16 Mayıs 2017 tarihinde başlattığımız bir seri yazı ile İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin ÇED sürecinde kendilerine gönderilen yazılara cevap verirken bu projeye değişik nedenlerle karşı çıkan Karşıyaka, Narlıdere, Çiğli ve Balçova belediyelerinin ÇED Raporu ekinde yer alan resmi yazılarının örneklerini yayınlayarak kendilerine ve kendilerine bağlı kent konseylerine şu soruyu sormaya devam ediyoruz.
İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin hazırlık aşamasında isabetli ve doğru olarak “Hayır” dediğiniz halde bugün niye “Hayır” demiyorsunuz?
İlçenizdeki birçok plan, program ve uygulamaya aykırı olan İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin durdurulması için niye dava açmıyorsunuz ya da açılmış davalara müdahil olarak katılmıyorsunuz?
Bugün bu soruları, metnini aşağıda gördüğünüz resmi yazıyı hazırlayıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Müdürlüğü’ne gönderen Narlıdere Belediyesi’ne ve onun yıllanmış başkanı Abdül Batur’a soruyoruz.
Evet, sayın Başkan şu an itibariyle İzmir Körfez Geçişi Projesi için ne düşünmektesiniz ve yazınızdaki bütük karşı çıkış gerekçeleri değişmediği için bu süreçte ne yapmak niyetindesiniz?
Her şeyin daha büyüğünü yapma saplantısına tıp dilinde “Gigantomani” diyorlar… Vikipedi’ye göre ise Gigantomani (Eski Yunanca γίγας gigas, “dev” ve μανία mania, “çılgınlık”) olağandışı veya gereğinden büyük boyutlu eserlerin, yapıların, binaların, anıtların üretilmesini tanımlamak için kullanılan bir sözcük.
Gigantonomi sözcüğünü ülke ya da kent boyutunda düşündüğümüzde ise akla devasa büyüklükte yollar, binalar, anıtlar, köprüler yapan Nazi Almanyası, Faşist İtalya gibi otoriter ülkeler, bu yolları, köprüleri, hava alanlarını yaptıran diktatörler, demokrasiden nasibini alamamış otoriter yöneticiler akla geliyor…
Ülkemizde ise en büyük köprüler, en büyük camiler, en büyük anıtlar, en uzun ve büyük bayraklar bulunduğumuz coğrafya ve kentlere kendi düşünce ya da iktidarımızın damgasını vururken kullandığımız simgeler olarak algılanmaktadır.
Bir dönem en yüksek gökdelene sahip olmak, daha sonraki yıllarda her yere en uzun direkte en büyük Türk bayrağını asmak, şimdi ise kentin, körfezin her yerinden görünür bir anıta sahip olmak herkesin birbiriyle yarıştığı bir moda, bir rekabet unsuru oldu.
Bu tür bir Gigantonomi durumu kişisel düzeyde olduğunda; yani en büyük arabaya, en büyük eve, en büyük çalışma masasına sahip olmak istediğinizde bu durum psikologlar tarafından kişisel bir tatminsizliğin sonucu olarak yorumlanıyor.
Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı
Aynı şey bir kentin, bölgenin ya da ülkenin yönetiminde karşımıza çıktığında da bu durum yine “her şeyin en büyüğü” üzerinden kurulmak istenen bir iktidarın dosta düşmana gösterilmesine dayanan bir meydan okuma anlayışı olarak yorumlanıyor.
Bu durumu Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar‘ın bugüne kadar sergilediği performans üzerinden analiz etmeye kalktığımızda; İzmir Körfezi’nin her yerinden görünen en büyük Türk bayrağına sahip olmak, Boğaz Köprüsü’ne en büyük Türk bayrağını asmak, belediyeye ait sosyal tesislere Ege Bölgesi’nin en büyük tırmanış duvarını yapmak şeklinde gelişen bu tutumun en son örneğinin halkın bağışlarıyla yapılan ve Cumhuriyet’in 50. yılına isabet eden 26 Ekim 1973 tarihinde törenle açılan Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı ile ilgili olduğunu görüyoruz.
Belediyeden, belediye başkanının yazdığı kitaptan ve çevremizdeki dostlarımızdan aldığımız bilgilere göre, 1973 yılında yaptırılan anıtın, bir benzerini Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar‘ın rahmetli babası Kenan Akpınar‘ın belediye başkanlığı döneminde Konya Ereğli’nin Cumhuriyet Meydanı’na yapan ancak 12 Eylül Dönemi’nde Kenan Akpınar‘ın görevden uzaklaştırılması nedeniyle parasını alamayan heykeltraş Tamer Başoğlu tarafından 2,5 misli büyütülerek yaptırılacağını, mevcut anıtın çürüdüğüne ve onarım göremeyeceğine ilişkin bilirkişi raporlarının düzenlendiğini biliyoruz.
Konya Ereğli Atatürk Anıtı
Oysa tarihçi dostlarımız Prof. Dr. Engin Berber ile Yrd. Doç. Dr. Erkan Serçe‘nin birlikte yazdıkları 2011 tarihli “Karşıyaka Tarihi” isimli kitaba göre; “İzmir’de Karşıyaka’da Anayasa Meydanı’nda bulunan anıt, varlığını Mayıs 1966 yılında kurulan Karşıyaka Atatürk Anıtı Yaptırma ve İlkelerini Yaşatma Derneği’ne borçludur. Dernek bir gazete ilanıyla Karşıyaka’ya dikilecek Atatürk Anıtı için 1970’lerin başında bir yarışma düzenlemiş, 29 Ekim 1971’de dereceye giren eserler belirlenmiş, sonuçların 10 Kasım’da duyurulacağı belirtilmiştir. Dernek Başkanı Doktor Ziya Ersay Karşıyaka’da yapılacak anıtın, Cumhuriyet Alanı’ndaki anıttan daha büyük olacağını vurgulayarak, “Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, Türkiye’de ilk defa Karşıyaka’da yapılacak bu anıtta kendi çehresiyle belirtilecektir. Anıt, Atatürk’ün Türk kadınına sağladığı medeni hakları ve bu konuda girişilen devrimleri güzel bir kompozisyon içinde verecektir” diyerek görüş bildirmiştir*. Yarışmada birinci gelen proje mimar Erkal Güngören ile heykeltraş Tamer Başoğlu’nun geliştirdikleri öneridir. Metin Haseki ile Murat Eriç’in önerisi mansiyona lâyık görülmüştür. Anıt 1972-73 yılları arasında tasarlanıp uygulanmıştır. “¹
Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL) Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen‘in Mimarlık Dergisi’nin 1973 Temmuz tarihli 7. sayısındaki “Türkler’de Anıt” başlıklı makalede ise, “8000 m2’lik alanın ortasında yeralan ve meydanla bütünleşen anıt ışınsal bir düzenleme doğrultusunda göğe doğru yükselen yedi beton dikitten oluşmaktadır. İzmit’teki Anıtpark ile (1972-73, tasarım ve meydan düzenlemesi Erkal Güngören, tasarım ve rölyefler Ali Teoman Germaner) çevreyi de içine alarak gelişen, kentlinin kullanımına açık bir tasarım doğrultusunda geliştirilip uygulanmıştır. Bu özelliğiyle Grup Espas ilkeleri uzantısında mimar heykeltraş ortaklığında çözülen anıt ürkütücü resmî anıttan, insan boyutunu göz önünde bulundurarak halkın hizmetine sunulan, kullanıcının estetik yaşantıyı deneyimleyebildiği anıta geçişin erken örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir. Düzenleme arkitektonik ve soyut geometrik biçimlenme dilinin anıt-heykele yansıtıldığı bir örnek olarak günümüze ulaşmıştır. Bu arkitektonik dil mimar Erkal Güngören’in tasarımının ürünüdür.“² şeklinde tanıtılmaktadır.
Mimar Sinan Fakültesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi ve anıtın mimarı Erkal Güngören‘in kızı Dr. Elâ Güngören’in verdiği bilgiye göre ise, “anıtın hem ideolojik/soyut bir boyutu hem de semantik/sembolik değeri (estetik değer) bulunmaktadır. Zamanla ilçe belediyesinin sembolü haline dönüşmüş, belediyenin logosu olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca anıtın logoları kuaför, çiçekçi olarak çalışan esnafın vitrinlerini süsleyerek gündelik hayatın içine çekilmiştir. Anıtın açılışının tarihi anlamlıdır ve tarihsel değerini oluşturur; dernek açılışı Cumhuriyet’in ilanının 50. Yıldönümü’ne rastlamasını hedefleyerek anıtı 26 Ekim 1973’te bir törenle halka açabilmiştir. Anıtın toplumsal değeri ise halen merasimlerde kullanılmasından kaynaklanmaktadır.“³
Sanatçıların ve bilim insanlarının ayrıntılarıyla anlatıp insani ölçülere yakın olması nedeniyle özel bir önem verdikleri ve Karşıyakalılar tarafından benimsenen bu anıt ne hikmetse birden bire yıkılarak 2,5 misli büyütülmeye kalkışılmıştır.
Bunu da her şeyin “büyük“, “en büyük” üzerinden görüp anlamlandırmaya alışkın bir belediye başkanının aklına aniden gelen düşüncelere borçluyuz… Kendisi bu durumu yazdığı en son kitapta aynen şöyle ifade etmiş:
“Karşıyaka Belediye Başkanı seçildikten sonra, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlama töreninde oradaydım. Benim de ilk bayramımdı. Çocuklarımızın cıvıltısı, Karşıyakalıların her zamanki çoşkusu ve buram buram özgürlük ve bağımsızlık atmosferi içinde gözümü anıttan alamıyordum.
Üzüntü verici durumdaydı; yıpranmış, boyası sıvası dökülmüş, yılların ihmaline ve kayıtsızlığına yenilmek üzereydi. Ağlamaklı olmuştum.
Kutlamaların oradaki bölümü bitti. Hemşehrilerimle kucaklaştım, hepsini tek tek uğurladım. Başkan yardımcılarıma ve müdürlerime, “Gitmeyin” dedim, orada kaldık.
Anıtı dolaşmaya başladım, tepeden tırnağa inceledim. Gördüklerim, içimi kararttıkça karartıyordu. Bir süre sonra arkadaşlarımın yanında gittim. Ağzımdan tek sözcük çıktı:
“Yıkıyoruz, yenisini aynen ve daha görkemli yapıyoruz.“⁴
Evet, bu anlatımdan da görüldüğü gibi belediye başkanı her şeyden anlayan bir yönetici olarak anıtı uzun uzun inceledikten sonra yıkılıp yerine daha görkemli bir anıtın yapılmasına karar veriyor, hem de tek başına! Bırakın bu işten anlayan uzmanlara, mimarlara, mühendislere sormayı çevresindeki işten anlayan başkan yardımcısı ya da müdürlerine bile sorma gereğini duymuyor. Çünkü o her şeyi biliyor ve daha büyük, daha görkemli bir anıt yapmak istiyor!
Tabii ki bunun öyle pek kolay olmadığını, bu düşünceye karşı çıkanların olacağını, herkesin bu anıtın maliyeti olarak ifade edilen 10 milyon liralık fuzuli harcamayı sorgulayacağını bildiği için kimsenin karşı çıkmaya cesaret edemeyeceği gerekçeler bulması gerekiyor. İmdadına da, aynen kitabının 202. sayfasında yaptığı gibi engin hamaset becerisi yetişiyor. “Uzatmaya gerek yok” diyor; “Karşıyaka, Zübeyde annedir. Karşıyaka, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Karşıyaka, Türkiye Cumhuriyeti değerlerinin yaşayan ve yaşatan simgesidir” diye devam ederek kimsenin bu işe itiraz etmemesi için esaslı bir hamle yapıyor.
Oysa bu durum bize rahmetli Nadir Nadi’nin ulusal ortak değerlerimizin böylesine istismar edildiği bir ortamda sarf ettiği “Ben Atatürkçü Değilim” sözünü hatırlatıyor.
Ama ne hikmetse ortak ulusal değerlerimizin bu tür istismarına, hep 12 Mart ve 12 Eylül dönemleriyle faşizmin kurumsallaşmaya başladığı günümüz koşullarında daha çok rastlıyoruz. 12 Eylül döneminde kaçak yapı sahiplerinin sırf o binalar yıkılmasın diye binanın hemen önüne bir Atatürk büstü kondurduğunu hatırladığımız ya da birçok yolsuzluk, hırsızlık ve vurgunun bu tür istismarları yapanlarca gerçekleştirildiğini bildiğimiz için ne zaman hepimizin ortak ulusal değerlerinin birileri tarafından makul ölçülerin dışında kullanıldığını görsek, hep bir şeylerden şüpheleniyor, bu hamaset edebiyatının etkisinde kalan insanların sırf iyiniyetleri nedeniyle kandırılmasından korkuyoruz.
Oysa Mustafa Kemal Atatürk, Zübeyde Hanım, Türk bayrağı, İstiklal Marşı gibi ortak ulusal değerlerin fiziki büyüklük ya da küçüklükle hiçbir ilgisi yoktur. Fiziki olarak büyük ya da uzun olmaları onlara fazladan bir değer kazandırmaz. Asıl önemli olan şey o değerlerin hepimiz tarafından anlaşılıp paylaşılarak gönüllerdeki yerinin büyütülmesidir.
O nedenle hepimiz açısından önemli olan bu değerlerin başkalarının amaçları için bu şekilde istismar edilmesine izin vermememiz gerektiğini düşünüyorum.
Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı
Ayrıca baskı, sömürü, esaret ve faşizmle mücadelenin yol ve yöntemi bu tür nesnelerin büyüklüğü ya da küçüklüğü ile değil; bu değerleri kabullenmiş olanların örgütlenip mücadele etmesiyle mümkün olacağı bilinmeli ve kabul edilmelidir.
Anıtlar, bayraklar ve diğer semboller sadece ihtiyaç duyduğumuz heyecan, azim ve mücadele ruhunu bizlere verecek hafıza mekanları olup onların Gigantonomi saplantısından uzak tutulması gerekir.
² Sözen, M.; Türklerde Anıt, Mimarlık, Sayı 7, Temmuz 1973, s.20
³ Güngören, E.; Karşıyaka Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı, file:///C:/Users/Ali%20Rıza/Desktop/Karşıyaka%20Anıt/Atatürk,%20Annesi%20ve%20Kadın%20Haklar%20Anıtı.pdf
⁴ Akpınar, H.M.; Bir Başkan, Bir Şehir, Bir Aşk, Doğan Egmont Yayıncılık ve Yapımcılık Ltd. Şti., Nisan 2017, s.200
Bugün, 2013 tarihli 30. Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması’na Türkiye ile dünyanın değişil ülkelerinden katılan karikatür sanatçılarının gönderdiği toplam 1.749 karikatür arasından kente ve kent yaşamına dair olduğunu görüp ayırdığımız 32 güzel karikatürü sizlerle paylaşmak, kente karikatürün o muzip ve hınzır gözüyle bakmayı istedik…
Fethiye Asuman Küçükkantarcılar, İkincilik Ödülü, TürkiyeMojtaba Heidarpanah, Başarı Ödülü, İranRodrigo Machado da Rosa, Başarı Ödülü, BrezilyaAli Shabani, İranAli Shabani, İranAndre Pijet, KanadaAtilla Efendioğlu, TürkiyeAtilla Efendioğlu, TürkiyeAtilla Efendioğlu, TürkiyeCretu Marin, RomanyaEder Santos, BrezilyaElham Pazoki, İranFan Lin Tao, Çin Halk CumhuriyetiGrigori Katz, İsrailGrigoris Giorgiou, YunanistanHalit Kurtulmuş, TürkiyeHamed Mortazavi Alavi, İranIlija Maksimoski, Makedonyaİlja Bereznickas, LitvanyaJitet Kustana, EndonezyaJorge Felix Urgelles, KübaM. Feridun Altın, TürkiyeMohammad Mahmoudi, İranMojmir Himatov, HırvatistanNikola Listes, HırvatistanRafael Correa, BrezilyaRafael Correa, BrezilyaRaimundo Waldez C. Duarte, BrezilyaRecep Bayramoğlu, TürkiyeRodrigo De Lira Mineu Rocha, BrezilyaSerdar Kıcıklar, TürkiyeTsocho Peev, Bulgaristan
Geçtiğimiz günlerde Tahtalı Barajı isale hattındaki ciddi bir arıza nedeniyle İzmir’in büyük bir bölümü 3 gün süreyle susuz kaldı.
Bu süre içinde yaşanan sıkıntıyı en iyi şekilde bugüne kadar karşı karşıya gelip tanışmış olmasak da Facebook üzerinden arkadaş olduğum değerli gazeteci Gönül Soyoğul‘un mesajları üzerinden izledim.
Musluklardan suyun akışını sabırsızlıkla beklediğini ifade eden mesajları üzerine suyun bir an önce akması için dilekte bulundum.
Ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu ile sık sık bir araya gelerek uzun söyleşiler yapan bir gazeteci olarak, bundan sonraki ilk görüşmesinde 3 gün ya da daha fazla süreyle suların gelmediği bir durumda önceden hazırlanmış bir kriz planlarının bulunup bulunmadığını sormasını ve aldığı cevapla bizleri bilgilendirmesini diledim.
Evet işte şimdi tam da bu noktada, sayın Gönül Soyoğul‘un sormasını istediğim bu önemli soruyu sorup alabileceğimiz cevapları tahmin etmeye çalışmak isterim. Ama bunu yapmadan önce bu tür büyük boyutlu su kesintilerini tanımlarken kullandığımız “kriz” sözcüğü ile olası krizlerin iyi yönetilebilmesi için geliştirilen “kriz planı” kavramını açıklamaya çalışayım.
“Kriz” sözcüğü, Türk Dil Kurumu’na göre “bir ülkede veya ülkeler arasında, toplum veya bir kuruluşun yaşamında görülen güç dönem, bunalım, buhran” olarak tanımlanıyor.
Şu an itibariyle VPN kullanmayanlar için kapalı olan Vikipedi kaynaklarına göre ise kurum, kuruluş ve işletmelerin olası bir kriz karşısında nasıl davranacaklarını, neyi göze alıp neyi almayacaklarını, krizi nasıl aşabileceklerini, bir kriz olduğunda kimlerin neler yapacağını gösteren birbirinden farklı kriz senaryolarının krizler ortaya çıkmadan önce hazırlanarak bu konuda görevlendirilenlerle son tüketicilere anlatılması, onların bu amaçla eğitilmesi gerekiyor.
Konumuz olan “kriz” ve “kriz planları“nı büyük kentlere içmesuyu sağlayan işletmeler düzeyinde ele aldığımızda ise, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarıyla dağıtım şebekesinin kuraklık, deprem, sel, yangın gibi doğal yıkımlarla özelleştirme, terör, sabotaj ve savaş gibi özel durumlarda halka verilen suyun azalması, kirlenmesi ya da dağıtılamaması gibi durumların yaşanabileceğini önceden bilmemiz ve buna göre planlar yapmamız gerekiyor.
Örneğin, 1995-96 yıllarında York Shire, 1998 yılında Sydney kentlerinin yaşadığı kuraklıklarda olduğu gibi suyun yönetiminden sorumlu olan otoritenin depolama, arıtma, dağıtım, izleme ve iletişim gibi alanlarda tüm olasılıkları dikkate alarak hangi risklerin hangi önlemlerle nasıl karşılanacağını, karşılanamayan risklerle ilgili zararların nasıl telafi edileceğini gösteren, Dünya Sağlık (WHO) Örgütü tarafından İçmesuyu Güvenlik Planı olarak tanımlanan kriz planlarını bu konularla görevli merkezi yönetim birimleriyle işbirliği ve eşgüdüm içinde önceden hazırlaması, yaşanan olumlu ya da olumsuz deneyimlerden elde edilen geri bildirimleri kullanarak bu planları devamlı güncellemesi, bu konuda görev alacak personeli belirleyerek eğitmesi ve zaman zaman yapılacak tatbikatlarla bu önlemlerin geçerliliğini test etmesi ve halkı da sürekli bilgilendirmesi gerekmektedir.
İzmir kent bütünündeki içmesuyunu temin edip dağıtmak görevi, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü’ne, kısa adıyla İZSU’ya ait olduğuna göre İZSU’nun bu durumlarda, örneğin bu kesintinin 10 gün ya da daha fazla süreyle devam etmesi durumunda ellerinde önceden hazırlanmış bir kriz planı var mıdır ve bu plan çerçevesinde temiz içmesuyunun belirtilen süre içinde halka nasıl dağıtılacağı İzmirliler tarafından bilinmekte midir? Bu son olayda gördüğümüz gibi kullanma suyunun tankerlerle halka dağıtılması dışında başka bir önlem, başka bir çözüm paketi düşünülüp bütün bunlar planlanmış mıdır?
Çünkü hem İzmir Büyükşehir Belediyesi hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü (İZSU) 2010 yılından bu yana hazırlanan stratejik planlar çerçevesinde stratejik yönetim anlayışına göre yönetilmektedir
Stratejik planların hazırlanıp kabul edilmesi ve uygulanması ile ilgili mevzuat hükümlerine göre de olası krizlerde nasıl bir planın yaşama geçirileceğinin belirlenerek bir meclis kararı ile kesinleştirilmesi gerekiyor. Örneğin su kesintisinin şu kadar alanda ya da şu kadar nüfusa etkilemesi durumunda ya da suyun kaynağında kirlenmesi durumunda şunlar şunlar yapılacaktır, şu önlemler şu şekilde alınacaktır şeklinde… Bunun en iyi örneğini İzmir Metro sürücüleri için hazırlanan acil yol rehberlerinde görmek mümkündür. Sözünü ettiğimiz bu rehberlerde yazılı kurallara göre sürücüler hangi acil ve riskli durumlarda ne yapacaklarını önceden okuyup öğrenirler ve gerekli durumlarda bu önlemleri almaları kendilerinden beklenir. Hatta belirli aralıklarla girdikleri psiko-teknik test ve sınavlarla bu önlemleri uygulayabilecek dikkat, yetenek ve beceride olup olmadıkları yeniden yeniden ölçülür.
İzmir Metro örneğinde olduğu gibi, uzun süreli ya da yaygın su kesintileri durumunda belediye ve İZSU’daki personelle o hizmetten mahrum kalan halkın bu planlar kapsamında, belediyenin neler yapabilip yapamayacağını önceden bilmesi, ona göre önlem alması gerekir.
O nedenle de nasıl arızanın onarımı ile ilgili ayrıntılı bilgilendirmeler düzenli olarak yapılmışsa belirli bir süre içinde sunulamayan hizmetin karşılığında temiz içme ve kullanma suyunun hangi yöntemlerle, hangi sürede ve nasıl sağlanacağının halk tarafından da bilinmesi gerekir.
Eğer böylesi bir öngörüyle önceden bu gibi durumlar için herhangi bir plan ya da program yapılmamışsa, personele bu konuda bilgi ve eğitim verilmemişse ve halk da sayın Gönül Soyoğul gibi musluğunun başında bekleyip feryat ediyorsa, o halde hazırlanan stratejik plan nasıl bir plandır, uygulandığı söylenen stratejik yönetim anlayışı nasıl bir stratejik yönetim anlayışıdır?
Yazımın sonunu da, şimdi şu an itibariyle suya kavuşmuş olan sayın Gönül Soyoğul‘a geçmiş olsun diyerek ve aynı şeyin yeniden hem onun hem de bizlerin başına gelmemesi için dua ederek bitirmek isterim…
Tabii ki kafamdaki o soruyu ilk görüşmesinde sayın Kocaoğlu’na sorması dileğiyle…
Yararlanılan Kaynaklar
* Water Plan Manual: Step-by-Step Risk Management for Drinking-water Suppliers, World Health Organisation (WHO) & International Water Association (IWA), 2009.
* Onuncu Kalkınma Planı 2014-2018 Su Yönetimi ve Güvenliği Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Kalkınma Bakanlığı, Ankara, 2014.
* Orhon, D.; Sözen, S.; Üstün, B.; Görgün, E.; Karahan-Gül, Ö.; Su Yönetimi ve Sürdürülebilir Kalkınma Ön Raporu, 2002, İstanbul.
* Yayan, Cahit; İçme Suyu Güvenliği Planlarına İlişkin Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2015.
Berberdeki sıramı beklerken bir koşu Alsancak’taki Kitapsan’a gidip bugün yayınlanacağı söylenen “Çizmelerimi Çıkarayım mı?” kitabını alayım derken karşınıza birden kitabın yazarlarından Onur Yıldırım’ın çıkması, onunla birlikte raflarda kitap arayışınız, bulamadığınızda o gün yeni gelen kitapların bulunduğu kolilere bakarak kutunun en dibinde beş adet kitapla karşılaşmanız ve kitabın yazarı ile birlikte hemen o kitaplardan birine el koymanız… İşin en ilginci bir yazarın parasını vererek kendi kitabını satın almasını izlemeniz…
Ardından geriye kalan üç kitabı da rafların en görünür yerine koydurarak “bu kitap İzmir’de çok satar, o nedenle daha fazla sipariş veriniz” tavsiyesiyle o kitaba özel bir ihtimam göstermelerini dileyen sözleriniz…
Bütün bu anlattıklarım geçtiğimiz Salı günü yaşamın bana tattırdığı hoş, güzel sürprizlerdi…
Hazırlanışından haberdar olduğum bu kitabı uzunca bir süredir merak ediyor ve hemen alıp okumak istiyordum. Çünkü kitabın diğer yazarı sevgili Uğur Şahin Umman’ın 13 Mayıs 2014 tarihinde Soma’da yaşanan insanlık faciasından sonraki çırpınışlarını biliyor, elimden geldiğince ona yardımcı olmaya çalışıyor ve böylesi kötü bir olaya gösterdiği insani tepkileri nedeniyle onu seviyordum.
Bu arada kitapçıda karşılaştığım diğer yazar Onur Yıldırım’ı da geçtiğimiz yaz aylarından bu yana sürdürdüğümüz Kültürpark Mücadelesi nedeniyle tanıyor ve onun o kavgadaki militan tavrını da seviyordum.
İşte bu iki pırıl pırıl genç oturmuşlar ve araştırmacılık gazetecilik boyutunda kötü bir olay çerçevesinde gelişen insan hikayelerini bir araya getirerek güzel bir kitap yazmışlardı.
Ne iyi olmuştu da bu iki değerli insan bir araya gelip bu kitabı yazmışlardı…
Kitabın arkasındaki tanıtım yazısında ise aynen şöyle söylüyorlardı:
“Bu kitap tütün destek politikalarının sonlandırılması ile başlayan ve katliamla devam eden süreçleri mercek altına alıyor, bu esnada da Soma insanının acılı serüveninin her aşamasını, tanıklıklara dayanarak bütün gerçekliğiyle gözler önüne seriyor. Yaşananların bir daha olmaması için kendi içinde bir hafıza oluşturma umuduyla…“
Tabii ki, diğer bir umudumuz da Uğur Mumcu usulü araştırmacı gazeteciliğin ne olduğunu unutup yeniden anımsamak isteyen herkesin bu kitabı alarak okuması olacaktır.
Dün takımları tekrar ikinci lige çıkan Altaylı taraftarlarla konuşarak onların sevincine ortak olmaya çalıştım.
Çünkü futboldan çok fazla anlamıyor olsam da kurucularından biri sevgili hocam Prof. Dr. Nermin Abadan Unat‘ın amcası Sabri Süleymanoviç olan¹; üstüne üstlük kaleci Tanzer, sağ bek Kunta Sabahattin, sol bek Bilal, Erol Togay, Zagor Zafer, Nevruz, Taytay Mustafa, Cruyff Mithat, Miço Mustafa, Şeref, Büyük Mustafa ve diğerlerinin çıkış tüneline girerken kimselere duyurmadan ‘Bizi hep hatırla olur mu Orhan? Hayatının sonuna kadar sakın unutma” dedikleri dostum Orhan Berent tarafından tarihi yazılan²Altay Spor Kulübü, kurulduğu günden bu yana İzmir’e spor alanında birçok ödül ve değer kazandırmış asırlık bir kent takımı.
Altay Spor Kulübü‘nün tarihini okumamış, bugüne kadar hiçbir maçına gitmemiş olsam da konuştuğum kulüp yönetimine yakın taraftarların anlattıkları bana oldukça ilginç geldi ve bir kent yöneticisi olarak verdiği sözü yerine getirmeyen İzmir Valisi’nin tutumu ile ilgili yaşananları sizlerle paylaşmam gerektiğini düşündüm. Bu kararı vermem de tabii ki bu konuları gündeme getirmemi isteyen taraftarların isteği de etkili oldu.
Şimdi dile getirmeye çalışacağım konu, Altay futbol takımının ikinci lige çıkmasını sağlayacak Altay-Kocaelispor Play-Off finalini oynayacağı Antalya’ya götürülecek İzmirliler ile ilgili.
Bu konu ile ilgili olarak dikkate aldığım 11 Mayıs 2017 tarihli Yeni Asır Gazetesi’ndeki Murat Arabacı imzalı “Sefeberlik – Kadın, erkek, yaşlı, genç binlerce İzmirli özledikleri bu büyük heyecanı yaşamak için yaklaşık 10 bin İzmirli sporsever, Antalya yollarına düşmeye hazırlanıyor” başlıklı haberi şu şekilde devam ediyor:
“İki yıl sonra yeniden 2. Lig’e dönme şansı yakalayan Altay’ın, pazar günü Antalya’da Kocaelispor ile oynayacağı final maçı öncesi İzmir’i tatlı bir telaş sardı.
Sadece siyah-beyaz tutkunları değil, tüm kent, özlenen bu heyecanı yaşamak için Antalya yollarına düşmeye hazırlanırken, iki kent arasında büyük bir konvoy oluşacak. Finale 10 bini aşkın İzmirli gidecek. Kentin dört bir yanında organizasyonlar yapılıyor. Havayolu şirketleriyle görüşülüp, ek sefer ve özel uçak organizasyonu gerçekleştirildi. Altay 1914 Taraftarlar Derneği’nin öncülük ettiği organizasyonlarda sosyal medya etkin kullanılıyor.
Şimdiye kadar derneğe yapılan kayıtlarla 50’ye yakın otobüsün tamamen dolduğu öğrenilirken, tahsis edilen otobüs sayısının 150’ye çıktı. Antalya’ya da gitmeyi planlayan KSK, İzmirspor ile Bucasporlu bazı taraftarların Çorum maçında verdikleri desteği sürdürmek için otobüs organizasyonuna dahil olmak istediği öğrenildi.“
Gazete haberinin belediyeden ve valilikten temin edilen otobüslerle ilgili son bölümü ise şu şekilde:
Kaynak: Yeni Asır Gazetesi
“Vali’ye teşekkür Başkan’a sitem
Antalya’daki final öncesinde Altaylı taraftarların otobüs çağrısına İzmirli mülki amirler kayıtsız kalmadı. Altay’a dün sabah saatlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi 33 otobüs tahsis etti. Altay başkanı Özgür Ekmekçioğlu ve Yüksek Divan Kurulu Başkanı Erdoğan Tözge’yle bir araya gelerek, Antalya’ya da gideceğini dile getiren Başkan Kocaoğlu’nun “33 otobüs verilecek” açıklamasını yapması kimseyi mutlu etmedi.
Valilikten güzel haber
Altaylı bazı taraftarlar, Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’in 2. Lig’de Ankaragücü’nün şampiyonluğunu ilan ettiği Kayseri Erciyes deplasmanına ücretsiz ve sınırsız otobüs açıklamasını sosyal medyadan paylaşarak belediyenin otobüs tahsisinde rakamı düşük tutmasına tepki gösterdi. Antalya için belediyeden 60-70 otobüs desteği beklediği öğrenilen Altaylılar’a müjdeli haber, dün öğle saatlerinde İzmir Valiliği’nden geldi. Vali Ayyıldız’ın, 100 otobüs tahsis edildiğini açıklaması siyah beyazlı taraftarların bu kez yüzünü güldürdü.“
Bu haberden ve taraftarlardan aldığımız bilgileri bir araya getirdiğimizde, Altaylı taraftarlarla diğer takım taraftarlarının Antalya’ya gidebilmesi için İzmir Valiliği’nin vereceği 100, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin vereceği 33 otobüsle birlikte, bir otobüsün ortalama 45-50 kişi aldığını düşündüğümüzde ortalama 6.000-6.500 İzmirli’nin Antalya’ya gitmeyi planladığını, Altay 1914 Taraftarlar Derneği’nin de Antalya’ya gitmek isteyenleri kaydederek uzun listeler hazırladığını, valilik tarafından verilecek otobüslerin organizasyonu ilgili olarak AKP eski İzmir İl Başkan Yardımcısı Mehmet Deniz Şimşek ile irtibat kurulduğunu öğreniyoruz.
Yine Yeni Asır Gazetesi’nin 13 Mayıs 2015 tarihli nüshasında yayınlanan “Bir Hayalimiz Var” başlıklı haberde İzmir Valiliği ile İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından söz verilen otobüslerden söz edilerek şu ifadelere yer veriliyor:
“Alsancak’tan yola çıkılacak
Altaylıların Antalya konvoyunun hareket merkezi belirlendi. Siyah beyazlı taraftarlar, Alsancak Stadı’nda yarın sabah 06.00’da buluşup Antalya’ya doğru hareket edecek. Tüm otobüslerin Alsancak Stadı’nda Altaylı taraftarı alıp saat 07.00 gibi Antalya’ya konvoy halinde hareket edeceği dile getirildi.
Valilik, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve diğer katkılarla tahsis edilen otobüs sayısının 150’ye yaklaştığı belirtildi.“
Görüştüğümüz Altaylı taraftarlar ise günü geldiğinde gerçeğin hiç de böyle olmadığını, valiliğin söz verdiği 100 otobüs yerine kapasiteleri 14+1 kişiden oluşan 30 adet Volt model Volkswagen minibüs gönderdiğini, 33 otobüs vaadinde bulunduğu için başlangıçta sitem ettikleri İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ise verdiği sözü tutarak 33 otobüs gönderdiğini; böylelikle birçok İzmirli taraftarın Antalya’ya gidemediğini anlatıyorlar. Tabii ki bunun doğal bir sonucu olarak imkânı olanların uçakla ya da özel otobüs firmalarıyla Antalya’ya gidip geldiğini, maç günü Antalya’daki Altay kulübüne ayrılan tribünlerin yeterli düzeyde kalabalık olmadığını ve bu nedenle çok üzüldüklerini ifade ediyorlar.
Kaynak: Yeni Asır Gazetesi
Altay Spor Kulübü Başkanı Özgür Ekmekçioğlu maçı kazanıp 2. lige yükseldikten sonra yaptığı açıklamada, “İzmir davayı sahiplendi. Sadece arma için değil, İzmir için bütünleşildi. Çorum’da yaşananların ardından İzmir tek yumruk oldu, verilen reaksiyonun kent için bir milat olduğunu düşünüyorum. Karşıyakalısı, İzmirsporlusu, Bucasporlusu, Göztepelisi, kısacası İzmirliyim diyen herkes yanımızda gördük, hissettik. Şampiyonluk meselesi sadece Altay’ın değil, İzmir’in meselesi oldu.” deyip büyük bir olgunlukla sorunu unutmuş gibi gözükse de, Antalya’ya giden ya da gidemeyen taraftarların verilen sözlerin tutulmayışını bir köşeye yazdıklarını ve bunu asla unutmayacaklarını anlıyor, devleti temsil eden valilik makamının verdiği sözü tutmayışını, yarın öbür gün diğer takımların da başına gelebilecek kötü bir yöneticilik örneği olarak kabul ediyoruz.
Futboldan, liglerden fazla anlamasam ve Altay’ın bugüne kadarki hiçbir maçına gitmesem de bir kentin mülki ve mahalli yöneticilerinin adı, niteliği ve düzeyi ne olursa olsun tüm spor kulüplerine hak ettikleri önemi vererek basına yansıttıkları vaadleri yerine getirmeleri gerektiğini bilir ve yönetim kalitesinin daha da gelişmesi adına bunu ifade etmek isteriz.
Bugün sizlerle birlikte Uluslararası Lions Dernekleri 118-Y Yönetim Çevresi’nin düzenlediği “Sokak Kültürü” konulu 1. Ulusal Fotoğraf Yarışmasındaki 15-22 (DA) ve 23-28 (DB) yaş aralığındaki iki ayrı kategoride ödül kazanan ve sergileme değer bulunan 81 güzel fotoğraftan, daha önce yayınladığımız 41 fotoğraf dışında kalan 40’ını daha paylaşarak bu seriyi bitirmiş oluyoruz.
Hepinize keyifli izlemeler dileğiyle.
Ecem Erman – Sergileme DA – “Sokak Çiçeği“Hasret Demir – Sergileme DA – “Sokak Pazarı“Cemre Demirci – Sergileme DA – “Karma Dertler“Hasan Hüseyin Dirlik – Sergileme DB – “Düğün“Hasan Hüseyin Birlik – Sergileme DB – “Yoğurtçu“Berke Özbay – Sergileme DB – “Koşturmaca“Uğur Dönmez – Sergileme DB – “Kartal sahilde hayat“Uğur Dönmez – Sergileme DB – “Sinop Düğün Kültürü“Merve Arslan – Sergileme DB – “Mısırcı“Ayşe Özyer – Sergileme DB – “Medine Sofrası“Oğuzhan Hacısalihoğlu – Sergileme DB – “Liman“Oğuzhan Hacısalihoğlu – Sergileme DB – “Sokak“Mehmet Emin Çiçek – Sergileme DB – “Seyyar satıcı“Alper Tüydeş – Sergileme DB – “Gölyazı“Muzaffer Gökkaya – Sergileme DB – “Sokak sanatçısı“Sefa Baran Öcal – Sergileme DB – “Kara“Duygu Çukadar – Sergileme DB – “Renk“Murat Demirbaş – Sergileme DBMurat Demirbaş – Sergileme DBCengiz Günaçtı – Sergileme DB – “Oyun“Gamze Tuğba Kaplan – Sergileme DB – “Çamaşır“Kubilay Oktay – Sergileme DB – “Sokakta“Anıl Zengin – Sergileme DB – “Limonatacı“Mutlu Kızılbuğa – Sergileme DB – “Renkli Merdiven“Dilan Turan – Sergileme DB – “Sokakta herşey“Asım Enes Sezer – Sergileme DB – “Macuncu“Kübra Cırakoğlu – Sergileme DB – “Sokakta müzik“Ayşenur Akbulut – Sergileme DB – “Sokak eğlencesi“Münir İnal – Sergileme DBİsmail Şeyhanlı – Sergileme DB – “Sokak düğünü“İsmail Şeyhanlı – Sergileme DB – “Topaç oynayanlar“Rıdvan Akgün – Sergileme DB – “Sokakların sohbetleri“Naif Atman – Sergileme DB – “Bakışlar“İsmail Çiftçi – Sergileme DB – “Sokakta misket“Bilal Tekinalp – Sergileme DB – “Balıkçılık“Murat İdikut – Sergileme DB – “Ayakkabı sanatçıları“Ali Aydoğdu – Sergileme DBAli Aydoğdu – Sergileme DBMehmet Tunç Tüylek – Sergileme DB – “Duello“Ozan Çıkçık – Sergileme DB – “Ekmeğinin peşinde“
Bugünden itibaren başlayıp yazacağımız dört yazı ile İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin ÇED sürecinde kendilerine gönderilen yazılara cevap verirken bu projeye değişik nedenlerle karşı çıkan Karşıyaka, Narlıdere, Çiğli ve Balçova belediyelerinin ÇED Raporu ekinde yer alan resmi yazılarının örneklerini yayınlayarak kendilerine ve kendilerine bağlı kent konseylerine şu soruyu soracağız:*
İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin hazırlık aşamasında isabetli ve doğru olarak “Hayır” dediğiniz halde bugün niye “Hayır” demiyorsunuz?
İlçenizdeki birçok plan, program ve uygulamaya aykırı olan İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin durdurulması için niye dava açmıyorsunuz ya da açılmış davalara müdahil olarak katılmıyorsunuz?
Bugün ilk soruyu, metnini aşağıda gördüğünüz resmi yazıyı hazırlayıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Müdürlüğü’ne gönderen Karşıyaka Belediyesi’ne ve Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar’a soruyoruz.
Sayfa 1Sayfa 2
* İzmir Körfez Geçişi Projesi ÇED Raporuna eklenen resmi yazının belediyenin resmi görüşü ile ilgisi olmayan bazı sözcükleri okunamadığı için bu sözcükler “okunamadı” şeklinde yazılmıştır.
Bugün sizlerle birlikte Uluslararası Lions Dernekleri 118-Y Yönetim Çevresi’nin yakın zamanda düzenlediği “Sokak Kültürü” konulu 1. Ulusal Fotoğraf Yarışmasındaki 15-22 (DA) ve 23-28 (DB) yaş aralığındaki iki ayrı kategoride ödül kazanan ve sergileme değer bulunan 81 güzel fotoğraftan 41’ini paylaşıyoruz. Geriye kalan 40 fotoğrafı ise bu paylaşımın devamı olarak önümüzdeki günlerde paylaşacağız.
Hepinize keyifli izlemeler dileğiyle.
Bahşende Çoban – Birincilik Ödülü DA – “Resital“Sinan Kumru – Birincilik Ödülü DB – “Evcilik“Onur Taşkınsoy – İkincilik Ödülü DA – “Çocuk Olmak“Yusuf Eminoğlu – İkincilik Ödülü DB – “Simitçi ve Kız Kulesi”Halil İbrahim Yücel – Üçüncülük Ödülü DA – “Her Daim Mutlu“Mahmut Şevket Karadağ – Üçüncülük Ödülü DB – “Renkli Sokaklar”Onur Kuter – Mansiyon DA – “Yürüyüş“Aydıncan Çiftçi – Mansiyon DA – “Child“Ali Kibaroğlu – Mansiyon DA – “Sokakta Yaşam“Ayşe Özyer – Mansiyon DB – “Denge”Mustafa Kılıç – Mansiyon DB – “Çocuklar“Fatma Gönüllü – Mansiyon DB – “Sokaktaki Sanat“Uğur Durmuş – Sergileme DA – “Sofra“Melike Çetin – Sergileme DA – “Kadın“Alp Peker – Sergileme DA – “Toz Pembe Düğün“İbrahim Dalkıran – Sergileme DA – “Dedikodu“Mert Anıl Yılmaz – Sergileme DA – “Gülümseyen Gözler“Zülkif Cengiz – Sergileme DA – “Sokak ve Teknoloji“Toghrul Ahmadlı – Sergileme DA – “İstiklal Caddesi“Ferdi Akdoğan – Sergileme DA – “Çerçeçi“Ferdi Akdoğan – Sergileme DA – “Her Yerde Horon“Gamze Karakaş – Sergileme DA – “Sokak Eğlencesi“Fatih Çavdar – Sergileme DA – “Beyoğlu Kestanecisi“Mehmet Sadık Ataman – Sergileme DA – “Disadon“Fatma Aykaç – Sergileme DA – “İhtiyarlar“Merve Çakmakçı – Sergileme DA – “Sokağa Dair“Feyza Güzel – Sergileme DA – “Çamaşırlar“Mert Ali Yücel – Sergileme DARavzanur Eker – Sergileme DA – “Aynı Sokak Uzak Hayatlar“Zeynep Sena Çelikkol – Sergileme DA – “Sokak Kültürü“Zeynep Sena Çelikkol – Sergileme DA – “Sokakta Yaşam“Sahra Gözdamga – Sergileme DA – “Sokak Birgi”Tursun Günal – Sergileme DAAli Kibaroğlu – Sergileme DA – “Sokak Köçeği“Taha Karadağ – Sergileme DARabia Ateş – Sergileme DA – “Sarıya Dönük“Umut Erdoğan – Sergileme DA – “Mutluluğa Koşmak“Fırat Güneş – Sergileme DA – “Ulu“Şeyma Betül Tok – Sergileme DA – “Sokak“Şeyma Betül Tok – Sergileme DA – “Pazar“Elif Sarsılmaz – Sergileme DA – “Hayat İzleri“
İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2014 yılından bu yana sürdürdüğü yerel kalkınma odaklı tarımsal hizmetlerin sonucunu izleyip değerlendirmekte ve başarısını ölçmekte midir?
Bu soruyu, 16 Nisan 2017 tarihinde Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne gönderdiğimiz soru formunda, “2014-2017 döneminde çiftçiye ya da tarımla uğraşanlara dağıtılan araç, gereç ve malzemelerin kullanımı ile ilgili bir izleme ve denetleme çalışmasının yapılıp yapılmadığının bildirilmesini rica ederim.” şeklinde sorarak verilecek yanıtın resmi bir yanıt olarak doğru bilgileri içermesini arzuladık.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne Halkla İlişkiler Merkezi (HİM) kanalıyla ilettiğimiz bu soruya, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nca iadeli taahhütlü olarak gönderilen 28.04.2017 tarih, 61566613-622.01-E.111644 sayılı yazıda ise aynen şu şekilde yanıt verildi:
“Başvurunuzda 2014-2017 döneminde dağıtılan araçlar ile ilgili denetim yapılıp yapılmadığı ifade edilmektedir. 18 İlçe Ziraat Odası ve belediyemiz arasında yapılan protokol ile ortak makina kullanımı kapsamında verilen tarım alet ve makinalarının denetimi Daire Başkanlığımız elemanlarınca sürekli yapılmakta olup protokol hükümlerinde yer alan 6 aylık dönemlerde performans raporları istenmektedir. Ortak makina kullanımı Ziraat Odaları ile tesis yenileme ve yeni tesisler kurulması Kooperatif ve Birliklerle yapılmaktadır.
Projelerimizde hedeflenen sonuçlar ile yapılan harcamaların performans bilgilerini gösteren çalışmalar Strateji Daire Başkanlığımızca yapılmakta olup dönemsel olarak işlenmektedir.“
Sorduğumuz sorunun içeriği ile verilen yanıtın içeriğini karşılaştırdığımız takdirde bize sadece 2017 yılı içinde 18 ilçe ziraat odası ile yapılan protokol çerçevesinde ortak kullanımı sağlanan tarım alet ve makinaları ile ilgili bilginin verildiğini, bunun dışında kalıp 2014-2017 döneminde çiftçiye ücretsiz dağıtılan meyve fidanları, küçükbaş hayvanlar, arı kovanları, ana arılar ve arıcılık bakım setleri konusunda herhangi bir bilginin verilmediği; ayrıca Tarım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’nın Strateji Daire Başkanlığı tarafından yapılmakta olan dönemsel performans çalışmaları hakkında bilgi sahibi olmadığı anlaşılacaktır.
Oysa şu ana kadar düzenlenmiş performans raporları ile faaliyet raporlarına girmiş olan ücretsiz dağıtılan meyve fidanlarının sayısı 2015 yılı itibariyle 1.136.527 olup, bu sayıya 2016 ve 2017 yıllarında dağıtılan meyve fidanlarıyla küçükbaş hayvanlar, arı kovanları, ana arılar ve arıcılık malzeme setleri dahil edilmemiştir.
2016 ve 2017 yıllarına ait performans hedeflerinin % 100 gerçekleştiğini varsaydığımızda ise dağıtılan meyve fidanı sayısının 3.136.527, küçükbaş hayvan sayısının 6.000, arı kovanı sayısının 2.000, ana arı sayısının 2.500, arıcılık malzeme seti sayısının 400 olacağını varsaydığımızda; dağıtılan bitki, hayvan ve malzeme miktarının İzmir’in tarımsal üretiminde olumlu, anlamlı ve doğrudan bir etkisinin olup olmadığının anlaşılması açısından izlenip değerlendirilmesi gerektiği daha iyi anlaşılacaktır.
Bu anlamda üzerinde öncelikle durulması gereken konu da, konunun sadece belediyeye ait bir mal varlığının ücretsiz dağıtılması suretiyle bu mal varlığının titizlikle izlenmesinden çok; bu kadar bitki, hayvan ve malzemenin dağıtılması suretiyle yapılan ayni yardımın toplam üretim üzerinde nasıl bir etki yarattığının bilinip ölçülmesine önem verilmesidir.
Böylelikle, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım destekleri açısından anlamlı görülen bir süre sonra, “benim verdiğim fidanlar, küçükbaş hayvanlar ya da arıcılık malzemeleriyle İzmir’deki meyve, et, süt ya da bal üretimi şu kadar artmıştır, bu da benim yaptığım desteklemeler sayesinde gerçekleşmiştir” ya da “Bütün bu destekleri verdiğim halde şu, şu, şu nedenlerle üretim artışı gerçekleşmemiştir” şeklinde bir değerlendirme yapması mümkün olabilecektir.
Şimdiki halde, böyle bir başarıya ulaşıldığını göstermek amacıyla; örneğin süt alımlarının yapıldığı kooperatifler üzerinden, o kooperatifin ortak ve üretim miktarı açısından nasıl olağanüstü boyutlarda büyüdüğüne vurgu yapılarak bir başarı hikayesi oluşturulmaya çalışılmaktadır. Oysa bu tür doping niteliğindeki desteklemelerde o dopingi bir hormon gibi alan mal ya da hizmet üreticisi firmalar ya da kooperatifler üzerinden, sadece onların büyüme eğilimleri ya da aldıkları uluslararası ödüller dikkate alınarak bir başarı değerlendirmesi yapılması hem yanlış hem de yanıltıcı olacaktır.
Çünkü dağıtımı yapılan bitki, hayvan ve üretim malzemeleriyle yapılan dolaylı desteklerin hepsi İzmir’in bir bölgesi ya da ilçesi için değil; İzmir’deki tüm bölge ve ilçeler açısından geçerli olduğu için asıl başarı göstergesi, bir ilçe, bölge ya da firma veya kooperatif üzerinden değil, İzmir’in bütünü açısından elde edilecektir.