İzmir’in Nevruz’u…

Ali Rıza Avcan

Dün, Alsancak Gündoğdu Meydanı’ndaki Nevruz bayramı kutlamasındaydım.

Barış, demokrasi ve özgürlükten yana tüm meslek örgütleriyle sendika ve partilerin, sivil toplum kuruluşlarıyla platformların katılıp destek verdikleri, bir arada oldukları keyifli bir beraberliğin ortağıydım… 

İlk kez 2015 yılında yapılan, 2016 yılında devam ettirilen, 2017 yılında ise Valilikçe yasaklanan kutlamanın bu yılki programına göre etkinlik gündüz 12.00-17.00 saatleri arasında yapılacaktı.

Bir kutlamaya bu şekilde beş saatlik uzun bir sürenin ayrılması ve bunun hafta içi bir günde gerçekleştirilmesi; ayrıca gelenlerin bir süre sonra ayrılması nedeniyle büyük bir meydanda kalabalık bir görüntünün yakalanması oldukça zordu. Ama yine de o büyük meydanda beklenilenden daha fazla sayıdaki katılımcının bir araya geldiği ve bunun geçen her dakikada daha da arttığını gördüm.

Ayrıca Nevruz’u kutlamak amacıyla Gündoğdu’ya gelenlerin kara tarafından çift sıra bariyerlerle çevrelenmiş; daha doğrusu “hapsedilmiş” olması, tek giriş noktasının eski NATO binası önünde bulunması ve diğer mitinglerde gördüğümüzün aksine Alsancak tarafında herhangi bir giriş-çıkış kapısının açılmaması, bu kutlamaya daha fazla insanın katılmaması amacıyla emniyet güçlerinin geliştirdiği gizli stratejilerden biriydi.

001 (2)

Çünkü böylelikle Sevinç Pastanesi’nin önüyle Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeki kalabalıkların bu kutlamayla ilişkisinin koparılması suretiyle, o bölgedeki halkın kutlamalara ilgisiz kalması mümkün olacak, oluşturulan bütün zorluklara karşın katılmak isteyenlerin eski NATO Binası’na kadar yürümeyi göze alması gerekecekti. 

Ama ben, varlığımla orada olup yapılan onca baskı, adaletsizlik ve haksızlığa karşı durmak, yaşanan sevince ortak olmak ve dostlarla merhabalaşmak amacıyla Alsancak İzban İstasyonu’ndan başlayarak eski NATO Binası hizasındaki girişe kadar yürüyerek kutlama alanına girdim, sonrasında bu giriş kapısından Gündoğdu Meydanı’na kadar geldiğim yolun aksi yönünde geri yürüyerek platformun kurulduğu alana ulaştım ve çıkarken de bütün bunların tersini yaptım.

Aslında polisin bu tür mekan düzenlemeleri, insanların toplumsal bir etkinliğe katılmasını zorlaştıran, çevreye yığdığı üniformalı ve sivil polisler, zırhlı araçlar, tepede dolaşıp duran helikopter ve dronlarla herkesi korkutup sindirmeyi amaçlayan bilinçli çabalardı.

Ama bütün bu gizli strateji ve çabalara karşın barıştan, demokrasiden ve özgürlüklerden yana insanların bir araya gelerek Nevruz’u çoşkuyla kutlaması, içinde yaşadığım kentin ve ülkenin geleceği açısından oldukça umut veren bir gelişmeydi.

Kutlama alanında uzun bir süre oynanan oyunları seyredip yapılan konuşmaları dinledikten sonra dışarı çıkıp o bariyerlerin arkasındaki İzmir’in ne vaziyette olduğunu görmeye karar verdim.

Karşıma çıkan manzara ise oldukça ilginçti….

Bir yanda, meydanda insanlar müzikler dinleyip halaylar çekip gelen baharı barış dilekleriyle kutlarken Kıbrıs Şehitleri’nin kafelerinde, lokantalarında insanlar kendi hallerinde yiyip içiyor, arkadaşlarıyla sohbet ediyor, karşılarına çıkan kahve falı tekliflerini kabul ediyor, Kitapsan önündeki müzik grubundan “Gülnihal” şarkısını dinliyor, sanki Gündoğdu Meydanı’nda kalabalık bir grubun ayrı bir Nevruz kutlaması yaptığından haberleri yokmuş gibi günlük yaşamlarını kendi hallerinde sürdürüyorlardı.

Ortada açık ve net bir şekilde iki ayrı İzmir’in olduğunu görüyordum….

Biri allı güllü, pırıltılı elbiseleriyle, halaylarıyla, Kürtçe türküleriyle ve barış haykırışlarıyla Nevruz bayramını kutluyor, diğeri ise ötekinin yaptığından habersiz ya da ilgisiz bir şekilde kendi İzmir’ini yaşıyordu.

Bu duruma belki birileri, “İzmir’de farklı din, dil, düşünce, ideoloji, mezhep ve etnik köken üzerinden farklı insan grupları bir arada yaşayabiliyorlar, böylesi bir uyumu bir sorun olmadan hayata geçirebiliyorlar” diye olumlu yaklaşabilir; ama ya görünen şey, uyumlu bir beraberliği, barış içinde bir arada olmayı yansıtmıyorsa?

Kentte yaşayan insanlar ve gruplar arasında gerilim yaratan farklılıklar varsa ve bu farklılıklar bir kesimin bariyerler içine alınması suretiyle kabul görüyorsa?

asla-ve-asla-yalnYz-yasamayacagiz2-izmir-izgazete_1

Daha farklı bir anlatışla, Nevruz kutlaması yapan kitlenin çevresine iki sıra halinde döşenen bariyerler, aslında bu iki İzmir arasındaki farkı, sınırı ya da uçurumu anlatıyorsa?

Sanırım bu çift sıra bariyerleri sorun dahi etmeyen İzmirliler açısından, bu iki ayrı İzmir sorununun fark edilerek gündeme getirilmesinin ve tartışılmasının zamanı -belki de- gelip geçmektedir…

Korkarım ki, bu tartışmayı yapmanın zamanını henüz kaçırmamışızdır….

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s