İzmir’in unutulan sanatçıları 23 – Kadri Atamal

Ali Rıza Avcan

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde ele alıp hatırlamaya çalışacağımız ressam ve dekoratör Kadri Atamal, İstanbul doğumlu bir sanatçı olmakla birlikte; yurt içi ve dışındaki eğitimi sonrasında İzmir‘e gelip İzmir‘deki gençlerin resim eğitiminde görevler üstlenmiş, İzmir Resim ve Heykel Galerisi‘ni kurmuş; bütün bunlara karşın İzmir Resim Heykel Müzesi ve Galerisi‘nde tek bir tablo ile yer alan, İzmir‘in kültür sanat yaşamında büyük emeği olan değerli bir insan.

Kaynak: Murat Saraç, İzmir Atatürk Lisesi Mezunları Derneği Arşivi.

Gazetelere verdiği ilanlarda kendisini ressam ve dekoratör olarak tanıtan Kadri Atamal, 1901 yılında anne Hatice Atiye ile baba Mehmet Bahattin‘in oğlu olarak İstanbul’da doğdu. Sırasıyla Beşiktaş‘taki Afitab Maarif Mektebi‘ni ve İstanbul Sultanisi‘ni bitirdikten sonra Sanayi-i Nefise Mektebi‘nde İbrahim Çallı (1882-1960) ve Hikmet Onat (1882-1977) atölyelerinde edindiği birikimi, 1920-1924 döneminde Akademi der Bildenden Künste München (Münih Güzel Sanatlar Akademisi)’de ünlü Alman düşünür ve sanat adamı Hans Hoffmann (1880-1966) Atölyesi’nde daha sonra Müstakiller Grubu‘nu oluşturacak olan arkadaşları Zeki Kocamemi (1900-1959), Ali Avni Çelebi (1904-1993) ve Mahmut Cuda (1904-1987) ile pekiştirdikten sonra 1927 yılında İzmir‘e yerleşerek İzmir Erkek Muallim Mektebi, Birinci Erkek Lisesi (Atatürk Lisesi), Namık Kemal Lisesi, Karşıyaka Kız Öğretmen Okulu ve Gazi Ortaokulu‘nda resim öğretmenliği yapar. 9 Eylül 1952 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı‘na bağlı Güzel Sanatlar Genel Müdürü olarak görev yapan ressam Halil Dikmen (1906-1964)’in emriyle, Kültürpark‘taki İzmir Resim ve Heykel Galerisi‘ni kurar ve oranın müdürlüğünü yapar. Galeriye müdür olarak atanır ve bir yıl sonra Birinci Kordon‘da kiralanan bir binaya taşınmasını sağlar. 1964 yılındaki emekliliği sonrasında Kordon‘da dekorasyon mağazası açarak resim yapmaya devam eder ve 92 yaşındayken 16 Haziran 1993 tarihinde İstanbul‘da vefat etmiş ve Zincirlikuyu Mezarlığı‘na (Ada 31, 173-A Mezar No.) defnedilmiştir.

Müstakil Grubu’nun Sanayi-i Nefise Mektebi yılları, Sıhhiye Müzesi Binası. Ayaktakiler soldan sağa Necmettin Halil, Ali Avni Çelebi, Elif Naci, Kadri Atamal vd.

Kadri Atamal, daha çok Çallı Kuşağı‘nın İzlenimci tutumunu paylaşan bir tutum içindedir. Arkadaşları Ali Avni Çelebi (1903-1994) ve Zeki Kocamemi (1900-1959)’de görülen Hans Hoffmann etkili dışavurumcu duyarlıktan fazla etkilenmemiştir. Kadri Atamal İzmir‘e yerleştiği 1927’de, bu kentte açıldığı bilinen ilk resim sergisine katılan sanatçılardan biridir. Halkevi ve İzmir Ressamlar Cemiyeti‘nin süreklilik kazanan etkinliklerine katılmış, 1991 yılında Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği‘nin Onur Ödülü’nü almıştır. Sanatçının bugün özel koleksiyonlardaki eserlerinin yanında Ankara Resim ve Heykel Müzesi‘nde bir, İzmir Resim ve Heykel Müzesi ve Galerisi‘nde de “Sarı Lale” isimli eseri bulunmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı 7. Devlet Resim ve Heykel Sergisi kataloğu.

Kadri Atamal, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 31 Ekim-30 Ekim 1945 tarihleri arasında Ankara Sergievi‘nde düzenlediği 7. Devlet Resim ve Heykel Sergisi‘ne 2 natürmort ve 2 manzara ile “İzmir Alsancak iskelesi“, “Tire’de bir saçak“, ve “Tire” isimli toplam yedi tablo ile katılır.

Kadri Atamal, İzmir’de yayınlanan Halkın Sesi gazetesi muhabiri Gönül Emre‘nin “İzmir ressamları Manisa’da sergi açtı” başlıklı ve 24 Haziran 1938 tarihli haberine göre, 22 Haziran 1938 tarihinde Manisa Halkevi‘nde açılan sergiye ressam arkadaşları Ragıp Erdem ve İlhan Dalman ile katılmış, Manisa Valisi Lütfü Kırdar‘ın da bulunduğu törende Halkevi başkanı ve Gazi Mektebi başöğretmeni Azmi Bey‘den sonra konuşarak Atatürk‘ün sanat ile ilgili hedefleri konusunda bilgi vermiş.

Kadri Atamal, B. Vedat Ar (1907-1921), Hakkı Tez, Adil Tuzcu ve Hayati Kültür ile birlikte 23 Nisan 1937 tarihinde Ankara Sergievi‘nde açılan Ankara Beynelmilel Kömür Sergisi‘nin dekorasyonunu hazırlamıştır. Yazımın ekindeki Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TRT‘ye ait belgesellerin bazı bölümlerinde serginin düzenlendiği salonların duvarlarında bu sanatçılar tarafından yapılan duvar resimleri dikkatimizi çekmektedir. Sanatçının İzmir Enternasyonal Fuarı için düzenlenen yapılarda birçok resmi ve dekoratif düzenlemesi bulunmasına karşın bunların hiçbiri bugüne kadar korunup saklanmamıştır.

https://filmmirasim.ktb.gov.tr/tr/film/ankara-da-enternasyonal-komur-sergisi-1937-1

Ankara Beynelmilel Kömür Sergisi Açılışı, 23 Nisan 1937
Kadri Atamal’ın 1939 tarihli Halkevi Sergisi’ndeki bir tablosu.

Değerli dostum Lütfü Dağtaş‘ın verdiği bilgilere göre ressam ve dekoratör Kadri Atamal‘ın resim ve dekorasyon dışında toplum içinde kabul gören ilginç bir kişiliği varmış. Bu bilgilere göre Atatürk, İzmir‘e ilk geldiğinde Kadri Atamal‘ın eşi ile Şehir Gazinosu‘nda dans ederken ressamın kendisi ise “tango kralı” olarak anılacak kadar iyi dans etmektedir.

Şair Eşref Bulvarı, No.71 adresindeki Atamal Apartmanı.

Sanatçıya ait olduğunu bildiğimiz Şair Eşref Bulvarı No.71 adresindeki “Atamal Apartmanı“, İzmir Resim ve Heykel Müzesi ve Galerisi‘ndeki “Sarı Lale” isimli tablo dışında İzmir‘de adının anıldığı ikinci mekan olup bugün bu apartmanda ailesinden kimseler oturmamaktadır.

Sanatçının kızı ressam Esin Atamal‘ın oğlu Nihat Sinan Erül ise, aynen dedesi gibi İstanbul’da iç mimar olarak çalışmaktadır. 

Kadri Atamal (1901-1993)

…………………………………………………………………………………………………….

Dağtaş, L., İzmir Gazinoları, 1800’lerden 1970’lere, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı, Nisan 2004, İzmir.

Sağlam, M. İzmirli Ressamlar Ansiklopedisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, Nisan 2011, İzmir.

Tabloları

Kadri Atamal (1901-1993), İzmir.
Kadri Atamal (1901-1993), Isparta Gölü, İmzalı, Tuval üzerine yağlıboya, 47X61 cm.
Kadri Atamal (1901-1993).
Kadri Atamal (1901-1993), İzmir Rıhtımı.
Kadri Atamal (1901-1993), Kemer, Kontraplak üzerine yağlıboya, 47X62 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Motel İmbat Kuşadası posta kartı ön yüzü.
Kadri Atamal (1901-1993), Peyzaj, Duralit üzerine yağlıboya, 39X45 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Still Life, Tuval üzerine yağlıboya, 59,5X40 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Sergi Katalog Kapağı.
Kadri Atamal (1901-1993), Sergi Katalog Kapağı.
Kadri Atamal (1901-1993), Otoportre, Tuval üzerine yağlıboya, 1942, 30X40 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Kur-an’ı Kerim, Tuval üzerine yağlıboya, 1959, Aile Koleksiyonu, 66X51 cm.
   Kadri Atamal (1901-1993), Halı Dokuyan Kadınlar, Tuval üzerine yağlıboya,    1973, 85X65 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Karanfil Natürmort, Tuval üzerine yağlıboya, 65X55 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Paris 2, Tuval üzerine Yağlıboya, 1962, 40X50 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Paris, Tuval üzerine yağlıboya, 1960, 50X65 cm.
Kadri Atamal (1901-1993), Sarı Lale, İzmir Resim ve Heykel Müzesi ve Galerisi, R-0358.

İzmir, Yerel Seçimler ve Toplumcu Belediyecilik toplantısı hakkında…

Ali Rıza Avcan

Uzun bir süredir heyecanla beklediğim ve kendim dahil tüm katılımcıların bilgilenmesi amacıyla, toplumcu belediyecilik konusunda daha önce yapılmış çalışmaları ya da değişik mecralarda yayınlanmış kitap, broşür ve bildirileri sosyal medyada paylaşarak hazırlandığım “İzmir, Yerel Seçimler ve Toplumcu Belediyecilik” toplantısı, 17 Aralık 2023, Pazar günü İzmir Mimarlık Merkezi‘nde yapıldı.

Bu toplantının organizasyonu, organizasyona katkıda bulunan ya da bulunmadığı anlaşılan kurumlar, konuşmacılar, konuşma konuları ve dinleyiciler hakkında birçok şey söylemek mümkün olmakla birlikte; tarihe not düşmek adına, toplantının Forum bölümünde dile getirip yanıt alamadığım iki, üç noktayı sizlerle paylaşmak isterim.

1) Anladığım kadarıyla toplumcu belediyecilik kavramı, dinlediğimiz 15 konuşmacının kendine, durduğu yere, ilgi duyduğu konuya, sahip olduğu düşünce, ideoloji ve siyasi görüşe göre değişen bir kavram… Bu nedenle, aynen “kör adam ve fil” öyküsünde olduğu gibi herkesin filin farklı bir yerine dokunarak bir diğerinden farklı yorumlar yaptığını görmüş olduk… Hele ki, uygulama içinde yer almayıp bu işi sadece okuyarak ve ders vererek öğrenenler açısından…

Evet, toplumcu belediyecilik konusunda farklı görüş ve düşüncelerin olması olağan; hatta iyi bir şeydir. Ama benim sözünü etmek istediğim şey, toplumcu belediyeciliğin farklı yanlarını ele alan düşünce farklılıkları değil, toplumcu belediyecilikle hiç ilgisi olmayan; hatta onun tam karşıtını oluşturan, onu bozacak şeylerin, neoliberal bir anlayış ve dille sanki toplumcu belediyecilikmiş gibi anlatılmış olması ile ilgilidir.

2) Toplumcu belediyecilik kavramının temel özelliklerinden biri, halkın belediye yönetimi ile ilgili karar ve uygulama süreçlerine aktif ve etkin bir şekilde katılımı olmasına karşın, gerek açış konuşmalarında dile getirilip okunan toplumcu belediyecilik bildirgesinin hazırlığında, gerekse dört oturumdan oluşan toplantının ilk üç oturumunda dinleyicilere tek bir kez olsun söz verilmemesi, onlardan görüş, düşünce, öneri ve katkıların alınmaması, soru sormalarına imkân tanınmaması söz konusu toplantının katılım ilkesi açısından demokratik olmadığını göstermiştir.

Sabah saat 09.30’da başlayıp akşamüstü 16.00’ya kadar devam eden uzun bir zaman aralığında biz dinleyicilere tanınmayan bu hakkın, toplantının son 30 dakikasında tanınmış olması nedeniyle, ilk üç oturumda konuşan konuşmacılara soru sormamız, görüşlerini öğrenmemiz, söylediklerine katkıda bulunmamız mümkün olmamış, toplantı ile ilgili tüm soruları -dinleyicilerin salonu terk etmeye başladığı anlarda- üçüncü oturum konuşmacılarının cevaplaması gibi garip bir durum ortaya çıkmıştır.

Dinleyicilerin de, aynen konuşmacılar gibi sağlık sorunları, başka bir program ya da iş nedeniyle istediği an toplantıdan ayrılma tercihinin dikkate alınmaması nedeniyle, adeta 6,5 saat bekle, sorunu ancak ondan sonra sor ya da katkını ondan sonra ver denilmiş, önceden hazırlandığı anlaşılan bildiri hakkında dinleyicilerin görüşünü sormak hiç kimsenin aklına gelmemiştir.

3) Söz konusu toplantının başlığı “İzmir, Yerel Seçimler ve Toplumcu Belediyecilik” olmasına karşın hiçbir konuşmacının konuyu İzmir‘e ve yaklaşan yerel seçimlere getirmemesi toplantının hangi amaçla yapıldığı konusundaki kaygılarımızı güçlendirmiştir. 15 konuşmacıdan sadece Dr. Turgay Gülpınar‘ın konuşma konusu itibariyle 1970’li yıllardaki Gültepe Belediyesi ile belediye başkanı Aydın Erten‘den söz etmesi, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Koray Önalan‘ın da depreme dirençli kentlerle ilgili konuşmasının bir bölümünde, 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi‘nin Bayraklı, Bornova ve Karşıyaka‘da yarattığı ağır tahribatı anlatırken İzmir‘den söz etmesi dışında diğer 13 konuşmacının hiçbiri İzmir‘in ve yaklaşan yerel seçimlerin toplumcu belediyecilikle ilgisini, yaşadığı sıkıntı ve sounları ele almamış, bu konuda hiçbir şey söylememiştir.

Dileğim, konuşmacıların söyledikleri kadar dinleyicilerin de görüşlerine önem ve değer verilmesi, “ben/biz biliriz ey ahali, gelin bizi dinleyin, bizi alkışlayıp destekleyin” anlayışından uzak karşılıklı etkileşime dayalı demokratik bir toplantı ortamının yaratılması ve toplumcu belediyecilik bağlamında İzmir‘in sorunlarını ele alıp tartışmaktan kaçınılmamasıdır.

Aynı yanlışlıkların, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu tarafından 22-23 Aralık 2023 tarihlerinde İzmir Mimarlık Merkezi‘nde yapılacak 3. İzmir Kent Sempozyumu‘nda yapılmaması dileğiyle…

İzmir’in unutulan sanatçıları 22 – Christian de Marinitsch

Ali Rıza Avcan

Ressam ve illüstratör Christian de Marinitsch‘in 1868’de Avusturyalı bir ailenin çocuğu olarak İzmir’de dünyaya geldiği bilinmekle birlikte, bu kentte hangi tarihe kadar yaşadığı, ne zaman, ne şekilde Fransa’ya gittiği bilinmemektedir.

Sanatçının, Fransa’da Jules Joseph Lefebvre (1836-1911), William-Adolphe Bouguereau (1825-1905), Charles Robert-Fleury (1797-1890) ve Gabriel Ferrier (1847-1914)’den resim eğitimi aldığı bilinmektedir.

Christian de Marinitsch (1868-1954?)

1892 yılında Fransa‘nın Bretonya bölgesindeki Roscoff‘a giderek Fransa‘nın en uzun sahiline sahip Brittany yarımadasını keşfetti. Sanatçı kısa bir süre sonra Concarneau‘ya, ardından 1914’ten önce Pont-Aven‘e taşındı ve burada İkinci Dünya Savaşı‘na kadar yaşadı. Bu arada 1867’de kurulup 1946’da kapanan Académie Julian‘ın çalışmalarıyla 1879-1914 yılları arasında Paris’te düzenlenen Société des Artistes Français’in sergilerine katılmıştır.

Sanatçı 1954 yılında, 86 yaşındayken vefat etmiştir.

Christian de Marinitsch’in, mimarlar Jacques Lachaud ve René Legrand tarafından Pont-Aven’de yapılan sazdan evi.

Sanat yaşamını Fransa’da sürdürmüş olan sanatçının bazı eserlerine o dönemde İzmir’deki galerilerin de ev sahipliği yaptığı anlaşılmaktadır; Galerie P. Miolti ve 1897’de kendisine onur ödülü kazandıran “Gece Vakti Dönüş” adlı çalışmasının yer aldığı Galerie Sparlati bunlar arasındadır. Ayrıca mesleki kariyerine bakıldığında, Monde Illustré, La Revue de Paris, l’Illustration, La France Illustrée ve l’Univers Illustré için çalışmalar yaptığı anlaşılmaktadır.

Yararlanılan Kaynaklar

Daşçı, S. (2011) “19. Yüzyılda İzmir’de Dünyaya Gelen Bazı Gayrimüslim Sanatçılar ve Sanatsal Etkinlikleri Hakkında Bir Değerlendirme“, Sanat Tarihi Dergisi, Cilt XX, Sayı 2, Ekim 2011, s.27-44.

Martin, J., Nos Peintres et Sculpteurs, Graveurs, Dessinateurs – Portraits et Biographies, C. II, Paris 1898.

Christian de Marinitsch, Les Toits bleus, Pont-Aven, 1914, Pastel ve Guaj, 34×49 cm.
Christian de Marinitsch, Bahçe, Tuval üzeri yağlıboya, sol altta imzalı. 50×65.
Christian de Marinitsch, Barques Sur, 16X24 cm.
Christian de Marinitsch, Bigouden’de Küçük Fırkateynin Donatılması, Tuval Üzerine Yağlıboya, 60X73 cm.
Christian de Marinitsch, Bois d’Amour’daki Cadde, 1917, Renkli Kalem ve Pastel Boya, 36X25 cm.
Christian de Marinitsch, Châteauneuf du Faou’daki Köprü, Panel Üzerine Yağlıboya, 16X24 cm.
Christian de Marinitsch, Peyzaj.
Christian de Marinitsch, Peyzaj, 33X48 cm.
Christian de Marinitsch, Plouénan’ın Dedikoducuları. (Exposition aux Salon d’Artistes Français 1893, No. 1199).
Christian de Marinitsch, Tremalo Şapeli, 34X46 cm.
Christian de Marinitsch,
Bir Köy Sokağı Manzarası, Guaj.
Christian de Marinitsch, Sur L’Aven, Bretagne, 1910, 24X35 cm.
Christian de Marinitsch, Aven Limanı’ndaki Genç Breton, 78,5X55,5 cm.

Şirket belediyeciliği, toplumcu belediyecilik midir?

Ali Rıza Avcan

Şirket… Sözlüklere baktığımızda şirketin, gerçek veya tüzel kişilerin emek, mal ya da paralarını ortaya koyarak para kazanmak; yani üretilen artı değerden pay almak amacıyla kurdukları bir işletme anlamına geldiğini görürüz.

Amerikan Rüyası“: Kör bir adalet, yazarkasaya dönüşmüş mide, domuzla taşınan para kasası, deve sırtında petrol ve tüm eski değerlerin hüznü…, Salvador Dali

Kapitalist sistem, “laissez faire, laissez passer“; yani, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” dediği günden bu yana şirketi sistemin merkezine koyarak kutsuyor ve kimsenin ona dokunmadan, onu yasaklamadan çalışması için elinden ne geliyorsa onu yapıyor. İşte o nedenle, her bir ülkenin başta ticaret kanunu olmak olarak tüm ticaret mevzuatı sonsuz bir esneklikle şirketlere hizmet ediyor. Hatta bu konuda karşımıza Man, Jersey, Cayman adaları gibi öylesine ülkeler çıkıyor ki, o ada ülkeleri adeta uluslararası şirketlerin her şeyi yapabildikleri, ellerindeki kara parayı rahatlıkla aklayabildikleri bir çamaşır makinası özelliği ile öne çıkıyor. Bu anlamda şirketlere ait her türlü bilgi, “ticari sır” denilerek kamuoyunun dikkatinden kaçırılıyor. Yolsuzluk da, kara para aklama da, kadın ticareti de, uyuşturucu satışı da hep bu “ticari sır” ardına sığınılarak yapılıyor ve bütün bunlar yeni yeni çıkarılan hukuki düzenlemelerle kolaylaştırılıyor.

Diğer yandan da kamu düzeni ile ilgili her türlü kurumun şirketleşmesi, kurum yöneticilerinin şirketmiş gibi düşünüp davranması için büyük bir ideolojik mücadele veriliyor. Merkezi ve yerel yönetimlerle vakıfların ve hatta derneklerin bile açık ya da gizli bir şekilde şirketleşmesi, şirket gibi yönetilmesi, kendilerini şirket gibi hissetmeleri için büyük bir beyin yıkama faaliyeti yürütülüyor.

Bu bağlamda, “toplumcu belediyecilik” denilen olgunun ortaya çıktığı yıllarda; ne Terzi Fikri‘nin Fatsa Belediyesi, ne Aydın Erten‘in Gültepe Belediyesi‘nin kapitalizmin kalesi olan şirketlerinin bulunmadığını, yaptıkları her şeyi şirket kurmadan bizatihi kendilerinin yaptığını unutmamamız gerekiyor. O zamanlar belediye başkanları, meclis üyeleri, belediye çalışanları ve mücadele katılan halk her şeyi belediye eliyle gerçekleştiriyor, hizmet denilen her şey belediyenin parası, çalışanı ve malzemesi tarafından üretiliyor, halkın bu üretime katılması sağlanıyor; böylelikle belediyenin halkın belediyesi olması sağlanıyordu. Hiç unutmam, teftişe gittiğim Anadolu yerleşimlerinde akşamları elektrikler kesildiğinde belediye başkanı, belediye çalışanı ile birlikte herkes dışarlara çıkar, ne yapabilirim düşüncesiyle işe yaramaya çalışırdı. Şimdi ise, herhangi bir belediye hizmetinin kesilmesi ya da aksaması durumunda bulunduğumuz yerde durup o hizmetin yeniden gelmesini bekler hale geldik… Çünkü o tarihlerde belki “katılım” sözcüğü bugünkü anlamında kullanılmıyor; ama eylemde ortaya çıkan o katılım en sahicisinden, en samimisinden hayata geçiyor, halk sorunların çözümüne bizzat katılıp işin içinde olmak için neoliberallerin “katılım” kavramını icat edip bir ilaç gibi sunmalarını beklemiyordu.

Şirket’e tapmak…

Yolsuzluk, hırsızlık, yağma, yalan ne varsa hepsi, belediyelerde şirketlerin ortaya çıkması ile arttı, azgınlaştı ve yaygınlaştı. Çünkü şirketlerle ilgili kanunlar, yönetmelikler yalan üzerine kurulu kapitalist sistemi ihya etmek adına her şeye izin veriyor, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” diyerek her şeyi, özellikle de yalanı meşrulaştırıyor. Yasaların, yönetmeliklerin sağladığı bu kolaylık ve teşvikler hem iktidarın, hem de muhalefetin belediyelerine yaradığı için de, herkesin hayatından memnun olduğu bir ortamda namus ehli kimse de çıkıp bu durumu kaldıralım ya da değiştirelim demiyor, diyemiyor.

Üstüne üstlük, şimdilerde CHP genel başkan yardımcılığı ile onurlandırılıp Rönesans Holding‘in şirketi Florya Gayrimenkul Yatırım İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin avukatlığını yapan ve Üçkuyular‘daki İzmir İstinyepark ile ünlenen CHP İzmir milletvekili Murat Bakan‘ın, bu yolsuzlukları tahrik edercesine 2016 yılında belediye şirketlerinin ihalesiz iş yapması için kanun teklifi verdiğini hatırladığımızda…

https://www.kentstratejileri.com/2016/10/16/bir-chp-milletvekili-belediye-sirketlerinin-ihalesiz-is-yapabilmesi-icin-kanun teklifi-verirse/

Ama ondan önce, halkın zorunlu ihtiyaçları için kurulan tanzim satış mağazalarının yer yer ve zaman zaman yararlı işler yaptığını bilmekle birlikte; oralarda yöneticilik yapanların tabaktaki bala parmaklarını sokarak yolsuzluk, hırsızlık yapmayı nasıl keşfettiklerini, kendi ‘özel ihtiyaçlarını‘ nasıl karşıladıklarını, oradan kazandıkları deneyimle ileride özel sermayeye pazarlayacakları TANSAŞ‘ı, aynı anlayışla kurdukları KİPA‘yı nasıl dönüştürdüklerini, bugünlerde bir efsane gibi anlatılan tanzim satışların yolsuzluk, hırsızlık ve sahtekarlık suçlarının kaynağı olmaya başladığını söyleyebiliriz. Geriye doğru dönüp baktığımızda, aklımıza tanzim satışla ilgili birçok soruşturma ve ceza alan belediye başkanı ve tanzim satış yöneticisi gelir… Hele ki, yaşadığımız kentte beyaz peynir üzerinden yapılan yolsuzluklara kimlerin bulaştığını, bu şahısların nasıl zenginleştiklerini konu ile ilgisi olanlar gayet iyi bilirler. Aynen 1940’lı yıllardaki olağanüstü savaş ortamında ortaya çıkan vurguncu savaş zenginleri gibi…

Devlet adına belediyeleri denetleyip soruşturmalar yaptığım yıllarda, ben dahil tüm meslektaşlarımı en fazla zorlayan şeyin, tanzim satış mağazalarının denetimi olduğunu itiraf etmek isterim. Ticari işletme tekniğinin karmaşıklığı ve esnekliği içinde bilgisayarın olmadığı bir ortamda zorunda ihtiyaç malzemesi olmayan yüzlerce malın giriş ve çıkışını takip edebilmek, bir büyük ya da küçük baş hayvandan yerine ve zamanına göre göre kaç kilo kıyma, kaç kilo kuşbaşı et, kaç kilo biftek ya da bonfile çıkacağını hesaplamak, her bir malzemedeki fire ile boş çuval gibi üretim sonrası ortaya çıkan malzemelerle ilgili kritik konular bizleri hep zorlar, her biri ayrı bir soruşturma konusu olurdu. Ama aramızdaki “Semih abi” gibi çocukluğu babasının Feneryolu‘ndaki bakkalında geçtiği için hangi konularda nasıl sahtekarlık yapıldığını gayet iyi bilen kamu denetçileri, bu konuda yapılmış tüm yolsuzlukları eliyle koymuş gibi ortaya çıkarır, bizleri de kıskandırırdı.

Bu anlamda, hem devlet adına denetim ve soruşturmalar yaptığım, hem de cephe değiştirip belediyeleri ve başkanlarını devlete, baskıcı merkezi vesayete karşı savunduğum danışmanlık dönemlerinde karşıma tek bir tane bile olsa belediye şirketi çıkmadı, hiçbirini denetlemedim ya da inceleyip soruşturmasını yapmadım. Hoş zaten istesem bile, böyle bir şey yapamazdım; zira mevcut ticaret mevzuatı o şirketleri ihale mevzuatı dışında tutarak koruyor, böyle bir şey yapmamıza izin dahi vermiyordu…

Daha sonra belediyelerin şirket kurduklarını duymaya başladığımda, bunun Turgut Özallı yıllardaki özelleştirme furyasının belediye ayağını oluşturduğunu, asıl amacının ise, belediyelerdeki ihale mevzuatının getirdiği kural ve yasakları aşmak düşüncesi olduğunu anladım.

Şirket: “Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın

İzmir‘e yerleştiğim 1997-1998 döneminde ise, belediyelerce kurulmuş şirketleri birer birer tanımaya başladım. İzmir Yerel Gündem 21 Yürütme Kurulu‘nda yer aldığım 2001 yılında benim önerim üzerine gerçekleştirilen ülkemizdeki ilk sivil toplum fuarı olan 1. İzmir Sivil Toplum Kuruluşları Fuarı ile Uluslararası İzmir Sivil Toplum Sempozyumu‘nda organizasyona İzmir Büyükşehir Belediyesi ve IULA-EMME dışında İZFAŞ’ A.Ş.‘nin de katılmasını önerdiklerinde, yapacağımız sivil etkinliğin ticari bir şirketle bir araya gelmesini istemediğim için, aslında belediye bütçesinden rahatlıkla yapabilecekleri birçok harcamayı sırf bu şirket üzerinden yaparak ihale mevzuatının getirdiği şekil ve şartları aşmak istediklerini anladım.

2012 yılında Kuşadası Belediyesi adına yaptığım “Kuşadası Belediyesi İmaj, Algı Araştırmaları ve Marka Kent Kurumsal Kimlik Çalışmaları” kapsamında yaptığım gözlemler sırasında da, bir araya gelen iki, üç kişinin kurduğu bir şirketin, o tarihlerdeki mevzuata göre alınması gereken Bakanlar Kurulu izin şartı aranmaksızın belediyeye bağışlanabildiğini, daha sonraki yıllarda da bu bağış yönteminin bir alışkanlığa dönüşerek Kuşadası Belediyesi‘nin 2022 yılı itibariyle kavgalara döğüşlere konu olan dört ayrı şirkete sahip olduğunu öğrendim.

Yakın zamanda ise, ipin ucunu iyice kaçıran İçişleri Bakanlığı, yayınladığı bir genelge sayesinde belediyelerin istedikleri kişilerle şirket kurabildiklerini, bunu engelleyen herhangi bir yasal düzenlemenin ya da şartın mevcut olmadığını, şirket kurma konusunda belediyelere büyük bir özgürlük tanındığını büyük bir şaşkınla öğrendim.

Anlaşılan o ki, yakında çıkarılacak yeni hukuki bir düzenleme ile belediyelerin de şirkete dönüşmesine izin verilecek!

İçişleri Bakanlığı‘nın şirket kurma, mevcut şirketlere katılma ya da şirketlerin bağışlanması suretiyle devredilmesini veya istediğin biriyle gidip bir şirket kurmayı mümkün kılan politika ve uygulamaları nedeniyle başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere neredeyse tüm il, büyükşehire bağlı ya da bağlı olmayan ilçe ve belde belediyelerinin kendilerine bağlı binlerce şirketinin şişkin ciroları ve çalışan kadrolarıyla adeta belediyelerle rekabet eden bir şekilde ortaya çıkmaya başladığına tanık olduk.

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2022 Yılı Sayıştay Denetim Raporu, Sayfa 19.

Örneğin 2021 ve 2022 yılları Sayıştay denetim raporları üzerinden yaptığımız bir araştırma sonucunda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan hissedarı olduğu 22, mevcut belediye şirketlerinin hissedarı olduğu 8 şirket olmak üzere toplam 30 şirkete, Ankara Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan hissedarı olduğu 10, mevcut belediye şirketlerinin hissedarı olduğu 5 şirket olmak üzere toplam 15 şirkete, Çankaya Belediyesi‘nin doğrudan hissedarı olduğu 6 şirkete, Konak Belediyesi‘nin doğrudan hissedarı olduğu 2, belediye şirketlerinin hissedarı olduğu 1 şirket olmak üzere toplam 3 şirkete, en halkçı-devrimci belediye olarak bilip tanıdığımız Dersim Belediyesi‘nin bile 1 adet şirkete sahip olduğunu belirledik.

Sıra İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne geldiğinde ise işin farklı bir boyutta değiştiğini görürüz. Çünkü İzmir, Ankara ve İstanbul‘un nüfusuna göre daha küçük bir kent olmasına rağmen; diğer büyükşehir belediyelerine fark atacak kadar şirket zengini bir belediye olduğu görülmektedir. Hele ki bu işe ilçe belediyelerindeki onlarca şirketi de kattığımızda…

Sayıştay‘ın 2022 yılı denetim raporuna göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin doğrudan hissedarı olduğu 16, belediye mevcut şirketlerinin hissedarı olduğu 9 şirket olmak üzere toplam 25 şirketi bulunmakta. Buna Sayıştay denetçisi tarafından hazırlanan yukarıdaki listede yer almayıp 2021 yılında İzenerji tarafından 2.000.000.- TL sermaye ile kurulan İZETAŞ Anonim Şirketi ile yakın zamanda belediye şirketi İzenerji‘nin % 49 ortaklığı ile kurulan İzgüneş‘i de ilave ettiğimizde sayı 27’yi bulmaktadır.

Bu durumda;

2022 yılı nüfusu 15.907.951 nüfusu bulan İstanbul‘da ortalama 530.265 kişi başına 30 şirket,

2022 yılı nüfusu 5.782.285 olan Ankara‘da ortalama 385.486 kişi başına 15 şirket varken

2022 yılı nüfusu 4.462.056 olan İzmir‘de de ortalama 165.261 kişi başına 27 şirket olduğunu, belediyenin bu haliyle tüm belediye hizmetlerini şirketlerine devrederek ve böylelikle birçok yasal kural ve kısıtlamadan kurtularak koskocaman bir holding yarattığını görürüz. Tabii ki şirket sayısının şimdilik bu düzeyde kalacağını varsaydığımızda…

Artık bundan böyle, “biz bilgi edinme kanunu kapsamında değiliz“, “sorduğunuz husus ticari sır kapsamına girmektedir“, “bu konularda kamuoyuna bilgi verilmesi mümkün değildir” ya da “sorduğunuz sorular kişisel verilerin korunması ile ilgili mevzuat kapsamına girmektedir. O nedenle açıklayamayız” diyen, kamu kaynakları ile kurulduğu halde çoğunda belediye hissesi % 51’ye ulaşmadığı için Sayıştay denetimine tabi olmayan, bu arada devamlı zarar edip zararları belediye bütçesinden karşılandığı halde binlerce işçi çalıştıran bu şirketlerle; daha doğrusu koskocaman bir holdingle karşı karşıyayız…

Üstüne üstlük bu şirketlerin genel müdür, yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyesi, murahhas üye, koordinatör gibi yüzlerce koltuğu var ki; kendilerinden o şirketin faaliyet konusu ve alanı ile ilgili olarak; örneğin restoran, kafe ve büfe işletmeciliği yapan Grand Plaza A.Ş. ya da İzmir Körfezi içinde deniz yoluyla yolcu taşımacılığı yapan İzdeniz A.Ş.‘in gerektirdiği bilgi, birikim, deneyim ve beceriye; yani, o iş için gerekli olan yeterliliğe (liyâkat) sahip olmayan kişileri bu şirketlerde üst yönetici olarak görevlendirildiği, o kişilerin de “bu şirketin faaliyet konusu ve alanı benim uzmanlık alanıma girmiyor, ben burada verimli olamam” diyerek itiraz etmedikleri bir süreçte, bu kişilere kah -zaman zaman aldıkları rakamları küçümseseler de- huzur hakkı adıyla, kah başka adlarla ne miktarda ödeme yapıldığını ya da devamlı zarar eden bu şirketlerden para alan bu şahısların ortaya çıkan kamu zararında ne ölçüde pay sahibi olduklarını dahi bilmiyoruz. Ama hemen arkasından geçmiş seçimlerde milletvekilliğine, belediye başkanlığına ya da belediye meclisi üyeliğine aday olup seçilemeyenlerin, Eren Erdem gibi siyasi kimliği tartışmalı kişilerin, barış imzacısı olma vasfını kendi kişisel menfaati için kullanan akademisyenlerin, özel şoförlerin, Suat Çağlayan gibi eski bakanların, Erdal İzgi gibi eski belediye başkanlarının ya da gelecek seçimlerde aday olmayı hedefleyen siyasi adayların bu koltuklara layık görüldüğüne tanık oluyoruz. Aslında çoğunun atandığı görevle ilgili bir bilgisi, birikimi, deneyimi ve becerisi; yani uygun görüldüğü işle ilgili herhangi bir yeterliliği, liyakati olmadığı halde bu şekilde satın alınan bu kişiler, -ne yazık ki- kamu kaynaklarını sömüren tahta kuruları gibi gövdenin tümüne yayılmış vaziyette. Onların tek özelliği atamayı yapan belediye başkanı ile Mason localarından, birlikte okudukları okuldan ya da siyasi, kişisel, ailevi ya da özel tercihleri nedeniyle bir yakınlıklarının, bir muhabbetlerinin olmasıdır. Çünkü onlar kendilerine verilmiş o koltuğu korumak için bildiği, tanık olduğu ya da altına imza attığı yanlış işleri hiçbir şekilde eleştirmeyip devamlı övmek, parlatmak zorundadırlar… Çünkü efendileri sayesinde gittikleri yerde doyup tıkanıncaya kadar beslenip “sahibinin sesi” olarak velinimetinin sesini yankılayıp çoğaltarak kendisinden beklenen şeyleri yapmak zorundadırlar… Ama bir yandan da doğru ya da yanlış, çoğu suç olan eylemlerle küplerini doldurmaktan ya da birilerinin işine yaramaktan da kendilerini alamazlar. Hele ki seçim öncesi dönemlerde…

Şirket ve şirkete dair her şey…

Çünkü kapitalizmin kutsal kanunlarına göre, içinde bulunup etinden, sütünden, kılından tüyünden yararlandıkları şirketler, titizlikle korunup kollanması gereken kapitalizmin kutsal mekânlarıdır. O kutsallığın başına bir şeyin gelip etkisini kaybetmesini hiç istemezler. O nedenle, kentin ortasındaki Basmane Çukuru, 32 yıldır tek bir kuruş getirmeyen İzmir Hilton Oteli, Konak Pier, Kültürpark, Şehirlerarası Otobüs Terminali, tarihin getirip bize teslim ettiği Kemeraltı ve Basmane‘nin soylulaştırılıp ticari bir mal olarak pazarlamasına karşı seslerini çıkarıp itiraz edemezler. Bir zamanlar itiraz edip seslerini çıkarmış olsalar bile kendilerine sunulan lütuflardan sonra dut yemiş bülbüle dönerler… Onlar sadece yerel yönetimlerin neden olduğu sorunlar yerine, iktidarın neden olduğu sorunları suret-i haktan bir tavırla havanda dövüp dururlar ve sahici olmadıkları, insana dokunmadıkları için de başarıyı bir türlü yakalayamazlar. Örneğin göçmen, mülteci ve sığınmacılar ya da yoksulluk gibi konularda, bir şeyler yapar gözükmekle birlikte çalıştığı kendi belediyesi cadde ve sokaklardaki Arapça tabelaları söküp kaldırdığında ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ndeki kadın yöneticilerin bazıları etek boyu denetimi yaptığında sus pus olurlar. Sadece sadece neoliberal anlayışın geliştirip ortaya attığı “dayanışma“, “kentsel ağlar“, “kentsel katılım“, “çoğulculuk“, “yoksulluk“, “yerel kalkınma” ve “dirençli kent” gibi kavramları sınıfsal özünden koparıp insan hakları boyutunda ve kapitalist sistemle ilişkisini ortaya koymadan, bizim oyalanıp durabileceğimiz konularmış gibi anlatır dururlar. Çünkü onların arkasındaki dokunulmaz kutsal şirketler, holdingler, bu şirket ve holdingleri destekleyen AB Türkiye Temsilciliği, Avrupa kalkınma ajansları ve onların denetiminde kurulan vakıf ve dernekler, kendi mahallesinin kendi “beşli çeteleri” ve “başka bir tarım” adıyla endüstriyel tarım şirketlerini destekleyen politika ve uygulamalar, ceplerinde de oralardan aldıkları paralar vardır…

Artık bundan böyle, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve diğer ilçe belediyeleri, kendi işgücü, mali kaynakları ve teknolojisi ile iş yapmayı unutmuş, her şeyi şirketlerine; hatta şirketleri eliyle İZSİAD adıyla dernekleşmiş sermayedarlara kurdurttuğu kooperatiflere devretmiş; böylelikle, her işi yolsuzluğa, yağmaya ve hırsızlığa hazır hale getirmiştir. O nedenle de, Kültürpark‘ın bakımı ve sulaması bile artık ihale edilmekte, bu işin belediye imkanları ile yapılması akla dahi getirilmemektedir…

Ondan sonra da yıllardır o şirketleri arkasına alıp oralardan beslenenler, o şirketlerde proje adıyla araştırmalar yapıp kitap yazanlar, 2019 yılında yaptıkları Kemeraltı araştırmasının sonuçları halen teslim etmeyip kamuoyu ile paylaşmayanlar, tırmak işareti içindeki “Toplumcu Belediyecilik” adına sipariş ettikleri bir organizasyonda karşınıza çıkıp oldukça ikna edici bir söylemle bu işin psikolojisini, dayanışma ağlarını, kentteki yoksulluk durumlarını anlatmaya kalkarlar.

https://www.kentstratejileri.com/2020/06/03/vahsi-kapitalizmin-karanlik-yuzu-şirketler/

Şimdi gelelim en önemli soruya;

İşte bu soruyu, yıllar önce hem ilginç ve farklı yaklaşımları hem de “Zardanadam“‘ın kurucusu olarak müzik yaşamına kattığı zenginlikle beğenip değer verdiğim Erbatur Çavuşoğlu ile Murat Cemal Yalçıntaş birlikte sormuşlar. 22-24 Ekim 2009 tarihleri arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nde yapılan ve benim de bizzat katıldığım “İzmirli Olmak Sempozyumu“nda sunulan ve daha sonra Deniz Yıldırım ile Evren Haspolat tarafından derlenip yayınlanan “Değişen İzmir’i Tanımak” isimli kitapta yer alan bu makale, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Planlama Atölyesi II çalışmaları kapsamında 2008–2009 akademik yılında Dikili‘de, Osman Özgüven‘in belediye başkanlığını sürdürdüğü yıllarda gerçekleştirilen anket, mülakat ve gözlemlere dayanmakta ve bütün bu araştırmaların özeti olarak belediye düzleminde anti-kapitalist politika ve uygulamalar ortaya konulmadan ve yapılan işlerin sürekliliği için gerekli örgütsel bir yapı oluşturulmadan toplumcu belediyecilik yapılamayacağını ortaya koymakta.

İşte bu bağlamda, toplumcu belediyecilik yaptık, yapıyoruz ya da yapacağız diyenler ya da toplumcu belediyecilik adına söz söylemeye çalışanlar, acaba kapitalist sistemin her geçen gün uluslararası kuruluşları, devleti, üniversiteleri, medyayı, holding ve şirketleri, sivil toplumu ve benzerlerini kullanarak üzerimizde kurduğu ekonomik, toplumsal, kültürel ve ideolojik ağlarla bizi teslim aldığı bir ortamda, toplumcu belediyeciliğin mümkün olup olmadığını, anti-kapitalist olmadan, anti-kapitalist politika ve uygulamalar geliştirmeden ve kapitalizmin yararlı aletleri olan şirketleri kullanmadan, onların içinde yer almadan ve nimetlerinden yararlanmadan toplumcu belediyeciliğin nasıl yapıldığını ya da yapılacağını bize anlatmalıdırlar…

Yararlanılan Kaynaklar

1) Aksakal, P.Bir Yerel Yönetim Deneyi (Fatsa Devrimci Yol Davası), Simge Yayınevi, 1989.

2) Aksakal, P. , Fatsa Gerçeği, Penta Yayınevi, 2007.

3) Ankara Belediyesi Başkanlık Uzmanları, Toplumcu Belediyecilik, Ankara Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü, Mayıs 1977, 96. sayfa.

4) Bayramoğlu, S., Toplumcu Belediye, Nam-ı Diğer Belediye Sosyalizmi, Notabene Yayınları, 2015, Ankara, 181 sayfa.

5) Sedat Göçmen, (Söyleşi: İlbay Kahraman), Fırtınalı Denizi Yolcuları, Ayrıntı Yayınları, 2013.

6) Gültekin, A.K., Gündoğdu, Devrimci-Halkçı Yerel Yönetimler, Patika Yayınları, İstanbul, 2013, 240 sayfa.

7) Kamalak, İ., Gül, H. (Der.) Yerel Yönetimlerde Sosyal Demokrasi, Toplumcu Belediyecilik, Teorik Yaklaşımlar, Türkiye Uygulamaları, SODEV, Sosyal Demokrasi Vakfı, Kalkedon Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, Mayıs 2013, 352 sayfa.

8) Toplumcu Belediyeler Bildirgesi, 2013, Ankara.

9) Uyan, M. M. Toplumsal Dalganın Kırılışı, Fatsa 1978-1980, Arayış Yayınları, 321 sayfa.

10) Yıldırım, D., Haspolat, E. (Der.) Değişen İzmir’i Anlamak, Phoenix Yayınları, Nisan 2010, Ankara, 638 sayfa.

11) Yıldırım, S. Yeni Toplumcu Belediyecilik Üstüne, Çankaya Belediyesi, Kasım 2013, Ankara,200 sayfa.

O bildiğimiz kooperatiflerin geldiği son nokta…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımızın konusu bir zamanlar büyük hayallerle yola çıkıp güçlü ve yaygın bir şekilde örgütlenen bazı kooperatiflerin ve kooperatif birliklerinin, kapitalizmin neoliberal çağında yaşadıkları hazin sonla ile ilgili…

Her şeyi şirketleştirmeye çalışan neoliberal kapitalist sistemin, kooperatifleri de bu yola sokması nedeniyle kooperatiflerin zaman içinde demokratik özünden kopup nasıl yok olduğu ya da etkisini yitirdiği ile ilgili…

Kaynak: Birol Üzmez Koleksiyonu

Hem de İzmir ya da Ege deyince aklımıza gelen TARİŞ ve eczacı kooperatifi deyince aklımızaa gelen EDAK örneğiyle…

Bir zamanlar ülkemizin en büyük tarım satış kooperatifleri birliğini oluşturan TARİŞ ile bir zamanlar İzmir‘deki en büyük, en etkin eczacı kooperatifi olan EDAK düzeyinde…

Şimdilerde herkesin; özellikle de genci, yaşlısı, kadını, erkeği, iş insanı, işçisi ve emeklisi, okumuşu okumamışı kooperatiflerin iyi ve etkin bir örgütlenme şekli olduğunu sanarak kooperatif örgütlenmelerini övüp göklere çıkardığı, bu hayalle kooperatifler kurup kah bağımsız kah sırtını belediyelere dayayarak bir şeyler yapmaya çalıştığı bir ortamda bu büyük, tanınmış ve geniş örgütlü kooperatiflerin niye yok olduğunu ya da eski güç ve etkisini yitirdiğini tartışmamız gerekiyor…

Benim kooperatifçilikle ilgili ilk bilgilerim üniversitede seçmeli ders olarak Prof. Dr. Cevat Geray‘dan aldığım kooperatifçilik dersine dayanır. Ardından rahmetli hocam Prof. Dr. Fehmi Yavuz‘un ağzından kooperatiflerin; özellikle de yapı kooperatiflerinin ülkemizde nasıl kötü bir yola girdiğini, her bir yapı kooperatifinin ne tür yolsuzluklarla boğuştuğunu öğrenmiş, o vakitler Ankara Belediye Başkanı olan Murat Karayalçın‘ın ekibinde olan arkadaşlarımdan, başarılı olarak tanıtılan Batıkent uygulaması dahil bu işin püf noktalarını görmeye başlamıştım.

Ardından İzmir‘deki TARİŞ direnişini duyup uzaktan da olsa desteğimi vermiş, o zamanlar çalıştığım SSK Genel Müdürlüğü‘nde TARİŞ direnişi sırasında çatıdan çatıya atlarken iş kazası sonucu ölen bir TARİŞ işçisinin geride kalan eşi ve çocuklarına maaş bağlayabilmek için her düzeydeki yöneticimi ikna ederek başarıya ulaştıktan sonra üzerime düşen vazifeyi yerine getirmiş olmanın huzurunu yaşadığımı hatırlıyorum.

Sonrasında, İzmir‘e yerleştiğimde o ünlü direniş sırasında TARİŞ genel müdürü ve yardımcısı olarak tanıyıp saygıyla andığım Erdinç Gönenç ve Metin Dikenelli ile birlikte çalışma fırsatını yakalamış; ayrıca, direnişe katılan diğer yönetici ve işçi arkadaşlarla tanışma imkanını bulmuş, o direnişi konu alan belgeselleri izleme fırsatını yakalamıştım.

O anlamda, TARİŞ ve TARİŞ Direnişi benim için bir efsane düzeyinde önemliydi….

Kaynak: Birol Üzmez Koleksiyonu

EDAK ile tanışıklığım ise, o zamanlar üyesi olduğum Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği İzmir Şubesi‘nin, çalıştığım işyerinin bulunduğu Santa apartmanında kapı komşum olmasından sonra, şube başkanı eczacı Asuman Özçam-Boyacıgiller ile tanışıklığımla başlamış ve kısa adı EDAK olan S.S. İzmir Eczacılar Üretim, Temin ve Dağıtım Kooperatifi‘nin 1978 yılında kurulan Manisa Eczacı Kooperatifi (MEDAK) ile eczacı eşi Nur Işık Boyacıgiller ve bir grup meslektaşı eczacının önderliğinde 1979’un Haziran ayında nasıl kurulduğunu öğrenmiştim.

Üstüne üstlük 27 Nisan 2003 tarihinde başta İnsan Kaynakları Müdürü Alpay Onkardeşler, halkla ilişkiler sorumlusu Emek Çalışkan olmak üzere tüm EDAK yönetici ve çalışanlarına Bafa Gölü kenarındaki Club Natura Oliva isimli konaklama tesisinde takım çalışması odaklı bir açık alan etkinliği düzenleyerek sayıları 87’yi bulan tüm çalışanları tanımış, kooperatif çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgiler almıştım. Sonrasında da EDAK ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği işbirliği ile düzenlenen kampanya çerçevesinde evde okuduğum gazeteleri, ÇYYD tarafından öğrencilere verilen bursları finanse etmeleri için yakınımdaki eczanelere vermeye başlamış, çalışanlardan ve ortak olan eczacılardan İstanbul‘dan gelen yeni genel müdürle ilgili şikayetleri dinlemeye başlamıştım.

Ancak son günlerde yakın bir dostuma EDAK‘tan ve beğendiğim çalışmalarından söz edince, uzun bir süredir izleyip haberdar olmadığım EDAK‘ın artık kapandığını, eskisi gibi ortağı eczanelere ilaç dağıtmadığını duydum. Ardından evimin yakınındaki bir iki eczacı ile konuşup sorular sorduğumda ise bu kooperatifin hazin sonu ve kendilerince dile getirmeye çalıştıkları çöküş nedenlerini öğrenmiş oldum. EDAK‘ın İnternetteki web sayfasına baktığımda ise, o koskocaman kooperatifin küçülerek ve çalışmalarına ara vererek sadece genel kurullarını yapan bir ölüye döndüğünü anlayıp bu gelişmeler nedeniyle sevgili Asuman Özçam-Boyacıgiller‘in nasıl bir acı duyduğunu hissetmeye başladım.

Kaynak: Birol Üzmez Koleksiyonu

Binlerce ortağa sahip asırlık TARİŞ‘in sonu ise EDAK‘a göre daha da kötü oldu. Hele ki Alsancak‘taki eski genel müdürlük binasının hemen arkasında bir zamanlar TARİŞ‘e ait arsalarda yükselmekte olan gökdelenleri gördükçe ve geçtiğimiz günlerde unutulduğu için hatırlatmak istediğim ressam ve illüstratör Vittorio Pisani‘nin bir zamanlar hem Aydın İncir Müstahsilleri Şirketi hem de TARİŞ için tasarladığı kuru incir etiketleriyle birlikte diğer arşivlik malzemenin haraç mezat satıldığını; hatta çöpe atıldığını öğrendiğimde… Hele ki, yıllarca TARİŞ‘in halkla ilişkiler biriminde çalışıp kaybolan ya da satışa konu olan bu malzemeleri kullanmış olan sevgili Birol Üzmez‘in gözündeki acıyı gördüğümde…

Evet şimdi yazdığım bu yazıyı bir zamanlar EDAK‘ta ya da TARİŞ‘te yönetici ya da işçi olarak çalışan arkadaşlarımla dostlarımın okuyup olumlu ya da olumsuz bir şekilde tepki vereceklerini biliyorum. O nedenle de, şimdi onları “birinci el” ya da bu kooperatiflerin asıl sahipleri olarak kabul ederek, EDAK‘ın ya da TARİŞ‘in bugün bu hale niye geldiği ile ilgili bilgileriyle görüş, düşünce ve eleştirilerini; hatta özeleştirilerini bizlerle paylaşmalarını bekliyorum.

Aynen 8 Eylül 2017 tarihinde 33 yıllık başkanlık görevini kendi isteğiyle bırakan TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin gibi “Batı emperyalizmi kendi dışındaki ülkelerde örgütlü tarım istemiyor. İşin dramatik yanı bizler bu tuzağa düşüp, büyük sermayenin karşısında durabilecek en önemli birleştirici gücümüzü kaybediyoruz. Kooperatif ve birliklerimize sahip çıkmalıyız. 16 tarım satış kooperatifi birliklerinden kaçı faal, en önemlisi kaç tanesi etkili pazar politikasını yürütebiliyor, buna bakmak lazım. Ortaklarımız kooperatiflerine sahip çıktığı sürece piyasa belirleyici gücü katlanarak artacak.” demesi gibi ya da kooperatiflerin yok olmasında iktidarların etkisini sorgulayarak veya başka nedenleri sıralayarak bu iki güçlü kooperatifin ya da kooperatif birliğinin bugün niye komada olduğunu açıklamaları dileğiyle…

İzmir‘deki kooperatiflerin analizini yapan İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) verilerine göre (1) 2022 yılı nüfusu 4.462.056 olan İzmir‘de tarımsal amaçlı toplam 9.898 adet kooperatifin toplam 2.479.251 ortağının olduğu; yani nüfusun neredeyse % 55,57’sinin (*) kooperatifleştiği söylenen bir kentte TARİŞ bu duruma geliyorsa ya da ilerici fikirlerle oluşturulan bir eczacılar kooperatifi çalışamaz durumdaysa; üstüne üstlük eldeki verilere göre nüfusun büyük bir çoğunluğu kooperatif ortağı bu kentte kooperatifler için yapılan methiyeler arşa çıkıyorsa bir zamanlar efsane olan bu kooperatiflerin niye ve ne şekilde yok olduğunu bir kez daha düşünüp tartışmamız gerekiyor.

(1) İzmir Kooperatif Analizi, İzmir Kalkınma Ajansı, İzmir 2022, s.45.

Yararlanılan Kaynaklar

(1) Tariş Tarihi, Türkiye Toplumsal ve Ekonomik Tarih Vakfı Tariş Tarihi Projesi, İzmir, 1993.

(*) Kooperatifler Kanunu’na göre 18 yaş üstü bireylerin kooperatiflere üye olması mümkün olmakla birlikte; TÜİK tarafından düzenlenen ADNKS verilerinde İzmir’in 18 yaş üstü nüfusu belirtilmediğinden, esasen 4.462.056 olan İzmir nüfusundan 0-17 yaş grubundaki nüfusun çıkarılması suretiyle bulunacak yetişkin nüfusunun 2.479.251 olan ortak sayısı ile mukayese edilmesi gerektiği halde, TÜİK’in bu belirsizliği nedeniyle esasen % 55,57’den çok daha fazla olması gereken İzmir nüfusunun gerçek kooperatifleşme oranı hesaplanamamıştır.

İzmir’in unutulan sanatçıları 19 – Tevfik Nevzat

Ali Rıza Avcan

Yakın zamanda Halit Ziya Uşaklıgil‘in 40 Yıl isimli anı kitabını okurken tanıdığım İzmirli gazeteci ve şair. 1865 yılında İzmir‘de doğup 1905 yılında Adana‘da öldürülmüş. Kendisi bir şair, bürokrat, eğitimci, yayımcı, gazeteci ve her şeyden önce iflah olmaz bir Abdülhamit; daha doğrusu istibdat muhalifi. Abdülhamit karşıtı fikirleri ve yazıları nedeniyle birkaç kez soruşturma geçirip serbest kaldıktan sonra 1903 yılında yargılanıp kalebendliğe mahkum edilmiş ve cezasını çektiği Adana‘da intihar ettiği açıklanmış ve bu nedenle intihar iddiasını şüpheli bulan dönemin muhalif çevreleri Tevfik Nevzat‘ın cinayete kurban gittiği iddia etmişler. Bu nedenle Tevfik Nevzat‘ın Osmanlı basınında öldürülen ilk gazeteci olduğu söylenebilir.

1865 yılında İzmir‘in İkiçeşmelik semtinde doğan Tevfik Nevzat‘ın babası Kırım Savaşı gazisi Seferihisarlı Binbaşı Hasan Efendi, annesi Seferihisarlı Habibe Hanım’dır. İlk ve orta eğitimini İzmir‘de yapan Tevfik Nevzat, İzmir Rüştiyesi‘nden mezun oldu. Ayrıca İbn-i Melek Medresesi‘nde Yozgatlı Mustafa Keşfi Efendi‘den din, edebiyat, felsefe dersleri alarak Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi.

İzmir İdadîsi açıldıktan sonra 1887’den itibaren burada edebiyat ve hukuk derslerini vermiş, 1888 yılında birinci sınıf davavekili belgesini almış ve ömrünün sonuna kadar avukatlık yapmıştır. Fransız uyruğundaki Banelly isimli bir şahsın davasında başarılı olduğu için Fransız hükûmeti, 1900 yılında kendisine “Palme Academique” nişanını vermiş ve “Officer Academique” unvanını kazanmıştır. Yine aynı yıl İzmir‘in tanınmış ailelerinden birinin kızı olan ve Abdülkadir Geylani‘nin soyundan gelen Cemile Hanım‘la evlenmiş, Emine Menije (?-1973), Mutahhare ve Zübeyde Benal (1903-1990) isimlerinde üç kız çocuğunun babası olmuştur.

Tevfik Nevzat, 1930-1934 döneminde İzmir Belediye Meclisi üyesi, ardından ülkenin ilk kadın milletvekilleri arasında yer alıp 1935-1950 yılları arasında dört dönem İzmir milletvekili olarak TBMM‘nde görev yapan şair ve yazar Zübeyde Benal İştar Arıman‘ın babasıdır.

Tevfik Nevzat‘ın büyük kızı Menije Nevzat, Rahmi Öke ile evlenerek “Öke” soyadını almış ve bu evlilikten doğan oğulları Nevzat Öke, Uşşakizade Latife Hanım‘ın kız kardeşi olup, Latife‘nin Mustafa Kemal‘le evliliği sırasında Çankaya Köşkü‘nde sık sık kalan Vecihe Uşşaki İlmen‘in kızı Gülümser Öke ile evlenerek Uşşakizade ailesi ile akraba olmuştur.

Bu arada, Tevfik Nevzat‘ın büyük kızı Menije Nevzat Öke‘ye gelin olan Gülümser Öke‘yi, oğlu Mehmet Öke‘ye emlak vergisi konusundaki sorunlarının çözümüne yardımcı olduğum bir dönemde, Bebek Ayşe Sultan Korusu‘ndaki tarihi köşklerini ziyaret ettiğimde kapıyı açıp bizi içeri buyur eden beyaz saçlı yaşlı bir kadın olarak tanımış bir fani olarak mutluluk duyduğumu da ifade etmek isterim.

İzmir‘in İlk Türkçe gazetesi Hizmet‘i çıkaran ekip – Uşakizade Halit Ziya Bey, Sermürettip Şerif Efendi, Mektupçu Hayri Bey ve Tevfik Nevzat.

Tevfik Nevzat‘ın ilk şiirleri 1883’ten itibaren Ahmet Mithat‘ın Tercüman-ı Hakikat gazetesiyle Bıçakçızade Hakkı Bey‘in kurduğu İzmir gazetesinde yayımlandı.1881 yılında İzmir Vilayeti‘nde yazıcı olarak çalıştığı yıllarda Halit Ziya‘yla tanışması üzerine Avrupa edebiyatını incelemeye yöneldi. 1884’te Halit Ziya ve Bıçakçızade Hakkı Bey ile birlikte İzmir‘in ilk edebiyat dergisi olan ve ancak 10 sayı yayınlanabilen Nevruz dergisini kurdu.

İzmir İdadi Mektebi‘nde Osmanlıca dersleri veren Tevfik Nevzat, 13 Kasım 1886’da Halit Ziya ile birlikte Namık Kemal‘in düşünceleri doğrultusunda kurup daha sonrasında sık sık kapatılan ve takibata uğrayan Hizmet Gazetesi‘ni yayımlamaya başladı. Nevruz dergisi ile Hizmet gazetesinde yayımlanan şiirleriyle Fransızcadan yaptığı çevirileri, 1899’da Aheng-i Şebab adlı kitabında toplanmıştır. Bunlarda Abdülhak Hamid‘in Sahra ve Makber adlı kitaplarında yer alan şiirlerinin etkisi çok belirgindir. Düşünce yapısı bakımından da Namık Kemal‘i hatırlatan düşünce ve kavramlarla karşılaşılır.

Halit Ziya‘nın İstanbul‘a gidişiyle birlikte Tevfik Nevzat‘ın çevresine İstanbul‘daki düşünce ve sanat çevreleri de katıldı. Bu kapsamda maarif nazırı Emrullah Efendi, Meşrutiyet‘in ilanında Paris‘e kaçmaya karar verince ona katıldı ve Jöntürklerle yakın ilişki içinde Cenevre‘de Hizmet gazetesini yayımlamaya başladı.

Padişahın kendisini ve arkadaşlarını affettiğini öğrenince İzmir‘e döndü. Sürekli denetim altında bulunmasına karşın 1896’da Ahenk gazetesini yayımladı. Aynı dönemde İzmir gazetesini yayımlayan Bıçakçızade Hakkı Efendi‘yle giriştiği tartışma nedeniyle dinsizlikle suçlandı ve Saray‘a ihbar edildi. Bunun üzerine 1897’de Tokadîzade Şekip, Abdülhalim Memduh, Taşlızade Ethem ve Mevlevi şeyhi Nuri gibi İzmir‘in tanınmış şair ve yazarlarıyla birlikte Bitlis‘e sürüldü.

Sekiz ay sonra İzmir‘e dönüşünde Ahenk‘in yayınını sürdürdü ve Servet-i Fünun hareketinden uzaklaşıp Türkçü düşünceye yöneldi. Tevfik Nevzat, gazetesini 1900-1902 yıllarında Türkçü Necib‘in İzmir‘de açtığı “Türkçe yazmak çığırı“nın yayın organı haline getirmiş, kendisinin ve Türkçü Necib‘in yazıları ve diğer gazetelerle yapılan tartışmalar bu yıllarda İzmir‘in düşünce hayatına büyük canlılık kazandırmıştır. Başka gazete ve dergiler tarafından da sürdürülen bu hareketin temel düşünceleri, daha sonra Ömer Seyfettin aracılığıyla Selanik‘teki “Yeni Lisan” hareketine taşınmıştır. Onun Hizmet ve Ahenk gazetelerindeki imzalı ve imzasız diğer makalelerinde bilim, teknoloji, eğitim, ilerleme gibi konular sık sık ele alınmış, “medeniyet” ve “terakki” kavramları sürekli vurgulanmıştır.

İhbarların ve sansürün yoğunlaştığı 1903 yılında tutuklanıp Şair Eşref‘le birlikte İstanbul‘a götürüldü. 1904’te yayımlanan Deccal adlı kitabında anlattığına göre 10 gün İzmir‘de karakolda tutulmuş, vapurla gönderildiği başkentte de hakim karşısına çıkmak için uzun süre ışıksız zindanda beklemesi gerekmişti. Eskişehirli tanımadığı bir kişi tarafından gönderilen ihbar doğrultusunda sorgulanıp Adana‘da üç yıl kalebentliğe mahkum edildi. 10 Aralık 1903’te Adana Cezaevi‘nin Mehterhane bölümüne, ardından Namık Kemal‘in de Kıbrıs sürgününden önce bir müddet yattığı Payas Kalesi‘ne gönderildi.

Payas Kalesi, Kaynak: Ali Saim Ülgen, SALT Araştırma Koleksiyonu

Ailesine yazdığı mektuplarda durumunun iyi olmadığını bildiriyordu. Ancak mücadelesini sürdürdüğü anlaşılmaktaydı. 22 Mayıs 1905’te ailesine çekilen telgrafta 41 yaşındaki Tevfik Nevzat‘ın kuyuya atlayarak intihar ettiği bildirildi. Bu acı olay, II. Meşrutiyet devri İzmir ve İstanbul basınında çok konuşulmuş, uzun süre “şehid-i hürriyet” olarak anılan yazarın Abdülhamid‘in emriyle öldürüldüğü ileri sürülmüştür.

Mezarı, kızı Benal Zübeyde İştar Arıman‘ın verdiği bilgiye göre önce kimsesizler mezarlığına konulmakla birlikte Meşrutiyet döneminde kendisine bir mezar yapılır ve üstüne de “Şehid-i Hürriyet İzmirli Tevfik Nevzad” yazılır. Mezarı daha sonra Adana Ziraat Mektebi müdürü olan büyük damadı Rahmi Öke tarafından Adana Asri Mezarlığı‘na taşınır. Bu mezar bugün Adana‘da olmakla birlikte o mezarın yerini öğrenip İzmir‘e getirmek ya da bu değerli sanatçı ve gazeteciyi her ölüm yıldönümünde mezarı başında anmak -ne yazık ki- ne biz İzmirlilerin ne de başta İzmir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere İzmir Gazeteciler Cemiyeti ile Gazeteciler Sendikası İzmir Şubesi‘nin aklına gelmemektedir.

Tevfik Nevzat‘ın kızı şair, yazar ve siyasetçi Benal Zübeyde İştar Arıman

İbnülemin Mahmut Kemal İnal, “Son Asrın Türk Şairleri” adlı kitabında, İzmir‘den kendisine iletilen bilgiye göre, Tevfik Nevzat‘ın kalebentliğe mahkum edilip kürek cezasına tabi tutulduğunu, tahliyesinden üç ay önce Adana Hapishanesi‘nde öldürülüp intihar süsü verildiğini yazdı.

Bezmi Nusret Kaygusuz ise “Bir Roman Gibi” başlıklı anılarında Adana valisi Bahri Paşa‘nın saraydan aldığı emir doğrultusunda Tevfik Nevzat‘ın gardiyanlar tarafından oda kapısına asıldığını, daha sonra ölümüne intihar süsü verildiğini belirtti.

Arkadaşı Halit Ziya Uşaklıgil de anılarında yaşama direncini ve sevincini hiçbir koşulda kaybetmeyen Tevfik Nevzat‘ın cesedinin kuyuda bulunması senaryosuna inanmadığını belirtir: “Bedensel gücü bitip tükenip sona erdikten sonra ruhsal gücü de tükenmiş de bu sonuç o yüzden mi meydana gelmişti? Yoksa ruhsal gücünün bir türlü öldürülemeyeceği kanısında varılarak, sonunda onu bir kuyu dibinde söndürmek mi istemişlerdi?” 

Adana Halkevi tarafından yayınlanan Görüşler dergisinin 1937 yılı Mayıs ayına ait 2. sayısında “Şair Tevfik Nevzatın Mezarı” başlıklı haber aynen şu şekildedir:

Tevfik Nevzat‘ın 1937’den bu yana unutulmuş mezarını bularak geçmişteki ve günümüzdeki istibdat yönetimlerine karşı çıkıp hem onun hem kendimiz adına itiraz etmek amacıyla, 20 Kasım 2023 günü telefonla arayarak kendisine bilgi verdiğim Çukurova Gazeteciler Cemiyeti başkanı sayın Cafer Esendemir‘e ve Adana Büyükşehir Belediyesi basın danışmanı sayın Utku Sağılır‘a, Adana Karşıyaka Mezarlığı‘nda olduğu söylenen mezarı bularak mezarın bugünkü durumunu gösteren fotoğrafları bizlerle paylaşması ricasında bulundum. O nedenle, önümüzdeki günlerde o fotoğrafları temin ettiğimizde istibdat idaresine karşı çıkan İzmirliler ve gazeteciler olarak hem İzmir Gazeteciler Cemiyeti‘nden, hem de Çukurova Gazeteciler Cemiyeti‘nden bu büyük özgürlük mücadelecisine sahip çıkıp unutmamaları için talepte bulunacağız.

Yararlanılan kaynaklar

1) Aldırmaz, Y., “19. Yüzyıldan 20. Yüzyılın Başlarına İzmir’de Yayınlanan Gazeteler: Envanter Çalışması“, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, sh.1-13.

2) Asan, N., “Anılardan Hareketle İzmir’de 20. Yüzyıl Edebiyat Hayatı“, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 2012 Güz (17), sh.31-43.

3) Duroğlu, S., Türkiye’de İlk Kadın Milletvekilleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2007 İzmir.

4) Hanioğlu, Ş., Osmanlı İttihat ve Terakkî Cemiyeti ve Jön Türklük, 2. Baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, Ocak, 1989. 

5) Huyugüzel, Ö. F., “Tevfik Nevzat“. İzmir Fikir ve Sanat Adamları, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2000, 73-80.

6) İnan, R.Tevfik Nevzat ve Ölümü Üzerine Bir Okuma“, International Journal of Language Academy, Volume 4/1 Spring 2016, p.134-142.

7) Kağnıcı, R. M., Türkiye’nin İlk Kadın Milletvekillerinden Benal Nevzat Arıman’ın Siyasi, Kültürel ve Toplumsal Faaliyetleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2019, İzmir.

8) Mehmetefendioğlu, A., Gürel, C. N., “Kızı Benal Nevzat’ın Kaleminden İlk Jön Türklerden “Şehid-i Hürriyet” Tevfik Nevzat Bey“, Toplumsal Tarih Dergisi, Sayı 224, Ağustos 2012, sh.62-70.

9) Özmakas, Y., “İzmir’in İlk Kadın Milletvekili: Benal Nevzat“, (Erişim Tarihi: 18.11.2023), https://www.academia.edu/66834759/%C4%B0ZM%C4%B0R%C4%B0N_%C4%B0LK_KADIN_M%C4%B0LLETVEK%C4%B0L%C4%B0_BENAL_NEVZAT

10) Somar, Z., Bir Adamın ve Bir Şehrin Tarihi: Tevfik Nevzat, İzmir’in ilk Fikir-Hürriyet Kurbanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, Kent Kitaplığı Dizisi: 21, Eylül 2001.

11) Somar, Z., Yakın Çağların Fikir ve Edebiyat Tarihimizde İzmir, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı, 2001, İzmir.

12) Şahin, İ., İzmirli Bir Şair: Tevfik Nevzat, İzmir: Akademi Kitabevi, 1993.

13) Şahin, İ., “Tevfik Nevzat’ın Hayatı“, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2/1999, Sh. 95-118.

14) Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, Cilt II, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, Mayıs 2008.

15) https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/tevfik-nevzat (Erişim Tarihi: 18.11.2023)

16) https://tr.wikipedia.org/wiki/Tevfik_Nevzat_Bey (Erişim Tarihi: 18.11.2023)

17) https://tr.wikipedia.org/wiki/Benal_Nevzat_Ar%C4%B1man (Erişim Tarihi: 18.11.2023)

EKLER

Ek 1- Tevfik Nevzat yazdığı şiirlerde Arapça ve Farsçanın etkisiyle ağdalı bir dil kullanmakla birlikte, daha yalın bir dille yazıp 2 Temmuz 1887 tarihli Hizmet gazetesinde yayınladığı “Sevmem” isimli şiirini günümüz Türkçesine çevirmeye çalıştım.

SEVMEM

Yalan yere o kadar şan ü şöhreti sevmem

Meziyyet olmalıdır, boş zarafeti sevmem

Ben adem oğluyum, öyle rezâleti sevmem

Nedir bu velveleler ey gürûh-hiçâhiç

Elemli kalbimi zinhar etmeyin tehyiç

Sizi süyûf-ı hakaretle eylerim tetvic

Sunuf-ı aczeye gerçi savleti sevmem

Medar-ı nazm-ı cihandır adaleti severim

Aman ne hiss-i lâtiftir saadeti severim

Güzelleri o nücûm-ı letâfeti severim

Fakat mezara da girsem hıyâneti sevmem

Vatan muhabbetidir bence en büyük haslet

Anınla hasıl olur itilâ-yı cemiyet

O yolda parlayacak nücûm-ı tâli-i millet

Buna muarız olan bir cemiyeti sevmem

Ridâ-yı şana girip parlamıştı bir ikbal

Fakat cehâleti etti karin-i izmihlâl

Görünmemiş edebiyat içinde böyle zevâl

Bu şanı, sonra da böyle hakareti sevmem

Hizmet, n. 65, 20 Haziran 303 (2 Temmuz 1887)

Ek 2- Ardından da isterseniz, Tevfik Nevzat Bey‘in güftesini yazıp Suat İsmail Gürkan tarafından bestelenen Hüseyni makamındaki “Gel toplayalım inciler aşkın denizinde” isimli şarkıyı Necmi Rıza Ahıskan’ın sesinden dinleyelim:

Ek 3- İzmir‘in Yunanlılar tarafından işgali sırasında hayatını kaybeden şehit gazeteci Hasan Tahsin‘in heykelinin yapılmasıyla sonuçlanan İzmir ve ülke çapında büyük bir heyecan uyandıran kampanyaların sürdüğü 1972 yılında, İzmir kent tarihi açısından ilk şehit gazetecinin babası olduğu düşüncesini gündeme getirmek isteyen Benal Zübeyde İştar Arıman‘ın 27 Ekim 1972 tarihinde İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sabri Süphandağlı‘ya gönderip sonuç alamadığı uzun dilekçeyi hem Tevfik Nevzat‘ın yaşamını daha iyi tanıtıp tarihe not düşmek, hem de İzmir Gazeteciler Cemiyeti‘ne görevini yeniden hatırlatmak amacıyla paylaşmak istiyorum:

Ek 4- Benal Zübeyde İştar Arıman‘ın 27 Ekim 1972 tarihinde İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sabri Süphandağlı‘ya gönderip sonuç alamadığı uzun dilekçede, babası Tevfik Nevzat‘ın, İzmir‘in Güzelyalı semtinde yaptırmağa başladığı ve hatta arkadaşı Şair Eşref‘ın bu villanın yapımı için çabalayan Tevfik Nevzat için kaleme aldığı hiciv dolu dörtlüklerden söz edip “o vakte kadar İzmirde görülmemiş tarzda modern, parkeli hatta içinde şarap muhafazasına mahsus bir kavı bulunan güzel villa” olarak tanımladığı villa ya da köşkün günümüze kadar gelip gelmediğinin; şayet, gelmişse nerede ve ne şekilde olduğunun da bu konuda gönüllü araştırmalar yapan, o semti iyi bilen yerel tarih araştırmacılarının ilgileneceği bir konu olduğunu düşünüyor ve böylesi bir araştırma sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılmasını diliyorum…

İzmir’in unutulan sanatçıları 18 – Marko Melkon Alemşeryan

Ali Rıza Avcan

ABD’ne seyahat eden yabancıları gösteren listenin 7. sırasındaki 33 yaşındaki “Melkon Alemsherian”
Amerika Birleşik Devletleri’ndeyken 47 yaşında aldığı 104 numaralı kayıt kartı…

Konuştuğu Türkçe, Ermenice ve Rumca dillerinde geniş bir repertuara sahip olan Marko Melkon Alemşeryan 1937 yılında “Oğlan oğlan” şarkısı ile ilk plak kaydını yapmıştır.

Dönemin ünlü firmaları Re, Kaliphon, Metropolitan ve Balkan‘dan bir dizi plak çıkardı. 1960 yılında, Jules Dassin‘in Pazar Günü Asla (Pote tin Kyriaki) filmi için Manos Hacıdakis‘in bestelediği “Ta pedia tou Pirea” şarkısında ud çalması için ünlü orkestra şefi Don Costa‘dan teklif almış ve bu cazip teklifi kabul etmiştir. Film, 1961’de bu şarkıyla En İyi Müzik Oscar‘ını almıştı.

Marko Melkon Alemşeryan (Μάρκος Μελκόν) Amerika Birleşik Devletleri‘nde Orta Doğu ve oryantal dans müziğinin önemli bir erken dönem figürüydü ve çoğu şarkısını Türkçe söylüyordu.

Şimdi gelin isterseniz, Marko Melkon Alemşeryan‘ı, 26 Ekim 1929 doğumlu kızı Rose Hagopian-Moziyan-Alemşeryan‘ın ağzından dinleyelim:

Babam Melkon Alemşeryan, 2 Mayıs 1895’te İzmir’de (İzmir), Ermeni ebeveynler Garabed ve Hripsime Alemşeryan’ın çocuğu olarak dünyaya geldi. Annesi gençliğinde gitar dersleri almasını istiyordu ama bulabildikleri en yakın şey uddu. Yani tesadüfen bu onun enstrümanı oldu. On yedi yaşında Türk ordusundaki görevini yerine getirecekti. Babasının onun adına cizye ödeyip askerlikten muaf olmasına gücü yetmediği için Yunanistan’ın Atina şehrine kaçtı ve burada taverna ve kahvehanelerde çaldı. İzmirli olduğundan akıcı bir şekilde Yunanca konuşuyor ve şarkı söylüyordu. 1921’de müzisyen arkadaşı ve meslektaşı Achilles Poulos ile birlikte Amerika’ya gitti. New York’a vardığında gemide tanıştığı bazı Yunan denizciler onu doğrudan bir kahvehaneye götürdü. Bütün gece elinde ud çalmış ve sonunda ertesi sabah cepleri parayla dolu olarak kız kardeşinin evine varmış. Ailesi onu bu kadar parayla bulunca şok oldu. Kimse Melkon kadar şok olmadı. Amerika’da müzisyen olarak çalışabileceğini bilmiyordu. Böylece kariyerine kabare sanatçısı olarak başladı. Marko Melkon sahne adını aldı. Yunanlılar, özgün tarzı nedeniyle onun Yunan olduğunu iddia ettiler. 1923’te ailesi Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı ve Yunanistan’a kaçtı. Marko’nun biriktirdiği parayla Amerika’ya geçiş masraflarını karşıladı.

1928’de Marko evlenmek için Yunanistan’a döndü. Selanik’te bir hafta içinde İzmirli Ermeni kızı Azad Karnoogian ile tanışıp evlendi. Eski arkadaşı Achille Poulos sağdıç olarak görev yaptı. Düğünden önceki gece Marko, genç gelininin ağladığını görünce onunla evlenmeye zorlandığını sanıp oradan kızgınlıkla ayrıldı. Achille onu bunun doğru olmadığına ikna etmeye çalıştıysa da tartışma alevlendi ve zavallı Achille sonunda Marko’nun udunu kafasına yedi. Yine de Marko ve Azad ertesi gün evlendiler. Çift, Marko’nun Mt. Auburn Bulvarı’nda bir müzik ve plak dükkanı işlettiği Watertown, Massachusetts’e yerleşti. Benim ve ağabeyim Garabed’in iki çocukları vardı. Buhran sırasında babam işini kaybetti ve biz de New York’a taşındık ve orada yeniden kulüplerde çalmaya başladı. Kırklı yıllarda MeRe, Kaliphon ve Metropolitan plak şirketlerinde yapılan bir dizi plağın yayınlanmasıyla popülaritesi arttı. İlk albümü “Oğlan, Oğlan” ülke genelinde büyük beğeni topladı. 1950 yılına gelindiğinde Marko’nun kayıtlarının bulunmadığı bir Ermeni hanesi neredeyse yoktu. Grubunda kemancı Nişan Sedefliyan veya Nick Doneff, ünlü kanun sanatçısı Garbis Bakırcıyan ve genellikle gece kulübündeki kadın dansçılardan biri olan bir dümbelek sanatçısı vardı.

Babamın beni bir kayıt seansına götürdüğünü hatırlıyorum. “Püsküllü bela”yı kaydediyorlardı. Mühendis, bunun ana kayıt olacağını her söylediğinde, dümbelek çalan zavallı kadın sinirleniyor ve ritmini kaybediyordu. Hepsi kontrol odasında kayıttan müziği dinliyordu, bu yüzden beni duyabildiklerinin farkına varmadan dümbeleği alıp ona eşlik ettim. Babam dışarı çıktı ve ben de sinirleneceğini düşünerek dümbeleği hemen bıraktım. Bunun yerine, “Sen çal!” dedi. Onun dünyasının bir parçası olmak çok heyecan vericiydi ve genç bir kız olarak, kayıt başına 5 dolarlık bir servet kazandım! Yaz aylarında, otellerin Doğu Yakası’nın her yerinden gelen Ermeni göçmenlerle dolup taştığı Catskill Dağları’na giderdik. Marko, Tannersville Bar, Washington Irving Hotel ve Clinton Hotel’de çaldı. Bir yıl babamın annemi, teyzemi ve beni yazın çalacağı Tannersville Bar’a götürdüğünü hatırlıyorum. Biz geldiğimizde başka bir udçu, babamın şarkılarından birini çalıyordu. Bitirdikten sonra babam bana ud sanatçısı hakkında ne düşündüğümü sordu. “Bir amatör için hiç de fena değil” dedim. Marko güldü ve besbelli benim hayranlığımdan etkilenmişti. Onun dünyadaki tek profesyonel ud çalan olduğunu sanıyordum! Sahnedeki varlığı ve Ermenilerin “kef zamanı” (iyi, keyifli zamanlar) dedikleri şeyi yaratma yeteneği gerçekten dikkate değerdi. “Kef-making” (keyif yapma) işini sanata dönüştürdü ve bence bu onun en büyük yeteneğiydi. Muhtemelen daha bilgili veya teknik açıdan daha yetkin ud çalanlar vardı ama hiçbiri Marko olamadı. Efsanevi kör ud sanatçısı Udi Hrant’ın İstanbul’dan New York’a gelişini hatırlıyorum. Akşam yemeği için evimize geldi ve sonrasında bizim için çaldı. Teyzem, Marko’ya “Çok güzel çalıyor değil mi?” dedi. Marko şöyle yanıtladı: “Ben bu tür müzik çalmıyorum. İnsanları dans ettiriyorum.” Hiçbir şey bundan daha doğru olamazdı. Konu kabare tarzı çalmaya ve iyi vakit geçirmeye geldiğinde Marko tartışmasız kraldı. Her hayranının sadece ismini değil aynı zamanda en sevdikleri şarkıyı da biliyordu. Hangi şarkıyı ne zaman çalacağını ve zevklerine göre özel olarak nasıl çalacağını biliyordu. Herkese sanki tek başına oynuyormuş gibi hissettirdi. Hiçbir müzisyen Marko kadar bahşiş kazanmadı (müzisyenlerin üzerine dolar banknotları atılırdı). Club Zara ve Club Khyam’ın açılışında Boston’a gitti ve haftalarca Philadelphia, Chicago veya Detroit’e giderek onların kulüplerinde ve kahvehanelerinde çaldı.

New York’taki 8th Avenue orta doğu kulübü sahnesi giderek daha popüler hale geldikçe, Marko’nun izleyicileri arasında Amerikalılar da yer almaya başladı. En tanınmış kulüpler olan Port Said, Britania, Mısır Bahçeleri ve Grecian Palace Cafe, Leonard Bernstein, Melvin Douglas, Ann Sheridan ve Dave Brubeck gibi ünlülerin uğrak yeriydi. 1950’de Mısır Bahçeleri’nin giriş ücreti 3,50 dolardı; bu Copacabana’dan elli sent daha fazlaydı! Sahibi çekingen bir adamdı, bu yüzden Marko konukları selamlamak ve dağıtmak için sık sık sahneden atlıyordu. Annem gündüzleri şapkacı olarak çalışıyordu. Babam balık tutmayı severdi ve kulüp randevusundan sonra genellikle sabah 4.00’de doğrudan Sheepshead Körfezi’ne giderdi. Yemek yapmayı çok seviyordu ve Yunanistan’da öğrendiği balık yemeklerinde uzmanlaşan olağanüstü bir şefti. Kabare hayatı gece saat 10.00 sıralarında başladığından günleri serbestti. Vodvile gitmeyi seviyordu ve benim okuldan eve gelip ona eşlik etmemi sabırsızlıkla bekliyordu.

1960 yılında “Pazar Günü Asla” filmi çekildi. Annem de babam da bu filmi çok sevdiler çünkü onlara Atina’da tanıdıkları insanları hatırlattı. Marko, Amerikalı orkestra lideri Don Costa filmin şarkısında ud çalmasını istediğinde çok heyecanlandı. Hatta konseri gerçekleştirmek için Müzisyenler Birliği Yerel 802’ye bile katıldı. 1957’de caz trompetçisi ve prodüktörü olan kocam Roger Mozian, babamın Decca plakları için tek uzun süreli çalma albümünü kaydetti: Hi-Fi in Asia Minor. Bu büyük bir başarıydı ve Marko’nun Ermenice, Yunanca ve Türkçe şarkı söylemesini sağladı. Roger daha önce Dance Band ve Ud için Asia Minor adlı bir eser yazmıştı. Birlikte kaydettiler ama asla yayınlanmadı. Kayıt sırasında Marko’nun etrafına özel duvarlar örmek zorunda kaldılar çünkü Marko tüm enstrümanlar çalarken udunu duyamadığını söyledi! Babam mükemmel bir şovmendi, sahne dışında bile performans sergiliyordu ama müzik onun gerçekten ilk aşkıydı. Nick Kenny ile yaptığı röportajda udun metresi gibi olduğunu hissettiğini söyledi. Göz ardı edildiğinde soğuk tepki verdi. 1952’de kalp krizi geçirdiğinde doktorları en az bir yıl süreyle çalışmayı bırakması konusunda ısrar etti. Kendisi ve tüm aile için en zor yıldı. Hayranlarından alışık olduğu alkışa ve ilgiye çaresizce ihtiyacı vardı. İyileştiği yıl boyunca kendisi ile ne yapacağını bilmiyordu ve biz de onunla ne yapacağımızı bilmiyorduk! Bazen huysuz olabiliyordu ve hayal kırıklığı hepimiz tarafından hissediliyordu. Başlangıçta bahçe işleri ve evdeki ufak tefek işler ile meşgul olmaya çalışsa da Marko böyle bir aile hayatına uygun değildi. Ruh halindeki değişimler aşırıydı ve keskin alaycılığı bazen yakınındakileri incitiyordu. Şöyle derdi: ‘Beni kimse anlamıyor. Belki Rosig beni biraz anlıyor olabilir.” Marko yılı idare etti ancak yaşam tarzını tamamen değiştirmek zorunda kaldı. Hayatının geri kalanında içki ve sigarayı tamamen bıraktı. Ancak kalbi zayıfladı ve sonraki on bir yıl boyunca bir dizi küçük kalp krizi geçirdi. Kulüplerde çalmaya devam etti ama genellikle sadece hafta sonları. Kalbi nihayet 1963’te Astoria, Queens’teki evindeyken dayanamadı. Kayıtları hayatta kaldığı için minnettarım. Bu koleksiyonun derlenmesinde birçok anı hatırlandı. Kemancı Nişan Sedefliyan’ı sigarası ağzının kenarından sarkarken görebiliyorum… ve ilk anılarım babamın taksim (doğaçlama) çaldığı anılar. Kızının dansa gideceğini nasıl duyurduğunu ve bir yabancı ya da genç bir adam benimle dans etmeye cesaret ederse müziğin nasıl soğuyacağını hatırlıyorum.” (1)

1. Music From Turkey, LP, Mono, Fiesta, FLP 1418, 1965.

🔴 Ali Dayı

🔴 Cemo Vay Cemile

🔴 Hastayım Yalnızım

🔴 Trabzon Yalı Boyu

🔴 Bekledim Günlerce

🔴Yüce Dağ Başında

🔴 Açmam Açamam

🔴 Su Dere Yonca

🔴 Sen de Leyladan mı Öğrendin

🔴 O Günkü Gördüm Seni

2. Marco Melkon, CD, Traditional Crossroads, CD 4281, 1996.

🔴Yandım Yandım, Keman: Nişan Sedefliyan

🔴 Oğlan Oğlan

🔴 Allan Gel – Keman: Nick Doneff

🔴 Ekinim Harmanım Yok

🔴 Hicaz Taksim

🔴 O Asil Gözleri

🔴 Gideceksin Gurbet Ele, Keman: Nick Doneff

🔴 Çifte Telli, Keman: Nişan Sedefliyan

🔴 Aman Arap Kızı, Kanun: Kanuni Garbis, Keman: A. Zervas

🔴 Oğlan Yalanlar Düzme

🔴 Nazlı Kadın

🔴 Çapkın Çapkın

🔴 Hanım Oyunu, Keman: Nişan Sedefliyan

🔴 Hüzzam Taksim

🔴 Mecnun Oldum Bir Güzele, Kanun: Kanuni Garbis, Keman: A. Zervas

🔴 Bahçelerde Ben Gezerim, Keman: Nick Doneff

🔴 Püsküllü Bela, Kemal: Nick Doneff

🔴 Kadifeden Kesesi

🔴 Bu Gece Çamlarda Kalsak

🔴 Seviyorum Ayıp Mıdır?

🔴 Asia Minor

3. I Go Around Drinking Raki: ca.1942-1951 NYC Recordings, (30XFile, FLAC), Canary Records, 2019.

🔴 Rakı İster İster

🔴 Hanım Oyunu

🔴 Hüzzam Taksim

🔴 Çapkın Çapkın Bakarsın

🔴 Yandım Yandım

🔴 Halis Arap Kızı

🔴 Çiftetelli

🔴 Beyazın Adı Var

🔴 Anapsate Kai Sbusete Ta Sparmasete (Mumları Yak ve Söndür)

🔴 Trigurizo San Tin Nuxterida (Yarasa Gibi Dolaşıyorum)

🔴 Oğlan Oğlan

🔴 Yanakların Gül Olsun

🔴 Püsküllü Bela

🔴 Nazlı Kadın

🔴 Nihavent Taksim

🔴 Dokumacı Kız

🔴 Bahçe Duvarını Aştın, Victoria Hazan & Marko Melkon

🔴 Martinim Omuzumda, Marko Melkon & Victoria Hazan

🔴 Bir Gül Gibi

🔴 Gözlerinden Bellidir

🔴 Şeker Oğlan

🔴 Ta Oula Sou (Olduğun Her Şey)

🔴 Ethela Na’Rotho To Vradu (Bu Gece Sana Gelmek İstedim)

🔴 Rast Taksim       

🔴 O Nasıl Gözler

🔴 Kadife Kantosu

🔴 Gideceksin Gurbet Ele

🔴 Galata’da Todoraki Doldur Doldur Ver Yanaki

🔴 Rixe Ta Mallia Sou Piso (Saçlarını Geri At)

🔴 Karcığar Taksim

4. Hi-Fi Adventure in Asia Minor (12XFile, FLAC, Album), Canary Records, 2020.

🔴 Eam Cheanar Yaren        

🔴 Rommpi Rommpi            

🔴 Tchomiko

🔴 Jezayire

🔴 Kasop

🔴 Depkey

🔴 Hanım Oyunu

🔴 Zeybekiko

🔴 Soodeh Soodeh

🔴 Kalamantiyano

🔴 Finjohn 

🔴 Bar Dasnehchors

1. “Değirmenci” ve “Bahçe duvarını aştım, Victoria Hazan ve Marco Melkon, (Shellac, 10″, 78 RPM), Meyropolitan Phonıgraph Record Co., No.2004.

2. “Çapkın çapkın bakarsın, Hanım oyunu, (Shellac, 10″, 78 RPM), Balkan Phonograph Records, No.4002.

3. “Nihavent taksim“, “Yandım, yandım, yanıyorum ben, (Shellac, 10″, 78 RPM), Metropolitan Phonugraph Record Co., 2006.

3. “Pınara varmadın mı“, “Fincanı taştan oyarlar, Nick Doneff ve Marko Melkon, (Shellac, 10″, 78 RPM), Metropolitan Phonograph Record Co., 2010.

4. “Hicaz neva“, “Bursa’nın ufak tefek taşları, Garbis, Marko Melyon ve Nick, (Shellac, 10″, 78 RPM), Metropolitan Phonograph Records, 2017.

5. “Galata’da Todoraki, doldur doldur ver Yanaki“, “Vurma avcı, vurma kalbim yaralı”, (Shellac, 10″, 78 RPM), Kaliphon Phonograph Records, No.D-715.

6. “Gideceksin gurbet ele“, “Şu dere baştan başa, Marko Melkon, (Shellac, 10″, 78 RPM), Kaliphon Phonograph Records, No.D-714.

7. “Aman Memo“, “El aman karşılama, Kanony Garbis, Nick Doneff ve Marko Kelkon, (Shellac, 10″, 78 RPM), Kaliphone Phonograph Records, 706.

8. “Uşak taksim“, “Şedaraban taksim, “(Shellac, 12”, 78 RPM), Pharos (2), P806.

9. “Sacramento, Boston, New York“, “Deniz kadar derin”, (10″, 78 RPM), Balkan Phonograph Records, No.822

10. “Hicazkar kürdi“, “Bu gece çamlarda, (Shellac, 10″, 78 RPM), Metropolitan Phonograph Record Co., No.2007.

11. “Hicaz taksim“, “Rakı içer içer, (Shellac, 10″, 78 RPM), Kaliphone Phonograph Records, 702.

12. “Çiftetelli“, “Olmaz ilaç, (Shellac, 10″, 78 RPM), Kaliphone Phonograph Records, 703.

13. “Chiakpina Americana“, “Sparmachetta’yı açın ve kapatın, (Shellac, 10″, 78 RPM), Kaliphon Phonograph Records, D-751.

14. “Oğlan oğlan“, “Çiftetelli, Melkon Alemşeryan ve Klarinet Şükrü, (Shellac, 10″, 78 RPM), RCD Victor, 26-2053.

15. “Püsküllü bela“, “Hüzzam taksim, Marko Melkon, Nick Doneff, (Shellac, 10″, 78 RPM), Kaliphone Phonograph Records, 700.

16. “Gözlerinden bellidir“, “Rast taksim, Marko Melkon, Nick Doneff, (Shellac, 10″, 78 RPM), Kaliphone Phonograph Records, 701.

17. “Hüzzam şarkı, endamın“, “Garip, Hicaz taksim, Hanende Melkon, Harry Eff., (Shellac, 10″, 78 RPM), M.G. Parsekian, 516.

1. The Most Popular Turkish Songs Last 30 Years in U.S., Marko Melkon, Roza Eskinazi, Balkan, 1955.

2. The Most Popular Turkish Songs Last 30 Years In U.S., (LP, Derleme), Balkan Balkan, LP 4006, N-LP-4006, US, 1955.

3. The Most Popular Turkish Songs Last 30 Years In U.S., (LP, Derleme), Balkan Balkan, LP 4006, US, 1955.

4. Marko Melkon, 1988.

5. Marko Melkon, Falerian Kardeşler, Yunanistan, 1988.

6. Amerika’daki Yunan Halk Şarkıcıları, Markos Melkon, Lyra, Falirean Kardeşler, Yunanistan, 1992.

7. Anestis Delias, Markos Melkon, Anestis Delias 1912-1944, (CD, Derleme), Lyra, Falirean Kardeşler, CD 4642.

8. Amerika’nın Yasak Rebetikaları, Markos Vamvakaris, Marika Papagika, Tetos Dimitriadis, Amalia Vaka, Virginia Magidou, Markos Melkon, George Katsaros, Kostas Dousias, Rosa Eskenazi, (5XCD, Derleme, Özel Baskı, Kutu set, FM Records, FM2554.

……………………………………………………………………………………..

(1) https://rembetiko.gr/t/markos-melkon/5968

(2) https://www.discogs.com/fr/artist/3624062-Marko-Melkon

İzmir’in unutulan sanatçıları 17 – Nicolas-François Dracopolis

Ali Rıza Avcan

Rum asıllı ressam Nicolas-François Dracopolis, 1844’de İzmir’de dünyaya gelip 1906 yılında Fransa‘nın Antibes kentinde vefat etmiştir. Ünlü Fransız manzara ressamı Léon-Germain Pelouse (1838-1891)’un öğrencisi olmuş ve Pont-Aven’de yaşadığı sıralarda Bretonya manzaraları yapmıştır. (1)

N.F. Dracopolis, İncirler ve Marsilya Sürahisi, Bristol kağıdına siyah mürekkepli kalemle, 1879, 17,46X20,79 cm., Pennsylvania Academy of the Fine Arts (PAFA). (2)

İzmir ticaret rehberlerinde Dracopoli soyadını taşıyan tüccarlar, ticari temsilci ve komisyoncularla karşılaşılmakla birlikte bunların ressamımızla akrabalık bağı ne yazık ki bilinmemektedir. (3)

İzmirli Dracopolis Ailesi’ne mensup olan sanatçı Nicolas-François Dracopolis’in Boston English High School’un 1924 yılı kataloğunda 1869-1876 yılları arasında Fransızca öğretmeni olarak görev yaptığı görülmektedir. (4)

Ayrıca Boston‘da yayınlanan Teacher dergisinin cilt 25, 1872, Haziran sayısındaki “Comparative Philology” (Karşılaştırmalı Filoloji) yazısında Sokrates, Aristoteles ve geldiği Küçük Asya topraklarından söz etmesi nedeniyle yazar olarak gösterilen N. F. Dracopoli‘nin bizim N. F. Dracopolis‘imiz olduğu anlaşılmaktadır. (5)

Nicolas-François Dracopolis’in, Societe des Artistes Français’in Paris’te ilkini 1879’da düzenlediği yıllık salon sergilerinin 1879, 1880, 1882, 1894 ve 1895 tarihli olanlarına N. F. Dracopoli ya da N. F. Dracopolis adıyla katıldığı anlaşılmaktadır. (6)

Ünlü haftalık Quiz dergisinde ise Güzel Sanatlar Akademisi Sergisi‘nde N. F. Dracopolis‘e ait 156 numaralı “Souvenir of Algiers” (Cezayir Hatırası) isimli tablonun sergilendiği anlaşılmaktadır. (7)

American Board’un misyonerleri Levi Parsons ve Pliny Fisk’in tuttuğu raporlarda İzmir’de tanıştıkları Rum öğretmen Constantine Dracopolis’in adına rastlanır. Fisk, Ocak 1821 tarihli kayıtlarında, daha önce bazı elçilere dragomanlık (tercümanlık) yapmış ve Mısır’da, Suriye’de bulunmuş olan Dracopolis’in İzmir’deki Rum okullarını iyi bildiğini ve onları ziyaret ederken kendisine yardımcı olduğunu vurgulamaktadır. (8)

……………………………………………………………………………………………………

(1) Explication des Ouvrages de Peinture, Sculpture, Architecture, Gravure et Lithographie des Artistes Vivants, Paris 1879, s. 86; Denise Delouche, Les Peintres de la Bretagne avant Gaugin, C. II, Lille 1978, s. 786.

(2) https://www.pafa.org/museum/collection/item/origins-et-cruche-de-marseille

(3) Nalpas (Yay. haz.), Annuaire des Commerçants … 1894, s. 80.

(4) The Centenary of the English High School Boston, The Centenary Committee of the English Hifh School Assocation, 1924, s. 80. https://englishhighalumni.org/wp-content/uploads/2022/04/EHSA_Centenary-of-EHS_book.pdf

(5) https://www.jstor.org/stable/pdf/45008642.pdf?refreqid=fastly-default%3A19c7301571fd8d5de9e8ba44f16b22e0&ab_segments=&origin=&initiator=&acceptTC=1

(6) 1038 ve 1039 numaralı resimler. Bkz. Catalogue Illustré du Salon de 1879: Société des Artistes Français, Paris 1879, s. 44; 1221 numaralı resim. Bkz. Catalogue Illustré du Salon de 1880: Société des Artistes Français, Paris 1880, s. 22; 884 numaralı resim. Bkz. Catalogue Illustré du Salon de 1882: Société des Artistes Français, Paris 1882, s. 32; 640 numaralı resim. Bkz. Catalogue Illustré du Salon de 1894: Société des Artistes Français, Paris 1894, sayfa numarası yok.

(7)https://www.google.com.tr/books/edition/Quiz/4KVFAQAAMAAJ?hl=tr&gbpv=1&dq=n.+f.+dracopolis&pg=RA7-PA6&printsec=frontcover

(8) The Missionary Herald, 17. Cilt, Boston 1821, s. 275-277.

Yararlanılan Kaynaklar

Daşçı, S. (2011) “19. Yüzyılda İzmir’de Dünyaya Gelen Bazı Gayrimüslim Sanatçılar ve Sanatsal Etkinlikleri Hakkında Bir Değerlendirme“, Sanat Tarihi Dergisi, Cilt XX, Sayı 2, Ekim 2011, s.27-44.

Daşçı, S. (2012) “1893-1896 İzmir Ticaret Yıllıklarında Adı Geçen Sanatçılar ve Sanatla İlgili Meslekler Üzerine Bir Değerlendirme“, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 2012, Cilt 1, sayı 3, s.17-52.


İzmir’in unutulan sanatçıları 16 – Santo Şikârî (Şem Tom Şikar)

Ali Rıza Avcan

Yine bellek yitimi sonucunda sisler arasında kalmış; ama ne hikmetse, 10 yıl süreyle ders verdiği söylenen öğrencisi Kemeraltı Hisar Camii imamı bestekâr Rakım Elkutlu (1869-4.12.1948) ya da bestekâr Dr. Şükrü Osman Şenozan (1876-3 Temmuz 1954) ve hazan haham İzak Algazi (24 Nisan 1889-3 Mart 1950) gibi sanatçılara ders verdiği için hatırlanan bir sanat insanıyla, Musevi dini müziği ve Klasik Türk Müziği bestecisi Şem Tom Şikar ya da İzmirlilerin adlandırmasıyla Santo Şikârî (1840-1920) ile karşı karşıyayız.

Santo Şikâ ile ilgili bilgiler oldukça kısıtlı. Sadece Yılmaz Öztuna‘nın Türk Musikisi Ansiklopedisi, Avram Galanti‘nin Türkler ve Yahudiler isimli kitabı, 1893 tarihli İzmir Vilayet Salnamesi ile İzmir‘de yayınlanan Hizmet ve Ahenk gazetelerinin bazı nüshalarında sanatçı ile ilgili bilgi kırıntılarına ulaşıyoruz.

Bu kaynakları tek tek incelediğimizde okuduklarımız şu şekilde:

1. İsrailli Müzikolog Edwin Seroussi, “From the Court and Tarikat to the Synagogue: Ottoman Art Music and Hebrew Sacred Songs” (Saray ve Tarikattan Sinagoga: Osmanlı Sanat Müziği ve İbrani Kutsal Şarkıları) başlıklı makalesinde İzmir’deki Yahudi müzisyenlerin hem dünyevi enstrümantal müzik hem de İbranice kutsal şarkılar bestelediklerini, bunların arasında en göze çarpanının Shem Tov Shikiar (Santo Şikiar, 1840-1920) olduğunu belirtmekte. (1)

2. Yılmaz Öztuna, üç ciltlik Türk Musikisi Ansiklopedisi‘nin 2. cildinde Santo Şikâ‘nin çok sesli olarak gerdaniye makamında ve aksak usulünde besteleyip sözleri Mehmet Emin Yurdakul‘a ait “Cenge Giderken” isimli şarkı ile kendisine ait Mahur Kâr isimli eserin notalarını gördüğünü söylemektedir. (2)

3. Eski Niğde milletvekili Prof. Avram Galanti‘nin “Türkler ve Yahudiler” isimli kitabında,

Türklerce Hoca Santo adıyla bilinen Şikar, 1920’de İzmir’de ölmüştür. Son yüzyılda, musikinin yayılmasına çalışan ve onu yeni ve sevimli bir yöne sevkeden, yüksek bir zeka ve fevkalade bir yeteneğe sahip olan Hoca Santo, bir Itri Dede yahut Dede Efendi kadar yükselmek özelliğine malik olduğunu, bestelemiş olduğu yüz elli değerli eserleriyle kanıtlamıştır.

Eserleri arasında doğum ve tahta çıkma, resmi günlere özgü çeşitli medhiyeleri ve özellikle Dügah, Nihavend, Suzidiliara, Hicazkar, Muhayyer fasılları, ve Musevi dini ayine mahsus durak vesair eserleriyle ünlüdür.

Hoca Santo, İzmir’de İslahhane denilen. Sanatlar okulunda musiki öğretmeni idi. İkinci Abdülhamid, bu büyük üstadın her tarafta övüldüğünü haber alınca, kendisini ve öğrencilerinin bir kısmını saraya davet etmiştir. Sarayda verilen birkaç konserden sonra Abdülhamid memnuniyetini belirtmek için üstadı bir nişan, bir nefis sanatlar madalyasıyla ödüllendirdikten sonra ayrıca bir kese altın bağışlamıştır.” denmektedir. (3)

4. 20 Ağustos 1304/3 Eylül 1888 tarihli Hizmet gazetesinin bir haberi, Santo Şikâ‘nin Sultan Abdülhamit‘in tahta çıkış yıldönümünde vilayet defterdarı Kadri Efendi‘nin bir şiirini Nihavend makamında bestelediğini ve bu bestenin İzmir Islahhanesi mızıka takımı tarafından seslendirilmesiyle ilgilidir. (4)

5. 1891’de basılan H.1308 (1890) yılı Vilayet salnamesinde, Hamidiye Sanayi Mektebi‘nin “muvazzaf” öğretmenleri bölümünde “Hanende muallimi Santo, gümüş sanayi madalyası, 5. derece mecidi nişanı” aldığı belirtilmektedir. (5)

Öğrencisi, Hisarönü Camii imamı bestekâr Tanburî Rakım Elkutlu.

6. 13 ve 24 Kânunusani/Ocak 1891 tarihli Hizmet gazetelerinin haberleri, İstanbul‘da bulunan Mekteb-i Sanayi öğrencilerinin verdikleri konserlerle büyük başarı kazandığı, hepsinin Sultan Abdülhamit tarafından madalya ile ödüllendirildiği ve bu arada Santo Şikâ‘ye 5. rütbeden Mecidî nişanı verilmesi ile ilgilidir. (6)

7. 7 Mayıs 1313/19 Mayıs 1897 tarihli Ahenk gazetesi, “Hasılatı şehrimiz Hamidiye Sanayi Mektebi’ne mahsus olmak üzere ‘Cenge Giderken’ serlevhası altında tanzim edilen “Ben bir Türk’üm, cinsim, özüm uludur” manzumesinin milli bir surette olarak gerdaniye makamında ve aksak usulünde bestekâr-ı şehir Santo Şikârî Efendi tarafından bestelendiği ve notalarıyla beraber kariben tab edileceği müstahberdir.” haberini vermektedir. (7)

8. 23 Temmuz 1313/ 4 Ağustos 1897 tarihli Ahenk gazetesi, “Cenge Giderken” eserinin basıldığı haberini vermektedir. (8)

9. 19 Şubat 1336/1920 tarihli Ahenk gazetesi, “Musikişinas-ı şehir Santo Efendinin geçen hafta içinde vefat ettiğini kemal-i esefle köylü arkadaşımızda okuduk. Santo Efendi şehrimizin değil, İstanbul’un bile nadir yetiştirdiği esatize-i musikişinasandan idi.

Santo Efendi, mezheben bir Musevi olduğu halde Türk musikisini kendisi için bir zevk-i ruhani edinerek ekser evkatını onunla meşgul olmakla geçirirdi. Bunun için üstad Türk musikisinin en mu’dil ve zevk-aver dekayık ve gazamızına vakıf idi.

Teessüf olunur ki böyle bir üstad, alem-i faniye veda ederek senelerden beri hazine-i dimağında teraküm ettirdiği cevahir-i marifeti de beraber sürükleyip götürüyor da kimsenin haberi bile olmuyor. Ne kadar kadr-naşinaslık. Yazık! Yazık!” diyerek ölüm haberini vermektedir. (9)

Santo Şikâ ile ilgili tüm bilgiler bunlardır. Bunun dışında başka bir bilgi, bir fotoğraf ya da bestelediği bir şarkının sözleri, notaları bile bilinmemektedir.

Dileğimiz ise bu tür konularla ilgilenen akademisyenlerin, araştırmacıların ve uzmanların yapacakları araştırmalarla Santo Şikâ ile ilgili tarihin karanlık koridorlarında kalmış bilgileri ortaya çıkması, onun bestelerinin bilinip dinlenmesi ve böylelikle İzmir‘deki kültür ve sanat faaliyetlerinin, bilinen, hatırlanan ve sahip çıkılan bu temeller üzerinde kurulup geliştirilmedir.

…………………………………………………………….

(1) Seroussi, E., “From the Court and Tarikat to the Synagogue: Ottoman Art Music and Hebrew Sacred Songs“, Sufism, Music and Society in Turkey and the Middle East, Papers Read at a Conference Held at the Swedish Research Institute in Istanbul, November 27-29, 1997, Edited by Anders Hammarlund, Tord Olsson, Elisabeth Özdalga, pp.86.

(2) Öztuna, Y., Türk Musikisi Ansiklopedisi, Cilt II, 2. Kısım, 1. Baskı, Devlet Kitapları, İstanbul, 1976, sh.206.

(3) Galanti, A., Türkler ve Yahudiler, Gözlem Gazetecilik,3. Baskı, İstanbul-1995, s.142.

(4) Huyugüzel, Ö. F., İzmir Fikir ve Sanat Adamları (1850-1950), Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri, Ankara, 2000, sh. 534-535.

(5) Huyugüzel, Ö. F., A.g.e. sh. 534-535.

(6) Huyugüzel, Ö. F., A.g.e. sh. 534-535.

(7) Huyugüzel, Ö. F., A.g.e. sh. 534-535.

(8) Huyugüzel, Ö. F., A.g.e. sh. 534-535.

(9) Huyugüzel, Ö. F., A.g.e. sh. 534-535.

İzmir’in unutulan sanatçıları 15 – Megali Noël

Ali Rıza Avcan

İzmir adı verilen bu kentte, devlet üniversitesi olarak benimle yaşıt bir Ege Üniversitesi, 1982’den bu yana faaliyet gösterip devamlı büyüyen Dokuz Eylül Üniversitesi, 1992’de kurulan Yüksek Teknoloji Üniversitesi, Milli Savunma Üniversitesi, 2016 yılında FETÖ çetesine aitken el konulup ad değiştirerek devlet üniversitesi haline dönüştürülen İzmir Demokrasi, Bakırçay ve Katip Çelebi üniversiteleri, 2020 yılında kurulan Sağlık Bilimleri Üniversitesi, mantar gibi yerden biten ve üniversite olmaktan çok ticarethane gibi çalışan beş özel (İzmir Ekonomi, Yaşar, İzmir Tınaztepe, İzmir Kavram Meslek Yüksekokulu, Türk Hava Kurumu) üniversite olmak üzere toplam 13 üniversite, bu üniversitelere bağlı başka sinema olmak üzere kültür ve sanatla uğraşan birçok fakülte, bölüm ve akademisyen olduğu halde hiçbirinin ele alıp araştırmadığı, bir tez konusu bile yapmadığı, yaşadığı süre içinde gidip kendisiyle görüşmediği, İzmirli ünlü sanatçı Dario Moreno ile birlikte filmlerde oynarken ortak memleketleri İzmir üzerine söyleşip söyleşmediklerini sormadığı, yerel yöneticilerin yardımıyla İzmir‘e, doğdukları topraklara davet etmeyi düşünmedikleri, annesi bile 2010 yılında Çeşme‘de vefat eden İzmirli, daha doğrusu İzmir doğumlu büyük bir sanatçıyı, Magali Noël‘i size hatırlatıp anlatmaya çalışacağım.

Ama ondan önce bu sanatçıyı tanıdıkça, onun yapıp eylediklerini öğrendikçe hem sanat alanında her şeyle ilgilenip her şeyin en iyisini yaptığı hem de bütün bunları kadın olma halinin güzelliği, cazibesi, şuhluğu ve seksapeli ile gerçekleştirdiği için ona aşık olduğumu itiraf etmeliyim. Gerek daha önce seyrettiğim Fellini‘nin Amarcord, Satryicon ve Tatlı Hayat (Dolce Vita) filmlerinden hatırlayıp bildiğim, gerekse şu sıralar yeniden seyrettiğim filmleriyle onu çocukluğumun açık hava sinemalarında seyredip sevdiğim seksi, şuh, dekolte ve seksapeli yüksek film sanatçısı Leyla Sayar‘a benzettiğimi söyleyebilirim. Tabii ki, Leyla Sayar‘ın yaşamının ikinci perdesinde dönüştüğü hali hariç olmak üzere…

Magali Noël [Magali (Magdalena) Noëlle Guiffray, Magali Guiffrais], 27 Haziran 1931’de İzmir’de doğan ve 23 Haziran 2015’de Fransa’nın güneydoğu bölgesindeki Châteauneuf-Grasse‘de ölen Fransız sinema oyuncusu ve şarkıcısıdır. Babası Yves Joseph Ernest Guiffray (1905/İzmir, 1944/Paris), annesi de Marie Antoinette Suzanne Guy (1906/Kahire, 1990/Çeşme)’dır. (1)

51 yıl süren sinema kariyeri boyunca 80 sinema, 30 televizyon filmi ve dizisi olmak üzere toplam 110 Fransız ve İtalyan filminde oynadı, 17 adet 45’lik ve 33’lük plak ile müzik CD’si doldurdu, 30 ayrı tiyatro oyununda oynadı, yayınlanmamış 1 fotoromanda rol aldı ve bütün bu kültür sanat çalışmaları karşılığında, 2000 yılında Reconnaissance des cinéphiles ödülünü, 2012 yılında da Fransa‘nın en büyük ödülü olan Légion d’Honneur madalyasını aldı. (2) (3)

Babasının üç nesildir İzmir‘de yaşayan zengin Levanten ailesinin soyu, 16. yüzyılın başında Fransa‘nın Savoie bölgesine kadar gitmekte ve yazı ekindeki vaftiz belgesinin de gösterdiği gibi, annesi Marie Antoinette Suzanne Guy, İzmir‘de ikamet eden kocası Yves Joseph Ernest Guiffray ile oradaki tatilleri sırasında tanıştı. Megali Noëll‘in 1867 yılında İzmir‘e gelen dedesi Elzéar Jules Noëll Guiffray, kuzenlerinin şirketi Societé des Quais de Smyrne (Smyrne Liman Şirketi)’nin önce yönetim kurulu üyesi, daha sonra başkanı olmuştu. 1913’ten sonraki görevi ise Smyrne Liman Şirketi Genel Müdürlüğü idi. Kardeşi Fernand Guiffray ise bir zamanlar Smyrne Tramvay Şirketi‘nin müdürüydü. (4)

Megali (Magdalena) Noëll‘in Göztepe Katolik Kilisesi (Notre Dame de Lourdes Katolik Kilisesi)’nde gerçekleştirilen vaftiz törenindeki vaftiz babası babasının eniştesi Maurice Verbeke, vaftiz annesi de teyzesi Françoise Guy‘dı. Evleri, 1. Kordon’da bir zamanlar Almanya Federal Başkonsolosluğu olarak kullanılan binaydı.

Megali Noel’in babası Yves Joseph Ernest Guiffray’a ait olup, bir dönem Federal Almanya Başkonsolosluğu olarak kullanılan tarihi bina.

27 Haziran 1931’de İzmir’de doğan Magali Noël yedi yaşındayken Fransa‘ya gitti ve şan, müzik, dans ve Catherine Fontenay‘dan drama desrleri aldıktan sonra 16 yaşında kabare şarkıcısı olarak çalışmaya başladı ve revülerde sahne aldı. 1951 yılında da sinemaya başladı.

Magali Noël, Jean Devaivre‘nin Brigitte Bardot‘yla birlikte yazdığı Le Fils de Caroline Cherie (1955) ve Jean Gabin‘in Henri Decoin ile birlikte yazdığı Razzia sur la chnouf (1955) fimlerinde cazibesini ve yeteneklerini ortaya koyduktan sonra aynı yıl Jules Dassin tarafından çekilen Du fififi chez les hommes filmiyle kendini kanıtladı.

Federico Fellini ile birlikte Cannes Film Festivali’nde…

Rol aldığı önemli filmler arasında Jules Dassin‘in Du rififi chez les hommes (Rififi erkekler arasında) (1955), Jean Renoir‘ın Elena et les hommes‘u (Elena ve Erkekler) (1957), Costa-Gavras‘ın Ölümsüz (Z) adlı filmi ve Federico Fellini‘nin La Dolce Vita (Tatlı hayat)(1961), Satyricon (1970) ve Amarcord (1974) filmleri sayılabilir. Magali Noël, seksi ve baştan çıkartıcı fiziği ile Fellini‘nin fetiş oyuncularından biriydi.

Magali Noël aynı zamanda bir şarkıcıdır ve 1956 yılından başlayarak Fransa‘da birçok plak çıkarmıştır. Sözleri Boris Vian‘a, bestesi de Alain Goraguer‘e ait “Fais-moi mal Johnny” (Canımı Yak Johnny) adlı Fransızca şarkıyı, Fransızca ilk rock’n roll parça olarak 1956’da seslendirmiş ve bu şarkının, sözlerinin içeriği nedeniyle uzunca bir süre radyolarda çalınması yasaklanmıştı. Bu cesur şarkı ayrıca, 1959 tarihli Le fauve est let go isimli filminde de yer almıştı.

Magali Noël diğer yandan da Molière‘in George Dandin‘ini, Bertolt Brecht‘in Mère Courage (Cesaret Ana)’sını, Dario Po‘nun Le Septième Commandement : Tu voleras un peu moins… (Yedinci Emir: Biraz daha az çalacaksın…) oyununu, George Bernard Shaw‘un Pygmalion‘unu, Victor Hugo‘nun Lucrèce Borgia‘sını, Stefan Zweig‘ın La Dette (Bırak bunu) oyununu oynayacak kadar usta bir tiyatro sanatçısıdır. Fransa’da, Almanya’da ve diğer Avrupa ülkelerinin prestijli salonlarında oynadığı tiyatro oyunlarının sayısı 30’u bulmaktadır.

Ayrıca 1959 tarihli Fransız – İtalyan ortak yapımı “Oh! Qué mambo” adlı filmle 1960 yapımı “Marie des İsles” (Adaların Meryemi) filminde kendisi gibi İzmirli olan şarkıcı oyuncu Darío Moreno ile başrolleri paylaşmıştı.

Magali Noël‘in, aktör Jean-Pierre Bernard ile olan ilk evliliğinden Stephanie Vial-Noël adında bir kızı ve ikinci evliliği sırasında evlat edindiği iki erkek çocuğu vardır. 23 Haziran 2015, Salı günü 83 yaşındayken Fransa‘nın Châteauneuf-Grasse yerleşimindeki bir huzurevinde uykusundayken hayata veda etmiştir. İlk kocası Jean-Pierre Bernard, Fransa‘nın Vaucluse eyaletindeki Entrechaux Mezarlığı‘nda kendisinin yanında yatmaktadır. (5)

Kaynaklar

(1) https://www.geneastar.org/celebrite/guiffraym/magali-noel

(2) https://fr.wikipedia.org/wiki/Magali_No%C3%ABl

(3) https://www.imdb.com/name/nm0637649/?ref_=fn_al_nm_1

(4) http://www.levantineheritage.com/guiffraycert.htm

(5) Décès de l’actrice et chanteuse Magali Noël, Le Monde, Erişim Tarihi: 8.10.2023, ohttps://www.lemonde.fr/disparitions/article/2015/06/24/deces-de-l-actrice-magali-noel_4660606_3382.html

Ek Bilgiler

Magali Noël‘in rol aldığı sinema filmleriyle TV filmi ve dizilerini, oynadığı tiyatro oyunlarını ve söylediği şarkıları hem kendisi ile ilgili Wikipedia maddesi, hem de IMDb Internet Movie Database kayıtlarını mukayeseli olarak inceleyip eksiklikleri gidermek, yanlışlıkları düzeltmek suretiyle belirleyerek aşağıdaki listeleri düzenledim:

Filmleri

01. 1951: Demain nous divorçons (Yarın boşanıyoruz), Yönetmen: Louis Cuny, Jeanne Torelle rolünde.

02. 1951: Seul dans Paris (Paris’te tek başına), Yönetmen: Hervé Bromberger, Jeanette Milliard rolünde.

03. 1953: Deux de l’escadrille (Filodan iki kişi), Yönetmen: Maurice Labro.

04. 1954: Mourez nous ferons le reste (Öl, gerisini biz hallederiz), Yönetmen: Christian Stengel, Françoise rolünde.

05. 1955: Le Fils de Caroline chérie (Caroline’nin oğlu sevgilim), Yönetmen: Jean Devaivre, Térésa rolünde.

06. 1955: Chantage (Şantaj), Yönetmen: Guy Lefranc, Denise rolünde.

07. 1955: Razzia sur la chnouf (Razzia Chnouf’ta), Yönetmen: Henri Decoin, Lisette rolünde.

08. 1955: Du rififi chez les hommes (Rififi, erkekler arasında) (İnsanlar ve para), Viviane (Noel, filmin tema şarkısını da seslendirir)

09. 1955: Les Grandes Manœuvres (Büyük manevralar), Yönetmen: Jules Dassin, Şantöz Thérèse rolünde.

10. 1956: OSS 117 n’est pas mort (OSS 117 ölmedi), Yönetmen: René Clair, Muriel Rousset rolünde.

11. 1956: Les Possédées (Sahip olunan), Yönetmen: Charles Brabant, Pia Manosque rolünde.

12. 1956: Eléna et les hommes (Elena ve erkekler), Yönetmen: Jean Renoir, Lolotte rolünde.

13. 1957: Assassins et voleurs (Suikastçılar ve hırsızlar), Yönetmen: Sacha Guitry, Madeleine Ferrand rolünde.

14. 1957: Le désir mène les hommes (Arzu erkekleri yönlendirir), Yönetmen: Ėmile Roussel, Nathalie rolünde.

15. 1958: La Loi de l’homme et le désir (È arrivata la parigina) (Erkek, Kadın ve Arzu), Yönetmen: Camillo Mastracinque, Yvette rolünde.

16. 1958: Si le roi savait ça (Al servizio dell’imperatore), (İmparatorun hizmetinde), Yönetmen: Caro Canaille ve Edoardo Anton, Arnaude rolünde.

17. 1958: Le Train de 8h 47 (8.47 treni), (Film yarım kaldı), Yönetmen: Jack Pinoteau.

18. 1958 : Le Piège  (Tuzak), Yönetmen: Charles Brabant, Cora Caillé rolünde.

19. 1959: Des femmes disparaissent (Kadınlar ortadan kayboluyor), Yönetmen: Edouard Molinaro, Coraline Merlin rolünde.

20. 1959: Ça n’arrive qu’aux vivants  (Bu sadece yaşayanların başına gelir), Yönetmen: Tony Saytor, Gloria Selby rolünde.

21. 1959: Oh! Qué mambo (Oh! ne mambo)(Il Giovane leone), Yönetmen: John Berry, Dario Moreno ile birlikte Viviane Montero rolünde.

22. 1958: Le fauve est lâche (Korkak canavar), Yönetmen: Maurice Labro, Sadece filmdeki şarkıyı söylüyor.

23. 1959: L’Île du bout du monde (Dünyanın sonundaki ada), Yönetmen: Edmond T. Grėville, Jane rolünde.

24. 1960: Gastone, Yönetmen: Mario Bonnard, Sonia rolünde.

25. 1960: Boulevard  (Bulvar), Yönetmen: Julien Duvivier, Jenny Dorr rolünde.

26. 1960: A qualcuna piace calvo (Bazıları kel sever), Yönetmen: Mario Amendola, Marcella Salustri rolünde.

27. 1960: Marie des Isles (Adaların Meryemi), Yönetmen: Georges Combret, Julie rolünde.

28. 1960: La dolce vita (Tatlı hayat), Yönetmen: Federico Fellini, Fanny rolünde.

29. 1960: Noi siamo due evasi (Biz kaçan iki mahkumuz), Yönetmen: Giorgio Simonelli, Odette rolünde.

30. 1961: Le Sahara brûle (Sahra yanıyor), Yönetmen: Michel Gast, Lénq rolünde.

31. 1961: La Fille dans la vitrine (La ragazza in vetrina) (Penceredeki kız), Yönetmen: Luciano Emmer, Chanel rolünde.

32. 1961: La Loi de la guerre (Legge di guerra) (Savaş hukuku), Yönetmen: Bruno Paonlinelli, Olga rolünde.

33. 1961: Jeunesse de nuit (Gioventù di notte) (Geceleri gençlik), Yönetmen: Mario Sequi, Elvi rolünde.

34. 1961: Dans la gueule du loup (Kurt ininde), Yönetmen: Jean-Charles Dudrument, Barbara Yabakos rolünde.

35. 1961: En pleine bagarre (Mani in alto) (Bir kavganın ortasında), Yönetmen: Giorgio Bianchi.

36. 1961: Le Jeu de l’assassin (Mörderspiel)(Suikatçinin oyunu), Yönetmen: Helmut Ashley, Eva Troger rolünde.

37. 1962: Le Secret de d’Artagnan (Il Colpo segreto di d’Artagnan) (D’Artagnan’ın gizli darbesi), Yönetmen: Siro Marcellini, Carlotta rolünde.

38. 1963: Totò et Cleopâtra (Totò e Cleopatra) (Totò ve Kleopatra), Yönetmen: Fernando Cerchio, Cleopatra rolünde.

39. 1963: Queste pazze, pazze donne (Bunlar çılgın, çılgın kadınlar), Yönetmen: Marino Girolami, Martini’nin karısı Giulia rolünde.

40. 1963: Tempête sur Ceylan (Das Todesauge von Ceylon)(Seylan üzerinde fırtına), Yönetmen: Gerd Oswald ve Giovanni Roccardi, Gaby rolünde.

41. 1963: L’Accident  (Kaza), Edmond T. Greville, Andréa rolünde.

42. 1964: La Traite des blanches (Beyaz köle), Yönetmen: Georges Combret, Louisa rolünde.

43. 1964: Requiem pour un caïd (Bir patron için ağıt), Yönetmen: Maurice Cloche, Éva rolünde.

44. 1964: Filles et Garçons (Oltraggio al pudore) (Tevazuya karşı öfke), Yönetmen: Silvio Amadio, Giovenella’nın kızkardeşi rolünde.

45. 1964: Le Dernier Tiercé (Son katman), Yönetmen: Richard Pottier, Lydia rolünde.

46. 1964: Les Martiens ont douze mains (I marziani hanno dodici mani) (Marslıların on iki eli var), Yönetmen: Castellano et Pipolo, Matilde Bernabel rolünde.

47. 1964: La Corde au cou (Boynundaki ip), Yönetmen: Joseph Lisbona, Clara rolünde.

48. 1965: Aventure à Beyrouth (La Dama de Beirut)(Beyrut’ta Macera), Yönetmen: Ladislas Vajda, Gloria Lefevre rolüyle.

49. 1968: Le Mois le plus beau (En güzel ay), Yönetmen: Guy Blanc, Claudia rolüyle.

50. 1969: Ölümsüz (Z), Yönetmen: Constantin Costa-Gavras, Nick’in kızkardeşi rolüyle.

51. 1969: L’Astragale, Yönetmen: Guy Casaril, Annie rolüyle.

52. 1969: Les Martiens ont douze mains (I marziani hanno dodici mani) (Marslıların on iki eli vardır), Yönetmen: Castellano et Pipolo, Matilde Bernabei rolünde.

53. 1969: Satyricon, Yönetmen: Federico Fellni, Fortunata rolünde.

54. 1970: Edipeon (Odeipus), Yönetmen: Lorenzo Artale , Giusi rolünde.

55. 1970: Tropique du Cancer (Yengeç dönencesi), Yönetmen: Joseph Strick, Prenses rolünde.

56. 1970: Les Brebis du révérend (Kyrkoherden)(Muhterem koyun, Papaz), Yönetmen: Torgny Wickman, kontes rolünde.

57. 1970: Le Tombeur (The Man Who Had Power Over Women)(Kadınlar üzerinde gücü olan adam), Yönetmen: John Krish, Madam Franchetti rolünde.

58. 1970: Ciao Federico! (Merhaba Federico!), Belgesel, Yönetmen: Gideon Bachmann, Kendisi.

59. 1971: Le Belve (Yaratıklar), Yönetmen: Giovanni Grimaldi, Lisa rolünde (Cincilla’daki bölüm)

60. 1971: Un prėtre á marier (Il prete sposato)(Evlenecek bir rahip) Yönetmen: Marco Vicario, Signora Bellini rolünde.

61. 1972: Racconti proibiti… di niente vestiti (Yasak hikayeler… kifayetsiz), Yönetmen: Brunello Rondi, Prudenzia rolünde.

62. 1972: Le p’tit vient vite (Küçük olan hızla geliyor), Yönetmen: Louis-Georges Carrier, Hemşire rolünde.

63. 1973: Amarcord (Hatırlıyorum), Yönetmen: Federico Fellini, Kuaför Gradisca rolünde.

65. 1975: Paolo Barca maestro elementare praticamente nudista (Paolo Barca, ilkokul öğretmeni, neredeyse çıplak), Yönetmen: Signora Cacchio, Öğretmen Rosaria Cacchiò rolünde.

64. 1975: La Bagarre du samedi soir, (Il tempo degli assassini) (Katillerin zamanı), Yönetmen: Marcello Andrei, Rossana rolünde.

65. 1975: Paolo Barca, maestro elemantare, praticamente nudista (İlkokul öğretmeni Paolo Barca neredeyse çıplak), Yönetmen: Flavio Mogherini, Bayan Cacchiò.

66. 1975: La Banca di Monate (Monate Bankası), Yönetmen: Francesco Massaro, Adelmo’nun karısı Melissa rolünde.

67. 1977: Stato interessante (İlginç durum), Yönetmen: Sergio Nasca, İkinci hikayede Tilde La Monica rolünde.

68. 1978  Les Rendez-vous d’Anna (Anna’nın Buluşmaları), Yönetmen: Chantal Akerman, İda rolünde.

69. 1980 : Le Chemin perdu, Yönetmen: Patricia Moraz, Maria Tonelli rolünde.

70. 1980: Qu’est-ce qui fait courir David?, (David’i koşmaya iten şey nedir?), Yönetmen: Élie Chouraqui, David’in annesi Sarah rolünde.

71. 1983: Les Années 80 (80’ler), Belgesel, Yönetmen: Chantal Akerman, Kendisi.

72. 1983: La Mort de Mario Ricci, (Mario Ricci’nin ölümü), Yönetmen: Claude Goletta, Solange rolünde.

73. 1985: Diesel, (Dizel), Yönetmen: Robert Kramer, Mickey rolünde.

74. 1985: Vertiges (Vertigo), Yönetmen: Christine Laurent, Constance rolünde.

75. 1986: Exit-exil, (Sürgün), Yönetmen: Luc Monheim, Solange rolünde.

76. 1989: La Nuit de l’éclusier (Die nacht des Schleusenwarts)(Kilit bekçisinin gecesi), Yönetmen: Franz Rickenbach, Hélène Belloz rolünde.

77. 1989: Pentimento, (Pişmanlık) Yönetmen: Tonie Marshall, Maddeleine rolünde.

78. 2000: La Fidélité (Özgür Duygular), Yönetmen: Andrjzej Zulawski, Clélia’nın annesi rolünde.

79. 2001: Regina Coeli (Cennetin kraliçesi), Yönetmen: Nico D’Alessandria, Kraliçe Regina rolünde.

80. 2002: La Vérité sur Charlie (The Truth About Charlie)(Charlie hakkındaki gerçekler), Yönetmen: Jonathan Demme, siyah giyinmiş gizemli kadın rolünde.

Televizyon Film ve Dizileri

01. 1951: La Course du flambeau (Meşale koşusu), Yönetmen: Max de Rieux.

02. 1952: La Cruche cassée (Kırık sürahi), Yönetmen: Bernard Hecht.

03. 1955: Christophe C… , Yönetmen: Jean-Paul Carrère.

04. 1955: Le Héros et le Soldat (Kahraman ve asker), Yönetmen: Marcel Bluwal.

05. 1956: Doris, Yönetmen: Jean Vernier, Doris rolünde.

06. 1962: Les Trois Henry (3. Henry), Yönetmen: d’Abder Isker.

07. 1964: Le Procès de Mary Dugan (Mary Dugan’ın soruşturması), Yönetmen: Jean-Marie Coldefy, Mary Dugan rolünde.

08. 1966: Comment ne pas épouser un milliardaire (Bir milyarderle nasıl evlenmezsiniz) 13 dakikalık 26 bölümlük TV dizisi, Yönetmen: Lazare Iglesis, Delia Delamarre rolünde.

09. 1967: Le Golem (Gustav Meyrink’in romanından TV filmi), Yönetmen: Jean Kerchbron, Angelina rolünde.

10. 1969: Le Mas Théotime (Henri Bosco’nun romanından), TV filmi, Yönetmen: Jacques Florian, Geneviève rolünde.

11. 1972: Comme avant, mieux qu’avant (Eskisi gibi eskisinden daha iyi), Yönetmen: Yves-André Hubert, Fulvia Gelli rolünde.

12. 1978: Jean-Christophe (52 dakikalık 9 bölümlük Tv dizisi, Yönetmen: François Villiers.

13. 1979: Lucrèce Borgia (Lükres Borjiya), Yönetmen: Yves-André Hubert, Lucrèce Borgia rolünde.

14. 1980: Le président est gravement malade (Başkan ağır hasta), Yönetmen: Yves Ciampi, Edith Wilson rolünde.

15. 1980: Un pas dans la forêt (Ormanda bir adım), Yönetmen: Claude Mourthé.

16. 1982: Les Confessions du chevalier d’industrie Félix Krull, (Bekenntnisse des Hochstaplers Felix Krull) (Sanayi Baronu Felix Krull’un itirafları), Yönetmen: Bernhard Sinkel, Madam Houpflé rolünde.

17. 1982: L’Enfant et les Magiciens (Çocuk ve shirbazlar), Yönetmen: Philippe Arnal, Marguerite Teyze rolünde.

18. 1984: Sortie interdite (Çıkış yasaktır), Yönetmen: Patty Villiers, Mado rolünde.

19. 1985: Les Bottes rouges (Kırmızı çizmeler), Yönetmen: Jeannette Hubert.

20. 1985: Mariage (Evlilik), Yönetmen: Lazare Iglesis.

21. 1986: L’Amour tango (Aşk tangosu), Yönetmen: Régis Forissier, Angèle rolünde.

22. 1987: La Malle (Araba bagajı), Yönetmen: Gouffe d’Hervé Basle

23. 1988: On the Orient (Doğuda), (Ray Bradbury sunduğu 8 bölümlük 2. sezon TV dizisi) Yönetmen: Frank Cassenti, Minerva Halliday rolünde.

24. 1988: Lundi noir (Kara pazartesi), Yönetmen: Jean-François Delassus.

25. 1991: Crimes et Jardins (Suçlar ve bahçeler), Yönetmen: Jean-Paul Salomé, Suzanne rolünde.

26. 1992: Les Cœurs brûlés (Yanmış kalpler), (90 dakikalık 8 bölümlük TV dizisi), Yönetmen: Jean Sagols, Julia Bertyl rolünde.

27. 1997: Les Héritiers (Mirasçılar), Yönetmen: Josée Dayan, Zizi rolünde.

28. 1998: Le Dernier Fils (Son oğul), Yönetmen: Étienne Périer, Elisabeth Haas rolünde.

29. 1999: La Nuit des hulottes (Baykuşların gecesi) Yönetmen: Michaëla Watteaux, Rainette Leblanc rolünde.

30. 2002: La Source des Sarrazins (Sarrazinlerin kaynağı), Yönetmen: Denis Malleval, Rose rolünde.

Müzik

01. 1955: Le Rififi ; Johnny Guitar ; Si tu m’aimais ; J’aime valser dans tes bras (Eğer beni sevdiysen kollarında vals yapmayı seviyorum), EP Philips 432.044.

02. 1956: Fais-moi mal Johnny (Acıt beni, Johnny) ; Strip-rock ; Alhambra rock ; Rock des petits cailloux, Söz yazarı: Boris Vian, LP Philips N 76.089 R, repris en EP Philips 432.131 Magali Noël numéro 2 : Rock and Roll (1957).

03. 1957: Pan, pan, pan, poireaux pomm’de terre (Tava, tava, tava, pırasa ve patates), Söz yazarı: Boris Vian, SP Philips 372.398.

04. 1957: Magali se déchaîne : Mon oncle Célestin ; Oh ! si y avait pas ton père ; Eh ! Mama (Magali çılgına dönüyor: Amcam Célestin; Ah ! eğer baban olmasaydı; Hey! anne) Söz yazarı: Boris Vian etc.), EP Philips 432.185.

05. 1957: Sexy songs : Oh ! (c’est divin) ; Nous avions vingt ans ; Mon a, mon amour (Oh! (ilahi); Yirmi yaşındaydık; Benim aşkım) Söz yazarı: Boris Vian etc., EP Philips 432.193.

06. 1964: Magali Noël chante Boris Vian (Magali Noël Boris Vian şarkıları söylüyor),(Boris Vian’dan 12 yeni şarkı), LP, Jacques Canetti.

07. 1975: Magali Noël : Album 12 titres (La femme au miroir) (Magali Noël: 12 parçalık albüm), (Aynadaki kadın).

08. 1980: Magali Noël : Fais-moi mal Johnny, (İngilizce yeni versiyonu: Hurt me bad Johnny), Söz yazarı: Boris Vian etc.), LP Disques Lazer / Distribution Carrere 67.486 (CD olarak yayınlanmadı).

09. 1988: Magali Noël chante Boris Vian (Magali Noël Boris Vian parçaları söylüyor), CD Jacques Canetti / Musidisc.

10. 1989: Regard sur Vian, (Vian’a Bakış), (Kızı Stéphanie Noël ile birlikte söylediği şarkılar 9 ve 10 Kasım 1989’da Beausobre’de halka açık olarak kaydedildi. Yapımcılığını Jean-Claude Vial’in üstlendiği bir ve iki CD’lik yapımı Buda Müzik üstlendi. Dağıtımını ise Ares tarafından yapıldı.

11. 1996: Soleil blanc (Beyaz güneş), Prévert 96, CD Sony / Dreyfus.

12. 2002: Magali Noël chante Boris Vian (Magali Noël Boris Vian’ı söylüyor), CD Productions Jacques Canetti 589 703-2.

13. 2002: Magali Noël, (1950’lerdeki beş 45’liğin tüm parçalarının yanında 1964 LP’sinden bir parçayı içerir), Mercury (CD Story) 063 010-2.

14. 2002: Magali Noël, Rock and Roll, Mercury / Philips 063 031-2.

15. 2009: Regard sur Vian (Vian’a bakış), 1989’da yayınlanan çift CD’nin yeniden basımı. (Disques Office/Disques Dreyfus – réf. 46050 362842)

16. 2011: Forever (Daima), 16 Haziran-7 Temmuz 2010 tarihleri arasında Paris’teki Ferber Stüdyosu’nda kaydedilen 20 parçadan oluşan albüm, (Disques Dreyfus).

17. Année Inconnue: Les grands succès (Bilinmeyen Yıl: Büyük başarılar), 1975 ve 1980’deki LP’leri bir araya getiren 20 parçalık CD.

Oynadığı Tiyatro Oyunları

01. 1949: George Dandin, Yazar. Molière, Yönetmen: Jean-Marie Serreau ve François Vibert, Dekor: François Ganeau, Batı Almanya ve Fransa’daki turnelerde oynanmıştır.

02. 1949: Le Miracle de l’homme pauvre (Yoksul adamın mucizesi), Yazar: Marian Hemar, Yönetmen: André Clavé, Mulhouse Belediyesi Drama Tiyatrosu Merkezi’nde sergilendi.

03. 1950: Le Miracle de l’homme pauvre (Yoksul adamın mucizesi), Yazar: Marian Hemar, Yönetmen: André Clavé, Montparnasse Tiyatrosu’nda sergilendi.

04. 1954: La Puce à l’oreille (Kulaktaki pire), Yazar: Georges Feydeau, Yönetmen: Georges Vitaly, Célestins Tiyatrosu’nda sergilendi.

05. 1954: L’Amour des quatre colonels (Dört albayın aşkı), Yazar: Peter Ustinov’dan uyarlayan Marc-Gilbert Sauvajon, Yönetmen: Jean-Pierre Grenier, Fontaine Tiyatrosu’nda sergilendi.

06. 1954: Si jamais je te pince!... (Eğer seni çimdiklersem), Yazar: Eugène Labiche, Yönetmen: Georges Vitaly, La Bruyère Tiyatrosu’nda sergilendi.

07. 1957: Pygmalion, Yazar: George Bernard Shaw, Yönetmenlik, dekor ve kostümler: Jean Marais, Célestins Tiyatrosu’nda sergilendi.

08. 1960: Deux sur la balançoire (İki kişi salıncakta) Yazar: William Gibson, Yönetmen: Luchino Visconti (Jean Marais ile birlikte), Célestins Tiyatrosu’nda sergilendi.

09. 1961: Louisiane, Yazar: Marcel Aymé, Yönetmen: André Villiers, Renaissance Tiyatrosu’nda sergilendi.

10. 1965: L’amour, vous connaissez? (Aşkı bilir misin?), Yazar: Bill Manhoff, Yönetmen: Raymond Gérôme, Ambassadeurs Tiyatrosu’nda sergilendi.

11. 1966: Mouche (Uçmak) Başarılı bir Brodway müzikalinin Puul Misraki tarafından uyarlanmış oyunun müziği ve şarkı sözleri Bob Merrill’e, librettosu Michael Stewart’a aittir. Öykü Paul Gallico’nun The Love of Seven Dolls (Yedi kuklanın aşkı) isimli kısa öyküsüne dayanmaktadır. Bu hikaye, Leslie Caron’un başrol oynadığı Lili filminin ve ayrıca Carnival müzikalinin ilham kaynağıydı. Yönetmen: Raymundo de Larrain, Porte-Saint-Martin Tiyatrosu’nda sergilendi.

12. 1968: La Dame de chez Maxim (Maksim’deki Kadın), Yazar: Georges Feydeau, Yönetmen: Jacques Charon, Célestins Tiyatrosu’nda sergilendi.

13. 1970: Sweet Charity (Tatlı Charity), Bob Fosse ve Paul Glover’ın müzikal komedisi, (Sydney Chaplin ve Jacques Duby ile birlikte.)

14. 1971: Le Septième Commandement : Tu voleras un peu moins… (Yedinci emir: biraz daha az çalacaksın…), Yazar: Dario Fo, Yönetmen: Jacques Mauclair, Carcassonne Festivali’nde, yaz festivallerinde ve Odéon Ulusal Tiyatrosu’nda sergilendi.

15. 1971: Les Trois Mousquetaires (Üç silahşörler) Yazar: Alexandre Dumas, Yönetmen: Michel Berto, Théâtre du Midi Tiyatrosu ile Carcassonne Festivali’nde sergilendi.

16. 1972: Le Septième Commandement : Tu voleras un peu moins… (Yedinci emir: biraz daha az çalacaksın…), Yazar: Dario Fo, Yönetmen: Mauclair, turnelerde sergilendi.

17. 1972: Un pape à New-York (The House of Blue Leaves) (New York’ta bir papa), Yazar: John Guare, Yönetmen: Michel Fagadau, Gaîté-Montparnasse Tiyatrosu’nda sergilendi.

18. 1976: Remember, revue (Revüyü unutma), Yazar: André Levasseur, Aimé Barelli’nin 12 kız ve 12 erkekten oluşan orkestrası, Sporting Monte-Carlo’da sergilendi.

19. 1976: Mère Courage (Cesaret Ana), Yazar: Bertolt Brecht, Yönetmen: François Rochaix, Carouge Tiyatrosu’nda sergilendi.

20. 1979: Lucrèce Borgia (Lükres Borjiya), Yazar: Victor Hugo, Yönetmen: Roger Hanin (Michel Auclair, David Clair ve Jean-Marie Galey ile birlikte).

21. 1980: La Staaar (Yıldız), Magali Noël ile Louis Thierry,’nin düşüncesiyle yazılan müzikal komedi, Yönetmen: Louis Thierry, Koreografi: Jean Moussy, Müzik: François Rauber ve Michel Cœurio, Fontaine Tiyatrosu’nda sergilendi.

22. 1986: Cabaret (Kabare), Müzikal komedi, Yönetmen: Jérôme Savary, Lyon 8. Tiyatro ile Nice ve Montpellier Treize Vents tiyatrosunda sergilendi.

23. 1987: Cabaret (Kabare), Müzikal komedi, Yönetmen: Jérôme Savary, Mogador Tiyatrosu’nda sergilendi.

24. 1989: Regards sur Vian (Saygılarımızla Vian), Boris Vian’a adanmış müzikal gösteri, Morges, Beausobre Tiyatrosu’nda sergilendi.

25. 1991: Le Coin de non retour (Dönüşü olmayan köşe), Yazar: Jean-Claude Danaud, Yönetmen: Jacqueline Bœuf, Lyon Tête d’or Tiyatrosu’nda sergilendi.

26. 1993: Enfin seuls! (Nihayet yalnız!) Yazar: Lawrence Roman, Yönetmen: Michel Fagadau, Fransa, İsviçre ve Belçika turnesinde sergilendi.

27. 1996: Soleil blanc-Prévert 96 (Beyaz güneş-Prévert 96) Jacques Prévert’e adanmış müzikal gösteri, Champs-Élysées Komedi Tiyatrosu’nda sergilendi.

28. 2004: Chansons volent (Şarkılar uçuyor), Boris Vian, Jacques Prévert, Jacques Brel ve Léo Ferré’ye ve sonrasına adanmış müzikal gösteri, Carouge Tiyatrosu’nda sergilendi.

29. 2005: La Dette (Bırak bunu) Yazar: Stefan Zweig, Yönetmen: Didier Long, Tiyatro 14 Salonu’nda sergilendi.

30. 2008: Le Clan de Magali Noël (Magali Noël klanı), Boris Vian, Jacques Prévert ve Raymond Queneau’ya ve sonrasına adanmış müzikal gösteri, Neuchâtel Passage Tiyatrosu’nda sergilendi.

Fotoroman

01. 1954: Chanson pour Gloria (Song for Gloria)(Gloria için şarkı), yayınlanmamış tam roman, Maurice Gilmer ile birlikte.