‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (5)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in, “Başka Bir Tarım Mümkün” programını açıklamak amacıyla, 21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde yaptığı konuşmayı kelimesi kelimesine inceleyip değerlendirmeye devam ediyoruz. Bugün, “İzmir Tarım Operasyonu” adı verilen 6 aşamalı sürecin 3, 4, 5 ve 6. aşamalarını yorumlamaya çalışacağız.

3. Aşama – Lojistik, İşleme ve Markalaşma Çalışmaları

Tarım stratejimizin bir sonraki ayağında lojistik, işleme ve markalaşma çalışmaları yer alıyor. İklim krizine ve kuraklığa çözüm ürettiğimiz bu stratejik ürünlerin lojistiği; yani üreticilerden alınması, işlenmesi, paketlenmesi ve satılacak hale getirilmesi Belediye şirketimiz olan Baysan tarafından gerçekleştiriliyor. Baysan’ın burada üstlendiği rol çok önemli; çünkü İzmir Büyükşehir Belediyesi adına tüm operasyonel süreçleri gerçekleştirerek diğer tarımsal şirketlere ve kooperatiflere örnek teşkil ediyor. Baysan, özel sektörün risk almadığı veya küçük üreticinin yatırım yapamayacağı konularda, bu yatırımı gerçekleştirerek İzmir Tarımı’nın lokomotif gücünü oluşturacak.

Öz kaynaklarımızla Ödemiş’e et işleme tesisi kurduk, Bayındır’a ise dev bir süt işleme fabrikası kuruyoruz. Yaklaşık 65 milyon liraya mal olacak olan süt işleme fabrikamızın inşaat zemin alanı yedi bin metrekareye oturuyor. 2021 Mayıs ayında temeli atılacak fabrikamızın, 2021 yılı aralık ayında deneme üretimine başlamasını planlıyoruz. Fabrikamız, 2022 Ocak ayından itibaren tam kapasite çalışmaya başlayacağını söylemek istiyorum. Bu tesiste 100 kişinin çalışmasını öngörüyoruz. Yarın bu tesisimizin tüm özelliklerini Bayındır’da, yerinde inceleyeceğiz.

Önümüzdeki dönemde inek sütündeki alımlarımızı Belediye şirketimiz Baysan sayesinde 16 milyon litreden 22 milyon litreye yükseltiyoruz. Bunun 16 milyonu süt kuzusu projesiyle hemşerilerimize ulaşacak, geri kalanı ise paketlenerek kendi markamızla piyasaya sunulacak. Büyükbaş yetiştiriciliğinde su tasarrufu yapan yerli yem bitkilerine geçişi bu süreçte tedricen hızlandıracağız.

2021 ve 2022 döneminde inek sütü alımına küçükbaş sütü alımını da ilave ediyoruz. Baysan şirketimiz aracılığıyla bu tesiste kullanılmak üzere ilk yılda 7 milyon 500 bin litre koyun sütü, 5 milyon litre keçi sütü ve 2 milyon litre manda sütünü üreticilerimizden satın alacağız. Süt işleme fabrikamız, günlük 100 ton süt işleme kapasitesine sahip olacak. 2021 yılı içinde et entegre tesisimiz için 50 bin adet kuzu ve 4 bin adet karasığırı, üreticilerimizden satın alıyoruz. Ödemiş’teki et işleme tesisimiz, Nisan ayından itibaren tam kapasiteyle çalışmaya başlıyor.

Öte yandan Baysan, 10 bin dönüm arazide susuz yem bitkisi ve hububat ekiminde de sözleşmeli alım gerçekleştirecek. Alacağımız yem miktarının değeri yaklaşık 15 milyon lira. Havza ölçeğinde yapacağımız alımlarda ise örneğin Beydağ’dan 100 ton kestane, Ödemiş’ten 300 ton patates satın alacağız.

2021 ve 2022 döneminde toplam 338 milyon 600 bin TL’lik alım gerçekleştireceğiz. Böylece belediyemizin köylümüze yapacağı maddi destek neredeyse üç dört kat artacak. Bunun 154 milyon 600 bin lirası süt ürünlerine, 97 milyon lirası et ürünlerine, 15 milyonu yem bitkilerine ve geri kalan 72 milyon lirası diğer ürünlere tekabül ediyor.

Tüm et ve süt alım sözleşmeleri, kuraklıkla mücadelemize katılan üreticilerimizle bu yıl içinde gerçekleşecek. 2021’de alım garantisi verdiğimiz tüm bu ürünleri, piyasa değerinin üzerinde bir bedelle satın alacağız. Bu da üreticilerimizin emeğinin karşılığını almasını sağlayarak, İzmir Tarımı ilkelerini harfiyen uygulamalarını teşvik edecek.

Tüm bu süreçler İzmir Tarımı markalaşma çalışmalarımızı da hızlandıracak. Bu kapsamda Çiğli Sasalı’daki tarımsal araştırmalar merkezimizde bir tarımsal tasarım ofisi kuracağımızı buradan müjdelemek istiyorum. Üreticimiz, burada kuracağımız merkez sayesinde ürünlerinin paketlenebilmesi için ücretsiz tasarım desteği alabilecek.

Amacımız, İzmir Tarımı’nın marka değerini büyütmek. İzmir’de bu vizyon ve strateji çerçevesinde üretilen ürünlerin; hem doğanın, hem de insanların sağlığını koruyan bir uygulama olduğunu anlatmak ve İzmir Tarımı’nın farkını ortaya koymak.

Fotoğraf: Aytaç Özcan

Konuşmanın bu bölümü ile ilgili olarak ele alıp tartışmamız gereken üç önemli konudan biri tarımsal desteklerde lokomotif rolü biçilen Baysan A.Ş. isimli şirket, küçük çiftçilerle imzalanacak garantili ya da garantisiz alım sözleşmeleri ve İzmir Tarımını bir marka olarak geliştirme düşüncesidir. Şimdi isterseniz bu üç önemli konuyu sırasıyla ele alıp tartışalım.

İzmir Tarımının Lokomotifi” Baysan A.Ş.: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2021-2024 dönemindeki yeni tarım politika ve uygulamaları açısından lokomotif olarak nitelenen Baysan A.Ş. ilk kez 11.10.1984 tarihinde 343 Bayındırlı yurttaş ile 48.048 metrekarelik arsasını sermaye payı olarak koyan Bayındır Belediyesi’nin katılımı ile Baysan Küspe, Yem ve Süt Sanayi ve Ticaret A.Ş. adı ile kurulmuştur.

344 ortaklı bu şirketin kuruluş amacı her çeşit ziraat ve hayvancılık ürünlerini (hususen küspe, yem ve süt) üretmek, pazarlamak ve satmaktır.

Şirketin adı zaman içinde Bay-San Nebati Yağ ve Toprak Sanayi Ticaret A.Ş. olarak değiştirilmiş ve sermayenin % 96,79’u İzmir İl Özel İdaresi’nin eline geçmiştir. Yönetim kurulu başkanlığını il valisinin yaptığı şirket, bu dönemde tuğla ve nebati yağ fabrikası kurup çalıştırmaya başlamıştır.

Şirketin hisseleri, 2012 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı yasa ile İzmir İl Özel İdaresi’nin kaldırılması üzerine İzmir Yatırım İzleme Koordinasyon Başkanlığı’na devredilmiş; ancak İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı dava üzerine İzmir 6. İdare Mahkemesi’nin 2016/1648 E. sayılı kararı doğrultusunda İzmir Valiliği Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu’nun 13.09.2017 tarih ve 61/C sayılı kararı ile 817.909,19 adet 817.909,19 TL. bedelli hisselerin tamamı (% 96,79) İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne devredilerek belediye muhasebe kayıtlarına alınmıştır.

Bunun üzerine Bayındır Belediye Başkanlığı’nın, İzmir Valiliği Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu’nun 13.09.2017 tarih ve 61/C sayılı kararının iptali istemiyle İzmir Valiliği aleyhine, İzmir 1. İdare Mahkemesi’nde E.2017/1916 no ile dava açtığı bilinmekle birlikte gelişen son olaylar çerçevesinde Bayındır Belediye Başkanlığı’nın bu davadan feragat ettiği anlaşılmaktadır.

Söz konusu şirketin İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne devredildiği tarih itibariyle sermayesinin % 96,79’u (817.909,19 TL) İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne, % 1,34’ü (11.353,09 TL) Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği‘ne, % 1,33’ü (11.285,46 TL) Tarım Kredi Kooperatifleri İzmir Bölge Birliği‘ne, % 0,07’si (615,49 TL) Bayındır Belediyesi‘ne, % 0,47’si de (3.836,77 TL) gerçek ve tüzel kişilere aittir.

Şirketin İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne devri sonrasında 26.09.2019 tarihinde Olağan Genel Kurul Toplantısı yapılarak Yönetim Kurulu Başkanlığına Buğra Gökçe, yönetim kurulu üyeliklerine ise Pervin Şenel Genç, Hilmi Özen, Abdurrahman Suphi Şahin ve Haluk Karabulut getirilmiş, daha sonra 20.05.2019 tarihinde istifa eden Pervin Şenel Genç‘in yerine Barış Karcı, 22.05.2019 tarihinde istifa eden Hilmi Özen‘in yerine de Yıldız Devran getirilmiştir.

Bayındır Ticaret Sicili Müdürlüğü’ne bağlı şirketin karar ve ilamlarının yayınlandığı 5 Mayıs 2020, 10071 sayılı, 13 Temmuz 2020 tarih, 10117 sayılı, 21 Ağustos 2020 tarih, 10143 sayılı, 15 Ekim 2020 tarih, 10182 sayılı, 26 Mart 2021 tarih, 10296 sayılı ve 28 Nisan 2021 tarih, 10318 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi kayıtlarına baktığımızda bu yeni “lokomotif” şirketin:

🔻 İsminin Baysan Eğitim Kurumları Danışmanlık Tarımsal Üretim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi olarak yeniden adlandırıldığı,

🔻 Şirket ana sözleşmesinin 4. maddesinde yer alan “Amaç ve Konu” bölümünün anaokulu, kreş, çocuk yuvası, ilköğretim, lise, yüksek okul, üniversite, enstitü, sanat ve mesleğe yönelik kurslar, okulların hazırlık kursları, yabancı dil kursları, etüt merkezleri vb. eğitim ve öğretim tesisleri açmak, işletmek, işlettirmek, devretmek, kiralamak, kiraya vermek başta olmak üzere ve belediyelere verilmiş görev, yetki ve sorumluluklara bağlı kalınmaksızın Türk Ticaret Kanunu’nun verdiği geniş yetkiler içinde çok geniş bir şekilde yeniden düzenlendiği,

🔻 Şirket sermayesinin 94.633.692.-TL‘ya çıkarıldığı, bu işlem sırasında İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Ödemiş Mezbahası’ndaki tüm ekipman ve donanım karşılığında mahkeme tarafından belirlenmiş 9.788.691,30 TL‘lık değerin beş yıl için ayni sermaye olarak değerlendirildiği

🔻 Yönetim Kurulu Başkanlığı’na bir süre önce özel sektörden “Şirketler Koordinatörü” adıyla transfer edilen Ali İhsan Özgürman‘ın, yönetim kurulu üyeliklerine ise İzmir Büyükşehir Belediyesi Mali Hizmetler Dairesi Başkanı Pınar Çalışkan‘ın, İzmir Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler ve Turizm Dairesi Başkanı Hatice Gökçe Başkaya‘nın, İZSU Su ve Yapı İşleri Dairesi Başkanı Yeter Erten‘in ve eski futbol hakemi olup halen Spor Adamları Derneği Başkan Danışmanlığı görevini yürüten İsmet Arzuman‘ın getirildiği,

🔻 Şirket genel müdürlüğü görevine ise son 10 yıldır Silivri Belediyesi’nde stratejik plan sorumlusu olarak çalışan Murat Onkardeşler‘in atandığı belirlenmiştir.

Baysan A.Ş., İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne devredildiği 13 Eylül 2017 tarihinden sonraki 2017, 2018, 2019 ve 2020 yılları İzmir Büyükşehir Belediyesi faaliyet raporlarının hiçbirinde belediyenin hissedarı olduğu şirket olarak belirtilmemiştir. Aynen TARKEM A.Ş. ve TETUSA A.Ş. şirketlerinde olduğu gibi….

Genel kurul kararı ile meşrulaştırılan yeni yolsuzluk ve suçlara merhaba!

Bu şirketin tarihi açısından ilginç olan bir diğer nokta ise, 12 Nisan 2021 tarihinde yapılan son genel kurul gündeminin 9. maddesi, “TTK m. 395 ve 396 uyarınca Yönetim Kurulu Üyeleri’nin şirketin iştigal konusuna giren işleri bizzat veya başkaları adına yapmalarına ve bu nevi işleri yapan şirkete ortak girmelerine izin verilmesi hususunun görüşülmesi” ile ilgili öneri olup 12 Nisan 2021 tarihli genel kurulda yapılan oylamada bu öneri oybirliği kabul edilmiş ve bundan böyle Baysan A.Ş. yönetim kurulu üyelerinin şirketin iştigal konusuna giren işleri bizzat veya başkası adına yapmalarına ve bu nevi işler yapan şirkete ortak girmelerine izin verilmiştir. Yani bundan böyle yönetim kurulu üyelerinin aynı sektörde Baysan A.Ş.’nin zararına kişisel girişimlerde bulunmalarına, aynı işleri yapan şirketlere ortak olmalarına izin verilerek yeni yeni yolsuzlukların kapısı açılmış olmaktadır.

Baysan A.Ş.‘nin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım politika ve uygulamaları için lokomotif görevi üstlenmesinin en önemli yanı, bu şirketin gündeme getirilmesinden sonraki tüm tarımsal faaliyetlerin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin görev alanından çıkarılarak faaliyet alanı genişletilmiş şirkete terk edilmesidir ki; bunun, özelleştirmenin ülkemizdeki önder ismi Turgut Özal‘a bir kez daha ve derinden gelen hislerle hayır duası okumaktan başka bir anlamı yoktur. Böylelikle Aziz Kocaoğlu döneminde hiç değilse belediye bünyesinde yürütüldüğü için daha şeffaf olan tüm tarımsal faaliyetler ve bunlara ilişkin harcamalar belediye dışındaki bir şirkete; hatta ileride oluşturulacak holdinge aktarılarak “ticari sır” ya da “biz, Bilgi Edinme Kanunu kapsamında değiliz” gerekçeleriyle korunan karanlık bir dünyaya terk edilecek; böylelikle bilinmezler, saklanıp gizlenenler dünyasındaki yolsuzluklarla küçük tarım üreticisi sözleşmeli tarım yöntemi ile yoksullaşıp tarım işçisine dönüşecektir. Aynen, Tunç Soyer‘in 9 Mart 2019 tarihinde Ödemiş’te yaptığı 2. Cemre Toplantısı’nda şirketler konusunda söylediklerini doğrularcasına…

İsterseniz bir kez daha dinleyelim Tunç Soyer‘in İzmir tarımı konusunda görev yapacak şirket ya da şirketler hakkındaki farklı görüşlerini…

Garantili ya da Garantisiz Alım Sözleşmeleri: TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın görüşüne göre çiftçilere ölümü gösterip sıtmaya razı etmenin bir aracı haline dönüşen sözleşmeli tarım yöntemi, küçük üreticiyi ya da köylüyü yoksullaştırıp proterleştirecek, onun topraksız köylü haline gelmesini sağlayacak neoliberal tarım düzeninin, Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Dünya Bankası (WD), Uluslararası Para Fonu (IMF), Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü (UN-FAO) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) gibi kapitalizmin uluslararası örgütlerinin bizim gibi ülkelere önerdiği; hatta zorladığı bir sömürü yöntemidir. Bunun garantili ya da garantisiz alım sözleşmeleriyle yapılması veya üretici, köylü ya da kooperatiflerle yapılması işin özünü değiştirmez, o bağımlılık ilişkisi içinde çiftçinin, üreticinin ya da kooperatif ortağının sömürüldüğü gerçeğini ortadan kaldırmaz. O nedenle, kamuoyuna açıklanması bile yasaklanan sözleşmelerle üretimi desteklediğini ya da geliştirdiğini söylemek koskoca bir yalandan başka bir şey değildir… Dün, Aziz Kocaoğlu döneminde sözleşmeli tarım yöntemiyle teslim alınıp obez gelişmeye konu olan Tire Süt‘ün bugün gözden çıkarılmış bunun en somut örneğidir…. Muhtemeldir ki, bugünün Neptün Soyer başkanlığındaki Köy-Koop İzmir Birliği şemsiyesindeki ayrıcalıklı kooperatiflerin yarın öbür gün başına gelecek olan şey de aynı durumdur…

İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden aldığımız bilgilere göre 2020 yılı içinde sözleşmeli tarım kapsamında imzalanan sözleşme sayısı 6.000, bu sözleşmelerin ilgili olduğu tarım alanı büyüklüğü ise 150.000 dekardır. Bu veriler, 2020 yılındaki toplam 3.231.823,7 dekar büyüklüğündeki toplam tarım alanı içinde % 4,64 gibi düşük bir düzeyde kalması nedeniyle bazı sözleşmelerin 26 Nisan 2008 tarih, 26858 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Sözleşmeli Üretim İle İlgili Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” hükümlerine aykırı olarak İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne bildirilmediği anlaşılmaktadır.

İzmir Tarımı” Diye Bir Marka Yaratmak: Bir kenti, bir ülkeyi ya da o kentteki tarımı bir marka haline düşürmek hayali, neoliberal kapitalist anlayışın, kapitalist işletmeci anlayışın iddialarından biridir. AKP iktidarı tarafından desteklenen bu politika ile uzun yıllardır hiçbir kent, hiçbir ülke, hiçbir tarım marka haline gelmemiştir.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer seçim döneminde sık sık kullandığı “marka kent” kavramını daha sonra yaptığı açıklamalarla düzeltmeye çalışmış, örneğin 11 Mart 2019 tarihinde NTV’de katıldığı bir televizyon programında bir kentin marka olamayacağını, bu anlamda bir kentin tanınırlığından ya da bilinirliğinden söz edilebileceğinden söz etmiş olmasına karşın; içindeki o neoliberal ruh nedeniyle bu kez de “İzmir Tarımı“nın marka olmasından söz etmeye başlamıştır.

4. Aşama – Satış, Pazarlama ve İhracat

Üretilen, markalaşma süreci tamamlanmış, paketlenmiş ürünler İzmir Tarım stratejimizin sonraki aşaması olan satış, pazarlama ve ihracat için hazır hale geliyor. Bu dördüncü aşamada yapmaya çalıştığımız katma değeri yüksek bu ürünleri İzmir, Türkiye ve dünyadaki diğer mecralarda satışa sunmak ve üreticilerimize, çiftçimize daha fazla gelir sağlamak. 

İzmir’deki doğa dostu stratejik ürünlerimize olan talep, uluslararası piyasalarda da hızla artıyor. Dolayısıyla biz İzmir Tarımı’nın ürünlerini sadece iç piyasa için değil, aynı zamanda ihracat için de geliştiriyoruz. Belediye şirketimiz İZFAŞ, bu konuda çok büyük bir rol üstleniyor. Markalaşma, e-ticaret ve ihracat konularında tecrübesi olmayan küçük üreticilerimizi fuarlarımız ile dünyaya açıyoruz. Buradan yine müjdelemek isterim ki Sasalı’daki tarım merkezimizde bir ihracat destek ofisi de kuruyoruz. Katma değeri yüksek, markalaşmaya ve teknolojiye dayalı ihracatı artırmak için bir seferberlik başlatıyoruz. Bu konuda Ege İhracatçı Birlikleri, İzmir Ticaret Borsası ve İzmir Ticaret Odası ile ortaklık içinde çalışıyoruz. 

Önümüzdeki dönemde Belediye şirketimiz Baysan üzerinden doğrudan ihracat yapacağız. 

Özetle, yeni dönemde sadece alım garantisi vermekle kalmıyoruz, artık satış garantisini de gündemimize alıyoruz. Bu satış garantisinde de en önemli hedefimiz elbette ihracat.  İZFAŞ’ın düzenlediği fuarlar üreticimizi dünyadan alıcılar ile buluşturmaya devam edecek. Türkiye’nin tek zeytin ve zeytinyağı fuarı Olivtech, yine Türkiye’nin tek organik ürünler fuarı Ekoloji İzmir, Türkiye’de ilk defa düzenlenecek Terra Madre gibi fuarlarla küçük üreticilerimizi doğrudan doğruya ihracatçı haline getiriyoruz. Flowera Kesme Çiçek Süs Bitkileri ve Peyzaj Fuarı ile Küçük Menderes havzamızdaki bu önemli sektöre destek vereceğiz. Amacımız, 13 milyon dolara düşen ihracatı 250 milyon dolar seviyesine yükseltmek. Bu kapsamda, az su tüketen süs ve peyzaj bitkileri, hem alım garantisinde, hem ihracat desteğimizde önceliğimiz olacak. Desteğimiz iç piyasaya erişim ve e-ticaret alanında da elbette sürecek.

Bu bölümde ifade edilen “İzmir’deki doğa dostu stratejik ürünlerimize olan talep, uluslararası piyasalarda da hızla artıyor. Dolayısıyla biz İzmir Tarımı’nın ürünlerini sadece iç piyasa için değil, aynı zamanda ihracat için de geliştiriyoruz.” iddiası, aslında her geçen gün gelişip değişmekte olan tarımın nasıl bir süreç içinde olduğunu bilmemekle eşdeğerdir. Sözleşmeli tarımın, özellikle de yabancı firmalar eliyle yapılan sözleşmeli tarımın bu kadar yaygınlaştığı bir coğrafyada ihracat düzeyinde sanki yerli ürün ve yeri üreticinin gücü ve etkisi kalmış gibi bir anlayışla sarf edilen bu sözler ülke ve İzmir tarımındaki küresel sermayenin etkisini bilmemek anlamına gelir.

5. Aşama – Araştırma, Geliştirme, Eğitim ve Sertifikasyon

İzmir Tarımı’nın beşinci aşamasında ise; “araştırma geliştirme, eğitim ve sertifikasyon süreçleri”ni gerçekleştireceğiz. Bu konuda Büyükşehir Belediyemizin pek çok yatırımı var. Geniş kapsamlı Can Yücel Tohum merkezimiz kurulma sürecinde. TÜSİAD ile kurduğumuz, önümüzdeki ay açacağımız, girişimcilik merkezinde önceliğimiz tarım olacak. Gediz Deltası Sasalı’da iklim değişikliği ve kuraklık ile ilgili tarım araştırmalarının yapılacağı bir merkezimiz açılıyor. Burada hem ürün planlama çalışmaları, hem de az önce bahsettiğim tasarım ve ihracat destek ofislerimiz yer alacak. Seçim vaatlerimizden biri olan Tarım Lisesi de 2022’de eğitime başlıyor. 

Pandemi koşulları iyileşir iyileşmez metropolde yaşayan çocuklarımızın kırsal alanda eğitimiyle ilgili çalışmalar yapacağız. Buradaki amacımız, şehirlerde yaşayan çocuklarımızın doğayla buluşması, toprakla haşır neşir olması ve tarımsal üretim sürecini görerek öğrenmeleri. 

Araştırma, geliştirme, eğitim ve sertifikasyon süreçlerinin, konuşma metninde de belirtildiği üzere endüstriyel tarımı savunan ve üyeleri adına bu konuda politika, strateji, hedef ve amaçlar geliştirip iktidar düzeyinde lobi çalışmaları gerçekleştiren TÜSİAD ile yapılacak olması, hem küçük üretici hem de küçük üretici adına yola çıktığını söyleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi için büyük bir talihsizlik olmuş, küçük üretici ile ilgili söylemler karşılarına çıkan makasta TÜSİAD’ın hattına girmiştir.

Ayrıca 31 Mart 2019 tarihli Mahalli İdareler Seçimleri öncesinde, CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer tarafından sık sık dile getirilen “Türkiye’nin ilk tarım üniversitelerinden birini İzmir’de konuşlandıracağız” vaadinin, aradan iki yıl geçtikten sonra “Seçim vaatlerimizden biri olan Tarım Lisesi de 2022’de eğitime başlıyor” müjdesine dönüştüğünü görüyoruz. Anlaşılan o ki, bu tarım lisesi, Baysan Eğitim Kurumları Danışmanlık Tarımsal Üretim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi‘ne ait ana sözleşmenin “Amaç ve Konu” başlıklı 4. maddesindeki değişiklik sayesinde Baysan A.Ş. isimli şirket tarafından bir özel okul/kolej olarak çalıştırılacaktır.

6. Aşama – Agroturizm

İzmir Tarımı’nın son olarak altıncı aşamasında, agroturizm gibi yan ekonomiler oluşturma çalışmamız var. Agroturizm tüm dünyada, çiftçiye ek gelir oluşturan bir sektör haline geldi. Zaten bu modeli, Seferihisar’da bir nebze uygulamış ve orada çiftçimizin yan ekonomik gelire kavuşmasını sağlamıştık. Gayemiz, İzmir’in agroturizm için uygun noktalarında köylülerimizin sadece belirli bir dönem değil, on iki ay boyunca yan gelir elde etmesini sağlamak.

Bu cümleleri duyan ya da okuyan birinin ilk yapacağı iş, İzmir Tarımı nedeniyle gelişeceği söylenen agroturizmle ilgili bir politika, strateji, amaç, hedef ve faaliyetin 2019-2020 döneminde İzmir Kalkınma Ajansı ve İzmir Vakfı tarafından hazırlanan İzmir Tanıtım Turizm Strateji Eylem Planı 2020-2024 belgesinde bulunup bulunmadığına bakmaktır.

Biz de aynı şeyi yapıp, İzmir Tanıtım Turizm Strateji Eylem Planı 2020-2024 belgesine baktığımızda “agroturizm” sözcüğüne sadece iki bölümde rastladık:

Bunlardan ilki, söz konusu eylem planının 164. sayfasında yer alan “2.5.5-Küçük Menderes Havzası’nda Agroturizm ve Spor Turizminin Geliştirilmesine Yönelik Çalışma Grubunun Oluşturulması” şeklindeki faaliyetti ve bu faaliyetin 2020-2024 döneminde sorumlu kuruluş olarak İzmir Vakfı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütüleceği belirtilip; bu faaliyetle ilgili paydaşların Torbalı, Menderes, Tire, Seferihisar, Ödemiş, Karabağlar, Kemalpaşa, Bayındır ve Bergama (?) belediyeleri olduğu belirtiliyordu. (1)

Diğeri ise yine aynı eylem planının aynı sayfasında yer alan “2.5.6-Çeşme’de Etkinlik, Sağlık ve Agroturizmin Geliştirilmesine Yönelik Çalışma Grubunun Oluşturulması” şeklindeki faaliyetti ve bu faaliyetin de 2020-2024 döneminde sorumlu kuruluşlar tarafından yürütüleceği belirtiliyordu. Ancak bu kez, sorumlu kuruluş olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Vakfı yerine İZTO kısaltmasıyla İzmir Ticaret Odası‘nın adı yazılmıştı. Paydaş olarak belirtilen kurum ise Çeşme Belediyesi‘ydi.

Aynı nitelikteki iki ayrı iş için bir yerde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Vakfı‘nı adını verip, bunun Çeşme‘de (İZTO) İzmir Ticaret Odası olarak yazılmış olmasının nedeni de belli değildi. Gerçi insanın aklına, tanıtım toplantıları genellikle İzmir Ticaret Odası‘nda yapılan Çeşme Projesi nedeniyle bu işle ilgili çalışma grubunun oluşturulması sorumluluğu (İZTO) İzmir Ticaret Odası ile Çeşme Belediyesi‘ne mi terk edildi şeklinde hınzır bir soru da gelmiyor değil; ama, sanırım bunun eylem planının içinde saklı daha aklı başında ve mantıki bir cevabı vardır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2020-2024 dönemindeki tanıtım ve turizm faaliyetlerini planlayan tek belge, İzmir Tanıtım Turizm Strateji Eylem Planı 2020-2024 belgesi olduğuna göre ve bu husus sık sık İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in beyanları ile doğrulandığına göre; İzmir Tarımı nedeniyle gelişeceği söylenen agroturizm için bu planda sadece Çeşme ve Küçük Menderes Havzası‘nda çalışma gruplarının oluşturulması ile yetinilip bunun ötesinde bir faaliyete ya da projeye yer verilip verilmediği açıklanmaya ihtiyaç duyan bir durumdur. Bu eylem planına göre agroturizm şayet sadece Çeşme ve Küçük Menderes Havzası‘nda yapılacaksa; hem Çeşme ve Küçük Menderes Havzası dışında kalan ilçe ve hazalarda agroturizm adına neler yapılacağı hem de Çeşme ve Küçük Menderes Havzası‘nda çalışma grupları oluşturmak dışında neler yapılacağı, hangi süreler içinde hangi yöntemlerin uygulanacağı acilen açıklanmalıdır. Ayrıca bu çalışmalar sonucunda varılmak istenen noktanın performans hedefleri nedir ve buna göre hangi göstergeye göre başarılı ya da başarısız olacağız? 2020-2024 döneminde İzmir Tarımı‘nın da sağlayacağı ivme ile kaç adet agroturizm tesisi açılacak, kaç adet turist agroturizm boyutunda İzmir’e gelecek ve İzmir agroturizmin gelişmesi nedeniyle ne düzeyde gelir elde edecektir?

Bu sorulara ikna edici ve doğru yanıtlar verilmediği sürece hem İzmir Tarımı hem de İzmir Turizmi boyutunda işin uygulaması ile ilgili araştırma ve kestirimlerin düşünülmediği ortaya çıkacaktır.

Devam Edecek…

(1) İzmir Tanıtım Turizm Strateji Eylem Planı 2020-2024, İzmir Vakfı, İzmir, 2021.

Daha önceki bölümler için

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

https://kentstratejileri.com/2021/05/17/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-3/

https://kentstratejileri.com/2021/05/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-4/

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (4)

Ali Rıza Avcan

21 Ocak 2021 tarihinde Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından açıklanan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yeni tarım ve hayvancılık politikasıyla buna ilişkin vaatleri ele alıp tartışmak amacıyla başlattığımız yazı dizisinin bugünkü dördüncü bölümünde, bu açıklamada dile getirilen vaatlerin, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in artakalan hizmet dönemi içinde yapılabilir ve sürdürülebilir olup olmadığını, eski belediye başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun başına geldiği gibi bütün bu söylenenlerin unutulup unutulmayacağını araştırıp değerlendirmeye çalışacağız.

2021 Yılına Gelindiğinde Tarım Adına Söylenenler ve Vaat Edilenler

21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından açıklanan yeni tarım politikaları ile ilgili olarak belediyenin önceden ya da sonradan yayınladığı temel bir belge, plan, program ya da rapor olmadığı için; ayrıca Tunç Soyer‘in yaptığı konuşmanın metni konuşma sonrasında birebir yayınlanmadığı için, yapacağımız değerlendirmelerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 21 Ocak 2021 tarihli “Çiftçi doğduğu yerde doyacak kentli adil gıdaya ulaşacak“, 22 Ocak 2021 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Bayındır’a dev tesis” ve 27 Ocak 2021 tarihli “Başka bir tarımın mümkün olduğunu Türkiye’ye göstereceğiz” başlıklı belediye haberleri ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş’te yaptığı 29 dakika 24 saniyelik konuşmasının, daha sonra basın bürosunca düzeltilmiş yanlarını dikkate alınmaksızın tarafımızca çözümlenip kağıda dökülmüş halini kullanacağız ve bu konuşmada Tunç Soyer tarafından anlatılan bilgi, yorum ve değerlendirmeleri bölüm bölüm ele alıp tartışmaya çalışacağız. Tabii ki bunu yaparken, Tunç Soyer‘e ait kısmı bizim yaptığımız değerlendirmelerden ayırabilmek için onun konuşmalarını kırmızı renkle işaretleyeceğiz.

Yapılan şeyin adını koymakta yaşanan sorunlar: Vizyon mu, model mi, strateji mi yoksa başka bir şey mi?

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in Ödemiş’te yaptığı 29 dakika 24 saniyelik konuşma ile izleyen günlerde Bayındır ve İzmir’de yaptığı konuşmaların metinlerine baktığımızda, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 21 Ocak 2021 tarihinden sonra tarım ve hayvancılık alanında yapacağı çalışmaların adını koymakta ciddi zorluklar yaşadığını görürüz.

Konuşmaların içine yerleştirilen ve farklı yer ve zamanlarda farklı şekillerde ifade edilen;

📌 “Başka Bir Tarım Mümkün vizyonu,

📌 “İzmir’in yeni tarım ekonomisi modeli“,

📌 “İzmir Tarım Stratejisi“,

📌 “Başka Bir Tarım Mümkün mantığı“,

📌 “Başka Bir Tarım Mümkün” felsefesi,

📌 “İzmir Tarımı adı verilen bu yeni model“,

📌 İzmir’den başlayarak tüm Türkiye’de yerli ve milli bir tarım ekonomisi inşa etmenin mümkün olduğunu gösteren proje” ya da bunun farklı bir versiyonu olan

📌 “İzmir’den başlayarak tüm Türkiye’de yeni ve farklı bir tarım ekonomisi inşa etme projesi”

Aslında elde tutulan şeyin tanımlanıp adlandırılması aşamasında yaşanan farklılıklar hem “vizyon,” “mantık“, “felsefe“, “model“, “strateji“, “yerli ve milli bir tarım“, “yeni ve farklı bir tarım” gibi birbirinden çok farklı anlamlara gelen kelimelerinin gerçekte ne anlama geldiği konusunda derin bir cehaletin, hem de yapılmak istenen şeyin bütünü konusunda derin bir belirsizliğin yaşandığını göstermektedir.

Oysa bütün iyi çalışma ve projelerde öncelikle yapılması gereken ilk şey, ulaşılmak istenen hedefi net bir şekilde tanımlayarak bu hedefe ulaşmak için izlenecek araç ve yöntemlerle birlikte işin bir bütün olarak tanımlanmasıdır. Burada ise henüz yapılacak işin bir strateji mi, bir model mi; yoksa bir vizyon mu olduğuna karar verilememiştir…

Tarım Üzerinden Siyasi Bir Gelecek Kurmak…

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, 21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde yaptığı konuşmaya aşağıdaki cümlelerle başladı:

Bugün Ödemiş’te İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Başka bir tarım mümkün” vizyonunu sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Kampanya döneminde de 2. Cemre başlığımız olan Yerel Kalkınma Stratejimizi ilk defa yine Ödemiş’te duyurmuştuk. Yaklaşık iki yıl önce duyurduğumuz bu projeleri bugün bir bir hayata geçirmenin verdiği gururu yaşıyoruz. Pandemi ve deprem süreçleri bize gösterdi ki, belediyecilik hizmetleri yol, su, altyapı hizmetleri ile sınırlı değil. Vatandaşın bizden çok daha fazla beklentileri var. Zaten farkında olduğumuz bu beklentilerin ne kadar acil olduğunu bu süreçte gördük. İzmir’de yaklaşık 1,5 milyon kişi ekmeğini tarımdan kazanıyor, üstelik Türkiye’nin tarımsal üretiminin çok önemli bir bölümü İzmir’de gerçekleşiyor. Dolayısı ile benim başkanlığımdaki İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin en temel önceliği, bu toprakların bereketini arttırarak refahını büyütmek olacak, bu kentte yaşayan insanların sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlamak olacak. İzmir Tarımı, İzmir’den başlayarak tüm Türkiye’de yeni ve farklı bir tarım ekonomisini inşa etme projesidir. Tarımda dışa bağımsızlığımızı sonlandırmak için geliştirdiğimiz, İzmir’den doğan yepyeni bir vizyondur.”

Görüldüğü gibi daha ilk cümlelerden başlamak üzere, ülke tarımı açısından oldukça önemli başarılar kazanacakları ve bu başarıların onları “İzmir’den başlayarak tüm Türkiye’de yeni ve farklı bir tarım ekonomisini inşa etme” noktasına götüreceği iddiasındadırlar. Hatta bu iddia, milliyetçilikle karışık hamaset içinde bir adım daha ileri noktaya götürülerek, bu çalışmalar sayesinde ülke tarımı dışa bağımlılıktan kurtulacağı; böylelikle, Tunç Soyer’in başkanlığındaki (sanki komutasında der gibi) İzmir Büyükşehir Belediyesi ülke tarımının dışa bağımlılığını sonlandıracağı ifade edilmektedir.

Aslında bu durum, daha önce Aziz Kocaoğlu döneminde de görüp tanık olduğumuz gibi, İzmir’de tarım adına yapılanları ya da yapılacak olanları eşsiz, bulunmaz bir model gibi takdim edip, İzmir dışında yeni görevler, yeni misyonlar üstlenme konusunda Tunç Soyer‘in ve ekibinin de aynı heves, aynı heyecan içinde olduğunu gösteriyor. Bilindiği gibi bu heves, Aziz Kocaoğlu döneminde genel başkanlık zaafiyetinin yaşandığı CHP içinde hakim olup genel başkanlığı üstlenme niyeti olarak yorumlanmıştı. O nedenle, İzmir’de yapılanları ya da yapılacakları fazlasıyla abartıp diğer belediyelerin önüne geçmek, onlardan farklı bir şeyler yaptığını iddia ederek onlara örnek ya da model olmak, bu çalışmalarda kalıcı başarıların elde edilmediği ve yapılan hizmetler kurumsallaşmadığı sürece içten içe duyulan bir yetersizlik ya da güvensizlik duygusunun tezahürü olarak da kabul edilebilir. Aynen, mezarlık yanından geçerken korkanların yüksek sesle şarkı söylemesi gibi…

Ayrıca bir büyükşehir belediyesinin, bu konuşmada iddia edildiğinin aksine, tek başına yaptığı hizmetlerle insanların sağlıklı gıdaya ulaşmasını ve toplumsal refahın büyütülmesini sağlayamayacağı, yeni ve farklı bir tarım ekonomisi kuramayacağı da hepimizin bildiği somut bir gerçektir.

Doğal Bir Kaynak Olarak Su ve Kuraklıkla Mücadele

“İzmir Tarımı’nı, Türkiye’de bugüne kadar uygulanan tarım politikasından ayıran iki temel farktan biri kuraklıkla mücadele.…. İzmir Tarımı, ekonomik değeri yüksek ve suyu az tüketen stratejik ürünleri destekleyerek tarımsal sulamada harcanan suyu yüzde elli oranında azaltmayı hedefliyor. Kuraklığa karşı çiftçimizi ve şehrimizdeki milyonları koruyor, içme suyu kaynaklarımızı teminat altına alıyor. Yeni politikamızın ikinci farkı ise yoksullukla mücadele hedefi. Biz tarımı sadece tarlada yapılan ve sonlanan bir zirai faaliyet olarak görmüyoruz. İzmir Tarımı, tohum aşamasından başlayıp son tüketiciye uzanan tüm süreçleri kapsıyor. Satış ve pazarlamayı en baştan planlayarak ürünlerimizin katma değerini büyütüyor, yoksullukla mücadele ediyor ve refahı artıyoruz

Türkiye’de tarımda bu kadar çok su tüketmemizin iki temel nedeni var. Birinci ve en önemli neden köylümüze dayatılan yanlış ürün tercihleri. Türkiye iklimine uygun olmayan, aşırı su tüketen yabancı tohumların desteklenmesi ve topraklarımızı işgal etmesi. Dolayısıyla siz ne kadar sulama yatırımı yaparsanız yapın, ürün deseni hatalı olmaya devam ettiği sürece su ihtiyacını karşılamamız asla mümkün olmayacak. Yeraltı suları, Küçük Menderes Havzası’nda olduğu gibi yüzlerce metre aşağılara gidecek. 

Tarımsal sulama oranının bu kadar yüksek olmasının ikinci nedeni ise vahşi sulama. Yani sulama sırasında yapılan israf. 

İzmir’in yeni tarım vizyonunun en temel özelliği, sulamaya hiç gerek duyulmayan, yağmur suyunun yettiği ya da tasarruflu sulamayla yetişebilen tarımsal ürünlere öncelik vermesi. Tarımı havza ölçeğinde planlayarak bölgenin iklim koşullarına uygun stratejik ürünleri teşvik etmesi, yani daha planlama aşamasından itibaren kuraklıkla mücadele etmesi. Böylece bugün tarımsal sulamada kullanılan suyu en az yüzde 50 seviyesinde azaltmayı hedefliyoruz. Bu yüzde 50’nin büyük kısmı havza planlamasıyla, yani doğru ürünün doğru yerde ekilmesiyle sağlanacak. Öngörülen su tasarrufunun diğer kısmı ise modern sulama teknikleriyle gerçekleşecek.

İzmir’de, el birliğiyle, tarımsal su kullanım oranını yarı yarıya düşürmek mecburiyetindeyiz. Böylelikle hem meralarımızın daha sağlıklı gelişmesini ve yeraltı sularının korunmasını; hem de tüm İzmirliler için içme suyu rezervlerimizin teminat altında olmasını sağlayacağız.

Evet, ülkemizdeki doğal su kaynaklarının korunması açısından söylenenler doğrudur; ama bu doğruyu söyleyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in, tarımdaki sulama suyu yönetiminden çok sorumluluğu altındaki İZSU’nun 2019 yıl verilerine göre şehir içme suyu şebekesindeki % 34’leri bulan su kaybı ile ilgilenmesi, en kısa sürede barajlardan ya da derin su kuyularından enerji harcanarak elde edilen suyun 1/3’ünün kaybını önlemesi ya da şehrin önemli içme suyu kaynaklarından biri olan Tahtalı Barajı’nı tehdit eden TÜPRAG altın madeni konusunda sonuç alması gerekmez mi? Bunu yapamadığı ve buna ilişkin sözler, vaatler vermediği, buna ilişkin plan ve programlar hazırlamadığı sürece tarımdaki kuraklığa çözüm bulacağını, tarımsal sulamada harcanan suyu % 50 oranında azaltacağını söylemesine kim inanır, kim güvenir?

Ayrıca tarımsal sulama konusu doğrudan doğruya Tarım ve Orman Bakanlığı ile ona bağlı Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü’ne ait görev olduğu halde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarımsal sulama konusunda bu bakanlık ve genel müdürlük dışında neyi hangi yetkiyle nasıl yapacaktır? Cevaplanması gereken önemli sorulardan biri de budur…

Aliağa’daki büyük sanayi tesislerinin ve demir çelik haddehanelerinin; ayrıca Kemalpaşa ve Torbalı gibi sanayi bölgelerinde açtıkları binlerce kuyu ile yerin altından çektikleri milyonlarca metreküp suyu kullanıp kirlettikten sonra yüzeye salan sanayi kuruluşlarını bile kontrol edemeyen ve bu konularda kılını bile kıpırdatmayan İzmir Büyükşehir Belediyesi, tarım havzalarındaki suyun kullanımını nasıl yönetecek, sözünü ettiği önlemleri nasıl alacaktır? Anlaşılan o ki, açıklanan vaatlerin görev, yetki ve sorumluluklarla ilgili hukuki altyapısı yeterince araştırılmamış ve “biz her şeyi yaparız” rahatlığıyla davranılmıştır.

Tarımı Bir Süreç Olarak Görmek…

“İzmir Tarımı’nı, bugünün tarım politikasından ayıran temel farklardan ikincisi ise şu. Biz tarımı tohum aşamasından başlayarak son tüketiciye uzanan ve tarım sektörünün tüm halkalarını içeren bir süreç olarak görüyoruz. Yani bizim için tarım, sadece tarlada başlayıp biten bir süreç değil. Lojistiği, paketlenmesi, ürünlerin işlenmesi, markalaşması, tanıtılması, satışı, pazarlanması, ihracatı, araştırma, geliştirme ve eğitim faaliyetleri, sertifikasyon süreçleri ve ürün planlaması ile bir bütün. Bunu böyle görmemizin sebebi, çiftçimizin doğduğu yerde doymasını sağlamak. Biliyoruz ki, dökme ürün anlayışıyla bu değirmen dönmez. Bu nedenle tarım ürünlerimize katma değer sağlamayı daha en baştan gündemimize aldık ve bu durumu muhakkak üreticimizin lehine dönüştüreceğiz.

Tarımla uğraşan ya da tarım ekonomisi ile ilgilenen herkes tarımı birbirine zincirleme bir şekilde bağlanmış aşamalardan oluşan bir süreç olarak görür. Bu konuda farklı düşünen bir anlayış, bir kurum ya da şahıs bulunmamaktadır. Örneğin TÜSİAD‘ın “Sürdürülebilir Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi” başlıklı son tarım raporunu yazan akademisyenler ve tarım uzmanları bile bu süreci “değer zinciri” olarak tanımlayarak tarımın gıda ile ilişkisini sağlayan biyoekonomi kavramı üzerinden bu zincirin her geçen gün yan disiplinlerle nasıl zenginleştiğini ortaya koymuştur:

Tarım ve gıda sektörleri, küresel gelişmelere bağlı olarak alışageldiğimiz geleneksel rollerine ilave çok farklı yeni rolleri ve sorumlulukları da taşımaya başlamıştır. Kapsayıcı bir kavram olan biyoekonomi, bitkilere, hayvanlara ve diğer canlılara yönelik üretimi ve tüketimi, biyolojik atıkları ve bunların işlevlerine ve ilkelerine dayanan tüm sektörleri ve sistemleri içermektedir. Bu sektör ve sistemler kara ve deniz ekosistemlerini ve sağladıkları hizmetleri; biyolojik kaynakları kullanan ve üreten tüm temel üretim sektörlerini; gıdayı; yemi; biyo-temelli ürünleri; enerji ve hizmet üretmek için biyolojik kaynakları ve süreçleri kullanan tüm ekonomik ve endüstriyel sektörleri kapsamaktadır. Dolayısıyla, tarım ve gıda dendiğinde artık sağlık, gıda güvenliği, gıda güvencesi, çevre, doğal kaynaklar, enerji, lojistik, finansman, yoksulluk ve kırsal kalkınma gibi farklı açılardan toplumu etkilemekte olan kavramlardan bahsetmek durumundayız. Tarımın ekonomi geneline etkileri ve katkıları düşünüldüğünde, ekonomik kalkınma, yoksulluğun azaltılması, gıda güvenliği, gıda güvencesi ve çevresel sürdürülebilirlik akla gelmektedir. Böylesine karmaşık bir yapı, sorunları iyileştirmeye yönelik olarak tasarlanacak politikaların kapsayıcı olmasının yanı sıra, aynı zamanda somut ve hayata geçirilebilir olmasını da gerektirmektedir.” (1)

1. Aşama – Ürün Envanteri ve Planlaması: Hangi Yetkiyle ve Niçin?

İzmir Tarımını eşsiz kılan ve ülkemize örnek olmasını sağlayacak “Başka Bir Tarım Mümkün” felsefesi, altı ayak üzerinde şekilleniyor. Şimdi bunları tek tek anlatmak istiyorum.

İzmir Tarımı aşamalarından birincisi “ürün envanteri ve planlaması”. Belki de yeni vizyonumuzun en önemli özelliği bu. İzmir Tarımı modelinin kilit taşı, bölgeye, iklime ve coğrafyaya özgü üretim olacak. Bunun için İzmir’in iklimi, doğası ve toprağına uygun il genelinde yetişebilen stratejik ürünler tespit ettik. Bunlar küçükbaş süt ve et ürünleri, zeytin ve zeytinyağı, hububat, baklagiller ve son olarak üzüm. Öte yandan, alt havzalara göre değişen kestane, su ürünleri ve aromatik bitkiler gibi birçok yan ürünü de destekleyeceğiz.

Bunları tercih etmemizin temel nedeni, çiftçiye en çok para kazandıracak ürünler olmaları. Tümü, girdi maliyeti düşük, kış ve bahar yağmurlarıyla gelişen, sulama ihtiyacı çok düşük ürünler. Öncelik vereceğimiz ürünlerin tamamı, hem İzmirliyi, hem Türkiye’yi, diğer şehirlerimizi, hem de ihracat yoluyla dünyayı besleyebilecek kadar büyük üretim ve satış potansiyeline sahip. 

Örneğin keçi, Ege ikliminde son derece iyi büyüyebilen, çok fazla yem istemeyen, makiliklerde otlayan, son derece yüksek verimli ve sağlıklı şekilde büyüyebilen bir hayvan. Koyun ile birlikte Anadolu’ya özgü bir sığır ırkı olan karasığır da yine destekleme kapsamında olacak. Bu hayvanlar traktörün ve tarım makinelerinin giremediği eğimli arazilerdeki doğal meralarda, ot ihtiyaçlarını yılın 7-8 aylık döneminde karşılayabiliyor. Türkiye’nin, son yıllarda samanı ve yem bitkilerini ithal eder duruma geldiği düşünüldüğünde, bu kadim yöntemin gerekliliği ve kârlılığı çok daha iyi anlaşılıyor. 

Bunun dışında yine hiç su istemeden ve kış yağmurlarıyla büyüyen karakılçık ve saz çavdarı gibi tahıllara; gambilya ve mürdümük gibi atalık yem bitkilerine; İzmir iklimine en uygun tarımsal ürünlerden zeytin ve zeytinyağı ile üzüme de alım garantisi veriyoruz. Çünkü bunlar, kendi doğal koşullarında, çok fazla girdi ve sulamaya ihtiyaç olmadan yetişen hayvan ve bitkiler. Bilimsel araştırmalar, az sulanan ürünlerde kolay kolay hastalık olmadığını ve dolayısıyla bunları ilaçlama ihtiyacının da çok az olduğunu ortaya koyuyor.

Bu stratejik ürünleri üreten veya üretebilecek çiftçimizle çalışacak bir saha ekibi kurduk. Bu ekibimiz; İzmir’in otuz ilçesini gezerek bu stratejik ürünleri yetiştiren her üreticiyle tek tek görüşmeler yapmaya başladı. Bu sayede her üreticinin hangi üründen ne kadar ve hangi yöntemlerle ürettiğini, hayvancılık yapıyorsa hayvana ne yedirdiğini, zeytincilik yapıyorsa zeytin ağaçlarını nasıl işlediğini detaylı bir şekilde öğreniyoruz. Bu araştırmanın sonucunda İzmir’in ürün envanteri ortaya çıkıyor; yani elimizde hangi üründen, hangi kalitede ve ne kadar olduğunu tüm detaylarıyla öğreniyoruz. Böylece üreticilerimizle birlikte çalışmalara başlıyor, İzmir tarımının geleceğine birlikte yön veriyoruz.

Ürün envanterini yapıp ardından da planlamasını yapacağız diyebilmek için bunu yapabilecek hukuki yetkilere sahip olmanız gerekir. Son tarım sayımının bile 2000 yılında yapılıp tarım sayımının yapılması hedefinin 11. Kalkınma Planı’na konulduğu bir ülkede ben İzmir’de envanter düzenleyecek şekilde tarım sayımı yapacağım, bunu da kurduğum ekipler gerçekleştirecek, ardından da tarımla ilgili planları yapacağım deyip daha sonra Yaşar Üniversitesi ve TÜSİAD‘la birlikte bunları yapmak için protokoller imzalamak, açıkçası hukuk dilinde “gabin” olarak adlandırılan bir hakkın aşırı kullanımı anlamına gelir. Ayrıca tüm bir ildeki tarım faaliyetlerini planlamaya kalkmak, açıkçası merkezi yönetimin bu konuyla görev, yetki ve sorumlulukları dikkate almaksızın adeta bir “şehir devleti” kurulmuşçasına davranmak anlamına gelir…

Ayrıca kuraklığa ve iklim değişikliğine karşı ismi verilen bitkilerin de herkesin bildiği, kuraklıktan ve iklim değişiminden etkilenen her ülkede, her tarım havzasında akla gelen ilk bitkiler olduğu da dikkate alınmalıdır… Herkesin alternatif hayvan yemi olarak Saz çavdarı, Gambilya [Lathyrus orchus (L.) DC Kıbrıs Mürdüğümü, Cyprus Vetch, Yabani Bakla, Sarı Mercimek] ya da Mürdümük [Lathyrus sativus L., Grass Pea, Külür, Ak Burçak, İmirdik, Mürdük, Mürdüme, Mürdümek) ektiği durumda karşımıza nasıl bir tarım ekonomisi çıkacağı da bilinmemektedir.

Gambilya

Öte yandan Mürdümük üzerine yapılan bilimsel araştırmalar bu bitki ile ilgili bir tehlikeyi gündeme getirerek dikkatli olunmasını önermektedir. Bu kaynaklara göre, “tüm dünyada mürdümük kullanımı ve dolayısı ile üretimini kısıtlayan en önemli faktör Latirizmdir (Haqqani ve Arshad, 1995). Nörotoksin, β-N-oxalyl-L-a, β-diaminopropionok asit, Latirizim hastalığının ana nedeni olup bitkinin tüm kısımlarında bulunmakta ve olgunlaşmamış tohumlarda olgunlaşmış tohumlara göre daha fazla bulunmaktadır. Latirizm neurolatirizm ve osteolatirizm olarak ikiye ayrılmaktadır. Neurolatirizm, insanlar, at, domuz, sığır, civciv, ördek, fare, fil, yavru güvercin ve tavus kuşu gibi çok geniş yelpazede hayvan türlerini etkileyebilmektedir. Bu hastalığa karşı gençler yaşlılardan daha hassastırlar. Neurolatirizmde, akut bir zaafiyet, omurilik bölgesinde ağrılar, hafif veya spastik felç, kasların yeterli beslenemediğinden körelmesi veya dumura uğraması başlıca klinik belirtilerdir. Osteolatirizm ise omurga, kaburga ve bacak kemiklerinde patoloji deformasyonlar oluşturmaktadır (Murti ve ark. 1964). Enneking (1998), mürdümükte bulunan ODAP’ın insan ve hayvanlarda sinirlere etki ederek latirizime neden olan bir amino asit içerdiğini bildirmektedir. Mürdümük tohumlarının aylarla ifade edilen uzun sürelerde ve ana yiyecek olarak tüketildiği durumlarda özelliklede atlarda latirizme rastlanmakta, omurilikteki dejenerasyon sinirlerde lezyonlara neden olmakta, bunu bacaklardaki felç takip etmekte ve ekstrem durumlarda ölümler meydana gelmektedir. Bu gün latirizm kuraklığın sebep olduğu kıtlık, yoksulluk ve bu koşulların doğal sonucu dengesiz beslenme ile iç içe olduğu ve latirizm meydana gelmesinin, tüketimini yapan insanların ve hayvanların düzenli olarak mürdümük yemelerinden daha ziyade günlük öğünün ana kaynağını mürdümüğün oluşturduğu durumlarda ortaya çıkmaktadır.” (2)

Bu nedenle Mürdümük ürününün İzmir’in değişik havzalarındaki üretim koşullarıyla ilgili bilimler araştırmalar ve tarla denemeleri yapılmadan bu tür bitki isimlerinin ağza dahi alınmaması gerekir. Bu nedenle, topluma hitap eden kamu görevlilerinin halk ve hayvan sağlığına zararlı olabilecek alternatif bitki türleriyle ilgili açıklamalarını bilimsel araştırma raporlarının dayandırması ve bu kararları olası tehlike ve riskleri dikkate alarak açıklaması daha doğru olacaktır.

2. Aşama – Tarımsal Destek Hizmetleri

İzmir Tarımı Operasyon Planı olarak tanımlanan altı aşamalı sürecin 2. aşamasını, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nca yürütülen tarımsal destekler oluşturmaktadır. Bu desteklerle ilgili olarak Tunç Soyer‘in söyledikleri ise şu şekildedir:

“İzmir Tarımı’nın ikinci aşaması Tarımsal Hizmetler Dairemiz tarafından yürütülen tarımsal destek çalışmaları. Bu kapsamda, kooperatifler aracılığıyla yüksek miktarda ürün alıyoruz. Üretilen tüm ürünler kooperatiflerden Büyükşehir Belediyemiz tarafından satın alınarak vatandaşlarımıza ulaştırılıyor. 

Bir yandan kırsaldaki üretimi desteklerken, diğer yandan şehrimizdeki milyonların sağlıklı ve ucuz gıdaya erişimini sağlıyoruz. Bu kapsamda 2019 yılında yaptığımız toplam alımların miktarı 125.377.092 Türk Lirası. Bu alımın İzmir kooperatiflerinden alınan kısmı 121.447.379 lira. 2020’de yaptığımız toplam alımların miktarı  ise 144.762.472 lira. Bu alımın 127.595.174 liralık kısmı İzmir kooperatiflerinden gerçekleştirildi. Bu alımları 2021 yılında da sürdüreceğiz. Belediyemiz aynı zamanda makine ekipman sağlıyor, makine parkları kuruyor, tohum ve küçükbaş hayvan desteği veriyor ve arıcılığı destekliyor.

Kooperatiflere yapılan tarımsal destekler konusunda şimdiye kadar yaşanan iki önemli sorundan biri İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 Yılı Sayıştay Raporu’nda da dile getirilen 5393 sayılı Belediye Kanunun ‘Diğer Kuruluşlarla İlişkiler‘ başlıklı 75. maddesinde adı geçmeyen kooperatiflerle ortak hizmet projesi adı altında işbirliği protokolleri imzalanması ve o protokoller çerçevesinde kooperatiflere süt kazanı, tarım iş makinesi gibi ayni ya da nakdi yardımda bulunmasının mümkün olmayışı ile ilgilidir. O nedenle, 1 Nisan 2019 tarihinden sonra, 5393 sayılı Belediye Kanununun 75. maddesinin (c) fıkrası hükmüne göre, madde kapsamında sayılmayan, neye göre seçildikleri belli olmayan ve çoğu Tunç Soyer‘in eşi Neptün Soyer‘in başkanlığını yaptığı Köy-Koop İzmir Birliği‘ne üye bazı ayrıcalıklı kooperatiflere yapılan ayni ya da nakdi yardımların masanın üstüne yatırılarak yeniden incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

Kooperatiflere yapılan desteklerle ilgili diğer sorun ise yardım yapılan kooperatiflerden alınıp Halkın Bakkalı şubelerinde satılan mal ve malzemelerin yoksul ve dar gelirli kesimlere hitap etmeyecek kadar pahalı olmasıdır. Bu konuda her bir mal ve hizmet grubu itibariyle diğer market ve kooperatiflerle yapılan mukayeseleri gösterir “Bu bakkal kimin bakkalı?” isimli ve 8 Şubat 2021 tarihli yazımızı okumak için lütfen aşağıdaki linke tıklayınız.

https://kentstratejileri.com/2021/02/08/bu-bakkal-kimin-bakkali/

Devam Edecek…

(1) Sürdürülebilir Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi, TUSİAD, 2020.

(2) Bucak, B., Konca, Y., Baysal, İ., Çetin, M. (1999) “Mürdümüğün (Lathyrus sp ) Hayvan Beslemede Kullanılma İmkanları“, Uluslararası Hayvancılık ’99 Kongresi, İzmir 1999, s.

Önceki bölümler için

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

https://kentstratejileri.com/2021/05/17/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-3/

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (3)

Ali Rıza Avcan

Dizi yazımızın bugünkü üçüncü bölümünde, 21 Ocak 2021 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından “Bir Başka Tarım Mümkün Vizyonu” şeklinde açıklanan vaatler öncesinde; yani hem 31 Mart 2019 tarihli Mahalli İdareler Seçimleri sırasında CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer‘in neler vaat ettiğini ve göreve başlama tarihi olan 1 Nisan 2019 tarihi ile 20 Ocak 2021 tarihi arasındaki yaklaşık iki yıllık sürede İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak tarım adına neler yapıldığını belirlemeye çalışacağız.

Seçim Döneminde Tarım ve Kırsal Kalkınma Adına Neler Vaat Edilmişti?

Tunç Soyer, Millet İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Projeleri, Çok Renk, Çok Ses, Çok Nefes, Aşkla İzmir” başlıklı seçim broşüründe, Tarım ve Kırsal Kalkınma başlığı altında yer alan toplam 27 vaadi şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Kooperatifler Şehri İzmir: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kooperatiflere desteğini artırarak sürdüreceğiz. Çiftçimizin kooperatifler çatısı altında örgütlenmesini teşvik edeceğiz. Kooperatiflerimizin ürünleri için coğrafi işaret ve markalaşma çalışmaları yürüteceğiz. Kooperatiflerimizin altyapı, dolum ve paketleme tesisi ile diğer donanım eksikliklerini gidermek için öz kaynaklarımızı kullanmaya devam edeceğiz. İZKA projeleri geliştireceğiz.

2. Gübre Kooperatifleri Kuracağız: Çiftçimizin ucuz kaliteli gübre ihtiyacını karşılamak üzere gübre kooperatiflerinin kurulmasına destek vereceğiz.

3. Tarıma Destek Vermeye Devam Edeceğiz: Yıllık dağıtılan meyve fidanı sayısını 700 binden bir milyona çıkaracağız. Bugüne kadar gerçekleşen küçükbaş hayvan dağıtımı il genelinde artarak devam edecek. Ödemiş, Menderes, Tire, Torbalı, Menemen, Foça, Aliağa ilçelerinde arıcılık desteği verilecek. Küçük ölçekli üreticileri güçlendirmek amacıyla köylerde kümes hayvancılığı desteklenerek “Köy Tavukçuluğu“nun yaygınlaştırılması sağlanacak.

4. Alım Garantili Üretim: Üreticimize alım garantili üretim desteği vereceğiz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü alım garantili ürün projesini artırarak devam ettireceğiz. Fidan, mevsimlik çiçek, zeytinyağı, süt, yoğurt, peynir, zeytin ve patates gibi ürünlerin yanı sıra yeni ürünlerin de alımını gerçekleştireceğiz.

5. Yerel Tohum Merkezleri Kuracağız: Verimli ve yerel tohumlar üreterek köylümüze sunacağız. Binlerce yılın geleneğini, yerel tohumlarımızı, hayatı, doğayı, geleceğimizi koruyacağız. Her ilçede kurulacak olan Yerel Tohum Merkezlerimizde tohum ve fideler üreteceğiz; bu ürünleri ücretsiz dağıtacağız.

6. İyi Tarım: Toprağın kalitesini yükselten, tarımsal üretimi kayıt altına alan ve geliştiren tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak için üreticimizin yanındayız. Biri kuzeyde, diğeri ise güneyde Tarım Organize İhtisas Bölgeleri kurulacak.

7. Kültürpark’a Köy Pazarı Geliyor: Kültürpark’ta ve her ilçede haftada bir gün Üretici Pazarı kuracağız. Üreticilerimizin, ürünlerini aracısız satma imkanı bulacakları Üretici Köy Pazarları kuracağız. Bostanlı ve Balçova organik pazarlarını sürdürerek, yeni organik pazarlar oluşturacağız.

8. Tarım Ürünleri İşleme Tesisleri Kuracağız: Tarıma katma değer sağlamak için tarımsal ürünlerin işlenerek yüksek fiyatla satılmasını sağlayacağız. Jeotermal enerji bakımından zengin olan Bergama, Bayındır, Çiğli, Seferihisar ve Dikili bölgelerinde yörenin ürünleri için kurutma tesisleri kuracağız.

9. Sulama Maliyetini Düşüreceğiz, Yeni Sulama Tesisleri Kuracağız: İzmir’in tüm ilçelerinde yeni sulama yatırımları yapacak, ihtiyaç olan bölgelere göletler inşa edeceğiz. Kuyulardan elektrik maliyeti olmadan su çekilmesi için güneş enerjisi kaynaklı pompa yardımı yapacağız.

10. Altı Stratejik Ürün: İzmir’i tarımda marka yapacak altı stratejik ürünün değerini ve satış kanallarını artıracağız. Coğrafi işaretlemeyle ürünlerimizi İzmir’e mal edeceğiz. ZEYTİNYAĞI, ÜZÜM ÜRÜNLERİ, BUĞDAY, KEÇİ ÜRÜNLERİ, TUZ VE DENİZ ÜRÜNLERİ.

11. İzmir Süs Bitkilerinde İhracat Merkezi Olacak: İzmir süs bitkileri üretiminde cazibe üssü ve bir ihracat merkezi haline gelecek. Süs bitkisi üreten ilçelerimizde ve şehir merkezinde süs bitkileri fuarları kurulacak. İzmir uluslararası süs bitkileri fuarına ev sahipliği yapacak. Ziraat odaları, Pazarcılar Odası ve belediyenin koordinasyonuyla Humus Birlikleri kurulacak. Fide üreticisi için ucuza kompost temin edilecek.

12. Kadim Tarım: İzmir’in verimi düşük olan fakat doğa dostu geleneksel yöntemlerle üretilen ürünlerinin piyasa değerini artıracağız. İzmir’in verimi düşük, eğimli, ikinci ve üçüncü sınıf tarım arazilerinde yetişen ürünlerin verim eksikliğini bu ürünlerin piyasa değerini artırarak telafi edeceğiz.

13. Soğuk Hava ve Paketleme Tesisleri: Çok sayıda yeni soğuk hava ve paketleme tesisi kurulacak. Yatırımları devam eden projelerin yanında güneş enerjisiyle çalışan yeni tesisler kuracağız.

14. İzmir’e Özgü Çiçek Soğanları: Karaburun ilçesi nergisleri başta olmak üzere İzmir’e özgü soğanlı bitkilerin üretimine ve pazarlamasına destek olunacak. Nergis ve sümbül soğanı yardımı yapılacak.

15. Tarım Araştırma Merkezleri Kuracağız: Toprağın kalitesini yükselten, tarımsal üretimi kayıt altına alan ve geliştiren iyi tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak için üreticimizin yanındayız. Biri kuzeyde, diğeri ise güneyde Tarım Organize İhtisas Bölgeleri kurulacak.

16. Su Ürünleri Halini Geliştireceğiz: Su ürünleri satışının muhafazasının ve dağıtımının yapıldığı hali geliştirip geleceğe taşıyacağız. Buca Kaynaklar’daki büyük balık halinin gelişmesini ve tanıtımını sağlayacağız. 30 ilçesinden 17’sinin denize kıyısı olan İzmir’deki su ürünleri zenginliğini artı değere dönüştürüp potansiyel ekonomik katkısını İzmir için geliştirerek kullanacağız. Her ilçede balık halleri kuracağız.

17. Mezbahalar: Kınık ve Tire olmak üzere mezbaha ve kesimhaneler kuracağız. Kurban Bayramı’nda kesimhane olarak hizmet verecek merkezlerin kurulması sürecini hızlandıracağız.

18. Tarım Üniversitesi Kuracağız: Tarımsal eğitim projelerimizle İzmirli çiftçilere yaşam boyu eğitim programları sunan bir eğitim üssü kuracağız. Türkiye’nin ilk tarım üniversitelerinden birini İzmir’de konuşlandıracağız.

19. Halk Gıda: Düşük fiyatlı ürün satış noktaları kuracağız. İzmirliler ekonomik, güvenilir, sağlıklı ve doğa dostu gıdaya ulaşacak. Tüketiciye doğrudan ürün ulaştıracağız. Kooperatifler ve üretici birlikleri ile birlikte çalışarak İzmir için ekonomik ve güvenilir gıda üretimini destekleyeceğiz. Esnafımızla birlikte çalışarak Halk Ekmek, Halk Et, Halk Süt, Halk Balık projelerini uygulayacağız.

20. Süt Kuzusu Projesi: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Süt Kuzusu projesiyle 134 bin çocuğumuza ulaştırdığı sütü 250 bine çıkaracağız ve bu sütü kooperatiflerimizden temin edeceğiz.

21. Köylerde Yaşayan Gençlere Burs Desteği: İzmir’in köylerinde yaşayan başarılı gençlere yüksek öğrenim bursu verilecek.

22. Arazi Yolları İyileştirilecek: Kırsal mahallelerimizdeki arazi içi ve arazilere giden yollar Büyükşehir Belediyesi imkanlarıyla iyileştirilecek.

23. Düğün Salonları ve Futbol Sahaları Kuruluyor: İhtiyacı olan köylere kapalı ve açık düğün salonları ile futbol sahaları yapılacak.

24. Köylerde Üretici Satış Noktaları : Köylere, üretici satış noktaları kurulacak, köydeki üreticiler doğrudan alıcılarıyla buluşacak.

25. Köy ve İlçe Festivalleri: İlçe ve mahallelerimizdeki halk festivalleri ve bayramlara olan Büyükşehir Belediyesi desteği artarak sürdürülecek.

26. Halk Dansları Kursları: Köylerdeki çocuk ve gençler için müzik, zeybek ve diğer halk dansları kursları açılacak.

27. Kırsal Turizme Destek Vereceğiz: Kırsal turizm rotalarıyla köylerin ekonomisi güçlendirilecek, şehir merkezi ve köyler arasındaki bağlar güçlendirilecek.

CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer, tarımsal kalkınma projelerine ayırdığı 9 Mart 2019 tarihinde “İkinci Cemre” adını verdiği Ödemiş toplantısında yukarıda sıralanan 27 projeye “İzmir merkez ve ilçelerinde Türkü Festivali düzenlemek” şeklinde bir projeyi daha eklemek suretiyle proje sayısını 28’e çıkarmış; ayrıca, bunlara ek olarak tarıma el vererek çiftçinin yanında duran İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun bıraktığı yerden devam edeceklerini, bu konuda hiç kimsenin kuşkusu olmaması gerektiğini belirtmiş.

Ancak, Ödemiş toplantısında AKP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Nihat Zeybekçi‘nin tarım projeleri hakkında ilginç bir değerlendirme yapmış. Bu değerlendirme ile ilgili söyledikleri kelimesi kelimesine şöyle:

Bu arada sizinle paylaşmak istediğim son bir şey var. Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Büyükşehir Belediye Başkan adayı da, daha birkaç gün önce İzmir’le ilgili tarım projelerini açıkladı. Ortak projeler var, benzer projeler var; ama aramızda çok önemli bir uçurum var, çok önemli bir fark var. O da ne, biliyor musunuz? Diyor ki; tarımla ilgili, İzmir’deki bütün tarım sektörünü bir üst şirket ve ondan sonra da bir holding bünyesine taşıyacakmış. Bu, tamamen farklı olduğumuz nokta, bu. Tamamen farklı bakıyoruz. Şirketler sadece kar, bilanço üzerinden yürür ve sonunda tarım işçisi, tarım işçisidir. Şirketlerin yöneticileri gelir gider, yeni belediye başkanları gelir gider, şirketlerin yeni yöneticileri olur, br gün böyle yapar, bir gün başka türlü yapar; ama kooperatif öyle değil, kooperatifçilik öyle değil. Kooperatifçilik nasıl, biliyor musunuz? Kooperatifçilik toprağın bereketini paylaşmak, toprağın ürettiği refaha ortak olmak. Aramızdaki fark bu! O, sizi tarım işçisi yapmak istiyor, biz sizi bu toprağın bereketine, refahına ortak yapmak istiyoruz. Uçurumun büyüklüğü burada! Şirketten, holdingten anlarlar, eyvallah. Biz kooperatiften anlarız. Biz kooperatifi büyüteceğiz, biz üreticimizi kooperatifimizle büyüteceğiz, zenginleştireceğiz, refahını arttıracağız! Bunun için size söz veriyorum! Bu topraklarda yaşarken refahınız büyüyecek, yaşam kaliteniz yükselecek, bu topraklarda yaşamaktan, üretmekten gurur duyacaksınız. Biz de sizinle gurur duyacağız. İzmir’i, kırsal kalkınmanın başkenti yapacağız! Köylü milletin efendisidir diyeceğiz! Bütün millet de, İzmir’den bunu bir kere daha hatırlayacak! Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

CHP İzmir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer‘in, 9 Mart 2019 tarihinde 3. Cemre adıyla Ödemiş’te düzenlenen toplantıda önerdiği tarım projelerinin AKP adayı Nihat Zeybekçi‘nin önerdiği tarım projelerinden farklı olduğu en önemli noktanın, bu projelerin şirketler değil kooperatifler eliyle yürütüleceğini ve şirketler eliyle yürütülen tarım faaliyetlerinin küçük üreticiyi tarım işçisine dönüştüreceğini iddia ettiği tarihten 1 yıl 10 ay 12 gün sonra rakibi Nihat Zeybekçi ile aynı noktada buluşması ise 21 Ocak 2021 tarihi sonrasındaki yeni gelişme ve değişimlerin de habercisi gibidir.

Tunç Soyer‘in şirketlerin tarım faaliyetleri içindeki yeri ile ilgili olarak 9 Mart 2019 ve 21 Ocak 2021 tarihlerinde Ödemiş toplantılarında söylediklerine aşağıdaki videodan ulaşabilirsiniz:

“Aramızda Çok Önemli Bir Uçurum Var”

Tarımın Stratejik Plandaki Yeri

2019 yılı içinde hazırlanan ve 2020-2024 dönemini kapsayan İzmir Büyükşehir Belediyesi Stratejik Planı‘nın Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’nün doğrudan sorumlu olacağı üç stratejik hedefi bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla “3.3-Herkes İçin Tam Zamanlı, Üretken ve Yenilikçi Bir İş Ortamı Sağlanacak ve Yoksulluğun Her Türlü Şekli Azaltılacak“, “3.4-Gıda Güvenliği Sağlanacak, Beslenme İyileştirilecek ve Sürdürülebilir Tarım Desteklenecek” ve “5.2-İklim Değişikliği ve Bunun Etkilerine Uyumlanmak İçin Tarım ve Enerji Başta Olmak Üzere Tüm Alanlarda Harekete Geçilecek” olup bu hedefler için tahsis edilen beş yıllık tutar 1.076.379.021.-TL.’dır.

Stratejik Planda Öngörülen Hedeflerin 2020 ve 2021 Yıllarındaki Durumu

2020-2024 hizmet dönemini kapsayan beş yıllık süre için öngörülen harcama tutarı 1.076.379.021.-TL. olmakla birlikte Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın sorumlu tutulduğu toplam 22 adet proje/faaliyet için 2020 yılı Performans Programı’na göre 2020 yılı içinde 251.825.000.-TL., 2021 yılı Performans Programı’na göre de 2021 yılı içinde 304.408.000.-TL; toplam olarak 556.233.000.-TL. olduğu halde 2020 ve 2021 yıllarındaki gerçekleşmenin ne olduğu henüz belli değildir. Ancak belediyelerin harcama bütçelerinde stratejik planda yer alan ya da yer almayan tüm harcamaların yer aldığını dikkate aldığımızda, 2020 ve 2021 yılları bütçesinde bu hedefler için Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’ne tahsis edilen ödeneklerle performans programlarındaki olası harcama tutarlarına baktığımız takdirde;

2020 yılı performans programına göre bu üç hedef için bütçe içi toplam 251.825.000.-TL. harcanması gerektiği halde 2020 yılında bu hedeflerden doğrudan sorumlu kılınan Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’ne verilen toplam ödenek tutarının 69.492.000.-TL.,

2021 yılı performans programına göre bu üç hedef için bütçe içi toplam 304.408.000.-TL. harcanması gerektiği halde, 2021 yılında bu hedeflerden doğrudan sorumlu kılınan Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’ne verilen toplam ödenek tutarının 68.127.000.-TL. olduğu belirlenmiştir.

Aşağıdaki tabloda açık bir şekilde gösterilen bu durum ise, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım hizmetleri için 2020 ve 2021 performans programlarına koyduğu tutarları harcamadığı ya da çok az harcadığı; dolayısıyla bu hedeflere ulaşmak için hiç bir çaba göstermediğini gösterir.

Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda Yaşanan Olumsuzluklar

2019 ve 2020 yılları, “Bir başka tarım mümkün” sloganı ile Seferihisar’dan yola çıkıp İzmir’e gelen Tunç Soyer için nispeten sessiz, sakin yıllardır. Kendisinden önceki hizmet döneminde Aziz Kocaoğlu ve danışmanları tarafından verilen demeçler, yazılan makale ve kitaplar, düzenlenen sempozyumlar ve bir kısım akademisyenin Moskova, Londra ve Afrika’ya gönderilmesi gibi bir misyon içinde, önce tarımda, daha sonra tüm belediye hizmetlerinde bir model olarak takdim edilen “İzmir Modeli” politikasına bu dönemde Tunç Soyer tarafından devam edilip edilmeyeceği ilk günlerin önemli sorularından biri olmuştu.

Aradan geçen süre içinde, “İzmir Modeli” müellifi danışmanların belediyeden fiilen ayrılması, Pandemi nedeniyle önem kazanan sosyal yardımlarda Neptün Soyer‘in Köy-Koop İzmir Birliği‘ndeki iktidarını güçlendirdiği söylenen mal alımlarının ağırlıklı olarak bu birliğe üye kooperatiflerden yapılması, vazgeçilmez olmaktan çıkan Tire Süt‘e olan büyük borçların uzun süre ödenmemesi, Bu nedenle Tire-Süt’ün “Süt Kuzusu” projesi kapsamındaki 6 ilçeden çekilerek diğer ilçelerdeki dağıtım için işbirliğini sürdürmesi, Tire-Süt‘ün bıraktığı 6 ilçe için başında Neptün Soyer‘in bulunduğu Köy-Koop İzmir Birliği kooperatiflerinden süt alınmaya başlanması ve bu kooperatiflerin verdiği sütlerin, Tire-Süt‘ün sütlerini paketleyen Pınar Süt‘ün aradığı standartları aramayan Balıkesir’deki Kay Süt tarafından paketlenmesi, Kültürpark’ta ve Kadifekale’de açılan üretici pazarların bekleneni vermemesi ve Kültürpark’ta açılan üretici pazarına yoğun eleştirilerin gelmesi, Halk Bakkal‘da daha çok üst gelir gruplarına hitap eden pahalı ürünlerin satılması, büyük ümitlerle geliştirilen Halk Et ve Halk Market uygulamalarında beklenenin gerçekleşmemesi, tarım hizmetlerinden sorumlu uzmanların meslekleri ile ilgisiz birimlere sürülmesi, tarımsal hizmetlerden sorumlu genel sekreter yardımcısının İZSU‘ya genel müdür olarak atanması, mesleki eğitimi olmayan eski bir Seferihisar belediyesi çalışanının bilgi, birikim ve deneyim; yani, liyakat aranmaksızın zorlama bir şekilde Tarım Hizmetleri Dairesi Başkanı yapılması…

Devam Edecek…

Önceki bölümler için

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (2)

Ali Rıza Avcan

21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde ‘İzmir Tarımı‘, ‘Bir başka tarım mümkün‘ ve ‘Çiftçi doğduğu yerde doyacak, kentli adil gıdaya ulaşacak‘ sloganları eşliğinde duyurulan, ardından 27 Ocak 2021 tarihinde 28 tarımsal kalkınma kooperatifi ile ürün alım sözleşmesi imzalamak için Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde düzenlenen törende dile getirilenlerle ortaya konulan İzmir Tarım Modeli‘ni inceleyip değerlendirmek amacıyla başlattığımız yazı dizimizin ilk bölümünde mevcut hukuki düzenlemeler çerçevesinde Büyükşehir belediyeleriyle diğer belediyelerin tarım ve hayvancılık alanında faaliyet ve hizmette bulunup bulunamayacağını ve 2017 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2016 yılı hesaplarını inceleyen Sayıştay denetçisinin bu konuda ortaya koyduğu çekinceleri ele alıp düzenlediği İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 Yılı Sayıştay Denetim Raporu‘nda belirttiği üç ayrı sorunun hukuki düzlemde henüz çözümlenmediğini ortaya koymuştuk.

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde ise, ülkemizdeki tarım, hayvancılık ve balıkçılık faaliyetlerine yönelik kamu hizmetleriyle bu hizmetlerin hangi kamu kurumları tarafından yürütüldüğünü ortaya koyup, büyükşehir belediyelerinin bu kurum ve kuruluşlar arasındaki yerini araştıracağız. Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bu konularda düzenlenmiş yönetmelik ve yönergeleri inceleyerek İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yürütülen tarımsal hizmetlerin nasıl bir yapı içinde ve hangi çerçevede yerine getirildiğini belirlemeye çalışacağız.

Fotoğraf: Ahmet Çetintaş, “Zeytin”

İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir’deki tarımsal faaliyetler içindeki yüzlerce kurum ve kuruluştan sadece biridir…

Bilindiği üzere Türkiye’de ve yazı konumuz itibariyle İzmir’de, çatı örgütü Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere tarım, hayvancılık, balıkçılık, arıcılık ve ormancılık faaliyetlerinin yönetimi boyutunda doğrudan ya da dolaylı olarak çalışıp katkıda bulunan ya da destek veren, hiyerarşik olarak birbirine bağlı ya da bağımsız toplam 62 resmi kurum ve kuruluş bulunmaktadır. İzmir tarımının yönetiminde pay sahibi olan kurum ve kuruluşlar sırasıyla;

Tarım ve Orman Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü, Tarım ve Orman Bakanlığı İzmir İlçe Müdürlükleri (30 adet), Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürlüğü, Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü İzmir Orman Bölge Müdürü, Türkiye Su Enstitüsü, Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü, Çaykur Bölge Müdürlüğü, Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Müdürlüğü İzmir Bölge Birliği, Ege Tarımsal Araştırma Müdürlüğü, Veteriner Kontrolör Enstitüsü Müdürlüğü, Zeytincilik Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Zirai Araştırma ve Mücadele Müdürlüğü, İzmir Gıda Laboratuvar Müdürlüğü, Zirai Karantina İl Müdürlüğü, Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü, Veteriner Sınır Kontrol Noktası Müdürlüğü, T.C. Ziraat Bankası şubeleri, İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), İzmir Valiliği İl Yatırımları İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve kurumsal yapısı içinde kırsal kalkınma birimi olan 8 ilçe (Bornova, Buca, Çeşme, Kemalpaşa, Menemen, Ödemiş, Seferihisar ve Torbalı) belediyesidir.

Ayrıca üniversitelerin ilgili akademik birimleri, meslek örgütleri olarak toplam 69 resmi kurum ve kuruluş bulunmaktadır. Bunlar da sırasıyla Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi, Katip Çelebi Üniversitesi Orman Fakültesi, Katip Çelebi Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, İzmir Ticaret Borsası, İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası, Ege Bölgesi İhracatçıları Birliği, İlçe Ziraat Odaları (30 adet), TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, TMMOB Orman Mühendisleri Odası, TMMOB Peyzaj Mimarları Odası, TMMOB Gıda Mühendisleri Odası, İzmir Veteriner Hekimler Odası, S.S. Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği, S.S. Tariş Üzüm Tarım Kooperatifleri Birliği, S.S. Pamuk ve Yağlı Tohumlar Tarım Kooperatifleri Birliği, S.S. İncir Tarım Kooperatifleri Birliği, Köy-Koop İzmir Birliği, İzmir İli Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği, Türkiye Ziraat Odaları Birliği’ne bağlı 20 (Aliağa, Bayındır, Bergama, Beydağ, Bornova, Çeşme, Dikili, Foça, Karaburun, Kemalpaşa, Kınık, Kiraz, Menderes, Menemen, Ödemiş, Seferihisar, Selçuk, Tire, Torbalı ve Urla) odadır.

Diğer kurumları (sendikalar, dernekler, vakıflar, platformlar, holding ve şirketler vb.) dikkate aldığımızda ise aklımıza Tarım-İş Sendikası İzmir Şubesi, Türk Tarım Orman-Sen İzmir Şubesi, Tarım Orman-İş Sendikası, Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO), Tarım Ekonomisi Derneği, S.S. Tire Süt Müstahsilleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi gibi yüzlerce tarımsal kalkınma kooperatifi, Tarım Grubu, Yaşar Holding, Akça Holding gibi kuruluşlar gelmektedir.

Tarım, hayvancılık, balıkçılık ve arıcılık gibi faaliyetler içinde yönetmek, katkıda bulunmak, destek olmak ve para kazanmak gibi amaçlarla var olan bu kadar fazla sayıdaki resmi, özel ve sivil kurum, kuruluş, işletme, holding ve şirketin yer aldığı listenin uzayıp gitmesi aslında insanın tarımsal faaliyetlere başladığı tarihlerden bu yana konumu, iklimi, verimli toprakları ve bol sayıdaki verimli su kaynakları ile uygarlığın beşiği olan bu coğrafyada insanların ve onların oluşturduğu kurumların hep birlikte el ele vererek, işbirliği ve dayanışma içinde toprağı işlediklerini, hayvanları ehlileştirip onlardan yararlandıklarını ve böylelikle İzmir tarımının bugünkü düzeyine gelmesini sağladıkları anlaşılmaktadır.

Tarımsal veri üretimi ile şeffaflığın geçerli olacağı bir ortamda, tarımsal faaliyette bulunan ya da katkıda bulunup destekleyen her bir kurum ve kuruluşun İzmir’de yaratılan tarımsal değer içindeki payını büyüklük ve etki boyutunda ölçmek mümkün olmakla birlikte; bu olanaklardan mahrum olduğumuz günümüz koşullarında fark edip bildiğimiz tek şey, Tarım ve Orman Bakanlığı ile ona bağlı ya da ilgili olan resmi kurum ve kuruluşların bu konuda aslan payına sahip oldukları, büyükşehir belediyeleri ile ilçe belediyelerinin ise yapılan yardımlarla verilen desteklerin büyüklük ve etkisi açısından arka sıralarda geldiğidir.

Fotoğraf: Özkan Olcay, “Sulama”

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım ve hayvancılıkla ilgili görevleri diğer kurum ve kuruluşların görevleri ile çakışıyor mu?

Yazı dizimizin bir önceki bölümünde de belirttiğimiz gibi, büyükşehir belediyeleriyle diğer belediyeler, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ‘Belediyelerin yetkileri ve imtiyazları‘ başlıklı 15. maddesinin (a) fıkrasında yazılı olan “belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla her türlü faaliyet ve girişimde bulunurlar” hükmü çerçevesinde, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun ‘Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin görev ve sorumlulukları‘ başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi ile aynı maddeye 12.11.2012 tarih, 6360 sayılı kanunun 7. maddesi ile eklenen fıkra hükmüne göre, “Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlayıp ağaçlandırma yaparlar” veBüyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler.

İzmir’deki tarım, hayvancılık, su ürünleri avcılığı ve yetiştiriciliği, arıcılık ve ağaçlandırma gibi faaliyetlerde Anayasa’nın ve diğer hukuki düzenlemelerin verdiği en bütüncül ve üst yetkiler nedeniyle ön sırada yer alan Tarım ve Orman Bakanlığı’na verilen görevlerle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 10.06.2019 tarih, 426 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararı ile kabul ettiği İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik‘te kendisine verdiği görevleri birbiriyle mukayese etmemiz gerekmektedir.

10 Temmuz 2018 tarih, 30474 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi‘nin Ondördüncü Bölüm – Tarım Orman Bakanlığı başlığı altındaki 410. maddesinde Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 8 ayrı görev ve yetkisi olduğu belirtilmiştir. Bunlar sırasıyla:

a) Bitkisel ve hayvansal üretim ile su ürünleri üretiminin geliştirilmesi, tarım sektörünün geliştirilmesi ve tarım politikalarının oluşturulmasına yönelik araştırmalar yapmak,

b) Gıda üretimi, güvenliği ve güvenirliği, kırsal kalkınma, toprak, su kaynakları ve biyoçeşitliliğin korunması ile verimli kullanılmasını sağlamak,

c) Çiftçinin örgütlenmesi ve bilinçlendirilmesi, tarımsal desteklemelerin etkin bir şekilde yönetilmesi, tarımsal piyasaların düzenlenmesi gibi ana faaliyet konularının gerçekleştirilmesine yönelik çalışmalar yapmak; tarım ve hayvancılığa yönelik genel politikaların belirlenmesi amacıyla çalışmalar yapmak, uygulanmasını izlemek ve denetlemek,

ç) Ormanların korunması, geliştirilmesi, işletilmesi, ıslahı ve bakımı, çölleşme ve erozyonla mücadele, ağaçlandırma ve ormanla ilgili mera ıslahı konularında politikalar oluşturulması amacıyla çalışmalar yapmak,

d) Tabiatın korunmasına yönelik politikalar geliştirilmesi amacıyla çalışmalar yapmak, korunan alanların tespiti, milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve biyolojik çeşitlilik ile av ve yaban hayatının korunması, yönetimi, geliştirilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesini sağlamak,

e) Su kaynaklarının korunmasına ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikaların oluşturulması amacıyla çalışmalar yapmak, ulusal su yönetimini koordine etmek,

f) Bakanlığın faaliyet alanına giren konularda uluslararası çalışmaların izlenmesi ve bunlara katkıda bulunulması amacıyla ulusal düzeyde yapılan hazırlıkları ilgili kuruluşlarla işbirliği halinde yürütmek,

g) Kanunlarla veya Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle verilen diğer görevleri yapmak,

Ayrıca bu görevlere ek olarak bakanlık bünyesindeki 21 birimden 13 hizmet birimine ait 111 adet görev ve yetkiyi dikkate aldığımızda, ülkemizdeki tarım ve orman faaliyetleri ile ilgili tüm kamu hizmet ve yetkisinin Tarım ve Orman Bakanlığı’na verildiğini görürüz.

Fotoğraf: Cemal Sepici, “Nasip”

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin (a) fıkrası ile 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu’nun 7. maddesinin 1 ve ek fıkraları hükümlerine dayanılarak 10.06.2019 tarih, 426 sayılı kararı ile kabul edilen ve mali yönden Sayıştay Başkanlığı’nca onaylanan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik ise Tarımsal Projeler Şube Müdürlüğü, Kırsal Kalkınma Şube Müdürlüğü ve Sulama Şube Müdürlüğü olarak üç ayrı şube müdürlüğünden oluşan Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın görev, yetki ve sorumluluklarını söz konusu yönetmeliğin 5. maddesinde, aynı maddenin bazı fıkralarında yazılı olan “tarım, hayvancılık ve su ürünleri alanlarında faaliyet gösteren kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, yüksek okullar, meslek liseleri, sivil toplum örgütleri, ziraat odaları, tarımsal kalkınma kooperatifleri, su ürünleri kooperatifleri ve tarımsal sulama kooperatifleri ile bağlı bulunduğu yasalar çerçevesinde“, “Ulusal kalkınma strateji ve politikaları ile başkanlığın orta ve uzun vadeli strateji ve politikalarına uygun olarak” ve “Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca belirlenen tarım ve hayvancılığa yönelik genel politikalarla uyumlu olacak şekilde Bakanlığı İl Müdürlüğü ile koordinasyon halinde yürütülmesini sağlamak” gibi göndermelerle tamı tamamına 55 ayrı görev, yetki ve sorumluluğa yer verildiği ve bu görev, yetki ve sorumluluklarının çoğunun yönetmeliğe eklenen projelerle ilişkilendirildiği belirlenmiştir. Anlaşılan o ki, yasal olarak büyükşehir belediyesince yapılamayacak bazı faaliyet ve hizmetlerin yapılmasını sağlamak amacıyla dokuz ayrı proje üzerine oturtulmuş bir yönetmelik hazırlanmıştır. Yönetmeliğin 5. maddesinde sıralanan 55 ayrı görev, yetki ve sorumluluktan 9’unun yönetmelik ekindeki projelerle ilişkilendirilmiş olması örnektir.

Evet, bu 55 ayrı görev, yetki ve sorumluluğun üç ayrı fıkrada yazılı ilişkilendirmeler içinde diğer resmi, özel, sivil kurum ve kuruluşlarla birlikte ve uyum içinde yapılacağı belirtilmekle birlikte; “tarımsal sulama alt yapısına yönelik yıllık etüt proje program tekliflerini hazırlamak“, “kooperatiflerle birlikte tarımsal ve hayvansal üretim altyapısının modernizasyonu ve ortak teknoloji kullanımına yönelik projeler yapmak, uygulamak ve uygulatmak“, “Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri, Tarımsal Sulama Kooperatifleri, Su Ürünleri Kooperatifleri ve Tarımsal Üretici Birlikleri ile ortak projeler yaparak üretimde verimin, kalitenin artırılması, ürün işleme, boylama, paketleme ve depolama gibi tesislerin kurulmasına destek olarak kırsaldaki üreticiye katma değer kazandıracak hizmetlerin götürülmesini sağlamak” gibi yasalara aykırı ya da belediyelerin hizmet ve faaliyet olarak yerine getiremeyeceği görev, yetki ve sorumluluklara söz konusu yönetmelikte yer verildiği görülmektedir.

Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilecek destek amaçlı hizmet ve faaliyetlerin uygulamasında başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere bu kadar fazla sayıda kurum ve kuruluşla nasıl bir işbirliği, yardımlaşma ya da dayanışma modelinin hayata geçirileceği konusunda tek bir düzenlemenin yapılmadığı; bu nedenle, tarım ve hayvancılık sektörünün diğer paydaşlarıyla nasıl bir araya gelinip iş yapılacağı konusunun henüz belli olmadığı görülmektedir.

1981 Anayasası’nın “Mahalli idareler” başlığını taşıyan 127. maddesine göre, “Merkezi idare, mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahiptir.

Ayrıca, Anayasa’nın “Planlama, Ekonomik ve Sosyal Konsey” başlığını taşıyan 166. maddesine göre;

Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayiin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmak Devletin görevidir.

Planda milli tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirler öngörülür; yatırımlarda toplum yararları ve gerekleri gözetilir; kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır. Kalkınma girişimleri, bu plana göre gerçekleştirilir.

Merkezi ve yerel yönetimin tarıma yönelik hizmet ve faaliyetleri, hukuk, demokrasi, verimlilik, etkinlik, yeterlilik, kaynakların doğru kullanımı boyutlarında ve “idarenin bütünlüğü” ilkesi çerçevesinde net bir şekilde belirlenmelidir.

Anayasa’nın bu hükümleri, mahalli idareler tarafından yapılan kamu hizmetleriyle merkezi yönetim tarafından yürütülen kamu hizmetlerinin “idarenin bütünlüğü ilkesi” çerçevesinde birbiri ile çakışmaması ve birbirlerini bütünleyecek şekilde daha hukuki, daha demokratik, daha verimli, daha etkin, daha kaliteli ve yeterli yapılmasını öngördüğü için; ayrıca 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu’nun 7. maddesinin 1. ve ek fıkra hükmü ile büyükşehir belediyeleri ile diğer belediyelerce yapılması mümkün kılınan tarım ve hayvancılık destekleri ile ilgili hizmet ve faaliyetlerin nasıl yapılacağını belirleyen bir uygulama yönetmeliği merkezi yönetim tarafından bugüne kadar hazırlanmadığı için merkezi yönetimin, aynen 2015-2018 dönemi Kırsal Kalkınma Eylem Planı’nda (1) ya da Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programlarında (2) olduğu gibi tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin iç paydaşı olan her resmi kurum ve kuruluşun, bu arada büyükşehir belediyeleriyle ilçe belediyelerinin üzerine düşen görev, yetki ve sorumlulukları işin hukuk, demokrasi, yönetim kalitesi, verimlilik, etkinlik, yeterlilik ve mevcut kaynakların doğru kullanımı gibi kriterleri dikkate alarak, bu kurum ve kuruluşlar arasında işleri paylaştırması, işbirliği yapılacak faaliyet ve hizmetleri belirleyerek bunun da nasıl yapılacağını ortaya koyan modelleri geliştirmesi gerekmektedir.

Devam Edecek…

(1) Kırsal Kalkınma Eylem Planı 2015-2018

(2) 2019, 2020 ve 2021 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programları.

Fotoğrafçı gözüyle İzmir Tarihi Kent Merkezi

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen “Kemeraltı’ndan Kadifekale’ye – İzmir Tarihi Kent Merkezi” Ulusal Fotoğraf Yarışması’nda Tarihi Kemeraltı Çarşısı’ndan Kadifekale’ye uzanan ve kentin tarihi merkezi olarak nitelendirilen alan içindeki kültürel zenginliklerin fotoğraflanması istenmiş, Kadifekale, Antik Tiyatro, Agora ve Roma Yolu gibi arkeolojik alanların yanı sıra; Kemeraltı Çarşısı, Basmane, İkiçeşmelik, Damlacık gibi tarihi dokunun yoğun olduğu bölgeleri gösteren fotoğraflarla Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nda bulunan han, hamam, şadırvan, otel, cami, havra, kilise ve meydanlarla tarihi dokuyu içine alan insan, sokak yaşamı, meslekler ve zanaatkarlar da yarışma kapsamında olduğu duyurulmuştu.

28 Temmuz 2020 tarihinde başlayan yarışmanın son katılım tarihi 15 Ocak 2021 olarak belirlenmiş, sonuçları ise 25 Ocak 2021 tarihinde açıklandı.

Toplam 384 kişinin katıldığı yarışmanın jüri üyeleri ise fotoğraf sanatçısı, gazeteci ve belgesel yapımcısı Coşkun ARAL, fotoğraf sanatçısı ve EFİAP/s, KKTC FODER Başkanı Mehmet GÖKYİĞİT, fotoğraf sanatçısı ve EFIAP İzzet KERİBAR, fotoğraf sanatçısı ve AFIAP Yusuf TUVİ ve fotoğraf sanatçısı Birol ÜZMEZ‘den oluşmuştu.

Bu yarışmaya katılan 384 fotoğrafçı ile ödül kazanan tüm arkadaşlarımızı kutluyor, güzel fotoğrafları nedeniyle kendilerine teşekkür ediyoruz.

Birincilik Ödülü, Nurten Erdal, “Bulutların Dansı”
İkincilik Ödülü, Sezai Özaltın, “Hayvan Sevgisi”
Mansiyon, Murat Bakmaz, “Gezinti”
Mansiyon, Hacı Emre Polat, “Pazar”
Mansiyon, Murat İbranoğlu, “Usta”
Alaattin Şenol, “Yalnızlık”
Bülent Suberk, “Çakaloğlu Han”
Can Yücel, “Antik Tiyatro ve Bugünün İzmir’i”
Celal Erdem, “Tarihin Gözü”
Emre Ebeperi, “Basmane Garı’nda Bekleyiş”
Ercan Enterli, “Saat Kulesi”
Fatma Nurdem Atay, “Asırlık Şadırvan”
Hasan Uçar, “Ud Ustası”
Hasan Uçar, “Sevgi”
Hasan Uçar, “Fırıncı”
İlhan Kılınç, “Agora”
İsmet Danyeli, “Duman”
Mürsel Yağcıoğlu, “Selfie”
Raşit Uzun, “Kanun Ustası”
Raşit Uzun, “Şükran Oteli Sakini”
Recep Burçak, “Çocuk Oyunu”
Recep Burçak, “Fıçı Ustası”
Süleyman Ülker, “Kar”
Tolga İldun, “Odunkapı Boyozcusu”
Volkan Önder, “Yeni Şükran Oteli”

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (1)

Ali Rıza Avcan

Evet… Seferihisar’dan sonra sıra şimdi de İzmir’e geldi…

İzmir’de ‘Bir başka tarım mümkün‘ iddiasıyla ilgili bu yeni yazı dizimizde, 2016 yılında Seferihisar, 2021 yılında da İzmir tarımının geleceği için kullanılan aynı sloganın olası İzmir maceralarını ele almaya çalışacağız. Böylelikle başarısız Seferihisar deneyi sonrasında bu kez daha büyük boyut ve cesaretle kurgulanan İzmir versiyonu boyutunda nelerin yapılmak istendiğini ve mevcut hukuk düzeni, sahip olunan kaynak ve olanaklar çerçevesinde nelerin yapabileceğini, hem 2009-2019 dönemindeki başarısız Seferihisar macerası, hem de 2012-2019 yıllarını kapsayan Aziz Kocaoğlu dönemindeki “İzmir Tarım Modeli” deneyimiyle benzerlik ve farklılıklarını ortaya koyarak, 2021-2024 döneminde İzmir tarımı adına karşımıza çıkabilecek olası olumlu ya da olumsuz durumları tartışıp değerlendireceğiz.

O nedenle, işe isterseniz büyükşehir belediyeleriyle diğer belediyelerin kendileriyle ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde “belde sakinlerinin mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçları karşılamak” ya da desteklemek amacıyla tarım ve hayvancılık adına hangi faaliyet ve hizmetleri yapabileceklerini araştırarak başlayalım.

Büyükşehir belediyeleri ile ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılık faaliyeti yapabilir mi?

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun ‘Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin görev ve sorumlulukları‘ başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi hükmüne göre, “…Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlamak; ağaçlandırma yapmak” büyükşehir belediyelerinin görevlerinden biri olup; aynı maddeye 12.11.2012 tarih, 6360 sayılı kanunun 7. maddesi ile eklenen fıkra hükmüne göre “Büyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler.

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ‘Belediyelerin yetkileri ve imtiyazları‘ başlıklı 15. maddesinin (a) fıkrası hükmüne göre, “belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla her türlü faaliyet ve girişimde bulunmak” belediyelerin yetki ve imtiyazları arasındadır.

Sayıştay, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım ve hayvancılık alanındaki nakdi ve ayni yardımlarını mevzuata uygun bulmuyor.

5216 sayılı Kanunun 7. maddesine 12.11.2012 tarih, 6360 sayılı kanunun 7. maddesi ile eklenen fıkra hükmünde “Büyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler.” ifadesine yer verilmekle birlikte; İzmir Büyükşehir Belediyesi harcamalarının denetimine ilişkin İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 Yılı Sayıştay Denetim Raporu‘nun “Denetim Görüşünü Etkilemeyen Tespit ve Değerlendirmeler” bölümünde yer alan “Mevzuata aykırı olarak tarımsal yardımların yapılması” başlıklı Bulgu 20, “Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerine süt soğutma tankları desteği sağlanması” başlıklı Bulgu 21, “S.S Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi zeytinyağı tesisinin yenilenmesi” başlıklı Bulgu 22, “İlçe ziraat odaları ile ortak tarım makinaları parkı kurulması” başlıklı Bulgu 23, “İncir ve zeytin üreticilerine hasat sürecinde üründe kalite ve verimi arttırmak amacıyla incir üreticilerine incir kurutma kereveti (kasası) ve zeytin üreticilerine zeytin kasası desteği” sağlanması başlığını taşıyan Bulgu 24. maddelerinde:

📌5216 sayılı Kanunun 7. maddesinde büyükşehir ve ilçe belediyelerinin tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabileceği belirtilmekle birlikte; bu yetkiye ait konu ve kapsamın herhangi bir uygulama yönetmeliğince belirlenmemesi nedeniyle, ‘faaliyet‘ ve ‘hizmet‘ olarak tanımlanan bu yetkinin nakdi ya da ayni yardımlar için kullanılamayacağı,

📌Yapılan yardımların, 5393 sayılı Belediye Kanununun 15. maddesi (a) bendinde belirtilen belde sakinlerinin mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçları kapsamında olmaması,

📌İl Özel İdarelerinin kapanmasına neden olan 6360 sayılı yasa sayesinde il özel idarelerinin yereldeki görevlerinin belediyelere devredilmesi nedeniyle il özel idarelerinin tarımsal hizmet ve faaliyet yetkilerinin büyükşehir belediyelerine geçtiğini iddia etmenin, belediyelerin kendi çerçeve yasaları olan 5393 ve 5216 sayılı yasalar çerçevesinde mümkün olmaması,

📌Ayrıca, 5393 sayılı Kanunun ‘Diğer Kuruluşlarla İlişkiler‘ başlıklı 75. maddesinde belediyelerin; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıyla kamu yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınmış vakıflar ve 7/6/2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu kapsamına giren meslek odaları ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebileceği belirtildiği halde; bunlar arasında yer almayan kooperatiflerle ortak hizmet projesi yapılmasının ve bu proje kapsamında ayni ya da nakdi katkıda bulunulmasının mümkün olmaması,

📌İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 18.11.2015 tarih, 05-1184 sayılı kararı ile kabul edilen İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Çalışma, Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’te 5393 ve 5216 sayılı yasalarda bulunmayan görevlere yer verilmesi ve mali düzenlemelere izin veren bu yönetmelik için 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 27. maddesine göre Sayıştay’dan istişari görüş alınmaması nedeniyle,

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin; kooperatiflere, meslek odalarına ve çiftçilere istediği kadar ve istediği türde nakdi veya ayni yardımda bulunmasının, mevzuata uymadığı belirtilmiştir. (1)

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 1986 yılı gelir ve giderlerini inceleyen Sayıştay denetçisinin düzenlediği Ekim 2017 tarihli raporun “Denetim Görüşünü Etkilemeyen Tespit ve Değerlendirmeler” bölümünde on üç (13) sayfa gibi oldukça uzun bir bölümde beş (5) bulgu olarak ele alınıp sonuç kısmında “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin; kooperatiflere, meslek odalarına ve çiftçilere istediği kadar ve istediği türde nakdi veya ayni yardımda bulunmasının mevzuata uygun olmadığı” şeklindeki bir değerlendirme yapılmasına karşın; bu değerlendirmenin bugüne kadar bu yardımların sürdürülmesini ve bu yardımlar için harcamalar yapılmasını engellememekle birlikte, bu değerlendirmenin İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Sayıştay Başkanlığı arasında nasıl bir pratik sonuca ulaştığı bilinmemekte; ayrıca 2016 yılı sonrasında İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 10.06.2019 tarih, 426 sayılı kararı ile kabul edilen “İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 15. maddesi hükmene göre, bu yönetmeliğin yürürlüğe girebilmesi için Sayıştay görüşünün alındığı belirlenmiştir.

Yapılan tarım ve hayvancılık yardımlarıyla ilgili yönetmelik için Sayıştay’ın uygun görüşünün alınmasından sonra geriye sadece üç sorun kalmıştır:

1. Tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla yapılan her türlü hizmet ve faaliyetin, 2012 yılında 5216 sayılı Kanunun 7. maddesine eklenen fıkra hükmüne göre mümkün olup olmadığı, Sayıştay denetçisinin deyimiyle konu ve içerik itibariyle bu hizmet ve faaliyetlerin sınırsız olup olmayacağı; dolayısıyla, tarım ve hayvancılık hizmetlerini yerine getirmek amacıyla Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulmuş olan Tarım ve Orman Bakanlığı ile bakanlığa bağlı birimlerin ve diğer tarım ve hayvancılık kurumlarının görev, yetki ve sorumlulukları ile çakışıp çakışmadığı ya da adını verdiğimiz bu resmi kuruluşlarına verilen görev, yetki ve sorumlulukların belediyelerin tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla yapacağı her türlü hizmet ve faaliyeti engelleyip engellemeyeceği veya sınırlayıp sınırlamayacağı sorunu.

2. Tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla yapılan her türlü hizmet ve faaliyetin, 5393 sayılı Belediye Kanununun 15. maddesi (a) bendinde belirtilen belde sakinlerinin mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçlarından olup olmadığı sorunu.

3. Belediyelerin, 5393 sayılı Belediye Kanunun ‘Diğer Kuruluşlarla İlişkiler‘ başlıklı 75. maddesinde adı geçmeyen kooperatiflerle ortak hizmet projesi adı altında işbirliği protokolleri imzalayıp ayni ve nakdi yardımda bulunmasının mümkün olup olmadığı.

Yazımızın bir sonraki bölümünde bu üç sorunu mevzuat düzenlemeleriyle pratikteki uygulamalar itibariyle ele alıp tartışmaya çalışacağız.

Devam Edecek…

(1) İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 Yılı Sayıştay Denetim Raporu, Ekim 2017, s.82-94.

‘Bir başka tarım’ iddiasının Seferihisar macerası… (3)

Bu yazı dizimizin konusu, 2021 yılı başında İzmir için “Bir başka tarım mümkün” sloganını atarak İzmir’de belediye odaklı ikinci bir tarım hamlesini başlatan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, Seferihisar Belediye Başkanı olduğu 2016 yılında Seferihisar için attığı aynı slogan sonrasında Seferihisar ilçesi tarımında bir değişim, bir dönüşüm olup olmadığını, belirsizlik içeren “başka” sıfatının bu şekilde kullanılması sonrasında o bir “başka” tarımın Seferihisar’da hayata geçip geçmediğini araştırmakla ilgilidir.

O amaçla, dizi yazımızın birinci ve ikinci bölümünde Seferihisar ilçesinin genel özelliklerini, nüfusunu, sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyini, genel arazi kullanımını, Seferihisar tarımı konusunda görevli, yetkili ve sorumlu olan resmi kurum ve kuruluşları, Seferihisar Belediyesi’nin bu kurumlar arasındaki yerini, tarım arazilerinin dağılımını, 2008-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan tahıl, sebze ve meyve ürünlerinin gelişimini ve bu ürünlerin üretim değerlerindeki değişimi ortaya koymaya çalışmıştık.

Yazımızın bugünkü bölümünde ise Seferihisar için “Başka bir tarım mümkün” sloganının söylendiği dönemde; yani 2009-2019 döneminde, Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ile Seferihisar Belediyesi’nin, vaat ettikleri belirsizlik içeren “Başka bir tarım” için neler yaptığını, neleri gerçekleştirip neleri gerçekleştiremediğini belirlemeye çalışacağız.

Bunun için de öncelikle belediyenin yayınladığı belgelerdeki resmi verileri dikkate alıp bu bilgiler üzerinden değerlendirmeler yapacağız.

I- 5 Hedef, 41 Proje Belgesi: 11 Eylül 2012 tarihinde Seferihisar’ın yeni vizyonunu ortaya koymak amacıyla açıklanan “5 Hedef, 41 Proje” belgesinde,

1) Yüksek yaşam kalitesi,

2) Aktif hemşerilik, her gün demokrasi,

3) Toplumsal barış,

4) Yaşayan kültür ve doğa,

5) Dünya vatandaşlığı ilkeleri çerçevesinde,

Bir yıl içinde başlayacağı söylenen toplam 41 proje vaadi yer almaktadır. Bu vaatler arasında tarımla ilgili olanlar ise ‘Okul Tarlaları‘, ‘Bereketli Sulama Projesi’, ‘Seferihisar Organik Pazarı’, ‘Mandalina İşletme Tesisi’ ve ‘Tohum Seferberliği’ isimli projelerdir.

5 Hedef 41 Proje” belgesi kapsamında yer alan tarımla ilgili bu beş projenin içerikleri ise şu şekilde açıklanabilir:

📌Okul Tarlaları: Seferihisar’daki okullarda okuyan çocukların, belediyenin düzenleyeceği “Tohum Seferberliği” ile sağlayacağı yerli tohumları okul bahçelerine ekerek ve kendi yetiştirdikleri ürünleri paylaşarak hem sağlıklı beslenmesi hem de küçük yaştan itibaren içinde yaşadığı toplumun kültürüne ve doğasına saygılı olması sağlanacak.

📌Bereketli Sulama Projesi: İlçede tarımın gelişmesine paralel olarak gittikçe azalan kullanılabilen su kaynaklarının bilinçsizce kullanımını engellemek amacıyla, Seferihisar Barajı’ndan sulama suyu alan her bir üreticinin su sayacı alıp taktırarak adil su kullanımı sağlanacak; böylelikle, bahçe sulaması için rotasyonla verilen sudaki basınç sıkıntısı giderilecek ve tarımda kullanılan damlama sulama sistemlerinin tıkanmadan verimli çalışması için baraj suyunun çıkışına son sistem filtreler konulacak.

📌Seferihisar Organik Pazarı: Organik tarımı desteklemek amacıyla tüm sene boyunca açık kalan bir organik pazarı kurulacak.

📌Mandalina İşletme Tesisi: Seferihisar’ın yerel ürünü olan satsuma cinsi mandalinanın değerinin ve pazarlama gücünün arttırılması için kurulan mandalina işletme tesisi kapsamında marka çalışmaları yapılacak, kurulacak narenciye paketleme tesisi ile diğer ilçelerden gelen narenciyenin paketlenmesi sağlanacak.

📌Tohum Seferberliği: Yerel tohumların tohum takas şenlikleri ve tohum merkezi eliyle çoğaltılarak yerel tarımda kullanılması sağlanacak.

II- 2014 Tarihli Seçim Bildirgesi: Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in ikinci kez Seferihisar Belediye Başkanlığı’na aday olması nedeniyle “Seferihisar Değişiyor!” sloganıyla hazırlanan 2014 tarihli seçim bildirgesinde, kurulan Mandalina ve Zeytin Üretici Birlikleri yanında Üzüm Üretici Birliği‘nin de kurulup Seferihisar zeytini ile üzümünün marka çalışmalarının yapılacağı, Bereketli Sulama Projesi kapsamında Seferihisar Barajı‘na otomatik filtrasyon sisteminin takılacağı, sulama suyu iletim hattının yenileneceği, akıllı sayaç sistemi ile adil bir şekilde su dağıtımının yapılacağı, barajın kışın da açık kalacağı, yerel üretici ile köylünün ve ev kadınlarının destekleneceği belirtilmektedir.

III- 2011-2019 Dönemi Faaliyet Raporları: Belediye başkanlarının yıllık faaliyetlerini kapsayan faaliyet raporlarının 2011, 2012, 2013, 2015 ve 2016 yıllarına ait olanlarında belediyenin tarımsal hizmetlerinden söz eden bir bölümün bulunmadığı; sadece 2014, 2017, 2018 ve 2019 yıllarına ait faaliyet raporlarında, 2014 yılında kurulduğu anlaşılan Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü‘ne ait faaliyetlerin yer aldığı belirlenmiştir.

2014, 2017, 2018 ve 2019 yıllarına ait faaliyet raporlarının incelenmesi sonucunda; Seferihisar Belediyesi’nin,

🔻 2010 yılında Can Yücel Tohum Merkezi‘ni kurduğu, Can Yücel Tohum Merkezi‘nde üretilen Karakılçık buğdayına ait tohumla diğer yerel tohumların ekilmek üzere üreticilere dağıttığı,

🔻 Her yıl, 1999 yılında başlatılan Mandalina Festivali ile Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği ile birlikte 2010 yılından itibaren düzenlenen Damızlık Koyun-Keçi Panayırı, 2017 yılında başlatılan Ata Ekmeği ve Armola Şenliği ile ilk kez 2009 yılında Torbalı’nın Karaot köyünde başlatılıp 13-14 Ekim 2012 tarihinden itibaren Seferihisar’da da yapılmaya başlanan Tohum Takas Etkinliklerini düzenlediği,

🔻 Seferihisar Mandalina Üreticileri Birliği ile Zeytin Üreticileri Birliği‘ni kurduğu,

🔻 Satın aldığı Mandalina İşleme ve Paketleme Tesisini Seferihisar Mandalina Üreticileri Birliği‘ne devrettiği halde; satın alınıp devredilen tesisinin, yıllık kapasitesi ile faaliyette bulunduğu yıllardaki işleme ve paketleme miktarlarının belli olmadığı,

🔻 Seferihisar mandalinası için coğrafi işaret aldığı ve tescillemekle birlikte coğrafi işaret alınıp tescillenen mandalina üretimi ile yurtiçi satış ve ihracat miktarlarının bilinmediği,

🔻Turgut köyünde 9 dekarlık tarımsal alanda lavanta üretimi yaptığı,

🔻 Tarımsal sulamada kullanılan Seferihisar Barajı ile ilgili sulama suyunun dağıtımını yönettiği,

🔻 Belediye arazilerinden toplanan zeytinlerin Beyler Zeytinyağı Fabrikası’nda sıkımlarını yapıp halka dağıttığı anlaşılmıştır.

Ayrıca 2010 yılı faaliyet raporunda, Seferihisar Belediyesi, Ege Üniversitesi ve İzmir Kalkınma Ajansı işbirliğinde “Tarladan Sofraya İyi Tarım“, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Seferihisar Belediyesi ve İzmir Kalkınma Ajansı işbirliğinde “Sosyo-Ekonomik Kalkınma İçin Sürdürülebilir Bir Örnek: Yarımada’da Organik Tarım“, Seferihisar Belediyesi ile Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi işbirliğinde “Kırsal Kalkınma Programının Hazırlanması” projelerinin hazırlandığı ama sonuçları hakkında bilgi verilmediği anlaşılmıştır.

IV- 2012-2019 Dönemi Kesin Hesapları: Seferihisar Belediyesi’nin yıllık gelir ve gider hesaplarının sonuçlarını gösteren 2012 ve 2013 mali yıllarına ait kesin hesap cetvellerinde tarım hizmetlerine ya da bu hizmetlerin desteklenmesine yönelik bir harcamaya rastlanmamıştır.

🔴Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü‘nün kuruluğu 2014 yılı bütçesine bu müdürlük için 1.046.000.- TL: tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 497.900,36 TL. olup bunun 299.384,69 TL’sının (% 60,12) personel giderlerine ait olduğu,

🔴 2015 yılı bütçesine 1.393.000.-TL. tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 956.630,20 TL olup bunun 578.523,47 TL’sının (% 60,47) personel giderlerine ait olduğu,

🔴 2016 yılı bütçesine 2.031.000.- TL tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 1.244.202,51 TL olup bunun 609.155,94 TL’sının (% 48,95) personel giderlerine ait olduğu,

🔴 2017 yılı bütçesine 2.273.000.-TL tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 1.412.284,99 TL olup bunun 613.285,98 TL’sının (% 43,42) personel giderlerine, 631.886,12 TL’sının (% 44,74) mal ve hizmet alımlarına ait olduğu,

🔴 2018 yılı bütçesine Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü için herhangi bir harcama ödeneğinin konulmadığı,

🔴 2019 yılı bütçesine 642.648,59 TL tutarında ödenek konulup; harcama tutarının yıl sonu itibariyle 387.030,36 TL olup bunun 387.030,36 TL’sının (% 60,22) personel giderlerine, 191.394,99 TL’sının (% 29,78) mal ve hizmet alımlarına, 64.223,24 TL’sının (% 10,00) da sosyal güvenlik ödemelerine ait olduğu görülmüştür.

Görüldüğü gibi 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2019 yılları bütçelerine tarım hizmetlerini yürütecek Tarım Hizmetleri Müdürlüğü için büyük kısmı personel giderinden oluşan toplam 7.385.648,59 TL. ödenek konulmuş olup bunun 1 yıl için ortalaması 1.477.129,71 TL’ya tekabül etmektedir. Bu beş yıllık süre içinde Tarım Hizmetleri Müdürlüğü tarafından yürütülen tarım hizmetleri için harcanan tutar ise 4.498.048,42 TL, yıllık ortalaması ise 899.609,68 TL’dır. Tarım hizmetlerine ayrılan yıllık bütçeler bu durumdayken 1999 yılından bu yana yapılmakta olan Mandalina Festivali’nin 2012 yılında yapılan 12ncisinin organizasyonu için, 2012 yılı Faaliyet Raporu kayıtlarına göre tek bir yılda toplam 124.539.-TL. harcanmış olması da tarım hizmetlerine verilen önem ve önceliğin durumunu göstermektedir.

V- Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi 2018: Seferihisar Belediye Başkan Danışmanı Ruhi Su Al tarafından 2018 yılında hazırlanan bu belge, 2009-2018 döneminde yapılan tarımsal hizmetlerin dayandığı ya da dayanacağı temel öncelik, politika, strateji, uygulama ve önerileri derleyip toparlama açısından oldukça önemli olmakla birlikte; 2019 seçimlerinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olacağı bilinen Tunç Soyer‘e şans verme açısından yapılmasında oldukça geç kalınmış bir çalışmadır. Belediye başkanının görev süresinin bitimine bir yıl kala hazırlanan belgenin bir sonraki belediye başkanı için bir vizyon oluşturacağını düşünsek bile, bunun yeni belediye başkanı tarafından kabul görüp uygulanması da oldukça şüphelidir. Nitekim 2019 seçimlerinden bu yana geçen iki yıl içinde Seferihisar’ın yeni belediye başkanı İsmail Yetişkin, bu belgede yazılı vizyonun dışında çalışmalar yaparak belediye hizmetlerine kendi imzasını atmayı tercih etmiş, arazi satışları ve personel istihdamı konusundaki sert söylem ve eylemleri ile kendisi ve belediye üzerindeki Tunç Soyer vesayetini ortadan kaldırmaya niyetli olduğunu göstermiştir.

2018 tarihli Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi aslında Tunç Soyer döneminde tarım hizmetleri boyutunda Seferihisar’da yapılanları ya da yapılmak istenenleri gider ayak derli toplu bir şekilde bir araya getirip en iyi şekilde dile getiren tek belgedir. Belgenin giriş yazısında yer alan “Toplumun yeterli ve dengeli beslenmesini esas alan, ileri teknolojiye dayalı, altyapı sorunlarını çözen, verimliliği yüksek, etkin bir üretim yapısıyla uluslararası rekabet gücünü artırmış, doğal kaynakları sürdürülebilir bir şekilde kullanan tarım sektörünün oluşturulması, Sürdürülebilir Kalkınma vizyonunun özü ve bizim de önceliğimizdir.” ifadesi aslında tarım hizmetlerinin 10 yıllık Seferihisar macerasındaki yerini özetlemektedir. (1)

Evet, söz konusu çalışmanın başlangıç bölümünde yer alan bu cümleler, 2009-2018 döneminde yapılmak istenip de yapılanları ya da yapılamayanları en iyi şekilde ortaya koyan güzel ve parlak sözler olmakla birlikte; diğer yandan da, sahibini yitirdiği için gerçekleşme olanağına kaybeden söz sözler gibi belirsiz ve sonuçsuz bir “başka” duruma da işaret etmektedir…

Endüstriyel tarımın getirdiği yararları reddetmeden ama endüstriyel tarımın “müdahaleci” ve “emeği giderek ortadan kaldıran” anlayışı karşısında habitatı, tarımsal işgücünü, özellikle küçük üreticiyi ve gelecek nesillerin ihtiyacını gözeten sürdürülebilir bir sistemin kurulabileceğine inanıyoruz. Saydığımız bu nedenlerden ötürü başka bir tarımın mümkün olduğunu savunuyor ve sürdürülebilir tarımsal kalkınma hedefimizi dört temel prensibe dayandırıyoruz:

1. Yerli tohumu korumak,

2. Üretici pazarları kurmak,

3. Üretici birlikleri ve kooperatifler kurmak ve

4. Yüksek katma değerli tarım ürünleri üretmek.

Seferihisar Belediyesi olarak bu prensipler doğrultusunda geliştirdiğimiz yerel tarımsal kalkınma modelinin en çok gençler, kadınlar ve dezavantajlı grupları içermesinden ve bahsi geçen bu grupları ilçe ekonomisine başarıyla dahil etmekten ötürü büyük gurur duyuyoruz.

Dolayısıyla en başta Cittaslow Türkiye belediyeleri olmak üzere uygulanmaya başlanan bu modelin ulusal tarım politikası haline gelmesini ve ülkemizin diğer bölgelerinde de yaygınlaşmasını arzu ediyoruz.” (2)

Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi, yerli tohumu korumak“, “üretici pazarları kurmak“, “üretici birlikleri ve kooperatifler kurmak” ve “yüksek katma değerli tarım ürünleri üretmek” şeklinde özetlenip hiçbir ideolojik ya da siyasi içeriğe sahip olmayıp aynı zamanda neoliberal tarım politikalarının temel stratejilerinden olan dört farklı tarım stratejisi üzerine inşa edilmek istenen “Başka bir tarım mümkün” hayalinin, ne ölçüde politik içerikten yoksun, yetersiz ve yanlış olduğunu göstermek açısından da çok yararlı olmuştur.

Yerli tohumları koruyarak, üretici pazarları ile üretici birlikleri ve kooperatifler kurarak, yüksek katma değerli tarım ürünleri üreterek; kısacası sadece bu dört farklı yöntemi kullanarak Dünya Bankası’nın, BM Gıda Örgütü’nün, Dünya Ticaret Örgütü’nün, IMF’nin, Bayer, Monsanto, Cargill gibi uluslararası tohum ve kimyasal ilaç tekellerinin şekillendirdiği ülkemizdeki mevcut tarım sistemi nasıl değiştirilip dönüştürülecek, şayet mevcut ve “başka tarım” sistemleri ile bir arada var olunacaksa, ulusal ve uluslararası alanda sözü geçen bu güç ve iktidar odaklarıyla nasıl bir arada olunacak, onların olası engelleme ya da yok etme çalışmalarına karşı nasıl direnilecek, nasıl başarı sağlanacaktır? Bu “başka tarım” sisteminin zayıf yanları nasıl güçlendirilecek, tehlike ve riskler nasıl giderilecektir? Önerilen o “bir başka tarım sistemi“; yoksa mevcut kapitalist tarım sistemi içinde ona eklemlenecek bir model midir; yoksa onun rakibi olup onunla mücadele edecek devrimci bir alternatif midir? “Bir başka tarım” sistemi ile ilgili belirsizlikler mevcut olduğu müddetçe bu soruları daha da çoğaltmak ve çeşitlendirmek mümkün olacaktır… Peki, bu sorular karşısında hangi tatmin edici yanıtlar verilecek, tarım içinde olan ya da olmayan kurum, kuruluş ve kişiler nasıl ikna edilecek ve verilen yanıtların uygulamaları neler olacak, bütün bunlar nasıl hayata geçirilecektir?

2018 tarihli Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi‘nin son kısmı ise yerelde ve ulusal düzeyde “ortak sorumluluk” ilkesiyle sonuca ulaşılabilecek politika önerileriyle somut önerilere yer verilmiştir.

Birleşmiş Milletler‘in 2015 yılında kabul ettiği 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları dikkate alınarak düzenlenip mikro ve makro düzeyde uygulanmak üzere önerilen 9 politika şu şekildedir:

Mikro düzeydeki politika önerileri

1. Yerel yönetimler, sürdürülebilir tarımsal kalkınmayı temel vizyon olarak belirlemeli ve bu doğrultuda ‘yerel tarım politikaları‘ oluşturmalıdır.

2. Yerel politikalar uygulanabilir, adil ve kapsayıcı olmalıdır.

3. Yerel yönetimler aralarında ortaklık ve işbirliği mekanizmaları geliştirmeli, yeni ağlar kurulmalıdır.

4. Yerel yönetimler ulusal tarım politikalarının oluşturulmasında daha fazla söz ve yetki sahibi olmalıdır.

5. Bu hususta yerel yönetimlerin tarımsal kalkınma amacıyla hazırlamış olduğu “yerel politika belgeleri” merkezi karar alıcılar tarafından dikkate alınmalıdır.

Makro düzeydeki politika önerileri

1. Tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlılığı sona erdirici tedbirler alınmalı ve yerelde üretimi teşvik eden ekonomik ve siyasi kararlar acilen hayata geçirilmelidir.

2. Çevresel şartlar da hesaba katılmak üzere, köylerin ekonomik ve sosyal kapasitesini güçlendiren entegre planlar ve kapsamlı projeler hazırlanmalıdır.

3. Ulusal tarım politikaları, bütünşehir yasası ve ekonomik gidişata bağlı olarak ortaya çıkan “köyden kente göç” sorunu durdurulmalı, köylerin statüsü korunmalıdır.

4. Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerini aynı çatı altında bir araya getiren ve işbirliğini güçlendiren platformlar kurulmalıdır.

Somut öneriler ise beş madde halinde düzenlenmiştir:

1. Sürdürülebilir bir tarımsal kalkınma için fosil yakıtlara olan bağımlılık azaltılmalı, yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı teşvik edilmelidir.

2. Üreticiler toprak verimliliğini sürekli kılacak zirai ilaç ve gübre kullanımı konusunda eğitilmelidir. Bunun yanı sıra toprak rehabilitasyonu sağlanmalı humus kullanımı arttırılmalıdır.

3. Modern sulama sistemleri kurulmalı, bu sistemlerin yaygınlaştırılması için ihtiyaç duyulan finansman seçenekleri attırılmalıdır.

4. Tarımda biyoçeşitliliği sağlamak amacıyla yerel tohum korunmalı ve ülke çapında yerel tohum merkezlerinin sayısı arttırılmalıdır.

5. Sürdürülebilir bir gıda sistemi için “yerel üretici pazarları” yaygınlaştırılmalı ve “yerel ürün bakkalları” her yerde hayata geçirilmelidir.

Birleşmiş Milletler tarafından 2015 yılında kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları dikkate alınarak ve adeta Tunç Soyer sonrasındaki Seferihisar belediye başkanlarına rehber olması amacıyla hazırlanan bu politika ve somut uygulama önerilerinin, ne ölçüde mevcut tarım sistemine benzediğini ya da farklı olduğunu ise yazı serimizin dördüncü ve sonuncu bölümünde açıklamaya çalışacağız.

Devam Edecek…

Çok az sayıda basıldığı için çoğu Seferihisarlı ya da İzmirlinin temin edemediği Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi 2018 dosyasını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

(1) Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi 2018, Seferihisar 2018, s.2

(2) Seferihisar Sürdürülebilir Tarımsal Kalkınma Vizyon Belgesi 2018, Seferihisar 2018, s.19

Yazı dizisinin önceki bölümleri

https://kentstratejileri.com/2021/04/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-1/ https://kentstratejileri.com/2021/04/21/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-2/

‘Bir başka tarım’ iddiasının Seferihisar macerası… (2)

Ali Rıza Avcan

Bu yazı dizimizin ilk bölümünde 2021 yılının Ocak ayı başında “Bir başka tarım mümkün” sloganı ile ortaya çıkan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, Seferihisar Belediye Başkanı olduğu 2016 yılında da aynı sloganla ortaya çıkıp Seferihisar için aynı özellikte bir vaatte bulunması nedeniyle, bu slogan ve vaat sonrasındaki 2016-2019 döneminde Seferihisar’daki tarım faaliyetlerinde herhangi bir değişim ya da dönüşüm olup olmadığını ve “başka tarım” olarak nitelenen olası farklılıkların hayata geçip geçmediğini belirlemek amacıyla, Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2008-2020 döneminde Seferihisar’daki genel arazi kullanımı ile tarım arazisi kullanımının gelişimini incelemeye çalışmış, tarımda kullanılan toprakların miktarında farklı ürün türleri itibariyle bir artış olup olmadığını ortaya koymaya çalışmıştık.

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde ise, 2008-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan tahıllarla benzeri bitkilerin, sebze, meyve, zeytin yağı ve baharatlı bitkilerin dikildiği arazi miktarlarını, verimlerini, üretim miktarlarını, meyve veren ve vermeyen ağaç sayılarını, anlamlı bir değerlendirme yapabilmek amacıyla İzmir il genelindeki aynı verilerle mukayese ederek belirlemeye çalışacağız. Böylelikle Seferihisar’da, içinde yer aldığı İzmir’den farklı, olağanüstü boyutta bir gelişme olup olmadığını göstermeye çalışacağız.

I- Tahıllar ve Diğer Bitkisel Ürünler

Seferihisar’da 2008-2019 döneminde dört çeşit tahılla (buğday, arpa, yulaf, mısır) dokuz çeşit bitkisel ürünün (kuru nohut, susam tohumu, patates, tütün, fiğ, yonca, hayvan pancarı, yemlik kuru bakla, yemlik bezelye) tarımı yapılmış olup; bu ürünlerden buğday, arpa, yonca ve hasıl mısırın üretimi her yıl düzenli olarak yapılırken kuru nohut ekimi sadece 2015, susam tohumu sadece 2012, 2013, 2015 ve 2016 yıllarında, patates ekimi sadece 2010, 2011, işlenmemiş tütün ekimi sadece 2009 yılında, yemlik kuru bakla ekimi sadece 2014, yemlik bezelye ekimi de sadece 2016, 2017, 2018 yıllarında yapılmıştır. 2009-2013 döneminde yapılan fiğ ekimi 2014-2020 döneminde adi fiğ ekimine dönüşmüş, yulaf 2012-2020 döneminde, tritikale ise 2012-2020 döneminde ekilir olmuş, slaj mısır ise 2009 yılı ile 2011-2016 döneminde ekilmiştir.

Bu itibarla son yıllarda Seferihisar’da ekimi yapılan tahıllarla ve benzeri bitkilerin buğday, arpa, yulaf, yonca, hasıl mısır, fiğ/adi fiğ ve tritikale olduğu söylenebilir.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan tahıl ve diğer bitkisel ürünlerle ilgili ekilen alan miktarı (dekar), hasat edilen alan miktarı (dekar), verim (kg/dekar) ve üretim miktarlarını (ton) gösteren tabloya buradan ulaşabilirsiniz.

İzmir ve Seferihisar’da 2009-2019 döneminde her yıl düzenli tarımı yapılan tahıllarla diğer bitkisel ürünlerin “ekilen alan miktarı”, “verim” ve “üretim miktarı” itibariyle artış ya da azalış oranları ise şu şekildedir:

Buğday (Durum Buğdayı hariç) ekimi yapılan tarım arazisi miktarı İzmir’de % -30 azalırken Seferihisar’da % 1.000 oranında artmış, verim İzmir’de % 103 artarken Seferihisar’da % 110 oranında artmış, üretim miktarı da İzmir’de % -28 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.00 oranında artmış.

Arpa ekimi yapılan tarım arazisi miktarı İzmir’de % 114 oranında artarken Seferihisar’da % -3 azalmış, verim İzmir’de % 147 oranında artarken Seferihisar’da % 7 oranında artmış, üretilen arpa miktarı da İzmir’de % 168 oranında artarken Seferihisar’da % 4 oranında artmış.

Fiğ/adi fiğ ekimi yapılan tarım arazisi miktarı % 229, verim % 125, yetiştirilen fiğ/adi fiğ miktarı da % 145 oranında artmış.

Yonca ekimi yapılan tarım arazisi miktarı İzmir’de % 119 oranında artarken Seferihisar’da % 1.191 oranında, verim İzmir’de % -37 oranında azalırken Seferihisar’da % 105 oranında artmış, üretilen yonca miktarı da İzmir’de % 882 oranında artarken Seferihisar’da % 1.177 oranında artmış.

Mısır ekimi yapılan tarım arazisi miktarı İzmir’de % -27 oranında azalırken Seferihisar’da % 266 oranında artmış, üretilen mısır miktarı da İzmir’de % -25 oranında azalırken Seferihisar’da% 444 oranında artmış, Seferihisar’daki verim artış oranı % 166 olmuştur..

Bu mukayeseden de anlaşılacağı üzere, 2008-2020 döneminde ekimi yapılan tahıllarla diğer bitkisel ürünlerin maksimum üretim miktarlarının (buğday: 330 ton, arpa 210 ton, yonca 4.516 ton, yulaf 988 ton, hasıl mısır 815 ton) itibariyle ilçe düzeyindeki tarım sistemini değiştirip dönüştürecek büyüklük ve değerde olmadığı ortadadır. Nitekim başka bir tarım vaat eden yerel yöneticilerin de iddiası, tahıl ve benzeri bitkisel ürünlerle değil; satsuma mandalina, zeytin ve zeytinyağı gibi ürünlerle ilgilidir.

II- Sebzeler

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 20009-2020 döneminde Seferihisar’da toplam 27 çeşit sebzenin üretimi yapılmış olup; bunlardan 22’si her yıl düzenli ekilen, 5 tanesi de bazı yıllar ekilen, bazı yıllar ekilmeyen sebzelerdir.

Ekimi düzenli yapılan sebzeler sırasıyla taze fasulye, taze börülce, taze bakla, beyaz lahana, kırmızı lahana, karnabahar, brokoli, kıvırcık marul, göbekli marul, ıspanak, enginar, karpuz, kavun, dolamlık biber, sivri biber, sofralık hıyar, patlıcan, sofralık domates, bamya, sakız kabak, taze soğan ve pırasadır. Ekimi düzensiz yapılan sebzeler ise sap kereviz (2011-2020), maydanoz (2015-2019), roka (2015-2019), dereotu ((2015-2019) ve salçalık domatestir (2011-2012).

2009-2020 döneminde üretilen sebzelerin dikiminin yapıldığı tarım arazisinin sebze türlerine göre dağılımına baktığımızda en önde gelen sebzenin % 45,30 ile % 73,94 arasında değişimler gösteren enginar olduğunu, enginarı yıldan yıla % 4,90 ile % 17,85 arasında değişim gösteren sofralık domatesin, % 4,58 ile % 5,61 arasında değişim gösteren sivri biberin, % 4,93 ile % 7,18 arasında değişim gösteren karpuzun izlediğini söyleyebiliriz.

2009-2020 döneminde üretilen sebzelerin miktar yönünden gelişimine baktığımızda ise, en fazla üretilen sebzelerin sırasıyla enginar, karpuz, kavun, patlıcan, sofralık ve salçalık domates olduğunu; enginar ekilen arazi ile bu araziden elde edilen enginar miktarının aşağı yukarı aynı düzeyde kaldığını, enginarın yıllar içinde en fazla üretilen sebze olma unvanını zaman içinde sofralık domatese bıraktığını, üretilen karpuz miktarının son yıllarda artış eğilimi içine girdiğini söyleyebiliriz.

Seferihisar, 2019 yılı verilerine göre enginar üretiminde ekim yapılan arazi miktarı itibariyle İzmir ilçeleri içinde 1.028 dekarlık ekim alanı ile üçüncü sırada olup 1. sırayı 3.300 dekar ile Urla, 2. sırayı da 3.110 dekar ile Çeşme almaktadır. Üretilen enginar miktarı açısından da 4.665 ton enginar ile Çeşme birinci, 4.290 ton ile Urla ikinci, 1.285 ton ile de Seferihisar üçüncü sıradadır.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan sebzelerin ekim alanı miktarı (dekar) ile üretim miktarlarının (ton) gelişimini gösteren tablolara buradan ulaşabilirsiniz.

İzmir ve Seferihisar’da 2009-2019 döneminde her yıl düzenli tarımı yapılan 22 çeşit sebzenin “ekilen alan miktarı” ve “üretim miktarı” itibariyle artış ya da azalış oranları aşağıda gösterilmiştir:

Taze Fasulye: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 153 oranında arterken Seferihisar’da % 168, üretim ise İzmir’de % 208 oranında artarken Seferihisar’da % 158 oranında artmış.

Taze Börülce: Ekilen alan miktarı İzmir’de % -42 oranında azalırken Seferihisar’da % 208 oranında, üretim ise İzmir’de % 45 oranında azalırken Seferihisar’da % 233 oranında artmış.

Taze Bakla: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 12 oranında azalırken Seferihisar’da % 31, üretim ise İzmir’de % 26 oranında azalırken Seferihisar’da % 28 oranında azalmış.

Beyaz Lahana: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 108 oranında artarken Seferihisar’da % 300, üretim ise İzmir’de % 108 oranında artarken Seferihisar’da % 300 oranında artmış.

Kırmızı Lahana: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 213 oranında artarken Seferihisar % 20 oranında azalmış, üretim ise İzmir’de % 252 oranında artarken Seferihisar’da % 20 oranında azalmış.

Karnabahar: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 232 oranında artarken Seferihisar’da % 15 oranında azalmış, üretim ise İzmir’de % 248 oranında artarken Seferihisar’da % 15 oranında azalmış.

Brokoli: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 1,750 artarken Seferihisar’da % 150, üretim ise İzmir’de % 2.241 oranında artarken Seferihisar’da % 109 oranında artmış.

Kıvırcık Marul: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 142 oranında artarken Seferihisar’da % 733, üretim ise İzmir’de % 202 oranında artarken Seferihisar’da % 700 oranında artmış.

Göbekli Marul: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 38 oranında azalırken Seferihisar’da % 40, üretim ise İzmir’de ve Seferihisar’da % 40,00 oranında azalmış.

Ispanak: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 174 oranında artarken Seferihisar’da % 213, üretim ise İzmir’de % 215 oranında artarken Seferihisar’da % 550 oranında artmış.

Enginar: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 120 oranında artarken Seferihisar’da % 11,38 oranında azalmış, üretim ise İzmir’de % 139 oranında artarken Seferihisar’da % 11,38 oranında azalmış.

Karpuz, Ekilen alan miktarı İzmir’de % 57 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.400 oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 46 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.400 oranında artmış.

Kavun: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 23 oranında azalırken Seferihisar’da % 36 oranında, üretim İzmir’de % % 23 oranında azalırken Seferihisar’da % 36 oranında azalmış.

Dolmalık Biber: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 5 oranında azalırken Seferihisar’da % 9 oranında, üretim ise İzmir’de % 115 oranında artarken Seferihisar’da % 9 oranında azalmış.

Sivri Biber: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 7 oranında azalırken Seferihisar’da % 136 oranında, üretim ise İzmir’de % 104 oranında artarken Seferihisar’da % 127 oranında artmış.

Sofralık Hıyar: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 32 oranında azalırken Seferihisar’da % 154 oranında, üretim ise İzmir’de % 26 oranında azalırken Seferihisar’da % 135 oranında artmış.

Patlıcan: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 24 oranında azalırken Seferihisar’da % 29 oranında, üretim İzmir’de % 26 oranında azalırken Seferihisar’da % 29 oranında azalmış.

Sofralık Domates: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 33 oranında azalırken Seferihisar’da % 672oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 101 oranında artarken Seferihisar’da % 177 oranında artmış.

Bamya: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 67 oranında azalırken Seferihisar’da % 814 oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 56 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.350 oranında artmış.

Sakız Kabak: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 29 oranında azalırken Seferihisar’da % 509 oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 29 oranında azalırken Seferihisar’da % 494 oranında artmış.

Taze Soğan: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 30 oranında azalırken Seferihisar’da % 500 oranında artmış, üretim ise İzmir’de % 28 oranında azalırken Seferihisar’da % 500 oranında artmış.

Pırasa: Ekilen alan miktarı İzmir’de % 168 oranında artarken Seferihisar’da % 137 oranında, üretim ise İzmir’de % 209 oranında artarken Seferihisar’da % 325 oranında artmış.

III- Meyve, zeytinyağı ve baharatlı bitkiler

İzmir ve Seferihisar’da 2009-2019 döneminde düzenli tarımı yapılan 11 çeşit meyve, zeytinyağı ve baharatlı bitkinin “meyve veren ağaç sayısı” ve “meyve vermeyen ağaç sayısı” ile “verim” ve “üretim miktarları” itibariyle artış ya da azalış oranları aşağıda gösterilmiştir:

Çekirdekli Sofralık Üzüm: Sofralık çekirdekli üzüm veren bağların alanı İzmir’de % 12,73 oranında azalırken Seferihisar’da % 180 oranında artmış, verim İzmir’de % 14 oranında, Seferihisar’da % 10 oranında azalmış, üretim miktarı ise İzmir’de % 25 oranında azalırken Seferihisar’da % 162 oranında artmış.

Çekirdeksiz Sofralık Üzüm: Sofralık çekirdeksiz üzüm veren bağların alanı İzmir’de % 36 oranında azalırken Seferihisar’da % 295 artmış, verim İzmir’de % 128 artarken Seferihisar’da % 23 oranında azalmış, üretim miktarı da İzmir’de % 17 oranında azalırken Seferihisar’da % 1.073 oranında artmış.

Şaraplık Üzüm: Şaraplık üzüm veren bağların alanı İzmir’de % 23, Seferihisar’da % 15 oranında azalmış, verim İzmir’de % % 125, Seferihisar’da % 147 oranında artmış, üretim miktarı da İzmir’de % 3 azalırken Seferihisar’da % 125 artmış.

Yaş İncir: İzmir’de meyve veren yaş incir ağacı sayısı % 116, Seferihisar’da % 146 oranında artmış, verim İzmir’de % % 101,52 oranında artarken Seferihisar’da % 3 oranında azalmış, üretim miktarı İzmir’de % 185, Seferihisar’da da % 142 oranında artmış.

Mandalina (Satsuma): Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 110 oranında, Seferihisar’da % 115 oranında artmış, meyve vermeyen ağaç sayısı İzmir’de % 115 oranında, Seferihisar’da % 156 oranında artmış, meyve alanlarının kapsadığı alan İzmir’de % 109 oranında, Seferihisar’da % 116 oranında artmış, verim İzmir’de % 28 oranında, Seferihisar’da % 47 oranında azalmış, üretim miktarı İzmir’de % 20 oranında, Seferihisar’da da % 39 oranında azalmış.

Armut: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 11 azalırken Seferihisar’da % 122 oranında artmış, toplam meyvelik alanlar İzmir’de % 123 oranında, Seferihisar’da % 384 oranında artmış, verim İzmir’de % % 114 oranında artarken Seferihisar’da hiç artmamış, üretim miktarı ise İzmir’de % 102 oranında, Seferihisar’da da % 122 oranında artmış.

Ayva: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 156 oranında artarken Seferihisar’da % 37 oranında azalmış, verim İzmir’de % 112 oranında artarken Seferihisar’da hiç artmamış, üretim miktarı ise İzmir’de % 67, Seferihisar’da da % 37 oranında azalmış.

Kayısı: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 17, Seferihisar’da % 22 azalırken üretim miktarı İzmir’e % 20, Seferihisar’da da % 22 oranında azalmış.

Erik: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 175, Seferihisar’da % 197 oranında artmış, verimlilik İzmir’de % 121 oranında artarken Seferihisar’da aynı kalmış ve üretim miktarı İzmir’de % 210, Seferihisar’da da % 197 oranında artmış.

Sofralık Zeytin: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 153, Seferihisar’da % 221 oranında, zeytinliklerin alanı İzmir’de % 104 artarken Seferihisar’da % 167 oranında artmış, verimlilik İzmir’de % 36 oranında azalırken Seferihisar’da % 377 artmış, ürün miktarı ise İzmir’de% 101 artarken Seferihisar’da % 848 oranında artmış.

Yağlık Zeytin: Meyve veren ağaç sayısı İzmir’de % 115, Seferihisar’da % 113 oranında, zeytinliklerin alanı İzmir’de % 101, Seferihisar’da % 111 oranında artarken verimlilik İzmir’de % 22 oranında azalmış, Seferihisar’da ise aynı kalmış. Üretim miktarı ise İzmir’de % 14 oranında azalırken Seferihisar’da % 118 oranında artmış.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2009-2020 döneminde Seferihisar’da ekimi yapılan meyve, yağlık zeytin ve baharatlı bitkilerle ilgili meyve veren ağaç sayısını, meyve vermeyen ağaç sayısını, toplu meyveliklerin alanını, verimi ve üretim miktarını tabloya buradan ulaşabilirsiniz.

Bu verilerin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere Seferihisar’da en fazla yetiştirilen meyveler satsuma mandalina, şaraplık üzüm, çekirdekli sofralık üzüm, nar ve yağlık zeytindir.

Seferihisar, 2019 yılı verilerine göre satsuma mandalina üretiminde Selçuk ve Menderes’ten sonra üçüncü, şaraplık üzüm üretiminde Menderes’ten sonra ikinci, çekirdekli sofralık üzüm üretiminde Kemalpaşa, Menderes, Selçuk, Bergama ve Karabağlar’dan sonra beşinci, nar üretiminde Selçuk, Torbalı ve Ödemiş’ten sonra dördüncü, yağlık zeytin üretiminde Bayındır’dan sonra ikinci sıradadır.

Bu ürünlerin 2009-2020 dönemindeki gelişimine baktığımızda ise;

Satsuma mandalina veren ağaç sayısının % 115, verimin % 154, üretilen satsuma mandalina miktarının % 177 oranında arttığı;

Şaraplık üzüm bağlarının kapladığı alanın % 15 oranında azalırken verimin % 158, üretilen üzüm miktarının da % 34 oranında arttığı,

Çekirdekli sofralık üzüm bağlarının kapladığı alanın % 181, verimin % % 135, üretilen üzüm miktarının da % 244 oranında arttığı,

nar veren ağaç sayısının % 125, üretim miktarının da % 25 oranında arttığı,

Yağlık zeytin veren ağaç sayısının % 113 oranında artarken verimin % 80, üretilen yağlık zeytin miktarının da % 73 oranında azaldığı belirlenmiştir.

IV- Hayvan Varlığı ve Hayvansal Üretim

2009-2020 döneminde Seferihisar’daki büyük ve küçükbaş hayvan varlığının, aşağıdaki tablo verileri ile grafik dikkate alındığı takdirde büyük oranda arttığı görülecektir. Bu çerçevede 2009-2020 döneminde her yaş, cins ve ırktan büyükbaş hayvan sayısı % 337,85, küçükbaş hayvan sayısı da % 333,45 oranında artmıştır.

Bu büyük artışta Seferihisar Belediyesi’nin maddi bir katkısının bulunmadığı bilindiği için bu artışın üreticinin kendi çabası ile merkezi yönetim tarafından sağlanan yardımlar çerçevesinde ortaya çıktığı söylenebilir.

Bu hayvan varlığı üzerinden 2009-2020 döneminde elde edilen hayvansal üretimle ilgili veriler ve bu üretimin gelişimi aşağıdaki tablo/grafikte gösterilmiştir.

V- Su Ürünleri Üretimi

Seferihisar’da üretilen su ürünleri, kültür balıkçılığı gibi konularda ilçe düzeyinde üretilmiş bir veri mevcut olmadığı için 2008-2020 dönemindeki su ürünleri üretiminin gelişimi hakkında herhangi bir değerlendirmenin yapılması mümkün olmamıştır.

VI- Tarımsal Üretim Değerleri

Seferihisar’da 2017, 2018 ve 2019 yıllarında yetiştirilen tahıl, sebze ve meyvelerin, TUİK tarafından belirlenen yıllık ortalama satış fiyatı (TL/Kg) üzerinden üretim değerlerini hesaplamaya kalktığımızda ise üretim miktarlarındaki dalgalanmalar nedeniyle toplam üretim değerlerinin azaldığı görülmektedir. Bu durumu ortaya koyan aşağıdaki tablonun incelenmesinden anlaşılacağı üzere; satsuma mandarinin üretimi 2017 yılında 23.875 yılında iken 2018 yılında 55.552 tona yükselmesi, 2019 yılında da 19.611 tona inmesi ya da yağlık zeytinin üretimi 2017 yılında 15.546 ton iken 2018 yılında önce 1.831 tona, 2019 yılında da 8.331 tona düştüğü için üç yıl dönemde toplam üretim değeri büyük ölçüde azalmıştır.

Devam Edecek…

Yazı dizisinin önceki bölümleri

https://kentstratejileri.com/2021/04/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-seferihisar-macerasi-1/

İzmir turizmi adına uzun ince bir yol… (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir Kalkınma Ajansı‘nın kurulduğu 2006 yılından bu yana, İzmir turizminin tanımlanıp geleceği ile ilgili yol haritasını belirleyecek temel politika ve stratejilerin belirlenmesi ve bugün yaşadığı sorunların çözümlenip gelişmesi için İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Kalkınma Ajansı ve İzmir Vakfı tarafından yapılanların gözden geçirilmesi ve bu çalışmaların son ürünü olan “Dijital Turizm Envanteri“nin incelenip değerlendirilmesi için kaleme aldığımız yazı dizisinin ikinci ve son bölümünde 4 Ocak 2021 tarihinde tanıtımı yapılan http://www.izmirvisit.org isimli İnternet sayfasını ele alacağız.

Bunun için haliyle İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 4 Ocak 2021 tarihinde yayınlanan “İzmir dijital turizm envanteri tamamlandı” başlıklı haberi inceleyip analiz etmemiz gerekiyor.

Toplam dört paragraftan oluşan haber metninde karşımıza çıkan ilk kafa karışıklığı, yapılan işe ne ad verileceği konusunda ortaya çıkıyor. Haber başlığında İzmir’in “dijital turizm envanteri tamamlandı” denmekle birlikte; daha ilk cümlede Türkiye’nin ilk dijital turizm ansiklopedisinin İzmir için hazırlandığı söylenmekte ve izleyen cümlelerde yapılan işe “İzmir’in destinasyon envanteri” ya da “İzmir turizm envanteri” gibi farklı isimler veriliyor. Oysa hepimizin bildiği gibi “ansiklopedi“, “destinasyon” ve “turizm” sözcükleri birbirinden çok farklı anlamları olan sözcükler…

Ardından da, İzmir Kalkınma Ajansı‘nın İnternet sayfasındaki bilgilere göre 12.04.2019 tarihinde yapılacağı duyurulan “İzmir Turizm Stratejisi ve Eylem Planı” ihalesinin verilen tarihte yapılıp yapılmadığı bilinmezken, “deniz ve kıyı turizmi”, “inanç turizmi” ve “kültür tarih turizmi” başlıklarıyla yapılacak bir envanter çalışmasının; daha doğrusu bir Mevcut Durum Analizinin İstanbul/Kadıköy merkezli Kivi Stratejik Planlama Anonim Şirketi‘ne, 2019 yılı içindeki 9 aylık sürede yapılmak koşuluyla 13.11.2019 tarihinde imzalanan sözleşme ile verildiği, 18.01.2020 tarihinde saha çalışmasının tamamlandığı, 31.01.2020 tarihinde geniş katılımlı İzmir Turizm Envanteri Toplantısı yapıldığı ve 15 Nisan 2020 tarihinde İzmir Turizm Destinasyonları Envanteri tamamlandığı halde; söz konusu planın 2020 yılı içinde İzmir Vakfı koordinasyonunda yaptırıldığı iddia ediliyor.

Diğer bir yanıltıcı bilgi ise hazırlanan envanterin 11 başlık altında “tarih ve kültür“, “gastronomi“, “somut olmayan kültürel miras“, “etkinlik ve festivaller“, “inanç“, “endüstriyel miras“, “deniz ve kıyı“, “doğa ve kırsal alanlar“, “sinema“, “sağlık” ve “konaklama” olmak üzere toplam 11 başlık altında toplandığı belirtilmekle birlikte; hizmete sunulan http://www.visitizmir.org isimli İnternet sitesi ile mobil uygulamayı açıp baktığımızda başlık sayısının “tarih ve kültür“, “doğa ve agro“, “gastronomi“, “deniz“, “inanç“, “müze ve sanat“, “alışveriş“, “konaklama“, “el sanatları“, “spor“, “etkinlik altyapısı“, “endüstriyel miras” ve “etkinlik ve miras” olmak üzere 13 olduğunu görüyoruz.

Anlaşılan belediye haberi ile duyurulan bilgilerle http://www.izmirvisit.org isimli İnternet sitesindeki ve mobil uygulamadaki bilgi ve uygulamalar birbirine uymuyor….

Gelelim önce İnce Fikirler Reklam Ajansı, daha sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi Ünibel A.Ş. tarafından hazırlandığı söylenen “Dijital Turizm Envanteri‘nin masaüstü İnternet sayfası ile mobil uygulamasının özelliklerine…

1-7 Mart 2021 tarihleri arasındaki sürede hem http://www.visitizmir.org isimli İnternet sayfasında hem de “Visit İzmir” isimli mobil uygulamada yaptığımız incelemeler sonucunda aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır:

Envanterin turizm çeşit ve bileşenlerine göre dağılımı

1. Dijital Turizm Envanteri‘ne toplam 2.083 adet noktasal birim bilgisinin yüklendiği; bunlardan 191 tanesinin tarih ve kültür, 612 tanesinin gastronomi, 70 tanesinin doğa ve agro, 86 tanesinin deniz, 109 tanesinin inanç, 68 tanesinin müze ve sanat, 23 tanesinin alışveriş, 435 tanesinin konaklama, 93 tanesinin halk sanatları, 31 tanesinin spor, 148 tanesinin etkinlik altyapısı, 36 tanesinin endüstriyel miras, 182 tanesinin de etkinlik ve festival başlıkları altında toplandığı belirlenmiş olup bu dağılımın grafiği aşağıya eklenmiştir:

Bu grafikten de görüleceği gibi, Dijital Turizm Envanteri hazırlanırken en çok gastronomi ve konaklama konularına ağırlık verilmiş; neredeyse İzmir’in 30 ilçesinde bulunan tüm otel, motel, tatil köyü, lokanta ve restoranların listesi bir envanter düzeninde çıkarılmıştır.

Yapılan işin özellikleri, İzmir Turizm Tanıtım Strateji ve Eylem Planı’ndaki performans hedefleri ile uyumlu değildir.

2. Dijital Turizm Envanteri kapsamındaki envanterinin birimi (nokta bazlı veri ya da cazibe) sayısının, 2019-2020 döneminde Kivi Stratejik Planlama Anonim Şirketi‘nin topladığı veriler itibariyle İzmir Kalkınma Ajansı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Vakfı tarafından yaptırılan İzmir Turizm Tanıtım Strateji ve Eylem Planı 2020-2024‘deki performans göstergeleri ile ilişkisi aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Tablodaki bu verilere göre, stratejik planı uygulanmakta olan görevlilerinin başarısını ve başarısızlığını sergileyen performans hedefleriyle 2020 yılı sonu, 2021 yılı başında yayına alınan Dijital Turizm Envanteri‘nin ortaya koyduğu gerçekleşmeyi “kültür, tarih ve arkeoloji“, “inanç“, “deniz ve kıyı“, “doğa ve gastronomi” ve “konaklama” başlıkları itibariyle mukayese etmek mümkün olmakla birlikte; “müze ve sanat“, “alışveriş“, “halk sanatları“, “spor“, “etkinlik altyapısı“, “endüstriyel miras” ve “etkinlik ve festival” başlıkları itibariyle mukayese etmek mümkün olmamaktadır.

Söz konusu planı hazırlayanlarla uygulayanlar arasındaki kafa karışıklığından ya da onların yanlış tercihlerinden kaynaklanan bu sorun hem İzmir Turizm Tanıtım Strateji ve Eylem Planı‘nın hem de Dijital Turizm Envanteri’nin temel sorunudur.

Ayrıca performans göstergelerinin belirlenmesinde sadece envanter birimi (nokta bazlı veri, cazibe) sayısının dikkate alınması; bunun yanında verilen bilginin çeşidi, doğruluğu, kullanıcı sayısı ve yorumları gibi kriterlerin oluşturulmaması büyük bir eksiklik olmuştur.

Envanter, deniz kıyısındaki yerleşimlere öncelik vermektedir

3. Dijital Turizm Envanteri kapsamına alınan envanter birimlerinin İzmir’in 30 ilçesi içindeki dağılımı ise aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Dijital Turizm Envateri kapsamına alınan birimlerin ilçeler arasındaki dağılımına bakıldığında ise, her zaman olduğu gibi Konak (% 24,55), Çeşme (% 11,35), Urla (% 5,49), Bornova (% 5,37), Selçuk (% 4,51) ve Bergama (% 4,46) gibi yerli ve yabancı turistler tarafından tanınıp bilinen ilçelerin öne çıktığı, Kiraz (% 0,09), Beydağ (0,28) ve Kınık ( 0,28) gibi ilçelerin ise listenin sonunda yer aldığı görülmektedir.

Bu tablo da bize, hem İzmir Turizm Tanıtım Strateji Planı ile Eylem Planı‘nda hem de Dijital Turizm Envanteri‘nin düzenlenmesinde İzmir’in sosyo-ekonomik düzeyde az gelişmiş Kiraz, Beydağ ve Kınık gibi ilçelerinin pozitif ayrımcılık anlamında öne çıkarılmadığını, bu yerleşimlerdeki doğa ve kırsal turizmin gelişmesi için özel bir çaba gösterilmediğini, eskiden beri tanınıp bilinen eski turizm merkezlerinin ve oralardaki turizm bileşenlerinin ön sıralardaki yerlerinin muhafaza edilmesi suretiyle turistik cazibe merkezlerinin ve turizmin tüm il düzeyinde dengeli bir şekilde dağıtılması için temel bir politika ve stratejinin geliştirilmediğini ve böylesi bir politika ve stratejinin uygulamaya konulması için öncü çaba gösterilmediği göstermektedir.

Dijital turizm envanteri turizm sektöründe bulunan birçok kurum ya da aktörü kapsamamaktadır

4. Dijital Turizm Envanteri‘nin alt başlıklarını oluştururken tarih, arkeoloji, kültür, somut olmayan kültürel miras, endüstriyel miras, halk sanatları ve gastronomi arasındaki güçlü ilişki ve bağlantıların dikkate alınmadığı; bu nedenle turizmin bileşenleri açısından karmaşık bir yapının ortaya çıktığı; ayrıca her türdeki turizmin temel bileşeni olan seyahat acenteleri, marinalar, iskeleler, havaalanları, helikopter pistleri, kayak merkezleri, rent a car şirketleri, otobüs firmaları, deniz nakliye firmaları, terminaller, konsolosluklar, döviz büroları, nehirler, göller, göletler, yaylalar, kanyonlar, mağaralar, yürüyüş ve tırmanış rotaları, izinli dalış sahaları, av sahaları, hastaneler, ilk yardım merkezleri gibi önemli kategorinin dikkate alınmadığı görülmüştür.

Dijital Turizm Envanteri‘ni oluşturan 13 başlık arasındaki ince ayrım ve iç bağlantıların dikkate alınmamasının en önemli sonuçlarından biri de, envantere 612 gibi oldukça fazla sayıda gastronomi birimi (lokanta, restoran vb) alınmakla birlikte bu birimlerden hangilerinin yerel mutfağı temsil ettiğine dair bir bilginin girilmemiş olmasıdır.

Gereksiz fazla bilgi bir turizm rehberinin kullanımını zorlaştırır

5. Hazırlanan Dijital Turizm Envanteri‘nin bir envanter mi; yoksa İzmir’e gelecek yerli ve yabancı turistler için bir rehber mi olduğu belli değildir. Çünkü gerçekleştirilen çalışma bir envanter için gerekli olan birçok bilgiyi kapsamamakta, diğer yandan da bir rehber olarak gelecek yerli ve yabancı turistin kafasını karıştıracak kadar fazla bilgiyi kapsamaktadır.

Gastronomi ve Konaklama başlıkları altında toplanan lokanta, restoran, otel, motel, tatil köyü, hostel, pansiyon gibi tesislerin kaç oda ve yatağa sahip olduklarıyla yeme içme mekanlarının kapasitelerinin belirtilmemiş olması bu eksikliğin en belirgin örnekleridir. Yapılan çalışma şayet bir envanter çalışması ise başta bu bilgiler olmak üzere daha birçok bilginin bu envanterde yer alması gerekir.

İzmir’e gelen yerli ya da yabancı turistlerin yemek yiyip konaklayacağı yeri belirlemek için 612 adet lokanta, restoran ya da 435 adet konaklama tesisi arasında nasıl zor ve uğraşçı bir seçim yapacağı da kolaylıkla tahmin edilebilecek bir durumdur.

Rehber olarak nitelenen envanterdeki birimler coğrafi konuma göre gruplanmamıştır

6. http://www.visitizmir.org adresindeki Dijital Turizm Envanteri‘nin diğer önemli bir eksikliği ise, 13 başlık altında toplanan 2.083 envanter biriminin bulunduğu coğrafi mekanlar (bölge, ilçe, mahalle) dikkate alınmaksızın karmaşık bir şekilde listelenmiş olmasıdır. Envanterin mobil uygulamasında ilçeler ölçeğinde liste çıkarmak mümkün olmakla birlikte, bunun masaüstü bilgisayarlarda kullanılması mümkün olmamaktadır.

Oysa turist, tüm ihtiyaç ve tercihlerini bulunduğu yeri, mekanı dikkate alarak yapar. O nedenle tüm envanter birimlerinin, aynen dünyaca tanınan Foursquare uygulamasında olduğu gibi kullanıcının konumunun dikkate alınması suretiyle sunulması doğru olacaktır.

İzmir’le ilgili birçok yer ve cazibe noktası envantere dahil edilmemiştir

Dijital Turizm Envanteri‘nin 13 başlığı itibariyle envantere dahil edilmesi gereken birçok envanter biriminin unutulduğu ya da fark edilmediği; ayrıca, birimlerle ilgili açıklamalarda büyük yanlışlıkların yapıldığı belirlenmiştir.

2.083 envanter birimini kapsayan İnternet sayfasını incelediğim 1-7 Mart 2021 tarihlerinde arasında envanterde olması gerektiğini belirlediğim 103 tarihi, arkeolojik, kültürel taşınmaz değerin ortaya çıkması bu büyük eksikliğin en somut örnekleridir. Aliağa Güzelhisar’da bulunan Balaban Paşa Camisi ile Hacıömerli Köyü halk kültürü derlemeleri, Balçova’da İnciraltı Doğal Sit Alanı ile Teleferik tesisleri ve piknik alanının, Bayındır tarihi tren istasyonunun, Bayraklı Turan’da yeni restore edilen Braggiotti Köşkü‘nün, Bayraklı’daki Saint Antoine Kilisesi‘nin, Atatürk Ormanı‘nın, Bergama’da Elaia ve Perperene antik kentlerinin, Bornova’da Peterson Köşkü ve bahçesinin, Doğanlar Şapeli‘nin ve Suphi Koyuncuoğlu Lisesi‘nin, Buca’da Hasanağa Bahçesi Doğal Alanı‘nın, Değirmen‘in ve Aziz İlyas Manastırı‘nın, Çeşme’de tescilli sakız ağaçlarının, Dalyan Kilisesi‘nin, tarihi Karabina, İstanbul ve Rasim Palas otelleriyle Pondopulp olarak anılan tarihi sahil lokantasının, Çiftlik’teki Rum mezarlığı ve kemik odasının, (Ildırı) Erythrai’deki Hippoi adalarının, Alaçatı’daki St. Triada Kilisesi kalıntılarının, Aziz Nikoli Manastırı Sarnıcı‘nın, Zoodohos Pigis Kilisesi olarak bilinen Dalyan Camisi‘nin, Çiğli’de Gediz Deltası Sulak Alanı’ndaki yılkı atlarının, Dikili’deki Karagöl krater gölü ile Kanai antik kentinin, Foça’da Akdeniz foklarının yaşadığı Siren Kayalıkları ile Agios Giorgios Kilisesi‘nin ve Sazlıca Rum köyü kalıntılarının, Gaziemir’deki tarihi tren istasyonu ile William Sherard botanik bahçesinin, Karabağlar’da Kavacık köyü ile Akçakale ören yerinin, Karaburun’da Saip köyünün, Karşıyaka’da Yamanlar Piknik Alanı ile Karşıyaka Belediyesi’ne ait Yamanlar Gençlik Merkezi‘nin, Kemalpaşa’daki Ulucak Höyük ile Nymphaion Kalesi‘nin ve Karabel Hitit Rölyef ve Yazıtları ile 9 ayrı mesire alanının; ayrıca Ulucak Aquaparkı‘nın ve Nif Şarap Bağları‘nın, Kınık’taki Asar Kale ile Kaleköy kent kalıntısının, Konak’taki Roma Dönemi yol kalıntısının, Altınpark Arkeoparkı‘nın, Shalom Havrası’nın, Atatürk Lisesi ile Ali Paşa Şadırvanı‘nın, Araphanı‘nın, Dönertaş Sebili‘nin, Halkapınar’daki Diana Hamamı kalıntılarının, Hilal İstasyonu’nda “Takatuka” adıyla anılan (Diamondcross) 90 derecelik tren yolu makasının ve Ticaret Odası Müzesi‘nin, Menderes’teki Notion antik kenti ile Keler Roma Hamamı‘nın, Menemen’deki Panaztepe antik kenti ile Surp Sarkis Ermeni ve Agios Konstantinos Rum kiliselerinin, Görece (Temnoz) kalesinin, Narlıdere’deki 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olan Yenikale‘nin, Ödemiş’teki Hypaipa antik kenti ile Yılanlıkale‘nin, antik Sardeis-Ephesos Pers Yolu‘nun, Bozdağ Kayak Evi‘nin, Gölcük Prenses Oteli‘nin, Kayaköy’deki Çakırcalı Evi‘nin, Seferihisar’daki Lebedos antik kenti ile Karaköse, Cuma ve Karakoç kaplıcalarının, Selçuk’taki Dünyanın 7 harikasından biri olduğu söylenen Artemis Tapınağı kalıntıları ile St. Paul Hapishanesi ve sur duvarlarının, Şirince’deki aşağı (Demetrius) ve yukarı (Vaftizci Yahya) kiliselerinin, Çamlık Atatürk Müzesi‘nin, Karina’nın, Şirince Nişanyan Evleri ile Matematik Köyü ve Tiyatro Medresesi’nin, Torbalı’daki Hipodrom‘un, Abdülhamit Köşkü‘nün ve PTT’nin bahçesindeki Mantar Meşesi ağacının, Urla’daki Limantepe Höyüğü’nün, İçmeler, Airai (Demircili) antik kenti kalıntılarının, Gülbahçe Ilıcası’nın, Urla adalarının (Uzunada, Yassıca, Pırnallı, Hekim, İncirli), Bademler Musa Baran Çocuk Oyuncakları Müzesi‘nin, Söğüt Mevkii / Köyü Kutsal Alanı ile Çılga Koyu ve mağarasının, Buğday Dergisi‘nin WWOOF Türkiye & TaTuTa organik çiftliği olarak faaliyet gösteren Urla Yağcılar Sevgi Ana ve Adnan Erdoğan Organikoop Permakültür çiftliklerinin envanterde yer almaması, buraların çoğu İzmirli tarafından bilinip tanınması açısından büyük eksikliktir. Ayrıca Ege Üniversitesi’nin TÜBİTAK projeleri çerçevesinde hazırladığı Nif (Kemalpaşa) Dağı bitki envanterlerinden yararlanılmamış olması da yapılan çalışmanın büyük bir eksikliğidir.

Dijital Turizm Envanteri‘ndeki yanlışlıklara gelince…

Yapımına karşı çıkan uzun toplumsal mücadeleler sonucunda yapılan Yortanlı Barajı nedeniyle sular altında kalmış olan Allianoi antik kentine, gidilip gezilebilecek bir yer olarak Dijital Turizm Envanteri‘nde yer verilmesi… Açıklayıcı metinde belirtilmiş olmasına karşın şu sıralarda betonlanarak yok edilmiş olan Çaltılıdere Sulak Alanı‘nın, uzun süredir bakımları yapılmadığı için kullanım dışı kalan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait İzmir Kayıkları‘nın yer alması, Buca’daki Protestan Saint Mary Kilisesi‘nin “Protestan Baptist Kilisesi” olarak, açıklamaya ekli görsellerde “Latin Katolik Kilisesi” tabelası gözüktüğü halde All Saints İngiliz Protestan Kilisesi‘nin “St. Babihist Kilisesi” olarak adlandırılması, halen inşaat halinde olup subasmanı düzeyine bile çıkamamış olan İzmir Opera Binası’nın envanterde yer alması, Karşıyaka’da otel olarak yenilenen eski Vilayetler Evi‘nin, Mavişehir’deki Atılgan Royal gökdeleninin önündeki alana, baktığımız hiçbir haritada rastlamadığımız “Angalya Burnu” isminin bilimsel dayanağı konusunda hiçbir bilginin verilmemiş olması, asıl adı “St John Avengelist Kilisesi” olan yerin “Saint John the Evangelist Anglican Kilisesi” olarak yazılması, Konak Meydanı’nın ismi yakın zamanda İzmir Büyükşehir ve Konak belediye başkanlarının katılımı ile gerçekleşen bir törenle “Konak Atatürk Meydanı” olarak değiştirildiği halde “Konak Meydanı” olarak envanterde yer alması, Urla Karantina Adası’ndaki “Tahaffuzhane Müzesi” adının “”Tahaffuzname” olarak yazılması, Doğa Derneği’nin yaptığı gözlemlere göre Gediz Deltası’nda bugüne kadar 298 adet kuş cinsine rastlandığı ve bunların en önde gelenleri flamingolar, tepeli pelikan, akça cılıbıt, küçük kerkenez, mahmuzlu kızkuşu, Akdeniz martısı, küçük sumru ve Hazar sumrusu olduğu halde Dijital Turizm Envanterine sadece “Uzunbacak” isimli kuşun alınması, Gediz Deltası’nda “Degaj” olarak adlandırılan bölgedeki endüstriyel miras niteliğindeki TEKEL binası ve iskeleler hakkında yeterli düzeyde tarihi bilginin verilmemesi, hiçbir turistik değeri olmayan Çiğli Pompa İstasyonu‘na yer verilmesi gözümüze çarpan ilk ve belirgin yanlışlıklardır. Muhtemeldir ki bu yanlışların sayısı derinlemesine yapılacak bir araştırma ile daha da artacaktır.

Ünlü Baedeker’s seyahat rehberleri… İstanbul ve Küçük Asya (Anadolu)

Turizm rehberi olarak tanımlanan envanterdeki ölçek ve kriter sorunu

8. Bir envanteri envanter yapan şey envantere dahil edilmesi gereken tüm envanter birimlerinin dikkate alınıp listelenmesi, bir turizm rehberini de rehber yapan şey yüzlerce; hatta binlerce turizm değeri içinden turistin değer verebileceği şeyleri belirleyip öne çıkarması ve turiste, “git bunu görmeni, tatmanı, hissedip yaşamanı öneriyorum” şeklinde öneride bulunmasıdır.

Bu anlamda bir turizm rehberi kentteki tüm lokantaları, restoranları, otelleri listeleyip ortaya koymaz. Öncelikle bunlar arasında sunulan hizmetin kalitesini ayırt edebilecek kriterler belirleyip belirlediği kriterlere uygun olanları ön plana çıkarır.

Oysa ayrıntılı olarak incelediğimiz Dijital Turizm Envanterinde ne bu kentteki lokanta, restoran ve otellerin tümü listelenmiş ne de bunlar arasında bir ayrım yapılarak bir bölümü öne çıkarılmış ve önerilmiştir.

Bu anlamda Dijital Turizm Envanterinin bu haliyle ne envanter ne de rehber olmadığı; envanter ile rehber arasında bir yerde durduğunu söyleyebiliriz.

Olmayan beğenilerle kimin kandırılması istenmektedir?

9. Hazırlanan Dijital Turizm Envanteri‘nde bulunan her bir birime ait sayfada dört tanesi açık sarı, bir tanesi açık gri renkte olmak üzere yan yana beş yıldızın konulduğu ve bu yıldızların yanına, yine her birim sayfasında 4,0 rakamının yazıldığı görülüyor.

Anlaşılan o ki, bu yıldızlar ve 4,0 rakamı o sayfanın beş puan üzerinden beğenildiğini göstermek üzere konulmuş. Ancak henüz hiçbir envanter birimi ve ona ait sayfada tek bir yorum yokken ve İnternet sayfası çok bir yeni bir tarihte yayına alındığı halde her bir sayfada “iyi” anlamına gelen 4,0 rakamının yazılarak dört yıldızın açık sarı renkle işaretlenmesi İnternet sayfasını ya da mobil uygulamayı inceleyen, hatta buradaki öneri ve beğenilerden yararlanmak isteyen insanları aldatmaya dayalı, etik değer ve kurallara aykırı “basit” bir tutum değil midir?

Dijital Turizm Envanteri öncelikli hedef kitle ve onun kullanım alışkanlıkları dikkate almadan hazırlanmıştır.

10. İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün yayınladığı turizm istatistiklerine göre son yıllarda İzmir’e gelen turistlerin ülkelere göre dağılımında birinci sırayı Almanlar, ikinci sırayı İngilizler, üçüncü sırayı Hollandalılar, dördüncü sırayı Ukrayna vatandaşları, beşinci sırayı Fransızlar, altıncı sırayı Beyaz Rusya (Belarus) vatandaşları işgal ettiği halde; “Dijital Turizm Envanteri“nin sadece Türkçe ve İngilizce dillerinde hazırlandığı, envanter üzerinde bir yorum yazmak, bir değerlendirme yapabilmek için de önceden kayıt olma esasına dayalı üyelik sisteminin getirildiği belirlenmiştir.

Dijital Turizm Envanteri ile ilgili açıklamalarda İngilizce ve Türkçe şeklindeki iki ayrı dilin önümüzdeki günlerde arttırılacağı belirtilmekle birlikte; bu işin bir an önce ilk sıraya Almanca, Flamanca ve Rusça gibi dillere vermek suretiyle gerçekleştirilmesi; ayrıca, böylesi bir envantere ülkemize gelip ayrılan yabancı turistlerin üye olup izlemesi mümkün olmayacağı için kullanımın herkese açık olması uygun olacaktır.

Peki o halde, tanıtımı yapılan bu değerleri kim koruyup kollayacak?

11. İzmir kamuoyunun çevre mücadeleleri konusunda yakından tanıdığı arkadaşımız Avukat Şehrazat Mercan, bu yazıyı yazdığım 18 Mart 2021 Perşembe günü saat 21.24’de Facebook’taki hesabından aşağıdaki çağrıyı yaptı:

İyi akşamlar, Sığacık Koyu’nda 5. ÇED Olumlu kararını mahkemede iptal ettirdik. Daha gerekçeli karar yazılır yazılmaz, aynı lokasyon için, yeni karar almak üzere, aynı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünde, 22. Mart.2021 Pazartesi günü İDK toplantısı yapılacakmış. İşte bu toplantıya itirazlarımızı bir kez daha iletmek için Altınköy Koyunu Koruma Derneği (AKKOY) bir imza kampanyası başlattı. İmzaların atıldığı dilekçeyi, avukatları olarak ben hazırladım. Bu deniz yani Sığacık Koyu, yalnızca Seferihisar ve Urla Halkının yararlandığı bir deniz ve kıyı alanı değil. Yaz oldu mu dolup taşıyor. Eminim bu satırları okuduğunuzda;… ben de yaz gelse de denize gitsem… dediğiniz yerler, plajlar. Ekmeksiz, Akarca, Akkum Plajları. Azmak, Altınköy, Demircili, Melengeç, Muhtarın yeri, Papaz Koy, Gökliman… Buralar sizin de deniziniz, kıyınız. Aşağıdaki dilekçeye tıkladığınızda, imzalanacak bölüme ulaşabilirsiniz. İmzaları atar gönderirseniz, internet üzerinden. Yarın AKKOY Dernek Başkanı Sunday Özgen postaya verecek. Hepimiz adına imzaları yetiştirmiş olacak. Bakarlar mı? Bilemeyiz. Biz gönderelim de…Belki gelecek kuşaklara temiz bir denizi bırakmış oluruz.

Sevgili Şehrazat Mercan‘ın Seferihisar ve Urla‘daki kıyıları, koyları korumak amacıyla Altınköy Koyunu Koruma Derneği‘nin başlattığı imza kampanyasının amacı Sığacık Koyu, Ekmeksiz, Akarca, Akkum plajları ile Azmak, Altınköy, Demircili, Melengeç, Muhtarın Yeri, Papaz Koy ve Gökliman; hemen hepsi İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Kalkınma Ajansı‘nın ve İzmir Vakfı’nın birlikte hazırladığı Dijital Turizm Envanteri‘nde yer alan, yerli ve yabancı turistlere buralara gidin görün denilen yerlerdi…

Ama ne açılan imza kampanyalarında ne de davalarda ve bu davalarda ödenen binlerce liralık bilirkişi ücretlerinin toplanması için yapılan imecelerde bu üç kurumun adına dahi rastlanmıyordu… Geçmişte Allianoi antik kenti, İzmir Körfezi Geçiş Projesi ve Çaltılıdere Sulak Alanı gibi mücadele ve davalarda nasıl ilgisiz kalıp yok olduysalar; bugün de yoklar, Dijital Turizm Envanteri‘ne aldıkları doğa harikası bu yerleri korumak için dava açmadıkları gibi açılan davalara müdahil olmak bile istemiyorlar….

Konu ile İlgili Okuma Listesi

Ahmet Vatan; Bilecik İlinin Turizm Envanteri, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı 53, Eylül 2017, sayfa 183-205

Balıkesir Turizm Envanteri ve Strateji Çalışması, Güney Marmara Kalkınma Ajansı ve Balıkesir Üniversitesi, Eylül 2019, 85 sayfa.

Demet Ulusoy Binan, Miras 3, Bergama Kentsel Kültür Varlıkları Envanteri ve Çözümlemesi, Ege Yayınları, Bergama 2018.

Demet Ulusoy Binan, Mevlüde Kaptı, Binnur Kıraç, Gürhan Arıoğlu; Bergama (İzmir) Kültür Varlıkları Envanteri, 2003, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2004, Sayı 3, sayfa 31-74.

Demet Ulusoy Binan, Mevlüde Kaptı, Binnur Kıraç, Gürhan Arıoğlu; Bergama (İzmir) Kültür Varlıkları Envanteri, 2004, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2005, Sayı 4, sayfa 79-110.

Demet Ulusoy Binan, Mevlüde Kaptı, Binnur Kıraç, Gürhan Arıoğlu; Bergama (İzmir) Kentsel Kültür Varlıkları Envanteri, 2005, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2005, Sayı 5, sayfa 57-102.

İzmir Turizm Tanıtım Stratejisi ve Eylem Planı 2020-2024, İzmir Kalkınma Ajansı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Vakfı, 2021, İzmir, 199 sayfa.

Eti Akyüz Levi; İzmir Kentsel Kültür Varlıkları Envanter Raporu, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi 2003 Sayı 1, sayfa 46-89

Eti Akyüz Levi; Kemeraltı (İzmir) Kültür Varlıkları Envanteri 2003, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi 2004, Sayı 3, sayfa 75-124.

İzmir Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri, 3 Cilt, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İzmir-2012.

Sedat Emir, Zeynep Durmuş Arsan, Nilgün Kiper; Karaburun Yarımadası (İzmir) Kırsal Mimarlık Envanteri 2004 Yılı Çalışmaları: Çullu ve Hisarcık Köyleri, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2005 Sayı 4, sayfa 161-186.

Sedat Emir, Nilgün Kiper; Karaburun Yarımadası (İzmir) Mezar Taşları Envanteri 2004 Yılı Çalışmaları: Çullu Köyü, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi 2005 Sayı 4, sayfa 187-202.

Sedat Emir, Nilgün Kiper; Karaburun Yarımadası (İzmir) Mezar Taşları Envanteri 2005 Yılı Çalışmaları: Hisarcık, Ambarseki ve Saip Köyleri, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2005 Sayı 5, sayfa 117-134.

Sedat Emir, Nilgün Kiper; Karaburun Yarımadası (İzmir) Mezar Taşları Envanteri 2006-2007 Yılı Çalışmaları: Eski Mordoğan, Çatalkaya, Hacılar, İnecik, Kösedere ve Eğlenhoca Köyleri, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2007 Sayı 6, sayfa 151-196.

Van Kültür ve Turizm Envanteri (Doğal Değerler 2), Van Valiliği, 2014, Van, 23 sayfa.

Zafer Derin, Atila Batmaz, Bornova-Kemalpaşa (İzmir) Arkeolojik Envanteri, 2003, TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 2004, Sayı 2, sayfa 75-100.

İzmir turizmi adına uzun ince bir yol… (1)

Ali Rıza Avcan

Envanter hazırlamak işi, benim en iyi yaptığım işlerden biri. Özellikle de kalkınma ajanslarının desteklediği projeler kapsamında hazırlanan turizm envanterlerini düzenleme işi…

Çünkü 2012 yılında şimdi mevcut olmayan Marmaris Turizm Altyapı Hizmet Birliği‘nin (MARTAB) Güney Ege Kalkınma Ajansı‘ndan (GEKA) aldığı destek çerçevesinde her biri kendi alanında uzman olan ekibimle birlikte Marmaris‘in 15 köyü (Adaköy, Akçapınar, Bayır, Çamlı, Çetibeli, Gökçe, Hisarönü, Karacasöğüt, Orhaniye, Osmaniye, Selimiye, Söğüt, Taşlıca, Turgut ve Yeşilbelde) ile ilgili kırsal turizm envanterini hazırlamış; ayrıca, bu 15 köyün uluslararası düzeydeki kırsal turizm potansiyelini belirlemek amacıyla ulusal ve uluslararası düzeyde bir araştırma çalışması yapmıştım.

Verilen küçük bir bütçe içinde, envanteri oluşturacak bilgilerin belirlenip derlenmesinden çok, ortaya çıkan sonuçların büyük renkli görseller ve parlak broşürlerle tanıtılmasına daha fazla önem verilmesi suretiyle hem kırsal turizm envanterinin nasıl yapılması ya da yapılmaması konusunda derin bir deneyim kazanmış, hem de envanter kavramının bu topraklarda gerçekten bilinmediğine ve ciddiye alınmadığına tanık olmuştum. Ama yaşadığım bütün bu olumsuzluklara karşın, şikayet etmeyip aldığımdan çoğunu vermek suretiyle Marmaris’in 15 köyüne ait kırsal turizm envanterini süresi içinde hazırlayarak yaptığım işe önem verdiğimi göstermiştim.

Oysa envanter kavramı ve envanter düzenlemek ciddi bir işti. Adeta cep, kasa, ya da deponuzdaki para ya da malınızın ne kadar olduğunu öğrenmek için yaptığınız sayım kadar önemli bir işti.

Latince inventarium sözcüğünden türeyen ve çoğu kez ticari anlamda kullanılan envanter sözcüğü sözlüklere göre “mal sayımı” ya da “mal sayımın gösteren liste ya da defter” anlamına geliyor. Aynı sözcüğü ticari anlamda “bir işletmenin para, değerli kâğıtlar, taşınır ve taşınmaz mal varlıklarıyla alacaklarını ve borçlarını oluşturan bütün öğeleri miktarları ve değerleriyle ayrıntılı olarak gösterme işlemi” olarak tanımlayanlar da var.

Bu anlamda düzenleyeceğimiz tüm envanterler, sahip olduğumuz varlıkların sayı, nitelik, yer ve farklılık gibi özelliklerini ortaya koyup yapılacak güncellemeler suretiyle bu özelliklerin değişimini izler.

Bir kentteki mevcut yapıların ya da bir botanik bahçesindeki bitki ve ağaçların sayı, yer ve özellikleri, tarih ve arkeoloji anlamında sahip olduğunuz tarihi yapılar, yollar, köprüler, kentler, tapınaklar ve benzerleri hazırlanan envanterlerin konu ve içeriğini oluşturur.

Tüm sahip olunanları belirleyip listelemek envanter çalışmasının ilk aşamasıdır. İkinci aşama ise sahip olup sürekli güncellediğiniz envanterlerdeki varlıkları birbirleriyle mukayese ederek az bulunma ya da farklı olma kriterlere göre ayırıp öne çıkarma amacı ile ilgilidir. Çünkü o varlıklar, diğerlerinden farklı olması ya da az bulunması gibi nedenlerle kendi değerlerini arttırıp sahip olanlar için önem ve öncelik kazanmaya başlarlar. Aynen envanteri çıkarılmış bir tablo koleksiyonunun içindeki Mona Lisa tablosunun diğerlerinden daha değerli hale gelmesinde olduğu gibi…

O nedenle envanter sözcüğü ve bu sözcüğün eyleme dönüşmüş haliyle “varlıkları belirleme” —> “tanımlama” —> “sayma” —> “değer biçme” —> “güncelleme” aşamalarından oluşan bilgi üretimi anlamına gelen envanter yönetimi önemli ve öncelikli bir iştir….

Fotoğraf: Andreas Gursky, 99 Cent II Diptychon

Envanter düzenleme işinin belediyelerde akla gelen ilk örneği ise sahip olunan nakdi ya da ayni mal varlıklarının belirlenip listelenmesi işlemidir. Bir belediyenin sahip olduğu arsa, arazi ve araçların envanterinin hazırlanması ya da o kentteki yapıların envanterinin çıkarılması hepimizin bildiği klasik uygulamalardır.

Bir adım daha öteye gidersek, karşımıza bu kez de yine belediyelerin düzenlediği “taşınmaz kültür varlıkları envanteri“, “somut olmayan kültürel varlıklar envanteri, “taşınır kültür varlıkları (tablo, heykel vb.) envanteri“, “doğal varlıklar envanteri” ve “turizm envanteri” gibi değişik envanter çeşitleri çıkar. Hepsinin amacı da belediye sınırları içindeki bazı değer ya da varlıkları belirleyerek bunlardaki gelişmeleri izleyip yönetmektir.

Bu anlamda geçtiğimiz 4 Ocak 2021 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in İzmir’in “Dijital Turizm Envanteri“ni tamamladık haberini duyunca konuyla yakından ilgili ve bilgili bir İzmirli olarak sevindim ve bu sevincimi söz konusu envanterin adresi olarak gösterilen http://www.visitizmir.org isimli İnternet sitesini açarak ve aynı ismi taşıyan mobil uygulamayı telefonuma indirerek köşe bucak incelemeye başladım.

Çünkü envanter çıkarmanın; özellikle de çok değişik alanlarda yapılan turizm için güncel bir envanter çıkarmanın ve bu envanterdeki bilgileri sürekli güncellemenin ne kadar zor olduğunu bilip konuya ciddiyetle yaklaştığım için sahip olduğum bilgi, birikim ve deneyimi yapılmış bir uygulamayı inceleyip; daha doğrusu, “tersten okuyarak” geliştirmeye çalıştım.

Ancak bu analiz çalışmasına başlamadan önce “Visit İzmir” isimli “Dijital Turizm Envanteri“nin hangi makro çalışmanın içinde yer aldığını ve bir mikro çalışma olarak turizm alanındaki makro çalışmalarla bağlantısını öğrenmeye çalıştım. O nedenle, bu çalışmanın İzmir Kalkınma Ajansı‘nın desteği çerçevesinde birlikte yapıldığı ifade edildiği için bu projede çalıştığını öğrendiğim bilişim şirketleriyle ve proje içinde yer almış arkadaşlarımı arayarak onlardan ek yeni bilgiler almaya çalıştım.

Yeniden gözden geçirdiğim ve edindiğim yeni bilgilere göre bu projenin başlangıcı İzmir Kalkınma Ajansı‘nın kurulduğu ilk yıllarda Art Group / Wolffs Olins, Blue Group, American World Services, TNS Global, Kıta Tasarım Reklam ve Danışmanlık grubuna hazırlattırılan “İzmir Kentsel Pazarlama Stratejik Planı 2010-2017” çalışmasına kadar gidiyordu. O tarihlerde aldığımız haberlerden hatırladığım kadarıyla bu çalışmayı hazırlayan ekibin adı İngilizce firma isimleriyle yaldızlanmış olmasına karşın, asıl işin adres olarak Amerika Birleşik Devletleri’ni gösteren bir Türk şirketi ve ekibi tarafından yapıldığını biliyorduk.

Daha sonra devreye Yaşar Üniversitesi‘nin 23 Aralık 2012 tarihinde yaptığı İzmir Turizm Stratejisi Çalıştayı ile bu çalıştay sonrasında düzenlenen Şubat 2013 tarihli 65 sayfalık İzmir Turizm Mevcut Durum Raporu girdi.

Daha sonra konu uzun bir süre dondurucuya konulup unutulduktan sonra İzmir Kalkınma Ajansı‘nın yeni bir duyurusu ile 12 Nisan 2019 tarihinde “İzmir Kalkınma Ajansı İzmir Turizm Stratejisi ve Eylem Planı Hizmet Alımı İşi“nin ihale edileceğini ve söz konusu planın ihaleyi alacak firma tarafından 9 ay içinde bitirileceğini öğrendik.

İhale sonuçları İzmir Kalkınma Ajansı kaynakları tarafından açıklanmamış olmakla birlikte, İzmir Turizm Destinasyonları Envanter Çalışması şekline dönüşen işi üstlenen İstanbul/Kadıköy kaynaklı Kivi Stratejik Planlama Anonim Şirketi‘nin İnternet sayfasından 13.11.2019 tarihli İzmir Turizm Destinasyonları Envanter Çalışması‘nın üç ayrı boyutta (Deniz ve Kıyı Turizmi, İnanç Turizmi ve Kültür ve Tarih Turizmi) hazırlandığını, plan hazırlığı kapsamında esasen bir Mevcut Durum Analizi niteliğindeki çalışmanın Ömer Yılmaz, Cansu Çekli, İlayda Büyükgaga ve eski Arkitera Mimarlık Merkezi‘ndeki ekipleri eliyle gerçekleştirildiğini öğrendik.

Daha sonrasında işin içine eski adıyla İzmir Turizm Tanıtım Vakfı, yeni adıyla İzmir Vakfı‘nın girip işi üstlenmesi üzerine, İzmir Kalkınma Ajansı‘nın adeta çalışmalardan çekildiği anlaşıldı. Çünkü İzmir Vakfı tarafından basıma hazırlanıp “İzmir Tanıtım Turizm Stratejisi ve Eylem Planı 2020-2024” adıyla yayınlanan belge, İzmir Kalkınma Ajansı‘na ait İnternet sayfasının “Strateji ve Analizler” bölümünde bulunmadığı gibi, planın İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu‘nun Şubat 2020 tarihli toplantısındaki tanıtımının da İzmir Vakfı Genel Müdürü ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı Dr. Güven Eken tarafından yapıldığı görüldü. Anlaşılan o ki, İzmir Kalkınma Ajansı‘nın ihale edip yaptırdığı Mevcut Durum Analizi ile diğer çalışmalar şu an itibariyle İzmir Vakfı tarafından sahiplenilip uygulanmaya çalışılmakta.

2019 yılında İzmir Kalkınma Ajansı tarafından Kivi Stratejik Planlama Anonim Şirketi‘ne ihale edilen Mevcut Durum Analizi niteliğinde çalışmalar ve 2021 yılında İzmir Vakfı tarafından sahiplenilip yayınlanan “İzmir Tanıtım Turizm Strateji Planı ve Eylem Planı 2020-2024” belgesine baktığımızda da, yazımızın konusunu oluşturan İzmir Turizm Envanterinin Düzenlenmesi işinin 6 öncelikli alandan oluşan planın 25 stratejik amaç ve 128 hedef arasında yer aldığını; planın “(3.2) Visit İzmir Dijital Turizm Altyapısının Hazırlanması ve Tanıtılması” başlıklı stratejik amaç kapsamında yer alıp; İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Kalkınma Ajansı ve İzmir Vakfı‘nın “sorumlu“, Kivi Stratejik Planlama A.Ş.‘nin de “paydaş” olarak gösterildiği, (3.2.1) Visit İzmir İnternet Sitesinin Farklı Dillerde İzmir Görsel Kimliğini Yansıtacak Şekilde Güncellenmesi” ve “3.2.2) Visit İzmir Mobil Aplikasyonun Hazırlanması” başlıklı iki stratejik hedefe 2020 yılında, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İzmir Vakfı‘nın sorumlu olarak gösterildiği “(3.2.3) İnternet Sitesi ve Mobil Aplikasyonun Dijital Platformlarda Tanıtılması” başlıklı stratejik hedefe ise 2020-2024 dönemde ulaşılacağı belirtilmiştir.

İzmir Tanıtım Turizm Stratejisi Planı ve Eylem Planı“nın 2020-2024 dönemi içindeki uygulama başarısını ölçmek amacıyla geliştirilen performans göstergelerine baktığımızda ise;

1) 2020 yılında 2.000 adet olarak belirlenen destinasyon envanteri veri sayısının 2021 yılında 1.500, 2022 yılında 500, 2023 yılında 500 ve 2024 yılında 500 adetlik artışla 2024 yılı sonu itibariyle 5.000 adete ulaşması,

2) 2020 yılında 2.000 adet olarak belirlenen görsel veritabanı sayısının 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarında 1.00 adetlik artışla 2024 yılı sonu itibariyle 6.000 adete ulaşması,

3) 2020 yılında 250 adet olarak belirlenen kültür, tarih ve arkeoloji envanterinde nokta bazlı veri sayısının 2021 ve 2022 yıllarında 100, 2023 ve 2024 yıllarında da 50 adetlik artışla 2024 yılı sonu itibariyle 550 adete ulaşması,

4) 2020 yılında 35 adet olarak belirlenen inanç envanterinde nokta bazlı veri sayısının 2021 yılında 25, 2022, 2023 ve 2024 yıllarının her birinde 20 adetlik artışla 2024 yılı sonu itibariyle 120 adete ulaşması,

5) 2020 yılında 80 adet olarak belirlenen deniz ve kıyı envanterinde nokta bazlı veri sayısının 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarının her birinde 20 adetlik artışla 2024 yılı sonu itibariyle 160 adete ulaşması,

6) 2020 yılında 550 adet olarak belirlenen doğa ve gastronomi envanterinde nokta bazlı veri sayısının 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarının her birinde 100 adetlik artışla 2024 yılı sonu itibariyle 950 adete ulaşması,

7) 2020 yılında 350 adet olarak belirlenen konaklama envanterinde nokta bazlı veri sayısının 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarının her birinde 100 adetlik artışla 750 adete ulaşması,

Hedeflenmiş, böylelikle bu sayılara ulaşılması durumunda plan uygulamasının başarılı olacağı ifade edilmiştir.

Devam Edecek…