Hafta başında iki önemli iş…

Ali Rıza Avcan

Bugün; yani, 14 Mayıs 2018, Pazartesi günü iki önemli işin peşine düşeceğiz.

Gündüz, Doğa Derneği‘nden Güven Eken, Ali Rıza Avcan ve avukat Cem Altıparmak, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nden belediye ve İZSU yetkilileri, Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkilileri ve 3. İdare Mahkemesi hakimleriyle bu mahkeme tarafından belirlenmiş yedi kişilik bilirkişi heyetiyle birlikte Gediz Deltası Sulak Alanı’nda keşif yapacağız.

Yapacağımız keşif, 25 Ağustos 2017 tarihinde Doğa Derneği, Cem Altıparmak ve Ali Rıza Avcan olarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı aleyhine açtığımız dava ile ilgili.

Biz bu dava ile, Orman ve Su İşleri Bakanlığı‘na bağlı Ankara’daki Ulusal Sulak Komisyonu‘nun (USAK) 30 Mart 2017 tarih ve 28-2017/1 sayılı kararının 5. maddesi ile bu kararın onaylanmasına ilişkin 26 Nisan 2017 tarih, 380 sayılı Bakanlık Olur’unun iptal edilerek yürütmesinin durdurulmasını talep ettik.

Çünkü, dava konusu yaptığımız karar hem İzmir’in büyük belası olan İzmir Körfezi Geçişi Projesi‘nin önünü açıp onun kolaylıkla yapılmasını amaçlıyor hem de Ramsar Sözleşmesi ile korunan alanlarla Gediz Deltası Sulak Alanı‘nda Ali Ağaoğlu, Mehmet Cengiz, Rönesans Holding gibi iktidar yandaşı inşaat baronlarının eskisine göre daha kolay inşaat yapmalarını kolaylaştırıyor.

Şekil 4

Kısacası ulusal ve uluslararası hukuka aykırı bir suç, yapılan yönetmelik değişiklikleri ve alınan USAK kararlarıyla meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Biz bu amaçla 25 Ağustos 2017 tarihinde mahkemeye başvurmamıza karşın, suçun işlendiği mahaldeki keşfi kararın alındığı tarihten 1 yıl 1 ay, 14 gün; dava açtığımız tarihten 9 ay 19 gün geçtikten sonra yapabiliyoruz.

Çünkü Orman ve Su İşleri Bakanlığı, mahkemenin belirlediği her bilirkişiye, suçlu olmanın getirdiği ruh hali içinde ve bu arada İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin ilerleyip yol alabilmesi için devamlı itiraz etti. Yurt içinde ve dışında hepimizin bilip tanıdığı, çevre ve ekoloji mücadelesinde örnek olmuş birçok bilim insanına itiraz ederek, onların yerine kendisine biat edenleri koymak için devamlı çaba gösterdi.

Bu arada aldığımız yeni ve güzel bir habere göre İzmir Büyükşehir Belediyesi de, bizim yanımızda diyebileceğimiz bir konumda davaya müdahil olmuş. Belediyede yaptığım görüşmeler sırasında ayrıntısını fazla öğrenemediğim; ancak Gediz Deltası Sulak Alanı‘ndaki İZSU‘ya ait atık istasyonlarıyla ilişkilendirilen bu dava nedeniyle yarınki keşfe İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin avukatlarıyla daire başkanları ve şehir plancıları da katılacakmış.

Gediz Deltası Sulak Alanı gibi İzmir’i İzmir yapan önemli bir doğal değeri korumak amacıyla açtığımız bu dava ile ilgili gelişmeleri izleyen yazılarımızda sizlerle paylaşmak üzere yarın yapacağımız ikinci büyük işe gelelim.

Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi Haritası 2017 005 (Küçük)

Evet, 2017 yılından bu yana düşünüp taşındığımız, birçok kez bir araya gelip tartıştığımız ve en nihayetinde 26 Nisan 2018 tarihinde kurduğumuz Yaya Derneği‘nin açılış etkinliğini akşam 18.00-20.00 saatleri arasında Kemeraltı’ndaki Azize Kafe’de yapacağız.

Azize Kafe nerede derseniz, Kızlarağası’nın hemen yanındaki kahveler sokağına girip aşağı yukarı 50-60 metre ilerledikten sonra ilk sola saptığınızda, Azize Kafe’nin tarihi mekanı ile karşınıza çıkacağını söyleyebilirim.

Biz akşam 18.00’den sonra oradayız. Size Yaya Derneği‘ni niye, nasıl ve hangi düşüncelerle kurduğumuzu, Yaya Derneği olarak neler yapmak istediğimizi anlatıp fikrinizi almak istiyoruz.

Logolar17 Kişi olarak çıktığımız bu yola, aramıza sizleri de katarak devam etmek istiyoruz.

Önce İzmir’de, sonra Ankara ve İstanbul’da, ardından da tüm İzmir’de, Ege’de ve ülke düzeyinde…

Yayaların haklarını korumak ve yayanın sesini yükseltmek üzere…

Haydi, daha yaşanabilir kentler için birlikte yürüyelim.

 

Bir kent parkını yönetmek (3)

Ali Rıza Avcan

Bir kent parkını yönetmek” başlığını taşıyan ilk iki yazımda, Kültürpark örneğinden hareketle, doğal ve tarihi özellikleri nedeniyle tescillenip koruma altına alınmış bir kent parkının sadece koruma imar planı ile değil; bunun yanı sıra nasıl yönetileceğini, mali kaynaklarının nasıl düzenleneceğini, park hizmetlerinin nasıl sağlanacağını belirleyen stratejik yönetim, ziyaretçi ve lojistik planlarının  da yapılması gerektiğini belirterek tüm planlama, tasarlama, uygulama, izleme, denetleme ve değerleme çalışmalarının sadece mühendis, mimar ve şehir plancıları tarafından değil, tüm bilim ve disiplinlerin yer aldığı disiplinlerarası bir anlayışla yapılması gerektiğini belirtmiştim.

Yazı dizisinin bugünkü bölümünde ise Kültürpark’ın fiziki, finansal ve yönetsel planlarının yapılması süreçleriyle hazırlanacak planların hangi temel değer, ilke ve etik kodları barındırması gerektiği üzerinde durup bu konuda öneriler geliştirmeye çalışacağım.

cropped-cropped-img_50234

Kültürpark ile ilgili planlar hazırlanırken…

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden talep edilen Kültürpark Koruma Amaçlı İmar Planı’nın (fiziki plan) hazırlık sürecinde, sadece bu plan değil; bu planla bütünleşik Kültürpark Stratejik Planı (finansal plan), Kültürpark Lojistik Planı ve Kültürpark Yönetim Planı (işletme) da hazırlanmalı ve bu planlar arasındaki ilişki ve eşgüdümü sağlayacak temel ilke ve işleyiş biçimleri önceden belirlenmelidir.

2) Tüm planlama aşamalarında, üst, orta ve alt düzeydeki tüm belediye yönetici ve çalışanlarının planların hazırlık süreçlerine aktif bir şekilde katılıp sorumluluk alması; böylelikle ortaya çıkacak planları sahiplenmeleri sağlanmalıdır.

3) Kültürpark’la ilgili tüm planlar, Kültürpark’la ilgisi olan tüm iç ve dış paydaşların gerçek ve aktif katılımı ile hazırlanmalıdır.

4) Kültürpark’la ilgili tüm planlar sadece şehir ve bölge plancıları tarafından değil; Kültürpark’la ilgisi olan tüm bilim ve disiplinlerden gelecek bir ekip eliyle ve “disiplinlerarası” bir anlayışla hazırlanmalıdır.

henderson-massey_westgate-town-park-concept-image

Kültürpark ile ilgili planlarda olması gereken özellikler…

1) ANLAŞILABİLİRLİK: Planların kendisi ve ekleri, inceleyen herkes için anlaşılabilir olmalıdır.

2) UYGULANABİLİRLİK: Planlar, öngördüğü dönemin özellik ve koşulları açısından yapılabilir olmalıdır.

3) ESNEKLİK: Hazırlanacak planlar, öngördüğü dönemin güncel gelişme ve gereksinimlerini karşılayacak, değişiklikleri içerecek şekilde esnek, değişken ve devingen olmalıdır.

4) KATILIMCILIK: Tüm planlar, Kültürpark’la ilgili tüm iç ve dış paydaşların görüş, düşünce, öneri, eleştiri ve şikâyetleri alınarak hazırlanmalı; ayrıca planın uygulama sürecinde bu paydaşların bilgilenmesini ve müdahalesini öngören katılımcı bir işletme modeli oluşturulmalıdır.

5) EŞİTLİKÇİ KAMU YARARI İLKESİ: Kültürpark’la ilgili her türlü karar ve uygulamanın “kamu yararı” ilkesine uygun olması; Kültürpark’a ulaşım ve kullanımda kentteki tüm sınıf, kesim, grup ve kişiler arasında eşitlikçi bir yaklaşımın yaşama geçirilmesi gerekmektedir.

6) KALİTE VE STANDARTLAR: Kültürpark’ın güvenlik, emniyet, kullanım ve konforu ile ilgili her türlü düzenleme, uluslararası kalite ve standartlar dikkate alınarak hazırlanmalıdır.

7) SAYDAMLIK VE BİLGİYE ERİŞİM: Planlarla ilgili her türlü bilgi ve belge kamuya açık olmalı, bu bilgi ve belgelere ulaşım konusundaki tüm engeller kaldırılmalıdır.

8) KORUMA-KULLANMA DENGESİ: Koruma amaçlı imar planı ile lojistik ve yönetim/ziyaretçi planlarında Kültürpark’ın kullanım kapasitesi, koruma-kullanma dengesi dikkate alınarak belirlenmelidir.

9) KARŞILIKLI ÖĞRENME: Kültürpark’la ilgili tüm planlarda iç ve dış paydaşlar arasında karşılıklı öğrenmeye dayalı süreçlerin özendirilmesi sağlanmalıdır.

10) ÇEVRE VE BÜTÜNLÜK İLİŞKİSİ: Fiziksel, finansal ve yönetsel planların tümünde Kültürpark’ın yakınındaki etkileme ve etkilenme bölgeleriyle kentin diğer bölgelerindeki yeşil alanlarla fiziksel, doğal, toplumsal, ekonomik, kültürel ve yönetsel ilişkiler, bütüncül bir anlayışla dikkate alıp değerlendirilmelidir.

Kültürpark’ın yönetimi ile ilgili öneriler…

1) Kültürpark’la ilgili planların izlenmesi ve değerlendirilip denetlenmesi için etkin ve katılımcı bir izleme-denetleme modeli oluşturulmalı ve bu model, uygulamadan kaynaklanan geri bildirimlerle devamlı güncellenmelidir.

2) Kültürpark’ın işletilmesinde etkin bir kullanıcı memnuniyet sistemi oluşturulmalı; bu amaçla düzenli olarak memnuniyet araştırmaları yapılmalı ve yapılan bu araştırmaların sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.

png-image-f12a8f2f9436-13) Kültürpark’la ilgili planların yıllık uygulamaları konusunda hazırlanacak faaliyet raporlarına herkesin ulaşması sağlanmalıdır.

4) Kültürpark’ın katılımcı bir şekilde yönetilebilmesi için, aynen İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) yapılanmasında olduğu gibi; Kültürpark’ın iç ve dış paydaşları arasında yer alan kurum, kuruluş ve kişilerin katılımını öngören bir danışma kurulunun oluşturulması ve bu kurulun görev, yetki ve sorumluluklarını gösteren toplumsal sözleşmelerin, mevcut yasal düzenlemeler dikkate alınarak hazırlanması gerekmektedir.

 

Bir kent parkını yönetmek (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir’de çoğu insanın İzmir Enternasyonal Fuarı olarak bildiği; ancak, son yıllarda bu alanın yönetimi ile görevli İZFAŞ’ın Fuar İzmir’e taşınması ile birlikte buranın bir kenti parkı olduğu yeniden fark edilen Kültürpark, aslında korunması gerektiği için tescillenen tarihi ve doğal bir değerdir. Kısacası, İzmir’i İzmir yapan en önemli değerlerimizden biridir.

İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından 2012 yılında yayınlanan İzmir Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri isimli üç ciltlik kitabın ikinci cildinin 274. sayfasına baktığımızda, Kültürpark alanının, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu‘nun (TKTVKYK) 25 Ocak 1985 tarih ve 599 sayılı kararı ve İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu‘nun (KTVKBK) 12.111992 tarih, 4072 sayılı kararı ile tescillendiğini görüyoruz.

Bu tescil kararları sonrasında sanat tarihçileri Beyhan Gürman ve Kamuran Akyüz ile Arkeolog Mustafa Kiremitçi tarafından düzenlenen resmi tescil fişinde ise, “Önerilen Koruma” adı altında “Onaylı Koruma Amaçlı İmar Planı doğrultusunda uygulama yapılmalıdır” notunun düşüldüğünü görürüz.

Kültürpark Tescil Fişi (A)

Bu durum, Kültürpark alanının tescillendiği tarihten itibaren bir “Onaylı Koruma Amaçlı İmar Planı“na sahip olamadığını, aradan geçen 33 yıldır buranın korunması için alanın sahibi olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce bir koruma planının yapılmadığını göstermektedir.

Yurt dışındaki benzerlerine baktığımızda birçok kent parkının bırakın koruma imar planına sahip olmayı; bunun yanında sırf bu alanlar için hazırlanmış daha geniş kapsamlı stratejik planlara sahip olduğunu; bu planların ayrıca yönetim, lojistik (su, enerji vb.) ve ziyaretçi planları gibi türlü çeşitli diğer planlarla desteklendiğini; ayrıca bir kent parkının kendi başına diğer park ve yeşil alanlardan soyutlanarak değil; belirli bir ekosistem içindeki diğer kent, semt ve mahalle parkları, kent ormanları ve yeşil alanlarla ilişkilendirerek, tümünü kent bütününde bütün olarak gören bir anlayışla planlanıp yönetildiğini görürüz.

Bizde ise, 1985 yılında önerilen onaylı koruma imar planı aradan 33 yıl geçmiş olmasına karşın yapılmamıştır ve her biri kendi ölçeğinde önemli olan diğer planlarla desteklenmemektedir.

Bırakın plan yapmayı, Kültürpark’taki bitki, hayvan, bina, sanat eseri ve benzeri değerlerin bugüne kadar bir sayımı ve envanteri bile yapılamamış, bunlardaki değişimler coğrafi bilgi sistemi tabanlı bir teknoloji ile takip edilmemiştir.

Her şey babadan görme usullerle yapılmış, Kültürpark sadece İzmir Enternasyonal Fuarı’nın yapılacağı tarihlere yakın bakıma alınmış, bunun dışında kendi haline terk edilmiştir.

Kültürpark Kaskatlı Havuz kenarındaki genç kız heykellerinin onarımında yaşanan trajik gelişmeler ya da Cevat Şakir Kabaağaçlı’ya (Halikarnas Balıkçısı) ithaf edilen bölgedeki ağaç, bitki ve tanıtım materyallerinin içler acısı hali ortadadır.

Aradan geçen 33 yıl içinde Kültürpark’ın koruma imar planı yapılmadığı gibi, Kültürpark alanında yapılmak istenen yeni binalar için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ile Kültür Varlıklarını Koruma Üst Kurulu tarafından verilmiş olan “önce koruma imar planı yapın” kararının kaldırılması için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanınca girişimlerde bulunulmakta, bakanlar ve siyasetçilerle pazarlıklar yapılarak atadan babadan görme eski karakuşi usullerin devam ettirilmesine çalışılmaktadır. 

Yeşil Alan Planlaması

İzmir halkı adına Kültürpark’ın mülkiyetini elinde bulunduran İzmir Büyükşehir Belediyesi iddia ettiği gibi çağdaş bir belediye ise ve bu iddia çerçevesinde Kültürpark’a çağdaş bir görünüm kazandırmak istiyorsa; Kültürpark’ı önce bir tarihi ve doğal değer olarak korumayı sağlayacak envanter çalışmalarını tamamlayarak koruma amaçlı imar planını yapmalı ve bu planı yönetim/işletme, ziyaretçi ve lojistik (su, elektrik vb.) planlarıyla zenginleştirmeli; bütün bunları da, kentin başka bölgelerindeki “kent ormanı“, “kent parkı”, “semt parkı”, “mahalle parkı” ve diğer yeşil alanlarla bir bütünlük içinde planlamalı, Kültürpark’ın planlı bir tasarım ve yönetim yapısına kavuşmasını sağlamalıdır.

Devam Edecek…

 

 

Bir kent parkını yönetmek (1)

Ali Rıza Avcan

Yaptığımız çoğu çalışmada “disiplinlerarası çalışma anlayışı”nı dikkate almadan planlanıp yapılan kamu yatırımlarının “yapım sonrası kullanım aşaması”nı ciddiye almayışımızın en kötü örneklerinden birinin, kent içindeki yeşil alanların planlama, tasarım ve uygulama aşamaları ile yönetimi arasında doğru, sağlıklı ve etkili bir ilişkinin kurulamaması ile ilgili olduğunu düşünüyorum.

Çünkü uzun bir süredir, Kültürpark örneğinden hareketle bir kent parkının nasıl planlanıp tasarlanacağı ve yönetileceği, özellikle de bunun katılımcı bir anlayışla nasıl gerçekleştirileceği konusunda araştırmalar yapmaya, bulabildiğim kitap, makale, tez ve raporları inceleyerek bir sonuca ulaşmaya, onca uygulama arasında iyi bir örnek bulmaya çalışmakla birlikte; ülkemizde, -tek bir istisnası dışında- bu konuyu ele alan bir yayına ya da araştırmaya rastlayamadım.

indir

O tek istisnayı ise, Ali Özkır‘ın 2007 yılında Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı tarafından kabul edilmiş “Kent Parkları Yönetim Modelinin Geliştirilmesi” başlıklı doktora tezi oluşturuyor.

Ülkemizdeki tek bilimsel araştırma niteliğine sahip bu çalışmayı incelediğimizde ise, “sürdürülebilirlik park” boyutunda bölge, kent ve semt parklarıyla parkların yönetim ve yönetişiminin, kent parklarının kalite kriterlerinin, yurt dışındaki kent parklarına örnek olarak New York’taki Central Park ile Londra’daki Hyde Park’ın, yurt içindeki kent parklarına örnek olarak da Ankara’daki Gençlik Parkı ile Konya ve Bursa’daki kültür parklarının ele alınıp incelenmesinden sonra yapılan alan araştırmaları boyutunda tasarlanan sürdürülebilir kent parkları yönetim modelinin anlatıldığı görülmektedir.

Ama ne yazık ki, bu “tek” çalışma bile tek bir disiplin; yani sadece ve sadece konuya peyzaj mimarlığı açısından yaklaşılarak ve işin omurgasını oluşturan yönetim, işletme ve ekonomi gibi temel bilim ve disiplinlerin katkısını alınmadan yapılmış bir çalışma niteliğini taşıyor.

Bu durum aslında, ülkemizdeki kent parklarının ya da başka bir anlatımla yeşil alanların nasıl işletileceği ve korunacağı konusundan çok, o parkların nasıl planlanıp tasarlanacağı  ve yapılacağı konusundaki çalışma ya da araştırmalara daha fazla ağırlık  verildiğini gösteriyor.

Oysa bu şekilde planlanıp tasarlanan ve dünyanın en iyi, en güzel ve en yararlı kent parkı olarak inşa edilen parkların bile o özelliklerini korumaları ve daha iyi, güzel ve yararlı olabilmeleri için o yeşil alanların nasıl işletileceği konusunda da araştırma ve çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Tabii ki, bu kez işin içine yönetim, işletme ya da ekonomi konusunda bilgili ve deneyimli bilim insanlarının, uzmanların ve yöneticilerin girmesi, planlama, tasarım, uygulama ve yönetim ekiplerine bu kişilerin dahil edilmesi koşuluyla…

Ayrıca bir kamu yatırımınının planlanması, tasarımı ve uygulamasına önem veren mühendis, mimar, peyzaj mimarı ve kent plancısıyla belediye yöneticilerinin bütün bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkan yeşil alanların el hortumu ile sulama yapan, bu nedenle yeşil dokunun en kısa sürede zarar görmesine neden olan niteliksiz çalışanlar ve onların o şekilde çalışmasını izin veren yöneticiler yerine nasıl daha iyi işletilip yönetileceğine, orada yapılanların uluslararası standart ve ilkeler çerçevesinde nasıl korunup geliştirileceğine de önem vermesi ve kendileri dışındaki diğer bilim ve disiplinlerden gelen bilim insanlarına, uzmanlara da yer açması, onlarla birlikte çalışmayı kabul etmesi, kendi bilgi ve deneyimlerini onların bilgi ve deneyimleriyle bütünlemesi koşuluyla…

Kültürpark 024

Aynen, atalar sözü olduğu söylenen “bir elin nesi var, iki elin sesi var” deyişinde olduğu gibi…

Devam Edecek…

Ha cesaret!

Ali Rıza Avcan

Evet, önümüzde akıp giden yaşama ve değişen gerçeklere ayak uydurabilmek, elde olmayan nedenlerle ortaya çıkan yeni gelişmelere uyum gösterebilmek çoğu kez cesaret gerektirir…

Eskiye ait olanı muhafaza etmek, ondaki olağan değişimi görmemezlikten gelmek ve her şey eskisi gibiymiş gibi davranmak, o anlamda cesaret sahibi olmayanların alışıldık, klasik tutumudur.

29579730790_92c1438bec_o
SALTOnline Arşivi

Gerçeklere yaşam veren koşullar değişip dönüştükçe, değişimi kabul etmemek ve her şeyi eskide aramak ise genel olarak korkakların davranışıdır.

Cesaret sahibi olmayan korkakların temel davranışı, değişim ve dönüşüm için gereken yol açıcılıktan ya da da liderlikten yoksun olmalarıdır.

İşte tam da bu anlamda, İzmir Enternasyonal Fuarı ve bu fuarın 86 yıldır yapıldığı Kültürpark kendisi hakkında son sözü söyleyecek bir yol açıcıyı, cesaretli bir dönüştürücüyü; daha doğrusu gerçek bir kent yöneticisini arıyor.

Niye derseniz, İzmirliler’in uzunca bir süredir “panayır” olarak tanımladığı İzmir Enternasyonal Fuarı’nın son 16 yıllık gelişimi ile ilgili verileri hatırlatmam gerekir:

İZFAŞ İstatistikleri

İlk kez 1936 yılında Kültürpark alanında açılan İzmir Enternasyonal Fuarı’nın, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2000-2016 dönemi faaliyet raporları ile İzmir Ticaret Odası’nın 84, 85 ve 86. İzmir enternasyonal fuarları değerlendirme raporlarındaki verileri kullanarak hazırladığımız yukarıdaki tabloda da görüldüğü gibi;

1. İzmir Enternasyonal Fuarı’nın bir dönemler bir aya ulaşan süresi, yeterli talep olmadığı gerekçesiyle son yıllarda 10 güne, uluslararası katılım düzeyindeki süresi ise 5 güne indirilmiş,

2. Yine aynı talep yetersizliği nedeniyle, 2000’li yılların başında 1.000’li sayılar civarında olan yerli ve yabancı katılımcı firma sayısı, son yıllarda trajik bir şekilde 400’lü; hatta 200’lü sayılara kadar inmiş, katılımcı firma sayısı içinde yer alan yabancı firma sayısı yok denecek düzeylere ulaşmış,

3. Fuarı ziyaret edenlerin sayısı ise, son yıllarda yoğunlaşan onca konser, gösteri ve eğlence içerikli etkinliğe karşın, -2012 ve 2013 yılları dışında- 2000 yılındaki düzeyine bile ulaşamamış, 2009 ekonomik krizini izleyen 2010 ve 2011 yıllarında ise trajik seviyelere düşmüştür.

Bu veriler, İzmir Enternasyonal Fuarı’nın ulusal ve uluslararası fuarcılık anlamında eski anlam ve etkisini kaybederek adeta çöküp yok olduğunu göstermektedir.

Uzunca bir süredir yapılan ve bundan sonra yapılacak tüm fuarlar aslında o eski heyecanın geri çağrıldığı ruh çağırma seanslarından başka bir anlama gelmiyor.

O nedenle, bütün cesaretiyle ortaya çıkıp bu tarihi organizasyonu daha anlamlı ve etkili bir düzeye çıkaracak cesur bir yönetim aranıyor.

Yıllardır “fuar” adı altında yapılan karnaval ya da festival etkinliklerini Kültürpark’tan alıp tüm bir kente yayacak, yaptığı bu kültür ve sanat etkinliklerini Akdeniz ruhuyla uluslararası düzeye taşıyacak cesur bir yürek ve cesaretli bir yönetim anlayışı aranıyor…

Günün moda deyimiyle, bu cesur ve gerçekçi öneriyi yapıp uygulayacak “vizyoner” bir yönetici ve yönetim anlayışı aranıyor…

Aynen, Kültürpark’ın yaratıcısı Behçet Uz gibi…

İEF 01

Tabii ki bu yeni düzenleme içinde, Cumhuriyet’in bize bıraktığı değerli mirası koruyup yüceltecek, onun tarih içindeki değerini sergileyecek bir anlayışla…

Geçmişin değerlerini koruyup geliştirerek, o değerler üstünde onun önemi ve önceliğini temel alarak oluşturulacak ve İzmir’i tüm dünyada tanıtacak  evrensel bir kültür-sanat festivaline dönüştürerek…

Köhnemiş düşüncelerden kaynaklanan tüm engelleme çabalarına karşı çıkarak, ön açarak ve liderlik ederek; korkmadan ve cesaretle…

Ha cesaret!

 

 

Parti ilçe başkanının yönettiği kent konseyi…

Ali Rıza Avcan

İzmir yine yapacağını yaparak, bugüne kadar AKP’nin bile yapmadığı ya da yapamadığı bir ilk’i yaşama geçirerek farklılığını ortaya koydu:

İzmir Kent Konseyi’nin fiili siyasetten elini çekmemiş olan başkanı, belirli bir mizansen içinde boşaltılan CHP Konak İlçe başkanlığı görevini üstlenerek ülkemizdeki kent konseyi başkanlığı görevini yürüten ilk parti ilçe başkanı unvanına sahip olmuş oldu.

Böylelikle bundan böyle CHP Konak İlçe başkanı, aynı zamanda İzmir Kent Konseyi başkanı olarak ikili bir görevi sürdürecek.

İstediği zaman CHP Konak İlçe başkanı, istediği zaman da İzmir Kent Konseyi başkanı olacak.

Kent konseyleri alanında bugüne kadar yaptığımız araştırma, inceleme ve gözlemler sırasında bir parti ilçe başkanının aynı zamanda kent konseyi başkanı olduğuna dair bir bilgi ya da örneğe rastlamadık.

Bu konuda bildiğimiz sayılı örnekler, 2017 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde CHP Keşan ilçe yönetim kurulu üyesi Necmettin Baygül’ün, İstanbul Zeytinburnu’nda da 2014 yılında AKP Zeytinburnu ilçe yönetim kurulu üyesi Cemal Merdan‘ın kent konseyi başkanlığına seçilmiş olmalarından kaynaklanıyor.

Bu iki örnekte de görüldüğü gibi, söz konusu olan şey, bir parti ilçe başkanının değil; bir parti ilçe yönetim kurulu üyesinin kent konseyi başkanlığına seçilmiş olması.

Bizim gündeme getirip tartıştığımız sorun ise, bir parti ilçe yönetim kurulu üyesinin değil; İzmir Kent Konseyi başkanı olarak seçildiği 26 Aralık 2015 tarihinde CHP Konak ilçe sekreteri iken gelen baskılar üzerine istifa eden bir siyasetçinin, kent konseyi başkanı olduktan sonra tekrar CHP Konak ilçe başkan yardımcısı olması ve bundan bir süre sonra CHP Konak ilçe yönetim kurulu başkanının istifa etmesi üzerine aynı ilçe yönetim kurulu içinde yapılan bir seçimle CHP Konak ilçe yönetim kurulu başkanlığı görevine getirilmesi ve bu siyasi görevle birlikte İzmir Kent Konseyi başkanlığı görevini sürdürmek istemesinden kaynaklanıyor.  

İzmir Kent Konseyi 005Bildiğimiz kadarıyla yasal olarak böylesi bir durumu öngörüp engelleyen herhangi bir hukuki düzenleme bulunmamakta. Daha doğrusu, yasa koyucu böyle bir şeyin gerçekleşebileceğini önceden düşünüp öngörmediği için siyasi parti yöneticiliği ile kent konseyi başkanlığının aynı şahıs üzerinde bulunup bulunmayacağını konusunu henüz hükme bağlamış ve düzenlemiş değil.

O nedenle de, siyasi bir partinin ilçe başkanlığını yürüten bir siyasetçinin kent konseyi başkanı olamayacağına ya da bu iki görevi aynı anda yürütemeyeceğine ilişkin bir kanun, yönetmelik, tüzük, yönerge, genelge maddesi, bakanlık görüşü ya da mahkeme kararı yok.

5393 sayılı Belediye Yasası’nın 76. maddesi ile bu maddeye dayanılarak İçişleri Bakanlığı’nca çıkarılan Kent Konseyi Yönetmeliği ve bu yönetmeliğe dayanılarak 16 Kasım 2013 tarihinde İzmir Kent Konseyi Genel Kurulu tarafından kabul edilen İzmir Kent Konseyi Çalışma Usul ve Esasları Yönergesi‘nde bir siyasi partinin il ya da ilçe başkanının kent konseyi başkanı olmasını engelleyen bir hükme yer verilmemiş olmakla birlikte; İzmir Kent Konseyi‘nin önemli bir bileşeni olan İzmir Kent Konseyi Kadın Meclisi‘nin 16 Kasım 2013 tarihinde kabul edilip halen yürürlükte olan İzmir Kent Konseyi Kadın Meclisi Çalışma Usul ve Esasları Yönergesi‘nin “Kadın Meclisinin Üyelik Yapısı” başlığını taşıyan 9. maddesinin 3. fıkrasında -bunun tam aksi yönde-, “Milletvekilleri, meclis üyeleri, siyasi partilerin teşkilatlarında başkan ve yönetim kurulunda görevi olan kişiler, kadın meclisine sivil toplum kuruluş temsilcisi veya bireysel (gönüllü) katılımcı olarak katılabilirler ve çalışmalara katkı verebilirler; ancak, bu sıfatlarıyla kadın meclisi başkanlık divanında ve yürütme kurulunda görev alamazlar, çalışma gruplarında başkanlık yapamazlar.” şeklinde siyasi parti başkanlarıyla yönetim kurulu üyelerinin kadın meclisinin başkanlık divanı ile yürütme kurullarında görev alamayacaklarına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmiş olması da başka bir çelişkiyi oluşturmaktadır.

Nitekim bunun doğal bir sonucu olarak, İzmir Kent Konseyi Kadın Meclisi‘nin 28 Kasım 2015 tarihli 11. Olağan Genel Kurulu’nda, CHP Genel Merkez Kadın Kolları MYK Üyesi Birgül Değirmenci ile Gaziemir Belediyesi Meclis Üyesi Düriye Taş’ın geçici divan üyesi olarak görev yapmalarının, yönergenin  9 ve 13. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle söz konusu genel kurulun iptalini isteyen; ancak bizlerin haklı itirazı üzerine işleme konulmayan 20 Ocak 2016 tarih, 23415155-45-2195 sayılı İzmir Büyükşehir Belediyesi 1.Hukuk Müşavirliği‘nin görüşü de henüz hafızalarımızda.

Öte yandan, İçişleri Bakanlığı’nca düzenlenip 8 Ekim 2006 tarih, 26313 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Kent Konseyi Yönetmeliği‘nin “Çalışma İlkeleri” başlığı altındaki 7. maddenin (ç) fıkrası ile şu an yürürlükte olan İzmir Kent Konseyi Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönerge‘nin “Çalışma İlkeleri” başlığı altındaki 8. maddesinin (ç) fıkrasında; kent konseylerinin, uluslararası gelişmeleri ve ülke koşullarını gözeterek, tarafsız bir yaklaşımla görüş ve önerilerini oluşturacağı da belirtilmektedir.

Peki o halde, düzenlenmemesi ya da yasaklanmaması nedeniyle hukuki olarak mümkün görülen böylesi bu durumu, bu madde hükmünde yer alan “tarafsız bir yaklaşım” koşuluyla bağdaştırıp kabul etmek mümkün müdür?

Özellikle de kent konseyleri projesinin amaç, hedef, temel değer, ilke ve etik kodları itibariyle böyle bir durum, mümkün ve doğru mudur?

İzmir Kent Konseyi Ruhsal Gelişim Kulübü

Örneğin bu yeni duruma elimizdeki mevzuat, önceden herhangi bir düzenleme yapılmayışı nedeniyle izin verse de; kent konseyleri ile ilgili mevzuat düzenlemelerinin temelini oluşturan yönetişim anlayışı, buna izin verir mi? Böyle bir şeyin ortaya çıkması iyi yönetişim açısından ne ölçüde doğru ve mümkündür? Böylesi siyasi bir çözüm, İzmir Kent Konseyi‘ne yarar mı yoksa zarar mı verir? Başında CHP’li bir siyasetçinin bulunduğu bir kent konseyi, CHP’li olmayan İzmirliler açısından ne ölçüde çekici ve inandırıcı olabilir?

Ayrıca, “aklıselim” ya da “makul olma” olarak tanımlanan akıl ve mantığımızla sağduyu içinde düşündüğümüzde veya böylesi bir durumun adil olup olmadığını sorguladığımızda bunun nereye kadar, nasıl sürdürülebileceğini de hesaplamamız gerekebilir. 

Böylesi bir tartışma da, bizi Aliağa’da MHP Aliağa İlçe Başkanı ya da Kemalpaşa, Ödemiş veya Torbalı’da AKP ilçe başkanları o ilçelerin kent konseylerinin başkanı olsaydı şayet; bu duruma Cumhuriyet Halk Partili siyasetçiler ne tepki gösterirlerdi, kendilerine yapılmasını istemedikleri bir şeyi kendilerinden biri yaptığında nasıl tepki verirlerdi noktasına kadar götürebilir.

Bırakın siyasetçileri, her görüş ve düşünceden kurum ve bireyin bir araya gelerek çalışmasını amaçlayan kent konseyi katılımcıları, bu duruma ne derler, böylesi bir duruma nasıl tepki gösterirler ve bir siyasal parti ilçe başkanı tarafından yönetilen kent konseyine gelip çalışırlar mı?

Evet, yasa yapıcılar ya da kent konseyleri projesini tasarlayanlar karşımıza çıkan bu tür çetrefilli durumları önceden öngörmemiş, böylesi bir durumu akıl etmemiş ve o nedenle de önlem almamış olabilirler.

Ama, mevzuat böylesi bir durumu yasaklamıyor diye bunu bir fırsat olarak görüp sürdürmek de mümkün olabilir mi?

Son zamanlardaki güvenlik odaklı politika ve stratejiler nedeniyle gözden düşüp unutulmaya yüz tutmuş kent konseyleri düşünce ve uygulaması, böylesi bir durumdan zarar görmez mi?

İzmir Kent Konseyi ve diğer kent konseyleri bu kötü örnek nedeniyle zarar görmez mi?

CHP Konak İlçe Başkanının başında olduğu bir kent konseyi giderek bir partinin örgütüne dönüşmez mi? Dönüşmese bile böyle bir algının yaratılmasını kolaylaştırmaz mı? Dönüşmez diyenler bize bunun garantisini nasıl verebilirler?

Ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir Kent Konseyi dışındaki birimlerinde, örneğin İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nın düzenlediği toplantı ve çalışmalara katılıp katkıda bulunduğunu öğrendiğimiz İzmir Kent Konseyi başkanının o birim ve kurullardaki siyasi kimliği nasıl açıklanabilir? Bu iki kişilikli durum nereye kadar, ne şekilde sürdürülebilir? Böylesi bir siyasetçinin, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Belediye Meclisi dışındaki varlığı ve etkisi nasıl açıklanabilir?

Nitekim, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından güncellenen İzmir Kent Konseyi’ne ait web sayfasındaki “Bilgilendirme” notunda;

İzmir Kent Konseyi Eski Başkanı Çağrı Gruşçu CHP Konak İlçe Başkanlığına seçilerek 07.03.2018 tarihinde gerçekleştirilen toplantıda istifasını bildirmesiyle ile birlikte  İzmir Kent Konseyi’nin  mevcut çalışma yönergesinin ihtiyaçlara göre güncellendikten sonra genel kurulların yapılması yönündeki ilke kararı, seçimli genel kurul için en az 3 aylık kurumsal temsiliyet yenileme çalışmalarının gerekmesi, yaz tatili döneminin araya girmesi ve yaklaşan seçimler nedeniyle kamu kaynaklarının etkin kullanımı açısından başkanlık seçimine gidilmemesi, buna karşılık 2019 yerel seçimlerine paralel olmak üzere, yürütme kurulu seçimleri ile birlikte olağan seçimli genel kurul takviminde gerçekleştirilmesi kararı oybirliği ile alınmıştır. 

Buna göre yönetmelik gereğince yürütme kurulunun, üyeleri içerisinde en yaşlı üyenin başkanlığında toplantılarını gerçekleştirerek İzmir Kent Konseyi’nin sağlıklı bir şekilde seçime girmesi için birlikte gerekli çalışmaları yürütme konusunda görüş birliğine varmıştır.” (1)

denildiği ve bu bilgilendirme notu varlığını halen koruduğu; ayrıca, aynı web sayfasının “Yürütme Kurulu” bölümünde “Eski başkan Çağrı Gruşçunun CHP İlçe Başkanlığına seçilmesi üzerine verdiği istifa nedeniyle yürütme kurulu toplantısında hazır bulunan en yaşlı üye toplantılara başkanlık edecektir.” dendiği halde kendisinin belediye içindeki toplantı ve çalışmalara hangi unvanla katıldığı da belli değildir.

İzmir Kent Konseyi başkanı basına verdiği demeçlerde, önce istifa edip boşalttığı ancak daha sonra siyasi açıdan büyük bir hata yaptığını fark ederek geri döndüğü İzmir Kent Konseyi başkanlık makamını boş bırakmanın etik olmadığını söyleyip bu geri dönüşüne bahane oluştururken; bir partinin ilçe başkanı olarak kent konseyi başkanlık koltuğunu işgal etmesinin kent konseyleri düşüncesinin temel değerleriyle ilke ve etik kodlarına aykırı olduğunu bilmemekte midir? Bu anlamda kent konseyi başkanlığı koltuğunun boş kalması mı yoksa bu koltuğun, doğrudan doğruya CHP ilçe başkanlık koltuğu ile ilişkilendirilmesi mi ahlaka ve etik kodlara aykırıdır, önce bu soruya net ve kesin bir şekilde yanıt verilmesi gerekmektedir.

Resim1CHP içindeki gruplaşmalar, kamplaşmalar ve güç dengeleri buna izin verip parti kamuoyu bunu hoş görse bile; hak, hukuk, adalet ve liyakatten yana olanlar, “Hak, Hukuk ve Adalet” adına yola çıkanlar buna ne der ve ne düşünürler?

Sanırım bu garip durumu, merkezi ve yerel yönetim birimlerinin hukuki anlamda bir an önce ele alıp adil, hukuki ve makul bir çözüm bulması, kent konseyleri idealine zarar veren böylesi fırsatçı uygulamalara yer verilmemesi gerekmektedir.


(1) http://www.izmirkentkonseyi.org.tr/1/36/32/kent-konseyi-baskani

“İzmir için Elele” anlayışıyla “pamuk eller cebe”…

Ali Rıza Avcan

İzmir’in Alsancak semtinde uzunca bir süredir harabe haliyle kaderine terk edilen tarihi Alsancak Elektrik Fabrikası, geçtiğimiz günlerde ortaya çıkan satış haberleriyle ranttan nemalanan kesimlerin heveslerini canlandırmış gözüküyor.

Haberi ilk önce 22 Ocak 2018 tarihli Ege’deSonSöz ile Gözlem gazetelerinin “İzmir’in kalbinde ‘tarihi’ özelleştirme!” başlıklı haberlerle duyduk.

Ardından 21 Şubat 2018 tarihli Hürriyet Ege “Tarihi Elektrik Fabrikası satışa çıkarıldı“, 22 Şubat 2018 tarihli Sözcü “Kocaoğlu’ndan ‘Elektrik Fabrikası’ çıkışı“, yine aynı tarihli Cumhuriyet “AKP, tarihi de satıyor” ve 23 Şubat 2018 tarihli İz Gazete “Tarihi Elektrik Fabrikası TBMM gündeminde” başlıklarıyla bu konudaki gelişmeleri okurlarına duyurdular.

Bu arada TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi, 9 Şubat 2018 tarihinde yaptığı basın açıklaması ile “Tarihi Alsancak Elektrik Fabrikası İzmirlinin kalsın” dedi.

Aynı tarihte başını avukat Senih Özay‘ın çektiği ve Ali Ercan Özgür, Betal Özay, Ahu Tahmilci, Nefne Atik, Oğuz Dönmez, Emel Çoban ve Nart Atik‘den oluşan bir grup aktivist ve avukat bir araya gelerek bu yapının çocuk oyun alanları ile birlikte bir modern sanatlar müzesi olarak yapılandırılmasını talep edip yapılacak satış işlemini mahkemeye taşıyacaklarını ifade ettiler.

Konunun köşe yazarları düzeyinde gelişimi, Selim Türsen‘in “40 medeniyete bir müze yetmez” başlıklı 26 Şubat 2018, Oğuz Örnek‘in “103 yılımı satamazsın” (Habertürk) başlıklı 2 Mart 2018, Nedim Bubik‘in “Tarihi Elektrik Fabrikası için İzmir kolları sıvar mı?” (Hürriyet) başlıklı 3 Mart 2018, Saadet Erciyas‘ın “Tarihi Elektrik Fabrikası kentin gündeminde” (kentyasam.com) başlıklı 14 Mart 2018 tarihli yazılarıyla ortaya çıktı. 

Bu konudaki son çıkış ise, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu’ndan geldi ve kurul üyesi meslek odaları 16 Mart 2018 tarihinde CHP İzmir milletvekilleri Musa Çam, Kamil Okyay Sındır, Zeynep Altıok, Murat Bakan, Tacettin Bayır ve Özcan Purçu ile birlikte tarihi Alsancak Elektrik Fabrikası‘nın önünde düzenledikleri basın açıklamasında, “Kentin, İzmirlinin bu ortak sesini, hep birlikte büyütelim. Tarihi değerimizin kültürel yaşama katkı sağlayacak şekilde teknoloji müzesi ve eğitim merkezine dönüştürülmesi çağrımızı tekrarlıyoruz. Korunması gereken bu fabrikanın ‘özelleştirme’ adı altında zamanla yok edilerek, arazisinin ticari olarak yapılaşmaya açılmasına karşı hep birlikte mücadele edelim” dediler.

Bütün bu haber ve gelişmelerden de anlaşılacağı üzere, tarihi Alsancak Elektrik Fabrikası‘nın satılmayıp bir kültür sanat merkezine dönüştürülmesi için milletvekilleri, TMMOB, basın mensupları ve sivil girişimler düzeyinde güçlü bir İzmir savunması örgütlenmiş durumda.

izmir-ekonomik-kalkinma-koordinasyon-kurulu-nda-gorev-degisimi

Ben de böylesi güzel ve güçlü bir kent savunması çerçevesinde, tarihi Alsancak Elektrik Fabrikası‘nın bir çağdaş kültür ve sanat merkezi olarak İzmir’e kazandırılması amacıyla şöylesi bir teklifte bulunmak istiyorum:

Öncelikle bu tarihi yapının bugüne kadar bütün yazılıp çizilen ya da söylenenlerin aksine İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce satın alınmasını, İzmir Büyükşehir Belediyesi kaynaklarının bu konuya ayrılmasını istemiyorum.

Ardından da 2009 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde oluşturulan ve bugün 137’ye ulaşan üye sayısıyla oldukça güçlü bir mali güce sahip olan İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) varlığını hatırlatmak, bu hayırlı girişimde devreye bu kurulun girmesini istiyorum.

2009 yılında İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin önerisi üzerine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından genellikle AKP yandaşı olmayan iş adamları, sanayiciler, iş dünyası derneklerinin yöneticileri ve medya mensupları arasından seçilip oluşturulan; bu nedenle de “İzmir’in patronlar kulübü” olarak nitelenen bu grubun, bu tarihi yapının İzmir’e yeniden kazandırılması konusunda bir görev üstlenmesini, kendi aralarında oluşturacakları bir finansman havuzu ile İzmir’e örnek oluşturacak güzel bir girişimde bulunmalarını öneriyorum.

Aralarında Akça Holding, Arkas Holding, Bakioğlu Holding, Enda Enerji Holding, Güçbirliği Holding, İnci Holding, Petkim Holding, Yaşar Holding, Mopak Grup, ESBAŞ, İzmir Demir Çelik, Tesco Kipa, Batıçim, İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), Ege Sanayici ve İş Adamları Derneği (ESİAD), Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD) gibi İzmir’in önde gelen holding, şirket, meslek örgütü ve derneklerinin bulunduğu; üstüne üstlük İzmir’le ilgili her düzeydeki büyük ve önemli projede, özellikle de Kültürpark gibi kenti ilgilendiren konularda kentin büyük bir kültür sanat merkezine ihtiyacı olduğunu söyleyip İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kültürpark ile ilgili projesini savunan; ayrıca verdikleri fikirlerle İzmir’le ilgili diğer büyük ve önemli projeleri şekillendiren bu patronlar kulübünün tarihi Alsancak Elektrik Fabrikası‘nın satın alınıp işletilmesinde bir adım öne çıkarak İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin üstündeki bu yükü almasını, kamu kaynakları ile yapılan işlere çeki düzen vermekten vazgeçerek kendi sloganları olan “İzmir İçin Elele” anlayışı çerçevesinde kendi ceplerinden çıkaracakları paralarla bu tarihi yapıyı İzmir’e armağan etmelerini bekliyorum.

Ayrıca İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) üyelerinin kimler olduğu konusunda sizlere fikir vermesi amacıyla 137 kişilik üye listesini gösteren linki aşağıya ekliyorum.

tarihi-alsancak-elektrik-fabrikasi

Tabii ki bu arada, bu tarihi yapının İzmir’e kazandırılması için öne çıkan Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği‘ne, bu konuda yazdıkları haber ve makalelerle kamuoyu oluşturan gazetecilere ve mücadele etmek için bir araya gelen avukat Senih Özay ile arkadaşları gibi sivil oluşumlara teşekkür etmeden geçmek istemiyorum…


İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu üyelerini öğrenmek için:

http://www.izmirelele.com/content.aspx?id=1&mid=66

 

 

Yargıya intikal etmiş konularda pazarlık yapmak…

Ali Rıza Avcan

Körfez geçişi bizim için önemli. Tüm projeler hazırlanmış durumda. Sanıyorum bir dava açılmış. Ulaşım master planına baktığımızda orada göremedim. Herhalde taslak olduğundan dolayı. Sizin bu projeyi desteklediğinizi biliyorum. Bu dava açanları da incelediğimizde arka planda bir organizasyon olduğunu görüyoruz. Bu da bizi rahatsız ediyor. İzmir’de yatırımları engellemek adına bir yapı var. Hükümet burada kendine bir yatırım yapmıyor. Yapılması gereken neyse onu yapıyoruz. Açık desteğinizi bekliyoruz.

Bu sözler geçtiğimiz günlerde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından makamında ziyaret edilen AKP İzmir İl Başkanı Aydın Şengül tarafından söylendi ve Ege’de Son Söz gibi birçok İnternet gazetelerinde paylaşıldı.

baskan-kocaoglu-na-ak-parti-de-surpriz-dosyaya-dosyayla-cevap-977382

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun elindeki mavi renkli bir dosya ile gidip ziyaret ettiği, karşılığında da AKP yönetiminde olan yedi ilçeye ait taleplerin yer aldığı diğer bir mavi dosyayı teslim aldığı bu görüşmede, AKP İl Başkanı Aydın Şengül açık bir şekilde İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin kendileri için çok önemli olduğunu, bu projeyi İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda göremediklerini, bu durumun söz konusu belgenin henüz taslak durumunda olmasından kaynaklanmış olabileceğini belirterek, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin yapılmaması için dava açılmış olmasından ve bu davaları destekleyen İzmirliler’in kendilerini rahatsız ettiğini söyleyerek İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘ndan kendilerine yardımcı olmasını; bu anlamda desteğini açık bir şekilde göstermesini istemiştir. 

Açıkçası, kendisine teslim edilen dosyadaki taleplere karşılık İzmir Körfez Geçişi Projesi için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘ndan destek istemiş; böylelikle herkesin önünde çirkin bir pazarlığın kapısını açmıştır.

Böylesi bir pazarlık girişimi karşısında, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun yapacağı tek olumlu hareket, mahkemeye intikal etmiş bir konu hakkında görüş beyan etmenin adaleti etkileme anlamına geleceğini söyleyerek bu pazarlık kapısını kapatması olurdu.

Ama öyle olmadı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, mahkemeye intikal etmiş bir konu hakkında suskun kalmayı tercih etti.

Böylelikle, İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili idari davalara bakan hakimlerin iktidardan ve yerel yönetimden kaynaklanan bir baskı altına girmesine göz yummuş oldu.

Diğer yandan da üyesi olduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin söylem ve eylemlerine aykırı bir tutum sergilemiş oldu.

Şimdi bundan sonraki süreçte İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin İzmir Ulaşım Ana Planı‘na girip girmeyeceğine ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ni desteklemek için neler yapacağına bakacağız.

HKN_9176

İşte bütün bu nedenlerle, bugünlerde;

Ülkenin uzun bir süredir KHK’larla yönetildiği, seçim yasalarının iktidardan yana adaletsiz bir şekilde düzenlendiği, insan hak ve özgürlüklerinin askıya alındığı, her türlü kötülüğün kol gezdiği bugünlerde,

Bir kentin ve o kenti var eden en önemli değerlerin böylesi çirkin bir pazarlığa konu edilmesi; en azından tehdit kokan bir pazarlığa konu ediliyor olması, İzmir için büyük bir talihsizliktir…

Unutkanlığın bir soygun nedenine dönüşmesi…

Ali Rıza Avcan

18 Şubat 2018 tarihinden bu yana Aliağa-Selçuk güzergahında çalışan İZBAN hattında uygulanan “Artı Para Sistemi” içerdiği haksızlıklar nedeniyle İzmir kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.

Artı Para Sistemi” adıyla anılan bu sistem,

 Sosyo-ekonomik açıdan birbirinden farklı düzeylerde olan kentin değişik bölge, ilçe, semt ve mahalleleri arasındaki eşitsizlikleri dikkate almayışı; bu nedenle sosyal belediyecilik anlayışından uzak olması,

• Dar gelirli emeklilerle yoksulların, öğrencilerin ve uzun mesafeler arasında işe gitmek zorunda olan işçi ve emekçilerin ekonomik sıkıntılarını zorlaştırması,

 25 kilometreyi aşan mesafelerde % 270’e ulaşan bir zammı içermesi,

 Kullanılan kartlarda en az 10,60 liralık bir bakiyenin mevcudiyetinin aranması, aksi takdirde yolcunun ulaşım hakkından yararlanamaması,

• Karttaki en az bakiye miktarının yükseltilmesi nedeniyle belediyenin ve dolayısıyla İzmirim Kart uygulayıcısı Kartek şirketinin haksız kazanç elde ediyor olması,

 Yolcuların bloke edilen paralarının çözülmesi için ek bir çaba ve zaman gerektirmesi,

 Arkadaşlar ya da aile üyeleri arasında kartın birden fazla kullanılması suretiyle ortaya çıkan dayanışma ilişkilerini bozması,

 Sistemin katılımcı bir süreç izlenmeden ve halkın görüşü alınmadan, adeta bir emr-i vaki olarak uygulamaya konulması

gerekçeleriyle yoğun eleştirilere konu oluyor.

İZBAN-4-2-691x967

Bugün bizim gündeme getireceğimiz diğer bir eleştiri konusu ise, insani bir durum olan unutma hali nedeniyle belediyenin nasıl haksız bir kazanca sahip olmak istediğiyle ilgili olacak.

İZBAN istasyonlarında dağıtılan ve İZBAN’a ait http://www.izban.com.tr isimli İnternet sayfasında konulan turuncu, bej ve beyaz renklerle tasarlanmış “Artı Para Sistemi” başlıklı el ilanında bize yöneltilen soruların arasında şöyle bir soru var:

Bakiye blokajımı kaldırmazsam ne olur?

Bu soruya verilen yanıt ise kelimesi kelimesine aynen şöyle:

İlk binişinizi takiben 3 SAAT içerisinde blokajı kaldırmadığınız takdirde, sonrasında, herhangi bir blokaj kaldırma işlemi yapılmaz

Evet, siz İZBAN’dan indikten sonra unutmanız ya da blokajı yine aynı istasyondan daha sonra çözerim dediğinizde, karşınıza İZBAN’a indiğiniz anda başlayan 3 saatlik bir işlem süresi çıkartılıyor. 

Örneğin sabah saat 08.01’de Aliağa istasyonundan İZBAN’a binip, web sayfasında yazılı normal yolculuk süresine göre sabah saat 09.03’de Alsancak istasyonuna vardığınızda, size tanınan 3 saatlik süreden 1 saat 2 dakikalık yolculuk süresini düşerek bulacağınız 1 saat 58 dakikalık sürede blokajı çözme işlemini aynı istasyonda yapmanız ve -tabii ki- bunu unutmamamız koşuluyla…

Resim1Resim2

Evet, kartınıza konulan blokajı İZBAN’a bindiğiniz anda başlayan 3 saatlik süre içinde herhangi bir nedenle; örneğin blokajı çözmeyi unuttuğunuz takdirde geri almanız gereken tutar belediyeye gelir yazılıyor. 

Bu şekilde yolcuların unutup gitmesi nedeniyle çözemediği paralara 3 saatten daha az bir zamanda el konulup İZBAN geliri olarak kabul edilmesi insani ve ticari ahlaka, insafa ve sosyal adalete; kısacası insan olmakla ilgili her türlü değer, ilke ve inanca aykırı bir eylem olmakla birlikte; ayrıca, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sebebsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri” başlığını taşıyan 3. ayırımındaki 77 . madde ile izleyen madde hükümleri uyarınca sebebsiz zenginleşmeden doğan soygun niteliğindeki bir suçun haksız kazancıdır.

Bankalardaki hesaplarda unutulan paraların ya belediye toplu ulaşım araçlarında unutulan kayıp eşyaların bile daha uzun süreler içinde iade edildiği günümüz koşullarında, unutulması nedeniyle çözülmeyen bloke paranın bu şekilde gasp edilmesi, aslında kendi hemşehrisine güvenmeyen, onun cebindeki paraya göz koyan fırsatçı bir belediye yönetiminin en son icraatı olarak kabul edilmelidir. 

pickpocket

Oysa aklı başında olan, hemşehrisinin cebindeki paraya göz koyup onu gasp etmek yerine onun üreyip çoğalması için çabalayan bir belediye yönetiminin yapması gereken tek şey, bloke edilen bu paranın her zaman ve koşulda, örneğin ilk İZBAN yolculuğunda tahsil edilecek yolculuk bedeli olarak mahsup edilmesi olabilirdi.

Ama tabii ki bütün bu akılcı çözümlerin aslında hemşehrisinin iyiliğini isteyen bir belediye yönetiminin yapacağı bir iş olduğunu bilerek… 

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi (3)

Ali Rıza Avcan

26 Ocak ve 7 Şubat 2018 tarihlerinde yayınlanan bu yazı serisinin ilk iki bölümünde 2016 yılı içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesinin tanıtımını yaparak “Önsöz“, “Sunuş” ve “Küçük Menderes Havzası’nın Yapısal Durumu” bölümlerindeki eksiklik ve yanlışlıkları göstermeye çalışmıştık. 

55292

Bugün ise bu strateji belgesinin hazırlanmasında bir araştırma ve katılım yöntemi olarak kabul edilip uygulanan katılım yöntemleriyle ilgili tespit, değerlendirme ve yorumlarımızı sizlerle paylaşacağız:

Bunu yaparken de uygulanan araştırma ve katılım yöntemlerinin, araştırılıp ortaya konulmak istenen ekonomik, toplumsal ve kültürel verilerin geçerlilik ve güvenilirliği açısından çok önemli olduğunu hatırlatıp; bu süreç içinde yer alan her bir kurum temsilcisi ya da bireyin, geldikleri bölge, ilçe ve kurumdakileri temsil etme ve onlarla ilgili gerçek ve sağlıklı bilgileri doğru bir şekilde yansıtma beceri ve yeteneğine sahip olup olmadıklarına bakmaya çalışacağız.

Aksi takdirde, böylesine önemli bir strateji çalışmasına temel olan önemli saha bilgilerinin, yeterli, doğru ve sağlıklı bilgiye sahip olmayan ve temsil yeteneği bulunmayan temsilciler/katılımcılar eliyle nasıl farklı ve yanlış yerlere gidebileceğini göstereceğiz.

s201762

İşe önce gerçek katılımcı sayısı ile başlayalım…

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu çalışmaya toplam 867 kişinin katıldığını belirtilmekte birlikte; çalışmanın yer aldığı yayın ekindeki isim listelerinin ayrıntılı şekilde incelemesi sonucunda bu sayısının 637 olduğu anlaşılmaktadır.

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi çalışmaları için havzada yer alan 8 ilçede (Bayındır, Beydağ, Kiraz, Menderes, Selçuk, Ödemiş, Tire ve Torbalı) düzenlenen halk çalıştaylarına toplam 566, uzman paneline toplam 80, yine ilçeler düzeyinde yapılan ufuk tarama çalıştaylarına toplam 137 olmak üzere toplam 783 kişi katılmış olmakla birlikte; aynı kişilerin bu çalıştay ve panellere birden fazla katılmış olması nedeniyle gerçek sayının 637 olduğu anlaşılmaktadır. 

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi çalışmasında doğru araştırma yöntemlerinin kullanılması ve katılımcıların geldikleri ilçe ve kurumları temsil edebilmeleri açısından önemli olan diğer bir husus ise, 8 ilçe bütününde ele alınan bir çalışmada her bir ilçenin diğer ilçelere göre kendi ağırlıkları ölçüsünde temsil edilme düzeyine sahip olabilmesidir.

Bu gereklilik, doğru araştırma yöntemlerinin uygulandığı diğer birçok çalışmada araştırma birimi olan ilçelerin nüfuslarının, yüz ölçümlerinin ya da sahip oldukları mahalle ya da köy sayılarının veya bunun dışında kalan başka objektif kriterlerin uygulanması suretiyle yapılacak bir mukayese çalışması çerçevesinde sağlanır.

Oysa çalışma kapsamına giren ilçelerin nüfuslarını, yüz ölçümlerini ve sahip oldukları köy ya da mahalle sayılarıyla katılımcıların toplam sayısını ve bunların geldikleri kurumlara göre dağılımını gösteren aşağıdaki çizelgede, katılımcıların ilçeler arasında nüfuslarını, kapladıkları alanı ya da sahip oldukları mahalle/köy sayısını veya geçerli başka bir kriteri dikkate alarak bir mukayese yapılmadığını, bu anlamda ilçeler düzeyindeki katılımın adil olmayan bir dağılım gösterdiği görülmektedir.

Küçük Menderes Katılım

Bu çizelgeden de görüldüğü gibi Torbalı ilçesi Ödemiş’ten daha fazla nüfusa sahip olduğu halde katılımcı sayısı ve oranı açısından Ödemiş kadar şanslı olamamış; hatta neredeyse Ödemiş katılımcı sayısının yarısının altında bir temsile sahip olmuştur.

Aynı adaletsiz dağılım, katılımcı türleri açısından da yaşanmış; kamu görevlilerinin toplam katılımcılar arasındaki oranı Selçuk ve Beydağ ilçelerinde % 40’lara ulaşırken bu oran Ödemiş ilçesinde % 17’ye düşmüş; muhtarların toplam katılımcılar arasındaki oranı Tire’de % 44’e, Menderes ve Torbalı ilçelerinde de % 34’e kadar yükselirken Kiraz ve Beydağ ilçelerinde % 12’ye, Selçuk ilçesinde de % 8’e kadar düşmüştür. 

İlçeler ve katılımcılar düzeyindeki bu adil olmayan dağılım adeta, çalıştaylara kapının önünden geçen herkesin katıldığı gibi izlenim yaratmakta; bunun doğal bir sonucu olarak da katılım sürecinin yeterince iyi yönetilmediğini ortaya koymaktadır. 

s400050

Katılım süreci ile ilgili bilgi ve verilerin incelenmesi sırasında karşımıza çıkan diğer ilginç bir sonuç ise, çalışma kapsamındaki yedi ayrı ilçede hiçbir parti temsilcisi halk çalıştaylarına katılmadığı halde Ödemiş’te ilk kez Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ilçe temsilcilerinin 6 kişilik bir grupla çalıştaya katılmış olmasıdır. 

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi çalışmasını, daha önceki Gediz-Bakırçay Havzası strateji çalışmasıyla karşılaştırdığımızda ortaya çıkacak diğer önemli bir farklılık, ilçe belediyelerinin belediye başkanı, başkan vekili ya da başkan yardımcısı yerine daha alt düzeylerde katılım göstermiş olmasıdır. Bu kapsamda Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi çalışmalarına Dikili belediye başkanı, Foça belediye başkan vekili ve Menemen belediye başkan yardımcısı gibi üst düzeylerde katılımlar olurken, bu son çalışmada yer alan sekiz belediye başkanından ya da vekillerinden hiçbirinin halk çalıştaylarına katılmayarak daha alt düzeylerde katılımcı göndermiş olmaları bu durumun en somut örneğidir.

Aslında bu durum, Küçük Menderes Havzası özelinde Ödemiş ve Torbalı, Gediz-Bakırçay havzası örneğinde de Kemalpaşa ve Aliağa gibi Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının görevde olmadığı ilçelerde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan bu çalışmalar konusunda karşımıza çıkan bir ilgisizliğin; hatta çalışmalara katılmıyor ya da desteklememe gibi sorunların yaşanıyor olduğunu ortaya koymaktadır.  

suriyelilerrrr

Bu ilgisizlik ve katkıda bulunmama halinin nedeni ise, muhtemelen İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından sorunlu bir katılım süreci sonunda ortaya çıkan; ancak bu haliyle bir plan mı yoksa başka bir şey mi olduğu belli olmayan bu tür belgelerle, yönetiminde Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının bulunmadığı ilçelerde, belediye yönetimini tekrar ele geçirmeyi amaçlayan siyasi bir çalışmanın yapılıyor olmasını fark etmeleri olabilir…

Devam Edecek…