Bugün günlerden Ahmet Telli…

2 Aralık 1946’da Çankırı’nın Eskipazar ilçesinde doğan Ahmet Telli, Hasanoğlan ve Kayseri Pazarören öğretmen okullarında eğitim gördü. Öğretmen okulundan sonra dört yıl ilkokul öğretmenliği, daha sonra da Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirmesinin ardından,  Kastamonu, İnebolu, Doğanyurt’ta, Kırıkkale’de ve Ankara Atatürk Lisesi’nde Türkçe, Edebiyat öğretmenliği yaptı. 1981’de Gazi Eğitim Enstitüsü’nde öğretmenken, sıkıyönetimce tutuklanarak görevine son verildi. Aynı yıl, Türk Ceza Kanunu’nun 141, 142 ve 146. maddelerinden yargılandı. 141 ve 146’dan beraat etti. Cigerhun’un şiirleri üstüne yazdığı bir yazısından ötürü 142. maddeden kısa bir süre hüküm giydi.

Kitapçılık, yayıncılık yaptı, çeşitli yayınevlerinde yönetici ve editör olarak bulundu. 1993’te mahkeme kararıyla öğretmenliğe döndü ve emekli oldu. İlk şiiri 1961’de yayımlandı. 1972’de Cengiz Tuncer’in Kerkenez adlı romanı üstüne yazdığı ilk yazısına Varlık Dergisi Eleştiri Ödülü ikinciliği verildi. 70’li yıllarda daha çok deneme ve kitap tanıtma yazıları yazdı ve kitaplarını 1979’dan sonra yayınlamaya başladı.

1980’de Hüznün İsyan Olur kitabına Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü (Metin Altıok’la birlikte); Saklı Kalan adlı kitabına da 1982 Yazko Şiir Özendirme Ödülü verildi. 2010 yılında yayınlanan Nida kitabına da 2011 Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü verildi. Özellikle 1972’den sonra, birçok edebiyat dergisinde yazıları, şiirleri yayımlandı. Türkiye Yazıları Dergisi (Mart 1983, sayı: 72), Kavram ve Karmaşa dergileri (Ocak – Şubat 2002, sayı:22), Gümüş – Deliler Teknesi eki – (Ocak 2007), Bireylikler Dergisi (Mayıs – Haziran 2011, sayı:32) şiiriyle ilgili özel sayılar yayımladılar.

1960 sonrası toplumcu gerçekçi şiirimizin ikinci kuşağında yer alan özgün şairlerden. Romantik ve başkaldırıcı şiiriyle bir yandan da Atilla İlhan’a yakın durduğu söylenebilir.

Başlıca eserleri; Yangın Yılları (1979), Hüznün İsyan Olur (1979), Dövüşen Anlatsın (1980), Saklı Kalan (1982), Su Çürüdü (1983), Belki Yine Gelirim (1984), Çocuksun Sen (1994), Kalbim Unut Bu Şiiri (1994), Ben Hiçbir Şey Söylemedim (Yazılar, 2001), Sulara mı Yazıldı (Yazılar, 2001), Barbar ve Şehla (2003), Buradayım Sözümde (Yazılar, 2005). Yüzünün Doğusu Gül – Gul e Rojhilata Ruye Te – Şiirlerden seçmeler Türkçe – Kürtçe (2005), Nida (2010), Bakışın Senin (2016).


HATIRALARIMI YAZMA
Yine bir duman çöktü sokağa kent tutuştu
Bütün sığınaklarda seni arıyorum nerdesin
Aklıma dökülen hatıralar hattında bir yangın
Bir yaylım ateş başlıyor, newroz diyor birileri
Dün bir demirciydim ufku erittim durmadan
Bugünse ateş altındayım hatıralarımı yazma

Bir rüya görüyorsun terlemişsin sırılsıklam
Vurulup düştüğüme inanmak istemiyorsun
Oysa bir kente girişin provası oluyor ölümüm
Yeis yok, bir misillemedir bütün hatıralarım
Ama yıkık bir duvar var karşıda ve bir kadının
Cesedi üstünde uçuşup duruyor takvim yaprakları

Seni bekliyorum orda, meydan saatinin altında
Bir James Dean filmine gideceğiz gelirsen
Cehennem hızıyla çarparken mutsuzluğun çelik zırhına
Soluk soluğa yaşanacak tüm imkânsızlıklar
Böyle olmalıydı ve oldu işte diyecek oğlum
Babamsa bir ağıra benzeyecek küllerimi avuçlarken

Bürün köprüleri dinamitledim ve geldim işte
Bir kente girmemiz nasıl gerekiyorsa öyle
Apansız çıkmalısın karşıma
Ki unutulmuş
Bir karşıçıkış olmalı dünyaya
Seninle her karşılaşmamız

Mağlubuz. Durmadan kazanan bu hayat
Basit bir üçkağıtçı sadece, bir sahtekar
Beşbenzemezle rest çekiyorum ama o
Biliyor bunu ve çekiliyor oyundan, yokum diyor
Dün bir demirciydim oysa ben, ufku eritirdim
Bugünse ateş altındayım hatıralarımı yazma

Hatıralarımı yazma tarih sanıyor birileri.
Çocuksun Sen, Ahmet Telli

maxresdefault (1)

“Güller de bozamıyor bu uzun
Karanlık sessizliğini kentin
Anılarını yitiriyor sokaklar
Bezirganlaşıyor bulvar ışıkları”

“Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir”
Özletiyor Seni Bu Yağmurlar/Çocuksun Sen, Ahmet Telli

e6cb2a3c14431b55aa50c06529eaa21b07-03-17_1488896634519653

RESİM VE RESMİ TARİH
I/
Birisi kitap okuyor otobüste
İlk durakta vuracaklar onu
Dizlerinin üstüne çöken
Bir zürafa gibi
Kalakalacak o
Ve bu kent
Çapraz ateşler altında
Yazarken kendi tarihini
Zürafaların nesli nasıl tükendi
Diye bir sayfa açacak
Birisi kitap okuyor otobüste
İlk durakta vuracaklar onu
II/
Bir bulut bir dağ
Bir de zürafa var
Çocuğun resminde
Bulut alçakta kalmış
Zürafanın boynundan
Resimde var da hiçbir kayma
Adına rastlanmıyor vurulanın
Yalnızca bir kitap kalmış ondan
Kanlı sayfalarında
Gözlerinin izi
İlk durakta vuracaklar onu
İkinci durakta bir daha vuracaklar
Çocuksun Sen/Ahmet Telli

e168ab1280199e133a363a938e9fc6cf

SUSKUNUN SAATİ
Susar kuşlar
Susar kent
cadde . . .
sokak . . .
Kurulur suskunun saati
Öpüşleri nasıl da soğuk sevdiğimin
Donup kalmış
sevda kokanı bile sözcüklerin
Buz tutmuş şiir
Buz tutmuş türkü …
Kurulmuş suskunun saati
Gelinir sonra
Hem nasıl gelinir gör
Devinir tarihsel birikim denizi
Çatlar tohum .. .
Çatlar zaman .. .
Kınlır suskunun saati
Gör nasıl kırılır …
Yangın Yılları, Ahmet Telli

DJhwBuRX0AEHbpd

 

VURUŞKAN BİR ŞAHANDIR UMUT

Tuzağa düşmüş bir ceylanın

bakışındaki hüzün değildir umut

Kınalı keklik gibi ürkek

bir kuş da değildir

Ne yalvar yakar olmuştur

zulmün pençesinde

ne de düşürmüştür

kırların ve türkülerin

onurunu yere

Baharda bir tomurcuk

gibi patlayan öfkedir umut

barajını yıkan bir ırmaktır

açılır serpilir

ve büyür kıyısında sevda

Emzirir aşkı

emzirir ve büyütür gül nakışlı sabırlardan

ferhat’ın direncini

bin yılların sabır taşını çatlatır

açar bin yılların kapısını

Düşmana dönük

bir mavzer gibidir umut

yaratır tetik ve parmak

en gürbüz çocuğunu tarihin

Yangın Yılları, Ahmet Telli

be2a3bc9b8d1964f5dec39b0db12f118

İzmir şiirleri (3)

Gezdim tüm dünyayı gördüm

Güzel İzmir sana geldim

Benim şirin güzel yurdum

Güzel İzmir sana geldim

 

Güzelsin asil duruşlu

Medenisin hoşgörülü

Olduğun gibi içli dışlı

Güzel İzmir sana geldim

 

Gönüllere ışık saçan

Unutamaz görüp geçen

Gariplere kucak açan

Güzel İzmir sana geldim

 

Kimdir necidir sormayan

Kimseyi hakir görmeyen

İnsanlıktan ödün vermeyen

Güzel İzmir sana geldim

 

Nice yıllar çok uzağım

Seni seviyor yüreğim

Güzel yurdum, son durağım…

Güzel İzmir sana geldim

Neşet Ertaş

Neşet Ertaş Fotoğrafları

 

Nasıl ki

kalkar, doğup büyüdüğün şehre

gidersin bir gece

ve bakarsın temelinden yıkılıp yeniden

kurulmuş o şehir

ve yakalamaya çalışırsın geçen yılları

onları yeniden bulmanın umudu içinde.

Yorgo Seferis / Çeviri: Cevat Çapan

seferis

Şimdi İzmir’de sabahın sekizi

Karşıyaka’da, Alsancak’ta, Güzelyalı’da 

Bir ağ dolusu balık gibi gençliğimizi 

Daha yeni çektik denizden, rüyalarımızı da…

Türküler övüyor sevgimizi 

 

Şimdi İzmir’de sabahın sekizi 

Şu deniz, şu gemiler, bizim malımız 

Altın saçar gibi güneş tembelliğimizi 

Karınca gibi çalışıyor adamlarımız 

İncir işleyen kızlar sayıklar hikâyemizi 

 

Şimdi İzmir’de sabahın sekizi 

Rüzgâr yalnız saçların için 

Tanrı öyle birleştirmiş ki sevincimizi 

Ne umutsuzluk var, ne korku, ne kin…

Fotoğraflar çekiyor resimlerimizi.

 

Şimdi İzmir’de sabahın sekizi 

Okaliptüs, yosunlar aşkımızla öpüşür 

Anneler emzirir hayallerimizi 

Bütün kızlar bizim için salınarak yürür 

Ama zaman boş koydu hayallerimizi 

 

Şimdi İzmir’de sabahın sekizi 

Gözyaşlarım yüzüne döküldü, anlamadı

Aynı yastıkta bitirdik birbirimizi 

Altın kemerlerin içi boş kaldı 

Hangi zalim eller biçti ekinimizi?

Cahit Külebi

maxresdefault

İZMİR

Şimdi kalkıp İzmir’e gitseniz

Kızlar hep şen yüzlüdür

Gündüzleri evlerde

Geceleri inceciktirler

Ve karpuzların ortasında

Ve kavunların ortasında

Ve hepsi de al yanaklı

Ve yaşamın içindedirler.

Şimdi kalkıp İzmir’e gitseniz

Duvarlar canlıdırlar

Sokaklar çıtkırıldım

Evler çapkın gibidirler

Ve çocukların o dokunaklı

Erişilmezliğindedirler

Şimdi kalkıp İzmir’e gitseniz

Aklınız başınızdan uçar

Parklar selam durur

Vapurlar gülüşürler

Şimdi kalkıp İzmir’e gitseniz

Körfezde geçen günler

Yalnızlığın ölmezliğindedirler

SALAH BİRSEL

 

Edip Cansever2

URLA’DA

Ah Urla, Viran Urla!

Ömrümü yedin bitirdin

 

Derdim günüm hasretlik

Gözlerim yolda

 

Dört duvar oldu bana

Bağ, bahçe, tarla

 

Kalktım İzmir’e gittim

Kalbim darala darala

 

Güler’im canım ciğerim

Seviştiğimiz günleri hatırla

 

Sen gittin

Ben kaldım kurtlar kuşlarla

NECATİ CUMALI

6365d0fb265e5c80d4076bf13564faf2

İZMİR ÖZLEMİ

Bir uğultudur bu, uzaklardan gelen

Bana denizlerin selamını taşır

Beyaz bulutlarla geçerken üstümüzden

O zengin iklime doğru uzaklaşır

Dumanlı dağlarından çağırır her yönlü

Bir sabah rüzgârı ardından Ege’ye

O büyük deniz, o kahramanlar gölü

Başlar düşüncemin içinde gezmeye

Bir gök gemisinde geniş yelkenlerle

Eski şarkıların havası içinde

Tanrılar ışığı sızan gecelerle

Sefere çıkarım Ege denizinde

Kıyılarda salkım, dağlarda aydınlık

İncir yaprakları altında güzeller

En eski günlere bu kadar yakınlık

Geçmiş zaman yüklü sepetlerden güler

Sonra o, elinde dolu bir testiyle

Özlemler içinde bekler beni her an

Çağırır köpüklü dalgalar sesiyle

Gönlümü, yıllarca dağlar arkasından.

CEYHUN ATUF KANSU

ae2c3e12f6f201a04697ae762ff1a9b7

İzmir şiirleri (2)

İZMİR SEVGİLİM 
Ne zaman özlesem o İzmir 
saçlarında nice aşklara tanık olur imbat 
Gözlerinde gece yaldız yağıyor denize 
Ve elinde nergisleriyle gelen 

Belki de adı İzmir bir sevgilidir 
Rüzgarıyla deniziyle nergisleriyle gelen 
Belki de sevgilim işte bu şehir 
En eski şarabını sunar ince elleri 
yaşarım gür sularla soylu coğrafyasıyla 
Esrik öpücükleri 

Aşklar ve kentler birlikte yaşar 
Birlikte soluk alır eski fotoğraflar da bile 
İkiye bölebilir misiniz hasreti 
Bir şarkıyı maviye sevinci 
Ayrı koyarsanız İzmir’le İzmirliyi 
Kırılır tuz-buz olurlar billurlar gibi 

Ey Dinçer doğdun gezdin sevdin ne güzel 
Sen Homer’den beri İzmirliydin 
Yüzün güneşiyle yanık için nergisiyle serin 
Hani el ele koşmuştunuz ya vapura bir gün 
Kazı duvarına teşekkür ederim diye 
Pasaport’ daki taş iskelenin. 

DİNÇER SÜMER 

bir-dus-muydu-o-izmird10970955473570bdd65e2ab3b5d5b46 (1)

941’DE İZMİR

941’de izmir, bela çiçeği
sahil boyu karanlık
sevdalı bulutların hali
yağmur da ne kadar tembel yağıyor
kendimizi akan suya bıraktık
serseriler misali

941’de izmir
izmir şehrinin ışıkları yanıyor
çıktı şair namzedi attilâ ilhan
çıktı yelken gibi sokaktan
banyolar’a doğru şöyle uzanıyor
bir cebinde kiralık ihtiyar bir kitap
bir cebinde kehribar kuru üzüm ve incir
sahilde iki ahbap

kardeşim ihsan ahmed
izmir şehri yağmurlu bir şehirdir
yağmur çilerken çocuk gibi içlenir
yum gözlerini hele bir tahayyül et
hani – derd-üt gam içre perişan – yıldızlar gökte
hani her akşam bostanlı’dan öte

kardeşim cemşid hun
hoş geldin hayırlı akşamlar
gözlerinden mi yaktın söyle cigaranı
tütün değil ya dünyalar dağıtamaz efkârını
hem sabahtan çarşıda yoktun
ekmek alabildin mi fırından
yine galiba kıyamet kopmuş
yine pîr aşkına kırılmış camlar

941’de izmir
her şey nasıl geçmiş nasıl kaybolmuş
rüyada gibi hiç farkına varmadan
şimdi ben burdayım sen izmir’de o bağdat’ta
ve daha başımızdan neler geçer kimbilir
kimbilir kardeşim hayatta

ATİLLA İLHAN

47-3-Atilla-ilhan

 

 

İZMİRLİ TEĞMEN

kışlamız gömülünce karanlığa 
îneceğim sokağa pencereden. 
bir saat içinde varırım dağa. 
gel dağa çıkalım izmirli teğmen. karışıyor bir yezit her şeyime, 
dolara satılıp ölmek neyime? 
bir çift te sözüm var adnan beyime, 
gel dağa çıkalım izmirli teğmen, kuvayı milliye kanı damarda, 
asker ocağının şanı damarda, 
bekler bizi yüzbin yiğit dağlarda, 
gel dağa çıkalım izmirli teğmen.

NAZIM HİKMET, 1959

nazc4b1m-hikmet

HADİ İZMİR’E

yorgunsun hoşgelmişsin
kara gece nöbetinden hoşgelmişsin
yat uyu yerin hazır
hak etmişsin uykuyu
helal olsun uykun bahtiyar sağlığın
ama bir uzak iskelede başka olurken deniz
sakla uykunu biraz o uzak iskeleye

bak sakın telaşlanma
bitiverdi iki aylık bir çocuğun kendisi
bir şey değil bir çocuğun iki aylık tanrısı
bitiverdi iki aylık bir çocuğun kendisi
haydi kalk, sakla biraz haydi kalk haydi dedim
açıp sonsuz bir camı bir uzak iskeleye
şimdi tam sırasıdır her şey hazırken böyle
şimdi bunu gömelim

nasılsa girdi bu karaşafak aramıza
haydi şimdi ölüm vakti değil aramızda
ölüm ki bir olağan acının anısıdır
şimdi anıya yer yok aramızda

ne güzel uyurduk biz kavgasız gürültüsüz
bir yara bile olsa şuramızda buramızda
sular gibi karışık olan uykumuzda
senin kara gecen paslı benim çocuğum ölü
bir uzun yaşamayı beygirler gibi koştuğumuzda
hatırlarsın uzakta koştuğumuzda
sayılara vurdular bizi haydi kalk

haydi kalk yoruldum bir patlıcan nasıl büzülürse
bostanda durup da olmayı beklerken haydi kalk
haydi kalk dedim senden aldım kendimden
ölümü bir güzel ezberledim
anladım yorgunsun kara gece nöbetinden
çocuk öldü ben yoruldum ölüm nöbetinden
saatimi kurdum, saatini de kurdum haydi kalk haydi kalk
şimdi bunu gömelim.

neden öldü ben burdaydım sen ordaydın
belki de bahar filan vardır erzincanda ne bilelim
haydi kalk trenler kalkıyor duyuyorum
biliyorum
yorgunsun her geceden, biriken her geceden
haydi kalk şimdi bunu gömelim
haydi kalk bitiverdi
haydi kalk yorgun güzelim haydi kalk
hadi artık öldüm biliyor musun
hadi kalk
İzmirlere filan gidelim

TURGUT UYAR

Tomris & Turgut Uyar

 

İzmir şiirleri (1)

İTHAF

Aşkı şehirler yaratır, şehirler yaşatır
Ben gönlümce yaşadım, gönlümce sevdim
Bilirim saadetim, yalnızlığım bundandır
Seni bulduğum, kaybettiğim günden bilirim.

Aşklarının tarihi bir şehrin tarihidir diyorum
Gün gelir aşklarıyla anılır şehirler anılırsa
Niyetim sevdalı sözler etmek de olmasa
İzmir için ne yazarsam sana adıyorum!

NECATİ CUMALI

necati-cumalı1

GAZİLER CADDESİ

Basmane’de gaziler caddesi’ne
Küçük bir yağmur götürdüm
Siz böyle akşamüstü görmediniz

Gizlice bir şarap tuttum
Yine o şehir korkusu
Ola ki simsiyah sarhoşum
İçimde elektrik uğultusu
Bir kötümserlik sebepsiz

Şurda yeşil gözlü bir çocuk
Naylon geçirmiş şapkasına
Ferid’e benzettim azıcık
Kimbilir belki de başkasına
Yetişkin eli yüzü tertemiz

Basmane’de gaziler caddesi’ne
Kırık çocukluğumu götürdüm
Siz böyle bir akşamüstü görmediniz
Camların rengini beğenmedim
Bütün mor bıyıklar yabancı
Şekersiz çaylar içindeyim
Gece makaslarında bekçi
Sabaha karşı hırsız

Bu afiş sinema tuzağı
Düşme o kızın arkasına
Yemyeşil kolu bacağı
Cigara yapışmış dudağına
Dördünce gecedir uykusuz

Basmane’de gaziler caddesi’ne
Ürkek bir çarşamba götürdüm
Siz böyle bir akşamüstü görmediniz

ATİLLA İLHAN

Attila-İlhan-kolaj
İZMİR’İN AKŞAMLARI

Denizlerin rüzgârı denizlerin,
Gelir vurur kızların bacaklarına.
İzmir’in akşamları İzmir’in,
Herkes saadetini düşünür.

Öpülmez ki denizlerin rüzgârı,
Kolay kolay öpülmez ki.
Bir kaçar bir de durur
Kadınlar gibi.

Denizlerin rüzgârı denizlerin,
İnsan unutur yalnızlığını.
Gemiler yelken açar uzaklarda,
Kim sevmez bu saatlerde yolculuğu.

İzmir’in denizleri koskocaman
Çocuklar uzatır ayaklarını denize.
Midye keser ayaklarını kaçarlar
Sevine sevine.

İzmir’in akşamları İzmir’in,
Nasıl sevilmez böyle akşamlar.
Bir yanar bir söner Karşıyaka’nın ışıkları,
Gün olur insanı deli eder.

İzmir’in ışıkları İzmir’in,
Barların, vitrinlerin önünde
Gemiler gelir rüzgârla dolu,
Gemiler gider ışıklar içinde.

EDİP CANSEVER

 

maxresdefault
KARABİBER

İzmir´de bir ağaç gördüm
Adı karabiberdi karabiber
Yaprağının ucunu ısırdım
Tadı karabiberdi karabiber.

Bir yaşıma daha girdim
Biber dediğin tuzluğa yaraşır
Fidesi olur fidan olur
Bir çınar boyunda karabiber
İnsanın başı döner

Çiçek mi,meyva mı,tohum mu nedir
Nar tanesi gibi pırıl pırıl
Çingen pembesinden sıcak
Karabiber ağaçlar dolusu
Karabiber sebil
Karabiber salkım saçak

İzmir’de bir ağaç gördüm
Adı karabiberdi
Ya karabiber türküsü Allahım
Necati Cumalı söylerdi
Soba borusu gibi bir sesi vardı
Karabiberim, derdi karabiberim
Candarmalar geliyor kalk gidelim

İzmir´de bir ağaç gördüm
Adı karabiberdi
Benim,avuç içi kadar saksılarda
Asma kütükleri,yeşerten anam
Bu ağacı görse sevincinden ağlardı

İzmir´de bir ağaç gördüm
Adı karabiberdi
Dalını,meyvasını,gölgesini
Getirdi masamıza serdi
Yapraklarını görsen bayılırsın
Bir yazma oyası kadar ince
Söğüt dallarından narin
Saçlarının arasında dolaştığını duyarsın
İncecik biberli ellerin

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

bedri_rahmi_se
ÖPÜLDÜNÜZ EFENDİM

Buzul günlerinin çözüldüğü mevsimdi
Şiirler gibi akıyordu ırmaklar
Çekildi iğreti yollar ayaklarımızın altından
Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim

Herkes bir başınaydı, nedense biz ikimizdik
Sokaklar yalın ışıklarla yıkanıyordu
Özlemin kabarmış köpüğü yüreklerimizde
Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim

Söcükler nereye kaçmışlardı öyle
Neden susmalarla doluydu o uzun yürüyüşümüz
Şehir mi ıssızdı, biz mi kimsesizdik
Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim

Kanlı yaşantıları tanımıştık, sınanmıştı sevgimiz
Eksik değildi yine de içimizden bulutları
Kendi dallarımızı savurup kıran fırtınaların
Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim

Kırgındı ömürlerimiz hiçbir şeyi değiştiremediğimizden
İçten içe yaşadığımız pişmanlıklarla
Kaç baharın gülü solmuştu yüreklerimizde
Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim

HÜSEYİN YURTTAŞ

maxresdefault (1)

GÜL 1

İzmir’e götürüyorum bir gülü
Sarı bir gülü..

İLHAN BERK

maxresdefault (2)

İZMİR 1944

Tek başına gezersin

Mavi emprime entari

Yakışmış üzerinde

Kaşın gözün yerinde

Güzelliğine güzelsin

 

Dolup taşmakta Kültürpark

Giden gidene Fuara

Sen yalnız olduktan sonra

Biz ne güne duruyoruz?

BEHÇET NECATİGİL

maxresdefault (3)

ATLI ASES

Kilimlerle senin sofalarla var yürüyüşün

Geldik şimdi bu saçların ki çözdüm ve çözmedim

Kuşluk yürüyüşün senin gerinmelerle ikindi yürüyüşün

İnceciksin terliklerle uzunsun ya da gözlerle

 

Öyle yürüyüşün ki inmiş atlardan ya Erzurum’dan

Aşkın ardınca oldular ki anlayın işte artık

Her İzmir’de Kordon boyuyla senin şıkırtıların

Geldik şimdi bu ellerin ki tuttum ve tutmadım

Böyleyeyin yürüyüş kilerlerde sayılmış değil

Badem yürüyüşün kavunlarla Kırkağaç yürüyüşün

Çıplaksın yürüyüşünle kaşlarla esmersin ya da

Geldik şimdi bu ayakların ki öptüm ve öpmedim.

Taylar gibi yürüyüşün senin Konya düzü gibi

Geldik şimdi bu atlar ki yıkıldım bittim.

Ekmeklerle birikmiş değil bolluk böyleleyin

Rüzgarlarla senin buğdaylarla var yürüyüşün.

SALAH BİRSEL

1(518)

Eray Canberk şiirleri…

YAŞAMAYI GÖZE ALMAK
bir yaralı kızıl kuş gibi düşerdi güneş
karanlıklar başlardı sıkıntılı ve uzun
ondan kaçarcasına dönerlerdi adamlar
yenılmiş değil ama biraz utanmış gibi
kını le savaşırlardı kimse bilmezdi onu
şimdi sen her şeyden uzak büyüyen bir çocuksun
ananın ak sütu gibi kınlerle beslenen
yumruk gibi bir şey düşün ellerini
yoksa bu çaresiz adamlar seni de yoksul eder
il)’ yoksa mavi sularda karanlık korkunç olur
{ ılk bir yara gibi yayılır içine bozgun
lwr yıl en güzel çocukları alır gider
tl:ılgalar ki senin de rengine vurulcluğun
sonra yine başlar yine bitmez tukenmez gibi günler
çeker seni sevdiğin türkülerle bir tutku
yıllar önce bir başkasının gönül verdiği suya
ya kaçmaktır kurtuluşun çaresi
ya yumruk gibi bir şey düşün ellerini

Mücadele 004

 

 

UZAK
geceleri üç beş evden de uzak
bir yapının dört duvarına gizliyor kendini
tedirgin uykularım gündüzlere bırakarak
çocuklarla bölüşüyor sevincini
çoğu cılız ve çoğu yalınayak
bilmiyor neden – alıştığı ınsanlardan korkarak
bir kadın toprağa adıyor kendini
kimsesiz umarsız yılgın
bir adam avutuyor derdini
saçının akını çoğaltarak
caddelerden ağaçlardan ve denizlerden
unuttuğu yuzlerden çizgiler çiziyor boşluklara
sevgiler mi huzunler mi kavuşmalar mı
hepsi gidip dönemediği kentler gibi uzakta
uzak

Resim1

KUYTUSUNDA BİR DAĞIN
ya da eksik bir yorumla aldanırlar
bulutlanmayı unutmuş bir gök altında
çunkü kar değildir yağan
bir ince soğuktur olsa olsa
ozlerler onlar ki bir şehirde
bir başka şehri yaşamaktan
çünkü eski yerlerinde değiller aslında
yanılıp da göğe baktıkları zaman
düşürüler değişen yalnızca dışta
içlerine işleyen ne var
soğuk ve hüzün bir yana
bir de erken basan karahklar
kar yağsa erimese bir daha
bu şehri yaşamaya alışmak için
donmuş suları dumanları
ve çekilmiş bir dağın kuytusuna
bir de kimsenin anlamadığı
l’Ski ve unutulmuş bir şarkı söylenince
yureğine gurbet diye oturtmuş Kars’ı
bir kadın alışırken kadınlığına.

Protesto 017

ŞAİR-İ ÂZAM
ben ünlü bir şairim büyük
sakal tıraşıyla falan uğraşamam
bazı umursamam insanları
ama insanlığa saygım tam
ben ünlü bir şairim büyük
uğraşamam evcil işlerle falan
ev kadın çocuk geçim sıkıntısı
devrimle hepsi kalkacak ortadan
ben ünlu bir şairim büyük
kafa yoramam öyle her şeye
benim sorunlarım çapraşık
işçi sınıfı artıdeğer tekelci sermaye
kuytu sularda zaman

Kent 084

ESKİ BİR TÜRKÜ
sen bana unuttuğum şeyleri hatırlat
yeniden söyleyeceğiz o eski türküyü bir gün
zalimce ve hunharca yok edilse de hayat
biz hiç ölmeyeceğiz busbütün
beni götür bu kötü şehirden uzak
evleri kırlara bakan senin oraya
hani ince yüzlü çocuklar varmış yalınayak
umudum kırık değil güzel günler üzre
sana anlattıklarımı bir bir herkese anlatmak
                                                                geçiyor içimden
söz gelişi yüreği kuş gibi çırpınan çocuklarıma
elbette umudum kırık değil güzel günler üzre

 

AYRILIK TÜRKÜLERİ – I

dağlar ses vermedi silah sesine
ve şehirler kapatmış kapılarını
evlerin içinde bir kin büyüyor
inceden inceye ve günden güne

bir haber sal sağ mısın umutlu mu
yiğidim can kardeşim delikanlım
geçtin mi kırları aştın mı suyu
güvercinim balacam gönül yoldaşım

ilkyaz geçti sıcak sardı her yanı
bir göç var dağlardan dağlara
ya umudunla katılsan kervanlara
ya tanıyanlarla gördersen selamını

bir haber sal sağ mısın umutlu mu
yiğidim can kardeşim delikanlım
geçtın mi kırları aştın mı suyu
güvercinim balacam gönül yoldaşım

ince bir kız tutuyor yasını
belki saçları san belki saçları kara
resmin bile sarardı duvarlarda
ve örselendi kenarları

bir haber sal sağ mısın umutlu mu
yiğidim can kardeşim delikanlım
geçtin mi dağları aştın mı suyu
güvercinim balacam gönül yoldaşım

oğlunun iri damlaları andıran gözlerinde
babasız çocukların kırgın sevinci
yaşından önce büyüyecek belki
senin dingin ve düşünceli resmini gördükçe

bir haber sal sağ mısın umutlu mu
yiğidim can kardeşim delikanlım
geçtin mi dağları aştın mı suyu
güvercinim balacam gönül yoldaşım

 

Onat Kutlar şiirleri, çevirileri…

SOKAK
Durmadan değişen bu kentte selvilerin
anılarıyla uğuldayan bir sokaktı
Yüksek ve külrengi yapıların tepesinde ikindi
sarı bir ışıkla vururdu pencerelerin donuk ve sessiz
krater gölcüklerine
Orada yaşlılar otururdu tozlu iğne yastıkları ve güz
sararmış martıların eğri yağmurlarıyla gelir tarardı
yüzlerinde unutulmuş sepya boşluğu
Karınlarına ölümün tohumlarını ekerdi aşağılarda
hafif bir lağım kokusuyla karışık kahve
ve anason çiçekleri satılan
küf rengi ırmakların sokağında ehliyetli kurbağalar
safa pezevenkleri ve geçmiş kaçakçıları
Arada inatçı Arnavutların
durmadan yenilediği kaldırımlardan
gülleri örselenmiş kadınlar geçerdi farkedilmeyi
bekleyen erken kararmış Lidya gümüşleri genç kızlar
Kanlı bayrakların yelkeniyle arada
tersane işçilerinin kadırgaları geçerdi ilkyardıma doğru
Siren sesleri Sivaslı kapıcıların granit belleğine
bulanık izler bırakırdı
Günlük işlerin bittiği saatlerde yani geceleri
sokak bir kerhane gibi işlerdi bahriye gediklileri
denizi ve orospuları aynı anda gören evlerin
duvarına arabesk bir savaşın tarihini yazarlardı: Aşk
Binliklerin mor jileti çalışırdı kapılarda titreyerek ve derin
bir yarıkla açarak feodal zamanın surlarını
sabahın eteklerine ulaşırdı
Oradan başıboş çocuklar çıkardı yaşamın çöpçüleri
doğulu çocuklar plastik ayakkapları ve kendi gövdelerindeki
ölü ana sıcaklığına sarılan kollarıyla
süpürürlerdi gecenin artıklarını
Solgun iğneleriyle ilk ışıkların dikerdi ağırbaşlı halk
kentin zarını yeniden ve gün
başlardı
Orada sevdim seni
Sokağı denize bağlayan geçitte orada
geceyi gökkuşağına bağlayan günlerin saçını hızla örerdi
zaman
Sevecen sorgulu uysal yüreğin
bir çimen türküsüyle açardı soyağacının gizli bahçelerini
çılgın bir büyücüye, orada kan ırmağından
geleceğin şarabını çıkardım ve yanan günlerden altın
bir şiir çıkardım güzelliğinin kapalı yapraklarından
bozkır ortasında ırmak kuyu dibinde gökyüzü bir özgürlük
esintisi zindanların avlularından
Unutma ben yokolunca değişince kent ve bir yoksulun
o günlerden
sana bağışladığı söz ülkesi yitip gidince
sonsuz ve isimsiz bir deniz kalacak bir de çamağacı
benim sularımla öpüşen.

Onat Kutlar, Unutulmuş Kent

222

NEREYE?
Nereye akar bu ırmak?
Bu yol nereye götürür?
Pirinç tarlalarının sonsuzluğunda
Nereye kayar, bu eski pagoda’nın hüznü?
Nereye seslenir bu siren sesleri,
Dağılan dumanları fabrikaların?
Toz toprak içinde homurdanarak
Nereye gider dizi dizi kamyonlar?
Şafağın bulutları nereye?
Nereye akşamın güneşi?
Bir mektup kâğıdına aceleyle
Yazılmış satırlar nereye gider?
Nereye bakıyor insan yüzleri?
Nereye gidiyor bu ayaklar?
Gece gündüz                                                                                                                        çağıran güney’e.                                                                                                               

Nguyen Dinh Thi, Çeviri: Onat Kutlar

1359079408.nv_

SURLAR VE DENİZ
körler ülkesinin tam karşısında
çünkü gören olmadı seni benden başka
duran kent sevgilim nicedir
surların çevirdiği denize doğru
kurdum barbar çadırımı bekliyorum
bekliyorum bembeyaz bir yapının
omuzlarına konacak kartal
kapına dikilmiş boynuzlarıyla
kara koç başı hırslı kalkan
ve hasret ve tutku ve bitip tükenmez
ayrılığa inatla kafa tutan
bakışların tozlarına bulanmış
ağaç heykeli olan gövdemle
içinden görmek istiyorum seni
dinlemek daha da bir güze doğru
çimenlerinden geçen serin esintiyi
yıkanmak derin saatlerinde denizinin
yarı aydınlık sokaklarından geçmek ve eski
bir balıkçının uslanmaz merakıyla
ağ atmak akşama karşı sularına
yanan alnımı su mermerinin
karnına koymak ve uyumak
yorgun savaşçının
tütün ve barut kokusuyla uyumak bir hayvanın
karlı sınırlarını aşmak bir yaza doğru
saklı kent bıktım seni kuşatan
kendi çadırlarımdan kör kılıcına
tuğlalarla örülmüş yanık surlardan
bıktım bana uzaklığı öğreten
di’li geçmişiyle zamanın
yazılmış kuşatma günlüklerinden
taş perdeleriyle bir gize doğru
yelken açan kent göremiyorum seni.

Onat Kutlar, Unutulmuş Kent

24105918716_0c9c8fdc4c_o
Fotoğraf: Aydın Aydi

İnce şeyler…

Unutulmuş Kent

Vermeme olanak yok bana verdiklerini

Ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli

Geçmiş bunca güzellikten bir ani olarak

Ben seni alayım istersen sen de beni

Onat Kutlar

 onat_kutlar

GÜL İÇİN İLAHİ

İnsanlar bir gülü bir senetle

Değiştirmeye alıştılar

İnsanlar başka insanların hayatını

Bir hezaran sandalye midir hayat

Dizip kaldırmaya alıştılar

İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar

Yelin üflediği yaprak mıdır onur

Yürek arsız otlar gibi ayak altında

Tanımıyor kimse kimseyi

Ve kendini tanımak istemiyor

İnsan kendini tanımazsa kendini insan

Nasıl varolabilir

Bu yüzden dünya hey koca dünya

Dönüyor bir ölüler ülkesine

Susanlar şimdilik

Oyunun dışına düşenler

Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar

Gün kıyamete erdiğinde

Gülten Akın, İlahiler (1983)

maxresdefault

SENİ SEVDİM

Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar

Ve onların yoğun boyunlu kadınları

Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa

Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce

Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde

Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce

Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz

Senet senet satılmadan önce

Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp

Tanrı parsellenip kapatılmadan önce

Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin.

Gülten Akın, Sevda Kalıcıdır (1991)

68c7e37c-c66a-4086-aa59-b057ec2aa347

YÜKSEK EVDE OTURANIN TÜRKÜSÜ

Evleri yüksek kurdular

Önlerinde uzun balkon

Sular aşağıda kaldı

Aşağda kaldı ağaçlar

Evleri yüksek kurdular

On bin basamak merdiven

Bakışlar uzakta kaldı

Uzakta kaldı dostluklar

Evleri yüksek kurdular

Cama betona boğdular

Usumuzdaydı unuttuk

Topraklar uzakta kaldı

Toprağa bağlı olanlar

Gülten Akın, Ağıtlar ve Türküler (1976)

Bayramlık şiirler…

İki Kent

Dizlerinde kalırsın bir akşam vakti
Soluklarına uğrarsın, kısılmış gözlerine
Geçersin, geçersin, geçersin
Gökteki tek yıldızdan üşüyerek.

Görüyorsun değil mi?
Ne kadar inceldi kent
Ansızın bir kent daha görünecek.

Bak işte, duyuyor musun?
Öpüldün bırakıldın sanki
Bir değil iki tülü senin de soluğun.

Edip Cansever, Şairin Seyir Defteri

maxresdefault (1)

 

TEKNOKRATLAR

Bütün mimarlar yüksek, mühendisler de

Bir sen kaldın alçak mimar ey Sinan Usta!

Cemal Süreya, Üstü Kalsın

maxresdefault

DİLEKÇE
Sokağımsan
Ben anahtarı çevirdiğim zaman
Kapanan evin kapısı değil,
Senin kapın olsun açılan.

Adresimsen,
Mektuplarım doğru dürüst gelsin;
İki kişi telefonla konuşurken
Olmayalım hemen üç kişi.

Kentimsen,
Başka kentler de girsin araya;
Daha bir sevinçle katılayım,

Şenliğimsen.
Her şeyi yaz, tarihimsen,
Ama her bir şeyi;

Dilimsen,
Sen de koru biraz dilliğini.

Düşüncemsen,
Kızkardeşim pencereyi açsın;
Sorguçlu bir ışık aracılığıyla
Günyenisi dolsun içeri.
Uzat saçlarını Frigya,

Yarimsen,

Yurdumsan,

Söz ver Anadolu!

Cemal Süreya, Üstü Kalsın