Gerçek dayanışma nedir? (3)

Ali Rıza Avcan

İlk iki bölümünde ‘dayanışma’ ve ‘yardımlaşma’ olguları arasındaki temel farkları vurguladığımız yazı dizimizin bugünkü üçüncü ve son bölümünde, etkili bir dayanışma ilişkisinin ya da ağının oluşturulması için yapılması gereken bazı temel doğruları ortaya koymaya çalışacağız.

Bilgi ve Bilginin Yönetimi: Dayanışma, bir grubu ya da topluluğu oluşturan bireyler arasındaki karşılıklı yardımlaşma eylemi olduğuna göre, öncelikle bu grubu ya da topluluğu oluşturan bireylerle bunların dışında kalan; yani, grubun ya da topluluğun dışında kalan diğer birey, grup ve toplulukların neye ihtiyaçları olup olmadığı gayet iyi bilinmesi gerekir.

SOLIDARITY in house all languages 950 px

Örneğin bir bireyin ya da grubun dayanışma çağrısı üzerine bir araya gelen, bu bir araya gelişi kamuoyuna yönelik genel bir çağrıya dönüştüren grubun, bu halkayı kimlerin oluşturduğunu, bunların temel kişisel özellikleriyle sahip oldukları ya da ihtiyaç duydukları ekonomik, toplumsal ve kültürel sorunların diğer grup üyeleri tarafından gayet iyi bilinmesi ve bu bilinirlik çerçevesinde kimin kime hangi olanaklarla yardımcı olacağının ortak bir öngörü ve çalışma ile belirlenip ortaya konulması gerekir. Daha doğrusu dayanışma halkası arasındaki bilgi ilişkisinin, halkayı oluşturan bireyler tarafından örgütlenmesi gerekir. Halkayı oluşturan A’nın neye ihtiyacı var, hangi konularda sorun yaşıyor ve bu ihtiyaç ya da sorunların yanında sahip oldukları itibariyle halkanın diğer bireylerine hangi konularda yardımcı olabilir gibi…

İlişki ve iletişimin Kalitesi: Diğer önemli bir konu da, hem dayanışma halkasının içinde hem de dışında kalan diğer birey, grup, toplulukların; özellikle de diğer yardımlaşma ve dayanışma halkalarının iyi bilinmesi ve oluşturulan dayanışma halkasının bunlarla mevcut ya da olası ilişki ve iletişimlerinin anlaşılırlığı, hızı ve etkinliği içeren kalitesidir. Çünkü yeri ya da zamanı geldiğinde, dayanışma halkası dışında kalanların halkaya eklenmesi ya da halka ile ilişkilerinin güçlendirilmesi anlamında örgütlenmesi gerekebilir. Örneğin, oluşturulan dayanışma halkası kendi olanakları çerçevesinde kendi iç evrenindeki dayanışma ilişkilerini sürdürürken, dışardan (belediyelerden ya da diğer dayanışma/yardımlaşma halkalarından) alabileceği yeni ek olanaklara sahip olmak istediğinde bu olanakları örgütlediği bu ilişki ve iletişim üzerinden temin edebilecektir.

Kapasitenin Dikkate Alınması: Dayanışma halkasının hem kendi içinde hem de dışındaki diğer birey, grup ve topluluklar olarak hangi fiziki coğrafyada yaşadığını ve bu mevcut coğrafi dağılış içinde birey, grup ya da topluluklar arasındaki ilişki ve iletişimin nasıl sağlanacağının tartışılarak belirlenmesi ve öngörülen riskler çerçevesinde test edilerek doğrulanması gerekir. Şayet coğrafi uzaklıklar, halka içi ilişkileri zorlayacak şekilde birbirinden çok uzaksa, oluşturulan halkanın kapasitesi halkanın coğrafi etki alanına cevap vermekten uzaksa ikinci, üçüncü yeni bir halkanın oluşum koşullarının araştırılması, gerekirse kurulması, birey, grup ve topluluklar arasındaki ilişki ve iletişimin hangi araçlarla, hangi sıklıkta ve hangi yöntemlerle yapılacağı yine test edilerek belirlenip doğrulanmalıdır.

Çeşitlilik ve Çeşitliliğin Yönetimi: Dayanışma halkası içinde yer alan her bireyin sahip olduğu bilgi, birikim, deneyim ve olanağın aynı düzeyde olmasını beklemek her zaman için mümkün olmayabilir ve bu farklılığın halka bütünü itibariyle büyük bir fırsat olduğu kabul edilmelidir. Örneğin bugün yaşadığımız karantina koşullarında halkayı oluşturan çoğu bireyin evlerinden çıkamayan riskli yaş grubunda bulunması nedeniyle ortaya çıkan zayıflığın, halka içinde yer alan diğer bireylerin telafi edici özellikleriyle karşılanıp dengelenmesi uygun ve doğru olacaktır. Bu anlamda halka içinde birbirinden farklı çeşitliliklerin bulunması bizlere daha önceden düşünülmemiş yeni fırsatlar sunabilecektir.

fb268163663e8e695bdd4972e91b29b771e56178

Bu dört koşul gerçek ya da iyi dayanışma denilince, ilk akla gelen koşullar… Bunlar dikkate alınmadan yaşama geçirilmek istenen her girişim, ne yazık ki, yakın çevremizdeki kötü örnekleri gibi ya bir belediyenin ya da başka bir kurumun yardım kampanyası içinde kaybolup yitebiliyor… Ardından da keşke bu girişimin adını ‘dayanışma’ koymasaydık, ‘dayanışma’ adına hepimizin bildiği paket dağıtma işine girişmeseydik, keşke ‘dayanışma” denilen değerli bir karşılıklı ilişki biçimini ‘yardımlaşma’ pratiği içinde heba etmeseydik diye bir pişmanlık, bir yazık kalıyor geriye…

Gerçek dayanışma nedir? (2)

Ali Rıza Avcan

Dünkü yazımızda, ‘dayanışma‘ ile ‘yardımlaşma‘ arasındaki temel farkları ortaya koyarak, bunların çoğu kez birbiriyle karıştırıldığını, kolaycılığın getirdiği alışkanlıklar çerçevesinde bakanlık, valilik ya da belediye eliyle gerçekleştirilen tek yanlı etkinliklerin aslında ‘dayanışma‘ değil, ‘yardımlaşma‘ çalışması olduğunu vurgulamaya çalışmıştık.

Bugünkü yazımızda ise ‘dayanışma‘ olgusunun temel özelliklerini daha ayrıntılı bir şekilde inceleyip ‘yardımlaşma’ eyleminden farklılıklarını ortaya koymaya çalışacağız.

Dayanışma 100

Bu anlamda;

Dayanışma, bitkiler, hayvanlar ve insanlar aleminde; yani tüm canlılar dünyasında var olan temel bir duygusal tepkidir. Bitki bitkiye, hayvan hayvana, insan da insana karşılıklı olarak yardımcı olur, dayanışma içinde olur ve böylelikle hem kendisinin hem de diğerinin varlığını korur. Bu anlamda dayanışma, küçük sarmaşığın yakınındaki bir ağaca sarılarak güneşe ulaşması, kuşların yaklaşan tehlikeye verdiği uyarılar üzerine primatların kaçması, kendisi tehlikede olsa bile bir insanın diğer bir insana yardım elini uzatmasıdır.

Dayanışma, yardımlaşmanın karşılıklı olanıdır. Bu anlamda dayanışma grubu ya da halkası içinde olan her canlı kendi sahip olduğu güç, zayıflık, fırsat ya da tehdit çerçevesinde karşısındakine yardımcı olur ya da yardım alır. Bu anlamda dayanışma, size içi dolu ikram edilen bir tabağın boş değil; içine başka bir şey konularak geri verilmesi inceliğidir.

Dayanışma, kendi öz disiplinini adanmışlık duygusundan alan gönüllü bir eylemdir. Bu anlamda, “bugün dayanışırım, yarın ise belki…” denmesi mümkün olmayan, veren ile alanın aynı zorlu ortamda bulunduğu eşitler arası bir ilişkidir. İşte bu nedenle, Richard Rorty bu ilişkiyi, “Toplumsal dayanışma, metafizik bir insan özü keşfetmekten çok, başka insanların çektiği ıstırabı tahayyül edebilme, onlarla duygudaşlık kurabilme, onları bu anlamda ‘bizden biri’ olarak görebilme yeteneğinin sonucudur.” şeklinde tanımlar. (1)

Dayanışma, dilbilimci Ali Püsküllüoğlu‘nun da söylediği gibi, “bir topluluğun bütün bireyleri arasında dayanışma bulunmasını o topluluk yaşamının gereklerinden sayan ve bireycilikle ortaklaşacılık arasında yer alan öğreti“dir.

Dayanışma, eşitler arasındaki yatay, yardımlaşma ise güçlü ile güçsüz arasındaki dikey ve hiyerarşik ilişkinin adıdır. Uruguaylı gazeteci ve yazar Eduardo Galeano bu farklılığı, Hayır işlerine inanmıyorum; dayanışmaya inanıyorum, hayırseverlik çok dikey… Yukarıdan aşağı iniyor. Dayanışma yataydır. Ötekine saygı duyar.” şeklinde tanımlayarak yardımlaşmanın aldatıcı olduğunu vurgular. 

Dayanışma, sahip olunan bir şeyin değil; elde olmayan bir şeyin karşılıklı paylaşımıdır. Ünlü edebiyatçı Jack London, bu paylaşımcı tavrı şu şekilde tanımlar: “Ah, sizi yardımseverlik tacirleri! Yoksullara gidin de öğrenin yardımseverlik nedir diye. Çünkü sadece yoksullar yardımseverdir. Onlar ellerinde fazla olan şeyi ne bir başkasına verir ne de saklar. Çünkü fazla olan hiçbir şeyleri yoktur. Birine bir şey verdiklerinde o verdikleri bir fazlalık değildir; fakat kendilerinin de ihtiyacı olan bir şeydir.” (2)

Dayanışma, kültürel geleneğimizde ‘imece‘ olarak da tanımlanan birlikte iş yapma halinin kendisidir. Bu anlamda yakından tanıyıp bildiğimiz ama kentleşmenin gelişmesi ile birlikte zaman içinde unuttuğumuz eski paylaşımcı yanımızdır.

Dayanışma, halka içinde yer alan her bireyin eş düzlemdeki karşılıklı yardımlaşması suretiyle kendini oluşturan her bireyin eşitlik ve özgürlüğünü oluşturur. Yardımlaşma ise güç sahibi veren ile alan arasındaki eşitsiz ilişki nedeniyle yardım alanın yardım edene daha fazla bağlanmasını sağlayarak insan ilişkilerindeki insani kuralları ortadan kaldırır. 

01

İşte bütün bu nedenlerle; ‘dayanışma‘ ya da ‘dayanışmak‘ sözcüğü ile ‘yardım‘ ve ‘yardımlaşma‘ sözcüğünü kesinlikle birbirinden ayırmamız, ‘dayanışma’ adıyla yaptığımız girişimleri ‘yardımlaşma’ya dönüştürmememiz, ‘yardımlaşma‘ çalışmalarını ‘dayanışma’ adı altında takdim etmememiz gerekmektedir.

02
Taksim Direnişi’nin sembolü Eylem’in anısına…

Evet, yeri ya da zamanı geldiğinde tek yanlı ‘yardımlaşma’ da yararlı olabilir, işe yarayabilir; ama dayanışmanın gerçek bir dayanışma olması, kendi var oluş nedeni ve felsefesi içinde işe yarayan, etkili ve iyi bir paylaşıma dönüşebilmesi için bu ayrımı kesinlikle yapmamız, dayanışma sözcüğünün içini boşaltarak, onu var eden felsefesinden kopararak sadece ‘yardımlaşma‘ diyen ve sadece onu uygulamayı tercih eden iktidar sahiplerinin peşine takılmamalıyız…

(1) Richard Rorty, Olumsallık, İroni ve Dayanışma, Ayrıntı Yayınları, 1995, İstanbul.

(2) Jack London, Yol, Cem Yayınevi, Mayıs 2010, İstanbul.

Devam Edecek…

Gerçek dayanışma nedir? (1)

Ali Rıza Avcan

Osmanlıcadaki deyişiyle ‘tesanüt’, Türkçe’deki deyişiyle dayanışma sözcüğü, Türk Dil Kurumu’na ait Türkçe Sözlük’te “bir bütünü meydana getirenlerin duygu ve düşünce birliği içinde birbirlerine karşılıklı bağlanması” olarak tanımlanıyor. Aynı sözcükten türeyen “dayanışmak” fiili ise, “bir topluluğu meydana getiren üyelerin bir sorunu çözmek, bir işi görmek için birbirlerine dayanıp güç kazanması, birbirini kollaması” olarak açıklanıyor.

Bu anlamda, bir topluluğu oluşturan üyeler arasında gerçek bir dayanışma eyleminden söz edebilmemiz için, belirli bir sorunu çözmek ya da işi yapmak için bir araya gelen bireyler arasında tek yanlı değil; zincirleme ve çok yönlü bir yardımlaşmanın oluşması, aşağıdaki ‘Dayanışma halkası” grafiğinde de gösterildiği gibi halka içinde yer alan her bir bireyin diğer bireylere hem ihtiyaç hem de yardımcı olma boyutunda birden fazla karşılıklı ilişki içinde muhtaç olması gerekmektedir.

Dayanışma
Dayanışma halkası

Çoğumuzun Anarşizm’in temel kuramcılarından biri olarak tanıyıp bildiği ünlü Rus bilgini Pyotr Alekseyeviç Kropotkin, 1902 yılında yazdığı ‘Karşılıklı Yardımlaşma’ isimli kitabında hayvanlar, vahşiler ve barbarlar arasındaki karşılıklı yardımlaşma ilişkileriyle Ortaçağ şehirlerindeki ve ‘Bizim Çağımız” olarak nitelediği 20. yüzyıl başındaki karşılıklı yardımlaşma örneklerini önümüze sererek, aslında hayvan ya da insan olsun tüm canlıların dayanışmacı olduğunu, hayvanların ya da insanların birbirine rakip ya da düşman olduğunu iddia edenin ise kapitalizm olduğunu ortaya koymuştur.

… ne merkezi devletin ezici gücü ne de bilimin sembolleri ile süslenerek nazik filozoflardan ve sosyologlardan gelen karşılıklı nefret ve acımasız mücadele öğretileri, insanların kavrayışlarının ve kalplerinin derinlerinde saklı olan insan dayanışması duygusunu yok etmedi; çünkü bu duygu tüm geçmiş evrimimiz tarafından beslenmiştir. Evrimin ilk aşamalarından beri sonuç olarak ortaya çıkmış olan bir şey, aynı evrimin başka bir özelliği altında ezilemez. Ve son zamanlarda dar aile çevresinde, fakir mahallelerinde, köyde ya da gizli işçi birliklerinde sığınak bulmuş olan karşılıklı yardımlaşma ve destek ihtiyacı, kendi modern toplumumuzda bile yeniden öne sürülmekte ve her zaman bulunmuş olduğu konumu, ilerlemede baş lider olma hakkını talep etmektedir.” (1)

Bir Rus bilim insanının bundan 108 yıl önce ifade ettiği ‘insan dayanışması duygusunu’ neoliberal kapitalizm koşullarının egemen olduğu bugünkü Coronalı günlerde taşıyıp değerlendirmeler yapmaya kalktığımızda ise, asıl gerçeğin, hem sözcüğün gerçek anlamı hem de işin özü itibariyle karşılıklı yardımlaşma; yani bir topluluğu oluşturan bireyler arasındaki dayanışma olduğunu ve bunun her toplumsal sistemde devam ettiğini kabul etmemiz gerekir.

Yardımlaşma
Yardımlaşma halkası

Oysa son günlerde ‘yardımlaşma’ ya da ‘dayanışma’ adıyla ortaya çıkarılan birçok girişimde, ya elde bulundurulan kamu kaynaklarının kullanımı ya da bağışçılardan temin edilen gıda ve temizlik malzemelerinin tek taraflı olarak ve hangi ölçüye dayanılarak yapıldığı bilinmeyen değerlendirmeler sonrasında belediye başkanı ve eşi eliyle dağıtıldığı görülmektedir. Buna ilişkin haber ve duyurularda bir yandan “alan elin veren eli görmemesi gerekir” ilkesinin hatırlatılırken, diğer yandan bu malzemeleri veren ve alanların gösterildiği fotoğraflara yer verilmesi suretiyle… Oysa çoğu kez sahip oldukları mali, siyasi ve kamusal gücü elinde bulunduran kişi, kurum ya da toplulukların yine aynı kamu kaynaklarını kullanarak ve çoğu kez acıma, şefkat ya da hayır yapma gibi duyguları örgütleyerek dağıttıkları yardımlar aslında bizim anlatma çalıştığımız çok yönlü karşılıklı yardımlaşmayı; yani, dayanışmayı değil; o dağıtımları yapan güçlünün kendi iktidar alanını yeniden ürettiği ve yukarıdaki ‘Yardımlaşma halkası‘ grafiği ile anlatmaya çalıştığımız tek yanlı yardımlaşma ilişkilerini ifade etmektedir.

(1) P. A. Kropotkin, Karşılıklı Yardımlaşma, Öteki Yayınevi, 1. Basım Şubat 2007, İstanbul, s. 301

Devam edecek…

Önemli bir yönetim stratejisi: İşbirliği – 2

Ali Rıza Avcan

Önemli bir yönetim stratejisi olarak işbirliğini ele aldığımız bu yazının ilkinde belediyeler arasındaki işbirliğini ele alıp bunun gerekliliğini vurgulamaya çalışmıştık.

Bugün ise bir kentin yaşamındaki diğer önemli aktörlerden, merkezi yönetim kuruluşları olan valilikler, bakanlık temsilcilikleri, meslek odaları, demokratik kitle kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğinden söz etmeye çalışacağız.

Eski’ Türk Dil Kurumu’nun 1981 baskılı ‘eski’ Türkçe Sözlüğüne göre ‘işbirliği’ sözcüğünü, “amaçları ve çıkarları bir olanların kurdukları çalışma ortaklığı” olarak tanımlanıyor.

motivasyon-004

Bu tanıma göre birden fazla taraf arasında işbirliği yapılabilmesi için ortada ortak bir çıkar ve amacın olması, işbirliğine taraf olanların bu amaç ve çıkarlar çerçevesinde bir araya gelmesi ve kendi başlarına yaptıklarından farklı bir çalışma ortamı yaratmaları gerekiyor.

Sözcüğün anlamını açıklayan Türk Dil Kurumu’na göre birden fazla olan tarafların amaç ve çıkarları arasında bir ortaklık olması için, iyi niyetli olduğunu varsaydığımız her bir tarafın öncelikle kendisi dışındaki diğer tarafların amaç ve çıkarlarını bilmesi, öğrenmesi gerekiyor.

Ardından da her birinin net ve kesin bir iradeyle bir araya gelerek kendi amaç ve çıkarlarıyla diğer tarafların amaç ve çıkarları arasındaki ortak noktaları arayıp bulmaları, buldukları ortak noktalar üzerinde karşılıklı bir anlaşmanın sağlanabilmesi için mevcut koşulların bu işbirliği için uygun olup olmadığını araştırması gerekiyor.

İşbirliği konusu ile ilgili taraflar arasında amaç ve çıkarlar açısından ortak noktalar bulunduğunu belirleyen tarafların öncelikle bir araya gelip bu ortak amaç ve çıkarları görüşüp tartışmaları gerekiyor.

Yapılan görüşme ve tartışmalar sonucunda netleşen bu ortak ve çıkarlar üzerinden işbirliğinin konu, amaç, hedef, kapsam, süre, yöntem ve eylem programı gibi farklı boyutları konusunda bir planlamanın yapılması ve olası uygulamanın izleme ve değerlendirilmesi ile ilgili ilke ve yöntemlerin belirlenmesi gerekiyor.

Ardından da tüm tarafların katılımıyla işbirliğinin uygulamaya sokulması gerekiyor.

Görüldüğü gibi basit bir işbirliğinin tasarlanıp uygulanması ve uygulamanın izlenip değerlendirilmesi bile uzun, zahmetli ve yorucu çalışmaları gerektiriyor.

Ayrıca amaç ve hedeflerde bir esneklik yaratmak, tavizler verebilmek konusunda fedakârca davranmayı da bilmek gerekiyor.

toplanti-012

Oysa hayat kısa ve her şeyi hemen yapmak, yapılanın meyvesini acilen toplamak gerekiyor…

O kadar düşünüp taşınıp plan yapmaya filan da vaktimiz yok.

Ayrıca kendim dururken, şişkinleşmeyi bekleyen egom kendi amaç ve hedeflerimi öncelerken “diğerlerini hiç bekleyemem” demek o kadar kolay ki…

Yola önce ben çıkmalıyım ve kimseyi dinlememeliyim…“, “Kimseyle birlikte olmak, işbirliği yapmak gibi dertlerim filan olmamalı…” Çünkü hedefe ilk ulaşan yarışı kazanır ve geride kalanlar sadece kaybedenlerdir… Ayrıca “ben o kadar sıkıntıya da gelemem, başkalarının tafrasını çekemem…

Az olsun, küçük olsun ama benim olsun!

Kazanırsam benim olur, kazanamazsam benim yenilgimle yıpranan umutlar nasılsa o işin yapılmasını daha da zorlaştırır…

Hele bir de araya din, mezhep, etnik ayrımlar ve siyasal rekabet girmişse, bunlar ayrılığın malzemesi ya da nedeni yapılmışsa; işler işte o zaman daha da bir kolaylaşır… “Ben onunla bir araya gelemem ki”, “bizim onlarla birlikte iş yapmamız mümkün olmaz” gibi gerekçeler arka arkaya sıralanır…

Ancak amaç ve hedef bir kamu mülkünün, halka ait bir değerin ya da zenginliğin paylaşılması, diğer bir deyimle yağmalanması söz konusu olduğunda bazı tarafların, özellikle de o kentte var olan sermaye çevrelerinin ve örgütlerinin, başka konularda bir araya gelemezken bu tür konularda kolaylıkla bir araya geldiklerini, belediye başkanının sağında ve solunda yer alarak “örnek” bir beraberlik sergilediklerini görmek de her zaman için mümkündür.

EXPO 2015 ve 2020 adaylık süreçlerinde büyük bir lokma olarak hedefe konulan ‘İnciraltı’, geçmişte ve günümüzde ‘Basmane Çukuru’, ‘Kültürpark’ ve ‘Körfez Geçiş Projesi’ gibi konularda görülen rant odaklı ortaklıklar ya da besleyip büyütüp İstanbul sermayesine teslim edilen Tansaş, Kipa ve İzair gibi işbirlikleri bunun en kolay hatırlanan, en somut örnekleridir.

Aslında bütün bunlar bildiğimiz, gördüğümüz, tanık olduğumuz şeyler…

f7582cab-7b47-4220-95bf-d1a8ce9f2540

İşte o nedenle belediyelerimiz, valiliklerimiz, bakanlıkların il örgütleri, meslek odalarımız, demokratik kitle örgütlerimiz ve de sivil toplum kuruluşlarımız ne kendi aralarında ne de diğer taraflarla bir araya gelmede, birlikte iş yapmada, işbirlikleri oluşturmada –ne yazık ki- başarılı olup sonuç alamıyorlar, bir araya gelseler bile bunu sürdüremiyorlar.

Çünkü işin püf noktasının katılımcı ve çoğulcu demokrasi olduğunu bilmekle birlikte; temsili demokrasinin araçlarından biri olan seçilmişler tarafından atanarak ya da bizatihi seçilerek edindikleri kendi güçlerini ve küçük iktidar alanlarını korumaktan vazgeçemiyorlar…