Konak ilçesinin en büyük sorunu: nüfusun sürekli azalıp yaşlanması…

Ali Rıza Avcan

Konak ilçesi, “İzmir’in tam kalbinde“, İzmir denilince aklımıza gelen İzmir Saat Kulesi‘nin, kente yükseklerden bakan Kadifekale‘nin, Roma Dönemi Agorası ile antik tiyatrosunun, 1936’dan bu yana Uluslararası İzmir Fuarı‘nın yapıldığı Kültürpark‘ın, tarihi asansör binasıyla Kemeraltı Çarşısı‘nın, her biri hazine değerindeki binlerce sivil mimari örnekleriyle dolu Basmane semti ile sahildeki meşhur Kordonboyu‘nun, Alsancak Limanı‘yla birçok cami, kilise ve havranın, tarihi Basmane ve Alsancak garlarının yer aldığı, 2009 yılı sonrasında bazı mahallelerini yeni kurulan Karabağlar Belediyesi‘ne kaptırması nedeniyle geriye kalan 113 mahallesi ile 24.309.806,91 m²’lik; yani, 24,309 km² bir alanda 2023 yılı itibariyle 327.300 kişilik nüfusa sahip büyük bir yerleşimdir.

Konak ilçesi ayrıca son dört belediye başkanlığı seçimi itibariyle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)‘nin 2009’da % 56,2, 2014’de % 46,0, 2019’da % 63,21, 2024’de % 52,8 oranında; Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)‘nin 2009’da % 25,9, 2014’de % 30,93, 2019’da % 33,50, 2024’de % 31,86 oranında, DTP-HDP-DEM‘in 2009’da % 7,37, 2014’de % 5,97, 2024’de % 6,51 oranında oy aldığı bir ilçedir…

Konak ilçesi aynı zamanda 1966, 1985 ve 2004 yıllarında Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından yapılan sosyo-ekonomik gelişmişlik araştırmalarında büyükşehir belediyesi merkezinde yer alması nedeniyle dikkate alınmamakla birlikte; 2017 ve 2022 yıllarında, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen ve “SEGE” kısaltması ile bilinen İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması‘nın “1. Kademe Gelişmiş İlçeler” listesinde yer alan eski, kadim bir yerleşimdir. Ama ne yazık ki, 2017 yılı sıralamasında 3,582 skorla sosyo-ekonomik açıdan Türkiye’nin en gelişmiş 6. ilçesi olduğu halde, aradan beş yıl geçtikten sonra yapılan 2022 yılı sıralamasında yerini İstanbul‘un Bakırköy ilçesine bırakarak 3,465 skorla 11. sıraya gerileyen bir ilçedir. Üstüne üstlük 2017 sıralamasında 20. sırada olduğu halde 2022 sıralamasında 17. sıraya yükselen Bornova‘nın, 44. sıradayken 37. sıraya yükselen Karşıyaka‘nın, 43. sıradayken 41. sıraya yükselen Çiğli‘nin, 45. sıradayken 43. sıraya yükselen Gaziemir‘in, 77. sıradayken 52. sıraya yükselen Güzelbahçe‘nin, 93. sıradayken 59. sıraya yükselen Urla‘nın ve 80. sıradayken 67. sıraya yükselen Narlıdere‘nin aksine… İzmir‘in diğer ilçeleri sıralamada üst sıralara yükselirken “merkez ilçe olma” avantajını kullanamayıp irtifa kaybeden ve bu nedenle de sahip olduğu fırsatları yitiren bir ilçe… Daha doğrusu, sahip olduğu sosyo-ekonomik düzeyini yıldan yıla kaybeden, gerilere düşmeye başlayan bir ilçe… Konak ilçesinde ve belediyesinde şimdiye kadar görev yapıp yerleşimin sorun ve ihtiyaçlarına kulak tıkayan kaymakamların, “mühendis“, “devrimci avukat abla” ve “mimar” lakabıyla ünlenen belediye başkanlarıyla meclis üyelerinin ve diğer kamu görevlilerinin bilgisizliği, ilgisizliği ve bunların sonucunda ortaya çıkan başarısızlığı sayesinde….

Nüfusun gelişim politikalarıyla ilgili bilimsel kaynaklar, bir yerleşimde ortaya çıkan sürekli kaybını, nüfusun kendini yenileme oranı anlamına gelen ve tüm dünyada karşımıza çıkan ‘normal doğurganlık oranının azalması” dışındaki nedenlerle; örneğin, savaşların ve terörün, kıtlığın ve baskıcı otoriter yönetimlerle yaşam kalitesinin kötü olduğunu gösteren çarpık kentleşmenin, barınmaya ve ekonomiye dair sorunların, işsizlik ve derin yoksulluğun, yoğun iç ve dış göçün, yetersiz eğitim, sağlık ve güvenlik/esenlik koşullarının, salgın hastalıklarla deprem, yangın, sel gibi diğer yıkımların bir sonucu olarak tanımlıyor.

Bir ülke, kent, semt ya da mahallenin gelişmişlik düzeyi ile üretkenlik olarak kabul edilen gelişme performansını belirleyen birden çok neden/etmen bulunmakla birlikte; bunların içindeki en önemli unsurlardan biri de sahip olunan nüfusun niceliği kadar niteliğinin ; yani, kalitesinin düzeyidir. O nüfusun sayısı ve dağılımı, adil bir hukuk sistemi, yaş, eğitim, sağlık, doğurganlık, refah, kültür düzeyi ve “bağımlı nüfus” olarak nitelenen çalışan nüfusun baktığı nüfus miktarı, o yerleşimdeki nüfusun sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyini belirleyen en önemli bileşenlerdir.

O nedenle 2009 yılında Konak ilçesinin ikiye ayrılması suretiyle oluşturulan Konak ve Karabağlar belediyeleriyle yerleşimlerinin gelişme potansiyellerini sahip oldukları nüfus ve onun kalitesi üzerinden değerlendirmeye kalktığımızda; 2009 öncesi nüfus sayımlarında nüfusu devamlı artan Konak ilçesinin 2009 sonrasında doğurganlık konusunda bir değişiklik olmadığı halde, ilçe geneliyle mahalleler düzeyinde sürekli olarak nüfusunu yitiren bir ilçe olduğunu görürüz. Hem de İzmir‘deki tüm ilçeler, aradan geçen süre içinde nüfuslarını devamlı arttırırken nüfusunu düzenli bir şekilde kaybedip medyan yaşı; yani ortalama yaşı devamlı artan ve bu nedenle nüfus itibariyle yaşlanan bir ilçe olduğunu belirleriz. Üstüne üstlük Konak‘tan ayrılan Karabağlar, 2009 yılında 448.846 olan nüfusunu koruyup 2023 itibariyle 476.500’a ulaştığı halde…

Ayrıca “merkez ilçe” olarak nitelenen Konak ilçesinin 1970 sayımındaki nüfusu 582.550, 1975 sayımında 692.365, 1980 sayımında 843.525, 1985 sayımında 995.745, 1990 sayımında 874.597, 2000 sayımında 672.309, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS)‘ne geçildiği 2007 yılında 847.409 (817 kişilik köy nüfusu ile birlikte 848.226) olup geçmişinde nüfusu devamlı artan bir yerleşim olduğu halde… (1), (2), (3), (4), (5).

Konak ilçesini bugüne kadar yöneten ya da bundan sonra yönetecek vali, kaymakam, belediye başkanı ve meclis üyeleri bu önemli sorunun farkındalar mı, bilemem; ama, gerçek bu! Hem de Konak ilçesinin yoğun ve düzenli bir iç ve dış göçe maruz kalmasına karşın! Basmane, Kadifekale gibi semtleri bu şekilde gelip geçenlerin yatakhanesi olarak adlandırılmış olsa bile!

Konak ilçesi, İzmir‘in merkez ya da kalbini oluşturuyor desek bile, 2009 yılından bu yana düzenli olarak nüfus kaybediyor ve mevcut nüfusu yaşlanıyor… Aynen yaşlı bir ağacın içinin boşalıp geriye kuru gövdesinin kalması gibi…

2009-2023 döneminde ortaya çıkan bu düzenli nüfus kaybıyla ortanca yaş (medyan yaş) artışını en iyi şekilde aşağıdaki tablo ve grafikte görebiliriz:

Konak ilçesi nüfusunun 2009-2023 tarihleri arasındaki 15 yıllık gelişimine baktığımızda nüfusun, Türkiye ve İzmir nüfusu artışının aksine devamlı olarak azaldığını, 2009 yılında 411.112 olan nüfusun 2023 itibariyle % 20,68 oranındaki azalışla 327.300’e indiğini görürüz. Hem de Türkiye ve İzmir ortalamalarının üstünde bir gelişim gösterip 2022 yılı itibariyle 41,30 değerine ulaşan ortalama yaşı (medyan yaş) da dikkate alarak…

Ayrıca 2009-2023 döneminde Türkiye ve İzmir ile Konak ilçesi özelinde 0-14, 15-64 ve 65+ yaş gruplarının toplam nüfus içindeki oranlarını gösteren yukarıdaki tablodan da görüleceği üzere; Konak ilçesindeki 0-14 yaş ve 15-64 yaş grubu nüfus düzenli ve sürekli olarak Türkiye ve İzmir oranının altında, 65 yaş üstü grubundaki nüfus ise düzenli ve sürekli olarak Türkiye ve İzmir oranının üstünde seyretmiş, yaşlı nüfusun oranı 2009’da % 11,16 ilen bu oran 2023’de % 16,60’a ulaşmıştır.

Şimdi bu durum karşısında kim çıkıp da “ben bunun farkındayım” ya da “farkındaydım” diyebilir? Çünkü, Konak Belediyesi‘nin 2007-2023 dönemine ait eski stratejik plan, performans programı ve faaliyet raporlarıyla faaliyet raporlarında yazılı cafcaflı başlıklara sahip AB projeleri ve yönetime gelen belediye başkanlarının seçim bildirgeleri buna dair, bu soruna ilişkin tek bir söz etmiyor, bu sorunun çözümü için tek bir şey söylemiyor, bu konunun ele alınıp altından kalkılması için tek bir proje, program ve faaliyeti çözüm olarak göstermiyor! Aksine ortada böylesine devasa bir sorun dururken ve hiç kimsenin aklına bu sorunun çözümü için İzmir Valiliği, Konak Kaymakamlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve diğer resmi, özel ve sivil kuruluşlarla birlikte ortak bir çalışma yapıp bunun nedenlerini araştıralım, geliştireceğimiz önlemlerle İzmir‘in ortasındaki koskocaman bir ilçenin içten içe boşalıp çöküşünü engelleyelim, ilçeyi eski enerji ve ivmesine kavuşturalım, SEGE sıralamasındaki yerini yükseltelim demiyor, diyemiyor… Aynen bir zamanlar zorla boşalttırılan ve yerine hiçbir çözümün önerilmediği Kemeraltı Ayakkabıcılar Çarşısı‘ndaki çöküşe aradan yıllar geçmiş olmasına karşın halen çözüm bulunamamış olmasında olduğu gibi… Varsa yoksa Basmane, Pazaryeri mahallesinde bize çok yabancı İtalyan şablonlarıyla bir “Cittaslow Metropol Mahallesi” yaratalım deyip sonu hüsranla biten projelerin yöneticisi bazı hayȃlbazlara bu sorun ve ihtiyaçlara cevap bulacak koltuk, makam ve mevkiler veriliyor, boşalıp çöken mahallelerdeki HÜDA-PAR destekçisi güçlerle İsmailağa Tarikatı ya da Selim Efendi Aşevi gibi gerici girişim ve uygulamaların yönettiği derin yoksulluk görmezden geliniyor, semt merkezleri “çocuklar çiçeklere zarar verir” ya da “semt merkezi görevlilerine fazla mesai ödeyemeyiz” gibi gerekçelerle halka kapalı tutuluyor, Konak ilçesi ve sorunlarını yakından tanımayan ithal meclis üyeleriyle şahıslara görevler yeriliyor, bu büyük sorunla ilgili olarak geçmişte yapılan hatalar irdelenip tek bir proje geliştirilmiyor, görevli, sorumlu ve yetkili diğer resmi, özel ve sivil kurumlarla işbirliğine gidilmiyor…

24,309 km² büyüklüğündeki Konak ilçesinin 113 mahallesini, yıllardır Basmane‘de yaşayıp Basmane ve çevresi için çok ciddi çalışmalar yürüten sevgili dostum Orhan Beşikçi‘nin de görüşleri çerçevesinde, mahallelerin sahip oldukları tarihi, ekonomik ve kültürel değerlerle birbirleriyle ilişkileri dikkate alarak, 1) Alsancak-Pasaport, 2) Basmane, 3) Eşrefpaşa, 4) Kadifekale, 5) Göztepe-Güzelyalı, 6) Halkapınar, 7) Kemeraltı ve 8) Yeşildere şeklinde toplam sekiz bölgeye ayırıp; bu bölgelere dahil olan mahallelere baktığımızda, 2009-2023 dönemindeki en büyük nüfus kaybının ilçenin sosyo-ekonomik anlamda en gelişmemiş bölgeleri olan Kadifekale‘de % -40,75, Basmane‘de % -36.80, Kemeraltı‘nda % -29,14 ve Yeşildere‘de % -25,91 oranında gerçekleştiğini, ilçenin sosyo-ekonomik yönden daha gelişmiş olan Alsancak-Pasaport ve Göztepe-Güzelyalı bölgelerindeki nüfus azalışının ise daha az düzeyde olduğunu, 2012 yılından bu yana “bölgenin cazibe alanı olmasını sağlayacağız” iddiasıyla aldığı kamu kaynaklarını israf düzeyinde savuran ve bölgedeki her yapıyı para kazandıracak bir meta olarak gören TARKEM‘in bile bu yaraya merhem olamadığını; aksine mevcut yaranın daha derine işleyip tedavi edilemez noktaya taşıdığını görürüz.

Yazımıza eklediğimiz yukarıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, toplam 113 mahalleden alan olarak en büyüğünün 1.716585,19 metrekare ile Umurbey, en küçüğünün 5.233,80 metrekare ile Süvari, en kalabalık mahallelerin ilçenin batısındaki 17.085 nüfuslu Güzelyalı ve 15.558 nüfuslu Göztepe mahalleleriyle 12.188 nüfuslu Zafertepe, 11.289 nüfuslu Murat Reis mahalleleri, en az nüfusa sahip mahallelerin ise hiç yerleşik nüfusu olmayan Namazgȃh, 16 kişilik Uğur, 22 kişilik Güzelyurt, 23 kişilik Yenigün, 55 kişilik Hurşidiye, 60 kişilik Güneş, 62 kişilik İmariye, 72 kişilik Fevzi Paşa, 57 kişilik Kestelli, 87 kişilik Tan ve 92 kişilik Vezirağa mahalleleri olduğu görülür.

Konak ilçesindeki 113 mahalleden 14’ünde (Akdeniz, Akıncı, Çınarlı, Güneş, Güneşli, Güzelyurt, Halkapınar, Hurşidiye, İsmet Kaptan, Kestelli, Kocatepe, Konak, Yıldız, Zafertepe) 2009-2023 döneminde nüfus azalışı yerine yıl ölçeğinde ortalama % 3,77 oranında artış olmakla birlikte; geriye kalan 99 mahallede15 yıllık süreç ve her bir yıl itibariyle gerçekleşen büyük nüfus azalışları, tüm bir ilçeyi etkileyerek Konak ilçesini nüfus kaybeden ilçe konumuna sokmaktadır.

Peki bu durumda ne yapmak gerekir? İşte bu soruya doğru, yerinde ve sonuç alıcı bir sonuca ulaşabilmek amacıyla şu önerilerin geliştirilmesi uygun görülmüştür:

1) Öncelikle seçimleri izleyen altı aylık süre içinde çalışmalarına başlanacak olan 2025-2029 dönemi Konak Belediyesi Stratejik Planı hazırlıklarında, bundan önce yapıldığı gibi sadece Konak Belediyesi‘nin kurumsal yapısı düzeyinde politika, stratejik öncelik, amaç, hedef ve faaliyetler belirlemek yerine tüm Konak ilçesini, içindeki bulunduğu il bütünlüğünde ve çevre ilçelerle ilişki ve etkileşimi çerçevesinde masaya yatırarak bu acil ve önemli sorunun araştırılıp nedenlerinin bulunması, hep söylenegeldiği gibi kentin merkezinde yaşayanların bu bölgedeki barınma yetersizliği, güvenlik sorunları, yoğun göç, işsizlik ya da yeni tüketim alışkanlıkları gibi nedenlerle buraları terk ettiği mazeretinin geçerli olup olmadığının araştırılıp ortaya konulması ve bu nedenler çerçevesinde sorunu çözecek politika, strateji, hedef, amaç ve faaliyetlerin belirlenerek bir an önce uygulanması gerekmektedir.

2) Yapılmasını öncelikle önerdiğim bu araştırma ve çözüm arama çalışması, belediyenin mevcut yönetici ve uzmanlarıyla çözümlenemeyecek kadar ciddi, karmaşık ve büyük bir sorun olduğu için; bu iş Konak Belediyesi‘nin İzmir Valiliği, Konak Kaymakamlığı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi ile kuracağı işbirliği düzleminde, dört ayrı resmi kurumun bir araya gelişini kolaylaştıracak ve uzun yıllardır bu konularda çalışmış, bilgili, birikimli, deneyimli bir bilim insanı tarafından gerçekleştirilmeli, bu çalışmalar üniversitelerin ve sivil toplum örgütleriyle bireysel uzmanların katılımıyla tarafların kabul ettiği bilim insanının rehberliğinde gerçekleştirilmelidir.

3) Konak ilçesindeki nüfusun azalması ve yaşlanması sorunu ile ilgili olarak araştırma ekibi tarafından hazırlanacak plan ve programlar, stratejik işbirliği çerçevesinde Konak ve İzmir Büyükşehir belediyelerinin 2025-2029 dönemi stratejik planlarına dahil edilmeli, uygulamaya yönelik her türlü faaliyet bu dört resmi kurumun işbirliği içinde yürütülmelidir.

4) Araştırma ekibi tarafından gerçekleştirilecek çalışmalar sırasında, Konak Belediyesi‘nin 113 mahallesi ile bu mahallelerin oluşturacağı semtler/bölgeler arasındaki sosyo-ekonomik gelişmişlik farklılıklarını belirlemek amacıyla bilimsel kriterler dikkate alınarak her bir mahalle ve semt/bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, hangi mahallenin hangi hizmetlere daha fazla ya da daha acil hizmete muhtaç olduğu ya da olmadığı belirlenmeli ve seçim döneminde dile getirilen “her mahalleye eşit hizmet” söyleminden vazgeçilerek, her mahalle ya da semt/bölgenin mevcut sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyine göre adil hizmet alması; böylelikle, tüm mahallelerin aynı sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyine yükselerek eşitlenmesi söylemi hayata geçirilmelidir.

5) Konak ilçesindeki tüm yapılarla tescilli olsun ya da olmasın tüm kültürel mirasın belirlenip tescilinin yaptırılması suretiyle envanterinin hazırlanması; ayrıca, henüz yerel yönetimler tarafından kesin olarak bilinmeyen göçmen, mülteci ve sığınmacılarla ilgili ayrıntılı ve kesin verilerin derlenip devamlı güncellenmesi en önemli ve öncelikli görevlerden biridir.

6) İlçe sınırları içindeki cadde ve sokakların İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi arasındaki paylaşımında ortaya çıkan haksızlıkların ve her iki belediyenin sahip olduğu paylara rağmen sorumluluk üstlendikleri bölgelere yeterince hizmet götüremediği kentsel yaşam kalitesi düşük Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale gibi bölgelerdeki bu paylaşımın yeniden gözden geçirilmesi ve güncellenecek yeni paylaşıma göre her iki belediyenin üstüne düşen görev, yetki ve sorumlulukların eksiksiz olarak yerine getirilmesi yerinde ve doğru bir uygulama olacaktır.

7) Konak ilçesinin son yıllardaki gerilemesinin belli başlı nedenlerinden bir diğeri de, son 10 yılda Konak Belediyesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi arasında; özellikle de belediye başkanları düzeyinde -bazen açık, bazen örtük- yaşanan gerginlik, rekabet ve çekişme; daha doğrusu işbirliğinden uzak kötü yönetimler olabilir. O nedenle, Konak ilçesindeki nüfusun azalması, nüfusun yaşlanması nedeniyle yerleşimin gelişme dinamizmini kaybetmesi gibi sorunlarla diğer sorunların çözümlenmesi, ihtiyaçların karşılanması amacıyla belediyeler ve belediye başkanları arasındaki bu olumsuz ilişkilerin ortadan kaldırılarak işbirliği çalışmalarının hayata geçirilmesi yerinde ve doğru bir yaklaşım olacaktır.

8) Konak Belediyesi‘nin sorumluluğunda dört ayrı resmi kurum tarafından gerçekleştirilecek ortak çalışmalarda halkın katkı ve desteğini almak amacıyla her semt/bölge ve mahallede orada yaşayan ya da çalışanların seçtiği halk tarafından bilinip tanınan halk temsilcilerinin semt, bölge ya da mahalle düzleminde oluşturulacak mahalle meclislerinde görev alması, 2023 yılında Konak Kent Konseyi tarafından kurulmuş olmasına karşın bugüne kadar faaliyete geçmeyen Basmane Çalışma Grubu çalışmaya başlamalı, ilçe sınırları içindeki belediyeye ait yapılar mahalle meclislerinin kullandığı halkın kolaylıkla girip çıkıp kullanabildiği mekȃnlara dönüştürülmelidir.

Ayrıca semt/bölge ya da mahalle ölçeğinde, o semt/bölge veya mahallede yaşayan/çalışan halk temsilcilerinin oluşturacağı meclislerin o bölge/semt ya da mahalleye yapılacak hizmet ve yatırımlarla ilgili bütçelerin belirlenmesinde, belediye bürokratları ve bütçe uzmanları kadar belirleyici olması, halk katılımının karar, uygulama ve denetleme aşamalarında hayata geçirilmesi, semt/bölge ve mahalle düzeyindeki sosyo-ekonomik farklılıkların ortadan kaldırılması için Brezilya‘nın Porto Alegre kentinde başlatılan deneyimler çerçevesinde “katılımcı bütçe” anlayış ve uygulamasının hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

9) İlçe genelinde hem merkezi yönetim, hem de yerel yönetim açısından etkin bir yönetim mekanizmasını oluşturabilmek amacıyla yerleşik nüfusu bulunmayan Namazgȃh mahallesiyle çok az nüfusa sahip mahallelerin, mahallenin tarihi, arkeolojik, ekonomik, toplumsal ve kültürel geçmişi dikkate alınarak komşu mahallelerle birleştirilerek mahalle sayısının azaltılması, bunu yaparken tarihi mahalle ve yer isimlerinin muhakkak korunması, mahalle büyüklüklerinin hem coğrafi alan hem de barındırdığı bina ve nüfus itibariyle optimum bir düzeye getirilmesi, sadece tek bir mahallenin nüfusu olabilecek 5.248 kişiye sahip 21 mahalleden oluşan Kemeraltı Bölgesi‘nin tek bir yönetim alanı olarak düzenlenmesi uygun olacaktır.

10) 2012 yılından bu yana geçen 12 yıllık süre içinde aldığı kamu kaynaklarıyla Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale‘yi cazibe merkezine dönüştüremeyen Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi (TARKEM) ile onun kontrolündeki UNESCO İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanlığı‘nın yaraya merhem olmayan çalışmalarının, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Konak Belediyesi‘nin yeni yönetimi itibariyle masaya yatırılarak artıları ve eksileriyle birlikte değerlendirilmesi, bu 12 yıllık başarısız dönemin sonuçları itibariyle Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgeleriyle ilgili eski politika, strateji, amaç, hedef ve faaliyetlerin gözden geçirilerek güncellenmesi yerinde bir uygulama olacaktır.

11) Yoğun göçmen, mülteci ve sığınmacı nüfusa sahip olup düzenli olarak nüfus kaybeden Basmane, Kemeraltı ve Kadifekale gibi bölgelerde bu gruplarla yerleşik nüfusun birbirine uyumunu ve Konak ilçesinde yaşayan bu nüfusun ucuz işgücü deposu olmaktan çıkıp nitelikli işgücüne katılmasını sağlamak amacıyla, bu bölgelerde gerçekleştirilen kültür ve sanat etkinliklerinde bölgede yaşayan ya da çalışanların kültürü ile alakası olmayan, onların ilgi göstermediği ve çoğu kez bölge dışından taşınan insanların katılımıyla gerçekleştirilen çalışmaların yapılmaması, çoğu Arap, Afgan, Kürt ve Afrikalı olan bu grupların kültürlerine saygı duyup o kültürleri öğrenip öğreten ve o kültürlerle kendi kent kültürümüz arasında köprüler kuran yeni kültür-sanat politikalarının belirlenerek gruplar arasındaki uyumu özendiren uygulamalara geçirilmesi doğru ve yerinde olacaktır.

Sonuç olarak;

2009 yılından bu yana Konak ilçesi nüfusunun düzenli olarak azalıp İzmir ortalamalarının çok üstünde yaşlanması nedeniyle ortaya çıkan bu büyük, önemli ve öncelikli sorun hakkındaki tespitlerimizle, bu tespitlere bağlı olarak geliştirmeye çalıştığımız öneriler bu şekildedir. Gönlüm, konu ile ilgili tüm kurum, kuruluş ve kişilerin bu sorunun farkına varması, kendilerince tespitler yaparak çözümler önermesi ve görevli, yetkili, sorumlu olanların elbirliğiyle bu sorunu çözmek için işe koyulmasıdır…

Bize düşen ise; şimdilik sorunu dile getirip görevli, yetkili ve sorumlu olanları uyarıp göreve davet etmek ve en kısa zamanda yapılacak doğru uygulamalara elimizden geldiğince destek olmaktır…

Doğum yanlısı (Natalizm) politikalara bulaşmadan, toplumsal refahı arttıracak olan kadınların işgücüne katılımıyla mevcut işgücünün verimliliğini yükselten, belediye sınırları içindeki mevcut barınma koşulları ile eğitim, sağlık, güvenlik ve ulaşım gibi temel kamu hizmetlerini iyileştirip; ilçe sınırları içindeki tüm bölge ve mahallelerin halk meclisleri tarafından gerçekleştirilecek “katılımcı bütçe” uygulamalarıyla her bir mahallenin yaşam kalitesi açısından aynı düzeye gelmesini hedefleyen ve asıl önemlisi ilçe sınırları içindeki göçmen, mülteci ve sığınmacıları akılcı politikalarla yönetebilen ve onları nitelikli işgücüne katabilen samimi plan, program ve uygulamalarla iş yapmaya niyetlenenlere şimdiden kolay gelsin dileğiyle…

……………………………………………………………………………………………….

Önemli Not:

1) Hazırlayıp paylaştığım tablolar, Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK)‘nun Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait “İzmir’in Rakamları” (https://izmirinrakamlari.izmir.bel.tr/tr/Anasayfa/Index) isimli İnternet sayfasıyla İzmir 3 Boyutlu Kent Rehberi‘ndeki verilere dayanmaktadır.

2) Konak ilçesindeki nüfusun azalması ile nüfusun yaşlanması ile ilgili olarak daha önceki tarihlerde yazdıklarıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Mahalleleri yeniden yapılandırmak…“, https://kentstratejileri.com/2018/04/17/mahalleleri-yeniden-yapilandirmak/

Nüfusu her geçen gün azalan bir ilçenin belediye başkanı olmak…“, https://kentstratejileri.com/2018/04/25/nufusu-her-gecen-gun-azalan-bir-ilcenin-belediye-baskani-olmak/

………………………………………………………………………………………………..

(1) Genel Nüfus Sayımı, Nüfusun Sosyal ve Ekonomik Nitelikleri, 25.10.1970, İzmir ili, Devlet İstatistik Enstitüsü, Yayın No: 690, Devlet İstatistik Enstitüsü Matbaası, Ankara.

(2) Genel Nüfus Sayımı, Nüfusun Sosyal ve Ekonomik Nitelikleri, 26.10.1975, İzmir İli, Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü, Yayın No: 843, Devlet İstatistik Enstitüsü Matbaası, Ankara 1979.

(3) Genel Nüfus Sayımı, Nüfusun Sosyal ve Ekonomik Nitelikleri, 12.10.1980, İzmir İli, Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü, Yayın No: 990-47, Devlet İstatistik Enstitüsü Matbaası, Ankara, Eylül 1983.

(4) Genel Nüfus Sayımı, Nüfusun Sosyal ve Ekonomik Nitelikleri, 20.10.1985, İzmir İli, Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü, Yayın No: 1237, Devlet İstatistik Enstitüsü Matbaası, Ankara, Eylül 1988.

(5) DİE Genel Nüfus Sayımı, 2000, İzmir İli, Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü, Yayın No: 2707, Ankara.

Yararlanılabilecek Kaynaklar

1) Baş, R. (2022) Türkiye’nin Nüfus Meselesi 1923-1980, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Burdur, 2022.

2) Can, B. (2021), Demografik Fırsat Penceresi Açısından Türkiye’nin Nüfus Politikaları ve Nüfuslanma Süreci, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 2021.

3) Canpolat, Ş. (2008), Population Ageing in Turkey: Current and Prospective Co-residence Pattern of Elderly Population, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Hacettepe University Instute of Population Studies, 2008 Ankara.

4) Foucault, M., Güvenlik, Toprak, Nüfus, Collėge de France Dersleri 1977-1978, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Aralık 2013, İstanbul.

5) George, F., Nüfus Coğrafyası, İletişim Yayınları, Kasım 1991, İstanbul.

6) İçduygu, A. (Der.), Kentler ve Göç, Türkiye, İtalya, İspanya Örnekleri, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Temmuz 2012, İstanbul.

7) İşçi, A., (2023), Seçilmiş OECD Ülkeleri ve Türkiye’de Geçici Koruma Statüsü Verilen Göçmenlere Yönelik Sosyal Entegrasyon Politikaları: Genç Nüfus Açısından Karşılaştırmalı Bir Analiz, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Kocaeli 2023.

8) Keleş, R. İzmir Mahalleleri (Bir Tipleştirme Örneği), Sosyal Bilimler Derneği Yayını, No: A-4, 1972, Ankara.

9) Malthus, T. R., Nüfus İlkesi, Pinhan Yayıncılık, Ekim 2017, İstanbul.

10) Marx, K., Engels, F., Nüfus Sorunu ve Malthus, Sol Yayınları, Haziran 1976, Ankara.

11) Özdemir, M. (2023) Şehirlerin Optimum Nüfus Büyüklüklerinin Belirlenmesine Yönelik Yeni Bir Metod: Şehir-Kitle İndeksi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Aralık 2023, İstanbul.

12) Özkaya, Y. (2023) Nüfusun Yaşlanması ve Ekonomik Büyüme İlişkisi: Geleneksel Durağan Duruma Farklı Bir Yaklaşım, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Tokat 2023.

13) Peker, M., Önen, E., Balkız, B. Göç, Kentleşme Sorunları ve Yerel Siyaset, Yeni Eğilimler, Yeni Yaklaşımlar, Saray Kitabevi, 1998, İzmir.

14) Şenyapılı, T. Bütünlenmemiş Kentli Nüfus Sorunu, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, 1978, Ankara.

15) Tietelbaum, M.S., Winter, J. M., The Fear of Population Dicline, Academic Press Inc. (London), 1985.

16) Turanlı, R. (1977), Malthus’un Nüfus Kuramı ve Az Gelişmiş Ülkelerde Nüfus Sorunu, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi İktisat Kürsüsü, 1977, İstanbul.

17) Population Decline, https://en.wikipedia.org/wiki/Population_decline

Unuttuğumuz İzmirli bir gazeteci-yazar ve politikacı ile bir ressam ve bir matbaa..

Ali Rıza Avcan

Öncelikle, antik çağdan bu yana değişik inanç sistemlerinin uyguladığı kurban kesip sunma ritüelinin İslȃmî versiyonu nedeniyle çevremizdeki insanların bayram niyetine kutladığı bugünlerdeki hayvan katliamına “Hayır!” diyerek ve bu bahaneyle arabalarıyla otoyolları günlerce işgal edip sahilleri işgal edenleri bir yana koyarak; herkese sevgi, saygı ve selamlarımı sunarım… Tabii ki, yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeniyle kurban edilen hayvan sayısının azalmasına sevinerek…

Gelelim bugünkü yazımızın konusuna…

Bugün size benim yeni tanışıp bayram süresince yazdıkları ya da resimledikleri üç kitaplarını okuyacağım iki “İzmirli” ile onların eseri olan bu üç kitabı tanıtmak istiyor, önümüzdeki günlerde dostlarımla birlikte bu iki isim için yapacağım daha ayrıntılı araştırmaları paylaşmak istiyorum…

Bezmi Nusret Kaygusuz (1890-1961).

Sizlerle tanıştırmak ya da tanışanlara hatırlatmak istediğim ilk “İzmirli“, 1890-1961 tarihleri arasında yaşamış olan gazeteci-yazar ve politikacı Bezmi Nusret Kaygusuz olacak. Bektaşi tarikatına ait Kaygusuz Tekkesi’ni yöneten Kadirizadeler ailesinin bir ferdi olarak 22 Şubat 1890 tarihinde Girit’in Kandiye şehrinde doğan Bezmi Nusret Kaygusuz, İzmir, Alaşehir, Antalya ve İstanbul‘da geçen mücadelelerle dolu yaşamı sonunda Ballıkuyu Mahallesi, 1022 sokak No.15 adresindeki evinde 25 Nisan 1961’de vefat etmiş ve Kokluca Mezarlığı‘na defnedilmiştir.

Mücadelelerle geçen ilginç yaşamını sizlere ayrıntılarıyla anlatmak yerine öncelikle genç tarihçi arkadaşım Murat Kaya‘nın onun yaşamını anlatan makalesini okumanızı, şayet onun hakkında daha ayrıntılı bilgiler; örneğin 2. Abdülhamit‘in İstibdat Dönemi‘ndeki İzmir ve İstanbul basınının içinde bulunduğu zor koşulları, gazetecilerin ve gazeteci örgütlerinin proje alıp fonlanmak, yerelde yakınları üzerinden iktidar alanları yaratmak ya da her şeyi, her sorunu bir demeçle geçiştirmek yerine İttihat ve Terakki‘nin baskı, şiddet ve sansürüne karşı bilfiil nasıl, ne şekilde mücadele ettiği, hangi nedenlerle ve nasıl Osmanlı Demokrat Partisi genel sekreteri olduğu, kaymakamlığı döneminde Alaşehir‘deki Kuvayı Milliye‘nin örgütlenip direnmesi için neler yaptığı, işgal dönemindeki İzmir ve 1922 Büyük İzmir Yangını, Kurtuluş sonrası İzmir‘deki yaşam ve üstlendiği kamu hizmetleri, İzmir ve Urla‘daki ticari yaşamı ve benzeri konular hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isterseniz çok güzel bir kapak resmine -muhtemelen ressam Sacit Atlıhan‘a ait- sahip olup basıldığı tarihte 400 kuruşa satılan ve 1956’da İzmir‘deki İhsan Gümüşayak Matbaası‘nda basıldığı için neredeyse benimle yaşıt olan “Bir Roman Gibi” isimli anı kitabını okumanızı önereceğim.

Şayet benim okurken keyif aldığım eski, ağdalı ve kendi akışı içinde ahenkli bir dil yerine daha sade ve anlaşılır bir dille okumayı tercih ederseniz, şimdilerde baskısı olmadığı için sahaflarda dudak uçuklatan fiyatlarla satılan İzmir Büyükşehir Belediyesi Kitaplığı‘nın 2002 yılı baskısı aynı isimli kitabı okumanız gerekecek.

Tabii ki, bu arada benim bu kitap ve yazarla tanışmamı sağlayan, bu kitabı okumamı hararetle öneren sevgili Cem Üsküp‘e de teşekkür etmeden geçmek istemem…

Bayram arifesinde “Bir Roman Gibi” isimli kitabı büyük bir ilgiyle okuyup bitirdiğim için şu an itibariyle kapağında ressam Sacit Atlıhan imzalı güzel bir çizimin bulunduğu 1957 yılında İzmir‘deki İhsan Gümüşayak Matbaası‘nda basılan ve o tarihte 400 kuruşa satılan “Şeyh Bedreddin Simavenî” isimli kitabıyla aynı kitabın Nisan 2006 tarihinde Öner Yağcı‘nın çalışmasıyla günümüz diline kazandırılıp İleri Yayıncılık tarafından yayınlanan 2. baskısını birbiriyle karşılaştırarak okuyorum.

İleri Yayıncılık tarafından 2. baskısı yapılan kitabın künye kısmında yer alan bilgilerden, 1920 tarihli ilk baskısındaki adı “Şeyh Bedreddin-i Selçukî olan kitabın yazarı tarafından Atatürk‘e armağan edildiğini öğreniyoruz.

1957 yılında İzmir‘de basımı yapılıp benim İzmir‘deki Belki Kitabevi‘nden satın aldığım kitabın ilk sayfasında ise, kitabın 6.2.1978 tarihinde 1975-1978 döneminde TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi yönetim kurulu başkanlığı görevini yapan şair Çetin Selçuk (1941-2020)’a armağan edildiğini görüyor; ancak, bu notta şahsın imzası ve armağan edilme tarihi bulunmakla birlikte, kimliği hakkında bilgi edinmemiz mümkün olmamaktadır.

Diğer ilginç bir nokta ise, “Şeyh Bedreddin Simavenî” isimli ve 202 sayfalık bu kitabın son bölümünde, kitap kapağındaki resmin temsili, Bedrettin‘in kitap içindeki portresinin ise hakiki olduğu, bu resmin “Türk Meşhurları Ansiklopedisi” adlı eserin müellifi İbrahim Alaeddin Gövsa tarafından, eserinin neşrinden sonra elde edildiği ve “Mareşal Fevzi Çakmak” isimli kitabın yazarı Süleyman Külçe vasıtasıyla gönderildiği hususunun belirtilmiş olmasıdır.

Muhtemelen bayram tatilinin son günlerinde okuyacağım üçüncü ve son kitap ise 1959 tarihinde yine İzmir‘deki İhsan Gümüşayak Matbaası‘nda basılan “Kurumuş Pınar” ismini taşıyor.

Yazar fiyatı 400 kuruş olan 144 sayfalık bu kitabın başlangıcında yaptığı açıklamayla bu kitapta yer alan “Din“, “Muhammed’in ecdadı“, “Demokrasi“, “Milli irade“, “Müterakki vergi“,”İnsan muhabbeti“, “Bayrağımızın tarihi“, “Büyük bir idealist“, “Şeref Hanım“, “Kaderin cilvesi” ve “Kendimizi bilelim” başlıklı 11 yazıyı değişik olaylar yüzünden kurumuş bir pınardan sızan dokuz damlaya benzetiyor ve kitabın basımında desteğini aldığı Şevket Filibeli‘nin adını vererek ona teşekkür ediyor.

İnternete, özellikle de Google‘la Google Akademik‘e, YÖK’ün Tez Merkezi‘yle Chat.Openai gibi yapay zeka kaynaklarına baktığımda, kitaplarının müzayedeli ya da müzayedesiz satışı dışında -ne yazık ki- İzmirli gazeteci-yazar ve politikacı Bezmi Nusret Kaygusuz hakkında yeni bir bilgiye rastlayamadım. Yaptığım araştırma ve taramaların sonucunda bulabildiğim makale, tez ve kitapları yazımın sonunda listelemekle birlikte Ekşi Sözlük‘te yapılan bir paylaşıma dikkati çekmeden geçmek istemiyorum. Sözünü ettiğim bu kaynakta verilen bilgiye göre, Osmanlıcanın Arap harflerinin en fazla kullanıldığı Rik’a yazı türüyle Bezmi Nusret Kaygusuz tarafından yazılıp imzalanmış olan; ancak kime yazıldığı belli olmayan aşağıdaki mektuba rast geldim: https://eksisozluk.com/bezmi-nusret-kaygusuz–1875978

İzmirli gazeteci, yazar ve politikacı Bezmi Nusret Kaygusuz‘un henüz günümüz diline uyarlanmamış olan diğer kitapları ise 1912 tarihli “Fırkalar ve Ben“, 1919 tarihli “İlk ve Son” ve 1922 tarihli “Nur Baba Masalı“‘ olup; bugün ele aldığımız her üç kitabın arka kapağında adres olarak verdiği “Bezmi Nusret Kaygusuz, Ballıkuyu Mah. 1022 inci Sok. No: 5 (15), İzmir” adresindeki evini ise bayram sonrasında sevgili dostum Orhan Beşikçi ile birlikte araştırmaya, Orhan Beşikçi‘nin mahalle muhtarına yönelttiği soruların kaynağına ulaşmaya çalışacağız.

Gelelim Bezmi Nusret Kaygusuz‘un kitap kapakları ile içindeki bazı resimleri çizen ressam, grafiker Sacit Atlıhan‘a ve bu kitapları basan İzmir merkezli İhsan Gümüşayak Matbaası‘na…

Şimdilik İzmirli ressam, grafiker Sacit Atlıhan‘la Bezmi Nusret Kaygusuz‘un kitaplarını basan İzmir merkezli İhsan Gümüşayak Matbaaası konusunda doğru, tam ve yeterli bilgiye ulaşamamakla birlikte; Pulhane isimli web sayfasının https://www.pulhane.com/KatalogSayfalari/k199209.html linkinde, 1992 yılındaki Dünya Çevre Günü için hazırlanan 4 adetlik “Kuşlar” dizisindeki pullarla ilgili grafik tasarımının ressam, grafiker Sacit Atlıhan tarafından yapıldığı belirtilmektedir.

Dünya Çevre Günü 1992, Kuşlar 1992: Kızkuşu (Vanellus vanellus), Sarıasma (Oriolus oriolus), Kuşaklı ördek (Tadorna tadorna), İzmir Yalıçapkını (Halycon Smyrnensis).

Ayrıca yine İnternet kaynaklarının verdiği bilgilere göre, aşağıdaki Aktaş Hilal Eczanesi‘nin “Gizli Çiçek” isimli kolonyası reklamdaki çizimle İzmir Barosu Dergisi‘nin 1986 Nisan ayına ait kapak düzenlemesi, müzik öğretmeni Hikmet Coşkuncan ile birlikte hazırladığı “Yiğit Çocuk/Bir Kahramanlık Öyküsü” ve “Akıllı Kızlar, Yavru Kuşla Sarmaşık” isimli hikaye kitaplarının çizimleri ile şair, yazar ve söz yazarı Fuat Edip Baksı‘nın “Emrah ile Selvi” isimli şiir kitabının kapak deseni ressam-grafiker Sacit Atlıhan‘a aittir.

Sacit Atlıhan’ın resimlediği bazı kitaplar…

Yaptığım araştırmalar sonucunda adresi, faaliyet dönemi kesin olarak belli olmayan İhsan Gümüşayak Matbaası‘nın bastığı kitaplar ise, -belirleyebildiğimiz kadarıyla- Bezmi Nusret Kaygusuz‘a ait 1956 baskı “Bir Roman Gibi“, 1957 baskı “Şeyh Bedreddin Simavenî“, 1959 baskı “Kurumuş Pınar“, Halil Orcan‘a ait 1951 baskı “Efes Rehberi“, Suad Yurdkoru tarafından Ege Turizm Derneği adına yazılan 1953 baskı “Meryem Ana“, Naci Gündem‘e ait 1955 baskı “Günler Boyunca Hatıralar“, Ziya Çekel‘e ait 1956 baskı “Pamuk Sulama Rehberi” ve yazarı belli olmayan 1963 baskı “Küçük Savaşçı“dır.

Konu ile ilgili kaynaklar

Makaleler

1) Demir, A., (2016) “Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Nur Baba’sı İçin Döneminde Bir Reddiye: Nurbaba Masalı“, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Araştırma Dergisi, Kış 2016, Sayı 80, s. 51-77.

2) Gülmez, N., Tahancı, B., (2013) “Alaşehir Kuva-yı Milliye Komutanı Mustafa Şahyar Bey “, Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 11, Sayı 3, Aralık 2013, s.131-148.

3) Katipoğlu, N. (2022) “Bezmi Nusret Kaygusuz ve İzmir Tanıklıkları“, Çakabey’den Günümüze İzmir, Cilt 4, İzmir 2022, s. 1821-1832.

4) Özmakas, Y., “Bezmi Nusret Bey ve Osmanlı Demokrat Fırkası“.

Tezler

1) Kılıçbay, M. (2020) Tenkid Dergisi Üzerine Bir İnceleme, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kırşehir 2020.

2) Özer, M., Bezmi Nusret Kaygusuz’un Hayatı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 1987.

3) Taş, D. G. (2019), Tenkid Dergisi – Transkripsiyon ve İnceleme, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Adıyaman 2019.

Kitaplar

1) Koçak, C., Belgelerle Heyeti Mahsusalar, İletişim Yayınları, 2005 İstanbul.

2024 Macar-Türk Kültür Yılı ve İzmir: Liszt, Voltan, Elmas, Saygun ve Gülsin Onay…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz Cuma akşamı, dostum Lütfi Dağtaş‘ın davetiyle, İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (İKSEV) tarafından “Türk-Macar 100. Yıl Dostluk Konseri” adıyla Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM)‘nde düzenlenen 37. Uluslararası İzmir Festivali açılış konserine katıldım.

Büyük bir keyifle izlediğim bu açılış konseri, 2024 yılının Macar-Türk Kültür Yılı olarak ilan edilmesi nedeniyle, bu yılın başında dostum Lütfi Dağtaş‘la birlikte devlet sanatçısı piyanist Gülsin Onay‘a ilettiğimiz ve İzmir‘in Franz Liszt ve Macar-Türk kültürü açısından anlamlı ve değerli yerini vurgulayıp gösterdiğimiz bir önerinin dikkate alınıp alınmadığını görmek açısından önemliydi.

Franz Liszt‘in İzmirli öğrencileri…

2024 yılının ilk aylarında devlet sanatçısı piyanist Gülsin Onay‘a ilettiğimiz bu öneride, ünlü Macar besteci ve piyanist Franz Liszt (1811-1886)’in öğrencisi olup gençliğinde onunla birlikte Avrupa turnelerine katılan ve ardından İzmir‘e yerleşip bu kentte uzun yıllar yaşayıp piyano dersleri verdikten sonra İstanbul‘daki Darülaceze‘ye yatırılıp orada hazin bir şekilde vefat eden ve İzmir‘deyken ünlü Türk bestecisi İsmail Zühtü Kuşçuoğlu (1877-1924) ile Ahmed Adnan Saygun (1907-1991)’un hocalığını yapıp Nazım Hikmet‘in akrabası olan Macar asıllı Alessandro Voltan (1853?-1941); nam-ı diğer “Macar Tevfik” ile yine aynı şekilde Alessandro Voltan‘ın öğrencisi olup onun önerisi üzerine Franz Liszt‘in himayesine girip Ermeni Chopin‘i olarak ünlenen İzmirli Ermeni sanatçı Stéphan Elmas (1862-1937)’ın, ünlü Macar besteci ve piyanist Franz Lizst‘i merkezine alan bir ilişki yumağı içinde ve “Franz Lizst öğrencileriyle İzmir’de!” başlığıyla, Ankara ve İstanbul‘da yapılacak “2024 Macar-Türk Kültür Yılı” etkinlikleri yanında İzmir‘de de yapılmasını arzulamış; böylelikle, Franz Liszt‘in öğrencileri piyanist Alessandro Voltan ile Stéphan Elmas‘ın, Alessandro Voltan‘ın öğrencisi Ahmed Adnan Saygun ve onun öğrencisi Gülsin Onay‘ın sanat geçmişleriyle kesişen bu ilginç yumağı İzmir‘in evrensel kültür ve sanat geçmişi boyutunda değerlendirmek, bu kentteki kültür ve sanat yaşamının ne ölçüde Macar-Türk ortak kültürü ve Franz Liszt etkisi altında kaldığını ortaya koymaya çalışmıştık.

Ama ne yazık ki, bu anlamlı ve değerli öneri dikkate alınmadı, festival açılış konuşmasında onlardan ve odağında İzmir olan bu ilişki ve etkileşimden söz edilmedi, Franz Liszt‘in İzmirli öğrencileri olarak onların eserleri seslendirilmedi, bu kentin belleğindeki Alessandro Voltan, Stéphan Elmas ve Ahmed Adnan Saygun‘a bu konser ile bir selam dahi gönderilemedi, İzmir bu sanatçılara vefa borcunu -ne yazık ki- ödeyemedi… Ahmed Adnan Saygun‘un öğrencisi devlet sanatçısı piyanist Gülsin Onay, İzmir açısından oldukça anlamlı olan Franz Lizst‘in, Alessandro Voltan‘ın; nam-ı diğer “Macar Tevfik“in, Stéphan Elmas‘ın, Ahmet Adnan Saygun‘un eserleri yerine 2024 Macar-Türk Kültür Yılı ile hiç ilgisi olmayan Wolfgang Amadeus Mozart‘ın bir eserini seslendirdi. Tabii ki, hiç kimsenin aklına gelmese de, konser salonunda Béla Bartók ile Franz Liszt‘in eserleriyle ortaya çıkan o parlak, dinamik ve etkileyici Macar müziğinin tınılarında onları içimde hissedip koskocaman bir selam yolladığımı gören bilen olmadı….

Bomboş bir salon… Fotoğraf: Ali Osman Karababa.

Gelelim söz konusu konsere ve özellikle de bu konserin organizasyonunda yaşanan olumsuzluklara…

Tabii ki Béla Bartók‘un Romen Halk Dansları, Sz.56 ile Wolfgang Amadeus Mozart‘ın 12 numaralı La Majör K 414 Piyano Konçertosu‘nu seslendiren devlet sanatçısı piyanist Gülsin Onay ile Franz Liszt‘in 2 numaralı Macar Rapsodisi, Ulvi Cemal Erkin’in Yaylı Çalıgılar Dörtlüsü, Davip Popper‘ın 68 opus numaralı Macar Rapsodisi ile Leó Weiner‘in No.1 Divertimento‘sunu parlak, dinamik ve enerjik bir yorumla seslendiren Franz Liszt Oda Orkestrası ve onun şefi viyolonsel sanatçısı István Várdai (1) hakkında söylenecek tek şey, işlerini iyi yaptıkları, ritmik, canlı ve, akıcı yorumlarıyla izleyip dinleyenleri mest etmeleri ile ilgili olacak… Bunu da aldıkları yoğun alkış nedeniyle defalarca sahneye çıkıp yaptıkları tekrarlarla ortaya koydular ve salondan çıkarken kulaklarımıza emanet bıraktıkları ezgilere neden oldular…

Devlet sanatçısı piyanist Gülsin Onay…
Franz Liszt Oda Orkestrası…
Wolfgang Amadeus Mozart, Piyano Konçertosu No.12, La Majör, K. 414, Piyano: Gülsin Onay, Şef: István Várdai, Kayıt: Ziya Yazıcı

Bu anlamda sanatçıların üstlerine düşeni fazlasıyla yaptıkları konser sonrasında dönüp bu organizasyonu yapan İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (İKSEV) ile bu kentin yönetiminden, özellikle de kültür ve sanatla ilgili politika ve öncelikleri belirleyip uygulanmasından sorumlu kamu görevlilerinin; örneğin İzmir Valisi Süleyman Elban‘ın, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ın, konser salonunun bulunduğu Konak ilçe belediye başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun ve diğer ilçe belediye başkanlarının, bu kentteki belediye meclisi koltuklarını dolduran meclis üyelerinin, 2024 Macar-Türk Kültür Yılı‘nı düzenleyen diplomatik misyonun, İzmir adına düzenlenmiş uluslararası bir festivalin açılış konserinde bulunmayışını, görevli, yetkili ve sorumlu olanların yokluğunda 1.130 kişilik konser salonunun neden bu ölçüde boş kaldığını ortaya koyup bunu değerlendirmemiz gerekiyor.

Çünkü sahneye çıkan değerli sanatçılarla bu festivale önem veren İzmirlilere karşı yapılan bu ayıbın, sadece konsere davet edildiği; kendisine teşekkür plaketi verileceği söylendiği halde gelmeyen İzmir Ticaret Borsası Başkanı Işınsu Kestelli kadar, o salonu boş kalmasına neden olan festival yöneticilerinin kusurlu olduğunu düşündüğüm için; bundan böyle kamu kaynaklarından sağlanan katkılarla yapılan ya da yapılacak olan tüm festival organizasyonlarında bu konuya önem ve öncelik verilerek çözüm üretilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hem de acaba beni gelecek yıl yapılacak organizasyona dahil ederler mi ya da bana bundan böyle davetiye gönderirler mi kaygısından uzak olarak….

Öncelikle uluslararası olduğu söylenen festivalin açılışında neden sadece Türkçe ile yetinildiğini, bu açılış konserine yurtiçinden ya da dışından gelen yabancıların da katılabileceğini varsayarak; hatta, Franz Liszt Oda Orkestrası üyesi Macar sanatçıların konuşulanları anlaması amacıyla neden yabancı dilde, özellikle de ek bir dil olarak Macarca‘nın kullanılmadığını sorup sorgulamamız gerekiyor… Hele ki bu kentin geçmişinde “Macar Tevfik” lakabıyla tanınan Franz Liszt‘in öğrencisi besteci ve piyanist Alessandro Voltan‘ı, “Ermeni Chopin’i” olarak anılan Stéphan Elmas‘ı, “Macar Nermin” lakabıyla tanınıp annesi bir Macar baronesi olan Nermin Abadan Unat‘ı, bugününde ise 1930’lu, 40’lı yıllarda Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Macar Dil ve Edebiyatı Bölümü‘nde bilinçli bir şekilde Macarca eğitimi almış tarihi Yavuz Kitabevi‘nin sahibesi bir Birgül Kitapçı gibi zengin bir kültür hazinesi varsa…

Ardından gelelim, festivalle ilgili broşür, ilan ve kitapçıklarda, ana sponsorlar olduğu anlaşılan T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve çıkış kaynağı bu şehir olan koskocaman bir Eczacıbaşı Holding‘in logoları yer alırken ve bu kurumların sağlayacağı katkılarla bu festivali finanse etmek mümkünken; verilen plaketleri almaya gelen ya da gelmeyen çok fazla sayıdaki kuruluşun adını anıp tanıtımını yapmak amacıyla düzenlenen plaket törenine…

Hele ki açıkladığı 2023 yılı kȃrını, bir önceki yıla göre % 119,49 oranında arttırarak 436.986.123.- liraya ulaşmış bir holding söz konusu ise….

Kültür ve Turizm Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü‘ne, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü‘ne, Goethe Enstitüsü‘ne, Fransız Kültür Merkezi‘ne, İzmir İtalya Konsolosluğu‘na, Polonya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu‘na, İzmir Ticaret Odası, İzmir Ticaret Borsası, Ege İhracatçı Birlikleri gibi meslek kuruluşlarına, ESBAŞ‘a, Beylerbeyi İçecek Pazarlama, Çimentaş Group, Folkart, Sun Ekoten, Yaşar Holding, İnci Holding, Alkim Kȃğıt, Tükelmat, Pine Bay Holiday Resort gibi irili ufaklı holding ve şirketlerle İzmir Life Dergisi‘ne verilen teşekkür plaketlerine… Sayıları bu kadar çok olduğuna göre yaptıkları maddi ya da ayni katkılar da muhtemelen azdır algısını yaratacak şekilde… Hem de kökü bu topraklarda olan Eczacıbaşı Holding‘in tüm festival harcamalarını finanse edebilecek kaynağı yaratmadığını ortaya koyan bir sponsorluk politikasıyla… Soy isminde “Eczacıbaşı” adını taşıyan vakıf başkanı ile diğer vakıf yöneticilerinin tüm masrafları Eczacıbaşı Holding‘ten temin etmek yerine mali kaynak bulmak amacıyla kapı kapı yaptığı ziyaretler konusunda valilik düzeyinde birçok kez tanık olduğum, “yine geldiler, yardım isteyecekler” bıkkınlığını yaratacak şekilde…

Teşekkür plaketini almaya gelenler…

İşte o nedenle, 37 yıldır Uluslararası İzmir Festivali adıyla güzel şeyler yapan; ama son açılış konserinde görüldüğü gibi yorulup konser salonunu bile dolduramayan İKSEV yönetiminin yeni bir anlayışla, yeni bir enerji ile yeniden yapılanması, bilgili ve birikimli yöneticiler dışında kendine uluslararası deneyimi olan festival yöneticileri edinmesi, konserler sırasında broşür ve ilan dağıttırıp kitap sattırdıkları gençleri vakıf yönetiminde söz sahibi kılması, İzmirli besteci Necdet Levent örneğinde gördüğümüz gibi kendisine bağışlanan eserlerle ilgili daha hızlı, daha dinamik ve sonuç alıcı çalışmalar yapması, etkinliklerini düzenlediği İzmir Agora, Efes Antik Tiyatro, Çeşme Kalesi, Bergama Asklepion gibi tarihi mekȃnlar dışında kente uluslararası boyutta hizmet verecek yeni kültür ve sanat merkezleri kazandırmak için çaba göstermesi yerinde ve doğru olacaktır.

İzmir‘in Alessandro Voltan; nam-ı diğer “Macar Tevfik“, Stéphan Elmas, Ahmet Adnan Saygun, İsmail Zühtü Kuşçuoğlu ve Necdet Levent gibi değerlerini fark edip bilen, gerçekleştirdiği kültür sanat etkinliklerini onların zenginleştirdiği kültürel miras üzerine kuran yeni festival, şenlik ve şölenlerde buluşmak dileğiyle…

(1) https://www.harrisonparrott.com/artists/istvan-vardai

Stéphan Elmas ve Alessandro Voltan; nam-ı diğer “Macar Tevfik” ya da “Venedikli Tevfik” hakkında daha fazla bilgi edinmek için…

Ankara’yı kimler yönetiyor?

Ali Rıza Avcan

Evet, İzmir ve İstanbul‘dan sonra sıra Ankara‘ya, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerine geldi… Benim doğup 26 yıl yaşadığım, bir zamanlar her cadde, sokak ve hatta binasını bilip tanıdığım; ama, şimdilerde her şeyiyle bana yabancı gelen bir kent… Değişen, dönüşen ve başkalaşan bir kent… Özellikle de siyasi anlamda soldan sağa geçen, başında bir zamanların Vedat Dalokay, Ali Dinçer gibi efsane başkanları yerine, Melih Gökçek‘in “ehven-i şer”i niyetine CHP‘liler tarafından kabul görüp seçilen eski bir MHP‘linin bulunduğu, ülke düzlemindeki rantın atama ve ihalelerle yaratılıp paylaştırıldığı bir kent… Bir zamanlar Atatürk Orman Çiftliği‘ndeki bira fabrikasından aldığımız TEKEL biralarını akşam güneşinin batışını seyrederken tükettiğimiz tepelere şimdilerde her sözü kabul gören otokratın Saray‘ının kondurulduğu, her bir kamu binasının mütevazi olmaktan çıkıp Ortaçağ‘ın korku veren kale ve şatolarına benzetildiği, ele geçirilip kirletilen, manevi anlamda küçültülen, benim eski, güzel kadim kentim… Biriktirilmiş ne çok hatıran, ne çok güzelliğin var bende… Ama bugüne değil, hepsi de geçmişe dair, eski, değerli ve unutulmaz anılar…

Hazırlayan: Kıymet Ergöçen

Gelelim, son 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimler sonucunda ortaya çıkan Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin ad, soyad, cinsiyet, doğum yeri ve tarihi, eğitim düzeyi ve mesleklerini öğrenmeye; yani bu yeni meclisin profilini inceleyip analiz etmeye…

Ama ondan önce bilmeyenler için Ankara hakkında bazı kısa bilgiler vermek isterim;

13 Ekim 1923 tarihinde başkent olarak kabul edilen Ankara, toplam 2. 556.680 hektar büyüklüğündeki coğrafi bir alanda bir kısmı benim Ankara’yı terk ettiğim 1981’den sonra kurulmuş toplam 25 ilçeden (Akyurt, Altındağ, Ayaş, Bala, Beypazarı, Çamlıdere, Çankaya, Çubuk, Elmadağ, Etimesgut, Evren, Gölbaşı, Güdül, Haymana, Kahramankazan, Kalecik, Keçiören, Kızılcahamam, Mamak, Nallıhan, Polatlı, Pursaklar, Sincan, Şereflikoçhisar, Yenimahalle) oluşuyor ve 2023 ADNKS verilerine göre 5.803.482 kişilik bir nüfusa sahip. Kilometrekareye düşen nüfus yoğunluğu ise 228 kişi.

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, 31 Mart 2024 seçimleri ile birlikte aynen İstanbul‘da olduğu gibi siyasi partilerin dağılımı açısından büyük bir değişim geçirmiş durumda… 2019-2024 döneminde görev yapan 147 üyeli mecliste AKP 88, CHP 27, MHP 19, İyi Parti 11, bağımsızlar da 2 üyeye sahipken; bu dağılım yeni oluşumla birlikte adeta tersine dönmüş durumda…

31 Mart 2024 tarihli yerel seçimler sonrasında oluşan Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin toplam 144 üyesi, bu 25 ilçenin ilçe belediye başkanı ile bu ilçelerdeki belediye meclisi seçimlerinde “kontenjan adayı” olarak seçilen 119 meclis üyesinden oluşuyor.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçilen CHP‘li Mansur Yavaş dışındaki bu 144 üyenin 42 (%’29,17)si Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)‘li, 88 (% 61,12)’i Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)‘li, 9 (% 6,25)’u Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)‘li, 4 (% 2,78)’ü Büyük Birlik Partisi (BBP)‘li, 1 (% 0,70)’i de Yeniden Refah Partisi (YRP)‘li üyelerden oluşuyor. Birleşiminde CHP‘den 16, AKP‘den 8, bağımsızlardan da 1 ilçe belediye başkanının bulunduğu belediye meclisinde AKP, CHP, MHP ve BBP dışında YRP‘den de bir üyenin bulunması nedeniyle; Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin, temsildeki adalet açısından İzmir ve İstanbul‘a göre daha dengeli, daha demokratik ve daha renkli bir meclis olduğunu söyleyebiliriz.

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi kadın üyelerin sayısı açısından İzmir ve İstanbul‘a göre daha kötü durumda… Üstüne üstlük AKP‘si, CHP‘si itibariyle; yani, tüm siyasi partiler açısından… Çünkü belediye meclisinde seçilmiş kadın ilçe belediye başkanı olarak kimse bulunmamakta… Üstüne üstlük ilçe meclis üyesi olarak gelen 119 üye arasında da, AKP itibariyle % 14,29, CHP itibariyle % 7,96 kadın üye var… Hem de CHP‘nin neredeyse iki katı kadar AKP‘nin gerisinde kaldığı bir düzlemde… Bu durum İzmir‘deki 9 kadın ilçe belediye başkanını öne çıkarıp “kadın dostu” olduğunu ilan eden CHP açısından içler acısı bir durumu ifade ediyor… Bu nedenle Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi‘ni, barındırdığı % 9,73 oranındaki kadın üye nedeniyle “erkek egemen” bir meclis olarak ilan etmemiz, % 50-% 50 dengesini henüz yakalayamamış olan İzmir ve İstanbul büyükşehir belediye meclisi üyelerinin bir nebze olsun rahatlaması, kendilerini bu rakamlarla teselli edip kandırması mümkün…

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin hangi tarihte nerede doğdukları bilgisi, büyükşehir belediyesiyle ilgili ilçe belediyelerinin İnternet sayfalarında; ayrıca Yüksek Seçim Kurulu‘nun kesinleşmiş aday listelerinde yazılı olmadığı için sadece seçilen 25 ilçe belediye başkanına ait “özgeçmiş” sayfalarıyla diğer kaynaklardan zorlukla öğrendiğimiz bilgilere göre 144 üyeden sadece 31’nin; yani, % 21,53’ünün doğduğu yer ve tarihini bildiğimizi, bu durum itibariyle Ankara‘nın, meclis üyelerini titizlikle halktan saklayan İzmir‘e benzediğini söyleyebilirim.

Doğrum yeri ve tarihini bildiğimiz 31 meclis üyesi (25’i ilçe belediye başkanı, 5’i ilçe meclis üyesi) ile ilgili bilgileri ise aşağıdaki iki ayrı tabloda görebiliriz:

Buna göre AKP‘li meclis üyelerinin yaş ortalaması 45-59 yaş aralığında 51,63, CHP‘li meclis üyelerinin yaş ortalaması da 25-75 yaş aralığında 49,53 olup doğum yılını bildiren 31 meclis üyesi itibariyle yaş ortalaması 51,10’dur.

Doğum tarihleri belli olan meclis üyelerinin yaşları itibariyle dikkat çeken diğer bir husus da, Ankara‘nın bu 51,10 yaş ortalaması ile 45,15’lik bir ortalamaya sahip olan İstanbul‘dan daha yaşlı bir meclise sahip olmasıdır.

Yine aynı şekilde, Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin İnternet sayfalarıyla Yüksek Seçim Kurulu‘nun kesin aday listelerinde seçilen meclis üyelerinin doğdukları yerlerle ilgili tek bir bilgi olmadığı halde; çoğunluğunu ilçe belediye başkanlarının oluşturduğu 30 meclis üyesinin doğdukları yerin öğrenilmesi mümkün olmuş ve buna göre Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin % 78,43’ünün nerede doğduğu hususunun belli değilken % 12,50’sinin Ankara doğumlu olduğu belirlenmiştir. Bu anlamda, çoğu meclis üyesinin nerede doğduğu bilgisinin mevcut olmadığı bir ortamda sadece 30 meclis üyesi üzerinden bir çıkarımda bulunmak doğru olmamakla birlikte; çoğu meclis üyesinin Ankara ya da Kırşehir, Nevşehir, Sivas, Konya ve Yozgat gibi Ankara‘yı çevreleyen yakın iller olduğu, İstanbul‘da olduğu gibi tüm yurdu kapsayan bir zengin mozaiğin Ankara için geçerli olmadığı anlaşılmaktadır.

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin temsil ettikleri siyasi partilere göre eğitim düzeylerine gelince; üniversite bitirip lisans diploması almış AKP‘li üyelerin % 13,47 oranıyla CHP‘den fazla, ortaokul/lise bitirmiş CHP‘li meclis üyelerinin ise % 10,28 oranıyla AKP‘den fazla olduğunu, yüksek lisans ve doktora yapmış CHP‘li üye oranının ise % 3,4’ ulaştığını görürüz.

Bu ilginç durumun nedeni ise, partili meclis üyelerinin mesleki dağılımında da göreceğimiz gibi, kamuda yüksek düzeydeki makamlarda görev yapıp seçilen eğitim düzeyi yüksek AKP‘li yöneticilerin, kendi grupları içinde belirli bir ağırlığa sahip oldukları söylenebilir. Şayet bu öngörü doğru ise, AKP‘nin iktidarda bulunduğu 22-23 yıllık sürede merkezi yönetimde kendi eğitimli bürokrasisini oluşturduğu ve bu bürokrasinin yerel seçimlere katılıp belediyelerde yer almaya başladığı şeklinde de yorumlanabilir. Tabii ki, bu yorumun dikkate alınacak başka değişkenlerle doğrulanması koşuluyla…

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin mesleklerine ilişkin bilgiler ise tümüyle Yüksek Seçim Kurulu‘nun kesin aday listelerindeki bilgilere dayanmaktadır. Bu bilgilere göre seçilip meclis üyesi olanların öne çıktığı mesleklerin sırasıyla esnaflar (% 13,85), iş insanı ya da iş adamları (% 13,20), yönetici ve mühendisler (% 9,70), avukatlar (% 7,62), emekli ve serbest çalışanlar (% 5,56) olduğu görülmektedir.

Meclis üyelerinin mesleklerine göre partiler arasındaki dağılımına baktığımızda ise avukatların, esnafların, iş insanı ya da iş adamlarının, mühendislerin AKP ve CHP itibariyle aşağı yukarı aynı düzeyde seyretmekle birlikte yöneticilerin (% 16,65), müteahhitlerin (% 9,53), siyasetçilerin (% 7,15) ve mali müşavirlerin (% 7,15) AKP‘de, CHP‘de ise emeklilerin (% 7,95) öne çıktığını görürüz. Bu da bize, AKP‘nin, Ankara’daki kendi denetimindeki merkezi yönetim ve siyasette görev alan kişilerin meclis üyesi adayı olup Ankara‘nın yönetimine ortak olmak istediklerini gösterir.

Sonuç olarak;

1. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, İzmir ve İstanbul‘da olduğu gibi CHP egemenliğindeki bir meclistir.

2. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, İzmir ve İstanbul‘a göre daha fazla siyasi partinin temsil edildiği bir meclistir.

3. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, İzmir ve İstanbul‘a göre daha az kadın üyenin yer aldığı “erkek egemen” bir meclistir.

4. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, İstanbul‘a göre yaş ortalaması daha yüksek bir meclistir.

5. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, İzmir ve İstanbul‘dan farklı olarak daha eğitimli AKP‘li meclis üyelerinin yer aldığı bir meclistir.

6. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, AKP‘nin merkezi yönetimdeki hakimiyeti nedeniyle AKP‘li kamu yöneticileriyle siyasetçilerin ağırlıklı olarak yer aldığı bir meclistir.

7. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, hem büyükşehir belediye başkanının hem de CHP‘li ilçe belediye başkanlarının geçmişleri dikkate alındığında, içinde CHP‘nin de bulunduğu ağırlık itibariyle, İzmir ve İstanbul‘a göre sağ görüşlere daha yakın bir meclistir.

Hollanda’daki Rijksmuseum’dan ödünç alınarak Türkiye’ye getirtilen ve Ankara Rahmi M. Koç Müzesi’nde sergilenmekte olan “Ankara Manzarası” tablosu.

Son olarak, bu konu ile ilgili olarak yaptığım araştırmalar sırasında karşıma çıkan bazı ilginç durumları paylaşmadan geçmek istemem:

1. Başında CHP‘li ünlü bir sanatçının bulunduğu Etimesgut Belediyesi‘nin İnternet sayfasında, sadece belediye başkanı ile başkan yardımcılarının isim ve görevli oldukları birimlere ait bilgiler bulunduğu halde; belediye meclisi üyeleri ile ilgili herhangi bir bölüm, isimleri, resimleri ya da başka bir bilgi bulunmamaktadır. (https://www.etimesgut.bel.tr/)

2. Çubuk Belediyesi, İnternet sayfasının belediye meclisi üyeleriyle ilgili bölümünde övgüye değer bir davranışta bulunarak, her bir belediye meclisi üyesine verilen belediye uzantılı e-posta adresleri yazılıdır. (https://www.cubuk.bel.tr/kurumsal/meclis-uyeleri/)

3. Bir CittaSlow yerleşimi olan Güdül Belediyesi‘nin İnternet sayfasında meclis üyelerine dair tek bir bilgi bulunmamaktadır. (https://www.gudul.bel.tr/)

İstanbul’u kimler yönetiyor?

Ali Rıza Avcan

Bazen iyi bildiğimiz bir konuda kendi kendimizi daha fazla inandırmak, adeta iman tazelemek ya da onaylanmak adına cevabını bildiğimiz sorular sorarız kendi kendimize…. Aynen şimdi sorduğumuz “İstanbul’u kimler yönetiyor?” sorusu gibi…

Tabii ki bu sorunun karşılığında bir şehir olmaktan çıkan İstanbul‘u, bırakın kuytu ve gizli noktalarını, şehrin tam ortasında alenen faaliyet gösteren yerel ve uluslararası mafya çeteleriyle tarikat, cemaat şeyhlerinin müritlerini, açık alanlarda ise her 1 Mayıs günü tanık olduğumuz gibi hayata geçirilen sıkıyönetim halinin faili Saray’ın adamları valilerin, polis ve jandarmaların yanında onlarla birlikte ya da onlara rağmen arada sırada ya da yer yer belediyeler ve belediye meclisleri yönetiyor diye cevaplayabiliriz.

İşte o nedenle, İstanbul‘un yönetiminde ne ölçüde etkili olduğunu bilmediğimiz ya da yönetme gücünün yer yer veya zaman değiştiğini gördüğümüz, kenti yönetmeye dair yetkilerinin çoğu kez merkezi iktidarı temsil eden vali ve emniyet güçleriyle, mafya, tarikat ve sermaye üçgenindeki güçlerle çelişip çatıştığına tanık olduğumuz İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi ve onun üyelerinin kendilerine verilen görev, yetki ve sorumluluklarla bundan böyle İstanbul‘u ne ölçüde yöneteceğini, o devasa metropolün geleceğinde ne ölçüde etkili olacağını önümüzdeki gün ve yıllarda hep birlikte görüp tanık olacağız.

Bugünkü yazımın konusunu oluşturan İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin genel profilini veren ad ve soyadlarıyla üyesi oldukları siyasi partileri, ilçe belediye başkanı ya da ilçe meclis üyesi olup olmadıklarını, meclise hangi ilçeyi temsilen geldiklerini, cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi ve sahip oldukları meslek gibi kişisel ve demografik verilerin, hem aday olmak için Yüksek Seçim Kurulu‘na yaptıkları başvuru sırasında, hem de seçilip meclis üyesi olduktan sonra belediyeye verdikleri bilgilere dayandığını; ayrıca, geçen haftaki yazımda ele aldığım İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyeleriyle ilgili verilerden farklı olarak meclis üyelerine ait fotoğraflar eşliğinde hazırlanan ayrıntılı özgeçmişlere dayandığını, İstanbul‘un bu konuda İzmir‘den birkaç fersah ötede olduğunu belirtmem gerekiyor. Tabii ki, kendilerine verilen özgeçmiş formlarını halen doldurup vermemiş bazı meclis üyelerini bunun dışında bırakmak suretiyle…

Hepimizin bildiği gibi, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin üye sayısı ve üyelerin siyasi partiler arasındaki dağılımı 31 Mart 2024 tarihinde yapılan son seçimle büyük ölçüde değişti. Böylelikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘ne ait Açık Veri Portali‘nde henüz değiştirilmemiş verilere göre 31 Mart 2024 tarihi öncesinde, toplam üye sayısı 311 olan belediye meclisinde 24’ü ilçe belediye başkanı, 151’i ilçe meclis üyesi olmak üzere toplam 175 (% 56,27) AKP‘li, 14’ü ilçe belediye başkanı, 105’i ilçe meclis üyesi olmak üzere toplam 119 (% 38,27) CHP‘li, 1’i ilçe belediye başkanı, 3’ü ilçe meclis üyesi olmak üzere toplam 4 (% 1,29) MHP‘li, 12’si ilçe meclis üyesi olmak üzere toplam 12 (% 3,86) İyi Parti’li ve 1 (% 0,33) bağımsız üye bulunmaktaydı. Diğer yandan kadın meclis üyeleri de 33’ü (% 18,86) AKP‘de, 19’u (% 15,97), CHP‘de, 1’i bağımsız olmak üzere toplamın % 17,05’ini oluşturmaktaydı.

Şimdi ise toplam üye sayısının 311’den 316’ya çıktığı belediye meclisinde;

+ AKP‘nin üye sayısı 175’den 123’e, toplam içindeki oranı % 56,27’den % 38,93’e inmiş,

+ CHP‘nin üye sayısı 119’dan 185’e, toplam içindeki oranı % 58,55’e yükselmiş,

+ MHP‘nin üye sayısı 6’dan 4’e, toplam içindeki oranı % 1,29’dan 1.90’a yükselmiş durumda.

Eski mecliste 12 üye ve % 3,86 oranıyla var olmasın karşın son seçimde varlık gösteremeyen İyi Parti‘nin yerini ise 2 üye ve % 0,64 oranı ile Büyük Birlik Partisi (BBP) almış görünüyor.

Ancak bu dağılımda bence dikkatimizi çekmesi gereken en vahim nokta, aynen İzmir‘de olduğu gibi sanayinin onca geliştiği, binlerce sanayi tesisinin bulunduğu, milyonlarca işçi ve emekçinin yaşadığı böylesine büyük bir metropolde adında “işçi“, “sol” ya da “komünist” sözcüğü geçen hiçbir sol, sosyalist, komünist partinin belediye meclisinde olmayışına karşın oyu azaldı denilen MHP‘nin 6, BBP‘nin de 2 üyeyle var oluşudur. Bu durum yerel seçimlere girmeyi kabul eden Türkiye İşçi Partisi (TİP), Sol Parti ve Türkiye Komünist Partisi (TKP) gibi algısı ve fiyaskosu büyük, kendisi ve etkisi küçük, oyu az örgütlerin kafalarını elleri arasına alarak uzun uzun düşünecekleri acınası bir durumu ortaya koymaktadır.

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerini oluşturan ilçe belediye başkanlarıyla ilçe meclis üyeleri arasındaki kadın üyelerin siyasal partiler itibariyle dağılımına baktığımızda ise; AKP, MHP ve BBP‘de hiçbir kadın ilçe belediye başkanının bulunmadığını, belediye meclisinin % 18,35’ini oluşturan kadınların CHP‘de ilçe belediye başkanlarının % 1,62’sini, ilçe meclis üyelerinin % 17,30’unu, AKP‘de ilçe meclis üyelerinin % 17,89’unu oluşturmakla birlikte; bir önceki belediye meclisinde AKP‘den daha az kadın üyeye sahip CHP‘nin bu kez % 1,03 gibi ufak bir farkla AKP‘nin önüne geçtiğini, bu sayı ve oranların hiçbir şekilde % 50-%50 düzeyindeki ideal kadın-erkek eşitliğini temsil etmediğini, % 18,92 gibi oldukça düşük bir oranın CHP açısından ayırt edici bir marifet olmadığını, İzmir‘de olduğu gibi topluma “dönüşüm” ya da “değişim” sözü veren CHP‘nin parti tüzüğünde yazılı olan % 30 oranındaki kadın kotasına bile ulaşamadığını, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin bu haliyle “erkek egemen” bir meclis olduğunu görürüz.

İzmir’den farklı olarak doğum yerini ve tarihini beyan eden meclis üyelerinin siyasi partiler itibariyle ortaya çıkan yaş ortalamaları ise yukarıdaki tabloda da göreceğiniz gibi; % 42,67 ile % 47,30 yaş aralığında seyretmekte olup; bu durum, AKP, CHP ve MHP‘li meclis üyelerinin yaşları itibariyle birbirlerinden pek de farklı olmadığını göstermektedir.

İzmir uygulamasından farklı olarak doğum yerini belirten toplam 239 (% 75,64) meclis üyesinin doğdukları 43 il arasındaki dağılımı ise aşağıdaki tabloda görüp; İstanbul’da doğduğunu söyleyen AKP, CHP ve MHP’li üyelerin toplam üye sayısının 1/3’ünü (% 35,45) oluşturduğu, İstanbul doğumluları % 3,70 oranıyla Trabzon, % 3,14 oranıyla da Sivas doğumluların izlediği görülmektedir.

Ancak bu konudaki en ilginç özellik, doğum yerini belirten tüm üyelerin sayfalarında doğum yeri dışında ailesinin “aslen” nereli olduğunun özellikle belirtilmiş olmasıdır ki; bu da bize tüm İstanbul halkını temsil ettiğini varsaydığımız meclis üyeleri arasında bile yoğun hemşerilik anlayışının, ilk karşılaşmalarda sorulan “hemşerim nerelisin?” merakıyla örneklenen memleketçilik ayrımının ne ölçüde geçerli olduğunu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin de kurumsal düzlemde bu anlayış ve tutumu kabullenip bu bilgiyi öne çıkarmaya özen gösterdiğini ortaya koymaktadır.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin 2024-2029 döneminde görev yapacak olan meclis üyelerinin temsil ettikleri siyasi partiler itibariyle eğitim düzeylerini gösteren aşağıdaki tablonun verilerine göre lise mezunlarının CHP‘de % 8,91 farkla, lisans üstü eğitim alanların da AKP‘de % 11,43 farkla ağırlık kazandığını göstermektedir.

Bu verileri geçen haftaki yazımla ele aldığım İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin eğitim düzeyleri ile mukayese etmeye kalktığımızda ise; İstanbul‘daki meclis üyelerine ait eğitim düzeyinin İzmir‘dekilerin düzeyinden daha yüksek olduğunu; örneğin, İstanbul‘daki lisans eğitim alanların oranı % 56,33, yüksek lisans yapanların oranı % 20,57 iken bu oranların İzmir‘de % 54,85 ve % 12,58 düzeyinde kaldığını görürüz.

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin beyan ettikleri mesleklere göre dağılımına gelince bu mecliste de, aynen İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nde olduğu gibi avukatların % 16,45, iş insanı, iş adamı iş kadını ya da sanayici denilen varlıklı ve zengin kesimlerin % 14,55, ilgili tüm branşları kapsayan mühendislerin % 13,88, mimarların ve yöneticilerin % 7,22 ile ilk sıraları işgal ettiğini görürüz. Ancak burada İzmir‘den farklı olarak -sayıları az da olsa- öğrencilere ve ev kadınlarına rastlanmakla birlikte işçilere ve işsizlere rastlanmamakta, belediyede ve diğer iş kollarında örgütlü olan sendikaların bir işçiyi ya da işsizi meclis üyesi seçtirmek için ve bu sayının artması için ne yaptıkları bilinmemektedir.

Sonuç olarak;

31 Mart 2024 seçimlerinin İzmir ve İstanbul‘daki kazananı CHP, bizlere “değişim” ya da “dönüşüm” vaadinde bulunmakla birlikte; bizim yerimize seçip temsilcimiz olduğunu söylenen meclis üyelerinin doğum yeri ve yılı, eğitim düzeyi ve mesleği anlamında AKP, MHP ve BBP temsilcilerinden pek de farklı olmadıkları anlaşılmaktadır.

Hem İzmir, hem de İstanbul belediye meclisleri düzleminde ortaya çıkan bu ilginç durum nedeniyle; doğum yerleri, yaş ve eğitim düzeyleri, mesleki bilgi ve becerileri itibariyle birbirinden pek de farklı olmayan farklı partilerden gelen belediye meclisi üyelerinin, kendilerinin partileri tarafından seçiminde ortaya çıkan anti demokratik durumu ortadan kaldırıp halkın temsilcisi olabilmesi için birtakım çözüm ve öneriler geliştirilebileceğini düşünüyorum.

İşte tam da bu bağlamda, yasal düzlemde “belediye meclisleri belediyelerin karar organıdır” denilmesine karşın; bugünkü koşullarda belediye başkanlarını öne çıkarıp komutayı onlara teslim eden ve gerçekte Tayyip Erdoğan tarafından ülkemizin yönetim sistemine armağan edilen başkanlık sisteminin belediyelerdeki örneğini oluşturan böylesine antidemokratik bir yönetim sisteminin yürürlükte olması nedeniyle, halk tarafından yeterince tanınıp bilinmeyen meclis üyelerinin parti yöneticileri dışında halkla doğrudan ilişki kurması, bu ilişki ve iletişim içinde halkın görüş, düşünce, öneri, eleştiri, istek ve şikayetlerini öğrenip ona göre -bazı durumlarda belediye başkanına rağmen- karar vermemesi için, daha doğrusu belediye meclis üyelerinin belediye başkanlarının iradelerine teslim etmek için meclis üyelerinin tanıtım ve doğrudan iletişimine yeterince önem verilmediğini, çoğu kez onların fotoğraflarının, iletişim adreslerinin halktan saklandığını, belediyelerdeki tek iktidar gücünün belediye başkanı olması için özel bir çaba gösterildiğini, belediyelerin basın ve halkla ilişkiler birimlerinin belediye meclis üyeleriyle belediyenin kurumsal iletişimi yerine çekilen fotoğraflarda, hazırlanan video ve basın bültenlerinde sadece belediye başkanına odaklanıldığını, adeta onların attığı her adımın, giydiği her giysinin, dile getirdikleri her sözcüğün öne çıkarıldığını görüyoruz.

İşte o nedenle, basın danışmanlarının elindeki kameraların, grup içindeki mevcudiyetlerinin fark edilmesini sağlayacak parlak renkli elbiseler giyen, “acaba bugün ne giydi” merakını kışkırtan kıyafetlerini devamlı değiştirip gülücükler saçan belediye başkanlarına odaklandığı böylesi bir gösteri ortamında, hangi partiden olursa olsun tüm belediye meclisi üyelerinin sahip oldukları karar alma iradesine sahip çıkarak ellerindeki gücün farkında olmalarını diliyorum. O nedenle de, halkla sağlıklı ve sonuç alıcı iletişim kurmalarına izin verilmeyen belediye meclis üyelerine, bir kez daha seçilme kaygılarından kurtularak;

Ellerinizdeki zincirleri kırarak ve yerel halkla daha fazla ilişki kurarak yerel iktidarın ortağı olduğunuzu bilin ve direksiyonun başına geçin!

Belediye başkanlarının gücünü, sahip olduğunuz denge-denetleme gücünüzle frenleyip daha demokratik bir yönetimin rehberi olun!

Böylelikle;

Yeni bir demokratik dönemin öncüsü ve sözcüsü olun!” demek istiyorum….

İzmir’i kimler yönetiyor?

Ali Rıza Avcan

Yönetmek” sözcüğü ya da “bir kenti yönetmek” deyişi tek başına iddialı bir durumu ifade eder… Çünkü bir ülkeyi, bir kenti ya da bir kurumu yönetmek aslında gücü elinde bulunduran tarafların iş birliğine, ittifakına, birlikte hareket etmesine dayanır… Kah seçilip gelenlerin, kah seçilmeyip elindeki maddi güç, zor ya da parayla yönetmeye soyunanların tek başına becerebileceği bir şey değildir… Yönetmek için birileriyle, kendini güçlü hissedip gücünü kabul ettirenlerle birlikte davranmanız, çoğu kez kendinizin ve çevrenizin, ittifak yaptığınız güçlerin çıkarlarını gözetip herkesin önüne sebepleneceği bir şeyler koymanız gerekir…

İşte o nedenle, bugünkü yazımda ele alacağım İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin de tek başlarına ya da bir araya gelerek o kenti yönettiklerini söylemek yaşadığımız gerçeklere pek uymaz…

Evet, onlara demokrasi adı verilen siyaset oyunu içinde, ‘seçilmiş kişi‘ olarak yönetme yetkisi verilmiş, “burayı artık bundan böyle sen yöneteceksin” denilmiştir; ama, bunu tek başlarına istedikleri gibi yapmaları arzulanmaz; hatta, istenmez. Çünkü onlar da o seçimin öznesi olmadan önce bir yerlere, bazı kişi ve cemaat, dernek, lobi, loca gibi çıkar gruplarına sözler verip vaatlerde bulunmuş, onların rüzgarı ile ortaya çıkmışlardır. O nedenle de, kendilerini seçenlerden çok destekçilerine, seçim harcamalarını finanse edenlere karşı borçludurlar… Yoksa bu iş, seçim öncesinde ya da sonrasında açıklanan mal bildirimlerindeki küçük banka hesaplarıyla ya da eşlerin kollarındaki altın bileziklerle açıklanamayacak kadar karmaşık ve ahlak dışı bir konudur… Çünkü siyaset adı verilen oyunun kuralı, “fatih” rolü verilen seçilenin paylaştırdığı bir ganimet, “el koy ve üleştir” anlayışına dayanır.

Kalabalıklar içinde fark edilmenin yolu parlak renkli giysiler giymekten geçer… Aynen seçim dönemi ve sonrasında yeni belediye başkanlarımızın yaptığı gibi…

Gelelim bu kenti; yani İzmir’i yönetme konusunda belirli bir yeri ve payı olduğunu kabul ettiğimiz 2024-2029 döneminde bizlere hizmet edeceklerini varsaydığımız İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi yeni üyelerinin, kendi beyanlarına dayanılarak İzmir Büyükşehir Belediyesi İnternet sayfasındaki bilgilere göre, kimler olduğu konusuna… Hem de 2019-2024 döneminde hizmet eden İzmir Büyükşehir Belediyesi eski meclis üyelerinin profilini dikkate alıp mukayeseler yaparak, yapılan bu yeni seçimle neyin değiştiğini ya da değişmediğini ortaya koyarak… (1)

31 Mart 2024 tarihli yerel seçimler öncesindeki belediye meclisi üye sayısı 175 iken seçim sonrasında ortaya çıkan yeni belediye meclisinin toplam üye sayısı 184’e yükselmiş durumda… Bu üyelerin 1 tanesinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, 30 tanesinin ilçe belediye başkanları olduğunu dikkate aldığımızda; geriye kalan eski mecliste 144 olan ilçe belediye meclisi üye sayısı 9 artışla 153’e yükselmiş durumda…

2019-2024 dönemi meclisinin son dönemlerinde mecliste toplam 5 parti (AKP, CHP, Deva, İyi Parti ve MHP) varken şimdiki mecliste sadece üç parti (AKP, CHP ve MHP) bulunmakta. Parti temsilcisi meclis üyelerinin toplam üye sayısı içindeki miktarı ve oranı ise şu şekilde bir dağılım göstermekte:

AKP, 2019-2024 meclisinde 46 (% 26,29) üyeye sahipken, 2024-2029 meclisinde bu sayı 7 üye azalışı ile 39 (% 21,20)’a düşmüş,

CHP 2019-2024 meclisinde 112 ( 64,00) üyeye sahipken, 2024-2029 meclisinde 27 üye artışı ile 139 (75,55)’a yükselmiş,

MHP de 2019-2024 meclisinde 8 (% 4,58) üyeye sahipken, 2024-2029 meclisinde 2 üye azalışı ile 6 (% 3,26)’ya düşmüş durumda. 2019-2024 meclisinde yer alan Deva ve İyi Parti üyeleri ise bu yeni mecliste kendilerine yer bulamamış vaziyette.

Bu haliyle 2024-2029 döneminde görev yapacak 184 yeni meclis üyesinden 30 (% 16,31)’u 2019-2024 döneminde görev yapan meclis üyelerinden oluşuyor ve bunun 20 (% 14,39)’si CHP‘ye, 8 (% 20,52)’i AKP‘ye, 2(% 33,34)’si de MHP‘ye ait üyelerden oluşuyor. Bu durumu tersinden okumaya kalktığımızda ise CHP‘ye ait meclis üyelerinin % 83,69 oranında, AKP‘ye ait meclis üyelerinin % 79,48 oranında, MHP‘ye ait meclis üyelerinin de % 66,66 oranında yenilendiğini söyleyebiliriz.

2024 seçimlerinde göreve gelen kadın meclis üyelerinin partiler arasındaki dağılımı şu şekildedir:

2019-2024 döneminde 21 (% 18,59) kadın üyeye sahip olan CHP‘nin bu sayıyı bu yeni dönemde adeta kendi partilerinin % 30’luk kadın kotasına uyarcasına 39 (% 28,06)’a yükselttiği, 2019-2024 döneminde 8 (% 17,40) kadın üyeye sahip olan AKP‘nin bu sayıyı bu yeni dönemde 4 (% 10,26)’e düşürdüğü, yine aynı dönemde 1 (% 12,50) kadın üyeye sahip MHP‘nin ise bu sayıyı 1, oranı ise azalan üye sayısı nedeniyle % 16,67’ye yükselttiği görülmektedir.

2024-2029 hizmet döneminde görev yapacak kadın belediye meclisi üye sayısının 30’dan 44’e çıkarak toplam üye sayısının % 23,92 oranına ulaşması olumlu bir gelişmeyi göstermekle birlikte; bunun, kurulmuş onlarca kadın örgütünün yaptığı mücadeleye rağmen bu çağda ve Avrupa; hatta dünya kenti ilan edilen İzmir‘de kadın üyelerle erkek üyeler arasındaki ideal dağılımı gösteren % 50-% 50 düzeyine ulaşılmamış olması üzücü ve üzerinde düşünülmesi gereken vahim bir durumu göstermektedir… Hele ki 9 kadın ilçe belediye başkanını öne çıkararak kadınların ağırlığını öne çıkaran CHP propagandasına rağmen kadınların CHP‘de % 28,06 düzeyinde yer bulması İzmir’in hem kadın hem de demokrasi mücadelesinde ne derece gerilerde kaldığının, erkek egemen anlayışın CHP’de ve İzmir’de ne ölçüde etkili olduğunun, 9 kadın ilçe belediye başkanının da bir “vitrin süsü” olarak kabul gördüğünün somut bir kanıtıdır.

Aşağıdaki iki ayrı tablodan da göreceğiniz gibi 2019-2024 döneminde görev yapan meclis üyelerinin eğitim düzeyi ile 2024-2029 döneminde görev yapacak olan meclis üyelerinin eğitim düzeyleri arasında üyesi oldukları siyasi partiler itibariyle fazla bir fark bulunmamakta olup; böylelikle, sahip olunan diploma ile meclis üyesinin eğitim düzey ve kalitesi arasında doğrudan bir ilişki kurmanın pek de anlamlı olmadığı bir ülke ve kentte, bu verilerin yerel siyasete bir katkısının bulunmadığı söylenebilir.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin kişisel profilleri ile ilgili bilgileri değerlendirmenin en zor olduğu konulardan birinin de beyan ettikleri mesleklerle ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü ülkemizde resmi ölçekte tüm meslekleri tanımlayan bir çalışma yapılıp kabul görmediğinden; ayrıca bu tanımlamalar yapılmış olsa bile herkesin yaptığı işi önemseyerek ve diğer işlerin/mesleklerin önüne çıkararak ve çoğu kez sahip olduğu meslek yerine yaptığı işi anlatması nedeniyle kafaların bu konuda bayağı bir karışık olduğu görülmektedir. İşte o nedenle çalışan herkes bir iş yaptığı halde kendilerini “iş adamı“, “iş insanı“, “iş kadını” veya “sanayici“, ya “ticaret“, “esnaf“, “serbest meslek” ya da “emekli öğretmen“, “emekli subay“, “öğretmen“, “eğitmen“, “akademisyen” gibi sahip olunan mesleğin anlaşılmasını zorlaştıran tanımlamalar nedeniyle asıl olarak aynı meslek grubu içinde olması gereken birçok meclis üyesini aynı gup içine alarak aşağıdaki mukayeseli tabloyu hazırlamaya çalıştım.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 2019-2024 dönemi ile 2024-2029 döneminde görev Yapan/yapacak üyelerinin mesleki dağılımlarına baktığımızda ise; avukat, mühendis, emekli, iş insanı ve sanayici gibi meslek gruplarının aynı şekilde ağırlıklı olduğunu, her iki dönem itibariyle toplumdaki diğer meslek gruplarının lehine bir gelişmenin ortaya çıkmadığını, hangi parti ya da siyasi görüş olursa olsun işçilerin ya da işsizlerin her zaman olduğu gibi kendilerine mecliste yer bulamadığını, daha doğrusu girmek istese bile giremediğini görebiliriz.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 2019-2024 ve 2024-2029 dönemi meclis üyelerinin mesleki dağılımını gösteren yukarıdaki mukayeseli tablo aslında bize serbest çalışıp büro açan “avukat“, “mühendis“, “mimar“, “şehir plancısı“, “hekim“, “eczacı“, “muhasebeci” gibi beyaz yakalılarla kendilerini “iş insanı“, “iş adamı“, “iş kadını” olarak tanıtmayı tercih eden sermaye kesimlerinin bu meclislerde söz sahibi olduğunu, bu meslek sahipleri dışındaki ev kadınlarına, toplumun % 25’ini oluşturan işsizlere, en düşük maaşı alan emeklilere ve asgari ücret alan milyonlarca işçiye, öğrenci gençlere kentlerin yönetiminde söz sahibi olma hakkının tanınmadığını, onlara sadece bu meclisleri uzaktan seyretme görevinin verildiğini, seçimlere “değişim” vaadiyle giren CHP‘de bile bu konuda kökten, esaslı bir değişimin gerçekleşmediğini göstermektedir.

Sonuç olarak;

Yazımın başında da belirttiği gibi, belediye meclisleri ve onların üyeleri bir kentin, özelinde de İzmir’in yönetimi açısından önemli bir yere sahip olmakla birlikte; bu kurulun ve üyelerinin İzmir’i yönetenlerden sadece biri olduğunu, İzmir’i bu kurul ve üyeleri dışında Cumhurbaşkanlığı’nın merkezi otoritesi ile ona bağlı bakanlıkların taşra örgütleri olan valiyle il müdürlerinin, oda, borsa, vakıf, dernek ve loca gibi sermaye örgütlerinin aralarındaki işbirliği ve çatışmalar çerçevesinde yönettiği unutulmamalıdır. Ayrıca halkın temsilcisi olduğu söylenen milletvekilleri ile belediye başkanlarının ve meclis üyelerinin de halktan önce onları belirleyip öne çıkaran siyasal partilerin temsilcisi olduğunu unutmamamız gerekmektedir.

Evet, bugün kaleme aldığım yazı ile elimden geldiğince bu istisnaları dikkate alarak ve Yüksek Seçim Kurulu ile İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin verdiği bilgileri kullanarak İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 2024-2029 döneminde görev yapacak yeni üyelerini ad, soyadı, cinsiyet, eğitim düzeyi ve meslekleri ile listeleyip ortak ya da ayrıksı özelliklerini belirlemeye çalıştım.

Ancak halkın kendi temsilcileri eliyle yönetileceği iddiasında olan temsili demokrasi düşüncesinin, halkın artık kendi temsilcilerini kendi özgür iradesiyle seçemeyişi nedeniyle iflas edip çöktüğü böylesi bir ortamda bu siyasi parti temsilcilerinin halka daha iyi tanıtılması ve halkın o temsilcilerle daha kolay iletişim kurup görüş, düşünce, öneri, şikayet ve eleştirilerini iletebilmesi için aynen İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin yaptığı gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İnternet sayfasının “Meclis Üyelerimiz” bölümünde bu üyelerin özgeçmişlerine, nerede ne zaman doğduklarına, medeni durumlarına, bugüne kadar neler yaptıklarına, hangi dernek, vakıf ya da kurumlara üye olduklarına; hatta telefon, e-posta ve sosyal medya adreslerine; ayrıca fotoğraflarına yer verilmesi gerekmektedir. Böylelikle hem bu üyeleri seçenlerin nelere dikkat ettiklerini öğrenebilmemiz, hem de yerel yönetimlerdeki başkan ağırlıklı anti demokratik yönetimlerin ortadan kaldırılarak meclis ağırlıklı demokratik yönetimlerin kurulabilmesi için halkla meclis üyeleri arasındaki ilişki ve iletişimin güçlendirilmesi sağlanabilir.

Tabii ki, hem halkın bilgi edinme hakkı, hem de meclis üyelerinin haklarını savunmak adına; İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerine seçilmek suretiyle hak ettikleri önem ve ilginin gösterilmesi, ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde Cemil Tugay yönetiminin başlayışı ile birlikte, belediyenin Youtube kanalından canlı olarak yayınlanan belediye meclisi görüşmelerinde belediye meclisi üyelerinin dile getirdiği “dilek ve temenniler” bölümünün yayınına getirilen sansürün kaldırılması koşuluyla… Aynen muhalefet adına (RTÜK) Radyo Televizyon Üst Kurulu‘ndan istediklerimiz gibi…

(1) https://www.izmir.bel.tr/tr/MeclisUyeleri/52

Olur olmaz yanlış yerlerde kullanılan bir sözcük: envanter…

Ali Rıza Avcan

Envanter sözcüğü, son zamanlarda olur olmaz yerlerde karşımıza çıkan bir sözcük… Bilenin ya da bilmeyenin sık sık kullandığı, çoğu kez de anlamını çarpıtarak yanlış kullandığı bir sözcük… Diğer bir anlatımla, yanlış kullanıldığı için devamlı erozyona uğrayıp yıpranan, anlamını hızla yitiren bir sözcük…

Vikipedi envanter sözcüğünü, “belirli bir tarihe ilişkin borç, alacak ve varlıkların miktarlarının ve değerlerinin, sayım, kontrol ve düzeltme yaparak saptanması” olarak, Türkçe sözlük ise “mal sayımı” ve “mal sayımını gösteren liste ya da defter” olarak tanımlıyor. Bu anlamda envanter sözcüğü nakit ve mal olarak elde bulunan ya da sahip olunan değerlerin tam ve eksiksiz sayımını, bu sayıma ilişkin doğru bilgileri gösteren listeyi ifade ediyor.

Ben de bu sözcüğü tam da bu anlamda öğrenip uygulamış biri olarak, kamu denetçiliği yaptığım dönemlerde bir belediyeye girdiğim ilk dakikalarda belediyede şayet bir kasa ya da vezne varsa kasadaki veya veznedeki nakit paraları eksiksiz sayarak kayıt altına almaya, belediyenin sahip olduğu demirbaş eşyalarla gayrimenkulleri gösteren liste ve defterleri ivedilikle inceleyip kontrol etmeye çalışır, eksik ya da yanlış bir durum tespit ettiğimde kamu adına bunun hesabını sormaya çalışırdım. Hatta Bursa Belediyesi‘ne ait otobüs işletmesini denetlediğim günlerde aklıma gelen hınzır bir düşüncenin ürünü olarak gece 24.00’den sonra ana garaja park eden belediye otobüslerini sayarak bir adet otobüsün eksik olduğunu belirlemiş, o eksik otobüsün de tamir için verildiği özel tamirhanede uzun süre kalması nedeniyle unutulduğunu anlamış ve bunu yazdığım denetim raporunda dile getirmiştim. Askerlik yapığım dönemde de her sabah ve akşam tabur alanında yapılan ve “tadat” adı verilen sayımların da aslında kaçak asker olup olmadığını belirlemeye yönelik devamlı güncellenen bir envanter çalışması olduğunu görmüştüm.

Ayrıca, 1994-1997 döneminde ülkemizdeki ilk kent bilgi sistemi olarak oluşturduğumuz İstanbul Bahçelievler Belediyesi Kent Bilgi Sistemi Projesi çalışmalarında sahadan, belediyeden ve diğer kamu kurumlarıyla muhtarlardan topladığım mevcut tüm verinin doğru bir şekilde işlenip bilgisayar ortamına aktarılması dışında bu verinin yine aynı kaynakların kullanılması suretiyle sürekli güncelleşmesinin hayati öneme sahip olduğunu, bunu yapmadığımız takdirde toplayıp düzenlediğiniz tüm verinin zaman içinde toplanıp çöpe atılması gereken bir atık haline geleceğini öğrenmiştim.

Daha sonraları Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA)‘nin 20232027 döneminde yayınladığı Kültür Envanteri Dergisi‘nin altı sayısında yer alan makaleleri ilgiyle okumuş, Kuşadası, Bursa Gölyazı/Apollonia, Bergama ve özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan kültür envanterlerini inceleyip bir envanterin nasıl olması gerektiği ya da olmaması gerektiğini görmüştüm. (1) (2) (3) (4).

Bu anlamda bir envanter çalışmasında olması gereken temel özelliğin, envanter kapsamına giren tüm değerleri bu çalışmaya dahil edilip değerlerin düzenlendiği ortamda doğru bilgilerle ifade edilmesi ve bu bilgilerin sürekli güncellenmesi gerektiğini öğrenip uygulamaya çalışmış biri olarak envanter olarak önüme konulan bütün çalışmalarda bu üç temel özelliğin olup olmadığına bakar, “bu envanter bütün değerleri kapsıyor mu?“, “bu envanterde yazılı olan bilgiler doğru mu?” ve “bu bilgiler sürekli güncelleniyor mu?” sorularının cevabını ararım.

Olması gereken bu olmakla birlikte; son zamanlarda İzmir‘in kültürel mirasını belirleyip envanterini hazırlamaya yönelik bir çok çalışmada -ne yazık ki- bu kente ait tüm kültürel değerlerin yer almadığını, hiçbir evrensel ve bilimsel formata bağlı kalınmaksızın envanter adıyla hazırlanan bu belgelerin “eksiklik” ve “yanlışlıkla” malul olduğunu ve bu şekilde oluşturulan veri yığınlarının sürekli güncellenmemesi nedeniyle çöpe atılmaya layık bir hale geldiğini görüyorum.

Çünkü İzmir‘de bu konularda görevli, yetkili ve sorumlu olan kamu kurumlarının; başta İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ve ilçe belediyelerinin bugüne kadar arkeolojik, tarihi, toplumsal ve kültürel değerleri; yani somut ve somut olmayan kültürel mirasla ilgili eksiksiz, doğru ve güncel bir envanter hazırlamadığını, böylesi önemli bir çalışmayı gerçekleştirmek için bir araya gelmeyi bile düşünmediklerini, tek başına ya da birlikte böylesi bir çalışmaya başlamadıklarını görüyor ve biliyorum. Hatta bir dönem, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nden sorumlu vali yardımcısı olan arkadaşıma böylesi bir çalışmanın öneminden söz ederek şayet böyle bir çalışma yapılırsa hiçbir karşılık beklemeksizin bir amele gibi bu çalışma içinde yer almak istediğimi ifade etmiş olmama karşın, böylesi bir çalışma bugüne kadar ne yapıldı, ne de yapılacakmış gibi gözükmüyor…

Bu kamu kurumları yasalarla kendilerine verilmiş bu görevleri bugüne kadar yerine getirmemekle birlikte envanter adıyla hazırladıkları eksik ve yanlış bilgilerle dolu güncellenmemiş yayınlarla “mış gibi” yapmayı tercih etmekte, kamuoyunu ve bizleri yanlış, eksik ve bayat bilgilerle yanıltıp zaman, emek ve kaynak israfına neden olmaktadırlar.

1. Bu tür çalışmaları tarih sırasıyla ele aldığımızda karşımıza çıkan ilk yayın İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün 2012 yılında 1 ve 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurullarındaki tescil fişlerini esas alarak hazırladığı ve benim de büyük zorluklarla edindiğim üç ciltlik “İzmir Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri“dir. Envanter adıyla hazırlanan bu çalışma daha baskı aşamasında birçok yanlışı içerdiği için beraberindeki 28 sayfalık bir “Düzeltme Eki” ile yayınlanmış ve burada yer alan bilgiler aradan geçen 12 yıla rağmen güncellenmemiştir.

2. Ardından 2021 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İzmir Vakfı iş birliğiyle hazırlanıp ilk günlerde “Dijital Turizm Envanteri” çalışması olarak tanıtılan ve aynı zamanda İzmir’deki kültür mirasının envanteri olduğu iddia edilen http://www.izmirvisit.org isimli İnternet portalinde sevgili dostum Orhan Beşikçi ile birlikte yaptığımız ortak çalışma sonucunda Balçova’daki İnciraltı Doğal Sit Alanı, Bayraklı Turan’daki yeni restore edilen Braggiotti Köşkü, Bayraklı’daki Saint Antoine Kilisesi,  Bergama’daki Elaia ve Perperene antik kentleri, Bornova’daki Peterson Köşkü, Gaziemir’deki tarihi tren istasyonu ve William Sherard botanik bahçesi, Selçuk’taki Dünyanın 7 harikasından biri olduğu söylenen Artemis Tapınağı kalıntıları  gibi toplam 103 adet taşınmaz kültür varlığının dikkate alınmadığı, dikkate alınanların ise eksik ya da yanlış bilgilerle tanıtıldığı ortaya çıkmış ve bu bilgiler aradan 3 yıl geçmiş olmasına karşın hem yeni tescillenen değerler hem de tescilli değerlerdeki değişimler dikkate alınarak güncellenmemiştir. (5) (6) (7)

3. İzmir tarihi kent merkezindeki Kemeraltı ve Basmane bölgelerindeki soylulaştırma çalışmalarını gerçekleştirmek amacıyla 2012 yılında kurulan TARKEM, Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi’nin yan kuruluşu olarak niteleyebileceğimiz Kentimiz İzmir Derneği’nin Avrupa Birliği fonlarından aldığı destekle Ekim 2021-Temmuz 2022 döneminde İzmir metropolündeki 12 ilçeyi (Balçova, Bayraklı, Bornova, Buca, Çiğli, Gaziemir, Güzelbahçe, Karabağlar, Karşıyaka, Konak, Narlıdere) dikkate alınarak Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyeleri Doç. Dr. Ayşegül Altınörs Çırak ile Doç. Dr. Şakir Çakmak‘ın hazırladığı “Kültürel Mirasın Korunmasında Daha Güçlü Bir Sivil Toplum” başlıklı projenin çıktısı olarak yayınlanan İzmir Somut Kültürel Miras Envanteri belgesinin oldukça yetersiz kaldığı görülmektedir. (8)

İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından 2012 yılında İzmir’in 30 ilçesindeki tescillenmiş tüm taşınmaz kültür varlıklarının tescil fişlerinin dikkate alınması suretiyle hazırlanan üç ciltlik İzmir Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri kayıtlarına göre, söz konusu projenin ele aldığı 12 ilçede toplam 1.887 adet tescilli taşınmaz kültür varlığının kaydı bulunduğu halde; aradan 10 yıl geçtikten sonra Kentimiz İzmir Derneği tarafından yürütülen proje kapsamında su yapısı olarak 113, eğitim yapısı olarak 25, endüstri yapısı olarak 25, kilise olarak 23, mezar anıtı/yapısı olarak 10, sinagog olarak 13, ticari yapı olarak 54, cami olarak 82, ulaştırma yapısı olarak toplam 356 adet somut kültürel mirasa yer verildiği, bu itibarla hazırlanan belgenin İzmir’deki tüm somut kültürel mirası kapsayan bir envanter olma özelliğine sahip olmadığı anlaşılmıştır.

4. Bu alanda hazırlanan en son envanter olma unvanına sahip olduğu anlaşılıp İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) ile İzmir Vakfı tarafından hazırlanan İzmir Endüstriyel Miras Envanteri isimli yayının hangi tarihte nerede yayınlandığı kitabın künyesinde yazılmamış olmakla birlikte bu çalışmanın, muhtemelen 2021-2022 döneminde Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Şebnem Gökçen, Doç. Dr. Gürhan Aktaş ve araştırma görevlisi Soner Söyler ile İZKA, İzmir Kalkınma Ajansı‘nın iki görevlisi tarafından hazırlandığı anlaşılmaktadır. (9)

Söz konusu yayın üzerinde yapılan inceleme sonucunda bu yayında toplam 125 adet endüstriyel miras alan ve yapısının uluslararası alanda kullanılan envanter formları dikkate alınmaksızın; örneğin söz konusu endüstriyel mirasın bulunduğu yerler koordinatları belirtilmeden bilimsel makale formatında ele alındığı, bunun dışında kalıp sevgili dostum fotoğraf sanatçısı Erol Şaşmaz‘la birlikte belirlediğimiz 109 adet alan ve yapının ise çalışmaya dahil edilmediği; bu itibarla bu çalışmanın da İzmir’deki tüm endüstriyel miras alan, yapı ve peyzajlarını kapsamadığı; ayrıca düzenleme biçimi itibariyle bir envanter olma özelliğine sahip olmadığı görülmektedir.

Bütün bu eksik, yanlış ve bayat bilgilerle dolu yayınlarının da gösterdiği gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri tarafından kültürel miras envanteri hazırlanmamış, bunun için bir adım olsa bile atılmamış koskoca bir kentte, bir takım gayretkeş derneklerin, kalkınma ajanslarının ve yaptıkları işin kalitesini pek de düşünmeyen akademisyenlerin hazırlayacağı her türlü envanter eksik ve yanlış bilgileriyle hiç bir zaman güncellenme şansına sahip olmayacak, “mış gibi” yapılan bütün bu işler için harcanan paralar da gerçek bir israf olarak hepimizin cebinden çıkıp bizleri yoksullaştırmaya devam edecektir.

……………………………………………………………………………………………

(1) TÜBA Kültür Envanteri Dergisi, 1/2003, 2/2004, 3/2004, 4/2005, 5/2006, 6/2007 sayıları.

(2) Kuşadası Envanteri, Kuşadası Belediyesi, 2010.

(3) Şahin, M., Gölyazı/Apollonia Kültür Envanteri, Nilüfer Belediyesi, Bursa 2014.

(3) Ulusoy Binan, D., Bergama Kentsel Kültür Varlıkları Envanteri ve Çözümlemesi, Bergama Belediyesi, 2018 Ege Yayınları.

(4) Berk, S., Zamanı Aşan Taşlar, Zeeytinburnu’nun Tarihi Mezar Taşları, Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları 7, İstanbul.

(5) https://www.visitizmir.org/

(6) wwww.kentstratejileri.com/2021/03/18/izmir-turizmi-adina-uzun-ince-bir-yol-1/

(7) www.kentstratejileri.com/2021/03/22/izmir-turizmi-adina-uzun-ince-bir-yol-2/

(8) https://drive.google.com/file/d/1lya1wAXcol3oJkIOTWJbTazFic5S297X/view

(9) https://izka.org.tr/wp-content/uploads/2021/08/endustriyel-miras.pdf

İzmir Tarihi Kent Merkezi’ndeki yangınlar ve düşündürdükleri…

Mihriban Yanık

İzmir’in tarihi kent merkezi Basmane‘de, geçtiğimiz gece çıkan yangın, hem Atatürk’le Latife Hanım’ın nikahlarını kıyan müftü Rahmetullah Efendi’nin tarihi evini, hem de içimizi yakıp geçti. Bu yıl içinde önce Kızlarağası Hanı’nın önündeki 861 sokakta, sonra Kemeraltı girişindeki Veysel Çıkmazı’nda, daha sonra kaderine terk edilmiş Kardıçalı Han’da ve en son olarak müftü Rahmetullah Efendi’nin tescilli tarihi evinde ortaya çıkan bu yangınlar gelmekte olan büyük bir tehlikeyi ortaya koyuyor.  

Müftü Rahmetullah Efendi’nin evi cayır cayır yanıyor, 7 Mayıs 2024.
Müftü Rahmetullah Efendi’nin evi, yangından önce…

Hepimizi üzen bu yangınlar sırasında ve sonrasında herkes söndürmek için yardıma konuşuyor; ancak yangınları önlemek için neler yapılması gerektiği konusu düşünülmüyor ve konuşulmuyor. Çıkan yangınların yerine ve çıkış şekline bakıldığında, geçmişte konuşulanların uygulamaya geçirilmediği, bu konuda ciddi önlemlerin alınmadığı ve denetlemelerin yeterince yapılmadığı anlaşılıyor. Oysa her zaman söylediğimiz gibi, alınacak önlemlerin bilinmesi kadar, bunların ciddiyetle ve iş birliği içinde, sürekli olarak denetlenmesi hayati öneme sahiptir. 

Otuz yıldan uzun süredir çalıştığım ve her karışını bildiğim Basmane bölgesi ve tarihi Kemeraltı çarşımızın ihmaller yüzünden yok olmasını, yaralanmasını istemiyorum. Tarihi bölgelerde çıkan her yangın sonrasında kaygı ve korkularım daha da arttığı için, bu yazıyı yazarak kültür mirasımızı koruma konusunda çok duyarlı olduğunu bildiğim dostlarımla ve kentini seven herkesle paylaşmaya karar verdim.  

Kurulduğu günden beri kesintisiz kullanılan en büyük ve en eski açık çarşı olarak bilinen tarihi Kemeraltı çarşısı ile geçmişinde konut bölgesi olma özelliği ile öne çıkan Basmane, büyük bir yangın riski altındadır. Antik Smyrna Kenti’ni de kapsayan Basmane bölgesi ve yangına karşı çok hassas yapı malzemeleriyle inşa edilmiş geleneksel yapıların ağırlıklı olduğu Kemeraltı Çarşısı sadece tarihi yapılardan oluşan bir bölge değil;  aynı zamanda kentin hafızasının kazındığı bir mekȃndır.  Bugüne dek milyonlarca insanın anılarını biriktirdiği, nice zanaatkar, kalfa ve ustanın yetiştiği, geleneksel üretimin yapıldığı bir kültür hazinesidir. Bütün bunlara rağmen mevcut durumuna bakıldığında ona yeterli ilgiyi ve gerekli özeni gösteremediğimiz anlaşılıyor. Bu durumun bir an önce düzeltilebilmesi için bundan böyle bir şeyler yapmamız gerekiyor.

İsterseniz, önce ’Neden’ ve ‘Acaba’ sorularına birlikte yanıt arayalım. 

Neden?

  • Neden tarihi yapıların birçoğu uyuşturucu bağımlılarının, evsizlerin, kaçak mültecilerin işgali altında?
  • Tarihi yapıların güvenlikleri neden sağlanamıyor?
  • Neden tarihi çarşıdaki bazı yapılar izinsiz tadilat yapabiliyor?
  • Yasalar neden yeterince uygulanamıyor, uygulanıyorsa bile, neden hala caydırıcı olamıyor?
  • Bu özel yapılar neden kablolar, teller, caddeye sarkan demir saçak profilleri, eski bezler ve devasa panoların arkasına saklanmış? Depreme ve yangına bu şekilde davetiye çıkarılmış olmuyor mu?
  • Neden bazılarının güzelim cepheleri sırf reklam için, uyumsuz kaplamalarla kapatılmış?
  • Bazılarının üzerine neden kambur gibi eğri büğrü ilaveler yapılmış? 
  • Neden tarihi yapıların içinde tehlikeli maddelerin kullanımı, yapının özgünlüğüne ve strüktürüne zarar verebilecek faaliyetler devam etmekte?
  • En önemlisi ise, yangın sonrası tehlikeli yapı raporu verilen tarihi binalar sadece tehlikeli olan kısımlarının alınması yerine neden ağır iş makinası sokularak temeline kadar yıkılmaktadır? 
  • Neden bazı binalar yanınca, tamamı yıkılmakta ve sonra yerine hemen bir açık otopark yapılmaktadır? Bu otoparklar yasal mıdır? Bunlara engel olunmazsa bu şekilde yapılar yakılarak tarihi bölge hızla yok olmaz mı?
Basmane’de Nebahat Tabak Semt Merkezi ile Kadın Müzesi’nin yanındaki ev yanıyor, 18 Ağustos 2022…
Nebahat Tabak Semt Merkezi ile Kadın Müzesi yanındaki evin yangından sonraki durumu, 18 Ağustos 2022…
Nebahat Tabak Semt Merkezi ile Kadın Müzesi yanındaki evin yangın sonrasındaki perişan durumu, 18 Ağustos 2022…

Acaba?

Tarihi bölgede geçmiş yıllardan bugüne dek, kaç binanın yanıp kül olduğunu gösteren ve bunlara ait bilgilerin derlendiği bir doküman var mıdır?

  • Olası bir yangını önlemek amacıyla yapılacak planda kullanılmak üzere, çarşının bütün olarak yapı stoğu incelemesi ve malzeme analizi yapılmış mıdır?
  • Tarihi bölgeye özel, bütüncül bir yangın planı yapılmış mıdır?
  • Tarihi yapıların yapım türüne göre yangın söndürme yöntemleri belirlenmiş midir? 
  • Ahşap ve taş yapılar tuzlu sudan olumsuz etkilenerek bozulacağından, bu yapıların söndürülmesinde deniz suyunun kullanılamayacağı bilinmekte midir? Bu konuda bir önlem alınmış mıdır?
  • Yola taşan tezgahlar,  eklenti saçaklar varken, itfaiye araçları ve ambulansların nasıl geçeceği test edilmiş midir?
  • Bu yapıların elektrik tesisatları ve iç tesisatları kaç yıllıktır? Tesisatlar yangına dayanıklı malzemeden yapılmış mıdır?
  • Tadilat geçiren yapılarda elektrik tesisatları yangın yönetmeliğine uygun yapılmış mıdır?
  • Yeni yapılarda elektrik tesisatı ve iç tesisatı yangın yönetmeliğine uygun yapılmış mıdır?
  • Yangın tehlikesine karşı yapılarda yangın uyarı sistemleri var mıdır? Bu sistemler itfaiye ile bağlantılı mıdır?
  • Sokaklardaki yeni zemin düzenlemesi sırasında konulan yangın musluklarına su verilmiş midir?
  • Kafeterya ve lokanta gibi gazlı tüpler ve yapılardaki yanıcı gaz depoları için güvenlik önlemleri alınmış mıdır? Aşırı sıcaklarda nasıl korunmaktadır?
  • Yanması kolay olan kâğıt, kumaş, boya gibi maddeler gaz depolarından, tüplerden, ocaklardan uzakta depolanmış mıdır?
  • Çatı aralarına kuş, böcek, vb. canlıların girmemesi için havalandırma boşluklarında gerekli önlemler alınmış mıdır?
  • Çatı aralarına yanıcı maddeler, kâğıt, kumaş, boya vb. çeşitli kimyasal atıklar depolanmış mıdır?
  • Binaların içine ve dışına sonradan kaplanan yanıcı kaplama malzemelerini kimler kontrol etmektedir?
  • Kent içinde tarihi bölgedeki yapılarda bulunan kâğıt, plastik vb. atık toplama depoları tarihi bölge dışına çıkarılamaz mı? Bu depoların kent merkezinde bulunması yangın tehlikesini artırmaz mı? 
  • Tarihi bölgedeki atık depolarında yangın önlemleri alınmış mıdır? Denetlenmekte midirler?
  • Bu binalar düzenli olarak içeriden ve dışarıdan denetlenmekte midir? 
  • Bütün bu sorunların muhatapları durumun ciddiyetini kavrayarak iş birliği içinde çalışmakta mıdır?

Benzeri sorular beynimde dönüp dururken, sadece sormak yetmez neler yapmamız gerekir diye düşünmeden edemiyorum. 

Sorular çoğaltılabilir korumak için bütün bu ve benzeri soruların cevaplanması ve gereğinin acilen yapılması şarttır.

Bilindiği gibi, geleneksel mimari tarzımızda kullanılan yapı malzemeleri çabuk tutuşan ve kolay yanan malzemelerdir. Tarih boyunca, yeterli tedbirlerin alınmaması ve çeşitli dikkatsizlikler sonucunda birçok küçük çaplı yangının yanında büyük yangınların da çıktığı bilinmektedir. İzmir’de ahşap yapı malzemelerinin yoğun olarak kullanıldığı Osmanlı döneminde, 1841 yılında çıkan büyük yangında Müslüman ve Yahudi mahallelerindeki evlerin üçte ikisinin yandığı çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. 1922 yılı Eylül ayında çıkan büyük İzmir yangınında da günümüzde Kültürpark’ı da içine alan çok geniş bir bölgedeki kâgir konutlar, fabrika, dini tesis ve işyerlerinin yandığı bilinmektedir. Yanan bölgelerde sadece acı can kayıpları yaşamıyoruz, bunun yanında eşsiz tarihi yapılarımız, tüm ekosistem ve zengin kültürümüz de yok olup gitmektedir. Özetle, maddi ve manevi büyük kayıplarımız olmaktadır. 

Ne yazık ki kentimizin tarihi yapı dokusu ve çarşımız gün geçtikçe daha fazla bozulmakta ve yıpranmaktadır. Bölgenin günümüzdeki durumu, tarihi önemine ve esnafa bunca katma değer sağlamasına rağmen içler acısıdır. Bir an önce harekete geçmezsek olacak büyük kayıplarda üzülmemizin, dövünmemizin bir faydası olmaz. Bu nedenle, binlerce yıllık yaşanmış anıları da biriktiren tarihi çarşımızdaki ‘özellikle kagir yapıların’ gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla gerekli teknik çalışma, araştırma ve kanuni düzenlemelerin acilen yapılmasına, gelişmiş teknolojilerin yapının özgünlüğünü bozmayacak şekilde kullanılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

 Artık üzülmek yerine gerekli önlemleri almak ve denetlemeleri yapmak zamanı çoktan gelmiştir.

Bu konuda mevcut durum ve önemli tehlikelere ve neler yapılması gerektiğine ana başlıkları ile değinmek istiyorum.

Kemeraltı, Kızlarağası Hanı yakınındaki 861 sokaktaki yangın, 1 Şubat 2024…

Mevcut durum…

Tarihi yapılar, sahiplerinin bilgisi dışında kim olduğu belirsiz kişilerin saldırısı ile karşı karşıyadır. Gece veya gündüz demeden içeriye girilerek yasa dışı işlerde kullanılmakta ve yapıya ait tüm özgün malzemeler çalınıp yok edilmektedir. Bu kişilerin bina içinde bilerek veya bilinçsizce yaktıkları ateşler sonucunda bu binalar yanmaktadır.

Mevcut yapısal durumu gözlediğimizde ise, birbirine bitişik kâgir yapıların çoğunda kat ilaveleri ve değişikliklerin yapıldığı, bu tadilatlar sırasında özellikle çatılarda var olan yangın önleme duvarlarının zedelendiği, değiştirildiği veya kat ilavesi sonucu kaldırıldığı anlaşılmaktadır. 

Ayrıca binaların cephelerinde bulunan karmaşık kablolar, metal-plastik saçaklar, reklam tabelaları ve kaplamaların uygun olmayan malzemelerle, yangını hızlandıracak şekilde bir karmaşa içerisinde olduğu gözlemlenmektedir. 

Tarihi yapılara yapılan kaçak kat ve ilaveler ise mevcut elektrik tesisatını zorlayarak yangına ortam hazırlamaktadır. 

Yanıcı maddelerle yapılan faaliyetleri barındıran işlevlerin tarihi binaların içinde sürdürülmesi de bu tehlikeyi artırmaktadır.

Mevcut binaların çoğunda elektrik tesisatı ve kabloların eskimiş olduğu bilinmekte, tadilat sırasında yenilenenlerin ise yanmayı geciktirici malzemelerden yapılıp yapılmadığının kontrol edilmesi, şayet uygun değilse derhal değiştirilmesi istenmelidir. 

Tarihi yapıların içinde yoğun olarak yanıcı maddelerle yapılan faaliyetlerin de sürdüğü gözlemlenmektedir. 

Çarşı içindeki acil durumlarda ambulans ve itfaiye araçlarının geçiş yollarının birçok yerde, dükkân önü vitrin ve tezgâhlarla, çiçekliklerle, demir taşıyıcılı saçaklarla, seyyar satış üniteleri ile daraltılmış olduğu görülmektedir. 

Kemeraltı, Veysel Çıkmazı’ndaki yangın, 27 Nisan 2024…

Yasal düzenlemeler…

19.12.2007 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan “Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik” hükümleri incelendiğinde, tarihi binalar için konuların yeterince açık olmadığı; ancak, koruma kurullarına ve belediyelere yetki verildiği anlaşılmaktadır. Koruma kurullarında ve belediyelerin itfaiye birimlerinde ise genellikle, tarihi binalardaki elektrik tesisatı konusunda uzman bulunmadığı bilinmektedir. Özetle, hem yasal mevzuatta hem de denetleme aşamasında esaslı düzenlemelere ve uzman denetim elemanlarına ihtiyaç bulunmaktadır. 

Yönetmelikte 10.08.2009 tarihinde yapılan değişiklikle, tüm tarihi yapılarda yangını önleyici uyarıcı veya yangın söndürme tertibatlarının kurulması, tesisatların yangına karşı dayanıklı, yanmayı geciktirici malzemelerden yapılması, yapının özgünlüğünü bozmadan yanmayı geciktirici özel kaplama ve boyalar kullanılması istenmektedir. Söz konusu yönetmeliğin 83. maddesinde elektrik tesisatında kullanılacak kabloların nitelikleri ayrıntılı olarak belirtilmektedir. 

İtalya, İngiltere, İsveç gibi Avrupa ülkelerinde genel bir yangın yönetmeliği bulunmakla birlikte tarihi yapılar için özel olarak yapılmış yasal düzenlemeler bulunmaktadır. Yoğun kültür varlığına sahip olan ülkemizde ise Avrupa ülkelerindekine benzer şekilde bugüne dek böyle bir yönetmeliğin hazırlanmamış olması ise büyük eksikliktir. Ülkemizde bir yandan geleneksel yapı stoğumuzun envanterlerinin hazırlanması, diğer yandan bu yapılarda yangın önlemlerinin nasıl alınacağı, yeniden inşa, restorasyon veya küçük onarım kapsamında yangın tesisatlarının nasıl olacağı konusunda gerekli yasal düzenlemelerin detaylı şekilde yapılması zorunludur. Ayrıca yangının çıkmadan önlenebilmesi için gerekli uyarı sistemlerinin kurulması, uyarı sistemlerinin, acil müdahale için itfaiye ve ilgili birimlerle bağlantılı olması sağlanmalıdır. İtfaiye ve ambulansların geçişinin sağlanması için ulaşım yollarında tezgâh, dolap, masa, saçak, çiçeklik, asılı pankart ve tente gibi engellerin bulunmaması, bu nedenle geçiş yollarının sürekli kontrol altında tutulması önemlidir. İşyerlerinin tesisat denetimleri de düzenli olarak ve ciddi bir şekilde yapılmalıdır. Denetim konusunda belediye zabıtası kadar, işyeri ruhsat ve belediyelere bağlı koruma uygulama ve denetim birimlerine (KUDEB) ait yetkilerin kullanılması gerekmektedir. Yapıların yangın konusundaki hassas malzeme denetimleri KUDEB’ler tarafından yapılmalı, teknik elemanlar arasında en az bir tanesinin konunun uzmanı elektrik mühendisi veya teknikeri olması sağlanmalıdır. KUDEB’ler, tarihi bölgelerdeki kaçak inşaatları, kaçak katları, eklentileri, çatı ve cephelere yapılan kaplamaları, yapıyı kapatan reklam panolarıyla tabelaları, basit ve esaslı onarımların denetimlerini yapmalıdır. Ancak bugüne kadarki uygulamalarda, alanda denetim yapmak yerine işin ‘sadece dilekçe ve şikayetlerin değerlendirilmesi’ şeklinde yürütüldüğü, denetimlerin sadece zabıtalara bırakıldığı, zabıtaların da tarihi yapıların fiziksel denetimi konusunda bilgili ve yetkili olmadığı, bu anlamda sadece dükkân önlerine konulan tezgâhları denetledikleri görülmektedir. Ne yazık ki zabıta tarafından yapılan bu denetimler çoğu zaman göstermelik olmakta, çoğu kez tarafların güç gösterisine dönüşmekte, karşılıklı diyalog kurulamadığı için sorunlar çözülmek yerine daha da karmaşık hale gelmekte, çözülse bile kalıcı olmamaktadır. 

Kent genelinde kalıcı çözüm için, tüm tarafların katılımı ile çarşıya özel bir çalışma ve kullanım yönetmeliği hazırlamakla işe başlanabilir. Ayrıca yürürlükte olan yasa ve yönetmelikler konusunda tüm tarafların periyodik olarak bilgilendirmesi, bunun belgelendirilmesi, uygulamalara müdahale edilip kontrol edilmesi sağlanmalıdır. Yapılan iyileştirmelerin kısa sürede bozulmaması ve başa dönülmemesi için hem İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni hem de Konak Belediyesi’ni  ve tarihi doku barındıran diğer ilçe belediyelerini kapsayan daimî bir iş birliği ile sıkı bir denetim yapılması gerekmektedir. 

Yangınları kolaylaştıranlar: Atık depoları… Hepsi denetlenmeyi ve kent dışına çıkarılmayı bekliyor…
Yangını kolaylaştıranlar: Düzensiz çevre…
Yangını kolaylaştıranlar: Düzensiz işyeri ortamları… Hepsi denetlenmeyi bekliyor…

İşte bütün bu nedenlerle, kültür mirasımızı korumakla görevli kamu kurumlarının, içine kent tarihçileriyle uzmanları,  araştırmacılarla kent gönüllülerini dahil edeceği gönüllü bir beraberlik içinde bugüne dek yanıp yok olmuş yapıları belgeleyip envanterlerini çıkarmak suretiyle kayıt altına alması sağlanmalıdır. Bu konu, yaşadığımız ve çalıştığımız kente dair toplumsal hafızanın gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayacak doğru, yerinde ve yararlı bir çalışma olacaktır. 

Tarihi bölge ve yapılarda söndürmeyi bilmemek: sıkılan tazyikli su ile yıkımı daha da kolaylaşan müftü Rahmetullah Efendi Evi yangını, 7 Mayıs 2024…

Bütün bu sorunların tespiti ve çözümü için çok çaba harcamış, çok üzülmüş biri olarak, tarihi dokuya ve İzmir’e gönül vermiş, üzülmüş tüm insanlarla bir araya gelerek, yasal düzenlemelerin geliştirilmesine ve uygulanmasına katkı sağlayacak önemli bir itici güç oluşturmamız gerektiğine inanıyorum. Bu amaçla oluşturulmuş bir sivil yapı ile güçlü bir şekilde kültür mirasımızla ilgili tüm çalışmaları izleme, önerilerde bulunma ve iyileştirmelere yardımcı olma fırsatı yakalayabiliriz. Umarım belediyelerin ilgili birimlerinde de liyakatli, bilgili, dürüst ve çalışkan yöneticiler atanır ve iyi ekipler kurulur. Böylece kamu ile sivil toplumun iş birliğinden kaynaklanan güç ile sorunlar azaltılır ve her günün sabahında yangın haberleriyle değil güzel haberlerle uyanırız.

Bu yıl yapılması düşünülen Basmane Günleri etkinliklerinde bu konuda daha detaylı görüşme ve tartışmalar yapılması suretiyle mevcut iş birliklerinin geliştirilip güçlendirilmesini arzu ediyorum. 

Yangınsız, tehlikesiz ve iyilik dolu günlerde buluşmak dileğiyle…

“Kaymakamlık İstasyonu”…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde Basmane‘ye gitmek için Halkapınar aktarma istasyonuna girdiğimde hem istasyon binasının değişik yerlerinde hem de Evka3 yönünden gelen metro vagonunun önünde metro hattının son istasyonu olarak “Kaymakamlık” isminin yazılı olduğunu gördüm ve 24 istasyona sahip bu 27 kilometrelik metro hattının Bornova, Konak, Karabağlar, Balçova ve Narlıdere ilçelerinden geçtiğini ve her bir ilçede ayrı bir kaymakamlığın bulunduğunu dikkate alarak metronun hangi istasyonuna “Kaymakamlık” isminin verildiğini tahmin etmeye çalıştım.

Tabii ki, 2024 seçimlerinden önce ÇED raporundaki iki ayrı istasyonun kaldırılması suretiyle mevcut Evka3-Fahrettin Altay metro hattına eklenen ve metro inşaatı devam ederken iş yapmış gibi gözükmek amacıyla alelacele açılan 7,2 kilometrelik yeni Fahrettin Altay-Narlıdere metro hattını dikkate alınca, “Kaymakamlık İstasyonu” olarak adlandırılan son durağın Narlıdere Kaymakamlığı‘nın yakınındaki son istasyon olduğunu anladım.

Böylesi bir adlandırma işinde “Kaymakamlık” gibi bir merkezi yönetim biriminin adının hangi devletçi kafayla seçildiğini düşünürken, diğer yandan da geçtiği güzergȃhta toplam beş adet kaymakamlığın bulunduğu metro hattındaki Konak İstasyonu‘na aynı kafayla neden “Valilik İstasyonu” adının verilmediğini düşünür oldum…

Üstüne üstlük Halkapınar‘dan metroya bindikten sonra yaşlı kadınlardan oluşan bir grubun önce kendi aralarında tartışıp daha sonra ortalığa sordukları “Kaymakamlık durağı neresi?” sorusuna karşılık olarak başka bir yolcunun “Narlıdere, son durak” cevabını duyunca herkesin şaşkın bakışları altında kahkahalarla gülmekten kendimi alamadım ve çevremdekiler niye böyle bir tepki verdiğimi anlamasalar da en kısa sürede bu konu ile ilgili bir yazı yazma konusunda kendi kendime söz verdim…

Daha sonra bu konuyu sadece eklenen ek metro hattı nedeniyle değişen son istasyona yanlış; daha doğrusu anlamsız bir isim vermenin dışında, daha genel bir çerçevede düşünmenin gerekli olduğunu; bu tuhaf durumun yıllardır farklı şekillerde dile getirilen İzmir‘e özgü bir sorundan kaynaklandığını, 17 duraktan oluşan mevcut hatta 7 duraklı yeni bir hattın eklenmesi suretiyle ortaya çıkan 27 kilometrelik koskoca bir hattın son istasyonunu isimlendiren kamu otoritelerinin konuya ne kadar dar ve sığ bir açından baktıklarını keşfettim.

O nedenle de, bu durumun çoğu kez İstanbullular tarafından dile getirilen “taşralı olma hali” ya da rahmetli Ekrem Akurgal‘ın “uygarlığın doğduğu topraklar” olarak nitelediği gerçek bir dünya kentini, kendilerinin “kasabalı” küçük dünyasından görüp “İzmir’i dünya kenti yapacağız” sloganı ile küçük görüp adeta aşağılayan, bu kentin sahip olduğu değerleri, yetiştirdiği kültür, sanat ve bilim insanlarını bile tanımayan, onlara gereken değeri göstermeyen, “ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler” deyişi ile tanımlayabileceğimiz çevre ve kişilerin İzmir‘e layık gördükleri bir ruh hali ile ilgili olduğunu anlamaya başladım.

Aynı duruma, geçtiğimiz yıllarda İzmir‘deki mahallelerle ESHOT duraklarını ve okul isimlerini analiz ettiğim bir araştırmada da tanık olmuş, bu kentteki mekȃnların adlandırılması konusunda çok dar ve sığ bir görüş açısının geçerli olduğunu, otobüs duraklarıyla mahalle ve okullara genellikle o mekȃnın yakınında bulunan dağ, tepe, pınar ve ağaç gibi coğrafi işaretlerin ya da resmi bir kurumun adının verildiğini görmüştüm. Bir de buna Cumhuriyet’in ilk yıllarında özgün adları bırakılarak ve unutularak akılda tutulması mümkün olmayan rakamların verildiği cadde ve sokakları ilave ettiğimizde bu kentin toplumsal hafızasının nasıl yok edildiğini daha iyi anlamış ve bunun kentin yitirilmesi kadar önemli olduğuna inanmıştım.

İşte o araştırmanın da gösterdiği gibi, durak, mahalle ve okullara kısıtlı bir dağarcık üzerinden isim bulan resmi otorite, İzmir‘deki metro hattının Narlıdere‘deki son durağına “Kaymakamlık” adını verirken de aynı kısır, dar görüş açısının esiri olmuş, daha geniş bir açıdan akılda kalacak ve o istasyonu daha iyi ifade edebilecek başka bir isim vermeyi; örneğin, aynı istasyonun yakınındaki Narlıdere Belediyesi‘ne ait Atatürk Kültür Merkezi‘ni işaret edecek şekilde “Narlıdere AKM” ya da Narlıdere’yi 12 Eylül 1922’de Yunan ordusunun işgalinden kurtaran Albay Çolak İbrahim‘in veya Yüzbaşı Kemal‘in adını vermeyi akıl etmemişti.

Oysa bu kent Ege uygarlığının ve Levant‘ın merkezi bir dünya kentiydi, iç ve dış turizm faaliyetlerinin yoğun olduğu, her yıl binlerce turistin ziyaret ettiği bir turizm kentiydi ve bu kentte metronun son durağına daha anlamlı isim seçenekleri dururken, kupkuru bir “Kaymakamlık” adı veriliyordu… Böylesi önemli bir kentte çok daha anlamlı isimler dururken mülki bir yönetim kademesi olarak bu ülkede toplam 922 adet, İzmir‘de de 30 adet bulunan bir mülki yönetim kademesinin adını seçip o son durağa “Kaymakamlık İstasyonu” adını vermek, nasıl bir düşüncenin, anlayışın, kavrayışın ve yaşadığı kenti tanımayışın örneğidir?

İşte o nedenle, İzmirli yaşlı bir kadının metrodaki yolculara sorduğu o soru bana göre yerinde, doğru, haklı ve anlamlı bir tepki, hepimizin anlamlar çıkarması gereken bir soruydu.

Ve neyse ki bu metro hattı Urla‘ya kadar uzatılmamış ve Urla‘daki son durağa hattın açıldığı tarihte görevde olan kayyum kaymakama ithafen “kayyum kaymakam” ismi verilmemişti… Bu bile bizim açımızdan bir kȃrdı…

Kaymakamlık” durağında inmek isteyenler! Durağa geldik, hadi hep birlikte inelim ve yaşadığımız toprakları, kentleri daha iyi tanıyıp onların değerini bilelim…

Belediyelerin tarımsal destek hizmetlerini bekleyen büyük tehlikeler; farkında mıyız?

Ali Rıza Avcan

6 Mart 2019 tarihinde kaleme aldığım “Ciddi bir uyarı” (1) başlıklı yazı ile, Sayıştay‘ın İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilgili 2016 yılı Denetim Raporu‘nun “Mevzuata Aykırı Olarak Tarımsal Yardımların Yapılması” başlıklı maddesinde dile getirilen “kooperatiflere, kooperatif birliklerine, meslek odalarına ve çiftçilere yapılan büyük tutardaki tarımsal yardım ve ödemelerin mevzuata uygun olmadığı” ile ilgili bulgunun, CHP‘li belediyelerin tepesine asılmak istenen “Demokles’in kılıcı” benzeri bir tehdit olarak ciddiye alınmasını, şimdilik bir uyarı olarak dile getirilen bu durumun herhangi bir şikayet durumunda şimdiye kadar yapılan yardımların tazminine konu olabileceğini belirtmeye çalışmıştım.

Nitekim daha sonraki tarihlerde yardım amacıyla başında Neptün Soyer‘in bulunduğu Köy-Koop İzmir, İzmir Tarımsal Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği‘nden yapılan büyük miktardaki doğrudan alımlar nedeniyle düzenlenen özel bir Sayıştay raporu neticesinde, hem bu tür yardım adı altındaki ödemelerin önü kesilmiş, hem de yapılan ödemeler tazmine konu olmuştu.

O tarihlerde dile getirmeye çalıştığım belediyelerce gerçekleştirilen tarımsal yardımların neler olabileceği, bu yardımların ne şekilde yapılacağı, bu yardımlar konusunda merkezi yönetimle belediyelerin nasıl bir işbirliği yapabileceğini, belediyelerce yapılan tarımsal yardımlarla merkezi yönetim birimlerince yapılan diğer tarımsal hizmetlerin il ve ilçe boyutunda nasıl bir bütünlük oluşturacağı gibi temel konuların Tarım ve Orman Bakanlığı‘nca düzenlenecek özel bir yönetmelikle belirlenmesine ilişkin önerimiz, aynı belirsizlikten yararlanan iktidar belediyelerini rahatsız etmemek, onların Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın kırsal kalkınma destekleriyle birlikte her şeyi yapmalarını mümkün kılmak amacıyla geçen zaman içinde dikkate alınmamış; bu konularda birtakım akılcı çözümler önerilmesine karşın, tarımsal yardımlar konusundaki belirsizlik bilerek ve isteyerek sürdürülmüştü. (2)

Ancak aradan geçen zaman içinde CHP‘li belediyelerin tarımsal yardımlar konusunda “İzmir Modeli” ve “İstanbul Yaklaşımı” gibi uygulamalarla öne çıkması üzerine AKP iktidarı bu konuyu tarımsal faaliyet ve üretimin planlanması boyutunda Tarım Kanunu‘nda değişiklik yaparak ve bu değişiklikle ilgili bir uygulama yönetmeliği çıkararak “tarımın planlanması” adı altında kendi kontrolüne almayı tercih etmiş; böylelikle belediyelerce yapılan tarımsal yardımlar için özel bir yönetmelik düzenlenmesine gerek kalmamıştır.

Buna göre, 5488 Sayılı Tarım Kanunu‘nun 23 Mart 2023 tarih, 7442 sayılı kanunun 2. maddesi ile değişik 7. maddesi ile “tarım sektörü ile ilgili politikaların tespit edilmesi, planlanması ve koordinasyonu ile ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılarak uygulanmasındanTarım ve Orman Bakanlığı yetkili olup; bakanlıkça belirlenen ürün ve ürün gruplarının üretimine başlanmadan önce bakanlıktan izin alınması gerekmektedir. Bu madde hükmüne göre bakanlık, “tarımsal üretimin planlanması, gıda güvence ve güvenliğinin sağlanması, verimliliğin artırılması, çevrenin korunup sürdürülebilirliğin tesis edilmesi için” “arz ve talep miktarı ile yeterlilik derecesini dikkate alarak hangi ürün veya ürün gruplarının üretileceği ile tarım havzası veya işletme bazında asgari ve azami üretim miktarlarını” belirleyecek, aksine hareket edenleri aynı maddede yazılı yöntemlerle cezalandıracak ve buna ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla bakanlıkça bir yönetmelik çıkaracaktır.

5488 Sayılı Tarım Kanunu‘nun 7. maddesinin verdiği yetkiye göre düzenlenip 14 Eylül 2023 tarih, 32309 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Tarımsal Üretimin Planlaması Hakkında Yönetmelik“, planlama çalışmasının ayrıntılarını ortaya koymuş ve tarımsal üretimin planlanması görevini bakanlığın ilgili merkez ve taşra örgütleri ile ‘Kurul‘, “Teknik Komite‘, ‘İl/İlçe Tahkim’‘, ‘İl/İlçe Keşif ‘ ve ‘İl/İlçe Tespit‘ komisyonlarına vermiştir.

Aynı yönetmeliğin 6 ve 7. maddelerine göre merkezde oluşturulacak ‘Tarımsal Üretimin Planlaması Kurulu‘na bağlı olarak il ölçeğinde valilik oluru ile oluşturulacak teknik komitelere vali yardımcısının başkanlığında 1 adet bakanlık il müdürü, il müdürlüğünün tarımsal üretimden sorumlu en az 3 şube müdürü ve tarımsal üretim planlama birim sorumlusu, bakanlık araştırma enstitüsünden 1 temsilci, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü‘nün ilde bulunan birimini temsilen 1 temsilci, büyükşehirlerde ve büyükşehir bulunmayan illerde büyükşehir belediyesinden ya da il özel idare genel sekreterliğinden 1 temsilci, ildeki üniversitelerin bünyesinde ziraat, veterinerlik ve su ürünleri bölümü bulunması halinde her fakülteden birer temsilci, ziraat odalarıyla ticaret borsalarından 1 temsilci, ilde bitkisel üretim, hayvancılık ve su ürünleri alanında faaliyet gösteren en fazla üyeye sahip üretici birliği, yetiştirici birliği, kooperatif ve derneklerden her bir faaliyet alanı için 1 kişiden fazla olmamak üzere en fazla 3 temsilci katılacak, bakanlık gerekli gördüğü takdirde teknik komite toplantılarına temsilci gönderebilecektir.

Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, tarımsal faaliyetlerin il ölçeğinde planlanması için oluşturulan teknik komitelere TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası temsilcisi alınmadığı gibi, İzmir özelinde 16 kişiden oluşan bu komitede sadece 1 adet büyükşehir belediyesi temsilcisi bulunacaktır.

Asıl önemli değişiklik ise, aynı yönetmeliğin belediyeleri bu yönetmelik hükümlerine dahil eden 13. maddesinin 8., 14. maddesinin 3. ve 16. maddesinin 2. fıkrası hükümleridir:

Madde 13, Fıkra 8:Kamu kurum ve kuruluşları ile bağlı ortakları, belediyeler ve il özel idareleri bitkisel üretime yönelik proje veya uygulamalarında bu yönetmelik hükümlerine tabidir.

Madde 14, Fıkra 3:Kamu kurum ve kuruluşları ile bağlı ortaklıkları, belediyeler ve il özel idareleri hayvansal üretime yönelik proje ve uygulamalarında bu yönetmelik hükümlerine tabidir.

Madde 15, Fıkra 2:Su ürünleri üretiminin planlaması ile ürün veya ürün gruplarının belirlenmesine ilişkin iş ve işlemler, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü tarafından ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde yapılır.

Bu üç fıkra hükmünü dikkate aldığımızda, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanıp 14 Eylül 2023 tarihinde yürürlüğe giren yönetmeliğe göre, bitkisel ve hayvansal üretimle su ürünleri üretimiyle bunlara ilişkin destekler tümüyle Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın istek ve iradesine bağlanmış; böylelikle bundan böyle büyükşehir belediyeleriyle ilçe belediyeleri tarafından yürütülen tarımsal destek hizmetleri, bitkisel ve hayvansal üretimle su ürünleri üretimi bundan böyle planlanıyor adı altında Tarım ve Orman Bakanlığı ile illerdeki komitelerin iradesine bırakılmış, belediyelerin tarımsal yardım ya da destek adı altında yapacağı bütün faaliyetler plan bütünlüğü içinde bu komitelerin tercihlerine teslim edilmiş, aynen büyükşehir belediyelerine bağlı ulaşım koordinasyon kurullarında (UKOME) olduğu gibi iktidardan yana kurum ve kuruluşların çoğunlukta olduğu kurul ve komiteler eliyle ve bu komitelerin izin vermediği konularda yardım ya da destek yapılmasının önü kesilmiştir.

Bu ise, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu‘nun 7. maddesinde yazılı tarımsal desteklerin nasıl yapılacağını gösteren bir yönetmeliğin Tarım ve Orman Bakanlığı‘nca düzenlenmesi gerektiği şeklindeki o eski önerilerimin artık bundan böyle geçerli olmadığını, bakanlığın bundan böyle bu sorunu ya da belirsizliği hepimizin olumlayıp desteklediği ‘tarımsal üretimin planlaması‘ boyutunda, büyükşehir belediyeleriyle ilçe belediyelerini planlama faaliyetlerinin içine dahil etmek suretiyle ve kendi temsilcilerinin çoğunlukta olduğu teknik komiteler eliyle gerçekleştireceğini, teknik komite tarafından uygun görülmeyen ve planlanmayan tarımsal desteklerin engelleneceğini, bu engellemelere karşı çıkan üretici ve işletmelerin cezalandırılacağını göstermektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin yazısı.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı‘ndan aldığım 6 Ekim 2023 tarih, 532825556/622.01 sayılı yazı ile 22 Nisan 2024 tarihinde CHP Anayasa Mahkemesi Koordinatörlüğü ile yaptığım telefon görüşmesinden edindiğim bilgilere göre, CHP tarafından Tarım Kanunu‘nun 23 Mart 2023 tarih, 7442 sayılı kanunla değişik 7. maddesi altıncı fıkrasındaki “bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle belirlenir” hükmünün iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle yapılan başvurunun E. 2023/96 sayılı dosyada incelendiği anlaşılmakla birlikte; basında, sosyal medyada ve CHP‘ne ait kurumsal web sitesinde bu başvuruya ilişkin herhangi bir haber ya da bilgiye rastlanmadığı gibi, CHP‘lilerin, belediyelerin, belediye başkan adaylarıyla seçilen belediye başkanlarının ve asıl önemlisi halkın bu konuda bilgilendirilmediği anlaşıldığından kamuoyu bilgisi ve desteğinden yoksun bu başvurunun önümüzdeki günlerde nasıl bir sonuca ulaşacağı bilinmemektedir.

Ayrıca CHP, Anayasa Mahkemesi‘ne yaptığı başvurunun gerekçelerini, parti olarak aldıkları prensip kararı uyarınca benimle ve kamuoyu ile paylaşmamakla birlikte; 5488 sayılı Tarım Kanunu‘nun 7. maddesinde yapılan değişikliklerin iptalini ve yürütmesinin durdurulmasını, sadece bu maddenin uygulanması ilişkin usul ve esasları düzenlenmek amacıyla çıkarılacak/çıkarılan yönetmelikle sınırlayıp bu yönetmeliğin düzenlenmesine gerekçe oluşturan diğer madde değişiklikleri için, örneğin aynı madde hükmü uyarınca planlama kararlarına uymayanlara verilecek cezaları gösteren 3, 4 ve 5. fıkra hükümleri için talepte bulunmamasının idare hukuku açısından gerçekçi ve sağlam bir dayanağı olmadığını; ayrıca, tarımsal faaliyetlerin nasıl planlanacağını gösteren böylesine bir yönetmeliğin çıkarılmasının elzem olduğunu düşündüğüm için bence böylesine zayıf gerekçelere dayanan bu talebin Anayasa Mahkemesi tarafından reddedileceğini, bu konuda asıl yapılması gereken işin, anti demokratik hükümlerle dolu söz konusu yönetmeliğin iptali ve yürütmesinin durdurulması için belediyeler eliyle idare mahkemelerinde dava açılması olduğunu düşünmekteyim.

30 Eylül-2 Ekim 2022 tarihlerinde İstanbul’da yapılacağı duyurulan; ama yapılmayan tarımsal kalkınma zirvesi…

O nedenle de, ‘tarımsal üretimin planlanması‘ adı altında ortaya çıkan bu tehdit ortadan kalkmadığı sürece belediyelerin ve yeni belediye başkanlarının bundan böyle izlemek isteyecekleri tarım politika ve, stratejileriyle uygulamaların ne olacağını merak edip araştırmanın, bunun için değişik adlar altında toplantılar düzenleyip tartışmanın ve tarımsal yardımları planlamanın fuzuli ve anlamsız bir çaba olacağını, bu konuda yapılacak ilk işin 5488 sayılı Tarım Kanunu‘nun 7442 sayılı kanunla değişik 7. maddesine dayanılarak çıkarılan yönetmelik hükümlerine göre, büyükşehir belediyeleriyle ilçe belediyelerini oluşturulacak komitelerde azınlıkta bırakan, etkisiz kılan hükümlerinin bir an önce yürütmesinin durdurulup iptal edilmesi için kamuoyunu bilgilendirip arkasına alarak belediyeler eliyle mücadele etmek olduğunu düşünüyorum.

…………………………………………………………………………………………………

Alıntılar

(1) https://kentstratejileri.com/2019/03/06/ciddi-bir-uyari/

(2)Büyükşehir Belediyelerinin ve İlçe Belediyelerinin Tarımsal Destekleme Hizmet Standartlarının Geliştirilmesi Projesi Mevcut Durum Raporu“, Haziran 2021, Yerel Yönetim Reformu Projesi (YYR III), https://www.lar.org.tr/wp-content/uploads/2022/06/A.2.2.1.-Tarimsal-Destek-Hzm_MDA.pdf (Erişim Tarihi: 18.04.2024)

https://anayasa.gov.tr/tr/mahkeme-gundemi/genel-kurul/31-mayis-2023-genel-kurul-gundemi-ve-sonuclari

Yararlanılan Kaynaklar

Gökçe, S., Titiz, T., Özden, F., Işın, F., “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kırsal Kalkınmaya Yönelik Hizmet Kalitesinin Değerlendirilmesi: Bergama ve Ödemiş İlçeleri Örneği, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi 2022, 59 (3), s.513-527.

Gözler, K. ,”6360 Saylı Kanun Hakkında Eleştiriler: Yirmi Dokuz İlde İl Özel İdareleri ve Köylerin Kaldırılması ve İlçe Belediyelerinin Büyükşehir İlçe Belediyesi Hâline Dönüştürülmesi Anayasamıza Uygun mudur?, Legal Hukuk Dergisi, Cilt 11, Sayı 122, Şubat 2013, s.37-82.

Lehimler, H. M. “Köylerin Mahalleye Dönüştürülmesinin Sosyal Etkileri Saha Araştırması Bulguları ve Hukuk Sosyolojisi Açısından Değerlendirilmesi“, Belediyelerin Geleceği ve Yeni Yaklaşımlar 3. Cilt, Aralık 2017, s.306-316.

Taşkan, G., Görmüş, S., “6360 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Yasası’nın Kırsal Alan Üzerindeki Etkilerinin Okunması, TÜCAUM 2022 Uluslararası Coğrafya Sempozyumu, 12-14 Ekim 2022, Ankara, s.159-171.

Yalçın, A. Z., “Yerel Kalkınma Bağlamında Kooperatifler ve Belediye Etkileşimi, Maliye Araştırmaları Dergisi, Cilt 8, Sayı 1, 2022 Haziran, s.1-20.

Yenigül, S.B., “Büyükşehirlerde Tarımsal Alanların Korunmasında Kentsel Tarım ve Yerel Yönetimlerin Rolü, Megaron Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi E-Dergisi, Cilt 11, Sayı 2, s.291-299.

Zengin, O., “Büyükşehir Belediyesi Sisteminin Dönüşümü – Son On Yılında Değerlendirmesi, Ankara Barosu Dergisi, 2014/2, s.93-116.

Büyükşehirlerde Tarım ve Kırsal Kalkınma, “Büyükşehir Belediyelerince Sunulan Tarımsal Desteklemelere Yönelik Usul ve Esasların Belirlenmesi “, Türkiye Belediyeler Birliği, Ankara 2021, s.114-115.