Bir kent parkını yönetmek (1)

Ali Rıza Avcan

Yaptığımız çoğu çalışmada “disiplinlerarası çalışma anlayışı”nı dikkate almadan planlanıp yapılan kamu yatırımlarının “yapım sonrası kullanım aşaması”nı ciddiye almayışımızın en kötü örneklerinden birinin, kent içindeki yeşil alanların planlama, tasarım ve uygulama aşamaları ile yönetimi arasında doğru, sağlıklı ve etkili bir ilişkinin kurulamaması ile ilgili olduğunu düşünüyorum.

Çünkü uzun bir süredir, Kültürpark örneğinden hareketle bir kent parkının nasıl planlanıp tasarlanacağı ve yönetileceği, özellikle de bunun katılımcı bir anlayışla nasıl gerçekleştirileceği konusunda araştırmalar yapmaya, bulabildiğim kitap, makale, tez ve raporları inceleyerek bir sonuca ulaşmaya, onca uygulama arasında iyi bir örnek bulmaya çalışmakla birlikte; ülkemizde, -tek bir istisnası dışında- bu konuyu ele alan bir yayına ya da araştırmaya rastlayamadım.

indir

O tek istisnayı ise, Ali Özkır‘ın 2007 yılında Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı tarafından kabul edilmiş “Kent Parkları Yönetim Modelinin Geliştirilmesi” başlıklı doktora tezi oluşturuyor.

Ülkemizdeki tek bilimsel araştırma niteliğine sahip bu çalışmayı incelediğimizde ise, “sürdürülebilirlik park” boyutunda bölge, kent ve semt parklarıyla parkların yönetim ve yönetişiminin, kent parklarının kalite kriterlerinin, yurt dışındaki kent parklarına örnek olarak New York’taki Central Park ile Londra’daki Hyde Park’ın, yurt içindeki kent parklarına örnek olarak da Ankara’daki Gençlik Parkı ile Konya ve Bursa’daki kültür parklarının ele alınıp incelenmesinden sonra yapılan alan araştırmaları boyutunda tasarlanan sürdürülebilir kent parkları yönetim modelinin anlatıldığı görülmektedir.

Ama ne yazık ki, bu “tek” çalışma bile tek bir disiplin; yani sadece ve sadece konuya peyzaj mimarlığı açısından yaklaşılarak ve işin omurgasını oluşturan yönetim, işletme ve ekonomi gibi temel bilim ve disiplinlerin katkısını alınmadan yapılmış bir çalışma niteliğini taşıyor.

Bu durum aslında, ülkemizdeki kent parklarının ya da başka bir anlatımla yeşil alanların nasıl işletileceği ve korunacağı konusundan çok, o parkların nasıl planlanıp tasarlanacağı  ve yapılacağı konusundaki çalışma ya da araştırmalara daha fazla ağırlık  verildiğini gösteriyor.

Oysa bu şekilde planlanıp tasarlanan ve dünyanın en iyi, en güzel ve en yararlı kent parkı olarak inşa edilen parkların bile o özelliklerini korumaları ve daha iyi, güzel ve yararlı olabilmeleri için o yeşil alanların nasıl işletileceği konusunda da araştırma ve çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Tabii ki, bu kez işin içine yönetim, işletme ya da ekonomi konusunda bilgili ve deneyimli bilim insanlarının, uzmanların ve yöneticilerin girmesi, planlama, tasarım, uygulama ve yönetim ekiplerine bu kişilerin dahil edilmesi koşuluyla…

Ayrıca bir kamu yatırımınının planlanması, tasarımı ve uygulamasına önem veren mühendis, mimar, peyzaj mimarı ve kent plancısıyla belediye yöneticilerinin bütün bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkan yeşil alanların el hortumu ile sulama yapan, bu nedenle yeşil dokunun en kısa sürede zarar görmesine neden olan niteliksiz çalışanlar ve onların o şekilde çalışmasını izin veren yöneticiler yerine nasıl daha iyi işletilip yönetileceğine, orada yapılanların uluslararası standart ve ilkeler çerçevesinde nasıl korunup geliştirileceğine de önem vermesi ve kendileri dışındaki diğer bilim ve disiplinlerden gelen bilim insanlarına, uzmanlara da yer açması, onlarla birlikte çalışmayı kabul etmesi, kendi bilgi ve deneyimlerini onların bilgi ve deneyimleriyle bütünlemesi koşuluyla…

Kültürpark 024

Aynen, atalar sözü olduğu söylenen “bir elin nesi var, iki elin sesi var” deyişinde olduğu gibi…

Devam Edecek…

Bir Belediye Başkanının Gözünden Yönettiği Kent – 2

Ali Rıza Avcan

Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın düzenlediği üç günlük Polonya gezisine katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun 29 Eylül 2016 tarihinde Ege’deSonSöz isimli internet gazetesinde yayınlanan “Kocaoğlu’ndan ‘Varşova’ mesajları: Kültürpark, dönüşüm ve çehre!” başlıklı röportajının devamında yer alan diğer değerlendirmelerle ilgili aklımıza gelenleri şu şekilde özetlemeye devam edebiliriz:

Kültürpark hakkında eleştirilere saygı duyuyorum. Eleştirileri titizlikle okuyorum. Aklımın ermediği yerlerde sonuç çıkarmaya çalışıyorum. 12 senedir böyle yürütüyorum. Amerika’daki Central Park ve İngiltere’de Hyde Park üzerinde Kültürpark’a yükleniliyor. Kültürpark bu iki park da değil… Eğer Central Park aranıyorsa İnciraltı’na, Kadifekale’ye gidecekler… İnciraltı’nı görecekler Central Park’ın nasıl yapıldığını, Kadifekale bir hayaldir, gerçekleşmiştir.

Öncelikle bütün yazıp çizdiklerimizin, üstüne üstlük söylediklerimizin bir büyükşehir belediye başkanı tarafından izlenmesi, titizlikle okunması bizim için güzel bir şey…

Kendisine, şimdi yazacaklarımızı da okuyacağını bilerek teşekkür etmek istiyoruz bu ilgili, kulak veren tavrı için…

s318564
İnciraltı Kent Ormanı

Ancak bu teşekkürle birlikte bize ters, yanlış ya da eksik gelen şeyleri de söylememiz gerekiyor.

Birincisi aklının yetmediği yerde hemen sonuç çıkarmak yerine; öncelikle uzmanlara, bilim insanlarına, o işten anlayanlara başvurması gerektiğini düşünüyoruz.

İkincisi, bunu yapıp onun ruhunu okşayan uzmanları, danışmanları dinlemiş olsa bile buna rağmen karşı çıkanlar var deyip itiraz edenleri dinleyip anlatması, bilgi vermesi, ikna etmeye çalışması, değişime açık olduğunu, iddia edildiğinin aksine inatlaşmadığını göstermesi gerekiyor.

Çünkü yazılıp çizilenleri sadece okumanın ‘pasif’, yüzyüze iletişime geçip dinlemenin, konuşup tartışmanın ise izlemeye, okumaya göre daha ‘aktif’ bir katılım biçimi olduğunu hepimiz biliyor ve önemsiyoruz.

Ayrıca bu şekilde muhataplarını dikkate alıp onlara saygı göstermesinin taktik anlamda şimdiki tutumuna göre daha etkili olacağını tahmin ediyoruz.

Kendisi nasıl her ay Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi’nde yapılan İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) toplantısına düzenli olarak gidip bu kentin iş adamlarını, sanayicilerini, sermaye sahiplerini dinliyor, projelerini tanıtıp onların görüşlerini alıyorsa –mesela- bizim İzmir Mimarlık Merkezi’nde yaptığımız toplantıya ya da diğer etkinliklerimize de gelip; hatta bizleri davet edeceği bir toplantıyı düzenleyip görüşlerimizi, önerilerimizi alabilir.

Böylelikle belediye bültenleri üzerinden gazetecilik yapanlara bahşettiği konuşma lütfunu bizi dinleyerek, bilgi vererek; hatta, ikna etmeye çalışarak yapabilir.

Kendisi 12 yıldır böyle yapmakla başarılı olduğunu düşünebilir ama ilk yıllardaki kendisine yönelik hoşgörü, sempati ve desteğin son yıllarda azaldığını; hatta siyasi başarısını simgeleyen oylarının da düştüğünün de farkındadır sanırım…

Kültürpark’ın, İnciraltı’nın ya da Kadifekale’nin neye benzediği ya da benzemediği konusuna gelince…

Evvelsi gün, yani 30 Eylül 2016 tarihinde bu konuların tartışmasına yardımcı olması dileğiyle Kent Stratejileri Merkezi’nin Facebook sayfasında Ali Özkır’ın 2007 yılında yazdığı “Kent Parkları Yönetim Modelinin Geliştirilmesi” isimli oldukça iyi, ciddi bir doktora tezini paylaştık.

son-10-gunde-besinci-kez-yakildi_7259_dhaphoto3
Doğan Haber Ajansı muhabiri Mustafa Oğuz’un haberine göre Kadifekale eteklerine dikilen zeytin ağaçları 2016 yılında 5 ayrı kez yakıldı.

Daha sonra yaptığımız araştırmalarda ise bu araştırma ile ‘Doktor’ unvanını alan Ankara Üniversitesi Kalecik Meslek Yüksek Okulu öğretim üyesi olan Ali Özkır’ın, şu an Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda Koruma ve İzleme Dairesi Başkanı olarak görev yaptığını belirledik.

Dr. Ali Özkır’ın bu tezindeki bilimsel sınıflamalara göre parklar, ‘bölge’, ‘kent’, ‘semt’ ve ‘mahalle’ parkı olarak dörde ayrılıp bölge parklarının genellikle kentlere arabayla 1-2 saat uzaklıkta olduğu, kent parkının kent dokusu içinde ana rekreasyon alanlarını oluşturduğu, semt ve mahalle parklarının ise tek başına semt ve mahallelerdeki gereksinimleri karşıladığı anlatılmaktadır.

Bu çalışmada yer alan bilimsel bilgilere göre ‘kent parkı’, ‘kent merkez parkı’, Batı’daki adıyla ‘metropolitan parklar’ kentlinin kolay ulaşabileceği, kentin gürültü ve karmaşasından kurtulup rekreasyonel etkinliklerde bulunabileceği alanlar olarak tanımlanıyor. Buna ek olarak kent parklarının, kentin ekolojik dengesini korumak ve kentlinin rekreasyon ihtiyacını karşılamak üzere kentin odak noktalarında bulunması gereken, içinde toplumu oluşturan her yaş grubundan insanın aktif-pasif rekreasyon gereksinmelerini karşılamaya yönelik tesis ve olanaklara yer veren kent içi açık yeşil alanlar olduğu belirtiliyor.

Kent parkları, karmaşık kentsel organizasyon içerisinde, kentleşmeye koşut olarak gelişen kopuk doğa-insan ilişkisinin yeniden kurulmasında çok önemli ve çeşitli işlevler yüklenen kamusal hizmet alanlarıdır. Kentsel yerleşmeler içinde genellikle merkezi olarak konumlanan, görsel olarak kentin bir parçası olan alanlardır. İnsanların günlük kullanım içinde rahatlıkla ulaşabilecekleri yerlerde bulunurlar ve yürüyüş, koşu, dış mekânda oturma, piknik yapma, oyun ve benzeri gibi bireysel ya da grup eylemlerine olanak sağlayan alanlardır. Kent parkları New York Central Park, Boston Common’ı ya da Londra parklarında olduğu gibi merkez imge ve buluşma noktası olabilirler.“ (1)

Kent parkları kullanış şekillerine göre botanik ve hayvanat bahçeleri, eğlence, sanat, tarih parkları ve kültürparklar şeklinde sınıflanıp ülkemize özgü bir tür olan kültürparkların, sahip oldukları doğal değerler yanında bünyelerinde eğlence, sergileme, sanat, eğitim gibi çeşitli aktiviteleri barındırdıkları anlatılıp kültürparkların, Türkiye’deki planlı kent parklarının ilk denemeleri olduğu ifade edilmektedir. Kültürparklar tam anlamıyla doğanın kopyası olmaya çalışan doğal parklar değildir. Kültürparklar, konulu parklardır ve adından gelen kültür fonksiyonu, bir yerde tasarımcıyı; bilgilendirmek, parkta eğitsel ve eğlendirici aktiviteler bulundurmaya yönlendirmektedir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi İzmir Yangını’ndan kalan boş bir alanın hem bir kent parkı hem de Cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne yapılan İzmir Enternasyonal Fuarı’nın yapılacağı bir mekan olarak tasarlanan Kültürpark’ta senenin sadece 10-15 günü İzmir Enternasyonal Fuarı’nın yapılıyor olması, alanın bu süre dışında bu büyüklükte başka bir etkinliğe ev sahipliği yapmaması onun kent parkı olmadığını göstermez.

63
İzmir Kültürpark

Bu anlamda, Kültürpark’ın, yılın sadece 10-15 günü İzmir Enternasyonal Fuarı’nın yapıldığı, bunun dışında kalan günlerde İzmirlilerin kültürel ve rekreasyonel gereksinimlerini karşılayan bir kent parkı olduğu söylenebilir.

Günümüzde uluslararası fuarcılık alanında İzmir Enternasyonal Fuarı (İEF) gibi fuarların artık işlevinin kalmaması, hepimizin bildiği gibi yabancı ülkelerin ve firmaların Fuar’a ilgisini zaman içinde azaltmış; böylelikle İzmir Enternasyonal Fuarı son 10-20 yıl içinde ‘Enternasyonal’ olma özelliğini kaybetmiştir.

Bunun en somut örneği ise 2016 yılında yapılan 85. İzmir Enternasyonal Fuarı’na katılan ülkelere ve firmalara tahsis edilen hollerdeki acıklı görünümdür.

Bu görünüm karşısında bu kentin belediye başkanı ile meslek odası başkanlarının, iş adamlarının, ihracatçılarının Fuar’ın enternasyonal olduğunu iddia etmeleri mümkün değildir. Nitekim bu yılki Fuar’a gelen yabancı ülke ve firma temsilcileriyle yapılan toplantı ve görüşmeler bile Fuar alanı yerine Swiss Hotel’de yapılmıştır.

Bütün bu gelişmeler karşısında, bu kentin resmi, sivil, yerel ve ticari aktörleri, kamuoyu önderleri ve halkı bir an önce bir araya gelerek İzmir Enternasyonal Fuarı’nın geleceğiyle bundan böyle neye dönüştürüleceğini tartışmalı, İzmirlilerin “panayır” adını verdiği bu organizasyona “enternasyonal fuar” diyerek kendini kandırmaktan vazgeçmelidir.

Tabii ki İnciraltı ile Kadifekale’deki ağaçlandırmaların hiçbir zaman Central Park’la ya da Hyde Park’la ilgisinin olmadığını, belediyenin şimdiye kadar ortaya koyduğu performansla böyle bir gelecekten mahrum kaldıklarını da bilerek…

(1)  Özkır, Ali; Kent Parkları Yönetim Modelinin Geliştirilmesi, 2007, Yayınlanmamış Doktora Tezi, s.15