Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023

Ali Rıza Avcan

Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023

Hazırlayan: İzmir Kalkınma Ajansı – İZKA

Tarih, yer: Temmuz, 2014 – İzmir

Sayfa sayısı: 283

İzmir, Çeşme Yarımadası’nda yer alan Güzelbahçe, Urla, Karaburun, Çeşme ve Seferihisar ilçelerinin kalkınmasını sağlamak amacıyla, İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından 2014-2023 İzmir Bölge Planı çalışmaları kapsamında İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) ile Ege ve Dokuz Eylül üniversitelerine hazırlattırılan Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesinin hazırlık süreci, mevcut durum analizi, strateji eksenleri, yol haritası/gelişme senaryosu, sonucu ve uygulama yöntemi ile ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerimiz aşağıdaki bölümlerde ayrıntılı olarak belirtilmiştir:

A – KATILIM

1. Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesinin halkın ve uzmanların katılımıyla hazırlanması için her bir ilçede birer halk çalıştayı, tüm ilçeler düzleminde bir Ufuk Tarama Çalıştayı ve bir Uzman Paneli yapılmıştır.

İlçeler düzleminde yapılan Beş (5) ayrı halk çalıştayına toplam 191 kişi, Ufuk Tarama Çalıştayı’na 113 kişi, Uzman Paneli’ne 53 kişi katılmış; halk çalıştayına katılan bazı kişilerin hem Ufuk Tarama Çalıştayı’na hem de Uzman Paneli’ne katılması nedeniyle gerçek katılımcı sayısı 303’ü bulmuştur.

Beş ayrı ilçe düzleminde gerçekleştirilen hazırlık çalışmalarına toplam 303 kişinin katılması Başlangıçta olumlu olmakla birlikte; katılanların ya da katılmayanların durumu ile katılımcıların özelliklerine baktığımızda bazı eksiklik ya da yanlışlıkların olduğunu görürüz:

Çalıştay ve panel katılımcıları temsil ettikleri kurum, kuruluş ve örgütler düzleminde analiz edildiği takdirde; konu ile ilgili olan birçok kişi ve kuruluşun bu çalışmalara katılmadığı, yapılan her bir çalıştay ve panel arasında katılımcı sayısı, niteliği ve temsiliyeti açısından bir benzerlik, denge ve uyumun oluşturulmadığı; aşağıdaki çizelgede de görüleceği gibi öncelikli stratejik alanlar olan turizm, tarım, ekonomi ve enerji alanlarında çalışan birçok uzman ve uygulayıcının, katılımcılarının % 50’sini akademisyenlerin oluşturduğu Uzman Paneli’ne katılmadığı belirlenmiştir.

Çalıştay ve Panel Katılımcıları Çizelgesi

Yapılan çalıştay ve panellere turizm sektörünün temel aktörleri olan turizm yatırımcılarının, tur operatörlerinin, rent a car dahil turizm taşımacılarının, seyahat acentesi sahiplerinin, TÜRSAB ve ETİK gibi turizm meslek örgütlerinin, kruvaziyer ve Ro-Ro taşımacılık örgüt ve temsilcilerinin, turizm rehberliği örgütlerinin ya da rehberlerin, inşaat sektörü temsilcileriyle emlak komisyoncularının, liman başkanlığı temsilcilerinin, İzmir Ticaret Odası (İZTO) ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) temsilcilerinin çağrılmamış ya da çağrıldığı halde katılmamış olması; ayrıca ilçe düzleminde yapılan çalıştayların her birinde değişik kesimlerden gelen katılımcıların farklı ağırlıkta olmaları; bu bağlamda, Seferihisar’da yapılan çalıştaya 13 muhtar katılırken Karaburun ilçesi çalıştayına hiçbir muhtarın katılmamış olması bu tespitlere örnektir.

Çalıştaylarla panele çağrılmayan/katılmayan turizmcilerin yanı sıra Ege Bölgesi Sanayi Odası meslek grubu/sektör temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve benzerleriyle daha sonra yüz yüze görüşmeler ya da odak grup toplantıları yapılması da proje yöneticilerinin bu eksikliğin bilincinde olduğunu ve bunu telafi etmek düşüncesiyle çalışma programında bulunmayan araştırma yöntemlerini kullandıklarını göstermektedir.

Bireylerin ortak bir konu üzerinde çalışmalarını, düşünüp öğrenmelerini sağlayan; bu nedenle de uygulamalı bilimsel öğretim ya da araştırma tekniği olarak da kabul edilen çalıştay ya da workshop çalışmaları; daha çok yüksek düzeyli bilişsel süreçlerin kullanıldığı bilgi aktarım uygulamalarında tercih edilen, uzmanlık alanlarına dönük bir uygulamadır. Amacı, önemli, hassas ve belirsiz konularda “kaliteli kararlar” alınabilmesi için durumun ya da konunun katılımcı bir ortamda ele alınıp irdelenmesini, çözümlenip tartışılmasını ve bir bütün olarak birleştirilmesini sağlamaktır. Bu nedenle ele alınan konuya uygun ve o konunun tüm taraflarını kapsayan bir grup tasarımının yapılması, katılımcılarının konuyla ilgili tüm alanlardan doğru olarak seçilmesi, bu seçim sırasında katılan her kesime toplum içindeki yer ve önemlerine uygun ağırlıkta yer verilmesi ve çalıştay ya da forum işleyişinin akılcı bir şekilde planlanıp yönetilmesi, bütün bu gereklerin gerçekleşmediği durumlarda eksikliklerin diğer uygulama yöntem ve teknikleriyle tamamlanması uygun ve doğru olacaktır.

s737574

B – BÖLGE TANIMI

2. Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesinde bu bölgenin kendi içindeki benzerliği ile çevresindeki diğer yerleşimlerden farklılığını ortaya koyan varlık/değerlerin ne olduğu net bir şekilde ortaya konulamamıştır.

Bu anlamda bu beş ilçenin niye bir araya getirilerek “Yarımada” olarak tanımlandığı, bu beş ilçeyi birbirine bağlayan bağın ne olduğu; öte yandan bu bölgenin İzmir’in genel bütününden niye ayrıldığı da belli değildir. Ortada coğrafi anlamda bir yarımada bulunmakla birlikte bu yarımadanın üstünde ya da yakın çevresinde yaşayanların, bunların ortak geçmişlerinin, ekonomik, sosyal, kültürel vb. özelliklerinin bir ya da benzer olduğu gibi tespit de yapılmamıştır. Bu anlamda “Yarımada” ile “Yarımada Dışı” olanın temenniler dışında somut bir gerçekliğe dayanmadığı söylenebilir.

Nitekim bu sınırların tarihi, ekonomik, toplumsal ve kültürel bir dayanağının olmayışı nedeniyle bu stratejik kalkınma çalışması kapsamına, bir süre sonra 1997 yılında kurulan Yarımada Belediyeler Birliği’nin diğer üyeleri Balçova, Narlıdere, Menderes ve Selçuk ilçeleri de katılarak başlangıçta 5 ilçeyi kapsayan bu çalışmanın 9 ilçeyi kapsar bir hale getirilmesi sağlanmış; böylelikle bu 9 ilçe ile çevresindeki diğer ilçeler arasındaki fark ve benzerlikler üzerinden tanımlanan bir bölge bütünlüğünden iyice uzaklaşılmıştır. 

Bütün bu tespitler, “Yarımada” olarak tanımlanan coğrafya için “bölge”, “alan” ya da “havza” kavramlarının birbirinin içine girdiğini, bunların birbirinden farkının olmadığını ya da dikkate alınmadığını da göstermektedir. 

Ayrıca toplam beş ilçe ile ilgili strateji belgesinin hazırlanmasından sonra bunlara dört ayrı ilçenin dahil edilmesi ve bu dört ilçenin böylesi bir çalışma kapsamına analiz edilmeden alınması, bu konuda nasıl bir “yamalı bohça” stratejisinin uygulandığını ortaya koymaktadır.

C – YÖNTEM

3.Varlık-odaklı kalkınma yaklaşımı” ile hazırlandığı söylenen Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin, Yarımada bölgesinin sahip olduğu zayıflıklardan çok güçlü yanlara ve varlıklara odaklandığı; bu varlıkların ve potansiyellerin yerel halk tarafından kolaylıkla algılanması nedeniyle bu varlıkların bir kalkınma faktörü olarak kabul edildiği belirtilmekle birlikte; bu çalışma ile ortaya çıkan beş ana temanın, 10 stratejik gelişme ekseninin ve 130 varlık-odaklı kalkınma fikrinin, bu plan öncesinde hazırlanmış diğer fiziki mekân temelli bölgesel planlardaki tema, eksen ve faaliyetlerle farklılık göstermediği; böylesi bir planlama çalışması ile “bardağın dolu tarafından bakılarak” geliştirildiği söylenen kalkınma fikirlerinden çok, İzmir bütünü içinde ayrı bir Yarımada örgütlenmesi için öneriler geliştirilmesine, merkezi ve yerel yönetimler dışında sermayenin, sivil toplumun, üniversitelerin katıldığı, yerel yönetimlerin ve kalkınma ajansının desteklediği yerel yönetimler dışında ayrı bir bölgesel yönetim modelinin önerilmesine önem verildiği görüşüne varılmıştır.

Yarımada bölgesinin yönetilmesi için İzmir Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri ve merkezi yönetimin kuruluşları yanında kurulması önerilen Yarımada Koordinasyon Kurulu, Yarımada Turizm Birliği, Yarımada Belediyeler Birliği, Yarımada Kent Konseyleri Birliği, İzmir Yarımada Uygulama ve Araştırma Merkezi, Yarımada Üst Üretici Birlikleri, Yarımada Muhtarlar Meclisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinde oluşturulması istenen kırsal kalkınma birimleri, İzmir Yarımada Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından yönetilmesi önerilen Yarımada Bilgi Sistemi, bu görüşü doğrulayan örneklerdir.

0014D – MEVCUT DURUM ANALİZİ

4. Çeşme, Güzelbahçe, Karaburun, Seferihisar ve Urla ilçelerinden oluşan bölgedeki somut ve somut olmayan tarihi, arkeolojik, kültürel, doğal ve turistik varlıkların / değerlerin envanteri çıkarılmadan bunların ilçe halk çalıştaylarına katılanlar tarafından hatırlanıp belirlenmesinin nedeni anlaşılamamış ve bu belirlemelerin ne ölçüde doğru ve tam olduğu ortaya konulmamıştır.

Nitekim tüm strateji belgesinin incelenmesi sırasında maddi olmayan halk kültürünün, sualtındaki tarihi, arkeolojik, kültürel ve doğal varlıkların, özellikle Karaburun ilçesi köylerinde ortaya çıkan ve Börklüce Mustafa ile simgelenen Alevi / Bektaşi / Tahtacı kültürünün, Bademler Köyü’nde kurulan ilk köy tiyatrosuyla ahşap çocuk oyuncakları evinin, henüz tescillenmemiş Çılga Mağarası gibi doğal zenginliklerin, Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı’nın Barbaros Köyü’ndeki Çocuk Köyü, 1892-1898 döneminde gündeme gelen İzmir-Urla-Alaçatı-Çeşme hattı buharlı tramvay projesinin gündeme getirilmemiş olması bu durumun en iyi örnekleridir.

5. Yarımada bölgesi ile ilgili mevcut durum analizinde, belirlenen stratejik önceliklerle ilgili birçok bilgiye yer verilmediği belirlenmiştir. Eksik olan bilgiler şu şekilde sıralanabilir:

a) İlçelerdeki nüfus artış oranları, nüfus projeksiyonları ve iç göçle ilgili bilgiler; ayrıca ilçelerin yaz nüfusları ile ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar,

b) Bölgedeki spor altyapısı ve etkinlikleri ile ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar,

c) Bölgedeki sanat altyapısı ve etkinlikleri ile ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar,

d) Bölgedeki ulaşım altyapısı ile ulaşım / taşıma hizmetleriyle ilgili istatistik, analiz ve çıkarımlar,

e) Bölgenin mülkiyet altyapısı ile ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar.

f) Stratejik planın “Sonuç” bölümünde Yarımada’da turizm sektörünün sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için yerel yatırımcıların güçlendirilmesi önerilip dış kaynaklı yatırımcıların Yarımada’da kitlesel odaklı girişimlerde faaliyet göstermeye başlamasının doğal ve tarımsal yapı ile çelişen uygulamaların ortaya çıkmasına neden olacağı belirtilmekle birlikte; planın mevcut durum analizi bölümünde Yarımada’daki yerli ve yabancı turizm yatırımcılarıyla ilgili hiçbir bilgiye ya da veriye yer verilmediği, bu durumun analiz edilmediği ve geleceğe yönelik çıkarımlarda bulunulmadığı görülmüştür.

g) Bölgedeki ekonomik yapı ve ticari yaşamla ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar,

h) Bölgede faaliyette olan sektör (sanayi, ticaret, hizmetler vd.) ve alt sektörlerle ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar,

ı) Bölgedeki sağlık altyapısı ve hizmetleriyle ilgili istatistik, analiz ve çıkarımlar,

i) Bölgenin güvenlik altyapısı ile ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar,

j) Bölgenin mevcut enerji altyapısı ve hizmetleriyle ilgili istatistik, analiz ve çıkarımlar,

k) Türkiye’de ilk kez Seferihisar ilçesinde uygulanan Citta Slow uygulaması ile Seferihisar’ın ülkemizdeki diğer Citta Slow yerleşimleri arasındaki merkezi konumu ve bu kalkınma stratejisinin geleceği ile ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar, bu çıkarımların bölge içindeki diğer ilçelerdeki uygulanabilirliği,

l) Bölge içinde turizm açısından ayrıksı bir gelişim sergileyen Alaçatı yerleşiminin hem bölge ile hem de bölge dışındaki rakipleri ile ilişkisini ortaya koyan analiz ve çıkarımlar,

m) Mevcut durum analizinde ele alınan ya da alınmayan yerel varlıklarla ilgili olarak merkezi ve yerel yönetimlerle ulusal ve uluslararası girişimcilerin olası düzenleme, yatırım ve müdahaleleri konusundaki bilgi, beklenti, analiz ve çıkarımlar.

ysk

5. Mevcut durum analizi bölümünde istihdamla ilgili olarak Türkiye İstatistik Kurumu’nun 15 yıl öncesine ait (2000 yılı) güncel olmayan verilerin kullanıldığı, işsizlikle ve istihdamla ilgili olarak Yarımada düzleminde bir araştırmanın yapılmadığı belirlenmiştir.

6. Mevcut durum analizinde köylerin 6360 sayılı yasa ile mahalleye dönüşeceği belirtilmekle birlikte bunun sakıncaları analiz edilerek kestirimlerde bulunulmamış; planın sonuç bölümünde bununla ilgili olarak sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde ve ilçe belediyelerinde kırsal kalkınma birimlerinin ve muhtarlar meclisinin kurulması gibi kurumsal öneriler geliştirilmiştir.

7. Mevcut durum analizinde Yarımada Bölgesi’nin hem çevresiyle (Narlıdere ve Menderes ilçeleri) hem de İzmir bütünüyle toplumsal, ekonomik ve kültürel ilişkileri; ayrıca bir turizm destinasyonu olarak Kuşadası destinasyonu ile ilişkileri, bağlantıları ele alınmamış, analiz edilip çıkarımlarda bulunulmamıştır.

8. Yarımada Bölgesi’nin turizm düzlemindeki yurtiçi ve dışı rakiplerinin belirlenip bu rakipler üzerinden rekabet analizinin yapılmadığı, rekabetçi stratejiler geliştirilmediği belirlenmiştir.

9. Yarımada Bölgesi için geliştirilen stratejilerle ilgili risk analizlerinin yapılmadığı ve risk planlarının hazırlanmadığı görülmüştür.

10. 2011 yılından bu yana yapılmakta olan Yarımada Tohum Takas Şenlikleri bağlamında yerel tohum mirasının, Monsanto/Bayer gibi küresel şirketler düzleminde karşılaştığı tehditlerin ve yerli tohumun satışını yasaklayan ulusal ve uluslararası yasal düzenlemelerin ele alınmadığı görülmüştür.

E – İZLEME VE DEĞERLENDİRME

Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesinin “Yarımada Stratejik Yol Haritası / Gelişme Senaryosu” başlığını taşıyan altıncı ve son bölümünde “…varlık odaklı kalkınma fikirlerinin hangi sıra ve zaman diliminde yer alabileceğine yönelik bir gelişme senaryosu sunulmaktadır.” şeklinde ifade edilmiştir.

Bu bölümde 5 ana tema kapsamında yer alan toplam 128 ayrı kalkınma fikrinin 10 yılı kapsayan 2014-2023 döneminin hangi yıllarında gerçekleştirileceği belirtilmiş olmasına karşın; bu stratejilerin uygulandığı 2014, 2015 ve 2016 yıllarında kısa, orta ve uzun vadede gerçekleştirilmesi öngörülen fikirlerden hangilerinin hayata geçirildiği, hangilerinin geçirilemediği; başka bir anlatımla öngörülen hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığı henüz belli değildir.

ada2

Bunun en önemli nedenlerinden biri Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesinin, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 dönemi stratejik planı ile ilişkilendirilmemiş olması, diğer bir nedeni de bu belge ile öngörülen strateji ve fikirlerin uygulamasını izleyip ölçmek ve değerlendirmek amacıyla önerilen “yönetişim stratejisi” ile ilgili yapılanmanın henüz yaşama geçirilememiş olmasıdır.

 

 

Urla’nın enginar aşkı… (2)

Ali Rıza Avcan

Geçen yazımızda Urla Belediyesi’nin son üç yıldır düzenlediği Urla Uluslararası Enginar Festivali’ni ele alarak enginar bitkisiyle Urla arasındaki ilişkiyi, başka bir deyişle aşkı anlamaya çalışmış ve yapılan festivalin sürdürülebilir hale gelmesi için gerekli koşulların oluşturulması konusunda uyarılarda bulunmuştuk.

Bugünkü yazımızda ise Urla’nın enginar yetiştiriciliği konusundaki yerini Dünya, Türkiye ve İzmir ölçeğinde inceleyerek kaliteli ve verimli üretimin nasıl sürdürülebileceğini; ayrıca üretilen enginarın nasıl daha fazla katma değer yaratan bir hale gelebileceğini tartışmaya çalışacağız.

enginar-3

Bilindiği gibi enginar (Cynara scolymus L.) Akdeniz kaynaklı ve besin değeri yüksek bir bitki türü olup, M.Ö. 300 yıllarından bu yana insan beslenmesiyle ilaç sanayiinde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Aristoteles’in halefi olarak tanınan ve daha çok botanik dalında önemli saptamalar yapan Theophratus, M.Ö. 371-287 yılları arasında çiğ veya haşlanmış olarak tüketilen enginar çiçek tablalarından bahsetmiştir. Ortaçağ’da enginar kullanımı ile ilgili pek bilgi olmamasına karşın, 15. yüzyılda enginarın Sicilya ve Nepal’e getirildiğine dair bilgilere rastlanmaktadır. 16. yüzyılda Fransa’ya giren enginar, buradan Almanya ve İngiltere’ye yayılmış ve 17. yüzyılda ise Amerika kıtasına götürülmüştür.

Enginar, genellikle taze ve pişirilerek tüketilen ve insan sağlığı ve beslenmesi açısından son derece önemli olan bir sebzedir. Kendine özgü lezzeti ile birçok sebze ile birlikte pişirilerek yemek, salata, çorba şeklinde özellikle Akdeniz mutfaklarında kullanılmaktadır. Sirkeli ya da közlenmiş konserveleri ile enginarın yıl boyunca kullanımı da mümkündür. Besin değeri oldukça yüksek olan enginarın, 100 gramı yaklaşık 7.8 g karbonhidrat, 2.3-3 g protein, 0.5-2 g şeker ve 0.2-0.3 g yağ içermektedir. 100 g taze enginarın, bitki ve kültür koşullarına göre değişebilmekle birlikte, % 10-12’si kuru madde ve % 88-90’ı ise sudur. Ayrıca, 2.4 g lif, 0.8 g kül, 310 mg potasyum (K), 69 mg fosfor (P), 51 mg kalsiyum (Ca), 30 mg sodyum (Na), 11 mg demir (Fe), 1.0 mg niasin (Vitamin B3), 150 mg Vitamin A, 8 mg Vitamin C, 0.7 mg Vitamin B6, 0.08 mg tiamin (Vitamin B1) ve 0.05 mg riboflavin (vitamin B2) içerdiği belirtilmektedir. Bu besleyici özelliklerinin yanında, enginarın sağlık açısından safra sıvısı oluşumunu teşvik etmesi, kolesterol ve trigliserit seviyelerini düşürmesi, koruyucu kolesterol (HDL) seviyesini arttırması, sindirimi kolaylaştırması ve antioksidan özelliğinin olması gibi yararlı yönleri bulunmaktadır.

M.Ö 4. yüzyılda Aristoteles tarafından şifa verici olduğu öne sürülen enginarın, 1988 yılında Federal Almanya’da kurul kararıyla ve Fransız Kodeksinin 10. basımında ise tıp alanında kullanılan bitkiler arasında yer aldığı görülmektedir. Enginarın tıbbi özellikleri arasında idrar söktürücülüğü, böbrek taşı düşürücü etkisi, üre ve kolestrol içeriği ile şeker hastalarına iyi gelmesi, sarılık tedavisinde ve vücuttaki ödemin giderilmesindeki etkileri sayılabilir. 2003 yılında yayınlanan Wohlmuth adlı araştırıcının makalesinde enginar içeriğinde bulunan kafeik asit, bunun türevleri olan klorejenik asit ve cynarinin yanı sıra, glikozid türevi olan cynaropicrin ile önemli bir tıbbi bitki olduğu ve luteolin içeriği ile antioksidan özelliğe sahip olduğu ifade edilmektedir.

Ağırlıklı olarak gıda amaçlı kullanılmasına rağmen enginar kozmetik, içki, yem ve boya sanayinde de kullanılmaktadır. Enginar bitkisinin diğer alanlardaki kullanımı aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

1- Tarla atığı olarak kalan gövdenin büyükbaş hayvanların besini olarak ve kağıt yapımında selülozik madde olarak kullanımı,

2- Tohum ve yapraklarından elde edilen fenolik bileşiklerin antipotoksik, klerifilik, diüretik, hipokolostrometik ve antilipidemik olarak tıbbi alanlarda kullanımı,

3- Enerji üretiminde biyokütle olarak kullanımı.

Enginarın Dünya Macerası…

Dünya Gıda Örgütü’nün (FAO) yayınlanan en son verilerine göre 2014 yılında dünyada 129.308 hektar alanda toplam 1.573.363 ton enginar üretimi gerçekleştirilmiştir. Aşağıdaki Tablo I verilerine göre dünya enginar üretimi 2000 yılı verileri 100 kabul edilirse, 2014 yılı itibariyle 118,24’e ulaşarak % 18,24 oranında bir artış göstermiştir.

Resim2

Aşağıdaki Tablo II’nin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere; 2014 yılı itibariyle dünyada enginar yetiştiren toplam 32 ülke bulunmakta ve bunların içinde 100.000 tonun üzerinde üretim yapan 5 ülke toplam enginar üretiminin % 73,71’ini karşılamakta. 

Resim3

Enginar üretiminde önde gelen ilk beş ülke, 451.461 ton üretim ve % 28,69 üretim payı ile İtalya, 266.196 ton üretim ve % 16,91 üretim payı ile Mısır, 234.091 ton üretim ve % 14,87 üretim payı ile İspanya, 105.236 ton üretim ve % 6,68 üretim payı ile Arjantin ve 103.348 ton üretim ve % 6,56 üretim payı ile Peru’dur.

Türkiye ise 2014 yılı verilerine göre 34.576 ton üretim ve % 2,19 üretim payı ile 32 ülke arasında 11. sıradadır.

Enginarın Türkiye Macerası…

Ülkemizdeki enginar üretimi, Tablo I’in Türkiye ile ilgili sütunlarındaki verilerin de ortaya koyduğu gibi, 2016 yılı itibariyle 28.354 dekar alanda yetiştirilen 36.368 ton enginar üretimiyle sınırlıdır.

Türkiye’nin 2000-2016 dönemindeki verilerine bakıldığında ise ekim yapılan arazi miktarı 2016 yılı itibariyle % 52,60 oranında artmışken üretimdeki artışın % 45,44 düzeyinde kaldığı, ortalama verimin 1.280 kg/dekar düzeyinde gerçekleştiği, 2000-2016 döneminde üretilen enginar miktarının dünya enginar üretimi içindeki payının % 1,84-2.80’i aralığında olduğu görülecektir.

Türkiye açısından en ilginç noktalardan biri, Tablo III verilerinden de anlaşılacağı üzere ülkemizin ürettiği enginardan çok daha fazlasını ithal ederek tüketen bir ülke oluşudur:

Tablo III

Türkiye’nin 2007-2016 dönemindeki enginar ithalat ve ihracat rakamlarına baktığımızda bu dönem içinde taze/soğutulmuş, dondurulmuş ve dondurulmadan sirkesiz konserve edilmiş halde ihraç ettiğimiz enginar miktarından çok daha fazla enginarı ithal ettiğimiz ortaya çıkmaktadır.

Tablo III’de net bir şekilde gösterilen bu durum, son yıl olan 2016’da ihraç edilen toplam 71,538 ton enginar için tahsil edilen 269.477 Amerikan Doları karşılığında ithal edilen toplam 6.831,989 ton enginar için ödenen 3.316.793 Amerikan Doları şeklinde özetlenebilir.

Son üç yıla (2014-2016) ait enginar ithalat ve ihracatının hangi ülkelere yapıldığına baktığımızda ise; Türkiye’nin genellikle Mısır, Peru ve İtalya gibi ülkelerden enginar aldığı, ihraç ettiği az miktardaki enginarı ise çoğunlukla Avrupa Birliği ülkelerine gönderdiği görülmektedir.

Enginarın İzmir ve Urla Maceraları…

İzmir ili ülkemizin önemli bir enginar üreticisidir. Tablo I’in İzmir’le ilgili sütunlarındaki verilerden de anlaşılacağı üzere İzmir’in ülke enginar üretimindeki payı 2000 yılındaki % 48 düzeyinden son beş yıl itibariyle % 33 düzeyine inmiş olmakla birlikte İzmir bugünkü durumuyla ülke enginar üretiminin 3’de 1’ini karşılamaktadır.

İzmir’de enginar üretimi yapılan tarım arazilerinin miktarı 2000 yılına göre % 2,77 oranında, üretilen enginar miktarı da % 11,77 oranında azalmıştır. Verim ise 1,278 Kg/Dekarlık ortalama değer ile Türkiye düzeyindedir.

Urla ise, -aynen İzmir’in ülke üretimindeki yeri gibi- İzmir enginar üretiminin 3’de 1’ini karşılamaktadır. Bu duruma son dört yılda gelen Urla bu nedenle enginar üretimi yaptığı arazilerin miktarını 2000 yılına göre %215,83 oranında, üretim miktarını ise % 233,81 oranında arttırmıştır. Verim ise 2000 yılındaki 1,200 kg/dekar düzeyinden 1,300 kg/dekar düzeyine yükselmiştir.

Bu iyileşme eğilimi 2013 yılı ile başlamış; bu yılda üretim yapılan alan geleneksel büyüklük olan 1.300 dekardan önce 1.800’e, 2014’de 2.280’e, 2015’de 2.300’e ve 2016 yılında da 2.590 dekara çıkarılmıştır. Elde edilen üretim ise buna paralel olarak 1.625’den 2.250 tona, 2014 yılında 2.964 tona, 2015 yılında 2.990 tona, en sonda da 2016 yılında 3.367 tona çıkmıştır. Verimlilik ise 2014 yılı ile birlikte her zamanki 1.250 kg/dekar olan düzeyinden 1.300 kg/dekar düzeyine çıkmış ve bu düzeyi 2015 ve 2016 yıllarında da sürdürmüştür.

Enginar-Silajı-1

Görüldüğü gibi Urla’da ekim alanlarının 2013 yılında birden artması ile birlikte hem üretimde hem de verimlilikte ciddi bir artış sağlanmıştır. Bu nedenle de bu 3, 4 yıllık gelişme bir başarıdır ve yapılması gereken şey bu başarıyı sürdürülebilir bir başarıya dönüştürmektir.

Bu başarıyı sürdürmek için yeni yeni tarım alanlarını enginar yetiştiriciliğine ayırmak mümkün olmakla birlikte bunun da bir sınırının olduğu bilindiği için üretimi ve verimi arttırmak için akla gelebilecek diğer yöntemlere de başvurulabilir.

Örneğin işlerin hiç de iyi gitmediği maliyetler, üretim değerleri ve ortalama satış fiyatları üzerinde araştırma ve çalışmalar yapılabilir.

Çünkü İzmir İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nün verdiği istatistiklere göre enginar üretimi nedeniyle Urla’da yaratılan üretimin değeri, üretim alanları ve miktarı artmış olmasına karşın son beş yıl içinde artmamıştır. 2011 yılında 21.474.000.-TL. olan üretim değeri 2012 yılında 21.193.000.-TL, 2013 yılında 16.706.100.-TL, 2014 yılında 19.828.000.-TL, 2015 yılında 19.955.250.-TL ve son olarak 2016 yılında 22.155.800.-TL düzeyinde kalmıştır. Artan üretimi dikkate aldığımızda kilo başına düşen üretim değerinin aynı kalmak değil; aksine azaldığı bile söylenebilir.

Nitekim 2011 yılında 64 krş/kg olan birim enginar maliyetinin 2012’de 79 krş/kg, 2013’de 86 krş/kg, 2014’de 87 krş/kg, 2015’de 91,41 krş/kg ve 2016’da da 98,04 krş/kg değerine yükselmiş olması; ayrıca 2011 yılında 200 krş/kg olan ortalama satış fiyatının 2012 yılında aynı düzeyde kaldıktan sonra 2013 yılında 150 krş/kg, 2014 yılında 175 krş/kg, 2015 yılında 180 krş/kg düzeyine indikten sonra 2016 yılında tekrar 2011 yılı düzeyine çıkmış olması; yani tohum, ilaç, mazot, ulaşım gibi girdi maliyetleri devamlı artarken ortalama satış fiyatlarının hep aynı düzeylerde kalması ortada ciddi sorunların bulunduğunu göstermektedir.

Diğer yandan, Avrupa kaynaklı bilimsel yayınlarda İzmir ve Aydın kaynaklı olduğu ifade edilen yaygın viral hastalıkların enginar üretimi yanında ihracının da Avrupa Birliği ülkeleri tarafından yasaklanması olasılığı dikkate alınarak, Türkiye kökenli enginarlarda ortaya çıkan viral hastalıkların giderilmesi konusu da çalışmalar yapılması gerekmektedir.¹

Bütün bu nedenlerle, hiçbir belediye yöneticisinin sadece ekim alanlarının ve üretim miktarının arttığından söz ederek pembe bir tablo çizmemesi; bu başarının sürdürülebilir hale gelmesi için görünen ya da görünmeyen tüm sorunları ele alarak, bunları ayrıntılı bir şekilde inceleyerek birkaç yıl sonra yaşanacak olası sorunları, daha vakit varken çözmesi gerekmektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin önderliği ve İzmir Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Ege ve Dokuz Eylül üniversiteleri işbirliğinde “varlık odaklı yerel kalkınma” fikriyle 2014 yılında hazırlanan ‘Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023′ belgesinin ‘Yerel Üretim Projeleri‘ başlığı altında Urla’yı da içine alan Yarımada bölgesinde Sakız enginarı gibi yerel ürünlere yönelik tarım üreticiliğinin organize edilerek coğrafi işaretleme ve marka tescillerinin yapılacağı belirtilmekle birlikte; İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı yetkililerinden aldığımız bilgilere göre, Urla’da ya da başka bir yerleşimde enginar yetiştiriciliği konusunda bugüne kadar özel bir araştırma ya da uygulama projesinin geliştirilmediğini, herhangi bir coğrafi işaretleme ve markalaşma çalışmasının başlatılmadığını, Yarımada bölgesindeki enginar yetiştiriciliğinin dününü, bugününü ve geleceğini konu alan herhangi bir araştırma, plan ve programın yapılmadığını öğrendiğimiz için böylesi bir çalışmanın bir an önce başlatılması gerektiğini düşünüyoruz.

Ne de olsa, söyleyip yazmakla yapmak birbirinden farklı, apayrı şeyler…

O anlamda düzenlenen festivaller belki de bu konunun ele alınabileceği en uygun platformlar olabilir. Festival programına yerleştirilecek bir sempozyum, bir panel ya da en azından bir uzman çalıştayı ile konunun uzmanlarının çağrılarak ve bu tür sorunların o toplantılarda ele alınarak enginar üretiminin geleceğini planlamak mümkün olabilir.

3f72b0c9-bd7b-4a2b-bb7c-7d6b961fbcfb

Urla şayet iyi bir aşıksa, aşık olduğu enginarı koruyup kollamak, ona sahip çıkmak istiyorsa onu daha iyi tanıyıp sorunlarının farkına varır ve yarın öbür gün çekip gitmemesi için elinden gelen her şeyi yapar… Zaten Urla’dan da beklenen budur…


¹ Ergün, Müge; “Ege Bölgesi Enginar Üretim Alanlarında Görülen Viral Etmenlerin Biyolojik, Serolojik ve Moleküler Yöntemlerle Saptanması Üzerinde Araştırmalar“, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Bornova-İzmir, 2013, s. 10

Yararlanılan Kaynaklar

Kenanoğlu Bektaş, Z., Saner, G.; “Türkiye’de Enginar Üretimi ve Pazarlaması“, Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 2013, Cilt 27, sayı 1, s. 115-128

Şinik, Aykut, “Enginarda (Cynara scolymus L.) Sulama; Azot Form ve Dozlarının Yaprak Oluşumu ve Aktif İçerik Maddeleri Üzerinde Etkileri“, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2008

http://www.fao.org/faostat/en/#data

http://www.tuik.gov.tr

http://izmir.tarim.gov.tr

Urla’nın enginar aşkı… (1)

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazıma konu olacak enginarın Urla ile ilişkisini, yazı başlığında ifade ettiğimiz haliyle aşkını geçtiğimiz yıldan bu yana düşünüyor, yer yer ya da zaman zaman bu ilişki konusundaki düşüncelerimi net bir şekilde ifade etmeye çalışıyorum.

Şimdi ise bu düşüncelerimi, hem üç yıldan bu yana sürdürülen Uluslararası Urla Enginar Festivali’nin sürdürülebilirliği hem de ürettiğinden çok enginar ithal eden ülkemiz koşullarında Urla’da ya da İzmir’in diğer ilçelerinde yetiştirilen enginarın ithal ikamesi olan işlenmiş bir tarım ürünü olarak nasıl geliştirilebileceği üzerinden geliştirmeye çalışacağım.

Sanırım Urla ile enginar arasındaki bu ilişkiyi düşünmem, Urla Belediyesi’nin yanı başındaki Çeşme’nin daha fazla enginar üretiliyor olmasına karşın, bir Akdeniz sebzesi olan enginarı sahiplenmesinden ve onun için her yılın Nisan ayı sonunda uluslararası bir enginar festivali düzenliyor olmasından kaynaklanıyor. 

Aldığım bilgilere göre, Urla Belediyesi bu yıl yine böyle bir festivali, 3. Uluslararası Urla Enginar Festivali adıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Ekonomi Üniversitesi‘nin ile Reseau Delice – Dünya Gurme Şehirler Birliği‘nin işbirliği ile 27-30 Nisan 2017 tarihleri arasında düzenlemek için yola çıkmış…

Festival organizasyonun programı http://urlaenginarfestivali.com adresinde henüz yayınlanmamakla birlikte duyurusu yapılan komitelerin ad ve konularından festivalin daha önceki yıllarda olduğu gibi daha çok Urla’nın meşhur Sakız enginarı ile yapılacak yiyeceklerle kültür ve sanat etkinlikleri üzerine odaklanacağını anlıyoruz.

Enginar 002

Geçtiğimiz yıllarda iki kez düzenlenen festivalle ilgili programlara dönüp baktığımızda ya da denk gelip izlediğimiz ya da katıldığımız etkinlikleri hatırladığımızda, programın genellikle bir kortej yürüyüşü ile başlatıldığını, konukların Urla Cumhuriyet Meydanı ile Malgaca Pazarı’nda, Sanat Sokağı’nda ya da Tamirhane Binası’nda kurulan enginar pazarıyla stantları ziyaret ederek değişik kooperatiflerin enginardan ürettikleri konserve, reçel, sabun ve yemekleri tadarak satın aldıklarını, festivalin çeşitli atölye çalışmaları, yarışma, konser ve dinletilerle renklendirildiğini, iç turizm firmalarının bu festival için turlar düzenlediğini; hatta 60 bin kişinin ziyaret ettiği 2016 tarihli festivalin “Shining Star Awards 2016” en iyi festival dalında ödüle layık görüldüğünü bile anımsarız.

Evet, bu anlamda bir belediyenin kendi yöresinde yetiştirilen tarımsal bir ürünü ele alarak ve o ürünün daha çok tanınıp tüketilmesini, bu arada bu festival nedeniyle ilçeye yönelik yerli ve yabancı turizmin gelişmesini hedefleyen böylesi bir eğlence organizasyonu düzenlemesi hem alışıldık hem de takdir edilmesi gereken doğru ve isabetli bir çalışmadır. Bu nedenle daha işin başında Urla Belediyesi’ni bu etkinliği düşünüp düzenlediği için kutlamak gerekir diye düşünüyoruz.

Ancak…

İlk olarak, bu tür bir meyve,  sebze ya da başka bir yiyecek adıyla yapılan etkinliklerin Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana, özellikle de “Vatandaş, yerli mal kullan!” sloganının dillendirildiği yerli mallar haftalarının etkisiyle bütün Türkiye’de yaygınlık kazandığını bilirim.

Hatta o nedenle, birçok şehri ya da yerleşimi “Bursa’nın kestanesi“, “Ankara’nın armutu“, “Yarımca’nın kirazı“, “Aydın’ın inciri” ya da “Manisa’nın üzümü” gibi, hep o meyve ve sebzeler üzerinden bilip öğrendiğimi, aradan bunca zaman geçmesine karşın bunun bir adım ötesine geçerek o kent ya da yerleşimleri başka bir ürün ya da sembol üzerinden hatırlamadığımı da bilirim.

İkinci olarak, Urla Belediyesi’ne ettiğim bu teşekkürün ardından ifade etmek istediğim bazı somut gerçeklerin düzenlenen bu eğlenceler ya da söylenen şarkılar, türküler arasında kaynayıp gitmesini de istemem. 

Çünkü beni uzunca bir süredir düşündüren, yer yer ya da zaman zaman yazıp çizerek herkesi uyarmak istediğim bazı gerçekleri açık bir şekilde anlatmanın gerekli olduğunu düşünüyorum…

Bunun nedeni, oldum olası yaptığım ya da gerçekleşmesine katkıda bulunduğum her şeyin geride anlamlı bir iz bırakmasını istememde, bu olmadığı takdirde başarılı olamayacağıma olan inancımda yatar. Bu iz, bu işaret olmadığı sürece “acaba yazıyı suya mı yazdım?” diye düşünmeden edemem…

Çünkü böyle bir işin ya da başarının şayet geride o izler, o işaretler bırakılmadığı takdirde kalıcı olamayacağına, kolaylıkla sürdürülemeyeceğine ilişkin ciddi kaygılarım vardır… Hele ki, başkanları ve tüm yöneticileri beş yılda bir değişen belediyelerde bu kalıcı olma halinin çok daha zor olduğunu, her şeyin dünden bugüne kolaylıkla unutulduğunu bilirim ve bunu bıkmadan usanmadan hep söylerim.

O nedenle yapılan güzel, olumlu şeylerin başkanlarla kalıcı olmadığına, bir başkanın döneminde yapılan çok güzel şeylerden bir sonraki başkan döneminde daha ilk günden vazgeçilebileceğine inanırım. İnanmak ne kelime; çoğu kez anında vazgeçildiğini görür, yaşar ve bundan dersler çıkarırım…

Buna en yakın örnek, Aliağa’da 23 yıldır yapılan ve bu nedenle yakın bölgemizdeki en uzun soluklu şenlik olarak bildiğimiz Aliağa Emek Şenliklerinin AKP’li ya da MHP’li belediye başkanları döneminde yapılmıyor olması ve bu konuda toplumdan ciddi bir talep ya da muhalefetin gelmiyor, en azından alternatif bir şenliğin düzenlenemiyor olmasıdır.

O nedenle, enginar adına yerel ya da uluslararası bir şenlik düzenlemeye kalktığınızda ödül almaktan ya da o organizasyona çok büyük kalabalıkların gelmesinden çok o organizasyonun kurumsallaşıp sürdürülebilmesini sağlayacak koşulları yaratmanın gerekli olduğunu, “yapmak” kadar “sürdürebilmenin” de önemli olduğunu düşünürüm. Bunu sağlamak amacıyla o etkinliğin kabul görüp kalıcılaşmasını kolaylaştıracak geniş bir katılımla belediyeden ayrı bir vakıf örgütlenmesinin zorunlu koşul olduğunu bilir, bunu sağlamak için ilgili tüm tarafların o etkinliğe “düzenleyici ortak” olarak katılmasını öneririm. Böylelikle siz olmasanız ya da gücünüz yetmese bile başka bir ortağın ya da ortaklar topluluğunun ya da bağımsız bir vakfın o olumsuz bir gelişmeye karşı çıkarak ve mücadele ederek o etkinliği sürdürebileceğine inanırım.

Ama bir yandan da, güzel bir etkinliği ortaya atıp geliştirmiş bir belediye başkanının da kendi evladı gibi hissettiği bir etkinliği başkalarına devretmesinin ya da başkalarıyla birlikte yapmasının, kendi kişisel ya da kurumsal egosunu yenemediği sürece ne kadar zor olduğunu da bilirim.

Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar festival organizasyonu nedeniyle ödülünü aldığı törende “Ne mutlu ki bizlere Urla’da 2 yıl içinde enginar dikim alanı yüzde 42 arttı. 600 dönüm yeni enginar üretim alanı oluştu.” diyerek düzenlediği festival ile enginar üretimindeki artış arasında bir nedensellik bağı kurmaya kalksa da; iş gerçekten böyle mi olmuştur, üreticiler daha fazla alanda enginar ektikleri için mi festival düzenlenmiştir, yoksa festival düzenlendiği için mi gayrete gelmişlerdir? Diğer bir anlatımla, yarın başka bir belediye başkanının devr-i iktidarında böylesi bir festival organizasyonundan vazgeçildiği takdirde enginarı yetiştirenler ya da tüketenler çıkıp o festivalin devam etmesi için girişimde bulunurlar mı ya da alternatif bir festival düzenlerler mi? Festivalin asıl sahipleri olarak böylesi bir iptal kararı karşısında ne yaparlar?

Bütün bu sorulara verilebilecek doğru yanıtlar bağlamında, bu tür festivallerde asıl festival sahibinin üreticiler ya da tüketiciler olduğunu; o nedenle festival ile üretici ya da tüketiciler arasında bir çıkar ilişkisinin kurulması gerektiğini düşünürüm. Şayet bu tür bir çıkar ilişkisi kurulduğu takdirde, festivalin yapılmamasından zarar görebilecek üretici ya da tüketicilerin bu olumsuz duruma daha kolay karşı çıkabileceklerini, bu nedenle de festival düzenleme kurulunda üreticilerin ya da tüketicilerin kurumsal ya da bireysel ölçekte yer alarak belirleyici olmasını önerir ve bu önerinin izleyen festivallerde sürdürülebilirlik açısından dikkate alınmasını dilerim. 

Bunu sağlamanın diğer bir yolu da, festival içeriğinin belirlenmesinde ilçe halkının kültür-sanat etkinlikleriyle eğlendirilmesi ihtiyacı ya da talebi yanında, festival konusu olarak belirlenen enginarın yetiştirilmesi ile onu yetiştirenlerin sorunlarını ele alıp bunlara çözüm bulmakla ilgili etkinliklerin de eklenmesi olabilir.

Bu nedenle Dünya, Türkiye, Ege Bölgesi, İzmir ve Urla bağlamında enginar yetiştiriciliğinin dünü, bugünü ve geleceği, önemi, satış ve pazarlaması, bu konudaki araştırma-geliştirme, yenilikçilik ve örgütlenme çalışmaları ile enginar konusunda izlenecek genel politika ve stratejiler, ulaşılabilecek hedefler ve eylem planları, izleme, ölçme ve değerlendirme çalışmaları da bu kapsamda ele alınıp bütün bunlar bir festival boyutunda bilinçli ve sistemli bir çalışmanın gereği olarak örgütlenebilir. O nedenle hazırlanan festival programlarında bu konuların ele alınıp tartışılacağı paneller, sempozyumlar yapılıp farklı görüşlerin birbirleriyle tartıştığı atölye çalışmaları gerçekleştirilebilir.

Uluslararası Urla Enginar Festivali 2017

Yine aynı ödül töreninde amacını, “biz festivallerimizi eğlenmek için yapmıyoruz. Biz festivallerimizi kırsal kalkınmaya destek olmak için yapıyoruz. Biz istiyoruz ki çiftçimiz kazansın. Üreticimiz enginar tarlasını satmasın, o tarlalarda villalar inşa edilmesin. Çocuklarımız fastfood yerine annelerinden iyi tarım uygulamalarıyla yetişen enginar yemeğini istesin.” şeklinde ortaya koyan Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar’ın bu söyleminin samimiyetini bilmek adına enginar tarlalarına planlı ya da plansız şekilde yapılan villalara izin vermemesini, daha doğrusu hazırlanacak yeni planlarla o verimli tarım arazilerini korumasını bekliyorum. Ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü ile yapacağı işbirliği çerçevesinde bu sebze ile ilgili dünyadaki gelişmeleri izleyerek festivali sadece yerli ve yabancı aşçıların gelip sunum yaptığı bir gurme festivali olmaktan çıkarmasını ve enginarın tüketimi kadar üretim ve pazarlamasını da düşünerek taze, yarı işlenmiş ve işlenmiş bir tarım ürünü olarak yurt içi ve yurt dışı pazarlardaki talebi karşılayacak şekilde daha büyük boyutlarda değerlendirilmesine yönelik yaratıcı ve yenilikçi girişimlerde bulunmasını öneriyorum.

Çünkü yazımızın gelecek bölümünde, Dünya, Türkiye, İzmir ve ilçeleri düzlemindeki enginar üretimi ve bunlarla ilgili sorunlar üzerinde durarak Urla’da festivali yapılan enginar yetiştiriciliğinin geçmişteki, günümüzdeki ve gelecekteki durumunu ortaya koyarak, yapılan ve yapılacak festivallerden Urla’ya nasıl bir artı değer kalacağı; böylelikle Urla’daki tarım ekonomisinin nasıl gelişebileceği konusu üzerinde durmaya çalışacağım.

Devam Edecek…