‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (6)

Ali Rıza Avcan

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2021-2024 döneminde uygulayacağı tarım politika ve uygulamalarını açıklamak için 21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde yaptığı uzun konuşmanın son kısmındaki ifadeleri ele alıp değerlendirmeye çalışacağız.

O halde incelemeye ve yazmaya devam…

Kooperatifler, Köyler ve de Kırsal Mahalleler

Konuşmanın bu bölümünde küçük üreticiyi bir araya getiren kooperatifleşmenin önemi ile 2012 yılında köyden mahalleye, 2021 yılında da mahalleden “kırsal mahalle“ye dönüştürülen kırsal yerleşimler üzerinde durulmaktadır:

Tüm bu çalışmalarımızda kooperatifleşmeyi, örgütlülüğü çok önemsiyor ve teşvik ediyoruz. Çünkü küçük üreticinin hayatta kalabilmesi için bir araya gelerek güçlenmesi ve haklarını birlikte savunması şart. Küçük üreticinin örgütlenmesi ve bu örgütlülük içinde üretimin gerçekleşmesi, İzmir Tarımı’nın temel özelliklerinden biri.” 

Türkiye’de tarımın içine düştüğü sıkıntıların en temel sebeplerinden biri; 8 yıl önce, 2012 yılında Büyükşehir Yasası ile toplamda 16 bin 220 köyün kapatılması oldu. 

Buna karşı Seferihisar’da “Geleceğin Köyleri” adıyla bir hareket başlatmıştık ve kısa sürede 1000’e yakın köyün katıldığı bu oluşum tüm Türkiye’ye yayılmıştı. 2013 yılında Teos Antik Kenti Tarihi Parlamentosu’nda, yüzlerce köy muhtarıyla bir araya gelerek Büyükşehir Yasası’yla kapatılan köylere karşı tepkimizi haykırdık ve mücadelemizi başlattık.

Çünkü köylerin mahalleye dönüştürülmesinin, bir isim değişikliğinden ziyade Türkiye tarımının çökmesine neden olacak sonuçlar doğuracağını biliyorduk. Ne yazık ki dediğimiz gerçek oldu ve bu yasa değişikliği sonrası aradan geçen 8 yılda Türkiye tarımı, hiçbir zaman olmadığı kadar büyük yara aldı.

Yakın zamanda bir torba yasa ile köylerin “kırsal mahalle” olarak belirlenebilmesinin önü açıldı. Bu yasa bir kez daha, bizim köy kapatmalara karşı mücadelemizin haklılığını ortaya koydu. Kırsal mahalle olarak belirlenecek köylerde; vergi, harç ve su gibi çeşitli muafiyet ve indirimler getirilmesi, elbette olumlu bir gelişme ama yeterli değil.

Köyler kapatılınca ortak mülkiyet alanları, ortak meralar ve araziler elden çıkmıştı. Yapılan düzenlemeler bu malları, köylere geri vermiyor. 

“Başka Bir Tarım Mümkün” diyerek hayata geçirdiğimiz İzmir Tarımı’nın, şehrimizden başlayarak tüm ülkemizde, köylerimizin ve çiftçimizin dertlerine derman olacağına inanıyoruz. Buradan, adı mahalle olarak değiştirilen tüm köylerimize sesleniyorum. Kırsal mahalle statüsü için başvurunuzu bir an önce ilçe belediyelerine gerçekleştirin. Büyükşehir Belediyemiz her konuda olduğu gibi bu konuda da köylerimizin yanında olacak, üreticimizin refahını büyütmek için sizlerle birlikte canla başla çalışacak.

İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü‘nden aldığımız verilere göre, 2020 yılı verilerine göre İzmir’de 158’i tarımsal kalkınma, 85’i sulama ve 45 su ürünleri kooperatifi olmak üzere toplam 288 adet kooperatif faaliyet göstermektedir. Son iki yıl içinde Covit19 salgını nedeniyle bu kooperatiflerin genel kurulları yapılamadığı için eldeki son verilere göre bu kooperatiflere ortak olanların sayısını yaklaşık 32.500 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu durumda kooperatif başına düşen ortalama üye sayısının 112,84 kişi ve 32.500 kişinin de Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2020 yılı verilerine göre, İzmir’de tarım sektöründe istihdam edilen 110.000 kişi içindeki oranının % 29,54 olduğu görülmektedir.

Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in eşi Neptün Soyer‘in yönetim kurulu başkanı olduğu S.S. İzmir Tarımsal Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği‘ne de 74’ü (% 74) tarımsal kalkınma, 25’i (% 25) sulama ve 1’i (% 1) su ürünleri kooperatifi olmak üzere toplam 100 kooperatifin üye olduğu belirlenmiş; ancak kendilerine aylar önce yazılı olarak sormuş olmamıza rağmen, Birliğe üye kooperatiflerin her birine ortak olanların sayıları öğrenilememiştir. (1)

Bu rakamları ülke rakamları ile mukayese etmeye kalktığımızda ise, elimizdeki 2016 yılı verilerine göre Türkiye genelinde 7.201’i tarımsal kalkınma, 2.523’ü sulama ve 553’ü su ürünleri kooperatifi olmak üzere toplam 10.277 tarım kooperatifi bulunuyor (2) ve tarımsal faaliyetler açısından oldukça gelişmiş bir il olan İzmir, 2020 verilerine göre bu sayının sadece % 2,80’ine sahip bir il olarak diğer illerin arkasından gelmektedir.

Bu anlamda tarımdaki kooperatifleşme açısından gerilerden gelen İzmir’de kooperatifleşmenin özendirilmesi, bunun için çaba gösterilmesi yerinde ve olumlu bir çaba olmakla birlikte kooperatifleşmenin o bildiğimiz kooperatifleşme olmaktan çıkıp çok ortaklı şirketleşme süreci içine girdiği; ayrıca mevcut kooperatiflerin hızla demokratik, katılımcı ve şeffaf olmaktan çıkıp yönetimlerinde kooperatif ağalarının uzun yıllar iktidarını sürdürdüğü , üstüne üstlük Avrupa Birliği ortak hukuk çalışmaları içinde karşımıza “Avrupa kooperatif şirketi” adıyla yeni bir şirket türü çıkarıldığı için (3), böylesi bir ortamda kooperatiflerin çağdaş sorunlarından söz edip bu sorunları çözümü ve toplumcu kooperatiflerin oluşumu için mücadele etmeden kooperatifleşmeyi desteklemenin ya da Tarihi Kemeraltı Ç:arşısı ya da tarım gibi sorun olan her yerde kooperatifleşmeyi bir öneri olarak ileri sürmenin doğru, geçerli ve anlamlı olmadığını düşünüyorum.

2012 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı yasa ile mahalleye dönüştürülen köyler için Seferihisar ilçesindeki 9 köyün öncülüğünde “Geleceğin Köyleri Hareketi“ne 367 köyün katıldığı, köylerin mahalleye dönüştürülmemesi için düzenlenen imza kampanyasında 4.525 kişinin imza verdiği süreçte “bizim amacımız, bu yasayı Anayasa Mahkemesi’nden bozduracağız… Konuyu Başbakan Erdoğan’a ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıyacağız… Köylerimizin kapanmaması için büyük bir mücadele başlatıyoruz” (4) şeklinde demeçler verip konuşmalar yapan Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ile Belediye Başkan Yardımcısı avukat Nilgün Durmazer‘e 2015 yılındaki özel bir söyleşide bu mücadele kapsamında açıldığını öğrendiğim davanın sonucu hakkında sorular sormuş; ancak net bir cevap alamamıştım.

İşte o nedenle, 2012 yılında 367 köyün ve 4.525 imzacının katıldığı bir mücadelenin söylendiği gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar götürülmesi gerektiği halde verilen sözlerin yerine getirilmediği gibi, bu konuda o tarihten 2021 yılına kadar tek bir sözün söylenmediği, bunun için özel bir politika ve uygulamanın geliştirilmediği ve özet olarak bugün övünçle anlatılan o mücadelenin sürdürülüp sonucunun alınmadığı anlaşılmaktadır.

Sıra Hamasette…

Gelelim, benim ‘yerli ve milli‘m senin ‘yerli ve milli‘nden daha iyidir hamasetine… Daha doğrusu ötekinin hamasetini kendi hamaseti ile kötüleme çabasına…

Değerli katılımcılar,

Yerli ve millî olmak, sözde değil, özde olması gereken bir meseledir. Bir bayrak düşünün! Göklerde dalgalanması için göğsünüzü siper edeceksiniz. Bir memleket düşünün! Sınırlarını korumak için binlerce şehit vereceksiniz. Fakat o sınırların içindeki vatan toprağını kaderine terk edeceksiniz. Tarlaların ve köy evlerinin birer birer boşalmasına seyirci kalacaksınız. Yerli ve milli tohumlarımız hızla yok olurken, yabancı tohumlara teşvik vereceksiniz. Kültürümüzü, köklerimizi ve geçmişimize ait ne varsa her şeyi inşaat sektörüne kurban edeceksiniz. Büyük bir ustalıkla, tarımın doğduğu topraklarda tarımı yok etmeyi başaracaksınız. Buğdayın, koyunun, keçinin, sığırın, armudun, kirazın, üzümün, incirin, zeytinin ve daha nicesinin ana vatanında, tarımın binlerce yıldır yapıldığı bu topraklarda, Anadolu tarımından geriye eser bırakmayacaksınız. Verimi yüksek diyerek memleketin her yerini ithal ve yabancı tohumlara boğacak, yerli tohum ve ırklarımızı teker teker tasfiye edeceksiniz. Yabancı tohumlar ülkemizi istila ederken, topraklarımız çoraklaşacak, göllerimiz bir bir kuruyacak, yer altı sularımız yüzlerce metre derinlerde kaybolacak.

Üstelik tüm bunlar olup biterken, yerli ve milli olmak hamasetini yapmaya devam edeceksiniz. Merak ediyorum. Bizi biz yapan toprağımızdan, suyumuzdan, doğamızdan daha yerli ve milli ne olabilir? Ellerimiz ülkemize ait tüm değerleri tek tek yok ederken, sözlerimizin neresi yerli ve milli olmaktan bahsedebilir?

Kimse kusura bakmasın. Tarım tekelleri daha da büyüsün; yabancı şirketler borç batağı altında ezilen köylümüze daha da fazla ithal tohum, daha çok ithal ilaç, ithal yem ve hayvan satsın diye; topraklarımızın kuraklaşmasına ve halkımızın yoksullaşmasına asla izin vermeyeceğiz. Milletimiz için yoksulluğun ve topraklarımız için kuraklığın kader olmadığını çok iyi biliyoruz. Eskiden savaşlar topla tüfekle, işgaller askerlerle, postallarla olurdu. Bugünün savaşları ve işgalleri ise tohumla, ilaçla ve topraklarımızı çoraklaştıran, köylümüzü esir eden yanlış tarım politikaları ile oluyor.

Memleket toprağının her karışı kutsaldır. Bu ülkenin her karışını korumak için mücadelemizi son nefesimize kadar sürdürmekte kararlıyız. Bu büyük işgale yine İzmir’den başlamak üzere başkaldırıyoruz.

Yoksulluğa ve kuraklığa karşı ilk adımımızı, “Başka Bir Tarım Mümkün” diyerek bugün burada Ödemiş’te atıyoruz. Üreticimizle yan yana, yerli ve milli bir tarım politikası inşa ediyoruz.

Memleketimize hayırlı olsun. Bereketi bol olsun!

Bu şekilde ucuz ‘vatan, millet, Sakarya‘ ya da ‘Kurtuluş‘ edebiyatı ile yapılan bu hamasete konu yapılan ‘yerli, ve milli olma‘ halinin her iki yan için geçerli ya da doğru olmadığını söylememiz gerekiyor.

Çünkü tarımda kullanılan tohum, gübre, ilaç, hormon, makine, mazot gibi birçok girdinin binlerce yerli ve yabancı kaynaktan karşılandığı; hatta yerli ile yabancının bu kadar fazla iç içe girip hemhal olduğu, yerli ya da milli diye bildiğimiz bir çok şeyin arkasından yerli ya da milli olmayan şeylerin çıktığı böylesi bir ortamda benim tarımım yerlidir ya da millidir demenin ne kadar aldatıcı, yanıltıcı ve kötü niyetli bir girişim olduğunu hepimiz biliyoruz.

Örneğin, Covid19 salgınını en yoğun yaşadığımız şu günlerde biri çıkıp da “bu aşılar yerli ve milli değil, yabancı aşı ve ilaçlar insanlarımızın genetik yapısını bozarken neslimiz kuruyacak, nüfus artış oranımız azalacak, ülkemiz beka sorunu ile karşı karşıya kalacak” dese ya da diyorsa, ne derdiniz? Ya da yerli ve milli olmayan aşı ve ilaçları kabul etmeyip yerli aşıyı beklemeye kalksa ne yapardınız? Ya da Küba hükümetinin ya da halkının yaptığı gibi, birileri çıkıp “tüm insanlığı ilgilendiren konularda yerli ve milli olmaktan söz etmek bilime aykırıdır, insanlığa zarar vermektedir; o nedenle gelin bizim sağlık hizmetlerimizden yararlanın, bizim aşı ve ilaçlarımızı ücretsiz kullanın” deseler o insanlar sizden olmadığı, verdikleri malzeme ve hizmetler yerli ve milli olmadığı için tekliflerini kabul etmez misiniz? Bir düşünün isterseniz….

Sanırım, hangi taraftan gelirse gelsin tarımda da yerli ve milli olmanın gerekliliğinden söz eden herkese buna benzer sorular sormak gerekir. Çünkü Tarım Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2006 yılından bu yana karşı olup mücadele ettiğimiz şey, yerli ya da yabancı bir mal ve hizmeti kabul edip kullanmak değil; Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü anlaşmalarını kabul etmesi nedeniyle tarımda kendi ulusal çıkarlarını gözeten politika ve uygulamalardan vazgeçmiş olmasıdır. Bu anlamda yerli ve milli olması gereken şey kullanılan girdilerin yerli ve milli olması değil; o girdilerin seçimini ve ülkeye girişini yönetecek olan ulusal tarım politika, strateji ve uygulamalarının varlığı ve onun etkinliğidir. Şayet öyle bir politika, strateji ve uygulama varsa gerektiğinde yerli ve milli kaynakları, gerektiğinde de yerli ve milli olmayan kaynakları kullanması söz konusu olabilir.

O nedenle asıl mücadele etmemiz gereken şey, bir ülkenin kendi yerli tohumlarını doğrudan ya da geliştirerek kullanması veya yabancı tohumları tercih etmesi değil; kendi ürettiği hibrit tohumların kullanımını zorunlu kılan neoliberal kapitalist sistemin tarım alanında ortaya koyduğu politikalardır.

Devam Edecek

(1) https://www.koykoopizmir.com/tr/Ortaklar/Index (Tarih: 17.05.2021)

(2) Türkiye Kooperatifçilik Raporu 2016, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü, Mayıs 2017, s.13.

(3) Avrupa Kooperatif Şirketi için bakınız: https://kentstratejileri.com/2020/06/03/vahsi-kapitalizmin-karanlik-yuzu-sirketler/

(4)Geleceğin Köyleri Hareketi kuruldu: Köy yoksa gelecek de yok“, Sol Portal, 15.03.2013;”Köy yoksa geleceğimiz de yok“, OdaTV, 17.02.2013; “Seferihisar’da Geleceğin Köyleri Hareketi: Köy yoksa geleceğimiz de yok“, Karasaban, Nisan 2013

Daha önceki bölümler için:

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

https://kentstratejileri.com/2021/05/17/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-3/

https://kentstratejileri.com/2021/05/19/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-4/

https://kentstratejileri.com/2021/05/21/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-5/

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (4)

Ali Rıza Avcan

21 Ocak 2021 tarihinde Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından açıklanan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yeni tarım ve hayvancılık politikasıyla buna ilişkin vaatleri ele alıp tartışmak amacıyla başlattığımız yazı dizisinin bugünkü dördüncü bölümünde, bu açıklamada dile getirilen vaatlerin, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in artakalan hizmet dönemi içinde yapılabilir ve sürdürülebilir olup olmadığını, eski belediye başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun başına geldiği gibi bütün bu söylenenlerin unutulup unutulmayacağını araştırıp değerlendirmeye çalışacağız.

2021 Yılına Gelindiğinde Tarım Adına Söylenenler ve Vaat Edilenler

21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından açıklanan yeni tarım politikaları ile ilgili olarak belediyenin önceden ya da sonradan yayınladığı temel bir belge, plan, program ya da rapor olmadığı için; ayrıca Tunç Soyer‘in yaptığı konuşmanın metni konuşma sonrasında birebir yayınlanmadığı için, yapacağımız değerlendirmelerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 21 Ocak 2021 tarihli “Çiftçi doğduğu yerde doyacak kentli adil gıdaya ulaşacak“, 22 Ocak 2021 tarihli “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Bayındır’a dev tesis” ve 27 Ocak 2021 tarihli “Başka bir tarımın mümkün olduğunu Türkiye’ye göstereceğiz” başlıklı belediye haberleri ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in 21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş’te yaptığı 29 dakika 24 saniyelik konuşmasının, daha sonra basın bürosunca düzeltilmiş yanlarını dikkate alınmaksızın tarafımızca çözümlenip kağıda dökülmüş halini kullanacağız ve bu konuşmada Tunç Soyer tarafından anlatılan bilgi, yorum ve değerlendirmeleri bölüm bölüm ele alıp tartışmaya çalışacağız. Tabii ki bunu yaparken, Tunç Soyer‘e ait kısmı bizim yaptığımız değerlendirmelerden ayırabilmek için onun konuşmalarını kırmızı renkle işaretleyeceğiz.

Yapılan şeyin adını koymakta yaşanan sorunlar: Vizyon mu, model mi, strateji mi yoksa başka bir şey mi?

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in Ödemiş’te yaptığı 29 dakika 24 saniyelik konuşma ile izleyen günlerde Bayındır ve İzmir’de yaptığı konuşmaların metinlerine baktığımızda, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 21 Ocak 2021 tarihinden sonra tarım ve hayvancılık alanında yapacağı çalışmaların adını koymakta ciddi zorluklar yaşadığını görürüz.

Konuşmaların içine yerleştirilen ve farklı yer ve zamanlarda farklı şekillerde ifade edilen;

📌 “Başka Bir Tarım Mümkün vizyonu,

📌 “İzmir’in yeni tarım ekonomisi modeli“,

📌 “İzmir Tarım Stratejisi“,

📌 “Başka Bir Tarım Mümkün mantığı“,

📌 “Başka Bir Tarım Mümkün” felsefesi,

📌 “İzmir Tarımı adı verilen bu yeni model“,

📌 İzmir’den başlayarak tüm Türkiye’de yerli ve milli bir tarım ekonomisi inşa etmenin mümkün olduğunu gösteren proje” ya da bunun farklı bir versiyonu olan

📌 “İzmir’den başlayarak tüm Türkiye’de yeni ve farklı bir tarım ekonomisi inşa etme projesi”

Aslında elde tutulan şeyin tanımlanıp adlandırılması aşamasında yaşanan farklılıklar hem “vizyon,” “mantık“, “felsefe“, “model“, “strateji“, “yerli ve milli bir tarım“, “yeni ve farklı bir tarım” gibi birbirinden çok farklı anlamlara gelen kelimelerinin gerçekte ne anlama geldiği konusunda derin bir cehaletin, hem de yapılmak istenen şeyin bütünü konusunda derin bir belirsizliğin yaşandığını göstermektedir.

Oysa bütün iyi çalışma ve projelerde öncelikle yapılması gereken ilk şey, ulaşılmak istenen hedefi net bir şekilde tanımlayarak bu hedefe ulaşmak için izlenecek araç ve yöntemlerle birlikte işin bir bütün olarak tanımlanmasıdır. Burada ise henüz yapılacak işin bir strateji mi, bir model mi; yoksa bir vizyon mu olduğuna karar verilememiştir…

Tarım Üzerinden Siyasi Bir Gelecek Kurmak…

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, 21 Ocak 2021 tarihinde Ödemiş Belediyesi Kültür Merkezi’nde yaptığı konuşmaya aşağıdaki cümlelerle başladı:

Bugün Ödemiş’te İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Başka bir tarım mümkün” vizyonunu sizlerle paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Kampanya döneminde de 2. Cemre başlığımız olan Yerel Kalkınma Stratejimizi ilk defa yine Ödemiş’te duyurmuştuk. Yaklaşık iki yıl önce duyurduğumuz bu projeleri bugün bir bir hayata geçirmenin verdiği gururu yaşıyoruz. Pandemi ve deprem süreçleri bize gösterdi ki, belediyecilik hizmetleri yol, su, altyapı hizmetleri ile sınırlı değil. Vatandaşın bizden çok daha fazla beklentileri var. Zaten farkında olduğumuz bu beklentilerin ne kadar acil olduğunu bu süreçte gördük. İzmir’de yaklaşık 1,5 milyon kişi ekmeğini tarımdan kazanıyor, üstelik Türkiye’nin tarımsal üretiminin çok önemli bir bölümü İzmir’de gerçekleşiyor. Dolayısı ile benim başkanlığımdaki İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin en temel önceliği, bu toprakların bereketini arttırarak refahını büyütmek olacak, bu kentte yaşayan insanların sağlıklı gıdaya ulaşmasını sağlamak olacak. İzmir Tarımı, İzmir’den başlayarak tüm Türkiye’de yeni ve farklı bir tarım ekonomisini inşa etme projesidir. Tarımda dışa bağımsızlığımızı sonlandırmak için geliştirdiğimiz, İzmir’den doğan yepyeni bir vizyondur.”

Görüldüğü gibi daha ilk cümlelerden başlamak üzere, ülke tarımı açısından oldukça önemli başarılar kazanacakları ve bu başarıların onları “İzmir’den başlayarak tüm Türkiye’de yeni ve farklı bir tarım ekonomisini inşa etme” noktasına götüreceği iddiasındadırlar. Hatta bu iddia, milliyetçilikle karışık hamaset içinde bir adım daha ileri noktaya götürülerek, bu çalışmalar sayesinde ülke tarımı dışa bağımlılıktan kurtulacağı; böylelikle, Tunç Soyer’in başkanlığındaki (sanki komutasında der gibi) İzmir Büyükşehir Belediyesi ülke tarımının dışa bağımlılığını sonlandıracağı ifade edilmektedir.

Aslında bu durum, daha önce Aziz Kocaoğlu döneminde de görüp tanık olduğumuz gibi, İzmir’de tarım adına yapılanları ya da yapılacak olanları eşsiz, bulunmaz bir model gibi takdim edip, İzmir dışında yeni görevler, yeni misyonlar üstlenme konusunda Tunç Soyer‘in ve ekibinin de aynı heves, aynı heyecan içinde olduğunu gösteriyor. Bilindiği gibi bu heves, Aziz Kocaoğlu döneminde genel başkanlık zaafiyetinin yaşandığı CHP içinde hakim olup genel başkanlığı üstlenme niyeti olarak yorumlanmıştı. O nedenle, İzmir’de yapılanları ya da yapılacakları fazlasıyla abartıp diğer belediyelerin önüne geçmek, onlardan farklı bir şeyler yaptığını iddia ederek onlara örnek ya da model olmak, bu çalışmalarda kalıcı başarıların elde edilmediği ve yapılan hizmetler kurumsallaşmadığı sürece içten içe duyulan bir yetersizlik ya da güvensizlik duygusunun tezahürü olarak da kabul edilebilir. Aynen, mezarlık yanından geçerken korkanların yüksek sesle şarkı söylemesi gibi…

Ayrıca bir büyükşehir belediyesinin, bu konuşmada iddia edildiğinin aksine, tek başına yaptığı hizmetlerle insanların sağlıklı gıdaya ulaşmasını ve toplumsal refahın büyütülmesini sağlayamayacağı, yeni ve farklı bir tarım ekonomisi kuramayacağı da hepimizin bildiği somut bir gerçektir.

Doğal Bir Kaynak Olarak Su ve Kuraklıkla Mücadele

“İzmir Tarımı’nı, Türkiye’de bugüne kadar uygulanan tarım politikasından ayıran iki temel farktan biri kuraklıkla mücadele.…. İzmir Tarımı, ekonomik değeri yüksek ve suyu az tüketen stratejik ürünleri destekleyerek tarımsal sulamada harcanan suyu yüzde elli oranında azaltmayı hedefliyor. Kuraklığa karşı çiftçimizi ve şehrimizdeki milyonları koruyor, içme suyu kaynaklarımızı teminat altına alıyor. Yeni politikamızın ikinci farkı ise yoksullukla mücadele hedefi. Biz tarımı sadece tarlada yapılan ve sonlanan bir zirai faaliyet olarak görmüyoruz. İzmir Tarımı, tohum aşamasından başlayıp son tüketiciye uzanan tüm süreçleri kapsıyor. Satış ve pazarlamayı en baştan planlayarak ürünlerimizin katma değerini büyütüyor, yoksullukla mücadele ediyor ve refahı artıyoruz

Türkiye’de tarımda bu kadar çok su tüketmemizin iki temel nedeni var. Birinci ve en önemli neden köylümüze dayatılan yanlış ürün tercihleri. Türkiye iklimine uygun olmayan, aşırı su tüketen yabancı tohumların desteklenmesi ve topraklarımızı işgal etmesi. Dolayısıyla siz ne kadar sulama yatırımı yaparsanız yapın, ürün deseni hatalı olmaya devam ettiği sürece su ihtiyacını karşılamamız asla mümkün olmayacak. Yeraltı suları, Küçük Menderes Havzası’nda olduğu gibi yüzlerce metre aşağılara gidecek. 

Tarımsal sulama oranının bu kadar yüksek olmasının ikinci nedeni ise vahşi sulama. Yani sulama sırasında yapılan israf. 

İzmir’in yeni tarım vizyonunun en temel özelliği, sulamaya hiç gerek duyulmayan, yağmur suyunun yettiği ya da tasarruflu sulamayla yetişebilen tarımsal ürünlere öncelik vermesi. Tarımı havza ölçeğinde planlayarak bölgenin iklim koşullarına uygun stratejik ürünleri teşvik etmesi, yani daha planlama aşamasından itibaren kuraklıkla mücadele etmesi. Böylece bugün tarımsal sulamada kullanılan suyu en az yüzde 50 seviyesinde azaltmayı hedefliyoruz. Bu yüzde 50’nin büyük kısmı havza planlamasıyla, yani doğru ürünün doğru yerde ekilmesiyle sağlanacak. Öngörülen su tasarrufunun diğer kısmı ise modern sulama teknikleriyle gerçekleşecek.

İzmir’de, el birliğiyle, tarımsal su kullanım oranını yarı yarıya düşürmek mecburiyetindeyiz. Böylelikle hem meralarımızın daha sağlıklı gelişmesini ve yeraltı sularının korunmasını; hem de tüm İzmirliler için içme suyu rezervlerimizin teminat altında olmasını sağlayacağız.

Evet, ülkemizdeki doğal su kaynaklarının korunması açısından söylenenler doğrudur; ama bu doğruyu söyleyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tunç Soyer‘in, tarımdaki sulama suyu yönetiminden çok sorumluluğu altındaki İZSU’nun 2019 yıl verilerine göre şehir içme suyu şebekesindeki % 34’leri bulan su kaybı ile ilgilenmesi, en kısa sürede barajlardan ya da derin su kuyularından enerji harcanarak elde edilen suyun 1/3’ünün kaybını önlemesi ya da şehrin önemli içme suyu kaynaklarından biri olan Tahtalı Barajı’nı tehdit eden TÜPRAG altın madeni konusunda sonuç alması gerekmez mi? Bunu yapamadığı ve buna ilişkin sözler, vaatler vermediği, buna ilişkin plan ve programlar hazırlamadığı sürece tarımdaki kuraklığa çözüm bulacağını, tarımsal sulamada harcanan suyu % 50 oranında azaltacağını söylemesine kim inanır, kim güvenir?

Ayrıca tarımsal sulama konusu doğrudan doğruya Tarım ve Orman Bakanlığı ile ona bağlı Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü’ne ait görev olduğu halde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarımsal sulama konusunda bu bakanlık ve genel müdürlük dışında neyi hangi yetkiyle nasıl yapacaktır? Cevaplanması gereken önemli sorulardan biri de budur…

Aliağa’daki büyük sanayi tesislerinin ve demir çelik haddehanelerinin; ayrıca Kemalpaşa ve Torbalı gibi sanayi bölgelerinde açtıkları binlerce kuyu ile yerin altından çektikleri milyonlarca metreküp suyu kullanıp kirlettikten sonra yüzeye salan sanayi kuruluşlarını bile kontrol edemeyen ve bu konularda kılını bile kıpırdatmayan İzmir Büyükşehir Belediyesi, tarım havzalarındaki suyun kullanımını nasıl yönetecek, sözünü ettiği önlemleri nasıl alacaktır? Anlaşılan o ki, açıklanan vaatlerin görev, yetki ve sorumluluklarla ilgili hukuki altyapısı yeterince araştırılmamış ve “biz her şeyi yaparız” rahatlığıyla davranılmıştır.

Tarımı Bir Süreç Olarak Görmek…

“İzmir Tarımı’nı, bugünün tarım politikasından ayıran temel farklardan ikincisi ise şu. Biz tarımı tohum aşamasından başlayarak son tüketiciye uzanan ve tarım sektörünün tüm halkalarını içeren bir süreç olarak görüyoruz. Yani bizim için tarım, sadece tarlada başlayıp biten bir süreç değil. Lojistiği, paketlenmesi, ürünlerin işlenmesi, markalaşması, tanıtılması, satışı, pazarlanması, ihracatı, araştırma, geliştirme ve eğitim faaliyetleri, sertifikasyon süreçleri ve ürün planlaması ile bir bütün. Bunu böyle görmemizin sebebi, çiftçimizin doğduğu yerde doymasını sağlamak. Biliyoruz ki, dökme ürün anlayışıyla bu değirmen dönmez. Bu nedenle tarım ürünlerimize katma değer sağlamayı daha en baştan gündemimize aldık ve bu durumu muhakkak üreticimizin lehine dönüştüreceğiz.

Tarımla uğraşan ya da tarım ekonomisi ile ilgilenen herkes tarımı birbirine zincirleme bir şekilde bağlanmış aşamalardan oluşan bir süreç olarak görür. Bu konuda farklı düşünen bir anlayış, bir kurum ya da şahıs bulunmamaktadır. Örneğin TÜSİAD‘ın “Sürdürülebilir Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi” başlıklı son tarım raporunu yazan akademisyenler ve tarım uzmanları bile bu süreci “değer zinciri” olarak tanımlayarak tarımın gıda ile ilişkisini sağlayan biyoekonomi kavramı üzerinden bu zincirin her geçen gün yan disiplinlerle nasıl zenginleştiğini ortaya koymuştur:

Tarım ve gıda sektörleri, küresel gelişmelere bağlı olarak alışageldiğimiz geleneksel rollerine ilave çok farklı yeni rolleri ve sorumlulukları da taşımaya başlamıştır. Kapsayıcı bir kavram olan biyoekonomi, bitkilere, hayvanlara ve diğer canlılara yönelik üretimi ve tüketimi, biyolojik atıkları ve bunların işlevlerine ve ilkelerine dayanan tüm sektörleri ve sistemleri içermektedir. Bu sektör ve sistemler kara ve deniz ekosistemlerini ve sağladıkları hizmetleri; biyolojik kaynakları kullanan ve üreten tüm temel üretim sektörlerini; gıdayı; yemi; biyo-temelli ürünleri; enerji ve hizmet üretmek için biyolojik kaynakları ve süreçleri kullanan tüm ekonomik ve endüstriyel sektörleri kapsamaktadır. Dolayısıyla, tarım ve gıda dendiğinde artık sağlık, gıda güvenliği, gıda güvencesi, çevre, doğal kaynaklar, enerji, lojistik, finansman, yoksulluk ve kırsal kalkınma gibi farklı açılardan toplumu etkilemekte olan kavramlardan bahsetmek durumundayız. Tarımın ekonomi geneline etkileri ve katkıları düşünüldüğünde, ekonomik kalkınma, yoksulluğun azaltılması, gıda güvenliği, gıda güvencesi ve çevresel sürdürülebilirlik akla gelmektedir. Böylesine karmaşık bir yapı, sorunları iyileştirmeye yönelik olarak tasarlanacak politikaların kapsayıcı olmasının yanı sıra, aynı zamanda somut ve hayata geçirilebilir olmasını da gerektirmektedir.” (1)

1. Aşama – Ürün Envanteri ve Planlaması: Hangi Yetkiyle ve Niçin?

İzmir Tarımını eşsiz kılan ve ülkemize örnek olmasını sağlayacak “Başka Bir Tarım Mümkün” felsefesi, altı ayak üzerinde şekilleniyor. Şimdi bunları tek tek anlatmak istiyorum.

İzmir Tarımı aşamalarından birincisi “ürün envanteri ve planlaması”. Belki de yeni vizyonumuzun en önemli özelliği bu. İzmir Tarımı modelinin kilit taşı, bölgeye, iklime ve coğrafyaya özgü üretim olacak. Bunun için İzmir’in iklimi, doğası ve toprağına uygun il genelinde yetişebilen stratejik ürünler tespit ettik. Bunlar küçükbaş süt ve et ürünleri, zeytin ve zeytinyağı, hububat, baklagiller ve son olarak üzüm. Öte yandan, alt havzalara göre değişen kestane, su ürünleri ve aromatik bitkiler gibi birçok yan ürünü de destekleyeceğiz.

Bunları tercih etmemizin temel nedeni, çiftçiye en çok para kazandıracak ürünler olmaları. Tümü, girdi maliyeti düşük, kış ve bahar yağmurlarıyla gelişen, sulama ihtiyacı çok düşük ürünler. Öncelik vereceğimiz ürünlerin tamamı, hem İzmirliyi, hem Türkiye’yi, diğer şehirlerimizi, hem de ihracat yoluyla dünyayı besleyebilecek kadar büyük üretim ve satış potansiyeline sahip. 

Örneğin keçi, Ege ikliminde son derece iyi büyüyebilen, çok fazla yem istemeyen, makiliklerde otlayan, son derece yüksek verimli ve sağlıklı şekilde büyüyebilen bir hayvan. Koyun ile birlikte Anadolu’ya özgü bir sığır ırkı olan karasığır da yine destekleme kapsamında olacak. Bu hayvanlar traktörün ve tarım makinelerinin giremediği eğimli arazilerdeki doğal meralarda, ot ihtiyaçlarını yılın 7-8 aylık döneminde karşılayabiliyor. Türkiye’nin, son yıllarda samanı ve yem bitkilerini ithal eder duruma geldiği düşünüldüğünde, bu kadim yöntemin gerekliliği ve kârlılığı çok daha iyi anlaşılıyor. 

Bunun dışında yine hiç su istemeden ve kış yağmurlarıyla büyüyen karakılçık ve saz çavdarı gibi tahıllara; gambilya ve mürdümük gibi atalık yem bitkilerine; İzmir iklimine en uygun tarımsal ürünlerden zeytin ve zeytinyağı ile üzüme de alım garantisi veriyoruz. Çünkü bunlar, kendi doğal koşullarında, çok fazla girdi ve sulamaya ihtiyaç olmadan yetişen hayvan ve bitkiler. Bilimsel araştırmalar, az sulanan ürünlerde kolay kolay hastalık olmadığını ve dolayısıyla bunları ilaçlama ihtiyacının da çok az olduğunu ortaya koyuyor.

Bu stratejik ürünleri üreten veya üretebilecek çiftçimizle çalışacak bir saha ekibi kurduk. Bu ekibimiz; İzmir’in otuz ilçesini gezerek bu stratejik ürünleri yetiştiren her üreticiyle tek tek görüşmeler yapmaya başladı. Bu sayede her üreticinin hangi üründen ne kadar ve hangi yöntemlerle ürettiğini, hayvancılık yapıyorsa hayvana ne yedirdiğini, zeytincilik yapıyorsa zeytin ağaçlarını nasıl işlediğini detaylı bir şekilde öğreniyoruz. Bu araştırmanın sonucunda İzmir’in ürün envanteri ortaya çıkıyor; yani elimizde hangi üründen, hangi kalitede ve ne kadar olduğunu tüm detaylarıyla öğreniyoruz. Böylece üreticilerimizle birlikte çalışmalara başlıyor, İzmir tarımının geleceğine birlikte yön veriyoruz.

Ürün envanterini yapıp ardından da planlamasını yapacağız diyebilmek için bunu yapabilecek hukuki yetkilere sahip olmanız gerekir. Son tarım sayımının bile 2000 yılında yapılıp tarım sayımının yapılması hedefinin 11. Kalkınma Planı’na konulduğu bir ülkede ben İzmir’de envanter düzenleyecek şekilde tarım sayımı yapacağım, bunu da kurduğum ekipler gerçekleştirecek, ardından da tarımla ilgili planları yapacağım deyip daha sonra Yaşar Üniversitesi ve TÜSİAD‘la birlikte bunları yapmak için protokoller imzalamak, açıkçası hukuk dilinde “gabin” olarak adlandırılan bir hakkın aşırı kullanımı anlamına gelir. Ayrıca tüm bir ildeki tarım faaliyetlerini planlamaya kalkmak, açıkçası merkezi yönetimin bu konuyla görev, yetki ve sorumlulukları dikkate almaksızın adeta bir “şehir devleti” kurulmuşçasına davranmak anlamına gelir…

Ayrıca kuraklığa ve iklim değişikliğine karşı ismi verilen bitkilerin de herkesin bildiği, kuraklıktan ve iklim değişiminden etkilenen her ülkede, her tarım havzasında akla gelen ilk bitkiler olduğu da dikkate alınmalıdır… Herkesin alternatif hayvan yemi olarak Saz çavdarı, Gambilya [Lathyrus orchus (L.) DC Kıbrıs Mürdüğümü, Cyprus Vetch, Yabani Bakla, Sarı Mercimek] ya da Mürdümük [Lathyrus sativus L., Grass Pea, Külür, Ak Burçak, İmirdik, Mürdük, Mürdüme, Mürdümek) ektiği durumda karşımıza nasıl bir tarım ekonomisi çıkacağı da bilinmemektedir.

Gambilya

Öte yandan Mürdümük üzerine yapılan bilimsel araştırmalar bu bitki ile ilgili bir tehlikeyi gündeme getirerek dikkatli olunmasını önermektedir. Bu kaynaklara göre, “tüm dünyada mürdümük kullanımı ve dolayısı ile üretimini kısıtlayan en önemli faktör Latirizmdir (Haqqani ve Arshad, 1995). Nörotoksin, β-N-oxalyl-L-a, β-diaminopropionok asit, Latirizim hastalığının ana nedeni olup bitkinin tüm kısımlarında bulunmakta ve olgunlaşmamış tohumlarda olgunlaşmış tohumlara göre daha fazla bulunmaktadır. Latirizm neurolatirizm ve osteolatirizm olarak ikiye ayrılmaktadır. Neurolatirizm, insanlar, at, domuz, sığır, civciv, ördek, fare, fil, yavru güvercin ve tavus kuşu gibi çok geniş yelpazede hayvan türlerini etkileyebilmektedir. Bu hastalığa karşı gençler yaşlılardan daha hassastırlar. Neurolatirizmde, akut bir zaafiyet, omurilik bölgesinde ağrılar, hafif veya spastik felç, kasların yeterli beslenemediğinden körelmesi veya dumura uğraması başlıca klinik belirtilerdir. Osteolatirizm ise omurga, kaburga ve bacak kemiklerinde patoloji deformasyonlar oluşturmaktadır (Murti ve ark. 1964). Enneking (1998), mürdümükte bulunan ODAP’ın insan ve hayvanlarda sinirlere etki ederek latirizime neden olan bir amino asit içerdiğini bildirmektedir. Mürdümük tohumlarının aylarla ifade edilen uzun sürelerde ve ana yiyecek olarak tüketildiği durumlarda özelliklede atlarda latirizme rastlanmakta, omurilikteki dejenerasyon sinirlerde lezyonlara neden olmakta, bunu bacaklardaki felç takip etmekte ve ekstrem durumlarda ölümler meydana gelmektedir. Bu gün latirizm kuraklığın sebep olduğu kıtlık, yoksulluk ve bu koşulların doğal sonucu dengesiz beslenme ile iç içe olduğu ve latirizm meydana gelmesinin, tüketimini yapan insanların ve hayvanların düzenli olarak mürdümük yemelerinden daha ziyade günlük öğünün ana kaynağını mürdümüğün oluşturduğu durumlarda ortaya çıkmaktadır.” (2)

Bu nedenle Mürdümük ürününün İzmir’in değişik havzalarındaki üretim koşullarıyla ilgili bilimler araştırmalar ve tarla denemeleri yapılmadan bu tür bitki isimlerinin ağza dahi alınmaması gerekir. Bu nedenle, topluma hitap eden kamu görevlilerinin halk ve hayvan sağlığına zararlı olabilecek alternatif bitki türleriyle ilgili açıklamalarını bilimsel araştırma raporlarının dayandırması ve bu kararları olası tehlike ve riskleri dikkate alarak açıklaması daha doğru olacaktır.

2. Aşama – Tarımsal Destek Hizmetleri

İzmir Tarımı Operasyon Planı olarak tanımlanan altı aşamalı sürecin 2. aşamasını, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nca yürütülen tarımsal destekler oluşturmaktadır. Bu desteklerle ilgili olarak Tunç Soyer‘in söyledikleri ise şu şekildedir:

“İzmir Tarımı’nın ikinci aşaması Tarımsal Hizmetler Dairemiz tarafından yürütülen tarımsal destek çalışmaları. Bu kapsamda, kooperatifler aracılığıyla yüksek miktarda ürün alıyoruz. Üretilen tüm ürünler kooperatiflerden Büyükşehir Belediyemiz tarafından satın alınarak vatandaşlarımıza ulaştırılıyor. 

Bir yandan kırsaldaki üretimi desteklerken, diğer yandan şehrimizdeki milyonların sağlıklı ve ucuz gıdaya erişimini sağlıyoruz. Bu kapsamda 2019 yılında yaptığımız toplam alımların miktarı 125.377.092 Türk Lirası. Bu alımın İzmir kooperatiflerinden alınan kısmı 121.447.379 lira. 2020’de yaptığımız toplam alımların miktarı  ise 144.762.472 lira. Bu alımın 127.595.174 liralık kısmı İzmir kooperatiflerinden gerçekleştirildi. Bu alımları 2021 yılında da sürdüreceğiz. Belediyemiz aynı zamanda makine ekipman sağlıyor, makine parkları kuruyor, tohum ve küçükbaş hayvan desteği veriyor ve arıcılığı destekliyor.

Kooperatiflere yapılan tarımsal destekler konusunda şimdiye kadar yaşanan iki önemli sorundan biri İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 Yılı Sayıştay Raporu’nda da dile getirilen 5393 sayılı Belediye Kanunun ‘Diğer Kuruluşlarla İlişkiler‘ başlıklı 75. maddesinde adı geçmeyen kooperatiflerle ortak hizmet projesi adı altında işbirliği protokolleri imzalanması ve o protokoller çerçevesinde kooperatiflere süt kazanı, tarım iş makinesi gibi ayni ya da nakdi yardımda bulunmasının mümkün olmayışı ile ilgilidir. O nedenle, 1 Nisan 2019 tarihinden sonra, 5393 sayılı Belediye Kanununun 75. maddesinin (c) fıkrası hükmüne göre, madde kapsamında sayılmayan, neye göre seçildikleri belli olmayan ve çoğu Tunç Soyer‘in eşi Neptün Soyer‘in başkanlığını yaptığı Köy-Koop İzmir Birliği‘ne üye bazı ayrıcalıklı kooperatiflere yapılan ayni ya da nakdi yardımların masanın üstüne yatırılarak yeniden incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

Kooperatiflere yapılan desteklerle ilgili diğer sorun ise yardım yapılan kooperatiflerden alınıp Halkın Bakkalı şubelerinde satılan mal ve malzemelerin yoksul ve dar gelirli kesimlere hitap etmeyecek kadar pahalı olmasıdır. Bu konuda her bir mal ve hizmet grubu itibariyle diğer market ve kooperatiflerle yapılan mukayeseleri gösterir “Bu bakkal kimin bakkalı?” isimli ve 8 Şubat 2021 tarihli yazımızı okumak için lütfen aşağıdaki linke tıklayınız.

https://kentstratejileri.com/2021/02/08/bu-bakkal-kimin-bakkali/

Devam Edecek…

(1) Sürdürülebilir Büyüme Bağlamında Tarım ve Gıda Sektörünün Analizi, TUSİAD, 2020.

(2) Bucak, B., Konca, Y., Baysal, İ., Çetin, M. (1999) “Mürdümüğün (Lathyrus sp ) Hayvan Beslemede Kullanılma İmkanları“, Uluslararası Hayvancılık ’99 Kongresi, İzmir 1999, s.

Önceki bölümler için

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

https://kentstratejileri.com/2021/05/17/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-3/

‘Bir başka tarım’ iddiasının İzmir macerası… (3)

Ali Rıza Avcan

Dizi yazımızın bugünkü üçüncü bölümünde, 21 Ocak 2021 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer tarafından “Bir Başka Tarım Mümkün Vizyonu” şeklinde açıklanan vaatler öncesinde; yani hem 31 Mart 2019 tarihli Mahalli İdareler Seçimleri sırasında CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer‘in neler vaat ettiğini ve göreve başlama tarihi olan 1 Nisan 2019 tarihi ile 20 Ocak 2021 tarihi arasındaki yaklaşık iki yıllık sürede İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak tarım adına neler yapıldığını belirlemeye çalışacağız.

Seçim Döneminde Tarım ve Kırsal Kalkınma Adına Neler Vaat Edilmişti?

Tunç Soyer, Millet İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Projeleri, Çok Renk, Çok Ses, Çok Nefes, Aşkla İzmir” başlıklı seçim broşüründe, Tarım ve Kırsal Kalkınma başlığı altında yer alan toplam 27 vaadi şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Kooperatifler Şehri İzmir: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kooperatiflere desteğini artırarak sürdüreceğiz. Çiftçimizin kooperatifler çatısı altında örgütlenmesini teşvik edeceğiz. Kooperatiflerimizin ürünleri için coğrafi işaret ve markalaşma çalışmaları yürüteceğiz. Kooperatiflerimizin altyapı, dolum ve paketleme tesisi ile diğer donanım eksikliklerini gidermek için öz kaynaklarımızı kullanmaya devam edeceğiz. İZKA projeleri geliştireceğiz.

2. Gübre Kooperatifleri Kuracağız: Çiftçimizin ucuz kaliteli gübre ihtiyacını karşılamak üzere gübre kooperatiflerinin kurulmasına destek vereceğiz.

3. Tarıma Destek Vermeye Devam Edeceğiz: Yıllık dağıtılan meyve fidanı sayısını 700 binden bir milyona çıkaracağız. Bugüne kadar gerçekleşen küçükbaş hayvan dağıtımı il genelinde artarak devam edecek. Ödemiş, Menderes, Tire, Torbalı, Menemen, Foça, Aliağa ilçelerinde arıcılık desteği verilecek. Küçük ölçekli üreticileri güçlendirmek amacıyla köylerde kümes hayvancılığı desteklenerek “Köy Tavukçuluğu“nun yaygınlaştırılması sağlanacak.

4. Alım Garantili Üretim: Üreticimize alım garantili üretim desteği vereceğiz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü alım garantili ürün projesini artırarak devam ettireceğiz. Fidan, mevsimlik çiçek, zeytinyağı, süt, yoğurt, peynir, zeytin ve patates gibi ürünlerin yanı sıra yeni ürünlerin de alımını gerçekleştireceğiz.

5. Yerel Tohum Merkezleri Kuracağız: Verimli ve yerel tohumlar üreterek köylümüze sunacağız. Binlerce yılın geleneğini, yerel tohumlarımızı, hayatı, doğayı, geleceğimizi koruyacağız. Her ilçede kurulacak olan Yerel Tohum Merkezlerimizde tohum ve fideler üreteceğiz; bu ürünleri ücretsiz dağıtacağız.

6. İyi Tarım: Toprağın kalitesini yükselten, tarımsal üretimi kayıt altına alan ve geliştiren tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak için üreticimizin yanındayız. Biri kuzeyde, diğeri ise güneyde Tarım Organize İhtisas Bölgeleri kurulacak.

7. Kültürpark’a Köy Pazarı Geliyor: Kültürpark’ta ve her ilçede haftada bir gün Üretici Pazarı kuracağız. Üreticilerimizin, ürünlerini aracısız satma imkanı bulacakları Üretici Köy Pazarları kuracağız. Bostanlı ve Balçova organik pazarlarını sürdürerek, yeni organik pazarlar oluşturacağız.

8. Tarım Ürünleri İşleme Tesisleri Kuracağız: Tarıma katma değer sağlamak için tarımsal ürünlerin işlenerek yüksek fiyatla satılmasını sağlayacağız. Jeotermal enerji bakımından zengin olan Bergama, Bayındır, Çiğli, Seferihisar ve Dikili bölgelerinde yörenin ürünleri için kurutma tesisleri kuracağız.

9. Sulama Maliyetini Düşüreceğiz, Yeni Sulama Tesisleri Kuracağız: İzmir’in tüm ilçelerinde yeni sulama yatırımları yapacak, ihtiyaç olan bölgelere göletler inşa edeceğiz. Kuyulardan elektrik maliyeti olmadan su çekilmesi için güneş enerjisi kaynaklı pompa yardımı yapacağız.

10. Altı Stratejik Ürün: İzmir’i tarımda marka yapacak altı stratejik ürünün değerini ve satış kanallarını artıracağız. Coğrafi işaretlemeyle ürünlerimizi İzmir’e mal edeceğiz. ZEYTİNYAĞI, ÜZÜM ÜRÜNLERİ, BUĞDAY, KEÇİ ÜRÜNLERİ, TUZ VE DENİZ ÜRÜNLERİ.

11. İzmir Süs Bitkilerinde İhracat Merkezi Olacak: İzmir süs bitkileri üretiminde cazibe üssü ve bir ihracat merkezi haline gelecek. Süs bitkisi üreten ilçelerimizde ve şehir merkezinde süs bitkileri fuarları kurulacak. İzmir uluslararası süs bitkileri fuarına ev sahipliği yapacak. Ziraat odaları, Pazarcılar Odası ve belediyenin koordinasyonuyla Humus Birlikleri kurulacak. Fide üreticisi için ucuza kompost temin edilecek.

12. Kadim Tarım: İzmir’in verimi düşük olan fakat doğa dostu geleneksel yöntemlerle üretilen ürünlerinin piyasa değerini artıracağız. İzmir’in verimi düşük, eğimli, ikinci ve üçüncü sınıf tarım arazilerinde yetişen ürünlerin verim eksikliğini bu ürünlerin piyasa değerini artırarak telafi edeceğiz.

13. Soğuk Hava ve Paketleme Tesisleri: Çok sayıda yeni soğuk hava ve paketleme tesisi kurulacak. Yatırımları devam eden projelerin yanında güneş enerjisiyle çalışan yeni tesisler kuracağız.

14. İzmir’e Özgü Çiçek Soğanları: Karaburun ilçesi nergisleri başta olmak üzere İzmir’e özgü soğanlı bitkilerin üretimine ve pazarlamasına destek olunacak. Nergis ve sümbül soğanı yardımı yapılacak.

15. Tarım Araştırma Merkezleri Kuracağız: Toprağın kalitesini yükselten, tarımsal üretimi kayıt altına alan ve geliştiren iyi tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak için üreticimizin yanındayız. Biri kuzeyde, diğeri ise güneyde Tarım Organize İhtisas Bölgeleri kurulacak.

16. Su Ürünleri Halini Geliştireceğiz: Su ürünleri satışının muhafazasının ve dağıtımının yapıldığı hali geliştirip geleceğe taşıyacağız. Buca Kaynaklar’daki büyük balık halinin gelişmesini ve tanıtımını sağlayacağız. 30 ilçesinden 17’sinin denize kıyısı olan İzmir’deki su ürünleri zenginliğini artı değere dönüştürüp potansiyel ekonomik katkısını İzmir için geliştirerek kullanacağız. Her ilçede balık halleri kuracağız.

17. Mezbahalar: Kınık ve Tire olmak üzere mezbaha ve kesimhaneler kuracağız. Kurban Bayramı’nda kesimhane olarak hizmet verecek merkezlerin kurulması sürecini hızlandıracağız.

18. Tarım Üniversitesi Kuracağız: Tarımsal eğitim projelerimizle İzmirli çiftçilere yaşam boyu eğitim programları sunan bir eğitim üssü kuracağız. Türkiye’nin ilk tarım üniversitelerinden birini İzmir’de konuşlandıracağız.

19. Halk Gıda: Düşük fiyatlı ürün satış noktaları kuracağız. İzmirliler ekonomik, güvenilir, sağlıklı ve doğa dostu gıdaya ulaşacak. Tüketiciye doğrudan ürün ulaştıracağız. Kooperatifler ve üretici birlikleri ile birlikte çalışarak İzmir için ekonomik ve güvenilir gıda üretimini destekleyeceğiz. Esnafımızla birlikte çalışarak Halk Ekmek, Halk Et, Halk Süt, Halk Balık projelerini uygulayacağız.

20. Süt Kuzusu Projesi: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Süt Kuzusu projesiyle 134 bin çocuğumuza ulaştırdığı sütü 250 bine çıkaracağız ve bu sütü kooperatiflerimizden temin edeceğiz.

21. Köylerde Yaşayan Gençlere Burs Desteği: İzmir’in köylerinde yaşayan başarılı gençlere yüksek öğrenim bursu verilecek.

22. Arazi Yolları İyileştirilecek: Kırsal mahallelerimizdeki arazi içi ve arazilere giden yollar Büyükşehir Belediyesi imkanlarıyla iyileştirilecek.

23. Düğün Salonları ve Futbol Sahaları Kuruluyor: İhtiyacı olan köylere kapalı ve açık düğün salonları ile futbol sahaları yapılacak.

24. Köylerde Üretici Satış Noktaları : Köylere, üretici satış noktaları kurulacak, köydeki üreticiler doğrudan alıcılarıyla buluşacak.

25. Köy ve İlçe Festivalleri: İlçe ve mahallelerimizdeki halk festivalleri ve bayramlara olan Büyükşehir Belediyesi desteği artarak sürdürülecek.

26. Halk Dansları Kursları: Köylerdeki çocuk ve gençler için müzik, zeybek ve diğer halk dansları kursları açılacak.

27. Kırsal Turizme Destek Vereceğiz: Kırsal turizm rotalarıyla köylerin ekonomisi güçlendirilecek, şehir merkezi ve köyler arasındaki bağlar güçlendirilecek.

CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer, tarımsal kalkınma projelerine ayırdığı 9 Mart 2019 tarihinde “İkinci Cemre” adını verdiği Ödemiş toplantısında yukarıda sıralanan 27 projeye “İzmir merkez ve ilçelerinde Türkü Festivali düzenlemek” şeklinde bir projeyi daha eklemek suretiyle proje sayısını 28’e çıkarmış; ayrıca, bunlara ek olarak tarıma el vererek çiftçinin yanında duran İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun bıraktığı yerden devam edeceklerini, bu konuda hiç kimsenin kuşkusu olmaması gerektiğini belirtmiş.

Ancak, Ödemiş toplantısında AKP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Nihat Zeybekçi‘nin tarım projeleri hakkında ilginç bir değerlendirme yapmış. Bu değerlendirme ile ilgili söyledikleri kelimesi kelimesine şöyle:

Bu arada sizinle paylaşmak istediğim son bir şey var. Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Büyükşehir Belediye Başkan adayı da, daha birkaç gün önce İzmir’le ilgili tarım projelerini açıkladı. Ortak projeler var, benzer projeler var; ama aramızda çok önemli bir uçurum var, çok önemli bir fark var. O da ne, biliyor musunuz? Diyor ki; tarımla ilgili, İzmir’deki bütün tarım sektörünü bir üst şirket ve ondan sonra da bir holding bünyesine taşıyacakmış. Bu, tamamen farklı olduğumuz nokta, bu. Tamamen farklı bakıyoruz. Şirketler sadece kar, bilanço üzerinden yürür ve sonunda tarım işçisi, tarım işçisidir. Şirketlerin yöneticileri gelir gider, yeni belediye başkanları gelir gider, şirketlerin yeni yöneticileri olur, br gün böyle yapar, bir gün başka türlü yapar; ama kooperatif öyle değil, kooperatifçilik öyle değil. Kooperatifçilik nasıl, biliyor musunuz? Kooperatifçilik toprağın bereketini paylaşmak, toprağın ürettiği refaha ortak olmak. Aramızdaki fark bu! O, sizi tarım işçisi yapmak istiyor, biz sizi bu toprağın bereketine, refahına ortak yapmak istiyoruz. Uçurumun büyüklüğü burada! Şirketten, holdingten anlarlar, eyvallah. Biz kooperatiften anlarız. Biz kooperatifi büyüteceğiz, biz üreticimizi kooperatifimizle büyüteceğiz, zenginleştireceğiz, refahını arttıracağız! Bunun için size söz veriyorum! Bu topraklarda yaşarken refahınız büyüyecek, yaşam kaliteniz yükselecek, bu topraklarda yaşamaktan, üretmekten gurur duyacaksınız. Biz de sizinle gurur duyacağız. İzmir’i, kırsal kalkınmanın başkenti yapacağız! Köylü milletin efendisidir diyeceğiz! Bütün millet de, İzmir’den bunu bir kere daha hatırlayacak! Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

CHP İzmir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer‘in, 9 Mart 2019 tarihinde 3. Cemre adıyla Ödemiş’te düzenlenen toplantıda önerdiği tarım projelerinin AKP adayı Nihat Zeybekçi‘nin önerdiği tarım projelerinden farklı olduğu en önemli noktanın, bu projelerin şirketler değil kooperatifler eliyle yürütüleceğini ve şirketler eliyle yürütülen tarım faaliyetlerinin küçük üreticiyi tarım işçisine dönüştüreceğini iddia ettiği tarihten 1 yıl 10 ay 12 gün sonra rakibi Nihat Zeybekçi ile aynı noktada buluşması ise 21 Ocak 2021 tarihi sonrasındaki yeni gelişme ve değişimlerin de habercisi gibidir.

Tunç Soyer‘in şirketlerin tarım faaliyetleri içindeki yeri ile ilgili olarak 9 Mart 2019 ve 21 Ocak 2021 tarihlerinde Ödemiş toplantılarında söylediklerine aşağıdaki videodan ulaşabilirsiniz:

“Aramızda Çok Önemli Bir Uçurum Var”

Tarımın Stratejik Plandaki Yeri

2019 yılı içinde hazırlanan ve 2020-2024 dönemini kapsayan İzmir Büyükşehir Belediyesi Stratejik Planı‘nın Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’nün doğrudan sorumlu olacağı üç stratejik hedefi bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla “3.3-Herkes İçin Tam Zamanlı, Üretken ve Yenilikçi Bir İş Ortamı Sağlanacak ve Yoksulluğun Her Türlü Şekli Azaltılacak“, “3.4-Gıda Güvenliği Sağlanacak, Beslenme İyileştirilecek ve Sürdürülebilir Tarım Desteklenecek” ve “5.2-İklim Değişikliği ve Bunun Etkilerine Uyumlanmak İçin Tarım ve Enerji Başta Olmak Üzere Tüm Alanlarda Harekete Geçilecek” olup bu hedefler için tahsis edilen beş yıllık tutar 1.076.379.021.-TL.’dır.

Stratejik Planda Öngörülen Hedeflerin 2020 ve 2021 Yıllarındaki Durumu

2020-2024 hizmet dönemini kapsayan beş yıllık süre için öngörülen harcama tutarı 1.076.379.021.-TL. olmakla birlikte Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın sorumlu tutulduğu toplam 22 adet proje/faaliyet için 2020 yılı Performans Programı’na göre 2020 yılı içinde 251.825.000.-TL., 2021 yılı Performans Programı’na göre de 2021 yılı içinde 304.408.000.-TL; toplam olarak 556.233.000.-TL. olduğu halde 2020 ve 2021 yıllarındaki gerçekleşmenin ne olduğu henüz belli değildir. Ancak belediyelerin harcama bütçelerinde stratejik planda yer alan ya da yer almayan tüm harcamaların yer aldığını dikkate aldığımızda, 2020 ve 2021 yılları bütçesinde bu hedefler için Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’ne tahsis edilen ödeneklerle performans programlarındaki olası harcama tutarlarına baktığımız takdirde;

2020 yılı performans programına göre bu üç hedef için bütçe içi toplam 251.825.000.-TL. harcanması gerektiği halde 2020 yılında bu hedeflerden doğrudan sorumlu kılınan Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’ne verilen toplam ödenek tutarının 69.492.000.-TL.,

2021 yılı performans programına göre bu üç hedef için bütçe içi toplam 304.408.000.-TL. harcanması gerektiği halde, 2021 yılında bu hedeflerden doğrudan sorumlu kılınan Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’ne verilen toplam ödenek tutarının 68.127.000.-TL. olduğu belirlenmiştir.

Aşağıdaki tabloda açık bir şekilde gösterilen bu durum ise, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım hizmetleri için 2020 ve 2021 performans programlarına koyduğu tutarları harcamadığı ya da çok az harcadığı; dolayısıyla bu hedeflere ulaşmak için hiç bir çaba göstermediğini gösterir.

Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda Yaşanan Olumsuzluklar

2019 ve 2020 yılları, “Bir başka tarım mümkün” sloganı ile Seferihisar’dan yola çıkıp İzmir’e gelen Tunç Soyer için nispeten sessiz, sakin yıllardır. Kendisinden önceki hizmet döneminde Aziz Kocaoğlu ve danışmanları tarafından verilen demeçler, yazılan makale ve kitaplar, düzenlenen sempozyumlar ve bir kısım akademisyenin Moskova, Londra ve Afrika’ya gönderilmesi gibi bir misyon içinde, önce tarımda, daha sonra tüm belediye hizmetlerinde bir model olarak takdim edilen “İzmir Modeli” politikasına bu dönemde Tunç Soyer tarafından devam edilip edilmeyeceği ilk günlerin önemli sorularından biri olmuştu.

Aradan geçen süre içinde, “İzmir Modeli” müellifi danışmanların belediyeden fiilen ayrılması, Pandemi nedeniyle önem kazanan sosyal yardımlarda Neptün Soyer‘in Köy-Koop İzmir Birliği‘ndeki iktidarını güçlendirdiği söylenen mal alımlarının ağırlıklı olarak bu birliğe üye kooperatiflerden yapılması, vazgeçilmez olmaktan çıkan Tire Süt‘e olan büyük borçların uzun süre ödenmemesi, Bu nedenle Tire-Süt’ün “Süt Kuzusu” projesi kapsamındaki 6 ilçeden çekilerek diğer ilçelerdeki dağıtım için işbirliğini sürdürmesi, Tire-Süt‘ün bıraktığı 6 ilçe için başında Neptün Soyer‘in bulunduğu Köy-Koop İzmir Birliği kooperatiflerinden süt alınmaya başlanması ve bu kooperatiflerin verdiği sütlerin, Tire-Süt‘ün sütlerini paketleyen Pınar Süt‘ün aradığı standartları aramayan Balıkesir’deki Kay Süt tarafından paketlenmesi, Kültürpark’ta ve Kadifekale’de açılan üretici pazarların bekleneni vermemesi ve Kültürpark’ta açılan üretici pazarına yoğun eleştirilerin gelmesi, Halk Bakkal‘da daha çok üst gelir gruplarına hitap eden pahalı ürünlerin satılması, büyük ümitlerle geliştirilen Halk Et ve Halk Market uygulamalarında beklenenin gerçekleşmemesi, tarım hizmetlerinden sorumlu uzmanların meslekleri ile ilgisiz birimlere sürülmesi, tarımsal hizmetlerden sorumlu genel sekreter yardımcısının İZSU‘ya genel müdür olarak atanması, mesleki eğitimi olmayan eski bir Seferihisar belediyesi çalışanının bilgi, birikim ve deneyim; yani, liyakat aranmaksızın zorlama bir şekilde Tarım Hizmetleri Dairesi Başkanı yapılması…

Devam Edecek…

Önceki bölümler için

https://kentstratejileri.com/2021/05/12/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-1/

https://kentstratejileri.com/2021/05/14/bir-baska-tarim-iddiasinin-izmir-macerasi-2/

‘Bir başka tarım’ iddiasının Seferihisar macerası… (1)

Ali Rıza Avcan

Niyetim, 2021 yılının Ocak ayında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği büyük bir kampanya ile İzmir kamuoyuna duyurulan İzmir’de ‘Bir başka tarım mümkün‘ hamlesine ilişkin araştırma ve incelemeler yapıp bu yeni girişimin arka planını ortaya koyup ayaklarının ne ölçüde yere bastığını göstermekti.

Çünkü daha önce buna benzer bir çalışmayı bir önceki belediye başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde önce ‘Tarım’da İzmir modeli‘ olarak lanse edilip daha sonrasında tarım dışı hizmetleri de kapsayacak şekilde genişletilip ‘İzmir Modeli‘ olarak kabul edilen çalışmalar hakkında da yapmış, yazdığım birden fazla yazı ile işin içyüzünü ortaya koymaya çalışmış ve aradan geçen zaman içinde tespit ve uyarılarımın ne ölçüde doğru olduğu, ortada model olarak adlandırılabilecek bir şeyin olmadığı görülmüştü. Ayrıca Sayıştay Başkanlığı’nın düzenlediği 2016 yılı Denetim Raporu da yapılan tarım yardımlarının ne ölçüde hukuksal dayanaktan uzak olduğunu ortaya koymuştu.

2017-2018 döneminde yazdığım yazıların linklerini bu yazımın sonunda görebilir ve geçmişle günümüz arasındaki bağlantıyı görmek istediğiniz takdirde istediğiniz takdirde okuyabilirsiniz.

Başlangıçtaki niyetim 2021 yılı Ocak ayında duyurulan bu yeni proje hakkında derinlemesine bir araştırma ve inceleme yapmak olmasına karşın; bu yeni girişimde kullanılan “Bir başka tarım mümkün” sloganı bana başka bir zaman ve yerden çağrışımlar yaptığı için Google’da yaptığım kısa bir araştırma sonucunda bu sloganın 2015-2016 döneminde o zamanlar Seferihisar Belediye Başkanı olan Tunç Soyer tarafından kullanıldığını, o tarihte de aynen şimdi yaptığı gibi bir lavanta tarlasına kasketi ile girerek Seferihisar için “Bir başka tarım mümkün” dediğini hatırladım. Bu benzerlik, bu tıpatıp aynı olma hali müthiş bir şeydi… Ortada resmen dejavu gibi gibi bir durum vardı ve o tarihlerde Seferihisar’ın, şimdi de İzmir’in belediye başkanı olan Tunç Soyer zamanın ve mekanın farklılıklarını dikkate almadan; hatta “aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar” (ποταμοῖσι τοῖσιν αὐτοῖσιν ἐμϐαίνουσιν, ἕτερα καὶ ἕτερα ὕδατα ἐπιρρεῖ.) diyen ve her şeyin akıp değiştiğini söyleyen Efesli İlkçağ filozofu Herakleitos‘un söylediklerine meydan okurcasına başka bir tarım olabileceğini iddia ediyor, farklı yer ve zamanlarda aynı sloganı kullanmaktan kaçınmıyordu.

Oysa Tunç Soyer‘in Seferihisar Belediye Başkanı olarak görev yaptığı süre içinde bütün çalışmalarında dikkate aldığı “5 Hedef, 41 Proje” ve “Bu Daha Başlangıç!” başlıklı 2014 Seçim Bildirgesi ile “Seferihisar’da Güzel Şeyler Oluyor” isimli broşürde anlattığı mandalina işleme tesisi kurmak, soğuk hava deposu yapmak, üretici pazarlarıyla Seferipazar’ı kurmak, narenciye işleme ve paketleme tesisini kurmak, mevcut kooperatiflere destek olmak, bereketli su projesini uygulamak, tohum takas şenlikleri düzenlemek gibi her biri birbirinden bağımsız projelerden söz etmekle birlikte ilçe düzeyindeki tarımsal faaliyetleri bir bütün olarak başka bir şekilde yapmayı hedefleyen ya da bu bir “başka tarımın” ne olduğunu anlatıp tanımlayan bir araştırma, rapor, plan ya da program da ortada yoktu.

Bu anlamda, 2014 seçimlerinden iki yıl sonra, daha önce hiçbir resmi belge, plan ya da programa yansımamış ve dile getirilmemiş “Bir başka tarım mümkün” sloganın, aynı tarihlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından dile getirilen “Tarımda İzmir Modeli” isimli çıkıştan etkilendiğini, eş zamanlı olarak Seferihisar’da Tunç Soyer, İzmir’de de Aziz Kocaoğlu tarafından dile getirilen ya da getirilmek istenenkerin aslında aynı şeyler olduğunu varsayabiliriz.

Ama belli olmaz… Belki de bu tekrarda, aynı sloganı farklı yerlerde atma olayının arkasında Seferihisar’da elde edilmiş bir başarıdan alınan cesaret de olabilirdi. Belki de Seferihisar’da başarılı olunduğu için o başarıya neden olan aynı bakış, aynı düşünce ve yaklaşımla İzmir’de de başarılı olunabileceğini, memnun olunmayan mevcut tarım sistemi yerine herkesin memnun olacağı başka bir sistemin oluşturulabileceğine inanıyordu… Olur mu? olurdu….

İşte o nedenle, şimdinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in, 2015-2016 döneminde Seferihisar için ortaya attığı “Bir başka tarım mümkün” sloganı sonrasında; yani 2015 yılından görevden ayrıldığı 1 Nisan 2019 tarihine kadar Seferihisar’da, mevcut tarım sistemi yerine başka bir tarım sistemi oluşturup oluşturamadığına bakıp “Bir başka tarım mümkün “sloganının 2015-2019 dönemindeki Seferihisar macerasını araştırıp incelemeye ve sonuçlarını da sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Gelelim Seferihisar tarımının 2008-2019 dönemindeki gelişimini izleyip inceleyerek, “Bir başka tarım mümkün” sloganının ilk kez kullanıldığı 2015-2019 döneminde Seferihisar’daki tarım sisteminde bir değişim olup olmadığını belirlemeye…

Seferihisar, İzmir’in 30 ilçesinden biridir. İlçenin kuzeyinde Urla, kuzeydoğusunda Güzelbahçe ve Karabağlar, doğusunda Menderes ilçeleri, güneyinde ve batısında Ege Denizi bulunmaktadır. Seferihisar, 1884 yılında ilçe olmuştur ve il merkezine uzaklığı 45 kilometredir. İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre 386 km2 (38.600 hektar, 386.000 dekar) büyüklüğü ile 30 ilçe arasında 15. sıradadır ve 2020 yılı nüfusu 48.320 kişidir.

Sosyo-ekonomik gelişmişlik endekslerine göre Seferihisar…

Seferihisar, ülkemizin diğer il ve ilçelerini dikkate aldığımızda sosyo-ekonomik yönden gelişmiş bir ilçedir. (DPT) Devlet Planlama Teşkilatı’nın 1996 ve 2004 yıllarında yaptığı İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması sonuçlarına göre 1996 yılında 858 ilçe arasında 90. sırada, 30 İzmir ilçesi arasında Çeşme, Aliağa, Urla ve Selçuk’tan sonra 5. sıradadır. 2004 yılı araştırmasında da 872 ilçe arasında 61. sırada olup, İzmir’in 30 ilçesi arasında Aliağa, Çeşme, Urla ve Torbalı’dan sonra 5. sıradadır.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından 2017 yılında yapılan İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırmasına göre toplam 970 ilçe arasında 130. sıraya, İzmir’in 30 ilçesi içinde de 15. sıraya düşmüştür. Bu durum Seferihisar’ın 2004-2017 döneminde hem İzmir’in ilçelerine hem de diğer illerin ilçelerine göre sosyo-ekonomik gelişmişlik kriterlerine göre gerileyerek arka sıralarda kaldığını göstermektedir.

Ayrıcalıklı konum, ayrıcalıklı tarımsal yapı

Seferihisar, Çağlar Keyder ile Zafer Yenal‘ın “Bildiğimiz Tarımın Sonu, Küresel İktidar ve Köylülük” isimli kitaplarında da belirttikleri gibi, tarımsal ve coğrafi konum açısından ayrıcalıklı bir bölgede bulunmaktadır. Her türlü tarımsal ürünün yetiştirilebildiği, hayvancılık faaliyetinin yürütüldüğü ve su ürünlerinin değerlendirilebildiği bir bölgede bulunması nedeniyle bu yerleşimdeki tarımsal üretimin kapitalist piyasa sistemine uyum sağlanması, üretimin çeşitlendirilmesi ve tarım dışı gelir kaynaklarına yönelme konusunda bugüne kadar ciddi dönüşümler yaşanmış, özellikle istihdam stratejileri bağlamında son yıllarda önemli farklılaşmalar ortaya çıkmıştır. İster kısa süreli ya da mevsimlik istihdam olanaklarına yönelmek yoluyla olsun, ister farklı aktarımlar ve kira/rant gelirleri vasıtasıyla olsun yaratılan tarım dışı (turizm, inşaat vb.) gelirlerle topraktan elde edilen kazancın takviye edilmesi gelir yaratma ve arttırma stratejilerinin çok önemli bir parçasını oluşturmuştur. Bu nedenle 19. yüzyılın son yarısından bu yana kapitalist tarım sistemine eklemlenen Seferihisar’da tarıma yönelik farklı politika ve stratejileri uygulamaya kalkmak sistemin gelişmişliği ve olası direnci nedeniyle hem kolay, hem de zordur. (1)

1990’dan 2018’e arazi kullanımının gelişimi

1990, 2000, 2006, 2012 ve 2018 yıllarında alınmış hava fotoğrafları üzerinden CBS ve uzaktan algılama Corine programı sınıflamasına göre üretilen aşağıdaki tablonun da gösterdiği gibi, 1990 yılında mevcut Seferihisar topraklarının % 26,62’sini oluşturan tarım toprakları 2018 yılında % 18,84’e inerken orman ve meralarla kaplı alanlar % 71,17’den % 76,06’ya, su ile kaplı alanlar % 0,29’dan % 0,96’ya, yerleşim alanları da % 1,92’den % 4,14’e yükselmiştir. Bu durum bize son 28 yıllık sürede yerleşim alanlarının, tarım alanlarının aleyhine aşağı yukarı 2,15 oranında arttığını göstermektedir. (2)

Tarım alanları azalırken yerleşim alanları düzenli ve yaygın bir şekilde artıyor…

Evet, yukarıdaki verilerin de ortaya koyduğu gibi, 1990 yılından bu yana Seferihisar’da tarım alanları sürekli azalırken kentsel yerleşime ait alanlar genişlemekte ve bu durum yeni yapılaşmalarla son hızla devam etmekte; böylelikle verimli tarım arazileri yeni yerleşme alanları için heba edilmektedir.

Tarım alanlarının kullanımı

Eski yıllardan bu yana bir tarım yerleşimi olan Seferihisar’daki tarım alanlarının kullanımı ile ilgili olarak elimizde biri İzmir İl ya da Seferihisar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü, diğeri de Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) olmak üzere iki ayrı kurum tarafından üretilmiş iki ayrı veri seti olmakla birlikte; 2018 yılından sonra üretilen veriler arasındaki büyük farklılıklar nedeniyle İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından veri üretilmesinden vazgeçilmiştir. Biz ise, İzmir İl ya da Seferihisar İlçe Müdürlüğü tarafından üretilen veriler daha ayrıntılı olmakla birlikte daha güvenilir bulduğumuz Türkiye İstatistik Kurumu’na ait Bitkisel Üretim veri setinde yer alan rakamları kullanacağız.

TÜİK – Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2008-2020 dönemine ait verilerine göre, Seferihisar’da üretilen tahıl, sebze, süs bitkisi, meyve, içecek ve baharatlı bitkilerle ve nadasa bırakılan tarım alanlarının miktar, oran ve endeks ölçeğindeki gelişimini gösteren aşağıdaki üç ayrı tabloya baktığımızda;

1. Dört çeşit tahılla (buğday, arpa, yulaf, mısır) dokuz çeşit bitkisel ürünün (kuru nohut, susam tohumu, patates, tütün, fiğ, yonca, hayvan pancarı, yemlik kuru bakla, yemlik bezelye) yetiştirildiği tarımsal alanların 2013 yılındaki azalışa rağmen 2008-2019 döneminde 3 kat arttığı,

2. Nadas alanlarının yıllar içinde azalmakla birlikte 2013, 2014 ve 2020 yıllarında, başlangıçtaki büyüklüğü aşacak şekilde büyük oranlarda arttığı,

3. Yirmi yedi çeşit sebzenin ekildiği alanların 2008-2013 döneminde hızla artmakla birlikte 2014-2020 döneminde azalıp genellikle aynı düzeyde kaldığı,

4. 2011 yılından itibaren ekimi yapılan süs bitkileri alanının 2014 yılında en yüksek değerine ulaşıp 2020 yılına kadar bu düzeyde kaldığı,

5. İçinde satsuma cinsi mandalina, sofralık ve yağlık zeytinle zeytinyağının da bulunduğu 24 çeşit meyve, yağ ve baharatlı bitki tarımının yapıldığı alanların 2015 yılına kadar az bir gelişme göstermekle birlikte 2016 yılından sonra azalıp genellikle aynı düzeyde kaldığı belirlenmiştir.

Tarım yapılan toplam arazi miktarını dikkate aldığımızda ise 2008 yılında 72.829 dekar olan alanın 2020 yılına kadar % 116,52 oranındaki artışla 84.866 dekara ulaştığı görülecektir.

Başka bir tarımı mümkün hale getirmek sadece Seferihisar Belediyesi ile onun başkanına ait bir görev midir?

Yazımızın bu bölümüne son vermeden önce Seferihisar ilçesindeki tarım faaliyetlerini yürütmek için resmi, özel ve sivil ölçekte bir çok kurum ve kişinin görevli olduğunu; bu nedenle 2008-2019 döneminde tarımsal faaliyetler nedeniyle ortaya çıkacak bir başarı ya da başarısızlık durumu olursa bunda bu kurum ya da şahısların da payının olduğunu unutmamamız gerektiğini hatırlatmak isteriz…

İsterseniz tarımsal faaliyetler konusunda görevli, yetkili ve sorumlu olan bu kurum ya da şahıslardan aklımıza ilk gelenleri bir çırpıda sıralamaya çalışalım….

1. Tarım ve Orman Bakanlığı il ve ilçe müdürlükleri,

2. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü,

3. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA),

4. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ),

5. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO),

6. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı, tüzel kişiliğe sahip ve özel bütçeli Türkiye Su Enstitüsü Başkanlığı (SUEN),

7. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanlığı (TKDK),

8. İzmir Valiliği İl Yatırımları İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı,

9. İzmir Büyükşehir Belediyesi,

10. Seferihisar Belediyesi,

11. T.C. Ziraat Bankası Seferihisar Şubesi,

12. 85 Sayılı Seferihisar Tarım Kredi Kooperatifi,

13. SS Seferihisar Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

14. SS Doğanbey Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

15. SS Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

16. SS Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

17. SS Ulamış Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,

18. Seferihisar Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi,

19. Seferihisar İlçesi Mandalina Üreticileri Birliği,

20. Seferihisar İlçe Ziraat Odası.

İlk çırpıda aklımıza gelip sıraladığımız ve Seferihisar’daki tarım faaliyetleri konusunda, değişik düzey ve paylar içinde görevli, yetkili ve sorumlu olduğunu bildiğimiz bu kadar fazla sayıdaki resmi, özel, sivil kurum, kuruluş ve kişinin varlığından çıkaracağımız gerçek sonuç ise, Seferihisar’daki mevcut tarım sistemi yerine başka bir sistemi kurma gibi önemli ve büyük bir görevin, sadece ve tek başına Seferihisar Belediyesi ile onun başkanına ait bir görev olmayıp geriye kalan kurum, kuruluş ve kişilerle birlikte gerçekleştirilecek bir hedef olduğudur.

Devam Edecek…

Alıntılar

(1) Keyder, Ç., Yenal, Z. (2013) Bildiğimiz Tarımın Sonu, Küresel İktidar ve Köylülük, İletişim Yayınları, 1. Baskı 2013 İstanbul, s.54

(2) Aygün, A., Kalonya, D.H., Gülhan, G. (2021) “Analyzing the Impacts of Slow City Branding on Urban Space: The Case of Sığacık“, Planlama Dergisi, 2021.

Yararlanılan Kaynaklar

Aygün, A., Kalonya, D.H., Gülhan, G. (2021) “Analyzing the Impacts of Slow City Branding on Urban Space: The Case of Sığacık“, Planlama Dergisi, 2021.

Gülersoy, A.E. (2014) “Seferihisar’da Arazi Kullanımının Zamansal Değişimi (1984-2010) ve İdeal Arazi Kullanımı İçin Öneriler“, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Nisan 2014, Sayı:31, ss.155-180

Özyurt Ökten, S.S. (2015) Bir Yerel Kalkınma Modeli Olarak Sakinşehir (Cıttaslow) Kavramı: Seferihisar (İzmir) Örneği, Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Adana.

İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü İstatistikleri 2008, 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019.

Türkiye İstatistik Kurumu Bitkisel Üretim İstatistikleri, 2008, 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2017, 2018, 2019, 2020.

…………………………………………………………………………………………………

2017 ve 2018 Yıllarında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı tarım hizmetlerini inceleyip değerlendirmek için yazdığım yazılar:

https://kentstratejileri.com/2017/04/29/yerel-tarimsal-hizmetlerin-model-olabilmesi-1/

https://kentstratejileri.com/2017/05/02/yerel-tarimsal-hizmetlerin-model-olabilmesi-2/

https://kentstratejileri.com/2017/05/04/yerel-tarimsal-hizmetlerin-model-olabilmesi-3/

https://kentstrajileri.com/2017/05/08/yerel-tarimsal-hizmetlerin-model-olabilmesi-4/

https://kentstratejileri.com/2017/05/10/tarim-hizmetlerinin-yerel-kalkinma-modeli-olabilmesi-5/

https://kentstratejileri.com/2017/05/14/tarim-hizmetlerinin-yerel-kalkinma-modeli-olabilmesi-6/

https://kentstratejileri.com/2017/07/14/model-mi-ornek-mi-yoksa-yontem-mi-1/

https://kentstratejileri.com/2017/07/17/model-mi-ornek-mi-yoksa-yontem-mi-2/

https://kentstratejileri.com/2017/07/24/model-mi-ornek-mi-yoksa-yontem-mi-3/

https://kentstratejileri.com/2017/07/26/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-1/

https://kentstratejileri.com/2017/07/28/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-2/

https://kentstratejileri.com/2017/08/05/yanlislardan-yanlis-begen-yanlis-3/

https://kentstratejileri.com/2018/06/20/ismarlama-raporlar/