Bu ülkede, bu kentte mezar sahibi olabilmek… (1)

Ali Rıza Avcan

İzmirli yazar, gazeteci ve siyasetçi Bezmi Nusret Kaygusuz (1890-1961) üzerine 17 Haziran ve 29 Temmuz 2024 tarihlerinde iki ayrı yazı yazmıştım.

Bu yazılarda, Bezmi Nusret Kaygusuz‘un yaşamı üzerine bilgiler verip bir yazar ve gazeteci olarak yazıp çizdiklerini, Osmanlı Demokrasi Partisi genel sekreteri olarak İttihatçılara karşı yapıp eylediklerini ve onların hışmına uğradığında ne zorluklar yaşadığını anlatarak hayattayken ailesi ile birlikte yaşadığı evi 3 Temmuz 2024’de Ballıkuyu‘da arayıp bulduğumuzu, 26 Temmuz 2024’de eşi Devlet Hanım‘la yan yana yattığı Kokluca Mezarlığı‘ndaki kabrini ise tüm aramalarımıza rağmen bulamadığımızı anlatarak bir sonraki aramada bulup çekeceğimiz mezar fotoğraflarını sizlerle paylaşmayı vaat etmiştim.

Değişik tarihlerde Bezmi Nusret Kaygusuz…
Urla Özbek’te Bezmi Nusret Kaygusuz’un oğlu Bezmi Nusret ve eşi Vesile Kaygusuz’la birlikte… Soldan sağa Erol Şaşmaz, Orhan Beşikçi, Bezmi Kaygusuz, APİKAM görevlisi Selin Ezelçakar, Ali Rıza Avcan ve Vesile Kaygusuz…

Mezar yerini bulup fotoğrafını çekme vaadi verdiğim bu yazılar sonrasında Bezmi Nusret Kaygusuz‘un oğlu Bezmi Nusret ile eşi Vesile Kaygusuz‘a ulaşıp 4 Eylül 2024 tarihinde Urla Özbek‘teki evlerinde ziyaret ederek, mezarların bulunması için 7 Temmuz 2024 tarihinde CİMER üzerinden başvuruda bulunup İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanı Ali Kemal Elitaş ile görüşerek kendisinden yardım istememize; ayrıca, Urla Özbek ziyaretinden sonra Kokluca‘ya 11 Eylül 2024’de bir kez daha gidip geniş bir alanı saatlerce aramamıza rağmen tahrip edilen mezarlıktaki büyük tahribat nedeniyle yan yana yattığı söylenen Bezmi Nusret Kaygusuz ile eşi Devlet Kaygusuz‘a ait mezarı bulamamıştık.

Ancak aradan iki yıl geçtikten sonra sevgili Dr. Metin Özer, 14 Mayıs 2026 tarihinde İzmir Life dergisinin Mayıs/Haziran 2026 tarihli sayısında yayınlanan “Müellif ve gazeteci Bezmi Nusret Kaygusuz’un mezarı Kokluca’da bulundu” başlıklı yazısını göndermesi üzerine hem bu habere fazlasıyla sevinmiş hem de Dr. Metin Özer‘le birlikte yeniden Kokluca‘ya gidip mezarın yerini iyice öğrenmeye karar vermiştim.

Kokluca Mezarlığı’nda yan yana iki mezar: Hüseyin Bezmi Kaygusuz ve Devlet Kaygusuz…
Kokluca Mezarlığı’nın bugünkü perişan hali…

Nitekim 26 Haziran 2026 tarihinde Orhan Beşikçi ve Dr. Metin Özer‘le birlikte üçüncü kez Kokluca Mezarlığı‘na giderek onun rehberliğinde yan yana yatan iki değerli insanın mezarlarını bularak önceki ziyaretlerimizde bu mezarları nasıl olup da görmediğimizi anlamaya ve hem mezarları hem de çevresini temizleyerek fotoğraf çekilebilir bir hale getirmeye çalıştık. Çünkü mezarların çevresi oralarda yatan büyüklerimize, bu kentin geçmişini oluşturan değerli isimlere saygısızlık oluşturacak şekilde oldukça tahrip edilmiş, birçok mezar ve mezar taşı parçalanmıştı. Sonuçta sağdan soldan bulduğumuz sular ve malzemelerle mezarları biraz olsun temizleyip fotoğraf çekilebilir hale getirdik.

Böylelikle 29 Temmuz 2024 tarihinde verdiğim bir sözü, değerli Dr. Metin Özer‘in rehberliğinde bularak ve fotoğraflarını çekerek yerine getirebilmiş, bu kentin unutulmuş bir değerine vazifemi yerine getirebilmiştim. O nedenle başta Dr. Metin Özer olmak üzere Orhan Beşikçi, Erol Şaşmaz ve Anadolu Üniversitesi araştırma görevlisi Murat Kaya‘ya bu konuda yaptıkları yardım ve katkılar için teşekkür etmek isterim.

Bu ziyaret sonrasında ise her mezarlık ziyareti sonrasında görüp tanık olduğum bu tür kötü manzaralarla ölüm ve bir toprak parçasına gömülmek gibi konularda, bu ülke ve kentte bir mezar yeri sahibi olmak ya da olamamak üzerine, bunun bir hak olup olmadığı üzerine düşünmeye, araştırmaya ve kendimce bir sonuca ulaşmaya çalıştım… Tabii ki ben bunları düşünürken sizlerin de “hayatta olanımıza mı sahip çıktık da, ölümüze ve mezarına sahip çıkalım?” şeklindeki uyarı ve itirazlarınızı da duyar gibi oldum…

Şimdi isterseniz, Kokluca‘yı üç kez ziyaret edip her seferinde hayal kırıklığına uğramış biri olarak düşündüklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum….

Her ölümlü canlının vakti zamanı geldiğinde ölüp dünyayı terk edeceği hepimizin bildiği; ancak, bir yandan da korkup çekindiği bir olgudur…

İşte o nedenle hukuki anlamda gerçek kişilerin kişiliğini sona erdiren bu durum, “yolun sonuna gelip var olduğu iddia edilen öte dünyaya geçme halinin” gereği olarak dünyadaki birçok inanç sistemince insanları ölümle korkutup yola getirmek, o inanca inanıp iman göstermeleri için kullanılmıştır. Böylesi bir korkutmadan muaf olan canlılar ise ölme ile korkutulamayan bitki ve hayvanlardır!

İnsanoğlu için ölüp yok olmanın zorluğu bir yana öldükten sonra geriye kalan cansız bedene ne yapılacağı da ayrı bir sorundur. Cesedi alıp istediğimiz dağda bayırda toprağa mı gömelim yoksa yakıp küllerini havaya mı savuralım? Cesedin defnedildiği yeri bir ziyaretgâha mı çevirelim; yoksa unutup gidelim mi?

Anlaşılan o ki, Hindistan, Bangladeş ve Pakistan gibi nüfusu fazla, insan başına düşen toprağı az toplumlarda bir de mezarlar için yer aramayalım, değerli topraklarımızı mezarlıklarla doldurmayalım denilerek cesetlerin odun yığınlarının üstünde yakılıp kutsal Ganj nehrine serpilmesi, tek tanrılı dinlerin çıktığı Ortadoğu ülkelerinde ise genellikle bol bol bulunan ve kullanılmayan çöl toprağına gömme usulü kabul edilmiş…

Ölünün toprağa gömüldüğü ülke ve inançlarda ise gömü yeri ölenin ölüm amacına ve şekline, mensup olduğu toplumsal sınıf ve ilişkiye göre sıradan mezar formundan başlayıp oldukça süslü lahit (sanduka), hazire, türbe, şehitlik ya da anıt mezarlar (mozole) oluşturularak, bunların başına ölenin toplumsal statüsünü simgeleyen mezar taşları dikilerek geride kalanların kullanabileceği hafıza mekânları yaratılmış, yoksul ve kimsesiz olanlar ise bu sistemin dışında tutularak mezarlıklardaki en değersiz bölümlere defnedilerek gözden uzak tutulmuş, dünyevi gücü tehdit eden mezar ve mezarlıklar ise tahrip edilerek ya da tümden yok edilerek toplumun hafızasından çıkarılmak istenmiştir.

Aynen Cumhuriyet öncesinde İzmir‘de bulunan büyük Ermeni, Ortodoks ve Yahudi mezarlıklarının eğitim, sağlık, güvenlik gibi kamusal hizmetlere tahsis edilmek suretiyle yok edilmesi ya da küçültülerek kent dışına çıkarılmasında olduğu gibi… Ya da İzmir, Bornova‘daki Kokluca Mezarlığı‘nın ilk önce yakındaki eski Rum köyü Kokluca (Koukloutzas)’nın mezarlığı olmasına karşın daha sonraki yıllarda Müslüman mezarlığına dönüştürülmesinde olduğu gibi…

Kokluca Müslüman Mezarlığı içinde bulduğumuz Rumca yazılı lahit parçası (11.09.2024): “Anastasias Hadzhi Grousalis anıtı, Ioannou Usalof tarafından Aedion anısına kurulmuştur.

Ölüm, tarih boyunca kültür ve sanatta sanatçıya ilham veren, daha doğrusu onu anlayıp ehlileştirebilmek için ele alınan ezeli ve ebedi olgulardan biri olmuş, bu çerçevede;

Müzikte Mozart‘ın Requiem, Chopin‘in Marche Funèbre (Cenaze Marşı), Samuel Barber‘in Yaylı Çalgılar için Adagio isimli eserleri hep ölümün ötesini, kabullenmeyi veya kaybın acısını anlatan en güçlü eserler olarak klasik müzik tarihinin başyapıtları olmuş,

Resimde Michalengo‘nun Defin Töreni, Pablo Picasso‘nun Guernica,  Jacques-Louis David‘in Marat’nın Ölümü isimli tabloları ölüm ve yaşamın geçiciliğini en iyi anlatan tablolar olarak kabul edilmiş,

Edebiyatta ise ölüm, ölmek ve mezar gibi kavramlar değişik yazarlar tarafından farklı şekillerde yorumlanarak; örneğin ünlü Türk romancı Adalet Ağaoğlu ölmeye yatarak, Brezilyalı roman ve söz yazarı Paulo CuelhoVeronika ölmek istiyor” diyerek, Fransız yazar, şair, müzisyen, şarkıcı, gazeteci, senarist, oyuncu, eleştirmen, çevirmen ve maden mühendisi Boris Vian mezarlara tükürerek, korku, doğaüstü kurgu, gerilim, polisiye, bilimkurgu ve fantezi türlerinde eserler üreten Amerikalı yazar, senarist ve yapımcı Stephen King hayvan mezarlıklarını gündeme getirerek, İtalyan yazar Umberto Eco ise Prag Mezarlığı isimli romanında Siyon belgesi protokollerinin ortaya çıkışını ele alarak apayrı bir ölüm ve mezar edebiyatı yaratmış; böylelikle edebiyatı, müziği ve resim sanatı ile birlikte ölüm ehlileştirip korkulan bir şey olmaktan çıkarılmak istenmiş; ancak, evcilleşen hayvan ve bitkiler gibi ölümü teslim alan bir sonuca ulaşılamamıştır.

İnsanoğlu ölümü, öteki dünyayı ve yaşamın geçiciliği gibi kendisini korkutan olguları müzikte, resimde ve edebiyatta ele alıp işleyerek adeta onlara meydan okumuş ya da onun teslim olmayışı karşısında bir tür kabullenme içine girmiştir.

Ama bu korkuları en iyi, en somut şekilde hissedip yüzleştiğimiz yerler ise hep mezarlıklar olmuştur. İşte o nedenle geceleri mezarlıkların kenarından geçmek istemeyiz, psikologların “tafefobi” adını verdikleri bir duygu ile ölümden, özellikle de diri diri gömülmekten korkarız. Bu korkumuzu kontrol altında tutup bir mezarlığı ziyaret etmek istediğimizde ise o ölüler diyarında kendimizi yalnız, güçsüz ve terk edilmiş hisseder, o dünyadan çıktığımızda ise adeta “şükür ki içerde kalmadım” dercesine kendimizi ferahlamış, rahatlamış hissederiz.

Gömülmek ya da gömülememek, ziyaret edilmek ya da edilmemek…

İşte, tam da bu nedenle; yani insanların mezarlıklarda tedirgin olmaması, ölüm algısını normalleştirerek kendini güvende hissedebilmesi için mezarlığı ziyaret eden her insan için görünür, bilinir, önceden tahayyül edilebilir ve güvenilebilir bir mekâna dönüştürülmesi gerekir. O nedenle; hem ölenlere saygı duymanın gereği, hem de onları ziyarete gelenlerin Brezilya‘nın gecekondu mahallesi favelaların, İstanbul Tarlabaşı‘ndaki dar sokakların ya da çoğu İzmirlinin korktuğu için gitmediği Kadifekale‘nin aksine kendilerini güvenli bir ortamda hissedebilmesi için mezarlıkların temiz ve bakımlı olmasına, öngörülenin dışında bir şey barındırmamasına, düzenli ana ve ara geçişlerle çekingenlik ve korku hissinin azaltılmasına, böylelikle mekânın estetik, huzurlu ve saygı duyulan bir yaşam döngüsü parkına dönüştürülmesi sağlanmak istenir.

Şimdi isterseniz 2024 yılından bu yana Bezmi Nusret Kaygusuz‘un mezarını bulmak üzere üç kez gidip ziyaret ettiğim Bornova Kokluca Mezarlığı özelinde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yürüttüğü mezarlık hizmetlerini ele alıp ilk adım olarak bu hizmetlerin hukuki altyapısını hazırlayan İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Şube Müdürlüğü Mezarlık ve Defin Hizmetleri Yönetmeliği‘ni evrensel insan haklarına ve mevzuata aykırı özelliklerini ortaya koymaya başlayalım:

Sonuç olarak;

Ülkemizdeki cenazelerin mezarlıklara defni ve mezarlıkların yönetimi konusunda işlev gören 2 ayrı yasa (1930 tarihli Umumi Hıfzısıhha Kanunu ve 1994 tarihli Mezarlıkların Korunması Hakkında Kanun), 1 adet nizamname/tüzük (1931 tarihli Belediye Mezarlıkları Nizamnamesi) ve belediyelerin kendilerine ait özel yönetmelikler bulunmaktadır. Bu durumun İzmir‘deki örneğini ise İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 14 Kasım 2013 tarih, 05.1311 sayılı kararı ile kabul edilen İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Şube Müdürlüğü Mezarlık ve Defin Hizmetleri Yönetmeliği oluşturmaktadır. Pratikte uygulamayı ise hem bu yasal düzenlemeler hem de idari ve adli yargının aldığı kararlar yönlendirmektedir.

Mezarlıklarla ilgili mevcut mevzuat düzenlemeleriyle bunların pratikteki uygulamasında gündeme gelen “Mezar Yeri Kullanım Hakkı” ise ilgili belediye tarafından belirlenen bir bedel karşılığında, mevzuatın öngördüğü sınırlar çerçevesinde, hakka konu mezar yerini kullanma yetkisi veren bir hak olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu hak teoride ve uygulamada bir mülkiyet hakkı olarak değil, sui generis (kendine özgü) bir kullanma hakkı olduğu, mevzuatın mümkün kıldığı kişilere ilgili belediye biriminin düzenlediği ya da onayladığı bir sözleşme ile devredilebileceği bilinmelidir. (1)

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından mevcut mezarlıklar mevzuatına dayanılarak hazırlanması gereken 2013 tarihli yönetmeliğini hukuki yönden değerlendirmeye kalktığımızda ülkemizdeki idare hukuku ilkelerinden biri olan normlar hiyerarşisi ilkesi uyarınca yönetmeliklerin, yasama organı kabul edilen yasalarla Bakanlar Kurulunca çıkarılan tüzüklere (nizamnamelere) aykırı olması mümkün olmadığından İzmir Büyükşehir Belediyesi ya da herhangi başka bir belediye tarafından normlar hiyerarşisinin üst basamaklarında olan 1593 ve 3998 sayılı yasalarla Belediye Mezarlıkları Nizamnamesi‘ne aykırı yönetmelik düzenleyemeyeceği; ayrıca bu üst hukuki düzenlemelerde bulunmayan ya da bu düzenlemelerin izin vermediği konularda herhangi bir düzenleme yapılamayacağını bilmemiz gerekmektedir.

1) 1931 tarihli Belediye Mezarlıkları Nizamnamesi‘nin 20. maddesinin (A) ve (B) fıkralarına göre ikinci sınıf mezarlıklarda kişi başına 3m X 1,50m = 4,50 m2, aile mezarlıkları için en çok 3m X 4m = 12 m2 yer tahsis edilmesi gerektiği; ayrıca söz konusu nizamnamede bu miktarın altında ya da üstünde kalan büyüklükte bir alanın tahsis edilmesini mümkün kılan bir düzenleme bulunmadığı halde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait yönetmeliğin 6. maddesinde ikinci sınıf mezarlık alanlarının 1,60 metrekareye indirildiği görülmektedir.

Kokluca Mezarlığı’ndaki mezarların son hali… 26 Haziran 2026
Kokluca Mezarlığı, aksi gibi 27 Mart 2025 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanı Ali Kemal Elitaş ve Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki tarafından incelenip “Sevdiklerimizi anma yerlerini saygı, düzen ve özenle korumaya devam ediyor, her ayrıntıya önem veriyoruz.” mesajı verilmiş. (2)

2) 1931 tarihli Belediye Mezarlıkları Nizamnamesi‘nde “azınlıklar” ya da “gayrimüslimler” için ayrı bir hukuki düzenleme bulunmadığı halde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, 14 Kasım 2013 tarih, 05.1311 sayılı meclis kararı ile kabul edilen yönetmeliğin 6 ve 10. maddelerinde ayrımcı bir tutumla “Türk İslam” mensubu mezarlıklarıyla “azınlık” mezarlıklarının ayrı ayrı ele alındığı görülmektedir.

Bu yönetmeliğin dayanağı olarak gösterilen 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıha Kanunu‘nun mezarlıklarla ilgili 211 ilâ 234. maddeleri arasında ve 3998 sayılı Mezarlıkların Korunması Hakkında Kanun‘da; ayrıca, 1931 tarihli Belediye Mezarlıkları Nizamnamesi‘nde azınlıklarla azınlık olmayanlar şeklinde bir ayrım bulunmadığı halde yönetmeliğin 6 ve 10. maddelerinde durduk yerde azınlık mezarlarıyla gayrimüslim mezarlığını gündeme getirmek kime ne kazandırmıştır bilemem ama azınlıkların ya da gayrimüslimlerin Müslümanlardan fiziki yapı; yani, en ve boy itibariyle farklı boyutta olabileceği kaygısının da bulunmadığı böylesi bir durumda Türk vatandaşı olan yurttaşların bir kısmını böylesine ötekileştiren bu politikanın bir hukuk metnine yansıtılmasının evrensel insan hak ve değerlerine aykırı olması nedeniyle en kısa sürede yönetmelik metninden çıkarılması sağlanmalıdır.

3) 1931 tarihli Belediye Mezarlıkları Nizamnamesi‘nde inşası yapılmayan ya da kaybolan mezarlar konusunda belediyenin sorumlu olmayacağına ilişkin bir hüküm olmadığı halde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 14 Kasım 2013 tarih, 05.1311 sayılı meclis kararı ile kabul edilen yönetmeliğin 5. maddesinin (i) fıkrasına göre 5 yıl boyunca inşası yapılmayan ya da kaybolan mezarlardan müdüriyetin sorumlu olmayacağının belirtilmiştir.

İşin hukuki durumu bu şekilde….

İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanlığı‘nın fiili uygulamalarını ve bu uygulamalardan kaynaklanan sorunlarla bu sorunların çözümü için önerdiğimiz düşünceleri ise gelecek haftaki yazımda dile getireceğimi ifade ederek bu sıcak havalarda herkese iyi okumalar diliyorum…

Devam edecek…

…………………………………………………………………………………………………………………………………………….

(1) İlyas Sağlam, “Mezar Yeri Kullanım Hakkı”, Çukurova Üniversitesi Hukuk Araştırmaları Dergisi (ÇÜHAD), 2025 (8), sh. 115-135.

(2) Bornova Belediyesi, https://www.facebook.com/bornovabld/posts/bugün-kokluca-mezarlığında-izmir-büyükşehir-belediyesi-mezarlıklar-daire-başkanı/1079110604246048/

Cansu Dönmez, Kültürel İnşanın Mekânsal İzleri, Mezarlıklarda Toplumsal Cinsiyet İzleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Balıkesir-2025.

Nurbanu Özkartal, Kentsel Yeşil Doku İçerisinde Mezarlıkların Yeri, Önemi. ve Planlama Kriterleri – İzmir Kenti Örneği, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Mimarlığı ABD, Isparta-2016.

Özge Uçar Çığşar, Mezarlık Bekçisi (Kısa Film), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tez Raporu, Beykent Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Sinema-TV Anasanat Dalı, İstanbul-2020.

Rakel Mizrahi, İzmir Yahudi Mezarlıkları, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Arkeoloji Anabilim Dalı, İzmir-2019.

Sümeyye Karadavut, Mezarlıkta statü, kimlik, cinsiyet – Gölbaşı Mezarlığı, Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kırıkkale-2025.

Varlık Dergisi, “Öteki Kimlikler ve Türkiye’nin Yas Tutan Mezar Taşları, Sayı 1329, 2018 Haziran.

Bezmi Nusret Kaygusuz, Fuat Edip Baksı ve Kokluca Mezarlığı…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımın konusu, bağrında birçok cevheri titizlikle saklayan bu dişi kentin yetiştirdiği iki değerli insanla ve onların gömülü olduğu Kokluca Mezarlığı izlenimleriyle ilgili olacak…

Bu yazıya konu olan hikȃyenin başlangıcı, geçtiğimiz Mayıs ayında sevgili dostum Orhan Beşikçi ile birlikte sevgili Cem Üsküp‘ün dükkanında yaptığımız keyifli bir sohbete dayanır… Sohbetin bir anında sevgili Cem Üsküp‘ün bana yakın zamanda bir çırpıda okuyup beğendiği Bezmi Nusret Kaygusuz‘un “Bir Roman Gibi” isimli kitabıyla Selin Ezel Çakar‘ın “Gümülcine’den Torbalı’ya… Bir Mücadele Kahramanı Esat İleri” isimli kitabı tavsiye etmesi ile başlar… (1)

Onca senedir İzmir üzerine okumalar yapıp bilmediğimi öğrenmeye çalışan biri olarak bu iki yazarı ve kitabını niye okumadığımı düşünerek duyduğum mahcubiyet nedeniyle, ilk iş olarak Fersuden Sahaf‘a giderek Bezmi Nusret Kaygusuz‘un “Bir Roman Gibi” kitabının 1956 tarihli ilk baskısını aldım. Ardından da APİKAM‘ın bahçesindeki İZELMAN‘a ait Kitap Kafe‘ye giderek, o mekȃn bir kütüphane olmadığı halde, orayı bir kütüphane olarak sahiplenen ve İZELMAN çalışanları tarafından sarılıp sarmalanıp şımartılan Z kuşağı gençlerinin saldırısına rağmen Selin Ezel Çakar‘ın kitabını satın almaya çalıştım. Ancak daha pahalıya satacak kitapevlerine vermek amacıyla dolaplara istiflenip saklanan bu yayını alamayınca yakın zamanda APİKAM danışmanı olan sevgili dostum Aybala Yentürk‘ün kendisine ait kitabı armağan edip bir de Selin Ezel Çakar‘a imzalatması üzerine, zor ve uzun mücadeleler sonucunda Esat İleri kitabını edinebildim. Bu arada, 2002 yılında APİKAM tarafından basılan ve bugünlerde Nadir Kitap üyesi sahaflarca 655-750 lira aralığında satılmakta olan “Bir Roman Gibi” isimli kitabın mevcudunun kalmadığını öğrenerek yeni bir baskısının yapılmasını önerdim. (2)

Her iki kitabı da soluksuz; ama sık sık notlar alarak, okuduklarımı yer yer hayal ederek ve yan kaynaklara başvurarak ezberlercesine okudum. Ardından da Bezmi Nusret Kaygusuz‘un diğer kitaplarını; 1957 baskısı “Şeyh Bedrettin Simavenȋ“, 1959 baskısı “Kurumuş Pınar“, 2006 baskısı “Şeyh Bedrettin” kitaplarını ve kendisiyle ilgili makaleleri okudum. Böylelikle 1956-1959 döneminde yayınlanan Bezmi Nusret Kaygusuz kitaplarının ön kapaklarındaki resimleri yapan ressam ve grafiker Sacit Atlıhan ile baskısını yapan İhsan Gümüşayak Matbaası‘ndan haberdar oldum.

Ressam ve grafiker Sacit Atlıhan‘ın resim ve grafiklerini araştırırken karşıma, o ana kadar tanımadığım bir başka İzmir değeri, Fuad Edip Baksı çıktı. Çünkü Sacit Atlıhan onun şiir kitaplarının kapaklarını tasarlamış, kitap içi resimlerini çizmişti. Hatta sevgili Cem Üsküp‘ün bana Sacit Atlıhan çalışması olarak anlattığı “Reçete” isimli grafik tasarımın, bir süre önce “İzmir’in Unutulan Sanatçıları” başlığıyla kaleme aldığım yazı dizisi içindeki başka bir İzmir değerine; yani, ressam Kadri Atamal‘a ait olduğunu anlayınca sıkı bir Kadri Atamal koleksiyoneri olan Cem Üsküp‘ü sevindirmiş oldum.

Böylelikle Bezmi Nusret Kaygusuz, Sacit Atlıhan, Kadri Atamal ve Fuat Edip Baksı gibi İzmir değerleri arasındaki hoş bir kesişimin içinde yer aldığımı anlayıp bu konuda sonuna kadar gitmeye karar verdim.

Şimdi sıra gelmişti yıllar önce anket yaptığım bir mahalleye verilen adı nedeniyle haberdar olduğum şair, güfte yazarı, romancı, öykücü ve öğretmen Fuat Edip Baksı‘ya… Onun “Reçete” isimli şiir kitabından sonra “İzmir Destanı“, “Bir Bahar Akşamı” gibi 1935-1972 döneminde basılmış kitaplarını almaya… Bazen hiç üşenmeden sahaflara gidip; hatta, Narodnik Sahaf‘ın sahibi sevgili Abdurrahman Elvan‘ın armağan ettiği kitapları alarak, bazen de kargodan gelecek paketleri bekleyerek Fuat Edip Baksı‘nın 1945 baskısı “Destanımız“, 1946 baskısı “Halk Edebiyatımızın İçyüzü“, 1955 baskısı “Reçete“, 1963 baskısı “Bir Bahar Akşamı“, 1970 baskısı “Emrah ile Selvi“, 1972 baskısı “İzmir Destanı” isimli kitaplarıyla Yasemin Mumcu Ay‘ın doktora tezinden hareketle yayınlanan “Fuat Edip Baksı, Hayatı, Sanatı, Eserleri” isimli kitapları aldım ve okumaya başladım… Bu okumalar sırasında Fuat Edip Baksı‘nın 1932-1934 yılları arasında, rahmetli annemin de aynı yıllarda okuyup mezun olduğu ve 1989 yılında ziyaret ederek okul kayıtlarına baktığı Safranbolu Kalealtı İlkokulu‘nda öğretmenlik yaptığını öğrenip rahmetli annemin belki de kendisini tanıdığını düşünmeye başladım.

Ardından da sevgili dostum Orhan Beşikçi ve Zeytin‘le ile birlikte sıcak bir Temmuz günü, Orhan Bey‘in Çingene Yokuşu adını verdiği dik bayırları arşınlayarak, Bezmi Nusret Kaygusuz‘un annesi ve babası ile yaşadığı ve adresini tüm kitaplarının arkasında “Ballıkuyu mahallesi, 1022 sokak No.5” şeklinde yazdığı, aslında bugünkü Kubilay mahallesindeki Hacı Aliefendi Caddesi ile 1022 sokağın kesiştiği köşede yer alıp, 1022 sokağa 5, 5/A, 5/B ve 5/C kapı çıkışları olan evine (Tapu kaydına göre,: İzmir İli, Konak İlçesi, Ballıkuyu (Temaşalık) mahallesi 1570 ada, 4 parselde, üzerinde bir ev ve iki dükkan bulunan 98 m3’lik arsa) giderek bugün çok değişmiş ve bozulmuş olan evin (3), lentolu kapısındaki 5 numara yazan tabelayı bulduk. Evin cadde üstündeki katının kahvehaneye çevrilmiş olması nedeniyle o eşsiz İzmir manzarasına sahip kahvede çay içerek kahvenin şimdiki sahibi Mardinli Rıfat Acar amcayla tanışıp onun ikram ettiği çayları içtik, evde oturanlardan elektrik faturalarını isteyerek faturalardaki abone isminin Bezmi Nusret Kaygusuz olup olmadığına baktık, Bezmi Nusret Kaygusuz‘un İzmir‘in kurtuluşu sonrasında annesiyle birlikte ellerindeki dürbünle seyrederken İzmir Yangını ile ilgili ilk alevlerin, annesinin Ermeni mahallesine yakınındaki evin molozları arasından çıktığını gördüğü o eşsiz manzaralı yerden bugünün İzmir‘ini ve körfezi seyrettik, “Bir Roman Gibi” isimli kitapta anlatılanları sanki o günleri yaşarcasına tahayyül edip anlamaya çalıştık.

Ancak daha sonra o evin bulunduğu yerle ilgili araştırmalar yaparken karşımıza çıkan bir rapordan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin Ballıkuyu Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi adı altında o eşsiz tarihi dokuya gökdelenler yerleştirmek niyetinde olduğunu görüp bundan duyduğum öfkeyi sizlerle paylaşmak istedim. (3)

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, Yeşildere’deki İZKA gökdeleninden sonra Ballıkuyu bölgesi için hazırladığı kentsel dönüşüm ve gelişim projesinin görselleri!!!

Sıra gelmişti Bezmi Nusret Kaygusuz‘la Fuat Edip Baksı‘nın Kokluca Mezarlığı‘nda olduğu söylenen mezarlarını bulmaya…

Bezmi Nusret Kaygusuz‘un, Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi araştırma görevlisi olan sevgili arkadaşım Dr. Murat Kaya‘nın Atatürk Ansiklopedisi için kaleme aldığı yaşam öyküsünde (4), 25 Nisan 1961 tarihinde vefat ettikten sonra Kokluca Mezarlığı‘na defnedildiği belirtildiği için, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İnternetteki İzmir Mezarlık Bilgi Sistemi‘nden elimdeki tüm bilgileri kullanıp ihtimalleri gözeterek Kokluca Mezarlığı‘nın hangi ada ve parselinde yattığını bulmaya, mezara ait resme ulaşmaya çalıştım. Bütün çabalarıma karşın bu konuda tek bir bilgi edinemediğim için, 7 Temmuz 2024 tarihinde CİMER kanalıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nden bilgi talebinde bulundum ve o tarihten bu yana 22 gün geçmiş olmasına karşın bu talebime henüz cevap verilmedi.

Neyse ki, sevgili Murat Kaya ile karşılaşıp kendisinden aldığım ayrıntılı bilgiler sonucunda, Bezmi Nusret Kaygusuz‘a ait mezarın “Nusret oğlu Hüseyin Rezmi Kaygusuz” adıyla, eşi “Hasan kızı Devlet Kaygusuz“un da Kokluca Mezarlığı‘nın 77 numaralı adasında bulunduğunu öğendim.

Fuat Edip Baksı‘ya ait mezarın ise yine aynı mezarlık bilgi sistemi verilerine göre mezarlığın girişindeki Hocazade Camii‘nin hemen yanındaki 3 numaralı adada olduğunu öğrenip mezar resmine ulaşmam mümkün oldu.

Bunun üzerine geçtiğimiz Cuma günü; yani 26 Temmuz 2024 tarihinde sevgili dostlarım Orhan Beşikçi ve Erol Şaşmaz‘la birlikte ve Zeytin‘i Basmane‘de bırakarak İzmir‘in en eski mezarlıklarından biri olan Kokluca Mezarlığı‘na gittik.

Kokluca Mezarlığı‘na daha önce İzmir‘in efsane belediye başkanlarından ve Kültürpark‘ın kurucusu Behçet Uz‘un mezarını ziyaret etmek, Kültürpark mücadelesinde yer alan bir kentli olarak Kültürpark‘ı mahveden kent yöneticilerini şikayet etmek amacıyla gitmiştim.

Ve tabii ki, ilk iş olarak yine Behçet Uz‘un mezarıyla onun hemen yanındaki nesnesini Ankara‘ya kaptırmış abidevi Kazım Dirik yazıtını (5) ziyaret edip saygımızı sunduk. Ama bu iki mezarın arasındaki konfeksiyon ürünleri satan satıcıyı görünce fazlasıyla yadırgadık. Çünkü kentin en büyük ve ünlü mezarlıklarından birinde bu tür bir satış mekȃnının yaratılmasını, hem mezarlıklardan sorumlu İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Dairesi Başkanlığı‘nın buna nasıl izin verdiğini merak ettik, hem de bu satış yerinin hemen karşısındaki Hocazade Camii kuran kursu ile bir ilgisinin olup olmadığını, buradaki satıcıya tanınan imkȃnın aslında belediye tarafından bu kursa tanınmış bir ayrıcalık olup olmadığını merak ettik. Sanırım belediye cephesi, bu satıcıya çalışma ruhsatını vermiş ve işgal harcını düzenli olarak tahsil ediyordur!!!

İzmirli şair, güfte yazarı, romancı, öykücü ve öğretmen; başka bir deyişle “On İzmirli’den birinin hocası” olarak bilinen ve “Bir bahar akşamı rastladım size“, “Aşkımın ilkbaharı, ilk heyecanım benim” gibi ünlenmiş şarkıların söz yazarı Edip Fuat Baksı‘nın, İzmir Mezarlık Bilgi Sistemi‘ndeki adıyla “Mustafa Mümin oğlu Fuadȋ İbrahim Baksı“nın 3 numaralı adadaki mezarını ziyaret ederek mezara elimdeki kitapları dizip fotoğraflarını çektik. Bu arada mezarın üstündeki resmin sökülüp atılmasına ve yenisinin yapılmayışına üzülerek kendisine saygılarımızı sunduk.

Ardından uzun ve yorucu bir yürüyüşle Bezmi Nusret Kaygusuz‘le eşi Devlet Kaygusuz‘un gömülü olduğu söylenen ve güneyden kuzeye doğru akan dere üstündeki köprüyü geçtikten sonra, dere kenarında kalan 77 numaralı adaya giderek bir saate yaklaşan süreyle üç koldan yaptığımız araştırma sonucunda ne Bezmi Nusret Kaygusuz‘un, ne de eşi Devlet Kaygusuz‘un mezarını bulamadık.

Kokluca Mezarlığı ve 77 numaralı ada…

Söz konusu mezarları başka bir tarihte bir kez daha gelip arama yapma konusunda birbirimize söz vermekle birlikte, o mezarları ararken gördüğümüz kötü manzaralar, -ne yazık ki- hemen yakındaki Kandere Yunus Emre Camisi‘ndeki kuran kursu hocasının çocuklara anlattığı ve bizlerin de duyduğu Müslüman tanımına ve Müslümanlığa yaptığı methiyelere pek uymuyordu. Gösterişli, zengin işi mezarlarla üstündeki ahşap, saç, beton ya da mermer başlıkların kırılıp bükülüp bir tarafa atıldığı gariban mezarları arasındaki fark, toplumdaki mevcut sınıf farklarının açık bir göstergesiydi. Ayrıca yer kalmadığı için mezarlar arasındaki yolların ve geçişlerin hatırlı, zengin ölü sahiplerine verilmesi nedeniyle mezarlık içindeki yol sisteminin bozulduğunu, mezarlar arasında gezintiyi engelleyecek şekilde, adeta dip dibe ya da üst üste bir gecekondu mezarlık sisteminin yaratıldığını, bazı mezarların kırılıp dökülerek üzerinden geçilen bir yol haline dönüştüğünü, ünlü İzmirli mimar Necmettin Emre‘nin, annesi Hatice Nükhet Hanım için andezitin o muhteşem yeşil rengini kullanarak özenle yaptığı mezarın, TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi‘nin ilgisini bekleyen bakımsızlığını, bütün özenli davranışlarımıza rağmen bazen bilmeden bir mezarın üstünden geçtiğimizi fark etmemiz, gömme işleminin gelişigüzel bir şekilde yapılması nedeniyle 1960 yılında ölen birinin hemen yanına, o mezara ulaşmamızı engelleyecek şekilde 2023 yılında ölen birinin alelacele yerleştirildiğini görmemiz hepimizin moralini bozdu. Adeta hep birlikte ve koro halinde “sağ olanlara saygı duymayan bir toplum, ölüsüne de saygı duymaz” dedik… Nitekim daha iki hafta önce bu şehirde iki kamu kurumunun sorumsuzluğu nedeniyle iki gencin ölmesi üzerine başlatılan yargılama sırasında o iki kişinin ölümüne neden olan ve o sorunları halen çözmeyenlerin üzerine gitmek yerine, bu işlerden sorumlu bir memurun makamında gözaltına alınmasına itiraz edip bunu siyasi bir şova dönüştürenlerin, pisi pisine ölen o iki gence ve geride kalan ailelerine saygı duymayı unuttuğu gibi…

Evet, İzmir‘in değeri olarak nitelediğimiz bu insanlara ait mezarların nerede olduğunu bilmediğimiz, bilsek bile koruyamadığımız, mezarlıkları konfeksiyon ürünlerinin satıldığı bir çarşıya dönüştürdüğümüz, mezarlıkları bir ormana ya da çiçek bahçesine çeviremediğimiz, kentin içinde ne kadar çarpık, plansız ve yolsuz işler yapıyorsak, aynısını mezarlıkların içinde de yaptığımız bir kentte yaşıyoruz… Ne yazık ki…

Eski Kokluca, Fotoğraf: Osman Koçanaoğulları.
Kokluca Rum Ortodoks Mezarlığı.

Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim görevlisi sevgili Dr. Turgay Gülpınar‘ın geçtiğimiz günlerde beğeniyle okuduğum 2023 tarihli “Kokluca’da Bir Ev” başlıklı makalesinde (6) ele aldığı 1802 doğumlu Petros Mengous‘un doğup büyüdüğü bir zamanların Kokluca (Κουκλουτζάς) isimli Rum köyünün mezarlığı iken, 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra Müslüman gömülerinin yapılmaya başlandığı, 1920 yılından sonra da resmi açılışı yapılan ve daha çok Behçet Uz, Kazım Dirik, Vahap Özaltay, Ayla Dikmen, Ekrem Akurgal, Rakım Elkutlu ve Ayşe Mayda gibi İzmir ünlülerinin bol para harcanmış büyük ve gösterişli mezarlarıyla tanınan tarihi Kokluca Mezarlığı‘nın bugün bu duruma gelmesi, Kokluca Mezarlığı‘nın hemen karşısında yer alıp bugünkü Kokluca Mezarlığı‘nın nüvesi olduğu anlaşılan kapısına kilit vurulup kaplumbağalara terk edilmiş Kokluca Rum Ortodoks Mezarlığı‘nın sessiz sakin ve sahipsiz hali, insanın içini burkup bu kentin ölüsüne duyduğu saygının ya da saygısızlığın ne kadar vahim bir durum oluşturduğunu ortaya koyuyor…

Ayrıca Buğra Tokmakoğlu gibi blog yazarlarının dile getirdiği fırsatçı girişimler de gösteriyor ki, mezarlıktaki bu karmaşıklıktan yararlanan belediye kendi yaptığı yanlışlık için üstüne para isteme cüretinde bile bulunabiliyor! (7)

Eskilerin Kokluca Mezarlığı…

Ezcümle, bütün bu yazıp çizdiklerimin sonucunda ortaya çıkan önerileri ise şu şekilde özetleyebilirim:

1. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin, Bezmi Nusret Kaygusuz‘un yaşadığı Ballıkuyu bölgesi için hazırladığı Ballıkuyu Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi‘nin, bir zamanlar meslek odalarının yönetimindeyken bu tür projeleri yargıya taşıyan mimar ve şehir plancısı arkadaşların, özellikle de Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu ile imar, kentsel dönüşüm ve kentsel tasarım bölümlerinde yönetici olan eski TMMOB yöneticilerinin bu projeye karşı çıkması ve bölgenin topografik yapısıyla tarihsel kimliğine ve doğal siluetine uygun başka bir proje üzerinde çalışmaları sağlanmalıdır. Daha dün Folkart ya da Vestel gökdelenlerinin nasıl tarihi kent merkezine ve kent siluetine aykırı olduğunu savunup davalar açıyorsak, şimdi de Ballıkuyu‘nun tarihi kimliği ile Kadifekale siluetine aykırı bu projeye de karşı çıkıp iptali için mücadele etmemiz gerekmektedir.

Tabii ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bugün içinde bulunduğu idari ve mali sorunlar; ayrıca, bugüne kadar başta Ege Mahallesi olmak üzere hiçbir kentsel dönüşüm ve gelişim projesini bitirememiş olmasından kaynaklanan kötü performansı nedeniyle, böylesi bir projeyi de ne ölçüde hayata geçireceğini de dikkate alarak…

2. İzmir Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin yaptığı gibi kendisine ait tüm mezarlıkların kültürel miras envanterini çıkarmalı; hem Osmanlı, hem de Cumhuriyet dönemlerinde bu mezarlıklara gömülen tüm İzmirlilere sahip çıkarak onların gömü yerlerini çağın teknolojik araçları marifetiyle bizlerin bilgisine sunmalı, mezarların her daim bakımlı olması için gömü sahipleriyle birlikte çalışmalıdır.

3. İzmir Büyükşehir Belediyesi, kendisine ait mezarlıklarda her ne suretle olursa olsun, ister ruhsatlı, ister ruhsatsız ticari satışlara izin vermemelidir. Hele hele mezarlık içindeki ya da kıyısındaki dini oluşumlara hiçbir şekilde ayrıcalık tanımamalıdır.

Bu bağlamda, Kokluca Mezarlığı‘na bir sonraki gelişimizde, karşımıza bu satış tezgahı yerine koskoca bir AVM ‘nin çıkmamasını diliyoruz!

4. İzmir Büyükşehir Belediyesi kentte olduğu gibi mezarlıklarda da, kendi eliyle yarattığı karmaşa, kaos, çarpıklık ve düzensizliği bir an önce gidermeli, mezarlıkların sakin sessiz, yeşil ve düzenli olarak kullanılmasını sağlamalı, hatırlı, gönüllü ve zengin gömü sahiplerine ayrıcalık tanımamalıdır.

5. İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2024 yılı mezarlıklar tarifesine baktığımızda, 100 lira ile 52.400 lira arasında değişen orantısız ücretlerin, mezarlıklardaki sahipsiz mezar yerlerinin yüksek ücretleri ödeyen zenginler lehine yeniden kullandırılması şeklinde bir durumun ortaya çıkmasına neden olduğu, bunun da gömüye kapatılmış olsa bile tüm mezarlıklardaki adil paylaşımın bozduğu anlaşıldığından tarifelerdeki en düşük ücretle en yüksek ücret arasındaki makasın azaltılması ve arazi satar gibi yüksek mezar ücretleri alınmasından vazgeçmesi gerekmektedir.

Bütün bu önerilerin dile getirilmesinden sonra bize düşen ise,

Bütün bu plansızlık, hesapsızlık ve karmaşanın farkında olan kentliler olarak, bu tarifeleri onaylayan İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyeleriyle mezarlıkları yöneten kamu görevlilerinin dikkatini çekip uyarmak ve öneri geliştirerek onlara yardımcı olma niyetimizi ortaya koymaktır.

Kokluca Mezarlığı‘nda sevgili arkadaşlarım, dostlarım Orhan Beşikçi, Erol Şaşmaz, Turgay Gülpınar ve Murat Kaya ile birlikte yapacağımız bir sonraki araştırmada, Bezmi Nusret Kaygusuz ile eşi Devlet Kaygusuz‘a ait mezarları bulup fotoğraflarını sizlerle paylaşmak dileğiyle…

………………………………………………………………………………………….

(1) Kaygusuz, B. N., Bir Roman Gibi, İhsan Gümüşayak Matbaası, 1956, İzmir.

(2) Çakar, S.E., Gümülcine’den Torbalı’ya… Bir Mücadele Kahramanı Esat İleri, İzmir Büyükşehir Belediyesi Yayınları, Ekim 2023, İzmir.

(3) İzmir Büyükşehir Belediyesi Ballıkuyu Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi, (Erişim Tarihi: 28 Temmuz 2024, https://www.izmir.bel.tr/YuklenenDosyalar/file/KENTSEL_DONUSUM/konut_proje/ballikuyu_81mb.pdf

(4) Bezmi Nusret Kaygusuz’un ailesine ait ev, üç boyutlu olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 3 Boyutlu Kent Rehberine işlenmemiş durumdadır.

(5) Kaya,M. Bezmi Nusret Kaygusuz (1890-1961)“, Atatürk Ansiklopedisi, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/bezmi-nusret-kaygusuz-1890-1961/

(6) Kaya, M., “İzmir Valisi Kazım Dirik’in Mezarı“, Kent ve Bellek Dergisi, Ağustos-Eylül 2022, s.16-20.

(7) Gülpınar, T., “Kokluca’da Bir Ev“, Ev, Tarihsel, Toplumsal ve Sembolik Bir Mekan Olarak Anlamı ve Dönüşümü, Nika Yayınevi, Mart 2023, s.135-157.

(8) https://blog.milliyet.com.tr/mezarlik-firsatcilari/Blog/?BlogNo=364083 (Erişim Tarihi: 28.07.2024)