İzmir Büyükşehir Belediyesi arpalıklarındaki son durum (2)

Ali Rıza Avcan

İki bölümden oluşan yazı dizimizin ilk bölümünde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan kurduğu şirketlerle kurduğu şirketlerin ortak olduğu toplam 12 şirketteki, bu konu ile ilgili son yazımızın tarihi olan 30 Temmuz 2023 sonrasında gözleyebildiğimiz gelişmeleri, özellikle de yaklaşan yerel seçimler nedeniyle bu şirketlerin yönetim kurullarındaki değişiklikleri ele almıştık. Bugünkü ikinci ve son bölümde ise geriye kalan 14 şirketi inceleyerek bugünlerde yaşadığımız son gelişmeleri yorumlamaya çalışacağız.

Yazıya kaldığımız yerden devam etmeye kalktığımızda ilk ele alacağımız şirket, ilk adı bir zamanlar BAY-SAN olup sonradan İZTARIM olarak değiştirilen şirket olacak…

30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana geçen 5 ay 22 günlük sürede sermayesi % 138,87 oranındaki bir artışla 313.241.441.- liradan 748.241.441.- liraya çıkarılan İZTARIM A.Ş.‘nin yönetim kuruluna emekli arkeolog öğretim üyesi Ahmet Uhri ile Rotary 2440. Bölge‘nin eski guvarnörü (başkanı) ve gazeteci Mehmet Ahmet Nedim Atila‘nın katılımı ile, İBB yöneticileri Ali İhsan Özgürman, Pınar Çalışkan, Murat Koçak, Cahit Kutulan ve tarım uzmanı olduğu söylenen kimya mühendisi Tuncer Beybağ‘dan oluşan yönetim kurulunun üye sayısı 5’den 7’ye çıkmıştır.

Şirketteki belediye hissesi % 51’in üstünde olmasına karşın şirket kurulduğu günden bugüne kadar Sayıştay tarafından denetlenmemiş durumda…

Bu şirketteki asıl ilginç, şaşırtıcı ve kimselerin aklına gelmeyecek değişiklikleri ise sevgili dostum Serdar Öztürk‘ün A3Haber sitesindeki yazılarını okuyarak izlememiz gerektiğini düşünüyorum. (1, 2, 3, 4)

2020 yılında kapanan ve o İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in tarihten bu yana verdiği tüm sözlere rağmen açılmayan İzmir Hilton Oteli‘ni yöneten İzmir Enternasyonal Otelcilik A.Ş.‘ndeki kış uykusu, -ne yazık ki- 30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde de devam etti. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin % 23,84 oranıyla hissedar olduğu bu şirketteki tek değişiklik şirketin dümenini elinde bulunduran Kurdoğlu ailesinin bir ferdinin (Tuna Kurdoğlu) daha yönetim kuruluna katılması oldu. Böylelikle şirketin kumandasını elinde bulundurup (A) grubu hisseleri temsil eden Korhan Kurdoğlu, Erhan Kurdoğlu, Tuna Kurdoğlu ve Mehmet Nazif Günal‘ın yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin (B) grubunu hisselerini temsilen belediye yöneticileri avukat Türkan Özgür ile avukat Haluk İsmet Köymen, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)’nu temsil eden (C) grubu hisselerini temsilen de Ekrem Selami Yıldırım ve Başar Başaran bu dönemde oteli açıp faaliyete geçirmek adına hiçbir şey yapamadılar.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin 11 Ocak 2024 tarih, 10998 sayılı nüshasında yayınlanan ilam uyarınca 30 Ocak 2024 tarihinde İstanbul’da yapılacağı öğrenilen şirket genel kurulu ile ilgili gündeme bakıldığında da, şirketin 2020, 2021 ve 2022 yıllarına ait faaliyet raporlarının gecikmiş bir şekilde oylanması gibi sonuç almaktan uzak şeylerle uğraşıldığı görülmekte, şirketin geleceğine dair bir görüşmenin yapılmayacağı anlaşılmaktadır.

Suya sabuna dokunmayan bu gelişmeler de göstermektedir ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 12 Eylül döneminin “atanmış” belediye başkanı vali yardımcısı Ceyhan Demir‘den bu yana gelip geçen belediye başkanları Burhan Özfatura, Yüksel Çakmur, Ahmet Piriştina, Aziz Kocaoğlu ve Tunç Soyer‘in sonu “ceğiz” ya da “cağız“la biten bütün vaat ve sözlerine rağmen kentin ortasına bir hançer gibi sokulmuş bir binanın, kentin en önemli sorunlarından biri olmaya devam edeceği ve bizlere beş kuruşluk bir menfaati olmayacağı anlaşılmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sermayesine % 10 oranında hissedar olduğu bu şirket bilindiği gibi Kolin Holding‘le Koloğlu Holding‘in kontrolü altındadır. Yazımıza konu olan 30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde bu şirkette de herhangi bir değişiklik olmamış; ancak bir zamanlar İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi başkan vekili koltuğunu işgal edip yakın zamanda Bergama belediye başkan aday adaylığı macerasından hüsranla dönen Mustafa Özuslu‘nun bu şirkette huzur hakkı aldığı yönetim kurulu üyeliği devam etmektedir.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

30 Temmuz 2023-22 Ocak 2024 döneminde sermayesinde herhangi bir artış ya da azalış olmayan şirketteki tek değişiklik yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan mimar Ersan Odaman‘ın ayrılması ile boşalan koltuğu, şu sıralar Konak belediye başkan aday adayı olarak çalışmalar yapan Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun doldurmuş olmasıdır.

Şirketin yönetim kurulu şu an itibariyle İzenerji şirketini temsilen Konak Belediyesi eski başkanı ve gazeteci Erdal İzgi, belediye yöneticileri Mürüvvet Kılıç ve Şükran Nurlu, ortopedi uzmanı Dr. Levent Köstem, Çeşme Belediyesi yönetimindeki Çeştur – Çeşme İmar Turizm Ticaret ve Teknik Hizmetleri ve Liman İşletmeciliği A.Ş. temsilcisi Hakkı Pamukçu, turizmci İbrahim Timur Ömürgönülşen ve mimar Nilüfer Çınarlı Mutlu‘dan oluşmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin % 30 oranında hisseye sahip olduğu şirkette, belediyenin tek temsilcisi, şirketin yönetim kurulu başkanı olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘dir. Şirketin yönetim kurulunda oldukça ufak hisse ile temsil edilenlerin çoğunlukta olmasına karşın; % 30 hisseye sahip olup bu hisse dışında yapılan şirkete büyük miktarlarda doğrudan ya da dolaylı yollardan mali yardımda bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu şirketin yönetim kurulunda 1 temsilci ile yer alması “temsilde adalet” ilkesi açısından tartışılması gereken bir konudur.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

Şirketin şu anki yönetim kurulu Tunç Soyer‘in başkanlığında Deniz Barçın, Aydın Buğra İlter, Hasan Eke, İlknur Rodoplu, Necip Kalkan, Ayşegül Kurtel, İshak Şikar, Semih Girgin, Serdar Dağıstan, Fadıl Sivri, Alp Avni Yelkenbiçer, Mehmet Salih Özen, Sergenç İneler ve Ece Elbirlik Ürkmez‘den oluşmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu şirkette de % 50 hisseye sahip olmasına rağmen 11 üyeden oluşan yönetim kurulunda yönetim kurulu başkan vekili olan bir üye ile temsil edilmektedir.

Şirket ayrıca belediye hissesinin % 51’in altında kalması nedeniyle Sayıştay denetimi dışındadır.

30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana sadece eski valinin gitmesi, yeni valinin gelmesi nedeniyle yönetim kurulu başkanlığını yapan yeni valinin ismi Süleyman Elban olarak değişmiştir. Yönetim kurulunun diğer üyeleri ise İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsilen Tunç Soyer, İzmir Valiliği‘ni temsilen Karabağlar kaymakamı Cemil Özgür Öneği, Mustafa Arslan, Mehmet Ensarioğlu, Balçova eski kaymakamı Ahmet Hamdi Usta, Balçova Belediye Başkanı Fatma Çalkaya, Narlıdere Belediye Başkanı Ali Engin, Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, Dikili Belediye Başkanı Adil Kırgöz ve İzmir Jeotermal A.Ş.‘ni temsilen Orhan Demirağlar‘dan oluşmaktadır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu şirketin 5 Milyon liralık sermayesine % 25 oranında hissedar olduğu halde yedi kişilik yönetim kurulunda sadece bir temsilcisi bulunmaktadır. Ayrıca kurulduğu günden bu yana bu şirketin Çeşme‘deki jeotermal kaynakları ve enerjiyi kullanma açısından ne yaptığı da pek bilinmemektedir.

Şirketin yönetim kurulunda şu an itibariyle Balçova Termal Turizm ve Otelcilik A.Ş. adına Yeter Gönenç, Çetaş – Çeşme Otelcileri Termal Enerji ve Turizm A.Ş. adına Veysi Öncel, Çeşme Belediye Başkanı Muammer Ekrem Oran, Çeşme eski kaymakamı Ünal Çakıcı, İzmir Büyükşehir Belediyesi adına Hakan Öztürk ve İzmir Jeotermal Enerji San. ve Tic. A.Ş. adına Orhan Demirağlar bulunuyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sermayesine % 0,73 oranında katkıda bulunduğu bu şirketin yönetim kurulunda İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Barış Karcı yer alıyor.

30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana şirketteki tek değişiklik ise yeni vali Süleyman Elban‘ın yönetim kurulu üyesi olarak, EAC/Turkey International Interprises Inc. adına Mary Mills Tuncer ile Deniz Tuncer, Hikmet Dengeışık, Hakan Kilitçioğlu, Aran Herschl Dokovna, Edward Mills, Larry Hymes, Ayshe Tuncer, Barış Demirtaş, EBSO adına Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Odası adına Mahmut Özgener, İzmir Büyükşehir Belediyesi adına Barış Karcı‘dan oluşan yönetim kuruluna katılmış olması şeklinde özetlenebilir.

İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE)‘nin öncülüğünde belediyelerin ve sermayeyi temsil eden meslek örgütleriyle derneklerin katılımı ile oluşturulan; bu çerçevede İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin eski adı ÜNİBEL, yeni adı İzmir İnovasyon ve Teknoloji A.Ş. olan şirketinin sermayeye % 5 oranında ortak olduğu bu şirkette 30 Temmuz 2023 tarihi sonrasındaki tek bir hareket olmamıştır.

Şirket şu an itibariyle, İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi (İYTE) rektörü Yusuf Baran‘ın başkanlığında Ege Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) temsilcisi Fadıl Sivri, İzmir Ticaret Odası (İZTO) temsilcisi Mehmet Raşit Özsaruhan, İzmir Ticaret Borsası (İTO) temsilcisi Erçin Güdücü, İzmir Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği (İESOB) temsilcisi eski başkan Zekeriya Mutlu, Abdullah Gül Üniversitesi temsilcisi Erk Hacıhasanoğlu, Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) temsilcisi Erkan Zandar, Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD) temsilcisi Aydın Buğra İlter ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) temsilcisi Metin Akdaş ile Uğur Yüce ve Metin Tanoğlu‘nun üye olduğu yönetim kurulu tarafından yönetilmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri Egeşehir, İZDENİZ ve İZFAŞ‘ın % 4 hisse ile ortak olduğu ve kötü yönetim sonucu ortaya çıkan muazzam zararlarıyla tanınan Karşıyaka Belediyesi‘nin şirketi Kent Karşıyaka Sosyal Tesis İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A. Ş., 30 Temmuz 2023 tarihinden bu yana yaptığı zararları karşılamak üzere sermayesini 140.426.376.- liradan 81.259.709.- liraya indirmek zorunda kalmış, kötü yönetimin ürünü olarak ortaya çıkan zararda payı olan yönetim kurulu üyelerinden Yağmur Han Şenel, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi İZENERJİ‘ye yönetim kurulu üyesi olarak transfer edilirken, onun koltuğunu şirket genel kurullarında genellikle “oy toplayıcı” olarak görev yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Şirketler Koordinatör Yardımcısı Yusuf Fatih Acar doldurmuştur.

Kent A.Ş.‘nin yönetim kurulu şu sıralarda İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmak için çırpınan Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın başkanlığında Önder Koç, Foça Belediye Meclisi üyesi Hakan Barçın, avukat Aylin Öz ve İBB Şirketler Koordinatörü Yardımcısı Yusuf Fatih Acar‘dan oluşmaktadır.

İZETAŞ A.Ş.‘nin yönetim kurulu başkanlığı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘e yakınlığı ile bilinen Ali Ercan Türkoğlu tarafından yapılmaktadır. 1982 yılında İTÜ‘den mezun olan Türkoğlu‘nun, İZENERJİ‘ye ait İnternet sayfasında yazılı olan esnek ifadelere rağmen profesyonel bir insan kaynakları platformu olan Linkedin‘de kendisi tarafından düzenlenen kişisel hesabındaki bilgilere göre mezun olduğu tarih ile İZENERJİ yönetim kurulu başkanı olduğu 2021 Ocak ayına kadarki süre içinde mesleki olarak ne yaptığı bilinmemektedir. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde yayınlanan şirket ilamlarında ikametgah adresi olarak Etiyopya‘yı göstermesi nedeniyle bu ülkede yaşayıp tekstil işi ile uğraştığı söylenen Bornova Anadolu Lisesi (BAL) mezunu Ali Ercan Türkoğlu bu görevinin dışında ayrıca İZENERJİ‘nin yönetim kurulu başkanlığını yapmakta ve buna ilave olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yakın zamanda % 51 hisseyi özel bir şahsa vererek ve % kendisine 49 hisseyi layık görerek kurduğu İZGÜNEŞ Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.‘ndeki temsiliyeti ile İZENERJİ‘yi, dolayısıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ni temsil etmektedir.

Bu şirketle ilgili diğer ilginç bir nokta da, şirketin yönetim kurulu başkanının İZENERJİ genel müdür yardımcısı olarak çalışan Ali Celal Ergin olması, üçüncü yönetim kurulu üyesi olarak kendisine hiçbir yasal dayanağı olmayan “İBB güvenlik koordinatörü” adı verilen Yusuf İncili isimli eski bir polisin seçilmiş olmasıdır. Bu şahsın aynı zamanda İZENERJİ‘de de yönetim kurulu üyesi olması, geçmişte Kosova‘da, Afrika ülkesi Liberya ve Sudan‘da ve turizm sektöründe güvenlik işlerinde çalışmış birinin edindiği bilgi ve birikime İZENERJİ ve İZETAŞ gibi belediye şirketlerinde ne ölçüde ihtiyaç duyulduğu sorusunu da akla getirmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yakın zamanda kurduğu, bu nedenle de dumanı henüz tüten bu yeni şirketin öyküsünü en iyi şekilde sevgili dostum Serdar Öztürk‘ün yakın zamanlarda kaleme aldığı yazılardan öğrenmek mümkündür diye düşünüyorum ve bu şirketin nasıl kurulduğunu, diğer ortağının kim olduğunu, neden ortalarda gözükmediğini ve şirketin bu haliyle hangi usulsüzlüklere imza attığını Serdar Öztürk‘e bırakıyorum… Tabii ki, bu konudaki kanaat ve karar sizlere ait… (5, 6)

Ölü ya da can çekişmekte olan bir şirket daha… Ne yaptığı bilinmeyen, nereden gelip nereye gittiği sorgulanmayan, sahipsiz bir şirket… Anlaşıldığı kadarıyla İZULAŞ ile İZELMAN‘ın tanzim satış işine girmek için birlikte kurdukları bir şirket… Bu şirketin 2005 yılında Migros markası içinde eritilip yok edilen bizim bildiğimiz TANSAŞ ile bir ilgisi var mıdır? İşte o konu, kesinlikle bilinmiyor… Yine de Sayıştay denetçileri her yıl düzenledikleri denetim raporlarında bu şirketin adını şirket listesinde gösteriyorlar… İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin gözden çıkardığı anlaşılan bu şirket, ticaret sicilindeki varlığını şimdilik koruduğuna göre gelecek bir tarihte, aynen Baysan gibi başka bir işe yarayabilir düşüncesiyle çekmecelerden birinde saklanıyor olabilir…

Yine bir zamanlar İzmir denince herkesin aklına gelen; hatta bir yatırım modeli olarak lanse edilmeye çalışan çok ortaklı bir şirketle karşı karşıyayız. Hem de Güçbirliği, Kipa, EGS Holding, Şampa, Tepekule Holding, Alsancak Liman İşletmeleri ve İzmir Air gibi İzmirli para sahiplerinin elini cebine atamadığı, 88 kişi ya da şirketin 1988 yılında gözden çıkardığı ufak ufak paralarla ancak 200.000.- liralık sermaye ile yola çıktığı; sonu hüsranla biten yeni bir saadet zinciri ile karşı karşıyayız… Yakın zamanda kurulup sonu da bunlar gibi olacak TARKEM ya da “mahdum efendilerin” kurduğu İzmir Girişim Grubu gibi… Aralarında İzmir‘in en büyük firmalarıyla sermayedarlarının bulunduğu bu şirketleri -ne yazık ki- bugün kimse hatırlamıyor, hatırlayanlar ise yüzlerini ekşitip unutmaya çalışıyorlar…

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nde 24 Mayıs 1988 ile 10 Aralık 2019 tarihleri arasındaki 31 yıl 6 ay 16 günlük sürede 48 adet ilama sahip 88 ortaklı bu şirkete ait en son ilamda, şirketin yönetim kurulu başkanlığı görevi 29.11.2022 yılına kadar Mustafa Selim Yaşar‘a verildiği ve Mustafa Selim Yaşar da 6 Eylül 2021 tarihinde vefat etmiş olduğundan İzmir Büyükşehir Belediyesi, % 1 oranında hisseye sahip olduğu bu şirketteki son durumu hakkında bir açıklama yaparak 1988 yılı değerlerine göre 200.000.- TL sermayeli bu şirketin hem belediye hem de İzmir açısından nasıl bir gelecek vaat ettiğini ya da etmediğini açıklamalı ve bundan böyle bu tür çok ortaklı şirketler kurarken ya da kurulacak olanlara katılırken bu acı dersi hatırlayıp yaptığı yanlışlıklar için özeleştiri yapmalıdır diye düşünüyorum.

Sonuç olarak;

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan kurduğu ya da doğrudan kurduğu şirketlerin ortaklığı suretiyle kurulan toplam 26 şirketteki sermaye tutarları ile yönetim kurullarında görev alanları ele alıp incelediğimizde;

1) 22 Ocak 2024 tarihi itibariyle 26 şirketteki toplam 144 adet pozisyona (yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu başkan vekili ya da yardımcısı, yönetim kurulu üyesi vb.) belediye yöneticileri arasından ya da dışarıdan seçtiği kişileri atadığı, bu pozisyonlardan 97 (% 67,37) ‘sinin belediye yöneticileri (genel sekreter, genel sekreter yardımcısı, daire başkanı, danışman, koordinatör vb.) arasından, geriye kalan 47 (% 32,63)’sinin de dışardan atandığı belirlenmiştir.

Ancak bu sayı ve oranları, yaklaşan yerel seçimlerin öncesindeki durumla karşılaştırdığımızda karşımıza yanıltıcı bir durum çıkacaktır. Zira, yerel seçim öncesinde yönetim kurulu başkanı ve üyeleri arasında dışardan atananların sayı ve oranının, yerel seçimlerde belediye başkanı ya da belediye meclisi adayı olmak amacıyla ayrılanları dikkate aldığımızda bugünküne göre daha fazla olduğu unutulmamalıdır.

2) İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından yönetim kurulu başkanı, başkan vekili, başkan yardımcısı ve yönetim kurulu üyesi olarak atananların arasındaki 10 ismin, tek bir yönetim kurulu üyeliğine sahip olan 134 kişiye göre daha avantajlı ve ayrıcalıklı olduğu görülecektir. Başta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in kendisi olmak üzere 3 (İZBETON, İZFAŞ, TARKEM), Ali Ercan Türkoğlu‘nun 3 (İZENERJİ, İZGÜNEŞ, İZETAŞ), Ali İhsan Özgürman‘ın 2 (İZFAŞ, İZTARIM), Barış Karcı‘nın 2 (İZBETON, ESBAŞ), Kadir Efe Oruç‘un 2 (İZBAN, İZDOĞA), Raif Canbek‘in 2 (İZMİR METRO, İZBAN), Türkan Özgür‘ün 2 (İZMİR METRO, İZMİR ENTERNASYONAL OTELCİLİK), Yusuf İncili‘nin 2 (İZENERJİ, İZETAŞ), Sönmez Alev‘in 2 (İZMİR METRO, İZBAN) ve Hakan Öztürk‘ün 2 (GRAND PLAZA; ÇEŞTAŞ) ayrı şirkette görevli olması bu durumun en iyi örneğidir.

3) İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerini ele alıp analiz ettiğimiz 30 Temmuz 2023 tarihinli yazımızdan bu yana bu şirketlere ait toplam sermayenin % 17,61 oranındaki artışla 7.536.326.092.- liradan 8.863.159.425.- liraya yükseldiği, İZBETON‘nun sermayesinde % 20,28, İZMİR METRO‘nun sermayesinde % 124,17, İZBAN‘ın sermayesinde % 27,50, İZTARIM‘ın sermayesinde % 138,87 oranında bir artış sağlanmış olmakla birlikte; Grand Plaza‘nın sermayesinde % 9,37, İZULAŞ‘ın sermayesinde % 11,44, Kent A.Ş.‘nin sermayesinde % 57,87 oranında bir azalma yaşandığı, geriye kalan 19 şirketin sermayesinde ise bugünkü ekonomik koşullardaki enflasyonu karşılayacak herhangi bir değişiklik yapılmadığı, bu nedenle de şirketlerin her geçen yıl küçüldüğü belirlenmiştir.

4) Anlaşılan o ki, iki bölümden oluşan bu yazıyı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 2019-2023 hizmet döneminde belediye şirketlerinin yönetim kurullarına yerleştirdiği kendisinden yana, adeta kendisinin küçük kopyası olan isimleri, başka bir deyişle “Küçük Tunç Soyer“leri, yaklaşan yerel seçimler nedeniyle mevzilendikleri yerlerden çıkarak cepheye sürdüğü bir dönemde yazıyorum. Çünkü vakt-i zamanında seçim dönemlerinde bu şekilde ön cepheye sürmek amacıyla şirketlerin yönetim kurullarına doldurulan tüm siyasi isimler, yaklaşan yerel seçimler nedeniyle beslenip gürbüzleştikleri bu koltukları bırakarak seçim sath-i mahalline çıkıp geride sadece belediye yöneticilerini bırakmış gibidirler… Şimdi hepsi kapı kapı dolaşıp kendi adını ve siyasetini; daha doğrusu siyasetsizliğini tanıtmaya, “onu alma, beni al” demeye, “ben güzelim“, “ben yakışıklıyım“, “en iyi giyinen benim“, “en iyi ben gülüyorum” diyerek ideoloji ve siyasetten uzak bir kampanyayı sürdürüyorlar…

Ama bir de bunun seçim sonrası var… Anlaşılan o ki, yeni hizmet döneminin efendisi makamına oturduğunda, hele ki bu efendi yeni biri olduğunda tüm yönetim kurulu üyeleri tümden değişip onların yerine korkunç bir rekabet içinde yeni isimler gündeme gelecek ve bu sefer de onların semirip gürbüzleşmeye başlayacağı bir süreç başlayacak… Çünkü özelleştirmenin geçerli olduğu “şirket belediyeciliği” denilen kapitalist sistem ve onun yozlaşmış burjuva siyaseti, kentteki siyaseti ve muhalefeti esir almak için bunu emrediyor…

5) Bütün bu yazıp çizdiklerimizin sonunda eskisi ya da yenisiyle tüm belediye başkanlarının İzmir‘in sermaye çevreleriyle birlikte gözükmeye, onlarla şirket kurmaya ya da onların şirket yönetimlerine almaya meraklı olduğu anlaşılıyor. Belediye ve sermaye bunu yaparken de, bu işbirliğine malzeme yaptıkları bize ait olan Basmane Çukuru, Kültürpark, İzmir Hilton Oteli gibi kamu mallarının da belediyenin elinden çıkarılıp sermayenin elinde “ham edilmesi“sağlanıyor.

Bu çerçevede, belediyedeki bu sermaye seviciliği ve sermaye ile birlikte olup kamu mallarını yağmalama merakı, bir de işçi ve emekçi cephesiyle işbirliği yapalım çabasına dönüşmüyor. İzmir büyükşehir belediye başkanlarının sürekli olarak İzmir‘deki sermaye çevreleriyle birlikte batık şirketler kurup kamu mallarını yağmalamasına ya da sermaye şirketlerinde görev yapan beyaz yakalı profesyonelleri transfer etmesine karşın emek cephesindeki sendika, konfederasyon, meslek odası, dernek, kooperatif ve platformlarla tek bir kez bile olsa da bir araya gelip kalıcı işbirlikleri oluşturmadığı, işçi ve emek cephesindeki bazı isimleri belediyede ya da kurduğu şirketlerde koltuk sahibi yaparak “satın almayı” tercih ettiği, onları koltuk, makam ve mevki sahibi yaparak kendi yanına çektiği, işçi ve emekçi cephesindeki çoğu örgüt ve kişinin de bu duruma itiraz etmediği görülüyor.

(1) https://www.a3haber.com/2023/11/16/baska-ne-mumkun/

(2) https://www.a3haber.com/2024/01/17/cesmedeki-hafta-sonu-mesaisi-gozlerinizi-yasartacak/

(3) https://www.a3haber.com/2023/11/22/yagma-hasanin-boregi-ya-da-baska-bir-tarim-mumkun/

(4) https://www.a3haber.com/2023/12/05/manda-yuva-yapmis-izmire-bedava-mi-sandin/

(5) https://www.a3haber.com/2023/12/12/temiz-enerji-mi-dediniz/

(6) https://www.a3haber.com/2023/12/25/protokol-imzalanmadan-15-gun-once-siparisi-vermis-ongoru-buna-denir/

İzmir’in unutulan sanatçıları 27 – John Dabour

Ali Rıza Avcan

İzmir’in unutulan sanatçıları” başlıklı yazı dizimizin 27. bölümünde ele alıp hatırlatmaya çalışacağımız portre ve natürmort ressamı da İzmir doğumlu olmakla birlikte ne zaman Fransa‘ya gittiği bilinmeyen bir sanatçı. Neyse ki, kendisiyle ilgili bir çok şeyi bilmemekle birlikte fotoğraflardan yaptığı portre tablolar ve az da olsa natürmortları bizlerle birlikte. Ama yine de, yaptığı tablolarda İzmir‘den ve doğduğu topraklardan tek bir iz, tek bir ses yok…

19. ve 20. yüzyılda Batı emperyalizminin sömürdüğü bir coğrafyanın kozmopolit kenti olarak öne çıkan İzmir‘de komprador burjuvazinin temsilcisi olarak doğup yaşamak ya da buraları kolaylıkla terk edip hatırlamamak ve üstüne üstüne gittiği topraklardaki iktidar sahiplerinin portrelerini yapmak…

Gidenin hatırlamaması, terk edilenin de gideni hatırlamaması…

Bu yazı dizisi nedeniyle tespit ettiğimiz önemli bir nokta da bu olsa gerek, İzmir‘in, hatırlanmak ya da hatırlamakla ilgili bir vefa sorununun olmaması…

John Dabour, 1837 yılında İzmir’de -büyük olasılıkla- Fransız bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Nitekim 1891, 1893, 1894, 1895 ve 1896 tarihli İzmir ticaret yıllıklarında Dabour soyadını taşıyıp Frenk Caddesi’nde kuyumculuk, mücevhercilik, deri tüccarlığı ve ayakkabı tedarikçiliği yapan Napoléon Dabour, G. Dabour, gibi isimlere ait bilgi ve ilanlara rastlanmaktadır. (1, 2, 3, 4, 5)

1894 Annuaire des commerçants de Smyrne, 1895 Indicateur des Professions Commerciales et Industrielles de Smyrne, Jacob de Andria.

Sanat yaşamında daha çok yaptığı portrelerle bilinen John Dabour, Paris‘deki École des Beaux-Arts (Güzel Sanatlar Okulu)’ta aldığı sanat eğitiminin ardından Philippe Auguste Jeanron (1809-1988)’un Paris’teki atölyesinde çalışmış, 1870’te Amerika Birleşik Devletleri‘nin Maryland eyaletindeki Baltimore şehrine göç etmiş ve burada evlenmiştir. Bir portre sanatçısı olarak ünlenen ve dönemin yetenekli ressamları arasında adı geçen Dabour’un modelleri genellikle ABD savaş bakanı ve Pensilvanya senatörü Simon Cameron (1799-1889), Maryland senatörü ve valisi James Black Groome (1838-1893), Konfederasyon Ordusu komutanı ve Washington College yöneticisi general Robert E. Lee (1807-1870), Konfederasyon Ordusu genelkurmay başkanı, yazar ve işadamı William Tecumseh Sherman (1820-1891), Enoch Pratt Kütüphanesi kurucusu işadamı Enoch Pratt (1808-1896), büyük Mason üstadı işadamı Thomas J. Shryock (1851-1918), ile Fransa imparatoru Napoleon Bonaparte (1769-1821)’nin en küçük kardeşi Jérôme Bonaparte (1780-1860) ile Elizabeth Patterson Bonaparte (1785-1879)’nun oğlu ve Maryland Kulübü yöneticisi Jérôme Napoléon Bonapart (1805–1870) gibi başpiskopos, senatör, vali ve general gibi öne çıkan kişiler olmuştur.

1880’lerin başlarında daha geniş bir sanat pazarı bulma amacı ile New York’a taşınan ressam, Baltimore ile ilişkisini hiç koparmamış, sık sık ziyaret ederek portre çalışmalarını burada da sürdürmüş, Fransa’da Akademi’nin 1878, 1879, 1882 ve 1892 sergilerine katılmıştır. Eserleri Smithsonian National Portrait Gallery ile Maryland Tarih Derneği‘nin daimi koleksiyonlarında yer almaktadır.

1905 yılında New York‘ta 68 yaşındayken yaşamını yitiren sanatçının ölüm haberini veren gazeteler, birçok devlet adamının ve sosyal yaşamın öne çıkan kişilerinin portrelerini yapan John Dabour’un John, Emma ve Alice adlı çocuklarından söz etmekte, Emma Dabour’un da babası gibi bir portre ressamı olduğunu belirtmektedir.

…………………………………………………………………………………………………

(1) 1893 Annuaire des commerçants de Smyrne, s.60.

(2) 1894 Annuaire des commerçants de Smyrne,

(3) 1895 Indicateur des Professions Commerciales et Industrielles de Smyrne – Jacob de Andria.

(4) 1896 Indicateur des Professions Commerciales et Industrielles de Smyrne – Jacob de Andria.

(5) 1891 Commercial Guide, http://www.levantineheritage.com/docs/1981-Commercial-Guide-George-Poulimenos.xls

Yararlanılan Kaynaklar

Daşçı, S., “19. Yüzyılda İzmir’de Dünyaya Gelen Bazı Gayrimüslim Sanatçılar ve Sanatsal Etkinlikleri Hakkında Bir Değerlendirme, Sanat Tarihi Dergisi, Cilt XX, Sayı 2, Ekim 2011, s. 27-44.

David B. Dearinger (Ed.), Paintings and Sculpture in the Collection of the National Academy of Design 1826-1925, C. I, New York, s. 141;

Marlyland Historical Magazine, Volume XLII, Baltimore, June1947, No.2, s. 131, 135.

http://www.salmagundi.org/john-dabour-1837-1905-nm/

Weston, L., “Art and Artists in Baltimore, Maryland Historical Maganize, Vol. XXXIII, September 1938, No.3, s. 224.

John Dabour (1837-1905), İkinci imparatorluk balkonundaki çocuk, 1872, Pastel, 76,4X63,5 cm.
John Dabour (1837-1905), Kadın portresi, Tuval üzerine yağlıboya.
John Dabour (1837-1905), Robert Edward Lee, 1871, National Portrait Gallery, Smitsonian,, Washington.
John Dabour (1837-1905), Bendann’ın portresi, 1872, Tuval üzerine yağlıboya, 28,5X22 inç.
John Dabour (1837-1905), Kadın portresi (ön yüz), 1895.
John Dabour (1837-1905), Kadın portresi (arka yüz), 1895.
John Dabour (1837-1905), 28X23 inç.
John Dabour (1837-1905), İşadamı Robert Livingston Cutting (1812-1887).
John Dabour (1837-1905), Savaş bakanı ve Pensilvanya senatörü Simon Cameron, 1871.
John Dabour (1837-1905), Şapkalı Beyefendi, Dr. Alexander Garden (1730-1791), 1889, Kağıt Üzerine Pastel, 88,6X55,9 cm.
John Dabour (1837-1905), Amerikalı yayıncı Arunah Shepherdson Abell (1806-1888), 54X38,5 inç, 1871. Maryland Tarih ve Kültür Merkezi.
John Dabour (1837-1905), Rochester Üniversitesi’nin bağışçısı Azariah Broody.
John Dabour (1837-1905), Boston Halk Bahçesi, Tuval üzerine yağlıboya, 1876, 44,4X72,3 cm.
John Dabour (1837-1905), Dr. Charles Frick (1823-1860), 1899, Yağlıboya, 76,2X63,5 cm.
John Dabour (1837-1905), Dr. John Hawkins Patterson.
John Dabour (1837-1905), Dr. Mortimer Harvie Jordan, Birmingham, Alabama.
John Dabour (1837-1905), Enoch Pratt.
John Dabour (1837-1905), Francis Thompson King.
John Dabour (1837-1905), Kağıt üzerine kurşunkalem, 46,8X41 cm.
John Dabour (1837-1905).

Kamu zararına yol açan bedava otopark ve karavanlar…

Ali Rıza Avcan

Değişik marka ve modeldeki otomobil fiyatlarıyla bu araçlara ait vergilerin milyonlarla ifade edildiği günümüz tüketim toplumunda karşımıza çıkan yeni ve pahalı başka bir alışkanlığı, daha doğrusu yine birilerine keyif verirken kentte yaşayan bizlere yeni sorunlar yaratan, yarattığı otopark sıkıntılar nedeniyle yeni mali yükler getiren zenginlerin yeni bir oyuncağını gündeme getirmek istiyorum:

Motorsuz olduğu için diğer bir araçla çekilen karavanlar, minik ev (tiny house) olarak tanımlanan ve minimalist yaşam felsefesinin sadelik anlayışıyla tasarlanan, genellikle doğa ile iç içe bir yaşam sürmek isteyenlerin tercih ettiği; küçük boyutlu, işlevsel küçük ev modelleri ve bütün bu araçların en büyüğü olarak karşımıza çıkan sabit ya da mobil konteyner evler…

Karavan, “tiny-house” ve konteyner evler…

Ev yaşamını deniz kıyısında, dağda bayırda, doğanın içinde, hiçbir sabit konaklama tesisine bağlı olmaksızın ve konaklama için herhangi bir ödeme yapmaksızın tatil yaparcasına keyif sürme arzusundan kaynaklanan bu araçlar bugün burada, yarın orada olma gibi göçmen bir yaşamı mümkün kıldığı için, çoğu kez gelir düzeyi yüksek varlıklı kentli kesimlerle okumuş beyaz yakalıların amatör heveslerini tatmin ediyor.

Hatta bu yeni heves ya da alışkanlığın, değişik cins ve fiyatlardaki karavanları seçmeyi konu alan televizyon dizilerinin Bloomberg, TLC ya da DMAX gibi televizyon kanallarında yayınlanması suretiyle olası tüketicileri özendirip teşvik ettiğini, diğer yandan da bu tür karavan, minik ev (tiny-house) ya da konteynerlerde kullanılan farklı araç ve gereçlerin satış pazarlaması ile ayrı bir sektörün yaratıldığını söyleyebiliriz.

Ancak bu motorlu ya da motorsuz araçların hem kentlerdeki hem de gittikleri yerlerdeki varlıkları, taşıt araçlarının parkından kaynaklanan sorunlara ek olarak yer yer ve zaman zaman daha önce karşılaşılmamış yeni sorunların çıkmasına neden oluyor. Aynen insanın hareketliliğini arttırdığı iddia edilen e-scooter kullanıcılarıyla motosiklet ya da bisiklet kullanıcılarının yarattığı yeni sorunlar gibi…

Bilindiği üzere, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Belediyenin yetkileri ve İmtiyazları” başlıklı 15. maddesinin (p) fıkrası hükmüne göre, “kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek“ belediyelerin yetki ve imtiyazında bulunmakta olup; bu yetki ve imtiyaz, büyükşehir belediyelerinde 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu‘nun “Ulaşım hizmetleri” başlıklı 9. maddesi ve bu maddeye göre düzenlenen “Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliği” uyarınca Ulaşım Koordinasyon Merkezleri (UKOME) eliyle kullanılmaktadır. Bu çerçevede İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi, kurulduğu 14 Temmuz 2004 tarihinden bu yana aldığı binlerce kararla İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki araç park yerlerinin yer ve sayısını belirlemektedir.

Karşıyaka sahilindeki denize nazır otoparklardaki karavanlar, 28 Mayıs 2023.

Belediyelere verilen bu yetki ve imtiyazların kullanımı İzmir‘de İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME)‘ne ait olup, 2004 yılından bu yana kent içindeki park yeri ve sayılarıyla ilgili binlerce karar alınıp uygulanmasına; ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından “İzmir Büyükşehir Belediyesi Otopark Yönetmeliği Uygulama Esasları” ve “İzmir Büyükşehir Belediyesi Kıyı ve Sahil Şeridi, Yol, Meydan ve Yeşil Alan Yetki ve Görev Uygulama Yönetmeliği” ismiyle iki ayrı yönetmelik düzenlenmiş olmasına karşın; bugüne kadar mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait araç otoparklarının kullanım esas ve usullerine ilişkin herhangi bir yönetmelik düzenlemesi yapılmadığı görülmektedir. Çünkü bu otoparklar, hem büyükşehir hem de ilçe belediyelerinde ticari bir anlayışla belediye şirketlerine verilmekte ve araç otoparklarıyla ilgili her türlü düzenleme bu şirketler tarafından yapılmaktadır.

Öte yandan Danıştay‘ın değişik tarihlerde aldığı kararlarda da belirtildiği üzere, trafiğe tahsis edilmiş olan cadde ve sokakların kenarında park eden araçlardan, park edilen alan trafiği engellediği ve araçların buraya girişi, çıkışı ve güvenli bir şekilde park edebilmesi için gerekli park işaretlemeleri yapılmadan park ya da işgal ücreti alınamayacağı da bilinmektedir.

İzmirlilerin şikayeti üzerine zabıta marifetiyle gerçekleştirilen çözümden uzak müdahaleler… 28 Mayıs 2023.

Ancak bütün bunlara rağmen, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerine ait birçok araç parkı kamu kaynakları kullanılarak inşa edildiği, giriş ve çıkışları belirlenip araçların park etmesini kolaylaştıran park yeri işaretleri konulduğu halde, buralarda park eden araçlardan hiçbir ücret talep edilmemekte, bu parklara bu işi yapmak üzere bir görevli verilmemekte ya da ücret tahsilatını sağlayacak bir sistem geliştirilmemektedir. Özellikle de yol kenarlarında ya da mahalle aralarında yapılan yeşil alanların, parkların içinde veya mevcut kaldırımların daraltılması, hatta yok edilmesi suretiyle sırf bu amaçla yaratılan otoparklarda yıllarca park eden araçlardan hiçbir ücret alınmamakta, bu nedenle de belediye eliyle yaratılmış bu sahipsiz otoparklar motorlu ya da motorsuz karavanların, minik evlerin ve konteynerlerin park yeri olarak kullanılmaktadır. İşte o nedenle, kamu kaynakları kullanılarak motorlu araç sahiplerine sunulan bu tür “bedava” otoparklar araç sahibi olmadığı halde düzenli olarak vergilerini ödeyip kendilerine düşen yükümlülükleri yerine getiren hemşerilerin aleyhine, karavan, minik ev ve konteyner sahiplerinin de lehine olacak şekilde kullanılmakta; böylelikle mevcut kamu zararının daha da artmasına neden olunmaktadır.

Her ne kadar 2022 yılı Kasım ayında İnciraltı Ormanı‘ndaki 259, 28 Mayıs 2023 tarihinde de Karşıyaka sahilindeki 122’si çekme, 52’si motorlu olmak üzere toplam 174 adet karavanın zabıta eliyle toplanarak belediyenin gösterdiği alanlara götürüldüğüne ilişkin belediye basın bültenleriyle gazete haberlerini görsek de okuduğumuz haberlerde belediyenin bu karavanlar için “ücretsiz“; yani, “bedava” park alanlarının belirlendiğine ilişkin bilgiler, bu işin yine araç sahiplerinden ücret almaksızın geçiştirildiğini göstermektedir. (1, 2, 3)

“Bedava” parklardan bir örnek: Karşıyaka, Yalı Mahallesi 6484 sokaktaki Manolya Parkı.

Bu durumda da, milyonlarca lira verilerek alınan özel taşıtlar, kendilerine belediyeler tarafından bağışlanan bu bedava otoparklardan yararlanarak tüm cadde, sokak ve parkları doldurarak araç sahibi olmayan yurttaşların aleyhine bir durum yaratmakta, “bedavacı ayrıcalıklı yurttaş” olmanın tadını sonuna kadar çıkarmaktadırlar. Hele ki, TÜİK’in 2023 Kasım ayı verilerine göre 2022 yılı nüfusu 4.462.056 olan İzmir’de, trafiğe kayıtlı araç sayısının 1.785.932, bu araçlara sahip kişi sayısının da toplam nüfusun 40,03’ünü oluşturduğunu öğrenip geriye kalan 2.676.124 kişinin; yani, % 59,97’sinin araç sahibi olmadığını düşündüğümüzde…

İşte o nedenle, 2023 Kasım ayı itibariyle İzmir’deki 1.785.932 taşıt aracına park yeri bulmak zorunda olup bulamayan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin bu sayının üstüne eklenecek binlerce motorlu ya da motorsuz karavanı, “tiny-house“u ve konteyneri düşündüğümüzde; hem mevcut araç otoparkı kapasitesinin yetmediğini, hem de giriş ve çıkışı düzenlenip otopark çizgileri çizilen bedava otoparkların kamuyu nasıl bir gelirden ettiğini düşündüğümüzde…

Öte yandan, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Otoparklar” başlığını taşıyan 37. maddesi ile Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği hükümlerine göre, her düzeydeki imar planlarının düzenlenmesinde beldenin ve bölgenin koşulları ile gelecekteki ihtiyaçları göz önünde tutularak gerekli olan yeşil alanlarla otopark yerlerinin ayrılması gerekmekte olup; imar planlarının yapılıp kabul edilmesi ile ilgili süreçlerde motorsuz karavanlar, “tiny-house“lar ve konteynerler dikkate alınmadığı için zaten 1.785.932 adet motorlu taşıt aracına yetmeyen otoparkların bu yeni oyuncaklara yetmeyeceği ortadadır.  

Diğer yandan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Tanımlar” başlığını taşıyan 3. maddesi  “kamp taşıtı” olarak tanımladığı karavanları, “yük taşımasında kullanılmayan; iç dizaynı tatil yapmaya uygun teçhizatlarla donatılmış, hizmet edebileceği kadar yolcu taşıyabilen motorlu taşıt” olarak kabul edip, motorlu olmayan çekme karavanları, “tiny-house“ları ve konteynerleri kanun kapsamı dışında bıraktığı için kanun kapsamında olmayan bu araçların motorlu kara taşıtları için yapılan otoparklara almak, hele ki bunlardan herhangi bir şekilde ücret almamak motorlu araç, motorlu karavan, motorsuz çekme karavan, “tiny-house” ve konteyner sahipleriyle hiçbir şekilde bu araçlara sahip olmayan büyük çoğunluk arasındaki eşitsizliği ve adaletsizliği daha da büyütecek, zaten mevcut olan kamu zararını daha da arttıracaktır.

İlgili madde ve diğer kanun ve yönetmelikler uyarınca planların yapılmasında ve kentleşmeye esas imar planlarının düzenlenmesinde esas olarak alınan bölge nüfusuna ve yapılaşmaya esas yeşil alan ve otopark alanlarının hesaplanması ve tasarlanması noktasında öngörülmeyen çekme karavan, “tiny-house” ve konteynerlerin geçici ya da uzun süreli konaklama amacıyla kullanımı, bölgede yerleşik düzende yaşayan yurttaşlara ait diğer taşıt araçlarının parkı açısından sıkıntılara neden olacağı için bu araçların zabıta marifetiyle toplanıp yine ücretsiz parklara yerleştirilmesi uygulamasından vazgeçilerek İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki tüm otoparkların nasıl işletileceğine ilişkin bir yönetmeliğin düzenlenmesi, bu yönetmeliğin kapsamına yeşil alan ve parkların içine ya da kenarına yapılarak bedelsiz kullanılan otoparkların da dahil edilmesi, tüm araçlarla yazımızın konusunu oluşturan motorlu ya da motorsuz tüm karavan, “tiny-house” ve konteynerlerin şahsın birinci, ikinci, üçüncü araç sahibi olup olmadığına bakılarak kademeli olarak ücretlendirilmesi, karavan, “tiny-house” ve konteyner evlerin parkına ayrılan alanların yerleşim yerlerinin dışında seçilmesi yerinde ve doğru olacaktır.

14 Ocak 2024 tarihinde yazarak ifade etmeye çalıştığımız bu sorunu yerinde görmek amacıyla, genellikle motorlu ya da motorsuz karavan, “tiny house” ve konteyner ev sahiplerinin oturduğu Atakent, Şemikler, Mavişehir ve Bostanlı gibi sosyo-ekonomik durumu yüksek mahallerinde, özellikle de Karşıyaka sahilinde yaptığım gezide fotoğraf çektiğim noktaları gösteren Google Earth görüntüsü ile onu izleyen aşağıdaki fotoğraflar, bu sorunun belediye zabıtası marifetiyle çözümlenmekten uzak olduğunu ve otoparklardaki işgalin halen devam ettiğini açık bir şekilde göstermektedir. Hatta karavana dönüştürülmüş koskocaman bir otobüsün bir somut gerçeğe dahil edildiğini dikkate aldığımızda…

Bostanlı-Atakent-Mavişehir hattındaki otoparklarda halen kışlamakta olan karavanları haritada işaretlediğimiz 6 ayrı noktada görebilirsiniz…
4. Nokta: Atakent önünde, Bostanlı Pazar Yeri’nin arkasındaki otopark…
4. Nokta: Karavana dönüştürülmüş otobüs… Acaba işgal ettiği yere kaç adet otomobil park edebilir?
3. Nokta: Karşıyaka Belediyesi’nin boşuna ve sonuçsuz çabası… Zira, Karşıyaka Belediyesi’nin “Bu alana karavan park etmek yasaktır. Karavanlarınızı kaldırmanız rica olunur” afişin asıldığı yerin 100 metre ötesinde onlarca karavan park etmiş durumda…
2. Nokta: Atakent Venedik Evleri arasındaki otoparkı işgal eden karavanlar…
1. Nokta: Yalı Mahallesi, 6440/1 sokakta belediye tarafından düzenlenen yeşil alanda park etmiş olan motorsuz karavan…
5. Nokta: Bostanlı Deresi ağzındaki otoparkı işgal eden karavanlar…
6. Nokta: Bostanlı Balıkçı Barınağı arkasındaki yaya yoluna park etmiş karavanlar…

Bütün bu yazıp çizdiklerimle dışarda yaşanan mevcut durumu fotoğraflarla sergileyip gösterdikten sonra çözümlendi sanılıp çözümlenmeyen bu sorunun gerçekten çözümlenmesi için görevli, yetkili ve sorumlu olanların bir şeyler yapılması gerekiyor… İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri ile birlikte belediyelerin ya da belediye şirketlerinin elindeki tüm otoparkların, otopark niteliğindeki bulvar, cadde ve sokak kenarındaki ya da yeşil alan, park içindeki tüm otoparkların düzenlenecek bir yönetmelikle disiplin altına alınması, yönetmelik uygulamasının her bir otoparkta otomatik sistemlerle ya da görevlilerle takip edilmesi, bu düzenlemede aynı şahsa ya da kuruma ait birden fazla araç olması durumunda ücretin kademli olarak arttığı bir tarifenin uygulanması, motorsuz karavan, “tiny house” (minik ev) ve konteynerlerin kesinlikle bu otoparklara alınmayarak bu tür araçlar için yerleşim alanı dışında ücretli parkların açılması…

Düşünmesi, araştırıp incelemesi ve önermesi bizden; bu önerilerden yararlanarak uygulaması ise belediye başkanlığı ve meclis üyeliği koltuğunu elinde bulunduranlarda ya da bu koltuklara aday olanlarda olsun diyelim…

…………………………………………………………………………………………………………………

(1)Karşıyaka’da karavan işgaline müdahale“, https://www.izmir.bel.tr/Haberler/karsiyaka-da-karavan-isgaline-mudahale/48557/156

(2)İzmir Büyükşehir Belediyesi Karavanlara Yer Buldu“, https://gelismeler.com.tr/genel/izmir-buyuksehir-belediyesi-karavanlara-yer-buldu

(3)İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Karavan Parklarına Düzenleme!“, https://www.kampyerleri.org/izmir-buyuksehir-belediyesinden-karavan-oarklarina-duzenleme/

İzmir’in unutulan sanatçıları 26 – Henry John van Lennep

Ali Rıza Avcan

İzmir’in unutulan sanatçıları” adını verdiğimiz yazı dizimizin bugünkü 26. bölümünde sizlere ilginç bir İzmirli‘yi tanıtmak istiyorum. Daha doğrusu, yaşadığı dönemde İzmir‘i ve Anadolu‘yu çoğumuzdan; hatta bu topraklara hükmeden Osmanlı sultanı ve saray çevresinden daha fazla araştırıp tanıyan Hollanda kökenli bir Levanten‘den söz etmek istiyorum.

Ama ondan önce size yıllar yıllar önce, Safranbolu Belediyesi‘ni denetlediğim 1989 yazında Safranbolu ve yakın çevresinin tarih ve arkeolojisiyle kültürünü öğrenmek amacıyla hafta sonlarında yaptığım gezilerde kendimi bilgi açısından yeterli bulmadığım için bir hafta sonu İstanbul‘a giderek ziyaret ettiğim Beyazıt Kütüphanesi‘nde karşıma çıkan bir kitap nedeniyle yaşadığım şaşkınlığı anlatmak isterim.

Sözünü etmeye çalıştığım o kitap, kütüphaneye 1. Dünya Savaşı’nda Medine‘yi savunduğu için Osmanlı’nın “Çöl Kaplanı” unvanıyla onurlandırdığı Yemen cephesi komutanı Fahrettin Paşa tarafından armağan edilmişti ve arkasındaki cepte beş altı tane büyük ve ayrıntılı harita bulunmaktaydı. Almanların Bağdat Demiryolu yapımı öncesinde hazırladığı 1902 tarihli o koskocaman kalın ciltli Almanca kitap, demiryolunun yakından geçeceği antik Paphlogania; yani, bugünkü idari dağılım itibariyle Kastamonu, Sinop, Çankırı, Karabük ve Bartın illeriyle Çorum, Bolu, Zonguldak ve Samsun illerinden bazı alanları kapsayan bölgesinin coğrafyası, jeolojisi, hidrolojisi, jeolojisi, depremselliği, meteorolojisi, yerleşim yerleri, tarihi, arkeolojisi ve kültürü hakkında çok ayrıntılı bilgi ve görsellerle doluydu. Hatta fotoğrafı çekilip kitaba konulan birçok tarihi eser benim o bölgeyi gezdiğim tarihlerde -ne yazık ki- ortada yoktu! Eminim bu kitaptaki bilgiler, o tarihlerde hafiyelerin jurnallerini okumakla meşgul ve hakimiyeti altındaki toprakları çektirdiği fotoğraflarla tanımaya çalışan İstanbul‘daki sultanın ve saray çevresinin bildiklerinden çok daha fazlasını içeriyor, iktidarın; özellikle de emperyalizmin elinde bir silaha dönüşen bilimsel bilginin nasıl ayrıntılı, titiz bir araştırma ile ortaya konulacağını somut bir şekilde gösteriyordu.

İşte bugün ele alıp hatırlatmaya çalışacağım isim de, İzmirli bir Levanten olmasına karşın gezdiği hatta yerleşip yaşadığı İstanbul, İzmir, Tokat, Amasya, Sivas, Samsun, Ege Bölgesi, Anadolu, Suriye, Filistin ve Mısır‘ın insan coğrafyası hakkında hakkında buna benzer ayrıntılı bilgileri çizip toplayarak yayınlamış ve bu bilgileri yaptığı misyonerlik çalışmalarında kullanmış bir sanatçı.

Yazar, pedagog, ressam ve misyoner Henry John van Lennep, 18 Mart 1815 tarihinde, bilim insanlarıyla sanatçılar yetiştiren Hollanda kökenli seçkin bir tüccar ailesinden gelen Richard Jacob Van Lennep (1779-1827) ile Adele Marie von Heidenstam Van Lennep (1792-1867)’in ikinci oğlu olarak İzmir‘de doğdu. Ailenin 1738’de, ilk önce yerleştiği Konya (İkonia)’dan sonra İzmir‘in Seydiköy‘üne yerleştiği bilinmektedir. Ailenin diğer oğulları Gustave, Edward, David, Richard (1811-1890), Augustus, kızları ise 1822’de İzmir‘de doğup 1909’da Seydiköy‘de vefat eden Eulalie Catherine‘dir. Ailenin Seydiköy (Gaziemir)’de ve Seydiköy‘e 12-13 km güneyindeki Malkacık‘ta (1928’den sonra Bulgurca adı verilip 1997 yılı sonunda Tahtalı Barajı yapımı nedeniyle Pancar Ovası‘na taşınan yerleşim) çiftlikleri, tütün ve afyon tarlaları bulunmaktaydı.

Henry John Van Lennep (1815-1889).

Henry John Van Lennep, Amerikalı misyonerlerin tavsiyesi üzerine 15 yaşındayken misyoner eğitimi almak amacıyla Amerika‘ya gitti. Massachusetts‘de Dr. Hawes‘in yanında “Hıristiyanlık hizmeti için dindar ve yetenekli yoksul genç erkeklerin klasik eğitimi için mezhepçi olmayan bir kurum olarak” tanıtılan Amherst College ile Hartford Public School‘da eğitim gördü. 1837’de Andover Teoloji Semineri‘ne katıldıktan sonra 27 Ağustos 1839’da Amherst‘teki Kongregasyon Kilisesi tarafından kongregasyon delegesi olarak atanmış, 1840 yılında da American Board of Commissioners for Foreign Missions (Amerikan Yurtdışı Misyonerliği Masası) adına misyonerlik yapmak için İzmir‘e dönmüştür. 1840-1844 yılları arasında İzmir‘de, 1844-1854 yılları arasında İstanbul‘da, 1854-1856 yılları arasında Tokat‘ta ve 1863-1869 yılları arasında yeniden İzmir‘de misyonerlik yaptı. Eş zamanlı olarak Bursa, Tokat, Amasya, Sivas, Gaziantep gibi Anadolu kentleriyle Mısır‘ı gezdi. Bu çalışmaları sırasında çok ilginç bir ırk olarak tanımladığı Ermeniler üzerinde yoğunlaşmıştır. BU amaçlar doğrultusunda 1840 ile 1869 yılları arasında Anadolu, Suriye, Filistin ve Balkanlar‘daki Katolik Ermenileri Protestan yapmak amacıyla yeni bir misyonerlik örgütü kurmuş, kendisinden sonra gelen misyonerler ve dini kuruluşlarla bağlantı kurarak seyahatler yapmış, seyahat ettiği coğrafyalardaki halkın tarihi, coğrafyası, yerleşim ve kültürü konusunda kapsamlı araştırmalar yapmıştır. Yine bu dönemde önceleri Tokat‘ta Amerikan Koleji, daha sonraları ise İstanbul‘daki Robert Kolej‘de dersler vermiştir.

Van Lennep ailesinin Malkacık (Bulgurca)’daki malikhanesi.

1869 yılında fanatik bir Ermeni Katolik, Tokat‘ta kurduğu Protestan kilisesi ile 2.000 kitabın yer aldığı kütüphaneyi yakınca umutları yok olan Van Lennep hem karşılaştığı mali sıkıntılar hem de katarakt nedeniyle görme yetisini kaybedince American Board‘un talebi üzerine istifa ederek Amerika‘ya dönmüş ve 1876-1878’de New York‘taki Ingham Üniversitesi‘nde doğa bilimleri ve modern diller profesörü olarak çalışıp Massachusetts Great Barrington‘da oğlu ile birlikte kurduğu Sedgwick Enstitüsü‘nde öğretmenlik yapmıştır.

Sedgwick Enstitüsü, Great Barrington, Massachusetts.

Başlıca kitapları;

1) 1862’de John Murray tarafından yayınlanan “The Oriental Album: Twenty Illustrations, Oil Colors, People and Scenery Turkey” (Doğu Albümü: Açıklayıcı ve Betimleyici Metinle birlikte Türkiye İnsanları ve Manzaralarının Yağlıboya Renklerde Yirmi İllüstrasyonu),

2) 1870’de yayınlanan “Travels in Little-Known Parts of Asia Minor, With Illustrations in Biblical Literature and Researches in Archeology” (İncil Edebiyatındaki İllüstrasyonlar ve Arkeoloji Araştırmalarıyla Küçük Asya’nın Az Bilinen Bölgelerine Seyahatler),

3) 1874’de yayınlanan “Ten Days Among Greek Brigands: A True Story” (Yunan Eşkiyaları Arasında On Gün: Gerçek Bir Hikaye” ve

4) 1875’de yayınlanan “Bible Lands: Their Modern Customs and Manners Illustrative of Scripture” (Açıklayıcı Metinlerle İncil: Kutsal Kitap Ülkeleri, Modern Örf ve Adetler) isimli kitaplardır.

Ayrıca Edward Hitchcock‘un “Massachusetts Jeolojisi” (1841) ve “Yüzey Jeolojisi Resimleri” (1860) adlı eserlerinde de çizimleri yer almaktadır.

Henry J. Van Lennep ve kardeşleri Gustave, Edward, Augustus, Henry J., Richard ve David (1820-1914). Charles ve Alfred fotoğrafta yok.

Van Lennep başta Türkçe, Yunanca ve Ermenice olmak üzere 10 Doğu dilini biliyor ve bu dillerde vaaz verebiliyordu. Misyonerlik amacıyla gittiği yerlerde gözlemlediği manzaraları kurşun kalem, tükenmez kalem ve mürekkeple kağıda çizen bir sanatçıydı.

Henry John Van Lennep’in 1843 yılında evlenmekle birlikte bir yıl sonra tifüsten ölen eşi Mary Elizabeth (Hawes) Van Lennep (1821-1844).

1839 yılında Massachussetts‘de Henry Bliss‘in kızı Emma Luceba Bliss (1839-1840) ile evlendi ve ama Emma ertesi yıl 20 yaşındayken vefat etti. Bunun üzerine 1843’de Mary Elizabeth Hawes (1843-1844) ile evlendi ve birlikte misyonerlik yapmak amacıyla Osmanlı topraklarına geldiler ve İstanbul‘a gitmeden önce kısa bir süre İzmir‘de kaldılar. Mary da, bir önceki eşi gibi ertesi yıl tifüsten öldü. Evlendiği iki kadını bir yıl sonra kaybeden Van Lennep, 18 Nisan 1850 tarihinde İsaac Bird‘in 27 yaşındaki kız kardeşi Emily Ann Bird ile evlendi ve bu kadınla evli kaldığı 39 yıl içinde altı çocuk sahibi oldu. Bu çocuklarından İstanbul‘da doğan William Bird Van Lennep (5 Aralık 1853-1919), 26 Temmuz 1856’da Tokat‘ta doğan Edward James Bird Van Lennep (1856-?), ‘dir.

Henry John Van Lennep’in kullandığı Osmanlı Pasaportu, 9 Aralık 1866.
Tokat, 1812, Çizim: R. K. Porter.

11 Ocak 1889’da 74 yaşındayken Massachusetts, Great Barrington‘da öldü. Mezarı Amerika Birleşik Devletleri’nin Berhshire County ilindeki Great Barrington şehrinin Mahaiwe Mezarlığı‘ndadır.

Henry John Van Lennep’in Mahaiwe Mezarlığı’ndaki mezarı.

Yazı dizisinin bugünkü bölümüyle gündeme getirip hatırlatmaya çalıştığım yazar, pedagog, ressamve misyoner Henry John Van Lennep‘le ilgili tek dileğim ise, bizlerden önce İzmir‘i ve tüm bir Anadolu‘yu araştırıp anlattığı kitaplarının bir an önce Türkçe’ye kazandırılmasıdır. Özellikle de eşi dost, tanıdıklara ait yersiz ve gereksiz yayınları yapmakla meşgul Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM)‘ın, yeni bir belediye başkanının hizmet vereceği önümüzdeki dönemde asli görevlerini yapmaya başlayarak bu büyük eksikliği gidermesi dileğiyle…

Henry John Van Lennep‘in henüz Türkçe’ye kazandırılmamış iki ciltlik “Travels in Little-Known Parts of Asia Minor, With Illustrations in Biblical Literature and Researches in Archeology” isimli kitaplarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Yararlanılan Kaynaklar:

Branning, K., “Boyalar ve Dualar“, http://www.turkishhan.org/vanlennep.htm. (Erişim Tarihi: 06.01.2024)

Erol, M. “All We Hope is a Generous Revival”: The Evangelization of the Ottoman Christians in Western Anatolia in the Nineteenth Century“, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Osmanlı Araştırmaları Dergisi, Sayı 55, İstanbul, 2020, s. 243-280.

Hanilçe, M. “Tokat’ta Medfûn Meşhur Bir Misyoner: Henry Martyn, Tokat Sempozyumu, 1-3 Kasım 2012, Tokat, s.151-182.

H. de Groot, A., “Hollanda Basınında Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Milli Hareketi” 1919-1923, Kebikeç, Sayı 25, 2008, s.183-209.

Henry J. Van Lennep, “Doğu albümü : açıklayıcı bir metinle birlikte Türkiye insan görünümlerinden yirmi yağlı boya resim (Oriental Album: Twenty Illustrations in Oil Colors), Çeviren Pars Tuğlacı, İstanbul, 1985, Yelken Matbaası.

Karabulut, M. “Osmanlı İmparatorluğu’nda XIX. Yüzyılda Değişim Süreci, Sosyal ve Kültürel Durum, Mecmua Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Güz 2016, Yıl 1, Sayı 2, s.49-65.

Kocabaşoğlu, U., Anadolu’daki Amerika, Kendi Belgeleriyle 19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Amerikan Misyoner Okulları, Arba Yayınları, İstanbul, 1989.

Kuş, A., “Henry John Van Lennep’e Göre Amasya, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, Yaz 2016, 11/1: 253-276.

Kuş, A., “XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında Amerikalı Misyoner H. J. Van Lennep’in Tokat İzlenimleri“, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 52, Haziran 2014, s. 125-140.

Önal, M., Amerikan Board Kayıtlarına Göre Protestan Misyonerlerin Bursa ve Çevresindeki Faaliyetleri 1833-1883, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Bursa, 2012.

Rodop, M. “Mary van Lennep, İzmir Life, Haziran 2018,https://www.izmirlife.com.tr/yazi/metin/3220/mary-van-lennep (Erişim Tarihi: 06.01.2024).

Sonbaş, A., Sağıroğlu Demirci, Ö., “Amasya Kırsal Mimarisinin Seyahatname ve Gezi Notları Üzerinden Tartışılarak Örneklendirilmesi, Dünden Bugüne Türk Mimarlığı Sempozyumu E-Bildiri Kitabı, 22-24 Mart 2023, Ankara, s. 103-112.

Şahin, G., ”Amerikalı Bir Misyonerin XIX. Yüzyılın Ortalarında Türk-Ermeni Kültürel İlişkileri İle İlgili İzlenimleri Üzerine Bir Değerlendirme“, Sosyal Bilimler Dergisi, s. 208-239.

The Van Lennep Genealogy Smyrna Branch, Levantine Heritage Foundation (Erişim Tarihi: 05.01.2024), http://www.levantineheritage.com/pdf/The_Van_Lennep_Genealogy_Smyrna_Branch.pdf.

The Van Lennep Family Archives İmages, Levantine Heritage Foundation, http://www.levantineheritage.com/van-lennep.htm, (Erişim Tarihi: 05.01.2024).

Tozkoparan, N., 19. Yüzyıl Sonunda Sivas’ta Amerikan Protestan Misyoner Faaliyetleri, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara 2014.

Tural, E. “Bir Bürokrat ve Seyyah Gözüyle Canik (Samsun)“, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, Cilt 17, Sayı 1, Ocak 2008, s. 75-91.

Van Lennep, “H. S., Genealogy Levantine Branches Van Lennep, De Hochepied, De la Fontaine, Leytstar“, December 2018, http://www.levantineheritage.com/pdf/Genealogy-Levantine-Branches-Van-Lennep-de-Hochepied-de-la-Fontaine-Leystar_Henrick-van-Lennep.pdf (Erişim Tarihi: 05.01.2024)

Yücel, İ., Anadolu’daki Amerikan Hastaneleri ve Tıbbi Misyonerlik 1880-1930, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2011.

Henry John Van Lennep, https://tr.wikipedia.org/wiki/Henry_John_van_Lennep, (Erişim Tarihi: 05.01.2024).

Mary E. Van Lennep, https://en.wikipedia.org/wiki/Mary_E._Van_Lennep, (Erişim Tarihi: 05.01.2024).

De Relatie Tussen Nederland en het Osmaanse Rijk in de… s. 1-104, (Erişim Tarihi: 04.01.2024), https://dspace.library.uu.nl/bitstream/handle/1874/23263/Super%20versie%2005-07.doc%3Bsequence=1

Smith, G., The Project Gutenberg eBook of Henry Martyn, , https://www.gutenberg.org/files/35873/old/orig35873-h.htm (Erişim Tarihi: 06.01.2024)

The Oriental Album, Twenty Illustrations, Oil Colors, People and Scenery of Turkey kapağı.
The Oriental Album, Twenty Illustrations, Oil Colors, People and Scenery of Turkey ilk sayfası.
İllüstrasyonların listesi.
Turkish and Armenian Ladies (Abroad), “Türk ve Ermeni Hanımları Sokakta“.
A Turkish Effendi, “Bir Türk Efendisi“, Mehmet Efendi “Tilkioğlu”.
Armenian Lady of Constantinople (At home), “İstanbullu Ermeni Hanımı (Evde)“, Kandilli.
Turkish Scribe, “Türk Katibi“.
Turkish Lady of Rank (At home), “Kibar Türk Hanımı (Evde)“, Ayşe Hanım.
A Turkish Cavass (Police Officer), “Türk Kavası“, Ahmed Ağa.
Turkish Woman (Unveiled), “Türk Kadını (Peçesiz)“, Çerkez.
Armenian Piper, “Ermeni Gaydacısı“, Püsküllü Artin (Harutyun). Niksar’ın Deunekseh (Şimdiki Dönekse) Köyündeki düğün, Kızılbaş Köyü.
Armenian Ladies (At Home), “Ermeni Hanımları (Evde)“, Zümrüt Hatun ve Markrit Hatun (İnci Hanım).
Armenian Marriage Procession, “Ermeni Evlilik Töreni“.
Albanian Guard, “Arnavut Muhafız“.
Armenian Bride, “Ermeni Gelin“.
Armenian Peasant Woman, “Ermeni Köyü Kadını“, Elizabet Hatun.
Jewish Marriage, “Yahudi Evliliği“.
Gypsy Telling Fortune, “Çingene Falı” Sivas, Gürün.
Jewish Merchant, “Yahudi Tüccarı“, Mordekay (Murat).
Bandit Chief, “Baş Eşkiya“, İçerli Oğlu.
Circassian Warrior, “Çerkes Savaşçısı“.
Druse Girl, “Dürzi Kızı“, Deir-el-Kamer Köyü.
Baghdad Mercant (Travelling), “Bağdatlı Tüccar (Gezginci)“.
Yaşmaklı kadın, Suluboya, 26X17 cm.
Henry John Van Lennep’in tasarladığı Amerikalı misyoner Henry Martyn’e ait mezar taşı.
Amerikalı Misyoner Henry Martyn’in mezartaşı. Çizim: Henry John Van Lennep.
Şimdi Tokat Müzesi olarak kullanılan Tokat Bedestenindeki Henry Martyn’ye ait mezar taşı, 2017.
Bebek’ten Manzara, İstanbul, 1851.
Kale kalıntıları.
Müftünün Tokat yakındaki bağ evi, 23 Haziran 1864.
Bina önündeki kadın, Suluboya, 24X26 cm.
Tuğla yapı, yağlıboya, 1840-1969 arası.
Ayaktaki adam, suluboya, 26X17 cm.
Kılıçlı ve tüfekli adam, Suluboya, 26X17 cm.
Tepsi taşıyan adam, Suluboya, 26X17 cm.
Kılıçlı adam, Suluboya, 26X17 cm.
Nargile içen adam, suluboya.
Çubuk tutan kadın, suluboya.
İstanbul, Bebek sahili.
Travels in Lİttle-Known Parts of Asia Minor” kitabının kapağı, “Ayı Avı“.
Kolye çizimi.
Çizim taslakları.
Oğlu Edward James Van Lennep, 1856-1862 arası.
Seccade Deseni
İstanbul, Suluboya.
Kirpi, Suluboya, 31X39 cm.
Manzara.
Oturan mavi elbiseli adam, Suluboya, 24X17 cm.
Köy, Suluboya, 27X20 cm.
Amerikan gemisi “Ionia“, Kaptan King Boston Körfezi’ne giriyor, 1849.
Oturan Genç kız, 1834.
Çubuk tutan kadın, karakalem.

Hitit kaya kabartması.
Hitit kaya kabartması.
Aslan heykeli, Yozgat.
Antik aslan heykeli, Ankara.
Antik sütun, Ankara.
Ankara tiftik keçisi.
Antik Pessinus tiyatrosu kalıntıları.
Antik Pessinus kabartmaları.
Seydiler köyü ve mazgallı doğal kule.
Seydiler köyü yakınındaki doğal ponza taşı kuleleri.
Medusa başı, mermer kabartma, Afyonkarahisar.
Karaman koyunu, Afyonkarahisar.
Kırkılmamış Karaman koyunu.
Kuyruk şeklini gösteren tamamen kırkılmış Karaman koyunu.
Dört boynuzlu koyun.
İki hörgüçlü erkek deve.
Gediz (Hermus) nehri üzerindeki köprü.
Kula yanardağı yakınındaki su kuyusu.
Kula (Kara Devlit) volkanı.
Türk resmi örneği.
İzmir (Smyrna) ve körfezinin uzaktan görünümü.
Niobe (Ağlayan Kaya) Anıtı, Manisa.
Uyuyan Türk kadınları.
Ahır kapısı.
Samsun yolundaki han.
Amasya.
Tokat mezarlığı.
Tokat kalesi ile Tokat’ın kuzey-doğu görünümü.
Bağ bekçisi.
Eski cami, medrese ve han, Tokat.
Ermeni düğün töreni.
Türk mezarı.
Ermeniler.
Ermeni kadın başı.
Aziz Chryaostoni’nin Mezarı veya Hücresi, bir kayaya oyulmuş.
Niksar’ın Deunekseh (Şimdiki Dönekse) köyü, Kızılbaş köyü.
Şimdiki Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Dönekse köyü.
Antik Hitit Tapınağı.
Yıldız Dağı, Sivas.
Yıldız Dağı’nın zirvesindeki kale kalıntıları.
Keuhneh (*) yakınındaki kaplıca.
Hitit kaya kabartmaları.
Hitit kaya kabartmaları.
Hitit kaya kabartmaları.
Hitit kaya kabartması.
Sağ geçitteki kabartma.
Sol geçittieki kabartma.
Euyuk kabartması.
Hitit kaya kabartmaları.
Hitit kaya kabartmaları.
Hitit kaya kabartması.
Hitit kaya kabartması.
Hitit kaya kabartması.

Kültür ve sanatın, sermaye ve iktidar ile ilişkisi…

Ali Rıza Avcan

Geride bıraktığımız 2023 yılının Aralık ayı başında tesadüfen İzmir Metro Konak İstasyonu‘ndaki Konak Metro Sanat Galerisi‘ne girerek hem girişteki büfeden yiyecek bir şeyler almış, hem de acelem olduğu için galerideki sergiyi üstün körü gezmiş, sergilenen büyük boyutlu portrelerin bir kısmının fotoğraflarını çekerek tüm sergiyi uygun olduğum başka bir tarihte gezmeye karar vermiştim.

Ancak serginin açık olduğu tarihleri dikkate almadığım için, yılbaşının hemen ertesinde gittiğimde ise serginin toplandığını görerek, ısrarım nedeniyle, ilk ziyaretim sırasında sormuş olmama karşın alamadığım sergi kataloğunu almış, böylelikle sergilenen tüm portrelerin sayısı ve kimlere ait oldukları konusunda bilgi sahibi olmuştum.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 25 Ekim-30 Aralık 2023 tarihleri arasında “Cumhuriyetin 100. Yılında Atatürk: İz Bırakan İlkler Dev Portreler Sergisi” adıyla Konak Metro Sanat Galerisi‘nde açık kalan ve Ergün Başar‘ın yaptığı büyük boyutlu portrelerden oluşan sergideki (sergi kataloğunda yer alan portrelerin üstündeki yapım tarihlerine göre) 84 adet büyük boy portreden 53’ünün daha önce 19 Mayıs-23 Temmuz 2021 tarihleri arasında Kültürpark Atlas Pavyonu‘nda “Atatürk: İz Bırakan İlkler Dev Portreler” adıyla sergilendiğini bildiğim için bu portreleri yapan sanatçıya ait aynı eserlerinin İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2021 ve 2023 yıllarında iki kez sergilenmesi nedeniyle yerel iktidar katında muhabbetle kabul görüp desteklenen bir sanatçı olduğunu anlamam zor olmamıştı.

Evet, büyük portreler yapan bir sanatçının yaptığı eserler, başka sanatçılar sergi açabilmek için sıra beklerken aynı kentte iki yıl arayla sergileniyor, bu sergiler için büyük salonlar tahsis ediliyor, bütçeden hiçbir kısıtlama yapılmaksızın büyük billboardlar, pahalı kataloglar hazırlanıyor, videolar çekiliyor ve geniş bir tanıtım çalışması yapılıyordu.

Sanatçımız da bütün bu destek ve katkıların karşılığında 2023 yılının son aylarında açılan ikinci sergisi için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in dev portresini yapıp sergi girişine yerleştiriyor, böylelikle kendisine yapılanların diyetini ödüyor, ayrıca sergi kataloğunda yazılı olan bilgilere göre 2015-2023 yılları arasında yaptığı ve yapacağı bütün portreleri “Ergin Başar Portre Müzesi” ya da galerisi yapılması koşuluyla, kendi adına değil de, “Türk Milleti adına” (?) “İzmir halkına, İzmir Büyükşehir Belediyesine” bağışlıyordu.

Tabii ki, yılların birikimi ile oluşturulan ve kataloglanan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait değerli tablolardan oluşan resim koleksiyonunun 2008 yılında yıprandıkları gerekçesiyle imha edildiğini, bir kısım tablonun da kaybolduğunu, bizim de bu yağmayı yargıya taşıdığımızı bilmeden…

Anlayacağımız karşımızda, aynen Eskişehir Büyükşehir Belediyesi‘ne yapılıp kabul görmüş bağış gibi, “Türk Milleti” (?) adına yapılmış şartlı bir bağış vardı ve bu bağış henüz İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından görüşülüp kabul edilmiş değil.

Ben bu portreyi gördüğümde aklıma gelen ilk düşünce, Cumhuriyet’in 100. yılı nedeniyle açılan bu sergide Cumhuriyet’in ilk 100 yılına iz bırakanlar, özellikle de bu serginin iki yıl arayla ikinci kez açıldığı İzmir‘in 100 yıllık kent hafızasında iz bırakanlar arasında bu kentin efsanevi belediye başkanları Behçet Uz, Ahmet Piriştina, bu toprakların evladı Yörük Ali Efe, Kurtuluş sonrasında vilayet konağına ilk bayrağı asan Yüzbaşı Şerafettin, yakın zamanda kaybettiğimiz sevgili Sancar Maruflu ve Selçuk Yaşar, bu kentin ilk kadın milletvekili Benal Nevzat, bu kentin yazarı Halid Ziya Uşaklıgil ve onun akrabası Latife Hanım, “taçsız kral” lakaplı Metin Oktay dururken dermatolog Agop Kotoğyan, deniz subayı Cem Gürdeniz, doğa sporcusu Erden Eruç, hekim Üstün Ezer‘in; ayrıca, Cumhuriyet düşüncesine hazırlık anlamında katkıları olmakla birlikte 1923’den önce vefat etmiş yazar Namık Kemal, müzeci Osman Hamdi Bey ve şair Tevfik Fikret‘in ve son olarak 2019-2024 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi başkanlığı görevini üstlenip kentte ve ülkede tek bir iz bırakmadan Cumhuriyet döneminin İzmir’deki eserlerinden biri olan Kültürpark‘ı ihmal edip tahrip edilmesine ya da geçen haftaki yazımızda da belirttiğimiz gibi 1. Ulusal Mimarlık Dönemi‘nin kentimizdeki önemli bir mirası olan Kardıçalı Han‘ın yağmalanmasına seyirci kalıp müdahale etmeyen Tunç Soyer‘in “Cumhuriyet’te İz Bırakan İlkler” kategorisinde nasıl yer aldıklarını, Cumhuriyet Dönemi olarak adlandırılan 1923-2023 döneminde nasıl bir “ilk” ve kalıcı iz bıraktıklarını merak etmek oldu. Evet, bu değerler arasında yer alan bazı isimlerin kendi ölçülerinde yararlı çalışmaları olabilir; ama bunlar nasıl oldu da Cumhuriyet’in hafızasında iz bıraktılar, işte bunu anlamış değilim… Hele ki, İzmirliye sorulmaya kalkıldığında akla gelecek yukarıdaki ya da akla gelebilecek başka isimler dururken…

İşte tam da bu nedenle, sanatçımız sahip olduğu tüm yaratıcılık ve estetik duyarlılığı yansıtarak dünya harikası şeyler yapsa da, onun sermaye çevreleriyle ve iktidarla ilişkilerinin yaptığı ya da yapacağı eserlere nasıl, ne şekilde yansıyacağını; ayrıca “Cumhuriyet’e iz bırakmak” gibi iddialı ve ciddi bir işte gerçekten iz bırakanlarla bırakmayanlar arasındaki kayırmacı tutumu dikkatinize sunarak doğrusunu düşünme ve ifade etme işini, siz okuyucularıma bırakıyorum…

Evet, gerçekten sanatçının sermaye ve iktidarla ilişkisi ne şekilde olmalıdır ve Cumhuriyet’in ilk 100. yılına iz bırakanlar size göre kimlerdir?

Bu bir ihbar yazısıdır….

Ali Rıza Avcan

Evet, bu bir ihbar yazısıdır.

Hem de 2024 yılının ilk gününde içim sızlayarak yazdığım bir ihbar yazısı, bir feryat, bir isyan yazısıdır…

Ama alışıldığı üzere cumhuriyet savcılarına, CİMER‘e, HİM‘e ya da kendilerine devlet diyen kamu otoritelerine değil; tarihi ve kültürel değerlerin korunup sahiplenilmesine önem veren kamuoyuna, insanlığa ve 30 Mart 2024 tarihli yerel seçimlerde oy kullanacak seçmenlere, özellikle de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Konak Belediye Başkanlığı için oy kullanacak seçmenlere yönelik bir ihbar yazısıdır.

Büyük Kardıçalı Han

1928 yılında yapılan ve Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi‘nin tüm özelliklerini yansıtan İzmir‘in ilk, ülkemizin ikinci betonarme karkas yapısıdır. Birincisi ise İstanbul‘da 1923’de inşa edilmiş olan İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü binasıdır.

Büyük Kardıçalı Han

İzmir‘i, İzmir yapan, İzmir‘in mimari kimliğini belirleyen, her daim gözümüzün önündeki en önemli tarihi yapılardan biridir. Hemen önünde Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin temel öğelerini öne çıkaran Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi‘nin önemli temsilcisi Mimar Kemalettin Bey‘in heykeli bulunmaktadır.

Bina, batıda 2. Kordon olarak bildiğimiz Cumhuriyet Bulvarı, kuzeyde Mimar Kemalettin Caddesi, doğuda ise Şehit Fethi Bey Caddesi ile çevrelenen ve tapunun Konak ilçesi, Akdeniz mahallesi 77 pafta, 951 ada, 2 parselindeki 1.718 metrekarelik bir arsa üzerinde bulunmaktadır. 2024 yılı itibariyle 96 yaşına giren bu muhteşem bina, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü‘nün Parsel Sorgulama Uygulaması verilerine göre 119, İzmir Büyükşehir Belediyesi Üç Boyutlu Kent Rehberi verilerine göre kat mülkiyetinin geçerli olduğu 132 bağımsız bölümden oluşmaktadır.

Büyük Kardiçalı Han Kuzey cephe kesiti.
Büyük Kardiçalı Han planı.

1. derece kültürel varlık olarak koruma altına alınan yapı, tescil fişindeki bilgilere göre zemin + iki katlı, iç avlusu olan bir yapıdır. Şehit Fethi Bey Caddesi‘nden 15, 17 (han girişi) ve 19, Mimar Kemalettin Caddesi‘nden 16-A, 16, 14, 10, 8, 6 ve 4, Cumhuriyet Bulvarı‘ndan 56, 54 (han girişi), 52, 50, 48 ve 48/A kapı numaralarını almıştır.

1927-1928 yıllarında yapılan yapının sahibi, Yunanistan‘ın Batı Teselya bölgesindeki Kardiçe (Καρδίτσα Karditsa) kentinden önce Manisa, Akhisar‘a, daha sonra İzmir‘e gelip yerleşen tütün tüccarı Kardıçalı İbrahim Bey (1880-1958)’dir. Hakkındaki bazı iddialar, İbrahim Kardıçalı‘nın Sabetay Sevi‘yi Mesih olarak tanıyıp din değiştirenlerin Karakaş kolu ile ilişkili olduğu ile ilgilidir. Tütün ticaretiyle kısa zamanda zenginleşen Kardıçalı İbrahim Bey‘in bu binayı, abartılı bir söylemle demiri Almanya‘dan, çimentoyu Romanya‘dan, keresteyi de İtalya‘dan getirmek suretiyle apartman olarak yaptırdığı söylenmekle birlikte Cumhuriyet‘in ilk yıllarında demir, çimento ve kereste gibi inşaat malzemelerini üretemeyen bir ülke ve kentte, bu malzemelerin ülke dışından getirilmesi kadar normal bir şey olmayacağı da dikkate alınmalıdır.

Bu muhteşem yapıyı yapan mimarın ismi, çoğu araştırma, makale ve doktora tezinde herhangi bir kaynak gösterilmeksizin Mehmet Fesci olarak gösterilirken, İzmir Kent Ansiklopedisi‘nin mimarlıkla ilgili 2. cildindeki “Özel Yönetim ve İş Merkezi Yapıları Mimarisi” başlıklı bölümünü kaleme alan Doç. Dr. İnci Uzun ise ortalama bir yol izleyerek ve yine hiçbir kaynak göstermeden yapının o dönemde yapılan İzmir Ticaret Odası (1927) ve “Elhamra İdaresinde Milli Kütüphane Sineması” inşaatlarında birlikte çalışan mühendisler Fesçizade İbrahim Galip (İbrahim Galip Fesçi) ile Mehmet Galip (Galip Sinap) tarafından inşa edilmiş olabileceğini ifade etmektedir. (1) 2005 tarihli İzmir Mimarlık Rehberi‘ni hazırlayan Deniz Güner yapının mimarının Mehmet Fesçi olduğunu söylerken, Şeref Etker Büyük Kardiçalı Han‘a ait betonarme projesinin, Paris‘teki École Nationale des Ponts et Chaussées (Ulusal Köprüler ve Yollar Okulu)’den mezun olduktan sonra 1919-1922 yılları arasında Mühendis Mekteb-i Alîsi ile Sanayi-i Nefise Mektebi‘nde betonarme muallimliği yapan Muallim Mühendis Mehmet Galip Bey (Sinap) (1888-1962)’e ait olduğunu söylemektedir. (2, 3) Diğer yandan da Büyük Kardiçalı Hanı‘nın kuzey-batı köşesindeki kubbe rüzgarlığında bulunan çini kitabede ise “1927, İbrahim Mustafa” ismi bulunmaktadır.

Kardıçalı İbrahim, Tütün Tüccarı ilanı, Ticari ve İktisadi İzmir Rehberi 1926 – s.53.
Kardıçalı İbrahim Bey’in, 1936 Eylül ayından sonra Kültür Koleji olarak kullanılan Kemeraltı, Numanzade (847) Sokak’taki konağı.
Kardıçalı İbrahim Bey (1880-1958).

Büyük Kardiçalı Han‘ın en büyük paya sahip mülk sahiplerinin ise, Yeni Asır gazetesinin 22 Aralık 2023 tarihli nüshasında yayınlanan “Büyük Kardiçalı Hanı’nda büyük talan” başlıklı haberle, ülkemizin ve kentimizin tanınmış sermayedarlarından ve Migros‘un sahibi Tuncay Özilhan‘ın eşi ve İbrahim Kardıçalı‘nın torunu olan Emine Özilhan ile Macit Erzel ve Cemal Çiftçiler olduğunu öğreniyoruz.

Bina ile ilgili ilginç bir bilgi, “Taçsız Kral” adıyla ünlenen futbolcu Metin Oktay‘ın, 12 Mayıs 1965 tarihinde hanın sahibi İbrahim Kardıçalı‘nın kızı Servet Kardıçalı ile aileye haber vermeden ikinci evliliğini yapması nedeniyle, benim de bir kez gittiğim bu hanın altındaki “Gol Pub” isimli birahaneyi işletmesidir.

Büyük Kardıçalı Han‘la ilgili diğer ilginç bir tesadüf de, “Büyük Kardiçalı Han Pasajı” isminin geçtiği bir tabelaya ünlü Fransız çizgi roman yazarı Pierre Christin‘in yarattığı ve ünlü Fransız illüstratörü Andre Juillard‘ın çizdiği 2020 tarihli Lena’s Odyssey isimli çizgi roman albümünde karşılaşmamız oldu…

Binasının üzerindeki bakır tabelaya göre Adnan Beyamoğlu ithalatçı-ihracatçıydı. Ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu; ama, önemli değildi.

Asansörü olmakla birlikte uzun yıllardır kullanılmayan bu binanın sahibi olarak, şu an itibariyle 20 hissedarı bulunmaktadır. Bina 2019 yılında geçirdiği yangından sonra 2003 yılında ciddi bir tadilat geçirmiş; ancak, 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi sonucunda ağır bir hasar almıştır. Nitekim bu durum, Prof. Dr. Eti Akyüz Levi ile Dr. Umut Devrim Tunca‘nın birlikte kaleme aldıkları 2023 tarihli “Afetlerin Tarihi Kentlere Etkisinin Koruma Bağlamında Değerlendirilmesi: İzmir Örneği” başlıklı makalede “Kardiçalı Han’da düşey taşıyıcılarda ciddi kesme hasarları saptanmıştır” şeklinde ifade edilmektedir. (4)

İmar sahasında Banka Osmani. Kardıçalı İbrahim Bey inşaatı“.
Büyük Kardıçalı Han inşaatı devam ediyor…
Faytonların gezindiği bir İzmir coğrafyasında inşaatı bitmiş Büyük Kardıçalı Han…
Faytonların at arabalarıyla birlikte 2. Kordon’a çıkabildiği zamanların Büyük Kardıçalı Han’ı…

Bunun üzerine hanın mülk sahipleri özel bir firmaya deprem performans analiz raporu düzenletirler ve bu raporu Konak Belediyesi‘ne sunarlar. Konak Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu (KUDEB) ise bu raporu, taşınmazın tescilli olması nedeniyle görüşünü almak üzere İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü‘ne iletir. Hazırlanan raporda çatı alın duvarında öteleme olması ve her an kendiliğinden yıkılabileceğinden hanın ışıklandırmasının bulunduğu koridorun kapatılarak kullanılmaması gerektiği belirtilir.

Yakın zamanların Büyük Kardıçalı Han’ı…
Büyük Kardıçalı Han.
Büyük Kardıçalı Han merdivenleri.
Büyük Kardıçalı Han koridorları ve muhteşem döşeme karoları…
Büyük Kardıçalı Han koridorları ve muhteşem döşeme karoları…

Koruma Kurulu ise ivedi olarak yapısal güçlendirme yöntemlerini önerecek bir statik raporla birlikte taşıyıcı sistem sorunlarının giderilmesiyle ilgili bir sanat tarihi raporunun; ayrıca, yapı rölöve ve restitüsyon etüdüyle restorasyon projesinin hazırlanması gerektiği şeklinde bir karar alarak, bu süreçte can ve mal güvenliğini sağlamaya yönelik gerekli önlemlerin ilgili kurumlarca alınması gerektiğini belirterek yapının mühürlenerek kullanımına kapatılmasının yasa kapsamında sakıncalı olmadığını belirtir. Kararda, konunun imar mevzuatı açısından Konak Belediyesi tarafından değerlendirilmesi gerektiğinin de altı çizilir.

Konak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü‘nün 4 Mayıs 2023 tarihinde gönderdiği yazıda, tüm mülkiyet sahipleriyle kiracıların bilgilendirilerek, 3194 sayılı İmar Kanunu‘nun 39. maddesi gereği, handaki eşya ve insanların 30 gün içerisinde tahliye edilmesi istenip; tescilli taşınmaza inşaat anlamında müdahalede bulunulmadan taşınmaz ve çevresinde can ve mal güvenliğini sağlayacak emniyet tedbirlerinin mülkiyet sahipleri tarafından alınmasının talep edilmesi üzerine handaki kiracılar, bu kararın yasal olmadığını savunup, İzmir İdare Mahkemesi‘nde ‘yürütmeyi durdurma‘ talebiyle dava açarlar.

Böylelikle bu tarihi tescilli binayı yıkmaktan çok onu restore ederek kurtarmakla görevli olan belediye yöneticilerine de, -her zaman yaptıkları gibi- “biz mevzuatın bizden istediğini yerine getirerek görevimizi yaptık. Şimdi mahkemeden karar alınmasını bekliyoruz” diyerek hem işi yokuşa sürmenin, hem de yağmacılara yol açmanın bahanesi de çıkmış oldu…

Bina cephesindeki tehlikeli radyal çatlaklar…
Bina cephesindeki tehlikeli düşey çatlaklar…
Bina cephesindeki tehlikeli düşey çatlaklar…
Bina cephesindeki tehlikeli düşey çatlaklar…
Bina cephesindeki düşey çatlaklar…
Binanın Cumhuriyet Bulvarı (2. Kordon) cephesindeki balkon konsollarının ve zeminlerinin yıpranmış içler acısı hali…

Bu gelişmeler İzmir‘deki yerel gazeteler ve ajanslar tarafından gündeme taşınmakla birlikte (5) tahliye edilen yapı içinde ve çevresinde gerekli önlemler alınmadığı için bir süre sonra yapının yağmalanmaya başladığı ile ilgili haberleri okumaya başladık. Önce 24 Ekim ve 1 Kasım 2023 tarihlerinde Egepostası gazetesi, “Hırsızlar Asırlık hanı mesken tuttu: Göz göre göre yağmalanıyor!” ve “Egepostası Asırlık Han’ın yağmalanmasını gündeme getirmişti: Yetkililer önlem aldı“, ardından 21 Kasım 2023 tarihinde İlkses gazetesi “Kardiçalı Han ‘tehlike’ saçıyor: Yeterli önlem yok!“, en sonunda da 22 Aralık 2023 tarihinde Yeni Asır gazetesi “Büyük Kardiçalı Hanı’nda büyük talan” başlıklı haberleri gündeme getirerek bu değerli yapıdaki hırsızlık, soygun ve talanı fotoğraflayıp bu konuda görevli, sorumlu ve yetkili olan kamu görevlilerinin dikkatini çekmeye çalışırlar. (6, 7, 8,9)

Yaklaşmak can ve mal güvenliği açısından tehlikeli ama binanın yanından geçmek ne ölçüde tehlikeli?
Bine girişlerini saç tabakalarla örtüp gitmek ne ölçüde etkili?
Yağmacılar, yerleştirilen saç tabakaları kesip binaya girerlerse, ne olur?

Bu resmi yazışma ve gazete haberlerinden anlaşıldığı kadarıyla, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu bu değerli yapının restorasyonu için gerekli olan raporların hazırlanmasını ve bu raporların hazırlandığı süreçte binada herhangi bir inşaat faaliyetinin yapılmaması koşuluyla binanın içinde ve çevresinde can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla -“ilgili kurumlarca” ifadesiyle Konak Belediyesi‘ni işaret ederek- önlem alınmasını istediği halde Konak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü‘nün binayı İmar Kanunu‘nun 39. maddesinde tanımı yapılan “yıkılacak derecede tehlikeli yapılar” sınıfına sokarak binayı tahliye ettirdikten sonra bina girişlerini saç levhalarla kapatarak; ama bina çevresinde alınması gereken can ve mal güvenliği ile ilgili önlemleri mal sahiplerine bırakarak görevini yapmadığı ya da savsakladığı görülmektedir. Zira bina sahiplerinin bina çevresi olarak tanımlanan; ancak, Konak Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olan bu bulvar, cadde, kaldırım ve yaya alanlarında mal ve can güvenliğini, bu iki belediyeye rağmen nasıl sağlayacağı konusunun anlamsızlığı bir yanda dururken, bina girişlerini saç levhalarla kapatıp gittikten sonra o saç levhaların eğrilip bükülerek, kesilerek ya da yok edilerek başlatılan yağma süreçlerinde bu yöntemin can ve mal güvenliğini sağlama açısından yeterli bir önlem olmadığı ne yazık ki anlaşılmamış ya da anlaşılmakla birlikte bu konularda görevli, yetkili ve sorumlu olan hiçbir belediye yetkilisinin kılı bile kıpırdamamıştır.

Kısacası, başta Konak Belediye Başkanı Abdül Batur olmak üzere hiçbir belediye yetkilisi görevini yapmamış, o binanın önünden gelip geçen başta İzmir Valisi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere İzmir İl Emniyet Müdürü, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü ve UNESCO İzmir Tarihli Liman Kenti Alan Başkanı, bizim sade bir yurttaş olarak sorduğumuz “burada ne oluyor?” sorusunu sormamış, sahip oldukları yetkileri kullanarak bu soygun ve yağmaya müdahale etmemiştir.

Oysa Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu‘nun Taşınmaz Kültür Varlıklarının Gruplandırılması, Bakım ve Onarımları başlıklı 5 Kasım 1999 tarih, 660 nolu ilke kararının “Esaslı Onarım İlkeleri” başlıklı kısmının (b) maddesinde, korunması gereken taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilen yapıların yıkılmadan korunmalarının esas olduğu, yıkılacak şekilde tehlike yaratan (mail-i inhidam) korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının yıkılması ilgili kararların ancak koruma kurullarınca alınacağı, anılan taşınmaz kültür varlıklarının belediyeler veya valiliklerce boşaltılacağı, gerekli fiziki ve güvenlik önlemlerinin ilgili valilik ve belediyesince alındıktan sonra konunun koruma kuruluna iletilerek alınacak karara göre işlem yapılacağı hüküm altına alınması gerektiği hüküm altına alındığı; ayrıca, Danıştay 6. Dairesi‘nin 22.12.2006 tarih, E.2004/8089, K. 2006/6505 sayılı emsal kararında gerekli fiziki ve güvenlik önlemlerin belediye ya da valilikçe alınması gerektiği kesin bir şekilde belirtildiği halde; Büyük Kardıçalı Hanı‘nın çevresindeki fiziki ve güvenlik önlemlerinin Konak Belediyesi‘nce yerinde getirilmeyerek bunun mal sahiplerinden istendiği, sonuç olarak Konak Belediyesi‘nin binanın dış yüzeyine astığı tabelalarda her an yıkılabileceği belirtilen binanın çevresinden geçenler tesadüflerin insafına bırakılmış, kamu görevlisi yapması gereken kamu görevini yerine getirmemiştir.

Üstüne üstlük 24 Temmuz 2007 tarihinde çekilerek Vikipedi‘nin “Kardiçali Han” maddesine eklenen fotoğrafta gördüğümüz yapının kuzeybatı köşesindeki kubbenin üstündeki 1927 tarihli tarihi kitabe ya rüzgarda düşerek ya da çalınarak kaybolmuş ve kimseler bunun farkına varmamıştır.

Yapının zemin katında rahatlıkla ulaşabildiğimiz işyerlerinin son durumu.
Yapının çalınan yağmur suyu oluklarının son durumu.
Yapının çatısındaki son manzara, Fotoğraf: Yeni Asır Gazetesi, 23.12.2023.
   Uzun bir süredir mevcut olmayan 1927 tarihli kitabe, Kaynak: Vikipedi, “Kardiçalı Han”, https://tr.wikipedia.org/wiki/Kardi%C3%A7al%C4%B1_Han#/media/Dosya:Kardi%C3%A7al%C4%B1_Han_20070724.jpg
Kaynak: Orhan Beşikçi, 30.12.2023.

Oysa İmar Kanunu‘nun 39. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre yapı sahibinin tahliye tebligatını izleyen 30 gün içinde yapıdaki tehlikeyi ortadan kaldırmaması halinde, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu aldığı kararda yıkımdan değil, restorasyondan söz ettiği için binadaki tehlikenin bizatihi Konak Belediyesi tarafından giderilmesi; yani restorasyonun Konak Belediyesi tarafından yapılarak, yine aynı fıkra hükmüne göre masrafının % 20 fazlası ile yapı sahiplerinden tahsil edilmesi gerekiyor.

Şimdi ise yapı sahiplerinin, alınan tahliye kararının yürütmesinin durdurulması talebiyle idare mahkemesine gitmesine neden olunarak sorunun çözümlenmek yerine dondurulması; böylelikle hem binanın girişlere yerleştirilen saç levhaların eğrilip bükülmesi suretiyle yağma edilmesinin yolu açılmış, hem de binanın çevresinden gelip geçen insanların mal ve can güvenliği göz ardı edilmiştir.

Oysa başında mimar bir belediye başkanının bulunduğu ve o mimar belediye başkanının İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olduğu bir süreçte belediye mülk sahipleri ile oturup onlara durumu anlatıp onların restorasyonla ilgili raporları hazırlayamadığı ve restorasyon masraflarını karşılayamadığı bir koşullarda, işin içine İzmir Valiliği Yatırımları İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) emrindeki emlak vergisi fonunu, (İZKA) İzmir Kalkınma Ajansı‘nın yaptığı yardımları ya da olası sponsor katkılarını da dahil ederek bu sorunu çözmesi, böylelikle hem binanın yağmasını engellemesi hem de bina çevresindeki mal ve can güvenliğini sağlaması beklenirdi. Unutmayalım ki, Konak Belediyesi geçmişte kendisine ait olmayan birçok yeri, örneğin Basmane Çukuru yakınındaki Maliye Hazinesi‘ne ait TEKEL binasını restore ederek İzmir İl Emniyet Müdürlüğü‘ne teslim etmişti. O nedenle, buna benzer bir yöntem niye Büyük Kardiçalı Han için tercih edilmemiş ve mülk sahiplerinin mahkemeye gitmesi sağlanmıştır, işte bunu anlamak gerçekten mümkün değildir…

Hele ki bu binayı yıllarca kullanan, bu binanın iç mekanlarında sergiler, festivaller, toplantılar düzenleyip bu işin rantını yiyen sanat merkezi sahiplerinin ve sanatçılarının herkesi gözü önünde sergilenen bu yağma, talan ve hırsızlık sürecine tepkisiz kalmalarını, tek bir ses çıkarmamalarına da şaşırmamamız gerekiyor… Belli olmaz, belki bir gün bu çirkinliği bile sanatsal bir etkinlik, örneğin bir enstalasyon olarak bizlere sunmaya kalkabilirler…

Ama tabii ki, 30 Ekim 2020 Sisam Depremi sonrasında kullanılamaz hale gelmiş olan kendi binasını bile bugüne kadar yapamayan bir belediyenin ve o belediyenin başkanı olan bir mimarın şimdi çıkıp bu binayı sahiplenmesini, bırakın onu bir aday adayı olarak seçildiğinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla İzmir‘e sahip çıkmasını beklemenin bir hayal olduğunu biliyor ve başta Konak Belediye Başkanı Abdül Batur olmak üzere bu sürecin seyirciliğini yapan İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban‘ı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘i, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü‘nü, İzmir İl Emniyet Müdürü Celal Sel‘i, UNESCO İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanı Abdülaziz Ediz‘i ve geçmişimize sahip çıkmayan tüm görevli, yetkili ve sorumlu zevatı kamuoyuna, halka; daha doğrusu 30 Mart 2024 seçimlerinde oy kullanacak İzmirli seçmenlere ihbar ediyorum… Çünkü onların, o tarihi değeri yağmalayanlardan daha çok suçlu olduklarına, bu yağmayı izleyerek görevlerini kötüye kullandıklarına inanıyorum…

Büyük Kardıçalı Hanı‘nın bu derece ihmal edilip yağmacıların insafına terk edilmesi ile ilgili akla gelen diğer bir kötü ihtimal de, mülk sahiplerinin bu soygun, hırsızlık ya da yağma neticesinde binanın yok olup çökeceği bir süreçte burayı kurtarmak bahanesiyle bu hanı yıldızlı bir otel yapma ihtimalidir ki, Özilhanlar olarak adlandırılan bu sermaye grubunun Ankara‘daki ve Çeşme‘deki otellerini dikkate aldığımızda bu şüphenin pek de yabana atılmayacak bir ihtimal olması kuvvetle muhtemeldir…

…………………………………………………………………………………………………………….

(1) Uzun, İ., “Özel Yönetim ve İş Merkezi Yapıları Mimarisi“, İzmir Kent Ansiklopedisi, Mimarlık, Cilt 2, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını, 2013, İzmir, sh. 31-32.

(2) Güner, D. İzmir Mimarlık Rehberi, TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yayını, 2005, sh. 120.

(3) Etker, Ş., “Türk Mühendis ve Mimar Birliği Nizamname-i Esasisi (İzmir, 1924), Osmanlı Bilim Araştırmaları Dergisi, Cilt XIII, Sayı I, 2011, s. 109-116.

(4) Akyüz Levi, E., Tunca, U. D., “Afetlerin Tarihi Kentlere Etkisinin Koruma Bağlamında Değerlendirilmesi: İzmir Örneği, IV. Kentsel Morfoloji Sempozyumu, Konya, 2023, sh. 268-281.

(5) “İzmir’deki tarihi Büyük Kardiçalı Han’da tahliye kararına karşı yürütmeyi durdurma davası, DHA – Demirören Haber Ajansı, 23 Mayıs, 2023, https://www.dha.com.tr/foto-galeri/izmirdeki-tarihi-buyuk-kardicali-handa-tahliye-kararina-karsi-yurutmeyi-durdurma-davasi-2255046, Erişim Tarihi: 29.12.2023.

(6) “Hırsızlar Asırlık Han’ı mesken tuttu: Göz göre göre yağmalanıyor!, Egepostası gazetesi, 24.10.2023, https://www.egepostasi.com/haber/Hirsizlar-Asirlik-Han-i-mesken-tuttu-Goz-gore-gore-yagmalaniyor/317474

(7) “Egepostası Asırlık Han’ın yağmalanmasını gündeme getirmişti: Yetkililer önlem aldı!, Ege Postası, 01.11.2023, https://www.egepostasi.com/haber/Egepostasi-Asirlik-Hanin-yagmalanmasini-gundeme-getirmisti-Yetkililer-onlem-aldi/318127, Erişim Tarihi: 29.12.2023.

(8) “Kardiçalı Han ‘tehlike’ saçıyor: Yeterli önlem yok!, İlkses gazetesi, 21.11.2023, Erişim Tarihi: 29.12.2023, https://www.ilksesgazetesi.com/guncel/kardicali-hani-tehlike-saciyor-yeterli-onlem-yok-200625.

(9) “Büyük Kardiçalı Hanı’nda büyük talan, Yeni Asır gazetesi, 22.12.2023, Erişim Tarihi: 29.12.2023, https://www.yeniasir.com.tr/izmir/2023/12/22/buyuk-kardicali-haninda-buyuk-talan

Kim daha güçlü?

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımın konusu müstakbel belediye başkanlarının birlikte çalışmak zorunda olduğu belediye yöneticileri ve çalışanları ile; diğer bir deyişle, seçilecek belediye başkanlarını aportta bekleyen belediye bürokrasisi ile ilgili olacak ve yazının sonunda belediye başkanları ile bürokrat olarak tanımlanan bu yöneticiler arasında bir mukayese yaparak “kim daha güçlü?” sorusunu gündeme getireceğim.

Ancak ondan önce sizi yıllar yıllar öncesi yaşadığım deneyimlere götürmek isterim.

CHP genel başkanı Bülent Ecevit’in transfer ettiği milletvekillerini bakan yaparak kurduğu; bu nedenle, “Güneş Motel Hükümeti” olarak da tanımlanıp 5 Ocak 1978-12 Kasım 1979 tarihleri arasında görev yapan 37. hükümetin hüküm sürdüğü 1979 yılının başında SSK‘daki görevimden ayrılarak Mahmut Özdemir‘in bakanı olduğum Yerel Yönetimler Bakanlığı‘nda müfettiş yardımcısı olarak çalışmaya başladığım dönemde, SSK Genel Müdürlüğü‘nde 1,5 yıl süreyle üstümde bağlı olduğum şef yardımcısı, şefi, müdür yardımcısı, müdürü, daire başkanı ve genel müdürü olan 9. derecenin 1. kademesinden memur olarak çalışıp o durumun ruh halini yaşayarak öğrendiğim için, memuriyetin tadını tatmadan doğrudan doğruya sınavla müfettiş yardımcısı olan diğer arkadaşlarıma göre geldiğim yeri düşünerek yaptığım belediye teftiş ve soruşturmalarında belediye memurlarına daha ılımlı, daha sıcak, daha demokratik yaklaşıyor, özellikle de belediye başkanlarının uğraşıp görev yerini değiştirdiği memur ve işçileri koruyup kollamak için çabalıyor, hatta sık sık memur ve işçiyi tacize eden belediye başkanları hakkında soruşturmalar açıyordum. Hoş, benim bu soruşturma açma merakım nedeniyle bir süre sonra teftiş grubuna göre daha prestijli olan soruşturma grubuna alınıp ödüllendirilmiş olsam da; belediye çalışanlarının da belediye başkanları kadar sorunlu olabileceğini, gerek tek başlarına gerekse gruplar, klikler halinde belediye başkanının otoritesini sorgulayıp kendilerine nasıl bir güç alanı oluşturduklarını kavrayıp öğrenmem uzun sürmedi. Böylelikle, sevgili hocalarım Nermin Abadan Unat ile Kurthan Fişek‘in anlattığı bürokrasinin gücü ve etkisiyle tanışmam, onu ne kadar dikkate almam gerektiğini öğrenmem mümkün oldu.

Daha sonraki yıllarda belediyelerdeki siyasetten yılıp özel sektörle tanıştığım, şirketlerin yönetici ve çalışanlarına eğitim, araştırma, danışmanlık ve planlama konularında yardımcı olmaya çalıştığımda; özellikle de bu kurum ve kuruluşların yeniden yapılanma çalışmalarında yönetici ve çalışanlardan oluşan grupların gerektiğinde patrona nasıl kafa tuttuklarını, yeniden yapılanmayı nasıl zorladıklarını; hatta onun uygulanmasını nasıl engellediklerini görmem zor olmadı. O nedenle de, nerede yeniden yapılanmaya dair bir çalışmaya yapmışsam karşıma çıkacak ilk tehlike ya da riskin yönetici ve çalışan gruplarının olası dirençleri, engellemeleri olabileceğini düşünmeye başladım.

Bir sivil toplum örgütlenmesi olan İzmir Yerel Gündem 21‘de yürütme kurulu üyesi ve sade bir katılımcı olarak görev yaptığım yıllarda belediye başkanı Ahmet Piriştina‘nın ölümü üzerine makama oturan Aziz Kocaoğlu yönetimindeki İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokrasisi içindeki çıkar grupları arasındaki kıyasıya mücadeleye tanık olup birbirlerini harcayıp saf dışı bırakmak için nasıl kıyasıya bir mücadeleye koyulduklarını yakından görmem mümkün oldu.

2019 yılında Kemalpaşa Belediyesi‘nin stratejik plan hazırlığına danışmanlık yaptığım süreçte de AKP‘nin belediye yönetiminde olduğu süreçlerde oluşturulan politik belediye bürokrasisinin işleri nasıl engellediğine, belediye başkanı ile başkan yardımcılarının; hatta benim yaptığım çalışmaları nasıl sabote ettiğine, işi alternatif bir stratejik plan ve bütçe hazırlama noktasına getirdiğine yakından tanık oldum ve mücadele ettim.

O nedenle, her yeni gelen belediye başkanının yılların birikimi neticesinde kemikleşmiş olan bu menfaat gruplarının kendisini kabul edip kullanmaya çalışmaları ya da reddedip altını oyma çabaları nedeniyle işlerinin zor; hem de çok zor olduğuna inanırım. Hele ki, şu sıralarda gemin azıya alındığı “kral öldü, yaşasın yeni kral!” tutumu, belediye içinde aday adaylarına göre şekillenen yeni menfaat gruplarının ortaya çıkması nedeniyle…

O nedenle, çoğu belediye başkanının yeniden aday yapılmayacağının her geçen gün netleştiği bir dönemde içerideki yönetici, danışman ve tarafını belli etmiş ATM’lik parti delegesi ya diğer aday adaylarından yana bir tutum alıp sahip oldukları cepheyi güçlendirmeye çalışıyorlar ya da gidici olduklarını bildikleri için kendilerine yeni kapılar arıyorlar. Özellikle de çevre ilçe belediye başkanlıklarına aday olan müstakbel belediye başkanları nezdinde. O nedenle kendileri ya da yönettikleri gruplar bu yeni belediye başkanı adaylarına yardımcı oluyoruz diyerek, o kişilerin adaylığı henüz kesinleşmemişken, daha önce yapmadıkları yardımları yapmaya başlayıp onun peşinden gitmeye çalışıyorlar. İşte o nedenle, bence müstakbel belediye başkan adaylarının bu kuşatmaya dikkat etmesi, bunlar bana niye yardım ediyor diyerek mevcut durumu sorgulaması ve çevresinde beliren bu kişi ve gruplara borçlanarak kendi güç ve iradelerini kaybetmemeleri gerekiyor.

Yazının son sözü, son sorusu olan “kim daha güçlü?” sorusunu sormadan önce, mevcut aday adaylarının talip oldukları makamlara geldiklerinde karşılarına çıkacak bu güçlü dirence ya da kuşatmaya nasıl karşı çıkacaklarını düşünmelerini, bunun için önceden bir politika belirleyerek planlama yapmalarını öneriyorum. Çünkü belediyenin nasıl yönetileceği konusunun, belediye başkanı seçilmek kadar önemli ve öncelikli olduğunu düşünüyorum.

Ve tabii ki, yıllarını hem düşünce hem de uygulama düzeyinde bu tür konulara vermiş biri olarak, daha işin başında kendilerine “kim daha güçlü?” sorusunu sorup düşünmelerini istiyorum.

İzmir’in unutulan sanatçıları 24 – Necmettin (Necmeddin) Emre

Ali Rıza Avcan

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde, İzmir‘in ve İzmirlinin unutma dışında açıkça haksızlık yaptığı usta bir yüksek mimarı ele alıp hatırlatmaya çalışacağım.

Bu unutulmuşluk ve haksızlık nereden kaynaklanıyor derseniz; ben de size, İzmir’in tarihi kent merkezinde Gazi ve Fevzipaşa bulvarları arasında kalan büyük bir bölgeye, İzmir‘de yaptığı tek bir bina olmadığı halde önce çarşı, daha sonra moda merkezi olarak adı verilen Mimar Kemalettin‘in yanında, 1927’den itibaren İzmir Türk Ocağı, 1932’den sonra İzmir Halkevi ve 1957’den sonra da İzmir Devlet Tiyatrosu Konak Sahnesi olarak kullanılan sahildeki zarif binayı ya da Gazi ve Necati Bey bulvarlarının kesiştiği köşedeki anıtsal Silahçıoğlu Hanı‘nı veya Alsancak‘taki Gazi İlkokulu binasını yapan yüksek mimar Necmettin Emre‘nin kentin hiçbir yerinde adının anılmamasını, anılmayı bırakın adının dahi hatırlanmamasını kendisine yapılmış büyük bir haksızlık olarak görüyorum.

Necmettin Emre ve İkincilik Ödülü kazandığı Türbe Projesi.

İstanbul doğumlu Necmettin Emre, Şeyh Ahmet Efendi ile Hatice Nükhet Hanım‘ın oğludur. Ailenin diğer oğlu ise Hayrettin Bey‘dir. Annesi Hatice Nükhet Hanım‘ın, oğlu Necmettin Emre tarafından tasarlanıp yapılan mezarı ise İzmir‘deki Kokluca Mezarlığı‘nda bulunmaktadır.

Necmettin Emre’nin tasarladığı annesi Hatice Nükhet Hanım’ın İzmir Kokluca Mezarlığı’ndaki mezarı.

Yüksek mimar Necmettin Emre, İstanbul‘daki Sanayi-i Nefise Mektebi‘ni (Güzel Sanatlar Akademisi) 1913 yılında bitirmiş ve Şehbal dergisinin 1 Şubat 1829 ((1913) tarihli 90. sayısında verilen bilgiye göre, Sanayi-i Nefise Mektebi Mimarlık Sergisi‘nde hazırladığı türbe projesi ile ikincilik ödülünü kazanmıştır.

Le Corbusier (ortada), İzmir kordonundaki Ticaret Odası binasının önünde (bina artık yıkılmış durumda), mimarlar ve yerel belediye meclis üyeleriyle birlikte, Ekim 1948 , Bu fotoğrafta, aşağıdaki fotoğraftakinden farklı olarak Necmettin Emre, Le Corbusier’in yanında değildir. Fotoğraf: Le Corbusier Vakfı
İmar planı çalışması yapmak üzere İzmir’e gelen Le Corbusier İzmirli mimarlarla birlikte. O.L. Akad, Melih Pekel, Le Corbusier, Necmettin Emre, Rıza Aşkan, Alp Türksoy, Fahri Nişli, Ekim 1948. (Fahri Nişli Albümü)
Ayaktakiler (soldan sağa): Alp Türksoy, Suat Erdeniz, Mesut Özok, Melih Pekel, H. Ulvi Baflman, Abdullah Pekön, Necmettin Emre, Sadi Kentoğlu, Hikmet Baraz, İhsan Arif, Faruk San, Harbi Hotan, Orhan Akbaş, sağ öndeki kişi tanınamadı. Ön sıradakiler: Fuat Bozinal, Muzaffer Seven, Akif Kınay, Faruk Aktaş, (Y. Mimar Sinan Kınay arşivi)
Türk Yüksek Mimarlar Birliği Merkez (Ankara) Yöneticileri, İzmirli yöneticilerle İzmir’de bir ortak toplantı sonrasında. (soldan sağa ayaktakiler) Suat Erdeniz, Alp Türksoy, Orhan Akbaş, Ferruh Akarcalı, İhsan Ariş, Sadi Kentoğlu, Muzaffer Seven, (oturanlar) Emin Balin, Fahri Nişli, Necmettin Emre, Mithat Yenen, Talat Özışık, Rıza Aşkan. (Talat Özışık Ailesi Albümünden)
Soldan sağa: Alp Türksoy, Emin Balin, Necmettin Emre, Mesut Özok, Ziya Nebioğlu (Fotoğraf: Fahri Nişli Arşivi)

Yüksek mimar Necmettin Emre, öncülüğünü Mimar Kemalettin Bey‘in yaptığı 1. Ulusal Mimarlık Dönemi mimarlarından olup; Cumhuriyet’in ilk yıllarında Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin mukarnas, çini bezeme, kubbe, kule gibi mimarlık öğelerini kullanarak hem anıtsal eserler hem de apartman, villa gibi sivil mimari örnekleri inşa etmiştir.

Necmettin Emre salt yapı üretmeyen, aynı zamanda İzmir Mühendis ve Mimarlar Birliği ile sonradan Mimarlar Birliği Başkanlığı’nda çalışarak mimarlık camiasında mesleki örgütlenme çalışmalarına katılan; Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu, Ankara Vakıflar Mimarlığı, İmâr Vekâleti, İzmir Şubesi İmâr Şefliği, İzmir Belediye Fen Müdürlüğü, Vilâyet Başmimarlığı görevlerinde ve Vilâyet Umum Meclis üyeliğinde bulunan; İzmir Belediyesi tarafından açılan İzmir Kültürpark Spor ve Sergi Sarayı Projesi Yarışması gibi önemli mimari proje yarışmalarına jüri olarak katkı koyan; İzmir Valisi Kâzım Dirik ve Aziz Oğan’ın kurdukları İzmir Asâr-ı Atika Muhipleri Cemiyeti’nde eski eserler üzerinde önemli çalışmalar yapan; Türk mimarisi, konut sorunu ve Aydınoğulları’na ait eserler üzerinden yazdığı makaleleri Arkitekt dergisi ile mimarlara; İstanbul’da İkdam, Yeni Mecmua, İzmir’de Anadolu, Yeni Asır ve Hizmet gazeteleri üzerinden de topluma aktarma derdinde olan bir entelektüeldir.

Necmettin Emre, 17 Mart 1961 tarihinde kalp krizi nedeniyle vefatından sonra cenazesi İstanbul Karacaahmet Mezarlığı‘na defnedilmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İstanbul Mezarlık Sistemi‘nde yaptığımız tüm aramalara rağmen mezarının bu mezarlık içindeki yeri ve kaydı bulunamamıştır.

İzmir‘in mimari kimliğini oluşturan önemli yapıların sahibi Yüksek mimar Necmettin Emre‘nin İzmir‘e kazandırdığı, bugün bir kısmı mevcut, bir kısmı da yok olan 13 eserini şu şekilde sıralayabiliriz:

Tapunun Konak ilçesi, Selimiye mahallesi, 83 pafta, 527 ada, 2 parselinde ve Mithatpaşa Caddesi No.310 adresinde bulunan bina, bugün İzmir Devlet Tiyatrosu Konak Sahnesi olarak kullanılmaktadır. Binanın temeli, İzmir Valisi Kazım Dirik‘in talebi üzerine 1926 yılı Ocak ayı sonlarında atılmış, 1927 yılı Cumhuriyet Bayramı kutlamaları sırasında açılmıştır. Tapu kaydındaki niteliği halen “Halkevi ve gazino” olarak geçmektedir. Bina yapılışını izleyen ilk yıllarda İzmir Türk Ocağı olarak kullanılmakla birlikte, Türk Ocaklarının lağvedilmesi ile birlikte 1932 yılından itibaren İzmir Halkevi binası olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1951 yılında hazineye, 1954 yılında da belediyenin mülkiyetine geçen yapı, 1957 yılında Devlet Tiyatrosu‘na tahsis edilmiş, bu tahsis öncesinde iç yapısında esaslı bir değişiklik geçirmiştir. 2005 yılında yapının cephe bakımı yapılmış, 2009-2010 yılları arasında da tümüyle restore edilmiştir.

Yapı, (GEEAYK) Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu‘nun 14.07.1978 tarih, 1213 sayılı kararıyla tescillenmiştir.

Servet-i Fünûn Dergisi’nin İzmir Türk Ocağı binasının inşaatı ile 23 Ağustos 1928 tarihli kapak resmi.
İzmir Devlet Tiyatrosu Konak Sahnesi, (İzmir Türk Ocağı ve Halkevi) 1926-1927 (Yaşar Ürük Arşivi).
İzmir Devlet Tiyatrosu Konak Sahnesi (İzmir Türk Ocağı ve Halkevi) 1926-1927.
İzmir Devlet Tiyatrosu Konak Sahnesi (İzmir Türk Ocağı ve Halkevi) bina cephe kesitleri, 1926-1927. (Çizim: Oğuzhan Bozdağ).
İzmir Devlet Tiyatrosu Konak Sahnesi Salonu tavan süsleme detayı (Çizim: Oğuzhan Bozdağ).
İzmir Türk Ocağı Salonu.
Mustafa Kemal Atatürk İzmir Türk Ocağı’nda.
(İsmet) “Paşa Hazretleri şerefine Halkevinde verilen müsamereden bir poz“, 27 Temmuz 1932, İzmir, Foto Resne.

Yapının bulunduğu parselin tapu kaydı Konak ilçesi, Akdeniz mahallesi, 75 pafta, 958 ada, 9 parsel şeklindedir. Yüksek mimar Necmettin Emre tarafından yapılan ve Necati Bey ve Gazi bulvarlarının kesiştiği köşede yer alan tarihi yapı zemin+ üç katlıdır. Köşede yarım daire şeklinde dışa taşan kubbeli kulenin zemin katında yuvarlak gövdeli sivri kemerli 2 sütun ile 3 bölüme ayrılan bir giriş mevcuttur. Birinci katında ise dikdörtgen üç pencere yer alır. Pencere denizlikleri altında dikdörtgen panolar içinde döner mihrabiye motifi bulunur. Lento üzerinde ise Kütahya çinisi dekorlu panolar vardır. İkinci kattaki sivri kemerli 3 pencerenin kemerlerinin üstünde panolar yer alır. Üçüncü kat pencereleri ise düz lento ve sövelidir. Pencere üzerinde sivri kemerli taş veya demir şebekeli tepe pencereleri bulunur. Kemerlerin üzeri çini kaplamadır. Necati Bey Bulvarı‘na bakan cephe, zemin katta iki bölüm halinde olup, kullanım nedeniyle değişikliğe uğramıştır. Gazi Bulvarı cephesi düz lentolu sütunçe motifli, söveli, lento köşeleri dekoratif kemerli giriş, bir giriş kapısı mevcuttur. Yapının tümü zemin kattan dışa 30 cm. kadar çıkma yapmaktadır. Girişin üzerinde 1. ve 2. katlarda ikişer taş konsol ile taşınan ön yüzleri taş şebekeli köşeleri, mermer balkon bulunmaktadır.

1927 yılında iş yeri olarak inşa edilip 1944 yılına kadar Sanat Enstitüsü, 1945 yılından sonra sevgili dostum Orhan Beşikçi‘nin de belgelediği gibi Akşam Kız Sanat Okulu (Enstitüsü) olarak kullanılan, İzmir Kız Sanat Enstitüsü‘nün kapatılması sonrasında özel eğitim kurumu ve bir dönem öğrenci yurdu olarak kullanılan tarihi yapı, İzmir 1 No’lu (K.T.V.K.K.) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu‘nun 23 Haziran 1988 tarih, 391 sayılı kararı ile 1. derece korunması gerekli kültür varlığı olarak tescillenmiş olup; tescil fişindeki adı “Türk Eğitim Derneği” olarak geçmektedir.

2000’li yılların başında esaslı onarım geçiren yapı daha sonrasında esaslı bir restorasyona konu olmuş ve ardından 2006 yılında “Özgün İşlevin Değiştirildiği Esaslı Onarım” ve “Emek” dallarında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Tarihe Saygı Yerel Koruma Ödülünü kazanmış, restorasyon sonrasında önce özel eğitim kurumu olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise alt kattaki dükkanlar bağımsız giyim mağazaları, diğer katlar da bir gelinlik tasarım firması tarafından kullanılmaktadır.

Danger-Prost planına uygun olarak açılan Gazi Bulvarı. Kaynak: Dilara Taciroğlu, Müge Cengiz, “Değişimin ve Dönüşümün İzlerini Sürmek: Bir Cumhuriyet Dönemi Mirası, Silahçıoğlu Hanı“.
Mimar Kemalettin Bey Caddesi, 1935 yılları, Prof. Dr. Çınar Atay arşivinden.
Erken Cumhuriyet Dönemi İzmir’i limanından görünüm, sarı daire içindeki yapı Silahçıoğlu İş Hanı, öndeki büyük yapı ise Kardıçalı Hanı.
Yapıya ait restorasyon projesi 0.00 ve 5.45 kot planları, yapı müellifinin arşivinden elde edilmiştir. Kaynak: Dilara Taciroğlu, Müge Cengiz, “Değişimin ve Dönüşümün İzlerini Sürmek: Bir Cumhuriyet Dönemi Mirası, Silahçıoğlu Hanı
Yapıya ait restorasyon projesi A-A kesiti ve Kuzey Görünüşü, yapı müellifinin arşivinden elde edilmiştir. Kaynak: Dilara Taciroğlu, Müge Cengiz, “Değişimin ve Dönüşümün İzlerini Sürmek: Bir Cumhuriyet Dönemi Mirası, Silahçıoğlu Hanı“.
Silahçıoğlu Hanı.
Silahçıoğlu Hanı’nın girişi, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Silahçıoğlu Hanı, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Silahçıoğlu Hanı üst kat pencere süslemeleri, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Silahçıoğlu Hanı merdiveni, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Silahçıoğlu Han girişi, Kaynak: Dilara Taciroğlu, Müge Cengiz, “Değişimin ve Dönüşümün İzlerini Sürmek: Bir Cumhuriyet Dönemi Mirası, Silahçıoğlu Hanı
Silahçıoğlu Hanı iç mekânı, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Silahçıoğlu Hanı’nın günümüzdeki iç mekân kullanımı, Kaynak: Dilara Taciroğlu, Müge Cengiz, “Değişimin ve Dönüşümün İzlerini Sürmek: Bir Cumhuriyet Dönemi Mirası, Silahçıoğlu Hanı
Silahçıoğu Hanı Tavan Süslemeleri, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Silahçıoğlu Hanı’nın Akşam Kız Sanat Okulu (Enstitüsü) olarak kullanıldığı yıllardaki bir öğrenci defilesi, Fotoğraf: Orhan Beşikçi.
Bugünkü adı Doğan Güven İş Merkezi olan Silahçıoğlu Hanı’nın giriş kapısının üstünde Kûfî yazım üslubu ile yazılmış “Mimar Necmeddin” Kitabesi, Fotoğraf: Orhan Beşikçi.

Yapının bulunduğu parselin tapu kaydı Konak ilçesi, Akdeniz mahallesi, 76 pafta, 961 ada, 1 parsel şeklindedir. Yapı betonarme malzeme ile zemin üzerine iki kat olarak inşa edilmiştir. Zemin katta bir batar kat vardır. Yapının duvarları sıvalı olduğu için cephelerdeki kaplama malzemesi anlaşılamamaktadır. Üzeri kiremit kaplı bir çatı ile örtülü olan çatı, çatı seviyesini çepeçevre dolanan ve belirli aralıklarla yerleştirilmiş bodur payelere sahip bir korkuluğun gerisinde kalmaktadır. Yapının üstündeki kubbenin ise daha sonra yandığı söylenmektedir. Zemin kat birinci kattan ince bir silme şeridi ile ayrılmaktadır. Yapının zemin kattaki dükkanlarının üzerine sonradan sundurma yapılmıştır.

Yapının Mimar Kemalettin Caddesi‘ne bakan güney cephesinin zemin katında profilli, düz lentolu bir dükkan bulunmaktadır. Bu dükkanın batar kat seviyesinde kare biçimli, demir panjurlu bir pencere, birinci katta düşey dikdörtgen biçimli bir pencere, ikinci katta ise üst kısmı Kütahya yapımı çinililerle süslenmiş sivri kemerli bir pencere bulunmakta, ikinci kattaki pencerenin önünde iki adet konsol tarafından taşınan küçük bir balkon yer almaktadır.

Tarihi yapının Necati Bey Bulvarı‘na bakan doğu cephesinin zemin katında üç dükkan, dükkanların üzerindeki batar katta demir panjurlu birer pencere, birinci ve ikinci katlarda ise üçer adetten toplam altı pencere yer almaktadır. Birinci kattaki pencereler düşey dikdörtgen iken ikinci kattakiler sivri kemerli olup bu pencerelerin önünde konsollarla taşınan biri kısa, ikisi uzun üç balkon, üstlerinde de yine Kütahya yapımı çini süslemeler bulunmaktadır.

1927 yılında yapıldığı anlaşılan yapının yüzeyindeki iki ayrı mermer kitabeden ilkinde mimar Necmettin Emre‘nin adı, diğerinde de mühendis-müteahhit olarak şehir mühendisleri Nihat, Lütfi ve Fevzi‘nin adı yazılıdır.

Tarihi yapı, İzmir 1 No’lu (K.T.V.K.K.) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu‘nun 23 Haziran 1988 tarih, 391 sayılı kararı ile tescillenmiştir.

Hacı Sadık Efendi İşhanı, Mimar Kemalettin Caddesi No.55, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Hacı Sadık Efendi İşhanı konsollu balkonları, Mimar Kemalettin Caddesi No.55, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Hacı Sadık Efendi İşhanı cephe süslemeleri, Mimar Kemalettin Caddesi No.55, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Hacı Sadık Efendi İşhanı cephesindeki mermer kitabeler, Mimar Kemalettin Caddesi No.55, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Hacı Sadık Efendi İşhanı cephesindeki ilk mermer kitabe: “Nihat, Lütfi, Fevzi, 1927“, Mimar Kemalettin Caddesi No.55, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Hacı Sadık Efendi İşhanı cephesindeki ikinci mermer kitabe: “Mimar Necmettin, 1927“, Mimar Kemalettin Caddesi No.55, Fotoğraf: Orhan Beşikçi.

Yapının bulunduğu parselin tapu kaydı Konak ilçesi, Akdeniz mahallesi, 75 pafta, 957 ada, 12 parsel şeklindedir. Yapı plan şeması bakımından “L” biçimlidir. Yapının zemin katında dışarıya açılan dükkanlar, üst katlarında ise işyeri olarak kullanılan ve önlerindeki koridora açılan mekânlar bulunmaktadır.

Yapı betonarme malzeme ile bodrum üzerine üç katlı olarak inşa edilmiş ve çatısı Marsilya tipi kiremit ile örtülüdür. Yapının çatı seviyesinin hemen altında dışa taşkın ahşap bir saçak yapıyı çepeçevre dolanmaktadır. Köşe biriminin üstü ise oldukça yüksek tutulmuş sekizgen bir kasnak üzerinde bulunan soğan biçimli kurşunla kaplanmış bir kubbe ile örtülüdür. 1916 tarihli çinileri ise Kütahya’daki Hafız Mehmet Efendi atölyesinin ürünleridir.

Tarihi yapı Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi‘nin özelliklerini yansıtacak şekilde soğan kubbe, sivri kemerli pencereler, taş ve Kütahya işi çini süslemeler, kurt dişi motifli konsollarla taşınan balkonlarla süslenmiştir. Binanın ön cephesinde yer alıp yapılan badana nedeniyle okunamaz hale gelmiş olan mermer kitabesinde Mimar Necmettin adı yazılıdır.

Hacı Sadık Akseki Hanı, Mimar Kemalettin Caddesi No.57, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Hacı Sadık Akseki Hanı Cephe Süslemeleri, Mimar Kemalettin Caddesi No.57, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Hacı Sadık Akseki Hanı Kubbesi ve Cephe Süslemeleri, Mimar Kemalettin Caddesi No.57, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Hacı Sadık Akseki Hanı Cephesindeki Mermer Kitabe, Mimar Kemalettin Caddesi No.57, Fotoğraf: Erol Şaşmaz.
Hacı Sadık Akseki Hanı Cephesindeki Mermer Kitabe: “Mimar Necmettin“, Fotoğraf: Orhan Beşikçi.

Mimar Necmittin Bey’in büyük bir zarafetle tersim eylediği cephe ve lüks paviyonların resimleri komite tarafından çok beğenilmiştir. Cephe paviyonlarına talip olan büyük firmalara bugün gösterilecek ve örnek tutulacaktır.” Anadolu Gazetesi, 6 Ağustos 1933, s. 3.

9 Eylül Kapısı Methali (Giriş Cephesi), 1933, Y. Mimar Necmettin Emre.

Vilayet fen heyeti şefi mimar Necmittin Bey tarafından çok mükemmel bir şekilde hazırlanmış olan bir şekilde planı hazırlanmış olan methalin bir kısmı bitmiştir. Evelki gece bu kısma elektrik cereyanı verilmiştir. Methal, ziya aksettirilen reflektörlerle inşa edilmiş olduğu için ziya sütunları görülecek bir manzara teşkil ediyordu. Ta uzaklardan semalara yükselen bol ziya sütunlarını görmek imkanı elde edilmiştir.” Anadolu Gazetesi, 1 Eylül 1933, s. 3.

Bilhassa Gazi heykeli meydanında ve Panayır sahasının içinde havuzlu gazino gerisinde sağlam ve betondan süslü bir köşk (telefon köşkü) yaptırılacaktır. Bunun planını Necmettin Bey verecektir.” Hizmet Gazetesi, 7 Ağustos 1933, s.2.

Sümerbank Pavyonu, Mimar: Necmettin Emre.

1936 tarihli 6. İzmir Enternasyonal Fuarı için tasarımı mimar Seyfi Arkan tarafından yapılan Sümerbank pavyonu, mimar Necmettin Emre ve dekoratör Vedad Ar tarafından inşa edilmiştir.

Sümerbank Pavyonu, Mimar: Necmettin Emre.

Necmettin Emre ile Vedad Ar‘ın birlikte yaptıkları pavyonlarla ilgili gazete haberleri ise şu şekildedir:

Fuar sahasında en güzel, büyük ve cazip pavyonları Mimar Necmiddin Emre ile şeriki Vedad Ar yapmaktadırlar. Bu iki çalışkan genç, 14 pavyonun inşasını üzerlerine almışlardır. Ve şu birkaç gün içinde inşaatı bitireceklerdir.Anadolu Gazetesi, 22 Ağustos 1936, s. 3.

Sümerbankın 16 bin liraya mimar Necmeddin Emre ve şeriki dekorasyon profesörü Vedad Ar taraflarından inşasına başlanan büyük ve daimi paviyonu ile inhisarlar, Sovyet Rusya, Yunan ve vilayetler pavyonlarının inşaatı süratle ilerlemektedir.Anadolu Gazetesi, 8 Ağustos 1936, s.3.

Muhakkak ki, 936 fuarının en muazzam ve heybetli pavyonlarının başında Sümerbank pavyonu geliyor. Karşıdan yüksek bir kale duvarını andıran bir pavyon Türk zevkile Türk san’atkarları tarafından hazırlanmıştır. Mimar Necmeddin Emre’nin pek kısa bir zaman içinde hazırladığı Sümerbank pavyonu başvekilimizin de takdirlerini celbetmiştir.Yeni Asır Gazetesi, 6 Eylül 1936, s.4.

Yüksek mimar Necmettin Emre‘ye ait yapı Talatpaşa Bulvarı ile Plevne Bulvarı‘nın kesiştiği köşede yer almaktadır. Tapu kaydındaki bilgileri Konak ilçesi, Kültür mahallesi, 189 pafta, 1167 ada, 1 parsel şeklindedir. Bodrum üzerine yapılan iki kattan oluşan yapı geniş L biçiminde bir plan göstermektedir. L’nin kollarının kesiştiği nokta dairesel bir forma dönüştürülerek, yapının ana girişi bu noktaya yerleştirilmiştir. Girişe dairesel merdivenlerden çıkılarak ulaşılması ve cephe duvarının çatıdan daha yüksekte olması girişin daha anıtsal algılanmasına neden olmaktadır.

Sonradan asıl yapıya bitiştirilerek inşa edilen ek bina sütunlar üzerine oturtulmuş olup ana bina ile içten bağlanmıştır. Ana giriş kapısından dairesel planlı bir giriş holüne geçilir. Oldukça geniş, köşeleri yuvarlatılmış ahşap çerçeveli ikinci kapı ile yapının iç mekanına girilir. L planın kolları boyunca yer alan koridorun iki yanında odalar yer almaktadır. Birinci kattaki odalar yöneticilere ayrılmış olup sağdaki koridorun sonunda konferans salonu yer alır.

Yapının dikdörtgen açıklıklı pencereleri yatay bordürlerle birleştirilmiştir. Yapının taşıyıcı sistemi betonarme olup bodrum katın duvarlarında moloz taş, üst katlarda tuğla kullanılmıştır. Dış cepheler ise sıvanmış haldedir.

Ana giriş kapısının üzerinde demir dökme harflerle 29 Teşrin-i Evvel 1933 yazmaktadır. Yapı o tarihlerde Türkiye‘de yapılan en büyük ilkokul olarak Mustafa Kemal Atatürk‘ün beğenisini kazanmıştır.

Tarihi yapı, İzmir 1 No’lu (K.T.V.K.K.) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu‘nun 9 Haziran 1993 tarih, 4556 sayılı kararı ile tescillenmiştir.

İzmir‘de çok katlı konut türünde Birinci Ulusal Mimarlık Akımı‘nın izlerini taşıyan ilk yapı Mithatpaşa Caddesi üzerindeki Anadolu Apartmanı olmakla birlikte, betonarme tekniğiyle yapılan diğer bir büyük ve modern apartman, Karantina semtindeki Hasan Nuri Bey Apartmanı’dır. Kira evlerinin ilk örneği olan bu yapı, Göztepe Caddesi ile deniz arasındaki arsaya 1930–1933 döneminde inşa edilmiştir. Tasarımı mimar Necmettin Emre’ye ait olan bu binada, zemin sağlam ve kayalık olduğundan tekil temel yöntemi kullanılmış, betonarme karkas taşıyıcı sistem ve duvarlarda delikli tuğla uygulanmıştır.

Hasan Nuri Bey Apartmanı deniz cephesi ve kat planları

Mutfak ve banyolarda havagazı ve bütün binada elektrik tesisatı bulunmaktaydı. Mutfaklarda yapılan çöp bacası ile çöpler bodrum katta toplanmaktaydı. Asansör ve kalorifer kazanı yeri ile bacası yapılmış ancak tesisat yapılmamıştır. Dönemin yapılarında ve 1950’lerde ayrı bir mutfak girişi (çift giriş) yaygındır. Kübik apartman yapılarının İzmir’deki ilk örneği olan bu yapıda, dönemin yaygın anlayışına uygun olarak yuvarlak balkonlar, sürekli dış denizlikler, köşe pencereleri, düz çatı, kübik hacimlerden oluşan kompozisyonlar gibi Modernizme özgü biçimsel özellikler görülmektedir. Bina 1980’li yılların sonunda yıkılmıştır.

Kaynak: Arkitekt Dergisi, Sayı 1933/9-10, s.273-277.

Karşıyaka, 1728 sokak No.17 adresindeki iki ayrı yapıdan ilki 1934 yılında, ikincisi ise 1948 yılında yapılmıştır. Her iki yapı da bugüne ulaşmamıştır.

Gedik ailesi konutları.

1934 yılında Dr. Mustafa Enver Caddesi üzerindeki yapı bodrum, zemin ve birinci kattan oluşmaktadır. Bodrum ve zemin katlar taşla, birinci kat duvarları ise tuğla ile örülmüştür. İki kat arasındaki merdiven, birinci katın ileride ayrı bir daire olabileceği düşünülerek yapılmıştır. Yapı bugün itibariyle mevcut değildir.

Kat planları, 1934.

Kaynak: Arkitekt Dergisi, Sayı 1934/3, s. 67-68.

Karantina semtindeki tramvay hattı ile sahil arasındaki geniş bir bahçe içinde yer alan yapı bodrum üstüne iki kattan oluşmaktadır. Yapının girişinden kabul odası, salon ve yemek salonunun bağlı bir koridora girilmektedir. Mutfak ve servis kısmı ise yemek odasının yanına bir koridorla eklenmiştir. Bugüne ulaşamayan yapının ikinci katı ise yatak odalarına ayrılmıştır.

Kaynak: Arkitekt Dergisi, Sayı 1937/4, s.100-102.

Karantina‘da tramvay yolu ile sahil arasında aile evi olarak planlanan bina iki buçuk katlıdır. Yan bir antreden zemin kattaki hole girilerek kabul odasına, salona ve kat merdivenlerine ulaşılmaktadır. Yemek salonunun bulunduğu arka cephede denize nazır geniş bir veranda tasarlanmıştır. Birinci kat ise yatak odalarına ayrılmıştır.

Kaynak: Arkitekt Dergisi, Sayı 1937/5, s.134-135.

1930’lu yıllarda Voroşilof Bulvarı, bugün ise Plevne Bulvarı olarak adlandırılan aks üzerindeki bir bahçe içindeki yapı depoların, hizmetçi odalarının, banyo, tuvalet ve küçük bir mutfağın bulunduğu bodrum katı ile kabul dairesi ve servisi bölümünün bulunduğu zemin kat ile yatak odalarıyla banyonun bulunduğu üst kattan oluşmaktadır. Bu güzel yapı ne yazık ki günümüze ulaşamamıştır.

Kaynak: Arkitekt Dergisi, Sayı 1938/8, s.218-220.

Yararlanılan Kaynaklar

Altun, D., Gökmen, H., Özkaban, F., Uzun, İ., “İzmir Mimari Belleğinin Önemli Bir Tanığı, Mimar Fahri Nişli“, Ege Mimarlık Dergisi Yıl 28, Sayı 100, 2018-3, s. 10-15.

Aslanoğlu, İ., Erken Cumhuriyet Dönemi Mimarlığı, ODTÜ Mİmarlık Fakültesi Basım İşliği, Ankara 1980, s. 128-129.

Aşkan, A.A., 1922-1960 Yılları Arasında, İzmir’deki Mimarlık ve Kentsel Planlama Bağlamında Rıza Aşkan, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Haziran 2011, İstanbul.

Ballice, G., İzmir’de 20. Yüzyıl Konut Mimarisindeki Değişim ve Dönüşümlerin Genelde ve İzmir Kordon Alanı Örneğinde Değerlendirilmesi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, 2006, İzmir.

Ballice. G., “İzmir’de 20. Yüzyıl Konut Mimarisinin Kentsel Doku ve Mimari Özellikler Açısından Tarihsel Süreç İçinde Değerlendirilmesi“, İzmir’de 80’li Yıllardan Konut ve Mimarlık Kültürü, 29-30 Kasım 2008, Sempozyumu, 2008.

Beşikçi, O., Silahçıoğlu Hanı, Milliyet Gazetesi, 04 Nisan 2019, https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/mehmet-tez/2024te-muzikte-neler-olacak-7053424

Beşikçi, O., “Gazi Bulvarı’nda Bir Okul, Milliyet Gazetesi, 21 Aralık 2018, https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/orhan-besikci/gazi-bulvari-nda-bir-okul-2798680

Beşikçi, O., “Mimar Necmeddin Emre’nin Kokulca’da annesi için mezar tasarımı“, Kent Yaşam Portalı, https://www.kentyasam.com.tr/haber_detay.php?id=118544

Biçer, S., “Geçmişin Modern Mimarisi – 6İ İzmir, Arkitera Dergisi, https://www.arkitera.com/haber/gecmisin-modern-mimarisi-6-izmir/

Dokgöz, D., Selçuk, F., Akgül, R., “Necmettin Emre – Arafta Bir Mimar“, Ege Mimarlık Dergisi, Nisan 2019, s.12-19.

Bozdağ, O., Türk Ocakları İdeolojisi ve Mimarisi (1912-1931), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Eylül 2013, Ankara.

Emre, N., “Mimar Vedad’ın Sanat Hayatı“, s.234-235.

Güner, D., “İzmir’de Modern Konut Mimarlığı” 1950-2006, Planlama Dergisi 2006/3, s.123-141.

Güner, H. E., “Türk Ocakları, Mimarisi ve Geleneksel Öğeleri” – Ankara ve İzmir Örneği, Online Journal of Art and Design, Volume 6, issue 1, January 2018, s.99-108.

Işıkhan, S., Köse, E., “İzmir Tarihi Akseki Han Çinileri Belgelenmesi ve Koruma Önerisi“, Yedi: Sanat, Tasarım ve Bilim Dergisi, KIş 2017, Sayı 19, s.41-46.

İzmir Kent Ansiklopedisi, Mimarlık, 1-2 Cilt, 2013 İzmir.

Konak Sahnesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Konak_Sahnesi

Kuyulu, İ. “İzmir’de Cumhuriyet Dönemi Mimarisi“, s.91-100.

Özkaban, F. F., Modern Mimarlık Mirasının Korunması Sorunsalı – İzmir Konut Mimarlığı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Aralık 2014, İzmir.

Pehlivanoğlu, C. K., “Mimar Kemalettin, İzmir Dergisi, https://www.izmirdergisi.com/tr/mimari/85-mimar-kemalettin

Silahçıoğlu Hanı, https://kulturenvanteri.com/tr/yer/silahcioglu-hani/#17.1/38.424141/27.135447

Silahçıoğlu Hanı, https://www.visitizmir.org/tr/Destinasyon/12612

Sözen, M., Yılmazyiğit, K. B., “Mimar Zühtü Başar ve Üsküdar Kaymakamlığı“, Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı 12, Sene 1981-1982, s.719-734.

Şaşmaz, E., Hacı Sadık Akseki İş Hanı, https://www.erolsasmaz.com/?oku=2197

Şaşmaz, E. Hacı Sadık Efendi İş Hanı – Mimar Kemalettin Bul., https://www.erolsasmaz.com/?oku=2270

Taciroğlu, D., Cengiz, M. “Değişimin ve Dönüşümün İzlerini Sürmek: Bir Cumhuriyet Dönemi Mirası, Silahçıoğlu Hanı, Ege Mimarlık, Ekim 2020, s. 138-145.

Tanyeli, U., “Çağdaş İzmir’in Mimarlık Serüveni“, Üç İzmir, Yapı Kredi Yayınları, s.327-338.

Türkelleri, B., İzmir’de Erken Cumhuriyet Dönemi Eserleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2004, İzmir.

Ünalın, Ç., Cumhuriyet Mimarlığının Kuruluşu ve Kurumlaşması Sürecinde Türk Mimarlar Cemiyeti’nden Mimarlar Derneği 1927’ye, Mimarlar Derneği 1927, Nisan 2002, Ankara.

Yazıcı, C., “Türk Ocağı’ndan Devlet Tiyatrosu’na“, İzmir Dergisi, https://www.izmirdergisi.com/tr/mimari/2837-turk-ocagi-ndan-devlet-tiyatrosu-na-3

Yücel, E., “Vakıf Eserlerini Restore Eden Mimarlardan Vasfi Egeli“, Restorasyon Yıllığı 2015, Sayı 11, s. 72-78.

İzmir’in unutulan sanatçıları 23 – Kadri Atamal

Ali Rıza Avcan

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde ele alıp hatırlamaya çalışacağımız ressam ve dekoratör Kadri Atamal, İstanbul doğumlu bir sanatçı olmakla birlikte; yurt içi ve dışındaki eğitimi sonrasında İzmir‘e gelip İzmir‘deki gençlerin resim eğitiminde görevler üstlenmiş, İzmir Resim ve Heykel Galerisi‘ni kurmuş; bütün bunlara karşın İzmir Resim Heykel Müzesi ve Galerisi‘nde tek bir tablo ile yer alan, İzmir‘in kültür sanat yaşamında büyük emeği olan değerli bir insan.

Kaynak: Murat Saraç, İzmir Atatürk Lisesi Mezunları Derneği Arşivi.

Gazetelere verdiği ilanlarda kendisini ressam ve dekoratör olarak tanıtan Kadri Atamal, 1901 yılında anne Hatice Atiye ile baba Mehmet Bahattin‘in oğlu olarak İstanbul’da doğdu. Sırasıyla Beşiktaş‘taki Afitab Maarif Mektebi‘ni ve İstanbul Sultanisi‘ni bitirdikten sonra Sanayi-i Nefise Mektebi‘nde İbrahim Çallı (1882-1960) ve Hikmet Onat (1882-1977) atölyelerinde edindiği birikimi, 1920-1924 döneminde Akademi der Bildenden Künste München (Münih Güzel Sanatlar Akademisi)’de ünlü Alman düşünür ve sanat adamı Hans Hoffmann (1880-1966) Atölyesi’nde daha sonra Müstakiller Grubu‘nu oluşturacak olan arkadaşları Zeki Kocamemi (1900-1959), Ali Avni Çelebi (1904-1993) ve Mahmut Cuda (1904-1987) ile pekiştirdikten sonra 1927 yılında İzmir‘e yerleşerek İzmir Erkek Muallim Mektebi, Birinci Erkek Lisesi (Atatürk Lisesi), Namık Kemal Lisesi, Karşıyaka Kız Öğretmen Okulu ve Gazi Ortaokulu‘nda resim öğretmenliği yapar. 9 Eylül 1952 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı‘na bağlı Güzel Sanatlar Genel Müdürü olarak görev yapan ressam Halil Dikmen (1906-1964)’in emriyle, Kültürpark‘taki İzmir Resim ve Heykel Galerisi‘ni kurar ve oranın müdürlüğünü yapar. Galeriye müdür olarak atanır ve bir yıl sonra Birinci Kordon‘da kiralanan bir binaya taşınmasını sağlar. 1964 yılındaki emekliliği sonrasında Kordon‘da dekorasyon mağazası açarak resim yapmaya devam eder ve 92 yaşındayken 16 Haziran 1993 tarihinde İstanbul‘da vefat etmiş ve Zincirlikuyu Mezarlığı‘na (Ada 31, 173-A Mezar No.) defnedilmiştir.

Müstakil Grubu’nun Sanayi-i Nefise Mektebi yılları, Sıhhiye Müzesi Binası. Ayaktakiler soldan sağa Necmettin Halil, Ali Avni Çelebi, Elif Naci, Kadri Atamal vd.

Kadri Atamal, daha çok Çallı Kuşağı‘nın İzlenimci tutumunu paylaşan bir tutum içindedir. Arkadaşları Ali Avni Çelebi (1903-1994) ve Zeki Kocamemi (1900-1959)’de görülen Hans Hoffmann etkili dışavurumcu duyarlıktan fazla etkilenmemiştir. Kadri Atamal İzmir‘e yerleştiği 1927’de, bu kentte açıldığı bilinen ilk resim sergisine katılan sanatçılardan biridir. Halkevi ve İzmir Ressamlar Cemiyeti‘nin süreklilik kazanan etkinliklerine katılmış, 1991 yılında Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği‘nin Onur Ödülü’nü almıştır. Sanatçının bugün özel koleksiyonlardaki eserlerinin yanında Ankara Resim ve Heykel Müzesi‘nde bir, İzmir Resim ve Heykel Müzesi ve Galerisi‘nde de “Sarı Lale” isimli eseri bulunmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı 7. Devlet Resim ve Heykel Sergisi kataloğu.

Kadri Atamal, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 31 Ekim-30 Ekim 1945 tarihleri arasında Ankara Sergievi‘nde düzenlediği 7. Devlet Resim ve Heykel Sergisi‘ne 2 natürmort ve 2 manzara ile “İzmir Alsancak iskelesi“, “Tire’de bir saçak“, ve “Tire” isimli toplam yedi tablo ile katılır.

Kadri Atamal, İzmir’de yayınlanan Halkın Sesi gazetesi muhabiri Gönül Emre‘nin “İzmir ressamları Manisa’da sergi açtı” başlıklı ve 24 Haziran 1938 tarihli haberine göre, 22 Haziran 1938 tarihinde Manisa Halkevi‘nde açılan sergiye ressam arkadaşları Ragıp Erdem ve İlhan Dalman ile katılmış, Manisa Valisi Lütfü Kırdar‘ın da bulunduğu törende Halkevi başkanı ve Gazi Mektebi başöğretmeni Azmi Bey‘den sonra konuşarak Atatürk‘ün sanat ile ilgili hedefleri konusunda bilgi vermiş.

Kadri Atamal, B. Vedat Ar (1907-1921), Hakkı Tez, Adil Tuzcu ve Hayati Kültür ile birlikte 23 Nisan 1937 tarihinde Ankara Sergievi‘nde açılan Ankara Beynelmilel Kömür Sergisi‘nin dekorasyonunu hazırlamıştır. Yazımın ekindeki Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TRT‘ye ait belgesellerin bazı bölümlerinde serginin düzenlendiği salonların duvarlarında bu sanatçılar tarafından yapılan duvar resimleri dikkatimizi çekmektedir. Sanatçının İzmir Enternasyonal Fuarı için düzenlenen yapılarda birçok resmi ve dekoratif düzenlemesi bulunmasına karşın bunların hiçbiri bugüne kadar korunup saklanmamıştır.

https://filmmirasim.ktb.gov.tr/tr/film/ankara-da-enternasyonal-komur-sergisi-1937-1

Ankara Beynelmilel Kömür Sergisi Açılışı, 23 Nisan 1937
Kadri Atamal’ın 1939 tarihli Halkevi Sergisi’ndeki bir tablosu.

Değerli dostum Lütfü Dağtaş‘ın verdiği bilgilere göre ressam ve dekoratör Kadri Atamal‘ın resim ve dekorasyon dışında toplum içinde kabul gören ilginç bir kişiliği varmış. Bu bilgilere göre Atatürk, İzmir‘e ilk geldiğinde Kadri Atamal‘ın eşi ile Şehir Gazinosu‘nda dans ederken ressamın kendisi ise “tango kralı” olarak anılacak kadar iyi dans etmektedir.

Şair Eşref Bulvarı, No.71 adresindeki Atamal Apartmanı.

Sanatçıya ait olduğunu bildiğimiz Şair Eşref Bulvarı No.71 adresindeki “Atamal Apartmanı“, İzmir Resim ve Heykel Müzesi ve Galerisi‘ndeki “Sarı Lale” isimli tablo dışında İzmir‘de adının anıldığı ikinci mekan olup bugün bu apartmanda ailesinden kimseler oturmamaktadır.

Sanatçının kızı ressam Esin Atamal‘ın oğlu Nihat Sinan Erül ise, aynen dedesi gibi İstanbul’da iç mimar olarak çalışmaktadır. 

Kadri Atamal (1901-1993)

…………………………………………………………………………………………………….

Dağtaş, L., İzmir Gazinoları, 1800’lerden 1970’lere, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı, Nisan 2004, İzmir.

Sağlam, M. İzmirli Ressamlar Ansiklopedisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, Nisan 2011, İzmir.

Tabloları

Kadri Atamal (1901-1993), İzmir.
Kadri Atamal (1901-1993), Isparta Gölü, İmzalı, Tuval üzerine yağlıboya, 47X61 cm.
Kadri Atamal (1901-1993).
Kadri Atamal (1901-1993), İzmir Rıhtımı.
Kadri Atamal (1901-1993), Kemer, Kontraplak üzerine yağlıboya, 47X62 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Motel İmbat Kuşadası posta kartı ön yüzü.
Kadri Atamal (1901-1993), Peyzaj, Duralit üzerine yağlıboya, 39X45 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Still Life, Tuval üzerine yağlıboya, 59,5X40 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Sergi Katalog Kapağı.
Kadri Atamal (1901-1993), Sergi Katalog Kapağı.
Kadri Atamal (1901-1993), Otoportre, Tuval üzerine yağlıboya, 1942, 30X40 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Kur-an’ı Kerim, Tuval üzerine yağlıboya, 1959, Aile Koleksiyonu, 66X51 cm.
   Kadri Atamal (1901-1993), Halı Dokuyan Kadınlar, Tuval üzerine yağlıboya,    1973, 85X65 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Karanfil Natürmort, Tuval üzerine yağlıboya, 65X55 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Paris 2, Tuval üzerine Yağlıboya, 1962, 40X50 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Paris, Tuval üzerine yağlıboya, 1960, 50X65 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Sarı Lale, İzmir Resim ve Heykel Müzesi ve Galerisi, R-0358.

İzmir, Yerel Seçimler ve Toplumcu Belediyecilik toplantısı hakkında…

Ali Rıza Avcan

Uzun bir süredir heyecanla beklediğim ve kendim dahil tüm katılımcıların bilgilenmesi amacıyla, toplumcu belediyecilik konusunda daha önce yapılmış çalışmaları ya da değişik mecralarda yayınlanmış kitap, broşür ve bildirileri sosyal medyada paylaşarak hazırlandığım “İzmir, Yerel Seçimler ve Toplumcu Belediyecilik” toplantısı, 17 Aralık 2023, Pazar günü İzmir Mimarlık Merkezi‘nde yapıldı.

Bu toplantının organizasyonu, organizasyona katkıda bulunan ya da bulunmadığı anlaşılan kurumlar, konuşmacılar, konuşma konuları ve dinleyiciler hakkında birçok şey söylemek mümkün olmakla birlikte; tarihe not düşmek adına, toplantının Forum bölümünde dile getirip yanıt alamadığım iki, üç noktayı sizlerle paylaşmak isterim.

1) Anladığım kadarıyla toplumcu belediyecilik kavramı, dinlediğimiz 15 konuşmacının kendine, durduğu yere, ilgi duyduğu konuya, sahip olduğu düşünce, ideoloji ve siyasi görüşe göre değişen bir kavram… Bu nedenle, aynen “kör adam ve fil” öyküsünde olduğu gibi herkesin filin farklı bir yerine dokunarak bir diğerinden farklı yorumlar yaptığını görmüş olduk… Hele ki, uygulama içinde yer almayıp bu işi sadece okuyarak ve ders vererek öğrenenler açısından…

Evet, toplumcu belediyecilik konusunda farklı görüş ve düşüncelerin olması olağan; hatta iyi bir şeydir. Ama benim sözünü etmek istediğim şey, toplumcu belediyeciliğin farklı yanlarını ele alan düşünce farklılıkları değil, toplumcu belediyecilikle hiç ilgisi olmayan; hatta onun tam karşıtını oluşturan, onu bozacak şeylerin, neoliberal bir anlayış ve dille sanki toplumcu belediyecilikmiş gibi anlatılmış olması ile ilgilidir.

2) Toplumcu belediyecilik kavramının temel özelliklerinden biri, halkın belediye yönetimi ile ilgili karar ve uygulama süreçlerine aktif ve etkin bir şekilde katılımı olmasına karşın, gerek açış konuşmalarında dile getirilip okunan toplumcu belediyecilik bildirgesinin hazırlığında, gerekse dört oturumdan oluşan toplantının ilk üç oturumunda dinleyicilere tek bir kez olsun söz verilmemesi, onlardan görüş, düşünce, öneri ve katkıların alınmaması, soru sormalarına imkân tanınmaması söz konusu toplantının katılım ilkesi açısından demokratik olmadığını göstermiştir.

Sabah saat 09.30’da başlayıp akşamüstü 16.00’ya kadar devam eden uzun bir zaman aralığında biz dinleyicilere tanınmayan bu hakkın, toplantının son 30 dakikasında tanınmış olması nedeniyle, ilk üç oturumda konuşan konuşmacılara soru sormamız, görüşlerini öğrenmemiz, söylediklerine katkıda bulunmamız mümkün olmamış, toplantı ile ilgili tüm soruları -dinleyicilerin salonu terk etmeye başladığı anlarda- üçüncü oturum konuşmacılarının cevaplaması gibi garip bir durum ortaya çıkmıştır.

Dinleyicilerin de, aynen konuşmacılar gibi sağlık sorunları, başka bir program ya da iş nedeniyle istediği an toplantıdan ayrılma tercihinin dikkate alınmaması nedeniyle, adeta 6,5 saat bekle, sorunu ancak ondan sonra sor ya da katkını ondan sonra ver denilmiş, önceden hazırlandığı anlaşılan bildiri hakkında dinleyicilerin görüşünü sormak hiç kimsenin aklına gelmemiştir.

3) Söz konusu toplantının başlığı “İzmir, Yerel Seçimler ve Toplumcu Belediyecilik” olmasına karşın hiçbir konuşmacının konuyu İzmir‘e ve yaklaşan yerel seçimlere getirmemesi toplantının hangi amaçla yapıldığı konusundaki kaygılarımızı güçlendirmiştir. 15 konuşmacıdan sadece Dr. Turgay Gülpınar‘ın konuşma konusu itibariyle 1970’li yıllardaki Gültepe Belediyesi ile belediye başkanı Aydın Erten‘den söz etmesi, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Koray Önalan‘ın da depreme dirençli kentlerle ilgili konuşmasının bir bölümünde, 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi‘nin Bayraklı, Bornova ve Karşıyaka‘da yarattığı ağır tahribatı anlatırken İzmir‘den söz etmesi dışında diğer 13 konuşmacının hiçbiri İzmir‘in ve yaklaşan yerel seçimlerin toplumcu belediyecilikle ilgisini, yaşadığı sıkıntı ve sounları ele almamış, bu konuda hiçbir şey söylememiştir.

Dileğim, konuşmacıların söyledikleri kadar dinleyicilerin de görüşlerine önem ve değer verilmesi, “ben/biz biliriz ey ahali, gelin bizi dinleyin, bizi alkışlayıp destekleyin” anlayışından uzak karşılıklı etkileşime dayalı demokratik bir toplantı ortamının yaratılması ve toplumcu belediyecilik bağlamında İzmir‘in sorunlarını ele alıp tartışmaktan kaçınılmamasıdır.

Aynı yanlışlıkların, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu tarafından 22-23 Aralık 2023 tarihlerinde İzmir Mimarlık Merkezi‘nde yapılacak 3. İzmir Kent Sempozyumu‘nda yapılmaması dileğiyle…