İzmir ulaşımı nasıl planlıyor? (2)

Ali Rıza Avcan

Hatırlayacağınız gibi bu yazı dizimizin ilk bölümünde, İzmir’in eski ulaşım ana planlarının genellikle başarısız olması nedeniyle hazırlanmakta olan yeni ulaşım planının bir önceki plandan ya da planlardan farkını ortaya koyacak; ayrıca bir önceki planın hangi konularda ne ölçüde başarısız olduğunu gösteren bir değerlendirmeye ihtiyaç olduğunu ifade etmeye çalışmıştık.

Bugünkü yazımızda ise hazırlanan planın, merkezi yönetimle belediyeye ait mekânsal planlar dışındaki diğer planlarıyla ilişki ve uyumunu araştırıp değerlendirmeye; bunu yaparken de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hangi planlara sahip olduğunu ve bu planlardan hangisinin İzmir Ulaşım Ana Planı ile ilgisi olduğunu belirlemeye çalışacağız. Ayrıca planlama yazınında üst belge olarak tanımlanan merkezi yönetime ait planlarla ilişkisini sorgulayacağız. Böylelikle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘yle merkezi yönetime ait planlar arasındaki ilişki ve uyumu ortaya koymuş olacağız.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın ilgili olduğunu düşündüğümüz merkezi yönetim planları ile belediyenin kendisine ait planları şu şekilde sıralayabiliriz:

1. 10. Kalkınma Planı 2014-2018,

2. Bütünleşik Kentsel Gelişme Stratejisi ve Eylem Planı / KENTGES 2010-2023,

3. İzmir Kalkınma Ajansı İzmir Bölge Planı 2014-2023,

4. İzmir Büyükşehir Belediyesi Strateji Planı 2015-2019,

5. İzmir-Manisa 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı,

6. İzmir İli Bütünleşik Kıyı Alanları Yönetim ve Planlama Projesi-Kıyı Alanları Mekânsal Strateji Planı,

7. 1/25.000 Ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı (İBŞBÇDP),

8. 1/25.000 Ölçekli İzmir Nazım İmar Planı,

9. Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023,

10. Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi,

11. Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi.

Görüldüğü kadarıyla, hazırlanmakta olan İzmir Ulaşım Ana Planı’nın bu planlarla bir ilişki ve uyum içinde olmasını öngören yasal bir zorunluluk olmamakla birlikte, hem hazırlanan planın doğru, yerinde, etkin, uygulanabilir ve sürdürülebilir olması hem de başarılı bir şekilde uygulanıp hedeflere ulaşılabilmesi için farklı katmanlardaki değişik planlarla iyi bir ilişki ve uyum içinde bulunması, en azından bu planlara aykırı olmaması gerekir.

2017-01-24-Action-Plan-Cover-No-Text-01-1-e1485459404922

İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın hazırlanmaya başlandığı 2015 yılından bu yana geçen 2,5 senelik sürede görüp dikkatimizi çeken tek şey ise sadece “İmar Projeksiyonları” adı altında 1/25.000 Ölçekli Nazım İmar Planı kararları ile Büyükşehir Belediyesi’ne ait diğer ulaşım yatırımları ile Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı’na bağlı TCDD Genel Müdürlüğü, Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü ve Karayolları Genel Müdürlüğü’ne ait projelerle 2009 Ulaşım Ana Planı kararlarının dikkate alınması olmuştur. 

Böylelikle bu planın hazırlığında hem merkezi yönetime hem de belediyeye ait temel belge niteliğindeki birçok planın dikkate alınmadığı, İzmir Ulaşım Ana Planı ile diğer planlar arasında karşılıklı bir ilişki ve uyumun sağlanması gibi bir kaygı ve çabanın olmadığı görülmüştür.

Örneğin, hazırlanmakta olan İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın mali perspektifini çok yakından etkileyecek olan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2015-2019 Dönemi Stratejik Planı’nın öncelik, politika, strateji, amaç ve hedefleri dikkate alınmamış; böylelikle İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın daha başlangıçta tehlikeye atılması sağlanmıştır.

Bu durum aslında, İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın değişik bilim ve disiplinlerden gelenlerin disiplinlerarası bir çalışma değil; tümüyle mühendislerin ve planlamacıların yürüteceği bir teknik çalışma olarak kabul eden anlayıştan kaynaklanmaktadır. Bu anlayışa göre, ulaşım ana planı hazırlamak demek kentteki ulaşımla ilgili güncel verileri değişik araştırma yöntemleriyle toplayıp bunları bilgisayar modellemeleriyle kentteki değişik ulaşım senaryoları üzerinden test etmeye dayalı ve bu test sonuçlarına göre öngörülerde bulunup karar vermeye dayalı bir mühendislik ve planlama çalışmasıdır.

Oysa ulaşım ana planı hazırlamak demek, sadece mühendislik ve planlama disiplinleriyle ilgili bilgi, birikim, deneyim ve teknolojilerin kullanımı suretiyle öngörülerde bulunmak değil; bunun yanı sıra ortaya çıkan teknik bilgilerin, kentle ilgili diğer bilim ve disiplinlerle ilişkilendirilmesi suretiyle; daha doğrusu işin odağına insanı ve onun tutum/davranışlarını alarak anlamlı, gerçekçi, uygulanabilir, ve sürdürülebilir öngörülerde bulunmak demektir. 

year_one_infographics

Aksi takdirde, ulaşım ana planı hazırlamak, kentte yaşanan gerçekliğin benzetim yoluyla bir bilgisayar oyununa dönüştürülmesi anlamına gelir ki, bu da kenti sadece bürokrat ve teknokratlara teslim etmek anlamına gelir…

Devam Edecek…

İzmir ulaşımı nasıl planlıyor? (1)

Ali Rıza Avcan

Yaptığım araştırmalar sonucunda İzmir’in ulaşımı için 1974 yılından bu yana toplam 7 adet plan, etüd ve güncelleme çalışmasının yapıldığını ve bunun en sonuncusu olan sekizinci çalışmanın İzmir Ulaşım Ana Planı Revizyonu adı altında 2015 yılının Ağustos ayından bu yana devam ettiğini öğrendim.

1974’den sonrasındaki 43 yıllık süre içinde hazırlanan plan, etüd ve güncellemelerle bunları sipariş edip yapan firma ya da kurumları sırasıyla şu şekilde özetleyebiliriz:

1. İzmir Ulaşım Etüdü (Haziran 1974) – İmar ve İskan Bakanlığı ile İzmir Metropoliten Planlama Dairesi – Yapımcı Firma: Jamieson Mackay & Partners ile Economic Consultans Ltd.

2. İzmir Merkezi Alan Ulaşım Etüdü (1976) – Shankland Cox Partnership & Rennie Park Associates.

3. İzmir Büyükşehir Alanı Toplu Taşım Optimizasyonu Etüdü (1980) – Shankland Cox Partnership & Rennie Park Associates ile İzmir Metropoliten Nazım Plan Bürosu.

4. İzmir Ulaşım Master Planı (Nisan 1992) – İzmir Büyükşehir Belediyesi – Yapımcı Firma: Transystem firmasının sağladığı hibe ile Heusch/Boesefeldt firması.

5. İzmir Ulaşım Master Planı Güncelleştirme Etüdü (Kasım 1997) – Yapımcı: Boğaziçi Üniversitesi Yapı Teknolojisi Uygulama ve Araştırma Merkezi.

6. İzmir Banliyö Sisteminin Geliştirilmesi Projesi (2001) – Yapımcı Firma: Yapı Teknik Ltd & Su Yapı Mühendislik & Müşavirlik A.Ş & Mott MacDonald konsorsiyumu.

7. İzmir Ulaşım Ana Planı (2007-2009) – İzmir Büyükşehir Belediyesi – Danışmanlar: M. Yıldırım Oral (DEÜ), Serhan Tanyel (DEÜ), Yetiş Şazi Murat (Pamukkale Üniversitesi)

8. İzmir Ulaşım Ana Planı Revizyonu (2015-2017) – İzmir Büyükşehir Belediyesi – Yapımcı Firma: Boğaziçi Proje Ltd. Şti.

Listenin ilk yedi sırasında yer alan plan, etüd ve projelerin genel amaçlarıyla temel ilke ve öngörülerini ayrıntılarıyla incelediğimizde hiçbir planın uygulandığı dönem içinde mevcut kentsel ihtiyaçları karşılayıp sorunları çözemediğini görürüz.

Örneğin, 2007-2009 döneminde hazırlanan İzmir Ulaşım Ana Planı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2009 yılındaki sınırları içinde yer alan 21 ilçedeki toplam nüfusun 2015 yılında 3.039.494, 2030 yılında da 5.702.534 olacağını öngördüğü halde; sadece bu 21 ilçenin 2015 yılındaki toplam nüfusunun 1.847.964 olarak gerçekleşmiş olması 2007-2009 döneminde hazırlanan ve bugün revize edilmekte olan planın ne ölçüde hatalı olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Çünkü bu tür projeksiyonlar, mevcut durumu ve olası gelişme eğilimlerini dikkate alarak üretilen tahmini rakamlardır ve bu hesaplamalarda, belediye sınırlarına başka ilçelerin dahil edilmesi öngörülmeyen değişimler hiçbir şekilde dikkate alınmaz.

Nitekim böylesi yanlışlık, eksiklik ve yetersizliklerin ortaya çıkması nedeniyle 2009 tarihli İzmir Ulaşım Ana Planı, beş yılda bir yenilenmeyle ilgili yasal zorunluluk dışında hem belediye sınırlarının genişlemesi hem de planın mevcut yetersizlikleri nedeniyle revize edilmek zorunda kalmıştır.

9_EYLUL_IZMIR_20160107_11

İzmir kentinin ulaşımını düzenlemek iddiasıyla düzenlenen bütün bu planlardaki öngörü ve hedeflerin kentsel yaşamın günlük gerçekleriyle uyumsuz olması; başka bir ifadeyle planların sonuçları itibariyle başarısız olması nedeniyle mevcut ulaşım ana planı revize edilirken daha önceki planların, özellikle de güncellemeye konu olan son planın belediye sınırlarının genişlemesi dışında niye eksik, hatalı ve yetersiz olduğunun da tartışılması gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü hem daha önceki hem de bir önceki planda yapılan hata, eksiklik ve yetersizliklerin “biz nerelerde yanlış yaptık” sorularıyla fark edilip bilinmesi, kabul edilmesi; bir anlamda özeleştiri yapılması o hata, eksiklik ve yetersizliklerin bir kez daha tekrarlanmasını zorlaştıracak, yapılan hata, eksiklik ve yetersizliklerden ders alındığını gösterecektir.

Hele ki, planın revize edilmesi ile ilgili son çalışmada bir önceki planı hazırlayan uzmanlar, danışmanlar yer alıyorsa ve İzmir’in başına musallat olan “İzmir Körfez Geçişi Projesi” ile ilgili yolculuk kestirimleri, 2009 tarihli İzmir Ulaşım Ana Planı‘ndaki yanlış rakamlar dikkate alınarak hesaplanmış; böylelikle 2009 tarihli İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın yanlış, eksik ve yetersizlikleri başka bir yanlış projenin gerekçesi olmuşsa….

fb_squareAyrıca plan yapımcılarıyla uygulayıcılarının böyle bir değerlendirme yapması, planı destekleyecek, ona katkıda bulunan biz dış paydaşlardaki plancı ve uygulayıcılara olan güveni arttıracak ve geliştirecektir.

Ama ne yazık ki, İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın revize edilmesi ile ilgili olarak iki yıldır sürdürülen bütün çalışmalarda, toplantılarda, sunumlarda ve özel görüşmelerde eski ile yeni arasında bir karşılaştırma -belediye sınırlarının genişlemesi gerekçesi dışında- yapılmasından, eski planların niye yanlış, eksik ve yetersiz kaldığına ilişkin özeleştiri niteliğindeki bir değerlendirmeden ısrarla kaçınılmaktadır.

Devam Edecek…


Yararlanılan/Yararlanılabilecek Kaynaklar:

1) Özalp, M., Öcalır, E.V.; “İzmir İçin Yapılan Kent İçi Ulaşım Planlama Çalışmalarının Değerlendirilmesi“, METU JFA 2008/2, (25:2) 71-97 (2008).

2) Özalp, M., Öcalır, E.V.; “Türkiye’de Kentiçi Ulaşım Planlaması Çalışmalarının Değerlendirilmesi”, İzmir Ulaşım Sempozyumu, 2009.

3) Özalp, M.; Türkiye’de Kentsel Ulaşım Planlaması Çalışmalarında Benimsenen Yaklaşımlar; Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,  Nisan 2007, Ankara

4) Jamieson Mackay and Partners, Economic Consultans Ltd. ve İzmir Metropolitan Planning Bureau, “İzmir Transportation Report”, J. M. P., E. C. ve İzmir M. P. B., İzmir, 4. bölüm 7-17 (1974).

5) Shankland Cox Partnership ve Rennie Park Associates, “Public Transport Optimisation Study for İzmir Greater City Area – Final Report”, Shankland C.P. ve Rennie P.A. London (United Kingdom) (1980).

6) Tezcan, S. S., Alhan, C., “İzmir Ulaşım Master Planı Güncelleştirme Raporu”, Boğaziçi Üniversitesi İstanbul, i-ii, 1-3, 45 (1997).

7) Heusch Boesefeldt Consulting Engineers, “İzmir LRTS Project Tender Documents Vol. III: Transportation Study Final Report”, H.B. Cons. Eng., İzmir, 41-46, 59-72, 75-76 (1992).

8) İzmir Büyükşehir Belediyesi, “İzmir Kentsel Ulaşım ve Raylı Sistem Yatırım Projesi Özet Raporu”, İ.B.B. İzmir, 1–3 (1992).

9) Mott MacDonald, Yapı Teknik Ltd. Şti ve Su-Yapı Mühendislik Müşavirlik A.Ş. “İzmir Banliyö Sisteminin Geliştirilmesi Projesi Ulaşım Etüdü”, İzmir Demiryolu Müşavirlik Gurubu, İzmir, 5-6, 17, 29-50 (2001).

10) İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Dairesi Başkanlığı Ulaşım Koordinasyon Müdürlüğü, İzmir Ulaşım Ana Planı 2. Aşama ve Sonuç Raporu, Nisan 2009, Cilt VI.

11) İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Dairesi Başkanlığı Ulaşım Koordinasyon Müdürlüğü, İzmir Ulaşım Ana Planı Sonuç Raporu Özeti, Ocak 2010, İzmir.

CHP, İzmir Körfez Geçişi Projesi hakkında ne düşünüyor?

Ali Rıza Avcan

“İzmir Körfez Geçişi Projesi”ni ÇED halkı bilgilendirme toplantısının yapıldığı 2015 yılından bu yana öğrenmeye, tartışmaya ve bu proje ile ilgili bir tutum geliştirmeye çalışıyorum.

Bu amaçla 25 Haziran 2015 tarihinde İzmir Ticaret Odası Meclis Salonu’nda yapılan Halkın Bilgilendirme Toplantısına katılarak proje hakkındaki ilk bilgileri edindim.

Ardından 24 Mayıs 2016 tarihinde TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin Tepekule İş Merkezi Akdeniz Salonu’nda düzenlediği seminere katılarak Karayolları 2. Bölge Müdürü Abdülkadir Uraloğlu ile projeyi hazırlayan Yüksel Proje A.Ş.’nin Proje Müdürü İnşaat Mühendisi Özgür Uğurlu‘yu dinleyerek ve sundukları görselleri izleyerek proje hakkındaki bilgilerimi geliştirdim.

24 Mayıs 2016 tarihli toplantıya o tarihte İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı olan Buğra Gökçe ile Başkan Danışmanı Bülent Tanık‘ın,  ayrıca o tarihlerde Ulaşım Dairesi Başkanlığı görevini yürüten Fidan Arslan‘ın ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile yakınlıkları bulunan Urla ve İzmir Büyükşehir belediyeleri meclis üyesi, Konak Belediyesi eski başkanı Muzaffer Tunçağ‘ın katıldıklarını görerek ve Muzaffer Tunçağ‘ın projenin yapılacağı bölgenin depremselliği ile ilgili, Bülent Tanık‘ın da körfezin dibinde yapılacak tüp geçişin genişliği ile ilgili itirazlarını dinleyerek İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu proje karşısında net bir tutum alacağını umdum.

Bu toplantıda sorulan sorular ve yapılan tartışmalar sonucunda, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin, İZSU ve TCDD işbirliği ile yapılacak olan “İzmir Körfezi ve Alsancak Limanı Rehabilitasyon Projesi” sayesinde körfez akıntılarında ve su kalitesinde sağlanacak % 40 oranındaki iyileşmeyi sıfırladığı gerçeğinin ortaya çıkması nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu projeye karşı çıkacağını düşündüm. 

Ardından Doğa Derneği, Tema Vakfı, DTK Ekoloji Meclisi‘ndeki arkadaşlarla değişik toplantılarda bir araya gelerek onaylanan ÇED Raporu üzerinden proje hakkındaki bilgilerimizi birbirimizle paylaşıp projede karşı çıktığımız konuları somutlamaya çalıştık.

Bu arada 2015 tarihli ÇED Raporunun, “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” üzerindeki olumsuz etkilerini giderecek şekilde yeniden düzenlendiğini görüp 360 sayfadan oluşan ÇED Raporu ile 3484 sayfadan oluşan eklerini ayrıntılı bir şekilde okuyup irdelemeye çalıştık. Okuyamadığımız bölümlerini bakanlıktan temin edip tekrar tekrar okumaya ve tartışmaya devam ettik. 

Doğa Derneği‘nin 26 Nisan 2017 tarihinde İzmir Mimarlık Merkezi’nde yaptığı toplantıya giderek konuşmacı ve katılımcılarla birlikte konuyu tartışmamız mümkün oldu.

Bu arada bu projeden nemalanacak olanların İnciraltı 2. Nesil Platformu adı altında bir araya gelerek AKP İzmir Milletvekili Atilla Kaya ile birlikte değişik sivil toplum kuruluşlarını ziyaret ettiklerini, gazetelerde haber olmaya çalıştıklarını, Başbakan Binali Yıldırım ile görüştüklerini; böylelikle kendilerinden yana bir kamuoyunun oluşumu için çaba gösterdiklerini izledik.

Ama yine de biz İzmir Büyükşehir Belediyesi ile proje alanında kalan Karşıyaka, Çiğli, Balçova ve Narlıdere belediyelerinden umutlu idik. Çünkü onlar; yani Karşıyaka, Çiğli, Balçova ve Narlıdere belediyeleri ÇED Raporu’na eklenmiş olan belgelere göre “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda olmayışını gerekçe göstererek, bunun için çok düzgün raporlar hazırlayarak projeye karşı çıkıyorlar, projeyi İzmir için gereksiz buluyorlardı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ise net bir şey söylemiyordu.

O nedenle de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden şüpheleniyor ve “İzmir Körfez Geçişi Projesi”nin hazırlanmakta olan İzmir Ulaşım Ana Planı‘na yerleştirilerek meşrulaştırılacağını düşünüyorduk.

Bu şüphe dolu halimiz çok uzun sürmedi. Çünkü Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, 6 Haziran 2017 tarihinde Aydınlık Gazetesi’ne verdiği demeçte aynen şunları söylüyordu:

Zaten bu projeyi ilk belediye başkanı olduğumda o zamanki Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Bey ile görüşürken ben attım ortaya. Kordon yolunu yapmaya çalışıyorlardı. Kordon Yolu’nu yapmayın, bu bize ulaşım anlamında bir katkı sağlamıyor. Eğer bir şey yapmak istiyorsa hükümet, Körfez geçişini yapın demiştim. Sonra o bugüne geldi. Bunu merkezi hükümet yapmak istiyor. Ciddi bir yatırım, büyük bir yatırım. Ne zaman biter? Bence kısa sürede bitmesinden ziyade, belki bu tüp geçide bizim arkadaşların bir kısmı kamuoyunda gereklidir, gereksizdir diye tartışmalar var. Bana göre İzmir ekonomik olarak büyümesini 2010’dan beri sürdürdüğü düzeyde sürdürürse, bu tüp geçide 10 sene içerisinde mutlaka çok büyük ihtiyaç olacak. Zaten başlanması bitmesi derken belki 2-3 sene önce biter ama geç kalmasındansa önce bitmesi iyidir. Ben de bu projeyi destekliyorum. Benim isteğim, dileğim projenin tamamının tüp geçit olarak gerçekleşmesiydi. Köprü olmamasıydı. Maliyet çok yükseldiği için bu şekilde karar verildi.”

https://www.aydinlik.com.tr/ege/2017-haziran/baskan-acikladi-o-proje-bana-ait

İzmir Körfezi Geçiş Köprüsü 01.png

Evet böylelikle, Pandora’nın Kutusu açılmış ve ortalığa “bu projenin sahibi aslında benim” söylemiyle başlayan bir kötülük saçılmaya başlanmıştı…. Belki de daha doğru bir ifadeyle, İzmir’in ve İzmir Körfezi’nin geleceğini karartan bir kötülük bu şekilde tescillenerek meşruluk kazanmaya başlıyordu.

Bundan sonra belediyeler cephesindeki her şey sessizliğe büründü. Dün projeye karşı çıkan ilçe belediyeleri kendi ilçelerine yapılacak bu büyük yatırım için artık ne olumlu ne de olumsuz görüş belirtiyorlardı. Sanki bu büyük yatırım başka bir yere yapılacakmış gibi ilgisiz kalıyorlar, bundan böyle festivaller, törenler, şarkılı türkülü konserler onları daha fazla meşgul ediyordu.

Biz bu arada yasal süresi içinde Doğa Derneği, EGEÇEP, TMMOB ve 81 sivil yurttaş olarak “İzmir Körfez Geçişi Projesi“ne izin veren ÇED raporunun iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle davamızı açtık. Sadece bununla yetinmeyerek “İzmir Körfez Geçişi Projesi”nin önünü açmak amacıyla Gediz Nehri Sulak Alanı Koruma Bölgelerinin sınırlarını değiştiren Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nun yeni kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması için de ikinci bir davayı açtık.

Tabii ki bu dava süreçlerinde de belediyeleri, özellikle de ilçe belediyelerini müdahil olarak aramızda göremedik. Çünkü onların İzmir, İzmir Körfezi, Gediz Nehri, Gediz Deltası Sulak Alanı, İzmir Kuşcenneti, İnciraltı gibi kültürel ve doğal değerlerimizle ilgili bir kaygıları, şüpheleri yoktu. Böylelikle “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin önünü açmak için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca lağvedilen İzmir Kuş Cenneti Koruma ve Geliştirme Birliği (İZKUŞ) için yaptıkları itirazların ve döktükleri timsah gözyaşlarının doğru olmadığı da ortaya çıkmış oldu.

Çünkü o sırada “İzmir Körfez Geçişi Projesi“ni İzmir Ulaşım Ana Planı‘na yerleştirmekle meşguldüler… Böylelikle “İzmir Körfez Geçişi Projesi”ne hukuki anlamda meşruluk kazandırmayı düşünüyorlardı.

Nitekim 12 Eylül 2017 Salı günü, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi’nde yapılan  İzmir Ulaşım Ana Planı (UPİ) 3. Paydaş Toplantısı‘nda yapılan sunumlar da “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin güncellenmekte olan İzmir Ulaşım Ana Planı‘na yerleştirildiğini, alternatif senaryo çalışmalarına konu bir seçenek olarak yer aldığını gösteriyordu.

Velhasıl, Karşıyaka, Çiğli, Balçova ve Narlıdere belediyeleri, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun açık bir şekilde sahiplendiği ve güncellenmekte olduğu İzmir Ulaşım Ana Planı‘na yerleştirdiği “İzmir Körfezi Geçiş Projesi”ne kah sessiz kalarak kah “Büyük Başkan“ın dediğine itiraz etmeyerek önemli bir doğa ve kent suçuna ortak olmayı tercih ediyorlardı.

Peki bu arada, İzmir Körfezi’nin ortasına AKP’nin ampulünü çağrıştıran koskoca bir beton ada konduracak bu siyasi projeye karşı çıkmasını beklediğimiz Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) onun örgütleri, il ve ilçe başkanları, milletvekilleri, yerel siyasetçiler ve CHP üyesi İzmirliler neredeydiler?

Yap-İşlet-Devret” yönteminin; yani “Deli Dumrul Köprüsü” modelinin Boğaziçi’ndeki Yavuz Sultan Köprüsü, İzmit Körfezi’ndeki Osmangazi Köprüsü ve Çanakkale Boğazı’ndaki 1915 Çanakkale Köprüsü‘nden sonra dördüncü örneğini oluşturacak bu projeye CHP’liler ne diyorlar, bu proje hakkında ne düşünüyorlar?

Yap-İşlet-Devret” modeli ile yapılan köprülere, 3. Hava Limanı’na, Kanal İstanbul’a, Kuzey Ormanlarının yok edilmesine, Ankara’daki Gökçek’in ODTÜ operasyonlarına ve sermayenin iktidar yandaşlarına sermaye transferini amaçlayan benzeri birçok AKP projesine karşı çıkan CHP Merkez Yönetimi, karşı çıkılan projelere tıpatıp benzeyen bu projeye “Evet” mi diyecektir?

Yoksa belediye başkanının sahiplenip desteklediği bir proje giderek bir CHP projesine mi dönüşecektir?

Bu anlamda CHP ne zamana kadar belediyenin, daha doğrusu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun dümen suyunda bir siyaset izleyecektir?

Yoksa, belediye başkanlarının politikalarına ve yatırımlarına karşı çıkıp eleştiren bazı arkadaşlarımızın başına geldiği gibi CHP İzmir İl ya da ilçe yönetimleri bu projeye karşı çıkanlara da disiplin sopasını göstererek onları partiden mi atacaktır?

Bence CHP ve İzmir açısından önemli bir sapağa gelmiş durumdayız.

CHP, belediye başkanının istediği gibi bu projeyi görmemezliğe gelip zımni bir şekilde destekleyecek mi yoksa belediye başkanına karşın olan biteni fark edip biz kent/doğa savunucuları ve İzmir halkı ile birlikte projeye -geç de olsa- karşı mı çıkacaktır?

Aksi takdirde körfezin ortasına yerleştirilecek ampul şeklindeki bir beton ada, İzmir’deki CHPlileri ve tüm bir İzmir halkını psikolojik anlamda yaralayan, onların motivasyonlarını düşüren bir siyasi iktidar damgasına dönüşecektir…

Yapay Ada 03

Sanırım bu düğümün çözülmesi, CHP’nin İzmir’deki geleceğini belirleyecek önemli bir hesaplaşma fırsatına konu olacak ve CHP yönetimi İzmir’e yapılan bu kötülüğe “HAK; HUKUK, ADALET” anlayışıyla “HAYIR!” diyecektir….

 

 

Kaybolan yıllar…

Ali Rıza Avcan

Kamu yatırımların süresi için bitirilmesi, kamu kaynaklarının verimli kullanılması açısından önemli bir konudur.

Çünkü herhangi bir eksiklik ya da yetersizlik nedeniyle ortaya çıkan toplumsal bir ihtiyacın karşılanması ya da bu ihtiyaçtan kaynaklanan sorunların zamanında etkin bir şekilde çözümlenmesi ancak bu ihtiyacın duyulduğu süre içinde karşılanması ile mümkün olabilir. 

Bu anlamda, yapılan kamu yatırımının bu yatırımla ilgili toplumsal ihtiyacın zamanında fark edilmesi ve bu ihtiyacın karşılanması amacıyla yapılan yatırım hizmetinin başlangıçta öngörülen sürenin içinde bitirilmesi gerekir. Bunun da nedeni, yatırımın yapılmasına karar verildiği tarihteki ihtiyaç düzeyiyle yatırımın bittiği tarihteki ihtiyaç düzeyinin birbirinden çok farklı olması olasılığıdır. Yatırımın sürüncemede kalması nedeniyle aradan geçen süre içinde ihtiyacın daha da artması ve bu nedenle konunun giderek bir soruna dönüşmesi, yatırım sonuçlandığında da çoğunlukla o tarihte daha da büyümüş olan ihtiyacı karşılayamaması sıklıkla karşımıza çıkan bir durumdur. 

maxresdefault

O nedenle, Özal’la anılan 1984’lü yıllardan bu yana yatırımların süresi içinde bitirilmesi olumlu anlamda “işbitiricilik” olarak kabul görmüş; bu durum, 2000’li yıllarda başlayan AKP iktidarı ile birlikte köprü, tünel ve liman gibi büyük boyutlu yatırımların sözleşmesindeki süreden önce bitirilmesi ve bunu gerçekleştirenlerin ödüllendirilmesi suretiyle siyasetçiye puan kazandıran bir sisteme dönüştürülmüştür. 

Tabii ki bu durumun, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile birlikte anılan Keçiören Metrosu ya da Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesi veya Bolu Tüneli gibi yılan hikayesine dönen defoları da olmuş; ancak sistem genel olarak süresinde ya da süresinden önce bitirilen yatırımlar nedeniyle halk nezdinde puan kazanılan bir uygulamaya dönüşmüştür.

Kamu yatırımlarının süresini belirleyen faktörler ise öncelikle yapılacak yatırım mekânın coğrafi ve fiziki özellikleri, sahip olunan teknolojik düzey, bu yatırımı yapacak olanların yeterli bilgi, birikim, beceri ve mali güce sahip olması olarak sıralanabilir.

Bu anlamda yatırımın yapılacağı yerin/mekânın kendi içinde barındırdığı zorluklar ve sürprizler çok önemlidir. Yatırım yapılacak zeminin özellikleri ya da yatırıma uygun coğrafya koşulları bu konuda ilk akla gelen örneklerdir.

Sahip olunan teknolojik olanaklar da başka bir önemli faktördür. O yatırım için gerekli olan teknolojik olanakların bulunmaması ya da yetersiz olması da çoğu kez yatırımın süresini arttırır.

Bence bir yatırımın süresini belirleyen faktörlerin arasındaki en önemli unsur, o yatırımın doğru projelendirilmesini sağlayan araştırma, analiz, yönetme, izleme, denetleme, güncelleme ve yatırım konusu hizmetin işletmesi ile ilgili bilgi, beceri ve birikim düzeyinin kalitesi ile yeterli finansal kaynaklara sahip olunmasıdır.

Bu anlamda gerçek ihtiyaçlara dayalı, yapılabilir ve sürdürülebilir bir yatırım projesi hazırlanmadığı ve bu proje doğru araştırma ve analizlerle desteklenmediği sürece istediğiniz kadar teknolojik olanağa sahip olun ya da kasalar dolusu paranız olsun, o proje uygulamasından istediğiniz sonucu almanız mümkün olmayacaktır.

Şimdi, bu ön değerlendirme sonrasında gelin hep birlikte çevremizdeki merkezi yönetim birimleriyle yerel yönetimlerin yatırımlarını bakarak bu yatırım faktörlerine; özellikle de yatırım süresinin uzaması ile ilgili yanlışlık ya da eksiklikleri inceleyelim:

1354108958

Bildiğiniz gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi Metro, Karşıyaka ve Konak Tramvayları, İzmir-Deniz, İzmir-Tarih, Mavişehir Opera Binası, Kemeraltı Balıkçılar Meydanı ve Kültürpark projeleri gibi büyük boyutlu projelerde hem işe söz verdiği tarihlerde başlayamıyor hem de bütün bu işleri süresi içinde bitiremiyor.

Bu durum artık öyle bir hale geldi ki, belediye hakkında en küçük bir bilgisi olan herkes belediyenin tanıtımını yaptığı her yeni yatırımın süresinde başlayamayacağını ve bitirilemeyeceğini baştan kabulleniyor. Bu nedenle İzmir Büyükşehir Belediyesi adeta “geç yapılan işlerin belediyesi” olarak tanınıyor, kamuoyunda bu doğrultuda bir algı gelişiyor. 

Bir belediyenin sözünü edip taahhüt ettiği bir yatırıma zamanında başlamaması ve zamanında bitirememesi onun için çok kötü bir şey. Çünkü bu kötü şey, belediyenin halk gözündeki güvenilirliğini açık, net bir şekilde ortadan kaldırıyor.

Belediye yönetimi bu durumu uzun bir süre Ankara’daki merkezi yönetimin engellemeleriyle açıklamaya çalışsa da, Ankara’daki merkezi yönetimin onayına tabi olmayan işlerle diğer işlerde de bu durumun ortaya çıkması nedeniyle böylesi bir gerekçe ya da mazeret uzun süredir inanılırlığını ve geçerliliğini yitirmiş durumda.

O nedenle herkes artık “senin işini engelliyorlar da niye Eskişehir’in işini engellemiyorlar?” ya da “o belediye işlerini niye zamanında yapıyor da sen yapamıyorsun?” diyerek güvensizliklerini açık bir şekilde ortaya koymaya başlıyor.

Bu konunun vatandaşın gözündeki güvenilirlik dışında kalan diğer bir yanı da yatırımların süresinin uzaması nedeniyle ortaya çıkan ancak kağıda kaleme ve muhasebe ve maliyet hesaplarına yansımayan, bir anlamda gizlenen belediye zararlarıdır.

Var olan bir ihtiyaç nedeniyle yapılmasına karar verilen bir yatırımın zamanında başlamaması ya da bitirilmemesi nedeniyle o hizmetin süresi içinde yapılmayışından kaynaklanan bu durum, hem hizmetten yararlanacaklar açısından hem de yatırımı yapan belediye açısından bir yoksunluğu hem de bu yoksunluktan kaynaklanan ek maliyetleri karşılama açısından kamu zararına yol açan bir kusur hatta açık bir mali suçtur.

Örneğin belediye araçlarında yakıt israfına neden olan bir sorunun çözümünün bu şekilde geciktirilmesi nasıl bir ek israfa ve zarara neden oluyorsa aynı şekilde bir yolun, bir köprünün yapılmayışı bizi o hizmetin süresi içinde işletmeye alınması suretiyle ortaya çıkacak yarar ya da kardan mahrum ederek gerçek anlamda zarara uğramamıza neden olacaktır.

Bir yatırımın gerekli olduğu zamanda yapılmaması ya da yapılan yatırımın süresi içinde bitirilmemesi nedeniyle ortaya çıkan zararların tek özelliği bunların araştırılıp belirlenmemesi ve muhasebe kayıtlarına dahil edilmemesidir. 

O nedenle de çoğu kez bizler; yani o kentte yaşayanlar yapılmayan hizmetlerin ya da süresi içinde bitirilmeyen yatırımlardan kaynaklanan “yoksun kalma zararları“nı bilmez, yatırımın geç de olsa yapılıp bitirilmesini çoğu kez tevekkülle karşılarız.

İşte o anlamda, kamu kaynaklarının verimli ve etkin kullanılması açısından, süresi içinde başlamayan ya da bitirilmeyen bütün yatırımların oluşturduğu bu zararların hesaplanarak belirlenmesi ve zarara neden olanlardan tazmin edilmesi en doğrusu olacaktır.

halkapınar tramvay şantiye (2)

Çünkü bizler, “Kent Hakkı“na sahip yurttaşlar olarak belediye yönetim ve yatırımlarında da “Hak, Hukuk, Adalet” anlayışının yerleşmesini; kamu hizmetini zamanında yapmayan ya da yatırımların süresi içinde sonuçlanmasını sağlayamayan, bunu bir alışkanlık haline getiren tüm yöneticilerin bu zarardan sorumlu olmasını ve onlardan bu konuda hesap sorulmasını istiyoruz.

İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin önünü açmak…

Ali Rıza Avcan

Biz burada, bütün bir yaz boyu Yunan adalarında yaptığımız tatil sonrasında 350 metrelik bayrağımızla heyecanlanıp kutlamalar yaparken ya da “konuşurken bana saygısızlık yaptın-yapmadın” tartışmalarını izlerken veya “şu yatırım benim, şu yatırım senin” şeklindeki bir paylaşıma taraf olurken hemen yanıbaşımızdaki Gediz Deltası’nda, binlerce kuşun ve canlının barındığı sessiz, sakin bir alanda büyük ve önemli adımlar atılıyor.

Hem de kapalı kapıların ardınde kimselere duyurulmadan…

İzmir’i İzmir yapan en önemli değerlerden biri olan İzmir Kuş Cenneti, Gediz Nehri Sulak Alan Koruma Bölgesi ve Ramsar Sözleşmesi ile korunduğu sanılan bir doğa harikasında gerçekleşecek gerçek bir katliamın ön hazırlıkları yapılıyor…

Bu büyük ve önemli adımları atanlar için bayramların ve fener alaylarının yapılıp yapılmamasının, şu kadar uzunluktaki bayrakların taşınıp taşınmamasının, açılış törenlerinde öfkeli atışmaların yaşanmış ya da yaşanmamış olmasının hiç bir önemi  ve anlamı yok…

Çünkü bu büyük ve önemli adımları atan iktidar siyasetçileri, bakanları, genel müdürleri, burnundan kıl aldırmayan önemli bürokratları, her şeyi bilen akademisyenleri ve WWF Türkiye ya da Doğa Araştırmaları Derneği gibi “söz dinleyen” dernekleri bir araya getiren bir şer ittifakı, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açmaya, bu yoldaki pürüz, engel ve bariyerleri ortadan kaldırmaya çalışıyor; İzmir’in, İzmir Körfezi’nin ve Gediz Deltası’nın altını oyan bir ihanetin içinde suç ortaklığı yapıyor.

Bu şer ittifakı, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önündeki en önemli engellerden biri olan Gediz Nehri Sulak Alanı Koruma Bölgesi’nin hem sınırlarını daraltmaya hem de bu yatırımın yapılmasını engelleyen niteliğini düşürmeye çalışıyorlar. Böylelikle dünya çapında önemli ve korunan bir sulak alanın tam ortasından koskocaman bir köprüyü geçirebilmek için kendi çaplarında “kahramanlık “yapıyorlar. Hem de çok sevdikleri vatan ve İzmir aşkına (!)

***

Bu çabalar, Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nun 2017 yılı başındaki 30.03.2017 tarihli ilk toplantısı ile ortaya çıktı: Bu toplantıda alınan 28-2017/1 sayılı kararın 5. maddesi ile, “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinin 19. maddesi ve Geçici 2. maddesi kapsamında Ulusal Sulak Alan Komisyonu tarafından belirlenen teknik komisyon tarafından 23.02.2017 tarihinde arazi çalışması ile tespit edilen Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgelerinin uygun görülmesine oybirliği ile” dendi ve Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi’nde yeni bir düzenleme yapıldı.

Bu kararı Komisyon Başkanı olarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşarı ve bakanlık bürokratları dışında üniversiteden gelen üye Prof. Dr. Sedat Yerli ile WWF-Türkiye Doğa Koruma Sorumlusu Eren Atak ile Doğa Araştırmaları Derneği Alan Koruma ve İzleme Programı Sorumlusu İlker Özbahar da imzaladı.

USAK 2017-1USAK 2017-2

Böylelikle Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi‘nde biri uluslararası vakıf diğeri de ulusal bir dernek olmak üzere iki doğa örgütünün suç ortaklığı çerçevesinde ciddi bir operasyon yapıldı.

Çünkü bütün amaç, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin bu değişiklik çerçevesinde yapımını kolaylaştırmaktı. Böylelikle bu büyük projenin önü bir anda açılmış oldu.

Sanırım bu iki örgüte de bu katkılarından dolayı bir fon bağışı ya da bir proje geliri verilmiştir. 

Yapılan değişikliği aşağıdaki iki ayrı haritada görmek mümkün.

Birinci harita gösterilen sınırlar Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nun 24.07.2012 tarihli toplantısında kabul ettiği sınırları, ikinci harita ise 30.03.2017 tarihli toplantısında değiştirdiği sınırları gösteriyor.

Gediz 2005 Yılı Sınırları
24.07.2012 tarihinde onaylanan Gediz Nehri Sulak Alan sınırları
Gediz Deltası Haritası 001
30.03.2017 tarihinde değiştirilerek onaylanan Gediz Nehri Sulak Alanı sınırları

Bu haritalardan da görüleceği gibi, eskiden Gediz Nehri Sulak Alan Koruma Bölgesi sınırları içinde sadece “sulak alan bölgesi“, “ekolojik etkilenme bölgesi” ve “tampon bölge” ayrımları yapıldığı halde, şimdiki halde sulak alan bölgesi “sürdürülebilir kullanım“, “kontrollü kullanım“, “hassas kullanım” ve “tampon bölge” şeklinde kısımlara bölünmüştür.

Bu bölünmenin anlamını size daha iyi anlatabilmek için bu son harita üzerinde “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin geçiş hattını kırmızı bir çizgi ile göstermeye kalktığımızda, “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin “kontrollü kullanım” olarak tanımlanan bölgenin içinden geçtiğini, onun hemen yanında da turuncu renkle boyanmış ve tarafımızca kesikli çember içine alınarak işaretlenmiş alanda bir “hassas kullanım” bölgesinin yaratıldığını görürsünüz.

Resim1

Bu haritanın da somut bir şekilde ortaya koyduğu gibi bu operasyonun amacı, bir “kontrollü kullanım” alanının içinden geçen İzmir Körfez Geçişi Projesi hattının, mutlak anlamda korunması gereken ve mavi renkle işaretlenmiş “sürdürülebilir kullanım” bölgesi ile ilişkisini keserek araya “kontrollü kullanım” adıyla bir geçiş bölgesi konulması olduğu söylenebilir.

Ancak bir “fakat” koşuluyla….

Çünkü bütün bu operasyonun yasal dayanağı olan ve 04.04.2014 tarih ve 28962 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği“nin 4. maddesinde, “Koruma bölgeleri“, “mutlak koruma bölgesi“, “hassas koruma bölgesi“, “sürdürülebilir kullanım bölgesi“, “kontrollü kullanım bölgesi” ve “tampon bölge” gibi birçok tanımı bulunmakla birlikte; “hassas kullanım” şeklinde bir bölge adı bulunmamakta ve böyle bir bölgenin tanımı yapılmamaktadır.

Anlayacağımız, bakanlık bürokratları, akademisyenler ve bazı “söz dinler” sivil toplum kuruluşları herhangi bir yasal dayanağı olmayan “hassas kullanım bölgesi” diye bir şeyi icat ederek İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açmaya çalışmışlardır.

Bu anlamda, bu operasyonun İzmir Körfez Geçişi Projesi için hayati bir önemi vardır. Çünkü Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi‘nde böylesi bir değişiklik yapılmadığı sürece böylesine büyük bir projenin Gediz Nehri Sulak Alanı‘ndan geçmesi mümkün olmayacaktır.

Nitekim, projeyi ve ÇED raporunu hazırlayanlar da bu konunun önem ve anlamının farkında oldukları için, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nca kabul edilen ÇED raporunun 170, 180 ve 182. sayfalarında belirtildiği gibi bu değişikliği yapacak olan Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşmüşler ve bu görüşmeler sonucunda “Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgelerinin yeni yönetmelik kapsamında revize edilmesine dair çalışmaların devam ettiği“ni öğrenmişlerdir. 

Ulusal Sulak Alan Komisyonu‘nun, “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği“ne aykırı bir biçimde “hassas kullanım” alanı şeklinde bir alan yaratarak İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açan bu kararı açık bir şekilde hukuka ve yasalara aykırı olduğundan; 25 Ağustos 2017 tarihinde Doğa Derneği ve Avukat Cem Altıparmak ile birlikte Orman ve Su İşleri Bakanlığı aleyhine Ulusal Sulak Alan Komisyonu‘nun aldığı 30 Mart 2017 tarih ve 28-2017/1 sayılı kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi‘nde dava açtık.

Flamingoma Dokunma 009

Şimdi bu dava çerçevesinde, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açacak olan 30 Mart 2017 tarihli Ulusal Sulak Alan Komisyonu kararının önce yürütmesinin durdurulmasını, ardından da iptal edilmesini bekliyoruz.

Tabii ki öncelikle, “Hak, Hukuk ve Adalet!” diyerek yürüyüşlere, şenliklere ve fener alaylarına katılan belediyelerin, belediye başkanlarının, milletvekillerinin, yerel ve ulusal siyasetçilerin ve her zaman yanımızda olan İzmirlilerin, doğa savunucularının, ekolojistlerin aramıza katılmalarını bekleyerek…

Kemeraltı üzerine… (1)

Ali Rıza Avcan

İzmir’e geldiğimden ilk günlerde, çözülecek yeni bir düğüm gözüyle baktığım ve daha sonrasında bu düğümü çözerek yaşamımın tamı tamama dört yılını verdiğim tarihi Kemeraltı Çarşısı’na şu sıralarda gereken önemi vermediğimi, adeta onu ihla etmeye başladığımı hissediyorum.

Oysa daha ilk günlerde cadde, sokak, çıkmaz ve merdivenlerini, sokak geçişlerini, gözden ırak kalmış kuytularını keşfederek, hangi meslek grubu ya da esnafın nerede yoğunlaştığını araştırıp öğrenerek, sonrasında da her dükkanı, sahip ve çalışanlarını neredeyse ismiyle, her sokağı numarasıyla ezberlediğim, gerginlik üzerine oturmuş toplumsal coğrafyasını aklıma yazdığım Kemeraltı, son zamanlardaki sosyal medya paylaşımlarında pek yer bulamasa da aklımdan hiç çıkmadı, yüreğimin en hassas bölgesindeki varlığını hep korudu.

Bu ihmalkarlık ya da vefasızlığı fazlasıyla hissettiğim için bayram sonrasında ilk yaptığım şey, Kemeraltı’na giderek kulaktan duyduğum bazı yeni gelişmeleri, bir türlü bitmek bilmeyen belediye yatırımlarını görmeye, pazarda ya da markette bulamadığım yiyecekleri arayarak ihtiyaçlarımı gidermeye ve sahaf dostum Hakan Kazım Taşkıran’ı ziyaret edip derin bir İzmir ve Kemeraltı sohbeti yapmaya ayırdım.

İyi de yapmışım. Böylelikle yolda gördüğüm esnaf arkadaşlarla ayaküstü sohbetler yaparak, unuttuğum mekanları anımsayarak, yeni yapılan ya da açılan yerleri fark ederek, kapanan yerler için üzülerek, kitap, fotoğraf, pul, eski eşya ve müzik üzerinden güzel bir sohbeti koyulaştırarak keyifli bir Kemeraltı günü yaşadım. 

O nedenle bundan böyle ara ara ya da zaman zaman Kemeraltı ile ilgili görüp duyduklarımı ya da hissettiklerimi, yolunda giden ya da gitmeyen şeyleri sizlerle paylaşarak bu tarihi bölge ve çarşının kimliğini koruyarak ayakta durması için çaba göstermeye devam edeceğim. O nedenle bu yazının başlığını, 1’den ötesini getirmek amacıyla numaralamaya dikkat ettim.

***

Bugün size sözünü edeceğim şeylerden ilki, İzmir Ticaret Odası tarafından restore ettirilen Başdurak Camii’nin altındaki yeniden düzenlenip Kemeraltı-Başdurak Turistik El Sanatları Çarşısı olacak.

Başdurak Camii Projesi 001Başdurak Camii Projesi 002Başdurak Camii Projesi 003

Kemeraltı’ndaki Başdurak Cami Altında Yer Alan Dükkanların Turistik Çarşı Olarak Kente Kazandırılması Projesi” ismini taşıyıp 2011 yılında başlayan çalışmada “Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nın 24 saat yaşayan bir merkez olabilmesi için bünyesinde cazibe noktalarının yaratılması gerekmektedir. Bu doğrultuda hem tarihi bir yapıyı turizme kazandırmak hem de içerisinde geleneksel el sanatları ile özel tasarım ürünleri yaşatacak bir turistik çarşı kurmak hedeflenmiş.

2011 yılında başlatılan bu çalışmada önce Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü ile yapılan 10 yıllık sözleşme uyarınca Başdurak Camii ile bu caminin altındaki dükkanların ve şadırvanların röleve, restitüsyon ve restorasyon projeleri İzmir Ticaret Odası tarafından hazırlatılmış, ardından da caminin altında yapılan toplam 28 dükkan, restorasyon karşılığı kiralama modeline göre kiralanmaya başlanmış. 

Gördüklerimize ek olarak çarşıda bulunan görevliden aldığımız bilgilere göre 28 dükkanın çoğu 10 yıllığına kiralanmış durumda. Geriye sadece 4-5 dükkan kalmış durumda. Kiralanan dükkanların bir kısmı çalışmaya başlamış durumda, büyük bir kısmının da kepenkleri kapalı durumdaydı. Dükkanlar arasında hediyelik eşya satışı yapanlar dışında Alsancak Dostlar Fırını gibi gıda satış yeri olarak kullanılanlar da bulunmaktaydı. 

Bu durumuyla yapılan Kemeraltı-Başdurak Turistik El Sanatları Çarşısı‘nın Kemeraltı’na yeni bir soluk, yeni bir anlayış getireceği kesin. Hem bu nedenle hem de İzmir Tarih Projesi adını verdikleri bir çalışma çerçevesinde uzun uzun raporlar yazıp toplantılar yapan İzmir Büyükşehir ve Konak belediyeleriyle çok ortaklı TARKEM‘in bugüne kadar yapamadıklarının aksine ortaya somut, güzel, anlamlı ve yararlı bir şey koymuş olmaları nedeniyle İzmir Ticaret Odası‘nı ve bu projeyi oluşturduğuna emin olduğum sevgili arkadaşımız Dr. Hitay Baran‘ı kutlamak, kendisine teşekkür etmek gerekiyor.

20170905_15011720170905_15000120170905_15011220170905_145955

Ancak iki önemli noktayı unutmayıp vurgulamak koşuluyla…

Birincisi, bu yeni yapılan çarşının ve dükkanların çevresindeki diğer işyerlerinden; özellikle de Kızlarağası Hanı’ndaki benzerlerinden farklı olması, hediyelik eşya satan işyerlerinin ucuz Uzakdoğu ve Hindistan kaynaklı ürünleri satmamaları amacıyla ülkemize, özellikle de İzmir’e özgü hediyelik eşya tasarım ve üretimi konusunda İzmir Ticaret Odası‘nın onlara yardımcı olması ve liderlik yapması koşuluyla…

İzmir Ticaret Odası Eğitim ve Sağlık Vakfı‘nın geçtiğimiz yıllarda bu tür İzmir’e özgü hediyelik eşya tasarımı ve üretimi konusunda yaptıklarını, açtığı yarışmayı hatırladığım için o tarihlerde yapılmış çalışmaların, bu yeni girişim çerçevesinde sürdürülerek bu yeni çarşının başlangıçtaki hedefler doğrultusunda varlığını ve farklılığını sürdürmesinin  yararlı olacağını düşünüyorum.

İkinci olarak da, bu çarşıdaki 28 ayrı işyerinin en kısa sürede çevrelerindeki diğerlerine benzememesi ve bir bütün olarak algılanıp kabul görmeleri, bir anlamda örnek olabilmeleri için bu dükkanların kiralanması ve işletilmesi ile ilgili bir işletim modelinin çarşının kuruluş amaç ve hedefi doğrultusunda oluşturularak yaşama geçirilmesini öneriyorum. Çünkü bir şeyi yapmak nasıl bir başarıysa, yapılanı koruyup sürdürmenin de başka bir başarı olduğuna ve bu iki başarı birlikte gerçekleşmediği sürece yapılanların beyhude olacağına inanıyorum.

İzmir’e, özellikle de Kemeraltı’na ait yeni güzelliklerde buluşmak, doğru, anlamlı, yararlı ve somut şeyleri gerçekleştiğini görüp keyiflenmek dileğiyle….

İzmir, ikinci bir Efes olacak mı?

Ali Rıza Avcan

AKP iktidarının İzmir üzerindeki egemenliğini sergileyip vurgulamak amacıyla bir “siyasi proje” olarak önümüze koyduğu İzmir Körfez Geçişi Projesi, uzun vadede İzmir Körfezi’ni bir bataklığa dönüştürecektir.

Bu anlamda İzmir Körfez Geçiş Projesi yapıldığı takdirde İzmir, ikinci bir Efes olmaya adaydır.

Neden derseniz İzmir Körfez Geçişi Projesi yapıldığı takdirde İzmir’in ve İzmir Körfezi’nin başına gelecek belaları sırasıyla açıklayalım:

İzmir Körfez Geçişi Projesi, iktidarın verdiği talimat uyarınca 2015 yılında İzmir halkına sorulmadan Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı‘na bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü ile Yüksel Proje A.Ş. tarafından hazırlanarak ÇED raporu düzenlenmiştir.

10

Hazırlanan ilk ÇED raporunda, bu proje içinde yer alan köprü ayaklarıyla yapay beton adanın İzmir Körfezi’nin zayıf su akıntılarıyla su kalitesini ne şekilde etkileyeceği hiç dikkate alınmamıştır.

Çünkü İzmir Körfezi’ndeki akıntıyı ve suyun kalitesini % 40 oranında arttırarak Körfez’e daha büyük gemilerin girmesini ve Alsancak Limanı’nın genişletilip geliştirilmesini sağlamak amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı İZSU Genel Müdürlüğü ile Ulaştırma, Habercilik ve Denizcilik Bakanlığı‘na bağlı TCDD Genel Müdürlüğü tarafından ortaklaşa geliştirilen İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi’ne ait ÇED raporu o tarihte henüz onaylanmamıştır.

Ne tesadüftür ki, Körfez’deki akıntıyı ve suyun kalitesini arttırmayı amaçlayan bir proje ile bu akıntıyı azaltıp su kalitesini düşürecek başka bir proje aynı anda ortaya çıkmakta ve bu iki proje arasındaki olumlu ya da olumsuz etkileşimi dikkate alan bir çalışma yapılmamıştır. 

Hal böyle iken bu etkileşimi dikkate almayan proje önerisiyle 2015 yılında İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin halkı aydınlatma toplantısı yapılır ve İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin, İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon (Büyük Körfez) Projesi ile elde edilecek % 40 oranındaki iyileşmeyi sıfırlayacağı gündeme getirilmez. 

Bu çetrefilli sorun ancak 2016 yılının Mayıs ayında TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin Tepekule İş Merkezi’nde düzenlediği “seminer” isimli proje tanıtım toplantısında, projeye karşı çıkanların sorularıyla ortaya çıkar ve projeyi hazırlayan Yüksel Proje A.Ş. alelacele yeni bir ÇED raporu hazırlayarak diğer projenin hedeflediği % 40 oranındaki iyileşmeyi kendi projeleri ile sıfırlayan bu sorunu çözmeye çalışır.

Bulunan çözüm, tek bir akademisyene hazırlattırılan rapora bir iki sayfa daha eklenerek bulunur. Çözüm, yapılacak köprünün ayaklarına; daha doğrusu binlerce kuşun ve diğer canlının yaşadığı alana rastlayan geniş bir bölgede daha fazla dip taraması yapmaktır. 

Böylelikle, bırakın diğer projedeki iyileşmeyi ortadan kaldırmayı o projeye katkıda bulunacaklarını bile iddia ederler. Hem de tek bir akademisyenin bilgisayarda hazırladığı tek bir simülasyonla…

Ancak bu hesaplama sırasında çok önemli bir şey unutulmuştur:

Gerek yatırımların yapıldığı süreçte gerekse sonrasında Gediz Nehri’nin getireceği yeni alüvyon ve atıklarla Körfez’in dolmaya devam edeceğini…

Çünkü İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon (Büyük Körfez) Projesi kapsamında yapılan hesaplara göre İZSU ve TCDD, Körfez’in iki ayrı bölgesinde yapacağı tarama sonrasında akıntıları ve suyun kalitesini % 40 oranında arttırmayı hedeflemiştir.

İzmir Körfez Geçişi Projesi ise bu proje sonrasında Körfez’in en sığ bölümlerinde -4 metre derinliğinde bir tarama yaparak, köprü ayaklarıyla yapay beton ada imalatından kaynaklanan olumsuzlukları giderecek; hatta öne sürdüğü iddialara göre akıntılarla su kalitesindeki artışı % 40’ın üzerine çıkaracaktır.

Bu hesapta unutulan şey ise bunun köprünün yapılışı sırasında yapılan tek bir çalışma olduğudur.

Yarın öbür gün İzmir Körfez Geçişi Projesi, araç garantili Yap-İşlet-Devret Modeli çerçevesinde işletmeciye teslim edildiğinde;

Gediz Nehri’nin getireceği yeni alüvyon ve atıklarla yeniden dolan deniz tabanını kim, ne şekilde ve hangi sıklıkla temizleyecektir?

Limana giriş çıkış yapan gemilerin geçiş alanında böyle bir ihtiyaç olmadığı sürece, köprünün ayaklarındaki sığlaşma için yeni bir yatırım yapmayı kim isteyecektir?

Bu temizlik işini işletmeciye vermek mümkün olacak mıdır?

Muhakkak ki, böylesi bir yükümlülük sözleşmede yer almayacağı için işletmeci bunu kabul etmeyecek ve Körfez tabanının temizlenmesi ise yine kamu kaynaklarını kullanan  İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı İZSU ile Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı‘na bağlı TCDD‘na; yani Hazine‘ye düşecektir.

Böylelikle taahhüt edilen araçlar ister köprü, tünel ve kara yolundan geçsin, ister geçmesin yıllık gelirini garantilemiş olan işletmeci böyle bir işi yapmaktan kaçınacak ve şimdi köprü, yapay ada ve tünelin varlığı nedeniyle daha da zorlaşan tarama işlemlerinin maliyeti yine İzmir halkına kalacaktır.

Le delta du Gediz vu du ciel.
Fotoğraf: Doğa Derneği

Bu işte de öyle böyle küçük bütçelerle değil; milyon dolarlık bütçelerle gerçekleşecek ve belki de o işin projesini de Yüksel Proje hazırlayacak, yapımını da köprü işletmesini alan holdingin ya da grubun başka bir şirketi üstlenecektir.

Her ne hikmetse, kimin müşteri kimin satıcı olduğu belli olmayan bu vahşi kapitalist düzende bizim adımıza yapıldığı söylenen bütün bu köprü, tünel, yol, liman ve diğerlerinin asıl kazananları, bizi bizden fazla düşünen ya da dillere pelesenk olan söylemle “İzmir’i çok seven” bu sermaye grupları oluyor her nedense…

 

İzmir Körfez Geçişi Projesi (1)

Ali Rıza Avcan

Birçok arkadaşım, dostum bayramın yaklaştığı şu günlerde ülkemizin ve özellikle de Ege adalarının sokaklarıyla plajlarını, lokanta ve kafeteryalarını doldurup sosyal medyada bol bol yemek, manzara ve grup fotoğrafları paylaşırken dün biz; Doğa Derneği ve Seferihisar Orhanlı Köyü Doğa Okulu’ndan arkadaşlarım Güven Eken, Galip Ener ve İngiliz biyoçeşitlilik uzmanı Adam’la birlikte Gediz Deltası’na giderek İzmir Körfez Geçişi Projesi kapsamındaki köprü ve viyadüklerin yapılacağı yerlerde keşif yaptık.

Ben, daha önce bu konuyu günler ve haftalarca okuyup araştırmış, yazıp çizdiklerini sizlerle paylaşmış biri olarak böylesine bir şaşkınlık ve üzüntüyü yaşayacağımı ummuyordum. 

Çünkü (derken bir kumru, bu yazıyı yazdığım balkon kapısı açık odaya girip karşımdaki dosyaların üzerine konarak ufak bir misafirlik yaptı ve bana bir bakış fırlattıktan sonra tekrar geldiği yerden uçup gitti. Ardından da -ister istemez- belki de biraz sonra sözünü edeceğim kuşların selamını getirdi diye düşünmeden edemedim.) bu projenin böylesine binlerce Karabaş ve gümüş martısıyla Akdeniz martısının, flamingolarla diğerlerinin yaşadığı, barındığı bir yerde yapılacağını bu kadar somut, bu kadar açık bir şekilde düşünmemiştim. O nedenle karşımdaki kuşlara ve onların yavrularına bakarak defalarca “köprünün burada yapılacağından gerçekten emin misiniz?” diye sordum durdum. 

Tabii ki eve gelir gelmez hemen basılı haritalarla projenin ÇED raporuna bakarak bir değerlendirme yaptım ve ne yazık ki, durup keşif yaptığımız, yürüyüp çevreyi incelediğimiz yerlerin köprü, viyadük ve yonca kavşakların yapılacağı yerler olduğunu anladım.

01.77. Sasalı Kavşağı PlanıResim6Gezip gördüğümüz yerler öylesine güzel, sakin sessiz, binlerce kuşun deniz kenarında ya da karada uçup barındığı yerlerdi ki, buraya, hem de onların yaşayıp konakladıkları yerin tam ortasına koskocaman bir köprü yapılacağını aklım, fikrim ve yüreğim kabul etmek istemiyordu.

Aşağıdaki haritadan da göreceğiniz gibi önce Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nin kuzeyindeki 10046 sokakla 10047 sokağın birleştiği köşeye, daha sonra onun daha da kuzeyindeki 10050 sokakla 10051 sokağın köşeye giderek kuşların bulunduğu sahili ve adaları izledik, ardından yürüyerek bu bölgeyi arkadaki art alandan ayıran seddenin üstüne çıktık ve mevcut durumu anlamaya çalıştık. Sonrasında da Mavişehir’in içine girerek Mavişehir 122 Blokları denilen yerdeki koyu, o koydaki kuşları, o koyun taş ve kayadan yapılmış dolgu ile nasıl doğal bir kıyı olmaktan çıkarıldığını izledik.

Gördüğümüz şey düpedüz yüksek bloklardan, beton binalardan oluşan bir işgalin Gediz Deltası’na doğru yayıldığıydı. Bu müthiş, rahatsız edici ve barbarca bir işgaldi. Kuşların yaşam alanlarını ele geçirmeye, onların orada barınmasını sağlayan şeyleri yok etmeye yönelik, kuşları ve diğer canlı varlıkları oradan kaçırmaya ve ardından yapılacak bloklara “Martı“, “Albatros” ve “Flamingo” gibi isimler vermeye yönelik vahşi bir saldırıydı. Bu saldırı belki de orada barınan kuşlar açısından şu aralar bazı İzmirliler’in duyduğu “İstanbullu” korkusuna benzer bir korkuydu.

DSC01968
İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin Yapılacağı Yer: Gediz Deltası, 30 Ağustos 2017
DSC01969
İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin Yapılacağı Yer: Gediz Deltası, 30 Ağustos 2017
DSC01971
İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin Yapılacağı Yer: Gediz Deltası, 30 Ağustos 2017
DSC01974
Gediz Deltası, “Akdeniz Martısı“, 30 Ağustos 2017

O nedenle, dünyanın ve ülkemizin en ıssız, bilinmedik yerlerine giden, yakınımızdaki Yunan adalarının cadde, sokak ve köylerini çekip paylaştıkları fotoğraflarla neredeyse adım adım bizlere öğreten İzmirliler’in, bu bölgedeki yapılaşmayı gizleyip İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ni allayıp pullayan medya mensuplarının ve özellikle de bu projeye sessiz kalan Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımın, dostlarımın bayram tatili sonrasında öncelikle bu bölgeye giderek, bisiklete binip oralara gidenlerin ise İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı bisiklet yollarında, dikkatlerini yola vermenin yanında biraz da etraflarını gözden geçirerek durumu fark etmelerini ve İzmir’in üstüne üstüne gelen bu büyük İzmir Körfez Geçişi Projesi belasına dur demelerini, sessizliklerini bozarak bu nadir bölgenin korunması için çaba göstermelerini diliyorum. 

Bardağın dolu tarafını görmek…

Ali Rıza Avcan

Son zamanlarda, yaşama olumlu bakmak, negatif olmamak ya da olumsuz şeylerden uzak durmak gibi gerekçelerle önümüzdeki bardağın sadece dolu tarafına bakmak adet oldu.

Çevremdeki çoğu insan, akademisyenlerin bir kısmı, belediye yönetici ve çalışanlarının neredeyse tümü; daha doğrusu bir konuda yetki ya da sorumluluk üstlenenlerin çoğu, başarısız olmamak amacıyla ilgili ya da görevli oldukları konulara yetersizlik ve sorunlar üzerinden değil; sahip oldukları varlık, değer ya da kaynaklar üzerinden yaklaşmayı ifade eden aldatıcı bir teselli politikasıyla yaklaşmayı tercih ediyorlar. 

Bardağın dolu tarafına bakmak, akademik çevrelerde giderek “bilimsel” bir analiz yöntemiymiş gibi takdim edilerek yazılan kitap ve makalelerde ya da yapılan sunumlarda siyasetçi ve yöneticilerin gönüllerini hoş tutacak aldatıcı bir iksir haline dönüştürülüyor.

Çünkü böylelikle can sıkan yetersizlik ve sorunları gündeme getirerek kötümser olunmamış olunuyor. Lale Devri‘nin boşvermişlik anlayışıyla herkese ve her ortama pembe bir iyimserlik bulutu yayılarak kimselere “negatif enerji” verme fırsatı yaratılmıyor…

lale2

Ortalığa kötümserlik tohumları eken muhaliflerin, yaşama eleştirel bakanların böylelikle hem önü kesiliyor hem de yazılıp çizilen kitap, makale ve raporlarla, sunulan bildirilerle sahip olunan makam ve masaların sürdürülebilirliği (!) sağlanabiliyor.

Bu pembe iyimserlik halini sağlayan analiz yöntemine ise “varlık-odaklı yaklaşım” diyorlar. Bu yöntemin uygulandığı ilk proje olan Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 başlıklı belgede bu analiz yöntemi şu şekilde tanımlanıyor.

“Proje yaklaşımını oluşturan varlık-odaklı yaklaşım, Yarımada’nın sürdürülebilir gelişiminde anahtar rol oynayacak yerel varlıklarının korunması ve geliştirilmesi üzerine kuruludur. Varlık (Asset), sözlük anlamıyla bir bireyin, kaynağın veya nesnenin değerli niteliğidir. Bir toplum için ise bireylerinin, altyapılarının, organizasyonlarının, ya da programlarının gücü olarak düşünülmektedir.

Varlık-odaklı yaklaşım ise bir konuyu pozitif, gerçekçi ve kapsayıcı bir biçimde ele alma ve tanımlama düşüncesidir. Hangi yerel varlık, değer ve kaynakların o yerin ayırt edici özelliği olduğunu ve korunması gerektiğini ve nelerin o yeri yaşamak ve üretmek için iyi bir yer yaptığını tanımlamamıza yardımcı olur.”

Görüldüğü gibi var olanlar, sahip olduğumuz varlık, değer ve kaynaklar bardağın dolu tarafı olarak bu yaklaşımın temelini oluşturup bardağın boş tarafını temsil eden yetersizlik, ihtiyaç ve sorunlar bu yaklaşımın görüş alanına sokulmuyor.

Bu yaklaşımdaki bilinçli körlüğü, en iyi şekilde yine aynı belgedeki şu anlatımlarda yakalayabiliyoruz:

Varlık-odaklı yaklaşım, bardağın yarısının dolu olduğunu savunan pozitif bir yaklaşımdır. Kavram ilk kez ABD’de 90’lı yılların başında Kretzmann ve McKnight (1993) tarafından toplumsal gelişim çalışmalarına paralel olarak geliştirilmiştir. Araştırmacılar toplumsal sorunların çözümünde yetersizlikler ve problemler üzerinden gidildiğinde olumsuz bir hava oluşturduğunu görmüşler ve geleneksel ihtiyaç-temelli yaklaşımların çözümsüzlük duygusunu kuvvetlendirdiğini, yerel halkı dışarıdan müdahale beklentisi nedeniyle pasifleştirdiğini tespit etmişlerdir. Bu nedenle de sahip olunan yerel varlıklar, ekonomik ve doğal kaynakların gücü ve bunların yaratabileceği fırsatlar üzerinden hareket eden varlık-odaklı yaklaşımın alternatif bir yol olarak toplumsal ve ekonomik gelişme, yaratıcılık ve girişimcilik üzerinde olumlu etkileri olabileceğini öne sürmüşlerdir.”

Görüldüğü gibi bir planlama yöntemi olarak önerilen bu yöntemde, yerel halkın çözümsüzlük duygusu nedeniyle cesaretini kaybetmemesi için onlara sorunlardan ve yokluklardan söz etmememiz gerekmektedir. Örneğin Çeşme Yarımadası ile ilgili bir stratejik planlama çalışmasında yöre halkının çözümsüzlük duygusuna düşmemesi, dışarıdan müdahale beklentisi nedeniyle pasifleşmemesi  için her geçen gün sayıları artan rüzgar enerjisi santrallerinden ya da balık çiftliklerinden söz etmememiz gerekiyor. Aksi takdirde gelip katkıda bulunmazlar, hatta küsüp bir köşeye bile çekilebilirler…

Oysa sağlıklı bir planlama çalışmasında hem dolu hem de boş tarafın birlikte görülmesi gerekir. Böylelikle hem elde bulunan varlık, kaynak ve değerler hem de mevcut yokluklara bağlı yetersizlik, ihtiyaç ve sorunların birlikte ele alınması, aralarındaki olumlu ya da olumsuz ilişkilerin incelenip irdelenmesi gerekir.

13aafdcad344b8c9

Çünkü yaşamın bizatihi kendisi hem olumlu şeyleri, hem de olumsuzları kendi içinde barındırır ve bunların hepsi bir bütünün parçalarıdır. Bunları birbirinden ayırarak olumlu olanı tercih edip diğerini halının altına süpürmek öncelikle kendimizi kandırıp aldatmanın eski bir yöntemidir. Sonrasında da başkalarını, halkı…

Hepimiz uzunca bir süredir İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin yaptıkları proje yatırımlarından şikayetçi olduğumuza göre, bu şikayetlerin altında yatan nedenlerden birinin de bu Lale Devri Anlayışı ile sadece olumlu şeyleri görüp, yetersizlik, ihtiyaç ve sorunları görmeyen “varlık-odaklı yaklaşım” olduğunu söyleyebiliriz…

 

Bunun neresi “nostaljik”?

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir kitapta, tarlada, pazarda ya da manavda elleyip koklayıp aldığımız sebze ve meyveleri uzun bir süredir marketlerde elleyip koklamadan, sadece paketlenmiş görünümlerine ve etiketlerine bakarak aldığımız; bu nedenle insanla doğa arasındaki ilişkinin esaslı bir şekilde koptuğu, gıda güvenliği gerekçesiyle doğaya ve onun ürünlerine yabancılaştığımız için artık onların koku ve tatlarıyla ilgilenmediğimiz ifade ediliyordu.

Evet, hepimiz aynı şeyi yapıyoruz. Çünkü o paketlenerek yalıtılmış sebze ve meyvelerin eskisi gibi kokmadığını, hormon takviyesi ve genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) nedeniyle artık eskisi gibi olmadıklarını biliyor, o nedenle de ellemeye ya da koklamaya kalkmıyoruz.

Aslında buna benzer bir duyguyu içinde yaşadığımız ya da çalıştığımız mekânlarla kullandığımız nesnelerle kurmuş olduğumuz ilişkilerde de yaşıyoruz.

Geçen hafta Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Buca Kaynaklar’daki yerleşkesini ziyaret edip yapı teknolojisinin son ürünleriyle yapılmış bir binada yemek yerken, bu tür binalarda, eski yapılarda olduğu gibi belleğimin bir köşesine koyup götüreceğim farklı bir şey bulamadığımı, yapı ve iç mekânlarıyla özel bir ilişki kuramadığımı söylediğimde, görüştüğüm akademisyen arkadaşlarım kendilerinin de aynı şeyi hissettiklerini ifade ettiler.

Sanırım, insan ve içinde bulunduğu mekân ile ilişkisinin fazla sorgulanmaması, çağdaş yapı teknolojisinin mimarları bir örnek yapılaşmaya zorlaması ya da bu tür yapı mimarisinin standartlaşması gibi nedenlerle -ne yazık ki- bütün alışveriş ve eğitim mekânlarıyla diğer binaların beş aşağı beş yukarı birbirine benzemesine yol açtı.

Aynı duyguyu geçen akşam güzel tramvay görselleri bulmak amacıyla yaptığım İnternet taramasında da yaşadım. Çünkü, son yıllarda hem ülkemiz hem de dünya kentlerindeki tramvay yatırımlarında kullanılan Japonya, Kore ya da Çin kökenli tramvay vagonlarının beş aşağı beş yukarı çoğunlukla birbirine benzediğini, sadece ufak tefek değişiklikler ya da farklı renk seçimleri nedeniyle birbirlerinden ayrıldıklarını fark ettim. Hatta bu benzerlik öyle durumlara varıyordu ki, İstanbul ya da İzmir’de kullanılan tramvayların şekli ve rengi bile tıpatıp birbirini andırıyordu. O nedenle fotoğrafın kaynağına gitmediğim sürece o tramvayın hangi kentte olduğunu anlayamıyordum.

İstanbul Tramvay
İstanbul Tramvayı
Karşıyaka Tramvay
İzmir, Karşıyaka Tramvayı
Kocaeli Tramvay
Kocaeli Tramvayı
Konya Tramvay
Konya Tramvayı
Sakarya Tramvay
Sakarya, Adapazarı Tramvayı
Samsun Tramvay
Samsun Tramvayı
Gaziantep Tramvay
Gaziantep Tramvayı
Bursa Tramvay
Bursa Tramvayı

Yani, tramvayların şekli ve renklerinde o kente ve kimliğine dair bir iz, özel bir farklılık bulamıyordunuz. Çünkü hepsi, belki de aynı firmanın aynı fabrikasının aynı tezgahından çıkarak uygarlığın beşiği olan kadim kentlerimizde pahalı bir oyuncak olarak yerlerini bulmuşlardı.

Oysa bize yapılacak tramvayın nostaljik olacağını, bizlerdeki geçmişe ait duyguların ortaya çıkacağını söylemişlerdi. Bunu demeçlerinde, belediye bültenlerinde ve gazete haberlerinde üstüne basa basa dile getirmişlerdi.

İlk günden itibaren gördüğüm ve bindiğim bütün tramvay katarları bende, biraz dolgunca yapılmış ve yavaş giden otobüs çağrışımları yaptı. Hatta sadece otobüse değil metro ya da banliyö vagonlarına da benziyorlardı. Ayrıca tramvayların tasarımı konusunda söyleştiğim tanıdıklarım da aynı şeyleri söyleyip hayal kırıklığı yaşadıklarını ifade ediyorlardı.

Oysa, aşağıdaki fotoğraflarda da göreceğiniz gibi İstanbul’un, Bursa’nın, San Francisco’nun, Lizbon’un eski tramvayları hep kendine özgü ve içinde bulunduğu kente ait özellikleri yansıtan tramvaylardı. Kimisi iklime göre yanları açık, kimisi duvar yazılarıyla süslenmiş, cıvıl cıvıl, insanlarda “iyi ki ben bu tramvaya bindim” duygusu yaratabilecek “biricik” tramvaylardı.

Budapeşte Tramvay
Budapeşte Tramvayı
Historical electrical tram
Johannesburg, Güney Afrika Tramvayı
İstanbul Tarihi Tramvay 001
İstanbul Tramvayı
Hong Kong Tramvay
Hong Kong Tramvayı
Lizbon Tramvayı
Lizbon Tramvayı
Exposición
San Francisco Tramvayı
San Francisco Tramvay 002
San Francisco Tramvayı

Aynen metroda, İZBAN’da ya da birer tost makinesine benzettiğim yeni gemilerde ve son oyuncağımız olan tramvayda kendinize ait bir şey, bir duygu, bir aidiyet hissediyor musunuz? Onları eskinin atlı tramvayları, Voroşilov otobüsleri ya da “bozynuzlular“ı gibi kendinize ait hissediyor musunuz? Onlar bu halleriyle belleğinizde bir yer ediniyorlar mı?

Atlı Tramvay - İzmir
İzmir Atlı Tramvayı
Karşıyaka Tramvayı 001
Karşıyaka Tramvayı

Yoksa dünyanın her hangi bir ülkesinde ya da her hangi kentinde kullanılan bu araçları, özünde bizlerden bir şeyleri taşımayan, bize ait olmayan, çağdaş teknolojinin birörnekleştirip aynılaştırdığı standart ve kimliksiz elektrikli oyuncaklar gibi mi hissediyorsunuz?

Tramvayların nostaljik olacak diye eskisi gibi atlı olmasını istemiyoruz ama “Tasarım Kenti İzmir” olarak lanse edilen bir kentte; yakın bir zamanda “Tasarımın başkenti” olacağı söylenen bir kentte kullandığımız gemilerde, metrolarda, tramvaylarda İzmir’e ait bir özelliğin, onu dünyada “biricik” yapan özgün bir özelliğin bulunmasını; böylelikle mekân ve nesnelerle onları kullanan insanlar arasında kolay, sağlıklı, doğru ve belleklerde yer edinecek özel bir ilişkinin kurulmasını istiyoruz.