Yaşamdan kareler…

Sıcak bir Pazar sabahında çevremizdeki, ülkemizdeki insanların günlük yaşamlarından kesitler… Kalabalıklar, tek başına kalmalar, geçmişten gelen anılar, izler…. Doğanın, kedilerin varlığı, rüzgarın sesi, sisin örtüsü, yangının hışmı…. Velhasıl güzel bir Pazar gününe layık güzel fotoğraflar….

Ahmet Çetintaş - Kalabalık
Ahmet Çetintaş – “Kalabalık
Alaattin Şenol - Gar
Alaattin Şenol – “Gar”
Ali Haydar Ceylan -
Ali Haydar Ceylan
Ali İhsan Oto - Gece
Ali İhsan Oto – “Gece”
Ebru Tolay
Ebru Tolay
Emre Sotürk - Gökdelenler ve sis
Emre Soytürk – “Gökdelenler ve sis”
Enver Aydın - Meşkihüzün
Enver Aydın – “Meşk-i hüzün”
Ferhat Göksu - Zirveye Tırmanış
Ferhat Göksu – “Zirveye Tırmanış”
Filiz Kartal - Toz duman
Filiz Kartal – “Toz duman”
Halit Bozkuş - Seyir
Halit Bozkuş – “Seyir”
İsmail Erhan Alan - Değirmen Kar
İsmail Erhan Alan – “Değirmen Kar”
Murat Güven - Kışbakışı
Murat Güven – “Kışbakışı”
Murat İbranoğlu - Saat KUlesi
Murat İbranoğlu – “Saat Kulesi”
Murat Koçak - Haydarpaşa
Murat Koçak – “Haydarpaşa”
Mustafa Zengin - Taşköprü
Mustafa Zengin – “Taşköprü”
Orhan Köse - Surlar
Orhan Köse – “Surlar”
Serkan Çolak - Rüzgar
Serkan Çolak – “Rüzgar”
Sevilay Yurtsever - Güvenlik ağı ardından
Sevilay Yurtsever – “Güvenlik ağı ardından”
Tufan Bilir - Anide Yaşam
Tufan Bilir – “Ani’de Yaşam”
Turgut Engin - Yangın
Turgut Engin – “Yangın”
Uğur Tamdoğan -
Uğur Tamdoğan
Yılmaz Topçu - Aydın
Yılmaz Topçu – “Aydın
Zafer Fişek - Lodos
Zafer Şimşek – “Lodos

Eray Canberk şiirleri…

YAŞAMAYI GÖZE ALMAK
bir yaralı kızıl kuş gibi düşerdi güneş
karanlıklar başlardı sıkıntılı ve uzun
ondan kaçarcasına dönerlerdi adamlar
yenılmiş değil ama biraz utanmış gibi
kını le savaşırlardı kimse bilmezdi onu
şimdi sen her şeyden uzak büyüyen bir çocuksun
ananın ak sütu gibi kınlerle beslenen
yumruk gibi bir şey düşün ellerini
yoksa bu çaresiz adamlar seni de yoksul eder
il)’ yoksa mavi sularda karanlık korkunç olur
{ ılk bir yara gibi yayılır içine bozgun
lwr yıl en güzel çocukları alır gider
tl:ılgalar ki senin de rengine vurulcluğun
sonra yine başlar yine bitmez tukenmez gibi günler
çeker seni sevdiğin türkülerle bir tutku
yıllar önce bir başkasının gönül verdiği suya
ya kaçmaktır kurtuluşun çaresi
ya yumruk gibi bir şey düşün ellerini

Mücadele 004

 

 

UZAK
geceleri üç beş evden de uzak
bir yapının dört duvarına gizliyor kendini
tedirgin uykularım gündüzlere bırakarak
çocuklarla bölüşüyor sevincini
çoğu cılız ve çoğu yalınayak
bilmiyor neden – alıştığı ınsanlardan korkarak
bir kadın toprağa adıyor kendini
kimsesiz umarsız yılgın
bir adam avutuyor derdini
saçının akını çoğaltarak
caddelerden ağaçlardan ve denizlerden
unuttuğu yuzlerden çizgiler çiziyor boşluklara
sevgiler mi huzunler mi kavuşmalar mı
hepsi gidip dönemediği kentler gibi uzakta
uzak

Resim1

KUYTUSUNDA BİR DAĞIN
ya da eksik bir yorumla aldanırlar
bulutlanmayı unutmuş bir gök altında
çunkü kar değildir yağan
bir ince soğuktur olsa olsa
ozlerler onlar ki bir şehirde
bir başka şehri yaşamaktan
çünkü eski yerlerinde değiller aslında
yanılıp da göğe baktıkları zaman
düşürüler değişen yalnızca dışta
içlerine işleyen ne var
soğuk ve hüzün bir yana
bir de erken basan karahklar
kar yağsa erimese bir daha
bu şehri yaşamaya alışmak için
donmuş suları dumanları
ve çekilmiş bir dağın kuytusuna
bir de kimsenin anlamadığı
l’Ski ve unutulmuş bir şarkı söylenince
yureğine gurbet diye oturtmuş Kars’ı
bir kadın alışırken kadınlığına.

Protesto 017

ŞAİR-İ ÂZAM
ben ünlü bir şairim büyük
sakal tıraşıyla falan uğraşamam
bazı umursamam insanları
ama insanlığa saygım tam
ben ünlü bir şairim büyük
uğraşamam evcil işlerle falan
ev kadın çocuk geçim sıkıntısı
devrimle hepsi kalkacak ortadan
ben ünlu bir şairim büyük
kafa yoramam öyle her şeye
benim sorunlarım çapraşık
işçi sınıfı artıdeğer tekelci sermaye
kuytu sularda zaman

Kent 084

ESKİ BİR TÜRKÜ
sen bana unuttuğum şeyleri hatırlat
yeniden söyleyeceğiz o eski türküyü bir gün
zalimce ve hunharca yok edilse de hayat
biz hiç ölmeyeceğiz busbütün
beni götür bu kötü şehirden uzak
evleri kırlara bakan senin oraya
hani ince yüzlü çocuklar varmış yalınayak
umudum kırık değil güzel günler üzre
sana anlattıklarımı bir bir herkese anlatmak
                                                                geçiyor içimden
söz gelişi yüreği kuş gibi çırpınan çocuklarıma
elbette umudum kırık değil güzel günler üzre

 

AYRILIK TÜRKÜLERİ – I

dağlar ses vermedi silah sesine
ve şehirler kapatmış kapılarını
evlerin içinde bir kin büyüyor
inceden inceye ve günden güne

bir haber sal sağ mısın umutlu mu
yiğidim can kardeşim delikanlım
geçtin mi kırları aştın mı suyu
güvercinim balacam gönül yoldaşım

ilkyaz geçti sıcak sardı her yanı
bir göç var dağlardan dağlara
ya umudunla katılsan kervanlara
ya tanıyanlarla gördersen selamını

bir haber sal sağ mısın umutlu mu
yiğidim can kardeşim delikanlım
geçtın mi kırları aştın mı suyu
güvercinim balacam gönül yoldaşım

ince bir kız tutuyor yasını
belki saçları san belki saçları kara
resmin bile sarardı duvarlarda
ve örselendi kenarları

bir haber sal sağ mısın umutlu mu
yiğidim can kardeşim delikanlım
geçtin mi dağları aştın mı suyu
güvercinim balacam gönül yoldaşım

oğlunun iri damlaları andıran gözlerinde
babasız çocukların kırgın sevinci
yaşından önce büyüyecek belki
senin dingin ve düşünceli resmini gördükçe

bir haber sal sağ mısın umutlu mu
yiğidim can kardeşim delikanlım
geçtin mi dağları aştın mı suyu
güvercinim balacam gönül yoldaşım

 

Onat Kutlar şiirleri, çevirileri…

SOKAK
Durmadan değişen bu kentte selvilerin
anılarıyla uğuldayan bir sokaktı
Yüksek ve külrengi yapıların tepesinde ikindi
sarı bir ışıkla vururdu pencerelerin donuk ve sessiz
krater gölcüklerine
Orada yaşlılar otururdu tozlu iğne yastıkları ve güz
sararmış martıların eğri yağmurlarıyla gelir tarardı
yüzlerinde unutulmuş sepya boşluğu
Karınlarına ölümün tohumlarını ekerdi aşağılarda
hafif bir lağım kokusuyla karışık kahve
ve anason çiçekleri satılan
küf rengi ırmakların sokağında ehliyetli kurbağalar
safa pezevenkleri ve geçmiş kaçakçıları
Arada inatçı Arnavutların
durmadan yenilediği kaldırımlardan
gülleri örselenmiş kadınlar geçerdi farkedilmeyi
bekleyen erken kararmış Lidya gümüşleri genç kızlar
Kanlı bayrakların yelkeniyle arada
tersane işçilerinin kadırgaları geçerdi ilkyardıma doğru
Siren sesleri Sivaslı kapıcıların granit belleğine
bulanık izler bırakırdı
Günlük işlerin bittiği saatlerde yani geceleri
sokak bir kerhane gibi işlerdi bahriye gediklileri
denizi ve orospuları aynı anda gören evlerin
duvarına arabesk bir savaşın tarihini yazarlardı: Aşk
Binliklerin mor jileti çalışırdı kapılarda titreyerek ve derin
bir yarıkla açarak feodal zamanın surlarını
sabahın eteklerine ulaşırdı
Oradan başıboş çocuklar çıkardı yaşamın çöpçüleri
doğulu çocuklar plastik ayakkapları ve kendi gövdelerindeki
ölü ana sıcaklığına sarılan kollarıyla
süpürürlerdi gecenin artıklarını
Solgun iğneleriyle ilk ışıkların dikerdi ağırbaşlı halk
kentin zarını yeniden ve gün
başlardı
Orada sevdim seni
Sokağı denize bağlayan geçitte orada
geceyi gökkuşağına bağlayan günlerin saçını hızla örerdi
zaman
Sevecen sorgulu uysal yüreğin
bir çimen türküsüyle açardı soyağacının gizli bahçelerini
çılgın bir büyücüye, orada kan ırmağından
geleceğin şarabını çıkardım ve yanan günlerden altın
bir şiir çıkardım güzelliğinin kapalı yapraklarından
bozkır ortasında ırmak kuyu dibinde gökyüzü bir özgürlük
esintisi zindanların avlularından
Unutma ben yokolunca değişince kent ve bir yoksulun
o günlerden
sana bağışladığı söz ülkesi yitip gidince
sonsuz ve isimsiz bir deniz kalacak bir de çamağacı
benim sularımla öpüşen.

Onat Kutlar, Unutulmuş Kent

222

NEREYE?
Nereye akar bu ırmak?
Bu yol nereye götürür?
Pirinç tarlalarının sonsuzluğunda
Nereye kayar, bu eski pagoda’nın hüznü?
Nereye seslenir bu siren sesleri,
Dağılan dumanları fabrikaların?
Toz toprak içinde homurdanarak
Nereye gider dizi dizi kamyonlar?
Şafağın bulutları nereye?
Nereye akşamın güneşi?
Bir mektup kâğıdına aceleyle
Yazılmış satırlar nereye gider?
Nereye bakıyor insan yüzleri?
Nereye gidiyor bu ayaklar?
Gece gündüz                                                                                                                        çağıran güney’e.                                                                                                               

Nguyen Dinh Thi, Çeviri: Onat Kutlar

1359079408.nv_

SURLAR VE DENİZ
körler ülkesinin tam karşısında
çünkü gören olmadı seni benden başka
duran kent sevgilim nicedir
surların çevirdiği denize doğru
kurdum barbar çadırımı bekliyorum
bekliyorum bembeyaz bir yapının
omuzlarına konacak kartal
kapına dikilmiş boynuzlarıyla
kara koç başı hırslı kalkan
ve hasret ve tutku ve bitip tükenmez
ayrılığa inatla kafa tutan
bakışların tozlarına bulanmış
ağaç heykeli olan gövdemle
içinden görmek istiyorum seni
dinlemek daha da bir güze doğru
çimenlerinden geçen serin esintiyi
yıkanmak derin saatlerinde denizinin
yarı aydınlık sokaklarından geçmek ve eski
bir balıkçının uslanmaz merakıyla
ağ atmak akşama karşı sularına
yanan alnımı su mermerinin
karnına koymak ve uyumak
yorgun savaşçının
tütün ve barut kokusuyla uyumak bir hayvanın
karlı sınırlarını aşmak bir yaza doğru
saklı kent bıktım seni kuşatan
kendi çadırlarımdan kör kılıcına
tuğlalarla örülmüş yanık surlardan
bıktım bana uzaklığı öğreten
di’li geçmişiyle zamanın
yazılmış kuşatma günlüklerinden
taş perdeleriyle bir gize doğru
yelken açan kent göremiyorum seni.

Onat Kutlar, Unutulmuş Kent

24105918716_0c9c8fdc4c_o
Fotoğraf: Aydın Aydi

İnce şeyler…

Unutulmuş Kent

Vermeme olanak yok bana verdiklerini

Ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli

Geçmiş bunca güzellikten bir ani olarak

Ben seni alayım istersen sen de beni

Onat Kutlar

 onat_kutlar

GÜL İÇİN İLAHİ

İnsanlar bir gülü bir senetle

Değiştirmeye alıştılar

İnsanlar başka insanların hayatını

Bir hezaran sandalye midir hayat

Dizip kaldırmaya alıştılar

İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar

Yelin üflediği yaprak mıdır onur

Yürek arsız otlar gibi ayak altında

Tanımıyor kimse kimseyi

Ve kendini tanımak istemiyor

İnsan kendini tanımazsa kendini insan

Nasıl varolabilir

Bu yüzden dünya hey koca dünya

Dönüyor bir ölüler ülkesine

Susanlar şimdilik

Oyunun dışına düşenler

Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar

Gün kıyamete erdiğinde

Gülten Akın, İlahiler (1983)

maxresdefault

SENİ SEVDİM

Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar

Ve onların yoğun boyunlu kadınları

Düz gitmeden önce ülkeyi bir baştan bir başa

Yalana yaslanmış bir çeşit erk kurulmadan önce

Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde

Dışa açılmadan önce içe açılmadan önce kapanmadan önce

Nehirlerimiz ve dağlarımız ve başka başka nelerimiz

Senet senet satılmadan önce

Şirketler vakıflar ocaklar kutsal kılınıp

Tanrı parsellenip kapatılmadan önce

Seni sevdim. Artık tek mümkünüm sensin.

Gülten Akın, Sevda Kalıcıdır (1991)

68c7e37c-c66a-4086-aa59-b057ec2aa347

YÜKSEK EVDE OTURANIN TÜRKÜSÜ

Evleri yüksek kurdular

Önlerinde uzun balkon

Sular aşağıda kaldı

Aşağda kaldı ağaçlar

Evleri yüksek kurdular

On bin basamak merdiven

Bakışlar uzakta kaldı

Uzakta kaldı dostluklar

Evleri yüksek kurdular

Cama betona boğdular

Usumuzdaydı unuttuk

Topraklar uzakta kaldı

Toprağa bağlı olanlar

Gülten Akın, Ağıtlar ve Türküler (1976)

Bayramlık şiirler…

İki Kent

Dizlerinde kalırsın bir akşam vakti
Soluklarına uğrarsın, kısılmış gözlerine
Geçersin, geçersin, geçersin
Gökteki tek yıldızdan üşüyerek.

Görüyorsun değil mi?
Ne kadar inceldi kent
Ansızın bir kent daha görünecek.

Bak işte, duyuyor musun?
Öpüldün bırakıldın sanki
Bir değil iki tülü senin de soluğun.

Edip Cansever, Şairin Seyir Defteri

maxresdefault (1)

 

TEKNOKRATLAR

Bütün mimarlar yüksek, mühendisler de

Bir sen kaldın alçak mimar ey Sinan Usta!

Cemal Süreya, Üstü Kalsın

maxresdefault

DİLEKÇE
Sokağımsan
Ben anahtarı çevirdiğim zaman
Kapanan evin kapısı değil,
Senin kapın olsun açılan.

Adresimsen,
Mektuplarım doğru dürüst gelsin;
İki kişi telefonla konuşurken
Olmayalım hemen üç kişi.

Kentimsen,
Başka kentler de girsin araya;
Daha bir sevinçle katılayım,

Şenliğimsen.
Her şeyi yaz, tarihimsen,
Ama her bir şeyi;

Dilimsen,
Sen de koru biraz dilliğini.

Düşüncemsen,
Kızkardeşim pencereyi açsın;
Sorguçlu bir ışık aracılığıyla
Günyenisi dolsun içeri.
Uzat saçlarını Frigya,

Yarimsen,

Yurdumsan,

Söz ver Anadolu!

Cemal Süreya, Üstü Kalsın

Kent Hukuku

Tüm bir yaşamını kent, yerel yönetimler, çevre gibi konulara hasreden değerli bilim insanı Prof. Dr. Ruşen Keleş ve Prof. Dr. Ayşegül Mengi tarafından yazılan “Kent Hukuku” isimli kitap, 2017 yılının Mayıs ayında İmge Kitabevi tarafından yayınlandı. 

Toplam 263 sayfadan oluşan bu kitapta kent hukuku konusunda bilgilenmek isteyenlere;

* Kent hukukunun yurttaş boyutu çerçevesinde kent ve kentsel alan, kent hakkı, kentsel hak ve kentli hakkı, farklı kent modelleri, kent yurttaşlığı ve kentlilik, kent kimliği, küreselleşmenin kentler üzerindeki etkileri, kentsel suç, kente karşı suç ve kentkırım, kentsel toplumsal hareketler, kentsel yaşam kalitesi, hukuk devleti, hukukilik, yasallık, doğrulluk (meşruiyet), kenttaşlık (hemşehri hukuku), kentsel katılım, kent hukukunun anayasal ve yasal dayanakları, kent hukuku ile ilgili Anayasa Mahkemesi ve yönetsel yargı kararları, kent hukukunun uluslararası kaynakları ve kent hukukunun aktörleri konuları,

* Kent hukukunun yönetim boyutu çerçevesinde de kent yönetimi, belediyelerle büyükşehir belediyelerinin anayasal temelleri, toplumcu belediyecilik ve sosyal belediyecilik, mahalle yönetimi, kentsel hizmetlerin özelleştirilmesi, belediye şirketleri, kent yönetiminin gelirleri, kent yönetimlerinin imar ve planlama yetkileri ile uygulamaları ve kent yöneticileriyle ilgili etik kurallar hakkında bilgi veriliyor.

Her iki yazar, kitabın Önsöz bölümünde bu kitabın 20 yıla yakın bir süredir, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ve Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Yüksek Lisans ve Doktora düzeyinde yapılan derslerde ele alınan konulardan oluştuğunu belirtiyorlar.

RusenKeles

Kitabın arkasında yer alan tanıtım bölümünde ise şunlar yazılmış:

Kent Hukukundan söz edildiğinde, genellikle, imar uygulamaları ya da çevre konusunda karşılaşılan sorunlar akla gelir. Ancak, bu konuları da kapsamak üzere daha çok, kent olarak tanımlanan, doğal ve yapay çevre öğelerinden oluşan mekânlara ve bu mekânlarda yaşayanlara ilişkin kuralların tümü Kent Hukukunun konusudur.
 
Kenttaşların sahip olduğu kentsel hakları koruma altına alan Kent Hukuku, aynı zamanda onlara bu konuda kimi sorumluluklar da yüklemektedir. Kenttaşların kentle bütünleşmeleri, kendilerini kent kimliğinin ve kültürünün bir parçası olarak görmeleri, hak ve ödev kavramlarının birlikte algılanmasının zorunlu olduğu bilinciyle kentsel haklara sahip çıkmaları büyük önem taşımaktadır.
 
Kent yönetimlerine, sürdürülebilir, yaşam kalitesi yüksek kentsel mekânlar yaratma, çevre değerlerini korumaya öncelik verme, kamu yararı ve toplum yararını bireysel yararın önünde tutma görevlerini veren Kent Hukuku, aynı zamanda, kent yönetimlerinin, katılımcı, saydam, hesap verebilir, etkin ve verimli hizmet sunan ve yerel özerklikten yararlanan birimler olabilmeleri için yasama, yürütme ve yargı erklerine düşen ödevleri de kapsar.

0001702243001-1

Kenti, yönetim ve kenttaş boyutuyla ele alan Kent Hukukunun yazarları Ruşen Keleş ve Ayşegül Mengi, kentli haklarının güvence altına alındığı, kent yönetimlerinin hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağlı olduğu, kenttaşların edilgen değil, etkin yurttaşlar olarak kentlerine sahip çıktığı ideal bir duruma ulaşmanın önündeki engellerin neler olduğunu ortaya koymaya çalışmakta; sonra da söz konusu sorunlardan her biri için çözüm yolları önermektedir.

Mahallenin mobeseleri…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada görüp yarın öbür gün kullanırım düşüncesiyle kaydedip sakladığım sevimli bir karikatür var. “Mahallenin mobeseleri” adı verilen bu karikatürde bir evde aynı somyaya dayanıp dışarıyı gözleyen üç sevimli teyze var. Çizimden ve yüz ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla evin hemen önündeki sokaktan kimlerin gelip geçtiğine ya da karşı evlerde olup bitenlere bakıyorlar. Adeta o mahallenin ya da sokağın sahipleri gibi.

Bu konuyla ilgili çok eski mesleki bir deneyimim daha var.

Müfettişlik yaptığım 1980’li yılların başıydı sanırım. İstanbul’da, beni yetiştiren üstasım ve değerli büyüğüm Recep Birsin Özen ile birlikte soruşturma yapmak üzere Edirne’nin Havsa ilçesine gittiğim bir zamandı. Keyifli bir otobüs yolculuğu sonrasında Havsa Hükümet Meydanı’nda otobüsten inerek kaymakamlık binasına doğru yürüdüğümüzde önümüzden ufak bir cemaatle birlikte bir cenaze alayı geçmiş, biz de yolumuzu biraz değiştirmek zorunda kalmıştık.

İşimiz, teftiş kurulu başkanlığınca bize iletilen birden fazla şikâyetin yer aldığı dilekçedeki şahsı bularak bu iddiaların doğru olup olmadığını ortaya koyan bir soruşturmayı başlatıp yürütmekti. Bize intikal eden dilekçedeki şikâyet konusunun fazlalığı işimizi çoğaltmış olması nedeniyle bizi fazlasıyla düşündürüyordu.

Sonunda kaymakamlık binasına vardık ve kaymakamla tanıştık. Kendisine Havsa’ya geliş nedenimizi anlatıp dilekçe sahibinden söz ettiğimizde şikâyetçinin bir gün önce öldüğünü ve cenazesinin kaldırılmakta olduğunu öğrendik. Konuyu biraz daha kurcalayınca, bizdeki şikâyet mektubunu yazan kişinin biraz önce bizim önümüzden geçen cenaze alayının kahramanı olduğunu anlamıştık. Görüştüğümüz kamu görevlileri ise o şikayetçinin ölümünü “hele şükür öldü de kurtulduk” dercesine sevinçle karşılıyor, bir daha kimseyi şikayet edemiyeceği için içten içe seviniyorlardı.

Ben de 12 Eylül faşizminin kol gezdiği o yıllarda şikâyet etmenin, “muhbirlik” yapmanın doğru bir iş olmadığını, bir anlamda onların ihbar ve şikayetleriyle bizim iş yükümüzün arttığını düşünüyor, şikâyetçilere belli bir önyargıyla yaklaşıyordum.

Ancak müfettişlikten ayrılıp danışmanlık yapmaya başladığımda, o tür kişilerin etliye sütlüye karışmayanlar daha değerli olduğunu, apartmanı, sokağı, mahalleyi, semti ve kenti gözleyen, insanları takip eden, doğru bulmadığı şeylere de yüksek sesle itiraz edip şikâyet edenlerin adeta toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket eden kanaat önderleri ya da yaşadıkları yerin doğal liderleri olduğunu fark etmeye başlamıştım. Özellikle belediye adına mahalle halkını örgütleyerek belediye-halk ilişkilerini düzenlemeye çalıştığım İstanbul, Bahçelievler Belediyesi’ndeki çalışmalarımda ilk iş olarak bu tür kişileri bulmaya, bu tür kişileri mahalle örgütlenmesinin ateşleyicisi olarak kullanmaya çalıştığımı hatırlıyorum.

Bu işi ister merakları, ister başka nedenlerle yapmış olsunlar, bu kişiler yaşadıkları sokak, mahalle ya da semt için dikkate alınması gereken önemli kişilerdi. Çünkü sahip oldukları merak ve araştırma güdüsüyle birçok şeyi biliyorlar, adeta bir tür gönüllü muhtarlık yapıyorlar; o nedenle de o sokak, mahalle ya da semtteki birçok kişinin önem verdiği, dikkate aldığı mahalli liderlere dönüşüyorlardı. Hele ki bir de yaşlı iseler, işte o zaman o sokağın, mahallenin ya da semtin akil insanlarına dönüşüyorlardı.

Bugün ben de, profesyonel anlamda yürüttüğüm eğitim, danışmanlık, araştırma ve planlama işlerini bir yana bırakıp bir kent gönüllüsü ya da aktivisti olarak kentteki birçok şeyle ilgilenmeye başladığımda, bu uğurda araştırmalar yapıp birçok kimseyle görüştüğümde, çalıştay, sempozyum, panel gibi toplantılara gidip görüşlerimi ifade ettiğimde, bilgi edinme hakkı çerçevesinde dilekçeler yazdığımda zamanında küçümsediğim o “sorumlu vatandaş” tipine dönüştüğümü görüyor, bir kent adına önemli işler yapmanın bilinciyle kendi kendime seviniyorum.

Mahallenin MOBESE'leri

Evet, ben de artık bir zamanlar küçümsediğim o meraklı insanlardan biri olarak yaşadığım çevre adına araştırmaya, öğrenmeye çalışıyor ve edindiğim bilgilerle yaşadığım sokağı, mahalleyi ve kenti daha yaşanabilir bir yere dönüştürme adına sahip çıkmaya çalışıyorum.

Şimdi artık bunun bir adım ötesine giderek kendini sokağından, mahalle ya da semtinden veya kentinden sorumlu sayan insanların, yurttaşların, hemşerilerin daha da artmasının ve onların da kendi aralarındaki ilişkileri geliştirerek örgütlenmelerini diliyor ve onlara bu kentte, bu ülkede önemli işler düştüğünü düşünüyorum.

Kent ve mizah…

Bugün, 2013 tarihli 30. Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması’na Türkiye ile dünyanın değişil ülkelerinden katılan karikatür sanatçılarının gönderdiği toplam 1.749 karikatür arasından kente ve kent yaşamına dair olduğunu görüp ayırdığımız 32 güzel karikatürü sizlerle paylaşmak, kente karikatürün o muzip ve hınzır gözüyle bakmayı istedik…

600x450(1)
Fethiye Asuman Küçükkantarcılar, İkincilik Ödülü, Türkiye
600x450(9)
Mojtaba Heidarpanah, Başarı Ödülü, İran
600x450(12)
Rodrigo Machado da Rosa, Başarı Ödülü, Brezilya
600x450(100)
Ali Shabani, İran
600x450(101)
Ali Shabani, İran
600x450(145)
Andre Pijet, Kanada
600x450(181)
Atilla Efendioğlu, Türkiye
600x450(182)
Atilla Efendioğlu, Türkiye
600x450(183)
Atilla Efendioğlu, Türkiye
600x450(318)
Cretu Marin, Romanya
600x450(386)
Eder Santos, Brezilya
600x450(409)
Elham Pazoki, İran
600x450(447)
Fan Lin Tao, Çin Halk Cumhuriyeti
600x450(500)
Grigori Katz, İsrail
600x450(505)
Grigoris Giorgiou, Yunanistan
600x450(534)
Halit Kurtulmuş, Türkiye
600x450(536)
Hamed Mortazavi Alavi, İran
600x450(607)
Ilija Maksimoski, Makedonya
600x450(608)
İlja Bereznickas, Litvanya
600x450(693)
Jitet Kustana, Endonezya
600x450(700)
Jorge Felix Urgelles, Küba
600x450(808)
M. Feridun Altın, Türkiye
600x450(976)
Mohammad Mahmoudi, İran
600x450(1011)
Mojmir Himatov, Hırvatistan
600x450(1102)
Nikola Listes, Hırvatistan
600x450(1212)
Rafael Correa, Brezilya
600x450(1217)
Rafael Correa, Brezilya
600x450(1223)
Raimundo Waldez C. Duarte, Brezilya
600x450(1260)
Recep Bayramoğlu, Türkiye
600x450(1309)
Rodrigo De Lira Mineu Rocha, Brezilya
600x450(1373)
Serdar Kıcıklar, Türkiye
600x450(1527)
Tsocho Peev, Bulgaristan

Dikey Kentleşme…

Sizi, bu sene Aydın Bilikteliği, Mülkiyeliler Birliği ve Çankaya Belediyesi tarafından düzenlenip yakın zamanda sonuçlanan “Dikey Kentleşme” isimli fotoğraf yarışmasında ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan 39 güzel fotoğrafla tanıştırmak istiyoruz.

Serginin konusunu oluşturan “dikey kentleşme” olgusu yarışmanın şartnamesinde şu şekilde tanımlanmış:

Aydın Köymen Birlikteliği’nin bu yıl açtığı fotoğraf yarışmasının konusu “Dikey Kentleşme” olup, yarışmaya katılanlardan “kent belleğini” yaratacak/anımsatacak fotoğraflar sunmaları beklenmektedir.

Bu konunun seçilmiş olma nedeni son yıllarda gerek özel sektör gerekse kamu tarafından yoğun bir şekilde inşa edilen dikine “yüksek” binalardır.

Yaşadığımız kentlerin uğradığı bu yapısal ve görsel değişiklikler her ne kadar fotoğrafik olarak cazip sonuçlar doğursa da buna paralel olarak altyapı yetersizliği ve yaşam alışkanlıklarının/alanlarının değişmesi gibi olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir.

Yeni yeni yükselen post modern, cam fasadlı, çok katlı bu yapılar kentin estetiğinde olağandışı değişiklikler meydana getirirken yaşam alanlarımıza da dokunmaktadır. Dahası, kentin doğal mimari dengesinin de görünümünü değiştirip, birbiriyle uyumsuz, estetikten yoksun bir manzaranın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Plaza, AVM, rezidans gibi kavramları kentlinin hayatına yeni yaşam tarzları olarak adeta zorla sokmaktadır.

Yarışmaya katılanlar fotoğraflarında bu temayı grafik unsurları öne çıkararak yorumlayabilecekleri gibi, kentlerin bozulma/değişme sürecini yansıtan dengesizliği görsel bir anlatıma dökerek, kent belleğinin yitirilmesini belgeleyen görsel örnekleri sunarak, sürdürülebilir kent belleğinin önemini fotoğraflarıyla anlatmaları beklenmektedir.

001
Yücel Çetin – Birincilik Ödülü – “Reflection
002
Necla Özarslan – İkincilik Ödülü – “İç içe
003
Kubilay Karslı – Üçüncülük Ödülü – “Kent Belleği
004
Mehmet Dağ – Sergileme – “Mera
005
Sümeyye Gökçen Özkaplan – Sergileme – “Yansıyanlar
006
Şeref Artagan – Sergileme – “Kentleşme
007
Hasan Hüseyin Birlik – Sergileme – “Çarpık Kentleşme
008
Murat İbranoğlu – Sergileme – “Kule
009
Özgür Bilgili – Sergileme – “Gece Boğaz
010
Özgür Bilgili – Sergileme – “Gökdelen ve gecekondu
011
İsmail Tütün – Sergileme
012
Ömer Şahin – Sergileme – “Gökdelen Mimarisi
013
Çiğdem Morgül – Sergileme – “Onaltıdokuz
014
Özgür Hüseyinbaş – Sergileme – “Yeni dünya
015
Caner Başer – Sergileme – “Apartman
016
Sebahattin Özveren – Sergileme – “Mezar
017
Emrah Uygun – Sergileme – “Pikselleşme
018
Zülfü Aydın – Sergileme – “Metro
019
Sertaç Nurtan – Sergileme – “Kızkulesi ve şehirleşme
020
Merve Arslan – Sergileme – “Babil
021
Zehra Çöplü – Sergileme – “Dikey kentleşme
022
Şükrü Ağbal – Sergileme – “Büyüyen tehlike
023
Hasan İçel – Sergileme – “Dikeyler
024
Ahmet Tarımcı – Sergileme – “Sona doğru
025
Kayhan Güç – Sergileme – “Boğaz
026
Mustafa Mesut Şık – Sergileme – “Cesaret
027
Deran Atabey – Sergileme – “Postmodern
028
Necmettin Güney – Sergileme – “Şehrin siluetleri
029
Özgür Konur – Sergileme – “Plazada adam
030
Erçin Top – Sergileme – “Gecekondu
031
Oğuzhan Balkan – Sergileme – “Renkler
032
Serkan Ülker – Sergileme – “Yükseklerin gölgesi
033
Caner Alagöz – Sergileme – “Baskı
034
Mustafa Erbaş – Sergileme – “Boşluk
035
Mustafa Erbaş – Sergileme – “Pencereler
036
Abdulvahap Eser – Sergileme
037
Umut Doğu Saylı – Sergileme – “Eski yeni
038
Hayat Çaylı – Sergileme – “Kaos
039
Mustafa Kirazlı – Sergileme – “Kentsel dövüş

Karikatürlerde kent…

Bugün sizlerle 2015 yılında Aydın Doğan Vakfı tarafından düzenlenen 32. Uluslararası Karikatür Yarışmasında ödül kazanan ve sergilemeye değer bulunan 1042 karikatür arasından kent ve kent yaşamı ile ilgili bulup seçtiğimiz 31 adet güzel karikatürü paylaşıyoruz. 

Dünya çapında tüm profesyonel ve amatör sanatçıların herhangi bir konu kısıtlamasına gidilmeksizin katılabildiği yarışmada dereceye giren karikatüristlerin isimleri sırasıyla Agim Sulai, Mohsen Najafi, Jalal Pirmarzabad, Alberto Morales Ajubel, Angel Boligan Corbo, Cemalettin Güzeloğlu, Didier Pizzi, Frank Hoffman, İshimaru Hide, Jose Antonio Garci Nieto, Jugoslav Vlahovic, Mikhail M. Zlatkovksy, Moacir Knorr Gutteres, Musa Gümüş ve Saman Torabi şeklinde belirlenmiş.

Herkese keyifli izlemeler dileğiyle…

600x450(2)
Jalal Pirmarzabad, Üçüncülük Ödülü, İran
600x450(4)
Angel Boligan Corbo, Başarı Ödülü, Küba
600x450(7)
Frank Hoffman, Başarı Ödülü, Almanya
600x450(14)
Saman Torabi, Başarı Ödülü, İran
600x450(15)
Abdullah Üçyıldız, Türkiye
600x450(16)
Afshin Nazari, İran
600x450(31)
Alain Rosman, Belçika
600x450(76)
Alireza Nosrati, İran
600x450(96)
Anatoliy Stankulov, Bulgaristan
600x450(98)
Andrea Pecchia, İtalya
600x450(123)
Azadnia Mahmood, İran
600x450(204)
Elena Tsuranova, Ukrayna
600x450(232)
Farzane Vaziritabar, İran
600x450(233)
Farzane Vaziritabar, İran
600x450(236)
Fathi Panah Seiied Hossein, İran
600x450(378)
İsmet Lokman, Türkiye
600x450(395)
Jalal Pirmarzabad, İran
600x450(425)
Jordan Pop İliev, Makedonya
600x450(469)
Latific Mahmud, Bosna-Hersek
600x450(507)
Mahboobe Pakdel, İran
600x450(508)
Mahmoobe Pakdel, İran
600x450(514)
Mahmood Nazari, İran
600x450(528)
Makhmudjon Eshonkulov, Özbekistan
600x450(590)
Michael Turner, İngiltere
600x450(606)
Milan Bukovac, Sırbistan
600x450(690)
Nikolay Sviridenko, Rusya Federasyonu
600x450(751)
Pol Leurs, Luxemburg
600x450(790)
Rodrigo Mineu, Brezilya
600x450(1007)
Wei Gao, Çin Halk Cumhuriyeti
600x450(1016)
Werner Stindt, Almanya
600x450(569)
Mehmet Ateş Gülcigil, Türkiye