Bir Katılım Hikâyesi…

Ali Rıza Avcan

Dün yine İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin davetlisi olarak Havagazı Kültür Merkezi’ndeydik…

Sabah saat 9’dan akşam saat 18’e kadar toplam 9 saat birbirimizi dinledik, konuştuk, sohbet ettik ve yemek yedik…

Konumuz İzmir’in Yeşil Altyapı Stratejisi çalışmalarına katkıda bulunarak bu konuyla ilgili görüş, düşünce ve önerileri tartışmaktı…

Başkalarını bilmem ama ben şahsen senaryosu önceden hazırlanmış ve bizlere birer figüran rolünün verildiği “katılımcılık ” adı verilen bir oyun oynayacağımızı biliyor ve toplantıya bu önyargı ile gidiyordum.

GIWordCloud

Çünkü bundan önce katıldığımız tüm toplantılarda başımıza aynı şeyler gelmiş, senaryosu önceden yazılmış bir oyunun oyuncuları olarak çırpınıp çabalayıp bir şeyler yapmaya çalışmış; ancak ortaya çıkan raporlarda, strateji belgelerinde bizlerden, bizlerin ifade ettiği şeylerden tek bir şey görememiştik…

Dün katıldığımız toplantıya gitmeden konuştuğum arkadaşlarım ya da toplantı sırasında yeni tanışıp konuştuğum çoğu katılımcı -ne yazık ki- aynı şekilde düşünüyor, açıkçası bu yeni girişimlerinde de ikna edilmeyi bekliyordu.

O nedenle katıldığım grubun ilk konuşmalarında kalkıp ikna edilmek istediğimizi ifade ettim.

Evet, ikna edilmek istiyordum. Çünkü ben ve benim gibi iyi niyetli birçok insan, daha önce yaptıkları gibi işini gücünü bırakmış oraya gelmiş, söyleyip önerdikleriyle itirazlarının ciddiye alınacağını görmek istiyorlardı.

Ancak, ben inatla toplantının sonuna kadar kalıp olacakları görmek istemekle birlikte, tanıdığımız birçok insan toplantıyı erkenden terk etti.

Bu da gösteriyordu ki, toplantının düzenlenme amacı, kurgusu ve gelişimi değerli bir çok uzmanı, akademisyeni ikna edememişti. 

Toplantı ile ilgili ilk karmaşayı aynı anda aynı salonda çalışan beş ayrı grubun yarattığı gürültü konusunda yaşadık. Aynı salonda yakın mesafelerde konumlanan beş ayrı grubun mikrofonla ya da yüksek sesle konuşup tartışmaya başlaması aslında toplantının yöntemi ile mekan arasındaki ilişkinin başlangıçta hiç düşünülmediğini açık bir şekilde gösteriyordu.

Gruplar bu krizi kendi aralarında daha alt gruplara bölünerek ve kendi aralarındaki iletişimi koparmayı göze alacak şekilde seslerini azaltarak çözmeye çalıştılar. Bu durumda da haliyle grup içi görüşmelerin kalitesini düşürdü.

Toplantıda sıkıntısı çekilen diğer bir konu da kullanılan terminolojide yaşanan sıkıntılardı. Çünkü bu çalışma kapsamında öne sürülen bazı sözcükler, deyimler ve tamlamalar çoğu katılımcı için doğru seçilmiş sözcükler değildi ya da anlatılmak istenen şey ve olguları karşılamakta yetersiz kalıyordu. Örneğin planlama sürecinin farklı aşamaları olan yeşil altyapı planı ile yeşil altyapı uygulama eylem planının ya da bio-çeşitlilik planın birbirinin alternatifi gibi gösterilmesi bunun en somut örnekleriydi.

Ama asıl sıkıntı çekilen konu, bu çalışma ile neyin gerçekleştirildiğini anlamakta yatıyordu. Çoğu katılımcı böylesi bir çalışmanın niçin yapıldığını ve bundan sonraki süreçte neler olacağını bilmiyordu. 

Çünkü bu çalışmayı yapan ekibin daha önce buna benzer şekilde yaptığı çalışmaların toplantılarına da katılıp katkıda bulundukları halde o çalışmaların sonucu, başarısı ya da başarısızlığı konusunda herhangi bir fikirleri yoktu. Ya da başka bir anlatımla, daha önce yaşadıkları şeylerin yeniden tekrarlanacağından korkuyor ya da çekiniyorlardı.

Kısacası toplantıyı yapanlarla katılımcılar arasında ciddi bir güven krizi vardı. Söylenenler, önerilenler, tartışılanlar ne ölçüde dikkate alınacak, rapor ve planlara geçirilecekti? Yoksa yine boşu boşuna mı gelip katılmışlardı?

1210-1240955295Hn8Q-1200x821

Sanırım bu soruların yanıtını zaman geçtikçe görüp ya sevineceğiz ya da yine, yeni yeniden bir hayal kırıklığı daha yaşayacaktır.

Bütün bunlara karşın kesin olan bir şey vardı ki; o da “katılım” olan şeyin, “biz sizi çağırdık, siz de gelip katıldınız ve bunun ortağısınız” sözü ile özetlenen, bir anlamda bizleri, yapılan bir şeye gerçek, ciddi bir katkımız olmasa bile ortak kılan bir oyuna dönüştürülmüş olması ve bizlerin, kapitalizmin piyasaya sürülmüş “Yeşil Altyapı” denilen yeşile boyanmış yeni bir mamûlü için bir kez daha kullanılmış olmasıydı. 

 

Krizler, kriz planları ve su kesintileri

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde Tahtalı Barajı isale hattındaki ciddi bir arıza nedeniyle İzmir’in büyük bir bölümü 3 gün süreyle susuz kaldı.

Bu süre içinde yaşanan sıkıntıyı en iyi şekilde bugüne kadar karşı karşıya gelip tanışmış olmasak da Facebook üzerinden arkadaş olduğum değerli gazeteci Gönül Soyoğul‘un mesajları üzerinden izledim.

Musluklardan suyun akışını sabırsızlıkla beklediğini ifade eden mesajları üzerine suyun bir an önce akması için dilekte bulundum.

Resim2

Ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu ile sık sık bir araya gelerek uzun söyleşiler yapan bir gazeteci olarak, bundan sonraki ilk görüşmesinde 3 gün ya da daha fazla süreyle suların gelmediği bir durumda önceden hazırlanmış bir kriz planlarının bulunup bulunmadığını sormasını ve aldığı cevapla bizleri bilgilendirmesini diledim.

Evet işte şimdi tam da bu noktada, sayın Gönül Soyoğul‘un sormasını istediğim bu önemli soruyu sorup alabileceğimiz cevapları tahmin etmeye çalışmak isterim. Ama bunu yapmadan önce bu tür büyük boyutlu su kesintilerini tanımlarken kullandığımız “kriz” sözcüğü ile olası krizlerin iyi yönetilebilmesi için geliştirilen “kriz planı” kavramını açıklamaya çalışayım.

Kriz_yonetimi_cengizpak

Kriz” sözcüğü, Türk Dil Kurumu’na göre “bir ülkede veya ülkeler arasında, toplum veya bir kuruluşun yaşamında görülen güç dönem, bunalım, buhran” olarak tanımlanıyor.

Şu an itibariyle VPN kullanmayanlar için kapalı olan Vikipedi kaynaklarına göre ise kurum, kuruluş ve işletmelerin olası bir kriz karşısında nasıl davranacaklarını, neyi göze alıp neyi almayacaklarını, krizi nasıl aşabileceklerini, bir kriz olduğunda kimlerin neler yapacağını gösteren birbirinden farklı kriz senaryolarının krizler ortaya çıkmadan önce hazırlanarak bu konuda görevlendirilenlerle son tüketicilere anlatılması, onların bu amaçla eğitilmesi gerekiyor.

Konumuz olan “kriz” ve “kriz planları“nı büyük kentlere içmesuyu sağlayan işletmeler düzeyinde ele aldığımızda ise, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarıyla dağıtım şebekesinin kuraklık, deprem, sel, yangın gibi doğal yıkımlarla özelleştirme, terör, sabotaj ve savaş gibi özel durumlarda halka verilen suyun azalması, kirlenmesi ya da dağıtılamaması gibi durumların yaşanabileceğini önceden bilmemiz ve buna göre planlar yapmamız gerekiyor.  

Örneğin, 1995-96 yıllarında York Shire, 1998 yılında Sydney kentlerinin yaşadığı kuraklıklarda olduğu gibi suyun yönetiminden sorumlu olan otoritenin depolama, arıtma, dağıtım, izleme ve iletişim gibi alanlarda tüm olasılıkları dikkate alarak hangi risklerin hangi önlemlerle nasıl karşılanacağını, karşılanamayan risklerle ilgili zararların nasıl telafi edileceğini gösteren, Dünya Sağlık (WHO) Örgütü tarafından İçmesuyu Güvenlik Planı olarak tanımlanan kriz planlarını bu konularla görevli merkezi yönetim birimleriyle işbirliği ve eşgüdüm içinde önceden hazırlaması, yaşanan olumlu ya da olumsuz deneyimlerden elde edilen geri bildirimleri kullanarak bu planları devamlı güncellemesi, bu konuda görev alacak personeli belirleyerek eğitmesi ve zaman zaman yapılacak tatbikatlarla bu önlemlerin geçerliliğini test etmesi ve halkı da sürekli bilgilendirmesi gerekmektedir. 

İzmir kent bütünündeki içmesuyunu temin edip dağıtmak görevi, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü’ne, kısa adıyla İZSU’ya ait olduğuna göre İZSU’nun bu durumlarda, örneğin bu kesintinin 10 gün ya da daha fazla süreyle devam etmesi durumunda ellerinde önceden hazırlanmış bir kriz planı var mıdır ve bu plan çerçevesinde temiz içmesuyunun belirtilen süre içinde halka nasıl dağıtılacağı İzmirliler tarafından bilinmekte midir? Bu son olayda gördüğümüz gibi kullanma suyunun tankerlerle halka dağıtılması dışında başka bir önlem, başka bir çözüm paketi düşünülüp bütün bunlar planlanmış mıdır?

Çünkü hem İzmir Büyükşehir Belediyesi hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü (İZSU) 2010 yılından bu yana hazırlanan stratejik planlar çerçevesinde stratejik yönetim anlayışına göre yönetilmektedir  

Stratejik planların hazırlanıp kabul edilmesi ve uygulanması ile ilgili mevzuat hükümlerine göre de olası krizlerde nasıl bir planın yaşama geçirileceğinin belirlenerek bir meclis kararı ile kesinleştirilmesi gerekiyor. Örneğin su kesintisinin şu kadar alanda ya da şu kadar nüfusa etkilemesi durumunda ya da suyun kaynağında kirlenmesi durumunda şunlar şunlar yapılacaktır, şu önlemler şu şekilde alınacaktır şeklinde… Bunun en iyi örneğini İzmir Metro sürücüleri için hazırlanan acil yol rehberlerinde görmek mümkündür. Sözünü ettiğimiz bu rehberlerde yazılı kurallara göre sürücüler hangi acil ve riskli durumlarda ne yapacaklarını önceden okuyup öğrenirler ve gerekli durumlarda bu önlemleri almaları kendilerinden beklenir. Hatta belirli aralıklarla girdikleri psiko-teknik test ve sınavlarla bu önlemleri uygulayabilecek dikkat, yetenek ve beceride olup olmadıkları yeniden yeniden ölçülür.

İzmir Metro örneğinde olduğu gibi, uzun süreli ya da yaygın su kesintileri durumunda belediye ve İZSU’daki personelle o hizmetten mahrum kalan halkın bu planlar kapsamında, belediyenin neler yapabilip yapamayacağını önceden bilmesi, ona göre önlem alması gerekir.

O nedenle de nasıl arızanın onarımı ile ilgili ayrıntılı bilgilendirmeler düzenli olarak yapılmışsa belirli bir süre içinde sunulamayan hizmetin karşılığında temiz içme ve kullanma suyunun hangi yöntemlerle, hangi sürede ve nasıl sağlanacağının halk tarafından da bilinmesi gerekir.

su-kesintisi_22082015133609-1

Eğer böylesi bir öngörüyle önceden bu gibi durumlar için herhangi bir plan ya da program yapılmamışsa, personele bu konuda bilgi ve eğitim verilmemişse ve halk da sayın Gönül Soyoğul gibi musluğunun başında bekleyip feryat ediyorsa, o halde hazırlanan stratejik plan nasıl bir plandır, uygulandığı söylenen stratejik yönetim anlayışı nasıl bir stratejik yönetim anlayışıdır?

Yazımın sonunu da, şimdi şu an itibariyle suya kavuşmuş olan sayın Gönül Soyoğul‘a geçmiş olsun diyerek ve aynı şeyin yeniden hem onun hem de bizlerin başına gelmemesi için dua ederek bitirmek isterim… 

Tabii ki kafamdaki o soruyu ilk görüşmesinde sayın Kocaoğlu’na sorması dileğiyle…


Yararlanılan Kaynaklar

* Water Plan Manual: Step-by-Step Risk Management for Drinking-water Suppliers, World Health Organisation (WHO) & International Water Association (IWA), 2009.

* Onuncu Kalkınma Planı 2014-2018 Su Yönetimi ve Güvenliği Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Kalkınma Bakanlığı, Ankara, 2014. 

* Orhon, D.; Sözen, S.; Üstün, B.; Görgün, E.; Karahan-Gül, Ö.; Su Yönetimi ve Sürdürülebilir Kalkınma Ön Raporu, 2002, İstanbul.

* Yayan, Cahit; İçme Suyu Güvenliği Planlarına İlişkin Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2015.

 

Tarım hizmetlerinin yerel kalkınma modeli olabilmesi… (6)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2014 yılından bu yana sürdürdüğü yerel kalkınma odaklı tarımsal hizmetlerin sonucunu izleyip değerlendirmekte ve başarısını ölçmekte midir?

Bu soruyu, 16 Nisan 2017 tarihinde Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne gönderdiğimiz soru formunda, “2014-2017 döneminde çiftçiye ya da tarımla uğraşanlara dağıtılan araç, gereç ve malzemelerin kullanımı ile ilgili bir izleme ve denetleme çalışmasının yapılıp yapılmadığının bildirilmesini rica ederim.” şeklinde sorarak verilecek yanıtın resmi bir yanıt olarak doğru bilgileri içermesini arzuladık. 

011

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne Halkla İlişkiler Merkezi (HİM) kanalıyla ilettiğimiz bu soruya, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nca iadeli taahhütlü olarak gönderilen 28.04.2017 tarih, 61566613-622.01-E.111644 sayılı yazıda ise aynen şu şekilde yanıt verildi:

Başvurunuzda 2014-2017 döneminde dağıtılan araçlar ile ilgili denetim yapılıp yapılmadığı ifade edilmektedir. 18 İlçe Ziraat Odası ve belediyemiz arasında yapılan protokol ile ortak makina kullanımı kapsamında verilen tarım alet ve makinalarının denetimi Daire Başkanlığımız elemanlarınca sürekli yapılmakta olup protokol hükümlerinde yer alan 6 aylık dönemlerde performans raporları istenmektedir. Ortak makina kullanımı Ziraat Odaları ile tesis yenileme ve yeni tesisler kurulması Kooperatif ve Birliklerle yapılmaktadır.

Projelerimizde hedeflenen sonuçlar ile yapılan harcamaların performans bilgilerini gösteren çalışmalar Strateji Daire Başkanlığımızca yapılmakta olup dönemsel olarak işlenmektedir.

Sorduğumuz sorunun içeriği ile verilen yanıtın içeriğini karşılaştırdığımız takdirde bize sadece 2017 yılı içinde 18 ilçe ziraat odası ile yapılan protokol çerçevesinde ortak kullanımı sağlanan tarım alet ve makinaları ile ilgili bilginin verildiğini, bunun dışında kalıp 2014-2017 döneminde çiftçiye ücretsiz dağıtılan meyve fidanları, küçükbaş hayvanlar, arı kovanları, ana arılar ve arıcılık bakım setleri konusunda herhangi bir bilginin verilmediği; ayrıca Tarım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’nın Strateji Daire Başkanlığı tarafından yapılmakta olan dönemsel performans çalışmaları hakkında bilgi sahibi olmadığı anlaşılacaktır.

Oysa şu ana kadar düzenlenmiş performans raporları ile faaliyet raporlarına girmiş olan ücretsiz dağıtılan meyve fidanlarının sayısı 2015 yılı itibariyle 1.136.527 olup, bu sayıya 2016 ve 2017 yıllarında dağıtılan meyve fidanlarıyla küçükbaş hayvanlar, arı kovanları, ana arılar ve arıcılık malzeme setleri dahil edilmemiştir.

2016 ve 2017 yıllarına ait performans hedeflerinin % 100 gerçekleştiğini varsaydığımızda ise dağıtılan meyve fidanı sayısının 3.136.527, küçükbaş hayvan sayısının 6.000, arı kovanı sayısının 2.000, ana arı sayısının 2.500, arıcılık malzeme seti sayısının 400 olacağını varsaydığımızda; dağıtılan bitki, hayvan ve malzeme miktarının İzmir’in tarımsal üretiminde olumlu, anlamlı ve doğrudan bir etkisinin olup olmadığının anlaşılması açısından izlenip değerlendirilmesi gerektiği daha iyi anlaşılacaktır.

007

Bu anlamda üzerinde öncelikle durulması gereken konu da, konunun sadece belediyeye ait bir mal varlığının ücretsiz dağıtılması suretiyle bu mal varlığının titizlikle izlenmesinden çok; bu kadar bitki, hayvan ve malzemenin dağıtılması suretiyle yapılan ayni yardımın toplam üretim üzerinde nasıl bir etki yarattığının bilinip ölçülmesine önem verilmesidir.

Böylelikle, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım destekleri açısından anlamlı görülen bir süre sonra, “benim verdiğim fidanlar, küçükbaş hayvanlar ya da arıcılık malzemeleriyle İzmir’deki meyve, et, süt ya da bal üretimi şu kadar artmıştır, bu da benim yaptığım desteklemeler sayesinde gerçekleşmiştir” ya da “Bütün bu destekleri verdiğim halde şu, şu, şu nedenlerle üretim artışı gerçekleşmemiştir” şeklinde bir değerlendirme yapması mümkün olabilecektir. 

Şimdiki halde, böyle bir başarıya ulaşıldığını göstermek amacıyla; örneğin süt alımlarının yapıldığı kooperatifler üzerinden, o kooperatifin ortak ve üretim miktarı açısından nasıl olağanüstü boyutlarda büyüdüğüne vurgu yapılarak bir başarı hikayesi oluşturulmaya çalışılmaktadır. Oysa bu tür doping niteliğindeki desteklemelerde o dopingi bir hormon gibi alan mal ya da hizmet üreticisi firmalar ya da kooperatifler üzerinden, sadece onların büyüme eğilimleri ya da aldıkları uluslararası ödüller dikkate alınarak bir başarı değerlendirmesi yapılması hem yanlış hem de yanıltıcı olacaktır.

Ölçmek 001

Çünkü dağıtımı yapılan bitki, hayvan ve üretim malzemeleriyle yapılan dolaylı desteklerin hepsi İzmir’in bir bölgesi ya da ilçesi için değil; İzmir’deki tüm bölge ve ilçeler açısından geçerli olduğu için asıl başarı göstergesi, bir ilçe, bölge ya da firma veya kooperatif üzerinden değil, İzmir’in bütünü açısından elde edilecektir.

 

Tarım hizmetlerinin yerel kalkınma modeli olabilmesi… (5)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yürütülen yerel kalkınma odaklı tarım hizmetlerinin bu konularda faaliyet gösteren diğer resmi ve özel kurumların yaptığı hizmetlerden farkı var mıdır ve bu kurumlarla ilişkisi ne düzeydedir?

Bilindiği üzere tarım sektöründeki çiftçilerle ya da üreticilerle ilgili hizmetlerin planlanıp programlanması ve geliştirilip desteklenmesi asıl olarak merkezi yönetimine; daha doğrusu bu konuda görevlendirilen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ait bir görevdir.

22360_20170316025315_ERC_2096

3 Haziran 2011 tarih, 639 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin “Görevler” başlığını taşıyan 2. maddesi hükmüne göre; “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın görevi; bitkisel ve hayvansal üretim ile su ürünleri üretimin geliştirilmesi, tarım sektörünün geliştirilmesine ve tarım politikalarının oluşturulmasına yönelik araştırmalar yapılması, gıda üretimi, güvenliği ve güvenirliliği, kırsal kalkınma, toprak su kaynakları, toprak , su kaynakları, biyoçeşitliliğin korunması, verimli kullanılmasının sağlanması, çiftçinin örgütlenmesi ve bilinçlendirilmesi, tarımsal desteklemelerin etkin bir şekilde yönetilmesi, tarımsal piyasaların düzenlenmesi gibi ana faaliyet konularının gerçekleştirilmesine yönelik çalışmalar yapmak; gıda, tarım ve hayvancılığa yönelik genel politikaları belirlemek, uygulanmasını izlemek ve denetlemektir.

Yine aynı kararnameye göre Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bu görevleri merkezdeki Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü, Hayvancılık Genel Müdürlüğü, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü, Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı, Strateji Geliştirme Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği, Personel Genel Müdürlüğü, Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, Eğitim, Yayım ve Yayınlar Dairesi Başkanlığı, Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı, Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği, Özel Kalem Müdürlüğü eliyle; ayrıca taşra ve yurt dışı teşkilatı eliyle yürütür.

Türkiye’de tarım hizmetlerini doğrudan ya da dolaylı yoldan destekleyen diğer merkezi yönetim örgütleri ise sırasıyla;

  1. Kalkınma Bakanlığı,
  2. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı,
  3. Orman ve Su İşleri Bakanlığı,
  4. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı 26 adet bölge kalkınma ajansı,
  5. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ),
  6. Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü (TMO),
  7. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM),
  8. T. C. Ziraat Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü,
  9. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanlığı (TKDK),
  10. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı, kamu tüzel kişiliğine sahip ve özel bütçeli Türkiye Su Enstitüsü Başkanlığı (SUEN),
  11. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR),
  12. Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü (ESK),
  13. Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü,
  14. T. C. Şeker Kurumu,
  15. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (DAP),
  16. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (DOKAP),
  17. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Güney Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (GAP),
  18. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (KOP), 
  19. İçişleri Bakanlığı’na bağlı İl özel idareleridir.

Görüldüğü gibi tarım, hayvancılık ve su ürünleri alanında 4 bakanlık, bakanlıklara bağlı 8 ayrı merkezi ya da yerel birim, 7 bağımsız kamu kurumu ve 1 ulusal banka olmak üzere toplam 20 merkezi ya da yerel kamu kurumunun hizmet vermektedir. Görevli olan kamu kurumları sayısının, 2015-2018 döneminde uygulanmakta olan Kırsal Kalkınma Eylem Planı açısından irdelediğimiz takdirde, sorumlu ve işbirliği yapılacak kuruluşlar itibariyle 20’si sorumlu, 22’si de işbirliği yapılacak kurum olmak üzere 42’ye yükseldiğini dahi görebiliriz.

006.jpg

Yukarıda listelenen 20 adet kurumdan İzmir ilinde faaliyeti olmadığını bildiğimiz ÇAYKUR ile DAP, DOKAP, GAP ve KOP’u; ayrıca Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi ile T.C. Şeker Kurumu’nu ve kapatılmış olan İzmir İl Özel İdaresi’ni dışarıda bıraktığımız takdirde geriye kalan 12’sinin İzmir’deki tarım, hayvancılık ve su ürünleri üretimine, çiftçi ve üreticilere destek verdikleri söylenebilir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, 5217 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7. maddesine 20 Kasım 2012 tarih, 6360 sayılı kanunun 7. maddesi ile eklenen “Büyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler.” hükmü sonrasında yukarıda sıraladığımız bu merkezi ve yerel kamu kuruluşlarının yanında tarım alanında hizmet vermeye başlamış, böylelikle büyükşehir belediyelerinin de tarım hizmeti vermesi mümkün hale getirilmiştir.

Ancak 2017 yılında 5217 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununda yapılan bir değişikle büyükşehir belediyeleriyle ilçe belediyelerinin tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunmaları mümkün kılınmakla birlikte 31 Aralık 2015 tarih, 2015/63 sayılı Yüksek Planlama Kurulu ile kabul edilen 2015-2018 dönemi Kırsal Kalkınma Eylem Planı‘nda sorumlu kuruluş ve işbirliği yapılacak kuruluşlar arasında büyükşehir ve ilçe belediyelerinin gösterilmemiş olması da bu kurumların kırsal kalkınmaya katılabilmesi açısından aşılması gereken önemli bir sorundur.

009

Bunun dışında yapılacak olan tek şey, bu yasal düzenleme sonrasında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yapmaya başladığı yerel kalkınma odaklı tarım hizmetleriyle merkezi yönetimin yaptığı hizmetler arasında ilişki, işbirliği ve eşgüdümü gözeten; ayrıca yapılabilirlik, verimlilik, etkinlik ve sürdürülebilirlik gibi ilkeleri dikkate alan bir planlama çalışmasının gerçekleştirilmesidir. 

Bunun için de öncelikle merkezi yönetim tarafından hazırlanan 10. Kalkınma Planı’yla Orta Vadeli Program’a, 2010-2013 dönemi Kırsal Kalkınma Planı’yla 2014-2020 dönemi Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi’ne ve 2015-2018 dönemi Kırsal Kalkınma Eylem Planı’na; ayrıca 2014-2023 dönemi Bölgesel Gelişme Ulusal Stratejisi’yle 2014-2023 dönemi İzmir Bölge Planı’na ve 2015-2019 dönemi İzmir Büyükşehir Belediyesi Stratejik Planı’na uygun, onlarla uyum ve bütünlük içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne özgü tarımsal politika ve stratejilerle hedef, amaç, faaliyet ve projelerin belirlenmesi, gerçekleştirilen hizmetlerin başarısını gösterecek olan performans programlarıyla gerçekleştirilecek hizmetlerin yer, tarih, süre ve uygulayıcılarını gösteren eylem planının hazırlanması gerekmektedir.

Devam Edecek

Ulaşım ana planlarını kim kabul eder?

Ali Rıza Avcan

Şu son günlerde, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hazırlamakta olduğu ve bizim de bu amaçla davet edildiğimiz toplantı ve çalıştaylarda görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerle katkıda bulunduğumuz İzmir Ulaşım Ana Planı güncellemesi işinin belediye içinde hangi kurul tarafından kabul edileceği hararetli bir şekilde tartışılmakta.

2009 yılında kabul edilip şimdi güncellenerek yeni bir senaryoya kavuşan İzmir Ulaşım Ana Planını belediye içinde eskiden olduğu gibi belediye başkanına bağlı olan Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) mi yoksa Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nin (UKOME) görüşü doğrultusunda İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi mi kabul edecek?

İşte şu sıralarda kafalardaki tek ve önemli soru bu…

Çünkü, bu kez hazırlanan ulaşım ana planı bir öncekinin aksine onaylanmak üzere bakanlığa gönderilmeye hazırlanıyor. O nedenle planın bakanlık öncesinde kim tarafından kabul edilmesi büyük bir önem taşıyor.

Şayet kabul işlemi bir öncekinde yapıldığı gibi belediye başkanına bağlı Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) tarafından yapıldığı takdirde bakanlığın bu plan üzerinde bir değişiklik yapması durumunda ortaya bir sorun çıkmayacak.

Planlama 001

Ancak, söz konusu plan 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na göre belediyenin en üst karar organı olan belediye meclisi tarafından onaylandığı ve bu şekilde onaylanan plan üzerinde bakanlık tarafından bir değişiklik yapılarak geri gönderildiği ya da değişiklik yapılarak onaylandığı takdirde belediye meclisinin ne duruma düşeceği, nasıl bir karar alacağı da belli değil.

Çünkü hangi bakanlık olursa olsun bakanlıkların belediye meclislerinin ulaşım ana planlarıyla ilgili kararlarını reddederek geri göndermesi ya da kararı değiştirerek kabul etmesinin herhangi bir şekilde yasal bir zemini bulunmamakta.

Böylesi bir durumun gerçekleşmesi durumunda belediye meclisi bakanlıkça yapılan bu tasarrufu kabul edip sineye çektiği takdirde bunun halka nasıl izah edileceği akılları zorlayan zor bir soru…

Hele ki, bakanlığın şu sıralarda İzmir kamuoyunun gündeminde olan İzmir Körfez Geçişi Projesi’ni plana dahil etmesi –ki, bu proje İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce Ulaşım Ana Planına dahil edilmediği takdirde, bakanlığın bu projeyi plana dahil edeceğine kesin gözüyle bakılıyor– durumunda buna nasıl bir tepki verileceği de merak konusu…

BURSA'DA TOPLU ULAŞIM ZAMLANDI BURSARAY'A YÜZDE 8, DİĞER BAZI HATLARA İSE YÜZDE 11 İLE YÜZDE 12 ORANINDA ZAM YAPILDI TOPLU ULAŞIMA ÜCRET AYARI

Yoksa belediye meclisi üyeleri, çoğu kez yaptıkları gibi neyi oyladıklarını bilmeden ellerini kaldırıp bakanlıktan dönen bir kararı el birliği ile değiştirirler mi? Yoksa, yakın zamanda “İzmir’in Dağlarında” marşını söyleyerek “Hayır!” diyen belediye meclisi üyeleri bu konuda da “Hayır!” derler mi?

Ama belediye meclisini ve üyelerini böylesi çetrefilli ve zor bir duruma düşürmemek amacıyla bulunan ve gün geçtikçe ağırlık kazanan çözüm, İzmir halkının “Hayır!” dediği İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin İzmir Ulaşım Ana Planının ana eksenine yerleştirerek ve diğer yandan da belediye başkanının ağzından “zaten bu projeyi ilk ben düşünmüştüm, o nedenle projeyi destekliyorum” söylemleriyle birlikte AKP iktidarı ile “kentin alî menfaatleri uğruna” işbirliği yapmak şeklinde ortaya çıkıp somutlaşıyor.

Şimdi isterseniz bu çetrefilli durumları tartışmaktan, zor sorulara yanıt bulmaktan vazgeçip konuyu yasal yönleriyle tartışmaya başlayalım.

***

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun “Büyükşehir, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görev ve sorumlulukları” başlığını taşıyan 7. maddesinin (f) fıkrası hükmüne göre; “Büyükşehir ulaşım ana planını yapmak veya yaptırmak; ulaşım ve toplu taşıma hizmetlerini planlamak ve koordinasyonu sağlamak…” büyükşehir belediyelerinin görevidir.

Aynı kanunun “Ulaşım hizmetleri” başlığını taşıyan 9. maddesi ise Ulaşım Koordinasyon Merkezlerini (UKOME) düzenlemekte olup madde metni aynen şu şekildedir:

Ulaşım hizmetleri

Madde 9- Büyükşehir içindeki kara, deniz, su, göl ve demiryolu üzerinde her türlü taşımacılık hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesi amacıyla, büyükşehir belediye başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılacağı ulaşım koordinasyon merkezi kurulur. Büyükşehir ilçe ve ilk kademe belediye  başkanları  kendi   belediyesini ilgilendiren   konuların   görüşülmesinde  koordinasyon merkezlerine üye olarak katılırlar. Ulaşım koordinasyon merkezi toplantılarına ayrıca gündemdeki konularla ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının (oda üst kuruluşu bulunan yerlerde üst kuruluşun) temsilcileri de davet edilerek görüşleri alınır.

Bu Kanun ile büyükşehir belediyesine verilen trafik hizmetlerini plânlama, koordinasyon ve güzergâh belirlemesi ile taksi, dolmuş ve servis araçlarının durak ve araç park yerleri ile sayısının tespitine ilişkin yetkiler ile büyükşehir sınırları dahilinde il trafik komisyonunun yetkileri ulaşım koordinasyon merkezi tarafından kullanılır.

Ulaşım koordinasyon merkezi kararları, büyükşehir belediye başkanının onayı ile yürürlüğe girer.

Ulaşım koordinasyon merkezi tarafından toplu taşıma ile ilgili alınan kararlar, belediyeler ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.

Koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Büyükşehir belediyelerine bu Kanun ile verilen görev ve yetkilerin uygulanmasında, 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz.”

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 9. maddesinin 5. paragraf hükmü uyarınca düzenlenip 15 Haziran 2006, 26199 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliği“nin 5. maddesine göre ise büyükşehir belediye başkanına bağlı olan Ulaşım Koordinasyon Merkezi’nin (UKOME) görev ve yetkilerini düzenleyen 18. madde hükmü aynen şu şekildedir:

Görev ve yetkileri

MADDE 18 – (1) UKOME, büyükşehir içindeki kara, deniz, göl, nehir, kanal ve demiryolu üzerinde her türlü taşımacılık hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesini sağlamak üzere; ulaşım, trafik ve toplu taşıma konularında üst düzeyde yönlendirici karar alma, uygulama, uygulatma ve ilgili mevzuattaki usulüne göre gereken tesisleri kurma, kurdurma ve işletme hak ve yetkilerine haizdir. Bu amaçla;

a) Büyükşehir belediyesinin sınırları içinde, mevzuatla yetkili kılındığı durumlarda mahalli ihtiyaç ve şartlara göre trafik düzeni ve güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri almakla, 

b) Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde nazım plan çerçevesinde, arazi kullanım ve ulaşım planlama çalışmalarıyla büyükşehir ulaşım planını yapmak, yaptırmak, uygulamak ve uygulatmak için gereken karar ve tedbirleri almakla,

c) Trafiğin düzenli bir şekilde akımını sağlamak bakımından alt yapı hizmetleri ile ilgili tedbirleri almak, trafikle ilgili sorunları çözümlemek, trafikle ilgili olarak ülkeyi ilgilendiren veya mevzuat değişikliği gerektiren hususları İçişleri Bakanlığına iletmekle,

ç) Kara, deniz, göl, nehir, kanal ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; otobüs, taksi, dolmuş ve servis durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek, gerçek ve tüzel kişiler ile resmi ve özel kurum ve kuruluşlara ait otopark olmaya müsait boş alan, arazi ve arsaları geçici otopark yeri olarak ilan etmek ve bunların sahiplerine veya üçüncü şahıslara işletilmesi için izin vermek, izin verilen otoparklar ile karayolu üzerindeki diğer park yerlerinde özürlüler için işaretlerle belirlenmiş bölümler ayrılmasını sağlamakla,

d) Karayolu taşımacılığına ait mevzuat hükümleri saklı kalmak üzere, trafik düzeni ve güvenliği yönünden belediye sınırları içinde ticari amaçla çalıştırılacak yolcu ve yük taşıtları ile motorsuz taşıtların çalışma şekil ve şartları ile bu taşıtların teknik özelliklerini tespit etmek, çalıştırılabileceği yerler ile güzergâhlarını tespit etmek ve sayılarını belirlemek, bunlara izin ve çalışma ruhsatı vermekle,

e) Büyükşehir belediyesinin sınırları içinde, ulaşım, toplu taşıma ve trafik mevzuatının büyükşehir belediyesine verdiği yetki doğrultusunda uygulamaya yönelik yönlendirici karar almak ve görüş oluşturmakla,

f) İlçe ve ilk kademe belediyelerce düzenlenen yol ve kavşaklar ile büyükşehir belediyesince yapılan sinyalizasyon sistemlerinde aksaklık tespit edildiği takdirde uyarıda bulunmak ve düzeltilmesini sağlamakla,

g) Büyükşehir belediyesinin sınırları içinde kalan karayollarının bir kısmının veya tamamının yoldan faydalananların bir kısmına veya tamamına kapatılmasına, park edilecek yerler ile zaman ve süresinin ve araçların geliş ve gidiş yollarının ve yollara konulacak trafik işaretlerinin yerlerinin belirlenmesine karar vermekle,

ğ) Büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde, 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun belirlediği sınırlar içinde araçların kullanacağı şeritleri ve yol kullanım esaslarını tespit etmek ve gerekli yasakları koymak, gerekli hal ve yerlerde en çok ve en az hız limitlerini belirlemekle,

görevli ve yetkilidir.

2GB

Bu madde düzenlemesinden; özellikle de (b) fıkrası hükmünden anlaşılacağı üzere Ulaşım Koordinasyon Merkezlerinin (UKOME) ulaşım ana planını yapmak, yaptırmak, uygulamak ve uygulatmak için gereken karar ve tedbirleri almak görevleri olmakla birlikte hazırlanan ulaşım ana planlarını kabul etmek ya da onaylamak görev ve yetkisi bulunmamaktadır. 

Çünkü 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun “Büyükşehir Belediye Meclisi” başlığını taşıyan 12. maddesinin ilk paragrafında “Büyükşehir belediye meclisi, büyükşehir belediyesinin karar organıdır ve ilgili kanunda gösterilen esas ve usullere göre seçilen üyelerden oluşur.” hükmü yer alıp; bu hüküm büyükşehir belediye meclisini, görevlerini tek tek saymak gibi bir yola gitmeksizin büyükşehir belediyesi ile ilgili her türlü konuda en üst karar organı olarak tanımlamıştır. Bu nedenle hazırlanan ulaşım ana planlarının Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) yerine, doğrudan doğruya büyükşehir belediye meclisi tarafından incelenerek kabul ya da reddedilmesi gerekmektedir.

İşte bu çerçevede hazırlık anlamında son demlerini yaşayan İzmir Ulaşım Ana Planı’nın kimin tarafından kabul edileceği, kapsamında İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin yer alıp almayacağı ve onaylanmak amacıyla bakanlığa gönderilip gönderilmeyeceği; şayet gönderilirse nasıl bir onay süreci yaşayacağı İzmir Büyükşehir Belediyesi ile AKP hükümeti; daha doğrusu bundan sonraki süreçte “Cumhurbaşkanı” olarak adlandırılan “Başkan” ile olan ilişkisinin rengini ortaya koyacaktır….

Umarız bu ilişki, bir zamanlar belediye kapısında çekilen “abartılı saygı” fotoğrafı gibi eğilmeyi değil; dik durmayı gerektirir… 

Tarım hizmetlerinin yerel kalkınma modeli olabilmesi… (4)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yerel kalkınma odaklı tarım hizmetlerini ele aldığımız yazı dizisinin bugünkü bölümünde, 2012 yılında 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda bu tür hizmetlerin yapılmasını mümkün kılan yeni düzenlemelerin yapılması nedeniyle 2014 yılından itibaren sunulmaya başlanan tarım hizmetlerinin boyut ve içeriğini incelemeye başlıyor, amaçla işe aşağıdaki soruyu sorarak başlıyoruz. 

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2014 yılından bu yana uygulamakta olduğu tarımsal hizmetlerin boyutu ve içeriği yıllar itibariyle nedir?

İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından 2016 yılının Haziran ayında hazırlanan “İzmir İli/Kenti İçin Bir Tarımsal Gelişme ve Yerleşme Stratejisi” isimli gayriresmi raporun “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir’de Tarımın Yeniden Yapılanmasında Oynadığı Rol” başlıklı bölümünde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2004-2016 döneminde gerçekleştirdiği hizmetler ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır.

Hem bu bilgileri hem de belediyenin web sayfasındaki 2014-2017 dönemi haber arşivini; ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2014-2017 dönemi performans programlarıyla 2014 ve 2015 yıllarına ait faaliyet raporlarındaki bilgileri dikkate aldığımızda yerelde kalkınma amacıyla doğrudan ya da dolaylı yollarla bugüne kadar gerçekleştirdiği tarımsal hizmetleri şu şekilde özetleyebiliriz:

001

A. Kurumsal Yapılanma

İzmir Büyükşehir Belediyesi, görev alanına giren 166 köye hizmet götürmek amacıyla 2007 yılında kurduğu Tarım, Park Bahçeler Dairesi Başkanlığı’nı 2016 yılında Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı olarak yeniden yapılandırarak tarımsal hizmetlerin kalkınmanın yerelden başlamasını sağlayacak biçimde gelişmesini ve İzmir’deki tarımsal gelişmenin çevre dostu ve sürdürülebilir nitelikte olmasını amaçlamış.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 18.11.2016 tarih, 05.1184 sayılı kararı ile kabul edilen 14 maddelik “Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın Çalışma Usul ve Esasları Hakkındaki Yönetmelik” hükümlerine göre, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, Tarımsal Projeler Şube Müdürlüğü ve Kırsal Kalkınma Şube Müdürlüğü olmak üzere iki ayrı müdürlükten oluşmakta olup; her iki şube müdürlüğünün çalışma usul ve esasları hakkında 16 ve 17 maddelik iki ayrı yönerge düzenlenmiştir.

Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın çalışma usul ve esaslarını düzenleyen yönetmeliğe baktığımızda ise, görev, yetki sorumlulukları belirleyen 5. maddede toplam 61 maddeden oluşan bir görev, yetki ve sorumluluk listesinin yapıldığı görülmektedir.

Tüm bir ülkeden sorumlu Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen 639 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede bakanlığa verilen görevlerin 7 satırdan oluşan tek bir paragraf içinde ifade edilmiş olduğunu düşündüğümüzde, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı için yapılan mevzuat düzenlemesinin, ne ölçüde her şeyi ve sorunu önceden en ince ayrıntısına kadar düşünüp düzenleme anlayışından kaynaklandığı ve bu nedenle de yeni yeni sorunlara açık olduğu açık bir şekilde görülecektir.

‘Bütünşehir Yasası’ olarak tanınan 6360 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 2012 sonrasında ise hizmet götürülecek köy sayısı 166’dan 597’ye yükselmiş, böylelikle yürütülen tarım hizmetleri tüm bir ilin ilçe, kasaba ve köylerini kapsamaya başlamıştır.

005

B. Yapılan Hizmetler

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu dönem içinde sunduğu yerel kalkınma odaklı tarım hizmetlerinin bir kısmını doğrudan doğruya Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ve onun bütçesi üzerinden, bunun dışında kalan “süt kuzusu“, “tarım alanlarına yol yapmak” ya da “çiçek ve fidan alımı yapmak” gibi dolaylı hizmetlerini ise diğer hizmet birimleri üzerinden yürütmüştür.

I – Yerel Kalkınmayı Doğrudan Destekleyen Hizmetler

a) Eğitim Hizmetleri: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yerel kalkınma boyutunda verdiği doğrudan tarım hizmetlerinin en önemli bölümünü eğitim ve destek hizmetleri oluşturmaktadır. Bu hizmetlere 2007 yılında Tahtalı Barajı Havzası’ndan başlanmış, daha sonraki yıllarda Yağcılar, Kuşçular, Orhanlı, Ovacık, Zeytinler, Nohutalan, Bademler, Kadıovacık, Efemçukuru, Yeni Bulgurca, Yeniköy, Payamlı, Gödence ve Kavacık köyleriyle Kemalpaşa, Menderes, Bayındır, Menemen, Torbalı, Urla, Seferihisar, Aliağa, Güzelbahçe ve Kınık’ın orman köylerinde İZKA desteği sağlanarak devam edilmiştir. 

Aşağıdaki tablo verilerine göre organik tarım eğitimleri konusunda 2014 yılında düzenlenen 67 toplantıya 904 kişi, 2015 yılında düzenlenen 40 toplantıya 572 kişi katılmış olup; 2016 yılı için hedeflenen sayılar 20 toplantıda 200 kişi, 2017 yılı için hedeflenen sayılar ise 25 toplantıda 250 kişi olarak belirlenmiştir.

2014-2016 döneminde gündemde olmayan iyi tarım eğitimleri konusundaki hedefler ise 2017 yılı için 8 toplantı ve 12 kişi olarak belirlenmiştir.

Yerel çeşitlerin korunması ve alternatif üretim çeşitlerinin geliştirilmesi eğitimlerine 2015 yılında yapılan 184 toplantıya 2.206 kişinin katılmasına karşın; bu konuda 2016 yılı için belirlenen hedef 60 toplantı ve 600 kişi, 2017 yılı için belirlenen hedef de 30 toplantı ve 300 kişi olarak öngörülmüştür.

2014-2016 döneminde yapılmadığı halde 2017 yılında yapılması hedeflenen toprak ve yaprak analizi eğitimi verilecek köy sayısı 140, katılımcı üretici sayısı 800, küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ve hayvansal ürünler eğitimi sayısı 12, bu eğitimi tamamlayan üretici sayısı hedefi 1.800, arıcılık ve arı ürünleri teorik ve uygulamalı eğitimi sayısı hedefi 60, bu eğitimlere katılacak üretici sayısı hedefi 400, kırsal kesimdeki üreticinin üretim şartlarının iyileştirilmesi eğitimi hedef sayısı 7, bu eğitime katılacak hedef üretici sayısı 300, kooperatif ve kooperatifleşme eğitimi hedef sayısı 7, bu eğitime katılacak hedef üretici sayısı ise 200 olarak öngörülmüştür. 

008

b) Destek Hizmetleri: Küçük çiftçi ve üreticilerin kendi aralarında örgütlenmelerini sağlamak amacıyla küçük aile işletmelerinde organik atıkların değerlendirilmesi düşüncesiyle bağ ve bahçe atıklarından humus üretimi özendirilmiş ve bunun tarımda kullanılması sağlanmıştır.

Ayrıca tarım makinelerinin ortak kullanımını özendirmek amacıyla Menderes, Urla ve Seferihisar’ın Yeniköy, Orhanlı  ve Yağcılar köylerinin 30 küçük işletmesinde pilot uygulamalar yapılmış, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Ziraat Odaları işbirliği ile Ortak Tarım Makineleri Parkının kurulması sağlanmıştır.   

Bu dönemde hem Bostanlı ve Balçova’da iki adet ekolojik pazarın kurulması sağlanmış hem de 2012 yılından itibaren üreticinin ihtiyaç duyduğu toprak ve yaprak analizleri ile gübreleme tavsiyeleri yapılmaya başlanmıştır.

Organik pazarlarda denetimi yapılan üretici sayısı 2014 yılında 222 tezgahta 21 üretici, 2015 yılında 196 tezgahta 19 üretici olduğu halde; 2016 ve 2017 yıllarıyla ilgili hedefler 220 tezgahta 20 üretici ve 200 tezgahta 20 üretici olarak belirlenmiş; denetimi yapılan tüketici sayıları ise 2014 yılında 5.750, 2015 yılında 4.505 olarak gerçekleştiği halde 2016 ve 2017 yıllarıyla ilgili hedefler 4.800 olarak belirlenmiştir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2015-2019 dönemi Stratejik Planının “Yerel Ekonomiye Can Verecek Faaliyetleri Yürütmek” olarak tanımlanan hedefi doğrultusunda 2016 yılında 447, 2015 yılında 1.082 adet gübreleme tavsiyesi desteğinin yapıldığı, bu sayının 2016 ve 2017 yılları için 1.100 ve 1.300 olarak belirlendiği; 2014 yılında 447, 2015 yılında 1.082 adet toprak ve yaprak analizi yapıldığı, bu sayının 2016 ve 2017 yılları için 1.100 ve 1.300 olarak belirlendiği; 2014 yılında 75 köyde ve 208,2 hektarlık alanda 187 üretici, 2015 yılında da 147 köyde ve 1.141 hektarlık alanda 567 üretici için toprak verimliliği belirleme işleminin yapıldığı, bu sayının 2016 ve 2017 yılları için 132 köyde ve 230 hektarlık alanda 660 üretici ve 140 köyde ve 1.000 hektarlık alanda 800 üretici olarak belirlendiği görülmektedir.

Yine aynı şekilde organik tarım hakkında teknik danışmanlık yapılan köy sayısı 2014 ve 2015 yılları için 61 olarak gerçekleşmiş olup; 2016 yılı hedefi 30, 2017 yılı hedefi ise 25 köy olarak belirlenmiştir.

Organik tarım hakkında teknik danışmanlık hizmeti verilen üretici sayıları 2014 ve 2015 yıllarında 120 olarak gerçekleşmiş olup; 2016 ve 2017 yıllarında da aynı sayıya ulaşmak hedeflenmiştir.

Organik tarım hakkında teknik danışmanlık hizmeti verilen çiftçi sayısı 2014 yılında 172, 2015 yılında 535 olarak gerçekleşmiş olup; 2016 ve 2017 yılları hedefi ise sadece 50 olarak belirlenmiştir.

2017 yılında iyi tarım uygulamaları kapsamında teknik destek verilecek köy sayısı hedefi 12, üretici sayısı hedefi 10, çiftçi sayısı hedefi ise 50 olarak belirlenmiştir.

Aynı dönemde çiftçiye verilen fidan, küçükbaş hayvan, arı kovanı, arıcılık malzeme seti ve ana arı ile ilgili destekler ise şu şekilde gerçekleşmiştir:

Fidan: Fidan verilen ilçe ve köy sayısı 2015 yılında 21 ilçe, 1.663 köy olmuş, 2016 ve 2017 yıllarındaki hedef 24 ilçe ve 600 köy olarak; fidan dağıtılan kişi sayısı 2015 yılında 55.837 olmuş, 2016 yılındaki hedef 35.000, 2017 yılındaki hedef ise 30.000 kişi olarak; verilen fidan sayısı ise 2015 yılında 1.136.527 olmuş, 2016 ve 2017 yılları hedefi 1.000.000 olarak belirlenmiştir.

Küçükbaş hayvan: 2017 yılında 1.800 üreticiye toplam 6.000 adet küçükbaş hayvanın dağıtılması hedeflenmiştir.

Arıcılık Desteği: 2017 yılında 400 üreticiye 2.000 adet arılı ve arısız kovan, 400 adet arıcılık malzeme seti, 1.250 üreticiye 2.500 adet ana arı dağıtılması hedeflenmiştir.

Ayrıca 2017 yılında ilk kez 7 adet köyde kestane dal kanseri mücadelesi yapılması hedeflenmiştir.

Resim1

II – Yerel Kalkınmayı Dolaylı Yönden Destekleyen Hizmetler

a) Yol Yapım Hizmetleri: Sunulan dolaylı hizmetlerin ilki köy, ova ve üretim yollarının asfaltlanması olmuş ve bu çerçevede 2004-2015 yılları arasında, 400 km’si üretim yolu olmak üzere toplam 4.000 km yol asfaltlanmıştır.  

b) Tarımsal Ürün Alımları: Bunun yanında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ihtiyacı olan çiçek, fidan, zeytinyağı, süt, yoğurt ve peynir alımlarının “sözleşmeli üretim” modeliyle 2000’den fazla ortağa sahip S.S. Tire Süt Müstahsilleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, yaklaşık 400 üyeli S.S. Bayındır Çiçek Üreticileri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi (BAYÇİKOOP), S.S. Ödemiş Bademli Fidancılık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, 232 ortaklı Urla Bademler Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ve S.S. Kiraz İğdeli ve Çevre Köyleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi gibi kooperatiflerden yapılması suretiyle kooperatifleşmenin güçlenmesine çalışılmıştır.  

Bu dönemde tarım ölçeğindeki yerel kalkınmayı sağlamak amacıyla yapılan çalışmalardan biri de işin planlama boyutunda Urla, Çeşme, Karaburun, Seferihisar ve Güzelbahçe ilçelerini kapsayan 2014 tarihli Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesi ile Aliağa, Bergama, Dikili, Foça, Kınık, Kemalpaşa ve Menemen ilçeleri ile Gediz Deltası’nın Çiğli İlçesi içinde yer alan bölümlerini kapsayan 2016 tarihli “Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Yerel Kalkınma Stratejisi” belgesinin hazırlanması, 2016 yılı içinde de “Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi” hazırlık çalışmalarına başlanmış olmasıdır.

Hazırlanan bu strateji belgelerinde Yarımada bölgesi ile Gediz-Bakırçay Havzası’nda tarımsal kalkınmanın gelişmesi için farklı alanlar için farklı öneriler geliştirilmekle birlikte; hazırlanan belgeler bir plan niteliğinde olmadığı ve bu nedenle bir eylem planına dönüşmediği için hangi önerinin kim tarafından hangi süre içinde ne şekilde yapılacağına ilişkin bir öngörüde bulunulmadığı belirlenmiştir.

002

C. Yapılan Harcamalar

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait 2014, 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait performans programlarıyla faaliyet raporları üzerinde yaptığımız incelemeler sonucunda; yerel kalkınma odaklı tarımsal hizmetler için yapılan harcamaların 2014 yılında 1.744.789,83 TL, 2015 yılında da 12.846.420,79 TL olup; bu miktarların belediyenin o yıllardaki toplam harcaması içindeki payının 2014 yılı için % 0,07, 2015 yılı için de % 0,39 olduğu; 2016 ve 2017 yıllarında harcanması öngörülen tutarların ise 2016 yılı için 11.145.000.- TL., 2017 yılı için de 21.924.000.-TL. olup bu rakamların da toplam performans harcamaları içindeki payının ise sırasıyla % 0,39 ve % 0,64 olduğu görülmüştür.

Tarım arazilerine yapılan asfaltlamalar, kooperatiflerden çiçek, fidan ve süt alınması gibi dolaylı tarımsal hizmetler için yapılan harcamalar doğrudan doğruya kendi hizmet amaçları içinde yorumlanıp ilgili oldukları birimler ve onların harcamaları içinde gösterildiğinden; ayrıca bu tür hizmetler için ayrı bir maliyetlendirme çalışması yapılmadığı için bu tür hizmetler için ne ölçüde harcama yapıldığı bilinememektedir. Bilinse bile bu tür harcamaların birincil amacı sosyal hizmetlerle ya da ulaşım hizmetleriyle ilgili olduğu için bu harcamaların yarattığı faydanın da öncelikle kendi amaçları içinde değerlendirilmesi daha doğru olacaktır.

Devam Edecek…

 

Geçmiş, bugünle ve gelecekle bağlantısı kurulmadığı sürece ne işe yarar?

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi tarafından düzenlenen Uluslararası İzmir Göç ve Mübadele Sempozyumu‘nu izledim.

27-28 Nisan 2017 tarihlerinde Kültürpark’taki İzmir Sanat’ta düzenlenen sempozyumun, son yıllarda İzmir Akdeniz Akademisi’ne göre ihmal edilen Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM) tarafından düzenlenmiş olması oldukça sevindirici bir gelişmeydi. Çünkü böylelikle sözkonusu kurum kendisinden beklenen bir görevi yapmış olacak, İzmir’in geçmişi ile bugünü ve geleceği arasında bir köprü kurmuş olacaktı. 

Çünkü İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı rahmetli Ahmet Piriştina, “İtfaiye Binası’ndan İzmir Kent Müzesi ve Arşivi’ne” isimli kitapçığın başındaki Sunuş yazısında aynen şunları söylüyordu:

…Kent müzesi ve arşivlerinin geçmişle yaşanılan zamanı birleştiren özelliklerini düşündüğümüzde, kentli bilinci üretme konusunda oynadıkları rol kendiliğinden anlaşılacaktır. Çünkü kent sakinlerinin yaşadıkları mekana, yani kente, aidiyet bağı oluşturmaları kentli bilincinin varlığıyla yakından ilgilidir. Bu bilincin oluşması, kentin geleceği belirlenirken geçmiş bağların kopartılmaması gerektiği fikrini de beraberinde getirecektir.¹

GÖÇ VE MÜBADELENİN ACI ÖYKÜSÜ İZMİR SANAT'TA

Bu düşünce ve öngörü aslında geniş bir vizyonu işaretliyordu. O nedenle de, düzenlenen sempozyumun İzmir’in bugüne kadar karşı karşıya kaldığı iç ve dış göçlerin tarihi ile kentin bugününü ve geleceğini birleştiren bir platformu oluşturması gerekirdi.

İşte bu vizyon ve öngörü çerçevesinde bu sempozyumla kentin 19. ve 20. yüzyıllarda yaşadığı göçlerle bugün yaşadığı göçler arasında tarihi, toplumsal, ekonomik ve kültürel bir ilişki kurarak İzmir kentinin iç ve dış göçle ilgili politika ve stratejilerinin belirlenmesi mümkün olurdu.

Ancak hazırlanan sempozyum programına bakıp sunumları izlediğimizde, -ne yazık ki- böylesi önemli ve tarihi bir fırsatın kaçırıldığını; tümüyle bir “tarihçi” sempozyumu olarak düzenlenen bu organizasyonda kentin bugünkü koşullarda dünyada önemli bir mülteci, göçmen ve sığınmacı merkezi olarak tanınmasını sağlayan güncel durumu ile ilgilenilmediğini, bu konunun “es geçildiğini” gördük.

Oysa sempozyumun kapsamına İzmir’in bugün karşı karşıya olduğu güncel göçmen, mülteci ve sığınmacı sorunlarıyla ilgili konu ve konuşmacılar yerleştirilmiş olsa ve bu konularla kentin tarihsel geçmişi arasında bir bağlantı kurulmuş olsaydı, sadece tarih konuşmuş olmanın ötesine geçilerek tarihin bize verdiği bilgi ve deneyimler ışığında, bu kentin göçmenlere, mültecilere ve sığınmacılara yönelik politika ve stratejilerinin belirlenmesi için -belki de- ilk adımların atılması sağlanabilirdi.

sempafis4 (457x640)

Ama tabii ki adeta sempozyumun niteliğini belirlemek isteyen bir tavır içinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından ifade edilen “ben göç sözcüğünü eskimiş buluyorum, onun yerine güzergah değişimini sözcüğünü öneriyorum” ya da “Suriye göçünün nedeni, Dünya’nın küreselleşememesi ya da iyi yönetilememesidir” veya “zorunlu göç yoktur” gibi genel kabul görmemiş ve çoğu dinleyici tarafından kabul görmeyen şahsi tezler ışığında ele alınan konular arasında sadece Rumlara, muhacir ve mübadillere, Boşnak Müslümanlarıyla Kafkasya göçmenlerine, Pomaklarla Kırım Türklerine ve Sefarad Yahudilerine; hatta Macarlara bile yer verilen bir sempozyumda bu kentte bir zamanlar yaşayıp göç etmek zorunda kalan Ermenileri, bu kente göç etmiş Arnavutları ya da Cumhuriyet Dönemi’ndeki zorunlu göçlerle Dersim’den, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan getirtilerek bu kent ya da bölgede iskan ettirilmiş Kürtleri unutmak, onları böylesi bir sempozyumun kapsamı dışında tutmak nasıl bir bilimsellik ve etikle izah edilecektir bilemiyorum…

s-957c24d345a694d26000bd9dcdbf40afa8f25569

Evet, tarihin, bu kentin geçmişte yaşadığı göçlerin ele alınıp konuşulduğu sempozyumların düzenlenmesi, bu sempozyumda konu ile ilgili tüm konuların uzmanları tarafından ele alınıp konuşulması güzel ve takdir edilecek bir çalışmadır…

Ancak, bilerek ya da bilmeyerek bazı kesimleri bunun dışında tutmamak ve geçmişle günümüz ve geleceğimiz arasında akılcı bağlantılar kurarak temel politika ve stratejilerin oluşmasına katkıda bulunmak koşuluyla…


¹ İtfaiye Binasından İzmir Kent Müzesi ve Arşivi’ne, İzmir Büyükşehir Belediyesi Yayını, Mart 2002, s. 5

Tarım hizmetlerinin yerel kalkınma modeli olabilmesi… (3)

Ali Rıza Avcan

Bugünkü sorumuz, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2014 yılından bu yana yerel kırsal kalkınma çerçevesinde yaptıklarının herhangi bir plan ve programa dayanıp dayanmadığı ile ilgili… Sorunun önceden belirlediğimiz biçimi ise şu şekilde:

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce 2014 yılından bu yana yürütülmekte olan yerel tarımsal hizmetlerin temel vizyon ve misyonuyla stratejik ve politik öncelikleri, amaç, hedef, faaliyet ve projeleri belli midir? Bu konularda önceden belirlenmiş bir eylem planı var mıdır?

Bu konuyu araştırmaya başladığımızda belediyenin web sayfasında ya da başka bir ortamda buna ilişkin bir bilgiye, belgeye ulaşamadığımız için İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne Bilgi Edinme Hakkı çerçevesinde verdiğimiz 16 Nisan 2017 tarihli dilekçe ile, “Tarımda Yerel Kalkınma” sloganı çerçevesinde 2014-2017 döneminde yürüttüğünüz çalışmalarla ilgili olarak bütün bu çalışmaların hedef ve amaçlarını, vizyon ve misyonuyla politika ve stratejilerini; ayrıca yaptığınız ve yapacağınız faaliyet ve projelerinizi gösteren stratejik bir planla eylem planının bulunup bulunmadığını” sormuş; ancak aldığımız yanıt ve yaptığımız görüşmelerde bizimle ilişkiye geçen Tarım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı görevlilerinin dahi bu konuda bir bilgilerinin olmadığı anlamıştık.

Tam, aslında belediyenin bu konularda bir stratejisi, politikası, amaç ve hedefi yok herhalde diye düşünürken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun danışmanı olarak çalışan Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin Academia.edu isimli bilimsel araştırma portalı sayfasında, biraz da tesadüfün eseri olarak Haziran, 2016 tarihini taşıyan 122 sayfalık “İzmir İli/Kenti İçin Bir Tarımsal Gelişme ve Yerleşme Stratejisi” başlıklı belgeye rastladık.

Bulduğumuz bu belge tam da bizim istediğimiz şeylere, sorduğumuz sorulara yanıt veren bir belgeydi.

Ancak bu belge, 2015 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan 10 ayrı odak grup çalışması sonrasında yazılmış olmakla birlikte; henüz tartışmaya açılmamış ve kesin şeklini almamıştı. Nitekim bu durum, belgenin 2. sayfasında, “Bir yıldır yapılan odak grup çalışmaları sonucunda ulaşılan sonuçlar bu raporda ortaya konulmuştur. Ama ortaya çıkan bu sonuç odak grup katılımcıları ve İzmir’deki diğer ilgili aktörlerin katılımıyla yeniden tartışmaya açılacak ve hazırlanan strateji ve politikalar çerçevesinde nihai formu verilecektir.” şeklinde ifade edilmekteydi.

Odak Grup Toplantısı 01

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin web sayfasındaki 25 Haziran 2015 tarihli ve “Tam 12’den” başlıklı haberden de anlaşılacağı üzere, ilk gün yapılan organik tarım ve büyükbaş hayvancılık konulu odak grup toplantılarına  sırasıyla Ali Ekber Yıldırım (Dünya Gazetesi Yazarı), Atilla Ertem (Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği Başkanı), Prof. Dr. Uygun Aksoy (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü), Şule Azak (Ege Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü), Tunç Kolatan (IMO Kontrol Sertifikasyon Kuruluşu yöneticisi), Arif Gürdal (Organik süt üreticisi), Mehmet Ali Işık (Organik kuru meyve işleyici ve ihracatçısı), Dr. Muazzez Cömert (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü), Pelin Omuroğlu Balcıoğlu (Organik ürün üreticisi), Damla Çetinkol (Organik tavuk ve yumurta üreticisi), Prof. Dr. Dursun Eşiyok (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi), İsmail Irmak (Organik tarım üreticisi), Mahmut Eskiyörük (Tire Süt Kooperatifi Başkanı), Ömer Törnek (Teta-Teknik Tarım), Hüseyin Özşenoğulları (Pehlivanoğlu Et Direktörü), Bülent Arman (İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Üyesi), Ali Gülkaynak (İzmir Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı), Halil Tokoğlu (Üretici), Prof. Dr. Harun Reşit Uysal (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi) ve Prof. Dr. Yaşar Uysal (Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi), belediyeden de Aysel Özkan (Genel Sekreter Yardımcısı), Prof. Dr. İlhan Tekeli (Danışman), Mehmet Ural (Danışman), Bülent Tanık, Ertuğrul Tugay (Tarımsal Projeler Şube Müdürü), Ferdan Çiftçi (Yüksek Ziraat Mühendisi), Ahmet Tomar (Yüksek Ziraat Mühendisi), Nadir Aykut (Yüksek Ziraat Mühendisi), Ayşegül K. Seçgin (Ziraat Mühendisi), Alev Sevin (Gıda Teknikeri), Ertuğrul Altunel (Ziraat Mühendisi) katılmıştı.

Odak Grup Toplantısı 04

Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından hazırlanıp henüz tartışmaya açılmamış olan bu belge içindeki bilgilere göre aynı yıl içindeki farklı tarihlerde 8 ayrı odak grup çalışması daha yapılmıştı. Bunlar sırasıyla şu şekildeydi: 10 Eylül 2015 tarihinde Küçükbaş Hayvancılık, 10 Eylül 2015 tarihinde Yaş Meyve ve Sebze, 11 Eylül 2015 tarihinde Kuru Meyve, 11 Eylül 2015 tarihinde Zeytin ve Zeytincilik, 18 Kasım 2015 tarihinde Pamuk, 18 Kasım 2015 tarihinde Süs Bitkileri ve Seracılık, 3 Aralık 2015 tarihinde Yem Bitkileri, 3 Aralık 2015 tarihinde Tıbbi ve Aromatik Bitkiler odak grup toplantısı.

Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından hazırlanan “İzmir İli/Kenti İçin Bir Tarımsal Gelişme ve Yerleşme Stratejisi” isimli belgeye baktığımızda ise, kendisinin geliştirdiği ancak bilim dünyasında yeterince tartışılıp kabul görmemiş olan artık kır-kent ayrımının olmadığı, böyle bir ayrım yapmanın mümkün olmadığı ve kentlerin artık yığılmalar olarak tanımlanması gerektiği şeklindeki şahsi tezleri çerçevesinde tarımın Dünya ve Türkiye ile İzmir’deki tarihi, toplumsal, ekonomik ve kültürel değişimi boyutunda İzmir ili ya da kenti bütününde uygulanmasını önerdiği bir kısım gelişme strateji ve politikalarının geliştirildiğini görürüz.

Odak Grup Toplantısı 03

Ancak bu strateji ve politikaların gelişimi ile ilgili katılımcı süreçler henüz sonuçlanmadığı ve kesinleşmediği açık bir şekilde belirtildiği için, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu raporun düzenlendiği tarihin öncesi ya da sonrasında yürüttüğü yerel kırsal kalkınma çalışmalarının önceden belirlenmiş herhangi bir özel politika, strateji, amaç ve hedefe göre yürütülmediği, bu konuda hazırlanmış ayrıntılı bir eylem planının bulunmadığı, 2014-2017 döneminde yürütülen hizmetlerin tümüyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2010-2017 ve 2015-2019 dönemlerine ait stratejik planlarındaki öncelikler, stratejiler, amaç, hedef, faaliyet ve projeler doğrultusunda gerçekleştirildiği söylenebilir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2010-2017 ve 2015-2019 dönemlerini kapsayan stratejik planlarındaki öncelikler, stratejiler, amaç, hedef, faaliyet ve projeler ise şu şekilde özetlenebilir:

2010-2017 Dönemini kapsayan ilk stratejik plan döneminde tarımsal hizmetlerle ifade edilen yerel kalkınma çalışmaları için özel bir öncelik alanının belirlenmediği; bu çalışmalar kapsamında yapılması düşünülen arıcılık ve ipekböcekçiliği faaliyetlerine ilişkin hizmetlerle organik tarım ve pazarlarla ilgili hizmetlerin “Çevre Yönetimi: Doğa Dostu Kent İzmir” teması; gübreleme tavsiyesi, toprak verimliliği analizi, ekolojik köy oluşumu ile ilgili çalışmaların ise “Enerji: Çevre Dostu Enerji Kaynaklarını Harekete Geçiren Kent İzmir” teması boyutunda ele alındığı görülmektedir.

2015-2019 Dönemini kapsayan ikinci stratejik plan döneminde tarımsal hizmet olarak nitelenen yerel kalkınma çalışmaları için yine özel bir öncelik alanının belirlenmediği; tarım hizmetleri üzerinden gerçekleştirilecek yerel kalkınma için doğrudan ve dolaylı bir şekilde yapılacak faaliyetler/projeler ile sonuç alınmaya çalışıldığı görülmüştür. 

Doğrudan sonuç alınacak faaliyetler için belirlenen amaç ve hedefler, “Turizm ve Yerel Ekonomi: Yerelde Kalkınmayı Destekleyen ve Geliştiren Akdeniz’in Tasarım ve Turizm Merkezi Kent İzmir” teması çerçevesinde 08.01.02.01 performans koduyla tanımlanan “Tarımsal Projeler ve Laboratuvar Hizmetlerinin Geliştirilmesi“, “Kırsal Kesimde Gelir Getirici Faaliyetlerin Desteklenmesi” ve “Tarımsal Hizmetlerin Geliştirilmesi” faaliyetleri/projeleri ile,

014

Dolaylı yoldan sonuç alınacak faaliyetler için belirlenen amaç ve hedefler ise “Sosyal Dayanışma ve Sağlık: Sosyal Belediyecilik Yaklaşımı ve Dayanışma Ruhuyla Engelleri Aşan Kent İzmir” teması çerçevesinde 06.02.01.01 performans koduyla tanımlanan “Süt Kuzusu Projesi” ile “Çevre Yönetimi: Doğa Dostu Kent İzmir” teması çerçevesinde 02.01.05.01 performans koduyla tanımlanan “İpekyolu Cicipark Düzenlemeleri“, “Yeşil Alan Bakım Hizmetlerinin Geliştirilmesi“, “Yeni Rekreasyon Alanları Yapılması“, “Kent Ormanları“, “Meydanlarda Yeşil Alan Düzenlemeleri“, “Yeşil Alan İkmal Hizmetlerinin Geliştirilmesi“, “Yeşil Alanlar Yapım Hizmetlerinin Geliştirilmesi” ve “Fidanlık Bitki Koruma Faaliyetlerinin Geliştirilmesi” faaliyetleri/projeleri ile sağlanmaya çalışılmaktadır. 

Sonuç olarak bugün sorduğumuz soruya yaptığımız bütün bu inceleme ve irdelemeler sonucunda şu şekilde cevap verebiliriz:

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yerel kalkınma odaklı tarım hizmetleri için İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından 2016 yılında bir strateji belgesi hazırlanmış olmakla birlikte; bu belge henüz halkın katılım sürecine açılmadığı için, tüm çalışmalar 2010-2017 ve 2015-2019 dönemlerini kapsayan stratejik planlar boyutunda yürütülmekte, yerel kalkınma odaklı tarım hizmetleri için özel bir vizyon ve misyonla politika, stratejik öncelik, amaç, hedef, faaliyet ve proje belirleyen özel bir stratejik çalışmanın yapılmadığı, uzun bir süredir yürütüldüğü söylenen bu çalışmalar için ayrı bir eylem planının bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Nitekim geçtiğimiz günlerde Tarım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı görevlileriyle yaptığımız yüz yüze görüşmede de, yönetici ve çalışanların büyük bir koşuşturma içinde böylesi bir plan ve program belgesinden haberdar olmadıklarını anlamış, her şeyin gelen talepler boyutunda gerçekleştiğini fark etmiştik.

Devam Edecek…

Tarım hizmetlerinin yerel kalkınma modeli olabilmesi… (2)

Ali Rıza Avcan

Büyükşehir belediyelerinin, eskiden il özel idarelerine ya da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı taşra birimlerine ait bölgesel/kırsal kalkınma odaklı yerel tarım hizmetlerini yapması kendi inisiyatifleriyle ortaya çıkmış bir hizmet midir yoksa bu hizmetler onlara merkezi yönetimin yasalarla verdiği, onlardan beklenen bir görev midir? Şayet böyle yeni bir görevlendirme yapılmışsa bu değişikliğin temel nedeni nedir ve bu durum bugüne kadar nasıl bir gelişim göstermiştir?

Bir ülkenin, bir bütün olarak dengeli, sağlıklı ve etkin bir şekilde kalkınıp gelişmesini sağlamak amacıyla temel politika, strateji, hedef ve projeler belirleyerek kalkınmayla ilgili plan ve programların hazırlanması hepimizin bildiği klasik bir yöntemdir. O nedenle biz bu yöntemi, 1930’lu ve 1960’lı yıllardan bu yana hep tüm ülkenin kalkınmasını sağlayacak bir yönetim işlevi olarak bildik ve uyguladık. Savunduğumuz bu ulusal kalkınma modeline göre ülkemizin gelişmiş ve gelişmemiş bölgeleri arasında adil bir denge oluşturarak ve gelişmemiş/az gelişmiş bölgelerin kalkınmasına önem ve öncelik vererek tüm bir ülkenin kalkınmasını arzuladık ve bunu sağlamak amacıyla birbirini izleyen birçok kalkınma planını hazırladık. Hazırladığımız bu planların başarısı tartışmalı bile olsa, en azından klasik ulusal kalkınma planlamasından vazgeçilen son yıllarda bir türlü gerçekleşmeyen % 6-8 aralığındaki kalkınma oranlarının hep o yıllarda gerçekleştiğini gördük ve yaşadık

Ancak çağdaş kapitalizm, bir süre sonra elindeki bu klasik planlama yöntemiyle değişik ülke ve ulusları tek bir pazar haline getiremediği, hepsine birden aynı anda hükmedemediği için bu klasik yöntemin ömrünü doldurduğunu iddia ederek sözünü geçirebildiği ulus devletleri küçültüp tüm ülkeleri tek bir pazar haline getirebileceği yeni yöntemlerin arayışına girmişti. Çünkü her ülkenin ulusal sınırları ve bu ulusal sınırlar içinde uygulanan korumacı ulusal kalkınma planları uluslararası sermayenin her zaman işine yaramıyor; hatta zaman zaman ya da yer yer kendisine yeni engeller çıkarıyordu.

Bu arayışın sonucuna, 1989 yılında Dünya Bankası’nın Afrika’daki durumu bir “yönetişim krizi” olarak niteleyen bir raporla ulaşıldı ve bundan böyle gelişmekte olan ülkelerle ilişkilerde klasik “yönetim” anlayışından vazgeçilerek onun yerine “yönetişim” denilen siyasi iktidar aracının kullanılacağı ilan edildi. 

Ardından Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Birleşmiş Milletler (UN), Avrupa Birliği (EU), Uluslararası Para Fonu (IMF), Amerikan Merkez Bankası (FED) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) gibi uluslararası sermayenin egemenliğindeki kuruluşların destek ve katkılarıyla bu kavramın içi doldurulmaya, daha kullanışlı hale getirilmeye çalışıldı. 

Yönetişim 003

Kalkınmakta olan tüm gelişmemiş ülkelere hararetle önerilen; hatta siyasi bir baskı aracı olarak dayatılan “yönetişim” denilen bu siyasi iktidar aracı, ‘hesap verme‘, ‘hukuk devleti‘, ‘demokratikleşme‘, ‘katılım‘, ‘şeffaflık‘, ‘diyalog‘, ‘uzlaşma‘ gibi kimsenin reddedemeyeceği, o nedenle genel anlamda kabul gören; ancak içi boş ve parlak bu sözcüklerin eşliğinde merkezdeki ya da yereldeki iktidarların “özel sektör” ve “sivil toplum” adı verilen gruplarla  çalışmasını, devletin ya da yerel yönetimlerin onlara rehber olmasını öneriyor, bu arada bütüncül ülke kalkınması anlayışından vazgeçilerek onun yerine bölgesel ya da yerel kalkınma anlayışının kabul edilmesini istiyor; bunun eskiden olduğu gibi merkezdeki bir kalkınma örgütü (DPT) yerine bölgesel kalkınmadan sorumlu gördüğü bölge kalkınma ajansları ve yerel yönetimler eliyle yapılmasını dayatıyordu.

Bundan böyle ülke kalkınması merkezi ulus devlete bağlı olmaksızın; ancak onların desteği ya da rehberliğini alarak yereldeki bölge kalkınma ajansları tarafından planlanıp sağlanacak ve bu kalkınmada merkezi yönetimden çok yerel yönetimler belirleyici olacaktır.

Merkez karşısında yereli güçlendirirerek ve yerelin bölge kalkınma ajansları eliyle uluslararası sermayeyle ilişkiler kurmasını sağlayarak geliştirilen bu model önerisi, ne yazık ki hem dış zorlamaların hem de gönüllü işbirliklerinin sonucu olarak birçok ülkenin anayasasına ve yasalarına girmiş, fiili olarak da uygulama olanaklarına kavuşmuştur.

İşte bu anlamda, merkezi yönetime ait birçok görev merkezdeki bakanlıkların, genel müdürlüklerin ve il özel idarelerinin elinden alınarak; hatta il özel idareleriyle Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün merkezdeki ve taşradaki birimlerinin dağıtılması , Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın merkez ve taşra kuruluşları yetkileri nin azaltılması sağlanarak; ayrıca belediye ve büyükşehir belediyesi yasalarında buna ilişkin değişiklikler yapılarak, kırsaldaki birçok köyün bir mahalle olarak büyükşehir belediyelerine bağlanması sağlanarak bu modelin uygulanabileceği bir ortamın yaratılmasına çalışılmıştır.

Ama neyse ki, Türkiye’nin 2005-2006’lı yıllarda Avrupa Birliği ile yaşadığı balayının beklenenden erken bitmesi ve Avrupa Birliği’nin önerdiği politika ve modeller yerine daha milliyetçi ve güvenlik odaklı politikalara önem verilmesi nedeniyle çoğu “yönetişim” kurumunun ulusal iktidardan bağımsız olması sağlanamamış, bağımsızlığı uluslararası sermaye açısından çok önemli olan Merkez Bankası ya da Sermaye Piyasası Kurulu bile hükümetlerin denetim ve yönlendirmesinden çıkarılamamıştır.

İşte o anlamda, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2014 yılından bu yana İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) desteğiyle uygulamakta olduğu yerelde kalkınmayı hedefleyen tarım hizmetleri, Dünya Bankası (WB) kaynaklı “yönetişim” zihniyetinin bir sonucu olarak mevzuatta yapılan değişikliklerle oluşturulan uygun ortamda, aynen okullara ya da sağlık tesislerine belediyelerin yardımcı olmasını sağlayan düzenlemeler gibi büyükşehir belediyelerine yüklenen yeni hizmetlerden sadece biridir. İşte o nedenle yapılan hizmetler, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin doğrudan kendisinin yarattığı bir hizmet değil; ona bu hizmetleri bir görev olarak yükleyen “yönetişim” zihniyetinin doğal bir sonucudur. 

Resim1

Bugün, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde bu işleri yapmak amacıyla kurulmuş olan Tarım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’nda çalışanlardan çoğunun eskiden İzmir İl Özel İdaresi’nde, Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü’nde ya da İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nde çalışmış olması veya oradan devren atanmış olmaları bile merkezi yönetime ait eski görevlerin nasıl belediyelerin yeni görevi olarak örgütlendiğinin de en somut örnekleri olarak kabul edilebilir.

Devam Edecek…

Tarım hizmetlerinin yerel kalkınma modeli olabilmesi… (1)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi uzunca bir süredir kendine özgü bir yerel kalkınma modeli geliştirdiğini ve bu modelin başlangıçta Ege olmak üzere tüm ülkeye örnek olduğunu, bu modelin Birleşmiş Milletler (BM) çalışmalarına bile ışık tutacağını iddia etmekte…

Bu konuda Cem Seymen, Gila Benmayor, Deniz Sipahi gibi Doğan Medya kalemlerinin övgü dolu methiyeleriyle reklam kokan bir kampanya yürütülmekte. Böylelikle Seferihisar merkezli alternatif bir kalkınma modeli olarak ortaya konulan ve ülkemizdeki birçok yerleşimde uygulanmaya başlayan Yavaş Şehir Modelinin karşısına, adeta onu gölgelemek istercesine Dünya Bankası tarafından önerilen neoliberal özelliklerdeki Sürdürülebilir Yerel Kalkınma Modeli ile çıkılmaya çalışılmaktadır. 

Ayrıca 30 Mayıs 2014 tarihli bir belediye haber bülteninden öğrendiğimize göre, bununla yetinilmeyerek 2014 yılında akademisyenlerden oluşan bir heyetle Rusya’ya çıkartma yapılarak İzmir’de yapılanların bir model olarak ihracına bile cesaret edilmiştir. Tabii ki Rusya’daki yerel yönetimlerin bu modelden feyz alıp uygulayacağı umuduyla…

Akademisyenlerin Rusya seferinden söz eden habere göre, heyetin başında olan Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Gazetecilik ABD Başkanı Prof. Dr. Gülgün Erdoğan Tosun, kendi uzmanlık alanı dışındaki bu konu ile ilgili olarak aynen şunları söylemiş: 

İzmir’deki yerel kalkınma modeli, kırsal alanlardan kente göçün önlenmesi, gecekondulaşmanın önüne geçilmesi, kırsal yoksulluğun önlenmesi, kentsel yoksulluğun etkilerinin azaltılması, üreticilerin örgütlenmesinin sağlanması ve kentin yerelde kalkınması gibi çalışmalar, yerel dinamikler bir araya getirilerek ortak akıl platformunda geliştiriliyor. Bu da İzmir’in farklılığını ortaya koyuyor.”

p18ihltd7s1ubf164843l1mes1n2i4

Evet, bütün bu söylenen ya da yazılanlar İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılan tarımsal hizmetlerin İzmir’in Türkiye’ye ve Dünya’ya örnek olduğunu, böylelikle İzmir’in diğerlerinden farklılığını gösterdiğini iddia ediyorlar.

İnsan bu iddiaları duyup okudukça, bir zamanlar yine İzmir patentiyle ortaya atılan işbirliği ya da güçbirliği modellerini; hatta adına holdingler bile kurulan sonuçsuz girişimleri anımsamadan edemiyor… Hani bir zamanlar İzmir’in diğer kentlerden farklılığı olarak takdim edilip yere göğe konulamayan; ancak geçen zaman içinde hüsrana uğranılan başka bir iş modelini hatırlamadan geçmek de mümkün olmuyor… 

Kentin mazisi, böylesine şeyleri icat edip ortaya atanların bile hatırlamak istemediği başarısız modellerle dolu olduğu için isterseniz şimdi de yeni bir şeymiş gibi ortaya atılan bu yeni iş modelinin, gerçekten bir model olup olmadığını, onu diğerlerinden farklı ve özgün kılan bir özelliğe sahip olup olmadığını gösterecek doğru sorularla test etmeye; böylelikle yeni bir hayal kırıklığı daha yaşamamaya çalışalım.

İlk olarak ortada gerçekten örnek alınacak ya da Birleşmiş Milletler’e ya da Rusya’ya bile ışık tutacak bir yerel kırsal kalkınma modeli var mıdır diye soralım.

Ardından büyükşehir belediyelerinin yerel kırsal kalkınmayı sağlamak amacıyla hizmetler vermesi düşüncesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi açısından gerçekten ilk kez düşünülmüş, bu alanda ortaya atılmış bir fikir ve çaba mıdır diye devam edelim.

Bu soruların devamında, model olarak tanımlanan bu çalışmaların benzerlerinden farkı, model olmasını sağlayan üstünlükleri, kendisini örnek alacak girişimler üzerindeki etki gücü, özellikleri, boyutu ve sürdürülebilirliğini mümkün kılan kurumsal yapılanması nedir diye devam edelim.

Ayrıca model olduğu iddia edilen bu hizmetler başka yerlerde de uygulanabilecek özelliklere sahip midir ve bu topraklara; yani İzmir’e özgü, patenti bize ait bir çalışma mıdır diye soralım.

Şayet bütün bu sorulara tatmin edici yanıtlar verildiği takdirde yapılan hizmetlerin benzerlerinden farklı bir şekilde biricik olma ve başka yerlerde uygulanma özelliğine sahip bir model olduğunu kabul etmemiz gerekecek. Aksi takdirde yazılıp çizilenlerin tümüyle bir yakıştırma ya da reklam kokan bir abartı olduğunu kabul etmemiz kolaylaşacak.

izmir-buyuksehir-belediyesi-yerelde-kalkinma-calismalarina-devam-ediyor6965ea46c04b704cf85b

O nedenle, bundan sonraki yazılarımızda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce model olarak tanımlanan tarımsal hizmetlerle ilgili aşağıdaki sorularımıza yanıtlar arayarak işe başlayalım derim:

1. Büyükşehir belediyelerinin, eskiden il özel idarelerine ya da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı taşra birimlerine ait bölgesel/kırsal kalkınma odaklı yerel tarım hizmetlerini yapması kendi inisiyatifleriyle ortaya çıkmış bir hizmet midir yoksa bu hizmetler onlara merkezi yönetimin yasalarla verdiği, onlardan beklenen bir görev midir? Şayet böyle yeni bir görevlendirme yapılmışsa bu değişikliğin temel nedeni nedir ve bu durum bugüne kadar nasıl bir gelişim göstermiştir?

2. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce 2014 yılından bu yana yürütülmekte olan yerel tarımsal hizmetlerin temel vizyon ve misyonuyla stratejik ve politik öncelikleri, amaç, hedef, faaliyet ve projeleri belli midir? Bu konularda önceden belirlenmiş bir eylem planı var mıdır?

3. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2014 yılından bu yana uygulamakta olduğu tarımsal hizmetlerin boyutu ve içeriği yıllar itibariyle nedir? İzmir Büyükşehir Belediyesi 2014-2017 döneminde bu konularda neler yapmıştır?

4. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yürütülen yerel kalkınma odaklı tarımsal hizmetlerin bu konularda faaliyet gösteren diğer resmi ve özel kurumların yaptığı hizmetlerden farkı var mıdır ve bu kurumlarla ilişkisi ne düzeydedir?

5. İzmir Büyükşehir Belediyesi 2014 yılından bu yana sürdürdüğü tarımsal hizmetlerin sonucunu izleyip değerlendirmekte ve başarısını ölçmekte midir?

Yazı dizimizin izleyen bölümlerinde bu sorulara yanıtlar arayarak bizlere bir yerel kalkınma modeli olarak takdim edilen hizmetlerin gerçekten bir yerel kalkınma modeli olup olmadığını; ayrıca başka yerel yönetimlere, ülkelere hatta Birleşmiş Milletler’e önerilebilecek bir model mi olduğunu sorgulamaya çalışacağız. Tabii ki sizlerden gelecek yeni soru ve katkılarla birlikte…

Devam Edecek…