İzmir Tarih Projesi, başarılı mı; yoksa başarısız mı? (1)

Ali Rıza Avcan

Dünyadaki gelişmiş her ülkede, İzmir Tarih Projesi gibi tüm bir kenti ilgilendiren büyük projelerin, projenin başlangıçtaki amaç ve hedeflerine ulaşıp ulaşmadığı belirli periyotlarda araştırılıp ortaya konulur ve bunu belgelemek amacıyla faaliyet raporları yayınlanır. Bizde ise, aradan koskocaman bir sekiz yıl geçmiş olmasına, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin üst yönetimi değiştiği ve proje geçen süre içinde evrilip başka bir içerik ve sahiple yola devam ettiği halde böyle bir yönteme başvurulmamakta, projenin başarısı ya da başarısızlığının muhasebesi yapılmamaktadır.

Bugün ve yarın yayınlayacağımız iki ayrı yazıda, ısrarlı bir şekilde bizden saklanan bilgilere rağmen, elimizdeki bilgi ve belgelerle; ayrıca, bu konu ile ilgili arkadaş ve dostlarımızın verdiği bilgi ve belgelere dayanarak bir durum muhasebesi yapıp projenin başarılı olup olmadığını ortaya koymaya çalışacağız..

Bir kenti sermayeye teslim edilen büyük projeler üzerinden kapitalist kente dönüştürme isteğinin İzmir’deki en önemli ve vahim örneği, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından tasarlanıp tartışmasız bir şekilde kabul edilen İzmir Tarih – İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘dir.

2012 yılından bu yana sekiz yıldır uygulanan bu büyük proje çerçevesinde, proje uygulama alanında yer alan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerini bütüncül bir anlayış içinde canlandırıp cazibe merkezi haline getirme görevi, CHP’li İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleriyle iyi ilişkiler kuran her siyasi görüşten İzmirli iş adamıyla siyasetçi ve milletvekillerinin; bunlara ek olarak, mimarlık, inşaat ve hukuk gibi farklı alanlarda isim yapmış şirketin oluşturduğu ‘itinayla seçilmiş 116 ortağın” kurduğu TARKEM Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi ile bu şirkete sivil toplum niteliği kazandırıp kamuoyunda sempati yaratmak amacıyla, İzmir’de yaşayan bir kısım Musevi kanaat önderini fahri üye yaparak oluşturulan İzmir Kent Değerlerini Koruma ve Geliştirme Derneği‘ne teslim edilmiştir.

İzmir Tarih Projesi’nin müellifi Prof. Dr. İlhan Tekeli, 2012 yılında hazırladığı İzmir-Tarih Projesi Tasarım Stratejisi Raporu‘nun Giriş bölümünde aynen şunları yazmış:

“İzmir Büyükşehir Belediyesi, Fevzi Paşa Bulvarı’nın güneyindeki 1. derece, 2. derece ve 3. derece arkeolojik ve kentsel sit alanları ve Kadifekale kentsel dönüşüm projesinden oluşan 248 hektarlık bir alanda, İzmirlilerin tarihle ilişkisini güçlendirecek İzmir-Tarih Projesi’nin geliştirilmesi konusundaki çalışmaları başlatmış bulunuyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin böyle bir projeyi gündemine almış olmasının değişik nedenleri bulunmaktadır. Bunlar şöyle sıralanabilir:

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi bu alanda uzun süredir planlar hazırlıyor, bu planların uygulanmasında aktif rol alıyorlar. İzmir Büyükşehir Belediyesi; kamulaştırmalar yaparak, arkeolojik kazıları finanse ederek, bu alanın Helenistik ve Roma tarihi mirasının gün yüzüne çıkmasını sağlıyor ve önemli tarihi ve mimari değeri olan yapıların restorasyonunu gerçekleştirerek, yeni sosyal işlevler kazanmasını sağlıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürlüğü bu alan için planlar hazırlayarak bu alanlardaki gelişmeyi yönlendirmeye ve denetlemeye çalışıyor.

İzmir’in tarihle ilişkisinin korunması ve güçlendirilmesi konusundaki var olan bu ilgi sadece ilgili belediyelerin yönetimleriyle sınırlı kalmamaktadır. Son otuz yıl içinde üniversiteler, meslek odaları ve sivil toplum kurumları toplumda İzmir’in tarihine sahip çıkılması konusunda yaygın sayılabilecek bir bilinçlenme gerçekleştirilmiş bulunmaktadır. Kemeraltı, İzmir kamuoyunda korunması, sahip çıkılması gereken bir değer olarak yerini almıştır. 30 yıllık bir çabadan sonra, ulaşılan bu yeni bilinç ve bilgi düzeyinde, yapılanların değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu çabalarla bazı binalar tek olarak korunmaktadır ama genel olarak bölgenin kentin tümü içindeki kayıp süreci devam etmekte ve bölge geçiş bölgesi olma niteliğini değiştirecek bir canlılık gösterememektedir. Bu alanın koruma ve gelişme bütünlüğünü sağlayacak biçimde yeniden tasarlanması konusundaki gereksinim kendisini hissettirmeye başlamıştır. İşte bu talebe cevap vermek üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir-Tarih Projesi’ni başlatmıştır.” (1)

Bu uzun alıntıdan da görüleceği gibi projenin en büyük iddiası, 1982-2012 yılları arasındaki 30 yıllık sürede İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleriyle meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının ve üniversitelerin proje alanında yaptığı çalışmaların belirli bir fayda sağladığı kabul edilmekle birlikte; bölgenin kentin tümü içindeki kayıp olma sürecinin devam etmesi ve bir geçiş bölgesi olma niteliğini değiştirecek bir canlılığa sahip olmaması nedeniyle, proje alanının koruma ve gelişme bütünlüğünü sağlayacak biçimde yeniden tasarlanması, bölgenin bütüncül bir anlayışla canlandırılarak bir cazibe merkezi haline getirilmesidir.

Şimdi bu iddianın ortaya atıldığı tarihten bu yana geçen sekiz yılın sonunda bu iddiayla beslenen hedef ve amaçların ne kadarının gerçekleştirilip gerçekleşmediğini ortaya koymamız ve bu veriler üzerinden projenin başarılı olup olmadığını tartışmamız gerekiyor.

Örneğin projenin uygulandığı sekiz yıllık 2012-2020 dönemi ile proje öncesindeki sekiz yılı kapsayan 2004-2012 döneminde proje alanında (Kemeraltı, Basmane, Kadifekale) iş/yatırım yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi, Konak Belediyesi, İzmir Valiliği İl Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı, İzmir Kalkınma Ajansı, İzmir Ticaret Odası, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve TARKEM‘in neler yaptığını ya da yapamadığını birer birer ortaya koyup, 2004-2012 döneminde mi, yoksa 2012-2020 döneminde mi daha fazla iş yapıldığını ortaya koymaya çalışarak hangi dönemdeki çalışmaların daha başarılı olduğunu ortaya koyalım.

İzmir Tarih Projesi Alt Bölgeleri

Proje alanındaki toplumsal canlılığı sağlayacak nüfus, 2012-2019 döneminde düzenli olarak azalmaktadır.

Ama isterseniz ondan önce İzmir Tarih Projesi‘nin uygulandığı 2012-2020 döneminde projenin uygulandığı alanda yaşayan nüfusun gelişimine bir bakalım. Çünkü tüm bilimsel çalışmaların da ortaya koyduğu gibi, nüfusun gelişimi ve kalitesi, bir toplumun gelişimini, sürekliliğini ve canlılığını sağlayan, onu ayakta tutan önemli unsurlardan biridir.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2009-2019 dönemini kapsayan verilerine göre Konak ilçesindeki 113 mahallenin nüfusu 2009 yılından bu yana vahim bir şekilde her yıl düzenli olarak azalmaktadır. Konak ilçesi nüfusunun her geçen yıl düzenli azaldığını ortaya koyan aşağıdaki tablo verilerine göre 2009-2019 döneminde nüfustaki azalış toplam % 14,49’u bulmuş, 441.112 olan ilçe nüfusu 2019 yılı itibariyle 351.572’ye inmiştir.

Ama işin asıl ilginç yanı, İzmir Tarih Projesi‘nin uygulandığı 45 mahalledeki yerleşik nüfustaki azalışın, Konak ilçesi genelindeki azalıştan çok daha fazla olmasıdır. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre bu 45 mahallenin nüfusu 2009 yılında 75.485, 2012 yılında 62.324 iken 2019 yılında 48.449 olmuş, azalış % 35,82 gibi olağanüstü bir düzeye ulaşmış, projenin uygulandığı sekiz yıllık süre içinde bırakın nüfusta bir artış ya da sabitlenmeyi, proje alanındaki nüfusun bu düzeyde azalması ile birlikte bölge tüm canlılığını yitirerek çökmeye devam etmiş; böylelikle, İzmir Tarih Projesi bölgede canlılığı sağlama hedefine ulaşamamış ve proje alanında soylulaştırma amaçlı yatırım yapmak isteyenlerin ellerini ovuşturup sevinecekleri düzeylere ulaşmıştır.

Ayrıca bu dönemde, başta İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleri ile İzmir Valiliği olmak üzere hem Konak ilçesi genelinde hem de İzmir Tarih Projesi uygulama alanındaki yerleşik nüfusun düzenli ve vahim azalışına çare olmak üzere hiç bir politika, strateji ve proje geliştirmediği ve uygulamadığı görülmüştür.

İzmir Tarih Projesi’nin, uygulandığı sekiz yılın sonunda gerçekleştirdiği işler itibariyle başarısı…

Gelelim, her biri sekiz yıldan oluşan 2004-2012 ve 2012-2020 dönemlerinde Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinden görevli, sorumlu ve yetkili resmi kurum ve kuruluşlarla TARKEM tarafından yapılan yatırım ya da işlerin tek tek belirlenip mukayese edilmesine…

Resmi kurum ve kuruluşlardan kastımız ise sırasıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi, Konak Belediyesi, İzmir Valiliği İl Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı, İzmir Kalkınma Ajansı, İzmir Ticaret Odası, Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘dür.

Amacımızı, bu resmi kurum ve kuruluşlarla TARKEM‘in her biri sekiz yıldan oluşan 2004-2012 ve 2012-2020 dönemlerinde proje uygulama alanı olarak tanımlanan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde kaç adet hangi nitelikte iş ya da yatırımı hangi yöntemle, hangi tarihler arasında hangi maliyetlerle yaptığını belirleyip ortaya koymak olarak belirledik.

Kemeraltı Yenileme Bölgesi – Mahalleler

2020 yılı başında böylesi bir çalışmayı yapabilmek amacıyla önce bilebildiğimiz kadarıyla her iki dönemde yapılan iş ve yatırımları kendi özel arşivimizi, ilgili kurum ve kuruluşların web siteleriyle basılı yayınlarını, özellikle de İzmir-Tarih Projesi Tasarım Stratejisi Raporu‘nu, bu iş ve yatırımlarla ilgili gazete haberlerini, belediyelerin performans programlarıyla faaliyet raporlarını tarayarak, zaman zaman bu konularla ilgili uzman arkadaşlarımıza danışıp yardım alarak bu iki ayrı dönemde bu kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan iş ya da yatırımları belirlemeye çalıştık.

Ardından da değişik kaynakları kullanarak derlediğimiz bu bilgileri ilgili kurum ve kuruluşlara doğrulatmak amacıyla dilekçeler yazarak, CİMER, HİM ve Açık Kapı gibi resmi iletişim kanallarını kullanarak resmi kurum ve kuruluşlara doğrulatmaya çalıştık. Resmi kurum ve kuruluşlara gönderdiğimiz yazılarda 2004-2012 ve 2012-2020 dönemlerinde yaptıkları iş ya da yatırımların adını, adresini, mülkiyet ve tapu bilgilerini, yaptıkları iş ya da yatırımın niteliğini, işe başlama ve bitirme tarihlerini, yapılan işin finansman kaynağını ve yapılan toplam harcama miktarı sorduk.

Bunu yaparken TARKEM‘in 2012-2020 döneminde yaptıklarını ve yapacaklarını gerek kendisine ait web sayfası gerekse hazırladığı faaliyet raporları sayesinde ayrıntılı bir şekilde bildiğimiz için onlardan herhangi bir bilgi talebinde bulunmadık. Ayrıca bir ticari şirket olarak 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında olmadıkları için istediğimiz bilgileri “ticari sır” olarak niteleyip yanıt vermeyecekleri ihtimalini de dikkate aldık.

Aşağı yukarı 3-4 ay süren yüz yüze görüşme, telefon etme, yeniden bilgi talebinde bulunma ya da hatırlatmalar yaparak takip ettiğimiz yazılarımıza -ne yazık ki- cevap alamadık… Hem de istisnasız tüm resmi kurum ve kuruluşlardan…

●İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürlüğü, 7 Şubat 2020 tarihli HİM başvurumuza bu tür konuların kamuoyu ile ilgisinin olmadığı iddiası ile bilgi vermekten kaçınıp bizi teknik arızalar nedeniyle doğru dürüst çalışmayan kendi web sitesindeki bayat ve yanıltıcı bilgilere yönlendirmeye kalktı…

● İzmir Valiliği İl Yatırımları İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı 6, 15 ve 27 Şubat 2020 tarihlerinde Açık Kapı ve CİMER eliyle yaptığımız ısrarlı çabalarımıza karşın zaman zaman İzmir Tarih Projesi ile ilgilerinin olmadığını, zaman zaman da bu bilgilerin bulunmadığı kendi web sayfalarına yönlendirmeye kalkarak ısrarlı bir şekilde bilgi vermekten kaçındı…

● İzmir Kalkınma Ajansı 5 Şubat 2020 tarihli bilgi edinme talebimize cevap vermedi…

● Vakıflar Bölge Müdürlüğü ise 7 Şubat 2020 tarihli bilgi edinme talebimize cevap dahi vermedi…

● İzmir Ticaret Odası ise 5 Şubat 2020 tarihli başvurumuza cevap olarak gönderdiği e-postanın ekine cevap metnini eklemekten ısrarlı bir şekilde kaçındı…

● 7 Şubat 2020 tarih, 16877 kayıt numaralı dilekçe ile başvurduğumuz Konak Belediyesi ise sorduğumuz sorulara yanıt vermiş olsa da, 10 Mart 2020 tarihinde ilgili servisle yaptığımız telefon görüşmesinde düzenlenen cevap yazısına Özel Kalem Müdürü Mehmet Yunak tarafından el konulduğunu öğrendik. Nitekim Konak Belediyesi‘nden de 7 Şubat 2020 tarihinden bu yana bir cevap alamadık…

Özet olarak resmi olarak başvurduğumuz tüm resmi kurum ve kuruluşlar sorduğumuz sorulara cevap vermekten ısrarla kaçındı…

Fotoğraf: Luís Ferreira, Flickr

O nedenle şimdi sadece belediye yayınlarıyla web sayfalarındaki eksik, yanlış ve bayat bilgiler; ayrıca kendi arşivimizdeki bilgilerle konu ile ilgisi olan arkadaşlarımızın verdiği bilgiler çerçevesinde 2004-2012 dönemi ile 2012-2020 döneminde Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgesinde iş ve yatırım anlamında neler yapıldığını ortaya koymaya çalışacağız. Tabii ki bilgi vermekten ısrarla kaçınan bu kurum ve kuruluşlarının savunma niteliğinde söyleyecekleri “bütün bu bilgiler yanlış. Bize gelip sorsalardı biz onlara doğru bilgi verirdik” sözlerini ciddiye almayıp kulak ardı ederek…

Devam Edecek…

Enginarın bile bir kalbi var…* (2)

Ali Rıza Avcan

Enginarın İzmir ve Urla Üretimi İçindeki Yeri

İzmir ülkemizin önemli bir enginar üreticisidir. Aşağıdaki tablodaki verilerden anlaşılacağı üzere; İzmir’de enginar üretiminin yapılan tarım arazisi, 2000 yılında ülkedeki tüm enginar ekimi yapılan tarım arazilerinin % 48’i düzeyinde iken 2019 yılında % 34,88 düzeyine, üretilen enginar miktarı da 2000 yılı itibariyle ülke üretimi içinde % 51,27 gibi önemli bir paya sahipken 2019 yılındaki % 34,64 düzeyine inmekle birlikte; İzmir 2019 itibariyle ülke enginar üretiminin 3’de 1’ini karşılamaktadır.

2000-2019 döneminde İzmir’de enginar üretimi yapılan tarım arazilerinin miktarı, 2007-2016 döneminde ufak azalışlar göstermekle birlikte 2000 yılına göre 1.102 hektar artışıyla % 12,35 oranında, üretilen enginar miktarı da 975 ton artışla % 7,76 oranında artmıştır. Dekar başına ton üzerinden hesaplanan verim ise 1,40 ton/dekarlık değerden 1,35 ton/dekara inmiştir.

Üretimin İzmir ilçeleri arasındaki dağılımına baktığımızda ise karşımıza şaşırtıcı veriler çıkar.

2015-2019 döneminde İzmir ili ilçelerindeki enginar yetiştirilen alanlarla üretilen enginarın miktarını gösteren yukarıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere; enginar yetiştirilen 15 İzmir ilçesi içinde gerek üretim alanının büyüklüğü gerekse yetiştirilen enginarın miktarı açısından önde gelen ilçe Çeşme olup, Çeşme’yi az bir farkla Urla izlemektedir. Bu haliyle Çeşme, Urla ve Seferihisar İzmir ilindeki enginarın % 75’ini karşılamakta, son yıllarda ekim alanlarını daha hızlı arttıran Urla ise yakın bir gelecekte Çeşme’yi geçecek bir performans göstermektedir.

Urla ise, -aynen İzmir’in ülke üretimindeki yeri gibi- İzmir enginar üretiminin 3’de 1’ini karşılamaktadır. Bu duruma son dört yılda gelen Urla bu nedenle enginar üretimi yaptığı arazilerin miktarını 2000 yılına göre % 275 oranında, üretim miktarını ise % 297,91 oranında arttırmıştır. Verim ise 2000 yılındaki 1,200 kg/dekar düzeyinden 1,300 kg/dekar düzeyine yükselmiştir.

Bu iyileşme eğilimi 2013 yılı ile başlamış; bu yılda üretim yapılan alan geleneksel büyüklük olan 1.300 dekar düzenli olarak arttırılarak 2019 yılı itibariyle 3.300 dekara çıkarılmıştır. Elde edilen üretim ise buna paralel olarak 1.625’den 4.290 tona çıkmıştır. Verimlilik ise 2014 yılı ile birlikte her zamanki 1.250 kg/dekar olan düzeyinden 1.300 kg/dekar düzeyine çıkmış ve bu düzeyi o tarihten bu yana sürdürmüştür.

Görüldüğü gibi Urla’da ekim alanlarının 2013 yılında birden artmasıyla birlikte hem üretimde hem de verimlilikte ciddi bir artış sağlanmıştır. Ancak bu başarının ürünün satış ve pazarlamasındaki sorunlar nedeniyle nereye ve ne zamana kadar süreceği de belli değildir.

Urla Ekim Yapılan Alan, Üretim ve Verimlilik 2000-2019

Bu başarıyı sürdürmek için yeni verimli tarım alanlarını enginar yetiştiriciliğine ayırıp üretimi arttırmak mümkün olmakla birlikte; bunun da fiziki ölçekte bir sınırının olduğu ve artan üretimin piyasa koşulları içinde yaratacağı yeni sorunlar kolaylıkla tahmin edildiği için üretimi ve verimi arttırmak için akla gelebilecek başka politika, strateji ve yöntemlere ihtiyaç duyulabilir.

Örneğin işlerin hiç de iyi gitmediği maliyetler, üretim değerleri ve ortalama satış fiyatları üzerinde araştırma ve çalışmalar yapılabilir.

Çünkü İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün verilerine göre düzenlenen aşağıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere; İzmir’de enginar üretimi nedeniyle yaratılan üretimin Amerikan Doları üzerinden değeri, üretim alanları ve miktarı artmış olmasına karşın son sekiz yıl içinde devamlı azalmakta, ortalama satış fiyatı ile kilogram başına maliyet arasındaki oran 2011 yılında 3,12 olduğu halde bu oran her yıl düzenli azalarak 2019 yılı itibariyle 1,87’ye inmiştir.

Enginarın Dünya, Türkiye, İzmir ve Urla macerası ile ilgili ayrıntılı bilgiler olmakla birlikte bugüne kadar enginarın üretimi, işlenmesi ve pazarlanması ile ilgili süreçler bir bütün olarak hiçbir resmi, özel, ticari ya da sivil kaynak tarafından planlanıp programlanmamış; üretimi amacıyla yapılan çalışmalarda bile enginarın kendisinden çok kadınların bir kooperatif üzerinden örgütlenmesi olgusu ön plana çıkarılmış, bu örgütlenmenin başarısını ortaya koyacak enginarın işlenmiş bir ürün olarak daha iyi koşullarda satılabilir olması hep göz ardı edilmiştir.

Şu an itibariyle Urla’da enginar yetiştiren tek kooperatif olarak bilinen Urla Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi, sahip olduğu 184 kadın ortakla birlikte ve Urla Ziraat Odası ile Urla Belediyesi’nin şirketi olan URİT Urla Ltd. Şti.’nin yardımlarıyla ürettikleri Sakız enginarı ile diğer türdeki enginarları www.urladansoframa.com ve www.urlaenginarfestivali.com gibi e-ticaret siteleri eliyle satmaya çalışmaktadır. Bu e-ticaret sitelerinde yazılı bilgilere göre 5’li çanak şeklinde ayıklanmış ve vakumlanmış enginarın fiyatı KDV dahil 25 lira, MNG Kargo eliyle gerçekleştirilen kargo hizmetinin bedeli 13 lira; ayrıca tek tek satılan Sakız enginarının tane fiyatı 3,5 lira, vakumlanmış Sakız enginarının tane fiyatı 4,5 lira, yerli enginarın tane fiyatı 3 lira, vakumlu yerli enginarın tane fiyatı da 4 liradır.

Tabii ki, https://www.sikayetvar.com sitesinde yazılı olan enginarların tazeliği, uzun sürede gönderme ya göndermeme ve vakumlu paketin açık olduğu şeklindeki şikayet ve memnuniyetsizlikleri de dikkate alarak…

Bu şekilde yetiştirilen enginar ürününün ne kadarının hangi fiyatla doğrudan ya da dolaylı olarak tüketiciye ulaştırıldığı, ulaştırılamayan ürünün ne şekilde değerlendirildiği; ayrıca yol boylarına kurulan tezgahlarla, semt ve üretici pazarlarında satılan enginarın ne miktarda olduğu, hangi fiyatla satıldığı, enginar üretiminin ne kadarının İzmir’deki sebze ve meyve haline girdiği bilinmemektedir.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İl Müdürlüğü Yaş Sebze Meyve Halk Hakem Üyesi Ziraat Yüksek Mühendisi Okay Serçinoğlu‘nun verdiği bilgilere göre, başta İzmir olmak üzere Aydın, Muğla, Manisa, Balıkesir ve kısmen Çanakkale illerine hizmet veren İzmir Sebze ve Meyve Hali’ne giren çıkan enginarın ve ortalama fiyatının gelişimini aşağıdaki tablodan izleyebiliriz.

Bu tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, İzmir’de üretilen enginarın ortalama % 20’si İzmir Sebze Meyve Hali’ne girdiği görülmekle birlikte bu alanda çalışanların çoğu bu rakamların gerçekleri yansıtmayacağını, İzmir Sebze ve Meyve Hali’ne bu rakamın çok üstünde giriş-çıkış yapıldığını ve bunun resmi kayıtlara yansıtılmadığını söyleyecektir.

Diğer yandan kooperatifler ve İzmir Meyve ve Sebze Hali eliyle yapılan satışın dışındaki asıl büyük satış hacminin doğrudan üretici ya da pazarcı eliyle yapılan ve kayıtlara yansımayan satışla gerçekleştirildiği söylenebilir.

Peki, bütün bu bilgiler çerçevesinde enginarın bundan sonraki macerasının daha başarılı olması için kimler tarafından neler yapılabilir? Bu konuda geliştirilecek temel öneriler hangileri olabilir?

ÖNERİLER…

1. Öncelikle bundan sonra İzmir genelinde üretilen enginarın üretimi, işlenmesi ve pazarlanması ile ilgili tüm gelişmeler, mevcut ve olası yurt içi ve dışı rakiplerin de bilinip izlenmesi suretiyle, daha şeffaf hale getirilerek kamuoyu ile paylaşılmalı; böylelikle, daha fazla, daha kaliteli, daha verimli enginar üretimi ile yurt içi ve dışı pazarlaması için İzmir ölçeğinde sonuç alacak plan ve programlarla yapılabilir ve sürdürülebilir projeler hazırlanmalıdır.

2. İlgili belediye ve kaymakamlıklarla diğer resmi, özel ve sivil toplum kuruluşlarının; ayrıca, enginarın üretim, işlenme, ithal ve ihracatını yapan kişi ve kuruluşların katılımı ile bağımsız bir Enginar Araştırma Enstitüsü‘nün kurulması ve bu enstitü eliyle enginar konusunda her düzeydeki inceleme, araştırma, etkinlik çalışması yapılmalı, enginara yönelik her düzeydeki çalışma özendirilmelidir.

3. Her ilçedeki enginar üretiminin bu boyuttaki bir yatırımın yapılabilirliğini ve sürdürülebilirliğini desteklememesi nedeniyle, önceliği Çeşme, Urla, Karaburun ve Seferihisar belediyelerine vermek suretiyle ve belediyeler arasında işbirlikleri oluşturarak enginarın üretimi, işlenmesi ve pazarlanması süreçlerini bir bütün olarak ele alan proje uygulamaları yapılmalı, uzun yıllardır adından söz edilen ve özellikle Çeşme Yarımadası’ndaki üreticilere hizmet verecek ortak bir Enginar İşleme Entegre Tesisi ile Soğukhava Deposu‘nun kurulup işletilmesine öncelik verilmelidir.

4. Bilimsel çalışmalar, enginar atıklarının biogaz üretimi açısından değerli olduğunu gösterdiği için tüketilen enginar dışındaki diğer türevlerin ekonomik olarak nasıl değerlendirileceği araştırılmalı ve uygulamaya başlanmalıdır.

Evet, bir enginar araştırmasının sonuna daha geldik… Umudumuz, bu araştırmanın yayınlandığı bir, iki yıl içinde önerdiğimiz çalışmaların hayata geçirilmesi; böylelikle İzmir’de yetiştirilen enginara gerçek anlamda sahip çıkılmasıdır….

(*) Jean-Pierre Jeunet‘in 2001 yapımı Amélie filminde başrol oyuncusu Audrey Tautou‘nün ünlü repliği: “siz bir sebze bile olamazsınız monsieur Colignon, çünkü enginarın bile bir kalbi vardır!“