Vahşi kapitalizmin karanlık yüzü: Şirketler…

Ali Rıza Avcan

Şirket… Kapitalizmi kapitalizm yapan anahtar sözcüklerden biri… Sermayenin meşruiyet kazanıp kurumsallaştığı varlık… Kapitalin egemenliğini sürdüren kutsal yapı… Bir diğer anlatımla, kapitalizmin amiral gemisi… Bu anlamda, şirket olmadan kapitalizm, kapitalizm olmadan da şirket olmaz da denilebilir…

Şirket, Avrupa Konseyi’nin web sayfasında “tüzel kişiliği, sınırlı sorumluluğu ve devredilebilen paylarıyla insanlığın en dâhiyane buluşlarından biri” olarak tanıtılıyor…

Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma‘nın (ABİHA) 54. maddesine göre, “şirketler; kar amacı gütmeyenler hariç, kooperatifler de dahil olmak üzere, medeni hukuk ve ticaret hukukuna göre kurulmuş şirketler ile kamu hukuku veya özel hukuk hükümlerine tabi diğer tüzel kişileri ifade…” ediyor. (1)

Bu tanımdan da görüleceği gibi, ortaya konulan sermayeyi kâr elde etmek (daha doğrusu artı değer yaratmak) amacıyla kurulan şirketler, özel hukukla kamu hukuku alanında faaliyet gösterirler ve çalışmaları ticaret kanunlarıyla düzenlenir.

Şirketin tarihsel kaynağı Avrupa lonca düzeni içinde ticaret localarına kadar gider. Sözcük olarak ilk kaydı 1150’li yıllara kadar uzanıp, Geç Latince’nin companio (aynı ekmeği yiyenlerin dostluğu, samimiyeti) sözcüğünden türediği, Eski Fransızca’da compagnie, Anglo Sakson dilinde company, Eski Yüksek Almanca’da galeipo, Gotik dilde de gahlaiba şeklini aldığı söylenir.

Şirket sözcüğünün Türkçe’deki kaynağı ise Aşık Paşa’nın 1330’da yazdığı Garib Name’ye kadar gider: (2)

bağ u çift ü şirket ü bazār / ögi ussı durmadın anı düzer [aklı fikri hep bunlardadır]

Ar şirka(t) شركة  [#şrk mr.] ortaklık < Ar şarika شَرِكَ paylaştı, ortak oldu

14 Mayıs 2008 tarihinde Kore Bankası (Bank of Korea) tarafından yayınlanan bir rapora göre, 41 ülkede yapılmış bir araştırma sonucunda 5.586 şirketin 200 yıldan eski tarihe sahip olduğu belirlenmiş. Buna göre 200 yıldan eski tarihe sahip şirketlerin 3.146 tanesi Japonya’da, 837 tanesi Almanya’da, 222 tanesi Hollanda’da ve 196 tanesi Fransa’da bulunmakta. (3)

Günümüzde dünyada kaç adet şirket olduğu ise kesin olarak bilinmemekle birlikte, sayılarının 190 milyonu aştığı söylenmekte.

Şirketler tabii ki ilk ortaya çıktıkları tarihten bu yana hem kurumsal olarak hem de faaliyet alanları olarak çok gelişti, değişti. Şirketlerin piyasaya daha fazla yayılıp hakim olması için medeni hukukta, ticaret hukukunda ve benzerlerinde şirketlerin yararına birçok düzenleme yapıldı. Böylelikle şirketlerin sayısı, büyüklükleri, faaliyetleri ve etkileri arttı. Şirketler daha etkili ve egemen olmak için bir araya geldiler gruplar, holdingler, tekeller, karteller, tröstler oluşturdular. Ama bu gelişim içinde adları, büyüklükleri, sayıları devamlı değişip gelişmekle birlikte temel özellikleri hiç değişmedi: kar, daha fazla kar elde etmek…

Kapitalizmin gelişip emperyalizm aşamasına ulaştığı bu süreç içinde şirketler piyasa içindeki etki ve egemenliği dışında ülke ve dünya ölçeğinde yeni görevler üstlendiler. Yeni sömürgeler bulmak amacıyla Hindistan’a, Uzak Asya’ya, Afrika’ya, Amerika’ya giden İngiliz, Fransız ya da Alman ordu ve donanmalarını destekleyip finanse edenler hep bu tür şirketler, ticari ortaklıklar oldu. Hindistan, İran ve Afganistan’a ya da Osmanlı İmparatorluğu’na ait toprakların sömürgeleşmesinde oldukça etkili olan İngiliz Doğu Hindistan Şirketi (British East India Company) bu tür şirketlerin en bilinenidir.

Bu bağlamda adeta emperyalist devletlerle iç içe geçen bu tür şirket, tekel, kartel ya da tröstlerin güç, etki ve cirosu giderek birçok ülkenin gücünü aşmış, şirketler adeta bu sömürge ülkeleri yönetir hale gelmişlerdir. Afrika’daki altın, elmas ve bakır madenleri işleten çok uluslu şirketlerin ülke yönetimlerini belirleyen gücü ya da ITT adındaki şirketin Şili’de seçimle iktidara gelen Salvador Allende’yi kanlı bir şekilde devirmiş olması hepimizin hatırına gelen örneklerdir.

Şirket, holding, tekel, kartel ve tröstler sadece piyasada, ülkede ve dünyada egemen olmadılar; aynı zamanda üretim ya da ticaretin alanı dışındaki toplumsal yaşama da sızıp onlara ilham verir hale geldiler. Örneğin önce merkezi ve yerel yönetimlere ait birçok hizmet, hukuk dışı işlemleri daha kolay yapabilmek amacıyla “kamu şirketi” adıyla şirketleştirilip özelleştirildi. Böylelikle mevcut mevzuatın getirdiği birçok engel ya da sınır, “ticari sır” tabusuyla korunan şirketler eliyle yerine getirilir oldu. Bir çok iş ihalesiz yapılır, şirket yönetim kurulu üyelikleri, yapılan işten anlamaz hatırı sayılır siyasilere armağan gibi dağıtılır oldu. Böylelikle bu tür kamu şirketleri yolsuzlukla, yağma ile, talan ile anılan derin ve karanlık bir kuyular haline dönüştürüldü.

Bu arada belediye şirketlerinin kuruluşu Bakanlar Kurulu Kararına bağlanıp zorlaştırıldığı için şirket bağışlama denilen bir yol keşfedildi. Böylelikle başka kişi ya da kuruluşlarının dikiş tutturamadığı şirketler bağışlanmak suretiyle bir anda belediye şirketi oldular. Örneğin İzmir’deki Karşıyaka Belediyesi daha önce kurduğu Kent A.Ş. isimli şirketin kötü yönetimi sayesinde milyonlarca lira borç altına girmişken ve bu borçlar nedeniyle belediye büyük bir mali sıkıntı içindeyken bir şahsın bağışı ve o bağışın belediye meclisi kararı ile kabul edilmesi üzerine Kordelion A.Ş. isimli ikinci bir şirkete sahip oldu. Böylelikle zarar edecek yeni bir şirket kapısı, bunun yanında, tabii ki o şirketin yönetim kurulu başkanlığı ile yönetim kurulu üyeliği koltuklarının yakından tanınıp bilinen siyasilere ikram edilmesi imkanı da doğmuş oldu.

Ardından, aynen biz İzmirliler’in yakından tanıyıp bildiği TARKEM ya da TETUSA gibi şirketlerde olduğu gibi, merkezi yönetimle yerel yönetimlerin çok ortaklı özel şirketlerde hissedar yapılması suretiyle kamu kaynaklarının bu şirketlere devredilmesi ve kamu güç ve yetkisinin kamu yararı yerine bu şirketlerin yararı doğrultusunda kullanılması yöntemi ortaya atıldı.

Ama sermayeye bu da yetmedi. Merkezi yönetimin ve yerel yönetimlerin aynen bir şirket gibi yapılanıp çalışmasını sağlayan fikir ve girişimler ortaya çıktı bu kez de. Böylelikle bütün kamu görevlilerinin; özellikle de şirket CEO’su gibi davranan belediye başkanlarının belediye hizmetlerinin toplumsal yanını unutarak kâr-zarar hesabı yapması, işçi ve emekçilerle yapılan toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde bu hesapları dikkate almaları, ESHOT, İZBAN ve İZDENİZ gibi ulaşıma ilişkin belediye hizmetlerinde 65 yaş üstü yolcuları bir yük olarak görmeleri gibi sağlandı.

Bu da yetmedi. Sivil toplumun temel aktörleri olan dernek,vakıf ve diğer sivil oluşumların birer şirket gibi yapılanıp çalışması için hazırlıklar yapılıp rehberler hazırlandı, tavsiyeler oluşturuldu. Ülkemizdeki sivil toplumu şekillendirmek amacıyla çalışan TESEV, STGM, Habitat Derneği gibi Avrupa Birliği bağlantılı bazı kuruluşlar açık açık bu görevi üstlendiler. Hatta daha da ileri gidip şirket mi yoksa dernek mi olduğu bilinmeyen EMBARQ/WRI gibi bir takım oluşumlarla yerel hizmetler alanında bir düşünce kuruluşu (think tank) gibi işlevler üstlenmeye çalıştılar. Bir yanıyla ticari bir örgüt olarak şirket, diğer yanıyla da bir sivil toplum kuruluşu olarak toplumsal sempatiye hitap eden sivil kuruluşlardı bunlar. Geçtiğimiz yıllarda İzmir’in Kemeraltı Bölgesi için yaptıkları “İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi” isimli araştırmayı gösterişli bir kitap olarak basıp İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin mali kaynaklarını kullandılar. Ama ardından hiç kimse o araştırmadaki önerilerden yararlanmadı, görüştüğümüz belediye yetkilileri o araştırmayı ciddiye almamamızı söylediler ve hatta o araştırmadan hiçbir yerde yararlanmadılar. Çünkü bu tür dernek-şirket karışımı kuruluşlar yaptıkları çalışmanın kamuya yararlı olmasından çok o çalışmaları fonlayan Avrupa kalkınma ajanslarının yararını düşünüyorlardı. Arkalarını Avrupa Birliği delegasyonuna ve bu fonlara dayayarak, oralardan aldıkları bağış, hibe ve yardımlardan gelen maddi imkanı ve sık sık Avrupa seyahati yapma olanağını önlerindeki belediye yöneticileriyle bürokratlarına sunup onları ayartan, en kamucu kurum ya da kişileri bile baştan çıkaran önerilerle kendi yanlarına çeken kuruluşlardı bunlar…

Bu hengamede birçok kurum ya da kişinin doğru adres olarak gösterdiği kooperatifler bile kooperatifçiliğin amaç ve ruhunu unutarak birer çok ortaklı şirkete dönüşmeye başlamıştı. Hepimizin kooperatifçiliğin Ege’deki en önemli temsilcisi olarak gördüğü TARİŞ ya da son yıllarda İzmir Büyükşehir Belediyesi ile imzaladığı ayrıcalıklı sözleşmelerle büyüme olanağına kavuşan Tire Süt Kooperatifi bile toplumsal kooperatifçiliğin temelini oluşturan “gönüllü ve herkese açık üyelik“, “üyeler tarafından gerçekleştirilen demokratik denetim“, “üyelerin ekonomik katılımı“, “özerklik ve bağımsızlık“, “eğitim, öğrenim ve bilgilendirme“, “kooperatifler arasında iş birliği” ve “topluma karşı sorumlu olma” gibi ilkelerinin unutulması, her türlü ticari işlemin kooperatiflere bağlı şirketlerle yürütülmesi ve küreselleşmeyle birlikte gelen ideolojik kirlenmenin etkisine girilmesi suretiyle, kooperatif ağalarının yönetimindeki çok ortaklı şirketlere dönüşmüştü. (4)

Bütün bu gelişmelerin, sessiz sedasız gerçekleşen değişimlerin son yıllardaki adresi ise, ülkemizi hem yoğun dış ticaret hem de temel Avrupa Birliği anlaşmalarında ve diğer yardımcı hukuk kaynaklarında yer alan kural ve kurumlar bütününün Türk Hukuk Sistemi ile uyumlu hale getirilmesi anlamına gelen Avrupa Birliği Muktesabatı çalışmaları ile birinci dereceden etkileyen Avrupa Birliği‘dir. Çünkü, Avrupa Birliği 1960’lı yıllardan bu yana kendi ortak pazarındaki değişik ülke şirketleri arasında uyumu sağlamak ve piyasanın çok katmanlı zengin bir yapıya kavuşması amacıyla şirketlerle ilgili standart geliştirme çalışmaları yapmakta ve Avrupa’ya özgü bir şirket formu oluşturmaya çalışmaktadır. Bunun için bazen tüm ortakların onayını alarak, bazen de o onayı alamadığı için dolambaçlı yollara başvurarak bir “Avrupa Şirketi” (Societas Europea) formu yaratmaya çalışmaktadır. Direktif adı verilen hukuki anlaşma metinleriyle şekillenen bu şirket formları, öncelikle kendi üye ülkeleri içinde geçerli kılmakla birlikte; Avrupa Birliği ile ilişkisi olan diğer ülkelerle birliğe Gümrük Birliği adı verilen özel anlaşmalarla bağlı Türkiye‘de de -ister istemez- geçerli kılmaya başlamıştır. Birliğe üye ülkeler için onay koşulunun arandığı bu standart formla yapılanmış şirketler, Türkiye gibi sınır aşan ülkelerle ticaret yapmaya kalktıklarında ya da sınır aşan ülkelerde çalışıp ofis açmak istediklerinde veya sınır aşan o ülkelerden kendilerine yeni ortaklar edindiklerinde o şirket formları da ister istemez, o şirket formları için onay vermemiş olan ülkelerde geçerli olmakta ve Türkiye de tüm bu olasılıklar çerçevesinde Avrupa Birliği‘nin dayattığı şirket formları ve onun hukuki yaptırımlarıyla karşı karşıya kalmaktadır. (5)

Ama, Avrupa Birliği‘nin bu alanda yaptığı standart form çalışmalarının son iki örneği ise daha da ilginç ve şaşırtıcıdır:

Bunlardan ilki kooperatiflerde çalışanların kooperatif yönetimine katılımını sağlama bahanesiyle geliştirildiği söylenen “Avrupa Kooperatif Şirketi” (Societas Cooperativa Europea),

İkincisi de gizli saklı işler yapan holdinglere, adını bilmediğimiz birtakım vergi cenneti adalarda faaliyette bulunmak üzere elektronik ortamda 1 Avro sermaye ile şirket kurmalarını sağlayacak çalışmaların yapılıyor olmasıdır. (6)

Şayet bu iki konu ile ilgili direktifler yaygın bir şekilde kabul görürse; ülkemizde, özellikle de İzmir’de şu sıralarda pek bir moda olan kooperatifleşme çerçevesinde her bir kerameti kooperatifleşmede arayanların ya da belediye başkanıyla kooperatif başkanı olan eşinin gözüne girmek isteyenlerin bu kooperatifleri en kısa sürede, bu iş böyle daha iyi ve rahat olacak gerekçesiyle “Avrupa Kooperatif Şirketi“ne (Societas Cooperativa Europea) dönüştürdüğüne tanık olmamız ve 1 Avro’luk sermayelerle elektronik ortamda kurulan yolsuzluk şirketlerinin yolsuzluk, hırsızlık ve kaçakçılık gibi olaylarda daha fazla gündeme geldiğini görmemiz mümkün olacaktır.

Evet, bu yazının başında ne demiştik?

Şirketler, ister özel ister kamu şirketi olsunlar “ticari sır” maskesi ile korunan kopkoyu kara delikler, kapitalist yağma, talan ve soygun düzeninin temel araçlarıdır.

(1) https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2015/05/28/compet-single-member-private-companies/

(2) Nişanyan Sözlük; https://www.nisanyansozluk.com/?k=şirket

(3) https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_oldest_companies

(4) Aysu, Abdullah; Yemek Yapmak Politik Bir İştir, Kooperatifler, Yeni İnsan Yayınevi, Ağustos 2019, İstanbul, s. 28-29

(5) Sümer, Murat;Avrupa Birliği’nde Şirketler Hukuku Alanında Yapılan Uyumlaştırma Çalışmaları ve Avrupa Tipi Şirket Formları“, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt: 18, No: 2 (Yıl: 2019) s. 557-596.

(6) Ioakimidis, Apostolos;The Statue of the European Coopertive Society“, Columbia Journal of European Law, No.1 (2007): 189-199