Kemeraltı’nın çözümlenmeyi bekleyen güncel sorunları…

Ali Rıza Avcan

Geçen hafta kaleme aldığım son yazımda, İzmir‘in tarihi kent merkezindeki Kemeraltı bölgesi ve çarşısının son yıllarda eriyip eski gücünü kaybettiği süreçte, Kemeraltı adına yapılan akademik, resmi, özel ve sivil araştırma ve yayınların yetersizliğini ortaya koyup; bugünkü yazımda bu olumsuz süreç içinde tanık olduğum somut örneklerden söz edeceğimi belirtmiştim.

Yine aynı yazıda, Kemeraltı bölgesiyle ilgili bilgileri derleyen yeterli ve güncel bir envanterin bulunmadığını, bölgedeki mülkiyet dağılımını ortaya koyan, tarihi yapılarla ticari faaliyetteki işyerlerinin ve bu işyerlerinde çalışanların, bu işyerlerine ait mali, ekonomik ve ticari bilgilerin, envantere konu olan konularla ilgili ihtiyaç ve sorunların bugüne kadar derlenip toparlanmadığını ve bu nedenle de bölgedeki değişimi ortaya koyacak gelişmelerin izlenmediğini ve Kemeraltı ile ilgili her işte, her yatırımda bu bilgilerden yararlanılmadığını anlatmaya çalışmıştım.

Envanteri olmayan bir UNESCO alanı: Kemeraltı…

O nedenle, aynı zamanda UNESCO alanı içinde kalan Kemeraltı bölgesi ve çarşısı ile ilgili en önemli sorunun mülkiyet altyapısını, işyeri ve konutlar itibariyle yapı özellikleriyle elektrik, su, doğalgaz ve internet bağlantılarını, işyerleri ile ilgili yönetsel ve insan kaynakları ile ilgili bilgilerle meslek odalarıyla vergi dairelerine bildirilen mali ve finansal bilgileri; kısacası, bu tarihi mekanla ilgili tüm fiziksel ve sözel bilgileri kapsayan bilimsel, bütünsel ve devamlı güncellenen envanterinin ve bunun doğal bir sonucu olarak kent bilgi sisteminin mevcut olmayışı; daha doğrusu, bu bölge konusunda görevli, yetkili ve sorumlu kamu otoritelerinin bölgeyi ve çarşıyı yeterince bilmeyişi nedeniyle bir sorunu çözmek için adeta karanlıkta yürünerek, bu nedenle defalarca yanlış yapılarak sonuca ulaşılmak istendiğini ifade edebilirim…

Kanunlara baktığınızda tapu kayıtlarının aleni; yani, açık olduğuna ilişkin hükümler görmekle birlikte uygulamada ortaya konulan birtakım kurallara göre kişisel ilginizin bulunmadığı taşınmazlarla ilgili tapu kayıtlarının bugününü ve geçmişini öğrenmeniz mümkün değildir… Mülkiyetini merak ettiğiniz taşınmaz kamu malı olsa bile ona ilişkin bilgiler sizden titizlikle, büyük bir itina ile kaçırılır… Çünkü bilinmeyenler aleminde yapılan mülk değişimleri sermaye açısından önemlidir ve o nedenle de gizli olmalıdır…

O nedenle, Kemeraltı bölgesinde ve çarşısında İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘ne ait ya da başka kurum ve kişilere ait kaç adet, ne kadar büyüklük ve değerde taşınmaz bulunduğunu bilemezsiniz ve bu gizlilik nedeniyle bu taşınmazların satılması, kiralanması ya da özelleştirilmesi konusunda her türlü yolsuzluk dahil her şey yapılabilir… Çünkü mülkiyet hakkı, acele ya da acelesiz kamulaştırma haricinde kutsaldır…

Yıkılan İzmir Büyükşehir Belediye binası, Fotoğraf: Cem Altıparmak

Kemeraltı bölgesi ve çarşısı İzmir Valiliği ve İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘yle Konak ve İzmir Büyükşehir belediyelerinin rahatlıkla at oynattığı bir alandır. Çünkü her biri ayrı ayrı çalışmayı sever, işbirliği yapmayı, birlikte çalışmayı hiçbir zaman düşünmez, zaman zaman bu huyları nedeniyle ters düşseler bile birbirlerine dokunmazlar, engellemezler… O nedenle eski Aram Hamparsum Hanı‘nın yerine İzmir Valiliği tarafından ruhsat alınmadan yapılan yeni İzmir İktisat Kongresi binasına her iki belediye de ses çıkarmayıp iş bittikten sonra Kemeraltı Koruma Amaçlı İmar Planı‘nı değiştirirler, aynı anda Konak ve İzmir Büyükşehir belediyelerine bağlı KUDEB birimleri aynı bölgede ayrı ayrı çalışır, daha doğrusu çalışmaz, birbirlerine haber verip birlikte çalışmadan envanter hazırlamaya kalkarlar… UNESCO Alan Yönetim Başkanlığı ise Pazaryeri mahallesindeki binasından bütün bunları uzaktan seyretmeyi sever…

Bu haliyle her bir kamu otoritesi görev, yetki ve sorumluluklarının birbiriyle çatıştığı bölge ve çarşı için kendince çalışıp ya da çalışmayarak bir şeyler yaptığı iddiasındadır; ama, bu karmaşa sonucunda ortaya çıkan Kemeraltı manzarasının içler acısı hali de ortadadır…

Kemeraltı esnafına ait araçların barındığı ruhsatsız kaçak otoparklar…

Bugün Kemeraltı‘ndaki birçok yapı ruhsatsızdır… Çünkü çağdaş mağazacılığın bir üstünlüğü olarak ön plana çıkan AVM‘lerdeki büyük mekanların benzerini yaratmak isteyen her esnaf, her işyeri küçük küçük bölümlerden oluşan eski dükkanları birleştirerek büyük mekanlar yaratmakta ve bunu yaptığında da mevcut imar mevzuatına göre hem imar hem de çalışma ruhsatı alması mümkün olmamaktadır…

Belediyeler bu durumda işyerine, yasal olmamakla birlikte bakanlık onayı ile geçerli hale getirilen “geçici ruhsat“ları daha fazla bir ücretle verip bu işyerlerine göz yumsa da bu sorunun kökünden çözümlenmesi mümkün olmamaktadır…

Bu durumu Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği‘nin genel koordinatörlüğü ve danışmanlığını yaptığım 2004-2007döneminde Kültür ve Turizm Bakanı olan Ertuğrul Günay‘a sunduğumuz bir raporla anlatıp Kemeraltı, Kapalıçarşı ve Bursa Ulu Çarşı gibi özel mekanlar için ayrı bir imar düzeninin hazırlanması önerisinde bulunmuş olsak da bu önerimiz geçen zaman içinde -ne yazık ki- hayata geçirilmemiştir.

Geçtiğimiz günlerde, zaman zaman gündeme getirilip daha sonra pazarlıklara konu edilip gündemden hızla düşen Mezarlıkbaşı‘ndaki katlı otoparkın yıkılması konusu yine gündeme getirilip tartışıldı ve yine hızlı bir şekilde toplumsal hafızadan çıktı gitti…

Evet, yapıldığı dönem itibariyle bir kent suçu olarak temelleri -40 metreye kadar indirilip altındaki bütün arkeolojik değerlerin kazınıp yok edildiği bu otopark yıkılmalıdır; ama, Kemeraltı‘ndaki park sorununu bütüncül bir yaklaşımla ele alıp çözebilmek için tarihi doku içindeki tescilli yapıların siyasi güçle donanmış otopark mafyası tarafından yıkılıp otopark yapılması, kamu otoritelerinin buna karşı çıkmaması sayesinde ortaya çıkan ruhsatsız onlarca otoparkı da bunun dışında bırakmamak, bu tür kaçak otoparklara Kemeraltı bölgesinde izin vermemek koşuluyla…

Ayrıca Havra sokağına bağlı 926 sokakta EGİAD tarafından bir kültür ve sanat merkezi olarak kullanılan Portekiz Sinagogu‘nun hemen yakındaki 11 kapı numaralı tarihi yapıdaki büyük katı atık toplama merkezi, hem olası bir yangında Kemeraltı için büyük bir tehlike oluşturmakta, hem de bu depoyu oradan kaldırmak yerine biriken atıkları alarak onlara yardımcı olduğunu gördüğümüz Konak Belediyesi temizlik kamyonları belediyenin Kemeraltı için tehlike oluşturan bu tehlikeli depoya göz yumduğunu göstermektedir.

Bu deponun Kemeraltı‘nın yangın güvenliği, çalışanlarının da oranın varlığından rahatsız olup fotoğrafını çeken insanlar için nasıl bir tehlike oluşturduğunu daha iyi anlamanız için, -aynen benim de başıma geldiği gibi- o kirli, tehlikeli ve pis deponun fotoğrafını çekip sokakta ilerlemeye başladığınızda sizi takip edip tehdit eden depo çalışanlarının varlığı ile daha iyi anlayabilir, Kemeraltı‘nın nasıl bir bela ile karşı karşıya olduğunu görebilirsiniz….

Bir dönem kaçak otoparkçıların lehine Konak Belediyesi’nin ısrarlı bir şekilde yıkmak istediği tarihi boyoz fırınının bulunduğu tarihi yapı…

Önce büyük tekstil firmalarının ve onların ünlü markalarının, Kemeraltı‘nın başlangıcı olarak kabul edilen Anafartalar Caddesi‘nin Valilik binası hizasından başlayıp Salepçioğlu Hanı‘na kadar uzanan kısmında bir mantar gibi bitip çoğalması, ardından koskoca Küçük Karaosmanoğlu Hanı‘nın otele dönüştürülmesi, Kaplan Mustafa Paşa Hanı‘nın yıkılarak yerine hiç bir şeyin yapılmaması, Kemeraltı‘na ziyaretçi çeken Konak Meydanı‘ndaki belediye hizmet binası ile il emniyet müdürlüğü binalarının yıkılıp yerlerine hiçbir şeyin yapılmaması ve en son ortaya çıkan etrafı diken tellerle çevrilerek kapatılan Salepçioğlu İşhanı, Kemeraltı‘nın ekonomik güç ve cazibesine indirilmiş önemli darbelerdir.

İstanbul‘da Kapalıçarşı, İzmir‘de Kemeraltı ve Bursa‘da Uluçarşı genellikle geleneksel ticaret içinde küçük esnafın bir araya gelip kendi içlerindeki iş kollarına göre kümelendiği küçük işletmelerden oluşur. Bu küçük işletmelerin değişik iş kollarına göre kümelenip bir araya gelmesi onların büyük işletmelere göre önde gelen bir üstünlüğü, bir avantajıdır.

Bu küçük işletmelerin arasında sermayesi büyük, şubesi ve çalışanı fazla markalaşmış işletmelerin girmesi ise küçük işletmeler arasındaki yatay hiyerarşiyi bozan, zaman içinde onları yutup yok eden bir gelişmenin başlangıcı olarak kabul edilebilir. Bu anlamda bugün DeFacto, Flo, Tudors, Lee Wrangler, Teknosa, Pierre Cardin ve Koton gibi büyük firma ve markaların Anafartalar Caddesi üzerinde arz-ı endam etmesi ucuzluğu ile tanınıp bilinen Kemeraltı çarşısının temel özelliğini bozup küçük işletmeleri yutup yok eden bir gelişme olarak kabul edilmelidir.

Başkanlar değişmesine rağmen her yağmur sonrasında karşımıza çıkan aynı manzara…

Tunç Soyer döneminde adeta Kemeraltı Esnaf Derneği başkanı Semih Girgin ile yönetim kurulu üyesi ve Konak mahallesi muhtarı Tamer Yıldırım‘ın gözetiminde yapılan altyapı çalışmalarının önümüzdeki 50 yılda Kemeraltı‘nı kurtaracağı söylenmekle birlikte; hesapsız kitapsız bir şekilde kalitesiz malzeme ve işçilikle yapılan bu çalışmaların ne ölçüde kötü olduğu her yağmurlu havada su basan işyeri manzaralarıyla yeniden ve yeniden kanıtlanmakta, Kemeraltı bölgesi ve çarşısındaki içme suyu, kanalizasyon, doğalgaz, elektrik, atık su ve yağmur suyu sistemlerinin ne ölçüde yetersiz olduğunu defalarca göstermektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer, 2019 seçimleri öncesinde İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri‘nin İzmir Mimarlık Merkezi‘nde yaptığı bir toplantıda TARKEM‘in Kemeraltı çarşısındaki esnafların katılımı ile bir kooperatife dönüştürüleceği sözünü vermekle birlikte yönetim döneminde bu sözünü tutmayıp TARKEM A.Ş.‘nin yönetim kurulu başkanlığını üstlenmiştir.

Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinin soylulaştırılmasını amaçlayan İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarihle İlişkisini Geliştirme Projesi ve bu proje doğrultusunda oluşturulan TARKEM A.Ş. isimli şirketin ortakları arasında sadece üç Kemeraltı esnafı bulunmakta olup; bu ortaklardan yönetim kurulu üyesi yapılan Kemeraltı Esnaf Derneği başkanı Semih Girgin‘e Kemeraltı esnafı ile ilgilenip oyalaması görevi verilmiş, İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleriyle İzmir Valiliği ve TARKEM A.Ş.‘nin hiçbir karar ve uygulamasında Kemeraltı esnafının görüş, düşünce, öneri ve eleştirileri sorulmamış, esnaf açık bir şekilde yok sayılmıştır…

2017-2018 yıllarında uygulamaya konulan Kemeraltı Yayalaştırma Projesi, sonrasında hazırlanıp uygulanmayan Kemeraltı Lojistik Planı nedeniyle yetersiz kalmakta, yaya bölgesi dışında kalan alanlardaki yoğun araç parklanması ulaşımı önemli ölçüde aksatmaktadır…

Yıkılan ve yıkanların cezalandırılmadığı Şadırvanaltı (Niflizade) Camii şadırvanı…

Tescilli ya da tescilsiz yapıların geçen zamana dayanamayıp ya da bilinçli bir şekilde yıkılması, tescilli şadırvanların esnaf tarafından yıkılıp cezalandırılmaması, özellikle İzmir Vakıflar Müdürlüğü‘nün yaptığı yanlış cami restorasyonları, zamanında yapılmayan restorasyonlar nedeniyle yıkılıp yok olan yapılar, tescilli tarihi binaların ön yüzlerinin satılan mallarla kapatılıp görünmez hale gelmesi, tarihi yapıların renovasyon adı altında kimlik değiştirmesi, inşaatlar sırasında ortaya çıkan tarihi, arkeolojik eserlerin inşaat sahiplerince yok edilmesi gibi nedenlerle Kemeraltı‘ndaki arkeolojik, tarihi ve kültürel değerler her geçen gün azalmakta, kalitesini kaybetmektedir. Kemeraltı Camii restorasyonlarındaki yanlışlar, Şadırvanaltı Camii olarak bilinen Niflizade Camii‘nin yanındaki şadırvanın dükkanı arkasında olan esnaflar tarafından bilinçli bir şekilde yıktırılması ve bu işi yapanların cezalandırılmaması bu durumun en somut örnekleridir.

İçinde bulunduğumuz ağır ekonomik kriz nedeniyle mali sorunlar yaşayan, kirasını, kredi faizlerini, vergilerini ve SGK primlerini ödeyemeyen esnafın bu kötü gidişine hiçbir belediye, meslek odasının ve sivil toplum örgütünün yardımcı olmaması; böylelikle, birçok köklü firmanın Kemeraltı‘ndan yok olması bölgeyi ve çarşıyı en fazla etkileyen nedenlerden biridir.

Uzunca bir süredir, özellikle de 2012 yılından bu yana İzmirli bir grup sermayedarın bölgeden aldıkları taşınmazlar üzerinden rant elde edebilmek amacıyla ya bireysel düzeyde ya da bir araya gelip bölgenin soylulaşması için girişimlerde bulunduğuna, bunun en son örneğinin ise şu günlerde gelişme ivmesi aşağıya doğru inen TARKEM A.Ş. olduğunu görürüz. Bu kesimlerin ya da şahısların gözünde bu bölge ve bu bölgede bulunan her taşınmaz arkeolojik, tarihi ve kültürel değer bir kültürel miras olmaktan çok alınıp satılacak bir meta, zaman içinde değer kazanacak bir yatırım aracıdır.

Esnafın ranta dayalı ekonominin etkisiyle, ayrıca her zaman içinde taşıdığı sınıf atlama gayretiyle kendini esnaf olarak görmekten vazgeçerek bir girişimci ya da yatırımcı olduğunu iddia etmesi çarşıdaki esnaf kültürünü hırpalayıp zayıflatan en önemli unsurlardan biridir.

Kemeraltı bölgesinde; özellikle Kemeraltı çarşısı esnafları arasındaki sivil toplum ilişkileri ve örgütleri oldukça zayıf ve etkisizdir. 2004 yılında kurulan Semih Girgin başkanlığındaki Kemeraltı Esnaf Derneği 2004-2007 dönemindeki güç ve etkinliğinden uzaktır. TARKEM A.Ş. kontrolündeki bu dernek bugünkü koşullar itibariyle Kemeraltı esnafını temsil etme iddiasındaysa da Kemeraltı bölgesi ile çarşısına ait bütün bu sorunları yönetmekten uzaktır. Geriye kalan Kemeraltı Hayat Platformu ve Salepçioğlu Çarşısı direnişi için kurulan Salepçioğlu Çarşı Esnaf Koruma Derneği ise Kemeraltı‘nın ihtiyaç ve sorunlarını alıp yönetme konusunda yeterli bir örgüt gücüne sahip değildir.

“Ecdad yadigarı” olarak anlatılan hayır kurumu vakıf binasına dikenli tel çekmek…

Peki o halde, Kemeraltı‘nın kurtarılması, başka bir deyimle yeniden, -tabii ki bu arada ortaya çıkan yeni gelişme ve değişimleri de dikkate almak suretiyle- gün geçtikçe bütün bir kenti sarıp işgal eden AVM‘lere karşı eski günlerindeki yerine ve önemine kavuşması için neler yapılması gerekmekte, hangi projeler uygulamaya konulmalıdır?

Yaptığımız tespit, analiz, değerlendirmeler sonucunda ilk elden ortaya çıkan önerileri şu şekilde özetleyebilirim:

1. Kemeraltı bölgesi ve çarşısı ile ilgili konularda görevli, yetkili ve sorumlu olan İzmir Valiliği ile İzmir Büyükşehir ve Konak belediyelerinin, belediyelerin ortak olduğu şirketlerin; ayrıca, UNESCO Alan Başkanlığı ile bölge halkının ve esnafların örgütlü olduğu meslek odalarıyla sivil toplum örgütlerinin ayrı ayrı çalışıp birbiriyle ilgisi olan ya da olmayan işleri yapmak yerine, bu resmi, özel ve sivil kurum ve kuruluşlarla bölgede ve İzmir‘de yaşayan ya da çalışan yurttaşların katılımı ile oluşacak ve bütün bu paydaşların birlikte çalışıp üreteceği projeler çerçevesinde ortak çalışmasını sağlayacak bağımsız bir Kemeraltı Meclisi‘nin oluşturulması,

2. Kemeraltı Meclisi tarafından yapılacak ya da yaptırılacak Kemeraltı bölgesi ve çarşısı ile ilgili tüm bilimsel araştırmaların, bölge halkı, esnaflar ve esnaf örgütleri ile buradan yararlanan İzmirliler tarafından dile getirilen talep, düşünce, öneri, şikayet ve mevcut sorunlar dikkate alınarak disiplinlerarası bir anlayışla gerçekleştirilmesi ve bu araştırmaların ücretsiz olarak yayınlanması,

3. Kemeraltı bölgesi ve çarşısına ait ticari ve kültürel envanterin, bilimsel araştırmalar çerçevesinde düzenlenerek çağdaş bir kent bilgi sistemi içinde güncelliğinin sağlanması,

4. Kemeraltı bölgesindeki kentsel rantı özel ortakların menfaatleri çerçevesinde yönetip bölgenin soylulaşması için kurulan TARKEM A.Ş., şirketteki özel şahıslara ait hisselerin İzmir Büyükşehir ve Konak belediyelerince alınıp esnaflara devredilmesi suretiyle bu bölgedeki hizmetlerin kamu yararı doğrultusunda yürütülmesi,

5. Kemeraltı bölgesinin, dolayısıyla Kemeraltı çarşısının mevcut imar mevzuatı dışında kendine özgü yapılaşma ve imar kuralları olan özel bir bölge olarak düzenlenmesi ve bu bölge/çarşıda bu özel kuralların uygulanması, arkeolojik, tarihi ve kültürel açıdan tescillenmesi gereken tüm somut ve somut olmayan kültürel mirasının tescillenmesi, kamuoyunun tescillenen kültürel miras konusunda bilgilendirilmesi, tescilli yapıların yapı üzerine yerleştirilecek bir plaka ile tanıtılması, bu çerçevede tescilli ya da tescilsiz tarihi yapıların o bölgedeki esnaflara zimmetlenmesini öngören bir sistemin geliştirilmesi,

6. Bölge ve çarşıda yaşayan ya da çalışan tüm canlıların yaşam kalitesini geliştirip zenginleştirmek için yasalarla verilmiş yetkiler çerçevesinde altyapı, sağlık, emniyet ve esenlikle ilgili görevlerin/yatırımların/hizmetlerin eksiksiz yerine getirilmesi; bu çerçevede, tüm kaçak otoparkların kaldırılması, kaçak, ruhsatsız yapılaşmaya izin verilmemesi, yapılanların cezalandırılıp yıkılması, İzmir Büyükşehir ve Konak belediyelerine bağlı KUDEB birimlerinin yasa ile belirlenmiş görev, yetki ve sorumlulukları çerçevesinde etkin bir şekilde çalıştırılması, Kemeraltı‘nın geceleri aydınlatılarak güvenli bir yere dönüştürülmesi, güvenliğin gece ve gündüz eksiksiz olarak sağlanması, tüm işyerlerine ve yapılara iskan ve çalışma ruhsatlarının verilmesi,

7. Kemeraltı esnafının zor günlerinde ona yardımcı olmak üzere esnaflarla birlikte belediyelerin ve şirketlerinin de katıldığı dayanışma sandıkları ve kooperatifleri kurulması, TARKEM A.Ş. tarafından kurulan Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu‘nun esnafa kredi verip destek olan bir banka dışı finans kuruluşuna dönüştürülmesi; ayrıca, belediye ve şirketlerinin tüm mal ve hizmet alımlarında Kemeraltı esnafına öncelik vermesi,

7. Yeni açılacak işyerlerinin belirli bir düzen, bağlantı ve gereksinimler çerçevesinde hangi cadde, sokak ve adreste açılacağını belirlemek amacıyla esnafların üye olduğu meslek odaları ve esnaf dernekleri tarafından bir Kemeraltı Yerleşim Planı‘nın hazırlanıp uygulanması; ayrıca, bölge ve çarşı içindeki mal dağıtım ağı ile ilgili lojistiğin ilke ve uygulamalarını belirleyen bir lojistik planının hazırlanarak uygulanması,

Bu yazının kaleme alındığı hafta sonu günlerinde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın kendisine bağlı olup Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde görevli, yetkili ve sorumlu Kent Tarihi ve Tanıtımı Daire Başkanlığı‘nın son 1,5 yıldır yürüttüğü çalışmaları yetersiz bulduğu için belediyedeki tüm daire başkanlarıyla TARKEM yönetim kurulu üyelerini, UNESCO alan başkanını ve Kemeraltı Esnaf Derneği başkanını bir araya getirerek; ancak, toplantıya kendisine bağlı olmayan UNESCO alan başkanı ile Kemeraltı Esnaf Derneği başkanı gibi başka resmi ve sivil kurumların yöneticilerini davet ederek yaptığı toplantıya aynı bölgede aynı konularda faaliyet gösteren Konak Belediyesi yetkililerini; ayrıca, toplantının temel tartışma konularından birini oluşturan İzmir Tarih Projesi‘nin müellifi olup halen İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı İzmir Akdeniz Akademisi Onursal Başkanı ve Akademi Kurulu üyesi olan Prof. Dr. İlhan Tekeli ile söz konusu bölgede son 13-14 yılında -iyisiyle kötüsüyle- üstün bir enerji ile çalışıp emek veren ve bu nedenle o toplantıya katılanlardan daha fazla bilgi, birikim ve deneyime sahip TARKEM A.Ş. eski genel müdürü Sergenç İneler‘i sahip oldukları bilgi, birikim ve deneyimi paylaşması için nezaketen davet etmediği toplantıda,

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Kemeraltı‘nda yaptığı çalışmalarla Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin hazırladığı İzmir Tarih Projesi ile onun bir sonucu olarak kurulan TARKEM A.Ş.‘ni masaya yatırarak yeni bir çalışma düzeni oluşturmaya çalıştığını öğrendiğim için (1); onlardan habersiz bir şekilde iki haftadır yazıp özetlemeye çalıştığım bu önerilerin söz konusu toplantıya katılan tüm belediye yöneticileri tarafından dikkate alınarak onlara yeni bir yol, yeni bir ufuk açmasını, bunu sağlamak amacıyla “her şeyi en iyi ben bilir, ben uygularım” anlayışından vazgeçerek diğer kurum ve kuruluşların yanı sıra bölgede yaşayan ya da çalışan esnaflar başta olmak üzere tüm İzmirlilerle birlikte, onların katkılarını alarak çalışmayı kabullenmelerini ve suya yazı yazdıkları için çöpe atılan plan, programlar yerine somut işler yapmalarını ve yaptıkları iş konusunda bilgi, birikim ve deneyim sahibi olmayan başarısız yöneticilerin tez elden değiştirilmesini diliyorum.

Çünkü başka bir Kemeraltı, başka bir İzmir yok!

(1) “Başkan Tugay: Kemeraltı yakın gelecekte herkes için çekici bir yer olacak“, https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/baskan-tugay-kemeralti-yakin-gelecekte-herkes-icin-cekici-bir-yer-olacak/57162/156

Kemeraltı her geçen gün eriyip yok oluyor; farkında mısınız?

Ali Rıza Avcan

Bugünkü ve gelecek haftaki yazılarımın konusu, son yıllarda gittikçe zayıflayıp küçülen, o eski önemini hızla yitiren İzmir‘in tarihi kent merkezindeki Kemeraltı ve bu bölgede bulunan arkeolojik, tarihi ve kültürel değerler, iflasla ya da işyerini kapatmakla karşı karşıya kalan çarşı esnafının kötüleşen durumu ve Kemeraltı‘nın İzmir ekonomisi içindeki yeri, önemi ya da yok olmasına doğru giden süreçle ilgili olacak…

Herkesin kendi Kemeraltısı…

Bugünkü ilk yazımda akademinin; yani, üniversitelerde öğrencilere ders verenlerle İzmir Büyükşehir ve Konak belediyelerinin ve son yıllarda bölgenin UNESCO sürecini yürüten, daha doğrusu yürütemeyen İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanlığı ile bir soylulaştırma şirketi olan TARKEM‘in bu konuda ne yaptığına ya da yapamadığına bakıp çözüme yönelik değerlendirmeler yapmaya çalışacağım.

Böylelikle, dünyanın en büyük AVM‘si olduğu söylenen Kemeraltı Çarşısı‘nı kurtarma misyonu ile yola çıktığını söyleyen akademinin, belediyelerin, Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın, meslek örgütleriyle sivil toplum kuruluşlarının neler yaptığına bakıp bu kurum ve kuruluşların gerçekten Kemeraltı ile ilgilenip ilgilenmediklerini, yaptıkları çalışmaların yeterli ve etkili olup olmadığını, kamuya ait bu görevin yeterince yerine getirilip getirilmediğini inceleyip tartışmaya çalışacağım.

Haftaya yazacağım ikinci yazıda ise son yıllarda ortaya çıkan olumsuzlukları tek tek sayarak hem bu kurum ve kuruluşların, hem de bölgede binlerce üyesi olmakla birlikte kılını kıpırdatmayan İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB) ile üye sayısı ve etkisi gün geçtikçe azalan Kemeraltı Esnaf Derneği ve Kemeraltı‘nı pek sevdiğini söyleyip zerre faydası olmayan her yıl bir yerlerde Kemeraltı Çalıştayı adıyla toplaşan bir grup insanın, esnafa dokunmayan ve Kemeraltı‘nın değerlerine değer katmayan gevezeliklerinden söz edip yıllardır dile getirdiğim önerileri tekrarlamaya çalışacağım.

Kemeraltı… Fotoğraf: Eddie Gidner

İlk adımda, anti-demokratik YÖK üniversitelerinde değişik unvanlarla çalışan akademisyenlerin 2005-2024 döneminde Kemeraltı konusunda ne yapıp, ne yazdıklarına bakmaya çalışacağım…

Tabii ki, bu akademik kadronun yaptıkları bu çalışmalarda esnafın ve Kemeraltı‘nda yaşayanların, Kemeraltı konusunda çalışıp araştırmalar yapan gönüllülerle halkın görüşüne başvurup katkılarını alarak bilimsel analizler yaptığı; akılcı, işe yarayan ve uygulanabilir çözümler bulduğu düşünce ve umuduyla…

İşte bu çerçevede size, Kemeraltı ile ilgili olup değişik tarihlerde İzmir Ekonomi ve İzmir Katip Çelebi üniversiteleriyle İzmir Ticaret Odası ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM) adına akademisyenler tarafından yapılan altı araştırma ya da yayından söz edeceğim:

2005 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Alev Katrinli başkanlığındaki bir ekip tarafından kaleme alınan “Tüketicilerin İzmir’deki Alışveriş Merkezlerini Değerlendirmesi ile İlgili Önem-Performans Analizi” başlıklı çalışma, Kemeraltı Çarşısı ile İzmir‘deki diğer çarşı ve alışveriş merkezlerinin (Karşıyaka, Bornova, Mithatpaşa, Hatay, Alsancak ve Kıbrıs Şehitleri çarşısıyla EGS Bornova, EGS Karşıyaka, Kipa Çiğli, Kipa Balçova, Carrefour, Agora, Palmiye ve Özdilek), tüketici tercihleri itibariyle mukayesesinin yapılıp her birinin güçlü ve zayıf yönlerinin belirlenmesine yönelik bir araştırmadır. 604 ve 412 kişilik iki ayrı örneklem üzerinden yapılan anket çalışması sonucunda tüketicinin çarşı ve alışveriş merkezlerini tercih ederken nelere dikkat ettiği ortaya konularak, Kemeraltı Çarşısı‘nın bu tercihler itibariyle güçlü ve zayıf olduğu noktalar belirlenmiş ve zayıf olup tehdit oluşturan konularla ilgili stratejik öneriler geliştirilmiştir. (1)

Fotoğraf: Erol Şaşmaz

Prof. Dr. Melek Göregenli tarafından hazırlanıp 2009 yılının ocak ayında yayınlanan ikinci araştırma ise “Kemeraltı” kitabıdır. Kitabı İzmir Ticaret Odası adına hazırlayan proje ekibinin içinde Ahmet Büke, Fikret Yılmaz ve Hitay Baran gibi konuyla yakın ilgisi olan değerli araştırmacı ve bilim insanları bulunmakla birlikte kitap Melek Göregenli‘nin hazırladığı kitap olarak bilinmektedir.

Kitabın giriş yazısında, o tarihlerde oda başkanı olan Ekrem Demirtaş, “Kemeraltı Envanteri” adıyla yapılan çalışma kapsamında Kemeraltı‘nda ofis, işyeri, mağaza, depo vb. adıyla anılan 12.432 yapı birimine ulaşılıp 9.300 kişiyle yüz yüze anket yapıldığını belirtmekle birlikte; hiçbir envanter çalışmasında anket adı verilen araştırma yönteminin kullanılmadığını bildiğimiz için, temel konusu ticaret olan bir meslek odası tarafından yaptırılan bu çalışmanın sonucunda da -ne yazık ki- ortaya ticari bir envanterin çıkmadığını ve bu sonuca göre ekonomik çıkarımlarda bulunulmasının mümkün olmadığını görürüz. Çünkü 208 sayfalık ciltli ve büyük kitapta, tek bir işyerinin bile tarihsel geçmişi, tapu ve imar bilgileri, ticari faaliyet konusu, mali durumu, cirosu, çalıştırdığı işçi sayısı, sahibinin ya da kiracısının kim olduğu, Kemeraltı‘nda kaç adet vakıf yapısı ve kiracısı olduğu, esnafın kaçının İzmir Ticaret Odası (İZTO)‘na, kaçının İzmir Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği (İESOB)‘ne üye olduğu, işyerlerinin sermaye büyüklüğü, çalışan sayısı, banka ve kredi kullanımı açısından dağılımı gibi bir envanterde bulunması gereken temel envanter bilgileri -ne yazık ki- yer almamaktadır… (2)

Kemeraltı’yı disiplinlerarası bir yaklaşımla bir bütün olarak görmek, görebilmek…

Yaşar Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mehmet Ufuk Tutan ile Ege Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Burak Çapraz‘ın 2014 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı‘ndan çıkan “Kemeraltı Çarşısı, Esnaf Arası Bağımlılık İlişkileri ve Ekonomik Analizi” isimli kitabına konu olan araştırma ise 8 ayrı grupla yapılan odak grup çalışmasına dayanmakla birlikte ölçek güvenirliği için yapılan ön test örneklemleriyle bu araştırma tasarımına konu örneklemin her bir odak grup itibariyle dağılımının ne olduğu belirtilmediği ve bu grup çalışmalarına katılanlara hangi soruların sorulduğunu gösteren soru formu paylaşılmadığı için bu araştırmanın geçerli ve güvenilir olup olmadığı belirlenememiştir.

Yapılan çalışmada kullanılan örneklemin 18 ayrı işkolu içindeki dağılımı yapılıp işletmelerin çalıştırdıkları personel sayısına, işyerinin mülkiyetine, işyerlerinin açık oldukları süre içinde sırayla kaçıncı işi yaptığına, son işi ne kadar süreyle ettirdiğine ve hangi tarihte işe başladığına ilişkin dağılımlar verilmekle birlikte; daha derinlemesine yapılan incelemelerde esnaflar arasındaki ilişkilerde belirleyici olan tutum ve davranışlara ağırlık verildiği, Kemeraltı Çarşısı esnafının yaşadığı zorluklar konusunda ise kendilerinden kaynaklanmayan resmi, özel ve sivil kurumların dış kaynaklı olumlu ya da olumsuz karar ve uygulamalarının gündeme getirilmediği ve bunlara ilişkin çözüm önerilerinin tartışılmadığı görülmektedir. (3)

İzmir Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nın İzmir kent kimliği içindeki yeri nedir?” sorusu ile başlayıp şu sıralarda İzmir Katip Çelebi Üniversitesi‘nde görevli olan Enes Yalçın tarafından yürütülen 2021 tarihli doktora çalışmasının 2024 yılında “Kent Kimliği, İzmir Tarihi Kemeraltı Çarşısı” adıyla yayınlanması sayesinde öğrenip edindiğim toplam 35 kişilik bu nitel araştırmanın, denekler arasındaki mevcut ilişki ve dengelerle konunun neresinde durdukları bilinmeden deneklerin her biriyle yüz yüze, telefonla, e-postayla ve çevrimiçi görüşmeyle gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

Ancak araştırma ile ilgili kitabın son bölümünde de belirtildiği gibi, söz konusu inceleme Kemeraltı Çarşısı‘nı tüm boyutlarıyla ele alma iddiasında olmadığı, sadece çarşının özgün yapısıyla kent kimliğinin oluşumundaki etkisinin geliştirilerek korunmasına katkı vermeyi amaçladığı için bu çalışmanın da dışarıdan bir gözün içerdekilerle yaptığı görüşmelerde edindiği izlenimleri aktarmakla kaldığını, görüşülen deneklerin söylediklerini ekonomi, siyaset ve yönetim gibi değişik bilim ve disiplinler itibariyle irdeleyerek çözümler önermesinin mümkün olmadığı görülecektir. (4)

Tunç Soyer‘in belediye başkanlığı döneminde suyun başında olma fırsatından yararlanılıp hazırlanan ve 2024 yılı Ocak ayında yayınlanan “Yaşayan Kemeraltı Rehberi” ve “Kemeraltı”nın Yüzleri” isimli yayınlar ise toplam 22 akademisyenin yazdığı; hatta, ayrıcalıklı bazı akademisyenlerin yazdığı 3 ya da 4 makalenin yer aldığı, çoğu Kemeraltı‘na dair bugüne kadar dile getirilen bilgileri tekrarlayan toplam 30 makaleden oluşmakta… Ayrıca fiyatları bugün itibariyle 501,84 ve 225.- lira olan ve bu nedenle de herkesin alamayacağı kadar pahalı iki kitap…

Yaşayan Kemeraltı Rehberi” isimli kitabın 82 sayfadan oluşan son bölümünde Kemeraltı‘nda faaliyet gösteren firmaların isim, adres ve telefon numaralarına yer verildiği görülüyor… Tabii ki bugün itibariyle eskiyip güncelliğini yitiren, bu nedenle “yaşamayan” 2024 yılı verileriyle… (5, 6)

Şükrü Tül’ün deyimiyle “Koca Boşnak”… O da gidip yitenlerin arasında… Her ikisinin de anısına saygıyla…

Gelelim İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleriyle İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB), TARKEM A.Ş. ve Kemeraltı Esnaf Derneği tarafından Kemeraltı‘nın yaşadığı sorunlarını ele alıp çözüm önerileri geliştirmek amacıyla yapılan ya da yaptırılan araştırmalara…

Baştan belirtmekte yarar var; 2000-2025 döneminde Konak Belediyesi, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İESOB) ve Kemeraltı Esnaf Derneği tarafından Kemeraltı Çarşısı’nın sorunlarını belirleyip araştırmak, incelemek ve çözüm önerileri geliştirmek amacıyla yapılmış ya da yaptırılmış tek bir araştırma, tek bir inceleme, tek bir toplantı, tek bir yayın yok! Daha doğrusu onlar için böyle bir sorun yok!

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu dönemde yaptığı ilk araştırma ise, Aziz Kocaoğlu‘nun danışmanlığını yapan Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinin bir grup İzmirli iş insanı, sermayedarın menfaatine soylulaştırılmasını hedefleyen ve bunu sağlamak amacıyla TARKEM A.Ş. isimli şirketin kurulmasını sağlayan İzmir Tarih, İzmirlilerin Tarihle İlişkisini Güçlendirme Projesi Raporu ve bu raporun ekleri olarak yayınlanan operasyon planlarından oluşuyor. (7,8, 9)

Kemeraltı’yı kendine ait değerleriyle bilmek ve hatırlamak… Fıçıcı Ahmet Usta…

Kemeraltı esnafı ve ekonomisiyle arkeolojik, tarihi ve kültürel mirası yerine buradaki gayrimenkullerin değerlendirilerek üst gelir gruplarındaki insanlara satılmasını ya da kiralanmasını, bu arada Kemeraltı esnafının örgütü olduğu düşünülen Kemeraltı Esnaf Derneği başkanının TARKEM A.Ş. yönetim kuruluna alınarak derneğin, dolayısıyla esnafların kontrol altına alınıp etkisizleştirilmesini hedefleyen, bu amaçla TARKEM isimli bir saadet zincirini kurmayı; hatta bu saadet zincirinin CHP‘nin kentsel dönüşüm modeli olaral kabul edilmesini hedefleyen böylesi bir proje ile bu projenin zehirli meyvesi olan TARKEM A.Ş.‘nin 2012-2024 döneminde Kemeraltı ve Basmane‘nin yağmalanması için ortaya koyduğu kötü performans, asıl derdin Kemeraltı Çarşısı, esnafları, sahip olduğu arkeolojik, tarihi ve kültürel mirası değil, Kemeraltı‘ndaki değerli gayrimenkuller olduğunu ortaya koymuş; ancak, Kemeraltı her zaman olduğu gibi böylesi bir kötülüğü alt edip yok etmesini bilmiş, bunun sonucunda TARKEM‘in yan şirketi ihalelerden yasaklanmış, 1 Milyar Dolar toplamak amacıyla kurduğu gayrimenkul yatırım fonu başarısızlıkla sonuçlanmış, kontrol altına almaya çalıştığı dernek başkanının hapse girmesi gündeme gelmiş ve TARKEM‘in büyük çabalarla oluşturulan itibar balonu bir daha canlanmamak üzere patlamıştır…

Bu arada, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Kemeraltı‘nın yayalaştırılması için Embarq isimli sivil toplum örgütüne yaptırdığı İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi ile bu projenin ayrılmaz bir parçası olarak hazırlatılan; ancak yayınlanmayan ve uygulanmayan Kemeraltı Lojistik Planı‘nı da unutmamak gerekir… (10)

Bir zamanlar Kemeraltı’ndaki herkesin, Kemeraltı’na gelen İzmirlilerin görüp tanıdığı o gür sesli Kemeraltı’nın Prensesi Yasemin’in iyi bir fotoğrafını, tüm aramalarıma rağmen bulamadım… O nedenle katıldığı bir ses yarışması ile ilgili Youtube videosundan alarak kullandığım bu resim için hem kendisinden, hem de sizlerden özür diliyorum… Keşke o zamanlar bir Kemeraltı sembolü olarak fotoğraflarını çekseymişim… https://www.youtube.com/watch?v=-8GgjtiPjGY

2022 yılında TARKEM A.Ş. tarafından İzmir Life yazarı ve marka danışmanı Günter Soydanbay‘a sipariş edilen Kemeraltı Algı Araştırması ise işin ucuzuna kaçılarak çevrimiçi yapıldığından ve bunun doğal bir sonucu olarak 1.004 katılımcıdan% 13’ü bu soruya İzmir dışından cevap verdiği için; ayrıca, söz konusu araştırma raporunda da belirtildiği gibi, araştırmanın güvenilirliği ve geçerliliği açısından üç önemli sistematik soruna (Türk toplumunun ortanca yaşı 33 olduğu halde bu oranın araştırma evreninde 49 olarak çıkması, ilçelerin toplam İzmir nüfusu içindeki oranı itibariyle katılımcıların Buca, Karabağlar, Bornova ve Bayraklı’da bu oranın altında, Konak ve Karşıyaka’da ise fazla çıkması, Türk vatandaşlarının lisans derecesine sahip olma ile ilgili oranı ortalama % 14 olmasına karşın, bu oranın söz konusu araştırmada % 77 çıkması) sahip olması nedeniyle İzmir kamuoyunu TARKEM A.Ş. lehine etkilemek amacıyla yapılan bu araştırma sonuçlarının da ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum. (11)

Çünkü TARKEM, bütün bu yazılıp çizilenlere rağmen gösterdiği kötü performans ve başarısızlıklarla Kemeraltı Platformu‘nun kurucusu sevgili dostum Cem Ceylan‘ın bir zamanlar gazeteci Gönül Soyoğul‘a bir kehanet gibi sorduğu “Ya TARKEM, KİPA olursa?” sorusunun cevabını oluşturacak şekilde yönetici ve şirketleriyle iflah olmayacak şekilde can çekişmeye çoktan başladı…

Sonuç niyetine…

Yine uzun bir yazının konusu yaptığım Kemeraltı için yapılmış tüm akademik, resmi ve sivil araştırmaları ile aldığımız bu yazının içeriğinden de anlaşılacağı üzere, bu çalışmaların hiçbiri Kemeraltı Çarşısı‘nın yaşadığı tüm sorunları tarihsel bağlamı içinde belirleyip irdelemek ve bu irdelemeler ışığında öneriler geliştirmek konusunda bütüncül bir bakış açısına sahip olmadığı için; ayrıca, bu tür çalışmalarda disiplinler arası yöntemi kullanmadığı için araştırma yapanların çoğu kendi meşrebince adeta gözleri bağlı vaziyette filin ayağında, kulağında, dişinde ve hatta kuyruğunda ayrı bir Kemeraltı bulup onunla yetinmiş gözüküyor…

Gelecek hafta, son yıllarda Kemeraltı‘nda ortaya çıkan olumsuz gelişmeleri ele alacağım yazıda buluşmak üzere…

(1) Katrinli, A., Topsever, Y., Atabay, G., Güney, G., Güneri, B., Kaya A.G., “Tüketicilerin İzmir’deki Alışveriş Merkezlerini Değerlendirmesi ile İlgili Önem-Performans Analizi.

(2) Göregenli, M. (Hazırlayan), Kemeraltı, İzmir Ticaret Odası Yayını, 2009, İzmir.

(3) Tutan, M. U., Çapraz, B., Kemeraltı Çarşısı, Esnaf Arası Bağımlılık İlişkileri ve Ekonomi Analizi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı, Şubat 2014, İzmir.

(4) Yalçın, E., Kent Kimliği, İzmir Tarihi Kemeraltı Çarşısı, Atlas Akademi Yayınları, Nisan 2022, Konya.

(5) Yaman, M., Başer, E. (Edit.), “Yaşayan Kemeraltı Rehberi”, İzmir Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Şubat 2024, İzmir.

(6) Göregenl, M. (Hazırlayan), “Kemeraltı’nın Yüzleri”, İzmir Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Şubat 2024, İzmir.

(7) Tekeli, İ., İzmirlilerin Tarihle İlişkisini Güçlendirme Projesi Raporu, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Temmuz 2014, İzmir. https://www.academia.edu/31045473/%C4%B0zmir_Tarih_%C4%B0zmirlilerin_Tarih_%C4%B0le_%C4%B0li%C5%9Fkisini_G%C3%BC%C3%A7lendirme_Projesi

(8) Kutlu, G., İzmir Tarih İzmirlilerin Tarihle İlişkisini Güçlendirme Projesi Operasyon Planları 1, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Şubat 2015, İzmir,

(9) Kutlu, G., İzmir Tarih İzmirlilerin Tarihle İlişkisini Güçlendirme Projesi Operasyon Planları 2, Agora, Kadifekale, Birinci ve İkinci Halka Konut Bölgeleri, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kasım 2015, İzmir,

https://www.izmeda.org/Upload_Files/FckFiles/file/Operasyon%20Planlari%202.pdf

(10) İzmir-Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi & WRI Türkiye/Embarq, https://wrisehirler.org/sites/default/files/IzmirSurdurulebilirUlasimProjesi_Final.pdf

(11) Kemeraltı Algı Araştırması, TARKEM A.Ş. & Soydanbay Marka Danışmanlığı, 2022, İzmir, https://drive.google.com/file/d/1Snmyt37u13SuZXXWkQn2zQXxfutq0gO3/view

(12) Soyoğul, G., “Ya TARKEM, KİPA Olursa?, Gerçek İzmir gazetesi, 23 Ekim 2019.

Dünü, bugünü ve geleceği ile Salepçioğlu Hanı… (2)

Ali Rıza Avcan

İki bölümden oluşan yazı dizimizin ilk bölümünde İzmir‘deki tarihi kent merkezinin temel yapılarından biri olan Salepçioğlu Han‘ın yerine yapılan Salepçioğlu Çarşısı‘nın geçmişini ele almış, bu hanı 19. yüzyılın sonunda iyilik yapmak niyetle bağışlayan Ahmet Ağa‘dan, onun vakıf şartnamesinden söz etmiş ve bugün buranın sahibi olan İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘nün, bu çarşıda çalışan işyeri sahipleri ile esnafların durumunu ve geleceğini düşünmeksizin; yani, burayı söz konusu vakıf şartnamesine aykırı olarak “yapım ve onarım karşılığı kiralama” yöntemiyle 30 yıllığına başka birilerine vermek istediğinden bahsetmiştik.

Bugün ise bu işi yani, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘nün bu yapının depreme karşı dayanıksız olduğu gerekçesiyle, “yapım ve onarım karşılığı kiralama” adı verilen; aslında gizli bir “özelleştirme” ya da Osmanlı‘nın çöküşüne yol açan vergi gelirleri tahsilatının mültezimlere verilmesi işine benzer bir şekilde, özel kişi ya da şirketlere bir imtiyaz olarak vermek istemesinden söz edeceğiz…

Ama ondan önce bu oyunun oynanacağı sahneyi; yani, böylesi bir girişimin kolaylıkla icra edileceği İzmir ve Kemeraltı ortamını tarif etmeye çalışalım:

Oyunumuzun başrolündeki aktör, tek adam sistemine geçilmeden önce başbakanlığa, geçildikten sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na bağlanan İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve onun bu işlerden pek de anlamayan müdürü. Çoğunluğunu tescilli tarihi eserlerin oluşturduğu vakıf mallarının korunması konusunda görevli, yetkili ve sorumlu olan Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları ile İzmir Müze Müdürlüğü de aynı bakanlığa bağlı vaziyette. Ayrıca bu oyunun “şüphelisi” konumundaki TARKEM‘e UNESCO sorumluluğunu veren de Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın ta kendisi.

Bu başrol oyuncusunun İzmir temsilcisi ise, 2023 Genel Seçimlerinde AKP‘den Uşak milletvekili aday adayı olarak başvurmasına rağmen seçilemeyen 40 yaşındaki eski bir siyasetçi, yeni bir bürokrat: Tahir Emre Can.

Tahir Emre Can, 1984 yılında Uşak‘ta doğmuş, yüksek öğrenimini Uşak Eğitim Fakültesi‘nde tamamladıktan sonra ilkokullarda öğretmenlik yapmış, 2015 Aralık ayında Kredi Yurtlar Kurumu Uşak Erkek Yurdu müdürü, Kredi Yurtlar Kurumu‘nun il müdürlüğünün kurulması ile birlikte Kredi Yurtlar Kurumu Uşak il müdürü, 2021 Aralık ayında da Kütahya Gençlik ve Spor İl müdürü olmuş, 2023 genel seçimlerinde seçilmediği için 2023 Ağustos ayında teselli ödülü olarak İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü görevine atanmış bir siyasetçi/bürokrat. Hem de hiç bir şekilde vakıflar bilgi, tecrübe ve kültürü; daha doğrusu liyakati olmadığı halde, Vakıflar Genel Müdürlüğü açısından çok önemli olan İzmir‘e bölge müdürü olarak atanmış; daha doğrusu kararnamesi Saray‘da ikamet eden Tayyip Erdoğan tarafından imzalandığı için ayrıcalıklı bir siyasetçi. O nedenle de, büyük rantların gündeme geleceği Salepçioğlu Çarşısı gibi önemli ve büyük ticaret merkezlerine el atarak başarılı olmak ve birilerine yaranmak istiyor olabilir… Bu gayreti ise, İzmir‘e gelir gelmez AKP il başkanı Bilal Saygılı ile MÜSİAD‘ı ziyaret etmesinden anlaşılıyor…

Vakıflar İzmir Bölge Müdürü Tahir Emre Can ve AKP İl Başkanı Bilal Saygılı…

Tahir Emre Can bu gayretinde o kadar ileri gidebiliyor ki , yakın zaman önce paylaştığı sosyal medya (X) mesajlarında;

I- 21 Mart-17 Eylül 2013 tarihleri arasında “Konak Salepçioğlu, Konak Kaptan Mustafa Paşa, Karşıyaka Vakıf İşhanları ile Karabağlar Karaosmanoğlu Apartmanının Deprem Dayanımlarının Belirlenmesi ve Gerektiğinde Güçlendirme Yapılması Projelerinin Hazırlanması” işi, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu‘nun 19. maddesine göre açık ihale usulü ile ve 225.750.- TL bedelle Küçükcan Mimarlık İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi‘ne verilerek herhangi bir deprem olması ihtimali karşısında önceden araştırma yapılıp rapor düzenlendiği,

II- Depremin olduğu 30 Ekim 2020 tarihinden önce ve sonra hazırlanan bu rapora göre İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından, aralarında Salepçioğlu Çarşısı‘nın da bulunduğu bu binaların deprem dayanıklılıklarını arttırmak amacıyla yeni bir ihale açılmadığı,

III- 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi sonrasında İzmir‘deki hasarlı binaları belirleyip duyurmak amacıyla Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İzmir İl Müdürlüğü tarafından düzenlenen listelerde G7B3G bina kodlu Salepçioğlu İşhanı, “hasarsız” olarak gösterildiği,

IV- Deprem sonrasında, özellikle de 2024 yılını da kapsayan son yıllarda İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından Salepçioğlu Çarşısı için herhangi bir deprem dayanıklılık testi yapılmadığı, daha doğrusu, 2013-2024 döneminde bu çarşıda çalışan işyeri sahipleriyle esnafları ve bu binaya girip çıkan binlerce İzmirlinin hayatını korumak amacıyla herhangi bir önlem alınmadığı halde;

Binanın onarım ve bakım adıyla ihaleye çıkarıp akabinde ihalenin iptal edildiği 2024 yılında Salepçioğlu Çarşı‘nın hasarlı olduğunu iddia edebiliyor, çarşı esnafınca sosyal medyada paylaşılan mesajlar için, bozuk bir Türkçe ile “yalan algı çalışması” diyebiliyor… Oysa kendisi sınıf öğretmenliği konusunda eğitim almış, ilkokul öğrencilerine dilimiz Türkçe’yi doğru kullanmayı öğretecek bir öğretmen ve Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi önemli bir kurumun bölge müdürü, “yalan” sözcüğü ile “algı” sözcüğünün yan yana gelmemesi, olsa olsa “negatif algı” ya da “olumsuz algı” denilmesi gerektiğini bilmesi gereken bir eğitimci!

Neyse ki, çarşı esnafının yaptığı paylaşımlar için devreye henüz Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na bağlı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi girmemiş ve kendisine yardımcı olmaya kalkmamış durumda diye kendimizi teselli etmemiz de mümkün! 🙂

Ancak çiçeği burnunda yeni bölge müdürü Tahir Emre Can‘ın üzerinde, bir önceki bölge müdürü Muzaffer Ataseven döneminden gelen ve halen çözümlenmemiş olan büyük bir yük var ve muhtemelen kendisi bu yükten ya bihaber ya da böylesi bir yükü görmemezlikten gelmeyi tercih ediyor… Bu yük, “devlette devamlılık ilkesi“nin bir sonucu olarak yine Kemeraltı Çarşısı‘nın girişinde, Salepçioğlu Çarşısı‘na takriben 100 metre uzaklıktaki Kaplan Mustafa Paşa İşhanı ile ilgili ihaleler ve halen sonuçlanmamış olan inşaat işi olarak karşımıza çıkıyor…

Kaplan Mustafa Paşa İşhanı’nın eski hali…
Kaplan Mustafa Paşa İşhanı’nın İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nce tahayyül edilen hali…

Mülkiyeti, tarihi kayıtlara göre Enderun‘da yetişip Silahtar-ı şehriyâri olan, 1650’de vezirlik unvanıyla 1666’ya kadar sırasıyla Bağdat, Van, Karaman ve Şam beylerbeyliği yapan ve Kaptan-ı Deryalığını yaptığı Osmanlı Donanması‘nın Akdeniz seferi dönüşünde 5 Aralık 1680’de İzmir‘de öldüğü bilinen Osmanlı devlet adamı Kaplan Mustafa Paşa‘nın kurduğu vakfa ait Kemeraltı, Mucibur Rahman sokak ile 853 sokak köşesindeki Kaplan Mustafa Paşa İşhanı‘nın, yine aynı yöntemle; yani, “restorasyon veya onarım karşılığı kiralama” yöntemiyle yeniden yapılması işinde yaşanan rezalet! Özellikle bu arsada ortaya çıkan Antik Dönem kalıntılarının araştırılması sonrasında; yani, 2020 sonrasında yaşanıp halen devam eden, bu nedenle ülkemizle İzmir ve Kemeraltı ekonomisini büyük zararlara uğratıp Vakıflar Genel Müdürlüğü’nü milyonlarca lira gelirden ederek büyük kamu zararına yol açan bir rezalet!

Bilindiği üzere, Vakıflar Meclisi‘nin 24 Kasım 2014 tarih, 572/450 sayılı kararı ve 28 Mart 2014 tarih, 993 sayılı Başbakanlık oluru ile tapunun Konak ilçesi, Ahmetağa Mahallesi, 214 ada, 1 parselindeki 3.700 m2 yüzölçümündeki arsa üzerindeki Kaplan Mustafa Paşa İşhanı‘nın 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu‘nun 35/a maddesi gereği, kapalı teklif usulü ile yapılacak ihale çerçevesinde yıkılıp yerine “Yapım Karşılığı Kiralama” usulüyle ve 18.196.527,92 TL. muhammen bedelle “iş merkezi, otel, yurt, sağlık tesisi, eğitim fonksiyonları çerçevesinde” bir bina yapılmasına karar verilir ve buna ilişkin ihalenin 28 Mayıs 2015 tarihinde yapılacağı, 4 Mayıs 2015 tarih, 29345 sayılı Resmi Gazete ilanıyla duyurulur.

Belirtilen tarihte ihale yapılıp iş verilmekle birlikte iş hanının yıkılıp zemindeki kazıların başlanması üzerine karşımıza İzmir‘in Roma Dönemi‘ne isabet eden tarihi kalıntıların çıkması üzerine kazı durdurulur ve bu parseldeki kazı işi İzmir Müze Müdürlüğü yapılarak 19. yüzyılda “Sulu mezarlık” olarak anılan bu bölgede ortaya çıkan M.S. 2. yüzyıla ait anıtsal Roma Hamamı ve Gymnasium kompleksinin ortaya çıkar. İşi üstlenen firma ise 2020 yılında sözleşmenin feshedilmesi nedeniyle işi bırakmak zorunda kalır. Çünkü bu işle ilgili ihale şartnamesinde zeminde buna benzer tarihi bir kalıntı çıkması durumunda ne yapılacağı belirtilmemiş, böylesine tarih dolu bir bölgede karşımıza çıkması kuvvetle muhtemel bir tarihi kalıntı akla bile getirilmemiştir.

İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘nün 2022 yılında yaptığı basın açıklamasına göre bunun arkasından Covid19 salgını zamanında yapılan iki ayrı ihaleye giren olmayınca 2021 yılında üçüncü bir ihale açılır.

Bir önceki İzmir Vakıflar Bölge Müdürü Muzaffer Ataseven’in proje takdimi…
Kaplan Mustafa Paşa İşhanı yerine yapılacağı vaat edilip yapılamayan bina çizimleri…

İzmir Müze Müdürlüğü‘nce yapılan kazılar bitince, buradaki tarihi kalıntıların bir zamanlar Şair Eşref Bulvarı No.15 adresindeki İhsan Kayın Plaza inşaatını sırasında ortaya çıkan tarihi kalıntıların üstünün cam bir tabaka ile kapatılıp görünür hale gelmesi gibi bir yöntemle (1), “Restorasyon veya Onarım Karşılığı Kiralama” amaçlı bir ihale açılmasına karar verilerek 3.700 m2 büyüklüğündeki parselin 3.547,11 m2’sinde, arkeolojik kalıntıların üzerine denk gelmeyecek şekilde kısmi yapılaşma koşuluyla yapılacak binanın, Vakıflar Meclisi‘nin 22.10.2021 tarih, 426/406 sayılı kararı doğrultusunda 2 yılı inşaat süresi olmak üzere toplam 35 yıl süreyle kiralanması işinin, 5 Temmuz 2021 tarihinde açık ihale usulüyle ihale edileceği 22 Haziran 2021 tarih, 31519 sayılı Resmi Gazete‘de yayınlanan ilan ile duyurulur. Ancak Resmi Gazete ile duyurulan bu ilanda yazılı olan muhammen/tahmin edilen bedel 14.966.052.- TL. olarak gösterildiği halde; bu işe ait ihale şartnamesindeki bedelin 22.490.310,41 TL. olarak yazılı olduğu da gözlerden kaçmamaktadır.

Sevgili dostumuzu avukat Arif Ali Cangı‘nın, burasının İzmir‘in “İzmir Tarihi Liman Kenti” adıyla UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne girmesi nedeniyle bir liman yapısı olarak Arkeoparka dönüştürülmesi önerisinin dikkate alınmadığı bu süreçte, kazı alanına asılan tabeladan öğrendiğimize göre; ihale sonucunda bu işin 22.124.106,41 TL. bedelle Ayşa Turizm Gıda ve İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi‘ne verildiğini, sözleşmenin 17 Ekim 2024 tarihinde imzalandığını, yer tesliminin 27 Ekim 2022 tarihinde yapıldığını, iş bitim tarihinin ise 17 Ekim 2024 olduğunu, proje yöneticisi olarak da inşaat mühendisi Göksel Günel‘in görevlendirildiğini öğreniyoruz. (2)

15 Şubat 2023 tarihinde inşaat mahallinde çektiğimiz inşaat tabelası.

İşi üstlenen Ayşa Turizm Gıda ve İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi‘nin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi (TTSG)‘nde yayınlanan mevcut 6 adet ilamına (25.11.2013/8450, sh.370-371, 25.12.2017/9480, sh.411, 25.02.2019/9774, sh.160, 13.03.2019/9786, sh.1398, 15.03.2019/9788, sh.640, 19.03.2021/10291, Sh.944) baktığımızda ise;

Söz konusu şirketin 18.11.2013 tarihinde Ayşe Araç tarafından otel, lokanta ve eğlence yerleri, turizm ve seyahat acentalığı, uluslararası ve şehirlerarası yolcu taşımacılığı, gıda, emlak müşavirliği ve inşaat işleri yapmak üzere 1.250.000.-TL. sermaye ile İstanbul‘da kurulduğunu, şirket yönetiminin başlangıçta Ayşe Araç‘a ait olduğunu, şirketin 18.2.2019 tarihinde İzmir ve İstanbul/Kartal’da şube açtığını, Ayşe Araç‘ın 7 Mart 2019 tarihinde tüm hisselerini Metin Araç‘a devrettiğini, 11 Mart 2019 tarihinde merkez ve İstanbul/Kartal şube yetkisinin Ayşe Amaç‘tan Metin Amaç‘a geçtiğini, 12 Mart 2021 tarihinde ise şirket ana sözleşmesinin “Amaç ve Konu” başlıklı 3. maddesinde değişiklik ve eklemeler yapıldığını görürüz.

Görüldüğü gibi, hem Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi, hem de söz konusu şirkete ait İnternet sayfaları düzeyinde yaptığımız araştırmalar sonucunda, Ayşa Turizm Gıda ve İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi, “Ayşa Tur” adıyla asıl olarak turizm sektöründe uluslararası ve ulusal alanda turizm acentalığı faaliyetleri yürüten ve merkezi İstanbul‘da bulunan bir turizm şirketidir. Gerek ticaret sicili kayıtlarında, gerekse İnternet kaynaklarında (https://aysatur.com/, https://aysaturizm.com.tr/) şimdiye kadar yaptığı ya da yaptırdığı bir büyük inşaat işi bulunmamakta olup; o nedenle de, bu düzeydeki bir inşaatı yapıp bitirme anlamında yeterli olmadığı görülmektedir.

Ancak Kemeraltı‘nın girişindeki koskocaman bir vakıf işhanı inşaatı, 22.124.106,41 TL bedel, 17 Ekim 2022 tarihli sözleşme ve işin 17 Ekim 2024 tarihinde bitmesi koşuluyla sermayesi 1.250.000.-TL. olan bu şirkete verilmiş ve işin bitim tarihinden bu yana tamı tamamına 24 gün geçmesine rağmen, inşaat mahallindeki bir iki baraka dışında tek bir çivi çakılmamış, 2021 yılından bu yana “vakfet, yaşat, yaşa!” diyen Vakıflar Genel Müdürlüğü adına, vakıf malları ile kamu yararı aleyhine başarısız bir iş yapılmıştır.

O nedenle, göreve geldiği 2023 Ağustos ayından bu yana Kaplan Mustafa Paşa İşhanı inşaatı ile ilgili olarak kılını kıpırdatmayan İzmir Vakıflar Bölge Müdürü Tahir Emre Can, Salepçioğlu Çarşısı ihalesinden önce 2021 yılından bu yana ortada duran bu enkazın hesabını vererek “kamu hizmetinin sürekliliği ilkesi” uyarınca eski bölge müdüründen devraldığı bu enkazı niye ayağa kaldırmadığını, her geçen gün artan kamu zararını azaltmak için neler yaptığını, 2016 yılından bu yana tahsil edilemeyen gelirleri nasıl telafi edeceğini izah etmelidir… Buradan anlaşılan o ki, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü yöneticileri, şu sıralar arkalarına aldıkları Saray‘ın gücüyle Vakıflar Genel Müdürlüğü İnternet sayfasında yazılı olan “Vakfet, yaşat, yaşa!” sloganının sadece “yaşat, yaşa!” bölümünü tercih edip, hayır niyetine vakfedilen gayrimenkuller sayesinde sadece kendi cenahındakilerle kendilerini yaşatıp yaşamak hevesine düşmüşlerdir…

Salepçioğlu Çarşısı esnafları…

Gelelim bu tür sorun ve kamu zararlarına yol açan “yapım veya onarım karşılığı kiralama” ya da “restorasyon veya onarım karşılığı kiralama” yönteminin kötü kullanıma ne ölçüde açık olduğu hususuna…

Vakıflar Genel Müdürlüğü, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu‘nun 20. maddesi ile 10 Eylül 2008 tarih, 26993 sayılı Resmi Gazete‘de yayınlanan “Vakıf Kültür Varlıklarının Restorasyon veya Onarım Karşılığı Kiraya Verilmesi İşlemlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” uyarınca 2002 yılından bu yana elindeki vakıf mallarını kendi bütçesinden herhangi bir harcama yapmadan, restorasyon, onarım ya da yapım karşılığı 20, 30, 35 gibi; hatta maksimum 49 yıla kadar uzanan sürelerle, bu süreyi kapsayan dönemdeki kiraları yıllar itibariyle tahsil etmek üzere kiralayana verip kendi bütçesinden para harcamaktan kaçınıyor.

Aynı genel müdürlüğün verdiği bilgilere göre, 1 Ocak 2002-31 Aralık 2021 tarihleri arasında bu şekilde toplam 110 ticaret, 54 turizm, 118 sosyal-kültürel, 2 sağlık, 7 idari, 8 eğitim ve 6 diğer yapıyı, 1 ibadethaneyi, 83 daire ya da villayı, koruma kurulunca fonksiyon verilecek 3 yapıyı uzun süreli kiralama karşılığında onarım, yapım ya da restorasyon karşılığı şahıs ya da kurumlara verdiği anlaşılıyor. Bu verilerin arasında yer alan ibadethanenin hangi ibadethane olduğunu ve kime, kaç para karşılığında kiralandığını merak etmekle birlikte; bu veriler arasında yer alan bilgilere göre İstanbul‘da 2005 yılından bu yana sadece dokuz yarışta kullanılan o ünlü Formula-1 Yarış Pisti’nin bile bu şekilde TOBB ve İstanbul Ticaret Odası ortaklığında yönetim kurulu başkanlığını İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç‘in yaptığı Formula İstanbul Yatırım Anonim Şirketi (FİYAŞ)‘ne kiralandığını, tesisin işletme haklarının bu şirket tarafından 2007 yılında Formula-1‘in eski başkanı ve CEO‘su İngiliz işadamı Bernie Eccestone‘a, 2012 yılında Intercity şirketine, 2004 yılında da 30 yıllığına Can Holding’e kiralandığını; böylelikle iyilik niyetine bağışlanmış bir gayrimenkulün nasıl uluslararası otomotiv tekelleriyle holdinglerin emrine tahsis edildiğini söyleyebilirim.

Resmi Gazete‘nin 2024 yılı nüshalarıyla http://www.ihaleciler.com adresindeki kayıtlara göre de İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü 2024 yılı içinde Çeşme, Bergama, Buca ve Konak ilçelerinde toplam 8 adet restorasyon, yapım ve onarım ihalesi açmış ve bunlardan Salepçioğlu Çarşısı için yapılacak ihaleyi iptal etmiş, Çeşme ve Bergama‘daki 4 ihaleyi talep çıkmadığı için pazarlık usulüyle kiralamaya dönüştürmüş durumda.

Osmanoğulları Hanedanı‘nın çöküşünün en önemli nedenlerinden biri olan devlete ait vergilerin toplanması işinin mültezim adı verilen kişilere bir imtiyaz olarak verilmesinde olduğu gibi, “ecdād yadigarı” vakıf mallarının, cepten para harcamadan yine aynı şekilde 49 yıla kadar uzanan uzun sürelerle, vakıf mallarının kirasını toplama karşılığında, çoğu ehliyetsiz ve liyakatsiz şirketlere bir imtiyaz olarak verilmesi… Bir çöküşün, bir yok oluşun, bir iflasın manzarası aslında… Vakfedenin niyeti, arzusu, iyilik yapma amacı dikkate alınmayacak bir şekilde… Vakıf mallarının gizli bir şekilde özelleştirilmesi anlamında… Özellikle de tescilli kültürel miras olarak kabul edilen vakıf mallarının kötü restorasyonlar sonucunda bozulup yok edilmesi karşılığında…

Bunu da en iyi şekilde vakıf kültürü almamış olup bu makama kendisinde hiçbir meziyet aranmaksızın siyasi nedenlerle getirilen, o nedenle de en kısa sürede onun diyetini ödeme telaşı içinde olan Tahir Emre Can gibiler yapabilir, yapabiliyor ve yapıyor…

Salepçioğlu Çarşısı‘ndaki işyeri sahipleriyle esnafın örgütlü mücadelesi, görülen o ki İzmir Vakıflar Bölge Müdürü Tahir Emre Can‘ın bu kez de, binanın 1973’de yapılması nedeniyle depreme dayanaksız olduğu gerekçesiyle ortaya çıkıp binanın depreme karşı güçlendirileceği iddiasıyla işyeri sahiplerine yazılar gönderip 2024 yılı sonu itibariyle işyerlerini boşaltmalarını istemesine neden olmuş gözüküyor. Elimdeki 4 Kasım 2024 tarihli bir yazı ile binanın ekonomik ömrünün tamamlandığı, deprem performans analizi hesap raporuna göre olası bir depremde can güvenliği performans düzeyini sağlamadığı iddia ediliyor.

Ancak biz biliyoruz ki, ellerindeki deprem performans analizi hesap raporu, yazımızın ilk bölümünde de belirttiğimiz gibi 21 Mart-17 Eylül 2013 tarihleri arasında Gaziantep merkezli Küçükcan Mimarlık İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi tarafından düzenlenmiş eski bir rapor… Üzerinden tamı tamamına 11 yıl geçmiş, üstelik bu arada Sisam Adası açıklarındaki 6,6 büyüklüğündeki 30 Ekim 2020 tarihli deprem İzmir‘de büyük hasarlara neden olmakla birlikte Salepçioğlu Çarşısı‘nda herhangi bir hasara rastlanmamış ve bu durum İzmir Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü‘nün deprem sonrası hazırladığı listelerde açık bir şekilde belirtilmiş… Ayrıca 16 Mayıs 2016 tarih, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun‘un 3. maddesine göre riskli yapıların tespiti, Kentsel Dönüşüm Başkanlığı‘nca hazırlanacak yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde Çevre Şehircilik ve İklim Bakanlığı‘na bağlı Kentsel Dönüşüm Başkanlığı‘nca lisanslandırılan kurum ve kuruluşlara yaptırılması gerekiyor. 11 Kasım 2024 tarihi itibariyle bakanlığın ve söz konusu başkanlığın İnternetteki web sayfasına baktığımızda ise, riskli yapıları tespit edecek kurum ve kuruluşlar arasında, Gaziantep Ticaret Siciline 14860 sicil numarasıyla kayıtlı Küçükcan Mimarlık İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi‘nin böyle bir yetkiye sahip olmadığını; o nedenle de, İzmir Vakıflar Genel Müdürü Tahir Emre Can‘ın elindeki 2013 tarihli o eskimiş raporun artık “yok hükmünde” olduğunu anlıyoruz. (3)

O nedenle, Salepçioğlu Çarşısı‘nda faaliyet gösterip tahliye yazısı almış olan tüm işyeri sahipleriyle esnafların tahliye amaçlı bu yazılar nedeniyle bir an önce dava açarak, bu yazılar öncesinde İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yetki sahibi kurum ve kuruluşlara hazırlattırılan yeni raporu -şayet varsa- talep etmeleri; eğer böylesi bir rapor yoksa ve yetkili kurum ve kuruluşların hazırladığı herhangi bir rapora dayanılmaksızın böylesine bir tahliye talebinde bulunulmuşsa, bu kumpas durumunun hazırlanacak dava dilekçelerinde kötü niyetin somut bir örneği olarak gösterilmesi uygun olacaktır…

Salepçioğlu Çarşısı‘ndaki işyeri sahipleriyle esnafların örgütlü mücadelesinin başarıya ulaşması dileğiyle…

Tabii ki bu arada üyeleri esnaf olan hangi meslek odası ve derneklerin esnaftan yana, “esnaf dostu” olup olmadığının fark edilip tarihe not düşülmesi ve hesabının sorulması dileğiyle…

………………………………………………………………………………….

(1) Şair Eşref Bulvarı No.15 adresindeki İhsan Kayın Plaza’nın zemin katındaki kalıntılar, bugün o dükkanın Gürmar Market ve Şok Market tarafından kullanılıyor olması nedeniyle, ne yazık ki ziyaret edilememekte ve dükkana girilse bile zemindeki kalıntılar görülememektedir.

(2) “Tarihi hamam ve imparatorluk salonu için tarihi karar!”, Sonkale Gazetesi, 1 Kasım 2022, (Erişim Tarihi: 06.11.2024) https://www.sonkale.com/haber/Tarihi-hamam-ve-imparatorluk-salonu-icin-flas-karar-/122669

(3) https://altyapi.csb.gov.tr/riskli-yapi-tespiti-ile-ilgili-kuruluslar/arama

İzmir Tarihi Kent Merkezi’ndeki yangınlar ve düşündürdükleri…

Mihriban Yanık

İzmir’in tarihi kent merkezi Basmane‘de, geçtiğimiz gece çıkan yangın, hem Atatürk’le Latife Hanım’ın nikahlarını kıyan müftü Rahmetullah Efendi’nin tarihi evini, hem de içimizi yakıp geçti. Bu yıl içinde önce Kızlarağası Hanı’nın önündeki 861 sokakta, sonra Kemeraltı girişindeki Veysel Çıkmazı’nda, daha sonra kaderine terk edilmiş Kardıçalı Han’da ve en son olarak müftü Rahmetullah Efendi’nin tescilli tarihi evinde ortaya çıkan bu yangınlar gelmekte olan büyük bir tehlikeyi ortaya koyuyor.  

Müftü Rahmetullah Efendi’nin evi cayır cayır yanıyor, 7 Mayıs 2024.
Müftü Rahmetullah Efendi’nin evi, yangından önce…

Hepimizi üzen bu yangınlar sırasında ve sonrasında herkes söndürmek için yardıma konuşuyor; ancak yangınları önlemek için neler yapılması gerektiği konusu düşünülmüyor ve konuşulmuyor. Çıkan yangınların yerine ve çıkış şekline bakıldığında, geçmişte konuşulanların uygulamaya geçirilmediği, bu konuda ciddi önlemlerin alınmadığı ve denetlemelerin yeterince yapılmadığı anlaşılıyor. Oysa her zaman söylediğimiz gibi, alınacak önlemlerin bilinmesi kadar, bunların ciddiyetle ve iş birliği içinde, sürekli olarak denetlenmesi hayati öneme sahiptir. 

Otuz yıldan uzun süredir çalıştığım ve her karışını bildiğim Basmane bölgesi ve tarihi Kemeraltı çarşımızın ihmaller yüzünden yok olmasını, yaralanmasını istemiyorum. Tarihi bölgelerde çıkan her yangın sonrasında kaygı ve korkularım daha da arttığı için, bu yazıyı yazarak kültür mirasımızı koruma konusunda çok duyarlı olduğunu bildiğim dostlarımla ve kentini seven herkesle paylaşmaya karar verdim.  

Kurulduğu günden beri kesintisiz kullanılan en büyük ve en eski açık çarşı olarak bilinen tarihi Kemeraltı çarşısı ile geçmişinde konut bölgesi olma özelliği ile öne çıkan Basmane, büyük bir yangın riski altındadır. Antik Smyrna Kenti’ni de kapsayan Basmane bölgesi ve yangına karşı çok hassas yapı malzemeleriyle inşa edilmiş geleneksel yapıların ağırlıklı olduğu Kemeraltı Çarşısı sadece tarihi yapılardan oluşan bir bölge değil;  aynı zamanda kentin hafızasının kazındığı bir mekȃndır.  Bugüne dek milyonlarca insanın anılarını biriktirdiği, nice zanaatkar, kalfa ve ustanın yetiştiği, geleneksel üretimin yapıldığı bir kültür hazinesidir. Bütün bunlara rağmen mevcut durumuna bakıldığında ona yeterli ilgiyi ve gerekli özeni gösteremediğimiz anlaşılıyor. Bu durumun bir an önce düzeltilebilmesi için bundan böyle bir şeyler yapmamız gerekiyor.

İsterseniz, önce ’Neden’ ve ‘Acaba’ sorularına birlikte yanıt arayalım. 

Neden?

  • Neden tarihi yapıların birçoğu uyuşturucu bağımlılarının, evsizlerin, kaçak mültecilerin işgali altında?
  • Tarihi yapıların güvenlikleri neden sağlanamıyor?
  • Neden tarihi çarşıdaki bazı yapılar izinsiz tadilat yapabiliyor?
  • Yasalar neden yeterince uygulanamıyor, uygulanıyorsa bile, neden hala caydırıcı olamıyor?
  • Bu özel yapılar neden kablolar, teller, caddeye sarkan demir saçak profilleri, eski bezler ve devasa panoların arkasına saklanmış? Depreme ve yangına bu şekilde davetiye çıkarılmış olmuyor mu?
  • Neden bazılarının güzelim cepheleri sırf reklam için, uyumsuz kaplamalarla kapatılmış?
  • Bazılarının üzerine neden kambur gibi eğri büğrü ilaveler yapılmış? 
  • Neden tarihi yapıların içinde tehlikeli maddelerin kullanımı, yapının özgünlüğüne ve strüktürüne zarar verebilecek faaliyetler devam etmekte?
  • En önemlisi ise, yangın sonrası tehlikeli yapı raporu verilen tarihi binalar sadece tehlikeli olan kısımlarının alınması yerine neden ağır iş makinası sokularak temeline kadar yıkılmaktadır? 
  • Neden bazı binalar yanınca, tamamı yıkılmakta ve sonra yerine hemen bir açık otopark yapılmaktadır? Bu otoparklar yasal mıdır? Bunlara engel olunmazsa bu şekilde yapılar yakılarak tarihi bölge hızla yok olmaz mı?
Basmane’de Nebahat Tabak Semt Merkezi ile Kadın Müzesi’nin yanındaki ev yanıyor, 18 Ağustos 2022…
Nebahat Tabak Semt Merkezi ile Kadın Müzesi yanındaki evin yangından sonraki durumu, 18 Ağustos 2022…
Nebahat Tabak Semt Merkezi ile Kadın Müzesi yanındaki evin yangın sonrasındaki perişan durumu, 18 Ağustos 2022…

Acaba?

Tarihi bölgede geçmiş yıllardan bugüne dek, kaç binanın yanıp kül olduğunu gösteren ve bunlara ait bilgilerin derlendiği bir doküman var mıdır?

  • Olası bir yangını önlemek amacıyla yapılacak planda kullanılmak üzere, çarşının bütün olarak yapı stoğu incelemesi ve malzeme analizi yapılmış mıdır?
  • Tarihi bölgeye özel, bütüncül bir yangın planı yapılmış mıdır?
  • Tarihi yapıların yapım türüne göre yangın söndürme yöntemleri belirlenmiş midir? 
  • Ahşap ve taş yapılar tuzlu sudan olumsuz etkilenerek bozulacağından, bu yapıların söndürülmesinde deniz suyunun kullanılamayacağı bilinmekte midir? Bu konuda bir önlem alınmış mıdır?
  • Yola taşan tezgahlar,  eklenti saçaklar varken, itfaiye araçları ve ambulansların nasıl geçeceği test edilmiş midir?
  • Bu yapıların elektrik tesisatları ve iç tesisatları kaç yıllıktır? Tesisatlar yangına dayanıklı malzemeden yapılmış mıdır?
  • Tadilat geçiren yapılarda elektrik tesisatları yangın yönetmeliğine uygun yapılmış mıdır?
  • Yeni yapılarda elektrik tesisatı ve iç tesisatı yangın yönetmeliğine uygun yapılmış mıdır?
  • Yangın tehlikesine karşı yapılarda yangın uyarı sistemleri var mıdır? Bu sistemler itfaiye ile bağlantılı mıdır?
  • Sokaklardaki yeni zemin düzenlemesi sırasında konulan yangın musluklarına su verilmiş midir?
  • Kafeterya ve lokanta gibi gazlı tüpler ve yapılardaki yanıcı gaz depoları için güvenlik önlemleri alınmış mıdır? Aşırı sıcaklarda nasıl korunmaktadır?
  • Yanması kolay olan kâğıt, kumaş, boya gibi maddeler gaz depolarından, tüplerden, ocaklardan uzakta depolanmış mıdır?
  • Çatı aralarına kuş, böcek, vb. canlıların girmemesi için havalandırma boşluklarında gerekli önlemler alınmış mıdır?
  • Çatı aralarına yanıcı maddeler, kâğıt, kumaş, boya vb. çeşitli kimyasal atıklar depolanmış mıdır?
  • Binaların içine ve dışına sonradan kaplanan yanıcı kaplama malzemelerini kimler kontrol etmektedir?
  • Kent içinde tarihi bölgedeki yapılarda bulunan kâğıt, plastik vb. atık toplama depoları tarihi bölge dışına çıkarılamaz mı? Bu depoların kent merkezinde bulunması yangın tehlikesini artırmaz mı? 
  • Tarihi bölgedeki atık depolarında yangın önlemleri alınmış mıdır? Denetlenmekte midirler?
  • Bu binalar düzenli olarak içeriden ve dışarıdan denetlenmekte midir? 
  • Bütün bu sorunların muhatapları durumun ciddiyetini kavrayarak iş birliği içinde çalışmakta mıdır?

Benzeri sorular beynimde dönüp dururken, sadece sormak yetmez neler yapmamız gerekir diye düşünmeden edemiyorum. 

Sorular çoğaltılabilir korumak için bütün bu ve benzeri soruların cevaplanması ve gereğinin acilen yapılması şarttır.

Bilindiği gibi, geleneksel mimari tarzımızda kullanılan yapı malzemeleri çabuk tutuşan ve kolay yanan malzemelerdir. Tarih boyunca, yeterli tedbirlerin alınmaması ve çeşitli dikkatsizlikler sonucunda birçok küçük çaplı yangının yanında büyük yangınların da çıktığı bilinmektedir. İzmir’de ahşap yapı malzemelerinin yoğun olarak kullanıldığı Osmanlı döneminde, 1841 yılında çıkan büyük yangında Müslüman ve Yahudi mahallelerindeki evlerin üçte ikisinin yandığı çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. 1922 yılı Eylül ayında çıkan büyük İzmir yangınında da günümüzde Kültürpark’ı da içine alan çok geniş bir bölgedeki kâgir konutlar, fabrika, dini tesis ve işyerlerinin yandığı bilinmektedir. Yanan bölgelerde sadece acı can kayıpları yaşamıyoruz, bunun yanında eşsiz tarihi yapılarımız, tüm ekosistem ve zengin kültürümüz de yok olup gitmektedir. Özetle, maddi ve manevi büyük kayıplarımız olmaktadır. 

Ne yazık ki kentimizin tarihi yapı dokusu ve çarşımız gün geçtikçe daha fazla bozulmakta ve yıpranmaktadır. Bölgenin günümüzdeki durumu, tarihi önemine ve esnafa bunca katma değer sağlamasına rağmen içler acısıdır. Bir an önce harekete geçmezsek olacak büyük kayıplarda üzülmemizin, dövünmemizin bir faydası olmaz. Bu nedenle, binlerce yıllık yaşanmış anıları da biriktiren tarihi çarşımızdaki ‘özellikle kagir yapıların’ gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla gerekli teknik çalışma, araştırma ve kanuni düzenlemelerin acilen yapılmasına, gelişmiş teknolojilerin yapının özgünlüğünü bozmayacak şekilde kullanılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

 Artık üzülmek yerine gerekli önlemleri almak ve denetlemeleri yapmak zamanı çoktan gelmiştir.

Bu konuda mevcut durum ve önemli tehlikelere ve neler yapılması gerektiğine ana başlıkları ile değinmek istiyorum.

Kemeraltı, Kızlarağası Hanı yakınındaki 861 sokaktaki yangın, 1 Şubat 2024…

Mevcut durum…

Tarihi yapılar, sahiplerinin bilgisi dışında kim olduğu belirsiz kişilerin saldırısı ile karşı karşıyadır. Gece veya gündüz demeden içeriye girilerek yasa dışı işlerde kullanılmakta ve yapıya ait tüm özgün malzemeler çalınıp yok edilmektedir. Bu kişilerin bina içinde bilerek veya bilinçsizce yaktıkları ateşler sonucunda bu binalar yanmaktadır.

Mevcut yapısal durumu gözlediğimizde ise, birbirine bitişik kâgir yapıların çoğunda kat ilaveleri ve değişikliklerin yapıldığı, bu tadilatlar sırasında özellikle çatılarda var olan yangın önleme duvarlarının zedelendiği, değiştirildiği veya kat ilavesi sonucu kaldırıldığı anlaşılmaktadır. 

Ayrıca binaların cephelerinde bulunan karmaşık kablolar, metal-plastik saçaklar, reklam tabelaları ve kaplamaların uygun olmayan malzemelerle, yangını hızlandıracak şekilde bir karmaşa içerisinde olduğu gözlemlenmektedir. 

Tarihi yapılara yapılan kaçak kat ve ilaveler ise mevcut elektrik tesisatını zorlayarak yangına ortam hazırlamaktadır. 

Yanıcı maddelerle yapılan faaliyetleri barındıran işlevlerin tarihi binaların içinde sürdürülmesi de bu tehlikeyi artırmaktadır.

Mevcut binaların çoğunda elektrik tesisatı ve kabloların eskimiş olduğu bilinmekte, tadilat sırasında yenilenenlerin ise yanmayı geciktirici malzemelerden yapılıp yapılmadığının kontrol edilmesi, şayet uygun değilse derhal değiştirilmesi istenmelidir. 

Tarihi yapıların içinde yoğun olarak yanıcı maddelerle yapılan faaliyetlerin de sürdüğü gözlemlenmektedir. 

Çarşı içindeki acil durumlarda ambulans ve itfaiye araçlarının geçiş yollarının birçok yerde, dükkân önü vitrin ve tezgâhlarla, çiçekliklerle, demir taşıyıcılı saçaklarla, seyyar satış üniteleri ile daraltılmış olduğu görülmektedir. 

Kemeraltı, Veysel Çıkmazı’ndaki yangın, 27 Nisan 2024…

Yasal düzenlemeler…

19.12.2007 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan “Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik” hükümleri incelendiğinde, tarihi binalar için konuların yeterince açık olmadığı; ancak, koruma kurullarına ve belediyelere yetki verildiği anlaşılmaktadır. Koruma kurullarında ve belediyelerin itfaiye birimlerinde ise genellikle, tarihi binalardaki elektrik tesisatı konusunda uzman bulunmadığı bilinmektedir. Özetle, hem yasal mevzuatta hem de denetleme aşamasında esaslı düzenlemelere ve uzman denetim elemanlarına ihtiyaç bulunmaktadır. 

Yönetmelikte 10.08.2009 tarihinde yapılan değişiklikle, tüm tarihi yapılarda yangını önleyici uyarıcı veya yangın söndürme tertibatlarının kurulması, tesisatların yangına karşı dayanıklı, yanmayı geciktirici malzemelerden yapılması, yapının özgünlüğünü bozmadan yanmayı geciktirici özel kaplama ve boyalar kullanılması istenmektedir. Söz konusu yönetmeliğin 83. maddesinde elektrik tesisatında kullanılacak kabloların nitelikleri ayrıntılı olarak belirtilmektedir. 

İtalya, İngiltere, İsveç gibi Avrupa ülkelerinde genel bir yangın yönetmeliği bulunmakla birlikte tarihi yapılar için özel olarak yapılmış yasal düzenlemeler bulunmaktadır. Yoğun kültür varlığına sahip olan ülkemizde ise Avrupa ülkelerindekine benzer şekilde bugüne dek böyle bir yönetmeliğin hazırlanmamış olması ise büyük eksikliktir. Ülkemizde bir yandan geleneksel yapı stoğumuzun envanterlerinin hazırlanması, diğer yandan bu yapılarda yangın önlemlerinin nasıl alınacağı, yeniden inşa, restorasyon veya küçük onarım kapsamında yangın tesisatlarının nasıl olacağı konusunda gerekli yasal düzenlemelerin detaylı şekilde yapılması zorunludur. Ayrıca yangının çıkmadan önlenebilmesi için gerekli uyarı sistemlerinin kurulması, uyarı sistemlerinin, acil müdahale için itfaiye ve ilgili birimlerle bağlantılı olması sağlanmalıdır. İtfaiye ve ambulansların geçişinin sağlanması için ulaşım yollarında tezgâh, dolap, masa, saçak, çiçeklik, asılı pankart ve tente gibi engellerin bulunmaması, bu nedenle geçiş yollarının sürekli kontrol altında tutulması önemlidir. İşyerlerinin tesisat denetimleri de düzenli olarak ve ciddi bir şekilde yapılmalıdır. Denetim konusunda belediye zabıtası kadar, işyeri ruhsat ve belediyelere bağlı koruma uygulama ve denetim birimlerine (KUDEB) ait yetkilerin kullanılması gerekmektedir. Yapıların yangın konusundaki hassas malzeme denetimleri KUDEB’ler tarafından yapılmalı, teknik elemanlar arasında en az bir tanesinin konunun uzmanı elektrik mühendisi veya teknikeri olması sağlanmalıdır. KUDEB’ler, tarihi bölgelerdeki kaçak inşaatları, kaçak katları, eklentileri, çatı ve cephelere yapılan kaplamaları, yapıyı kapatan reklam panolarıyla tabelaları, basit ve esaslı onarımların denetimlerini yapmalıdır. Ancak bugüne kadarki uygulamalarda, alanda denetim yapmak yerine işin ‘sadece dilekçe ve şikayetlerin değerlendirilmesi’ şeklinde yürütüldüğü, denetimlerin sadece zabıtalara bırakıldığı, zabıtaların da tarihi yapıların fiziksel denetimi konusunda bilgili ve yetkili olmadığı, bu anlamda sadece dükkân önlerine konulan tezgâhları denetledikleri görülmektedir. Ne yazık ki zabıta tarafından yapılan bu denetimler çoğu zaman göstermelik olmakta, çoğu kez tarafların güç gösterisine dönüşmekte, karşılıklı diyalog kurulamadığı için sorunlar çözülmek yerine daha da karmaşık hale gelmekte, çözülse bile kalıcı olmamaktadır. 

Kent genelinde kalıcı çözüm için, tüm tarafların katılımı ile çarşıya özel bir çalışma ve kullanım yönetmeliği hazırlamakla işe başlanabilir. Ayrıca yürürlükte olan yasa ve yönetmelikler konusunda tüm tarafların periyodik olarak bilgilendirmesi, bunun belgelendirilmesi, uygulamalara müdahale edilip kontrol edilmesi sağlanmalıdır. Yapılan iyileştirmelerin kısa sürede bozulmaması ve başa dönülmemesi için hem İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni hem de Konak Belediyesi’ni  ve tarihi doku barındıran diğer ilçe belediyelerini kapsayan daimî bir iş birliği ile sıkı bir denetim yapılması gerekmektedir. 

Yangınları kolaylaştıranlar: Atık depoları… Hepsi denetlenmeyi ve kent dışına çıkarılmayı bekliyor…
Yangını kolaylaştıranlar: Düzensiz çevre…
Yangını kolaylaştıranlar: Düzensiz işyeri ortamları… Hepsi denetlenmeyi bekliyor…

İşte bütün bu nedenlerle, kültür mirasımızı korumakla görevli kamu kurumlarının, içine kent tarihçileriyle uzmanları,  araştırmacılarla kent gönüllülerini dahil edeceği gönüllü bir beraberlik içinde bugüne dek yanıp yok olmuş yapıları belgeleyip envanterlerini çıkarmak suretiyle kayıt altına alması sağlanmalıdır. Bu konu, yaşadığımız ve çalıştığımız kente dair toplumsal hafızanın gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayacak doğru, yerinde ve yararlı bir çalışma olacaktır. 

Tarihi bölge ve yapılarda söndürmeyi bilmemek: sıkılan tazyikli su ile yıkımı daha da kolaylaşan müftü Rahmetullah Efendi Evi yangını, 7 Mayıs 2024…

Bütün bu sorunların tespiti ve çözümü için çok çaba harcamış, çok üzülmüş biri olarak, tarihi dokuya ve İzmir’e gönül vermiş, üzülmüş tüm insanlarla bir araya gelerek, yasal düzenlemelerin geliştirilmesine ve uygulanmasına katkı sağlayacak önemli bir itici güç oluşturmamız gerektiğine inanıyorum. Bu amaçla oluşturulmuş bir sivil yapı ile güçlü bir şekilde kültür mirasımızla ilgili tüm çalışmaları izleme, önerilerde bulunma ve iyileştirmelere yardımcı olma fırsatı yakalayabiliriz. Umarım belediyelerin ilgili birimlerinde de liyakatli, bilgili, dürüst ve çalışkan yöneticiler atanır ve iyi ekipler kurulur. Böylece kamu ile sivil toplumun iş birliğinden kaynaklanan güç ile sorunlar azaltılır ve her günün sabahında yangın haberleriyle değil güzel haberlerle uyanırız.

Bu yıl yapılması düşünülen Basmane Günleri etkinliklerinde bu konuda daha detaylı görüşme ve tartışmalar yapılması suretiyle mevcut iş birliklerinin geliştirilip güçlendirilmesini arzu ediyorum. 

Yangınsız, tehlikesiz ve iyilik dolu günlerde buluşmak dileğiyle…

Yaşadığım kente dair üzülüp utandığım şeyler…

Ali Rıza Avcan

Son zamanlardaki yazı yazma düzenime göre, hafta başında İzmir‘e ve diğer kentlere dair talep, beklenti ve sorunları ele alıp öneriler geliştirmeye çalıştığım yazıları, Perşembe günleri de İzmir‘in unutulan sanatçılarına dair seri yazıları sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.

Ama bugün ilk kez hafta başında bir yazı yazıp paylaşamadım. Çünkü Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerinde, uzun zamandır Almanya‘nın Frankfurt kentinde yaşayıp dünyanın birçok ülke ve kentini dolaşmış ve sonunda emekli olduktan sonra Ağustos ayının başında vefat eden sevgili dayımın İznik‘teki evinde yaşayan ve ona bakan kuzenim İbrahim‘i ağırlamaya, ona eşlik edip İzmir‘i gezdirmeye çalıştım.

Benden üç yaş küçük olan İbrahim, İzmir‘e tam 33-34 yıl önce yakın arkadaşı Rudi ile birlikte gelmiş ve o tarihte onları, -bu kentte yaşamadığım halde- gezdirmeye çalışmış, Rudi‘nin onca gezmeden sonra oturup bir bira içmek istediği o Burhan Özfaturalı yılların Konak Meydanı‘nda açık tek bir birahane bulamamış, en sonunda Fevzi Paşa Bulvarı üzerinde keşfettiğimiz efsane futbolcu Metin Oktay‘a ait “Gol Pub“da istediğimiz biraları içebilmiştik. Bunun nedeni ise, o devrin belediye başkanı Burhan Özfatura‘nın içki içilen yerler üzerindeki baskısıydı ve o baskı sonucunda İzmir‘in orta yerinde bira içilen tek bir yerin olmaması nedeniyle utanarak Rudi‘den özür dilemiştim.

Şimdi ise, aradan tam 33-34 yıl geçtikten sonra Rudi‘yi anarak İbrahim‘le birlikte, şimdi daha iyi tanıdığım İzmir‘i gezecektik..

İlk olarak Bostanlı İskelesi‘nden vapurla Konak Meydanı‘na gitmeye kalktık… O nedenle de evden çıkıp tramvayla Bostanlı İskelesi‘ne, Bostanlı İskelesi‘nden de vapura binip Konak İskelesi‘ne gittik. İbrahim yoldaki sohbetlerimiz sırasında bir yandan çay içip diğer yandan da İzmir‘i seyredebileceğimiz eski vapurları hatırlayınca verdiğim cevap, “inşallah üstü açık olan motorlar gelir” demek oldu; ama gelen vapur benim tost makinasına benzettiğim ve çoğu kez Norveç‘in ya da İsveç‘in fiyortlarında kullanılıp İzmir‘in kent kimliğini yansıtmayan yeni nesil vapurlar oldu. O nedenle açıkta, denizin serin rüzgarını tenimizde hissedip çay içerek ve İzmir‘i seyrederek bir yolculuk yapamadık.

Konak iskelesine inip ikimizin de almayı unuttuğu su ihtiyacımızı karşılamaya kalktığımızda ilk kızgınlığımız, ilk öfkemiz baş gösterdi. Çünkü iskeledeki bir yeme-içme mekanı bizden yarım litrelik içme suyu için 10 lira istedi ve biz de, bir önceki müşterinin yaptığı gibi söylenerek su şişesini iade ettik.

Ardından tarihi İzmir Saat Kulesi‘nin bulunduğu Konak Meydanı‘na geldik ve İbrahim‘in arka fonuna saat kulesi ile palmiyeleri aldığım fotoğraflarını çektim. Özellikle de uçan güvercinleri fotoğrafa dahil etmeye çalışarak… İbrahim de çektiğim fotoğrafları Almanya‘daki oğullarına, arkadaşlarına göndererek İzmir‘deki varlığını kanıtlamaya çalıştı.

Sonrasında Valilik binasının yanından Anafartalar Caddesi‘ne girerek sağlı sollu tarihi binalara baktık, İzmir denilince akla gelen şerbet satıcılarına bakmakla birlikte içlerindeki sentetik boyaları, özellikle de hiç de doğal olmayan mavi renkli şerbetleri görünce şerbet almaktan vazgeçtik.

Kemeraltı Camisi kavşağından sola dönerek dosdoğru Ali Paşa Meydanı‘na gittik ve oradaki esnafın o zarif şadırvanı kuşatıp meydanı nasıl işgal ettiğine tanık olduk.

Ali Paşa Meydanı‘ndan sonra yıllardır çevresindeki çelik örgülerle teslim alınmış Dalan Sabun İmalathanesi‘nin önünden geçerek Kızlarağası Hanı‘na gittik. İbrahim‘i önce hanın üst katlarında gezdirdim, sonrasında da hanın arkasındaki kahvecide oturarak kızgın kumda yapılan kahvemizi ve suyumuzu içtik. Bu arada önümüzdeki Roman grubunun yaptığı sokak müziğini dinledik. Ancak bu keyif, onları uyarıp susmalarını sağlayan bir zabıta memuru nedeniyle kesildi. Roman müzisyenler ceplerinden çıkarıp bizlere gösterdikleri belediye yetkililerince imzalanıp onaylanmış kimlik kartlarına rağmen bu şekilde susturmaya isyan edip yeniden müzik yapmaya başladılar. Çünkü, biz dahil çevredeki herkes onları dinleyip resim ya da videolarını çekiyor, onların müzik yapmasını istiyordu.

Kahvelerin tadı damağımızda iken sevgili arkadaşlarım fotoğraf sanatçısı Erol Üzmez’i ve sahaf Hakan Kazım Taşkıran‘ı dükkanlarında ziyaret ederek onlarla sohbet edip Kemeraltı ile ilgili kitaplar aldık.

Sonrasında cepleri dolu Almancıların alış veriş yaptığı İpekçiler Çarşısı‘nı dolaşarak gelinlik, damatlık alan son zamanların “Yuro” zenginlerini izledik, asırlık Karagöz Saat‘in vitrindeki saatlerine baktık.

Anafartalar Caddesi üzerinden çıktığımız Agora Parkı‘nın tarihi dur ağaçları altında soluklanarak suyumuzu içtik ve Agora’yı seyrettik. Oradan da Namazgâh Yokuşu‘na sararak Altınordu Spor Kulübü‘nün bulunduğu Pazaryeri Meydanı‘na ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilip TARKEM‘e verilecek olan Tevfik Paşa Konağı‘na ve Dönertaş‘a vardık. Geçen seneden bu yana restorasyon adına tek bir çivinin çakılmadığı Tevfik Paşa Konağı ve şimdilerde dönmeyen Dönertaş’ın durumu haliyle ikimizi de üzdü. İbrahim bu arada Basmane Altınpark‘taki tuvalete giderek İzmir‘deki tuvalet gerçeği ile yüz yüze geldi.

Belki dostum Orhan Beşikçi’ye rastlarım diye dolaştığım kaderine terk edilmiş Altınpark‘ta bu kez Orhan Bey yerine eşi ressam Bedriye Hanım‘la karşılaştık ve onunla sohbet edip Orhan Bey‘e selam söyledik.

Basmane‘den sonra 9 Eylül Kapısı‘ndan; daha doğrusu yıkılıp yeniden yapılan kapının hemen yanındaki girişten Kültürpark‘a girdik. İzmirli olmamasına karşın İbrahim‘in gayet iyi hatırladığı Manolya Gazinosu‘nun, Göl Gazinosu‘nun içler acısı halini, kuruyan, kesilen ya da budanan ağaçları ibretle izleyerek Lozan Kapısı‘ndan çıkıp Alsancak‘a yöneldik. Kapıdan çıkmadan önce de Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü heykelinin hemen yanında demir putrellerin kaynakla birleştirilerek imal edilen reyonların Kültürpark‘ı nasıl yıpratıp yorduğunu yakından gördük.

Gazi İlkokulu, Kıbrıs Şehitleri Caddesi, Gazi Kadınlar Sokağı istikametinde önce Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi‘nin, sonrasında da Sardunya Bar‘ın önünden geçtik, Sardunya Bar‘ın sahibi sevgili Hami ile sohbet ettik.

Ardından 1. Kordon‘dan yürüyerek Alsancak İskelesi‘ne vardık ve yine aynı tost makinasına benzeyen vapurla Karşıyaka‘ya geçtik. İbrahim yolda, bu vapurdaki insanların niye arka arkaya oturduklarını, eskiden olduğu gibi niye karşılıklı oturmadıklarını sordu. Bense bu akılcı ve yerinde soruya -ne yazık ki- cevap veremedim.

Ertesi günkü İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olup gazoz satışının olmadığı Atakent‘teki Yasemin Kafe maceramız 2 fincan Neskafe ve bir kutu Lipton Tea bedeli olarak toplam 170 liraya, Karşıyaka Belediyesi‘ne ait olup gazoz satılan Gondol Kafe maceramız ise bir tabak salata için 85 liraya mal oldu. Hem de her düzeydeki halkın gidip ucuza, kaliteli şeyler yiyip içilmesi için açılan belediyelere ait mekanlarda…

Pazar akşamı yaptığımız Bostanlı yürüyüşünde ise cadde ve sokakların balık lokantaları, barlar, restoranlar tarafından nasıl işgal edildiğine tanık olduk.

İbrahim‘in Pazartesi sabahı İznik‘e gitmek için Bostanlı‘dan kalkacak Pamukkale servisine binme macerası ise, metrosu ya da İZBAN’ı İstanbul ya da Ankara’nın aksine otogara kadar gitmeyen bu kentte, Pazartesi günlerinin yoğun trafiği nedeniyle otobüsün kalkış saatinden 2 saat önce kalkacak olan servis minibüsüne biniş maratonu ile başladı. Adeta uçağa binecekmiş gibi… Şayet bu servise binemeyecek olsaydık, yaşadığımız evden Otogar‘a ulaşmamız ancak 3 otobüs değiştirerek olacaktı… Tabii ki, oraya kaç saatte varacağımızı bilmeden ve bu nedenle otobüsü kaçırma ihtimalini göze alarak…

Şimdi diyeceksiniz ki, “adeta tüm kenti kapsayan bu küçük gezi sırasında karşılaştığınız sorunları, olumsuzlukları ve şikayetlerini anlatıp durmuşsun…. Peki, bu kentte beğendiğin için öveceğin hiç mi güzel bir şey yok mu?” diye sorarsanız; ben de size, bu kentteki tarihi , arkeolojik, kültürel ve doğal değerlerle iyi, güzel ve samimi arkadaş, dost ve yoldaşların beni teselli eden büyük bir zenginlik olduğunu, bu kentteki büyük yanlışlığın yine bizim yanlış kararlarımızla seçtiğimiz kötü yöneticilerin kötü yönetimi olduğunu söyleyebilirim.

İzmir’in genel tuvalet sorunu…

Ali Rıza Avcan

Yenip içilen şeylerin öğütülüp sindirildikten sonra dönüşmüş bir biçimde dışkı olarak bedenin dışına atılması, hayvanların ve insanların; yani, bir kısım canlının temel fonksiyonlarından biridir. Sağlıklı yetişkin bir canlıda çok daha düzenli çalışan bu sistem çocuklarda, yaşlılarda ve hastalarda zamanla bozulup aksayabilir, hastalıklara neden olabilir. Hele ki nüfusu sürekli ve düzenli olarak yaşlanan, 65 yaş üstü nüfusu toplam nüfusun % 10,8’ini bulduğu bir kentte… Bu nüfusa, çocukları ve hastaları da dahil ettiğimiz takdirde o kentte yaşayan ya da çalışanların büyük bir kısmının ev ya da iş dışındaki sosyal yaşamlarında yiyip içtiklerini bedenin dışına atabileceği ve bizlerin “umumi” ya da “genel” demeyi tercih ettiğimiz modern, sağlıklı, hijyenik tuvaletlere ihtiyaç duyacağı ortaya çıkar.

Bu ihtiyaç, içinde yaşayıp çalıştığımız İzmir için uzun yıllardır büyüyen bir sorun olarak varlığını sürdürdüğü için bugünkü yazımı, bu sorunun son durumunu, toplu ulaşım sistemi ve yeme-içme sektörüyle kentin Kemeraltı, Basmane, 1. Kordon, Alsancak ve Karşıyaka gibi iç ve dış turizm açısından önemli cazibe merkezleri itibariyle tespit edip öneriler geliştirmeye ayırdım.

Ancak ondan önce, bu sorunu 28 Mayıs 2018 tarihinde; yani, bundan tam 5 yıl 2 ay 16 gün önce dile getirip linkini aşağıda paylaştığım “Umumi tuvalet sorunu” başlıklı yazıyı yazdığım için, bir girizgâh olarak, önce o eski yazıyı okuyarak aradan geçen süre içinde bu sorunun nasıl büyüyüp arttığını yakından görmenizi diliyorum.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sorumluluğundaki kent içi ve dışı toplu ulaşım hizmetlerinde genel tuvalet konusu halen çözümlenmemiş büyük bir sorundur. Çünkü, İzmir Metrosu ve İZBAN istasyonlarına güvenlik gerekçesiyle tuvalet yapılamayacağı söylenmekte, genel tuvaletlerin güvenlik açısından riskli olduğu anlatılmaya çalışılmaktadır. Ama ESHOT otobüslerinin Halkapınar Aktarma Merkezi‘nde otobüs sürücülerinin kullanması için kapısı kilitli olup anahtarı hareket şefliğinde olan bir tuvalet bulunduğu halde tuvalete gitmek isteyen yurttaşlar yakındaki caminin tuvaletine yönlendirilmektedir.

Ayrıca, şayet İZBAN‘ın Alsancak istasyonundaysanız sizin ihtiyacınızı acilen karşılayacak tek yerin, istasyonun hemen yanındaki TCDD mescidinin tuvaleti olduğunu söyleyebilirim.

İzmir Metrosu ve İZBAN‘la ESHOT otobüslerinin hareket noktalarıyla istasyonlarda güvenlik gerekçesiyle genel tuvalet bulunmamakla birlikte; aynı toplu ulaşım sistemindeki İZDENİZ‘e ait iskelelerde; örneğin, Konak, Karşıyaka, Pasaport ve Bostanlı iskelelerinde genel tuvaletler bulunmakta, feribotlardaki tuvaletler ise girip kullananların sağa sola dokunmaktan çekindiği pis, bakımsız ve hijyen koşullarından uzak bir manzara sergilemektedir. Bu durum insanın aklına “metro, tramvay ve İZBAN için geçerli olan güvenlik tehlikesi İZDENİZ iskeleleri için geçerli değil mi?” sorusunu getirmektedir.

Bu arada, iskelelerdeki tuvaletlerin vapur seferlerinin devam ettiği ve yolcuların iskelere geldiği ya da gittiği bozuk olma ya da temizlik yapılması gerekçesiyle sık sık kilitlenip kapatılmasını ya da bazı iskelelerdeki tuvaletlerin niye Alsancak iskelesinde olmadığını düşünüp sorgulamamanız gerekmektedir…

Tramvay durağında tuvalet olmadığı için yakındaki işyerine gitmek isterken trafik kazasında ölen görevlinin ölümü…

Bu alandaki diğer bir sorun ise, tramvay duraklarındaki görevlilerin tuvalet ihtiyaçlarını nasıl karşılayacakları sorunudur. Yakın zamanda tramvayın Köprü durağında tuvalet olmadığı için yolun karşısındaki bir işyerinin tuvaletine gitmek isterken geçirdiği bir trafik kazası sonucu ölen Hülya Onaylı vesilesiyle basına yansıyan bu sorun, -ne yazık ki- halen çözümlenmemiş, duraklarda uzun sürelerle görev yapan görevliler çözümü en yakındaki işyerinin tuvaletini kullanma şeklinde çözmeye devam etmektedirler.

Bu kentteki yeme-içme mekânlarında; özellikle Kemeraltı, Basmane, 1. Kordon, Alsancak ve Karşıyaka gibi turizm açısından önemli bölgelerdeki lokanta, restoran, bar ve kafelere gittiğiniz takdirde o işyerlerinin tuvaletlerinin genellikle minarelerdeki örneklerine benzeyen dar merdivenlerle çıkılan üst katlarda yer aldığını, çoğunun mekânın küçük olması nedeniyle yetersiz olduğunu, sırf bir tuvalet yapılmış olması için yapıldığını görürsünüz. Ama kabul etmek gerekir ki, bu tuvaletler o işletmenin sorumluluğunda olduğu için diğerlerine göre daha iyi durumdadır: En azından temiz, bakımlı ve daha sağlıklı koşullara sahiptir.

İzmir‘in tarihi kent merkezindeki Kemeraltı Çarşısı‘nın tuvalet sorunu, deyim yerindeyse ezeli ve ebedi bir sorundur ve yakın zamanda, “Kemeraltı’nın 50 yıllık sorununu çözdük” iddiasıyla ortaya çıkıp aynı partinin mensubu eski belediye başkanlarını bir kalemde harcayan belediye başkanlarının kendi hizmet dönemlerinde beceremediği bir konudur. Her gün binlerce turistin ve müşterinin ziyaret ettiği çarşıdaki genel tuvaletler kadın turistlerin çekinerek, cami cemaatinin de bu durumu istemeden kabullendiği cami tuvaletleriyle Kızlarağası ve SSK hanlarındaki tuvaletlerdir: Hisar, Kemeraltı, Kestanepazarı, Hacı Mahmut, Salepçioğlu gibi camilerin tuvaletleriyle Kızlarağası ve SSK işhanlarındaki pis, bakımsız, hijyen koşullarından uzak, denetlenmeyen ve her birinde birbirinden farklı yüksek ücretlerin talep edildiği kötü tuvaletler… Rivayet odur ki, çoğunluğu Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘ne ait olan bu tuvaletleri devamlı olarak kiralayan kişinin de bir avukat olduğu söylenir.

Kemeraltı’nda davul zurnayla açılan bir tuvalete dair gazete haberi…

Bu sorun bugün öylesine komik; hatta trajik bir hal almıştır ki, Kemeraltı‘nda yukarıdaki gazete haberine konu olan davullu zurnalı tuvalet açılışlarına tanık olur veya her zaman yaptıkları çay ya da kahve içme davetlerine kanıp TARKEM‘e gitmeye kalktığınızda, genel tuvaletler dışında Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale‘yi kurtaracağız diyen bu soylulaştırma şirketinin misafiri olarak gidebileceğiniz tek tuvalet o handaki tüm işyerlerinin ve müşterilerinin kullandığı oldukça kötü koşullar altındaki Abacıoğlu Hanı‘nın tuvaletidir. Ya da biraz daha ileriye gidip eski bir ibadethane olan 926 sokaktaki Portekiz Havrası‘nın hemen karşısında çirkin bir maviyle boyanmış duvarın dibine bırakılmış insan ve köpek dışkılarıyla muhatap olursunuz.

Gördüklerimi daha yakından çekmek istemedim…

İşte bu anlamda, Kemeraltı Çarşısı‘nın ezeli ve ebedi genel tuvalet sorunu, adres olarak gösterilen cami ve işhanı tuvaletleri dışında yıllardır çözümlenmemiş, İzmir’in güzel bir özeti olan Kemeraltı bir türlü çağdaş, temiz, bakımlı, hijyenik ve ucuz genel tuvaletlerine kavuşamamıştır.

https://www.hurriyet.com.tr/yerel-haberler/izmir/kemeralti-carsisina-modern-tuvalet-40448006

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne alınan İzmir Tarihi Liman Kenti alanında yer alan Basmane‘de de tuvalet ihtiyacınızı gene çok kötü koşullardaki cami tuvaletleri ile çözebilirsiniz. O nedenle Basmane ve Kadifekale‘deki gezilere katılan birçok turist temiz, bakımlı ve hijyen koşullarına sahip tuvalet bulmakta zorluk çekmektedir. Bu konudaki tek istisna ise, İzmir Agora Örenyeri girişindeki turistik tuvalettir ki, ona da 130 lira gibi oldukça yüksek giriş ücretini ödedikten sonra ulaşabilirsiniz.

İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Ahmet Piriştina döneminde tasarlanıp düzenlenen 1. Kordon‘da 75 santimetreden yüksek yapı yapmak ilk yıllarda mümkün olmamakla birlikte; bu yasağı ilk delen bizzat İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kendisi olmuş, Alsancak İskelesi‘nin hemen önüne bozuk para ile girilen, bozuk paranız olmadığı takdirde en yakındaki işyerinin tuvaletine yönelip reddedilme riskini göze alacağınız bir ortamda, yüksekliği 3 metreyi geçen bir tuvalet yapılmış, ardından bu prefabrik yapının hacmi ve yüksekliği daha da arttırılmıştı. Bugün iskelenin önündeki o heyûla portatif tuvalet, 1. Kordon’daki tek genel tuvalet olma vasfını sürdürmektedir.

Alsancak‘taki genel tuvalet sorunu ise işyerlerinin yasakladığı ya da para karşılığında kullandırdığı yeme-içme mekânlarına ait tuvaletlerle çözülmekte, İtalyan Kültür Merkezi‘nin yanındaki hastalık kapabileceğiniz perişan haldeki tuvalet ise kapatıldığı için büyük bir kamusal tuvalet açığı varlığını sürdürmektedir.

Evet, bugün itibariyle İzmir‘in genelinde hepimizin; özellikle çocukların, çocuklu annelerin, yaşlıların ve hastaların kullanabileceği modern, sağlıklı ve hijyen koşullarına sahip genel tuvalet yokluğu her geçen gün boyutunu arttırarak sürdürmektedir. Bu anlamda;

2. Mevcut olan tuvaletler düzenli olarak denetlenmediği için tümü hijyen koşullarından uzak, kötü, pis ve bakımsız vaziyettedir.

3. Bu büyük eksikliği gidermek ve mevcut olanları iyileştirmek için ufukta bir planlama, uygulama ve denetleme çabası da gözükmemektedir.

Tabii ki kendi görev alanındaki genel tuvalet sorununu çözemeyen bir belediyenin Akbelen mücadele alanına seyyar tuvalet gönderen İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin durumu, o tuvaletleri oraya sokmak istemeyen iktidar ve onun zor gücü kadar acınacak bir durumu ortaya koymaktadır.

Umumi tuvalet sorunu: https://kentstratejileri.com/2018/5/28/umumi-tuvalet-sorunu/

(1) https://acikveri.bizizmir.com/en/dataset/akilli-tuvaletler/resource/d87de3c1-9bc0-4a8c-842a-90cd2a30d03a

(2) https://acikveri.bizizmir.com/tr/dataset/moduler-tuvaletler/resource/8f6e905d-3f76-45e5-b52a-b89be7d4631b

Nitelikli yatırımcı kimdir?

Ali Rıza Avcan

Hatırlayacak olursanız geçen haftaki en son yazımızda, İzmir’in tarihi kent merkezi olarak adlandırılan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgeleriyle UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne giren tanımlı alanın sorumluluğunu üstlenen Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Anonim Şirketi‘nin; kısa adıyla TARKEM‘in 2023 yılı içinde anlaştığı Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş.‘nin sorumluluğunda kurulan İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı konusunda bilgiler vererek bu konudaki çekincelerimizi belirtmiştik.

Bu konu ile ilgili olarak bu haftaki yazımda ise, 1 Milyar Dolar tutarında yatırım beklenen bu fondan kimlerin pay alabileceğini ele almak istiyorum. Çünkü yapılan açıklamalar ve yazdırılan gazete haberleriyle kamuoyunda öylesine bir algı yaratıldı ki, elinde 50.000 lirası olan herkes, özellikle de Kemeraltı‘nda yaşam savaşı veren her esnaf ve zanaatkar bu fonun katılımcısı olabilecekmiş gibi yanıltıcı bir ortam oluşturuldu…

O nedenle de, daha güvenilir olması için bu konularda faaliyette bulunup danışmanlık yapan Kılınç Hukuk ve Danışmanlık Bürosu‘nun web sayfasında yer alan bir makaleyi sizlerle paylaşarak, Kemeraltı ve Basmane‘deki Mavi Kortejo, Alga Çikolata Fabrikası, Tarihi Akın Pasajı gibi hepimizin gözünün içine baktığı tarihi kültürel mirası bundan böyle alınıp satılacak ya da kiraya verilecek bir yatırım nesnesine, üzerinden para kazanılacak basit bir gayrimenkule dönüştüren İzmir Tarihi Kemeraltı Gayrimenkul Yatırım Fonu‘ndan katılım payı alabilecek “nitelikli yatırımcılar“ın kimler olduğunu net bir şekilde ortaya koymaya çalışacağım:

Yatırım Fonları Kapsamında Nitelikli Yatırımcı Nedir? Ve Kilit Yatırımcı Kavramları

I. Giriş        

Günümüz sermaye piyasasının vazgeçilmez enstrümanlarından birisi olan yatırım fonları, yatırımcıların yatırımlarını birleştirerek kendi başlarına yönetimsel, operasyonel ve sermaye büyüklüğü gibi kriterler bakımından girişemeyecekleri çeşitli alanlardaki yatırımlara, fon adı verilen sermaye piyasası araçları ile profesyonel fon yönetimleri aracılığıyla girmelerine ve bu kapsamda yatırımlarını büyük çaplı yatırımların şemsiyesi altında değerlendirmelerine imkân sağlamaktadır.

II. Nitelikli Yatırımcı Kimdir, Şartları Nelerdir?

Sermaye piyasası mevzuatını düzenleyen 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (“SPKn”) ve Sermaye Piyasası Kurulu (“SPK” ve/veya “Kurul”) düzenlemeleri; serbest yatırım fonları kapsamında yapılan muhtelif yatırımlarda, yatırımcıların niteliklerini ve Kurul’un aradığı diğer şartları esas alarak; bazı yatırımcıları global dünyadaki sermaye piyasası uygulamalarına paralel olarak, “nitelikli yatırımcı” olarak tanımlamıştır.  

28.06.2013 tarih ve 28691 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren II-5.2 sayılı Sermaye Piyasası Araçlarının Satışı Tebliği (II-5.2 Sayılı Tebliğ)’nin 4. maddesi uyarınca nitelikli yatırımcı; “Sermaye Piyasası Kurulunun yatırım kuruluşlarına ilişkin düzenlemelerinde tanımlanan ve talebe dayalı olarak profesyonel kabul edilenler de dahil profesyonel müşteriler”, şeklinde ifade edilmektedir. 

17.12.2013 tarih ve 28854 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ (III.-39.1)’in 31. maddesine göre profesyonel müşteri ise kendi yatırım kararlarını verebilecek ve üstlendiği riskleri değerlendirebilecek tecrübe, bilgi ve uzmanlığa sahip müşteri olarak tanımlanmıştır. Bir müşterinin profesyonel müşteri olarak dikkate alınabilmesi için aşağıdaki kuruluşlardan biri olması ya da aşağıda sayılan nitelikleri haiz olması gerekir:

1. Aracı kurumlar, bankalar, portföy yönetim şirketleri, kolektif yatırım kuruluşları, emeklilik yatırım fonları, sigorta şirketleri, ipotek finansman kuruluşları, varlık yönetim şirketleri ile bunlara muadil yurt dışında yerleşik kuruluşlar.

2. Emekli ve yardım sandıkları, 17.7.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun geçici 20. (yirminci) maddesi uyarınca kurulmuş olan sandıklar.

3. Kamu kurum ve kuruluşları, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu gibi uluslararası kuruluşlar.

4. Nitelikleri itibarıyla bu kurumlara benzer olduğu Kurul’ca kabul edilebilecek diğer kuruluşlar.

5. Aktif toplamının 50.000.000 Türk Lirası, yıllık net hâsılatının 90.000.000 Türk Lirası (doksan milyon Türk Lirası), öz sermayesinin 5.000.000 Türk Lirası’nın (beş milyon Türk Lirası) üzerinde olması kıstaslarından en az ikisini taşıyan kuruluşlar.

6. Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ (III.-39.1)’in 32. (otuz ikinci) maddede tanımlanan talebe dayalı olarak profesyonel kabul edilen müşteriler.

17.12.2013 tarih ve 28854 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ (III.-39.1)’in 32. (otuz ikinci) maddesine göre genel müşterilerden aşağıdaki nitelikleri haiz olanlar, yazılı olarak talep etmeleri ve aşağıdaki şartlardan en az ikisini sağladıklarını tevsik etmeleri durumunda, yatırım kuruluşunun sunabileceği hizmet ve faaliyetlerden profesyonel müşteri sıfatıyla yararlanabilir. Bir müşterinin profesyonel müşteri olarak kabul edilebilmesi için aşağıdaki şartlardan en az ikisini sağlaması gerekir:

a) İşlem yapılması talep edilen piyasalarda son 1 (bir) yıl içinde, her 3 (üç) aylık dönemde en az 500.000 Türk Lirası (beş yüz bin Türk Lirası) hacminde ve en az 10 (on) adet işlem gerçekleştirmiş olmaları

b) Nakit mevduatlarının ve sahip olduğu sermaye piyasası araçlarının da dâhil olduğu finansal varlıkları toplamının 1.000.000 Türk Lirası (bir milyon Türk Lirası) tutarını aşması

c) Finans alanında üst düzey yönetici pozisyonlarından birinde en az 2 (iki) yıl görev yapmış olması veya sermaye piyasası alanında en az 5 (beş) yıl ihtisas personeli olarak çalışmış olması veya Sermaye Piyasası Faaliyetleri İleri Düzey Lisansı veya Türev Araçlar Lisansına sahip olması.

Yukarıda ifade edilen şartları sağlayan müşteriler, Kurul düzenlemeleri uyarınca talebe dayalı olarak profesyonel kabul edilen müşteri sayılmakta ve nitelikli yatırımcı olarak değerlendirilmektedir.

Nitelikli yatırımcıların serbest fonlara dahil edilmesi, fon ihraç belgesi karşılığında katılım payı ödemesi akabinde, tercihen fon ve yönetici şirketi ile nitelikli yatırımcı arasında yatırımcı sözleşmesinin akdi ile mümkün olmaktadır.  SPKn ve ilgili yasal mevzuat uyarınca fonlara yatırım yapacak nitelikli yatırımcılara belli birtakım ayrıcalıklı hakların tanınması da mümkündür.

III. Kilit Yatırımcı Kime Denir, Hakları Nelerdir?

Sermaye piyasası mevzuatı içerisinde, nitelikli yatırımcı kavramından farklı bir şekilde “kilit yatırımcı” kavramı açıkça tanımlanmış bir kavram olamayıp sermaye piyasası şirketleri ve yatırımcılar arasında sektörel bir tabir olarak kullanılan bir terim olarak ele alınmaktadır.

Uygulamada kilit yatırımcı olarak ifade edilen kişi, temelde bir nitelikli yatırımcı olsa da, fon portföyüne yapmış olduğu yatırımın büyüklüğü veya yatırımcı olarak fonun geleceğindeki stratejik önemi itibariyle, fon yatırım kararlarının alınması açısından yetki veya söz sahibi olan yatırımcılar veya ilgili mevzuat uyarınca nitelikli katılma payını[1] elinde bulunduran yatırımcılardır. Bu haliyle mevzuatta tanımlanan “nitelikli yatırımcı” kavramından farklı olan “kilit yatırımcı”, fon tahtında 6098 Türk Borçlar Kanunu hükümleri dahilinde sözleşme yapma serbestisi ve Kurul düzenlemeleri çerçevesinde şekillendirilmektedir. Bu kapsamda her ne kadar nitelikli yatırımcı ve kilit yatırımcı kavramları farklı olsa da bir kilit yatırımcı ilgili mevzuat uyarınca nitelikli yatırımcı statüsünde kabul edilmektedir.

Kilit yatırımcıların fona dahil edilmesi, nitelikli yatırımcıların kilit yatırımcının katılımını sağlayacak şekilde kısıtlanması dışında [2], kilit yatırımcının fona katılım payı ödemesi ve akabinde fon ve yönetici şirketi ile kilit yatırımcı arasında yatırımcı sözleşmesinin akdi ile mümkün olmaktadır. 

Kilit yatırımcıya fonlar tarafından;

1. Yatırım komitesinde üye ile temsil edilme,

2. Kritik konularda alınabilecek kararları veto etme,

3. Girişim şirketlerinin yönetim kurulu organlarına seçilme ve ilgili girişim şirketlerinin yönetiminde söz ve oy hakkı sahibi olma vb.

Şeklinde nitelikli hakların tanınması söz konusu olabilir. Belirtilen hususların yatırımcı sözleşmesinde yer verilmesi suretiyle; fonlara alınan kilit yatırımcılara, içtüzükte, ihraç belgesinde ve yatırımcı sözleşmesinde ek hak ve yetkilerin tanınması mümkün olmaktadır.  

IV. Sonuç Olarak

Sermaye piyasalarında serbest fonlar kapsamında yapılacak yatırımların başarıya kavuşarak tüm yatırımcılarının kazançlarının maksimize etmek için zaman zaman profesyonel fon yönetimi kadar fona büyük çaplı yatırımların dahil edilmesi ve/veya stratejik önemi haiz yatırımcılara birtakım ayrıcalıklı hakların verilmesi icap etmektedir.

Serbest fonlara katılacak yatırımcıların niteliklerini belirleyen bir şemsiye kavram olan “nitelikli yatırımcı” ve bu kavram altında tanımlanan “kilit yatırımcı” kavramı, yukarıda ifade edilen beklentileri karşılamakta ve sermaye piyasasında faaliyet gösteren fonların nitelikli, hedef odaklı ve yüksek başarı getiren yatırımlara imza atmasına katkı sağlamaktadır.

[1] Girişim Sermayesi Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-52.4)’nin 13/11 maddesine göre; “Fon, içtüzüğünde hüküm bulunması şartı ile nitelikli katılma payı ihraç edebilir. Nitelikli katılma payı sahiplerine veya bunların yasal temsilcilerine tanınan yönetimsel haklar ile kar payı imtiyazlarına ilişkin bilgilere fon içtüzüğü, ihraç belgesi ve yatırımcı sözleşmesinde yer verilir. Nitelikli katılma payı sahiplerinin fonun portföy yöneticisinin yatırım komitesinde yer alması, fonun yatırım yapacağı girişim şirketlerinin ve portföy yöneticilerinin seçimi, yatırımdan çıkış stratejisinin belirlenmesi gibi hususlarda olumlu görüşünün alınması mümkündür. Kurucu veya varsa portföy yöneticileri nitelikli katılma payı sahibi olabilir.”

[2] Sermaye Piyasası Araçlarının Satışı Tebliği (II-5.2.) kapsamında imkân verilen halka arz edilmeksizin satış şekilleri ile birlikte nitelikli katılma payı yaratmak sureti ile pay ihracı gibi çeşitli yöntemlerle kilit yatırımcı, imtiyazları korunarak fona dahil edilebilmektedir. 

Kaynak: https://kilinclaw.com.tr/spk-nitelikli-kilit-yatirimci-nedir/

Aklımıza ne gelirse ya da elimizde ne varsa…

Ali Rıza Avcan

İnsan mekânla ilişkisini, mekân içinde yolunu kaybedip kaybolmayı da dahil ettiğimiz bir süreçte onu tanıyıp öğrenerek kurar.

Böylesi bir ilişkinin kurulması için, önce mekânın kendine özgü niteliklerinin hem kendi bütünlüğü içinde hem de diğer mekanlardan ayrıksılığı ile belirlenmesi ve belirlenen bu özelliklerin kişisel ve toplumsal hafızaya yerleşmesi gerekir.

Karmaşa, kaos, gürültü ve kalabalığın egemen olduğu eski bir Doğu çarşısına gittiğimizde ya da genellikle aynı tür ağaçların bulunduğu bir orman köşesine düştüğümüzde bulunduğumuz yeri belirleyebilmek için öncelikle o mekânın özellik ve farklılıklarının ayırdında olmamız gerekir. Mekân içindeki belirgin, ayırt edici özellikler nedir? Bu özellikler nasıl bir dağılım gösteriyor? Birbirlerinden farklı mı yoksa diğer mekanlardaki özelliklere mi benziyor? Benzeri diğer mekanlardan farklı olduğu noktalar ne? Ben bu mekânın neresindeyim ve onunla nasıl ilişki kuruyorum? gibi…

Yukarıda anlatmaya çalıştığım bu tanıyıp öğrenme süreci, İzmir Tarihi Kemeraltı Çarşısı örneğinden hareket ederek; yani Çarşı‘yı ilk kez görüp tanımaya kalktığım 1997-98 yılları itibariyle anlatmaya kalkarsam; İzmir Tarihi Kemeraltı Çarşısı‘nı daha önce görüp öğrendiğim benzerleri; yani, İstanbul Kapalıçarşı, Bursa Ulu Çarşı ve Halep Ulu Çarşısı ile karşılaştırdığımı, çarşıyı eski bildiğim kapalı çarşılar üzerinden okuyup anlamaya çalıştığımı, oradan farklı olarak şu var ya da yok diyerek mukayese ederek öğrendiğimi söyleyebilirim.

Gidip geleceğim yol ve yerleri biraz biraz öğrendikten sonra da kendime cami ya da hanları nirengi noktası olarak seçip onun sağında, bunun solunda diye çıkarımlar yaptığımı; ayrıca Kemeraltı ile ilgili harita ve krokilerden yararlandığımı hatırlıyorum.

2004-2007 yılları arasında genel koordinatör olarak görev yaptığım İzmir Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği‘ndeki çalışmalarım sırasında ise, o koskocaman fiziki mekanı insanlarıyla; o insanların arkadaşlık ve dostluk boyutunda acı, sevinç, hüzün ve dramlarıyla öğrenmem mümkün oldu. O nedenle, bugün ölmüş olsa da her gördüğümde Şükrü Tül anısına sırtını sıvazladığım “Uzun Apo” lakaplı Boşnak Abdullah Ruhcan ile bugünlerde eski havasında olmayan bir zamanların havalı ‘Prenses‘ini hiç unutmam ya da dükkanını kapayıp giden veya vefat eden esnaflar birdenbire karşıma çıkacakmışlar gibi hissederim.

Tarihi Kemeraltı Çarşısı‘nı tanıyalı aradan 24 yıl geçmiş olsa da, oraya gittiğim her gün o koskocaman labirent içinde yeni bir bilmeceyi çözercesine yeni öğrendiğim yerler olduğunu, ben burayı daha önce neden fark etmemişim diye kendi kendime kızarken bugün de yeni bir yerin farkına vardım diye sevindiğimi, kendi sırlarını kolay kolay ele vermeyen ve onları öğrenmek için çaba ve emek isteyen bu Çarşı‘yı her geçen gün daha fazla sevdiğimi biliyorum. O nedenle, bazı arkadaşlarımın söylediği gibi Çarşı içinde dolaştığımda gözlerim daha fazla parlayıp heyecanlanıyorum… Evet, ben de bu durumu biliyor ve o nedenle kendilerini bu Çarşı‘dan sorumlu görüp de; o sorumluluğu “esnaf kurnazlığı” ya da “sınıf atlama gayreti” ile yerine getirmeyip kendisini eskiden “esnaf“, şimdi ise “yatırımcı” olarak görenleri zaman zaman Çarşı‘nın ruhu adına sert bir şekilde eleştiriyor, onlara bu işin doğrusunu ve makulünü göstermeye çalışıyorum. Sanki Çarşı‘nın sahibi benmişim gibi…

Gelelim bugünkü yazımızın konusuna….

Bugünkü yazımda, Kemeraltı‘nda yürüyerek, bisiklete binerek ya da arabayla girip çıkarak o mekânı kullanan herkesin şikayetçi olduğu çarşı zeminin içler acısını ele almak istiyorum…

Bu konuda bir şeyler söyleyebilmek için de bazı doğru tespitleri yeniden hatırlamamız gerekiyor. Bu tespitleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Tarihi Kemeraltı Çarşısı, geleneksel ticaret kültürü ile ekonomik faaliyetlerin tarih boyutunda bir araya geldiği üstü açık bir alışveriş merkezidir.

2. Tarihi Kemeraltı Çarşısı, değişik işkollarındaki esnafın belirli bölgelerde kümelendiği, bu bölgelerin ticaretin farklı yapısı nedeniyle zemini ve yapılarıyla birlikte zaman içinde birbirinden farklılaştığı ve her bir bölgenin çevresindeki diğer bölgelerle özel ilişkiler geliştirip bütünleştiği tarihi bir çarşıdır.

3. Tarihi Kemeraltı Çarşısı, Kemeraltı Koruma Amaçlı İmar Planı ile koruma altına alınmış özel bir bölgedir. O nedenle, bu büyük bölge içindeki cadde, sokak ve yapılar kadar bunları çevreleyen yol, meydan, cadde ve sokak zeminlerinin özgünlüklerini koruyacak şekilde ve özel bir ilgiyle korunması gerekir.

Elimde, İzmir Tarih Projesi kapsamında eski adı Embarq, yeni adı WRI Türkiye olan ve sivil toplum kuruluşu kimliğiyle Avrupa Birliği proje ve mali kaynaklarının pazarlamasını yapan kurumun, 2018 yılında Fia Foundation isimli İngiltere kaynaklı yabancı bir finans kurumundan elde ettiği bir fonla İzmir Büyükşehir Belediyesi adına yaptığı; ancak o yıllarda dikkate alınıp uygulanmadığı için bugün itibariyle unutulan “İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi” adındaki araştırma raporu var. Bu araştırma raporu, Kemeraltı Çarşısı‘ndaki ulaşımı sürdürülebilir boyuta taşıma iddiasında olmakla birlikte; bozuk, karmaşık ve düzensiz olduğunu ifade ettiği çarşı zemini ile ilgili olarak ayrıntılı bilgiler vermemektedir. Örneğin Kemeraltı Çarşısı‘ndaki tarihi dönemlerdeki özgün yer kaplamasının ne olduğuna, bugün gördüğümüz değişik kalitedeki birbirinden farklı zemin döşemelerinin ne zaman yapıldığına, ne ölçüde kullanışlı olduğuna, değişik tür zemin kaplamalarının çarşının hangi bölgelerinde ne kadar yer kapladığına ve kullanıcı memnuniyetine dair tek bir bilgi bu araştırma raporunda bulunmamaktadır… Oysa bu çalışma o tarihlerde Kemeraltı Çarşısı‘nda uygulamaya konulacak Kemeraltı Yayalaştırma Projesi için yürünebilirliğin arttırılması amacıyla bir şeyler yapma iddiasındaydı…

Günümüzde Kemeraltı Çarşısı‘nda, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin son günlerde uzatmalı bir şekilde yaptığı 848 (İkinci Beyler) Sokak ile Havra Sokak‘ta kullanılan zemin kaplama malzemesi dahil 6 çeşit malzeme kullanılmış durumda. Yol, meydan ve kaldırımlardaki yürüyüş zeminlerinin çoğunluğunu bitüm esaslı asfalt oluşturmakla birlikte geriye kalan tüm zeminlerin granit parke, beton parke, mineralli parke, kilitli beton parke ve kayrak taşı ile kaplı olduğunu görülmektedir.

848 (2. Beyler) ve Havra sokaklarının yeni zemin döşemesi

Anafartalar Caddesi ve Hisarönü dışında kalan çoğu cadde ve sokağın döşemesi: bitümlü asfalt…

Kilitli parke döşemeler… Belirli yerlerde…

Hisarönü çevresi için uygun görülen zemin döşemesi…

Çok az yerde karşımıza çıkan doğal granit parke döşeme… Ama eski değil, yeni ve özensiz…

Anafartalar Caddesi zeminini kaplayan desenli, beton parke…

Bu konuda Dokuz Eylül Üniversitesi tarafından hazırlanmış Kemeraltı Koruma Amaçlı İmar Planı ile notlarına baktığımızda bugüne kadar “şu bölgede, şu cadde ve sokaklarda şu şekilde malzeme kullanılacak, şu şu malzemeler kullanılmayacak“, “kullanılacak malzemelerin özellikleri şunlar olacak” şeklinde tek bir kuralın oluşturulmadığını, Koruma Kurulu‘nun aldığı kararlarda zemin uygulamasında genellikle doğal malzemenin seçilmesi konusunda görüş belirtmekle birlikte bu doğal malzemelerin neler olduğu ve hangi özellikleri taşıması gerektiği konusunda bir standardın belirlenmediğini görüyoruz. Anlaşılan o ki, Kemeraltı Çarşısı‘ndaki zemin döşemesi için eskinin özgün doku ve malzemeleri önceleyen net, ayrıntılı bir karar, kural ya da standart bulunmamakta. O nedenle de, zaman zaman yapılan zemin yenilemelerinde projeyi hazırlayan mühendisin aklına ne gelirse ya da o sıralarda hangi malzemeler üretilip piyasada satılıyorsa o malzemelerin kullanıldığını görüyoruz. Aynen 848 (2. Beyler) ve Havra sokaklarının yakın zamanda yenilenen zeminlerinde olduğu gibi…

Bu vesileyle geçtiğimiz yıllarda, daha doğrusu Muzaffer Tunçağ’ın Konak Belediye Başkanı olduğu 2004-2008 döneminde benim de tanık olduğum Hisarönü çevresinin doğal granit parke ile kaplanması üzerine çevre esnafların, “kadınların topuklu ayakkabıları bu taşlara uygun değil, o nedenle parkeleri kaldırın” talebi üzerine parke taşlarının arasına beton dolgu yapılarak zeminin düzleştirildiğini hatırlıyorum…

Ayrıca yakın zamanda kent gözlemcisi dostum Orhan Beşikçi‘nin Anafartalar Caddesi‘nin Basmane bölümündeki yol yapım çalışmaları sırasında görüp fotoğrafını çektiği üstü yeni malzemelerle kapatılmış eski parke taşlarını da hatırlamadan da geçmeyelim…

Evet, insanların bu tür tarihi merkezlerde rahat yürüyebilmesi için zemin malzemesi seçiminde dikkatli olmalıyız; ama bunu yaparken de, ince topuklu ayakkabıları mı, yoksa alışageldiğimiz yürüyüş ayakkabılarını mı dikkate almamız gerekiyor? Böylesi bir soru ya da sorunla karşılaştığımızda buna vermemiz gereken cevap tabii ki, o çevre ya da bölgenin kendine has döşeme malzemesini tercih etmemiz şeklinde olacaktır. Ancak, Cici Park’ın karşısındaki eski Roma yolunu koruma konusunda yıllardır tek bir adım atmayan, o yolun değerli taşları üzerinde semt pazarı kurulmasına ses çıkarmayan belediye yönetimlerinin ya da kurul üyelerinin Kemeraltı zemininin kendine özgün malzemelerle döşenmesi konusunda hassas olmasını ne kadar bekleyebilir, ne kadar onlardan bir şeyler isteyebiliriz?

TARKEM’in bilinmeyen yüzü…

Ali Rıza Avcan

2012 yılında, aralarında İzmir Büyükşehir ve Konak belediyelerinin de bulunduğu 116 ortağın katılımıyla kurulan Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi, kısa adıyla TARKEM‘in İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından hazırlanan İzmir Tarih Projesi Tasarım Stratejisi Raporu kapsamında, 19 alt bölgeye bölünmüş proje alanındaki sadece ikisinde (Havralar ve Agora) gerçekleştirilecek soylulaştırma faaliyetleri için kurulduğunu biliyoruz.

Soylulaştırma sözcüğünün de, en yakın örneklerini İstanbul Tarlabaşı ve Sulukule projelerinde gördüğümüz gibi, büyük kent merkezlerinde azalan nüfusla birlikte her türlü kentsel faaliyetin gerileyip çöktüğü alanlardaki eski yapıların, TARKEM benzeri büyük inşaat şirketleri tarafından alınması ve o yapılarda oturan yoksul, dar gelirli kesimlerle göçmen ve mültecilerin kentin çeperlerine gönderilmesi suretiyle yenilenmesi ve bu yenilenmiş modern yapıların gelir düzeyi yüksek sınıf ve kesimlere (yüksek ücretli büro çalışanları, sanatçılar, vakıf üniversitesi öğrencileri, yabancı turistler vb.) pazarlanması suretiyle el değiştirmesi anlamına geldiğini de biliyoruz.

Soylulaştırmanın bu anlamda, Filistin’i işgal ederek orada yaşayan Filistinlileri mülteci kamplarında yaşamaya mahkum eden ve onların topraklarına kendi vatandaşlarının yaşadığı yeni yerleşim alanları kuran İsrail’in çabasından farklı olmadığını bilir ve o nedenle de kentin merkezinde yaşayanları yerinden, toprağından eden bu yeni kolonyal hareketle mücadele ederiz.

Zaten bu durum, İzmir Tarih Projesi‘ni hazırlayan Prof. Dr. İlhan Tekeli tarafından yazılan İzmir-Tarih Projesi Tasarım Stratejisi Raporu‘nun 71. sayfasında;

“…Bu tür çöküntü alanlarında soylulaştırmanın (gentrificiation) gerçekleştirilmesi oldukça sık rastlanan bir olgudur. Bu alanda toplumsal yükseliş sağlayacak bir seçiciliğin başlatılması için bu gereklidir. Ama soylulaştırma meslek çevrelerinde geçmiş yıllarda olduğu kadar destek bulmamaktadır. Burada yaşayanların dışsallaştırılması, bölge dışına itilmesi eleştiri konusu olmaktadır. Yaptığımız araştırmada ortaya çıktığı üzere; çöküntü alanı haline gelen mahallelerde yerleşik bir nüfus yoktur. Bu alanların nüfusu çok sık yer değiştiren kiracılardan oluşmaktadır. Gayrimenkul değerleri düşmüştür. Bu nedenle bazı alt bölgelerde bir soylulaşma gerçekleştirilebilir hale gelmiştir.” (1)

Denilerek, projenin soylulaştırma amaçlı olduğu açık bir şekilde itiraf edilmiştir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve onun başkan danışmanı tarafından hazırlanan soylulaştırma hedefli İzmir Tarih Projesi, ne yazık ki, bu projeyi yürütmek amacıyla kurulan çok ortaklı TARKEM yönetiminin, % 0,83 oranındaki sermaye payına sahip bir şirket sahibinin “FETÖCÜ” olduğunun belirlenmesi üzerine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu‘nun (TMSF) Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi‘nin 9 Kasım 2016, 9194 sayılı nüshasında yayınlanan 28 Ekim 2016 tarihli ilamıyla dokuz kişiden oluşan kayyum heyetine devredilmesi üzerine 2016 yılından itibaren, bir belediye projesi olmaktan çıkıp kayyum ve valilerin; daha doğru bir anlatımla AKP iktidarının denetimindeki bir projeye dönüşmüştür.

Bizim bu tespitimizi doğrulayan diğer bir gelişme ise, şirket yönetiminin kayyuma devredilmesini yeterli görmeyen AKP iktidarının ve onun İzmir’deki temsilcisi İzmir Valiliği‘nin, şirketi teslim alıp kontrol eden başka bir mekanizmaya başvurarak, şirketin kayyuma teslim edildiği günden tam beş gün sonra projenin İzmir-Tarih Projesi Tasarım Stratejisi Raporu ile ilişkisini kopararak ve “İzmir-Tarih, İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi” şeklindeki proje ismini “Tarihi Kemeraltı Projesi” şekline dönüştürerek 31 Ekim 2007 tarih, 26686 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 1 Ekim 2007 tarih, 2007/12668 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen Kentsel Yenileme Alanları kapsamında değerlendirmeye başlaması ve bu anlayışla İzmir Valisi Erol Akyıldız‘ın 14 Kasım 2016 tarihli onayı ile İzmir Konak Kemeraltı ve Çevresi Yenileme Alanı İcra Kurulu‘nu kurmuş olmasıdır.

Projenin arkasından dolanarak gerçekleştirilen bu operasyon sayesinde böylelikle proje bir anda, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin projesi olmaktan çıkarak AKP iktidarının ve onun İzmir temsilcisi İzmir Valiliği‘nin, o valilikteki bürokratların kontrol ve yönetiminde “teslim alınmış” bir projeye dönüşmüştür. Bu teslim alış sadece İzmir Valiliği içinde Vali Yardımcısı H. Hüseyin Can‘ın başkanlığında bir İcra Kurulu‘nun oluşturulması ile sınırlı kalmamış, bu kurulun çalışmasını düzenlemek amacıyla Tarihi Kemeraltı Projesi İcra Kurulu Yönergesi adıyla 13 maddeden oluşan bir yönerge hazırlanmış, bu yönergenin 5. maddesine göre oluşturulan Tarihi Kemeraltı Projesi İcra Kurulu‘na 27 kurum ve kuruluşun üye olduğu hükme bağlanmıştır. İzmir Valiliği tarafından Tarihi Kemeraltı Projesi İcra Kurulu‘na üye olması uygun görülen kurum ve kuruluşlar aşağıdaki listede gösterilmiştir.

  1. İzmir Valiliği Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Koordinasyon Merkezi,
  2. Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı,
  3. İzmir Büyükşehir Belediyesi,
  4. Konak Belediye Başkanlığı,
  5. İl Emniyet Müdürlüğü,
  6. İzmir Defterdarlığı (Konak Milli Emlak Müdürlüğü),
  7. Vakıflar Bölge Müdürlüğü,
  8. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü,
  9. Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü,
  10. Tapu Kadastro Bölge Müdürlüğü,
  11. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü,
  12. İl Milli Eğitim Müdürlüğü,
  13. İl Sağlık Müdürlüğü,
  14. İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü,
  15. Türkiye İş Kurumu İzmir İl Müdürlüğü,
  16. İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü,
  17. Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü,
  18. İzmir Kalkınma Ajansı Genel Sekreterliği,
  19. İzmir Ticaret Odası,
  20. Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (TEDAŞ),
  21. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı,
  22. Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret A.Ş. (TARKEM),
  23. Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği,
  24. İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği,
  25. TMMOB (Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, Harita Mühendisleri Odası İzmir Şubesi),
  26. TÜRSAB İzmir Bölgesel Yürütme Kurulu,
  27. Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK).

Yukarıdaki listenin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, çoğunluğun İzmir Valiliği denetimindeki kurumlarda olduğu Tarihi Kemeraltı Projesi İcra Kurulu‘nda üye olan İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi bundan böyle 27 katılımcıdan sadece ikisi olarak yer almaktadır.

Ama ne hikmetse, gerek Tarihi Kemeraltı Projesi İcra Kurulu‘nun oluşumuna ilişkin 04 Kasım 2016 tarih, 51116657-010-155-9979 sayılı İzmir Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yazısı, gerekse yönergenin kabulüne ilişkin 26 Aralık 2016 tarih, 51116657-010-194/11567 sayılı ikinci İzmir Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yazısı (her iki resmi yazı, yazımızın sonuna eklenmiştir) Tarihi Kemeraltı Projesi İcra Kurulu‘nun üyesi olacak Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği‘ne; yani Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası ve Harita Mühendisleri Odası İzmir şubelerine gönderilmemiş, o meslek odalarının böylesi bir gelişmeden haberdar olmaları engellenmiştir. Nitekim TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi‘ndeki arkadaşlara bu yazıların kendilerine gönderilip gönderilmediğini sorduğumda, Tarihi Kemeraltı Projesi İcra Kurulu‘nun oluşumu ve yönergesi konusunda herhangi bir bilgilerinin olmadığını, Tarihi Kemeraltı Projesi İcra Kurulu‘nun bugüne kadar yaptığı toplantılara katılmadıklarını ve aldığı kararları bilmediklerini öğrendim.

Böylesine tuhaf bir durum karşısında, CİMER kanalıyla İzmir Valiliği’ne gönderdiğim 6 Şubat 2020 tarih, 20000339758 başvuru numaralı yazıyla Tarihi Kemeraltı Projesi İcra Kurulu‘nun kurulduğu tarihten bu yana yaptığı toplantılara kimlerin katıldığını ve bu toplantılarda hangi kararların alındığını sormama ve bu soruya süresi içinde yanıt verilmemesi üzerine, 10 Mart 2020 tarih, 20000632311 başvuru numaralı yazı ile ikinci bir hatırlatma yapmama karşın bu yazıya bugüne kadar herhangi bir yanıt alamadım.

Peki o halde, bu kurul niye kurulup çalıştırılmamıştı ya da yaptığı çalışmalar hakkında bilgi vermekten ısrarla kaçınılıyordu?

Benim anladığım kadarıyla, İzmir Valiliği tarafından proje adı değiştirilerek kurulan Tarihi Kemeraltı Projesi İcra Kurulu, AKP iktidarının proje ve TARKEM üzerinde kurduğu hakimiyeti kamuoyundan gizlemek, proje sanki bu kurul eliyle yürütülüyormuş gibi izlenim vermek amacıyla kurulmuştu. Bütün gizliliğin tek nedeni de buydu…

Nitekim, isim değiştiren proje ile birlikte TARKEM‘in bu şekilde teslim alınması sonrasında TARKEM‘e iktidara yakın kurum ve kuruluşların (İzmir Ticaret Odası, İzmir Ticaret Borsası, Ege İhracatçı Birlikleri, İMEAK Deniz Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası, Vakıflar Bölge Müdürlüğü, İzmir Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İzmir Valiliği İl Yatırımları İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı vb.) ortak olması, İl Kültür ve Turizm eski müdürünün TARKEM‘de danışman olarak çalışmaya başlaması da şirketin belediye sularından ayrılarak iktidarın suların seyretmeye başladığının somut delilleriydi. Bunun en son örneği ise, kentteki bütün meslek odalarıyla sivil toplum kuruluşlarının bir kent suçu olarak ilan ettiği Çeşme Projesi‘nin reklamını yapıp bu projeden TARKEM Eşrafının ağzına bir parmak bal çalacağını ifade eden Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy adına Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın TARKEM‘e ortak yapılmış olmasıdır.

Artık bundan böyle TARKEM, arkasına AKP iktidarını ve o iktidarın Valilik başta olmak üzere İzmir’deki destekçilerini alarak içinde bulunduğu kentin kültürel, toplumsal ve siyasal kimliğine yabancılaşmış, İzmir’den çok AKP iktidarının çıkarları doğrultusunda kendi yönetici ve ortaklarının menfaatlerini gözeten bir yapıya bürünmüştür.

Kayyumdan kurtulmak uğruna yaptıkları çalışmaların sonucunda ortaya çıkan bu yeni teslimiyet hali, artık öyle bir bağlılık ya da zorunluluk noktasına gelmiştir ki; TARKEM Eşrafının lideri Uğur Yüce‘nin 27 Haziran 2020 tarihli Ege’deSonSöz mülakatında da ifade ettiği gibi, Bakan Mehmet Nuri Ersoy’a inanmaktan başka bir çareleri kalmamıştır

Eminim ki, bundan böyle İzmir‘i, Kemeraltı Çarşısı‘nı, Basmane‘yi, Kadifekale‘yi seven, bu tarihi, arkeolojik ve kültürel değerleri koruyup kollayan İzmirliler, İzmir Valiliği eliyle kaleyi içeriden fethetmeyi amaçlayan bu yeni AKP hamlesinin farkına varır ve şimdiye kadar belediye himayesindeyken, şimdi yeni bir Truva Atı‘nın içine doluşup iktidar cenahına geçen bu menfaat odağına karşı mücadele eder…

(1) Metindeki koyultmalar tarafımızca yapılmış olup, metinde yapıldığı ifade edilen araştırma, bütün taleplerimize karşın temin edilememiş ve belediyeye ait hiçbir kaynakta yayınlanmamıştır. O nedenle böyle bir araştırmanın yapılıp yapılmadığı belli değildir denilebilir.

Bilgi: Tarihi Kemeraltı Projesi İcra Kurulu‘nun oluşumu ve çalışma yönergesi ile ilgili bilgileri içeren İzmir Valiliği belgelere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girebilmek…

Kemeraltı‘nın, 14 Nisan 2020 tarihinde UNESCO Dünya Miras Komitesi tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne alınmasıyla ilgili olarak, Gümrük Birliği anlaşmasının imzalanması ile birlikte Avrupa Birliği’ne girdik yalanı ile şenlikler yapılıp gün ortasında havai fişekler atılması skandalında olduğu gibi, ortaya yalan, yanlış ve abartılı birçok fikir atılmakta, Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nda olduğu söylenen temsilcilik yetkisinin TARKEM‘e verildiği gibi yalanlar atılmakta, Kemeraltı‘nın bu geçici listeye girmesiyle İzmir turizminin gelişeceği gibi hayal mahsulü demeçler verilmekte, gerek İzmir Büyükşehir Belediyesi, gerekse İzmir Valiliği ve TARKEM cephesinden gelen haberlerle gerçeklikle ilgisi olmayan bir algı operasyonu yapılmaktadır.

O nedenle, Dünya Mirası Listesi adında bir listeyi oluşturan UNESCO‘nun niye kurulduğunu, amaç ve hedeflerinin ne olduğunu, söz konusu listenin nasıl oluşturulduğunu ve uygulamanın nasıl gerçekleştiğini açıklayarak yanılgı ve yanıltmalara konu olan hususları açıklığa kavuşturmak isterim…

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü ya da İngilizce kısaltmasıyla UNESCO (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization), Birleşmiş Milletler‘in özel bir kurumu olarak 1946 yılında kurulmuş ve bu kuruluşun temel belgesi 1945 yılı Kasım ayında Londra’da 44 ülke temsilcisinin katıldığı bir toplantıda kabul edilmiştir. Merkezi Paris’te bulunan ve Genel Konferans, Yürütme Konseyi ve Sekreterlik olmak üzere üç organı olan UNESCO eğitim, bilim ve kültür alanlarındaki amaçlarını kendisine üye olan her devlette kurulan Millî Komisyonlar aracılığıyla gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

Dünya Mirası Listesi ise UNESCO tarafından listelenen, özel kültürel veya fiziksel öneme sahip yerlerden (orman, dağ, göl, ada, çöl, anıt, kompleks veya şehir gibi) her birine verilen addır. Genel Kurul tarafından seçilen 21 UNESCO üyesi ülkenin oluşturduğu Dünya Miras Komitesi tarafından yönetilen Uluslararası Dünya Mirası Programı bu listeyi güncellemektedir. Program, insanlığın ortak mirası için kültürel veya doğal öneme sahip alanları listeler, adlandırır ve korur. Listelenen alanlar, bazı koşullar altında Dünya Miras Fonu‘ndan para alabilmektedir. Program, 16 Kasım 1972’de UNESCO tarafından kabul edilen Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme ile kurulmuş ve 17 Aralık 1975’de yürürlüğe girmiştir. Günümüzde 194 devlet tarafından onaylanan sözleşme, en fazla devletin taraf olduğu uluslararası belgeler arasındadır. Sadece Lihtenştayn, Nauru, Somali ve Tuvalu sözleşmenin tarafı değildir.

Sözleşmenin 2005 yılında güncellenen koşullarına göre, aday gösterilen alanların kültürel ve doğal açıdan “üstün evrensel değere” sahip olduğunu gösteren 10 kriterden en az birini karşılaması gerekmektedir. Bu 10 kriteri şu şekilde sıralayabiliriz:

Kültürel Ölçütler

1. “Yaratıcı insan dehasının ürünü olması“,

2. “Belli bir zaman diliminde veya kültürel mekânda, mimarinin veya teknolojinin, anıtsal sanatların gelişiminde, şehirlerin planlanmasında veya peyzajların yaratılmasında, insani değerler arasındaki önemli etkileşimi göstermesi“,

3. “Kültürel bir gelenek veya yaşayan ya da kayıp bir uygarlığın tek veya en azından istisnai tanıklığını yapması“,

4. İnsanlık tarihinin bir veya birden fazla anlamlı dönemini temsil eden yapı tipinin ya da mimari veya teknolojik peyzaj topluluğunun değerli bir örneğini sunması“,

5.Bir veya daha fazla kültürü temsil eden geleneksel insan yerleşimine veya toprağın kullanımına ilişkin önemli bir örnek sunması ve özellikle bu örneğin, geri dönüşü olmayan değişimlerin etkisiyle dayanıklılığını yitirmesi“,

6.İstisnai düzeyde evrensel bir anlam taşıyan olaylar veya yaşayan gelenekler, fikirler, inançlar veya sanatsal ve edebi eserlerle doğrudan veya somut olarak bağlantılı olması“,

Doğal Ölçütler

7.Doğanın bir harikasına veya eşsiz bir güzelliğe ve estetik öneme sahip doğal alanlar olması“,

8.Yaşamış canlıların kalıntıları, devam eden jeolojik olaylar ve yer şekillerinin gelişimi gibi Dünya’nın doğal tarihine ilişkin eşsiz önemde bilgilere sahip olması“,

9. Ekolojik ve biyolojik olarak hâlâ bozulmamış bir karasal, denizel veya tatlı su ekosistemine veya önemli hayvan ve bitki topluluklarına ev sahipliği yapması“,

10. Özellikle tehlikedeki veya bilimsel açıdan önemli bir biyolojik çeşitlilik için en önemli ve en belirgin doğal habitatlara ev sahipliği yapması“.

Türkiye, Sözleşme’ye 14.04.1982 tarih ve 2658 sayılı yasayla katılma kararı almış, bu karar 23.05.1982 tarih ve 8/4788 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla uygulamaya geçmiş ve 14.02.1983 tarih ve 17959 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye, gerekli belgelerin UNESCO Genel Merkezi’ne sunulmasıyla birlikte 16.03.1983 tarihinde Sözleşme’nin tarafı olmuştur.

1972 Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi’ne göre oluşturulan ve Dünya Mirası Komitesi (DMK) tarafından belirlenen Dünya Mirası Listesi‘nde Dünya Miras Alanı olarak ilan edilen 1.121 miras yer almaktadır. Bunlardan 869 tanesi (% 77,52) kültürel, 213 tanesi (% 19) doğal ve 39 tanesi de (% 3,48) karma (doğal ve kültürel) miraslardır. Bu miras yerlerin 39’u sınıraşan özellikle olup 53 tanesi yok olma tehdidi altındadır. Ülkelere göre bakıldığında ise İtalya ve Çin sahip oldukları (55) Dünya Mirası ile ilk sırada yer almaktadır. Ardından sırasıyla İspanya (48), Almanya (47), Fransa (45), Hindistan (38), Meksika (35), Birleşik Krallık (32), Rusya (29), İran (24), ABD (24), Japonya (23), Brezilya (22), Avustralya (20), Kanada (20) gelmektedir. Türkiye ise bu listenin 16. sırasında 18 miras alanı (16 kültürel, 2 karma) ile yer almaktadır. Komşumuz Yunanistan’ın sahip olduğu miras alanı sayısı da 18’dir.

Türkiye‘nin UNESCO Dünya Mirası Listesi‘nde yer alan miras alanları:

1. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (Sivas), 1985,
2. İstanbul’un Tarihi Alanları (İstanbul), 1985,
3. Göreme Millî Parkı ve Kapadokya (Nevşehir), 1985, (Karma Miras Alanı), 
4. Hattuşa: Hitit Başkenti (Çorum), 1986,
5. Nemrut Dağı (Adıyaman), 1987,
6. Hieropolis – Pamukkale (Denizli), 1988, (Karma Miras Alanı), 
7. Xanthos – Letoon (Antalya-Muğla), 1988, 
8. Safranbolu Şehri (Karabük), 1994, 
9. Truva Arkeolojik Alanı (Çanakkale), 1998, 
10. Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi (Edirne), 2011,
11. Çatalhöyük Neolitik Alanı (Konya), 2012,
12. Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu (Bursa), 2014, 
13. Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı (İzmir), 2014,
14. Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı (Diyarbakır), 2015,
15. Efes (İzmir), 2015,
16. Ani Arkeolojik Alanı (Kars), 2016, 
17. Aphrodisias (Aydın), 2017,
18. Göbekli Tepe (Şanlıurfa), 2018,

Bu listenin incelenmesinden de görüleceği gibi, ülkemizden UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne giren ilk yerler 1985 yılı itibariyle Sivas’taki Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası ile İstanbul’un Tarihi Alanları ve Nevşehir’deki Göreme Millî Parkı ve Kapadokya, 2018 yılı itibariyle son giren yer ise Şanlıurfa’daki Göbeklitepe‘dir.

UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi‘ne alınacak aday yerlerin listelendiği Geçici Liste ise, UNESCO tarafından belirlenmiş kriterlerden en az birine sahip olan yerdeki yerel yönetimlerin; örneğin İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, UNESCO‘nun web sayfasındaki formların doldurulup UNESCO‘ya gönderilmesi ve bu başvuruların UNESCO Dünya Mirası Komitesi tarafından kabul görmesi ile oluşmaktadır. Bu anlamda, UNESCO‘nun Dünya Mirası Listesi‘ne girmenin, aranan kriterler dışında başka bir koşulu olmadığı için kolay olduğu söylenebilir. Bu nedenle bu listede 126 ülkeden 540 yer bulunmaktadır.

Geçici Liste‘de yer alan ülkeleri tek tek incelediğimizde ise, bu 540 yerin % 15,37’sini oluşturan Türkiye‘nin 83 başvuruyla birinci sırayı işgal ettiğini, Türkiye‘yi 60 başvuruyla Çin‘in, 56 başvuruyla İran‘ın, 42 başvuruyla Hindistan‘ın, 41 başvuruyla İtalya‘nın, 37 başvuruyla Fransa‘nın ve 33 başvuruyla Mısır‘ın takip ettiği görülmektedir.

Türkiye, Çin ve İran gibi çok sayıda başvuru yapan ülkelerin, sahip oldukları kültürel ve doğal değerleri UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne dahil ederek korumak istedikleri anlaşılmakla birlikte; çok fazla başvuru yapmanın, hem daha önce Geçici Liste‘ye alınmış hem de alınacak yerlerin seçilme şansını düşürdüğü de dikkate alınmalıdır. Çünkü bu tür seçimlerde sadece kültürel ve doğal değerlerin özelliklerinin değil; aynı zamanda Birleşmiş Milletler ve UNESCO örgütünü oluşturan ülkeler arasındaki ekonomik, siyasal ve kültürel ilişkilerin de etkili ve belirleyici olduğu unutulmamalıdır.

Tarihi Liman Kenti İzmir“in girdiği Geçici Liste hakkındaki bilgiler ise şu şekildedir:

Öncelikle Geçici Liste‘ye giren yer, söylendiği gibi Kemeraltı değil; UNESCO kayıtlarında “The historic port town of İzmir” (Tarihi liman kenti İzmir) şeklinde geçen bölgedir. UNESCO yok olmuş kültürel ve doğal değerleri değil, halen var olup yaşayan değerleri koruduğu için, Geçici Liste‘ye alınan alanın Kemeraltı bölgesini de içine alan eski İzmir Limanı çevresini; yani, Konak Meydanı ve çevresiyle Pasaport ve art alanındaki limanla ilgili eski bölgeyi de kapsadığı düşünülmelidir.

Geçici Liste olarak anılan listede yer alıp asıl listenin hemen önündeki kapıda bekleşip duran kültürel ve doğal alanlarınız ise şunlardır:

UNESCO‘nun geçici listesinde yer alan ülkemizdeki yerlere baktığımızda il başvurunun 1 Şubat 1994 tarihinde Karain Mağarası ile yapıldığını, 25 Aralık 2000 tarihinde 13, 6 Şubat 2009 tarihinde 3, 15 Nisan 2011 tarihinde 2, 13 Nisan 2012 tarihinde 11, 15 Nisan 2013 tarihinde 3, 15 Nisan 2014 tarihinde 13, 13 Nisan 2015 tarihinde 10, 13 Nisan 2016 tarihinde 10, 15 Nisan 2017 tarihinde 3, 2 Mayıs 2018 tarihinde 7, 12.04.2019 tarihinde 1, 14 Nisan 2019 tarihinde 6, toplam olarak 83 yer için başvuru bulunulduğu anlaşılmaktadır.

Geçici Liste‘de yer alan İshak Paşa Sarayı, Sumela Manastırı, Saint Paul Kilisesi gibi asıl listeye kolaylıkla geçmesi mümkün olan yerlerin bile uzun yıllardır bu fırsatı beklediği görülmektedir. Yaptığımız hesaba göre şu anda Geçici Liste‘de olan 83 yer, içinde bulunduğumuz 22 Haziran 2020 tarihi itibariyle ortalama 7 yıl 10 ay 9 günlük bekleme süresi dahilinde asıl listeye alınmayı bekliyorlar ve daha ne kadar bekleyecekleri de bilinmiyor.

Sanırım, “Tarihi Liman Kenti İzmir” adıyla Türkiye’ye ait Geçici Liste‘nin 81. sırasına yerleşen İzmir’in eski liman bölgesi de asıl listeye alınabilmek için uzun bir süre bekleyecek ve asıl listeye alınabilmek için ciddi hazırlıklar yapılması gerekecek.

Tabii ki, asıl listeye alınabilmek için yapılması gereken ev ödevleri de var. Örneğin, asıl listeye alınabilmek için koruma altına alınacak bölgenin UNESCO’unun Dünya Mirası Listesi’nde yer aldığı sürece nasıl yönetileceğini gösteren bir Yönetim Planının hazırlanması ve bunun UNESCO tarafından kabul edilmesi gerekiyor.

Bergama Belediyesi tarafından hazırlanıp kabul edilen “Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzajı Alan Yönetim Planı 2016-2020” ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın rehberliğinde İstanbul Tarihi Alanları Alan Başkanlığı tarafından 2018 Mayıs ayında yayınlanan “İstanbul Tarihi Yarımada Yönetim Planı” bunun en yakın ve somut örnekleri.

Her iki plana da baktığımızda, bu tür planlarda alanın özellikleri, Dünya mirası içindeki yer ve önemi, alanların fiziksel, toplumsal, kültürel ve ekonomik analizi, uygulama dönemi ile ilgili olarak belirlenmiş öncelikli temalar, vizyon, misyon, ilke, politika, hedef ve amaçların yer aldığını, bu amaç ve hedeflere nasıl ulaşılacağını gösteren strateji, yöntem, faaliyet ve projelerin belirlendiğini ve buna ilişkin bir eylem planının hazırlandığını, planların ilgili tüm aktörlerin katılımı ile hazırlandığını görüyoruz.

Ayrıca 2010 yılında UNESCO‘nun İstanbul Tarihi Yarımada‘daki çarpık yapılaşma faaliyetleri için yaptığı listeden çıkarma uyarısını ve o uyarı üzerine telaşlanan yetkililerin neler yaptıklarını, bu iş için toplanan İstanbul Arama Konferansı‘nı hatırlayınca UNESCO‘nun hazırlanan yönetim planlarının uygulamasını boş bırakmayarak izlediğini, planın uygulanmaması ve koruma ilkelerinin dikkate alınmaması durumunda listeden çıkarma da dahil neler yapabildiğini de iyi bildiğimiz için, bu işin ciddi bir iş olduğunu, UNESCO ile başlatılan ilişkilerin ülkemizdeki yozlaşmış ilişkilere benzemediğini hatırlatmak isterim. Özellikle de kendisinde bir yetki varmış da bu yetkiyi TARKEM‘e devrediyormuş gibi yalanlar söyleyen siyasetçilere, bürokratlara ve bu yetkiyi alma konusunda pek hevesli olan TARKEM eşrafına…

Evet, UNESCO‘nun Dünya Mirası Listesi‘ne girmek zor ve ciddi bir iştir… Bu zor ve ciddi iş de, ancak uygulanabilir ve sürdürülebilir bir yönetim planı yapıp iyi, doğru ve etkin bir uygulama yapacak yerel yönetimlerin işidir… O nedenle kimsenin başka birini ya da kamuoyunu kandırmak için yalan söylemesine gerek yok… UNESCO, kandırılmaya yatkın ve istekli kurum ve kişilere benzemez… Hele ki Konak Belediyesi gibi işi sıkı tutan yerel yönetimlerin ve Kemeraltı Hayat Platformu gibi sivil toplum örgütlerinin bu konuda bir endişesi, itirazı, bir karşı çıkışı varsa…

Şunu unutmamak gerekir ki; Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgeleri ne soylulaştırma eşrafına, ne esnaflara ve onların örgütlerine, ne sadece belediye ve valiliklere bırakılmayacak kadar değerli tarihi, arkeolojik ve kültürel bir mirastır ve bu özellikleri nedeniyle tüm bir İzmir’e, İzmirliler’e aittir…

(1) http://www.unesco.org.tr/Pages/125/122/UNESCO-Dünya-Mirası-Listesi