Ha cesaret!

Ali Rıza Avcan

Evet, önümüzde akıp giden yaşama ve değişen gerçeklere ayak uydurabilmek, elde olmayan nedenlerle ortaya çıkan yeni gelişmelere uyum gösterebilmek çoğu kez cesaret gerektirir…

Eskiye ait olanı muhafaza etmek, ondaki olağan değişimi görmemezlikten gelmek ve her şey eskisi gibiymiş gibi davranmak, o anlamda cesaret sahibi olmayanların alışıldık, klasik tutumudur.

29579730790_92c1438bec_o
SALTOnline Arşivi

Gerçeklere yaşam veren koşullar değişip dönüştükçe, değişimi kabul etmemek ve her şeyi eskide aramak ise genel olarak korkakların davranışıdır.

Cesaret sahibi olmayan korkakların temel davranışı, değişim ve dönüşüm için gereken yol açıcılıktan ya da da liderlikten yoksun olmalarıdır.

İşte tam da bu anlamda, İzmir Enternasyonal Fuarı ve bu fuarın 86 yıldır yapıldığı Kültürpark kendisi hakkında son sözü söyleyecek bir yol açıcıyı, cesaretli bir dönüştürücüyü; daha doğrusu gerçek bir kent yöneticisini arıyor.

Niye derseniz, İzmirliler’in uzunca bir süredir “panayır” olarak tanımladığı İzmir Enternasyonal Fuarı’nın son 16 yıllık gelişimi ile ilgili verileri hatırlatmam gerekir:

İZFAŞ İstatistikleri

İlk kez 1936 yılında Kültürpark alanında açılan İzmir Enternasyonal Fuarı’nın, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2000-2016 dönemi faaliyet raporları ile İzmir Ticaret Odası’nın 84, 85 ve 86. İzmir enternasyonal fuarları değerlendirme raporlarındaki verileri kullanarak hazırladığımız yukarıdaki tabloda da görüldüğü gibi;

1. İzmir Enternasyonal Fuarı’nın bir dönemler bir aya ulaşan süresi, yeterli talep olmadığı gerekçesiyle son yıllarda 10 güne, uluslararası katılım düzeyindeki süresi ise 5 güne indirilmiş,

2. Yine aynı talep yetersizliği nedeniyle, 2000’li yılların başında 1.000’li sayılar civarında olan yerli ve yabancı katılımcı firma sayısı, son yıllarda trajik bir şekilde 400’lü; hatta 200’lü sayılara kadar inmiş, katılımcı firma sayısı içinde yer alan yabancı firma sayısı yok denecek düzeylere ulaşmış,

3. Fuarı ziyaret edenlerin sayısı ise, son yıllarda yoğunlaşan onca konser, gösteri ve eğlence içerikli etkinliğe karşın, -2012 ve 2013 yılları dışında- 2000 yılındaki düzeyine bile ulaşamamış, 2009 ekonomik krizini izleyen 2010 ve 2011 yıllarında ise trajik seviyelere düşmüştür.

Bu veriler, İzmir Enternasyonal Fuarı’nın ulusal ve uluslararası fuarcılık anlamında eski anlam ve etkisini kaybederek adeta çöküp yok olduğunu göstermektedir.

Uzunca bir süredir yapılan ve bundan sonra yapılacak tüm fuarlar aslında o eski heyecanın geri çağrıldığı ruh çağırma seanslarından başka bir anlama gelmiyor.

O nedenle, bütün cesaretiyle ortaya çıkıp bu tarihi organizasyonu daha anlamlı ve etkili bir düzeye çıkaracak cesur bir yönetim aranıyor.

Yıllardır “fuar” adı altında yapılan karnaval ya da festival etkinliklerini Kültürpark’tan alıp tüm bir kente yayacak, yaptığı bu kültür ve sanat etkinliklerini Akdeniz ruhuyla uluslararası düzeye taşıyacak cesur bir yürek ve cesaretli bir yönetim anlayışı aranıyor…

Günün moda deyimiyle, bu cesur ve gerçekçi öneriyi yapıp uygulayacak “vizyoner” bir yönetici ve yönetim anlayışı aranıyor…

Aynen, Kültürpark’ın yaratıcısı Behçet Uz gibi…

İEF 01

Tabii ki bu yeni düzenleme içinde, Cumhuriyet’in bize bıraktığı değerli mirası koruyup yüceltecek, onun tarih içindeki değerini sergileyecek bir anlayışla…

Geçmişin değerlerini koruyup geliştirerek, o değerler üstünde onun önemi ve önceliğini temel alarak oluşturulacak ve İzmir’i tüm dünyada tanıtacak  evrensel bir kültür-sanat festivaline dönüştürerek…

Köhnemiş düşüncelerden kaynaklanan tüm engelleme çabalarına karşı çıkarak, ön açarak ve liderlik ederek; korkmadan ve cesaretle…

Ha cesaret!

 

 

Parti ilçe başkanının yönettiği kent konseyi…

Ali Rıza Avcan

İzmir yine yapacağını yaparak, bugüne kadar AKP’nin bile yapmadığı ya da yapamadığı bir ilk’i yaşama geçirerek farklılığını ortaya koydu:

İzmir Kent Konseyi’nin fiili siyasetten elini çekmemiş olan başkanı, belirli bir mizansen içinde boşaltılan CHP Konak İlçe başkanlığı görevini üstlenerek ülkemizdeki kent konseyi başkanlığı görevini yürüten ilk parti ilçe başkanı unvanına sahip olmuş oldu.

Böylelikle bundan böyle CHP Konak İlçe başkanı, aynı zamanda İzmir Kent Konseyi başkanı olarak ikili bir görevi sürdürecek.

İstediği zaman CHP Konak İlçe başkanı, istediği zaman da İzmir Kent Konseyi başkanı olacak.

Kent konseyleri alanında bugüne kadar yaptığımız araştırma, inceleme ve gözlemler sırasında bir parti ilçe başkanının aynı zamanda kent konseyi başkanı olduğuna dair bir bilgi ya da örneğe rastlamadık.

Bu konuda bildiğimiz sayılı örnekler, 2017 yılında Edirne’nin Keşan ilçesinde CHP Keşan ilçe yönetim kurulu üyesi Necmettin Baygül’ün, İstanbul Zeytinburnu’nda da 2014 yılında AKP Zeytinburnu ilçe yönetim kurulu üyesi Cemal Merdan‘ın kent konseyi başkanlığına seçilmiş olmalarından kaynaklanıyor.

Bu iki örnekte de görüldüğü gibi, söz konusu olan şey, bir parti ilçe başkanının değil; bir parti ilçe yönetim kurulu üyesinin kent konseyi başkanlığına seçilmiş olması.

Bizim gündeme getirip tartıştığımız sorun ise, bir parti ilçe yönetim kurulu üyesinin değil; İzmir Kent Konseyi başkanı olarak seçildiği 26 Aralık 2015 tarihinde CHP Konak ilçe sekreteri iken gelen baskılar üzerine istifa eden bir siyasetçinin, kent konseyi başkanı olduktan sonra tekrar CHP Konak ilçe başkan yardımcısı olması ve bundan bir süre sonra CHP Konak ilçe yönetim kurulu başkanının istifa etmesi üzerine aynı ilçe yönetim kurulu içinde yapılan bir seçimle CHP Konak ilçe yönetim kurulu başkanlığı görevine getirilmesi ve bu siyasi görevle birlikte İzmir Kent Konseyi başkanlığı görevini sürdürmek istemesinden kaynaklanıyor.  

İzmir Kent Konseyi 005Bildiğimiz kadarıyla yasal olarak böylesi bir durumu öngörüp engelleyen herhangi bir hukuki düzenleme bulunmamakta. Daha doğrusu, yasa koyucu böyle bir şeyin gerçekleşebileceğini önceden düşünüp öngörmediği için siyasi parti yöneticiliği ile kent konseyi başkanlığının aynı şahıs üzerinde bulunup bulunmayacağını konusunu henüz hükme bağlamış ve düzenlemiş değil.

O nedenle de, siyasi bir partinin ilçe başkanlığını yürüten bir siyasetçinin kent konseyi başkanı olamayacağına ya da bu iki görevi aynı anda yürütemeyeceğine ilişkin bir kanun, yönetmelik, tüzük, yönerge, genelge maddesi, bakanlık görüşü ya da mahkeme kararı yok.

5393 sayılı Belediye Yasası’nın 76. maddesi ile bu maddeye dayanılarak İçişleri Bakanlığı’nca çıkarılan Kent Konseyi Yönetmeliği ve bu yönetmeliğe dayanılarak 16 Kasım 2013 tarihinde İzmir Kent Konseyi Genel Kurulu tarafından kabul edilen İzmir Kent Konseyi Çalışma Usul ve Esasları Yönergesi‘nde bir siyasi partinin il ya da ilçe başkanının kent konseyi başkanı olmasını engelleyen bir hükme yer verilmemiş olmakla birlikte; İzmir Kent Konseyi‘nin önemli bir bileşeni olan İzmir Kent Konseyi Kadın Meclisi‘nin 16 Kasım 2013 tarihinde kabul edilip halen yürürlükte olan İzmir Kent Konseyi Kadın Meclisi Çalışma Usul ve Esasları Yönergesi‘nin “Kadın Meclisinin Üyelik Yapısı” başlığını taşıyan 9. maddesinin 3. fıkrasında -bunun tam aksi yönde-, “Milletvekilleri, meclis üyeleri, siyasi partilerin teşkilatlarında başkan ve yönetim kurulunda görevi olan kişiler, kadın meclisine sivil toplum kuruluş temsilcisi veya bireysel (gönüllü) katılımcı olarak katılabilirler ve çalışmalara katkı verebilirler; ancak, bu sıfatlarıyla kadın meclisi başkanlık divanında ve yürütme kurulunda görev alamazlar, çalışma gruplarında başkanlık yapamazlar.” şeklinde siyasi parti başkanlarıyla yönetim kurulu üyelerinin kadın meclisinin başkanlık divanı ile yürütme kurullarında görev alamayacaklarına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmiş olması da başka bir çelişkiyi oluşturmaktadır.

Nitekim bunun doğal bir sonucu olarak, İzmir Kent Konseyi Kadın Meclisi‘nin 28 Kasım 2015 tarihli 11. Olağan Genel Kurulu’nda, CHP Genel Merkez Kadın Kolları MYK Üyesi Birgül Değirmenci ile Gaziemir Belediyesi Meclis Üyesi Düriye Taş’ın geçici divan üyesi olarak görev yapmalarının, yönergenin  9 ve 13. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle söz konusu genel kurulun iptalini isteyen; ancak bizlerin haklı itirazı üzerine işleme konulmayan 20 Ocak 2016 tarih, 23415155-45-2195 sayılı İzmir Büyükşehir Belediyesi 1.Hukuk Müşavirliği‘nin görüşü de henüz hafızalarımızda.

Öte yandan, İçişleri Bakanlığı’nca düzenlenip 8 Ekim 2006 tarih, 26313 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Kent Konseyi Yönetmeliği‘nin “Çalışma İlkeleri” başlığı altındaki 7. maddenin (ç) fıkrası ile şu an yürürlükte olan İzmir Kent Konseyi Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönerge‘nin “Çalışma İlkeleri” başlığı altındaki 8. maddesinin (ç) fıkrasında; kent konseylerinin, uluslararası gelişmeleri ve ülke koşullarını gözeterek, tarafsız bir yaklaşımla görüş ve önerilerini oluşturacağı da belirtilmektedir.

Peki o halde, düzenlenmemesi ya da yasaklanmaması nedeniyle hukuki olarak mümkün görülen böylesi bu durumu, bu madde hükmünde yer alan “tarafsız bir yaklaşım” koşuluyla bağdaştırıp kabul etmek mümkün müdür?

Özellikle de kent konseyleri projesinin amaç, hedef, temel değer, ilke ve etik kodları itibariyle böyle bir durum, mümkün ve doğru mudur?

İzmir Kent Konseyi Ruhsal Gelişim Kulübü

Örneğin bu yeni duruma elimizdeki mevzuat, önceden herhangi bir düzenleme yapılmayışı nedeniyle izin verse de; kent konseyleri ile ilgili mevzuat düzenlemelerinin temelini oluşturan yönetişim anlayışı, buna izin verir mi? Böyle bir şeyin ortaya çıkması iyi yönetişim açısından ne ölçüde doğru ve mümkündür? Böylesi siyasi bir çözüm, İzmir Kent Konseyi‘ne yarar mı yoksa zarar mı verir? Başında CHP’li bir siyasetçinin bulunduğu bir kent konseyi, CHP’li olmayan İzmirliler açısından ne ölçüde çekici ve inandırıcı olabilir?

Ayrıca, “aklıselim” ya da “makul olma” olarak tanımlanan akıl ve mantığımızla sağduyu içinde düşündüğümüzde veya böylesi bir durumun adil olup olmadığını sorguladığımızda bunun nereye kadar, nasıl sürdürülebileceğini de hesaplamamız gerekebilir. 

Böylesi bir tartışma da, bizi Aliağa’da MHP Aliağa İlçe Başkanı ya da Kemalpaşa, Ödemiş veya Torbalı’da AKP ilçe başkanları o ilçelerin kent konseylerinin başkanı olsaydı şayet; bu duruma Cumhuriyet Halk Partili siyasetçiler ne tepki gösterirlerdi, kendilerine yapılmasını istemedikleri bir şeyi kendilerinden biri yaptığında nasıl tepki verirlerdi noktasına kadar götürebilir.

Bırakın siyasetçileri, her görüş ve düşünceden kurum ve bireyin bir araya gelerek çalışmasını amaçlayan kent konseyi katılımcıları, bu duruma ne derler, böylesi bir duruma nasıl tepki gösterirler ve bir siyasal parti ilçe başkanı tarafından yönetilen kent konseyine gelip çalışırlar mı?

Evet, yasa yapıcılar ya da kent konseyleri projesini tasarlayanlar karşımıza çıkan bu tür çetrefilli durumları önceden öngörmemiş, böylesi bir durumu akıl etmemiş ve o nedenle de önlem almamış olabilirler.

Ama, mevzuat böylesi bir durumu yasaklamıyor diye bunu bir fırsat olarak görüp sürdürmek de mümkün olabilir mi?

Son zamanlardaki güvenlik odaklı politika ve stratejiler nedeniyle gözden düşüp unutulmaya yüz tutmuş kent konseyleri düşünce ve uygulaması, böylesi bir durumdan zarar görmez mi?

İzmir Kent Konseyi ve diğer kent konseyleri bu kötü örnek nedeniyle zarar görmez mi?

CHP Konak İlçe Başkanının başında olduğu bir kent konseyi giderek bir partinin örgütüne dönüşmez mi? Dönüşmese bile böyle bir algının yaratılmasını kolaylaştırmaz mı? Dönüşmez diyenler bize bunun garantisini nasıl verebilirler?

Ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir Kent Konseyi dışındaki birimlerinde, örneğin İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’nın düzenlediği toplantı ve çalışmalara katılıp katkıda bulunduğunu öğrendiğimiz İzmir Kent Konseyi başkanının o birim ve kurullardaki siyasi kimliği nasıl açıklanabilir? Bu iki kişilikli durum nereye kadar, ne şekilde sürdürülebilir? Böylesi bir siyasetçinin, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Belediye Meclisi dışındaki varlığı ve etkisi nasıl açıklanabilir?

Nitekim, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından güncellenen İzmir Kent Konseyi’ne ait web sayfasındaki “Bilgilendirme” notunda;

İzmir Kent Konseyi Eski Başkanı Çağrı Gruşçu CHP Konak İlçe Başkanlığına seçilerek 07.03.2018 tarihinde gerçekleştirilen toplantıda istifasını bildirmesiyle ile birlikte  İzmir Kent Konseyi’nin  mevcut çalışma yönergesinin ihtiyaçlara göre güncellendikten sonra genel kurulların yapılması yönündeki ilke kararı, seçimli genel kurul için en az 3 aylık kurumsal temsiliyet yenileme çalışmalarının gerekmesi, yaz tatili döneminin araya girmesi ve yaklaşan seçimler nedeniyle kamu kaynaklarının etkin kullanımı açısından başkanlık seçimine gidilmemesi, buna karşılık 2019 yerel seçimlerine paralel olmak üzere, yürütme kurulu seçimleri ile birlikte olağan seçimli genel kurul takviminde gerçekleştirilmesi kararı oybirliği ile alınmıştır. 

Buna göre yönetmelik gereğince yürütme kurulunun, üyeleri içerisinde en yaşlı üyenin başkanlığında toplantılarını gerçekleştirerek İzmir Kent Konseyi’nin sağlıklı bir şekilde seçime girmesi için birlikte gerekli çalışmaları yürütme konusunda görüş birliğine varmıştır.” (1)

denildiği ve bu bilgilendirme notu varlığını halen koruduğu; ayrıca, aynı web sayfasının “Yürütme Kurulu” bölümünde “Eski başkan Çağrı Gruşçunun CHP İlçe Başkanlığına seçilmesi üzerine verdiği istifa nedeniyle yürütme kurulu toplantısında hazır bulunan en yaşlı üye toplantılara başkanlık edecektir.” dendiği halde kendisinin belediye içindeki toplantı ve çalışmalara hangi unvanla katıldığı da belli değildir.

İzmir Kent Konseyi başkanı basına verdiği demeçlerde, önce istifa edip boşalttığı ancak daha sonra siyasi açıdan büyük bir hata yaptığını fark ederek geri döndüğü İzmir Kent Konseyi başkanlık makamını boş bırakmanın etik olmadığını söyleyip bu geri dönüşüne bahane oluştururken; bir partinin ilçe başkanı olarak kent konseyi başkanlık koltuğunu işgal etmesinin kent konseyleri düşüncesinin temel değerleriyle ilke ve etik kodlarına aykırı olduğunu bilmemekte midir? Bu anlamda kent konseyi başkanlığı koltuğunun boş kalması mı yoksa bu koltuğun, doğrudan doğruya CHP ilçe başkanlık koltuğu ile ilişkilendirilmesi mi ahlaka ve etik kodlara aykırıdır, önce bu soruya net ve kesin bir şekilde yanıt verilmesi gerekmektedir.

Resim1CHP içindeki gruplaşmalar, kamplaşmalar ve güç dengeleri buna izin verip parti kamuoyu bunu hoş görse bile; hak, hukuk, adalet ve liyakatten yana olanlar, “Hak, Hukuk ve Adalet” adına yola çıkanlar buna ne der ve ne düşünürler?

Sanırım bu garip durumu, merkezi ve yerel yönetim birimlerinin hukuki anlamda bir an önce ele alıp adil, hukuki ve makul bir çözüm bulması, kent konseyleri idealine zarar veren böylesi fırsatçı uygulamalara yer verilmemesi gerekmektedir.


(1) http://www.izmirkentkonseyi.org.tr/1/36/32/kent-konseyi-baskani

“Ankara’dan abim geldi…”

Ali Rıza Avcan

Yazmayacaktım; ama artık şu an’dan itibaren yazmak farz oldu.

Önce sabah gazetedeki tam sayfa ilanı gördüm. Biraz önce de, 0 312 427 88 63 numaralı telefondan yapılan aramayı, Ankara’daki arkadaşlarım arıyor düşüncesiyle açtığımda onun tok sesini duydum.

Aslında aramanın yapıldığı yerin İzmir olması durumunda, belki de bu yazıyı yazmayabilirdim.

Ama İzmir Ticaret Odası’nın başkanlığına aday olan o kişi, beni Bir Ankara numarası üzerinden aramayı tercih ederek banda alınmış kendi sesiyle  kendisini niye başkan seçmem gerektiğini anlatmaya çalışmıştı.

Belli olmaz; belki de böylelikle hem bana hem de İzmir Ticaret Odası’nın diğer üyelerine “Ankara’dan aranıyor olmak” durumu üzerinden bir alt mesaj vermek istemiş olabilirdi….

Gazetelere tam sayfa ilan vermek, oda üyelerine kendi sesiyle ulaşmak, adaylık için özel bir web sayfası oluşturmak, kentin önde gelen diğer meslek örgütlerini ziyaret etmek, çeşitli sektör mensuplarıyla fotoğraflar vermek ve benzerleri… Bütün bunlar, büyük bütçelerle ve profesyonel bir reklam ya da halkla ilişkiler ajansı ile çalışıldığının kanıtlarıydı. Çünkü bütün bunların amatörlerle ve amatör yöntemlerle yapılması mümkün değildi.

Ama bütün bu işleri üstlenen profesyonel bir kurum, kadro ya da şahıs da böylesi bir yanlışı yapmazdı, yapamazdı.

Tabii ki, yapılan iş bilerek yapılan bir yanlışlık değilse…

Anlaşıldığı kadarıyla, o “profesyonel dokunuş” sayesinde belki de, tanıtımı yapılan adayın Ankara’nın gösterdiği aday olduğuna dair bir algı yaratılmak istenmişti…

Şayet bunu bilmeden, fark etmeden yapıyor iseler bu İzmir ve İzmirli için affedilmeyecek büyük bir yanlışlık, büyük bir gaftı.

Yok şayet, bilerek ve isteyerek yapıyorlarsa, Ankara’nın adayı olduğuna ilişkin bugüne kadar söylenen iddiaları doğrulayan somut bir kanıta dönüşüyordu bu yeni durum.

Evet, anladığınız gibi uzunca bir süredir İzmir Ticaret Odası başkan adayı olarak yeniden gündemimize giren Mahmut Özgener‘den bahsediyorum.

5aaf6d5aae78492058e4cd30

Kendisini daha önce, ünlü şike davası açılmadan kısa bir süre önce istifa ettiği tartışmalı Futbol federasyonu Başkanlığı nedeniyle tanıyorduk. Üstüne üstlük Google’da yaptığımız taramalar sırasında Ekşi Sözlük’teki yüzlerce mesajdan insanların 14 Temmuz 2008 tarihinden bu yana bu aday hakkında neler düşünüp neler söylediğini de kolaylıkla öğrenebiliyorduk. (1)

Bunun dışında, hazırlattığı web sayfasındaki “vizyon” ve “projeler” başlığı altındaki vaatlerinde, rakiplerinden farklı olarak kendine özgü fazla bir şey söylemediğini, proje olarak ifade ettiği şeylerin İzmir hakkında daha önce söylenmiş genel geçer düşünceler olduğunu, bu anlatımlarla aslında suya sabuna dokunmayan bir politika ve strateji geliştirdiğini biliyorduk.

Ancak, İzmir Ticaret Odası başkanı Ekrem Demirtaş‘ın 25-26 yıllık saltanatı sırasında İzmir’e yaptığı kötülükleri yakından bilen biri olarak, İzmir Ticaret Odası’na yeni bir başkanın ve onu destekleyecek yeni bir ekibin gerekli olduğunu da biliyorduk.

Resim2

İzmir ve İzmir Ticaret Odası için kendisinden çok üyelerinin ve İzmir’in çıkarını düşünen bir adayın kazanmasını, İzmir Ticaret Odası’ndaki kötü yönetimin sona ermesini istiyorduk.

Ama bir yandan da, Ankara merkezli telefonlarla yaratılan algı operasyonunun bir oyuncusu olarak İzmir Ticaret Odası başkanını seçmek de istemiyorduk….


(1) https://eksisozluk.com/mahmut-ozgener–1922269?p=13

“Canla başla çalışmak…”

Ali Rıza Avcan

Mynet web portalinin verdiği bilgiye göre, 24 Mart 2018 tarihinde İzmir Valisi Erol Ayyıldız‘ı ziyaret eden Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanı Ahmet Arslan İzmir’deki ulaşımın hizmetlerinin daha iyi olması için gece gündüz çözümler ürettiklerini, güzel ve yararlı projeler yaptıklarını ifade etmiş.

Üstüne üstlük, Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) tarafından yapılan son Bölgesel Satınalma Gücü Paritesi araştırmasında İzmir’in ulaşım harcamaları grubunda birinci sırada yer aldığı anlaşıldıktan sonra…

Söz konusu haberin ayrıntılarına baktığımızda ise Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik bakanının İzmir halkına sormadan yaptıkları Konak Tüneli ile  Urla-Çeşmealtı Yat Limanı ve İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili değerlendirmelerini görmekle birlikte; ben bugün burada, Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı’na bağlı Devlet Demiryolları (TCDD) Genel Müdürlüğü tarafından Ankara-İzmir-Ankara arasında çalıştırılan Mavi Tren’de neler yapıldığını ya da yapılmadığını dilim döndüğünce anlatarak, söylenenlerin ne ölçüde ciddi, samimi ve doğru olduğunu göstermeye çalışacağım. 

Geçtiğimiz hafta sonunda Ankara’da yapılan Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi Genel Kurulu’na katılmak için Cumartesi gecesi otobüsle Ankara’ya gidip Pazar gecesi de trenle İzmir’e döndüm.

Otobüs yolculuğunu Pamukkale firmasıyla yaptım ve gece saat 24.00’de başlayan yolculuğu sabah saat 08.00’de Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali‘nde (AŞTİ) bitirdim. Yolculuğum, otobüs firmasının önceden taahhüt ettiği gibi toplam 8 saatlik sürede bitti ve bu süre içinde herhangi bir sorun yaşamadım.

Pazar gecesi yapacağım Ankara-İzmir yolculuğu için de, demiryolcu aile çocuğu olarak eski günleri anmak adına tren yolculuğunu tercih etmiş, biletimi almak amacıyla Basmane Garı’na gittiğimde Ankara-Eskişehir arasındaki yolculuğu Yüksek Hızlı Tren (YHT) adı verilen hızlı trenle, Eskişehir-İzmir arasındaki yolculuğu da İzmir Mavi Treni ile yapacağımı öğrenmiştim.

1_Y0n8TSdtR9NGRiBTonFz0w

İsterseniz trenle yaptığım bu maceralı Ankara-Eskişehir-İzmir yolculuğunun “yarın öbür gün yazarım” düşüncesiyle not aldığım ilginç anlarını ve bunlarla ilgili değerlendirmelerimi maddeler halinde sizlerle paylaşmaya başlayayım:

1. Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi-Ankara Garı arasında bindiğim taksinin sürücüsünden trene binmek eskiden olduğu gibi Tarihi Ankara Garı‘na gitmeme gerek kalmadığını; bundan böyle Tarihi Ankara Garı‘nın güneydoğusundaki Celal Bayar Bulvarı üstündeki yeni YHT Garı’na gitmem gerektiğini öğrendim.

2. Yüksek Hızlı Tren (YHT) için yaptırıldığı anlaşılan çelik ve cam karışımı pırıl pırıl parlayan yeni binanın bir gar binası konseptinden çok bir AVM konseptinde tasarlandığını gördüm ve bu görüşümü gişedeki bayan görevli ile paylaştığımda onun da aynı görüşte olduğunu anladım.

3. Yüksek Hızlı Tren (YHT) bana söylendiği gibi saat 20.55’de hareket ederek 1 saat 31 dakikalık yolculuğun sonunda saat 22,26’da Eskişehir Garı’na ulaştı.

4. Teknolojinin son nimetleriyle donatılmış olmasına karşın trenin, yurt dışındaki örneklerine kıyaslandığında sarsıntılı olduğunu gördüm. Nitekim bir gece önce İzmir’den Ankara’ya gelen Mülkiyeli arkadaşlarımda da aynı şeyleri söyleyerek bu durumu doğrulamışlardı.

5. Eskişehir Garı benim bilip aradığım, trenin pencerelerinden sarkarak simit aldığımız ya da boza içtiğimiz eski Eskişehir Garı değildi. Yaptıkları müdahalelerle O eski tarihi yapıyı asıl kimliğinden uzaklaştırmışlardı. O nedenle de, havada eski günlerin kokusu yoktu…

Yeni gar ile ilgili olarak aklımda kalan tek şey ise onca para ile yapılan bu yeni garın, yapım esnasında yalıtım sorunlarının çözülemeyişi nedeniyle kesif bir şekilde küf kokmasıydı.

6. Yüksek Hızlı Tren (YHT) Eskişehir Garı’na 22.26’da varmış olmasına karşın onun devamı olan Eskişehir-İzmir Mavi Tren‘i ancak bir saat sonra, 23.30’da hareket etti. O nedenle de gar ve çevresinde anlamsız bir şekilde zaman geçirmek zorunda kaldım.

7. İzmir Mavi Treni‘nin tekli koltuklarında oturmakla birlikte içerisi oldukça sıcaktı ve klimaların yeterince çalışmayışı nedeniyle içerideki hava sabaha kadar oldukça ağırlaştı. Konuştuğum görevliler bile bu sorunu kabul edip kendi rahatsızlıklarını ceplerinde taşıdıkları kolonyalarla çözdüklerini itiraf ettiler.

8. Gece saat 02.00 sıralarında tuvalette cüzdanını düşürüp kaybettiğini iddia eden bir yolcu bu durumun yapılacak bir anonsla duyurulmasını ve kendisine yardımcı olunmasını istediği halde; görevliler tarafından “şimdi herkes uyuyor, anons yapamayız” denilerek oyalandı. Hatta kendisine indiği yerde polise başvurabileceği, kendilerinin hiçbir şey yapamayacağı bile söylendi. Ancak bu durum sabah 06.00-07.00 sıralarında değişerek yolcuyla ilgilenilmeye başlandı ve gerekli olan anonslar yapıldı. Ancak aradan geçen zaman içinde tren bir çok ara durakta durmuş ve belki de cüzdanı bulan ya da çalan yolcu çekip gitme olanağından yararlanmıştı.

9. Cüzdanı kaybolan yolcu ile görevliler arasındaki diyaloglar sırasında görevlilerden, bu trene en kısa mesafenin en ucuz bilet bedelini ödeyerek dadanan “tren fareleri“nin varlığından haberdar olduk. Tabii ki o saatten sonra yeni binen her yolcu bizim için yeni bir “tren faresi” olup çıkmıştı.

10. İzmir Mavi Treni olarak tanımlanan ekspres, sabaha karşı aniden hüviyet değiştirerek birden bire eskilerin “posta treni“ne dönüştü. Tren o andan başlayarak adeta her istasyonda uzun süreler durarak indisi-bindisi çok yerel bir banliyö gibi çalışmaya başladı. Bu durum Manisa sınırları içinde adeta yerel bir Manisa İZBAN’I halini aldı.

Daha sonra İnternette yaptığım araştırmalarda ise bindiğim trenin Eskişehir-İzmir hattındaki toplam 24 ara istasyonda durup beklediğini öğrendim:

Eskişehir – Porsuk – Sabuncupınar – Uluköy – Alayunt – Kütahya – Tavşanlı – Değirmisaz – Ballıköy – Gökçedağ – Sındırlar – Dursunbey – Gazellidere – Mezitler – Balıkesir – Savaştepe – Soma – Kırkağaç – Akhisar – Kapaklı – Saruhanlı – Manisa – Muradiye – Menemen – Çiğli – Basmane.

Tabii ki bütün yaşadığım, Ankara’dan İzmir’e trenle gidip eski günleri anmak isteyen benim gibi birinin sabrını zorlayacak şekilde o kadar fazla istasyon duruşu ve uzun bekleyişlerin sonunda adeta köy ve kasabalar arası çalışan posta katarına dönüşen bir maceradan başka bir şey değildi…

11. Yaşadığım yolculuğun en acıklı yanı ise otobüsle 8 saatte gittiğim bir mesafeyi, içinde bulunduğumu koşullarda tamı tamamına 14 saat 27 dakikada almış olmamdı. Diğer bir ifadeyle ülkemizdeki en hızlı tren olan Yüksek Hızlı Tren (YHT)’den sonra toplam 566,2 kilometre uzunluğundaki Eskişehir-İzmir hattını saatte 47,18 kilometre hızıyla kat ederek “attan inip deveye binme” halini yaşamış olmamdı. 

Buna da resmen “eziyet” ya da “işkence” deniliyordu…

dscn6605

Şimdi gelin hep birlikte Ulaştırma, Habercilik ve Denizcilik Bakanı Ahmet Arslan’a doğrudan bağlı TCDD Genel Müdürlüğü’ndeki bilgili, deneyimli ve birikimli yönetici ve çalışanlarla sayın bakanın bizlere uygun gördükleri böylesi bir ulaşım hizmetini sağlamak için canla başla nasıl çalıştığını hep birlikte hayal edip yorumlayalım…

İzmir’in Nevruz’u…

Ali Rıza Avcan

Dün, Alsancak Gündoğdu Meydanı’ndaki Nevruz bayramı kutlamasındaydım.

Barış, demokrasi ve özgürlükten yana tüm meslek örgütleriyle sendika ve partilerin, sivil toplum kuruluşlarıyla platformların katılıp destek verdikleri, bir arada oldukları keyifli bir beraberliğin ortağıydım… 

İlk kez 2015 yılında yapılan, 2016 yılında devam ettirilen, 2017 yılında ise Valilikçe yasaklanan kutlamanın bu yılki programına göre etkinlik gündüz 12.00-17.00 saatleri arasında yapılacaktı.

Bir kutlamaya bu şekilde beş saatlik uzun bir sürenin ayrılması ve bunun hafta içi bir günde gerçekleştirilmesi; ayrıca gelenlerin bir süre sonra ayrılması nedeniyle büyük bir meydanda kalabalık bir görüntünün yakalanması oldukça zordu. Ama yine de o büyük meydanda beklenilenden daha fazla sayıdaki katılımcının bir araya geldiği ve bunun geçen her dakikada daha da arttığını gördüm.

Ayrıca Nevruz’u kutlamak amacıyla Gündoğdu’ya gelenlerin kara tarafından çift sıra bariyerlerle çevrelenmiş; daha doğrusu “hapsedilmiş” olması, tek giriş noktasının eski NATO binası önünde bulunması ve diğer mitinglerde gördüğümüzün aksine Alsancak tarafında herhangi bir giriş-çıkış kapısının açılmaması, bu kutlamaya daha fazla insanın katılmaması amacıyla emniyet güçlerinin geliştirdiği gizli stratejilerden biriydi.

001 (2)

Çünkü böylelikle Sevinç Pastanesi’nin önüyle Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeki kalabalıkların bu kutlamayla ilişkisinin koparılması suretiyle, o bölgedeki halkın kutlamalara ilgisiz kalması mümkün olacak, oluşturulan bütün zorluklara karşın katılmak isteyenlerin eski NATO Binası’na kadar yürümeyi göze alması gerekecekti. 

Ama ben, varlığımla orada olup yapılan onca baskı, adaletsizlik ve haksızlığa karşı durmak, yaşanan sevince ortak olmak ve dostlarla merhabalaşmak amacıyla Alsancak İzban İstasyonu’ndan başlayarak eski NATO Binası hizasındaki girişe kadar yürüyerek kutlama alanına girdim, sonrasında bu giriş kapısından Gündoğdu Meydanı’na kadar geldiğim yolun aksi yönünde geri yürüyerek platformun kurulduğu alana ulaştım ve çıkarken de bütün bunların tersini yaptım.

Aslında polisin bu tür mekan düzenlemeleri, insanların toplumsal bir etkinliğe katılmasını zorlaştıran, çevreye yığdığı üniformalı ve sivil polisler, zırhlı araçlar, tepede dolaşıp duran helikopter ve dronlarla herkesi korkutup sindirmeyi amaçlayan bilinçli çabalardı.

Ama bütün bu gizli strateji ve çabalara karşın barıştan, demokrasiden ve özgürlüklerden yana insanların bir araya gelerek Nevruz’u çoşkuyla kutlaması, içinde yaşadığım kentin ve ülkenin geleceği açısından oldukça umut veren bir gelişmeydi.

Kutlama alanında uzun bir süre oynanan oyunları seyredip yapılan konuşmaları dinledikten sonra dışarı çıkıp o bariyerlerin arkasındaki İzmir’in ne vaziyette olduğunu görmeye karar verdim.

Karşıma çıkan manzara ise oldukça ilginçti….

Bir yanda, meydanda insanlar müzikler dinleyip halaylar çekip gelen baharı barış dilekleriyle kutlarken Kıbrıs Şehitleri’nin kafelerinde, lokantalarında insanlar kendi hallerinde yiyip içiyor, arkadaşlarıyla sohbet ediyor, karşılarına çıkan kahve falı tekliflerini kabul ediyor, Kitapsan önündeki müzik grubundan “Gülnihal” şarkısını dinliyor, sanki Gündoğdu Meydanı’nda kalabalık bir grubun ayrı bir Nevruz kutlaması yaptığından haberleri yokmuş gibi günlük yaşamlarını kendi hallerinde sürdürüyorlardı.

Ortada açık ve net bir şekilde iki ayrı İzmir’in olduğunu görüyordum….

Biri allı güllü, pırıltılı elbiseleriyle, halaylarıyla, Kürtçe türküleriyle ve barış haykırışlarıyla Nevruz bayramını kutluyor, diğeri ise ötekinin yaptığından habersiz ya da ilgisiz bir şekilde kendi İzmir’ini yaşıyordu.

Bu duruma belki birileri, “İzmir’de farklı din, dil, düşünce, ideoloji, mezhep ve etnik köken üzerinden farklı insan grupları bir arada yaşayabiliyorlar, böylesi bir uyumu bir sorun olmadan hayata geçirebiliyorlar” diye olumlu yaklaşabilir; ama ya görünen şey, uyumlu bir beraberliği, barış içinde bir arada olmayı yansıtmıyorsa?

Kentte yaşayan insanlar ve gruplar arasında gerilim yaratan farklılıklar varsa ve bu farklılıklar bir kesimin bariyerler içine alınması suretiyle kabul görüyorsa?

asla-ve-asla-yalnYz-yasamayacagiz2-izmir-izgazete_1

Daha farklı bir anlatışla, Nevruz kutlaması yapan kitlenin çevresine iki sıra halinde döşenen bariyerler, aslında bu iki İzmir arasındaki farkı, sınırı ya da uçurumu anlatıyorsa?

Sanırım bu çift sıra bariyerleri sorun dahi etmeyen İzmirliler açısından, bu iki ayrı İzmir sorununun fark edilerek gündeme getirilmesinin ve tartışılmasının zamanı -belki de- gelip geçmektedir…

Korkarım ki, bu tartışmayı yapmanın zamanını henüz kaçırmamışızdır….

 

“İzmir için Elele” anlayışıyla “pamuk eller cebe”…

Ali Rıza Avcan

İzmir’in Alsancak semtinde uzunca bir süredir harabe haliyle kaderine terk edilen tarihi Alsancak Elektrik Fabrikası, geçtiğimiz günlerde ortaya çıkan satış haberleriyle ranttan nemalanan kesimlerin heveslerini canlandırmış gözüküyor.

Haberi ilk önce 22 Ocak 2018 tarihli Ege’deSonSöz ile Gözlem gazetelerinin “İzmir’in kalbinde ‘tarihi’ özelleştirme!” başlıklı haberlerle duyduk.

Ardından 21 Şubat 2018 tarihli Hürriyet Ege “Tarihi Elektrik Fabrikası satışa çıkarıldı“, 22 Şubat 2018 tarihli Sözcü “Kocaoğlu’ndan ‘Elektrik Fabrikası’ çıkışı“, yine aynı tarihli Cumhuriyet “AKP, tarihi de satıyor” ve 23 Şubat 2018 tarihli İz Gazete “Tarihi Elektrik Fabrikası TBMM gündeminde” başlıklarıyla bu konudaki gelişmeleri okurlarına duyurdular.

Bu arada TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi, 9 Şubat 2018 tarihinde yaptığı basın açıklaması ile “Tarihi Alsancak Elektrik Fabrikası İzmirlinin kalsın” dedi.

Aynı tarihte başını avukat Senih Özay‘ın çektiği ve Ali Ercan Özgür, Betal Özay, Ahu Tahmilci, Nefne Atik, Oğuz Dönmez, Emel Çoban ve Nart Atik‘den oluşan bir grup aktivist ve avukat bir araya gelerek bu yapının çocuk oyun alanları ile birlikte bir modern sanatlar müzesi olarak yapılandırılmasını talep edip yapılacak satış işlemini mahkemeye taşıyacaklarını ifade ettiler.

Konunun köşe yazarları düzeyinde gelişimi, Selim Türsen‘in “40 medeniyete bir müze yetmez” başlıklı 26 Şubat 2018, Oğuz Örnek‘in “103 yılımı satamazsın” (Habertürk) başlıklı 2 Mart 2018, Nedim Bubik‘in “Tarihi Elektrik Fabrikası için İzmir kolları sıvar mı?” (Hürriyet) başlıklı 3 Mart 2018, Saadet Erciyas‘ın “Tarihi Elektrik Fabrikası kentin gündeminde” (kentyasam.com) başlıklı 14 Mart 2018 tarihli yazılarıyla ortaya çıktı. 

Bu konudaki son çıkış ise, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu’ndan geldi ve kurul üyesi meslek odaları 16 Mart 2018 tarihinde CHP İzmir milletvekilleri Musa Çam, Kamil Okyay Sındır, Zeynep Altıok, Murat Bakan, Tacettin Bayır ve Özcan Purçu ile birlikte tarihi Alsancak Elektrik Fabrikası‘nın önünde düzenledikleri basın açıklamasında, “Kentin, İzmirlinin bu ortak sesini, hep birlikte büyütelim. Tarihi değerimizin kültürel yaşama katkı sağlayacak şekilde teknoloji müzesi ve eğitim merkezine dönüştürülmesi çağrımızı tekrarlıyoruz. Korunması gereken bu fabrikanın ‘özelleştirme’ adı altında zamanla yok edilerek, arazisinin ticari olarak yapılaşmaya açılmasına karşı hep birlikte mücadele edelim” dediler.

Bütün bu haber ve gelişmelerden de anlaşılacağı üzere, tarihi Alsancak Elektrik Fabrikası‘nın satılmayıp bir kültür sanat merkezine dönüştürülmesi için milletvekilleri, TMMOB, basın mensupları ve sivil girişimler düzeyinde güçlü bir İzmir savunması örgütlenmiş durumda.

izmir-ekonomik-kalkinma-koordinasyon-kurulu-nda-gorev-degisimi

Ben de böylesi güzel ve güçlü bir kent savunması çerçevesinde, tarihi Alsancak Elektrik Fabrikası‘nın bir çağdaş kültür ve sanat merkezi olarak İzmir’e kazandırılması amacıyla şöylesi bir teklifte bulunmak istiyorum:

Öncelikle bu tarihi yapının bugüne kadar bütün yazılıp çizilen ya da söylenenlerin aksine İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce satın alınmasını, İzmir Büyükşehir Belediyesi kaynaklarının bu konuya ayrılmasını istemiyorum.

Ardından da 2009 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde oluşturulan ve bugün 137’ye ulaşan üye sayısıyla oldukça güçlü bir mali güce sahip olan İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu’nun (İEKKK) varlığını hatırlatmak, bu hayırlı girişimde devreye bu kurulun girmesini istiyorum.

2009 yılında İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin önerisi üzerine İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından genellikle AKP yandaşı olmayan iş adamları, sanayiciler, iş dünyası derneklerinin yöneticileri ve medya mensupları arasından seçilip oluşturulan; bu nedenle de “İzmir’in patronlar kulübü” olarak nitelenen bu grubun, bu tarihi yapının İzmir’e yeniden kazandırılması konusunda bir görev üstlenmesini, kendi aralarında oluşturacakları bir finansman havuzu ile İzmir’e örnek oluşturacak güzel bir girişimde bulunmalarını öneriyorum.

Aralarında Akça Holding, Arkas Holding, Bakioğlu Holding, Enda Enerji Holding, Güçbirliği Holding, İnci Holding, Petkim Holding, Yaşar Holding, Mopak Grup, ESBAŞ, İzmir Demir Çelik, Tesco Kipa, Batıçim, İzmir Ticaret Odası (İZTO), Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), Ege Sanayici ve İş Adamları Derneği (ESİAD), Ege Genç İş Adamları Derneği (EGİAD) gibi İzmir’in önde gelen holding, şirket, meslek örgütü ve derneklerinin bulunduğu; üstüne üstlük İzmir’le ilgili her düzeydeki büyük ve önemli projede, özellikle de Kültürpark gibi kenti ilgilendiren konularda kentin büyük bir kültür sanat merkezine ihtiyacı olduğunu söyleyip İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kültürpark ile ilgili projesini savunan; ayrıca verdikleri fikirlerle İzmir’le ilgili diğer büyük ve önemli projeleri şekillendiren bu patronlar kulübünün tarihi Alsancak Elektrik Fabrikası‘nın satın alınıp işletilmesinde bir adım öne çıkarak İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin üstündeki bu yükü almasını, kamu kaynakları ile yapılan işlere çeki düzen vermekten vazgeçerek kendi sloganları olan “İzmir İçin Elele” anlayışı çerçevesinde kendi ceplerinden çıkaracakları paralarla bu tarihi yapıyı İzmir’e armağan etmelerini bekliyorum.

Ayrıca İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) üyelerinin kimler olduğu konusunda sizlere fikir vermesi amacıyla 137 kişilik üye listesini gösteren linki aşağıya ekliyorum.

tarihi-alsancak-elektrik-fabrikasi

Tabii ki bu arada, bu tarihi yapının İzmir’e kazandırılması için öne çıkan Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği‘ne, bu konuda yazdıkları haber ve makalelerle kamuoyu oluşturan gazetecilere ve mücadele etmek için bir araya gelen avukat Senih Özay ile arkadaşları gibi sivil oluşumlara teşekkür etmeden geçmek istemiyorum…


İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu üyelerini öğrenmek için:

http://www.izmirelele.com/content.aspx?id=1&mid=66

 

 

Karşıyaka’nın Cumhuriyet hafızasına sahip çıkmak…

Ali Rıza Avcan

Karşıyaka’da Antik dönemlerden bu yana varlığını koruyan kaç adet arkeolojik, tarihi ve kültürel değer vardır ve bunların özellikleri nelerdir?

Bu soruların cevabı, bugüne kadar Karşıyaka’daki arkeolojik, tarihi ve kültürel değerleri belirlemek amacıyla ayrıntılı bir envanter çalışması yapılmadığı için -ne yazık ki- net bir şekilde verilememektedir.

Bu anlamda, Karşıyaka’daki somut  ya da somut olmayan tüm arkeolojik, tarihi ve kültürel değerlerin sayısı, yerleri ve özellikleri bilinmemekte ve bunun doğal bir sonucu olarak bu değerlerin korunması için doğru, sağlıklı ve sonuç alıcı bir koruma planı hayata geçirilememektedir.

İzmir Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından hazırlanıp 2012 yılında “İzmir Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri” adıyla yayınlanan üç ciltlik çalışmanın ikinci cildindeki bilgilere göre;

Karşıyaka ilçesi sınırları içinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca tescillenmiş 1 anıt mezar (Zübeyde Hanım Anıt Mezarı), 1 doğal sit alanı (Zübeyde Hanım Parkı), 1 havra (Mezaket Arabim Havrası), 2 kilise (Saint Antoine ve Saint Helen Katolik kiliseleri), 2 cami (Hacı Osman Paşa ve 1843 sokak cami), 1 tren istasyonu (Karşıyaka Tren İstasyonu), 1 Hamam (Alibey Hamamı), kamu kurumlarınca kullanılan 3 bina (Karşıyaka Polis Merkezi Amirliği, MEB Rehberlik ve Araştırma Merkezi, Necip Demir Ticaret Meslek Lisesi), 5 köşk (Alyotti, Heinrich Van Der Zee, Löhner, Penetti ve Uşakizade Latife Hanım), Karşıyaka Öğretmenler Lokali, anaokulu olarak kullanılan 2 bina, 1 konsolosluk evi, 16 iş yeri olarak kullanılan bina, 23 konut olarak kullanılan bina, 42 adet sivil mimari örneği bina, 4 adet taşınmaz, 2 mezarlık (Dedebaşı ve Soğukkuyu Mezarlığı), Donanmacı mahallesindeki 1 adet eski kaymakamlık binası, Gün Sazak Bulvarı’ndaki çam ağaçları, Rüştü Şardağ Caddesi’ndeki 4 adet dut ağacı, Yalı Caddesi’ndeki palmiyeler, Soğukkuyu’daki meşe ve manolya ağaçları bulunmaktadır. (1)

Gördüğümüz kadarıyla listelenen bu taşınmaz kültür varlıklarının çoğunu Osmanlı Dönemi eserleri oluşturmaktadır. Cumhuriyet Dönemi’nde yapılıp tescillenmiş tek  taşınmaz, Mustafa Kemal Atatürk‘ün annesi Zübeyde Hanım‘ın anıt mezarı ve o mezarın içinde yer aldığı Zübeyde Hanım Parkı‘dır. 

Karşıyaka tarihi ile ilgilenenlerin de bildiği gibi Zübeyde Hanım‘ın ölümünden sonra Latife Hanım tarafından yaptırılan mezarı, aradan 17 yıl geçtikten sonra 1940 yılında Mustafa Kemal Atatürk‘ün arzuladığı hale getirilmiş; böylelikle Karşıyakalılar, 95 yıllık Cumhuriyet Dönemi’nde yapılan tek değere sahip olmuşlardır.

Bu acıklı durumun ortaya çıkmasında, hem koruma mevzuatının hem de Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı kültür varlıklarını koruma bölge kurullarının Cumhuriyet dönemi yapı, anıt, heykel ve diğer eserleri koruma konusundaki isteksiz, olumsuz tutumlarının büyük etkisi vardır. 

Nitekim, 1972-1973 yıllarında Cumhuriyet’in 50. yılı nedeniyle Karşıyaka halkı tarafından yaptırılan 44 yıllık Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı bile tescillenip korunmadığı, daha doğrusu tescillenmesi Cumhuriyet düşmanı güçler tarafından reddedildiği için geçtiğimiz yıl Karşıyaka Belediyesi ile İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu‘nun işbirliği içinde yeni bir vandallık örneği olarak daha büyüğünün yapılacağı vaadiyle yıkılmış ve yerine hiçbir ortak yaşanmışlık duygusu ile yüklü olmayan devasa bir beton kitle yükselmeye başlamıştır.

Bu anlamda, Karşıyaka’da Zübeyde Hanım Anıtı ve Zübeyde Hanım Parkı dışında Karşıyaka’nın Cumhuriyet Dönemi hafızasını temsil etmek amacıyla tescillenip koruma altına alınmış tek bir yapı, tek bir taşınmaz bulunmamaktadır (!)

Bu saptama, Karşıyaka halkının sahiplendiği Cumhuriyet değerleri, Mustafa Kemal Atatürk‘e saygı ve “Karşıyakalılık” ruhu kapsamında sanırım çoğu Karşıyakalı’nın bilmediği, fark etmediği ya da dikkate almadığı veya almak istemediği; ama eminim hepsinin yüreğini kanatacak önemli bir saptamadır (!)

89948911

Gelelim şimdi dökümünü yaptığımız Osmanlı Dönemi taşınmaz kültür varlıkları içinde Cumhuriyet Dönemi ve onun değerleriyle ilişkili olanlara….

Hepimizin bildiği gibi tescilli Osmanlı Dönemi taşınmazları arasında Cumhuriyet Dönemi ile ilgili olan üç önemli taşınmaz kültür varlığı bulunmaktadır:

Birincisi, İzmir’in Yunan işgalinden kurtulduğu 9 Eylül 1922 tarihi sonrasında çok kısa bir süreyle Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk‘ün karargah binası olarak kullandığı meşhur İplikçizadeler (Alatini) Köşkü….

İşgal döneminde İzmir Yunan Genel Valisi Stergiyadis‘e ve İzmir’i ziyaret eden Yunan Kralı I. Konstantin‘e ev sahipliği yapan, işgal sonrası Mustafa Kemal Atatürk tarafından karargah olarak kullanılan, sonrasında pansiyon, çocuk yuvası olarak hizmet veren bu tarihi yapı, yerine modern bir apartman kondurmak amacıyla İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak‘ın görevde olduğu 1976 yılında yıkıldığı için bugün artık ne yerinde ne de yukarıdaki listede yer alıyor….

Açıkçası İzmir’in ve Karşıyaka’nın önemli bir tarihi değeri, o günlerde o binayı yıkan inşaat sahipleri ve o yıkıma itiraz etmeyen iktidar sahipleri; hatta yıkımı kolaylaştıranlar sayesinde bugün -ne yazık ki- ortada yok (!)

CU5s3pSUsAEgP9t

Karşıyaka Karargah Binası 001

Bu durumu, İzmir’e yerleştiğim ilk yıl Yaşar Aksoy‘un Atlas Dergisi’nin 1996 Haziran tarihli İzmir Özel Sayısı‘ndaki “İzmir’in İçinde ve Ötesinde” başlıklı yazısından (2) öğrendiğim için çalıştığım Prometheus İnsan Kaynakları‘nın sponsorluğu çerçevesinde bu tarihi binayı ve o binada yaşananları; ayrıca o binayı yıkarak kentteki Cumhuriyet hafızasını yok etmek isteyenleri anımsatmak amacıyla o binanın bulunduğu yerdeki Çağlayan apartmanın önüne tanıtıcı bir tabela yaptırarak 9 Eylül 1999 günü Karşıyaka Belediye eski başkanı Şebnem Tabak‘la birlikte açma mutluluğunu yaşamıştım.  

Karşıyaka Karargah Binası

ÇAĞLAYAN APT (1)İkinci önemli taşınmaz kültür varlığı, Mustafa Kemal Atatürk‘ün annesinin ölümü nedeniyle geldiği 27 Ocak 1923 tarihiyle bir heyetle birlikte Manisa’dan İzmir’e geldiği 11 Ekim 1925 tarihinde kullandığı Karşıyaka Tren İstasyonu‘dur.

Ancak Karşıyaka İstasyonu‘nun bugün içinde bulunduğu içler acısı durum da, bu binanın Mustafa Kemal Atatürk ile ilişkisini ortaya koymaktan uzaktır.

ataturk_kyakada_27011923

Üçüncü taşınmaz kültür varlığı ise Mustafa Kemal Atatürk‘ün annesi Zübeyde Hanım‘ın hastalığı nedeniyle yerleşip 14 Aralık 1922-14 Ocak 1923 tarihleri arasındaki bir aylık dönemde yaşadığı Latife Hanım Köşkü’dür.

Mustafa Kemal Atatürk‘ün annesi Zübeyde Hanım‘ın çok kısa bir süre yaşadığı Latife Hanım Köşkü ise yine aynı şekilde aradan tamı tamamına 85 yıl geçtikten sonra ancak 2008 yılında restore edilerek bir anı evi olarak hizmete açılmıştır.

Bu anlamda, Karşıyaka ölçeğinde Mustafa Kemal Atatürk ile annesi Zübeyde Hanım ile ilgisi olan bu değerli taşınmaz kültür varlıklarının ya yıkılıp yok olması ya da uzun yıllar ihmal edildikten sonra restore edilip korunması şeklinde bir ihmalkarlığın yaşandığı, Karşıyaka’nın bu çerçevede bugüne kadar iyi bir sınav vermediği söylenebilir. 

Bir de bunun üstüne, 1973 yılında Cumhuriyet’in 50. yılı nedeniyle Karşıyaka halkının bağış ve yardımlarıyla yaptırılan Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı, Karşıyaka Belediyesi‘nin İller Bankası’ndan aldığı kredi ile daha büyüğünü yaptıracağı iddiasıyla yıkılmış; böylelikle 44 yıllık bir anıtın anlam yüklü geçmişi yok sayılarak yepyeni bir beton kitlenin yapımı gündeme getirilmiştir.

Bu yıkımda çoğu Karşıyakalı ve Karşıyaka’yı temsil ettiği iddiasındaki kişi, kurum ve kuruluşlar bu yıkıma karşı çıkmamış, bu amaçla ortaya çıkanlara destek olmamış, 44 yıllık bir hafızanın aynen İplikçizade Köşkü‘nde olduğu gibi yıkımına bile bile göz yummuş, hatta yapılan basın toplantılarına katılarak bu suça ortak olmuştur.

Şimdi de çıkıp, eski anıtın yıkımına karşı çıkanlara “tamam artık, anladık; bu itirazı daha fazla devam ettirmeyin. Mevcut durumu kabul edin” diye akıl vermeye kalkmakta, eski suç ortaklarını unutarak bizlerin de kendileri gibi davranmasını istemektedirler.

Şimdi onlara şu soruları sormak gerekir;

Mustafa Kemal Atatürk‘ün anılarıyla yüklü İplikçizade Köşkü yıkılıp yerine Çağlayan apartmanı yapılırken neredeydiniz ve ne yaptınız?

Cumhuriyet dönemi sivil mimarlığın önemli ve güzel bir örneği olan Özsaruhan evinin yıkımına TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi karşı çıkıp dava açarken neredeydiniz ve ne yaptınız?

1923-2008 döneminde metruk vaziyetteyken sahibi olan inşaat şirketi, bu binayı restore etmenin karşılığında aynı parselde yüksek binalar yapabilmek için İzmir Valisi Kemal Nehruzoğlu ile pazarlık yaparken neredeydiniz ve ne yaptınız?

Atatürk’ün bizzat iki kez kullandığı Karşıyaka Tren İstasyonu garip bir kafeye dönüştürülürken, bir avuç Karşıyakalı oranın bir kent müzesi olabilmesi için mücadele ederken neredeydiniz ve ne yaptınız?

1972 ve 1973 yıllarında, sırf bu amaçla kurulan sivil bir derneğin halktan ve çocuklardan topladığı bağış ve yardımlarla yaptırdığı 44 yıllık Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı yıkılıp tüm hafızamız bir çırpıda çöpe atılırken neredeydiniz ve ne yaptınız?

Emir_ERTEN_zmir201441

Evet, sahi neredeydiniz ve ne yaptınız?

Sizin de bileceğiniz gibi Karşıyaka’yı sevmek sadece yazıp çizmekle, törenlere katılıp nutuklar atmakla, dernekler kurup anıtlar yaptırmakla, önemli günlerde kutlamalar yapıp ödüller almakla olmuyor…

Karşıyaka’yı sevmek, kentin Cumhuriyet Dönemi ile ilgili hafızasını ortaya koyan arkeolojik, tarihi ve kültürel değerleri koruyup onlara sahip çıkmakla mümkün olabiliyor… 


(1) İzmir Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri, Cilt 2 G-N, İzmir Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İzmir, 2012, s. 47-117

(2) Aksoy, Yaşar (1997), “İzmir’in İçinde ve Ötesinde“, Atlas Dergisi Özel Sayısı, Haziran 1996, s. 76-87

Delta’da eskinin kirli izleri…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz Çarşamba günü, yani 14 Mart 2018 tarihinde Doğa Derneği‘nden Burak Özkırlı, Eyüp Fatih Şimşek ve Avukat Cem Altıparmak ile birlikte Gediz Deltası Sulak Alanı‘nın fazla bilinmeyen yerlerini dolaştık.

Amacımız, Doğa Derneği ve Avukat Cem Altıparmak ile birlikte Orman ve Su İşleri Bakanlığı aleyhine açtığımız dava için 16 Mart 2018 tarihinde yapılacak bilirkişi keşfi ile ilgili planımızı yerinde görerek belirlemekti.  

Çünkü, 4 Nisan 2014 tarih, 28962 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği“nde yer almadığı halde Orman ve Su İşleri Bakanlığı Ulusal Sulak Alan Komisyonu (USAK) tarafından İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açmak amacıyla icat edilip Gediz Deltası Sulak Alanı haritasına  işlenen “Hassas Kullanım Bölgesi“nin mutlak koruma alanlarından hiçbir farkı olmadığını ; ayrıca uluslararası koruma altındaki Ramsar alanı ile “Kontrollü Kullanım Alanı“nın birbirleriyle çakıştığı alanları bilirkişi heyetine göstermek istiyorduk.

Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi & İzmir Körfez Geçişi ProjesiO amaçla, Ulusal Sulak Alan Komisyonu (USAK) tarafından Hassas Kullanım Alanı” olarak tanımlanan bölge ile “Sürdürülebilir Kullanım Alanı” olarak tanımlanan bölge arasında kalan ve günlük dilde “Degaj” olarak adlandırılan bölgeyi dolaştık. 

Bunun için ilk önce İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı İzmir Su Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’ne (İZSU) ait Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi çevresinden ve içinden sahile ulaşmaya çalıştık ama başarılı olamadık. Bunun nedeni İZSU’nun güvenlik gerekçesiyle bu bölgedeki birçok toprak yolu ve geçidi tahrip etmiş olmasıydı. Bu girişimimiz sırasında çok kötü kokan bir atmosfer içinde çökeltme havuzlarındaki tehlikeli atıkların arıtılmasına tanık olduk ve bütün bu kirli işlemlerin böylesi bir doğa içinde yapılmış olmasına şaşırdık.

Atık çökeltme havuzlarının hemen kenarında gerçekleştirdiğimiz bu maceralı girişim sırasında tesisin güvenlik açığını ortaya çıkardığımız için güvenlikçileri ve tesis yöneticileri yorup terlettiğimizi de fark ettik…

Proje Bölgesi

İkinci girişimimizi ise Sasalı Kent Ormanı‘ndaki mutlak koruma alanı tellerinde açılan bölümlerden girmek suretiyle yaptık. Bu sırada mutlak koruma alanını çevreleyen tel örgünün çevrede hayvancılık ve balıkçılık yapan insanlarca tahrip edildiğini, bu bölge içinde büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği için geçici tesislerin yapıldığını, koruma bölgesi içine yayılan sürülerinin hatırı sayılır bir boyuta ulaştığını gördük. Hatta topladıkları çuvallar dolusu deniz börülcesini araçlarıyla götüren insanlarla konuşup görüştük.

Kent ormanı içinden yaptığımız bu ikinci girişimimizde amacımıza ulaştık. Böylelikle “Degaj” denilen bölgede “Sürdürülebilir Bölge” adı verilen bölge ile “Hassas Kullanım Bölgesi” olarak tanımlanan bölgenin tam ortasında durarak aslında yanyana duran bu iki bölge arasında bir farklılık olmadığını, her iki bölgenin bitki ve hayvan varlığı açısından birbirine benzediğini gördük. Bir anlamda bu iki bölge arasındaki sınır çizgisinin, cetvelle çizildiği söylenen Türkiye-Suriye ve Türkiye-Irak sınırları gibi yapay bir sınır olduğunu, doğanın böyle bir sınıra sahip olmadığını anladık.

Tabii ki, bu arada gördüğümüz ve daha önce haberimiz olmadığı için şaşkınlıkla karşıladığımız yer “Degaj” adı verilen arka arkaya sıralanmış adaların birleşiminden oluşan yapay bir yarımadaydı.

Degaj Bölgesi

Bu bölgeye gelmeden önce gördüğümüz sık aralıklarla yapılmış trafo binaları ve birbirini izleyen yüzlerce elektrik direği ise Ramsar Alanı ya da İzmir Kuş Cenneti olarak tanımlanan bu bölgede bir tarihlerde bir şeylerin yapılmak istendiğini gösteriyordu. 

O merakla dönüp bilgisayarımın karşısına oturduğumda “Degaj” sözcüğünün buraya Osmanlı Devleti zamanında Çamaltı Tuzlası‘nı işleten İtalyanlar tarafından verildiği, sözcük anlamının ise ‘serbest‘, ‘sıkıntısız‘, ‘doğal‘, ‘rahat‘, ‘açık‘ ya da ‘geniş‘ anlamına geldiğini öğrendim. 

ilks2-1
Yüzer liman maketi
ilks2-3
Arkas Holding yetkilileri

İnternette yaptığım bu araştırmaların devamında da, 12 Ağustos 2004 tarihli Yeni Asır Gazetesi haberinden, Arkas Holding’in 2004 yılında bu bölgede büyük bir konteyner limanı yapmak için girişimde bulunduğunu, limanın ilk bölümünün iki yıl içinde 300 milyon dolara tamamlanacağını, projelendirilen limanın karadan 3,5 kilometre açıkta  1.400 metre uzunluk ve 350 metre genişlikte yüzer bir platform olarak inşa edileceğini, bu platformla sahil arasındaki 3,5 kilometrelik mesafenin kazıklar üzerindeki bir yolla aşılacağını öğrendim. Gazete haberine göre projeyi anlatan Arkas Holding yetkilileri bu bölgenin Ramsar sözleşmesine dahil olan yerin de dışında yer aldığını, Gediz Deltası dışında bulunduğunu için çevreye zararının bulunmadığını ve İzmir Kuş Cenneti’ne 9 kilometre uzaklıkta inşa edileceğini belirtmişler.

Aynen şimdi İzmir Körfez Geçişi Projesi için söylendiği gibi… 

Anlaşılan, birilerinin bu bölge ile ilgili menfaatleri söz konusu olduğunda, söyleyeni kim olursa olsun, tarih bir anlamda tekerrür edip duruyor…

1. derece Doğal Sit Alanı, Ramsar alanı ve Mutlak Koruma Alanı olarak ilan edilmiş bölgede gördüğümüz beton elektrik direklerinin ise 2008 yılında dikildiğini, 2012 yılında alanın bir bölümünün gözenekli telle çevrildiği, İzmir Kuş Cenneti‘ndeki yapılaşma girişimlerinin 2003 yılına kadar uzandığını, 2003 yılının Ekim ayında Yapı Kredi Bankası’nın taşınmazları arasında yer alan ve İzmir Kuş Cenneti sınırları içinde kalan 1 milyon 200 bin metrekarelik arazinin satışına dayandığını öğrendim.

Elektrik Direkleri

Ayrıca Eskidji Müzayede Evi tarafından 10 Ekim 2003 tarihinde yapılan açık arttırmada söz konusu arazinin kimliği gizli tutulan bir kişi tarafından 4,1 trilyona satın alındığını, İzmir Kuş Cenneti‘nin göbeğinde ve kanalların yer aldığı alanın hemen yanında yer alıp yapılaşmanın yasak olduğu arazinin önceden Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde iken yapılan değişikliklerle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na devredildiğini, Kozluca Çiftliği İşlek Sırtı Mevkii‘nde Kardelen Arsa Ofisi tarafından dikilen elektrik direklerinin Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi’nin 12 Mart 2001 tarihli kararına karşın henüz kaldırılmadığını belirledim.

Beton Rampa

Sonuç olarak dün Ramsar alanının ortasındaki oldukça büyük bir bölgenin, bugün Ramsar alanının ve hemen yanındaki bölgenin liman, köprü, arıtma tesisi ya da yeni yapılaşmalar; daha doğrusu büyük boyutlu rantlar elde etme adına, İzmir Kuş Cenneti ya da Ramsar alanı şu kadar kilometre kadar uzakta gerekçesiyle işgal edilip yağmalanmak istendiğine, yerinde yaptığımız bu tespitle daha fazla inandık.

Beton Duvarlar

Nasılsa yarın öbür gün buralarda “ben yaptım oldu” mantığıyla bir liman yapılır düşüncesiyle bu bölgeye yapılan trafo binaları, dikilen beton elektrik direkleri, dökülen beton rampalar, şimdi yıkılmış olsa bile zamanında yapılmış beton duvarlar bugün yapılmak istenenlerin geçmişte kalmış somut delilleri olarak hepimizi üzüyor ve buradan rant elde etmek isteyenlerin asıl olarak İzmir sevgisinden hebardar olmadıklarını gösteriyordu…

Yargıya intikal etmiş konularda pazarlık yapmak…

Ali Rıza Avcan

Körfez geçişi bizim için önemli. Tüm projeler hazırlanmış durumda. Sanıyorum bir dava açılmış. Ulaşım master planına baktığımızda orada göremedim. Herhalde taslak olduğundan dolayı. Sizin bu projeyi desteklediğinizi biliyorum. Bu dava açanları da incelediğimizde arka planda bir organizasyon olduğunu görüyoruz. Bu da bizi rahatsız ediyor. İzmir’de yatırımları engellemek adına bir yapı var. Hükümet burada kendine bir yatırım yapmıyor. Yapılması gereken neyse onu yapıyoruz. Açık desteğinizi bekliyoruz.

Bu sözler geçtiğimiz günlerde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından makamında ziyaret edilen AKP İzmir İl Başkanı Aydın Şengül tarafından söylendi ve Ege’de Son Söz gibi birçok İnternet gazetelerinde paylaşıldı.

baskan-kocaoglu-na-ak-parti-de-surpriz-dosyaya-dosyayla-cevap-977382

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun elindeki mavi renkli bir dosya ile gidip ziyaret ettiği, karşılığında da AKP yönetiminde olan yedi ilçeye ait taleplerin yer aldığı diğer bir mavi dosyayı teslim aldığı bu görüşmede, AKP İl Başkanı Aydın Şengül açık bir şekilde İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin kendileri için çok önemli olduğunu, bu projeyi İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda göremediklerini, bu durumun söz konusu belgenin henüz taslak durumunda olmasından kaynaklanmış olabileceğini belirterek, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin yapılmaması için dava açılmış olmasından ve bu davaları destekleyen İzmirliler’in kendilerini rahatsız ettiğini söyleyerek İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘ndan kendilerine yardımcı olmasını; bu anlamda desteğini açık bir şekilde göstermesini istemiştir. 

Açıkçası, kendisine teslim edilen dosyadaki taleplere karşılık İzmir Körfez Geçişi Projesi için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘ndan destek istemiş; böylelikle herkesin önünde çirkin bir pazarlığın kapısını açmıştır.

Böylesi bir pazarlık girişimi karşısında, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun yapacağı tek olumlu hareket, mahkemeye intikal etmiş bir konu hakkında görüş beyan etmenin adaleti etkileme anlamına geleceğini söyleyerek bu pazarlık kapısını kapatması olurdu.

Ama öyle olmadı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, mahkemeye intikal etmiş bir konu hakkında suskun kalmayı tercih etti.

Böylelikle, İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili idari davalara bakan hakimlerin iktidardan ve yerel yönetimden kaynaklanan bir baskı altına girmesine göz yummuş oldu.

Diğer yandan da üyesi olduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin söylem ve eylemlerine aykırı bir tutum sergilemiş oldu.

Şimdi bundan sonraki süreçte İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin İzmir Ulaşım Ana Planı‘na girip girmeyeceğine ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ni desteklemek için neler yapacağına bakacağız.

HKN_9176

İşte bütün bu nedenlerle, bugünlerde;

Ülkenin uzun bir süredir KHK’larla yönetildiği, seçim yasalarının iktidardan yana adaletsiz bir şekilde düzenlendiği, insan hak ve özgürlüklerinin askıya alındığı, her türlü kötülüğün kol gezdiği bugünlerde,

Bir kentin ve o kenti var eden en önemli değerlerin böylesi çirkin bir pazarlığa konu edilmesi; en azından tehdit kokan bir pazarlığa konu ediliyor olması, İzmir için büyük bir talihsizliktir…

Biz Kentliyiz, Biz Buradayız, Burası Bizimdir, Biz Buraya Sahip Çıkıyoruz… (3)

Ali Rıza Avcan

İZMİR’DE YENİ BİR DENEY: “ALSANCAK BÖLGE KURULU”

Kente sahip çıkıp korumanın böylesine zor olduğu ve bu mücadelenin merkezi ve yerel yönetimlerce desteklenmeyip kösteklendiği bir ortamda, tarihi ve doğal çevre ile kente sahip çıkmak çoğu kez hayalcilikle bir tutulmakta, bu uğurda mücadele edenlere uzaydan gelmiş “nostaljik” yaratıklar muamelesi yapılmakta, suya sabuna dokunmadıkları sürece onlara tahammül edilmesi gerektiği kanaatı, toplumsal bir olgu olarak kabul görmektedir.

Cep Telefonları Baz İstasyonları ve Sağlığımız - Münir Kınay & Onursal Özbek & Musa Çeçen & Rahime Ok
Alsancak Bölge Kurulu’nun “Cep Telefonları Bas İstasyonları ve Sağlımız” konulu toplantısı – Prof. Dr. Münir Kınay, Avukat Onursal Özbek, Şehir Plancısı Rahime Ok, Elektrik Mühendisi Musa Çeçen

Bütün bu olumsuz koşulların içinde, barındırdığı nüfus açısından ülkemizin üçüncü büyük kenti; ama sahip olduğu Akdeniz kültürü ile ülkemizdeki birçok ilk’i ortaya koyan, demokrasi geçmişi ve kültürü gelişkin sıcak insanların diyarı İzmir’in göbeğinde, adeta tüm İzmir’in “özet”i olan, İzmir’in bütün sorunlarını bünyesinde barındıran, bir anlamda “küçük ölçekli bir İzmir”; ama aynı zamanda, İzmir’in en “gelişmiş” ve ne yazık ki en “gelişmemiş” bölgesi olan Alsancak’da, kentlilik bilincini ve kültürünü geliştirmek; bu amaçla İzmir kentinin bütününde Alsancak’ın sorunlarını belirleyip bu sorunların çözümünü kolaylaştırmak, Yerel Gündem’21 sürecinin sloganları olan “kentine sahip çıkmak”, “çözümde ortaklık” ve “aktif katılım” ilkelerinin Alsancak ölçeğinde hayat bulması amacıyla bir kısım sivil toplum  kuruluşu ile Alsancak’da oturan, çalışan, Alsancak’ı seven ve kendini Alsancaklı hisseden yurttaşların bu bölgeden sorumlu olan Konak Belediyesi ile bir araya gelerek 2000 yılının Nisan ayında oluşturduğu Alsancak Bölge Kurulu, o tarihten bu yana gerçekleştirdiği etkinliklerle bir bölge düzeyinde kentlilik bilincinin gelişmesi, insanların içinde yaşadıkları sokağa, caddeye, mahalleye, bölgeye sahip çıkmaları için uğraş vermektedir.

Konak Belediye Başkanlığı’nın çeşitli sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile Alsancak’la ilgilenen duyarlı hemşehrilerine yaptığı çağrı üzerine 5 Nisan 2000 tarihinde yapılan ilk toplantıda, Alsancak Bölge Kurulu’nun oluşum nedenleri ortaya konmuş ve bu nedenler çerçevesinde Alsancak Bölge Kurulu’nun Çalışma Yönetmeliğini hazırlamak üzere beş kişilik bir Yürütme Kurulu’nun seçimi yapılmıştır.

Makyaj Kararına Kimse Uymuyor
“Makyaj Kararına Kimse Uymuyor” – Yeni Asır Gazetesi

Alsancak Bölge Danışma Kurulu’nca seçilen beş kişilik Yürütme Kurulu, 6 Nisan-03 Mayıs 2000 sürecinde, Alsancak Bölge Kurulu’nun oluşum nedenini, çalışma kapsamı ve yöntemlerini, organlarını ve bunların görev, yetki ve sorumluluklarını gösteren kısa, basit ve kolay anlaşılır, olası gelişmelere açık, dinamik ve esnek bir metnin hazırlanmasına dikkat etmiş ve hazırladığı Alsancak Bölge Kurulu Çalışma Yönetmeliğini Alsancak Bölge Kurulu’nun onayına sunmuştur.

04 Mayıs 2000 tarihli ikinci Danışma Kurulu toplantısında, Yürütme Kurulu’nun hazırladığı Ortak Bildiri ile Alsancak Bölge Kurulu Çalışma Yönetmeliği görüşülerek oybirliği ile kabul edilmiştir. Alsancak Bölge Danışma Kurulu tarafından kabul edilen Ortak Bildiri ile Çalışma Yönetmeliği ve Konak Belediye Başkanlığı’nın çağrı yazısı, ülkemizdeki benzer uygulamalara örnek olması amacıyla yazımız ekinde bilginize sunulmuştur.

Alsancak Bölge Kurulu, hazırlanıp kabul edilen Çalışma Yönetmeliği uyarınca 2000 yılının Mayıs ayından bu yana oluşturduğu çalışma grupları ve her ay yaptığı Danışma Kurulları ile çalışmalarına devam etmiş;

15 Haziran 2000 tarihinde yaptığı üçüncü toplantıda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce Kordon dolgu alanında yürütülmekte olan çalışmalar hakkında İzmir Büyükşehir Belediyesi Planlama Müdürü Hasan TOPAL’ın Danışma Kurulu katılımcılarını bilgilendirmesi sağlanmış, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılacak Sevinç Pastanesi önündeki Altay Meydanı düzenlemeleri hakkında katılımcıların talepleri belirlenmiş ve Kent ve Estetik Çalışma Grubu ile Ulaşım Çalışma Gruplarının ortaklaşa hazırladıkları Mimar Sinan Mahallesi’ndeki yol ve kaldırım işgalleri ile ilgili pilot projenin tanıtılması  sağlanmış,

27 Temmuz 2000 tarihinde yaptığı dördüncü toplantıda Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkan Yardımcısı Musa ÇEÇEN, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Münir KINAY, Şehir Plancısı Rahime OK ve Milliyet Gazetesi Yazarı Avukat Onursal ÖZBEK’in konuşmacı olarak katıldıkları “Cep Telefonu Baz İstasyonları ve Sağlığımız” başlıklı bir toplantı ile katılımcıların bilgilenmesi sağlanmış,

07 Eylül 2000 tarihinde yaptığı beşinci ve son toplantısında ise Alsancak Bölgesinde Konak Belediyesi’nce yürütülen temizlik hizmetleri konusunda Konak Belediyesi Temizlik İşleri Müdür Yardımcısı Mustafa SAKALLI’nın Danışma Kurulu katılımcılarını bilgilendirmesi sağlanmış; ayrıca, Mimar Sinan Mahallesi Muhtarı Gülay PEKCAN ile Alsancak Mahallesi Muhtarı Sevil DOKUZER’in verdiği bilgiler çerçevesinde değerlendirmeler yapılmış, temizlik hizmetlerinin daha iyi bir düzeye kavuşması için öneriler geliştirilmiştir.

Konak Belediyesi’nin çağrısı üzerine çeşitli sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu bir düzlemde biraraya gelen Alsancak Bölge Kurulu’nun gelişip güçlenmesi için yeterli bir sivil toplum örgütlenmesinin ve desteğinin olduğu varsayılabilir. Çünkü, 1998 yılında Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi’nin girişimiyle birçok sivil toplum kuruluşunun ve yurttaşın desteği ile oluşturulan Alsancak Sivil Katılım Platformu, Alsancak Bölge Kurulu’nun oluşturulduğu tarihe kadar, Alsancak Bölgesi’ndeki kentlilik bilincinin gelişimi için, adeta Alsancak Bölge Kurulu’nun alt yapısını hazırlarcasına, birçok etkinlik düzenlemiş, Alsancak Bölge Kurulu’nun ortaya çıkması için gerekli olan ortamı hazırlamıştır. Birçok sivil toplum kuruluşunu ve yurttaşı biraraya getirmesi nedeniyle tüzel kişilik kazanamayan; bu nedenle de dernek, vakıf, meslek odası gibi tüzel kişiliğe sahip birçok örgütten daha fazla katılımcı olan Alsancak Sivil Katılım Platformu’nun çalışmaları bir süre sonra Alsancak’la ilgili birçok örgütün ve etkinliğin ortaya çıkmasına, Konak Belediyesi’nin bu bölgeye özel bir önem vermesine yol açmıştır.

Alsancak Bölge Kurulu, bugün bu sağlam temellerin üzerine oturmuştur. Bu nedenle de, diğer birçok belediyenin yaptığı gibi yaşadığı kente ve çevreye sahip çıkan örgütlerden yoksun bir ortamda değil; aksine, yaşadığı çevreye ve kente inatla sahip çıkan resmi ya da gayri resmi birçok oluşumun “çatı”sı olarak, altyapısı tamamlanmış bir ortamda filizlenen bir sivil örgütü olarak kurumsallaşmaya, kalıcılaşmaya aday bir yapıya sahiptir.

Ayrıca, Alsancak Bölge Kurulu diğer birçok benzerinden farklı olarak ömrünü, bir belediye başkanının ya da meclisinin ömrü ile değil çoğulcu ve katılımcı demokrasi mücadelesinin sonsuzluğu ile sınırlamış, başarı ya da başarısızlıklarını resmi bir kuruluşun ömrüne endekslememiştir.

Resim1

Alsancak Bölge Kurulu’na katılmak için Alsancak’ta oturma ya da çalışma koşulu aranmamıştır. Hatta, benzerlerinden farklı olarak bunun belgelenmesi dahi istenmemiştir. Alsancak Bölge Kurulu’na katılmanın tek koşulu, aktif katılım konusunda gönüllü olmaktır. Aktif katılım konusunda gönüllü olacağını ortaya koyan herkes; Alsancak’ta oturanlar, çalışanlar, Alsancak’ı seven ve kendini Alsancaklı hissedenler her zaman Alsancak Bölge Kurulu’nun katılımcısı olabilirler, çalışmalarına katılabilirler, yönetiminde söz sahibi olabilirler.

Alsancak Bölge Kurulu’nun çalışmalarına yardımcı olan, onun çalışmalarını kolaylaştıran Konak Belediyesi ve Belediye Başkanı Erdal İZGİ, benzerlerinden farklı olarak Bölge Kurulu’nun başkanı filan değil sade bir katılımcısıdır. Gönüllü aktif katılımını ortaya koyan diğer katılımcılarla aynı haklara sahiptir. Danışma Kurulu toplantılarını yönetmez; sadece bir katılımcı olarak izler ve diğer katılımcıların sahip olduğu hakları kullanır. Tüm etkinliklerde yer alır, dilek, şikayet, öneri ve talepleri dinleyerek onları yanıtlar, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi ile Konak Belediye Meclisi’ne iletir ya da yerine getirir. Alsancak Bölge Kurulu’nun çalışmalarını kolaylaştırmak amacıyla tüm önlemleri alır, Alsancak Bölge Kurulu’nun çalışmalarını aktif bir şekilde destekler.  

Bu anlamda, Alsancak Bölge Kurulu gerek Konak Belediyesi’nden gerekse diğer belediyelerden ve resmi kuruluşlardan ayrı bir kimliğe, kurumsal bir özerkliğe sahiptir. Alsancak Bölge Kurulu hiçbir resmi ya da siyasal kuruluşun güdümünde değil; kendi belirlediği amaç ve yöntemlerle çalışan bağımsız bir yapıya sahip gerçek bir sivil toplum örgütüdür.

Yaptığı her toplantıda katılımcıların görüş, düşünce ve önerilerini ifade etmelerini isteyen; ayrıca bunları düzenlediği anketlerle öğrenmeye çalışan, bu görüş, düşünce ve önerileri oluşturduğu çalışma grupları ile projelendirmeye, oluşturduğu bu projelerin ise ilgili kamu yönetici ve yönetimlerinin uygulaması, hayata geçirmesi için çaba gösteren Alsancak Bölge Kurulu, kurulduğu günden bu yana bu bölgede oturanların, çalışanların, Alsancak’ı seven ve kendini Alsancaklı hissedenlerin yaşadıkları çevreye sahip çıkmalarını sağlayacak kentlilik bilincinin gelişmesi, “isteyen, bekleyen ve sızlanan yurttaş” tipi yerine “taşın altına ben de elimi sokarım” diyen aktif katılımcı yurttaş tipinin oluşması; böylelikle Alsancak’taki yaşam kalitesinin yükselmesi için çaba göstermektedir. 

Alsancak Bölge Kurulu Yönetmeliği 002

Bir avuç bilinçli yurttaşın ve iyi niyetli kamu yöneticisinin çabaları ile başlatılan böylesi çağdaş uygulamaların yurdun her köşesinde hayata geçirilecek yeni uygulamalarla zenginleştirilmesi, böylesi her deneyimden alınan derslerle ülkemizdeki sivil yaşamın ve mücadelesinin güçlenmesi ülkemizdeki çoğulcu ve katılımcı demokrasinin daha da güçlenmesini, yaygınlaşmasını ve kalıcılaşmasını sağlayacaktır.


Yazımızın birinci ve ikinci bölümlerine bakmak için: 

1. Bölüm: https://kentstratejileri.com/2018/03/01/biz-kentliyiz-biz-buradayiz-burasi-bizimdir-biz-buraya-sahip-cikiyoruz-1/

2. Bölüm: https://kentstratejileri.com/2018/03/06/biz-kentliyiz-biz-buradayiz-burasi-bizimdir-biz-buraya-sahip-cikiyoruz-2/