 Stratejik Planı, sh.33, ((https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/13))

(2) Z. Ruhsar Şenoğlu, “Prof. Dr. Doğan Yaşar’dan korkutan uyarı: İzmir yer altından çöküyor, deniz Basmane’ye dayanabilir, Egetelgraf gazetesi, 8 Ocak 2026, https://www.egetelgraf.com/prof-dr-dogan-yasardan-korkutan-uyari-izmir-yer-altindan-cokuyor-deniz-basmaneye-dayanabilir

………………………………………………………………………………….

Yararlanılan Kaynaklar

1. İZSU Genel Müdürlüğü 2009-2024 dönemi faaliyet raporları (https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/11), 2010-2014, 2015-2019, 2020-2024, 2025-2029 dönemi stratejik planları (https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/13) ve 2010-2025 dönemi performans programları (https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/9),

2. İZSU Genel Müdürlüğü 2015-2024 dönemi Su Kayıp Raporları (https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/12),

3. İzmir Büyükşehir Belediyesi Açık Veri Portalı İZSU Su Üretiminin Aylara ve Kaynaklara Göre Dağılımı 2009-2025 verileri (https://acikveri.bizizmir.com/dataset/su-uretiminin-aylara-ve-kaynaklara-gore-dagilimi),

4. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin 2009, 2015, 2016, 2017, 2018, 2021, 2022 ve 2024 yılları İzmir Çevre Durum Raporları (www.cmo.org.tr),

5. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası 2024 Yılı İzmir Su Raporu (https://api2.cmo.org.tr/uploads/ContentFiles/2025-04-25-18-46-36-489865.pdf),

6. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü 2012, 2016, 2017, 2021, 2023 ve 2024 İzmir İli Çevre Durum Raporları (https://ced.csb.gov.tr/il-cevre-durum-raporlari-i-82671),

7. Atış, İ., “İzmir’in Gelecekteki Su Kaynakları“, TMMOB İzmir Kent Sempozyumu, s. 315-318 (http://www.tmmobizmir.org/wp-content/uploads/2014/05/200828.pdf).

8. Aydoğdu, M. H., “Türkiye’de Son Çeyrek Yüzyılda Gerçekleşen Belediye İçme ve Kullanma Suyu Göstergelerinin Analizi, International Journal of Social, HUmanities and Administrative Sciences, Open Access Refereed E-Journal & Refereed & Indexed e-ISSN: 2630-6417, 2023, 9 (63), April, (https://journalofsocial.com/files/josasjournal/99359ed5-377d-4e5f-aa6b-126e79b653ca.pdf).

İzmir’de İçme Suyu Dağıtımında Adalet Arayışı

Ali Rıza Avcan

Şu son günlerde Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli‘nin çıktığı televizyon kanalında izleyicilere “merhaba” bile demeden, “AKP iktidarı dolu barajdan bize su vermiyor” diyerek başlattığı muhalefet girişimi dalga dalga büyüyüp devam ediyor ve muhalefetten yana mevzi alan dernek, platform ve benzerleri de bu çıkışa destek vererek Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) tarafından yapılıp bitmek üzere olan Karaburun‘daki Karareis Barajı‘ndan halka niye su verilmediğini sorgulamaya çalışıyor. Bunu yaparken de “evet, iktidarı eleştirip muhalefet yapalım” derken, diyalektik analizin bir gereği olarak “acaba bizim cephedekilerin de bu sorunda payı var mı acaba?” diye kendi sırtındaki hörgücü görme konusunda isteksiz olduğunu, daha doğrusu böyle bir niyeti olmadığını ortaya koyuyor…

Gelen kadar gidenin de hesabını tutmak…

Hem de Cumhuriyet Dönemi‘nde Türkiye‘deki ilk içme suyu dağıtım şebekesi su sayacı okuma ve bakım-onarım hizmetlerinin Turgut Özallı yıllarda Fransız Şirketi Generale des Eaux (isim değişikliği sonrasındaki adıyla Veolia) ve Türk şirketi TEKSER İnşaat ortaklığındaki bir konsorsiyumla Alaçatı-Çeşme Su İşletmeleri San. Tic. A.Ş. (ALÇESU) şirketine verildiğini bilmeden, Çeşme‘deki su sıkıntısının asıl nedenlerini, Çeşme ilçesine su vermek üzere inşa edilen Kutlu Aktaş Barajı‘nın neden yetersiz kaldığını dikkate alıp bilmeden…

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, AKP iktidarının yönetimindeki DSİ tarafından yapılmakta olan Manisa‘nın Gördes ilçesindeki Gördes Barajı ile Karaburun‘daki Karareis ve Salman barajlarının neden öngörülen süre içinde bitirilmediği ve baraj gövdesindeki çatlaklar şeklinde ortaya çıkan yapım hataları konusunda AKP yönetiminin eleştirilmesi yerden göğe kadar doğru, yerinde bir hareket olmakla birlikte; bu konuda dile getirilen muhalefetin sadece susuzluk dönemlerinde dile getirilmesi ve eleştirinin sorunun taraflardan biri için yapılması, bu konudaki yetersizliğin ya da samimiyetsizliğin başka bir yanını ortaya koymaktadır.

Ancak Çeşme‘ye yapımı biten ya da bitmekte olan barajlardan niye su verilmediği ile ilgili muhalif hareketin haklı olduğu ya da yaptığı yanlışları tartışmadan önce aynı hatayı tekrarlamayıp bilgi sahibi olmak için TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi‘nin 2024 yılında yayınladığı İzmir Su Raporu‘na bakıp incelememiz gerekiyor. (1)

Bu konuda en yeni bilgilere sahip söz konusu rapora göre;

1) 2022 ve 2023 yılları İZSU verilerine göre kişi başına düşen su miktarının 1.316 m3 olduğu İzmir‘deki içme suyu ihtiyacının, % 63,12’ü 1.522 adet aktif su kuyusundan, % 36,87’si 6 baraj (Tahtalı, Balçova, Gördes, Ürkmez, Güzelhisar ve Kutlu Aktaş) ve 1 göletten (Karaçam) karşılanmaktadır.

2) Tüm içme suyu su kaynakları açısından %36,87’lik paya sahip baraj ve göletlerin bu pay içindeki dağılımı ise şu şekildedir:

Tahtalı Barajı %32,92, Balçova Barajı %1,46, Gördes Barajı %0,48, Ürkmez Barajı %0,48, Güzelhisar Barajı %0,50, Kutlu Aktaş Barajı %0,99, Karaçam Göleti %0,04.

Bu verilerin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, 2022 yılı su üretimi açısından 5.231.796 m3/yıl, su kapasitesi açısından 300 l/sn düzeyinde değere sahip olan Çeşme Kutlu Aktaş Barajı‘nın payı tüm su kaynakları içinde yüzde 1’e bile ulaşmamaktadır.

Çeşme‘nin başını çektiği içme suyu sorununu, sadece Çeşme ölçeğinde değil de, Çeşme‘nin de içinde yer aldığı 30 ilçe düzeyinde ele almaya kalktığımızda ise karşımıza ilginç bir tablo çıkmaktadır.

İzmir‘deki içme suyu sorununu İZSU özelinde ele alıp irdelediğimiz 5 ve 12 Temmuz 2017 tarihli iki ayrı yazımla 26 Kasım 2020 tarihli yazımda da belirttiğim gibi İzmir‘de kişi başına içme suyu tüketimi konusunda ilçeler arasındaki mevcut eşitsizlik hali ile İZSU şebekesindeki kayıp-kaçak oranlarındaki yükseklik 2025 yılı itibariyle devam etmektedir. (2), (3), (4)

Su kuyruğuna girmek demek suya erişim hakkından mahrumiyet demektir…

İsterseniz ilk önce içme suyunun kullanımı açısından İzmir‘in ilçeleri arasındaki eşitsizlik üzerinde duralım:

Aşağıdaki tablonun da ortaya koyduğu gibi İzmir‘in sahilde bulunan Çeşme, Foça, Karaburun, Seferihisar ve Urla gibi ilçeleri, sahip oldukları nüfusa göre kişi başına daha fazla içme suyu tüketmektedir. Bu durumun en önemli nedeni de, kuvvetle muhtemeldir ki, kıyı ilçeleri nüfusunun yaz aylarındaki miktarının kesin olarak bilinmeyen misafir nüfusuyla muazzam ölçüdeki artışıdır. Nüfusun iç ve dış turizm boyutunda artışı öncelikle suyun bol olduğu zamanlarda misafir nüfusu ağırlayan ilçenin hoş karşılayıp o ilçelerdeki gelir ve refah düzeyini arttıran olumlu bir gelişme olmakla birlikte; suyun kısıtlı olduğu zamanlarda bu eşitsizlik, misafir nüfusu ağırlamayan diğer ilçelerin zararına bir durumun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Bu da ilçeler arasında suyun kullanımındaki adalet ve dengeyi bozmakta, suyun azlığı, kıtlığı ya da yokluğunda misafir nüfusu ağırlamayan ilçelerin belediye başkanları, Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli gibi ortaya çıkıp itiraz etmediği için, o ilçelerde yaşayanlar daha az su kullanarak çok kullananların yanında eşitsizliğin öznesi olmakta, suyun kullanımındaki adalet açısından su hakkının mağduru durumuna düşmektedir.

O nedenle, İZSU‘nun kıyı ilçeleri nüfusu, daha fazla su kullanma alışkanlığına sahip misafir nüfus nedeniyle arttığı zamanlarda bu ilçelerdeki abonelere, diğer ilçelerdeki abonelerce daha az su kullanımını özendiren farklı uygulamalar yaparak, tüm abonelerin suyun adil kullanımı açısından eşitliğini sağlayacak strateji ve taktikler geliştirme konusunda çaba göstermesi, bunu yaparken de sadece kullanım miktarını dikkate alan kademeli tarifeler düzenleyerek parası olandan daha fazla ücret alınmasına dayalı bir sistem yerine her ilçenin kullanacağı içme suyu itibariyle nüfusa göre kontenjanlar oluşturarak mevcut sistemden şikayetçi olan ilçe belediyelerine yeni inisiyatif ve olanaklar yaratması gerektiğini düşünüyorum.

Böylelikle diğer ilçelere göre nüfus başına daha fazla su tüketen ilçelerin, örneğimizde olduğu gibi Çeşme belediye başkanıyla CHP’li siyasetçilerin, kendi halkı ve daha fazla su tüketme alışkanlığına sahip misafir nüfus adına daha fazla su talep ederken, esasen CHP‘nin savunduğu “suya erişim hakkı” çerçevesinde ilçeler arasındaki adil kullanım dengesini bozan adaletsizliği dikkate alıp tavrını ve söylemini değiştirmesi sağlanabilir.

Çoğumuzun tanık olup kanıksadığı manzaralar…

Üretilen içme suyunun İzmir‘in merkezi ve ilçeleri arasındaki dağılımındaki mevcut adaletsizliği sağlamak kadar önemli olan diğer bir sorun da, üretimi için büyük paralar harcanan suyun mevcut içme suyu şebekesi içinde kaybolup yok olmasıdır. Hele ki, İZSU‘nun kamuoyu ile paylaştığı son verilere göre 2021 yılındaki kayıp kaçak oranı % 31,52 düzeyinde ise…

Üretilen suyun ilçeler arasındaki adil bir şekilde kullanılmadığını ve şebekedeki içme suyu kaybı İzmir genelinde 2021 yılı itibariyle % 31,52 düzeyinde iken bazı ilçelerde % 50’yi aştığını; yani, üretimi ve dağıtımı için büyük masraflar yapılan suyun yarısının toprağa karışıp yok olduğunu göstermek amacıyla hazırladığım aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere; hem İZSU‘nun 1998-2016 yılları faaliyet raporlarına, hem de 2019 ve 2021 yıllarında kamuoyu ile paylaşılan kayıp-kaçak su raporlarına göre; 1998 itibariyle % 61,58 düzeyinde olan kayıp-kaçak oranı yıllar itibariyle yavaş yavaş azalarak 2019 yılında % 34,81’e, 2021 yılında da % 31,52’ye inmekle birlikte Bergama, Foça, Kemalpaşa, Kınık, Kiraz, Seferihisar gibi ilçelerdeki yüksek kayıp-kaçak oranları; ayrıca, aradan geçen süre içinde kayıp-kaçak oranı azalan Bayındır, Çeşme, Menderes, Selçuk, Tire ilçeleri dışında kayıp-kaçak oranı artan Karaburun, Kemalpaşa, Torbalı ve Urla gibi ilçelerdeki artışların nedeni araştırılıp ortaya konularak İZSU‘nun bu konudaki politika ve stratejilerinin tartışılması gerektiğini düşünüyorum.

İZSU Genel Müdürlüğü‘ne ait İnternet sayfasındaki 2021 yılına ait “İçmesuyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıpları Yıllık Raporu“nda yazılı olan verilere göre kayıp-kaçak oranının İzmir ortalaması %31,52 olarak hesaplanırken bunun 2021, 2022, 2023 ve 2024 yılları faaliyet raporlarında sadece merkezdeki 11 ilçe dikkate alıp diğerlerini hesap dışında tutarak sırasıyla % 28,04, %27,95, %27,36 ve %26,77 şeklinde belirtilmesi, bu konudaki başarısızlığın suspus kabulü ya da ikrarı olarak kabul edilebilir.

İZSU ilçelere ne miktarda su verdiğini ve bunun ne kadarının kayıplara karışarak yok olduğunu 2021 yılından bu yana ısrarlı bir şekilde açıklamazken aradan çıkıp bir istisna olarak bizlere bilgi veren 2023 yılı Sayıştay Denetim Raporu‘ndaki bilgilere göre, kamuoyu ile paylaşılmayan “2022 yılı Su Kayıpları Yıllık Raporu” verilerine göre bu oranların Ödemiş‘te %30,54, Kiraz‘da %40,59, Beydağ‘da %33,62, Torbalı‘da %30,73, Bergama‘da %48,00, Kınık‘ta %55,00, Urla‘da %33,94, Seferihisar‘da da %43,58 düzeyinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

Milyonlarca para verip inşa edilen barajların arkasında biriktirilen ya da açılan kuyulardan elektrikle çıkarılan suyun yine elektrikli pompalarla şebekeye verilmesi sonrasında şebekede kaybolup giden suyun miktarı ile o yıl geçerli olan en düşük konut tarifesine göre hesaplanan üretim maliyetlerini aşağıdaki tabloda görebilirsiniz:

Bu tablodan da anlaşılacağı üzere İZSU‘nun şebekeye verdiği suyun öngörülenin üstünde kaybolması nedeniyle bir israf olarak heder olan içme suyu maliyetinin son beş yıldaki tutarı 6 milyar 135 milyon lirayı bulmakta ve çoğu kez barajlardaki suyun hangi seviyede olduğu konuşulurken ya da biten/bitmek üzere olan barajlardan şebekeye verilmeyen suyun hesabı sorulurken onlarca baraj yapmaya ya da kuyu açmaya yarayacak büyük bir mali kaynak gözden kaçırılmakta; böylelikle, tüm İzmir için içinden çıkılmaz hale getirilen içme suyu sorunu, konunun tüm yönleri ve ayrıntılarıyla bilinmemesi, bilinip de ele alınmaması, sırf bir muhalefet malzemesi olarak kullanılması nedeniyle işten anlamaz insanların çene çalma, muhalefet yapmış olmak için muhalefet yapma çabalarına yol açmakta ve bu önemli sorun o nedenle bir türlü çözülememektedir…

Bu arada şunu belirtmek gerekir ki, son yıllarda bol bol “dirençli kent” edebiyatının yapıldığı İzmir ve ilçelerindeki içme suyu ile ilgili kayıp-kaçak oranları %30’lar düzeyinde seyrederken bu oran 2024 yılı itibariyle İstanbul‘da %18,63 (5), Bursa‘da %19 (6), Fransa‘da % 21 (7), Büyük Britanya topraklarında da %3,1 (8) düzeyinde seyretmektedir.

Temiz suya erişim hakkı ve suların kirletilmemesini talep etmek…

İzmir‘de içme suyu dağıtımındaki adaletle ilgili bu iki sorunun; yani,

1) İzmir‘de üretilen içme suyunun ilçeler arasındaki adaletsiz dağılımı ile

2) Suyun içme suyu şebekesinde kaybolup giden 1/3’ünün, bir maliyet unsuru olarak İzmirlilerin su faturalarına yansıyan yükü bir kamu zararı olarak mali ve siyasi yönden görevli, yetkili ve sorumlu olan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İZSU yetkililerine sorulmazken,

3) Çeşme Kutlu Aktaş Barajı’nın hemen yanına yapılan rüzgar enerjisi santrallerinin yarattığı türbülansın baraj suyunun azalması üstünde yarattığı olumsuz etkileri tartışmak ya da

4) Yoğun sıcaklar nedeniyle “baraj membası” olarak nitelenen su kitlesindeki % 55’lere varan buharlaşmayı engellemek,

5) Yoğun erozyonun getirdiği mil nedeniyle barajın tuttuğu su kitlesinin hacmindeki azalma veya

6) Çeşme üzerinden yaratılan içme suyu tartışmasının, Çeşme Turizm Projesi bağlamında kimlerin işine yarayacağı, bu tartışma sayesinde yaratılacak yeni ve alternatif tercihlerle kimlerin ekmeğine yağ sürülmüş olacağı,

7) 2023 yılı İZSU Sayıştay Denetim Raporu verilerine göre İZSU‘nun İzmir‘de DSİ Bölge Müdürlüğü tarafından sondaj izni verilen kuyular ile izinli veya kaçak kuyulardan ne kadar su çekildiği ve hangi amaçla kullanıldığına ilişkin denetimleri yapmayıp atık su bedellerini almayışı,

8) İzinsiz açılan binlerce yeraltı suyu kuyusu hakkında 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun‘un 18. maddesinde yazılı olan ceza hükümlerinin uygulanmaması,

9) Karaçam, Rahmanlar, Çandarlı, Balçova ve Ürkmez barajlarıyla ilgili havza koruma planlarının yapılmayışı,

nedeniyle ilçelerdeki mevcut kaynak sularıyla ilgili bilgilerin ilçe belediyeleri ile paylaşılmaması gibi daha önemli ve öncelikli sorunların da, bu sorunları yaratıp sürdüren tüm kurum, kuruluş ve kişiler düzleminde tartışılarak çözümlenmesi için çaba gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum…

Tabii ki her şeyden önce, bu yazıp çizerek hatırlatmaya çalıştığım diğer içme suyu sorunlarının Çeşme Belediyesi‘nin sayın başkanı Lal Denizli tarafından okunarak öğrenilmesi, bu sorunda AKP ve DSİ kadar İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İZSU‘nun da görevli, yetkili ve sorumlu olduğunu fark etmesi dileğiyle…

(1) 2024 İzmir Su Raporu, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, https://icerik.cmo.org.tr/uploads/ContentFiles/2024-22-3-12-15-16-484547.pdf

(2) “Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (1),https://kentstratejileri.com/2017/07/05/kullanmadan-kaybettiigimiz-sular-1/

(3) “Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (2)”, https://kentstratejileri.com/2017/07/12/kullanmadan kaybettigimiz-sular-2/

(4) “Her yıl 500-600 milyon lira değerindeki suyu israf etmenin faturası, halka çıkarılmamalıdır…”, https://kentstratejileri.com/2020/11/26/her-yil-500-600-milyon-lira-degerindeki-suyu-israf-etmenin-faturasi-halka-cikarilmamalidir/

(5) İstanbul Büyükşehir Belediyesi Su Kayıpları Yıllık Raporları, https://iski.istanbul/kurumsal/stratejik-yonetim/su-kayiplari-yillik-raporlari/

(6) “Bursa su alt yapı teknolojileriyle Türkiye’ye örnek”, https://www.bursa.bel.tr/haber/bursa-su-altyapi-teknolojileriyle-turkiyeye-ornek-34461

(7) https://www.datatecnics.com/news/leakage-burst-statistics-you-should-know-in-20205

(8) https://www.ofwat.gov.uk/households/supply-and-standards/leakage/

Liman arkası’nda olup bitenler…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazım, Alsancak semtinin hemen arkasında, eskiden TARİŞ ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olan arsalarda şimdi bir duvar gibi yükselen ya da yakın bir gelecekte Elektrik Fabrikası, Sümerbank Fabrikası ve Şark Sanayi gibi eski fabrikaların arsalarına ya da hemen yanlarına inşa edilen/edilecek lüks gökdelen, rezidans, otel, ofis, iş ve alışveriş merkezleriyle oluşturulan soylulaştırılmış alanlarla buralarda yaşayan/yaşayacak insanlara bir ayrıcalık olarak sunulan büyük boyutlu belediye yatırımlarıyla ilgili olacak…

Uzaktan bakıldığında…

Ülkemizin ilk endüstriyel yapılarından 1856 tarihli Aydın (Alsancak) tren istasyonu ile İzmir-Aydın demiryolu hattının başlangıcını, demiryolları ile ilgili birçok atölye, tamirhane ve depoyu, çok sayıdaki tabakhane binası ve yel değirmeniyle un, iplik, dokuma, elektrik, havagazı, kağıt ve meyanbalı fabrikasını; ayrıca, 1955 yılında inşa edilip konteyner hacmi bakımından ülkemizin yedinci, kargo tonajı bakımından on üçüncü büyük limanı olan Alsancak Limanı‘nı barındıran eskinin Darağaç, şimdinin Umurbey ve Ege mahallelerinde yapılmakta olan onlarca gökdelen ve İzmir Sümerbank Fabrikası arsasına yakın zamanda yapılacak il emniyet müdürlüğü binasıyla bölgenin gelecekteki yoğun trafiğini rahatlatmak amacıyla mevcut cadde ve sokakları genişleten yeni imar planlarının burada yaratacağı soylulaştırılmış mahalleler ile buralara taşınacak TC vatandaşlarıyla yabancıların beraberlerinde getireceği yeni yaşam biçiminin, tüm İzmir‘e, yakın çevresindeki Alsancak ve Tepecik mahalleleriyle Meles vadisine ve buranın meskun halkına; özellikle de, Ege ve Tepecik mahallelerinde yaşayan Romanlarla buradaki birçoğu tescillenmemiş endüstriyel kültür mirasına vereceği zararlarla ilgili olacak…

Yakına gelindiğinde… Böylelikle 1970’li yıllarda Kordon’a çekilen “Çin Seddi“ne ilave olarak, içerideki kaleyi korumak için 2020’li yıllarda ikinci bir sur duvarı yaparcasına…

Önceleri Darağaç, şimdilerde Umurbey adıyla anılan bu sanayi bölgesi ve hemen yanındaki işçi mahallesi, son yıllarda TARİŞ‘in, şimdilerde de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ucuza sattığı arsalarda mantar gibi biten yeni gökdelenlerin yurdu olmaya başladı.

Bu gökdelenlerin arasında benim bilip takip etmeye çalıştıklarım ise;

Yenilenen Alsancak Stadyumu‘nun hemen yanında Teknik Yapı tarafından TARİŞ‘in eski arsasında yapılmakta olan 7 blokta 1.057 adet konut, 35 dükkan, 5 kültür alanı ve 1 oteli kapsayan 24 katlı Evora İzmir Projesi,

hemen yanında yine aynı şekilde TARİŞ‘in arsasında Pekerler & Burakcan İnşaat tarafından yapılmakta olan 7 blokta 1.069 adet konut ve 37 ticari üniteyi kapsayan 24 katlı AllSancak Projesi,

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce yapılan ihale sonucunda Teknik Yapı‘ya verilen ve o tarihten bu yana bir türlü bitirilemeyen Ege Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında Teknik Yapı‘nın kendi adına yaptığı 50 katlı (173 m) Divan Residance İzmir Projesi oluşturuyor.

Fotoğrafın sol ön kısmında denize yakın beyaz bloklar “Evora İzmir“, onun hemen arkasındaki gri renkli bloklar ise “AllSancak” projelerine ait…

Bu bölgedeki bu üç büyük proje dışında yapılan, yapılmakta olan ya da yapılacak olan daha birçok gökdelen projesi bulunuyor. Vikipedi kayıtlarına göre (4) İzmir kent merkezindeki 100 metre üstündeki yapımı bitmiş toplam 30, yapımı devam eden 30, yapımı planlanan 10 gökdeleni; yani, toplam 70 gökdeleni dikkate aldığımızda; karşımıza, Umurbey ve Ege mahallelerinin hemen yakınındaki Tepecik, Mersinli, Halkapınar gibi yerlerde yapılmakta olan 58 katlı Mahall Bomonti, 30, 37 ve 38 katlı üç ayrı Folkart Vega binası, 72 katlı İnci Mega ve 47 katlı İnci Smyrna, 524 bağımsız birimi kapsayan 51 ve 28 katlı iki ayrı V Yeni Konak A yapısı gibi projeler çıkar ve bu durum hemen yakınlarındaki Alsancak, Kahramanlar, Basmane ve Pasaport gibi “İzmir’i İzmir yapan” tarihi yerleşimlere ait kentsel siluetlerin ve yapısal özelliklerin temelden bozulup yok olmasına yol açar.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ileride burada yeni bir gökdelenin da yükseleceğini bilerek 150 milyon liraya sattığı tapunun Umurbey mahallesi, 7869 ada, 1 parsel kaydındaki 5.963 metrekarelik değerli arsası…

Her ne kadar, İZSU yetkililerinden aldığım yeni bir bilgiye göre, Alsancak mahallesinin kıyı kesimindeki su taşkınlarını önlemek için ayrıca bir proje hazırlandığını ve ihalesinin de önümüzdeki aylarda yapılacağını öğrenmiş olsam da; önceliğin neden asıl su ve deniz baskınlarının yaşandığı Alsancak mahallesinin deniz kıyısı ile sular altında kalan bölümleri yerine gökdelenlerin inşa edildiği bu bölgeye verildiğini anlamış değilim.

Sonuç olarak;

2000’li yıllardan bu yana İzmir‘in yeni iş merkezi (MİA) adıyla Bayraklı, Turan, Halkapınar, Mersinli, Ege ve Umurbey mahallelerinde arka arkaya yapılan çok katlı gökdelenler, adeta İzmir‘in tarihi kent merkezini kuşatan ikinci bir sur duvarı gibi kentin arka cephesini kapatıyor ve yakın çevresindeki Tepecik, Basmane, Pasaport, Çankaya ve Alsancak semtlerindeki kültürle mirasla onun fiziki çevresini ve yaşam biçimini zorlayıp kimliğini değiştiriyor.

Çoğu İzmirlinin siyasi bir körlükle “ama bütün bunlara iktidar; yani AKP izin veriyor” diyerek kendisinin ve partisini bu olumsuz gelişmenin dışında tutma gayretine rağmen bu gökdelenlere çoğu kez İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri izin veriyor, milyonlarca lira tutarındaki inşaat ve yapı kullanım harçlarını büyük bir memnuniyetle bu iki belediye tahsil ediyor; hatta her iki belediye başkanı neredeyse İzmir‘deki tüm gökdelenlerin uygulama projesini çizen BASİFED‘in yeni başkanı ile kol kola girip fotoğraflar çektiriyor, aynı masanın çevresinde konuşmalar yapıyor, İzmir İktisat Kongresi‘nin 103. yılı nedeniyle yapılan ve sponsorluğunu BASİFED‘in üstlendiği 4. İzmir Kadın ve İktisat Kongresi‘nde, projesi BASİFED başkanının firmasınca çizilen Rönesans Holding (Rönesans Eğitim Vakfı)’e ait Neva Yalı‘nın reklamının yapılmasını görmezlikten geliyor.

AKP iktidarı da 2020 depremi sonrasında yıkılan İzmir il emniyet müdürlüğünü tarihi İzmir Sümerbank Fabrikası bahçesinde yapmaya karar vererek ya da buradaki İzmir Elektrik Fabrikası ve Şark Sanayi gibi tarihi yapıları özelleştirmeye açarak onların yeni gökdelenlerin arsası olması için çabalıyor…

Yerli ya da yabancı fark etmez… İZSU onların daha rahat, daha konforlu ve daha manzaralı def-i haceti için elinden geleni yapıyor…

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu arada gökdelenci inşaat firmalarına yeni alanlar açmak için kendisine ait büyük bir arsayı 150 milyon lira gibi düşük bir bedelle satarak adeta ateşe körükle gidiyor… Aynen bir zamanlar, Mavişehir‘deki Karşıyaka Belediyesi‘ne ait arsa payının o tarihlerde Karşıyaka Belediye Başkanı olan Cemil Tugay tarafından oldukça düşük bir fiyatla Mehmet Cengiz‘e satılmasında olduğu gibi…

Ardından da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı İZSU Genel Müdürlüğü‘nün iki yıl önce başlamış görüşmelerin sonucu olarak Dünya Bankası‘ndan aldığı 110 milyon Euro (4 Milyar 182 Milyon 200 Bin liralık)’luk kredi, bu gökdelenlerin yağmur suyu ve atık su sistemlerini yapmak için tahsis edilip bunun tanıtımını yapmak için büyük toplantılar düzenliyor, bu şekilde edinilen kredilerin öncelikle bu bölgedeki gökdelenler için harcamanın adımlarını atmaya başlıyor…

Bizler ise yanlış önceliklere dayanan bütün bu adaletsizlik ve hukuksuzluklar olurken; adeta “cambaza bak!” stratejisiyle CHP‘nin cumhurbaşkanı adayı kim olacak, gidip onunla fotoğraf çektirelim, daha önce çektirdiğimiz fotoğrafları sosyal medyada paylaşalım ya da adayların üniversite diploması var mı gibi sudan konularla uğraşıp duruyoruz?

(1) Yaşar Ürük, Yenigün Gazetesi, (Erişim Tarihi: 21.02.2025), https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/17160233/yasar-uruk/insanlarin-asildigi-semt

(2) Yaşar Ürük, Yenigün Gazetesi), (Erişim Tarihi: 21.02.2025), https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/17165522/yasar-uruk/daragacina-yakindan-bakmak

(3) Yaşar Ürük, Yenigün Gazetesi, (Erişim Tarihi: 21.02.2025), https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/17183279/yasar-uruk/daragacinin-diger-gizemleri

(4) İzmir’deki En Yüksek Binalar Listesi, Vikipedi Özgür Ansiklopedi, Erişim Tarihi: 22.02.2025, https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0zmir%27deki_en_y%C3%BCksek_binalar_listesi

(5) İzmir Büyükşehir Belediyesi, (Erişim Tarihi: 222.02.2025) https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/alsancak-in-altyapisini-guclendirecek-proje-yurttaslara-tanitildi/53682/156#:~:text=%C4%B0ZSU%20Genel%20M%C3%BCd%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BC’n%C3%BCn%20Alsancak,terfi%20merkezi%20projesi%20yurtta%C5%9Flara%20tan%C4%B1t%C4%B1ld%C4%B1.

(6) İZSU Genel Müdürlüğü, (Erişim Tarihi: 22.02.2025) https://www.izsu.gov.tr/tr/Haberler/alsancakin-altyapisini-guclendirecek-proje-yurttaslara-tanitildi/16018#:~:text=%C4%B0ZSU%20Genel%20M%C3%BCd%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BC’n%C3%BCn%20Alsancak,terfi%20merkezi%20projesi%20yurtta%C5%9Flara%20tan%C4%B1t%C4%B1ld%C4%B1.

(7) İZSU Genel Müdürlüğü, https://www.izsu.gov.tr/tr/Haberler/izsu-genel-mudurlugu-110-milyon-euroluk-yatirimla-hayata-gecirecegi-projeyi-vatandaslara-tanitti/15975 (Erişim Tarihi: 22.02.2025)

(8) İZSU Genel Müdürlüğü, İzmir İli Konak İlçesi Ege Mahallesi Atıksu ve Yağmur Su Şebeke Projesi (Alsancak Liman Alanı), (LOT 2), Çevresel ve Sosyal Yönetim Planı (ÇSYP), Ocak 2025, (Erişim Tarihi: 23.02.2025,) https://www.izsu.gov.tr/CKYuklenen/Basin_odasi/tefwer_0cak_2025/IZSU_ESMP_Lot2_tr_rev2_25.01.13_cc.pdf

(9) Konak İlçesi Ege Mahallesi (Alsancak Liman Bölgesi) Yağmur Suyu Şebekesi ve Kanalizasyon İnşaatı Projesi (LOT-2), Ocak-2025, https://www.izsu.gov.tr/CKYuklenen/Basin_odasi/tefwer_0cak_2025/brosur_web3.pdf

Şikayetçi olduğun bir sorunu, önce kendi sorumlu olduğun alanda çözmek…

Ali Rıza Avcan

Georges Politzer‘in “Felsefenin Temel İlkeleri” isimli eserini okuduğum lise yıllarından bu yana toplumsal dinamiklerin ve mücadelelerin sınıfların varlığına ve onlar arasındaki emek-sermaye çelişkisine dayandığını kabul eder, bunun dışında kalan ikinci ya da üçüncü dereceden cinsiyet, milliyet, ırk ve kültür gibi unsurların sınıf mücadelesi kadar belirleyici olmadığını bilirim. Bu durumun ortaya çıkmasında, babamın örgütlü bir demiryolu işçisi olmasının; ayrıca, beslenme uzmanı Osman Nuri Koçtürk gibi antiemperyalist isimlerden aldığı sendika eğitimlerinde öğrendiği şeyleri eve gelip bizlere anlatmış olmasının etkili olduğunu düşünüyorum. ABD Marshall yardımı olarak turuncu renkli peynirleri yiyip süt tozundan yapılma sıvıları içtiğimiz ilkokul eğitimi günlerinde, beslenme uzmanı Osman Nuri Koçtürk‘ün anlattığı ABD‘ni temsil eden kurt ya da tilki ile Türkiye‘yi temsilen trene boş boş bakan ineğin yedikleri besinler nedeniyle birbirlerinden ne kadar farklı olduklarına dair benzetmeyi bir La Fointaine masalı gibi babamdan dinlediğimi hiç unutmam.

Bu anlamda, 1989 ve sonrasında Sovyetler Birliği‘nin çözülmeye başlamasıyla birlikte, çevremdeki çoğu sosyalist, devrimci ya da solcunun o hayal kırıklığı içinde ve inançsızlıkla topu taca atarak ‘çevreci‘ ve ‘feminist‘ olmaya karar verdiği ya da ulusal duygularla şovenist kimlik politikalarına savrulduğu dönemlerde de temel belirleyici olanın sınıflar arası mücadele olduğunu savunmuş, vahşi kapitalizme karşı tarihi, arkeolojik, kültürel ve doğal değerlere sahip çıkarak çevreci olmanın ya da cinsiyet, ırk, yaş, engellilik gibi alt mücadele alanlarının sınıf mücadelesinin içinde yer aldığını savunmuşumdur.

Çünkü cinsiyet, çevre ya da kimlikler üzerinden yapılan mücadelelerin, anti kapitalist mücadele anlayışı çerçevesinde sınıf mücadelesi ile ilişkilendirilip çözümlenmediği takdirde kalıcı olmayacağına ve sonuç alınamayacağına, mücadelenin kitlesel olarak bu alanlara aktarılmasının; hatta işçi sendikalarının bile çevreci, feminist vb. hareketlere dahil olmaları önerilerinin aslında neoliberal kapitalist anlayıştan kaynaklandığına ve o nedenle de, sınıfsal bir temeli olmayan hiç bir toplumsal hareketin başarıya ulaşamayacağına inanırım.

Bugün bu çerçevede, uzun yıllardır kadın mücadelesi adıyla ortaya konulan ve yer yer ya da zaman zaman cinsiyetler arasındaki düşmanlık noktasına kadar gidebilen, kadını hem kendi sınıfından hem de aynı mücadele alanı içinde yer alan diğer sınıf, kesim ve gruplardan yalıtan çalışmaların belediyeler; özellikle de büyükşehir belediyeleri düzlemindeki durumunu ortaya koymaya çalışacağım.

Belediyeler yıllardan bu yana kadınların hak mücadelesine destek vermek, kadın cinayetlerine karşı çıkmak, tüm üretim alanlarında kadın işgücünü öne çıkarmak, kadınları her anlamda özgürleştirip bilinçlendirmek, örgütlemek ya da mevcut kadın örgütlenmesini desteklemek için çok farklı düzeylerde çalışmalar yapıp bunları hazırladıkları tüm resmi belgelerde tanıtım malzemesi olarak kullanmaktadırlar: Bu sene şu kadar kadına eğitim verdik, şu kadar kadın merkezi açtık, şu kadar kadını sığınma evlerimizde ağırladık gibi…

Ama yine de, yapılan çalışmaların sonuçlarına baktığımızda onca toplantı, sempozyum, kongre, konferans, çalıştay, atölye, kurs, gezi ve etkinliğe rağmen bir şeyler eksik kalmakta, kadının kendi ayakları üstünde durarak özgürleşmesi, toplum içinde ön plana çıkması mümkün olmamakta, kadın sorunu tanrılarca görevlendirilen kartalın her gece yediği, Kafkas Dağı’nda zincire vurulmuş Prometheus‘un karaciğeri gibi ertesi gün yeniden oluşup büyümekte ve gelişmekte, onca mücadeleye rağmen kadın cinayetleri daha da artmakta, toplumda kadının adı bir türlü geçmemektedir.

Bu durumun nedenini araştırmak için aklımıza gelen birbirinden farklı sorular sorup onların cevaplarını arayabiliriz: Kadın mücadelesi içinde yer alan kadınlar ve onlara destek olan erkekler bütün bu sonuçsuz mücadeleleri yapıp eylerken yoksa kendi vicdanlarını mı rahatlatıyorlar? Büyük umutlarla seçilen kadın yönetici ve temsilcilerin, elde ettikleri iktidarın güç ve etkisiyle -deyim yerindeyse- ‘erkekleşip‘ karşıtına dönüştüğü bir süreçte, karşıtların çelişki ve birliğini dikkate almayanlar yoksa, aynen kapitalizmin krizleri gibi biteviye sürecek bilindik ve sonuçsuz bir yolculuğa mı çıkıyorlar? Bu mücadelenin en kısa sürede neticelenebilecek en basit ve kolay yol, yöntem ve mücadele alanları yok mudur? Örneğin kadınların ve erkeklerin eşitliğine inanmış, kadın haklarını savunan insanlar, özellikle de siyasetçi ve belediye başkanları kadınlardan yana uygulamaları; örneğin, tüm hizmet birimlerinde aynı sayıda kadın ve erkek çalıştırarak kadının üretim içinde yerini güçlendirme projelerini niye önce kendi parti ya da belediyelerinden başlatamazlar, niye önce kendi evlerinin önünü temizleyip başkalarına örnek olmazlar?

İşte ben de bu sorulara net bir yanıt bulabilmek için 2019 tarihli son yerel seçimlerde CHP‘nin eline geçen İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyeleriyle 2009 yılından bu yana CHP‘nin yönetiminde olan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile bu belediyelere bağlı olarak içme suyu, kanalizasyon ve ulaşım hizmeti veren kurumların 2009-2020 dönemine ait toplam 191 adet faaliyet raporunu inceleyerek son 22 yıl içinde istihdam ettikleri kadınların sayısı ile yıllar itibariyle bu sayılardaki değişimi inceleyerek hem her birinin bu süre içinde kadın çalışan sayısının artması için ne yaptığını ortaya koymaya, hem de bu üç büyükşehir belediyesini birbirleriyle mukayese ederek CHP ile AKP‘nin bu konudaki politika ve uygulamalarındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koymaya çalıştım:

İstanbul, Ankara ve İzmir büyükşehir belediyelerinin 2009-2020 döneminde çalıştırdığı kadın çalışan sayısı nedir ve bu sayılardaki değişimin kadın mücadelesi ile ilişkisi var mıdır ya da bu gelişimin ülkemizdeki kadın mücadelesine etkisi ne olmuştur?

Ama ondan önce bu üç büyükşehir belediyesinin 2020 yılı itibariyle hizmet verdiği nüfusu, hizmet alanının büyüklüğünü ve çalıştırdığı personel sayılarını ortaya koyup, bu sayılara İstanbul‘da İSKİ ve İETT, Ankara‘da ASKİ ve EGO, İzmir‘de İZSU ve ESHOT gibi belediyeye bağlı kurumların dahil odluğunu, belediye şirketlerinde çalışanların sayısı, genellikle “ticari sır” gerekçesiyle açıklanmadığı için İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 28, Ankara Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 16 ve İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 23 şirket personelinin bu verilere dahil olmadığını belirtelim.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (2020) – Nüfus: 15.462.452, Yüzölçümü: 5.461 Km2, Personel Sayısı: 28.307

Ankara Büyükşehir Belediyesi (2020) – Nüfus: 5.663.322, Yüzölçümü: 25.632 Km2, Personel Sayısı: 15.129

İzmir Büyükşehir Belediyesi (2020) – Nüfus: 4.394.694, Yüzölçümü: 11.891 Km2, Personel Sayısı: 14.985

Bu verilerin biraz daha anlam kazanması için hizmet verilen nüfus ile belediye personel sayılarını birbiri ile mukayese etmeye kalktığımızda; nüfusu en fazla olan İstanbul‘da çalıştırılan personel başına 546, nüfusu İzmir‘e göre daha fazla olup, kapsadığı alan dikkate alındığında daha az personel çalıştıran Ankara‘da çalıştırılan personel başına 374, nüfusu ve hizmet ettiği alan Ankara‘ya göre daha az olan İzmir‘de çalıştırılan personel başına 399 kişi düştüğünü söyleyebiliriz.

Üç büyükşehir belediyesi ile bağlı kurumlarında çalışan personel sayısının 2009-2020 dönemindeki gelişimi ise aşağıdaki çizelgede gösterilmiştir.

Grafikten de göreceğiniz gibi İzmir’e göre daha fazla nüfus ve hizmet alanına sahip Ankara Büyükşehir Belediyesi‘nin çalıştırdığı personel sayısı geçtiğimiz yıllarda neredeyse İzmir‘in yarısına yakın olmakla birlikte sayı son yıllarda, özellikle de 2020 yılında büyük oranda artmış ve 2020 yılı itibariyle neredeyse İzmir‘e yaklaşmıştır.

2009-2020 döneminde İstanbul, Ankara ve İzmir büyükşehir belediyeleri ile bu belediyelere bağlı İETT, İSKİ, EGO, ASKİ, İZSU ve ESHOT genel müdürlükleri gibi kurumlarda memur, sözleşmeli personel, kadrolu işçi, geçici işçi, taşeron işçisi ve sözleşmeli sanatçı gibi değişik statülerde çalışanların sayıları ile bunların cinsiyetler arasındaki dağılımını ve yıllar itibariyle gelişimini aşağıdaki üç ayrı tabloda görebilirsiniz:

İSTANBUL: En iyi durumda olan kadın memur ve sanatçılar bile üretim sürecinin içinde yer almamaktadır.

Büyükşehir Belediye Meclisindeki kadın üye oranının % 17,05, AKP‘li kadın üyelerin kendi grupları içindeki oranının % 19,32, CHP‘li kadın üyelerin kendi grupları içindeki oranının % 15,97 olduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile bağlı iki genel müdürlükte (İSKİ, İETT) çalışan kadınların toplam sayısı 2011 yılı endeksi 100 (21.141 çalışan) olarak kabul edildiği takdirde, 2020 yılı itibariyle 134 endeks değeri (28.307) olarak artmış, bu sayı ve değer içindeki kadın çalışan oranının 2010 yılında % 16 iken 2011 yılında % 17, 2012 yılında % 19, 2013 yılında % 19, 2014ve 2015 yıllarında % 18, 2016 yılında % 19, 2017 yılında % 13, 2018 yılında % 19, 2019 ve 2020 yıllarında % 13 olduğu belirlenmiştir.

Kadın çalışanların İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile İETT ve İSKİ genel müdürlüklerindeki durumuna ayrı ayrı baktığımızda ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nde memur olarak çalışan kadınların 2010-2020 döneminde % 18 ile % 23 arasında bir paya sahip olduğu, 11 yıllık ortalamanın % 21,28 düzeyinde gerçekleştiği, İETT Genel Müdürlüğü‘nde çalışan kadın memurların 2017-2020 döneminde % 25 oranında bir paya sahip olduğu, İSKİ Genel Müdürlüğü‘nde çalışan kadın memurlara ait oranların 2010-2020 döneminde % 27-32 arasında değiştiği, 11 yıllık ortalamanın ise % 30,19 düzeyinde gerçekleştiği görülmüştür.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi açısından ilginç olan bir diğer durum ise ‘Sözleşmeli Sanatçı” olarak istihdam edilen ve çoğu İstanbul Şehir Tiyatroları‘nda çalışan tiyatrocular arasındaki kadın oranının 2011-2020 dönemi itibariyle % 36-43 arasında değişmesi ve 10 yıllık ortalamanın % 38,8 olarak hesaplanmasıdır.

Bu tabloda İstanbul Büyükşehir Belediyesi açısından en olumsuz durum ise gerek belediyede gerekse iki ayrı genel müdürlükte ‘kadrolu işçi‘ ya da ‘geçici işçi‘ olarak çalıştırılanlar arasındaki kadın oranının son derece düşük çıkmasıdır. Bu oranların 2010-2020 dönemindeki ortalamasının ‘kadrolu işçiler‘ için % 9,28, ‘geçici/taşeron işçiler’ için % 14,20 olarak hesaplanması bu durumun en iyi örneğidir.

ANKARA: Kadın her ad ve düzey itibariyle üretim sürecinin dışındadır.

Büyükşehir Belediye Meclisindeki kadın üye oranının % 8,85, AKP‘li kadın üyelerin kendi grupları içindeki oranının % 11,37, tek bir CHP‘li kadın üyenin kendi grubu içindeki oranının % 3,58 olduğu Ankara Büyükşehir Belediyesi ile bağlı iki genel müdürlükte (ASKİ, İETT) çalışanların toplam sayısı 2010 yılı endeksi 100 (4.250 çalışan) olarak kabul edildiği takdirde 2020 yılı itibariyle 356 endeks değeri (15.129) olarak artmış, bu sayı ve değer içindeki kadın çalışan oranının 2011 yılında % 19 iken 2012 yılında % 20, 2013 ve 2014 yıllarında % 18, 2015 ve 2016 yıllarında % 21, 2017 yılında % 17, 2018 ve 2019 yıllarında % 16, çalışan sayısının bir önceki yıla göre % 164,77 oranında arttığı 2020 yılında da % 14 olduğu belirlenmiştir.

Kadın çalışanların Ankara Büyükşehir Belediyesi ile ASKİ ve EGO genel müdürlüklerindeki durumuna ayrı ayrı baktığımızda ise, Ankara Büyükşehir Belediyesi‘nde memur olarak çalışan kadınların 2011-2020 döneminde % 21 ile % 24 arasında değişen bir paya sahip olduğu, 10 yıllık ortalamanın % 22,8 düzeyinde gerçekleştiği, ‘sözleşmeli personel‘ olarak çalışan kadınların devlet memuru kadınlara göre daha fazla oranda olduğu belirlenmiştir. Buna göre, 2011-2020 döneminde ‘sözleşmeli personel‘ olarak çalışan kadınların oranı % 32 ile % 53 arasında değişmiş ve 2011-2020 dönemindeki ortalama değer % 40 olarak bulunmuştur. Ayrıca tablo üzerinde yapılan incelemeler sonucunda, ASKİ Genel Müdürlüğü‘nde çalışan kadın memurların 2017-2020 döneminde % 18, EGO Genel Müdürlüğü‘nde çalışan kadın memurların faaliyet raporlarının yayınlandığı 2018-2020 döneminde % 14 oranında bir paya sahip olduğu, ASKİ‘de ve EGO‘da ‘sözleşmeli personel” statüsünde çalışan kadınların ise faaliyet raporlarının yayınlandığı 2013, 2017, 2018, 2019 ve 2020 yıllarında % 16 ila % 44’e yaklaşan oranlarda istihdam edildiği görülmüştür.

2009-2020 döneminde Ankara Büyükşehir Belediyesi ile ASKİ ve EGO genel müdürlüklerinde çalışanların cinsiyetlerine göre dağılım ve gelişimi gösteren aşağıdaki tabloda, aynen İstanbul ile ilgili tabloda karşımıza çıktığı gibi; yani, ‘kadrolu işçi‘ ve ‘taşeron işçisi‘ olarak tanımlananlar arasındaki kadın çalışan sayısının azlığıdır ve bu durum kadın hakları açısından önemli bir sorundur. Bu oranın 2011-2020 döneminde Ankara Büyükşehir Belediyesi‘nde % 7-11 aralığında, ASKİ Genel Müdürlüğü‘nde % 4-5 aralığında, EGO Genel Müdürlüğü‘nde de % 4 düzeyinde gerçekleşmesi, kadının üretim içindeki yerini geliştirmek açısından üzerinde ciddi ciddi düşünülüp çözümlenmesi gereken önemli bir sorundur.

İZMİR: Çalışan kadın oranı diğer belediyelere göre daha iyi olsa da kadın, üretim sürecinin dışında tutulmaktadır.

Büyükşehir Belediye Meclisindeki kadın üye oranının % 17,15, AKP‘li kadın üyelerin kendi grupları içindeki oranının % 17,40, CHP‘li kadın üyelerin kendi grupları içindeki oranının % 18,59 olduğu İzmir Büyükşehir Belediyesi ile bağlı iki genel müdürlükte (İZSU, ESHOT) çalışanların toplam sayısı 2009 yılı endeksi 100 (8,700 çalışan) olarak kabul edildiği takdirde 2020 yılı itibariyle 172 endeks değeri (15.129) düzeyinde artmış, 2009-2019 döneminde makul düzeyde olan çalışan sayısı artışı 2020 yılında 209 yılına göre % 72,25, bir önceki yıla göre % 39,87 oranında artarak 14.985’e ulaşmıştır. Bu sayı ve değer içindeki kadın çalışan oranının 2009 yılında % 16 iken 2010 yılında % 20, 2011 yılında % % 18, 2012 yılında % 19, 2013 yılında % 20, 2014 yılında % 19, 2015 yılında % 22, 2016, 2017 ve 2018 yıllarında % 16, 2019 yılında % 17, 2020 yılında da yine % 16 oranında olduğu belirlenmiştir.

Kadın çalışanların İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İZSU ve ESHOT genel müdürlüklerindeki durumuna ayrı ayrı baktığımızda ise, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde memur olarak çalışan kadınların 2009-2020 döneminde % 24 ile % 30 gibi diğer iki büyükşehir belediyesinde görülmeyen düzeyde bir paya sahip olduğu, 11 yıllık ortalamanın % 30 düzeyinde gerçekleştiği, ‘sözleşmeli personel‘ olarak çalışan kadınlar da aynı durumun, hatta kadın-erkek eşitliğini yansıtacak ideal durumu yansıtırcasına % 50-51 düzeyinde tekrarlandığı (11 yıllık ortalama 51,55) belirlenmiştir.

Ayrıca tablo üzerinde yapılan incelemeler sonucunda, İZSU ve ESHOT genel müdürlüklerinde çalışan kadın memur oranı ile ‘sözleşmeli personel‘ statüsündeki kadınların, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde çalışan kadın memurlar ile ‘sözleşmeli personel‘ statüsündeki kadınlar gibi aynı düzeyde (İZSU kadın memur oranı % 27, İZSU sözleşmeli personel’ statüsündeki kadın oranı % 46, ESHOT kadın memur oranı % 22, ESHOT sözleşmeli personel statüsündeki kadın oranı % 38) olduğu görülmüştür.

2009-2020 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İZSU ve ESHOT genel müdürlüklerinde çalışanların cinsiyetlerine göre dağılım ve gelişimi gösteren aşağıdaki tabloda, aynen İstanbul ve Ankara ile ilgili tablolarda karşımıza çıktığı gibi; yani, ‘kadrolu işçi‘ kategorisi içindeki kadın çalışan oranının hem belediye hem her iki genel müdürlük düzleminde % 0-8 arasında değişen oldukça yetersiz oranı ile “taşeron/şirket işçisi” adıyla çalıştırılan çok fazla sayıdaki işçi kitlesi içindeki kadınların sayı ve oranlarının düzenlenen faaliyet raporlarında belirtilmemiş olması kadın hakları mücadelesi açısından büyük ve önemli bir sorundur.

İstanbul, Ankara ve İzmir büyükşehir belediyelerinde 2009-2021 döneminde çalıştırılan kadın personelin tüm personele oranını ve yıllık gelişimini gösteren yukarıdaki grafikten de anlaşılacağı üzere kadınların belediye içindeki istihdamı İstanbul‘da % 13-19, Ankara‘da % 14-21, İzmir‘de de % 16-22 aralığında olup; çalışan kadın oranı, İstanbul‘un CHP yönetimine geçtiği 2019 yılından sonra % 19’lar düzeyinden % 13’ler düzeyine, Ankara‘nın CHP yönetimine geçtiği 2019 yılından sonra % 17-16’lar düzeyinden % 14 düzeyine indiği, İzmir‘de ise 2015’de sahip olduğu % 22 düzeyinden % 16’lar düzeyine indiği görülecektir. Bu durum, hem kadın çalışanlar hem de kadın haklarını savunduğunu söyleyen CHP açısından ilginç ve vahim bir gelişmeyi ortaya koymaktadır. Böylelikle kadınlar açısından zaten yetersiz olan durum daha da yetersiz hale gelmektedir…

CHP’li belediyeler, kendi parti örgütleri içinde bile % 30 cinsiyet (kadın) kotasına ulaşamadıklarını dikkate aldığımızda, gerçekte % 13-16 aralığında dolaşan kadın çalışan oranını kamuoyunun dikkatinden kaçırmak için zaman zaman üst yönetimde olan ya da belediye meclislerinde görev yapan kadınların daha yüksek olan oranlarını öne çıkarıp bundan kendilerine bir fayda sağlamaya çalışsalar da, % 13-16 düzeyinde dolaşan bu oranlar kadının ekonomik özgürlük ve istihdamına önem verdiği iddialarının ne kadar boş olduğunu ortaya koymaktadır.

‘İçeride’ çalışmak niyeti….

Aslında üst ya da orta düzeyde yönetici kadın sayısının daha fazla olması ve bunun olması gereken bir durummuş gibi öne çıkarılması, yukarıda da sözünü ettiğimiz başka bir sorunlu alanın varlığına işaret etmektedir: Yöneticilerin ya da bizzat kadınların veya onların aile çevresinin ‘içerideki‘ masa başı işleri onlar için daha uygun görmesi… Kadınların dış mekanda yapılan hizmetler yerine iç mekandaki büro işlerine uygun olduklarını varsayan bu anlayış aslında kadın-erkek eşitliğine aykırı korumacı bir zihniyeti yansıtmakta olup; kadının iç mekandaki bürolarda çalıştırılması suretiyle erkekler tarafından sahiplenilip korunması olgusunu ön plana çıkarmaktadır. Hele ki, büroda çalışmak koşulu ya da özlemi ile işe başlayanlar, kent siyasetinde ya da yönetiminde önde gelenlerin karısı, kızı, oğlu, gelini ya da kongre seçimlerinde marjinal değeri olan kıymetli delegeler ise ve bunlar önce işe girmek, işe girdikten sonra da ‘içeride‘ çalışmakla ilgili taleplerini ifade etmişlerse….

Evet, yukarıdaki tablo ve çizelgelerin de ortaya koyduğu gibi, kadınların dış mekan hizmetleri içindeki oranı, iç mekanda çalışan memur, sözleşmeli personel ve sanatçılara göre daha az durumdadır. Her ne kadar park ve bahçe, otobüs, metro, tramvay hizmetlerine alınan bir iki kadın işçi ya da emekçi belediyelerle ilgili reklam ve tanıtımlarda öne çıkarılıp bu hizmetlerde de kadın çalıştırılıyormuş gibi bir algı yaratılmak isteniyorsa da gerçek hiç de öyle değildir.

O nedenle, İstanbul, Ankara ve İzmir büyükşehir belediyelerinin, gerçekleştirdikleri hizmetlerle kent, bölge ve ülke düzlemindeki kadın hakları mücadelesine destek verirken önce kendi çalışanları arasındaki kadın oranlarını arttırmak için çaba göstermesi gerektiğini, bunu başaramadıkları, diğer kişi ve kurumlara iyi bir örnek olamadıkları sürece inandırıcı ve başarılı olamayacaklarını düşünüyorum.

Önce belediyelerdeki kadın çalışan sayısını arttırmak…

Evet, devlet memurları ile ilgili mevzuatta daha fazla kadın memur çalıştırılmasını engelleyen ya da zorlaştıran hükümler olduğunu biliyorum. Ama çoğu açık alanda çalışan kadrolu ya da geçici işçi istihdamında daha fazla kadın işçi çalıştırılmasını, kadınlara pozitif ayrımcılık yapılmasını engelleyen bir hüküm ya da yasal bir düzenleme olmadığı için; ayrıca bu alanlarda zaten memur ve sözleşmeli personelle ilgili alanlardan daha az kadının istihdam edildiği ortada olduğu için bundan sonraki süreçte tüm hizmet alanlarındaki kadın çalışan sayısının arttırılması için özel politika ve stratejiler geliştirilmesini, stratejik planlarla performans programlarına bu durumu net bir şekilde ortaya koyacak hedefler konulmasını, bu hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığı ile ilgili izleme, değerlendirme ve müdahale çalışmalarına önem verilmesini öneriyor ve bu hususların takipçisi olacağımızı ifade ediyoruz.

Her yıl 500-600 milyon lira değerindeki suyu israf etmenin faturası, halka çıkarılmamalıdır…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi, 1 Ocak 2021 tarihinden geçerli olmak üzere suyun metreküpüne % 15 oranında zam yaptı. Böylelikle son olarak 1 Eylül 2020 tarihinde % 11,76 oranında zam yapılan suya, 4 ay sonra % 15 oranında ikinci bir zam daha yapılarak konutlarda 13 metreküpe kadar kullanılan suyun metreküp fiyatı 3,72 liradan 4.27 liraya, 14-20 metreküp arasında kullanılan suyun fiyatı 4,02 liradan 4,62 liraya, 21 metreküpün üstünde kullanılan suyun fiyatı 8,28 liradan 9,52 liraya çıkacak. Eski belde belediyelerinin bulunduğu yerlerdeki aboneler ise suyun 1 metreküpü için 1,86 lira yerine 2,13 lira, eski köylerin ahalisi ise 0,93 lira yerine 1,06 lira ödeyecek.

Bu durumda, geçtiğimiz gün posta kutuma bırakılan 21 Kasım 2020 tarihli son İZSU faturasına göre 36 günlük süre içinde tek başına harcadığım 8 metreküp su için bugünkü koşullarda 29,76 lirası su, 14,80 lirası atık su bedeli olmak üzere toplam 44,56 lira öderken, aynı miktardaki su ve atık su için 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren 6,68 lira fazlasıyla 51,24 lira ödeyeceğim.

Şimdi tutup belediye meclisince alınan bu zammın nedenini hem belediye başkanı ile meclis üyelerine hem de belediye yönetiminin destekçilerine soracak olsam, bana muhtemelen derin su kuyularıyla dağıtım şebekesinde kullanılan elektrik, akaryakıt ve malzeme fiyatlarıyla personel ödemelerini oluşturan memur, işçi ve sözleşmeli memur ücretlerinin iktidar tarafından arttırıldığını, çevreci yatırımlara önem verdiklerini; bu nedenle zam yapmak ya da kendi deyimleriyle “fiyat ayarlaması” yapmak zorunda kaldıklarını söyleyip sık aralıklarla yapılan zamlardaki kendi paylarını; örneğin, bilgisiz, deneyimsiz ve liyakatsız olması nedeniyle kalitesi her geçen gün bozulan yönetimin aldığı yanlış kararları, hatalı plan ve programları, boş yere şişirilen kadroları ve bir türlü önleyemedikleri su kayıplarını dile getirmeyeceklerdir.

Onlar bu zamların altında yatan gerçekleri açık bir şekilde anlatmayıp, her zaman yaptıkları gibi kendi başarısız yönetimlerinin suçunu iktidara ya da başkalarına atsalar da; ben bugün burada dört ay arayla yapılan ve % 28,3 oranına ulaşan bu zammın gerçek nedenlerinden biri olan şebekedeki su kayıplarını anlatarak bu kayıpların İzmir halkı üzerinde nasıl bir yük oluşturduğunu göstermeye çalışacağım.

Böylesi bir araştırma için öncelikle İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü‘ne (İZSU) ait aşağıdaki linke tıklayarak, 2019 yılında merkezdeki 11 ilçe ile merkez çevresindeki 19 ilçedeki baraj ve derin su kuyularından içme suyu şebekesine giren su miktarı ile bunun ne kadarının gelir getirdiğini, ne kadarının gelir getirmediğini görmemiz gerekiyor.

2019 Yılı Su Kayıpları Yıllık Raporu: https://www.izsu.gov.tr/tr/Dokumanlar/Liste/12

Ben bu linkteki 20 ayrı tablodaki verileri daha rahatlıkla görebilesiniz diye her bir tablodaki veriyi tek bir tabloya taşıyarak aşağıda bilginize sundum:

İZSU‘nun toplam 30 ilçedeki su kayıplarını bir kalemde gösteren bu tablodan da görüleceği gibi;

2019 yılında İZSU‘ya ait baraj ve derin su kuyularından içme suyu şebekesine toplam 291.984.950 metreküp su pompalanmış olup bunun 202.362.258 metreküpü; yani % 65,21‘i aboneler tarafından tüketilmiş, geriye kalan 89.622.692 metreküp; yani suyun % 34,81‘i şebeke içinde kaybolup toprağa karışmıştır.

Barajlarda toplanması ya da derin su kuyularından çekilmesi; ayrıca şebekeye verilmesi için büyük paralar harcanan 89.622.692 metreküp su; yani şebekeye basılan suyun aşağı yukarı 1/3‘ü fatura edilmeden, parası tahsil edilmeden kaybolarak yok olmaktadır.

Toprağa karışıp giden 89.622.692 milyon metreküp su aslında İzmir‘e 90.477.995 metreküp su sağlayan Tahtalı Barajı‘nın yıllık üretimine, yılda 4.396.590 metreküp su sağlayan Balçova Barajı ölçeğinde 20 Balçova Barajı’na eşdeğerdir.

Şebekedeki su kaybı kent merkezindeki 11 ilçede % 28,83, Aliağa‘da % 26, Karaburun‘da % 24,80, Menemen‘e % 15,40, Urla‘da % 16,10 gibi nisbeten düşük değerlerde olsa da; Kınık‘ta % 58,80‘e, Foça‘da % 57,60‘a, Bergama‘da % 49,50‘ye, Kiraz‘da % 49,16‘ya çıkmakta; böylelikle şebekeye verilen suyun yarıdan fazlası ya da yarısı kaybolmaktadır (1).

Bu durum açık bir şekilde üretimi için para harcanan suyun israfıdır. Aynı zamanda bu israfın bedelinin, baraj yapımı, derin su kuyusu açılması, elektrik, akaryakıt, personel harcaması adı altında İzmir halkının, İZSU abonesinin sırtına yüklenmesinden başka bir şey değildir…

Evet, İZSU uzun bir süredir bu kayıp oranının azaltılması için çalışmaktadır ama yapılan çalışmalar oldukça yetersizdir…

Çünkü dünya şehirlerine bakıp İzmir’i onlarla mukayese etmeye kalktığımızda; hatta kendi ülkemizdeki kentlerin hangi oranda kayıp su oranına sahip olduğunu soruşturduğumuzda İzmir‘e ait % 34,18‘lik kayıp oranının oldukça yüksek olduğunu görürüz.

Avrupa Birliği‘nin Eurostat verilerine baktığımızda Avrupa ülkelerindeki su kaybı oranının 2017 yılında ortalama % 23 olduğunu, Almanya‘da 2001 yılında % 7,3 olan oranın 2017 yılında % 5,3‘e, Danimarka‘da 2011 yılında % 9,48 olan oranın 2016 yılında % 7,60‘a, Tokyo‘da ise 1956‘da % 20 olan oranın 2006‘da % 3,6‘ya indiğini görürüz (2), (3), (4), (5).

Ülkemizdeki büyükşehir belediyelerine bağlı su ve kanalizasyon idarelerinin 2015 yılındaki kayıp-kaçak oranları ise aşağıdaki tabloda gösterilmiş olup; en fazla oranın % 69 ile Ordu‘ya ait olduğu, Ordu‘yu % 66 ile Aydın‘ın, % 63 ile Mardin‘in, % 60 ile Balıkesir‘in, % 58 ile Hatay‘ın ve % 57 ile Şanlıurfa‘nın takip ettiği görülmektedir (6).

İzmir ise 30 büyükşehir belediyesi arasında % 34 oranındaki kayıp kaçak oranı ile 7. sırayı işgal etmekte olup; aynı sırayı aynı oranla Kayseri Büyükşehir Belediyesi de işgal etmektedir. İzmir‘in önünde yer alan büyükşehir belediyeleri ise şu şekildedir:

1) Tekirdağ % 17, 2) Bursa % 23, 3) İstanbul % 24, 4) Konya % 28, 5) Muğla % 29 6) Antalya % 33.

İzmir‘in bu illerin arkasından 7. sırada yer alması, hepimizin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer ile diğer belediye yöneticilerinin ağzından sık sık duyduğu “Dünya kenti”, “Marka kent”, “Akıllı kent”, “Cazibe merkezi” ya da “Sağlıklı kent” olma gibi iddialı vizyon ve misyonlarla örtüşmemektedir.

Peki bu kadar büyük miktardaki su, şebeke içinde kaybolmayıp 5.57 lira şeklindeki su + atık su bedeli fatura edilerek belediye geliri haline dönüşmüş olsaydı, İZSU‘ya ve dolayısıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne getireceği fayda hangi rakamlara ulaşırdı? Ya da başka bir ifadeyle, kayıp suyun en düşük tarife değeri üzerinden hesaplanan miktarı, İZSU ve dolayısıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi hanesine yazılacak zarar olarak ne olurdu?

Bunu da paylaştığımız tablonun son sütununda hem ilçeler hem de İzmir genelinde görebiliyor ve 2019 yılında şebeke içinde kaybolan suyun 1 Eylül 2020 tarihinde yürürlüğe giren tarifeye göre toplam değerinin 499.198.394,11 lira düzeyinde olduğunu, bu rakamın 1 Ocak 2021 tarihinde yürürlüğe girecek yeni tarifeye göre 573.585.228,80 lira düzeyine çıkacağını anlayabiliyoruz.

Tabii ki her içme suyu şebekesinde makul bir düzeyde kayıp-kaçağın olması ve bunun gelişen teknoloji ve yenileme çalışmaları ile yıllar içinde ciddi bir şekilde azalması beklenen bir şeydir. Ancak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü‘nün (İZSU), görev alanına toplam 30 ilçe olmasına karşın her yıl açıkladığı kayıp kaçak oranı miktarında, merkez dışındaki 19 ilçenin ayrı dağıtım şebekeleri bulunduğu gerekçesiyle sadece kent merkezindeki 11 ilçeye ait nisbeten daha düşük oranı öne çıkarması; ayrıca, yıldan yıla azalan kayıp kaçak oranlarının büyük rakamlar yerine çok küçük oranlarda gerçekleşmesi bu sorunla ilgili mücadeleye gereken önemin verilmediğini göstermektedir.

Nitekim İZSU‘nun 1998-2019 döneminde faaliyet raporlarında yazılı olan aşağıdaki tabloda yazılı verilere göre 1998-2008 dönemine isabet eden ilk 11 yıllık dönemde % 19-20 düzeyinde ciddi bir iyileşme sağlanmış olmasına karşın, 2009-2019 dönemine isabet eden ikinci ve son dönemde % 39,88% 28,86 aralığında daha yavaş gelişen bir iyileşme gerçekleşmiş; hatta 2019 yılında, 2018 yılına ait % 28,86 oranının 1,72 puan gerisinde % 30,58 oranında bir iyileşme sağlanabilmiştir. Tabii ki bu durumun bile sadece kent merkezindeki 11 ilçe için geçerli olduğunu, kayıp-kaçak oranının daha fazla olduğu diğer 19 ilçenin bu rakamlara dahil edilmediğini unutmamak koşuluyla….

Oysa kent merkezinde yer alan 11 ilçe dışında kalıp kayıp-kaçak oranının kent merkezine göre daha fazla olduğu 19 ilçedeki dağıtım şebekeleri de İZSU‘nun görev, yetki ve sorumluluk alanına girmekte, o şebekeler de 2012 yılından bu yana İZSU tarafından işletilmektedir. O nedenle, 2020’li yıllarda Dünya kentleri ile yarışmaya kalkıp yönettiği kenti “marka kent“, “Dünya kenti“, “Akıllı kent“, “Sağlıklı kent” ya da “Cazibe merkezi” gibi adlarla tanımlamak isteyen belediye yöneticilerimiz de, 2019 yılına ait % 34,81 düzeyindeki oldukça yüksek kayıp-kaçak oranını, yapacağı büyük yatırımlarla en kısa sürede Tekirdağ gibi % 17‘ye ya da Tokyo gibi % 3,6 düzeyine indirmeli ve bu kayıptan kaynaklanan maliyetleri su zammı olarak bizlerin sırtına yüklemekten vazgeçmelidir…

Bu konuya da el atılmasını bekliyor ve en yakın sürede olumlu sonuçlarını görmek istiyoruz…

(1) İzmir İli Çevre Durum Raporu 2019, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, s. 11

(2) Europe’s Water in Figures, An Overview of the European Drinking Water and Waste Water Sectors, 2017 Edition, Pg.15

(3) German Federal Statistical Office.

(4)http://www.danva.dk/media/4662/water-in-figures_2017.pdf -Erişim Tarihi 24.11.2020

(5)http://www.c40.org/case_studies/tokyo-word-leader-in-stopping-water-leakage-Erişim Tarihi 24.11.2020.

(6) Dilcan, Ç.C., Çapar, G., Korkmaz, A., İritaş, Ö., Karaaslan, Y., Selek, B.; “İçme Suyu Şebekelerinde Görülen Su Kayıplarının Dünyada ve Ülkemizdeki Durumu“, T. C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Aylık Yayın Organı, Anahtar Dergisi, Yıl 30, Sayı 354, Haziran 2018, s. 10-18

Yararlanılan Kaynaklar

1. Armut, Selim; Kentsel Su Yönetimi ve Suyun Fiyatlandırılması: Merzifon İlçesi Örneği, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 11, Sayı 29, Eylül 2019, s. 404-420.

2. Dedebayraktar, Melike; İçmesuyu Temini ve Dağıtımı Sistemlerinde Kayıp-Kaçak Azaltılmasına Yönelik Proje Aşamasında Yapılan Çalışmalar, 7. Kentsel Altyapı Sempozyumu, 13-14 Kasım 2015, Trabzon, s.145-155.

3. Muhammetoğlu, H., Muhammetoğlu, A.; İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü El Kitabı, T. C. Ormana ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Temmuz 2017.

4. Toprak, S., Koç, A.C., Bacanlı, Ü.G., Dikbaş, F., Fırat, M., Dizdar, A.; İçme Suyu Dağıtım Sistemlerindeki Kayıplar, 3. Ulusal Su Mühendisliği Sempozyumu, 10-14 Eylül 2007, Gümüldür, İzmir, s. 601-609.

5. 13 Dünya Metropolünde Su Yönetimi “Benchmarking Çalışması”, İSKİ, İstanbul, 2004.

6. Büyükşehir Su ve Kanalizasyon İdareleri Arasında Mukayeseli Değerlendirme Çalışması, Türkiye Su Enstitüsü, Mart 2019.

7. İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliği Teknik Usuller Tebliği, 16 Temmuz 2015 tarih, 29418 sayılı Resmi Gazete.

8. 11. Kalkınma Planı Su Kaynakları Yönetimi ve Güvenliği Özel İhtisas Komisyonu Raporu

9. Europe’s Water in Figures 2017

Bu konularla ilgili olarak, 5 ve 12 Temmuz 2017 tarihlerinde yazdığım yazılar:

Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (1)

Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (2)

Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir kent merkezinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) tarafından işletilen içme suyu sistemindeki kayıp ve kaçak su miktarlarını ele aldığımız bu yazı serisinde, geçerli ve güvenilir olması nedeniyle İZSU tarafından hazırlanan resmi istatistik verilerini dikkate almak istiyoruz.

Ancak İZSU tarafından değişik tarihlerde değişik gerekçelerle hazırlanan bu verilerin -ne yazık ki- birbirinden farklı olduğunu görüyoruz. Örneğin İzmir kent merkezindeki 11 ilçedeki içme suyu abonelerine verilmek üzere yeraltı ve yer üstü kaynaklardan temin edilen su miktarlarının, 2009-2016 dönemi faaliyet raporlarında farklı, İZSU’ya ait resmi internet sayfasındaki “Su Üretiminin Aylara ve Kaynaklara Göre Dağılımı” tablolarında farklı olduğunu görüyoruz.

Yapacağımız tüm çözümleme ve değerlendirmelerde hangi veriyi dikkate alacağımızı bilemediğimiz bu vahim farklılıkları somut bir şekilde ortaya koymak amacıyla hazırladığımız aşağıdaki tablo bu farklılıkları açık bir şekilde göstermektedir.

İZSU Veri Farkları

Konusunda bilgili ve deneyimli onca personelin çalıştığı böylesine büyük bir resmi kuruluşun farklı tarihlerde hazırladığı resmi belgelerde birbirinden farklı bilgiler vermesi, akla ister istemez içme suyu tarifelerinin hazırlanması ya da kurumun kar /zarar rakamlarının hesaplanması konularında da benzeri yanlışlıkların yapıldığı ya da yapılabileceği ihtimalini getirmektedir.

Ama biz yine de, internet sayfasındaki bilgilerin daha güncel olması ihtimalini dikkate alarak bu rakamlara itibar edeceğiz.

O nedenle, bundan sonraki tüm değerlendirmelerde, o değerlendirmeye esas olan verilerin, hangi kaynaktan alındığını belirtmeyi alışkanlık haline getirmemiz gerekiyor…

***

Western-Water-Drought1

İZSU’ya ait internet sayfasındaki 2009-2017 dönemi verilerini dikkate aldığımızda yer üstü ve altı kaynaklardan temin edilen içme suyu miktarının 2009-2016 döneminde % 64,26 oranındaki artışla 138.663.040 m³’ten 227.777.294 m³’e, faaliyet raporlarına göre abone sayısının da % 51,92 oranındaki artışla 1.113.479 aboneden 1.691.609 aboneye ulaştığını söyleyebiliriz.

Yer üstü ve altı kaynaklardan temin edilen içme suyunun 2009-2016 dönemindeki artışı ile İzmir kent merkezindeki 11 ilçenin nüfus artışını karşılaştırdığımızda ise bu dönemde nüfus artış endeksinin 106,42 düzeyine ulaşırken içme suyu artış endeksinin 164,26’ya; yani üretilen su miktarının nüfus artış miktarından fazla olduğu, böylelikle kişi başına üretilen su miktarının 50,60 m³’ten 78,10 m³’e yükseldiğini söyleyebiliriz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’ne ait web sayfasındaki bilgilere baktığımızda, 2009-2017 döneminde İzmir’in merkezindeki 11 ilçenin içme suyu ihtiyacı temel olarak 13 ayrı su kaynağından karşılandığını öğreniyoruz.

7’si yeraltı kaynağı (derin kuyular), 6’sı da yüzeysel su kaynağı (barajlar) olan bu kaynakların isimleriyle dokuz yıllık dönem içinde çıkarılan toplam su miktarı içindeki önemini aşağıdaki tabloda görebiliyoruz.

İZSU 2009-2017 İçmesuyu Su Kaynakları

Bu tablodaki verilere göre İzmir merkezindeki 11 ilçenin (Balçova, Bornova, Buca, Çiğli, Gaziemir, Güzelbahçe, Karabağlar, Karşıyaka, Konak, Narlıdere ve Urla) ihtiyacı için üretilen içme suyunun aşağı yukarı yarısı (% 50,59) 7 ayrı grupta toplanan derin su kuyularından, diğer yarısı da (% 49,41) irili ufaklı altı barajdan karşılanmıştır.

İZSU faaliyet raporlarına göre yeraltı suyunun toplam içme suyu içindeki oranları 2011 yılında % 55,89, 2010 yılında % 60,43, 2012 yılında % 54,70, 2013 yılında % 47,66, 2014 yılında % 47, 2015 yılında % 52, 2016 yılında da % 55,57 olmuştur.

Bu konudaki diğer önemli bir ayrıntı ise İzmir merkezindeki 11 ilçenin su ihtiyacının % 16,60’ını karşılayan Göksu’daki derin kuyuların komşu il Manisa’nın Muradiye ilçesinde, % 7,62’sini karşılayan kuyuların da yine aynı ilin Saruhanlı ilçesinin Nuriye beldesinde bulunması; yani çıkarılan içme suyunun 1/4’ünün İzmir ili sınırları dışından karşılanıyor oluşudur.

İzmir merkezindeki 11 ilçenin içme suyu ihtiyacını karşılayan su kaynaklarından bazıları bazı yıllar ya da aylarda kullanılmamakta, tümüyle devre dışında bırakılmaktadır. Güzelhisar Barajı’ndan 2011 ve 2012 yıllarında, Sarıkız kuyularından 2013 ve 2014 yıllarında, Balçova Barajı’ndan da 2016/Kasım-2017/nisan döneminde hiç su alınmamış olması örnektir.

Bu yazı serimiz açısından önemli bulduğumuz su kayıp ve kaçaklarının 1998-2016 yılları arasındaki gelişimi ise İZSU faaliyet raporlarına göre şu şekilde olmuştur:

İZSU 1998-2016 Kayıp Kaçak Oranları

Bu tablodan da görüleceği gibi İzmir’in merkezindeki 11 ilçeye hizmet eden şebekeden kaybedilen suyun miktarı 19 yıl içinde % 61,58’den % 30,51 oranına, yani yarı yarıya indirilmekle birlikte bu süre içinde yitirilen 2.136.661.473 m³ miktarındaki suyun 2017 yılı değerleriyle toplam fiyatı konut abonelerine göre tamı tamamına 4.657.922.011.- TL., konut dışı abonelere göre de 11.260.205.963.-TL‘dır.

Son 19 yıl içinde kaybedilen suyun miktarı ve bedeli muazzam ölçülerdedir…. Bunun bedelini ödeyenler ise yöneticiler yerine hep halk, İzmir halkı olmuştur.

Tabloda yer alan rakamların da ortaya koyduğu gibi su kayıp oranının yıl ölçeğindeki azalışı son yıllarda genellikle % 1 ya da onun altındaki oranlarda olmuştur. Konunun uzmanlarıyla yaptığımız görüşmelerde, bu oranın yıllar içinde küçük miktarlarda azalmakla birlikte, tüm içme suyu şebekesi esaslı bir şekilde yenilenip denetlenmediği sürece sahil kesiminde denize karışan büyük boyutlardaki kaybın önlenemeyeceğini öğreniyoruz.

p-1-Why-Even-Our-Water-Supply

İşte o nedenle, hem İzmir merkezindeki 11 ilçeye hizmet veren içme suyu şebekesindeki % 30,51 oranındaki kaybın hem de diğer geri kalan 19 ilçeye hizmet veren içme suyu şebekelerindeki büyük kayıpların en kısa sürede Batı ülkelerinde, örneğin Londra’da olduğu gibi % 7’ler, 8’ler düzeyine indirilmesini, bunun için tramvay ve sahil düzenlemesi gibi gereksiz ve çok fazla miktarda su kullanımına neden olacak lüks yatırımlardan vazgeçilerek büyük boyutlu yatırımlar yapılmasını, kaybolan suyun bir an önce kurtarılmasını istiyoruz.

 

Kullanmadan kaybettiğimiz sular… (1)

Ali Rıza Avcan

Uzun ve sıcak yaz günlerindeyiz.

Hava sıcaklığının mevsim ortalamalarının üstüne çıkması nedeniyle, hepimiz fazlasıyla bunalıyor ve tüm çareyi klimalı serin ortamlarda oturup daha fazla sıvı tüketmekte buluyoruz. O nedenle içinde bulunduğumuz koşullarda klima ve buzdolaplarımızı çalıştıran elektrikle musluklarımızdan akan içme suyunun kesilmemesi bizim için önem kazanıyor.

Hele benim gibi hava sıcaklığının 40, 41 derecelere çıktığı günlerde buzdolabınız bozulup içindeki bütün gıda maddelerini çöpe atmak zorunda kalmışsanız, normal koşullarda önemsemediğiniz; ancak yoksun olduğunuzda size nasıl bir konfor sağladığını fark ettiğiniz elektrik, buzdolabı, klima ve içme suyu, özellikle de buz gibi bir içme suyu daha bir önem kazanıyor.

İşte bu nedenle, bugün bu ihtiyaçlardan en önemlisi olduğuna inandığım temiz, ucuz ve yeterli içme suyunun temin ve dağıtımı konusunda yaşanan su kayıpları üzerinde durarak, bu alanda yaşanan ya da yaşanabilecek sıkıntıları belirlemeye, bu sıkıntıları aşmak için neler yapıldığını ve bunun üzerine daha başka neler yapılabileceğini hatırlatmaya çalışacağım.

aa

Ancak bu konuya girmeden önce hatırlatılması gereken temel bilgileri sıralamakta yarar var:

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon  İdaresi Genel Müdürlüğü’nün(İZSU) sorumluluğunda olan asıl içme suyu sistemi, “11 Merkez İlçe” olarak tanımlanan Balçova, Bayraklı, Bornova, Buca, Çiğli, Gaziemir, Güzelbahçe, Karabağlar, Karşıyaka, Konak ve Narlıdere ilçelerindeki içme suyu dağıtım sistemini kapsıyor.

Bilindiği üzere İZSU’nun kent merkezindeki bu eski sistemine 5216 sayılı Yasa ile ilave edilen Menemen, Foça, Aliağa, Kemalpaşa, Menderes, Torbalı, Bayındır, Selçuk, Seferihisar ve Urla ilçelerindeki içme suyu dağıtım sistemleri ile 6360 sayılı Yasa ile ilave edilen Bergama, Beydağ, Çeşme, Dikili, Karaburun, Kınık, Kiraz, Ödemiş ve Tire ilçelerindeki içme suyu dağıtım sistemleri entegre değildir. Her bir ilçenin ayrı bir içme suyu sistemi bulunmakta ve çoğunun merkezden uzak olması nedeniyle merkezdeki sisteme bağlanması da mümkün görülmemektedir.

İZSU’nun, İzmir genelindeki bu birbirinden ayrı içme suyu sistemleriyle ilgili 2016 yılı verileri ise şu şekildedir: (1)

* İzmir il merkezinde bulunan içme suyu sistemi, 120.750.149 m³’ü yer altı, 96.026.990 m³’ü yer üstü kaynaklardan olmak üzere toplam 216.777.139 m³ içme suyunu çekip tümünü arttıktan sonra bunun 207.376.347 m³’ü (% 95,66) sisteme vermektedir.

* İZSU’nun İzmir merkezindeki 11 ilçede 1.050.450, İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırlarına 5216 sayılı Yasa ile ilave edilen 10 ilçede (Menemen, Foça, Aliağa, Kemalpaşa, Menderes, Torbalı, Bayındır, Selçuk, Seferihisar ve Urla) 322.145, 6360 sayılı Yasa ile ilave edilen 9 ilçede (Bergama, Beydağ, Çeşme, Dikili, Karaburun, Kınık, Kiraz, Ödemiş ve Tire) 312.142 olmak üzere toplam 1.684.737 adet abonesi bulunmaktadır.

* İzmir il merkezindeki 11 ilçede bulunan 1.050.450 abone 2016 yılı içinde toplam 144.113.003 m³ su tüketmiştir. 

* İzmir il merkezindeki İçmesuyu isale ve dağıtım hattının toplam uzunluğu, değişik boru cinsleri itibariyle çelik, polietilen (HDPE), polivinil klorür (PVC), cam takviyeli plastik (CTP), ön gerilmeli beton boru (ÖGBB), düktil demir (DF), Pik, asbestli çimento boru (AÇB), tünel ve muhtelif özelliklerde olmak üzere 6.898.424,3 m’yi bulmakta ve hattın % 38’i düktil demir borulardan oluşmaktadır.

Ama asıl önemlisi, hattın % 1,54’ünü oluşturan 106.286,7 m’lik kısmı, kanserojen özelliğe sahip asbestli çimento borulardan (AÇB) oluşmaktadır.

* İzmir il merkezindeki 11 ilçede toplam hacmi 339.900 m³ olan toplam 47 adet su deposu bulunmaktadır.

* 2004 yılında 5216 sayılı Yasa ile İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırlarına ilave edilen Menemen, Foça, Aliağa, Kemalpaşa, Menderes, Torbalı, Bayındır, Selçuk, Seferihisar ve Urla ilçelerinde 2016 yılında üretilen içme suyunun miktarı toplam olarak 53.536.439 m³ düzeyindedir.

* 2012 yılında 6360 sayılı Yasa ile İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırlarına ilave edilen Bergama, Beydağ, Çeşme, Dikili, Karaburun, Kınık, Kiraz, Ödemiş ve Tire ilçelerinde 2016 yılında üretilen içme suyunun miktarı ise toplam olarak 31.507.301 m³ düzeyindedir.

* Böylelikle, 2016 yılında İzmir’in il merkezindeki 11 ilçe ile merkez dışında kalan 19 ilçede İZSU tarafından yer altı ve yer üstü kaynaklardan çekilip isale ve dağıtım sistemine verilen içme suyunun miktarı toplam olarak 301.820.879 m³’ü bulmuştur.

leak-1* İZSU tarafından İzmir il merkezindeki 11 ilçeye verilen içme suyu miktarı 207.376.347 m³, isale ve dağıtım sistemi içinde kaybolan kısmı ise 63.263.344 m³ düzeyindedir. Bu durum, İzmir il merkezindeki isale ve dağıtım sistemindeki kayıp su oranının % 30,50 düzeyinde olduğunu göstermektedir. 

Ancak bu hesaplamaya, su kayıp oranının çok daha fazla olduğu bilinen merkez ilçeler dışındaki 19 ilçede üretilen 85.043.740 m³ düzeyindeki içme suyundaki kayıplar dahil edilmemiş olup; bu ilçelerdeki yüksek oranlı kayıp oranının da dahil edilmesi durumunda gerçek kayıp su oranının daha da fazla olduğu ortaya çıkacaktır.

(1) Sayısal veriler, İZSU Genel Müdürlüğü’ne ait 2017 tarihli “İçmesuyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıpları Yıllık Raporu“ndan alınmıştır.

Devam edecek…

 

 

 

 

Krizler, kriz planları ve su kesintileri

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde Tahtalı Barajı isale hattındaki ciddi bir arıza nedeniyle İzmir’in büyük bir bölümü 3 gün süreyle susuz kaldı.

Bu süre içinde yaşanan sıkıntıyı en iyi şekilde bugüne kadar karşı karşıya gelip tanışmış olmasak da Facebook üzerinden arkadaş olduğum değerli gazeteci Gönül Soyoğul‘un mesajları üzerinden izledim.

Musluklardan suyun akışını sabırsızlıkla beklediğini ifade eden mesajları üzerine suyun bir an önce akması için dilekte bulundum.

Resim2

Ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu ile sık sık bir araya gelerek uzun söyleşiler yapan bir gazeteci olarak, bundan sonraki ilk görüşmesinde 3 gün ya da daha fazla süreyle suların gelmediği bir durumda önceden hazırlanmış bir kriz planlarının bulunup bulunmadığını sormasını ve aldığı cevapla bizleri bilgilendirmesini diledim.

Evet işte şimdi tam da bu noktada, sayın Gönül Soyoğul‘un sormasını istediğim bu önemli soruyu sorup alabileceğimiz cevapları tahmin etmeye çalışmak isterim. Ama bunu yapmadan önce bu tür büyük boyutlu su kesintilerini tanımlarken kullandığımız “kriz” sözcüğü ile olası krizlerin iyi yönetilebilmesi için geliştirilen “kriz planı” kavramını açıklamaya çalışayım.

Kriz_yonetimi_cengizpak

Kriz” sözcüğü, Türk Dil Kurumu’na göre “bir ülkede veya ülkeler arasında, toplum veya bir kuruluşun yaşamında görülen güç dönem, bunalım, buhran” olarak tanımlanıyor.

Şu an itibariyle VPN kullanmayanlar için kapalı olan Vikipedi kaynaklarına göre ise kurum, kuruluş ve işletmelerin olası bir kriz karşısında nasıl davranacaklarını, neyi göze alıp neyi almayacaklarını, krizi nasıl aşabileceklerini, bir kriz olduğunda kimlerin neler yapacağını gösteren birbirinden farklı kriz senaryolarının krizler ortaya çıkmadan önce hazırlanarak bu konuda görevlendirilenlerle son tüketicilere anlatılması, onların bu amaçla eğitilmesi gerekiyor.

Konumuz olan “kriz” ve “kriz planları“nı büyük kentlere içmesuyu sağlayan işletmeler düzeyinde ele aldığımızda ise, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarıyla dağıtım şebekesinin kuraklık, deprem, sel, yangın gibi doğal yıkımlarla özelleştirme, terör, sabotaj ve savaş gibi özel durumlarda halka verilen suyun azalması, kirlenmesi ya da dağıtılamaması gibi durumların yaşanabileceğini önceden bilmemiz ve buna göre planlar yapmamız gerekiyor.  

Örneğin, 1995-96 yıllarında York Shire, 1998 yılında Sydney kentlerinin yaşadığı kuraklıklarda olduğu gibi suyun yönetiminden sorumlu olan otoritenin depolama, arıtma, dağıtım, izleme ve iletişim gibi alanlarda tüm olasılıkları dikkate alarak hangi risklerin hangi önlemlerle nasıl karşılanacağını, karşılanamayan risklerle ilgili zararların nasıl telafi edileceğini gösteren, Dünya Sağlık (WHO) Örgütü tarafından İçmesuyu Güvenlik Planı olarak tanımlanan kriz planlarını bu konularla görevli merkezi yönetim birimleriyle işbirliği ve eşgüdüm içinde önceden hazırlaması, yaşanan olumlu ya da olumsuz deneyimlerden elde edilen geri bildirimleri kullanarak bu planları devamlı güncellemesi, bu konuda görev alacak personeli belirleyerek eğitmesi ve zaman zaman yapılacak tatbikatlarla bu önlemlerin geçerliliğini test etmesi ve halkı da sürekli bilgilendirmesi gerekmektedir. 

İzmir kent bütünündeki içmesuyunu temin edip dağıtmak görevi, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü’ne, kısa adıyla İZSU’ya ait olduğuna göre İZSU’nun bu durumlarda, örneğin bu kesintinin 10 gün ya da daha fazla süreyle devam etmesi durumunda ellerinde önceden hazırlanmış bir kriz planı var mıdır ve bu plan çerçevesinde temiz içmesuyunun belirtilen süre içinde halka nasıl dağıtılacağı İzmirliler tarafından bilinmekte midir? Bu son olayda gördüğümüz gibi kullanma suyunun tankerlerle halka dağıtılması dışında başka bir önlem, başka bir çözüm paketi düşünülüp bütün bunlar planlanmış mıdır?

Çünkü hem İzmir Büyükşehir Belediyesi hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü (İZSU) 2010 yılından bu yana hazırlanan stratejik planlar çerçevesinde stratejik yönetim anlayışına göre yönetilmektedir  

Stratejik planların hazırlanıp kabul edilmesi ve uygulanması ile ilgili mevzuat hükümlerine göre de olası krizlerde nasıl bir planın yaşama geçirileceğinin belirlenerek bir meclis kararı ile kesinleştirilmesi gerekiyor. Örneğin su kesintisinin şu kadar alanda ya da şu kadar nüfusa etkilemesi durumunda ya da suyun kaynağında kirlenmesi durumunda şunlar şunlar yapılacaktır, şu önlemler şu şekilde alınacaktır şeklinde… Bunun en iyi örneğini İzmir Metro sürücüleri için hazırlanan acil yol rehberlerinde görmek mümkündür. Sözünü ettiğimiz bu rehberlerde yazılı kurallara göre sürücüler hangi acil ve riskli durumlarda ne yapacaklarını önceden okuyup öğrenirler ve gerekli durumlarda bu önlemleri almaları kendilerinden beklenir. Hatta belirli aralıklarla girdikleri psiko-teknik test ve sınavlarla bu önlemleri uygulayabilecek dikkat, yetenek ve beceride olup olmadıkları yeniden yeniden ölçülür.

İzmir Metro örneğinde olduğu gibi, uzun süreli ya da yaygın su kesintileri durumunda belediye ve İZSU’daki personelle o hizmetten mahrum kalan halkın bu planlar kapsamında, belediyenin neler yapabilip yapamayacağını önceden bilmesi, ona göre önlem alması gerekir.

O nedenle de nasıl arızanın onarımı ile ilgili ayrıntılı bilgilendirmeler düzenli olarak yapılmışsa belirli bir süre içinde sunulamayan hizmetin karşılığında temiz içme ve kullanma suyunun hangi yöntemlerle, hangi sürede ve nasıl sağlanacağının halk tarafından da bilinmesi gerekir.

su-kesintisi_22082015133609-1

Eğer böylesi bir öngörüyle önceden bu gibi durumlar için herhangi bir plan ya da program yapılmamışsa, personele bu konuda bilgi ve eğitim verilmemişse ve halk da sayın Gönül Soyoğul gibi musluğunun başında bekleyip feryat ediyorsa, o halde hazırlanan stratejik plan nasıl bir plandır, uygulandığı söylenen stratejik yönetim anlayışı nasıl bir stratejik yönetim anlayışıdır?

Yazımın sonunu da, şimdi şu an itibariyle suya kavuşmuş olan sayın Gönül Soyoğul‘a geçmiş olsun diyerek ve aynı şeyin yeniden hem onun hem de bizlerin başına gelmemesi için dua ederek bitirmek isterim… 

Tabii ki kafamdaki o soruyu ilk görüşmesinde sayın Kocaoğlu’na sorması dileğiyle…


Yararlanılan Kaynaklar

* Water Plan Manual: Step-by-Step Risk Management for Drinking-water Suppliers, World Health Organisation (WHO) & International Water Association (IWA), 2009.

* Onuncu Kalkınma Planı 2014-2018 Su Yönetimi ve Güvenliği Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Kalkınma Bakanlığı, Ankara, 2014. 

* Orhon, D.; Sözen, S.; Üstün, B.; Görgün, E.; Karahan-Gül, Ö.; Su Yönetimi ve Sürdürülebilir Kalkınma Ön Raporu, 2002, İstanbul.

* Yayan, Cahit; İçme Suyu Güvenliği Planlarına İlişkin Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2015.