Daha demokratik, daha katılımcı, daha çoğulcu bir Kültürpark yönetimi için…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde yerel yönetimlerin kültür ve sanat politikalarıyla ilgili bir panelde konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı Funda Erkal, İZFAŞ’ın sorumluluğundan alınan İzmir Kültürpark’ın yönetimi için ayrı bir Kültürpark Şube Müdürlüğü kurduklarını ve bu şube müdürlüğünün görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemek amacıyla ayrı bir yönergeyi hazırlamakta olduklarını, hazırlanan bu yönerge çerçevesinde Kültürpark ile ilgili tüm tarafların oluşturulacak bir kurul içinde değerlendirileceğini ifade etti.

Kültürpark 02

Sunum sonrasında kendisine yönelttiğimiz sorular ve yaptığımız söyleşide ise kendisine şayet demokratik bir yönetim modeli oluşturmak istiyorlarsa, bu yönergenin hazırlığı konusunda da demokratik olmalarını, hazırlandığı söylenen bu yönergenin Kültürpark’la ilgili tüm iç ve dış paydaşlar tarafından inceleme, araştırma ve tartışmalar yapılarak birlikte hazırlanması gerektiğini söyledik.

Çünkü bu tür tek taraflı yapılan hukuki düzenlemelerin sadece tek bir tarafın görüşleri dikkate alınarak hazırlandığında, yeterince katılımcı ve çoğulcu olmaması nedeniyle antidemokratik bir yapıya sahip olacağına inanıyoruz.

İşte o nedenle, bu yazımızda İzmir Kültürpark’la ilgili tüm iç ve dış paydaşların katılmasını önerdiğimiz inceleme, araştırma ve tartışma sürecinde nelerin dikkate alınması gerektiğini belirlemeye çalışacağız.

Yeşil Alanlar Stratejik Planı ve Eylem Planı

Bize göre, Kültürpark’ın işletim modelinin tartışılacağı önemli bir sürecin başında, İzmir Büyükşehir Belediyesi açısından eksikliğini halen hissettiğimiz bir yeşil alanlar strateji planı ile eylem planının hazırlanması gerekmektedir. Böylelikle Kültürpark vesilesiyle tüm kentteki yeşil alanlarla ilgili politika ve stratejilerin, hedef ve amaçların, gerçekleştirilecek faaliyet ve projelerin demokratik bir platformda tartışılarak belirlenmesi, bunlarla ilgili bir eylem planının hazırlanması uygun olacak ve bu anlamda hazırlanacak stratejik planla eylem planı içinde yer bulacak olan Kültürpark’ın kentteki diğer yeşil alanlarla ilişkisi ele alınıp değerlendirilebilecektir. Ayrıca bu çalışmalar sayesinde hem kentteki yeşil alanların bölge, kent, semt ve mahalle parkı boyutunda fonksiyonel tanım ve sınıflamaları yapılabilecek hem de planlanan yeni yeşil alanların yeri ve işlevini belirlemek kolay olacaktır.

Kültürpark için daha demokratik, daha katılımcı ve çoğulcu bir yönetim modeli…

Kentteki yeşil alanların nitelik ve fonksiyonlarına göre tanımlanıp bunlarla ilgili faaliyet ve projelerin planlandığı bu aşamada ele alınıp değerlendirilecek diğer bir konu ise bunların kimler tarafından nasıl yönetileceğini ortaya koyan yönetim modelleri olmalıdır. Bir mahalle ya da semt parkı kim ya da kimler tarafından ne şekilde yönetilmelidir? Bir kent veya bölge parkının yönetimine kimler, ne şekilde dahil edilmeli, bu tür yeşil alanların sürdürülebilirliği için neler yapılmalıdır?

Evet, bu tür soruların sorulup cevaplarının araştırılacağı, yeşil alan ve parklarla ilgili önemli ilke kararlarının alınacağı, bu önemli kararlar alınırken ISO 9000 ve 14000 toplam kalite ve çevre yönetim standartlarıyla kullanıcı memnuniyet düzeylerinin dikkate alınacağı aşama, aslında planların ve programların yapıldığı bu aşama olmalıdır.

Kültürpark 102

Tabii ki kentteki yeşil alan ve parklarla ilgili bu tür ilke kararlarının alınacağı, planların hazırlanacağı süreçlere konu ile ilgili tüm aktörlerin; iç ve dış paydaşların hiçbir sınırlama konulmaksızın, gönüllülük ilkesi çerçevesinde katılmak isteyen herkesin dahil edilmesi, belediyenin de yeşil alan ve parkları birlikte yönetmeye hazır olması gerekmektedir.

Kültürpark’ın yeni yönetim modelinde dikkate alınmasını önerdiğimiz hususları ise özetle şu şekilde sıralayabiliriz:

♦Kültürpark’ın yönetiminde kamu görevlilerinin yanında konunun uzmanı akademisyen ve profesyonellerle Kültürpark’tan yararlananların ya da konuyla ilgili meslek odalarıyla sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri mutlaka yer almalıdır.

♦ Kültürpark, “Kültürpark Üst Yönetimi”, “Kültürpark Danışma Kurulu” ve “Kültürpark Gönüllüleri” şeklinde birbiri ile ilişkili üçlü bir yapı tarafından birlikte yönetilmelidir.

Kültürpark Danışma Kurulu, Kültürpark ile ilgili tüm meslek odalarıyla sivil toplum kuruluşlarının ve sivil yurttaşların, üniversitelerin, Konak Belediyesi temsilcisi ile Kültürpark’ın çevresindeki mahalle muhtarlarının katılımı ile oluşmalı, bu meclise katılım için herhangi bir sınırlama getirilmemeli, katılım tümüyle gönüllülük esasına dayandırılmalıdır.

Kültürpark Üst Yönetiminin, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından görevlendirilen kamu görevlileriyle uzmanlardan; ayrıca Kültürpark Danışma Kurulu tarafından seçilen temsilcilerin katılımı ile oluşması, yönetimde belediye ve Kültürpark Danışma Kurulu temsilcileri arasında eşit/adil bir dengenin sağlanması uygun olacaktır.

Kültürpark Gönüllülerinin ise tümüyle Kültürpark sevgisi ile çalışacak, yaptığı gözlemler, ürettiği fikirler ve önerilerle Kültürpark Danışma Kurulu‘na ve Üst Yönetimine katkıda bulunacak esnek bir yapılanma olarak örgütlenmesi önerilmektedir. 

Bu öneriler tabii ki, zengin bir tartışma ortamında ele alınıp geliştirilmiş, olgunlaşmış düşünceler değildir. Gelişip olgunlaşması için daha fazla incelenip araştırılmasına ve tartışılmasına gerek vardır.

Kültürpark 20.02.2017

Ama en azından tartışmayı başlatabilecek fikir ve öneriler de olabilirler… Biz de bu düşüncelerin bir tartışmayı başlatmasını, bu konudaki bir hareketi ateşlemesini bekliyor ya da umuyoruz…

Bunu sağlamak amacıyla da, Ali Özkır‘a ait “Kent Parkları Yönetim Modelinin Geliştirilmesi” başlıklı yayınlanmamış doktora tezini, Kent Stratejileri Merkezi isimli Facebook grubunun “Dosyalar” bölümüne ekliyoruz. 

Daha demokratik, daha katılımcı, daha çoğulcu sivil bir Kültürpark yönetimini oluşturmak ve Kültürpark’ı geliştirerek yaşatmak dileğiyle…

İnsan kaynağını heba etmek…

Ali Rıza Avcan

Bugün size yepyeni, taptaze bir insan kaynağı kıyımından söz etmek istiyorum.

Geçtiğimiz hafta sonunda aldığımız bir habere göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde başta Ulaşım Daire Başkanı Fidan Aslan olmak üzere bir grup ESHOT yönetici ve çalışanı görevden alınarak yerlerine yeni görevlendirmeler yapılmış.

Bu durum, İzmir Büyükşehir Belediyesi için yeni bir durum değil. O nedenle fazla yadırgamamamız gerektiğini biliyoruz.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Ahmet Piriştina’nın ölümünden bu yana Aziz Kocaoğlu’nun uzun, yıllanmış devr-i iktidarında kâh seçim sonralarında kâh bir kızgınlık ya da bir hesaplaşma anına gelen birçok kıyım yaşadı bu belediye…  

Tercüme krizi denildi ve bu gerekçe bir fırsata dönüştürülerek bir genel müdürle birlikte geniş bir uzman kadrosu harcandı gitti… Bir mahkeme süreci denildi ve bu süreçte hepimizin bildiği, tanıdığı isimlere sahip çıkılmayarak  değerli bir grup uzman küstürüldü… Birçok değerli bürokrat ilgi, bilgi ve deneyim sahibi olmadıkları yerlere, sürgün edilircesine gönderildiler… Bu kadar kıyımın olduğu bir kentte mevcut insan kaynağının sonuna gelindiğinde de çareyi, Ankara’dan, Melih Gökçek’in eski üst düzey bürokratlarını ya da başarısız bulunduğu için yeniden tercih edilmeyen belediye başkanlarını getirerek bu açığı kapatmaya çalıştılar…

Haliyle İzmir gibi kendi hemşehrisine, her düzeydeki ilişkisinde kendi çocukluk, okul ya da mahalle arkadaşlarına ya da İzmirlilere öncelik veren bir kentin belediyesinde İzmirli ve İzmirli olmayan diye iki büyük grup yaratıldı. İzmir dışından gelen kadro kısa zaman içinde stratejik önemi olan üst konumlara getirildiği ve bu grubun lideri belediyenin 2 numaralı makamına kadar yükseltildiği için İzmirli kadrolar bu yeni dışarlıklı güç odağı karşısında ya susarak pasif kalmayı ya da bu yeni grubun şakşakçılığına soyunup “kraldan çok kralcı” olmaya çalıştılar.

s466982

Bu kıyımın en son dalgasında gidişine en çok üzüldüğümüz isimlerden biri de Ulaşım Dairesi Başkanı Fidan Aslan olmuştur. Kendisiyle 2015 yılı Ağustos ayında başlayan ve bugünlerde sonuçlanması beklenen İzmir Ulaşım Ana Planı güncellenmesi çalışmaları nedeniyle tanıştık.

Kendisi, İzmir Ulaşım Ana Planı çalışmalarının sivil toplum kuruluşlarıyla ele alınıp tartışıldığı toplantıda heyecanlı, dinamik ve atak bir yönetici olarak karşımıza çıkmıştı. Yapmak istediklerini ve o an yeni başlattıkları “Tam Adaptif Trafik Yönetim, Denetim ve Bilgilendirme Sistemi” projesi konusunda ardı arkası gelmeyen açıklamalar yapan biri olarak tanımıştık kendisini. Yapılan her toplantıya katılarak kendisine yaptığımız eleştirilere aldırmadan bıkmaz usanmaz bir şekilde, zaman zaman rol de çalarak yapmak istediklerini anlatıyordu bizlere.

Yaptığımız ilk toplantıda birbirimizin farklı konumlarda, farklı düşüncelerde olduğunu anlamakla birlikte aramızdaki ilişki ve iletişimi zaman içinde güçlendirdik. Kâh şahsi olarak uzun saatler yüz yüze görüştük kâh onun teknoloji hayranlığı ile dolu “Tam Adaptif Trafik Yönetim, Denetim ve Bilgilendirme Sistemi” tiratlarını engin bir tahammül gücüyle dinledik.

Ondaki samimiyeti, heyecanı ve “fincancı katırlarını ürküten” sahiplenme duygusunu gördükçe de onun adına korkarak onu uyardığımız, bu tutumu nedeniyle her an görevinden uzaklaştırılabileceğini, yarın öbür gün başka bir ulaşım dairesi başkanı ile muhatap olabileceğimizi hatırlattık kendisine. Hatta, “İzmir Ulaşım Ana Planının asıl sahibi belediye başkanıdır, o nedenle toplantı ve görüşmelerde sizinle değil onunla muhatap olmak istiyoruz” diyerek onu bu tehlikelerden uzak tutmak istediğimiz durumlar bile oldu.

Kendisi uygulamakta olduğu “Tam Adaptif Trafik Yönetim, Denetim ve Bilgilendirme Sistemi” projesi konusunda o kadar heyecanlı, istekli ve başarı odaklı idi ki; kendisine milat olarak seçtiği 1 Ocak 2017 sonrasında her şeyin güllük gülistanlık olacağını ifade ettiği için zaman zaman “Fidan Bey, bu sizin bahsettiğiniz sistem bir bilgisayar oyunu değil. İşin içine insanların ve onların tutum ve davranışlarının girdiği bu tür işlerde her şey bir bilgisayar oyununda olduğu gibi gerçekleşmez. Siz o nedenle bu işin risklerini de dikkate alıp ona göre konuşun, ortamı ona göre hazırlayın” deyip 1 Ocak 2017 sonrasında “Tam Adaptif Trafik Yönetim, Denetim ve Bilgilendirme Sistemi”nde  bir arızayla karşılaştığımızda ilk arayıp şikayette bulunacağımız kişinin kendisi olacağını esprili bir dille anlatmaya çalışıyorduk.

Bugün ise sevgili Fidan Aslan, hiç de hak etmediği halde kendisine uygun görülen başka bir görevde. Ulaşım Dairesi Başkanı olarak yeni bir kamu görevlisi ile karşı karşıya olacağız. Hem de İzmir Ulaşım Ana Planı güncelleme çalışmalarının bitmek üzere olduğu bir dönemde.

izmir-trafigi-akillanacak

Şimdi bu durumda çıkıp sormak gerekiyor:

Ulaşım Dairesi Başkanı Fidan Aslan ile tanımadığımız diğer ESHOT görevlileri, İzmir Ulaşım Ana Planı çalışmalarının bitmek üzere olduğu bir süreçte niye görevden alınmışlardır? Bu görevliler aynı zamanda “kamu görevlisi” olduklarından kamu adına sormak istiyoruz ki; görevden alınmalarında dikkate aldığınız başarısızlıkları ya da yetersizlikleri nelerdir? Bu karar ve yeni görevlendirmeler için bir performans değerlendirmesi yapılmış mıdır? İzmir Ulaşım Ana Planı çalışmalarında Ulaşım Dairesi Başkanı Fidan Aslan‘la birlikte çalışmış, kendisini yer yer eleştirmekle birlikte onunla düzeyli bir tartışma, hoşgörülü bir ilişki geliştirmiş sivil toplum aktörleri olarak soruyoruz ki, bu görevden alma ve yeniden görevlendirmelerde dikkate aldığınız kriterleriniz nelerdir? Görevden aldıklarınızı ve yeni görevlendirdiklerinizi neye göre belirleyip seçtiniz?

Yoksa, belediye koridorlarında sıkça söylendiği gibi bu operasyon, Ankara’dan gelen Buğra Gökçe-Bülent Tanık ekibinin geleceğe yönelik yeni bir hamlesi midir? Böylelikle yeni Genel Sekreter Buğra Gökçe‘ye bağlı, kendisinin sözünden çıkmayan yeni bir belediye grubu mu yaratılmak istenmektedir?

Ayrıca hazırlanmakta olan İzmir Ulaşım Ana Planına bu süreçte AKP iktidarından yana bir yön mü verilmek, iktidarın tepeden inme bir şekilde gündeme getirdiği “İzmir Körfez Geçişi Projesi”ne belediye içinden gelebilecek bir karşı çıkış mı engellenmek istenmektedir? “Köprüyü geçerken at değiştirmenin” gerçek nedeni nedir? 

Her şeyden önemlisi, İzmir Büyükşehir Belediye başkanı ve yöneticileri, yönetmeyi ne zaman öğrenip belediyeyi insanları harcamadan, suçu başkalarına atmadan iyi yönetmeye başlayacaklardır?

Anlıyoruz, belediye duyurularında söylendiği gibi “İzmir trafiği akıllanacak” ama; yönetimi ne zaman akıllanıp insan kaynakları konusunda akılcı çözümler bulup uygulayacak? Sanırım sorulması gereken asıl soru budur….

Yanıtlanan ve yanıtlanmayan sorular…

Geçtiğimiz günlerde; daha doğrusu 14 Mart 2017 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne, Kent Stratejileri Merkezi olarak mümkün olduğunca izlemeye, yapılan olumlu, güzel işler dışında eksik ve yanlışlıkları da göstererek çözüm önermeye çalıştığımız ‘İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi’ hakkında Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde birkaç soru yönelttik.

Bu sorularda aynen şöyle söyledik:

Belediyenize ait duyuru, haber ve tanıtımlarda, 2013 yılından bu yana dört bölge itibariyle uygulanmakta olduğunuz ‘İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi’ ile ilgili genel tasarım projelerini hazırlayan akademisyenlerin, değişik mimarlık, mühendislik, planlama ve tasarım firmalarının sahipleriyle yönetici ve çalışanlarının; ayrıca, bu konularda uzman olanların bütün bu işleri ‘gönüllü’ olarak yaptıkları belirtmiş olmanıza karşın değişik kaynaklardan edindiğimiz bilgi duyumlarda, yapılan bütün bu işler karşılığında ‘sponsor katkısı’ adı altında değişik inşaat şirketlerinin bu tasarım ekibinin üyelerine ödemeler yaptığı iddia edildiğinden, ‘İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi’nin genel tasarımlarını hazırlayan ekip üyelerinin bir kısmına ya da tümüne belediyenizce, belediyenize bağlı şirketlerce ya da belediyenizin aracılığıyla herhangi bir özel ya da ticari kuruluştan ödeme yapılıp yapılmadığının; şayet ödeme yapılmışsa kimlere hangi tarihlerde ne miktarda ödeme yapıldığının bildirilmesini, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ve Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca rica ederim.

tasarim_forumu.jpg (1)

Bundan aşağı yukarı iki ay önce yine bu sayfalarda verdiğimiz ve bu vesileyle yeniden anımsatmak istediğimiz bilgilere göre, ‘İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nin İzmir Körfezi’ndeki dört ayrı bölgesinden sorumlu olan proje ekibi şu şekilde belirlenmişti:

Proje Başlangıç Ekibi: Aziz Kocaoğlu (Belediye Başkanı), Prof. Dr. İlhan Tekeli (Şehir Plancısı), Doç. Dr. Serhan Ada (Bilgi Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı), Ali Süha Sabuktay (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı), Nevzat Sayın (Mimar, NSMH), Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi), Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık), Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu (Yaşar Üniversitesi), Prof. Dr. Sezai Göksu (Dokuz Eylül Üniversitesi), Han Tümertekin (Mimar, Han Tümertekin Proje), Prof. Dr. H. Murat Günaydın (İTÜ),

Proje Danışmanları: Aziz Kocaoğlu (Belediye Başkanı), Ali Süha Sabuktay (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı), Mehmet Ural (Belediye Başkan Danışmanı),

Proje Koordinatörü: Prof. Dr. İlhan Tekeli (Şehir Plancısı, Belediye Başkan Danışmanı),

Proje Grup Koordinatörleri: Mehmet Kütükçüoğlu (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi), Nevzat Sayın (Mimar, NSMH), Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık), Doç. Dr. Serhan Ada (Bilgi Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı),

Proje İletişim Koordinatörü: Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu (Yaşar Üniversitesi, Belediye Başkan Danışmanı),

4 ayrı bölgenin kendi içindeki görev dağılımı ise şu şekilde belirlenmişti:

1) Mavişehir-Karşıyaka-Alaybey Bölgesi

Proje Grup Koordinatörü: Mehmet Kütükçüoğlu (Y.Mimar, Teğet Mimarlık),

Proje Tasarım Ekibi: Evren Başbuğ (Y. Mimar, Steb), Umut Başbuğ (Mimar, Steb), Hüseyin Komşuoğlu (Mimar, Steb), Can Kaya (Y. Mimar, Kıyıda), Tuba Çakıroğlu Özerim (Mimar, Kıyıda), Erdem Yıldırım (Y. Mimar, Kıyıda), Meriç Kara (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Meriç Kara Tasarım), Ebru Bingöl (Peyzaj Mimarı, Kentsel Tasarım Uzmanı, İYTE), Korhan Şişman (İç Mimar, Aydınlatma Uzmanı, Planlux), Elif Ayalp (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Planlux), Hande Ciğerli (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Caner Bilgin (Y. Mimar, Teğet Mimarlık), Ramazan Avcı (Mimar, SCRA), Seden Cinasal Avcı (Mimar, SCRA), Düşra Korkmaz (Mimar, TH&İDİL), Özlem Arvas (Mimar), Nedim Can Karyaldız (Mimar), Sinan Demirel (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), İklim Topaloğlu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), Beyza Karasu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb), Sümeyye Komşuoğlu (Mimarlık Öğrencisi ve Stajyer, Steb),

Danışmanlar: Ersin Pöğün (Mimar), Vedat Tokyay (Mimar), Yusuf Okçuoğlu (Kent Plancısı, Ulaşım Uzmanı, İzmir Büyükşehir Belediyesi), Güven İncirlioğlu (Y. Mimar, Sanatçı, XURBAN), Özcan Kaygısız (Mimar, Steb), Ömer Ünal (Mimar, Nurus),

Mühendisler: Cemal Çoşak (Y. İnşaat Mühendisi, Methal Mühendislik), Levent Ünal (Elektrik Mühendisi, Levay Enerji), Mustafa Boz, Salih Emre Damar, Önder Demirdöven, (Makine Mühendisi, Atasan Mühendislik), Bülent Örün, Mustafa Şahin.

2) Alaybey-Bayraklı-Alsancak Bölgesi

Koordinatör: Prof. Dr. Zuhal Ulusoy (Mimar, Kadir Has Üniversitesi)

Proje Ekibi: Metin Kılıç (Mimar), Dürrin Süer (Mimar), Merih Feza Yıldırım (Mimar), Serdar Uslubaş (Mimar), Deniz Güner (Mimar), Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu (Şehir Plancısı, İYTE, Belediye Başkan Danışmanı), Hamidreza Yazdani (Şehir Plancısı), Özlem Perşembe (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Can Aysan (Endüstri Ürünleri Tasarımı), İpek Kaştaş (Peyzaj Mimarı), Gökdeniz Neşer (Gemi Teknolojisi, Gemi Mühendisliği), Prof. Dr. Adnan Kaplan (Peyzaj Danışmanı, Ege Üniversitesi), 

Peyzaj Danışmanı Yardımcıları: Damla Duru (Mimar), Alican Helvacıoğlu (Mimar), Duygu Görgün (Mimar), Betül Çavdar (Peyzaj Mimarlığı Öğrencisi), Onur Bayazıt (Mimarlık Öğrencisi), Mehmet Yılmaz (Mimarlık Öğrencisi), Caner Soyer (Mimarlık Öğrencisi), Burak Bakö (Mimar), Erdem Bakırbek (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Deniz Özgür (Endüstri Ürünleri Tasarımı), İrem İnce (Şehir Plancısı), İdil Hasanköyoğlu (Şehir Plancısı), Erdal Gümüş.

3) Konak-Alsancak Bölgesi

Koordinatör: Nevzat Sayın (Mimar, NSMH),

Proje Yürütücüsü: Boğaçhan Dündaralp (Mimar, DDRLP),

Proje Ekibi: Boğaçhan Dündaralp (Mimar, DDRLP), Berna Dündaralp (Mimar, DDRLP), Lale Ceylan (Mimar), H. Cenk Dereli (Mimar, Nobon), Sedef Tunçağ (Mimar), Elif Pekin (Mimar, PAO Mimarlık), Nizami Karimov (Mimar), Narin Temel (Mimar), Arzu Nuhoğlu (Peyzaj Mimarı, Arzu Nuhoğlu), Belma Şahiner (Peyzaj Mimarı, Arzu Nuhoğlu), Zeynep Pak (Peyzaj Mimarı, TakeNot), Yrd. Doç. Dr. Mine Ovacık Dörtbaş (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Yaşar Üniversitesi), Ezgi Yelekoğlu (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Ezgi Yelekoğlu), Murat Barışcan (İnşaat Mühendisi, Barma Mühendislik), Savaş Eyit (İnşaat Mühendisi, Barma Mühendislik), Namık Onmuş (Elektrik Mühendisi, Onmuş Elektrik), Taner Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Burcu Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Hakan Kocaova (Makine Mühendisi, Teknik Tesisat Mühendislik), Tunç Gökçe (Marina Danışmanı, Artı Proje), Prof. Adnan Kaplan (Peyzaj Danışmanı, Ege Üniversitesi), Yusuf Okçuoğlu (Ulaşım Danışmanı, Şehir Plancısı, İzmir Büyükşehir Belediyesi).

4) Konak-İnciraltı Bölgesi

Koordinatör: Tevfik Tozkoparan (Mimar, Tozkoparan Mimarlık),

Proje Ekibi: Seçkin Kutucu (Mimar), Ebru Yılmaz (Mimar), Ferhat Hacıalibeyoğlu (Mimar), Deniz Dokgöz (Mimar), Orhan Ersan (Mimar), Yrd. Doç. Dr. Ufuk Ersoy (Mimar, İYTE), M. Serhat Akbay (Mimar), Clarissa Ersoy (Mimar, İYTE Öğretim Görevlisi), Özlem Perşembe (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Can Aysan (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Deniz Özgür (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Erdem Batırbek (Endüstri Ürünleri Tasarımı), Arzu Nuhoğlu (Peyzaj Mimarlığı, Arzu Nuhoğlu), Nuran Mercan Altun (Peyzaj Mimarlığı), Cemal Onur Alpay (Peyzaj Mimarlığı), Yrd. Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu (Şehir Plancısı, İYTE, Belediye Başkan Danışmanı), Hamidreza Yezdani (Şehir Plancısı), Gökdeniz Neşer (Deniz Teknolojisi, Gemi Mühendisliği).

Mimari Tasarım Yardımcıları: Turgut Şakiroğlu, Pelin Aykutlar, Işılay Sheridan, Volkan Ayvalı, Mert Gültekin, Berk Ekici, S. Müge Halıcı, Derya Güngör, Ozan Tuğsan Altuğ, Gülcan Afacan, Volkan Barbaros, Serra Çakır, Bora Örgülü, Aslı Duru Meriç, Zeynep Burçoğlu, Burcu Köken, Ece Uyar, Fatma Gençdoğuş, Şebnem Çakaloğulları, Melis Varkal, Tuğba Doğu, Azize Andıç,

İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nde çalışacağı belirtilen dördü İzmir Körfezi’nde, biri de seyir terasları konusunda görevli beş tasarımcı gruptan oluşan fikir projesi ekibinin proje grup koordinatörü, proje koordinatörü, proje iletişim koordinatörü, koordinatör, proje yürütücüsü, mimari tasarım, mimari tasarım yardımcıları, endüstri ürünleri tasarımı, peyzaj tasarımı, makine mühendisi, elektrik mühendisi, inşaat mühendisi ulaşım danışmanı, şehir plancısı, deniz teknolojisi, danışman uzmanı, stajyer öğrenci ve öğrenci olmak üzere toplam 124 kişiden oluştuğu anlaşılmaktadır.

002

İçlerinde ülkemiz açısından çok değerli akademisyenlerin, mimarlık, mühendislik, planlama ve tasarım firmalarının sahibi, ortağı, yöneticisi ve çalışanı olan uzmanların yer aldığı bu 124 kişilik ekibe, ki bu değerli isimlerin bir kısmı İzmir dışından gelip gittikleri halde yaptıkları tasarım çalışmaları için ücret, telif ücreti, konaklama ve  ulaşım bedeli hiçbir ödemenin  yapılmamış olması, bütün bu işleri ‘gönüllü’ olarak üstlenmiş olmaları bizde hem takdir hem de “emek en yüce değerdir” anlayışından hareketle onlara bu işin bedelinin ödenmesi gerektiği düşüncesinin doğmasına neden oldu. Eğer bütün bu işler yüce bir gönüllülük anlayışıyla hiçbir karşılık beklenmeksizin yapılmışsa; ayrıca bu proje Şehir Plancıları Odası Genel Merkezi’nin 2015 yılı ‘Raci Bademli İyi Uygulamalar Ödülünü kazanmışsa buna neden olan değerli ekip üyelerinin 2013 yılından bu yana güzel bir değerbilirlik örneği olarak ödüllendirilerek onurlandırılması gerekirdi.

Oysa İzmir Büyükşehir Belediyesi Kentsel Tasarım ve Kent Estetiği Şube Müdürü; aynı zamanda sözkonusu projenin koordinatörü olan Hasibe Velibeyoğlu, Arkitera Dergisi’ne verdiği röportajda bırakın ödüllendirmeyi, bu projenin “çok sayıda gönüllü tasarımcının kollektif eseri olarak ortaya çıkan tasarım ürünü toplumun değişik kesimlerinin eleştirilerine önerilerine açıldı” diyerek bütün bu süreçleri belediyenin proje üretme anlayışına getirilen yenilik ve açılımlar olarak yorumluyordu.¹

Diğer yandan da mühendislik, mimarlık, planlama; ama özellikle tasarım sektöründen aldığımız duyumlarda fikir projelerini üreten bu ekip üyelerine alışık olmadığımız yol ve yöntemlerle ödemeler yapıldığını; hatta bu konuda bazı anlaşmazlıkların da yaşandığını iddia ediyordu.

İşte tam da bu nedenle, bilginin kaynağına giderek doğru bilgiyi öğrenmenin tam zamanıdır dedik ve 14 Mart 2013 tarihli dilekçeyi vererek işin doğrusunu öğrenmek istedik.

003

14 Mart 2017 tarihli bilgi edinme talebimiz üzerine geçtiğimiz günlerde aldığımız iki ayrı resmi yazıdan biri olan Etüd ve Projeler Dairesi Başkanlığı’na ait ve Etüd ve Projeler Dairesi Başkanı Hülya Arkon tarafından imzalanan 16.03.2017 tarih, 28074877-622.01-E.67480 sayılı yazıda, “İzmirdeniz projesinin fikir aşamalarında Müdürlüğümüzce yapılmış herhangi bir proje hizmeti alımı bulunmamaktadır” denilerek konunun Mali Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından incelenmesi isteniyordu. 

Mali Hizmetler Dairesi Başkanlığı’na ait ve Mali Hizmetler Dairesi Başkanı Aydın Güzhan tarafından imzalanan 17.03.2017 tarih, 73568193-804.01-E.68740 sayılı yazıda ise “İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi kapsamında, Etüd ve Projeler Dairesi Başkanlığı’nın 16.03.2017 tarihli yazısında da belirtildiği gibi proje kapsamında hizmet alımı yapılmamıştır.” denilerek belediyeden hiçbir ödemenin yapılmadığı konusuna netlik kazandırılıyordu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelttiğimiz soruların bir kısmına bu şekilde yanıt almakla birlikte iddialara ya da duyumlara konu olan asıl sorular ise henüz yanıtlanmamış durumda. Belediyeye bağlı şirketlerden ya da belediye dışı kaynaklardan bir ödeme yapılıp yapılmadığı konuları henüz öğrenilmiş değil.

O nedenle, yaptığımız bilgi edinme başvurusunun yasal süresi henüz dolmadığından, bu sürenin biteceği 29 Mart 2017 tarihine kadar yanıtlanmamış sorulara cevap veren yeni yazıları beklediğimizi ifade edip, bu tür bilgilerin bizlerin bu tür çabalarına konu olmaksızın doğrudan doğruya İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılarak kamuoyunun doğru ve sağlıklı bilgilerle aydınlatması gerektiğini de hatırlatmak isteriz.


¹ http://www.arkitera.com/soylesi/912/hasibe-velibeyoglu-izmirkiyi-soylesisi

70 Yıllık Sevda, İzmir Fuarı

Bugün size, İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını olarak 2001 yılı Ağustos ayında Türkçe ve İngilizce dillerinde yayınlanmış olan “70 Yıllık Sevda İzmir Fuarı” isimli kitapçığı tanıtmak istiyorum.

002Yaşar Aksoy ve Neşe Yurdkoru Özgünel tarafından derlenen bu 44 sayfalık kitapçık içinde birçok değerli bilgiyi ve yorumu kapsıyor.

Yaşar Aksoy‘u  sanırım sizlere, İzmirlilere tanıtmaya, anlatmaya gerek yok; ama Neşe Yurdkoru Özgünel deyince onun Kültürpark projesinin fikir babası olan Suad Yurdkoru‘nun kızı olduğunu ve anlattıklarının birinci dereceden değeri olduğunu söylemekte yarar var.

70 Yıllık Sevda İzmir Fuarı” kitapçığı Yaşar Aksoy‘la Neşe Yurdkoru Özgünel tarafından yazılmış iki ayrı bölümden oluşuyor.

Yaşar Aksoy‘ın daha çok İzmir Fuarı’nın tarihsel gelişimine odaklandığı “İzmir Enternasyonal Fuarı” başlıklı bölümde “Ekonomik Özlemler“, “İzmir İktisat Kongresi“, “9 Eylül Sergileri“, “9 Eylül Panayırları“, “Kültürpark ve Fuar’ın Kuruluşu“, “Savaş Yılları“, “1943 Fuarı“, “1960-1970 Dönemi“, “İzfaş ve İzmir Fuarı” ve “İEF’nin Türk Ekonomisindeki Yeri” başlıklı alt bölümleri; “Dr. Behçet Uz, büyük eserini anlatıyor…” bölümünde ise Dr. Behçet Uz‘un ünlü sözü “Fuar İzmir’in Düğünüdür” bölümünde “İzmir Panayırı” ve “Fuar’ın Açılışı” alt bölümleri bulunuyor.

003Neşe Yurdkoru Özgünel‘e ait “İzmir Kültürpark-Fuar Fikrinin Doğuşu ve Suad Yırdkoru” başlıklı bölümde ise İzmir Kültürpark projesinin fikir babası Suad Yurdkoru‘nun anılarından hareketle Kültürpark’ın nasıl bir süreç içinde kurulduğu ve nasıl düzenlendiğine ilişkin bilgiler verildikten sonra Suad Yurdkoru‘nun yaşamı anlatılarak İzmir’e hangi alanlarda hizmet ettiği ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır.

İlk basımında 3.000 adet basılması nedeniyle bugün ancak sahaflarda bulunan bu kitabı en azından almanızı ya da kentteki kütüphanelere giderek incelemenizi ve okumanızı; böylelikle Kültürpark’ın ve İzmir Enternasyonal Fuarı’nın hangi zorluklarla oluşturulduğunu görmenizi dileriz.

Bu kitap tanıtım yazısına son verirken Behçet Kemal Çağlar‘ın Fuar için yazdığı “Fuar Şarkısı“nı da sizinle paylaşmak isteriz:

004FUAR ŞARKISI

Söyle şikayetini kötüyse pahalıysa

Yerlimalı almalı, güzel şeyler almalıysa,

Yerlimalı almalı müstakil kalmalıysa,

Elbise de bir bayrak, Türk’ün malıysa…

Türk artık kesmemeli bindiği sağlam dalı,

Artık kararlarımız sözlerde kalmamalı,

Kalp Türk, mal Türk, duygu Türk, düşünce Batılı,

Kullanmalı her zaman her yerde yerli malı.

Bunu fısıldamakta Akdeniz’in suları,

Renk, neşe, hayat, arzu, kırmızı, beyaz, sarı,

Güz ortasında bile yaratıyor baharı,

Güzel İzmir Fuarı, Güzel İzmir fuarı

Behçet Kemal ÇAĞLAR

Sorunları duvar örerek çözmek…

Duvar…

Bulunduğumuz mekanı belirleyen, bir kez örüldükten sonra içeriyi ve dışarıyı yaratan, gerektiğinde bizi koruyan, gerektiğinde de bizi sınırlayan, engelleyen bir mekân unsuru…

Doğal olduğunda; örneğin Urallar gibi Avrupa ve Asya gibi iki büyük ana karayı birbirinden ayırdığında ya da Çin Seddi gibi aşılmaz bir engel olarak karşımıza çıktığında, bizdeki aşma isteğini tetikleyerek bir iddialaşma alanına dönüşen ya da kutsallaştırmaya kalktığımızda Kudüs’te olduğu gibi bir yakarma eyleminin nesnesine dönüşen duvar…

Berlin’in tam ortasına ya da Gazze’de, İsrail’le Filistin’in arasına örüldüğünde bir güvenlik unsuru…

maxresdefault

Gelene “gelme”, gidene “gitme” diyen bir egemenlik ve iktidar aracı olarak duvar…

Ama bazen de çaresizliğin çaresi, kuralsızlığın yeni kuralı, oyunbozanlığın yeni düzeni olabiliyor…

Hele ki yapma denilen yapıldığında, yasak denilen delindiğinde içine düşülen çaresizliği ortaya koyup sergiliyor…

Son günlerde bolca tartışılan İnciraltı Kent Ormanı’nda yeni yapılan duvar ya da çit de bu çaresizliği sergileyen  yeni bir engel…

İlk açıldığında çalıların çırpıların, ağaçların ya da otların arkasında berisinde ahlaka mugayir işler yapılırsa korkusuyla istihdam edilen; ancak tasarruf tedbirleri sonrasında dağıtılan bol sayıdaki güvenlik elemanının İnciraltı Kent Ormanı’nı terk etmesinden sonra ortaya çıkan sahipsizliğin ürünü bir duvar ya da çit…

Söylendiğine göre yapılış amacı, bütün yasaklama ve engellemelere karşın deniz kıyısında mangal yakan ve yiyip içenlerin çevrede yarattıkları yangın riskini ve görüntü kirliliğini gidermek; daha doğrusu görünmesini engellemekmiş… 

Oysa tartışmanın kaynağı olan yere gidip baktığımızda bu duvarın ya da çitin yapılmasından sonra mangalların yakıldığı yerin eskisinden daha çok kirlendiğini görmek mümkün… Nitekim sosyal medyadaki yakınmalar da bu durumu doğruluyor.

650x344-buyuksehir-dogal-sit-alanina-duvar-oruyor-1484329237566

Şimdi oturup düşünmemiz gerekiyor.

Çünkü bu tür kamusal alanlarda nasıl davranmamız gerektiğini belirleyen hukuki düzenlemelerin; daha doğrusu zabıta yönetmeliklerinin olduğunu, bu düzenlemelerde oralarda nasıl oturup kalkacağımızın, neleri yiyip içeceğimizin, neleri yapamayacağımızın önceden belirlendiğini, kurallar koyulduğunu ve bu kurallara aykırı davrandığımızda başımıza neler geleceğini beş aşağı beş yukarı biliyoruz. Ayrıca bu tür açık alanlara konulan uyarı levhaları ve oralarda dolaşan resmi giyimli görevlilerin varlığından bizim o kurallara uyup uymadığımızın izlenip gözlendiğini de anlıyoruz.

O anlamda hem karşılaşacağımız ikaz ve cezalar nedeniyle yanlış bir şey yapmaktan çekiniyor hem de sahip olduğumuz kentlilik bilinci nedeniyle kurallara aykırı davranmanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu kurallara titizlikle uymanın dışında dikkate almayan başkalarını da uyarmamızın yurttaşlık görevimiz olduğunu biliyor, kurallara uymayanlara gösterilecek herhangi müsamahayı hoş karşılamayacağımızı ifade ediyoruz.

650x344-inciraltindaki-kacak-duvar-insaati-durdu-1486062470961

Ardından da yöneticilerini oylarımızla seçtiğimiz bir büyükşehir belediyesi kalkıp, oradaki orman alanını tehdit edecek  ya da kirletecek şekilde mangal yakanları uyarıp cezalandırmak yerine onların o eylemi daha kolay yapması için ormanla sahil arasına bir duvar ya da çit yapacak…

İşte tam da bu noktada, sahip olduğumuz kentlilik bilinci ve kültürüne göre bunun yanlış olduğunu, bu eylemin doğru, güzel ve iyi esas alınarak değil; yanlış, çirkin ve kötü esas alınarak yapıldığını düşünmeye başlıyoruz.

Ayrıca şayet belediye yönetimi bu ormanlık alana mangal yakarak piknik yapmak isteyenlerin de gelmesini isteniyorsa, onların hem ormanı hem de denizi kirletmeden ve tehdit etmeden ağaçlardan ve denizden uzak özel bir alanda piknik yapmaları için girişimde bulunmasının ve bu özel alan içinde de gerekli önlemleri almasının daha doğru olduğunu düşünüyoruz.

Ama kentimizin yöneticileri, bizim onlardan beklediğimiz şeyleri yapmayıp tehdit yaratacak ve çevreyi kirletecek şekilde yanlış davrananları adeta ödüllendirecek şekilde ormanın içine, hem de tescilli alanda yaptıkları bu iş için gerekli izinleri önceden almadan kaçak bir duvarı ya da çiti yapmaya kalkıyorlar.

650x344-kacak-insaat-yargiya-tasindi-1488833520987

Evet, yönetmek eyleminin en kolay yöntemlerinden birine başvurarak mangal yakarak tehdit oluşturan ve çevreyi kirletenleri uyarmak, onları kent yaşamının gerekleri konusunda bilgilendirip bilinçlendirmek, gerektiğinde cezalandırmak ve onların bundan böyle aidiyet duygusu gelişmiş bilinçli bir kentli gibi davranmaları için çaba göstermek yerine onların bu hareketlerini ödüllendirecek şekilde yapılan yanlışları doğruluyorlar.

Eh, buna da “Pes” denir artık…

Duvarların, engellemelerin, sınırlamaların olmadığı ve sorunların duvar örülerek aşılmadığı özgürlük kokan bir kentte yaşamak dileğiyle…

İzmir-Deniz Projesi’nin maliyeti ve bazı önemli sorular…

Anımsarsanız, geçtiğimiz günlerde yayınladığımız bir yazı dizisiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından uygulanmakta olan “İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi” çerçevesinde 2013-2016 döneminde yapılan işleri teker teker ele alıp incelemeye ve değerlendirmeye çalışmıştık.

Aynı dönemde ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde yaptığımız 31 Ocak 2017 tarihli bir başvuru ile, “İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi” kapsamında;

1) Tüm tasarım ve uygulama aşamalarında ihaleli ya da ihalesiz olarak hangi şahıs ya da firmalara hangi yöntemlerle iş verildiğini, 

2) Her bir işle bu işlere eklenen ilave işlerin keşif ve ihale tutarlarının ne olduğunu,

3) Her bir işin başlama ve bitiş tarihleriyle verilen ek sürelerin,

4) Her bir iş için bugüne kadar ne kadar ödeme yapıldığının,

5) Hakedişi düzenlendiği halde ödenmeyen tutarların her bir iş itibariyle tutarlarının,

bildirilmesini istemiştik.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Halkla İlişkiler Birimi’ne (HİM) elektronik posta ile gönderdiğimiz bu yazıya karşılık önce 14 Şubat 2017 tarihinde elektronik posta ile Basın Yayın Şube Müdürlüğü Bilgi Edinme Birimi’nden bir yanıt geldi. Gelen yazının ekinde Yapım İhaleleri Dairesi Başkanlığı’nın 14 Şubat 2014 tarihli bir yazısı ve bu yazının ekinde de “İzmir-Deniz Projesi” kapsamında yapılan işlerin dökümünü gösteren bir liste vardı. Bu listeyi incelediğimizde bazı bilgilerin Yapıma İlişkin Hizmet İhaleleri Şube Müdürlüğü’ne, bazı bilgilerin de Yol ve Yeşil Alanlar Yapım İhaleleri Şube Müdürlüğü’ne ait olduğunu gördük.

03

Yaptığımız bu ilk incelemede bize bildirilen bilgilerin taleplerimizi karşıladığını görmekle birlikte “İzmir-Deniz Projesi”ne ait olduğunu bildiğimiz bazı işlerin bu listeye eklenmediğini gördüğümüz için, 16 Şubat 2017 tarihinde yine Halkla İlişkiler Birimi’ne gönderdiğimiz ikinci bir elektronik posta ile eksik kalan işleri tek tek belirterek kendilerinden yeniden bilgi istedik.

Ardından da postadan iadeli taahhütlü olarak Yapı İşleri Dairesi Başkanlığı’nın 27 Şubat 2017 tarihli yazısını aldık. Bu yazıdaki bilgilere baktığımızda da Basın Yayın Şube Müdürlüğü Bilgi Edinme Birimi tarafından 14 Şubat 2017 tarihinde bize gönderilen ilk yazıdaki bazı eksik bilgilerin yer aldığını; ancak bu bilgilerin de istediğimiz tüm bilgileri içermediğini belirledik.

Anlayacağınız, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kısa adı (HİM) olan biriminin aldığı bilgi edinme taleplerini yanıtlamada yine aynı birimin; yani (HİM)’in görev yapması gerektiği halde her birimin istediği şekilde yanıt verme yoluna gittiği görülmekte. Kısacası bu konuda da bir hercümerc hali, kimin hangi işi kime haber vererek ya da vermeden yapacağı ya da yaptığı konusunda da bir karışıklık hali var gözüküyor büyük belediyemizde… O nedenle de, yaptığımız başvurulara bundan sonra hangi birimin yanıt vereceğini ya da vermeyeceğini şimdilik bilemiyoruz…

Gelelim asıl konumuza; yani 2013 yılından bu yana “İzmir-Deniz Projesi” kapsamında hangi işlerin hangi ihale yöntemiyle kime yaptırıldığına, kimlere ne miktarda ödeme yapıldığına ve hangi işlerin bu listelerde gösterilmediğine…

02

14 Şubat 2017 ve 27 Şubat 2017 tarihinde gönderilen yanıtlardaki bilgileri bir araya getirdiğimizde ortaya şu durum çıkıyor:

Verilen resmi bilgilere göre “İzmir-Deniz Projesi” kapsamında şu ana kadar toplam (24) iş yaptırılmış durumda. Bu (24) işten (15) tanesi yaptırılacak işlerin uygulama projelerinin yaptırılması, (1) tanesi su altı görüntüsü ve betondan karot numune alınması, geriye kalan (8) tanesi de kıyı ve çevre düzenlemesi yaptırılması işi ile ilgili. 

Tümü 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 22. maddesinin (d) fıkrasına göre “Doğrudan Temin” yöntemiyle yaptırılan uygulama projesi yaptırılmasıyla ilgili toplam (15) işin tutarları 28.500 lira ile 175.000 lira arasında değişiyor ve toplam tutarı 976.350.-TL’yı buluyor. Yapılan incelemeye göre bu tutarın 41.000.-TL’sı 2014 yılında, 327.850.-TL’sı 2015 yılında, geriye kalan 607.500.-TL’sı da 2016 tarihli sözleşmelere göre ödenmiş.

2014-2016 döneminde yaptırılan (15) ayrı “uygulama projesi yaptırılma işi“nin verildiği firma ya da şahısların adları ise yaptıkları işin büyüklüğüne göre şu şekilde sıralanabilir:

1) Setatek Mümarlık Mühendislik – “Doğrudan Temin” yönteminden yararlanmak için toplam 294.000.-TL’lık aynı nitelikteki iş (Alaybey ve Karşıyaka sahilinde yapılacak 6 ayrı ahşap iskelenin zemin etüdü ve statik uygulama projelerinin yaptırılması işi), 49.000.-TL’lık (6) ayrı parçaya bölünerek yaptırılmıştır.

2) DS Mimarlık – 2 ayrı iş için toplam 222.000.-TL.,

3) Empro Mühendislik – 1 iş için 149.000.-TL.,

4) Han Peyzaj Tasarım – 1 iş için 110.000.-TL.,

5) Stüdyo Evren Başbuğ – 1 iş için 49.850.000.-TL.,

6) Matris İnşaat Elektrik – 1 iş için 41.000.-TL.,

7) Merih Feza Yıldırım & Serdar Uslubaş Ortaklığı – 1 iş için 40.000.-TL.,

8) Methal İnşaat – 1 iş için 28.500.-TL.

Uygulama projesi yaptırma işlerinin konularını tek tek incelediğimizde ise yaptırılan işlerin genellikle ahşap iskele, merdiven, yaya köprüsü, park ve meydan gibi nisbeten küçük işlerle ilgili olduğunu, asıl büyük iş ve ödeme kalemlerini içeren kıyı ve çevre düzenlemeleri için herhangi bir uygulama projesi düzenleme işinin yaptırılmadığını ya da yaptırılsa bile bunların Devlet İhale Kanunu’na göre ihale edilmediğini anlıyor; bu tür işlerin kime ya da kimlere ne şekilde yaptırıldığı ve yaptırılanların parasının nereden nasıl ödendiği konusunun açıklanmadığı görüyoruz. 

Asıl büyük iş ve ödemeleri kapsayan sekiz (8) kıyı ve çevre düzenlemesini ise sözleşme büyüklüklerine göre şu şekilde sıralayabiliriz:

1) “Bayraklı 2.Etap Mevcut Tahkimat, Kronman-Su İçi Beton Hattının Yenilenmesi ve Denize İniş Merdivenleri ile Kıyı Düzenlemesi ve Yaya Köprüsü Yaptırılması İşi“: 16.479.361.-TL.Ölmez İnşaat,

2) “Bostanlı Deresi Yaya Köprüsü ve Bostanlı Rekreasyon Alanı Çevre Düzenlemesi (Birinci Etap) Yapılması” – 9.701.412.-TL.Ladin İnşaat,

3) “Kıyı Düzenlemeleri Göztepe-Mithatpaşa ve Mithatpaşa-Karataş Arası Çevre Düzenlemesi” – 7.140.297,13 TL. / Barankaya & Özsöztur Ortaklığı,

4) “Bayraklı Sahil Güvenlik Ege Bölge Komutanlığı-Şelale Deresi Arası Kıyı Düzenlemesi Yapılması” – 3.411.895,70 TL. / Vadi Botanik Peyzaj

5) “Konak Pier-Karataş Bölgesi Arasında Kıyı Düzenlemesi Yapılması” – 3.272.425,80 TL. / Hasan Ufuk Özışık,

6) “Konak Pier- Pasaport İskelesi Arası Sahil ve Çevre Düzenlemesi” – 2.566.171,93 TL. / Gür-Al İnşaat,

7) “Göztepe Yaya Üst Geçidi-Üçkuyular Vapur İskelesi Arasında Kıyı Düzenlemesi” – 2.548.947.23 TL. / Vedan İnşaat,

8) “Mustafa Kemal Sahil Bulvarı beş (5) Adet İskele Yapımı” – 1.773.935.-TL. / Yılmazlar İnşaat.

Bize bildirilen bu resmi bilgilere göre “İzmir-Deniz Projesi” kapsamında bugüne kadar Devlet İhale Kanunu’nun 19. maddesine göre “Açık İhale” yöntemiyle yaptırılan büyük boyutlu sekiz (8) kıyı ve çevre düzenlemesi için -uygulama projesi harcamaları hariç- toplam 46.894.445,80 TL. harcandığı, daha doğrusu yapılan sözleşmelere göre bu kadar ödeme yapılacağı anlaşılıyor. Çünkü soruları sorarken üstüne bastıra bastıra asıl ve ek işler dahil bugüne kadar ne kadar ödeme yapıldığını ısrarla sormamıza karşın ödeme miktarlarının açıklanmasından kaçınılmış, sürekli olarak sözleşme bedellerinin öne çıkarılmasına özen gösterilmiştir.

Ayrıca bize gönderilen 27 Şubat 2017 tarihli resmi yazıda, “Bostanlı Deresi Yaya Köprüsü ve Bostanlı Rekreasyon Alanı Çevre Düzenlemesi (Birinci Etap) Yapılması” işi için 9.701.412.-TL. tutarında sözleşme imzalandığı belirtilmekle birlikte, inşaat mahalline yerleştirilen tabelada işin tutarının 8.086.249,61 TL. olarak yazıldığı belirlenmiştir. Bu durumda aradaki 1.615.162,39 TL’lık farkın nereden kaynaklandığı da belirlenememiş, bu vesileyle verilen bilgilerin doğruluğu konusunda da bir şüphenin ortaya çıkması sözkonusu olmuştur. 

img-20170221-wa0000

Bu durumda bize verilen resmi bilgilere göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2013 yılından bu yana, uygulamakta olduğu “İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi” kapsamında sözleşme bedeli toplam 47.901.045,80 TL tutarında toplam (24) iş yaptırdığını öğrenmiş oluyor ve ister istemez şu iki önemli soruyu hem İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkililerine ve İzmir halkına sormadan geçmek istemiyoruz:

1)İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi“nin kıyı ve çevre düzenlemesi tasarımları, İzmir Körfezi’nin dört (4) ayrı bölgeye ayrılması suretiyle dört (4) ayrı kümede çalışan ve aralarında akademisyenlerin, mimarlık, mühendislik ve tasarım firması sahiplerinin, onların yönetici ve çalışanlarının bulunduğu geniş bir ekip eliyle hazırlandığına göre bu değerli ekibin ücretleri ya da telif hakları kim tarafından nereden ve ne şekilde ödenmiştir? Bu kadar geniş bir ekip bütün bu işleri, işlerini güçlerini bırakıp ücretsiz mi yapmışlardır? Şayet İzmir kentine bir armağan olarak bütün bu tasarım ve projeleri ücret istemeden ya da telif almadan yapmışlarsa onların bu övülesi tavrı niye takdir edilmemiş ve ödüllendirilmemiştir? 

2)İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi” kapsamında Mustafa Kemal Sahil Bulvarı üzerinde kıyı ve çevre düzenlemesi olarak önce yapılıp daha sonra belediyenin başka yatırımları nedeniyle tahrip edilen, ortadan kaldırılan ya da yeniden yapılan işlerin İzmir Büyükşehir Belediyesi bütçesine getirdiği ek yükün; yani kamu zararının toplam miktarı nedir?

Evet, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne “İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi“nin maliyeti konusunda iki önemli soru soruyor ve yanıtlarını sabırsızlıkla bekliyoruz. 

Kültürpark gerçekten “kültür”park mı?

Ali Rıza Avcan

Şu sıralar, kültürel değerlerin korunması konusunda duyarlı olan arkadaşlarımızla birlikte İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na vereceğimiz ortak bir dilekçenin hazırlığını sürdürüyor, bunun için araştırmalar ve görüşmeler yapıyoruz.

Çünkü, geçtiğimiz yıl kimliği belirsiz kişiler tarafından ayakları kırılan, geçtiğimiz günlerde de ehil olmayan kişilere restore ettirilmesi nedeniyle estetik bütünlüğü bozulan ünlü sanatçılar Mehmet Şadi Çalık ve Turgut Pura‘ya ait Kaskatlı Havuz’un kenarındaki genç kız heykellerini tescilleterek koruma altına almak; böylelikle bundan böyle bu heykeller hakkında bir şey yapılacağı zaman önce o işin projesinin hazırlanmasını, Kurul’dan izin alınmasını ve restorasyonun da işinin ehli kişi ya da kuruluşlar tarafından yapılmasını istiyoruz.

Böylesi bir girişim için de haliyle okuyor, araştırıyor, bu kentteki ve Kültürpark’taki heykelleri, anıtları, rölyefleri ve benzerlerini tek tek belirleyerek bugün nerede ne vaziyette olduklarını, ortadan kaybolanların da başına neler geldiğini öğrenmeye çalışıyoruz.

Bütün bu araştırmaların sonucunda da Giritli mübadil bir aileden gelip Girit’ten ilk gelişlerinde Bornova’ya yerleşen, daha sonra İzmir Erkek Lisesi’nde okuyan, İstanbul’daki akademi eğitimi sırasında her fırsatta İzmir’e gelip burada değişik heykel, anıt ve rölyefler yapan, 24 Aralık 1979 tarihinde İzmir’de vefat edip Hacılarkırı Mezarlığı’na defnedilen büyük sanatçı Mehmet Şadi Çalık‘ın İzmir’e tüm bir yaşamı boyunca toplam 10 eseri armağan ettiğini öğreniyoruz.

İzmir’e armağan ettiği ilk eseri, aynı zamanda kendisinin de ilk heykeli olan 1940 tarihli “Atbaşları” heykelidir. Bildiğimiz gibi Kültürpark’ın yapımında çalışıp ölen 168 adet atın anısına yapılan bu heykel halen Kültürpark’ta bulunmaktadır.

1940-atbaslari
1940 – “Atbaşları

1951 yılında yapılıp İzmir Enternasyonal Fuarı Arkeoloji Müzesi önündeki Türk Büyükleri dizisi içinde yer alan beton dökme ve boyalı “Yavuz Sultan Selim” büstü ile 1952 yılında Hakkı Atamulu ile birlikte Kültürpark için yaptığı rölyefin bugün nerede olduğu bilinmiyor.

1951-yavuz-sultan-selim-bustu
1951 – “Yavuz Sultan Selim
1952-hakki-atamulu-fuar-rolyef
1952 – “Rölyef” – Mehmet Şadi Çalık & Hakkı Amulu

1954 yılında diğer bir ünlü sanatçı Turgut Pura ile birlikte yaptığı “Genç kız heykelleri” ise o tarihten bu yana İzmir’i İzmir yapan önemli sembollerden biri olarak Kaskatlı Havuz’un kenarını süslemektedir.

1954-fuar-yatan-genc-kizlar-2
1954 – “Genç Kızlar

genc-kiz-heykeli-kirik-bacak

2016 – Ayağı Kırık “Genç Kız

genc-kiz-heykeli-onarilan-bacak

2017 – Onarılarak bir kayık küreğine dönüştürülen “Genç Kız” ayağı

Mehmet Şadi Çalık‘ın 1954 yılında İzmir Enternasyonal Fuarı’ndaki Sümerbank Pavyonu için yaptığı 250x200x20 cm boyutlarındaki kadın figürü ve koç başından oluşan alçı rölyef ile 1957 yılında İzmir Enternasyonal Fuarı Sanayi Odaları Pavyonu önüne konulan yükseklikleri yaklaşık 2-4 m arasında değişen, ikisi iç içe, demir borulardan yapılmış, altısının üstü alçı levhalarla kapatılmış ve renkli boyanmış prizmalardan oluşan demir-alçı “Kompozisyon” isimli yapıtın da bugün nerede olduğu, başlarına nelerin geldiği bilinmiyor.

1954-fuar-sumerbank-rolyefi
1954 – “Genç Kız ve Koç “Rölyefi
1957-fuar-kompozisyon
1957 – “Kompozisyon

1960 yılında Kültürpark’ın Lozan Kapısı yakınına yerleştirilen 700x200x250 cm boyutlarında alçıdan mamul, beyaz boyalı “27 Mayıs Devrim Anıtı“nın akıbeti ise diğerlerine göre daha kötü oluyor. Çünkü temsil ettiği toplumsal olaylar nedeniyle 1980’li yılların başında koruması gerekenler tarafından parçalanarak imha ediliyor.

1960-fuar-devrim-aniti
1960 – “27 Mayıs Devrim Anıtı

1964 yılında Büyük Efes Oteli’nin giriş holüne yerleştirilmek üzere yapılan ve Cevat Şakir Kabaağaçlı‘ya (Halikarnas Balıkçısı) armağan edilen “Antik Ege” adlı rölyef ve onun eşi olan “Artemis heykeli” ise bugün bu beraberliklerini ne yazık ki sürdüremiyorlar. Selçuk Müzesi’ndeki aslının kopyası alınarak üretilen “Artemis heykeli” bugün Swissôtel Büyük Efes Oditoryumu’nun girişindeki yerini korurken otelin satılması sırasında envantere alındığı söylenen “Antik Ege” rölyefinin nerede olduğu bilinmiyor.

1963-efes-oteli-rolyef
1964 – “Antik Ege” Rölyefi
artemis-heykeli-002
1964 – “Artemis

1971 yılında Yapı Kredi Bankası Kordon Şubesi duvarına yerleştirilen “İlerleme ve Kalkınma” ve “Bağımsızlık ve Özgürlük” isimli rölyeflerinin ise, sözkonusu banka binasının yakın zamanda yıkılması nedeniyle nerede olduğu bilinmiyor.

1971-yapi-kredi-9-eylul-50-yil-rolyefi
1971 – “Bağımsızlık ve Özgürlük
ilerleme-ve-kalkinma-rolyefi
1971 – “İlerleme ve Kalkınma

Sanatçının 1977 yılında yaptığı “Süleyman Ferit Eczacıbaşı” heykeli ise, neyse ki Konak Katlı Otoparkı’nın yanındaki parktaki yerini, özgün konumunda olmasa da koruyor.

1977-suleyman-ferit-eczacibasi-heykeli
1977 – “Süleyman Ferit Eczacıbaşı

Tabii ki bu listeye bu araştırmayı yaparken öğrendiğimiz Turgut Pura‘nın Kültürpark’ta kaybolan heykellerini, sevgili büyüğümüz Şevki Figen‘in Turyağ Genel Müdürü iken sponsorluğunu yaparak Kültürpark’a armağan ettiği ve daha sonraki yıllardaki ısrarlı takibine karşın bulamadığı “Gülümseyen Atatürk” heykelini dahil etmiyoruz.

Ama bu kısa araştırma sonucunda net bir şekilde görüyoruz ki, kendi içimizden çıkıp dünyaca tanınan değerli sanatçıların bizlere armağan ettiği eserleri, hem de Kültürpark gibi korunaklı bir kamu alanında koruyamıyor, onlara sahip çıkamıyoruz. Koruyamadığımız gibi Kültürpark yönetimi olarak onların bozulmasında, yıkılmasında ve ortadan kaybolmasında suç ortağı olarak, hatta suçlu olarak payımız oluyor.

Ondan sonra da çıkıp, “Kültürpark, kurulduğu yıllarda örnek alındığı Moskova’daki Gorki Park gibi bir kültür, sanat parkıdır, öyle olmalıdır” diyoruz.

Diyoruz ama kültüre, sanata dair elimizdeki bu değerleri, bu eserleri yeterince koruyup kollayabiliyor muyuz?

Hayır!; hem de net bir şekilde hayır !

Bugün bizce, kamu yönetiminin sürekliliği boyutunda suçlu koltuğuna oturup hesap vermesi gerekenler, Kültürpark’a bakmayanlar, onu ve onun içindeki eserleri koruyamayanlar yine ortaya çıkıp kültür sanat merkezi yapacaklarını, böylelikle o bölgeyi çöküntü alanı olmaktan çıkaracaklarını söyleme gafletinde bulunabiliyorlar…

Şayet ülkenin içinde bulunduğu bu zor günlerde yeni otoriter bir sistemin kurucusu olacak anayasaya nasıl “Hayır!” diyorsak; bilgisiz, ilgisiz ve umursamaz bir şekilde bu değerli eserleri, kültürel varlığımızı koruyamayan yönetimlere, bu eserlerin yok olmasına neden olanlara da “Hayır!” diyebilmeliyiz.

Sanırım ilk söyleyeceğimiz “Hayır!“, devamında söyleyeceğimiz diğer “Hayır!“larla birlikte ülkemizi ve kentimizi aydınlıklara taşıyacaktır…

Kaynaklar:

  1. Çalık, Siren; Şadi Çalık, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Aralık 2004
  2. http://www.mimarlikmuzesi.org/Gallery/sadi-calik-heykel-olmayan-yerde-heykel-yapmak-icin-yasamak_11.aspx

İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi – 5

Bugün, ‘İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nin uygulandığı ilk etap Konak Pier-Pasaport İskelesi arasındayız.

Büyük iddia ve söylemlerle başlatılan projenin ilk hezimete uğradığı ve suçu herkesin birbirinin üzerine attığı yerdeyiz…

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun kızıp proje mahallini bizzat gezdiği yerdeyiz…

Tabii ki daha sonra suçlunun bulunup büyük bir ittifakla ifşa edildiği İzmir’in en önemli, en tanınmış tarihi kıyısındayız…

20131024_9840_97294
Projede öngörülen
pasaport-iskelesi-izmir
Projede öngörülen

İzmir Büyükşehir Belediyesi Kentsel Tasarım ve Kent Estetiği Şube Müdürü ve aynı zamanda ‘İzmir-Deniz Projesi‘nin koordinatörü olan Hasibe Velibeyoğlu, İzmir Akdeniz Akademisi’nin bit toplantısında sorduğumuz bir soruya karşılık suçu uygulamayı yapan müteahhitlere atıp aradan sıyrıldığı halde 2017 yılının ilk günlerinde Arkitera Dergisi’ne verdiği bir demeçte aynen şöyle söylüyor:

İzmirdeniz projesi yola çıkış ve ele alınış biçimi ile Türkiye’de benzeri olmayan örnek bir proje. Biraz iddialı bulunabilir ama bugüne kadar İzmirdeniz’de izlenen süreçlerin diğer projelerde olmadığını görüyorum. İzmirdeniz projesi yukarıda aktarmaya çalıştığım vizyon ve stratejilerin operasyonel bir uzantısı olarak şekillendi. Yine ülkemiz pratiğinde çok da alışık olunmayan bir biçimde, tasarım ilkeleri, katılımcı bir süreçle önceden tarif edilen bir tasarım stratejisi ile hazırlandı.

Bu anlatımdan da anlaşılacağı üzere, İzmirdeniz Projesinin bundan önce yapılmış hiçbir projeye benzemeyen örnek bir proje olduğu iddia edilmektedir.

Bu öyle bir projedir ki, ortaya koyulan vizyon, strateji, tasarım ilkeleri ve katılımcı süreç itibariyle övünülen, örnek alınması istenilen mükemmel bir projedir.

İçerdiği zengin görseller, yöneltilen soruların içeriği ve verilen yanıtların tarzı itibariyle sadece projenin anlatımını ve meziyetlerinin övülmesini amaçlayan bu röportajda ne yazık ki, projenin uygulamasından kaynaklanan olumlu ya da olumsuz hiçbir bilgi, değerlendirme ya da yorum bulunmamaktadır.

Oysa demeci veren kişi, bu önemli ve ‘örnek‘ projenin koordinatörüdür. O nedenle projenin tasarımı ve uygulaması kadar kullanımdan kaynaklanan geri bildirimleri de izleyip değerlendirmesi, gerekli çözümleri üretmesi ve bunları kamuoyu ile paylaşması gereken bir kamu görevlisidir. Projenin ilk kez hayata geçtiği Konak Pier-Pasaport İskelesi arasındaki uygulamadan başlayarak Bostanlı, Bayraklı, Güzelyalı ve Sahilevleri gibi diğer etaplarının tasarım, uygulama ve kullanımdan kaynaklanan eksiklik ve yanlışlıklarını izlemesi, buraları kullanan halkın tepkisini öğrenmesi, proje uygulaması ile ortaya çıkan yatırımların kullanımından kaynaklanan sorunları da irdelemesi gereken bir görevlidir.

Şimdi biz gelelim, sayın Velibeyoğlu‘nun yapmadığı değerlendirme ve yorumları, Konak Pier-Pasaport İskelesi arasındaki ilk etap için yapmaya çalışalım:

İlk olarak Konak Pier-Pasaport İskelesi arasındaki rıhtım zemininde, adeta İzmir’in simgesi olarak kabul edilen dalgalı zemin kaplamasının önce kırılması ardından da eskisini aratan kötü bir imalatla yapılmasını hatırlatalım.

piceri
Örnek alınacak kaldırımlar…
kordon2
Fotoğrafın çekildiği zemin (!)

O tarihlerdeki tüm medya kuruluşlarının bunu manşetlerine taşımasına, hatta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun kızıp inşaat mahalline gidişine yol açan bu kalitesiz, özensiz zemin kaplaması bugüne kadar sağından solundan biraz düzeltilmiş olmasına karşın halen yerindedir ve konuyu bilen herkesin o rıhtımda yürüyüp o zemine baktıkça yüreği sızlamaktadır.

Sorun, işi yapan müteahhite ya da taşerona atılıp çüzlmekle birlikte aynı kötü tasarım, özensizlik ve kalitesiz bu rıhtımın yakınındaki diğer çevre tasarım ve düzenlemelerinde de karşımıza çıkmaktadır.

Yazımıza eklediğimiz fotoğraflarda da görebileceğiniz gibi bina bloklarının arasında yer alan boşluklar oralardaki yeşil doku kaldırılarak hunharca betonlanmış, proje için hazırlanan grafiklerde bol bol yeşil renk kullanıldığı halde o mekanların bugünkü görünümünde grinin her tonunun manzaraya hakim hale gelmesi sağlanmıştır.

jooojjojojojojojo
Söylenip çizilen…
01
Uygulanıp ortaya koyulan…
02
Arkalığı olan bütün oturma bankları deniz yerine yola bakıyor…
03
Grinin tüm tonları…
04
Neyse ki hortumun rengi yeşil…
05
Taksilerle içiçe bir oturup dinlenme yeri…
06
Eski ile yeni arasındaki fark nedir?
07
Söylemi ve reklamı oldukça güçlü; ama eylemi yok bir proje (!)
11
Bu orta yerdeki yeşil sandığı sakın bir tabut sanmayın; o sadece işçilerin el aletlerini koydukları alelade bir kutu

Düzenlemesi yapılan alanlarda genellikle dairesel tasarımlar kullanıldığından bu formda yapılmış çoğu oturma grubunda insanların sırtlarını denize dönecek şekilde oturmaları öngörülmüştür. Oysa düzenlemesi yapılan yer, insanların denize dönerek oturmak isteyecekleri denize nazır bölgelerdir (!)

Yine aynı alan düzenlemelerinde görev aldığı dönemde İzmir’in gelişmesi için büyük çalışmalar yapan Vali Kazım Dirik’in bir büstü başı denize gelecek, üstüne üstlük hemen önündeki çöp konteynerlerini görecek şekilde yerleştirilmiştir. Büyük bir saygısızlığın örneği olan bu uygulama sizce örnek alınması istenen hangi tasarım projesine uymaktadır?

08
Vali Kazım Dirik Büstü
09
Vali Kazım Dirik Büstü
10
Bu büst şayet şu an görevde olan bir devlet büyüğünün olsaydı, ne olurdu?

İzmir’in değerli ismi Vali Kazım Dirik için uygun görülen yer, uygun görülen alan burası mıdır?

Burası kesin olan bir şey var ki; o da böylesi bir meydan düzenlemesi ile sanırım İzmirlilerden çok Vali Kazım Dirik’in denizle ilişkisinin güçlendirilmesine önem verilmiş. Tabii ki tek bir eksiklikle… Büst ile deniz arasında, yerin altına ve üstüne yapılmış bilinen bütün çöp biriktirme teknolojilerini sıralayarak…

Bugün aradan, hem de proje uygulamasındaki mevcut eksiklik ya da yanlışlıkları giderebilecek onca yıl geçtikten sonra proje uygulama alanına gittiğinizde diğer belediyelerin ya da kamu kurumlarının örnek alabileceği, şimdiye kadar yapılanlardan farklı ne görebilirsiniz? O sahildeki işyeri sahiplerine, o işyerlerinde çalışanlara, o rıhtımdan geçenlere şu ana kadar yapılanların ne anlama geldiğini sorduğunuzda, yıkılan eski ile yapılan yeni arasında belirgin bir fark olup olmadığını araştırdığınızda, sözünü ettiğimiz röportaja konu olacak şekilde ne bulursunuz ve ne söylersiniz?

Takdiri size kalmıştır…

Devam Edecek…

İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi – 4

Yazımızın bugünkü bölümünde, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2014 yılından bu yana İzmir Körfezi kenarındaki bazı kıyı alanlarının yeniden düzenlenmesi ile ilgili ‘İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi‘nin 2016-2018 döneminde gerçekleştirilecek Bayraklı Sahil Düzenlemesi ile ilgili inceleme ve değerlendirmelerimize devam edeceğiz.

Hatırlarsanız, yazı dizimizin daha önceki üç bölümünde Bayraklı Sahil Düzenlemesi‘nin 2016 yılı içinde yapılan 28.000 metrekarelik birinci etabı ile bunun devamı olarak 2016 yılı Kasım ayı içinde başlayıp 2018 yılı Mart ayında bitmek üzere devam ettirilen Şelale Deresi-Adnan Kahveci Köprülü Kavşağı arasındaki çalışmaları ele alıp görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerimizi ifade etmiştik.

Bu yazıda ise, geçen yazının konusu olan Şelale Deresi ile Adnan Kahveci Köprülü Kavşağı arasındaki bölgede T.C. Ulaştırma Habercilik ve Denizcilik Bakanlığı’nca yaptırılacak olan ‘Bayraklı Yat Limanı Projesi’nin yapımı halen devam etmekte olan ‘Bayraklı Sahil Düzenlemesi 2. Etap Çalışmaları’yla ilgi ve etkisini ele alacağız.

Dolfen Mühendislik Danışmanlık Turizm Dış Ticaret Ltd. Şti. tarafından düzenlenen 2013 tarihli ‘Bayraklı Yat Limanı Projesi ÇED Raporu’na göre; T.C. Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü tarafından 52.881.883.-TL: ihale bedeliyle yaptırılacak 500 yat bağlama, 100 yat kışlama kapasiteli Bayraklı Yat Limanı‘nda limanı dalgalara karşı korumak için anadalgakıran, tali dalgakıran, yatların bağlanması için yüzer tipte iskeleler, rıhtımlar ve bakım onarım hizmetinin verilmesi için travel lift rıhtımı yapılacaktır. Toplam 103.500 m²’lik alanda yapılacak yat limanında 73.500 m²’lik alan yapılaşmaya uygun dolgu alanı, 1.950 m²’lik alan ise iskele alanı olacaktır. Yat limanında oluşturulan dalgakıranlar arasında teknelerin manevra yapabileceği yaklaşık 110.000 m² korunan su alanı meydana gelecektir. 

resim3
Bayraklı Yat Limanının Genel Yerleşim Planı

Yat limanı yerleşimi için hazırlanan plan ile genel yerleşim planında da görüldüğü gibi;

  1. 915 m uzunluğunda ana dalgakıranın,
  2. 335 m uzunluğunda tali dalgakıranın,
  3. 5 adet 156 m yüzer iskelenin,
  4. Toplam 125 m uzunluğunda -5 m’lik rıhtımın,
  5. Toplam 514 m uzunluğunda -4 m’lik rıhtımın,
  6. Toplam 210 m uzunluğunda -3 m’lik rıhtımın,
  7. 433 m uzunluğunda tahkimatın,
  8. Bakım onarım için çekek yeri ile 20 m x 8 m boyutlarında travel lift baseninin

tam da bugün sahil düzenlemesi çalışmalarının yapıldığı Adnan Kahveci Köprülü Kavşağı ile bugün atıl durumda olan Bayraklı İskelesi arasındaki alanda yapılması planlanmıştır.

Yine ilgili ÇED raporunda yazılı olan bilgilere göre, 24.07.2009 tarih ve 27298 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Deniz Turizmi Yönetmeliği’ne göre yat limanları; üç çıpalı yat limanları, dört çıpalı yat limanları, beş çıpalı yat limanları olarak üçe ayrılırlar. Bayraklı Yat Limanı’nın beş çıpalı bir yat limanı olarak hizmet vermesi öngörülmektedir. Beş çıpalı yat limanlarında aşağıdaki ünitelerin bulunması zorunludur:

  • Satış üniteleri,
  • Çamaşır ve bulaşık yıkama yerleri,
  • Yatçıların dinlenmelerini ve bir arada bulunmalarını sağlayan sosyal tesis,
  • Bedensel engelliler için tuvalet ve özel düzenlemeler,
  • Lokanta veya kafeterya,
  • Kadın ve erkek yatçılar için bağlama kapasitesinin en az % 10’u kadar duş ve tuvalet,
  • Kuru temizleme hizmeti,
  • Yat çekek alanı ve vinç sistemleri,
  • Bakım onarım hizmeti,
  • Yatçı eşya depoları,
  • Tenis kortu,
  • Yüzme havuzu veya plaj yeri,
  • Aletli jimnastik, masaj, sauna, hamam imkânlarının sağlandığı üniteler,
  • Helikopter pisti,
  • Banka hizmetleri ünitesi,
  • Revir,
  • Sergi, konser, eğlence mekânları,
  • Toplantı salonu,
  • En az iki tenis kortu,
  • Bağlama kapasitesinin en az % 30’u kadar otopark.

Proje kapsamında yürürlükte bulunan Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmeliklere, imar planı plan
notlarına ve plan notlarında belirtilen emsal yapılaşma kriterlerine uyulacaktır. İmar planı teklifinde yürürlükte bulunan Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmelikler ile liman gerisinde bulunan sahalar için verilen yapılaşma emsalleri dikkate alınarak toplam su üzerindeki alanın emsali maksimum yükseklik 6,50 m’yi geçmemek koşuluyla % 20 olacaktır. Ticari amaçlarla kullanılacak alan emsalinin ise % 5’i aşmaması öngörülmüştür. Bu koşullarda Bayraklı Yat Limanı alanı içerisinde 5.160 m²’si ticari alan olmak üzere toplam 20.640 m² kapalı alan yapılabilecektir. Ancak Kıyı Kanunu ve ilgili yönetmeliklerde değişiklik olması, imar planı tadilatı yapılması, plan hükümlerinin değişmesi durumunda söz konusu alan büyüklüklerinde değişiklikler olabilecektir.

Deniz Turizmi Yönetmeliği’ne göre 5 çıpalı olarak yapılması planlanan Bayraklı Yat Limanı için üst yapıların alan büyüklükleri bu aşamada belirlenmemiştir. Üst yapılara ilişkin projelendirme projenin “Yap-İşlet-Devret” (YİD) modeli ile ihale edilmesi sonrasında ihaleyi alacak yatırımcı (yüklenici) tarafından yönetmeliğe uygun olacak şekilde gerçekleştirilecektir.

bayrakli-yat-limani-girisleri

Bu anlatımlardan anlaşılacağı üzere yatırımcı (yüklenici) açısından çok önemli olan ticari alanların yat limanı içindeki yeri, muhtemelen marinanın Altınyol’un kenarına isabet ettirilecek, böylelikle marinanın Altınyol kenarındaki bölümü aynen Kuşadası ya da Çeşme’de olduğu gibi o bölgede zaten yoğun olan trafiği daha da kilitleyecek şekilde bir tür alışveriş merkezine dönüştürülecek; ayrıca yeniden düzenlenerek deniz kıyısıyla ilişkilendirilen Adnan Kahveci Köprülü Kavşağı marinanın, dolayısıyla yeni alışveriş merkezinin ulaşım hizmetlerini kolaylaştıracaktır. Nitekim 2013 tarihli ÇED Raporunda Bayraklı Yat Limanı‘nın ulaşımını kolaylaştıracağı söylenen, İzmir Büyükşehir Belediyesi kaynaklı ‘Adnan Kahveci Kavşağı Taslak Proje’ başlıklı çizimin yer alması ve ‘Bayraklı Yat Limanı Projesi’ açısından uygun bulunması da bu şüphemizi doğrulamaktadır.

adnan-kahveci-kavsagi-taslak-proje

Bu durumda, ‘İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi’ kapsamında halen yapılmakta olan ‘Bayraklı Sahil Düzenlemesi 2. Etap Çalışmaları’ ile Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı tarafından yaptırılacak olan ‘Bayraklı Yat Limanı Projesi’ arasında nasıl bir bağlantı olduğu hususu, bu çalışmaları sürdürmekte olan İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından acilen açıklanmalıdır.

Çünkü, günümüzün Başbakanı olan İzmir milletvekili Binali Yıldırım’ın Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı iken hazırlandığı bilinen, üstüne üstlük adaylık sürecinde İzmir’i kurtaracak önemli projelerden biri olarak takdim edilen ‘Bayraklı Yat Limanı Projesi‘nin, şu an devam etmekte olan ‘Bayraklı Sahil Düzenlemesi Çalışmaları’ kapsamında yapılan işleri nasıl etkileyeceği İzmir kamuoyu, özellikle de Bayraklı halkı tarafından bilinmemektedir.

Bu anlamda, halen sürdürülmekte olan sahil düzenlemesi için harcanan paralar gerçekten halkın denizle ilişkisini güçlendirmek amacıyla mı yapılmaktadır; yoksa aynı bölgeye yapılacak Bayraklı Yat Limanı‘nın kullanımını kolaylaştırmak ve bölge halkı tarafından daha kolay kabul edilmesini; hatta onların burada açılacak alışveriş merkezinin muhtemel müşterileri olmalarını, daha rahat alışveriş yapmalarını sağlamak için mi böyle bir yola gidilmektedir?

Yapılan Adnan Kahveci Köprülü Kavşağı trafiğin daha rahat akması için mi; yoksa Adalet, Salhane mahallelerinde yükselmekte olan yeni gökdelenlerdeki rezidanslarda yaşayacak ya da ofislerde çalışacak yat ya da tekne sahibi “Yeni İzmirliler” için yapılacak Bayraklı Yat Limanı‘na daha rahat ulaşması için mi yapılmıştır? 

İşte bütün bu soruların, her iki projenin birbiri ile ilişkisini gözeterek doğru bir şekilde yanıtlanması gerekmektedir…

Not: Bayraklı Yat Limanı ÇED Raporu ilgi duyanların incelemesi için “Kent Stratejileri Merkezi” isimli Facebook grubumuzun “Dosyalar” bölümüne eklenmiştir.

Devam Edecek…

İzmir Kültürpark’ın Anımsa(ma)dıkları

Yaşayıp deneyimlediğimiz her şey, bizi biz yapan; aklımızı, duyularımızı ve sezgilerimizi şekillendiren, geçmişle gelecek arasındaki kişisel maceramızı inşa eden yapı taşları gibidir…

Gençlikte heyecan, canlılık ya da umursamazlık gibi değişik nedenlerle onları pek fark etmeyip dikkate almasak da yeri gelir, zamanı gelir hepsi teker teker kendilerini hatırlatır ve görevlerini yaparlar…

Yaşananları hatırlama durumu, tüm bir yaşam boyu bizlerle birlikte olmakla birlikte; bunun alanı ve yoğunluğu yaşlanmakla birlikte artar… Bu durum, bazı anıları ya tümden unutma, ya daha iyi hatırlama ya da bunlar arasında çarpık bağlantılar kurulması şeklinde yaşanabilir…

Yaşanan an ile geçmiş arasındaki doğru bağlantıyı kurup hatırlama açısından en etkili olan unsurlardan biri, herkesin deneyip bildiği geçmişte yaşanan şeylerin gerçekleştiği mekânlardır. O nedenle hatırlamayı kolaylaştıran, tetikleyen bu yerler çoğu kez “hafıza mekânları” olarak da nitelenir…

İzmir Kültürpark ya da İzmir Fuarı da bu tür “hafıza mekânları“ndan sadece birisidir. Özellikle de çocukluğu, gençliği ya da tüm bir geçmişi bu mekânla ilişkisi açısından bir dantel gibi ilmek ilmek örülenler açısından…

Bu anlamda “Kültürpark” ya da “İzmir Fuarı”, kimi için çay bahçelerinde ya da gazinolarında ilk çalıştığı, ekmek parasını kazanmayı öğrendiği, bu nedenle her köşesini avucunun içi gibi bildiği yerdir… Kimi için ailesi ile birlikte gidip Ada Gazinosu’nda gelip geçeni seyrederken semaverde çay içtiği, kimi için de yaşamında ilk kez Ajda Pekkan’ı, Bülent Ersoy’u ya da İbrahim Tatlıses’i gördüğü, belki de imzalı resmini aldığı bir yerdir…

Benim için de, her sene Akçay’daki Devlet Demiryolları Kampındaki tatilden sonra, kamptaki tanıdıklarla birlikte Edremit Belediyesi’ne ait otobüslerle gelinip ziyaret edilen, bu nedenle de o gece ucuz Basmane otellerinde kalınan ve ertesi gün Basmane Garı’ndan trenle Ankara’ya gidilen keyifli ve yorucu bir maceranın bir gecelik konağıdır…

Yaş ilerledikçe, genel olarak tüm bir geçmişe, özel olarak da İzmir Fuarı’na ya da Kültürpark’a yönelik bu tür anıları derinleştirerek anlatmak, değişik ayrıntılarla süslemek, yıllar içinde değişen Fuar ziyaretleriyle zenginleştirmek mümkün olmakla birlikte sözü daha fazla dolandırmadan uzun bir süredir sizlerle paylaşmak istediğim bir kitaba getirerek sizlerin de okumasını arzuladığım bir kitabı tanıtmak istiyorum.

Kitabımızın adı, “İzmir Kültürpark’ın Anımsa(ma)dıkları, Temsiller, Mekânlar, Aktörler”

Ahenk Yılmaz, Kıvanç Kılınç ve Burkay Pasin tarafından derlenen kitap, Tanıl Bora‘nın editörlüğünde 2015 yılında İletişim Yayınları tarafından yayınlanmış. Şu andaki etiket fiyatı 30,5 TL.

Toplam 384 sayfadan oluşan bu derleme kitap, Kıvanç Kılınç, Ahenk Yılmaz ve Burkay Pasin‘in ortak kaleme aldıkları “Hatırlamanın ve unutmanın kentsel sahnesi olarak Kültürpark’ın belleği” isimli makale ile başlıyor.

Ardından kitabın “Yer, kimlik ve modernleşmenin temsilleri” başlığını taşıyan ilk bölümünde; sevgili arkadaşımız Emel Kayın‘ın “Anımsama ve unutmanın temsilleri: İzmir Enternasyonal Fuarı ve Kültürpark’ın hafıza katmanları“, geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz tarihçi Vangelis Kechriotis sayesinde tanıma fırsatını bulduğum Kalliopi Amygdalou‘nun “Modern ve ulusal bir kimlik arayışında değişen formlar ve anlamlar: 1930’larda İzmir’in Kültürpark’ı ve çevresi“, Emre Gönlügür‘ün “Soğuk Savaş’ın ideolojik fay hattında bir modernlik sahnesi: 1950’lerde İzmir Enternasyonal Fuarı’nda Amerikan Sergileri“, Sezgi Durgun‘un “Apollo ve Sputnik’in Kültürpark macerası” makaleleri yer alıyor.

Kitabın “Sergileme ve eğlence kültürünün mekânları” başlığını taşıyan ikinci bölümünde T. Elvan Altan‘ın “İzmir Fuarı, Kültürpark ve Türkiye’nin inşası“, Yüksel Pöğün-Zander‘in “İzmir Enternasyonal Fuarı pavyonları (1936-1940)”, Meltem Gürel‘in “İzmir Fuarı’nda modernitenin mekânları, modernizmin çevirisi: Ada Gazinosu (1937-1958)” başlıklı makaleleri,

2202 IZMIRKULTURPARK.indd

Anımsama ve unutmanın aktörleri” başlığını taşıyan üçüncü bölümünde Nilay Ünsal Gülmez ile Emine Görgül‘ün “İç mimarlık mesleğinin gerçekleşme mecralarından biri olarak Kültürpark ve İzmir Fuarı“, Deniz Güner‘in “Kültürpark’ın bilinmeyen tasarımcısı Mesut Özok: Bir otobiyografik yapı-söküm ve biyografik yeniden-inşa denemesi“, S. Bahar Durmaz Drinkwater ile Işıl Can‘ın “Kolektif bellek ve kamusal alan: Kültürpark’ın anımsattıkları ve mekânsal dönüşümü” başlıklı makaleleri yer alıyor.

Kitabın “Sözsöz” başlıklı son bölümündeki tek makale ise Gülsüm Baydar‘ın “Karşı-tarihler, karşı-bellekler” başlıklı makaleden oluşuyor.

Bence, geçmişi bir şekilde Kültürpark ile ya da İzmir Enternasyonal Fuarı ile ilişkili olan; üstüne üstlük “Kültürpark’a Dokunma!” diyen herkesin alıp okuması gereken değerli bir kitap….

İyi okumalar dileğiyle…