Kültürpark Platformu Açıklaması

Değerli katılımcılar ve saygıdeğer basın mensupları,

Kültürpark’ın korunması yönündeki çabalarımızın bir parçası olarak Sayın Belediye Başkanı’nın son açıklamalarının ardından aşağıdaki hususları kamuoyu ile paylaşmanın doğru olacağını düşünerek bu basın açıklamasına karar vermiş bulunuyoruz.

Öncelikle Sayın Belediye Başkanı’nın eril ve “ben”cil dilini yadırgadığımızı belirterek başlamak istiyoruz. Son dönemde genel siyasi jargonumuzun gittikçe kahvehane üslubuna evrilmesinden toplumun önemli bir kısmı rahatsızken aynı üslubun 8500 yıllık geçmişiyle ve kültürüyle övünen kentimizin siyasetçilerince de benimsenmiş olmasını kabul etmek istemiyoruz. Sayın Belediye Başkanı’nın da bir hemşehrimiz olarak kendi üslubunu gözden geçirme nezaketini göstereceğine eminiz.

Kültürpark Platformu olarak en başından beri Kültürpark’ın korunarak yaşatılması ile birlikte geçmişte Kültürpark’a ait olan “Basmane Çukuru” denen arsanın da en üst düzeyde kamu yararı gözetilerek değerlendirilmesi gerektiğini ısrarla vurguladık.

Bilindiği gibi bu arsa 1990’lı yıllarda ne yazık ki Kültürpark’tan kopartılmış ve çok yüksek yapılaşma koşulu ile donatılarak satılmıştır. Bu dönemde arsada belediyeye, yani kamuya ait olarak kalan %12’lik pay arsanın en değerli yeri olan Basmane Meydanı’na bakan köşesinde ve kültürel-sanatsal işlev yüklenerek tanımlanmıştır.

Bugüne geldiğimizde, 2015 yılında yapılan revizyonla arsanın imar koşulları değiştirilerek Kültür-Sanat işlevi yerine Belediye Hizmet Birimi getirilmiştir.

Bununla yetinilmeyip müteahhit firma tarafından hazırlatılan ÇED raporuna göre arsanın normal inşaat hakkı olan 110.000 metrekare üzerinden Belediye’ye 30.000 metrekare pay ayrılırken projeler incelendiğinde aslında firmanın hukuka aykırı olarak 220.000 metrekareyi aşan bir inşaat yapmayı planladığı ve yapının kent suçu olma niteliği bir yana, belediyenin bilerek ya da bilmeyerek büyük zarara uğratıldığı görülmektedir.

Bugün arsadaki kamu payını % 12’den % 30’a çıkarmakla övünen Sayın Belediye Başkanı’ndan net olarak şu konulardaki tereddütlerimizi gidermesini bekliyoruz:

1- Arsa satılırken arsanın en değerli yerinden ayrılan kamu payının şu an arsanın neresinden ayrıldığı belli midir?

2- Arsa satılırken kongre merkezi – kültür – sanat işlevli olarak ayrılan belediye payı hangi gerekçelerle Belediye Hizmet Binası olarak değiştirilmiştir?

3- İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hizmet birimleri için kentte bir holdingin inşa ettiği kent suçu niteliğindeki bir yüksek yapının içinden daha uygun bir yer yok mudur?

Bu soruları Sayın Belediye Başkanımız doğaçlama ve başta eleştirdiğimiz üslubu ile değil konuyla ilgili belediye uzmanlarının hazırladığı nicel bilgilerle oluşturulmuş raporlarla yanıtlarsa memnun olacağımızı belirtmek isteriz.

Ayrıca Kamunun malı demek olan Belediye’nin hissesi üzerinde yapılacak anlaşmalar bakkal hesabı gibi değil, imar durumu belgesi ve projeler üzerinde belirtilerek açık ve şeffaf olarak kentliye açıklanmalı, her kentli, kentin hakkının korunup korunmadığını izleyebilmelidir. Çağdaş ve sosyal demokrat belediyeciliğin esnaflıktan farkları olduğunu düşünüyoruz.

Bu vesile ile tekrar vurgulamak isteriz ki Basmane Çukuru denen arsa aslında Kültürpark’tan kopartılmış, halkın elinden alınmış bir alandır. Daha önceki açıklamalarımızda belirttiğimiz gibi bu alanda trafik ve silüet başta olmak üzere kentsel altyapı ve mekansal niteliği son derece olumsuz etkileyecek, kent suçu olarak kabul ettiğimiz yüksek yapılaşmaya sonuna kadar karşı olduğumuz gibi böyle bir yapının içerisinde bir belediye hizmet birimi düşünülmesini bu kentin tarihine, kimliğine ve taşıdığı her türlü sosyal, kültürel ve demokratik özelliklere hakaret olarak değerlendiriyoruz ve kabul etmiyoruz

95569

Son olarak, Sayın Belediye Başkanı’nın Kültürpark hakkında, kentin önemli bir çoğunluğu tarafından benimsenmeyen, yeşil alanda yapılaşma getiren, sorunları aşikar olan, bakanlık tarafından da mevzuata uygun olmadığı tescillenen kadük bir projede ısrar ettiğini üzülerek izlemekteyiz. Bizce bugün Belediye’ye düşen, geçtiğimiz süreçte bilgi, belge, düşünce üreten her aktörle buluşup bu alanın korunarak yaşatılması için diyalog ve işbirliği içerisinde yeni bir yol haritası çizmektir. Eğer böyle bir yola girilirse Kültürpark Platformu olarak çalışmalara her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğumuzu belirtir,

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.

Kültürpark Platformu

Yeniden İzmir-Deniz Projesi…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz hafta sonu İyi Tasarım İzmir-2 etkinlikleri kapsamında düzenlenen “İzmir Deniz Projesi” Bir Değerlendirme isimli söyleşiyi izledim.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Akdeniz Akademisi tarafından Kültürpark Fuar Alanı’nın 1 No’lu Holü’nde gerçekleştirilen bu söyleşide dinleyicilerin oturması amacıyla serpiştirilmiş yumuşak döşekler keyifli bir görünüm yaratmakla birlikte oldukça yüksekte olması nedeniyle konuşmacı ile dinleyici arasında eşitsiz bir ilişki kuran platform ve salonun kötü akustiği “iyi tasarım” adı verilen organizasyonun gözüme çarpan “kötü tasarım”larından biriydi. O nedenle de yer yer konuşmacıların ya da soru soran dinleyicilerin ne demek istediğini anlamadığımız anlar oldu.

Bir Cumartesi günü yapılan bu etkinliğe katılan dinleyici/izleyici sayısının 15-20 civarında olması ise oldukça uzun bir süre her türlü olanağın kullanılması suretiyle yapılan duyuruların sonuç açısından pek etkili olmadığının göstergesiydi.

22729015_447457192314859_3475495767035628497_n

Söyleşinin konuşmacıları basılı programa göre projenin Mavişehir-Alaybey Tersanesi etabı tasarımcılarından yüksek mimar Mehmet Kütükçüoğlu (Teğet Mimarlık), Turan-Alsancak Limanı etabı tasarımcılarından mimar Metin Kılıç, Alsancak Limanı-Konak Köprülü Kavşağı etabı tasarımcılarından mimar Nevzat Sayın (NSMH), moderatörü ise Doç. Dr. Serhan Ada idi. Bu konuşmacılara, basılı programda olmamasına karşın Bostanlı Deresi ağzındaki gün batımı terası ile köprüyü yapan ve TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi eski başkanı Tamer Başbuğ‘un oğlu yüksek mimar Evren Başbuğ da katılmıştı.

Söyleşiye konuşmacı olarak katılanların sadece projenin tasarımı yapan mimarlar olması, tasarım sonrasındaki uygulama ve kullanım aşamalarından sorumlu olanların aramızda bulunmayışı ise benim için büyük bir hayal kırıklığı idi.

Çünkü iyi bir proje tasarımındaki ön koşulun, projenin hazırlık, uygulama ve kullanım aşamalarını birbiriyle ilişkilendirip birleştiren bir süreç yönetimi olduğuna inanıyordum. Ayrıca iyi tasarım konusunu ele alan bütün bilim insanları, sanatçılar ve yayınlar işin böyle olması gerektiğini ifade ederek beni ikna ediyorlardı. O nedenle konuşmacı masasında oturanların sadece projenin hazırlığı ya da tasarımı ile ilgisi olması, işin ikinci ve üçüncü aşamalarından sorumlu olanların orada bulunmaması bana yanlış ve eksik geliyordu.

22552817_447457198981525_4918011765539577738_n

Oysa 2012 yılından bu yana uygulanmakta olan İzmir-Deniz Projesi‘nin tasarımı konusunda birçok eksiklik ya da yanlışlık bulunmakla birlikte; asıl büyük, önemli ve can alıcı eksiklik ve yanlışlıklar uygulama ve kullanım aşamalarından kaynaklanıyor, kentte yaşayanların dile getirdiği şikayetlerin çoğu bu aşamalarla sınırlı kalıyordu.

Ama projenin uygulama ve kullanım aşamalarında yer alanlar -ne yazık ki- ortada yoktu!

Ayrıca İzmir-Deniz Projesi‘nin uygulamasını gerçekleştirenlerle daha önce yaptığımız yüz yüze görüşmelerde onlar da topu ihale süreçlerine, işi üstlenen taşeron ya da müteahhitlere, hatta tasarımcılara atarak kendilerini temize çıkarmaya çalışıyor, kimse ortaya çıkan yetersizlik ya da yanlışlıkları üstlenmek istemiyordu.

Evet, ortada bir yanlışlık ve yetersizlik vardı… Kimse böylesine büyük bir projenin birbirini izlemesi gereken üç ayrı aşaması arasında ilişki kurmaya kalkmıyor; her bir aşamadan sorumlu olanlar ortaya memnun olmadıkları şeyler çıktığında diğer aşamaların sorumlularını kötüleyip suçu onlara atmaya kalkıyordu…

Nitekim projenin Turan-Alsancak Limanı etabının tasarımcılarından biri olan mimar Metin Kılıç‘ın sözünü ettiğimiz bu söyleşide ifade ettiği, “uygulama sırasında projenin ruhuna aykırı davranıldı. İş, sadece çevre düzenlemesi olarak algılandı. Bunu engellemek için biz tasarımcıların işin daha fazla içinde olmamız gerekiyor” ya da “ortaya çıkan uygulamalar sonucunda artık denize ulaşamıyoruz. Sahile yapılan taş setlerle insanların denize ulaşması engelleniyor. Oysa biz bunu tasarlamamıştık.” gibi değerlendirmeleri bu durumu somut bir şekilde ortaya koyuyordu.

s577126

Evet, sonuç olarak İzmir gibi uygarlığın önemli merkezlerinden bir kente, sırf birilerinin aklına geldi diye “tasarım kenti” kimliğini giydirmek isteyenler açısından oldukça başarısız olan bu organizasyonda, tasarım, uygulama ve kullanım aşamaları açısından başarısız olan İzmir-Deniz Projesi’ni masaya yatırarak tartışmak başka bir talihsizlik olmuştu….

Çünkü daha işin ilk aşamasında yer alan tasarımcıların projenin yanlış uygulandığını, denizle sağlıkla bir ilişki kurulamadığını, yapılanların başlangıçta ortaya konulan tasarımlara uymadığını söyleyerek projenin başarısızlığını somut bir şekilde ifade ediyorlardı.

Oysa iyi tasarım kavramını kullanarak bu organizasyonu yapanlar, başarılı olduklarına inandıkları İzmir-Deniz Projesi üzerinden İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tanıtımını yapmak isterken ortaya çıkan sonuç, tasarım kavramı üzerinden geliştirdikleri bu proje ile ilgili başarısızlıklarını ortaya koyarak hiç de istemedikleri bir sonuca ulaşılmasını sağlamıştı…

Bu da benim yıllardır söylediğim, söylemeye çalıştığım bir gerçeğin, projenin asıl sahipleri tarafından dile getirilmesinden başka bir şey değildi aslında….

 

 

Göç Psikolojisi: Göçmen Gerçeğini Anlamlandırmaya Dönük Bir Sosyal Psikoloji Derlemesi

Kitap Adı: Göç Psikolojisi: Göçmen Gerçeğini Anlamlandırmaya Dönük Bir Sosyal Psikoloji Derlemesi.

  • Yazan: Meral Gezici Yalçın
  • Yayınlayan: Pharmakon Yayınevi
  • Yayın Yılı ve Tarihi: Ekim 2017, Ankara
  • Sayfa Sayısı: 204

İçindekiler

İlksöz / Ekrem Düzen

Önsöz

Giriş

  • Göç Yolları
  • Göçün Kontrolü ve Göç Rejimleri

Sosyal Psikoloji Kuramları, Modeller ve Araştırma Bulguları

  • Ait Olma İhtiyacı, Yurt, Aile ve Etnik Grup
  • Kültürlenme
  • Benlik ve Sosyal Kimlik(ler)
  • Önyargı ve Kalıpyargı
  • Ayrımcılık ve Dışlama
  • Algılanan Yoksunluk
  • Öznel İyilik Hali (Mutluluk)
  • Bireysel ve Kolektif Çözüm Stratejileri

Sonsöz

Dizinler

0001723558001-1

Elinizdeki kitap, göç araştırmalarında insanın özne halini daha fazla gecikmeden ve layığıyla hatırlayan bir psikoloji kitabı. Meral Gezici Yalçın, bu kitabında, göçü yaratan ve sürdüren tüm bir sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel faktörler yığını arasında, göçü yaşayan, deneyimleyen, aktaran ve anlatan özne-insanın benliğinin ve kimliğinin uğradığı değişimleri görüyor. Dahası, göçün insanın benliğinden ve kimliğinden süzülerek nasıl bir yaşantıya, bir deneyime, bir aktarıma ve bir anlatıya dönüştüğünü görmemizi sağlıyor. Bu kitap bize, göçmenin, gerek yola çıktığı gerekse uğradığı ve ulaştığı coğrafyalardaki devletlerin ve toplumların tüm nesneleştirme çabalarına karşın özne olma halini yine de koruduğunu ve bu hali korumanın bedelinin yeniden bir benlik-kimlik inşasıyla ödendiğini anlatıyor.

Ekrem Düzen

İzmir Körfez Geçişi Projesi’ne karşı çıkmak için bir araya gelmek…

Ali Rıza Avcan

İçinde bulunduğumuz tarih ve koşullar itibariyle İzmir’in en önemli sorunu olarak gördüğümüz İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin 2014 yılından bu yana geçen üç yıllık sürede geçirdiği tarihi gelişimi şu şekilde bir seyir izlemiştir:

1. Adım: İzmir Körfez Geçişi Projesi, 2014 yerel seçimlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan adayı olarak halktan oy alan ve bu seçimler sırasında Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı olan Binali Yıldırım tarafından “Körfez’in Altın Gerdanlığı” olarak tanıtılmıştır.

2. Adım: İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) sürecinde 76 kişinin (31’i kamu görevlisi) katıldığı halkın bilgilendirilmesi toplantısı, 25 Haziran 2015 tarihinde İzmir Ticaret Odası Meclis Salonu‘nda yapıldı.

3. Adım: TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi, İzmir Körfez Geçişi Projesi için hazırladığı 7 Temmuz 2015 tarihli İzmir Körfez Geçişi Projesi (Otoyol ve Raylı Sistem) Mimarlar Odası İnceleme Raporu‘nu yayınladı. 

4. Adım: TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi tarafından 24 Mayıs 2016 tarihinde Tepekule İş Merkezi‘nde düzenlenen seminerde Karayolları 2. Bölge Müdürü Abdülkadir Uraloğlu ile Yüksel Proje Yol Grup Müdürü Özgür Uğurlu, Dr. Işıkhan Güler ve Yüksek Jeoloji Mühendisi Mustafa Kemal Akman tarafından İzmir Körfez Geçişi Projesi hakkında bilgiler verilerek yöneltilen sorulara cevaplar verildi.

5. Adım: 2015-2017 döneminde hazırlanan İzmir Körfez Geçişi (Otoyol ve Raylı Sistem Dahil) Projesi ÇED Raporunun olumlu bulunduğuna ilişkin karar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 4 Nisan 2017 tarihinde kamuoyuna duyuruldu. 

6. Adım: Doğa Derneği, 26 Nisan 2017 tarihinde İzmir Mimarlık Merkezi‘nde “Köprüden Önce Son Çıkış: İzmir’in Kuşları” adını verdiği panel ve forumla İzmir halkını bilgilendirdi.

7. Adım: İzmir Körfez Geçişi (Otoyol ve Raylı Sistem Dahil) Projesi ÇED Raporunun olumlu bulunması üzerine Doğa Derneği, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği (EGEÇEP), Arzu Filiz Çıdamlı, Sadi Yalçın Çıdamlı, Oya Otyıldız, Vezan Karabulut, Ali Osman Karababa, Mustafa Gül, Gönül Sevinç Gül, Gürel Nişli, Erhan İçöz, Mehmet Şahin, Ertuğrul Barka, Mevlüt Ülgen, Erol Engel, Hidayet Aldış, Düzgün Aslan, Mustafa İnel, Özgül Aldış, Yusuf Gunt, Cemal Görüş, Halil Cihat Balaban, Süleyman Eryılmaz, Pervin Erten, Ergin Gündoğdu, Veli Ateş, Tevfik Lavandiz, İbrahim Akın, Nevin Aytekin, Erol Çırak, Orhan Bahadır Doğutürk, Recep Hisar, Fırat Korkmaz, Celal Demirkan, Nurten Baltacı Hisar, Cafer Tayyar Başyiğit, Hasan Aytekin, Eren Tunga, Işıl Dirim Kavitaş, Bahattin Bilgin, Fatma Başyiğit, Memduha Aytekin, Güler Sandallı ÖzgenHatice Solmaz Doğutürk, Aksel Ağan, Tülay Karacaörenli, Necdet Özkesen, Ali Tuğrul Çölmekçi, Ahmet Bülent AkyöndemBeytullah Şavkın, Hasan Öztoprak, Özlem İşbilir, Aydan Akalın, Sadiye KızılözAyşe Nazan BilginMehpare Suveren, Bahri Çivril, Nefise Ünsal, Canan Gedik, Nermin Korkmaz, Nevrize Çivril, Zekiye Güzin Tümer, Nermin Baykal, Refia Filiz Kardam, Nabi Yağcı, Ahmet Kardam, Selma Aslandoğan, Sema Yavuz, Mahişeker Yılmaz, Hüseyin Damcıdağ, Özgür Küçüktülü, Ercan Karaca, Tekin Aslandoğan, Alper KaracaSelma Esen, Samih Azmi Eser, Atiye Gül Ezerİnci Erol, Fatma Nalan Mat, Yıldız TekinFatma ÇıkmazelFaruk ArısoyMithat KutsalEftal TurhanÜlkü EşimArif Ali CangıCem Altıparmak olmak üzere 87 yurttaş; ayrıca, Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Genel Merkezi 04 Mayıs 2017 tarihinde İzmir İdare Mahkemesi’ne ÇED raporunun iptali ve yürütmenin iptali istemiyle dava açtı.

8. Adım: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 22 Haziran 2017 tarihinde İzmir 3. İdare Mahkemesi‘ne gönderdiği yazı ile savunma hakkını kullandı.

9. Adım: Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı‘na bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü 13 Temmuz 2017 tarihinde İzmir 3. İdare Mahkemesi‘ne gönderdiği yazı ile savunma hakkını kullandı.

10. Adım: İzmir 3. İdare Mahkemesi‘nin 14 Temmuz 2017 tarih, E. 2017/851 sayılı kararı ile “yürütmenin durdurulması istemi hakkında mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra bir karar verilmesine” oybirliği ile karar verilmiştir.

11. Adım: İzmir 3. İdare Mahkemesi‘nin 28 Temmuz 2017 tarih, E. 2017/851 sayılı kararında, “492 sayılı Harçlar Kanununun (1) sayılı tarifesinin “(A) Mahkeme Harçları” bölümünün (V) numaralı fıkrasına 6009 sayılı Kanunun 20. maddesi ile eklenen 221,80 TL. Keşif Harcı ile bilirkişi ve yol giderlerine karşılık 15.000.- TL. olmak üzere toplam 15.221,80 TL’nin en geç 30 gün içinde Mahkememiz veznesine yatırılmak suretiyle makbuz örneklerinin dava dosyasına ibrazı ve verilen sürenin kesin olduğu, istenilen avansın belirtilen sürede tarafınızdan yatırılmaması, diğer tarafın da yatırmaması halinde talep ettiğiniz keşif ve bilirkişi incelemesi delilinin ikamesinden vazgeçmiş sayılacağınız hususu 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesi ile atıfta bulunulan Hukuk Muhakemeleri Kanununun 324. maddesi hükmü uyarınca tebliğ olunur.” hükmüne varıldığından dava açıp keşif ve bilirkişi talebinde bulunanlardan talep edilen 15.000 liralık keşif harcı ile bilirkişi ve yol giderlerinin karşılığı Doğa Derneği ve TMMOB tarafından ayrı ayrı ödendi.

12. Adım: Orman ve Su İşleri Bakanlığı‘na bağlı Ulusal Sulak Alan Komisyonu‘nun (USAK), İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açmak amacıyla aldığı 30/03/2017 tarih ve 28-2017/1 numaralı kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle 25.08.2017 tarihinde Doğa Derneği, Cem Altıparmak ve Ali Rıza Avcan tarafından İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi‘nde dava açıldı.

13. Adım: Doğa Derneği, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği (EGEÇEP) ve TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Sekreterliği‘nin 20 Eylül 2017 tarihinde İzmir Mimarlık Merkezi‘nde ortaklaşa düzenlediği basın toplantısında, ortaklaşa hazırlanan “İzmir ve Bölgemizde Planlanan Rant Projeleri Hakkında Rapor” kamuoyu ile paylaşıldı.

14. Adım: Doğa Derneği, 23 Eylül 2017 tarihinde Gediz Deltası Sulak Alanı‘nda gerçekleştirdiği ve kalabalık bir grubun katıldığı Kuş Gözlemi etkinliği ile kamuoyunun dikkati İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin yapılacağı doğal koruma alanına çekilmeye çalışmıştır.

22729214_10214684462012055_3299016319677196118_n

Birbirini izleyen 14 adımda takip ettiğimiz bu gelişmelerden de gördüğümüz gibi, 3 yıl gibi uzun bir sürede toplantılar yapma, davalar açma ve bason toplantıları düzenleme gibi eylemler dışında bu projeye karşı çıkan İzmir halkını ve giderek ülke muhalefetini bu konuda örgütleme, muhalefet cephesini oluşturup genişletme adına fazla bir şey yapılamamış; İzmirlilerin bu projeye karşı olduğu ulusal ve uluslararası düzlemde dosta ve düşmana yeterince duyurulamamıştır.

Protesto 020O nedenle, bu projenin açıklandığı tarihten bu yana projeyi öğrenip anlatan ve dava açarak itiraz eden sivil bir yurttaş olarak başta Doğa Derneği, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği (EGEÇEP) ve TMMOB olmak üzere dava açmış olan tüm kurumların, sivil yurttaşların ve avukatların bir an önce herkesi kucaklayacak bir araya geliş ve mücadele çağrısı yaparak İzmir ve ülke düzlemindeki en geniş muhalefet cephesini oluşturmaya, bu projeye karşı çıkan her kurum, oluşum ve bireyi bu muhalefet cephesine dahil etmek için çaba göstermeye davet ediyoruz.

Amacımız, İzmir’in gerçek bir ihtiyacı ve talebi olmadığı için tepeden inme bir şekilde önümüze konulan ve İzmir Körfezi’ne, Gediz Deltası Sulak Alanı‘na, İnciraltı’na; özet olarak İzmir’e zarar verecek, oralarda yaşayan flamingoları, balıkları ve diğer canlıları yok edecek, körfezimizi bataklığa dönüştürecek olan bu projeye herkesin örgütlü bir şekilde “HAYIR!” demesidir….

 

Doğu Karadeniz insanları, dereleri ve yaylaları… (2)

Doğu Karadeniz Belediyeler Birliği, 2017 yılı içinde düzenlediği 3. Fotoğraf Yarışması’nda Doğu Karadeniz insanı ve coğrafyasını estetik duygular içinde sunan toplam 87 güzel fotoğrafı bizlere armağan etmiş.

Bu güzel fotoğrafların 43’ünü geçtiğimiz günlerde sizlerle paylaştığımız için bu kez de geriye kalan 44 güzel fotoğrafla Doğu Karadeniz bölgesindeki yolculuğumuza son vereceğiz.

Herkese keyifli izlemeler dileğiyle… 

046
Sergileme, Miraç Kerem Öksüz
047
Sergileme, Adem Türkel – “Bal Hasadı
048
Sergileme, Hakan Güneş – “Sal’dan Pokut’a Bakış
049
Sergileme, Ahmet Kılıç – “Yuva
050
Sergileme, Ahmet Kılıç – “Kamp
051
Sergileme, Sema Mermertaş – “Bulut Denizi
052
Sergileme, Samer Güler – “Çay Zamanı Geldi
053
Sergileme, Recep Ali Cevrim – “Vira
054
Sergileme, Yahya Altuntaş – “Çifte Köprü
055
Sergileme, İlhan Türkmen – “Ordu Kış
056
Sergileme, İlhan Türkmen – “Ordu Boztepe
058
Sergileme, Faruk Gamlıoğlu – “Giresun
23801-263-tfsf-lvtCL
Sergileme, Turan Reis – “Sal Yaylası’nda Sabah
059
Sergileme, Zekeriya Karakaya – “Cegerli Oba
060
Sergileme, Meral Yeşilçiçek – “İzmiks Şenlikleri
061
Sergileme, Yunus Kerim Çanakçı – “Horon
062
Sergileme, İlknur Şen – “Deniz Gölü
063
Sergileme, Musa Öztürk – “Şebinkarahisar Manastır
064
Sergileme, Onur Emre Sarısoy – “Tebessüm
065
Sergileme, Onur Emre Sarısoy – “Işık
066
Sergileme, Elif Yılmaz – “Sepet Ustası
067
Sergileme, Elif Yılmaz – “Kemençe Ustası
068
Sergileme, Faysal Kenber – “Yayla
070
Sergileme, Osman Merdan – “Orta Mahalle
071
Sergileme, Osman Merdan – “Orta Mahalle
072
Sergileme, Muhammet Koç – “Kaçkarlar
073
Sergileme, Çiğdem Akmahmut – “Şavşat Yayla
074
Sergileme, Tayfun Uzun – “Pileki
075
Sergileme, Tamer Türkmen – “Finduk
076
Sergileme, Pınar Beğendik
077
Sergileme, Filiz Uzunismail – “Çay Hasadı
078
Sergileme, Heves Yüce – “Pokut Yaylası
079
Sergileme, Mustafa Tor – “Peak
080
Sergileme, Lokman Dalgıç – “Uzungöl
081
Sergileme, Mirkan Tunç – “Çay İşçileri
082
Sergileme, Nuriye Köser – “Yalı
083
Sergileme, Kenan Çelik – “Yamaç Evler
084
Sergileme, Nimet Çoban – “Elevit Yaylası
085
Sergileme, Nur Kocaman – “Uzungöl
086
Sergileme, Aydın Bodur – “Huzura Bakış
087
Sergileme, Cüneyt Aktaş – “Karadeniz’e Sevda
088
Sergileme, Hüseyin Gedikoğlu – “Evde Sepet Yapımı
090
Jüri Özel Ödülü, Hakan Yaralı – “Çeltik Ekimi
13550-263-tfsf-Ib8Fy
DKBB Özel Ödülü, Evrim Sönmez – “Hayatı Paylaşmak

İzmir’deki özelleştirmelerin klasik yöntemi: Çok ortaklı şirketler

Ali Rıza Avcan

1980’li yıllardan bu yana İzmir’de kurulmuş, başarısız olup kapanmış, isim değiştirmiş, İzmir’i terk etmiş, kayyuma devredilmiş ve halen faaliyette olan çok ortaklı şirketleri hatırlamaya kalktığımızda; aAhmet Piriştina ve Erdal Şafak ile anılan 100 ortaklı Kipa ile Ahmet Piriştina‘nın genel müdürü olduğu Tansaş‘ı, 3 bine yakın ortağın kurduğu Güçbirliği ve EGS Holding‘i, 120 bin tarım üreticisini temsil eden Tariş‘in bankası Tarişbank‘ı, Şinasi Ertan liderliğindeki 160 ortaklı Enda Enerji‘yi, Tepekule Holding‘i, Alsancak Liman İşletmeleri şirketini ve 60 ortaklı Tetusa‘yı, adı İrfan Akça ile anılan 220 ortaklı Şampa‘yı, İzmir Ticaret Odası başkanı Ekrem Demirtaş‘ın öncülüğündeki İzmirli 100 ortağın katılımı ile kurulan İzmir Hava Yolları‘nı, Uğur Yüce liderliğindeki bir ekip tarafından kurulan 116 ortaklı Tarkem‘i hatırlarız…  Tabii ki, hatırlayamadığımız belki de bir bu kadar başka şirketin olabileceğini de dikkate alarak…

Bu şirketlerin bir kısmı zaman içinde büyüyerek ve sahip değiştirerek İzmir dışına kanat açtılar; hatta yerli ve yabancı ortaklarla başarısız evlilikler bile yaptılar… Kipa ve Tansaş bunlardan sadece ikisidir. Kipa bugün markası ve mağazaları ile halen var olmakla birlikte Tansaş markası ve mağazaları artık tarihe karıştı.

Bir kısmı yaşadığımız krizler içinde ya kendiliğinden kapandı, başka şirketlere servis verir hale geldi, TMSF’ye ya da kayyuma devredildi ya da devlet tarafından kapatıldı. Güçbirliği, EGS Holding, Tarişbank, Şampa, İzmir Hava Yolları, Tarkem ise bu tür şirketlere örnek…

Halen aksak köstek devam edenler ise Enda Enerji Holding, Tetusa gibi ilginç gelişmelerle gündemimizi işgal edenler…

B_izmir-Lokma-Tansas-Jpg-02-02-2015-13-48-19Bugüne kadar kurulan bu çok ortaklı şirketlerin performansı İzmir açısından çoğunlukla başarısız olmakla birlikte, bu girişimlere liderlik yapanların ya da destekleyenlerin düşüncelerinin birbirlerinden farklı olduğu anlaşılıyor.

Devamlı olarak bu tür girişimlerin içinde olan sanayici Şinasi Ertan 5 Eylül 2009 tarihinde Yeni Asır muhabiri Sinan Doğan‘a “Herkes ‘solo’ yapmaya çalışıyor. Oysa koro halinde daha başarılı olabiliriz” derken; EBSO eski başkanı sanayici Kemal Çolakoğlu, 15 Eylül 2010 tarihinde Doğan Haber Ajansı’ndan Burcu Taner‘le yaptığı söyleşide “çok ortaklı şirket devri bitti” demekte…

Ancak bu sözlerin söylendiği 2010 sonrası gelişmeler bu eğilimin devam ettiğini, kurucuların henüz bu modelden vazgeçmediklerini ortaya koymuş, İzmirli iş adamları her zaman yaptıkları gibi tanıdıkları ya da iş yaptıkları herkesi, her siyasetten, her meşrepten para sahibi insanları bir araya getirerek şirket kurmaya devam etmişler, devletin ya da belediyelerin bu şirketlere destek olması için insan üstü bir çalışma sergilemişlerdir.

Bunun en son örneği ise İzmirli iş adamlarını, sanayicileri, tüccarları, esnafları, büyük rant gelirine sahip olanları, akademisyenleri, avukatları, yeminli mali müşavirleri, anlı şanlı mimarları, Musevi Cemaati’nin önde gelenlerini, AKP’li ve CHP’li siyasetçileri; hatta belediye başkanının danışmanlarıyla bizzat eşini, en nihayetinde de İzmir ve Konak belediyelerini sadece 20.000 lira katkıda bulunmak gibi kolay bir koşulla bir araya getirerek 116 ortaklı Tarkem‘i kurmuşlar, bununla da kalmayıp şirkete ortak edemediklerini kişileri şirketin sivil yüzü olarak oluşturdukları derneğe kurucu üye olarak kaydetmişler, böylelikle şirketin devletle, belediyelerle, diğer resmi kurumlarla, siyasetçilerle, toplumun diğer kesimleriyle daha kolay ilişki kurup iş yapmasını sağlayacak bir yapı kurmuşlardır. Ta ki, 15 Temmuz 2016 tarihi sonrasında bazı ortaklarının FETÖCÜ olarak kabul edilmesi nedeniyle şirket yönetiminin kayyuma devredildiği tarihe kadar… 

56a0a2a718c7734bb418e967

2017 yılında ise, 2005 yılında kurulmuş olmasına karşın Hazine’ye ait 85 dönümlük araziyi ihale ile kiraladığı 2015 yılına kadar herhangi bir faaliyet gösteremeyen, devlet imkanlarının kullanımı anlamına gelen bu kiralama işleminden sonra ise sermaye sıkıntısı çekmeye başlayan Tetusa şirketine, yeterli olmayan sermayesinin şirket ortaklarınca ellerinin ceplerine atılması suretiyle arttırılması yerine İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ortak olmasını sağladıkları görülmüştür.

Görüldüğü kadarıyla bu tür girişimlerdeki temel ilke, her bir katılımcının büyük paralar ödemeden, oldukça az bir bedelle pay sahibi olması, eksik kalanın ise kamu kaynaklarından sağlanmasıdır.

Aslında bu durum, elini cebine atmayı, diğer bir anlatımla risk almayı sevmeyen İzmirli iş adamı, yatırımcı ve sermayedarlarının geleneksel bir tutumudur.

Çünkü çoğunun çıkış noktası, önce Anafartalar Caddesi’nde “işportacı“, daha sonra kiraladığı dükkan ya da mağaza ile “esnaf” kimliğini edindiği Kemeraltı dünyasıdır. 

Bu gruptaki esnaflardan başarılı olanların Kemeraltı sonrasındaki ikinci mekânları ise bir “toptancı tüccar” kimliğiyle geçip yerleştikleri Mimar Kemalettin bölgesidir.

Önce “esnaf“, sonrasında “tüccar” kimliği kazanan bu kesimin üye olduğu meslek örgütleri ise haliyle esnaf odaları ya da İzmir Ticaret Odası’dır.

CzOFqciXAAAe1SD

İzmir içindeki ticaret sermayesinin bundan sonraki büyüyüp yükselme hamlesi, her esnaf ya da tüccarın hayalini süsleyen “sanayici” kimliği edinerek sınıf atlama olarak kabul edildiği için önce atölye sonrasında da fabrika kurmak şeklinde gerçekleşir.

Çoğu kez bir aile işletmesi olarak yaşama geçen bu dönemde ülkenin, bölgenin ya da İzmir’in sunduğu olanaklar çerçevesinde kurulan atölyeler fabrikaya, şirketler şirketler grubuna dönüştürülerek sermayenin büyütülmesine çalışılır.

Daha da büyüyenler başka bölgelere; özellikle de İstanbul’a geçmeye çalışır, bölgesel ya da ulusal ölçekli bir işletme olarak yabancı yatırımcılarla iş yapmaya çalışırlar.

Ama şirket yönetiminde olan bütün aile bireylerinin bunca gelişip güçlenmeye, dönüşüp büyümeye; hatta kurumsallaşmaya karşın vazgeçemedikleri temel bir tutumları vardır: Tedbirli olup fazla risk almamaya, bugünün yatırımını hemen yarın, hatta yarından da önce geri almaya çalışırlar. Bu tutum çoğu şirket sahibi, ortağı ve yöneticinin adeta genlerine işlemiş geleneksel bir reflekstir.

Herhangi bir riskle karşılaştıklarında da ilk yaptıkları şey ellerindeki arsa, arazi ve gayrimenkulleri elden çıkarmaktır. 

Fazla risk almayı sevmedikleri için önlerine birinin geçmesi suretiyle üstlendikleri ufak riskler çerçevesinde bir araya gelerek çok ortaklı şirket kurmayı severler. Öne geçen kişi ya da kişiler ise genellikle akraba, mahalle arkadaşı, okul arkadaşı ya da iş yapılan güvenilir, kamuoyu tarafından tanınan ve ilişkileri güçlü kişilerdir. 

Bir araya getirilen kişilerin bir kısmı tüccar, tacir, iş adamı, yatırımcı, kira tahsilatçısı gayrimenkul sahipleri olmakla birlikte bu gruba iktidara yakın devlet ve belediye yöneticileriyle bürokratların, Musevi Cemaati üyelerinin, yeminli mali müşavirlerin, avukatların ve akademisyenlerin dahil edilmesine özel bir önem verilir. Böylelikle her türlü olası risk ve tehlikeye karşı güçlü bir iktidar bloku oluşturulmuş olur.

alti-yedi-eylul-istikal-caddesi

Diğer yandan da, “İzmir’i çok sevdikleri” ya da “İzmir’i kurtarmak için yola çıktıkları” öyküsüyle kamuoyunda sempati yaratıp onların desteğini almaya yönelik bir halkla ilişkiler çalışmasını yürütmeye çalışırlar. 

Bu tür çok ortaklı şirket girişimlerinin diğer bir özelliği ise devletin ya da yerel yönetimin katılımını sağlayarak ya da o gücün imkanlarını kullanarak kamu kaynaklarına; özellikle de devlete ve yerel yönetimlere ait taşınır ve taşınmaz mallara kolaylıkla ulaşmasıdır.

Bu bazen Hazine’ye ya da belediyeye ait arsa, arazi ve diğer gayrimenkullerin kurulan şirketlere tahsis edilmesi, bazen yerel yönetimlerin şirket sermayesine doğrudan katılması; çoğu kez de başka bir şekilde açılamayacak kapıların, kamu kurumlarıyla beraber olup onlarla iş yapıyor olmaktan kaynaklanan avantajlarla açılması suretiyle gerçekleşmektedir.

İşte bütün bu nedenlerle, hepimizin bildiği gibi bir zamanlar bir belediye kuruluşu olarak Tansaş tarafından kullanılan çoğu belediye taşınmazının önce özelleşen Tansaş, daha sonra da Migros tarafından ya da daha önce Kültürpark alanında iken sonra bu alandan çıkarılan “Basmane Çukuru“nun önce Güçbirliği, şimdilerde ise Folkart tarafından ya da 1987 yılında İzmir Hilton Oteli’nin bulunduğu binanın yapılması için belediyece tahsis edilen 7.200 metrekare büyüklüğündeki arsa karşılığında % 23,84 oranındaki payla ortak olunan İzmir Enternasyonal Otelcilik A.Ş.’ndeki kamu payının gasp edilmesi sağlanmıştır.

Resim1Bütün bu olumsuz örneklerin de gösterdiği gibi İzmir özelinde yıllardır izleyip tanık olduğumuz başarılı ya da başarısız tüm çok ortaklı şirket girişimlerinde, Hazine ya da belediyeler sayesinde elde edilip özelleştirilen kamu kaynaklarının çoğunluğun yararına aykırı bir şekilde kullanıldığı söylenebilir.

O nedenle de, bugüne kadar hep İzmir’in işine yaradığı söylenen “çok ortaklı şirket” modeliyle gerçekleştirilen tüm girişimlerin kamu yararının korunması açısından çok dikkatli bir şekilde izlenmesi ve aslında bizlere ait olan zenginlik ve değerlerin bu şekilde gasp edilerek çarçur edilmesinin önüne geçilmesi gerekmektedir.

İzmirli bir Didem Madak…

CEVŞENÜ’L-KEBİR
Işıl. Uzun siyah saçlı kız
Bu rutubetli mektup selamlarla doludur.
Hüznümü assam kururdu ütü masasına.
Ama çoraplarım kurumayacak sabaha.
Hem bilirsin,
Yağmur kadar İzmirliyimdir.
Plastik gardırobumun karnı deşilmiş.
Sanki kanat çırpmaya hazır bir martı.
İşe yine geç kalacağım.
Kızarsa, müdüre bir parça gevrek atarım.
İzmir’ de simite gevrek derler,
Gevrek apayrı bir şeydir bizim burda.
Böyle mavi,
Böyle yeşil, böyle sarı değil.
Kara, kapkara büyü.
Ben de bundan sonra artık,
İnadına
Susamlı ve yoksul şiirler yazacağım.
Bazen pencereden baktığımda
Elma şekerleri asmışlar sanıyorum ağaçlara.
Ama saat beş buçuk olduğunda
Vallahi kalbimin yerinde hep bir elma şekeri vardır.
Sevinçli bir kalp, sevinçli bir çocuğa benzer Işıl:
Koşmak ister,
Salıncağa binmek ister …
Şubatta falan dağ laleleri çıkıyor ya
Alıp ıslıyorum koca bir kaseye.
Bazen yağmura bağırıyorum:
Bas ulan! Bas evimi basacaksan!
Yaşım yirmi altı oldu bu sene.
Duvar döküldü rutubetten
Beton gri bir kabak gibi ortaya çıktı.
Bazen gecenin ortasında yağda yumurta pişiriyorum.
Dünyanın en ıssız cızırtıları bunlar Işıl,
Duyuyor musun?
Hayatı seviyorum yine de.
İstersen iki kalp çizer altını da imzalarım.
Bana beni kötülüklerden korusun diye verdiğin
Cevşenü’l-Kebir’i duvara astım.
Ölüm. Siyah taşlı gümüş yüzük.
Bu mektup,
Rutubetli selamlarla doludur.
Didem Madak / Grapon Kağıtları

tumblr_on29mzC5IC1ron3qio1_1280

ENKAZ KALDIRMA ÇALIŞMALARI
1.
Bir tezgahtar parçasıyım ben
Üç kuruşluk acıya müdahale edemem
Kanatlarımda sigara yanıkları
Gül diye okşadım onu yıllarca
Sen istersen derdim müşterilerime
Sen istersen kalbimin hepsi de melek olsun
İnanırım bazen bir kase bal bile umutsuzdur.
Gül tutan bir adam aradım yıllarca
Rakamlar büyür, şehir küçülürdü.
Vazgeçtim, vazgeçtim sonra
Beni anneme götürsün bindiğim bütün taksiler.
Kalbim neden isli bir şehir?
Kalbim! Neden ben?
Bir tek aşk sözü söylememiş gibiyim.
II.
Bir tezgahtar parçasıyım ben
Kendime alıştım bodrum katlarında
Geceleri yokluğum karşıladı beni
Kuru yapraklar sererdi merdivenlerine
Viks sürdüm burnuma, coca-cola içtim
Ağlamaklı oldum kaç kere çilek reçeli yüzünden.
Büyülendim Sibel Can çalınan taksilerden
Büyülendiğin şeyler,
Büyülenmediğin şeyleri döverdi bilem.
Neden sen böyle çocukluk resmiydin kalbim?
Kendime alıştım bodrum katlarında
Artık bir karanlık bağımlısıyım.
Kezzap attı yüzüme sokak lambaları
Tenekeden bir aydınlıkla kestim
Hayatla ilgili bütün bağlarımı
Hazırım ben
Bir anne ismine bağlamayı her şeyi:
Füsun …
III.
Acıklı sözler kraliçesiyim ben
Yağmur bir daktilo kız kadar hızlı
Hızlı daha hızlı
Fazla vaktim kalmadı
Artık ifadem alınmalı.
Asaletim de sizin olsun baylar, rezaletim de!
Beni bir sutyen lastiği ile asın.
İnanın kendimin
“Yokluğunda çok kitap okudum”
Bana birkaç hayati meseleyi ödünç ver kalbim
Görüş günlerinde seninle konuşabilmem için.
Kalbim neden ben?
Sırf sevinesin diye seni bir kere bile
Elinden tutup parka götürmedim.
IV.
Melankoli ve kolonya şişesi
Kalbim ile İzmir aynı şey mi?
Boyunlarında simsiyah birer halka
Kumruların hepsi de dişi mi?
Gugukguk yusufçuk
Nerdesin? Burdayım.
Bekleyin, bekleyin geliyorum!
Melankoli ve kolonya şişesi
Hayatımın üstünde imkansız kuşlar uçuyor.
V.
Kalbimi bıraktım bir yanıbaşımda
Kanatlarımla hep böyle yalnız başıma
Son şiirimi de kaybettim.
Kalbim! Neden ben?
Son çocukluk resmimi de bir yabancıya gönderdim.
Didem Madak / Grapon Kağıtları

didem-madak

KARINCA KUMU
Işıl’a . . .
Yine gittin o karanlık odaya
Karanlık uykularına.
Sen hep gülerdin oysa, gülüverirdin
Bir bakardım eğilmiş su içiyor
Gamzelerinden kuşlar.
Bir bakardım gözlerinde
Güneşli ve sıcak iki hurma.
bir bakardım hayata dikleniyor
Diktiğin horoz ibikleri saksılarda.
Biriciğim, kardeşim ne oldu sana?
Karşıyaka vapurunda alıştı dilim en çok acıya
Acı çaylar içer ve bakardım karanlık sulara
Bir balığın uykusunu düşlerdim
Karanlık sularda kaybettiği rüyaları,
Sigaramdan kopup giden iki kıvılcım
Merak ederdim ne konuşurlar aralarında?
Sen beni hep merak ederdin,
Sen beni hep yemeğe beklerdin,
Seni sıcacık evimizde bulduğumda
İki kıvılcım buluşmuş gibi olurdu
Balığın karanlık uykusuyla.
Bir kesmeşeker koymuş gibi olurdun sanki
Dilimin ucuna.
Berekettir diye hani geçen hıdrellezde
Karınca kumu toplayıp getirmiştin
Kimse bereketi öyle getirmedi bana
Küçük, küçücük bir torbada
Az gerçi cüzdanımda hala kağıtlar,
Ama bozuklar harmandalı oynuyor,
Zil oluyor parmağımın ucunda,
Küçücük insanlar şimdi cüzdanıma her bakışımda
Neşeli bir ateşin üstünden atlıyor.
Kardeşim, biriciğim, kimse yoksulluğu benim için
Böyle sevimli kılmadı şimdiye kadar.
Kötü rüyalar görürdüm durmadan
Bağırırdı bir yaşlı kadın:
“Mavi alevlerin ortasına,
Bu kırmızı elbise giymiş kadın yakışır.”
Sanırım birileri beni yakacak
diye tuttururdum sabahları.
Ateş iyidir derdin sen, başarıdır,
Çok şeyler başaracaksın.
Kardeşim, biriciğim sen olmasan,
Ablanın kabuslarını kim hayra yorardı?
Yine gülsen, gülüversen,
Ben böyle saymazdım
çarşafımdaki kırmızı gülleri o zaman.
Sayıyorum, sayıyorum
Hiç bitmiyor güller,
sensiz hiç bitmiyor zaman.
Çıksan o karanlık uykudan,
Kilerde fazla güneşimiz kalmış mı bir baksan.
Bütün serotonin geri alım inhibitörleri birleşseler
Geri alamazlar çünkü,
hayra yorulmuş bir rüya kadar sevinen hayatı,
geri alamazlar bir avuç karınca kumunun huzurunu.
Kardeşim, biriciğim
Bazı yaralar yararlıdır buna inan,
Bazı yaraların ortasından küçücük bir el,
Sanki geçmişine çiçek uzatır,
Bazı yaralardan sızan kanla,
Tüm geleceğin yıkanır.
Bazı yaralar. ..
Sayıyorum, sayıyorum
Hiç bitmiyor güller
Sensiz hiç bitmiyor zaman.
Belki saymayı mutsuzlar bulmuştur.
Mutsuzlar hep sayar.
Bizler mihsabıyız hayatın,
Tam on gün oldu,
Gamzelerinden su içmiyor kuşlar.
Kardeşim, biriciğim
Hadi çık o karanlık odadan.
Didem Madak / Ah’lar Ağacı

maxresdefault

Ben kırmızı tırtıl dili gördüm. bize geldi. siren sesleri arasında. Her şey bir arada ve aynı anda olmuştu. yangın çıkmış, yaralananlar olmuş, su basmış, ölen ölmüştü. aynasızlar vardı, tutuklamalar vardı. ey beni dili kesik bir korku filmine esas kız yapan hayat! bak küfrün sokaklarında lambalar yandı. ben sesleri birbirine uyduğu için yalnızca perşembeleri endişelenen bir şair değilim. bilesin ki devamlı endişeliyim. bilhassa pazarları. İzmir’deyken eski günlerde. benim eski günlerim İzmir’de kaldı. işte o günlerde Pazarları pazara çıkıp sebze ve meyveleri rengarenk bir eski düğme kutusu gibi karıştırır ve rahatlardım. bilhassa inanmaya inanırdım. ümitvardım. ümitvarların acısı büyüktür. o zamanlar inanan bir ümitvar acısı ile ağlardım. dilimdeki tutuklama İstanbul’da başladı. bazı geceler dilimi tutan pası ovar ve inançlarımı geri isterdim. ümitvar acılarımı geri isterdim. benimle konuşmalarını isterdim. bana söyleyin derdim. “beni böyle çaresiz, beni böyle derbeder” bırakmayın derdim. ben söyledim. böyle söyledim. kısa ve sert söyledim. bunu sadece ve sadece ……..
Didem Madak / Pulbiber Mahallesi

Doğu Karadeniz insanları, dereleri ve yaylaları… (1)

Doğu Karadeniz Belediyeler Birliği 2017 yılı içinde düzenlediği 3. Fotoğraf Yarışması’nda Doğu Karadeniz insanı ve coğrafyasını estetik duygular içinde sunan toplam 87 güzel fotoğrafı bizlere armağan etmiş.

Biz de bugün bu 88 fotoğraftan 43’ünü, önümüzdeki günlerde ise geriye kalan diğer 44 güzel fotoğrafı sizlerle paylaşacağız.

Herkese keyifli izlemeler dileğiyle… 

001
Birincilik Ödülü, Sabri Altın – “Balıkçı
002
İkincilik Ödülü, Hasan Zer – “Meci
003
Üçüncülük Ödülü, Turan Reis – “Kaçkar Büyükdeniz Gölü
004
Mansiyon, Murat İbranoğlu – “Akan Bulutlar
005
Mansiyon, Yılmaz Karaca – “Mansiyonlar
006
Mansiyon, Oğuzhan Hacısalihoğlu – “Trabzon
007
Mansiyon, Adem Türkel – “Bal Hasadı
008
Mansiyon, Refik Demir – “Trovit Yaylası
009
Sergileme, Hanife Yalçın – “Perşembe Yaylası
010
Sergileme, Serdar Kalay – “Kızyüs Mesenliği
011
Sergileme, Murat İbranoğlu – “Gito’da Sabah
012
Sergileme, Ekrem Kalkan – “Dibek Taşı
013
Sergileme, Ekrem Kalkan – “Memleket Sevdası
014
Sergileme, Doğukan Erşet – “Deremezra
015
Sergileme, Münevver Dölek – “Sürü
016
Sergileme, Arzu İbranoğlu – “Kızkalesi
017
Sergileme, Serdar Şeker – “Karagöl
018
Sergileme, Caner Başer – “Sürü
019
Sergileme, İsa Cıda – “Semerci
020
Sergileme, Hasan Uçar – “Ünye
021
Sergileme, Gürsel Egemen Ergin – “Ahşap Havan
022
Sergileme, Hakan Yaralı – “Çeltik Tarlası
023
Sergileme, Ali Kahveci – “Uzungöl
026
Sergileme, Orhan Tanhan – “Çeltik Değirmeni
027
Sergileme, Ali Mermertaş – “Eve Dönüş
028
Sergileme, Nurten Öztürk – “Ölümsüz
029
Sergileme, Nurten Öztürk – “İsimsiz
030
Sergileme, Emre Vardal – “Kızkulesi
031
Sergileme, Onur Tataroğlu – “Mısırcı
032
Sergileme, Erkan Örtücü – “Tekneler
033
Sergileme, Ahmet Tarımcı – “Ayasofya
034
Sergileme, Ümmü Kandilcioğlu – “Horon
035
Sergileme, Murat Topal – “Cinciva Köprü
036
Sergileme, Murat Topal – “Varol Santa
037
Sergileme, Zeliha Begöz – “Perşembe Yaylası
038
Sergileme, Mehmet Tokatlı – “Tütün
039
Sergileme, Oğuzhan Hacısalihoğlu – “Boztepe
040
Sergileme, Nurten Koç – “Ayasofya Kilisesi
041
Sergileme, Ufuk Seferoğlu – “Mavi
042
Sergileme, Egemen Umut Şen – “Süpürgeci
043
Sergileme, Özgür Konur – “Giresun
044
Sergileme, Yasemin Yazıcı – “Karakış
045
Sergileme, Murat Tırış – “Rizeli Anne

Ölümden sonrası da zor…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Belediyeler Birliği tarafından yayınlanan “Belediyeler” dergisinin 2017 yılı Ocak-Şubat aylarına ait sayısını incelerken günlük yaşamda çoğu kez karşımıza çıkan sorunlar nedeniyle unuttuğumuz; ama bize bir anlık mesafede olan mezarlıkların ve bu konu ile ilgili belediye hizmetlerinin ele alındığını, bu konuda oldukça ilginç bilgilerin verildiğini gördüm.

maxresdefault

96 sayfalık derginin bir dosya olarak tam 26 sayfasının ayrıldığı bu konu üzerine “İnanç ve Kültür Ekseninde Mezarlıklar” başlıklı bir başlık yazısı ardından İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Kayseri, Denizli ve Burdur’daki mezarlık fiyatları verilmiş, sonrasında da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Daire Başkanı Adem Avcı ile yapılan röportaj, “İstanbul’da Gömülmek Maliyetli” başlığı ile verilmişti. Dosyanın en son yazısı ise Doç. Dr. Aysel Uslu‘nun “Çevre Dostu Mezarlık Planlaması” başlıklı makalesi idi.

Derginin yedi büyükşehir ve il belediyesini örnek alarak verdiği mezarlık fiyatları dudak uçuklatacak kadar yüksekti. Verilen rakamlara göre İstanbul‘da birinci grup mezarlık yer bedeli 22.000 lira, ikinci grup mezarlık yer bedeli 9.000 lira, üçüncü grup mezarlık yer bedeli 3.300 lira, dördüncü grup mezarlık yer bedeli ise 2.000 liraydı.

Ankara‘da ise mezarlıklar arasında bir gruplama yapılmak yerine mezarlıkların isimleri üzerinden bir tarife hazırlanmıştı ki; buna göre boş mezarların bedeli Karşıyaka ve Gölbaşı mezarlıklarında 25.000 lirayı, Ortaköy Mezarlığında ise 6.000 lirayı buluyordu.

Üç büyük şehir içinde üçüncü sırayı alan İzmir‘de ise boş mezarlık yeri bedelleri şu şekildeydi: Yapılı olmayan iki kişilik aile kabirlerinde 7.000 lira, dört kişilik aile kabirlerinde 14.000 lira; yapılı durumdaki iki kişilik aile kabirlerinde 7.600, dört kişilik aile kabirlerinde 15.200 lirayı buluyordu. 

Derginin ele aldığı belediyeler arasındaki dördüncü sırayı ise Denizli Büyükşehir Belediyesi alıyor ve boş mezar yeri için Gümüşler ve Çakmak mezarlıklarında 16.500 lirayı, Servergazi Mezarlığı’nda ise 23.600 lirayı talep ediyordu.

Beşinci sırada yer alan Bursa Büyükşehir Belediyesi boş mezar bedeli olarak Alacahırka, Ahmetpaşa ve Emirsultan mezarlıkları için 9.000 lirayı, Arabayatağı, Baruthane ve Çekirge mezarlıkları için de 8.000 lirayı tahsil ediyordu.

Altıncı sırada yer alan Burdur Belediyesi ise boş mezar bedeli olarak iki kişilik mezarlarda 4.000 lira, iki kişilik mezarın köşe mezar olması durumunda 4.500 lira, 4 kişilik mezarlarda 8.000 lira, bu mezarların köşede yer alması durumunda da 9.000 lira talep ediyordu.

Yedi belediye arasında en ucuz boş mezar yeri satan Kayseri Büyükşehir Belediyesi ise Eski Mezarlık Mevkii’ndeki mezarlıklar için 2.500, 3.500 ve 4.000 lira, Taşburun Mevkii’ndeki mezarlıklar için 2.000 lira talep ediyordu.

Bu rakamları İzmir için doğrulmaya kalktığımızda, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait İnternet sayfasındaki 2017 Mali Yılı Bütçesi eki gelir tarifeleri cetvellerine baktık. O tarife cetvellerinin incelenmesi sonucunda da 6 ve 12 metrekarelik yapısız aile kabirleri için verilen rakamların doğru olduğunu, bu rakamların kabirlerin yapılı olması durumunda metrekaresi 126.667 liradan 7.600 ve 15.200 liraya yükseldiğini gördük.

dbb6cb5fde38e4897ab3abe9222a861c

Bu durumda büyük kentlerde oturanların sağlıklarında boş mezar yeri daha ucuz olan yerlere göç etmeleri ya da acilen oralardan boş mezar yeri almaları veya yakınlarına daha ucuz boş mezar yeri olan yerlere defnedilmeleri için vasiyette bulunmaları gerekiyor gibi gözüküyor….

Çünkü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanı Adem Avcı‘nın verdiği bilgiye göre boş mezar fiyatları belirlenirken, mezarlığın bulunduğu yerdeki gayrimenkul fiyatları dikkate alınıyormuş:

İstanbul’daki gayrimenkul değerlerine göre mezarlıkları sınıflara ayırdık. Dört kategoriye böldük. Örneğin Zincirlikuyu, Aşiyan, Ulus, Küçükyalı, Çengelköy birinci sınıf mezarlıklar kategorisinde. Bunlar İstanbul’un göbeğinde ve emlak değerleri en yüksek olan yerlerde. İkinci sınıf mezarlıklar ise genelde eki İstanbul dışında oluşmuş ilçelerdeki yerler. En ucuz mezarlık alanlarımız ise yeni oluşturulmuş mezarlıklar. Şu an sürekli açmış olduğumuz, günde otuz gömü yaptığımız devamlı mezarlıklar var. Kilyos, Habibler Yayla, Cebeci vs. Buralar gömüye açık olduğu için rakamları düşük tuttuk. Amaç cenazeyi gömmektir. Amaç acılı insanın yanında olmaksa eğer, burada fiyatlar düşük olmalı. Fiyatları nerede yükseltiyoruz? Ölüm vuku bulmadan, talebe bağlı boş mezar yeri alımında. Bu şekilde mezar almak keyfi bir iştir, Zaruri değildir çünkü.

Sanırım bu durum Ankara, İzmir, Bursa, Denizli, Burdur ve Kayseri için de geçerlidir. Boş mezar yerlerine mezarlığın bulunduğu yerdeki arsa ve arazi fiyatlarına göre fiyat biçmek!

Düşünün bir tek başınıza ya da yanınızda yatmasını uygun gördüğünüz biri için iki kişilik bir yer ayırtmaya kalktığınızda sizden istenen parayı…. Bu paranın bir işçinin aldığı asgari ücretin kaç katı olduğunu… Hele ki doğup büyüyüp yıllardır yaşadığımız mahalle ya da semtte en yakın boş mezarlık yeri fiyatının, o mezarlığın çevresindeki arsa ve arazilerin değeri arttı gerekçesiyle astronomik fiyatlara ulaştığında ölümüzü kenar semtlerden birinde, yakınlarının gelip ziyaret edemeyeceği kuytu bir yere götürmek zorunda kalacağımızı….

uıyuıu

Oysa 1164 sayılı Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre kamu hizmetine tahsis edilen arazi ve arsalar hariç olmak üzere, Maliye, Bayındırlık ve İskan Bakanlarının ortak teklifi ve Başbakanın onayı ile belirlenen arsa üretim alanlarında bulunan Hazine’ye ait taşınmazlar ve Hazine adına tescil edilecek taşınmazların mülkiyeti, talebi halinde Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) bedelsiz olarak devredilebildiği halde; mezarlıklar için böylesi bir uygulamaya gidilmeyip mezarlıkta yer alan her metrekare toprak parçası, sanki satışa konu olacak bir arsa ya da arazi gibi emsalleri üzerinden değerlendirilip fiyatlandırılmaktadır.

Bu da ister istemez, o ünlü deyişin bu her türlü inancı aşan düşünce ve uygulama çerçevesinde değişip dönüşerek “dünyada mülkiyet, ahirette mülkiyet” şeklini almasını sağlamakta; metropollerde ve büyük kentlerde -her şeyde olduğu gibi- ölmenin de pahalı olduğu sonucuna götürmektedir.

Eşitsiz Gelişim: Doğa, Sermaye ve Mekânın Üretimi

Kitap Adı: Eşitsiz Gelişim: Doğa, Sermaye ve Mekânın Üretimi

Yazarı: Neil Smith, 18 Haziran 1954’te doğdu. Doktorasını John Hopkins Üniversitesi’nde Marksist coğrafyacı David Harvey‘in danışmanlığında tamamladı. İskoçyalı akademisyen Columbia ve Rutgers üniversitelerinde uzun yıllar çalıştıktan sonra New York Şehir Üniversitesi’ne geçerek burada Antropoloji ve Coğrafya dersleri verdi. Kentsel süreçler üzerine çalışmak üzere başladığı doktora tezi Eşitsiz Gelişim: Doğa, Sermaye ve Mekânın Üretimi olarak yayınlandı.

Coğrafya, mekân, doğa, sosyal teori ve tarih alanlarında çalışmalar yürüten Smith kentler, dünya ve kapitalizm arasındaki ilişkiyi araştırarak ve “doğanın üretimi” tezini savunarak coğrafyaya yeni bir boyut kazandırdı.

Eleştirel coğrafyanın önde gelen isimlerinden olan ve Marksist teoriye coğrafya alanında önemli katkılarda bulunan Smith 29 Eylül 2012’de hayatını kaybetti.

Türkçesi: Esin Soğancılar

Yayınevi: Sel Yayıncılık/Kentsel

Yayın tarihi ve yeri: Ekim 2017, İstanbul

Fiyatı: 26 TL.


0001723707001-1

Eleştirel coğrafyanın önde gelen isimlerinden Neil Smith’in Eşitsiz Gelişim: Doğa, Sermaye ve Mekânın Üretimi başlıklı bu eseri tutkulu bir çalışmanın ürünü. Tezine Henri Lefebvre’in Mekânın Üretimi’nde bıraktığı yerden başlayan Smith, insan doğasından yapılı çevreye, kent ölçeğinden kolonyalizmin coğrafyasına ve emperyalizmin küreselliğine kadar uzanan soyut ve somut mekânlarda görülen, düşünülen, incelenen doğayı merkeze alıyor. Doğa, sermaye ve mekânı bir bütünsellik içerisinde inceleyerek, doğayı insana dışsal bir “nesne”ymiş gibi ele alan yaklaşımın metafizik karakterinden kurtarıp maddileştiriyor.

Frankfurt Okulu teorisyenlerinin savının aksine, doğanın insanın üretici eyleminin kapsamı olduğunu ve verili koşullar çerçevesinde onu kendisiyle birlikte dönüştürdüğünden kapitalist gelişim dinamiklerinin çeşitli ölçeklerdeki mekânlar üzerinde nasıl eşitsiz bir karakter taşıdığına işaret ediyor. Tarihi coğrafyayla, kenti kırla, şehrin yapılarını ormanlarla, Güney Asya’nın fabrikalarını Amerika’nın düzlükleriyle buluşturan Smith, eleştirel mekân teorisinin kapsamını genişletiyor. Bundan milli parklar da nasibini alıyor!

Neil Smith’in Eşitsiz Gelişim’i entelektüel ve siyasi açıdan bir güç kazanma denemesi, insanlık durumunun hayati yönlerini dogmatik olmayan ve geniş kapsamlı bir çerçevede ele alan bir araştırma, gerçekten mümkün olan o başka dünya hakkında bize hâlâ ilham verip çok şey öğretebilen bir çalışma. Özenli okumayı ve tekrar okumayı hak ediyor. Pişman olmayacaksınız.

David Harvey