Yaşanacak şehir İzmir (!)

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz günlerde, ülkemizde kent içi ulaşım konusunda  Londra merkezli FIA Foundation destekli çalışmalar yapan -eski adı Embarq, yeni adı WRI Türkiye olan- uluslararası bir kurumun İzmir’in tarihi kent merkezini oluşturan Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerindeki ulaşım seçeneklerinin belirlenmesi amacıyla hazırladığı bir rapor elime geçti. 

İzmir Tarih, Sürdürülebilir Ulaşım Projesi başlığını taşıyan 193 sayfalık bu raporu şu an itibariyle inceliyor ve yapılan çalışma hakkında bilgiler edinmeye çalışıyorum.

İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi_Sayfa_001

Rapor kapağındaki isim ve logolardan anladığım kadarıyla bu çalışmanın, 2012 yılından bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, 248 hektar büyüklüğündeki Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgelerinde uygulanmakta olan İzmir-Tarih İzmirlilerin Tarih İle İlişkisini Güçlendirme Projesi kapsamında yaptırıldığı anlaşılıyor.

Söz konusu raporun 5. sayfasındaki anlatıma göre “İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi’nin konusu, İzmir-Tarih Projesi’ni destekleyecek ve bütünleyecek biçimde, İzmir Konak Kemeraltı ve Çevresi Yenileme Alanı Kapsamında ulaşım seçeneklerinin sunulması, bölgenin çevre kentsel ulaşım ağlarına entegrasyonunun sağlanarak erişebilirliğinin artırılması, bölgenin yaya ve bisiklet öncelikli sürdürülebilir ulaşım odaklı bir yaklaşımla yeniden ele alınması” olarak belirlenmiş.

Raporun anlatımına göre bunu sağlamak amacıyla ilk önce başta 116 ortaklı soylulaştırma şirketi TARKEM A.Ş. olmak üzere 3 dernekle (Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği, Çağdaş Görmeyenler Derneği ve İzmir Bisiklet Derneği); ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi yöneticileriyle odak grup görüşmeleri yapılmış.

Bunun ardından 12-13 Mayıs 2016 tarihinde İzmir Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştirilen Tasarımla Daha Güvenli Kentler Çalıştayı‘nda bir SWOT (GZFT) analizi yapılmış.

Sonrasında ise 19 ayrı bölgeden oluşan bu alanda 1.714’ü yaya, 288’i bisikletli, 686’sı esnaf ve 663’ü hanehalkı olmak üzere toplam 3.351 kişi ile bir anket çalışması yapılmış.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Konak İlçesi İçin ‘İzmir Tarih Sürdürülebilir Ulaşım Projesi’ Anketi” başlığını taşıyan sekiz sayfalık ankette toplam olarak 107 adet soru sorulmuş. 

Raporun 190 ve 191. sayfalarındaki bilgilere göre, anketlerin Ağustos ayı içinde yapıldığı anlaşılmakla birlikte; 12-13 Mayıs 2016 tarihli Tasarımla Daha Güvenli Kentler Çalıştayı sonrasında yapıldığını düşündüğümüz bu araştırmanın, 2016 yılının mı; yoksa 2017 yılının mı Ağustos ayında yapıldığı kesin olarak anlaşılamamıştır.

Biz şimdi bugün bu araştırma ile ilgili raporun 22, 23 ve 24. sayfalarında yazılı olan sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Çünkü Londra merkezli FIA Foundation desteğinde İzmir Büyükşehir Belediyesi ve WRI Türkiye işbirliği içinde, saha ve analiz çalışmaları Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İstatistik Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Şenyay ile Yrd. Doç. Dr. İstem Köymen Keser, araştırma görevlileri Efe Sarıbay ve Yasin Büyükuçaş tarafından yapılan bu anket çalışması sonuçlarının, başta İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Konak Belediyesi olmak üzere herkesi bağlayan güvenilir, geçerli ve doğru bilgiler barındırdığına inanıyoruz.

Gelelim şimdi bu araştırmanın ilginç sonuçlarına:  

1. Yayaların % 75‘i, işyeri çalışanlarının % 84‘ü, hanehalkının % 74‘ü Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale bölgesindeki dinlenme alanlarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

2. Yayaların % 77‘si, işyeri çalışanlarının ve hanehalkının % 88‘i çocuk parklarıyla oyun alanlarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

3. Yayaların % 70‘i, işyeri çalışanlarının % 88‘i, hanehalkının % 74‘ü bölgedeki ağaçlandırmayı yetersiz bulmaktadır.

4. Yayaların % 53‘ü, işyeri çalışanlarının % 66‘sı ve hanehalkının % 55‘i sokak aydınlatmalarının yetersiz olduğunu düşünmektedir.

5. Yayaların % 58‘i, işyeri çalışanlarının % 58‘i ve hanehalkının % 73‘ü bölgedeki yönlendirme çalışmalarını yetersiz bulmaktadır.

6. Yayaların % 74‘ü, işyeri çalışanlarının % 77‘si ve hanehalkının % 82‘si bölgedeki sokak temizliği çalışmalarını yetersiz bulmaktadır.

7. Yayaların % 69‘u, işyeri çalışanlarının % 74‘ü ve hanehalkının % 82‘si bölgedeki yürüme alanlarını yetersiz bulmaktadır.

8. Yayaların % 84‘ü, hanehalkının % 92‘si ve engellilerin % 90‘ı bölgedeki engelli rampalarını yetersiz bulmaktadır.

9. Yayalarla işyeri çalışanlarının % 81‘i, hanehalkının % 90‘ı ve engellilerin % 93‘ü bölgedeki dokunsal yüzeylerin yetersiz olduğunu düşünmektedir.

10. Yayaların % 40‘ının, işyeri çalışanlarının % 66‘sının ve hanehalkının % 78‘i bölgedeki trafiğe kapalı yolların yetersiz olduğunu bulmaktadır.

11. Yayaların ve işyeri sahiplerinin % 63‘ü, hanehalkının % 88‘i bölgedeki bisiklet yollarını yetersiz bulmaktadır.

12. Yayaların % 42‘si, işyeri çalışanlarının % 48‘i ve hanehalkının % 59‘u bölgeye yönelik toplu taşıma isteminin yetersiz olduğunu düşünmektedir.

13. Yayaların, işyeri çalışanlarının ve hanehalkının % 45‘i, engellilerin de % 47‘si bölgedeki toplu taşıma hizmetlerini yeterli bulmamaktadır.

14. Yayaların % 48‘i, işyeri çalışanlarının % 52‘si ve hanehalkının % 48‘i toplu taşımadaki sıklığın yetersiz olduğunu düşünmektedir.

15. Yayaların % 72‘si, işyeri çalışanlarının % 78‘i ve hanehalkının % 83‘ü bölgedeki otopark olanaklarını yeterli bulmamaktadır.

16. Yayaların ve  işyeri çalışanlarının % 71‘i, hanehalkının % 80‘i araçların verdiği rahatsızlıktan şikayetçidir.

17. Yayaların % 77‘si, işyeri çalışanlarının % 73‘ü ve hanehalkının % 83‘ü bölgedeki taşıt kaynaklı gürültüden rahatsızdır.

Bu durum en iyi şekilde, WRI Türkiye tarafından hazırlanıp söz konusu raporun 24. sayfasında yer alan Tablo 2 ile görülmektedir.

002

Evet, karşımızda ya da elimizde, bölgedeki memnuniyetsizliği ortaya koyan -deyim yerindeyse- “kapı gibi” 17 adet doğru, geçerli ve güvenilir bilgi bulunmaktadır.

Üstüne üstlük bir uluslararası kuruluşun desteğinde, yine bir uluslararası kuruluş ile İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bir üniversiteye yaptırılan araştırma sonucunda ortaya çıkmış verilerle doğrulanan “resmi” bilgiler…

2017 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerine göre 248 hektarlık alandaki 48 mahallede 52.759 kişinin ikamet ettiği, her gün binlerce kişinin çalıştığı ve gezip alışveriş yaptığı kentin en önemli ve tarihi merkezinde…

izmir

Kentte yaşayan herkesin öncelikle o kentte yerel yönetimler tarafından sunulan kamu hizmetlerini yeterli bulup o kentte yaşamaktan memnun olmasının istendiği bir çağda…

Özellikle de afişlerde yazılı olduğu gibi “Yaşanacak Şehir İzmir“de…


WRI Türkiye ve İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından ortaklaşa hazırlanan “İzmir Sürdürülebilir Ulaşım Projesi” başlıklı rapora ve o rapordaki anket verilerine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

IzmirSurdurulebilirUlasimProjesi_Final.pdfİzmirSurdurulebilirUlasimProjesi.pdf

 

 

Ismarlama raporlar…

Ali Rıza Avcan

Devlette, yerel yönetimlerde ya da özel kurum, kuruluş ve şirketlerde genellikle yönetimdekilerin bir girişimini, iddiasını ya da öne çıkarmak istediği bir durumu desteklemek veya onun tanıtımını yapmak amacıyla yazılıp çizilen belgelerde, sipariş verilip yaptırılan çalışmalarda çoğu kez isminin önünde “profesör“, “doçent“, “doktor” ya da “uzman” gibi unvanlar bulunan insanların imzasının bulunmasına özen gösterilir. Böylelikle o bilim insanının temsil ettiği varsaılan bilimselliğin o girişim, iddia, öne çıkarılan durum ya da benzerlerini kutsayıp haklı çıkaracağı düşünülür. 

Aynen, yakın zamanda Mersin Akkuyu’da yapılacak nükleer santralin desteklenmesi amacıyla hazırlattırılan kamu reklamlarında Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar ile UNESCO ödüllü bilim kadını Prof. Dr. M. Bilge Demirköz‘e yer verilmesi gibi…

Tabii ki bu işi layıkıyla yapan, yazdığı rapor, makale ya da bildiride; hatta kitapta bilimsel gerçekleri olduğu gibi yazıp çizen dürüst kişiler de olmakla birlikte; bu tür belge ya da işler genellikle bu işi sipariş edenlerin beklentilerine göre hazırlanıp düzenlenir. Beklentileri karşılamayanlar ise işe yaramadıkları için genellikle sümen altında saklanır ya da çöpe atılır.

Asıl gerçeği yansıtan, doğru, düzgün raporlar ise üstlerindeki “özel” ya da “gizli” damgası ile çoğu kez kamuoyu ile paylaşılmaz ya da batı ülkelerinde olduğu gibi özel müşterisine binlerce dolara satılan raporlar olarak kullanılır.

Reports-in-Hand

Geçtiğimiz 18 Haziran 2018, Pazartesi günü, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait İnternet sayfasında “Bunun adı İzmir mucizesi” başlıklı bir haber yayınlandı.  Bu haberde, bir akademisyen tarafından hazırlanan rapora göre, tarım sektöründeki büyümede İzmir’in lider rolü her yıl daha da pekiştiği ve İzmir tarımının Aziz Kocaoğlu’yla birlikte adeta bir mucizeye imza attığı belirtiliyordu.

Bunun üzerine söz konusu raporu Reşat Yörük sayesinde temin ettim. İlk incelemede, Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yaşar Uysal tarafından, İzmir Büyükşehir Belediyesi için hazırlanan 16 sayfalık bu raporun “İzmir Tarımında Büyümenin Analizi” başlığını taşıdığını gördüm. 

Rapor, “Giriş”, “Hesaplamalar Nasıl Yapıldı?“, “İzmir Tarımında Genel Gelişmeler“, “İzmir Tarımında Alt Sektörlerde Üretim ve Büyüme“, “İzmir ve Türkiye Tarımındaki Gelişmelerin Karşılaştırılması” başlığını taşıyan beş ayrı bölümden oluşuyor.

Raporun “Giriş” bölümünde bu raporun “Aziz Kocaoğlu döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarıma yönelik özgün ve önemli proje ve desteklerinin yansımalarını / sonuçlarını makro düzeyde değerlendirmek” amacıyla yazıldığı, bu çerçevede İzmir tarımının 1990-2003 dönemindeki 14 yılı ile 2004-2017 dönemindeki 14 yılının hem tarım sektörünün geneli hem de alt ürün grupları bağlamında istatistiksel analizlerinin yapılması suretiyle kıyaslanacağı belirtiliyor.

Özet olarak, İzmir Büyükşehir Belediye başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun hizmet döneminde tarım adına yapılanlarla ondan önceki 14 yılda yapılanların birbirleriyle kıyaslanması suretiyle, Aziz Kocaoğlu‘nun tarım alanında ne kadar “özgün ve önemli proje ve destekleri” sağladığı anlatılıyor.  

Amaç, başta da belirttiğimiz gibi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun 2004-2017 döneminde tarım alanında ortaya koyduğu çalışmaların ne kadar başarılı olduğunu göstermek.

Değerli akademisyenden istenen ya da kendisinin göstermek istediği şey, sadece ve sadece bu!

Şimdi gelelim değerli akademisyenin bunu nasıl yaptığına ya da yapmak istediğine:

18

“Kuşkusuz bunun eleştirilebilir yönleri vardır.”

Prof. Dr. Yaşar Uysal‘ın elinde ya da Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) ürettiği resmi istatistiklerin arasında İzmir tarımının 1990-2004 dönemiyle 2004-2017 dönemini kıyaslayacak güvenilir bir veri olmadığı için kendi verilerini, yanlış olduğunu bile bile kendisi üretmiş ve bunun eleştirilebilir olduğunu raporunun birinci sayfasında büyük bir samimiyetle itiraf etmiştir.

Bu durumda İzmir ile Türkiye karşılaştırması, zorunlu olarak, tarafımızdan hesaplanan verilerle TÜİK verileri arasında yapılmıştır. Kuşkusuz bunun eleştirilebilir yönleri vardır. Ancak 1990-2017 dönemine ilişkin değerlendirme yapmak açısından başka bir imkân ve yöntem ne yazık ki, bulunmamaktadır.

Tarım istatistikleri alanında çalışmış, üstüne üstlük il tarım ve hayvancılık müdürlükleri tarafından hazırlanan verilerin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından çoğu kez düzeltilerek kullanıldığını ya da hiç kullanılmadığını, il tarım müdürlükleri tarafından hazırlanan verilerin çoğu kez TÜİK verilerinden farklı olduğunu, il tarım ve hayvancılık müdürlüklerinin alanda yaptıkları veri toplama çalışmalarının kalitesini bilen herkes, bu veriler üzerinden hesaplama yapanlara İzmir İl Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından derlenen bilgilerin, özellikle de il bazındaki sektörel hasıla verilerinin, bu bağlamda bu veriler üzerinden 1989 bazlı tarım deflatörü hesabının ne ölçüde güvenilmez olduğunu söyleyecektir.

Neyse ki, söz konusu raporu hazırlayan akademisyen de bunun farkında olduğu için böyle bir hesaplama üzerinden analiz yaptığı için kendisinin eleştirilebilir olabileceğini hesap etmiş ve bunu daha baştan söylemiştir.

Ama verilen ya da üstlenilen görev daha önemli olduğu için, “kadı kızında bile olabilecek” bu kusur geçiştirilerek, bulunan veriler üzerinden analiz ve değerlendirmeler yapılmaya devam edilmiştir.

 

002

Yapılan iş, iddia edildiği gibi bir makro değerlendirme midir?

Prof. Dr. Yaşar Uysal, hazırladığı raporun ilk satırlarında yaptığı işin makro düzeyde bir değerlendirme olduğunu iddia etmekte; ardından da, bakış açısını genişletmeye filan kalkmadan aklına koyduğu methiyeyi yazacak şekilde, kendi hesapladığı veriler üzerinden İzmir ve Türkiye tarımı verilerini birbirleriyle kıyaslamaya odaklanmaktadır.

Oysa İzmir tarımının 1990-2017 dönemindeki gelişimini, bir belediye başkanının hizmet süresine endeksleyerek iki alt bölüme ayırmak ve bu iki alt dönemi birbiri ile kıyaslayarak o belediye başkanının başarısını kanıtlamaya çalışmak, makro bir analiz ve değerlendirme yapmak değil; olsa olsa, o belediye başkanına ithaf edilen bir güzelleme yazmak çabasından başka bir şey değildir.

Çünkü, bizim bildiğimiz kadarıyla İzmir tarımının makro değerlendirmesinin, İzmir’in, İzmir’in içinde bulunduğu Ege Bölgesi’nin ve ülkenin, ülke içinde İzmir’e rakip olan diğer illerin ve genel olarak dünya tarımının, özellikle de neoliberal tarım politikaları sonucunda çöken ülke tarımıyla buna neden olan iç ve dış dinamiklerin ve bunların İzmir tarımına yansımalarının ele alınması suretiyle yapılması gerekir. 

015

İzmir tarımındaki bu olumlu gelişmeyi sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi mi sağlamıştır?

Bildiğimiz kadarıyla ülkemizde tarım, hayvancılık ve su ürünleri alanında görevli, yetkili ve sorumlu diğer merkezi yönetim örgütlerinin toplam sayısı 20 olup bunlar sırasıyla;

1. Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı

2. Kalkınma Bakanlığı,

3. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı,

4. Orman ve Su İşleri Bakanlığı,

5. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı 26 adet bölge kalkınma ajansı,

6. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ),

7. Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü (TMO),

8. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM),

9. T. C. Ziraat Bankası Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü,

10. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanlığı (TKDK),

11. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı, kamu tüzel kişiliğine sahip ve özel bütçeli Türkiye Su Enstitüsü Başkanlığı (SUEN),

12. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR),

13. Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü (ESK),

14. Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü,

15. T. C. Şeker Kurumu,

16. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (DAP),

17. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (DOKAP),

18. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Güney Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (GAP),

19. Kalkınma Bakanlığı’na bağlı Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (KOP),

20. İçişleri Bakanlığı’na bağlı İl özel idareleridir.

Görüldüğü gibi tarım, hayvancılık ve su ürünleri üretimi alanında 4 bakanlık, bakanlıklara bağlı 8 ayrı merkez ya da yerel birim, 7 bağımsız kamu kurumu ve 1 ulusal banka olmak üzere toplam 20 merkezi ya da yerel kamu kurumu hizmet vermektedir. Görevli olan kamu kurumları sayısının, 2015-2018 döneminde uygulanmakta olan Kırsal Kalkınma Eylem Planı açısından irdelediğimiz takdirde, sorumlu ve işbirliği yapılacak kuruluşlar itibariyle 20’si sorumlu, 22’si de işbirliği yapılacak kurum olmak üzere 42’ye yükseldiğini görürüz.

Yukarıda listelenen 20 adet kurumdan İzmir ilinde faaliyeti olmadığını bildiğimiz ÇAYKUR ile DAP, DOKAP, GAP ve KOP’u; ayrıca Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi ile T.C. Şeker Kurumu’nu ve kapatılmış olan İzmir İl Özel İdaresi’ni dışarıda bıraktığımız takdirde geriye kalan 12’sinin İzmir’deki tarım, hayvancılık ve su ürünleri üretimine, çiftçi ve üreticilere destek vererek faaliyette oldukları söylenebilir.

O nedenle, Prof. Dr. Yaşar Uysal tarafından yazılan raporda 14 yıllık iki alt döneme ayrılan 1990-2017 dönemindeki tüm olumlu ya da olumsuz tarımsal gelişmenin sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait değil; aynı zamanda, diğer 12 merkezi yönetim biriminin de görevi olduğunu, ortaya çıkan başarı ya da başarısızlıkta onların da payı bulunduğunu kabul etmek gerekir. Hele ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir’in 1990-2017 dönemindeki tarım, hayvancılık ve su ürünü üretimi içindeki yeri, payı ve etkisi kesin bir şekilde belirlenip ortaya konulmamışken…

Bu anlamda, başarı olarak tanımlanan tüm sonuçların İzmir Büyükşehir Belediyesi ve onun başkanı hanesine yazmak, tarım, hayvancılık ve su ürünleri üretimi ile ilgili diğer kamu kurumlarındaki yönetici ve emekçiler açısından büyük bir haksızlık olacaktır.

Nitekim bu durumun farkında olan Prof. Dr. Yaşar Uysal, söz konusu raporun 14. sayfasında; Bu verilere göre İzmir tarımı 1990-2003 döneminde Türkiye genelinden daha yavaş büyümüştür. Ancak 2004 sonrasındaki 14 yılda ortalama olarak Türkiye tarımı yüzde 3,1, İzmir tarımı ise yüzde 7,5 oranında, yani Türkiye ortalamasından 2,4 kat daha hızlı büyümüştür. Dolayısıyla bu veri de 2004 sonrası İzmir tarımında çok önemli gelişmeler yaşandığını ortaya koymaktadır. Bu noktada bu “olağanüstü” gelişmeyi sadece Aziz Kocaoğlu’nun tarıma verdiği öneme ve Büyükşehir Belediyesinin tarıma yönelik faaliyetlerinden kaynaklandığını söylemek gerçekçi olmayacak, ancak bunlardan tamamen bağımsız olduğunu söylemek de haksızlık olacaktır.” diyerek bu sonuçta sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin payının olmadığını kabul etmek zorunda kalmıştır.

Ama bu yargıya varırken, kendisi gibi bir akademisyenden beklenen şeyin, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu sonuçtaki yerini, payını ve etkisini bir bilim insanına yaraşır şekilde net bir şekilde ortaya koymak olmalıydı diye düşünmekten de kendimizi alamıyoruz.

 

Tarım 011

İzmir tarımının iki dönemi arasında mukayese yapmanın yasal zemini yoktur…

Prof. Dr. Yaşar Uysal tarafından yazılan 16 sayfalık “İzmir Tarımında Büyümenin Analizi” başlıklı raporu okuduğumuzda, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir tarımına yaptığı destekler açısından 1990-2004 dönemi ile 2004-2017 dönemlerinin birbirleriyle kıyas edildiğini görüyoruz.

Ancak böylesi bir kıyaslamayı yapabilmek için, her iki dönemde de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım, hayvancılık ve su ürünleri alanında hizmet veriyor ya da verebiliyor olması gerekir. O anlamda tarım, hayvancılık ve su ürünleri alanında hizmet vermediği ya da veremediği yıllarla hizmet vermesinin yasal olarak mümkün olmadığı yılları birbiri ile kıyaslamak mantıki olarak mümkün değildir.

Çünkü, bildiğimiz kadarıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi ve diğer büyükşehir belediyeleri, 5217 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7. maddesine 20 Kasım 2012 tarih, 6360 sayılı kanunun 7. maddesi ile eklenen “Büyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler.” hükmü sonrasında yukarıda sıraladığımız bu merkezi ve yerel kamu kuruluşlarının yanında tarım, hayvancılık ve su ürünleri üretimi alanında hizmet vermeye başladılar.

O nedenle, bu kıyaslamayı yapmak adına rakamları eğip büküp bir sonuç çıkarmaya kalksanız bile, büyükşehir belediyelerinin tarım, hayvancılık ve su ürünleri üretimi konusunda hizmet verdiği yıllardaki hizmetleriyle, yasal olarak hizmet vermesinin zaten mümkün olmadığı 2012 öncesindeki verilerle kıyaslamanın bilim, mantık ve adalet anlayışı açısından doğru olmayacağı ortadadır.

Çünkü doğru, bilimsel ve adil bir kıyaslama, kıyaslanan verilerle ilgili tüm değişkenlerin eşit, denk ya da benzer olduğu koşullar içinde yapılmalıdır. Aksi takdirde, her birimiz elmalarla armutları birbiriyle kıyaslanıp doğru sonuca ulaşılamayan durumların aktörleri olup çıkarız…

StrawMan2

Bulutlarda Yaşanmazmış

Kitabın Adı: Bulutlarda Yaşanmazmış, Deniz Lisesi’nden TKP’ye 1967-1994

Yazarı: Reşit Sermet Elçi

Yayınlayan: Verita Yayınları

2. Baskı, İstanbul, Mart 2018, 358 sayfa

r_sermet_elci_bakirkoyluler_derneginde_imza_gununde_h201911_fce38

Yazarı Hakkında: Reşit Sermet Elçi, 1953’te Malatya’da doğdu, İzmir Karşıyaka’da büyüdü. 1967’de Deniz Lisesi’ne girdi, 1970’te disiplin kurulu kararı ile okuldan atıldı.. 1971’de İzmir Atatürk Lisesi’ni bitirdikten sonra 1976’da Ege Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden mimarlık diploması aldı. 1979’da TKP ile tanıştı. Mimarlar Odası İzmir Şube Sekreterliği, TBKP İstanbul Teknik Elemanlar Üst Komitesi üyeliği ve Üsküdar İlçe Başkanlığı’na seçildi. 1994’de dünyaya, ülkeye ve olaylara siyasetler üstü bakmak gerektiğine karar verdi.

Mimarlık mesleğine 40 yılı aşkın süredir devam ediyor.


Kitabın Tanıtımından:

Sınıf arkadaşım 7148 Sermet Elçi;

Yeni ve gelecek nesilleri, eski ve ağır bedeller ödenmiş derslerden yararlandırmak amacında iken, siyasi anılarda pek görülmeyen bir üslup ile içinde yer aldığı ailesini de yazarak, aslında aileden kopuk anıların olamayacağını gözler önüne seriyor.

Ayrıca bu anılarda, yakın zamanlarda adı konup tanımlanmış ‘mahalle baskısı’ndan önce, ülkemiz- de ayrışmanın en can alıcı şekilde yaşandığı 70’li yıllarda bile aslında mahalle dayanışmasının var olduğuna ve yaşandığına tanık olacaksınız.

İnsanlar çeşitli zamanlarda bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek bir yol ayrımına geliyorlar. Bunların başta gelenlerinden biri, belki de birincisi; büyüdükleri aile ortamı, anne, baba ve sevdikleri büyüklerinin öğrettikleri veya öğretemedikleri, sevdikleri veya sev(e)medikleri ilk öğretmenleri nedeniyle geldikleri; okur yazar olma ya da olmadan yaşamak yol ayrımıdır. Sermet Elçi’nin nasıl bir tercihte bulunduğunu, çok zor yaşanır ve yazılır anılarını okuyarak göreceksiniz.”

7075, Ali Çubuk

Bulutlarda Yaşanmazmış

 

Hataylı bir ailenin erkek çocuğu olarak Malatya’da doğmak, “Karşıyakalı” bir çocuk olarak yetişmek, ele avuca gelmez bir Deniz Lisesi öğrencisi olmak, askerlikten vazgeçme niyetiyle eve ilk gelişte üniformaya gösterilen ilgi nedeniyle yola devam kararını almak, “devrimci olmayı öğrenmek“, okuldan atılmak, baba gözetiminde lise öğrencisi olmak, çizim yeteneğini fark etme sonrasında mimar olmaya karar vermek ve mimar olmak, inşaatlar yapmak, mimarlar odasıyla tanışmak, hem mimar hem oda yöneticisi olmayı birlikte yürütmek, TKP’li olup solda birliği savunmak, oda düzeyinde mücadele etmek, parti yöneticisi olmak, hayal kırıklıkları sonrasında sorgulamaya başlamak ve bulutlardan aşağılara inmek, “dünyaya, ülkeye ve olaylara siyasetler üstü bakmaya” niyet etmek…

Anlatımı son derece akıcı, bir çırpıda okunabilecek, bunu yaparken kendi yaşam öykünüzle mukayeseler yapabileceğiniz, İzmir ve İstanbul’da mimarlar odası düzleminde verilen ve halen devam eden bir yaşam ve siyaset mücadelesinin öyküsü…  

Hemen alınıp okunması ve 27 yıllık özel bir dönemi bir TKP’linin gözüyle anlatan bu güzel anı kitabının en yakın arkadaş ve dostlara önerilmesi dileğiyle…

 

Devrim yapmayı alışkanlık haline getiren belediyeler…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, kent merkezi dışındaki yerleşimlere ulaşımı sağlayan birlik ve kooperatif minibüslerinin belediyenin toplu ulaşım sistemine dahil edilmesi ile ilgili talebi, 16 Mayıs tarihinde kabul edilen 7144 sayılı yasa ile uygulanabilir hale geldi.

Hem de TBMM’nin 26. dönemindeki 3. yasama yılının en son toplantısı olan 100. birleşiminde kabul edilen bir torba yasayla !

Üstüne üstlük 6 CHP’li ve 1 HDP’li milletvekilinin “red” oyuna karşılık 224 AKP milletvekilinin “kabul” oyuyla !

SAMSUN'DA İKİ MİNİBÜS ÇARPIŞTI: 5 YARALI

Oysa, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İnternet sayfasındaki konu ile ilgili habere baktığımızda, bu yasanın sanki İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun “ısrarlı çabalarıyla” kabul edilip yürürlüğe girdiği gibi bir izlenim yaratıldığını, 30 Mayıs 2018 tarihli belediye haberinin ikinci paragrafında, “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun uzun süredir üzerinde çalıştığı ve son olarak 538 milletvekili ile Bakanlar Kurulu üyelerine birer mektupla ilettiği ‘taşıma kooperatifi ve birliklerin Belediye toplu taşıma sistemine dahil edilmesi’ önerisi, Ankara’dan da kabul gördü” ifadesine yer verildiğini görüyoruz. (1)

Şayet bu haberde dile getirilen iddia doğruysa, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun “ısrarlı çabalarıyla” kabul edilen torba kanun niye sadece 224 AKP’li milletvekili tarafından kabul edilmiştir?

Ayrıca bu yasayı kabul edenler arasında niye CHP’li İzmir milletvekilleri; örneğin, Aziz Kocaoğlu‘na bağlılığıyla bilinen, üstüne üstlük daha önce bu konuda bir kanun teklifi hazırlayıp veren İzmir Milletvekili Murat Bakan yoktur? 

Bütün bu sorulara doğru yanıtlar verebilmek için isterseniz gelin bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisi’nin tek başına verdiği hiçbir yasa teklifinin kabul edilmediği TBMM’nde bu yasanın hangi süreç içinde nasıl kabul edildiğini araştırmaya çalışalım:

Anımsarsanız minibüslerin belediyenin toplu ulaşım sistemine dahil edilmesiyle ilgili ilk tartışmalar, 29 Mart 2014 tarihli mahalli idareler seçiminde kent merkezi dışında kalan İZBAN istasyonu ile kent merkezi arasındaki ulaşımın belediye otobüsleriyle mi yoksa mevcut minibüslerle mi sağlanacağı tartışmasıyla Aliağa’da yaşanmış ve bu sorun Aliağalı CHP’lilerin muhalefetine karşın minibüs sahiplerinin çıkarını gözeten bir yöntemle çözümlenmişti.

Bu tartışmalı olay sırasında minibüslerin toplu ulaşım sistemine dahil edilmesinde hukuki bir sorunun yaşanıp yaşanmayacağı araştırılmış ve mevcut yasal düzenlemelerin buna izin vermediği anlaşılmıştı.

Ardından hepimizin hatırlayacağı gibi, 2017 yılının Kasım ayı içinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Zekeriya Mutlu, İzmir Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Celil Anık ve Seferihisar Minibüsçüler Otomobilciler ve Şoförler Odası Başkanı ile birlikte Seferihisar’da düzenlenen bir toplantıda, minibüsleri de kartlı biniş sistemine dahil ederek toplu ulaşımda tam entegrasyonu sağlayabilmek için uzun süredir çalışıp formül aradıklarını söyleyerek bu uygulamayı ilk kez bir “pilot uygulama” olarak Seferihisar’da başlatmak istediklerini ifade etmişti.

Bu toplantı sonrasında, Seferihisar hattında uygulamaya konulan “pilot uygulama“nın sonuçları değerlendirilip yolcuların bu uygulamadan kaynaklanan memnuniyet düzeyi araştırılmadan; önce İzmir milletvekili Murat Bakan‘ın şehir içi toplu ulaşım hizmeti veren kooperatiflerle birlik çatısı altında birleşen esnafın belediye ihalelerine katılabilmesi amacıyla kanun teklifi vermesi sağlanmış, ardından İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun 538 milletvekiliyle Bakanlar Kurulu üyelerine gönderdiği mektuplarla bu sorunun yasal yollarla çözümlenmesi istenmişti.

Bu talep, Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri ile ilgili tarihin açıklanmasından bir ay sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 16 Mayıs 2018 tarihli oturumunda kabul edilip 25 Mayıs 2018 tarih, 30431 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 7144 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun“un 14. maddesi ile karşılanmış; böylelikle özel halk otobüsleriyle minibüs ve dolmuşların toplu ulaşım sistemine dahil edilmesinin yolu açılmıştır.

0f059cffcfecd49a1ed1

Sözkonusu yasanın 14. maddesine göre, 10 Temmuz 2004 tarih, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 7. maddesinin birinci fıkrasının (p) bendine eklenen “Büyükşehir içindeki toplu taşıma hatlarıyla ilgili olarak; şehir merkezine olan uzaklık, nüfus ve hattı kullanan sayısı kriterleri esas alınarak tespit edilecek hatlarla ilgili toplu taşıma hizmetlerinin işlettirilmesine karar vermek” bundan böyle büyükşehir belediyelerinin görevi olmuş; ayrıca aynı maddenin ikinci fıkrasına eklenen “Büyükşehir belediyeleri, birinci fıkranın (p) bendinin ikinci cümlesinde yer alan kriterler esas alınarak büyükşehir belediye meclisi kararıyla belirlenen yerlerdeki toplu taşıma hatlarının işletmesinin o bölgede kurulu taşıma birlik ve kooperatiflerinden temin edilmesine karar verebilir. Bu durumda ihaleye katılacaklarda ve kullanılacak taşıma araçlarında aranacak şartlar belediyelerce belirlenir. Taşıma birlik veya kooperatiflerine, belediye bütçelerinden toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz veya indirimli olarak yararlanacaklara ilişkin gelir desteği ödemeleri yapılabilir” hükmü ile de bu işin nasıl yapılacağı ortaya konulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne “2/2341 esas numaralı kanun teklifi” olarak gelen torba yasanın kabulü ise, TBMM tutanaklarına göre şu şekilde gerçekleşmiştir.

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 26. dönem, 3. yasama yılındaki 100. birleşiminde görüşülen ve 23 maddeden oluşan 7144 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun“, 224 AKP’li milletvekilinin “kabul“, 7 CHP’li ve HDP’li milletvekilinin “Red“, 2 HDP’li milletvekilinin “çekimser” oyuyla kabul edilmiştir.

2)Kabul” oyu veren milletvekillerinin tümü AKP’lidir.

3)Red” oyu veren 7 milletvekilinin kimlikleri, CHP Balıkesir milletvekili Ahmet Akın, HDP Bitlis milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı, CHP Bursa milletvekili Orhan Sarıbal, CHP İstanbul milletvekili Ali Şeker, CHP İzmir milletvekili Musa Çam, CHP Malatya milletvekili Veli Ağbaba ve CHP Muğla milletvekili Nurettin Demir şeklindedir.

4)Çekimser” oy veren 2 milletvekilinin kimlikleri HDP İzmir milletvekili Ertuğrul Kürkçü ve HDP Batman milletvekili Mehmet Ali Aslan‘dır.

5) Torba yasanın görüşme ve oylamalarına katılmayan CHP’li İzmir milletvekilleri ise başta bu konuyla ilgili yasa teklifini veren Murat Bakan olmak üzere Zeynep Altıok, Mustafa Ali Balbay, Tacettin Bayır, Kemal Kılıçdaroğlu, Ahmet Tuncay Özkan, Özcan Purçu, Selin Sayek Böke, Atila Sertel, Kamil Okyay Sındır, Zekeriya Temizel ve Ali Yiğit‘tir.

6) AKP’li milletvekilleri arasında oylamaya katılıp yasaya “kabul” oyu veren İzmir milletvekilleri ise Necip Kalkan, Mahmut Atilla Kaya ve Kerem Ali Sürekli‘dir. 

Bu durumda, kara mizah yaparcasına “devrim gibi…” bir değişiklik yapıldığını söylemek ne ölçüde mümkündür?

Şayet yapılan şey “devrim gibi…” bir değişiklik ise, bunu gerçekleştiren “devrimciler” kimlerdir? Yoksa bu “devrim gibi…” şeyi yapan “devrimciler“, AKP’li milletvekilleri midir?

58e09ca061361f11e00b67ed

Yoksa bu yasanın asıl örgütleyici sahipleri, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve bakanlıklar düzeyinde ısrarlı görüşmeler yapıp iftar sofralarına katılan Ankara, İstanbul ve İzmir kaynaklı özel halk otobüsü, dolmuş ve minibüs esnafı örgütleri; özellikle de kısa adı TÖHOB olan Türkiye Özel Halk Otobüsleri Birliği ile Özulaş Toplu Taşım A.Ş. ve İstanbul Özel Halk Otobüsleri Esnaf Odası mıdır? (2, 3, 4, 5, 6)

Yoksa bütün bu çalışmalar sonucunda AKP eliyle çıkarılan yasa, seçim öncesinde büyükşehir belediyesi ulaşım hizmetlerinin özelleştirilmesi anlamında özel halk otobüsü, dolmuş ve minibüs esnafı örgütlerine verilen yeni bir kapitülasyon, yeni bir seçim rüşveti midir? 

Yoksa “devrim gibi…” denilen şey, o kentte yaşayan ve çalışan halkın zararına AKP eliyle yapılmış bir karşı devrim midir?


(1) http://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/devrim-gibi/37692/156

(2) http://kenticitoplutasima.com.tr/ulasim/1122/tohob-sarayda

(3) http://www.ozulas.com.tr

(4) https://www.facebook.com/TOPLUTASIM/

(5) https://www.facebook.com/turkiyeozelhalkotobusleri/

(6) https://www.facebook.com/isthalkoto/

 

 

 

Umumi tuvalet sorunu

Ali Rıza Avcan

Bir zamanlar insanların en doğal ihtiyaçlarını karşılayan yerlerden ulu orta bahsetmek hoş karşılanmaz hatta ayıplanırdı.

Ama zamanın ruhu şimdi buna el vermiyor. 

Şimdi artık, insanın bu en doğal ihtiyacından ve bu ihtiyacı karşılama şeklinden değil; sokakları, parkları mesken tutan kedi ve köpeklerin dışkılarını nereye yapacakları ya da yaptıkları dışkının çevre sağlığını etkilemeden nasıl toplanacağı konuları konuşulur oldu. Hem de hiç utanıp sıkılmadan…

Şimdi artık göstermelik de olsa parklara, yeşil alanlara hayvanlar için, özellikle de köpekler için tuvalet yerleri yapılmaya başlandı.

Tabii ki bütün bu yapılanlar, sokaklarda başıboş yaşayan köpekler için değil, sahibinin elinde gezintiye çıkarılmış evcil köpekler için ve o köpeklerin gidip kakasını oraya yapacağı varsayılarak…

Ama gelin görün ki, park ve yeşil alanlarda sahibinin elinde gezintiye çıkarılmış köpekler için tuvaletler yapmayı akıl eden belediyeler, bu işi bir türlü insanlar; özellikle de yaşlı, hasta, kadın, çocuk ve çocuklu anneleri düşünerek yapmıyor, yapamıyor.

Bu nedenle de yeşil alanlar, parklar, ağaç ya da duvar dipleri, hatta Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar‘ın iddiasına göre anıtlar kötü kokularla kokmaya başlıyor…

Böylelikle kendisinin mevcut anıtı yıkarak daha büyüğünü yapmasına bir gerekçe oluşturuyor…

Sanki her yerde insanların gidip ihtiyacını giderebileceği konforlu, rahat tuvaletler varmış gibi…

Sanki belediyeler, insanların bulunduğu her yerde insanlar için temiz, bakımlı tuvaletler yapıp işletiyormuş gibi…

Sanki Konak İskelesi önündeki tuvalet gibi var olanları kapatmamış, tuvalet yapılması ile ilgili taleplere kulak verip yeni yeni konforlu, temiz ve bakımlı tuvaletler yapmış gibi…

P1010246

Oysa, insanların köylerde, kasabalarda, özellikle de kentlerde bir arada yaşamaya başladığı tarihlerden bu yana bu temel insani ihtiyacı karşılamak amacıyla umumi tuvaletler yapmak tüm toplumlarda eski bir gelenek… Aynen çeşme, hamam, aşevi yapmak gibi umumi tuvalet yapmak da eski bir alışkanlık. Alışkanlıktan öte kamusal bir görev.

Çünkü, insanların dışkılama ihtiyaçları için yeterli sayı ve nitelikte umumi tuvalet yapmadığınız takdirde o kentte yaşayan ya da çalışanların kirlenen çevre nedeniyle sağlığını tehlikeye atmanız söz konusu…

İşte o nedenle, eski Yunan ya da Roma kentlerine, örneğin Selçuk’taki Efes’e ya da Torbalı’daki Metropolis antik kentlerine baktığınızda herkesin yan yana oturup ihtiyacını karşıladığı o eski “latrina“ları görmeniz mümkün. 

Antik dönem kentlerinde toplumsal bir sağlık hizmeti olarak düşünüldüğü anlaşılan bu hizmetin şimdi, bugünün anlayışı ve teknolojik olanakları çerçevesinde yeterince karşılandığını söylemek ise zor. Özellikle de İzmir’de.

Yıllar öncesinde, daha doğrusu 2006 yılında günde yüzbinlerce insanın, özellikle de turistin gezip alışveriş yaptığı tarihi Kemeraltı çarşısında cami tuvaletleri dışında konforlu, temiz ve bakımlı tuvaletlerin bulunmayışı nedeniyle bu eksikliğin bir an önce giderilmesi için defalarca ricada bulunulmasına karşın, bu talebe ısrarlı bir şekilde sağır kalan İzmir Büyükşehir ve Konak belediyelerini protesto etmek amacıyla elinde bir klozetle birlikte Anafartalar Caddesi’ndeki Salepçioğlu Çarşısı’nın önüne çıkan Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği Başkanı Necati Ortabaş‘la altı esnaf temsilcisinin takım elbiselerini giyip kravatlarını takarak yaptıkları son derece anlamlı ve etkili protestoyu hatırlıyorum.

Ardından da buna karşılık Aziz Kocaoğlu‘nun Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği yöneticilerinin iş yerlerine imar cezaları yağdırmasını da…

34942757881_d1700b825b_o

Şimdi aradan tamı tamamına 12 yıl geçmiş olmasına karşın tarihi Kemeraltı Çarşısı’nda açılmış yeni, konforlu, temiz ve bakımlı bir tuvalet -ne yazık ki- yok. Üstüne üstlük Konak İskelesi önündeki belediye tuvaleti de kaldırılmış durumda.

Bu yokluk hali, Kordon, Göztepe ve Karşıyaka sahili için de geçerli.

Ayrıca hiçbir metro ve İZBAN istasyonunda da tuvalet yok.

Vapur iskelelerinde olan tuvaletler ise ya temizlik bahanesi ile kilitli ya da akşam mesai saati bitiminden itibaren kapatılıyor. Sanki o saatten sonra vapur seferi  ve o seferlerle gidip gelen insanlar yokmuş gibi.

Memurların mesaisi nasıl 17.30’da bitiyorsa, insanların dışkılama ihtiyacı da aynı saatte bitiyor.

s887195

ESHOT’a, İZULAŞ’a ait aktarma istasyonlarının hiçbirinde tuvalet yok. Hatta Halkapınar’daki aktarma alanında sadece belediye sürücüleri için kapısı kilitli bir tuvalet bulunmasına karşın, burada otobüs bekleyen ya da otobüsten inen yurttaşlar için bir tuvalet yok. İnsanlar zorunlu olarak en yakındaki Otogar Camisi’nin tuvaletine gitmek zorunda kalıyorlar.

Bu durum Alsancak’taki İZBAN istasyonu ve çevresi için de geçerli. Bu bölgedeki tek çare, İZBAN istasyonun yanındaki TCDD mescidine ait tuvalet.

Kordon’a, Göztepe sahiline ya da Bostanlı’ya konulan tek kişilik otomatik tuvaletler ise yetersiz olduğu gibi sık sık bozulan teknolojileriyle soruna çözüm olmaktan oldukça uzaklar…

Velhasıl, İzmir’de kamuya açık alanlarda ya tuvalet yok ya da yetersiz, bakımsız ve konfordan uzak.

Bu durum ise yaşlı nüfusu oldukça yüksek olan İzmir’de yaşayan ve çalışan hastaların, çocukların, çocuklu annelerin, engellilerin ve yaşlıların büyükşehir belediyesi ile ilçe belediyeleri tarafından pek de düşünülmediğini, o nedenle herkesin kendi başının çaresine bakmasını beklediklerini göstermektedir.

İzmir, bu siyasetin neresinde?

Ali Rıza Avcan

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçim tarihinin açıklandığı 18 Nisan 2018 tarihinden bu yana düzenlenen birçok toplantı, miting, TV programı ve basın açıklamasında dünyanın hali, içinde bulunduğumuz Ortadoğu bölgesi ve ülkemizle ilgili birçok konu ve düşünce oturulup tartışılmış olmasına karşın; AKP dışındaki tüm muhalefet partileriyle onların milletvekilleri ve aday adaylarından İzmir’in bugün içinde bulunduğu durum ve geleceği ile ilgili bir düşünce, öneri ya da eleştiriye, seçildikleri takdirde İzmir için ne yapacaklarına ilişkin tek bir haber, yorum ya da değerlendirmeye rastlamıyoruz.

Sanki, seçilmek için sıraya giren aday adayları bundan böyle İzmir’le hiç ilgilenmeyecekler gibi bir durum var ortada…

5aa12ac17152d815e45df648

İzmir Ticaret Odası’nın yeni başkanı, cumhurbaşkanıyla başbakanı ağırladığı 28 Nisan 2018 tarihli özel meclis toplantısında “İzmir adına önemli bir dileğimiz var. İnciraltı ve Bostanlı arasında yapımı planlanan bin 200 metre tüp geçit, İzmir Körfez Geçiş Projesi’nin bir an önce başlaması ve kentimiz için hayal ettiğimiz bir projenin daha hayata geçmesini istiyoruz. Bu kenti dünyanın sayılı merkezlerinden birisi haline getirmek ortak hedefimiz ise hep birlikte bu dev projelerin yanında durmalı ve destekleyicisi olmalıyız. Biz, İzmir Ticaret Odası olarak, kentimiz adına yapılacak her türlü mega proje ve yatırımın destekçisiyiz. Üzerimize düşen görev neyse layıkıyla gerçekleştireceğimize şüpheniz olmasın.” diyerek İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin yapılması için tüm desteklerini vereceklerini belirttiği; ayrıca, cumhurbaşkanının Güney Kore’ye yaptığı ziyarette İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin yapımı konusunda mutabakat sağlandığı halde; muhalefetin tüm gündemi, sanki aday olanların seçilmesini sağlayacak şey sanki kendi kişisel nitelikleriymiş, bugüne kadar neyi yapıp neyi yapmadıklarıyla ilgiliymiş gibi kendilerini anlatıp durdukları, bunun için kulis yaptıkları bir süreç olarak ilerliyor…

Ancak muhalefet patileri ve siyasetçileri ile ilgili bu değerlendirmeyi yaparken, seçim kampanyasını 19 Nisan 2018 tarihinde Mavişehir Balıkçı Barınağı’nda yaptığı İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili basın duyurusu ile açan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’la HDP’li milletvekillerini unutup onların hakkını yememem gerekiyor.

Başlayan bu seçim sürecinde her aday, kendisinin seçileceği göreve ne kadar uygun olduğunu, ne kadar çalışkan, dürüst, itaatkâr ve mücadeleci olduğunu kanıtlamaya çalışırken İzmir ve İzmir’in sorunları hakkında ne düşündüğünü, bu sorunların çözümü için neler önerdiğini bilerek ve isteyerek gizleyip saklıyor ya da onun da zamanının geleceğini iddia ediyor.

Örneğin merkezi ve yerel yönetim yatırımlarının dağılımında kentin farklı bölgeleri arasındaki adaletsizlikler hakkında ne düşünüyorlar?

Kemeraltı, Basmane ve Kadifekale’de TARKEM ve Folkart eliyle yapılmak istenen soylulaştırma çabalarını destekliyorlar mı?

Kentteki önemli rant alanlarının bazı belediye başkanlarıyla milletvekilleri tarafından pazarlanıyor olmasına ne diyorlar?

Örneğin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kültürpark projesini destekliyorlar mı? Karşıyaka Belediyesi’nin anıtları yıkıp tekrar daha büyüğünü yapmak iddiasıyla sergilediği savurgan israf politikası hakkında ne düşünüyorlar?

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin reklamlarla allayıp pulladığı ve bir “model” olarak takdim ettiği Dünya Bankası kaynaklı sözleşmeli tarım uygulamalarına ne diyorlar?

Yoksa bütün bu yanlış politika ve uygulamaları, kendi genel başkanları gibi diğer yerel yönetimlere örnek gösterecek şekilde doğrulayıp, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun çizdiği çember içinde mi kalmaya çalışıyorlar? Ya da geçmişte birtakım milletvekillerinin yaptığı gibi yerel yönetimlere aday olanlarla Aziz Kocaoğlu adına pazarlık yapmayı ya da Üçkuyular Pazarı’nın yerinde yapılmakta olan şaibeli İstinye Park olayında olduğu gibi, büyük inşaat şirketlerinin avukatı olarak komisyonculuk yapmayı mı düşünüyorlar?

Kısacası, seçilmek için aday olanlar merkezi ve yerel düzeydeki egemenlere hizmet etmek için mi; yoksa kamu yararını önceleyerek halka, daha doğrusu İzmirliler’e hizmet etmek için mi aday oluyorlar?

İzmir ve İzmir’in sorunları için ne düşünüyorlar? Örneğin İzmir Körfez Geçişi Projesi için ne düşünüyorlar?

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu gibi o projeyi desteklediklerini mi söylüyorlar; yoksa o projenin durdurulması için dava açan bizlerle birlikte bu büyük rant projesine karşı mı çıkıyorlar?

Resim2İzmir Ticaret Odası’nın yeni başkanı ya da AKP’nin yeni il başkanının yaptığı gibi bu projenin hayata geçmesi herkesi baskı altına alıp susturmaya mı çalışıyorlar; yoksa yapılan kirli pazarlıklara karşı mı çıkıyorlar?

Sahi, cumhurbaşkanı ya da milletvekili adayı olup sosyal medyada ya da caddede, sokakta karşımıza çıkanlar ne için, kim için ve ne yapmak için aday olup bizden oy istiyorlar?

Hafta başında iki önemli iş…

Ali Rıza Avcan

Bugün; yani, 14 Mayıs 2018, Pazartesi günü iki önemli işin peşine düşeceğiz.

Gündüz, Doğa Derneği‘nden Güven Eken, Ali Rıza Avcan ve avukat Cem Altıparmak, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nden belediye ve İZSU yetkilileri, Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkilileri ve 3. İdare Mahkemesi hakimleriyle bu mahkeme tarafından belirlenmiş yedi kişilik bilirkişi heyetiyle birlikte Gediz Deltası Sulak Alanı’nda keşif yapacağız.

Yapacağımız keşif, 25 Ağustos 2017 tarihinde Doğa Derneği, Cem Altıparmak ve Ali Rıza Avcan olarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı aleyhine açtığımız dava ile ilgili.

Biz bu dava ile, Orman ve Su İşleri Bakanlığı‘na bağlı Ankara’daki Ulusal Sulak Komisyonu‘nun (USAK) 30 Mart 2017 tarih ve 28-2017/1 sayılı kararının 5. maddesi ile bu kararın onaylanmasına ilişkin 26 Nisan 2017 tarih, 380 sayılı Bakanlık Olur’unun iptal edilerek yürütmesinin durdurulmasını talep ettik.

Çünkü, dava konusu yaptığımız karar hem İzmir’in büyük belası olan İzmir Körfezi Geçişi Projesi‘nin önünü açıp onun kolaylıkla yapılmasını amaçlıyor hem de Ramsar Sözleşmesi ile korunan alanlarla Gediz Deltası Sulak Alanı‘nda Ali Ağaoğlu, Mehmet Cengiz, Rönesans Holding gibi iktidar yandaşı inşaat baronlarının eskisine göre daha kolay inşaat yapmalarını kolaylaştırıyor.

Şekil 4

Kısacası ulusal ve uluslararası hukuka aykırı bir suç, yapılan yönetmelik değişiklikleri ve alınan USAK kararlarıyla meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Biz bu amaçla 25 Ağustos 2017 tarihinde mahkemeye başvurmamıza karşın, suçun işlendiği mahaldeki keşfi kararın alındığı tarihten 1 yıl 1 ay, 14 gün; dava açtığımız tarihten 9 ay 19 gün geçtikten sonra yapabiliyoruz.

Çünkü Orman ve Su İşleri Bakanlığı, mahkemenin belirlediği her bilirkişiye, suçlu olmanın getirdiği ruh hali içinde ve bu arada İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin ilerleyip yol alabilmesi için devamlı itiraz etti. Yurt içinde ve dışında hepimizin bilip tanıdığı, çevre ve ekoloji mücadelesinde örnek olmuş birçok bilim insanına itiraz ederek, onların yerine kendisine biat edenleri koymak için devamlı çaba gösterdi.

Bu arada aldığımız yeni ve güzel bir habere göre İzmir Büyükşehir Belediyesi de, bizim yanımızda diyebileceğimiz bir konumda davaya müdahil olmuş. Belediyede yaptığım görüşmeler sırasında ayrıntısını fazla öğrenemediğim; ancak Gediz Deltası Sulak Alanı‘ndaki İZSU‘ya ait atık istasyonlarıyla ilişkilendirilen bu dava nedeniyle yarınki keşfe İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin avukatlarıyla daire başkanları ve şehir plancıları da katılacakmış.

Gediz Deltası Sulak Alanı gibi İzmir’i İzmir yapan önemli bir doğal değeri korumak amacıyla açtığımız bu dava ile ilgili gelişmeleri izleyen yazılarımızda sizlerle paylaşmak üzere yarın yapacağımız ikinci büyük işe gelelim.

Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi Haritası 2017 005 (Küçük)

Evet, 2017 yılından bu yana düşünüp taşındığımız, birçok kez bir araya gelip tartıştığımız ve en nihayetinde 26 Nisan 2018 tarihinde kurduğumuz Yaya Derneği‘nin açılış etkinliğini akşam 18.00-20.00 saatleri arasında Kemeraltı’ndaki Azize Kafe’de yapacağız.

Azize Kafe nerede derseniz, Kızlarağası’nın hemen yanındaki kahveler sokağına girip aşağı yukarı 50-60 metre ilerledikten sonra ilk sola saptığınızda, Azize Kafe’nin tarihi mekanı ile karşınıza çıkacağını söyleyebilirim.

Biz akşam 18.00’den sonra oradayız. Size Yaya Derneği‘ni niye, nasıl ve hangi düşüncelerle kurduğumuzu, Yaya Derneği olarak neler yapmak istediğimizi anlatıp fikrinizi almak istiyoruz.

Logolar17 Kişi olarak çıktığımız bu yola, aramıza sizleri de katarak devam etmek istiyoruz.

Önce İzmir’de, sonra Ankara ve İstanbul’da, ardından da tüm İzmir’de, Ege’de ve ülke düzeyinde…

Yayaların haklarını korumak ve yayanın sesini yükseltmek üzere…

Haydi, daha yaşanabilir kentler için birlikte yürüyelim.

 

Ayaküstü İzmir; Sokak ve Fırın Lezzetleri

Kitabın Adı: Ayaküstü İzmir, Sokak ve Fırın Lezzetleri

Yazanı: Nejat Yentürk

Yayınlayan: Oğlak Yayınları

İstanbul, 2018

480 sayfa

30743504_10213102025077665_3308556313339887616_n

“Fast food, geleneksel ayaküstü mutfağa karşı”, “bir liman kentinin  mutfağı sokakta vücut bulur” ve “Rıhtım, Kemeraltı ve Basmane: ayaküstü mutfağın merkezleri” başlığını taşıyan üç ayrı makaleyi izleyen “seyyar satıcı”, “kokoreç”, “sulu atom”, “uykuluk”, “kelle söğüş”, “döner kebap”, “köfte”, “çöp şiş”, “kelle paça ve işkembe çorbası”, “tektekçi”, “nohutlu pilav”, “menemen/melemen”, “midye dolması”, “kidonya”, “mumlu balık yumurtası”, “turşu suyu/limonlu”, “buzlu badem”, “kuruyemiş”, “irmik helvası”, “İzmir lokması”, “kurkubinya”, “et helvası”, “şammali/şambali”, “tahin helvası”, “macun”, “lokum”, “aşlama su ve buz”, “şerbet”, “İzmirkari şerbetçi güğümü”, “şerbetçi kadri unutmaz”, “sübye”, “dövme dondurma”, “boza”, “tahin pekmez”, “ayran”, “eski İzmir kahvehanelerinin sıcak içecekleri”, “nohut mayası”, “tatlı maya ekmeği”, “ramazan simidi”, “figürlü ramazan simitleri”, “İzmir iftazması”, “peksimet,” “simit ne, gevrek ne?”, “İzmir’in ayaküstü mutfağı üç sandviç geliştirdi”, “kumru”, “şam halkası”, “İzmir’in bretzel’i tuzlu”, “roska: Müslüman İzmirliler’in iftar sofrasında bir Yahudi ekmeği”, “boyoz”, “çarşı boyozu ve yapılışı”, “ev boyozları”, “boyozun sırrı: tahin”, “boyoz üretiminin tarihçesi: ilk fırınlar, ilk ustalar”, “boyozu piyasaya sürenler kimlerdi?”, “boyoz ustaları”, “fırınlanmış yumurta”, “boyoz, İber Yarımadası’ndan getirilmiş olabilir mi?”, “sadeyağı hatırlayan bile kalmadı”, “İzmir’in çarşı börekleri”, “bohça böreği”, “boşnak böreği”, “yağda kızartılan börekler”, “katmer”, “hamal böreği/kürt böreği” maddelerinden oluşan neredeyse koskocaman bir ansiklopedi ile karşı karşıyayız… Devamlı elimizin altında bulundurup neyin ne anlama geldiğini, nasıl ortaya çıkıp geliştiğini öğrenmemiz için temel bir bilgi kaynağı ile karşı karşıyayız…

Ayaküstü İzmir’de bu zarif liman kentinin kültürünün simgesi hâline gelmiş sokak lezzetlerini ustalarından okumanın yanı sıra tahta kasalı manav arabalarını, İzmir kâri şerbet güğümlerini, söğüşçü camekânlarını keşfedecek, bir şehrin ayaküstü mutfağını âdeta okurken tadacaksınız.

Bu kitap, gastronomi yazınımızın en ihmal edilmiş yanına; ayaküstü mutfağımıza eğiliyor. Yemek kitaplarımızda hemen hemen hiç yer bulamamış bir mutfak alanına…

Ayaküstü İzmir bilgi kirliliğini ve şehir efsanelerini ayıklamayı hedefleyen, yüzeysel yaklaşımların uzağında bilimsel bir çalışma, bir kaynak kitap. Yalnızca İzmir mutfağıyla sınırlı kalmıyor, yüzlerce yıllık geçmişe sahip börekten, döner kebaba, şerbetten kokorece dek geleneksel mutfağımızın gözde örneklerine yeni yaklaşımlarla eğiliyor.

31052219_10213102024397648_5503084804012244992_n

Öte yandan zengin bir ayaküstü mutfak kültürüne sahip İzmir’in tarihini sokaklardan ve ayaküstü mutfağı üzerinden okumayı deniyor. Aynı zamanda kentin yeme içme kültürünü, yalnızca günümüzde devam ettirilen değil, unutulmuş sokak ve fırın lezzetleri üzerinden de ele alıyor. Kentin mutfağına başta Yahudi-Sefarad ve Rum gibi unsurlarına Rumeli ve Girit göçlerinin etkilerini inceliyor

Bir kent parkını yönetmek (3)

Ali Rıza Avcan

Bir kent parkını yönetmek” başlığını taşıyan ilk iki yazımda, Kültürpark örneğinden hareketle, doğal ve tarihi özellikleri nedeniyle tescillenip koruma altına alınmış bir kent parkının sadece koruma imar planı ile değil; bunun yanı sıra nasıl yönetileceğini, mali kaynaklarının nasıl düzenleneceğini, park hizmetlerinin nasıl sağlanacağını belirleyen stratejik yönetim, ziyaretçi ve lojistik planlarının  da yapılması gerektiğini belirterek tüm planlama, tasarlama, uygulama, izleme, denetleme ve değerleme çalışmalarının sadece mühendis, mimar ve şehir plancıları tarafından değil, tüm bilim ve disiplinlerin yer aldığı disiplinlerarası bir anlayışla yapılması gerektiğini belirtmiştim.

Yazı dizisinin bugünkü bölümünde ise Kültürpark’ın fiziki, finansal ve yönetsel planlarının yapılması süreçleriyle hazırlanacak planların hangi temel değer, ilke ve etik kodları barındırması gerektiği üzerinde durup bu konuda öneriler geliştirmeye çalışacağım.

cropped-cropped-img_50234

Kültürpark ile ilgili planlar hazırlanırken…

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden talep edilen Kültürpark Koruma Amaçlı İmar Planı’nın (fiziki plan) hazırlık sürecinde, sadece bu plan değil; bu planla bütünleşik Kültürpark Stratejik Planı (finansal plan), Kültürpark Lojistik Planı ve Kültürpark Yönetim Planı (işletme) da hazırlanmalı ve bu planlar arasındaki ilişki ve eşgüdümü sağlayacak temel ilke ve işleyiş biçimleri önceden belirlenmelidir.

2) Tüm planlama aşamalarında, üst, orta ve alt düzeydeki tüm belediye yönetici ve çalışanlarının planların hazırlık süreçlerine aktif bir şekilde katılıp sorumluluk alması; böylelikle ortaya çıkacak planları sahiplenmeleri sağlanmalıdır.

3) Kültürpark’la ilgili tüm planlar, Kültürpark’la ilgisi olan tüm iç ve dış paydaşların gerçek ve aktif katılımı ile hazırlanmalıdır.

4) Kültürpark’la ilgili tüm planlar sadece şehir ve bölge plancıları tarafından değil; Kültürpark’la ilgisi olan tüm bilim ve disiplinlerden gelecek bir ekip eliyle ve “disiplinlerarası” bir anlayışla hazırlanmalıdır.

henderson-massey_westgate-town-park-concept-image

Kültürpark ile ilgili planlarda olması gereken özellikler…

1) ANLAŞILABİLİRLİK: Planların kendisi ve ekleri, inceleyen herkes için anlaşılabilir olmalıdır.

2) UYGULANABİLİRLİK: Planlar, öngördüğü dönemin özellik ve koşulları açısından yapılabilir olmalıdır.

3) ESNEKLİK: Hazırlanacak planlar, öngördüğü dönemin güncel gelişme ve gereksinimlerini karşılayacak, değişiklikleri içerecek şekilde esnek, değişken ve devingen olmalıdır.

4) KATILIMCILIK: Tüm planlar, Kültürpark’la ilgili tüm iç ve dış paydaşların görüş, düşünce, öneri, eleştiri ve şikâyetleri alınarak hazırlanmalı; ayrıca planın uygulama sürecinde bu paydaşların bilgilenmesini ve müdahalesini öngören katılımcı bir işletme modeli oluşturulmalıdır.

5) EŞİTLİKÇİ KAMU YARARI İLKESİ: Kültürpark’la ilgili her türlü karar ve uygulamanın “kamu yararı” ilkesine uygun olması; Kültürpark’a ulaşım ve kullanımda kentteki tüm sınıf, kesim, grup ve kişiler arasında eşitlikçi bir yaklaşımın yaşama geçirilmesi gerekmektedir.

6) KALİTE VE STANDARTLAR: Kültürpark’ın güvenlik, emniyet, kullanım ve konforu ile ilgili her türlü düzenleme, uluslararası kalite ve standartlar dikkate alınarak hazırlanmalıdır.

7) SAYDAMLIK VE BİLGİYE ERİŞİM: Planlarla ilgili her türlü bilgi ve belge kamuya açık olmalı, bu bilgi ve belgelere ulaşım konusundaki tüm engeller kaldırılmalıdır.

8) KORUMA-KULLANMA DENGESİ: Koruma amaçlı imar planı ile lojistik ve yönetim/ziyaretçi planlarında Kültürpark’ın kullanım kapasitesi, koruma-kullanma dengesi dikkate alınarak belirlenmelidir.

9) KARŞILIKLI ÖĞRENME: Kültürpark’la ilgili tüm planlarda iç ve dış paydaşlar arasında karşılıklı öğrenmeye dayalı süreçlerin özendirilmesi sağlanmalıdır.

10) ÇEVRE VE BÜTÜNLÜK İLİŞKİSİ: Fiziksel, finansal ve yönetsel planların tümünde Kültürpark’ın yakınındaki etkileme ve etkilenme bölgeleriyle kentin diğer bölgelerindeki yeşil alanlarla fiziksel, doğal, toplumsal, ekonomik, kültürel ve yönetsel ilişkiler, bütüncül bir anlayışla dikkate alıp değerlendirilmelidir.

Kültürpark’ın yönetimi ile ilgili öneriler…

1) Kültürpark’la ilgili planların izlenmesi ve değerlendirilip denetlenmesi için etkin ve katılımcı bir izleme-denetleme modeli oluşturulmalı ve bu model, uygulamadan kaynaklanan geri bildirimlerle devamlı güncellenmelidir.

2) Kültürpark’ın işletilmesinde etkin bir kullanıcı memnuniyet sistemi oluşturulmalı; bu amaçla düzenli olarak memnuniyet araştırmaları yapılmalı ve yapılan bu araştırmaların sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.

png-image-f12a8f2f9436-13) Kültürpark’la ilgili planların yıllık uygulamaları konusunda hazırlanacak faaliyet raporlarına herkesin ulaşması sağlanmalıdır.

4) Kültürpark’ın katılımcı bir şekilde yönetilebilmesi için, aynen İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) yapılanmasında olduğu gibi; Kültürpark’ın iç ve dış paydaşları arasında yer alan kurum, kuruluş ve kişilerin katılımını öngören bir danışma kurulunun oluşturulması ve bu kurulun görev, yetki ve sorumluluklarını gösteren toplumsal sözleşmelerin, mevcut yasal düzenlemeler dikkate alınarak hazırlanması gerekmektedir.

 

Nüfusu her geçen gün azalan bir ilçenin belediye başkanı olmak…

Ali Rıza Avcan

Hayal bu ya!

Şimdi kendinizi, İzmir’in tam ortasındaki büyük bir ilçenin belediye başkanı olarak hayal edin…

Bir zamanlar ülkenin en büyük ilçelerinden biri iken, daha sonra iki ayrı parçaya bölünmesi ve hızla nüfus yitirmesi nedeniyle bugün Türkiye’nin en kalabalık ilçeleri sıralamasında 51. sıraya düşmüş bir ilçenin, uzun bir süredir ne yaptığı belli olmayan belediye başkanı olduğunuzu varsayın…

IMG_5885a
Fotoğraf: Sanver Süzek

Kendinizi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun himayesi ve kefilliği altında, onun koluna girerek belediye başkanı olduğunuz Konak ilçesinin belediye başkanı olarak düşünün bir…

Şayet böylesine tepeden inme; daha doğrusu büyükşehir belediye başkanının isteği ve kefilliği ya da destek ve himayesi ile Konak belediye başkanı olursanız; yapacağınız ilk iş ne olurdu, bir düşünün?

Aynen her 23 Nisan günü o koltuklara oturtulan çocuklar gibi, Konak belediye başkanı olduğunuzda ilk iş olarak ne yapacağınızı hayal edip söylemeye çalışın…

Hele ki, belediye başkanı olduğunuz ilçe ve onun mahallelerinin nüfusu aşağıdaki tablodan da görüleceği gibi uzun yıllardan bu yana devamlı nüfus; daha doğrusu “kan kaybediyorsa“… Türkiye ve İzmir nüfusu devamlı artarken Konak ilçe nüfusu hazin bir şekilde git gide azalıyorsa…

Konak İlçesi Nüfusunun Gelişimi (2009-2017)

Bu tablodan da görüleceği gibi, 2009-2017 döneminde Türkiye’nin ve İzmir’in nüfusu devamlı artarken; üstüne üstlük İzmir’in nüfus artış oranı düzenli olarak Türkiye ortalamasından fazla iken Konak ilçesi nüfusunun devamlı azaldığını bilirken… Nüfusla ilgili veriler, 2017 yılında 2009 yılına kıyasen Konak İlçesinde yaşayan her 100 kişiden 12’sinin bu 9 yıllık süre içinde başka yerlere göç ettiğini gösterirken… 

Üstüne üstlük mevcut nüfusun Türkiye ve İzmir nüfusundan daha hızlı bir şekilde devamlı yaşlandığını, yaş grupları arasındaki dengeli dağılımın yaşlı nüfus lehine nasıl değiştiğini, Konak ilçe nüfusunun  % 14’ünün 65 ve üstü yaş grubunda olduğunu gösteren aşağıdaki tabloya benzer tablolar ortaya çıkıp kendini gösterdiğinde…

15-64 yaş grubundaki nüfusun oranı, 2009 yılında Türkiye oranından 3 puan önde iken 2017 yılında 3 puan daha artarak 6 puana, İzmir oranından 1 puan önde  iken 2017 yılında 2 puan daha artarak 3 puana ulaşmışsa… 

Üstüne üstlük, 0-14 yaş grubundaki nüfusun oranı 2009 yılında % 19,01 iken 2017 yılında 8 puan azalma ile % 11,22’ye inmişse…

Kısacası nüfusun kaynağı olan gençlik kurumaya doğru evrilmişse…

Türkiye-İzmir-Konak Yaş Grupları

Ne yaparsınız?

Belediye meclisi üyeleriyle mi tartışır durursunuz, çalışanlarınızı devamlı taciz edip onların bilgi, birikim ve deneyimlerini dikkate almadan ilgisiz yerlere mi sürersiniz; yoksa, Konak ilçesi ile ilgisi olmayan başka il ve ilçelerde, Konak halkından topladığınız vergi ve gelirlerle bağışlar mı yaparsınız?

Yaptığı işi bilen, önemini kavrayan ve geleceği görmeye çalışan yöneticiler, önce oturup bu büyük nüfus erozyonunun nereden kaynaklandığını belirlemeye ve bu önemli sorunu önlemek amacıyla araştırmalar yapmaya, projeler üretmeye çalışırlar. Yönettikleri ilçenin, mahalle ve semtlerin genç, yoğun ve dinamik insanlarla dolmasına, burayı terk etmeyi düşünmeden mutlu, mesut yaşamasına çalışırlar.

Çünkü sahip olunan ve her geçen gün artan nüfus; özellikle de genç nüfus, toplumsal bir güç olarak, canlı ve dinamik yerleşimlerin geleceğini güvence altına alan önemli bir güçtür. 

Ortanca yaşın Türkiye ve İzmir ortalamalarından daha fazla değerlere ulaşması, üretken olmayan yaşlı nüfusun gereğinden fazla büyümesi demografik, toplumsal, ekonomik ve kültürel açıdan olumsuz bir şeydir.

İnsanların nüfus olarak azalması ve elini eteğini üretimden çekerek yaşlanması, kendi içlerine kapanıp küçülmesi o yerleşim yeri için gelecekte yeni tehlikelerin ortaya çıkması demektir.

O nedenle, başarılı olmak isteyen bir belediye başkanının başka kent ve kasabalardan önce kendi kentinin sorunlarının farkına varması, bu sorunların nedenlerini araştırarak çözümler bulması, politika ve stratejiler geliştirmesi; bunun için de kızağa çektiği bilgili, birikimli ve deneyimli bürokratlarından yararlanması, bundan böyle her göreve liyakat sahibi çalışanları getirmesi gerekir. 

70469

Aksi takdirde o ilçedeki ve mahallelerindeki nüfusunun azalması, sokak ve evlerin teker teker boşalması İstanbul’dan gelen inşaat baronlarının ya da bu kentte TARKEM adıyla örgütlenen yeni kent simsarlarının o mahalle ve semtlerdeki soylulaştırma (mutenalaştırma) gayretlerini kolaylaştıran bir niteliğe kavuşur ki; bizce, belediyenin ve belediye başkanının böylesi bir rant sürecini kolaylaştırmak yerine zorlaştırarak engellemesi ve menfaat kokan bu girişimlere karşı çıkması gerekir.