Öfkeliyim…

Ali Rıza Avcan

Evet, öfkeliyim… Hem de fazlasıyla… Çünkü uzun bir süredir endişelenip olmaması için adeta dualar ettiğim bir kötülük, bir uğursuzluk sırf birilerini ihya etsin düşüncesiyle habis bir ur gibi bu kentin ortasında, denizinin kıyısında herkese meydan okurcasına yükseliyor ve bir kanser hücresi gibi çevreye yayılma tehlikesi gösteriyor… Üstüne üstlük her birine büyük ölçüde değer verdiğim kurumlar ve kişiler bu kötülüğün ortaya çıkıp gelişmesi için el birliği etmiş gibi bu kötülüğün ortaya çıkmasına yataklık yapıp sessiz kalıyor, karşı çıkmıyor ve mücadele etmiyor…

Doğanın, tarihin, arkeolojinin, kültürel ve ahlaki değerlerin; kısacası tüm insanlık değerlerini oluşturan zengin bir geçmişin ve onun ışığında filizlenip güçlenecek umut dolu geleceğin, barbarlara yaraşır bir şekilde yok edilip onun yerine insanı ve onun değerlerini ezip un ufak eden bir yapının yükseldiğini görüyor ve buna engel olamıyorum…

Turan ya da diğer adıyla Aya Trianda. Önde, bugün yok edilmiş olan ünlü Agia Trianda Manastırı…

İnsan yaşamında etkili olan bazı yerler, bazı mekânlar vardır ki, orada kendi geçmiş yaşamınızla ilgili hiçbir iz olmamakla birlikte; orası, yüreğinizden bir parçanın orada olduğunu hissettirip sizi kendisine çağırır, size ait bir şeyin kendisinde saklı olduğunu, oraya gidip gördüğünüzde ya da yaşadığınızda o sakin, sessiz ve gözlerden saklanmış güzel yerde kendinizi daha iyi hissedeceğinizi söyler…

İşte o anlamda, benim için İzmir‘in tam da orta yerinde, körfezin bittiği yerde ya da başka bir ifadeyle, İzmir‘den Karşıyaka‘ya karadan gitmeye kalktığınızda ya da tersini yaptığınızda “35” ile “35,5”un tam ortasında yer alan ve İzmir‘e yerleştiğim ilk günlerden bu yana karayolundan ya da demiryolundan gelip geçerken beni kendisine çeken, “gel, beni gör, beni hisset” diyen yerlerden biridir Turan mahallesi…

Bu kıyıda köşede kalmış küçük, güzel ve gizemli yer, ne bir zamanlar bağlı olduğu Karşıyaka‘ya, ne de şimdilerde bağladıkları Bayraklı‘ya yâr olmuş, bir başına, özgür, içinde yer aldığı bütünle ilişki kurmayan, ona benzemeyen, kendine özgü apayrı bir dünyadır…

Yamanlar‘ın yamaçlarındaki Alurca Vadisi ve deresinin denizle buluştuğu kumul alanda şimdilerde terk-i diyar etmiş olan Sana ve Vita yağları ile ünlenen Turyağ fabrikası, Petrol Ofisi‘ne ait akaryakıt ve kömür depolarıyla çatısına bir deniz teknesinin yerleştirildiği Tacar Tekne binasıyla hatırladığımız, hemen arka yamaçlarda yer aldığı bilinen Agia Triada Manastırı nedeniyle yakın zamana kadar Aya Triada adıyla bilinen bu küçük, kuytu yerleşim bir yanındaki yeşil orman parçası, diğer yanındaki sığ ve sakin deniziyle sanki sizi kendisine çeker, adeta “beni gör, hisset ve anımsa” der…

Bir zamanlar Turan…

İşte benim bu yerleşime, yüzünü gelip geçenden gizleyip beni devamlı olarak çağıran bu doğa parçasına olan tutkulu sevgim ve yakın bir gelecekte bu güzel yerin rant uğruna yok edileceğini hissetmem nedeniyle bundan sekiz yıl önce, 2017 yılının ilk aylarında bu güzel yeri birçok kez ziyaret ederek kıyısını köşesini keşfetmeye, muhtarı ve orada yaşamış ya da yaşamaya çalışan insanlarıyla konuşarak, arşivleri karıştırarak o sessiz sakinliğin arkasındaki dünyayı öğrenmeye çalıştığım tarihlerde o bölgenin başına gelecekleri tahmin ederek “Meş’um geleceğini bekleyen bir mahalle: Turan” başlıklı birbirini izleyen 6 ayrı yazı yazarak hem kendimi hem de tüm İzmirlileri uyarmaya çalışmıştım. (1)

Çünkü o dönemde Turan‘da, başında bir zamanlar Binali Yıldırım‘ın bulunduğu Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından 360 yatlık bir marinanın yapılacak olması dışında Turyağ‘ın bıraktığı alanla sahildeki Braggiotti köşkünün bulunduğu dört ayrı parselde Nokta İnşaat A.Ş. ile Rönesans/Nakkaştepe A.Ş. tarafından ÇED raporları alınmış ve 117 metre yüksekliğindeki 41 katlı bir gökdelenle 102 metre yüksekliğindeki 36 katlı ikinci bir gökdelenin yapılması öngörülüyor; ayrıca, arkadaki askeri bölgenin özelleştirilip yapılaşmaya açılacağı konuşuluyor, Atatürk Ormanı‘nın içine ise kaçak olarak Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü‘ne ait İzmir Gemi Trafik Hizmetleri Merkezi (GTHM) binası yapılıyor, bu inşaatı engellemek amacıyla TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi dava açıyor, oluşumunda İzmir‘in efsanevi belediye başkanı Behçet Uz‘la “İzmir Baba” lakabıyla tanınıp sevilen sevgili Sancar Maruflu‘nun büyük emekleri olan Atatürk Ormanı ise her geçen gün bozulan kalitesi ile “baltalık orman” kategorisine girip bu gerekçeyle her an gözden çıkarılma riski ile karşı karşıya kalıyordu.

2000’li yıllardan bu yana İzmir Büyükşehir ve Bayraklı belediyelerince hazırlanıp onaylanan “İzmir Yeni Kent Merkezi Bayraklı-Salhane-Turan Bölgesi” imar planlarında ve plan değişikliklerinde yazılı olan “bu alanlarda hmax serbesttir” şeklindeki plan notlarıyla yapımına izin verilen gökdelenlerde her tür ticaret, çarşı, büro, iş hanı, ticari depolama, banka, sigorta, çok katlı mağaza ve eğlence yeri, turizm tesis alanı, konut, çok katlı taşıt parkı, özel hastane ve özel eğitim (okul) tesisi açılmasına yataklık yapan belediye başkanları, meclis üyeleri, mimar, mühendis ve şehir plancısı unvanlı belediye yönetici ve çalışanları doğal ve tarihi sit alanı olarak tescilli bu değerli bölgeyi kendi elleriyle Rönesans Holding gibi yandaş inşaat şirketlerine, yerli ve yabancı rant lobilerine bir armağan paketi gibi teslim etmiş olsalar da; olası yağma girişimlerini engellemek ya da geciktirmek, bu arada da İzmirlilere bu bölgenin önem ve değerini yazıp çizerek anlatmak o tarihteki tek derdim olmakla birlikte; 2017-2023 döneminde inşaat sektörünü de etkileyen ekonomik krizler ve Covid19 salgını nedeniyle buradaki gökelenlerin yapımı 2023 yılına kadar geciktiğine tanık olduk.

Bu arada hepimizin evlerde kalmak zorunda kaldığı Covid19 salgını döneminde sevgili büyüğüm Karşıyakalı Uğur Durak‘ın elindeki ailesinden kalan eski bir Osmanlı tapusuna dayanarak, muhtemelen bugünkü askeri alanın subay lojmanlarına isabet eden bölümünde olup “şarken ve cenuben Müftü Efendi merası, garben taşçı Yanako tarlası ve şimalen cebel” olarak tarif edilen 50 dönümlük tarlanın yerini arayıp bulmak için uğraşıp durduk ve bu sayede Turan bölgesinin eski arazi kayıtları hakkında ayrıntılı bilgilere ulaştık.

Tabii ki bu arada, Turan‘daki eğlence yerlerine uyuşturucu ticareti nedeniyle yapılan polis operasyonlarıyla Alabaylar ve Zirek çetelerinin çökertildiği haberlerinden de haberdar olup, kentin kıyısında köşesinde kalmış bu güzel mekanın giderek bir suç mahalline dönüştüğünü öğreniyorduk…

Neva Yalı…

2017’den 2023’e kadarki sessiz, sakin dönemin hemen ertesinde takvimlerin 2023 yılının ilk günlerini gösterdiği günlerde, sahildeki o muhteşem Braggiotti Köşkü‘nün bulunduğu parsellere sahip yandaş inşaat şirketi Rönesans Holding‘in harekete geçerek Turan sahilinde “Neva Yalı” ismini verdiği bir gökdelen projesine başladığını öğrendik ve bundan böyle oradan her geçişimizde içimiz acıyarak dikilen gökdelenlerin adım adım yükselişine tanık olduk. Bu arada Neva Yalı projesinin sosyal medyaya verilen reklamların tanıdığım bazı kişiler tarafından bilinçsizce beğenildiğini her gördüğümde, o isimlere kızıp durdum; hatta, zaman zaman bu reklamların altına eleştirel mesajlar yazmaktan kendimi alamadım.

30 Ekim 2020 tarihli Sisam depreminden en fazla etkilenen Bayraklı ve Bornova‘ya en yakın mesafedeki Turan‘da, denizin hemen kıyısına yapılmak istenen gökdelenlere aklı başında olduğunu düşündüğüm kurum ya da kişilerden hiç kimsenin itiraz etmediği, CHP‘li belediyelerle TMMOB‘ne bağlı odaların sesini yükseltip dava açmadığı bir süreçte Ankara‘daki “Kaçak Saray“ı da yapan Rönesans Holding‘in patronu Erman Ilıcak‘ın Turan mahallesini işgal ederek yaptığı bu dört büyük gökdelene, tüm İzmir halkının hoşgörüsü; hatta, sosyal medya beğenileriyle göz yumduk, görmemezlikten gelip bugünkü noktaya geldik… Aynen Mehmet Cengiz ile akrabaları Şeref ve Ahmet Cengiz‘in Karşıyaka‘nın Yalı, Şemikler, Bostanlı ve Mavişehir mahallelerinde yaptığı apartmanlarla palazlanıp büyümesinde olduğu gibi…

2017 yılında dile getirmeye çalıştığım “Meş’um gelecek” öngörüsü, sanki ünlü Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez‘in “Kırmızı Pazartesi” isimli romanında yazdığı gibi önceden bilinip bekleniyordu…

Biz tarihi değerlere önem veriyoruz” sahte algısı ile bir satış-pazarlama nesnesine dönüştürülüp etrafı kuşatılan Giraud ailesinin yazlık evi… Fotoğraf: Erol Şaşmaz

Ve sonunda geçtiğimiz 27 Aralık 2024 Cuma günü sevgili dostum Erol Şaşmaz‘la birlikte, görüp başıma gelecekleri düşünerek korka korka Turan‘a gidip bir zamanlar herkesten gizlenip cazibesini koruyan o güzel yerin onlarca kamyon, iş makinesi, tır, yüzlerce işçi, toz, duman ve çamurla koskocaman bir şantiyeye çevrildiğini, 2017’de görüp fotoğrafladığım birçok eski yapının yıkılarak kendi makus ve meş’um talihini beklemeye başladığını görene kadar…

Evet, geçtiğimiz hafta Cuma günü önce kara ve demiryolu ile deniz arasındaki tarihi Turan mahallesine, ardından da Cengizhan mahallesinden doğru Atatürk Ormanı‘na giderek tüm bölgenin inşaat şirketlerinin iştahını arttıran çöküşüne tanık olduk….

Turan‘ndaki durum gerçekten içler acısıydı… Konforlu köşesinde oturup dışarıda olup bitenlere ilgisiz kalan ya da “ekosistem“, “sürdürülebilirlik“, “girişimcilik” gibi neoliberal sözcükleri sık sık tekrarlayıp kılını kıpırdatmayanlar hariç, ortada tüm İzmirliler için, onların geçmişini, tarihini, doğasını, kurdu, kuşunu ve denizini yağmalayıp yok eden bir işgal söz konusuydu…

Önce Turan muhtarı Nursel Diken‘e uğrayarak selamımızı verip sohbetimizi yaptık, ardından da Rönesans Holding‘in 2009 yılında kurduğu Rönesans Eğitim Vakfı (REV) tarafından inşaatın merkez ofisi olarak kullanılan tarihi Braggiotti Köşkü‘ne uğrayarak güce, betona, çağdaş inşaat teknolojisine fetiş düzeyinde tapan, aldıkları binlerce liralık ücretler karşılığında kurdunu kuşunu, doğasını ve denizi satmak üzere patronlarına yardımcı olan, bunun için sahip olduğu bilgi, beceri ve deneyimi kamu yararı yerine özel çıkar sahiplerine sunan mimar, mühendis ve iktisatçılarla tanışıp konuştuk, bu kadar genç, dinamik ve yetişmiş insanın ne durumda olduğunu görerek kahrolduk… Çünkü böylesine kendi kendini kandırmış insanlara gerçeği anlatmak mümkün değildi… Onlara bu mahallenin tarihinden, o tarihten kaynaklanan kimliğinden, arkadaki ormanın, önümüzdeki denizin değerinden söz edecek gücü kuvveti kendimizde bulamadık… Çünkü karşımızda, kendilerinin “ekmek parası” dediği yüksek ücretler ve lüks çalışma ofislerinde “direktör“, “satış-pazarlama yöneticisi” gibi makam ve mevkiler uğruna çalışıp sahip olduğu tarihi, arkeolojik, kültürel ve toplumsal değerleri dikkate almayan insanlar vardı…

Beton bloklarla dört bir tarafı kuşatılıp adeta ezilen Braggiotti Köşkü…. Fotoğraf: Erol Şaşmaz

Onlardan insanları ve diğer tarihi yapıları ezip un ufak eden bu gökdelenlerdeki 469 daireden 1+1’lik en küçük dairenin bile 5,5-6 milyona satıldığını öğrenip, binaların ana kaya üzerine sabitlendiği yalanını dinledik, gökdelenlerle ilgili projelerin, İzmir‘in neredeyse tüm gökdelenlerinin uygulama projesini hazırlayan, o nedenle de “bayan gökdelen” adıyla anılan ve şu sıralarda Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (BASİFED)‘nun başkanlığını yürüten Epig Mimarlık şirketinin sahibi mimar Semiha Güneş tarafından hazırlandığını (2), iklim değişikliği nedeniyle denizin yükselmesi durumunda yapacakları duvar ve mobil bariyerlerle tehlikeyi savuşturacaklarını, çevreci görünmek adına denize kuşlar için adalar yapacaklarını ve inşaatı devam eden dört gökdelenin hemen yanındaki yeni bir bölgede de yeni gökdelenler inşa edeceklerini öğrendik…

Kısacası, kentin ortasındaki en değerli bir bölümü, kentin AKP emrindeki yöneticileriyle tacir avukatlarının koruyup kollamasında, bu bölgenin planlarını hazırlayıp kabul eden İzmir Büyükşehir ve Bayraklı belediyeleriyle onların başkanları, meclis üyeleri, yönetici olarak çalışan mimar, mühendis ve şehir plancıları tarafından hazırlanan senaryoların bir sonucu olarak yandaş bir şirketin insafına ve işgaline terk edildiğini gördük.

Turan‘dan ayrılışımız, 8 sene önce tahmin ettiklerimin gerçekleştiğini görmekle ve bu kötülüğün önümüzdeki günlerde daha da artıp yayılacağını anlamış olmanın acısı ile doluydu…

O nedenle, çevre felaketlerinin yaşandığı Kazdağları, Cerattepe ya da Dalaman gibi yerlere gidip oradaki yıkımları protesto etmek kadar İzmir‘in ortasında, hemen yanı başımızda kimselerin fark etmediği ya da görmezlikten geldiği bu yıkımı, bu yok edişi, bu işgali de gidip görerek protesto etmemiz ve engellememiz gerekiyor…

Bir şantiye haline dönüşen Turan… Fotoğraf: Erol Şaşmaz
Çöküşün ve soylulaştırma girişiminin somut örnekleri… Fotoğraf: Erol Şaşmaz

En azından yolun karşı kıyısında şimdilik herhangi bir girişime konu olmayan askeri bölgeyi ve İzmir’in efsane belediye başkanı Behçet Uz‘la “İzmir Baba” lakaplı Sancar Maruflu‘nun girişimiyle yaratılan Atatürk Ormanı‘nı, onlara olan borcumuzun bir gereği olarak bu yağmadan, bu yok edişten uzak tutup kurtarmak adına…

Evet, yazı başlığında da belirttiğim gibi Turan‘ın yağmalanması ve bu yağmanın önümüzdeki günlerde daha da genişleyecek olması nedeniyle öfkeliyim ve bu öfkemi, bu kızgınlığımı olumlu bir sonuca dönüştürmek amacıyla başta belediyeler olmak üzere çevreyle, kentle ve İzmir‘le ilgili tüm sivil toplum kuruluşlarıyla meslek odalarını, İzmir Barosu‘nu, İzmir Tabip Odası‘nı ve aklıma gelen gelmeyen diğer kurum ve kişileri Turan‘a, Turan‘ın doğal, kültürel, arkeolojik ve tarihi değerlerine sahip çıkmaya davet ediyorum…

İşte o nedenle, sevgili Sancar Maruflu‘dan bizlere bir miras olarak kalan İzmir Atatürk Ormanı’nı – Kültürpark’ı Koruma ve Anıt Yaptırma (ATAORMAN) Derneği‘nin yeni bir üyesi olarak, onların emeği ile oluşturulduğu tarihten bu yana ilgisizlik ve bakımsızlık nedeniyle “bozuk orman” vasfını kazanmış olan Atatürk Ormanı‘na ait kullanım/intifa hakkının İzmir Büyükşehir ve Bayraklı belediyeleri tarafından Tarım ve Orman Bakanlığı‘ndan alınarak oranın bir kent ormanına dönüştürülmesini talep ediyor, kent içinde Kültürpark‘tan sonra gelen bu ikinci yeşil alanın, yeni yağma ve yapılaşmalara konu olmayacak şekilde geliştirilmesini arzuluyorum.

(1) https://kentstratejileri.com/2017/01/24/mesum-gelecegini-bekleyen-bir-mahalle-turan-1/

https://kentstratejileri.com/2017/01/30/mesum-gelecegini-bekleyen-bir-mahalle-turan-2/

https://kentstratejileri.com/2017/02/08/mesum-gelecegini-bekleyen-bir-mahalle-turan-3/

https://kentstratejileri.com/2017/02/20/mesum-gelecegini-bekleyen-bir-mahalle-turan-4/

https://kentstratejileri.com/2017/03/10/mesum-gelecegini-bekleyen-bir-mahalle-turan-4-2/

https://kentstratejileri.com/2017/03/31/mesum-gelecegini-bekleyen-bir-mahalle-turan-5/

(2) https://www.yeniasir.com.tr/yazarlar/erhan-gulenc/2024/03/15/izmirli-is-insanlarinin-baskani-bayan-gokdelen

Ciğeri kediye emanet etmek…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımda söze, kedilerle ciğer arasındaki karşı konulmaz iştah açıcı ilişkinin, karşılıklı güvene dayanan “emanet” ve “emanet etmek” olgusunu olumlu ya da olumsuz anlamda nasıl etkilediğini daha iyi anlatmak amacıyla kullandığım metafor için, 14 yıllık kedisini yakın zamanda yitirmiş bir “kedi dostu” olarak tüm kedilerden ve kedi dostlarından özür dileyerek başlamak istiyorum.

Evet, benim kedim ömrü hayatında hiç ciğer yemeyip hazır mamayı tercih etmiş olmakla birlikte; evde tavuk, balık ya da ciğer gibi et ürünleri yendiğinde koku duyusunun baştan çıkarıcı uyarılarıyla tabağımdaki şeyleri merak edip gelir koklar; ama, hiçbir zaman kendisine verdiğim şeyleri tercih etmez, gider kendi mamasını yer, suyunu içerdi.

Yani, kedilerin çoğu -tabii ki buldukları takdirde- ciğerin üzerine atlayıp mideye indirmekle birlikte, benim kedim gibi azınlıkta kalanlar kendilerini ciğerin dayanılmaz koku ve tadına terk etmeyip kendilerine ait olanla idare ederler…

İşte o nedenle, bugün sizlere anlatmak istediğim öyküde kendisine emanet edilen ciğeri alıp mideye indirenleri “emanete hıyanet eden kötü kediler“, benim kedim gibi kendisine tabak içinde ikram edilen et parçasını kokladıktan sonra yemeye tenezzül etmeyenleri de “emanete hıyanet etmeyen iyi kediler” olarak tanımlayıp; “emanete hıyanet eden kötü kediler“in kendilerine emanet edilene nasıl ihanet ettiklerini ya da edebileceklerini ve böyle bir ihtimali ortadan kaldırmak için neler yapılması gerektiğini konuşup tartışacağız…

Emanete hıyanet edeyim mi; yoksa etmeyeyim mi?

Mesleki kariyerimin ilk 13 yılı, Yerel Yönetimler Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı‘nda Anadolu ve Trakya‘daki yüzlerce büyükşehir, il, ilçe ve belde belediyesini denetleyip soruşturmaları yapmakla geçti. Bu sürenin son yıllarında, bir yandan İçişleri Bakanlığı‘ndaki cemaatçilerin uyguladığı taciz ve saldırıları göğüsleyip savuşturmaya çalışırken, diğer yandan da yeni soruşturmaları sürdürmeye ve elimdeki dosyaları bitirmeye çalışıyordum.

Bu anlamda yaptığım en son soruşturma ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin Taksim‘deki Atatürk Kütüphanesi‘nden incelemek amacıyla aldığı tarihi kartpostalları satmaya çalışan ünlü bir yazar ve koleksiyoncuyla ilgiliydi. Daha sonraki tarihlerde vefat ettiği için adını vermek istemediğim bu şahıs, kütüphaneden emaneten aldığı Osmanlı Dönemi kartpostalları satmaya kalkınca, Kasımpaşa‘da bir fırın işleten başka bir koleksiyoncunun ihbarı üzerine yakayı ele vermiş, ona o kartpostalları veren kütüphane müdiresini ise korku ve telaşlara gark etmişti. Bence hırsızlığın nitelikli halini oluşturan ve basına yansıtılmayan bu olayla ilgili dosya, yazarın Yahudi olması nedeniyle araya giren Hamambaşı‘nın gayretleri neticesinde kapatılarak benden başkaca bir işlem yapmamam istenmiş, görevden ayrılırken de bu dosyaya ait belgeler ısrarla istenerek geride iz bırakılmamasına gayret gösterilmişti.

İBB Atatürk Kütüphanesi Kartpostal Arşivi

Böylelikle, o güne kadar kendilerine fazlasıyla değer verdiğim koleksiyoncular hakkındaki izlenimlerim bir çırpıda olumsuza dönmüş; ihbar eden fırıncı gibi “emanete hıyanet etmeyen iyi koleksiyoncular” olduğu gibi, topluma ait ortak değerleri kendi mülkiyetine geçirmek ya da onlar üzerinden ticaret yapıp zenginleşmek isteyen “emanete hıyanet eden kötü koleksiyoncular“ın da mevcut olduğunu ve bu ihtiraslı, sınır tanımaz gözü dönmüş son grubun çoğunluğu oluşturduğunu öğrenmem mümkün olmuştu. Her işte ya da meslekte olduğu gibi ortada az da olsa “emanete hıyanet etmeyen iyi kediler“, bol miktarda da “emanete hıyanet eden kötü kediler” vardı ve bu gerçek, zaman içinde gelişerek ticari bir sektör haline gelen koleksiyonculuk için de geçerliydi.

Daha sonra İzmir‘e gelmemle birlikte, başka bir yerde görmediğim şekilde Milli Kütüphane‘ye ait eski gazete koleksiyonlarında jiletle kesilerek özel koleksiyon ya da arşivlere dahil edilen “kupür kesme” ile başka bir hırsızlık olayı ile tanışmam mümkün oldu. Üstüne üstlük bu gazeteleri inceleyen bazı araştırmacılar isim vererek kesme biçme işinin kimler yapıldığını söyleyerek gerçek suçluları ifşa ediyorlardı. Anlayacağınız herkes birbirinin ne olduğunu, neler yaptığını, hangi gazetelerden hangi kupürleri kestiğini gayet iyi biliyor; ama, kimselere söylemiyor, söylemeyi tercih etmiyordu…

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kaybolan ve halen bulunamayan tablolarından biri: Aliye Berger‘in 50X42 cm. boyutlarındaki pastel “Mevleviler” tablosu. Şu sıralarda televizyonlarda izlemeye başladığınız “Şakir Paşa Ailesi” isimli dizide çocukluk halini seyrettiğiniz Aliye‘nin yaptığı tablo…

Ardından, 1984-1989 ve 1994-1999 dönemlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi sanat danışmanlığı görevini yapan sevgili Mülkiyeli ablam Alev Bursalıoğlu‘nun uyarı ve ricasıyla başlattığım süreç içinde, kültür ve sanata ilgi duyduklarını sandığım İzmir milletvekili ve CHP genel başkan yardımcısı olarak görev yapan Zeynep Altıok ile Konak Belediyesi eski başkanı Muzaffer Tunçağ‘ın sessiz ve ilgisiz kaldığı, yerel ve ulusal basının bilerek ve isteyerek tek bir haber dahi yapmadığı İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kaybolan 33 tabloluk resim koleksiyonunu bulma mücadelesi sırasında bilirkişilik görevini yapan İzmir Resim ve Heykel Müzesi uzmanlarından dinlediğim Kültür ve Turizm Bakanlığı sorumluluğundaki resim ve heykel müzelerinden çalınan tablolarla ilgili hikayeler, soruşturma ve mahkeme aşamalarında görüp dinlediklerim, mahkemede büyük bir cehaletle “Google’a baktım, bu resimler tablo değilmiş” diyen kültür ve sanattan sorumlu genel sekreter yardımcısı gibi kamu görevlileri, belediyeye ait değerli tablo koleksiyonunu koruyamayan belediye görevlilerinin yargılanması amacıyla açılan davada İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi CHP grup sözcüsü Nilay Kökkılınç ve eşinin, sanıkların avukatlığını üstlenmesi, mahkeme sonrası kayıp tabloların bulunması amacıyla yaptığım görüşme talebinin bana bu büyük boyutlu kültür-sanat hırsızlığının, işin içinde cirit atan kamu görevlileri, siyasetçiler, akademisyenler, sanatçılar, galeriler ve mezat firmaları sayesinde nasıl örgütlenerek bir sektör haline dönüştüğünü, topluma; yani hepimize, bizlere ait bu ortak değerlerin nasıl bir tezgahla bir yatırım malzemesi ve özel mülkiyet konusu haline getirildiğini gösterdi.

Hukuki anlamda hiçbir kayıt, belgeleme, denetleme ve ispat yükümlüğünün olmadığı bir ortamda değerli eşya, belge ve benzeri malzemelerin tarihi Osmanlı saray ve köşklerinden çalınması, yangın ya da sigorta gibi kamu hizmetleri için üretilen Pervititch haritası gibi haritaların çalma, çırpma, kaybedip yok etme yöntemleriyle birilerine satılması, İzmir‘in kurtuluş tarihi olan 9 Eylül 1922 sonrasında evlerden yağmalanan yüzlerce piyanonun müzayede salonlarında müşteri araması, devlet müzelerindeki tabloların çalınarak holding sahiplerinin özel müze ve depolarını doldurması, müzelerdeki tarihi eşyaların kopyalanmak suretiyle asıllarının ticaret konusu yapılması, bizzat tanık olduğum şekilde kutsal olduğu söylenen dini kitaplardaki alın yaldızların bile “çarpılırım” kaygısı duyulmadan kazınarak çalınması, bütün bu çalınanların “ailemden miras kaldı” ya da “müzayededen satın aldım” gibi yalanlarla aklanıp meşrulaştırılması, artık hepimizin bildiği, öğrendiği ve itiraz etmeyi bırakın kanıksayıp kabullendiği bir hale gelmiş durumda…

Aslında hepimizin yumuşak karnı olarak adını duyunca saygı ya da sevgi adına bir adım geriye çekildiği kültür ve sanat faaliyetlerinin, buna dair malzemelerin böylesine bir hırsızlık, yağma, ticaret ve yatırım süreci içinde özel mülkiyetin konusu haline getirilmesi, kültür ve sanatın bu şekilde istismar edilmesi hepimizin üzerinde durup düşünmesi ve bunu önleyecek sonuç alıcı ve etkili önlemlerin alınması için mücadele etmesi gereken bir alan… Özellikle de bu değerlere sahip çıkıp onların özel mülkiyetin konusu yapılmaması konusunda görevli olan kamu kuruluşları ve kamu görevlileri açısından…

İşte bu çerçevede kuruluşundan bu yana; hatta kuruluşundan önce birçok gelişme, görüşme ve toplantısına tanık olup 7 Mart 2015 tarihinde Çanakkale Kent Müzesi‘nin düzenlediği VII. Çanakkale Müzeler Buluşması‘nda, yaptığı çalışmalar konusunda bir bildiri sunduğum İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi‘nin, kısa adıyla APİKAM‘ın bugüne kadar edindiği ya da bağış yoluyla sahip olduğu İzmir‘e ait koleksiyon ve arşivi titizlikle koruma, o değerlerin kişisel işlerde kullanılmaması ve özel mülkiyete konu olmaması açısından..

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait değerli tabloları takip ettiğim süreçte İstanbul‘daki bir sahaftan e-ticaret yöntemiyle satın aldığım İzmir Büyükşehir Belediyesi yayını “İzmir Anıtları” isimli kitabın iç sayfasıyla sırt kısmında “İ. B. B. Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi, Kayıt No: 5602, Tasnif No: 732.92 İZM 1999” ibaresinin yazılı olduğu damga ile “732.92 İZM 1999” etiketi görüp hem kitabı hem de kitabın 70 liralık bedelini ödediğimi gösteren faturayı alıp o tarihteki APİKAM şube müdürüne göstererek, herhangi bir kitabın bu kuruma ait kütüphaneden rahatlıkla çalınabileceğini, acı ama gerçek bir örnek üzerinden gösterip teşhir ettiğimi dikkate aldığımız takdirde… BU kitabın halen kendi şahsi kütüphanemde bulunduğunu da geçmeden belirtmek isterim.

Kaybolan tablolarla APİKAM kütüphanesinden çalınıp satılan kitap dışında bu kez de 2020 yılının başında APİKAM‘a ve İZFAŞ‘a ait büyük boy eski İzmir fotoğraflarının İnternet üzerinden satıldığını öğrendiğimizde sevgili dostum Orhan Beşikçi ile birlikte o tarihte Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı olarak görev yapan Kadir Efe Oruç‘u ziyaret ederek o fotoğraflara sahip çıkması için talepte bulunduğumuzu; ancak bu konuda bizlere dönüp tek bir bilgi bile verilmediğini hatırlıyorum.

İnternette satışı yapılan İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait büyük boyutlu fotoğraflardan sadece biri… Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Uluslararası İzmir Fuarı’nda…

En son örneğini, “Hatırlıyorum ve Unutmuyorum! İzmir Endüstriyel Mirasının Emeğin Miras Hakkı Boyutunda Hafızası” isimli çalışmamız sırasında gördüğümüz gibi, tarihi İzmir Elektrik Fabrikası‘nın bir zamanlar bağlı olduğu ESHOT‘a ait arşivin bir zamanlar Halkapınar‘da olmakla birlikte, satıp savma yöntemiyle yok edildiğini, geriye çok az belge ve malzeme kaldığını öğrendiğimizde olduğu gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ve İzmir hafızasına ilişkin belge, bilgi ve malzemelerin korunmayıp satıp savma yöntemiyle elden çıkarıldığını, bütün bu belge, fotoğraf, makine ve malzemelerin bugün -ne yazık ki- müzayede şirketlerince yapılan açık artırmalarda satıldığını ya da İnternet sitelerinde sergilendiğini görüyoruz.

Anlaşılan o ki, kaybolan tablolar, İstanbul‘daki sahaftan satın aldığım APİKAM kütüphanesine ait kitap, serbest piyasada satışı yapılan APİKAM ve İZFAŞ fotoğrafları, yok edilen ESHOT arşivinden de anladığımız ya da kulağımıza gelen çeşit çeşit söylentiler sayesinde öğrendiklerimizle; İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ona bağlı birimler kamu adına sahip oldukları değerlere sahip olma konusunda iyi bir sicile sahip değiller… Gün geçmiyor ki, bir yerdeki ya da bir birimdeki bir tablo, bir kitap, bir fotoğraf kayboluyor, çöplüğe atılıyor, yok ediliyor…

İşte o nedenle oldum olası İZFAŞ ya da APİKAM gibi birimlerde tarihçilerin, sanat tarihçilerinin ya da o birimdeki malzemelerin koleksiyonunu yapan şahısların şube müdürü, danışman ya da koordinatör gibi görevlerde çalıştırılmasına karşı çıkıyor, kaybolan tablolar örneğinde gördüğümüz gibi kamuya ait bu değerler demirbaş kayıtlarına işlense, sergilerde değerlendirilse ve katalogları hazırlansa bile bir şekilde yok edildiklerini, özel mülkiyete geçirildiklerini ya da satılarak kişisel zenginliklere zenginlik katıldığını görüyor, bu tür tatsız olaylara tanık oluyoruz.

İşte o nedenle İzmirli gazeteci Hasan Tahsin Kocabaş‘ın eşi APİKAM editörü Buket Kocabaş‘ın önce İZELMAN‘a ait İzmir Art‘a sürülmesini, ardından da hiçbir gerekçe gösterilmeksizin işten çıkarılmasını hem APİKAM çalışanları üzerinde hem de işten atılan uzman çalışanlar üzerinde korku dolu bir rüzgar estirme arzusu, hem de APİKAM‘ın elindeki zengin koleksiyon ve arşiv malzemelerinin rahatlıkla kullanılabileceği steril bir ortam yaratma açısından sakıncalı görüyor, APİKAM ve İZFAŞ gibi birimlere ait arşiv ve koleksiyonların kamu görevlisi unvanına sahip olmayan “tarihçi“, “sanat tarihçisi“, “akademisyen” ve “koleksiyoncu” gibi görevlilere teslim edilmemesini, bu görevlerin sınıf arkadaşı, eş, dost ve yandaş gibi yakınlara değil, belge ve bilgi yönetimi konularında uzmanlaşıp söz konusu birimin daha etkili ve verimli çalışmasını sağlayacak, oradaki belge, bilgi ve malzemeleri bir “ciğer” gibi değil, korunup kollanacak kamu malı olarak gören müze ve arşiv işletmeciliği konusunda uzmanlaşmış kurullar eliyle yapılmasını öneriyorum.

Ayrıca APİKAM‘ın özel koleksiyoncuların ellerindeki malzemelerin ticari değeriyle kişisel itibarlarını artıracak şekilde kişisel bir konuşma platformu olmaktan çok, APİKAM‘a bugüne kadar bağışta bulunmuş olan İzmirlilerin hatırlanıp onurlandırıldığı ve bağışladıkları belge ve malzemelerin sergilenerek yeni bağışçıların ortaya çıkmasını sağlayacak bağış yönetim politika ve uygulamalarının geliştirildiği bir kurum olmasını diliyorum.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait tablo koleksiyonunun halen bulunamadığı bu süreçte her şeyi ciğeri kediye emanet etmemek, özellikle de emanete hıyanet edebilecek karakterdeki kedilere emanet etmemek, 2008 yılında imha ettik hikayesi ile ortadan kaybolan tabloları, kütüphanemdeki APİKAM damgalı kitap gibi APİKAM‘dan kaybolan her kitap ve malzemenin bir an önce bulunması, 2020 yılı başında İnternette satılan İZFAŞ ve APİKAM fotoğraflarının satılması gibi olayların bir kez daha tekrarlanmaması dileğiyle… Daha doğrusu, ciğeri kediye teslim etmemek üzere…

Nur topu gibi yeni bir kaçak yapı! Hem de herkesin gözünün önünde!

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımda size İzmir ili, Konak ilçesindeki mini minnacık, hepitopu 20,80 metrekarelik bir parselden ve o parselin üstüne ustalıkla kondurulan bir yapıdan söz edeceğim…

Üstüne üstlük eski fotoğraflarda yola isabet ettiğini görürken şimdilerde güneydoğusunda Basmane/Çorakkapı Camii, kuzeydoğusunda Basmane Garı ve Dokuz Eylül Meydanı, arkasında daha sonraki tarihlerde Sadık Bey Oteli, öncesinde Uşakizade Konağı olarak bilinen ve şu anki değeri itibariyle paha biçilmez bir yerden, yeniden yaratılan bir işyerinden bahsedeceğim…

Teknik dille anlatmaya kalkarsam, Konak Belediyesi‘nin yakın zamanda uygulamaya koyduğu e-İmar modülüyle Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü‘nün Parsel Sorgu Uygulamasından edindiğim bilgilere göre;

Tapu kayıtlarında, İzmir ili, Konak ilçesi, Fettah mahallesi, 23M2C/58 pafta, 371 ada, 24 parselinde yer alıp hiç yoktan yaratıldığı için “tapu alanı değildir” ibaresiyle kayıtlı, Konak Belediyesi‘ne göre 20,80, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü bilgilerine göre 20,50 metrekare büyüklüğündeki bir parselden söz edeceğim…

Ayrıca yine aynı e-İmar modülünden öğrendiğimize göre, bu parselin 12 Haziran 2017 tarihinde onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planına göre, 3. derece arkeolojik sit ve kentsel sit alanında kaldığını, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 2 Boyutlu İzmir uygulamasına göre de bu parseldeki 6 metre yüksekliğindeki yapıda kapı numaraları 1/2, 777 (Kuaför) ve 779 (Lokanta) olan üç ayrı bağımsız bölüm bulunduğunu ifade edeceğim.

Bu parsel ve üstündeki yapı aynı zamanda, Basmane/Çorakkapı Camii‘nin batısındaki Anafartalar Caddesi ile 1296 sokağın köşesinde yer alıp daha sonraki yıllarda Sadık Bey Oteli olarak kullanılan ve Mustafa Kemal Atatürk‘ün eşi Latife Uşşakî‘nin doğduğu, onun kuzeni olan ünlü yazar Halid Ziya Uşaklıgil‘in gençliğinde ailesiyle birlikte yaşadığı ünlü Uşakizade Konağı‘nın arka kısmında önce tek katlı, daha sonra iki katı çıkılan gecekondu yapıların en önde bulunanı, o nedenle de en göze batanıdır.

Basmane Garı ile Çorakkapı Camii‘ni gösteren eski fotoğraflara baktığımızda cami burada önce bir, daha sonra iki katlı barakaların yapıldığını ve son yıllarda da tam köşedeki iki katlı yapıda Osman Usta adının yazılı olduğu Ankara Lokantası tabelasının karşımıza çıktığını görürüz…

Basmane, 1967
Yıl 2007, Kaynak: İzmir Büyükşehir Belediyesi 2 ve 3 Boyutlu Kent Rehberi
Yıl 2013, Kaynak: İzmir Büyükşehir Belediyesi 3 Boyutlu Kent Rehberi

Bugün ise burası içinde üç ayrı bağımsız bölümü barındırdığı söylenen; aslında tek bir işyerinden oluşan neredeyse Basmane bölgesinin en değerli gayrimenkullerinden biri…

Çünkü 31 Mart 2024 seçimlerinin; daha doğrusu onca başarısızlığına rağmen oynadığı Özgür Özel kumarıyla Karşıyaka‘dan havalanıp İzmir Büyükşehir‘e konan Cemil Tugay‘la eş zamanlı olarak, tüm şubeleri Karşıyaka‘da bulunan Ege Tat firmasının 13. şubesi olarak Karşıyaka aşırı topraklara; yani, kentin tarihi merkezi Basmane‘ye, Basmane‘nin en görünür yerine gelip yerleşen “Ege Tat Fırın” isimli işletme bugün burada faaliyet göstermeye başladı… Hem de, 100 metre ötesindeki meşhur Tarihi Basmane Fırını‘nın, daha avantajlı bir yerde konumlanan yeni bir rakibi olarak…

Seçim sonrası buradan her geçişimde, bu ufacık yapıda alt katı üst kat seviyesine getirerek adeta beyaz bir küp yaratma marifetiyle sonuçlanan inşai faaliyetler, kurulan iskeleler, yapılan badanalar nedeniyle buranın el değiştirdiğini ve yeni bir dükkanın açılacağını anlamam zor olmadı. O nedenle de mümkün olduğunca inşaatın her aşamasını fotoğraflayarak mevcut durumu belgelemeye çalıştım… Tabii ki hiçbir belediye yetkilisinin görmediği, bilmediği ve duymadığı böylesi bir durumun farkında olan bir yurttaş olarak…

Ardından da 5 Kasım 2024 ile 5 Aralık 2024 tarihleri arasındaki tam 1 aylık sürede Konak Belediyesi‘ne CİMER kanalıyla iki ayrı kez aynı soruyu sorarak ve taksit taksit verilen cevapların sonunda bu yapının 8 Mart 1984 tarih, 18335 sayılı Resmi Gazete‘de yayınlanan 2981 sayılı “İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesini Değiştirilmesi Hakkında Kanun” sayesinde; yani, tamı tamamına 30 yıl önce, 12 Eylül Faşist yönetiminin son günlerinde atama ile görevlendirilen İzmir Belediye Başkanı Ceyhan Demir zamanında çıkarılan, Turgut Özal döneminde de uygulanan imar affı nedeniyle 1993 yılında geçici ruhsat ve yapı kullanma izni aldığını öğrendim.

İnşaat, inşaatın kime ait olduğunu, ruhsatın tarih ve sayısını gösteren hiçbir tabela asılmaksızın, gerekli güvenlik tedbirleri alınmaksızın sıva ve boya iskeleleri kurulmak suretiyle devam ediyor… Tarih: 25 Ağustos 2024
Yapının iç ve dış duvarları yapılıyor ve içeriden çıkan molozlar çuvallarla kapı önüne konuluyor… Tarih: 1 Eylül 2024
Sıra geldi kepenklerin yapımına… Tarih: 20 Eylül 2024
Tabelalar da asıldı… Tarih: 25 Eylül 2024

Ancak geçtiğimiz yaz aylarında bu parseldeki inşaattan gördüğüm kadarıyla, iş bu af kanunu sayesinde alınan geçici inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izni ile bitmiş vaziyette değil…. 1984 tarihi af kanunu sayesinde geçici ruhsatla yapı kullanma izni alınan bu yapıdaki hukuksuzluk; daha doğrusu imar/kent suçu işleme hali, aradan 31 yıl geçmiş olmasına karşın tekrarlanmakta ve 31 yıl sonra gelen yeni bir hamleyle yapıdaki 3 ayrı bağımsız bölüm birleştirilerek ve yapının öne doğru çıkması suretiyle tekrarlanmakta ve kimseler, özellikle de Konak Belediyesi yetkilileri buna itiraz etmiyor ve böylelikle Basmane yeni bir kaçak fırının sahibi oluyor!

Oysa 1984 tarihli 2981 sayılı kanunun 20. maddesine göre kanunda yer alan ruhsat ve kullanma izni ile ilgili af işlemleri bir defaya mahsus olmak üzere uygulanıp devamında gelen suçları kurtarması, onlara dayanak olması mümkün değil. O nedenle, Konak Belediyesi‘nin CİMER kanalıyla verdiği bilgiye göre 2024 yılı içinde yapının alt ve üst katında gerçekleştirilen esaslı inşai faaliyetler için inşaat ruhsatı ve inşaat bittikten sonra da yapıdaki değişiklikler dikkate alınarak yapı kullanma izni ile işyeri çalışma ruhsatı alınmamış olması, günlük dildeki söylemiyle bu yepyeni ve bembeyaz yapının kaçak bir yapı olduğunu ortaya koyuyor.

Şimdi karşımızda üç maymunu oynarcasına görülmeyerek, duyulmayarak ve konuşulmayarak yapımına izin verilen ya da göz yumulan nur topu gibi bembeyaz ve yepyeni bir küpümüz var! Böylelikle, yakın bir zamanda önüne atılacak masa ve sandalyelerle işgal ettiği alanı daha da genişletecek kaçak bir yapımız daha olacak!

Bu yazının sonunda, burası da bu yazıya konu edecek kadar büyük değil pek küçükmüş diyebilirsiniz; ama, biliyorsunuz büyük de olsa küçük de olsa, önemli de olsa önemsiz de olsa suç suçtur; hele ki hepimizin gözü önünde herkesin hakkını ihlal eden bir imar, bir kent suçu işlenmişse…

İzmir Elektrik Fabrikası: yapabileceğimiz tek şey sadece karşı çıkmak mı?

Ali Rıza Avcan

İzmir Elektrik Fabrikasıİzmir‘in Konak ilçesi Umurbey mahallesi 1505 sokak No.1 adresinde ve tapunun Umurbey mahallesi, 3535 ada, 6 parsel kaydında yer alan 10.720 m²’lik bir alanda inşa edilip, 1928-1989 yılları arasında 61 yıl süreyle İzmir‘e elektik sağlayan endüstriyel miras yapısı bir santral binası…

Bu uzun süre içinde santralda çalışan yönetici, mühendis ve işçilerle onların ailelerinin, hep birlikte emek harcayıp mücadele ederek dayanıştıkları, uğradıkları iş kazalarında sakat kalarak ya da ölerek, örgütlenip sendikalaşarak, gerektiğinde direnip greve giderek yaşayıp tükettiği ömürler, gerektiğinde kömür, elektrik, makine ve emeğin elbirliği ile harmanlandığı, gerektiğinde de emekle sermayenin şiddetli mücadelelerine konu olan o mekân…

İzmir‘in ve Konak-Güzelyalı arasında çalışan elektrikli tramvayın enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla 1925 yılında imzalanan anlaşma çerçevesinde, Belçikalı Traction-Electricite firmasının 12 Mayıs 1926’da temelini atıp 18 Ekim 1928 tarihinde hizmete aldığı fabrika…

Başlangıçtaki 5 MW olan kurulu gücü, 1949, 1952, 1954 ve 1955 yıllarında devreye alınan ek ünitelerle, İzmir‘in elektrik ihtiyacının % 30’unu karşılayacak şekilde 40 MW düzeyine çıkarılan fabrika…

Soma linyit (Lave ve tüvanan) kömürünü kullanıp 3X6 t/h kapasiteli kazanlarla 2X2,5 MW’lık la Meuse türbinlerine ve 2X3125 KVA gücünde ACEC jeneratörlere sahip fabrika…

Ham su ihtiyacını şehir su şebekesinden, soğutma suyu ihtiyacını da deniz suyundan sağlayan fabrika…

Bu fabrika kuruluşundan 16 yıl sonra, 27 Temmuz 1943 tarih, 5466 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan İzmir Tramvay ve Elektrik Türk Anonim Şirketi İmtiyazı ile Tesisatının Satın Alınmasına Dair Mukavelenin Tasdiki ve Bu Müessesenin İşletilmesi Hakkında Kanun‘la kamulaştırılarak 1944 yılında İzmir Belediyesi (ESHOT)‘ne devredilir.

Bu arada 1937, İzmir doğumlu Karşıyakalı sevgili dostumuz elektrik mühendisi Suha Tarman, 1963 yılında önce stajyer mühendis, 1964 yılında da fabrika müdürü olarak çalıştığı dönemdeki başarıları nedeniyle ESHOT genel müdür muavinliği görevine getirilir. Kendisi ile 4 Haziran 2024 tarihinde yaptığımız özel görüşmede bu bir yıllık kısa sürede fabrika ile ilgili Fransızca belgeleri tercüme ettirerek çalışanların mesleki eğitimleri konusunda programlar/broşürler hazırladığını ve elindeki o dönemle ilgili oldukça fazla sayıdaki belge ve görseli geçtiğimiz yıllarda APİKAM‘a bağışladığını öğrendik.

Fabrika daha sonra sırasıyla Etibank‘a, 1 Temmuz 1971’de Türkiye Elektrik Kurumu (TEK)‘na devredilerek 30 Ağustos 1989 tarihinde ekonomik ömrünü doldurduğu gerekçesiyle devre dışı bırakılır ve 1995 yılında TEDAŞ‘a, daha sonra “Özel Uygulama Alanı” olarak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB)‘na devredilir ve bilinmeyen bir tarihte Ankara Doğal Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. (ADÜAŞ)‘ne satılır…

İzmir Elektrik Fabrikası, TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi‘nin başvurusu üzerine İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu‘nun 8 Ocak 1998 tarih, 7003 sayılı kararı ile “Korunacak Kültür Mirası” olarak tescillendikten sonra 26 Şubat 1998 tarihinde tapuya “korunması gerekli kültür varlığı” olarak işlenir ve İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu kararın kaldırılması için açtığı dava, İzmir 2. İdare Mahkemesi‘nin E.1998/93, K.1998/(?) sayılı kararı ile reddedilir.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından açılan 16 Nisan 2019 tarihli satış ihalesinde ise en yüksek teklifi veren İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi Grand Plaza A.Ş.‘ne yapılan satış işlemi, Grand Plaza A.Ş.‘nin Sermaye Piyasası Kurulu‘nun III-48.1 sayılı Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği uyarınca “gayrimenkul yatırım ortaklığı şirketi” olmayışı nedeniyle iptal edilir.

Kaynak: Suha Tarman Koleksiyonu (APİKAM)

Evet, bugün itibariyle bu tarihi santral binası yanmış yıkılmış ve neredeyse yok olma noktasına gelmiştir… İçindeki makine aksamı çalınmış ya da sağa sola, özellikle de İstanbul‘daki sanayi müzelerine satılıp savılmış, elde belge, fotoğraf ve anılardan başka bir şey kalmamıştır. Bugün artık üstünde “Elektrik Santralı” yazılı tabelanın yer aldığı ön kapıdan girdiğimizde ya da burada çalışanların yaşadığı yakın çevredeki Darağacı mahallesini düşündüğümüzde, emeğini ekmeğe dönüştüren işçi, usta, kalfa ve mühendislerin, onların örgütlediği sendika, grev ve direnişlerin, ölümcül iş kazalarıyla meslek hastalıklarının acı ve zorluklarını hisseder, çalışanların makinelerin gürültüsüne karışan seslerini duyar, onların anılarını öğrenip hatırlamak isteriz…

Kısacası bir fabrika fiziki anlamda ne kadar yıkılıp yok olursa olsun; geriye onun ruhu, çalışanların, emeğin hafızası bir miras olarak kalır… O hafızayı aklınızda tutmasanız bile, bir yerlerde, birilerinin elinde, aklında, belleğinde yer ettiğini bilirsiniz… O, yer yer unutulup hatırlanan kırık dökük hatıralar zaman makinesinin dişlileri arasında acımasızca parçalanıp gitse bile, bizler bugün bu kalıntılar arasında, geriye kalan bu eğrilip bükülmüş demir putrelleri, beton blokları korumaya kalkarken, bu kapıdan girerken ya da bu havayı solurken bile o elektrikçilerin bizlerin yaşamını kolaylaştııp gecelerimizi aydınlatmak uğruna tükettikleri yaşamları bilip hatırlamak ve onların emeğini saygıyla anmak isteriz.

İşte bu düşünceyle 31 Mart 2024 tarihli seçimlerden hemen sonra, 2024 yılının Nisan ayında “emeğin miras hakkı” boyutunda bu fabrikayla çevresindeki Sümerbank ve Şark Sanayi fabrikalarındaki çalışanların geçmişte kalan belleğini bu fabrikalarda çalışan yönetici, mühendis ve işçilerle onların aileleri, çocukları ve torunları ile görüşerek ortaya çıkarmak ve bu anıları İnternette ya da sosyal medyada bir ağ/network ile paylaşmak amacıyla “Hatırlıyorum, Unutmuyorum; İzmir Endüstriyel Mirasının Emeğin Miras Hakkı Boyutunda Hafızası” adını verdiğimiz projeyi hazırlayarak bu fabrikaların önümüzdeki yıllarda herhangi bir özelleştirme ya da satışa konu olması durumunda onları sahiplenip koruyacak yeni bir müdafaa hattı kurmak istemiştik.

İzmir Elektrik Santrali işçileri… Kaynak: Suha Tanman Koleksiyonu (APİKAM)

Bu proje hakkında bilgi verdiğim 5 Ağustos 2024 tarihli yazımda da belirttiğim gibi (1), bu alanda uzmanlaşmış 11 değerli araştırmacıdan oluşan bir proje ekibiyle yaptığımız toplantı ve görüşmeler sonucunda, böylesi bir çalışmanın ilk adımı olarak öncelikle Konak Belediyesi sınırları içindeki İzmir Elektrik Fabrikası ile Sümerbank ve Şark Sanayi Fabrikası üzerinde çalışmaya karar verip hep birlikte çalışmayı arzuladığımız Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu ile İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM) Şube Müdürü Serhan Kemal Saygı, ile yaptığımız görüşmelerde kendileri önerimizi beğenip “biz de bu projenin içinde yer alalım” demiş olmalarına karşın; bugün itibariyle aradan 5-6 ay geçmesine rağmen bizlere “hadi gelin, birlikte çalışalım. Böylelikle bu tarihi mirası korumak için emeğin hafızası üzerinden yeni bir mücadele hattı kuralım” demeyip; ya kendi kişisel ajandalarındaki “İzmir’i biz yakmadık, onlar yaktı” iddiasıyla sergi ve Kültürpark‘taki Göl Gazinosu‘nda gastronomi merkezi açmayı, İzmir‘de özelleştirme saldırısı altındaki bu fabrikalar dururken İstanbul‘daki Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası hakkında paylaşımlar yapmayı ya da İzmir Elektrik Fabrikası ile ilgili herhangi bir alternatif çözüm üretmeden sadece ve sadece “burada yapılacak 30 katlı gökdelene karşıyız” demeyi, hem kendilerinin hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yaptığı bir iki yazılı açıklama ile bu işi savuşturmayı tercih ettiler.

Oysa önerdiğimiz böylesi yenilikçi ve soruna “emeğin miras hakkı” boyutundan bakan böylesi bir çalışmanın, halka; yani, kamuya ait endüstriyel mirasın korunması ve sahiplenilmesi açısından ne kadar önemli, öncelikli ve değerli olduğunu, bizim bu iş için herhangi bir finansman desteği talebinde bulunmayışımızı, böylesi bir çalışmayı sadece kendi gönüllüğümüz ve emeğimiz çerçevesinde yapabileceğimizi bile fark etmediler. Bize ise şimdi onların işbirliği olmadan; hatta yer yer ve zaman zaman onlara rağmen kendi gönüllülüğümüz çerçevesinde kendi emeğimizi harcayarak yola devam etmek kalıyor…

Biz böylesine gönüllü ve yenilikçi düşüncelerle yola çıkıp birlikte çalışmaya davet ettiğimiz kurumların işbirliğine kapalı olduklarını anladıktan sonra, yine de İzmir Elektrik Fabrikası‘nın yıkılıp yerine 30 katlı bir gökdeleninin yapılmasına karşı çıkarken ve bunu ortaya koymak amacıyla TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu‘nun fabrika kapısın önünde düzenlediği ve Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu‘nun yanında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ı göremediğimiz 24 Kasım 2024 tarihli basın açıklamasında yer alırken, geçtiğimiz günlerde bu alana 30 katlık bir gökdelen yapılmasına ilginç bir kişiden ilginç bir karşı çıkış geldi.

Uzunca bir süredir İzmir‘deki neredeyse tüm gökdelenlerin uygulama projelerini yapan Epig Mimarlık‘ın sahibi, İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İZSİAD) yönetim kurulu üyesi, Batı Anadolu Sanayici ve İşadamları Derneği (BASİFED) yönetim kurulu başkanı nam-ı diğer “Gökdelenci” mimar Semiha Güneş, 29 Kasım 2024 tarihinde gazetelere verdiği demeçte, “Tamamen yıkılıp yerine 35 katlı bina yapılmasına biz de karşıyız. Türkiye’de de dünyada da bunun örnekleri var. Ama bina korunarak da çözümler üretilebilir. Bir şeye tümden karşı çıkmak doğru değil. Bu tür çözümler bulunması gerektiğini düşünüyoruz” diyerek Konak ve İzmir Büyükşehir belediyelerinin karşı çıkışından farklı bir yol çizerek fabrika binasının korunması suretiyle 35 katlı gökdelenin yapılmasına kapıyı açmayı tercih etmiş… (2) Belli olmaz belki bu gökdelenin de uygulama projesi kendisi tarafından hazırlanır…

Açık söyleyeyim, İzmir Elektrik Fabrikası çevresinde bugüne kadar birçok gökdelen yapılmışken, bu gökdelenlere belediyelerden hiçbir itiraz gelmemişken ve bir kısmının inşaatı halen devam ediyorken, özellikle de bunların bir kısmının inşaat ruhsatları belediyeler tarafından verilmişken ve bu belediyeler buranın başka bir şekilde değerlendirilmesi için başka bir proje ya da farklı bir alternatif üretmemişken, bu tarihi santralı korumak amacıyla belediye kaynaklı proaktif düşünce ve projeler ortada yokken; üstüne üstlük uzun bir süredir Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB)‘nın böyle bir hamle yapması beklenirken sadece ve sadece “burada 30 ya da 35 katlı bir gökdelen istemiyoruz” demek, bana samimi ya da inandırıcı gelmiyor… Çünkü bir kamu kurumu olmakla birlikte aynı zamanda siyasi bir işlevi olan belediyelerin ve geleceği planlama konusunda siyasi bir aktör olan belediye başkanlarının, bu tür hamleleri önlemek için bu tür yerlere ait siyasi projeler üreterek halkı bu doğrultuda örgütlemeleri gerektiğine inanıyorum. Hele ki, bu fabrikanın eski çalışanlarını hafıza boyutunda örgütlenmesini öngören projemize ilgisiz kaldıkları bir dönemde… Biz, böyle bir hamlenin geleceğini düşünüp kendimizce bir şeyler yapmaya çalışırken onların düşünüp tedbirini almadığı bir ortamda…

Alsancak bölgesini arkadan saran gökdelenler…

Ayrıca konunun tüm taraflarına, İzmir Elektrik Fabrikası‘nın çevresinde her geçen gün göğe yükselen 63 katlı İnci Mega, 52 katlı Velux İzmir, 51 katlı V Yeni Konak A, Yeşildere‘deki 38 katlı İZKA gökdeleni, Tariş arsalarına yapılan 48 ve 24 katlı Evora İzmir ve İzmir Allsancak, İzmir Kültür ve Sanat Fabrikası yanındaki eski Tekel Sigara Fabrikası‘nın yıkılmasından sonra yerine yapılmak istenen İzmir Ticaret Odası başkanı Mahmut Özgener ile Rikardo Aliberti ve Gürel ailesi ortaklığında yapılacak gökdelene verilip mahkeme kararı ile iptal edilen imar planlarının (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca hazırlanıp onaylanan imar planları hariç) hangi belediyeler tarafından hazırlanıp onaylandığını, mimari tasarım ve uygulamalarının hangi mimar ve mühendisler tarafından yürütüldüğünü, bu binalardan hangilerinin belediyeler tarafından ruhsatlandırıldığını sorup İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sorumluluğundaki Ege Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi‘nde bile inşaatı üstlenen Teknik İnşaat‘ın mahalle sakinlerinin barınacağı binalardan önce kendisine ait 50 katlı Divan Residence isimli gökdeleni yapmakla meşgul olduğunu da hatırlatmak gerekiyor… Ardından da bu bölge onca gökdelenle doldurulurken neredeydiniz, Tariş‘in arsalarına ya da Ege mahallesine yapılan gökdelenlere niye itiraz etmediniz, niye dava açıp engellemediniz diye sormak gerekir…

Ayrıca 2019 yılında Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından satışa çıkarılan İzmir Elektrik Fabrikası ihaleyle İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketi Grand Plaza A.Ş. tarafından satın alınırken bu şirketin ihaleye katılma koşullarına sahip olmadığı konusunda uyarılar yapıp, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer‘in başkanlığını yaptığı “İzmir’in patronlar kulübü” olarak bilinen İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) katılımcılarından, bu katılımcılar arasında gayrimenkul yatırım şirketi sahibi olanlardan niye yardım almadınız, niye onlara böylesine gönüllü bir yükümlülük vermediniz diye sormak gerekir…

Aslında bu sorunu; yani İzmir Elektrik Fabrikası‘nın bulunduğu arsaya 30-35 katlı bir gökdelen yapılması ya yaptırılmaması olayını, 1983’lerde Halkçı Parti lideri Necdet Calp ile ANAP lideri Turgut Özal arasındaki “Boğaziçi Köprüsü’nü sattırırım-sattırmam” şeklindeki horoz döğüşünü hatırlatırcasına, “yaptırırım-yaptırmam” şeklindeki sonuçsuz bir çekişme üzerinden değil; daha geniş bir ufuk ve siyasi öngörü çerçevesinde ele almamız gerektiğini düşünüyorum…

2017 yılında Türkiye Varlık Fonu‘na devredilen Alsancak Limanı‘nın 2023’de Katarlılar‘a satılması, “Liman Arkası” diye tanımlanıp bütün bu tarihi fabrikaların bulunduğu Umurbey mahallesindeki alanın, Alsancak Limanı ile bağlantısı nedeniyle yine aynı şekilde Katarlılar‘a tahsis edilmesi ve İzmir Körfezi‘in temizliği konusunda mızmızlanan İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bu hantallığı ya da pasifliği dışında belediyeden kaynaklanan “AKP İzmit Körfezi’ni temizliyor, bu kez de İzmir Körfezi’ni temizlesin” talebi karşısında, liman dışındaki körfezin, özellikle körfeze büyük gemilerin girişini sağlayacak olan İnciraltı önündeki derivasyon kanalı yapım işinin yine Katarlılar‘a verilmesi ihtimalini düşündüğümüz takdirde; yürütülecek mücadelenin sadece imar ve kentleşme boyutunda tek bir gökdelen için değil; İzmir‘in geleceğini ilgilendiren siyasi bir mücadele olması gerektiğini ortaya koyar ve bu mücadelenin de siyasi anlamda oyun kurma becerisi olmayıp sadece bir şeyi oradan alıp buraya vereyim düşüncesiyle hareket eden Cemil Tugay‘ın boyunu aşarak bir çaresizlik haline dönüşeceği söylenebilir… Ve işte o zaman, bırakın İzmir Elektrik Fabrikası‘nın değil, onun yanında Sümerbank ve Şark Sanayi fabrikalarının da elen gidebileceği söylenebilir…

ESHOT Elektrik Santrali’nde Suha Tarman ve 3 Nolu Jeneratör tamir ekibi: Suha Tarman Koleksiyonu (APİKAM)

Biz bütün bu gelişmeleri daha geniş ve derinlikli bir açıdan görüp üzerimize düşen uyarıları yaptıktan sonra, kendi bilip anladığımız “hafızanın örgütlenmesi” işine, ilgili belediyeler katılmasalar bile devam edip bu fabrikalarda çalışan, yaralanan ya da ölen tüm yöneticilere, mühendislere, usta, teknisyen, tekniker ve işçilere 61 yıl süreyle emek vererek bizleri aydınlığa kavuşturdukları için teşekkür edip saygımızı sunmak istiyoruz…

(1) https://kentstratejileri.com/2024/08/05/hatirliyorum-ve-unutmuyorum-izmir-endustriyel-mirasinin-emegin-miras-hakki-boyutunda-hafizasi/comment-page-1/

(2) https://www.yeniizmir.com/basifed-baskani-ndan-tarihi-elektrik-fabrikasi-icin-itiraz/325442/, https://www.egeligazete.com/haber/basifed-baskani-gunes-alsancak-taki-elektrik-fabrikasi-nin-yikilmasina-biz-de-karsiyiz/192735

CHP’li belediyelerin üniversitelerle ilişkisi ve ayrıcalıklı olanlar…

Ali Rıza Avcan

Uzun bir zamandır İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin İzmir‘deki devlet ve vakıf üniversiteleriyle ilişkilerini izliyorum…

Bir zamanlar, kentteki her üniversiteden eşit ve dengeli bir şekilde yararlanma düşüncesinin zaman içinde nasıl “bizim ve onların üniversitesi” kutuplaşmasına dönüşerek, bilimin ve bilim insanlarının bile bu ötekileştirip düşmanlaştıran fanatizme evrilmesini ibretle izliyorum.

BU çerçevede, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Ahmet Piriştina zamanında Dokuz Eylül (DEÜ) ve Ege (EÜ) üniversiteleriyle İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) öğretim üyelerinin hem başkanlık, hem de İzmir Yerel Gündem21 düzleminde nasıl bir araya geldiklerini, nasıl birlikte çalıştıklarını gayet iyi hatırlıyorum.

Olması gereken…

Ne olduysa oldu; her şey Aziz Kocaoğlu‘nun 2009-2014 yılları arasına rastlayan hizmet döneminde, bu kente “başkan danışmanı” sıfatıyla gelip, 1989’dan bu yana diline doladığı “yönetişim” hayaliyle “İzmir Yönetişim Ağı“nı kurmaya soyunan, bu amaçla arkasına aldığı belediye başkanın gücü ve bir grup rant düşkünü sermayedarla kendi akademik cemaatinden gelen akademik unvanlı üniversite hocalarının marifetiyle, kamu yararına aykırı neoliberal bir rüzgar estiren Prof. Dr. İlhan Tekeli‘nin ortaya çıkışı ile oldu.

“İzmir Modeli Cemaati”…

Çünkü İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)‘de inşaat mühendisliği alanında lisans eğitimi alıp Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)‘nde şehir ve bölge planlaması alanında doktora yapan ve ardından aynı üniversitenin Şehir ve Bölge Planlama Bölümü‘nde öğretim üyesi olarak çalışan Tekeli, beraberinde getirdiği ya da bu kentte bulduğu ODTÜ mezunu ya da halen akademisyen olarak çalışan kendi arkadaş ve öğrencilerinden oluşan akademik cemaati öne çıkararak ve bu cemaatin merkezine kendisinin kurduğu İzmir Akdeniz Akademisi‘ni oturtarak ve Aziz Kocaoğlu‘nu, “İzmir Modeli” adını verdiği çalışmasıyla teorik anlamda onu parlatmaya çalışarak bu kentteki üniversiteleri dışlayan; hatta onlara alternatif farklı bir iktidar alanı yaratmaya çalıştı. Tabii ki bu akademik cemaate, DEÜ, EÜ ve İYTE gibi devlet üniversiteleriyle yeni kurulmuş olan Yaşar Üniversitesi ve İzmir Ekonomi Üniversitesi gibi ticarethanelerdeki rektörlerin iznini ya da Tekeli‘nin icazetini alarak katılanlar, özellikle aynı disiplinden gelen akademisyen şehir ve bölge plancıları da oluyordu.

Ayrıca Tekeli oldukça bilinçli bir şekilde kendi akademik cemaatini yerleştirdiği İzmir Akdeniz Akademisi‘ni, kentteki bazı sermaye gruplarını davet ederek kurduğu İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu (İEKKK) ve onun uygulama ayağı olarak tasarlayıp kendisinin de ortak olduğu TARKEM‘le ilişkilendirerek kafasındaki “İzmir Yönetişim Ağı” hayalini gerçekleştirmeye çalışıyordu.

Bu dönem ayrıca üniversite kaynaklı akademik şehir ve bölge plancılarının kentin üst yönetimine yerleşip her şeye egemen oldukları bir dönemdi. Halen izlerine rastladığımız bu dönemin ilk günlerinde her biri “şehir plancısının duayeni” olarak ünlenen İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Buğra Gökçe, Genel Sekreter Yardımcısı Eser Atak, Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu ve diğerleri İzmir‘in bugünü ve geleceği konusunda birçok çalışmalar yaptılar… Artık bundan böyle İzmir‘i üniversitelerde ve TMMOB Şehir Plancıları Odası‘nda görev yapmış bu şehir plancıları yönetiyor, kendi anlatımlarıyla kırk tilkinin kır kuyruğunu birbirine değdirmeden her biri “farklı katmanlarda” çalışıyor, kimse birbirinin yoluna çıkıp işine engel olmuyordu… Gören bilen de İzmir‘in bu ehil insanlara terk edildiğini, bu kadar planlamacı bolluğunda İzmir‘in ülkenin en planlı, dirençli ve sağlıklı kenti olacağını sanıyordu…

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin üniversitelerle kurduğu ilişkilerde dikkati çeken diğer bir husus da, Tekeli‘nin orkestra şefliğini üstlenip kurduğu kendi akademik cemaatine kimin girip kimin giremeyeceğini belirleyen tavrı yanında, her geçen gün AKP iktidarının emrine giren üniversitelerdeki bazı akademisyenlerin “döner sermaye projeleri” eliyle CHP‘li belediyelerle ilişki kurup para kazanmalarını kontrol edip gerektiğinde onları engelleyen ya da bin bir nazla izin veren yandaş rektör ya da dekanların CHP‘li belediyelere karşı olan tavrıydı. Bu anlamda, gün geçmiyor ki, üniversite yönetimine yakın bazı akademisyenler yöneticilerin den aldıkları talimatla deprem, körfez kirliliği ve orman yangınları gibi konularda belediye yönetimini ters köşeye yatıracak beyanatlar veriyor, İzmir Körfez Geçiş Projesi gibi büyük projelerin araştırma ve analizlerini üstleniyor; böylelikle, DEÜ rektörü Nükhet Hotar örneğinde olduğu gibi adeta AKP‘nin kentteki temsilcileri gibi davranıyorlardı.

Diğer taraftan da kentte yeni kurulmuş Yaşar, İzmir Ekonomi ve İzmir Katip Çelebi gibi üniversitelerle Fethullah Gülen Cemaati‘nin elindeki Gediz ve İzmir üniversiteleri de belediye başkanlarıyla bürokratlarını yüksek lisans ve doktora programlarına kabul ederek; hatta, Sema Pekdaş gibi belediye başkanlarını reklamlarında kullanarak belediyelerle ilişki kurup onları kazanmaya ve onların imkanlarından yararlanmaya çalışıyorlardı. Gediz Üniversitesi‘nin yüksek lisans programına devam eden Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş ile İzmir Katip Çelebi Üniversitesi‘nin tezsiz yüksek lisans programından mezun olan Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar ile şahsen tanıdığım diğer belediye bürokratları bu son olayın en iyi örnekleridir.

Bu siyasi çekişme ve zıtlaşmanın sonucunda ortaya birbirine düşman, birbiri aleyhine çalışan iki ayrı yapı çıkmıştı: Bir yanda AKP iktidarının kontrol ettiği DEÜ ve ile Fethullah Gülen Cemaati‘nden devralınıp ismi değiştirilen İzmir Demokrasi ve İzmir Bakırçay üniversiteleriyle sağcı kadrolar marifetiyle kurulan AKP egemenliğindeki İzmir Katip Çelebi Üniversitesi., diğer yanda da CHP‘li İzmir Büyükşehir Belediyesi ve çoğu CHP‘li olan ilçe belediyeleri…

Artık bundan böyle İzmir‘deki devlet üniversitelerinin akademisyenleri CHP‘li İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinin kapısından içeri girmiyor, giremiyor, girmeye kalktıklarında ise ya başka isimler üzerinden üniversitelerin döner sermayelerini kullanarak giriyor ya da kelle koltukta disiplin cezası almayı göze alarak işe soyunuyordu.

Oysa her iki tarafın dilindeki “iyi yönetişim” zihniyeti, belediyelerin ve üniversitelerin sivil toplum ve özel sektörlerle birlikte bir “konsensus” ya da “oydaşma” içinde çalışması gerektiğini söylüyordu! Ama neoliberal “yönetişim” zihniyetinin bayraktarlığı yapan YÖK üniversiteleri bunu hayata geçirmiyor; daha doğrusu geçirmek istemiyor, geçiremiyordu…

Bilim” adına üç belediye başkanı için “sürdürülebilir” danışmanlık….

Ama bunun tek bir istisnası var: İzmir Yüksek Teknolojisi Enstitüsü ile onun muhterem rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran ve Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu‘nun ekip liderliğindeki mimarlık ve şehir plancılığı bölümünün akademisyenleri… Onların arkasında da, bir zamanlar pek revaçta olan sanayi-üniversite işbirliği çerçevesinde kurulan İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi A.Ş. (Teknopark İzmir)‘ne İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte ortak olan ya da yönetiminde yer alan İzmir‘in mümtaz iş adamları ve rant düşkünü kent simsarları var… Muhtemelen bütün bu isimlerin arkasında da, kuruldukları tarihten bu yana İzmir‘deki her önemli şeyde parmağı olup, kendi aralarındaki kardeşlik yerine bizlere ait kamu mallarına kardeş olup el koymak isteyen iki ayrı locanın üstatları var…

Anlayacağınız, yakın zamana kadar Tunç Soyer‘i destekleyip yeniden aday olmasını isteyenlerle yeni belediye başkanı Cemil Tugay‘ın karşı karşıya kaldığı; ama, bunun farkında olmadığı ya da her doğan günle birlikte değişen ittifaklar içinde kabullendiği yeni bir durum var ortada!

Görüldüğü gibi karşımızda, Saray’daki zat tarafından belirlenen diğer üniversite rektörleriyle adeta bir savaş hali yaşanırken, aynı zatın belirlediği başka bir üniversitenin rektörü ile uzun süredir devam eden muhteşem bir işbirliği manzarası var. Bu çerçevede bu AKP onaylı rektör, CHP‘li İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri ile birlikten çalışmaktan kaçınmıyor, çalışmasına izin verdiği isimler her üç belediye başkanının (Aziz Kocaoğlu, Tunç Soyer, Cemil Tugay) döneminde “başkan danışmanı” ve “İzmir Planlama Ajansı (İPA) başkanı” olarak çalışıp belediye şirketlerinin yönetim kurullarında görev yapmasına, aynı bölümdeki diğer akademisyenlerin de ona yardımcı olmasına izin veriyor, diğer rektörlerden farklı olarak bu nedenle başına bir iş gelmiyor, sorulmuyor soruşturulmuyor… Anlaşılan o ki, İYTE akademisyenlerine İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Karşıyaka Belediyesi gibi ilçe belediyelerinde çalışmaları için iki tarafında da karşılıklı olarak kabul ettiği, onlara ayrıcalık sağlayan bir mutabakat, bir anlaşma, bir uzlaşma hali var… Hem de diğer devlet üniversitelerine rağmen…

İYTE rektörünün izniyle CHP‘li belediyelere dağılan bu akademik cemaatte Aziz Kocaoğlu döneminden bu yana, adeta suya yazı yazarcasına “İzmir Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi“, “İzmir Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi“, “İzmir Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, “Karşıyaka Gıda Strateji Belgesi” ya da Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleri adına, “İzmir Modeli” olmadı, yerine “Gevrek Modeli” verelim dercesine hiçbir sonuca ulaşmayan neticesiz planlama işleri yapılıyor, bir kentin geleceğinin sadece şehir plancıları eliyle tasarlanabileceği yanılgısıyla aralarına aldıkları Ferhat Kentel gibi “yetmez ama evetçilerle” birlikte İPA‘ya doldurulan şehir plancıları marifetiyle kentin vizyonu çizilmeye kalkışılıyor…

Evet, böylesine önemli görevleri üstlenen böylesine ayrıcalıklı bir üniversite, onun CHP ile flört ettiği; hatta çalıştığı halde başına bir şey gelmeyen marifetli rektörü ve onun sayesinde belediyede her daim danışman olup İzmir‘in kaderini çizeceğini söyleyen, kendileri yetmediği zaman Ankara‘dan ve diğer kentlerden, o kentlerin üniversitelerinden getirdiği şehir ve bölge plancısı akademisyenlerle göz boyayan bilim pazarlamacıları, umut tacirleri…

Oysa hiç kimsenin aklına 1960’lı yıllardan sonra kurulan ve geride planlama alanında güzel bir miras bırakan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ve onun şehir ve bölge plancılığı denilen disiplinin dışında kalan, özellikle iktisat, sosyoloji coğrafya, ekonomi, yönetim ve siyaset gibi tüm bilim ve disiplinleri bir araya getirerek yaptıkları işler, planlar gelmiyor… Bunu yaparken bir zaman dillerinden düşmeyen “Varlık Odaklı Kalkınma Yaklaşımı” ve “İzmir Modeli” ya da şimdilerde vitrine çıkardıkları “Simit Modeli“, “Gevrek Modeli“, “Yeni Nesil Belediyecilik“, “E-Belediyecilik“, “Dijital Belediyecilik” gibi ortaya saçtıkları, sanki yeni bir şey çıkmış da bizim haberimiz yokmuş algısını yarattıkları ve aslında her biri ayrı bir satış-pazarlama çalışmasının konusu olan moda akım ve önerileri dikkate almak yerine bu ülkeye, bu topraklara ait bilgi, birikim, deneyim ve becerilerden kaynaklanan düşünceler hiç bilinmiyor, bilinmek dahi istenmiyor… Ayrıca hiç kimsenin aklına bir kentle ilgili planların sadece ve sadece şehir ve bölge plancıları tarafından yapılamayacağı gelmiyor… Bir şehrin ya da bölgenin fiziki planlaması ile bir şehrin toplumsal, kültürel, ekonomik ölçekte planlanmasının birbirinden farklı şeyler olduğu, bunların bir araya gelinerek birleştirilmesi gerektiği düşünülmüyor… Bu işin başta iktisatçılar olmak üzere tüm bilim ve disiplinlerden gelen uzmanların, akademisyenlerin disiplinler arası yaklaşımıyla kotarılabileceği görmezden geliniyor…

Sadece bilinen ve başkasından görülüp taklit edilmek istenen tek bir şey var; Ekrem İmamoğlu şayet İstanbul Planlama Ajansı‘nın başına İzmir‘den gitme bir şehir ve bölge plancısını geçirmişse, İzmir‘de bu iş yine İYTE ekibiyle aynı şekilde yapılmalı, İzmir Planlama Ajansı‘nın başına da bir şehir ve bölge plancısı geçirilerek etrafı da onun hoca ve öğrencilerinden oluşan şehir ve bölge plancıları tarafından doldurulmalı ya da yine aynı Ekrem İmamoğlu‘nun yaptığı konuşmalarda, “Yeni nesil belediyecilik” kavramından söz etmişse; İzmir‘de de mutlaka “Yeni Nesil Belediyecilik” ile ilgili bir toplantı düzenlenmeli, konuşma arasında sık sık bu kavramdan bahsetmeli… Taklit edilerek yapılmak istenen tek şey, bu! Gözler daha düne kadar Avrupa‘ya, Amerika‘ya bakarken; şimdi de İstanbul‘a, eski adıyla Bizans‘ın isimlerine ve onların İzmir‘e gönderilen adamlarına bakıyor, ne yazık ki…

Aynen bir zamanlar bu kentte günler, haftalar ve aylar boyunca sürdürülüp hiçbir sonuca ulaşmayan İzmir İktisat Kongresi sırasında belediye başkanı Tunç Soyer‘in yanında gözüküp hep uçuk kaçık, parlak ve karanlık işler yapmaya meraklı, işten anlamaz başkan danışmanı Güven Eken‘in yaptığı gibi… Hiçbir bilgi, birikim, deneyim ve beceriye sahip olmadığı halde onun tarafından hazırlanan 2020-2024 dönemi İzmir Büyükşehir Belediyesi Strateji Planı ile aynı döneme ait İzmir Turizm Tanıtım Strateji ve Eylem Planı‘nda olduğu gibi…

Düşünün bir; başarısız olduğu için bir kez daha aday gösterilmeyen ve belediye başkanı seçilemeyen Aziz Kocaoğlu ile Tunç Soyer‘in danışmanı olarak çalışmış birilerinin bu başkanların arkasından gelen yeni belediye başkanı tarafından başarılı bulunup, o eski İzmir Modeli‘ni mucidi İlhan Tekeli cemaatinin yerini almış gibi gözüken İYTE cemaatiyle birlikte İzmir‘in yeni vizyonunu hazırlamak üzere görevlendirilmesi ne ölçüde doğru, isabetli ve yerinde bir karardır…

Yoksa dumanı üstünde tüten yeni belediye başkanımız, kendisine geçmişte başarılı olduğu söylenen aynı danışmanları ve onların cemaatlerini görevlendirerek, daha önceki belediye başkanlarının başına geldiği gibi yoksa kendi sonunu hazırlayacak başarısızlık hikayesinin yol taşlarını mı döşüyor, ne dersiniz?

Yağma devam ediyor!

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 27 şirketini, eskisi ve yenisiyle CHP‘li bir belediyenin şirketlerindeki koltukların, 31 Mart 2024 tarihli seçimler sonrasında, o koltuklarda oturan eskilerin çöp sepetine atılıp yeni misafirlere de “siz daha önceleri neredeydiniz? Sizi sabırsızlıkla bekliyorduk” dercesine; adeta, fethedilen düşman kalesinden ele geçirilmiş ganimet gibi nasıl yağmalandığını ortaya koyduğum 8 Temmuz 2024 tarihli “Ganimetler galibindir” başlıklı yazımdan bu yana, tamı tamamına 4 ay 10 gün geçmiş…

Yağma, yolsuzluk, hırsızlık, ganimet vb… vb… vb…

Bu kadar kısa bir sürede, yakın zamanda yayınlanıp herkesin merakla okuduğu İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İZFAŞ ve İZDOĞA şirketlerinin 2024 yılı denetim raporları sayesinde hiç bilmediğimiz, haberdar olmadığımız yeni bilgilerle karşılaştık; kıyıda köşede kalmış gizli kuytularda % 49 hisselerle ve özel amaçlarla kurulmuş birtakım hibrit şirketler sayesinde belediye hizmetlerinden başka işlerin “özel” ya da kamuoyunca bilinip tanınmayan kişilerle birlikte nasıl kotarıldığını öğrendik.

AKP iktidarı süresince, o eski bildiğimiz mali denetim kurumu Sayıştay‘ın cemaat örgütlenmeleri nedeniyle Sayıştay olmaktan çıktığını ve yayınlanan denetim raporlarının sansürlenip yayınlandığını bilmekle birlikte; her yıl yayınlanan Sayıştay denetim raporlarını izleyip okumanın bize böyle sürprizler getirdiğini görmek de hoş, güzel bir şey…

İşte o nedenle, bize bir sürpriz gibi gelen bu yeni bilgilerle sayısının 27’den 33’e çıktığını öğrendiğimiz 16 belediye şirketiyle bu şirketlerin hissedarı olduğu 17 şirketi; daha doğrusu, koskocaman bir belediye holdingini yeniden masaya yatırıp incelemeye karar verdim.

Ancak bundan önce, çoğunluk hissesi İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait şirketlerle bu şirketlerin ortak olduğu toplam 33 şirketin adını, güncel sermaye miktarını, kayıtlı olduğu ticaret müdürlüğü bilgisiyle sicil numarasını, şirketle ilgili en son ilamın yayınlandığı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi (TTSG) yayın tarihini, yönetim kurulu üyelerini ve genel müdürle yardımcılarını gösteren en yeni listeyi sizlerle paylaşmak isterim.

Tabii ki bu arada, şirketlerden birini alıp yerine başka birini koymaya meraklı ve hevesli, bunu adeta bir oyuna ya da alışkanlığa dönüştüren yeni belediye başkanı Cemil Tugay boş durmayıp yeni görevlendirme yazılarının altına imzalar atmamışsa…

Ayrıca bu listenin, söz konusu şirketlerin İnternet sayfasındaki “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümündeki bilgi ve belgelerle TTSG‘nde yayınlanan ilamlar dikkate alınarak hazırlandığını, son günlerde gündeme gelen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun İzmir‘e yolladığı yeni genel sekreter Ramazan Ercan‘ın Cemil Tugay‘ın bu görevden ayrılmasından sonra İZFAŞ yönetim kurulu başkanı olduğuna dair haberlerde olduğu gibi, henüz TTSG‘nde yayınlanmamış olan yeni görevlendirmelerin bu listede yer almadığını ifade etmek isterim.

Ardından da bu yeni tablo üzerinden İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 33 şirketindeki görevlendirmeler konusunda şu an itibariyle gördüğüm, görebildiğim yanlış, eksik ya da ilginç noktaları maddeler halinde özetleyerek sizlere yardımcı olmak isterim:

CHP‘li belediyeler ve belediye başkanları, çoğu kez Cumhuriyet‘in ilk yıllarında inşa edilen tüm fabrika, kurum ve kuruluşların 1980 yıllardaki Turgut Özal iktidarı sonrasında, özellikle de AKP döneminde özelleştirmeler yoluyla yok edildiğini söyleyip kendi yaptıklarını “sosyal belediyecilik” ya da “toplumcu belediyecilik” olarak takdim etseler de; asıl olarak, devraldıkları belediye şirketleriyle ve bunların faaliyet alanlarını zaman içinde genişletip sayılarını arttırarak o özelleştirme rüzgarını başka bir şekilde sürdürmüş, belediye eliyle belediyecilik yapmaktan vazgeçip kapitalizmin sömürü araçlarından biri olan şirketler eliyle belediyecilikle ilgisi olmayan işler yapıp, halkın aleyhine ve sermayenin yararına işler yapıyorlar…

Bunun en güzel örneklerini ise, İzmir büyükşehir belediye başkanlarının eş, dost, akrabalardan oluşan liyakatsiz kişilere terk ettiği, o nedenle kötü yöneticiliğin bir sonucu olarak her yıl artan miktarda zarar eden; buna rağmen, faaliyet alanları belediye hizmetlerini aşacak şekilde devamlı genişleyip sayıları sürekli artan 33 adet belediye şirketinde görebiliriz.

Gelin isterseniz bu belediye hizmetlerinin şirketler eliyle özelleştirip holdingleşme hikayesinin son ayrıntılarını hep birlikte izleyelim:

Evet, yazımızın başında da ifade ettiğimiz gibi belediye şirketlerinin sayısı, 8 Temmuz 2024 tarihinden sonra; daha doğrusu biz o şirketlerden haberdar olmadığımız, o yeni şirketlerin isimleri belediyeye ait hiçbir resmi belgede yazılı olmadığı için bizim cahilliğimiz çerçevesinde 27’den 33’e çıkmış. Neyse ki, İZDOĞA ve İZFAŞ Sayıştay denetim raporları sayesinde bu şirketlerden haberdar olduk… Tabii ki, iş işi geçtikten, atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra…

Tamı tamamına 33 şirket… Nüfusu İzmir‘e göre daha fazla olan İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerindeki şirketlerden daha fazla sayıda şirketimiz, şirket sermayemiz, şirket yöneticimiz ve daha çok şirket yolsuzluğumuz varmış… Bu yolsuzluk, hırsızlık, kamu zararı ve israfın vahim sonuçları ise bunlardan sadece ikisini oluşturan İZFAŞ ve İZDOĞA 2024 yılı Sayıştay denetim raporlarında yazılı… Birisi çıksın da, “biz bunları yapmadık” desin!

İzmir Büyükşehir Belediyesi son zamanlarda İZENERJİ, İZDOĞA ve İZFAŞ gibi şirketleri eliyle % 49 hissesi kendisine, geriye kalan % 51 hissesi birtakım şahıs ya da kişilere ait ilginç, tuhaf şirketler kuruyor. Bizim daha önceden bildiğimiz İZGÜNEŞ A.Ş. ile Sayıştay denetçisinin ortaya çıkardığı İZMAVİ ve İZHABİTAT şirketleri böylesine kurulmuş şirketler. Bu % 49 + % 51’in nedeni şu ana kadar anlaşılmış değil. Muhtemelen belediye hissesinin % 50’yi aşması durumunda Sayıştay denetimine giriliyor olması nedeniyle bu şirketlerin, Sayıştay denetiminden kaçırmak amacıyla bu şekilde kurulduğu anlaşılıyor.

Şirketlerin % 51 payına sahip tek ortaklı şirketler de ya kamuoyunca bilinip tanınmayan ya da kötü şöhretleriyle tanınıp bilinen isimler… Örneğin İZGÜNEŞ‘teki % 51’lik hisseye sahip olan Barteş Enerji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘nin İnternet, sosyal medya ve kamuoyu ölçeğinde bilinmeyen tek ortağı Osman Barlas Kuşçu, İZMAVİ‘nin % 51’lik hissesine sahip olan Atlas Atık Yönetimi ve İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi‘nin tek ortağı Ender Haberdar ile Ber Çevre ve Lojistik Anonim Şirketi‘nin tek ortağı Serdar Göktürk ve onlarla birlikte çalışan Güldenir Kurtar, İZHABİTAT‘ın yine aynı şekilde % 51 ortağı olan Bitkisan Ziraat Peyzaj İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi‘nin pek tanınıp bilinmeyen tek ortağı Ercan Kahveci… Ne hikmetse kurulan şirketlere % 51 oranıyla hissedar yapılan isimler hep tek ortaklı şirketlerin sahibi…

Diğer yandan bu isimler arasında yer alan Erzincan, Refahiyeli Ender Haberdar ismi diğerlerinden farklı olarak kamuoyu tarafından fazlasıyla bilinip tanınıyor; ama o da hiç ummadığınız bir şekilde… Bunu en iyi şekilde sevgili dostum gazeteci Serdar Öztürk‘ün henüz dumanı üstünde tüten 16 Kasım 2024 tarihli en son yazısından öğrenebilirsiniz…

Aşağıya eklediğim tablodan göreceğiniz gibi, devamlı zarar eden İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinin sermayesi, belediye bütçesinden; yani, kamu kaynaklarından yapılan aktarmalarla devamlı büyümekte ve bu büyük sermaye tutarları bir israf konusu olarak hepimizin cebini, cüzdanını, hepimizin bütçesini olumsuz yönde etkiliyor… Bu büyüklük gördüğünüz gibi, 30 Temmuz 2023 tarihinde 7,5 milyar düzeyinde iken 22 Ocak 2024 tarihinde 8,8 milyara, 7 Ekim 2024 tarihinde 11,5 milyara ve son olarak 18 Kasım 2024 tarihi; bugün itibariyle 12 milyar liraya yükselmiş durumda… Tablodaki yeşille boyanmış hücreler sermayenin azaltıldığı şirketleri, kırmızıyla boyanmış hücreler ise arttırılan şirketleri gösteriyor.

Sermayesi bugünkü tarih itibariyle 1.836.550.000.- lira olan İZBETON‘un, geçmiş yıllar zararı bağımsız denetim şirketinin raporuna göre 31 Aralık 2023 tarihi itibariyle 5.595.361.681.- lira, 2023 yılına ait faaliyet ve net dönem zararı 482.140.311.- lira olduğu ve bu rakamlar toplam dönen varlıklarını 984.637.457.- lira düzeyinde aşmış olmasına karşın; bugün itibariyle iflas etmiş olan bu şirketin yönetim kurulu koltuklarını işgal edenlere herhangi bir şekilde hesap sorulmaksızın halen belediye bütçesinden kaynak aktarılıyor olması, bu şirketlerin İzmir’in ve bizlerin refahını nasıl bir sülük ya da kene gibi nasıl sömürdüğünün en iyi örneğidir. (1)

31 Mart 2024 tarihli seçimlerin kazananı Cemil Tugay, başkanlık koltuğuna oturduğu günlerde bazı belediye şirketlerini kapatıp yönetim kurulu üyelerinin sayısını azaltacağını belirtmekle birlikte; aradan geçen 7 ayın sonunda hiçbir şirket kapatılmamış, yönetim kurullarındaki üye sayısı ise vaat edileni doğrulayacak düzeyde azalmamıştır.

Bunun en iyi kanıtı ise, Tunç Soyer döneminin son aylarına isabet eden 22 Ocak 2024 tarihinde tüm şirketlerde belediye başkanınca görevlendirilmiş 132 adet yönetim kurulu üyesi bulunduğu halde 18 Kasım 2024 tarihinde % 15,91 oranındaki bir azalmayla 111 adet yönetim kurulu üyesinin bulunmuş olmasıdır.

Karşımızda ilginç bir belediye başkanı var… Adeta okullardaki sınıf mümessilleri gibi bir zamanlar yanaştığı Özgür Özel ya da şimdilerde yanaştığı yeni limanı Ekrem İmamoğlu adına sınıfta konuşanı yazıp tek ayak üstünde cezalandırır gibi şirket yöneticisi yaptıklarını büyük bir dikkatle izliyor, herhangi bir yanlış hareketini gördüklerini cezalandırmak amacıyla anında görevden alıyor, kendisine biat edenleri ise koruyup kolluyor… Bir anlamda Karşıyaka‘dayken yaptıklarını aynen devam ettiriyor… Bunu da daha çok kendisinin güvenip seçtiği, özellikle de belediyede danışman, daire başkanı ve şube müdürü olarak çalışırken verdiği payeyle şirket yöneticisi olarak görevlendirdikleri için yapıyor… Bu tür liyakatsiz insanları şirket yöneticisi yapıp daha sonra beğenmediği bir davranışları olduğunda; örneğin kendisine muhalif bir hareketin içinde girdiklerinde ya da adları Sayıştay denetim raporunda geçtiğinde isimlerinin üstünü çizip hemen görevden alıyor…

Sınıf mümessilinin marifetleri: Tek ayak üstünde ceza almak… 🙂

Bunun en yeni örneği ise, İZBETON‘un iflas aşamasına geldiği ilk günlerde, “ben size yurtdışından finansman kaynağı bulurum” diyerek yerini korumaya çalışan ve Tunç Soyer‘in “dışişleri bakanı” olarak tanınan Onur Kadir Eryüce‘yi İZDOĞA‘nın başına getirip yine aynı şekilde dış ilişkilerden sorumlu başkan danışmanı olarak görevlendirmesine; böylelikle Tunç Soyer‘in sağ kolu olarak tanınan bu şahsın “kral öldü, yaşasın kral” şeklinde ortaya çıkan tercihine rağmen onu Sayıştay‘ın son İZFAŞ denetim raporunda adının geçmiş olması ya da yine aynı gerekçeyle İZFAŞ genel müdürü Canan Karaosmanoğlu‘nu hemen görevden alması olarak gösterilebilir.

Sanırım bu nedenle, şirket yönetimlerinde yer alan bu şahısların tümü sabah akşam Cemil Tugay‘ın ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sosyal medya paylaşımlarını ❤️ işareti koyarak beğenmek, hitap ederken de mutlak bir itaatle onun gözlerine minnetle bakıp “başkanım” ya da “başkanım öyle uygun gördü” demeyi vazife biliyorlar… Adeta büyük usta Nazım Hikmet‘in “Davet” isimli şiirinde söylediği şu sözleri hatırlatırcasına;

Tunç Soyer‘in İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde belediye ve şirketlerin yönetiminde Bornova Anadolu Lisesi (BAL) mezunlarının oluşturduğu bir grubun ağırlığı vardı ve bu durum çoğu kez eleştiri konusu oluyordu. Şimdi de, yeni belediye başkanı Cemil Tugay‘ın belediyeye beraberinde getireceği kadro konusunda büyük sıkıntıları olduğu için el attığı ilk grup Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde birlikte okuduğu sınıf arkadaşları ve onların oluşturduğu “Sınıf arkadaşları grubu” olmaya başladı. Daha önce hiçbir belediye tecrübesi olmayan genel sekreter yardımcısı hekim Pınar Okyay, Grand Plaza yönetim kurulu üyesi yapıp eşiyle birlikte APİKAM‘ı teslim ettiği Nejat Yentürk ve Eşrefpaşa Hastanesi‘nde yönetici olmadığı halde şirket yönetim kurullarına yerleştirilen hekimler bu grubun oluşmaya başladığının en önemli işaretleri… Belli olmaz, belki bu gruptakiler Cemil Tugay‘ın Karşıyaka belediye başkan adayı olduğunda onunla birlikte Karşıyaka Spor Kulübü formalarını giyerek Cemil Tugay lehine propaganda çalışması yapan hekimler arasındaki şahıslar bile olabilir…. (2)

Cemil Tugay’ın sınıf arkadaşı hekimler propaganda çalışmasında; “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmezmiş…” 🙂

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde yönetici konumunda çalışan bazı şube müdürü ve daire başkanları; özellikle de ESHOT ve İZSU‘daki yöneticiler ağırlıklı olarak şirket yönetim kurulu üyesi yapılırken bu yeni dönemde bazı daire başkanlarının bu imkandan yararlanamadığı görülmekte… Tunç Soyer döneminde bu şekilde yönetim kurulu üyesi olan Kültür ve Sosyal İşler, İtfaiye, Mezarlıklar, Kent Tarihi ve Tanıtımı, Strateji Geliştirme, Basın Yayın ve Halkla İlişkiler, Sosyal Hizmetler, Sağlık İşleri, Kentsel Dönüşüm, Muhtarlık İşleri, Emlak Yönetimi ve Afet İşleri dairesi başkanlarının şirket yöneticisi yapılmaması, şube müdürü ve daire başkanları arasında ayrımcılık yapıldığını gösteren oldukça dikkat çekici bir durum…

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilgili 2024 yılı Sayıştay denetim raporunda da belirtildiği üzere, belediyede yönetici pozisyonunda olmayan danışman, hekim gibi kişilerin belediye şirketlerinde yönetici olarak görevlendirildiği görülmekte…

Başkan danışmanları Elif Demirci İşleyen‘in İZDOĞA‘da, Ali Suha Sabuktay‘ın İZTARIM‘da yönetim kurulu üyesi, APİKAM‘da “kurum danışmanı” adıyla adeta APİKAM‘ın asıl yöneticisiymiş gibi istihdam edilen Aybala Yentürk‘ün buna ek olarak İZELMAN yönetim kurulu başkanı, Eşrefpaşa Hastanesi başhekim yardımcılarından Filiz Dağ‘ın İzmir İnovasyon‘da, Bayram Köse‘nin İZELMAN‘da, doktor Gaffar Karadoğan‘ın İzmir İnovasyon‘da ve Yavuz Uçar‘ın Grand Plaza‘da yönetim kurulu üyesi yapılması bu hukuksuzluk ve yağma düzeninin en iyi örnekleridir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2024 yılı Sayıştay denetim raporunda da belirtildiği gibi, asıl görevi karar ve uygulama birimlerinden bağımsız bir şekilde belediye içi faaliyetleri denetlemek olan İç Denetim Birim Başkanı Cahit Kurtalan‘ın kurulduğu günden bu yana yaptığı faaliyetlerle tartışmalara konu olup; işte bu nedenle, yeni belediye başkanı Cemil Tugay tarafından temkinle yaklaşılan İZTARIM A.Ş.‘nde yönetim kurulu üyesi yapılması ve kendisinin bunu kabul etmiş olması, belediyenin iç yapısındaki karar, yürütme ve denetim birimlerinin ayrılığı ilkesine ve kamu etik değerlerine, daha doğrusu ülke düzlemindeki dengeler bozulduğu için CHP ve diğer muhalefet partileri tarafından sık sık gündeme getirilen yasama, yürütme ve yargı güçleri arasındaki “Güçler Ayrılığı İlkesi” uyarınca doğru ve hukuki değildir.

Yine aynı şekilde, asıl görevi belediye şirketleri hakkında karar verip bunların faaliyetlerini denetlemek olan İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin bazı ayrıcalıklı üyeleri şirketlerin yönetim kurullarında görevlendirilmiştir.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin CHP‘li üyeleri Zafer Levent Yıldır‘ın İZBETON‘da, Saadet Çağlın‘ın ÇEŞTAŞ, İZENERJİ ve İZETAŞ‘ta, Nilüfer Bakoğlu Aşık‘ın EGEŞEHİR‘de, Mustafa Özuslu‘nun İZFAŞ ve İZMİR DOĞALGAZ‘da yönetim kurulu üyesi olarak görevlendirilmiş olması bu durumun en iyi örneğidir.

Cumhuriyet Halk Partisi ve hatta adı geçen belediye meclisi üyeleri, şayet ülkemizdeki yasama, yürütme ve yargı arasındaki Güçler Ayrılığı İlkesiyle bu güçler arasındaki karşılıklı dengeyi gerçekten samimi bir şekilde savunuyorsa; bunu önce kendi belediyelerinde uygulamalı ve Kamu Etik Değerleri’ne de aykırı bu durumdan bir an önce vazgeçmelidir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketleri ile bu şirketlerin hissedar olduğu toplam 33 şirkette yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan isimleri gösteren aşağıdaki listeye baktığımız takdirde, bu şirketlerde doğrudan doğruya İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay tarafından görevlendirilen 112 yönetim kurulu üyesi arasından bazılarının aile ölçeğinde ya da başka nedenlerle diğer üyelerden daha ayrıcalıklı olduğu görülmektedir.

(Tabloda sarıyla renklendirilen isimlerin şirketlerle ilgili görevlendirilmeleri bizzat İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay tarafından yapılıyor.)

Karı-koca kategorisinden yönetim kurulu üyesi ve yönetim kurulu başkanı yapılarak ayrı bir aile saadetinin konusu yapılan Grand Plaza yönetim kurulu üyesi Nejat Yentürk ile İZELMAN yönetim kurulu başkanı yapılan Aybala Yentürk,

a) 3 ayrı şirkette (İZARITMA, İZENEJİ, İZETAŞ) yönetim kurulu başkanı, 1 şirkette de (İZMİR JEOTERMAL) yönetim kurulu üyesi yapılan Erhan Uzunoğlu,

b) 1 şirkette (İZDOĞA) yönetim kurulu başkanı, 1 ayrı şirkette (İZARITMA) yönetim kurulu başkan vekili, 2 ayrı şirkette (İZHABİTAT, İZMAVİ) yönetim kurulu üyesi yapılan başkan danışmanı Onur Kadir Eryüce,

a) 1 şirkette (İZENERJİ) yönetim kurulu başkan vekili, 2 ayrı şirkette (ÇEŞTAŞ, İZETAŞ) yönetim kurulu üyesi yapılan İBB meclis üyesi Saadet Çağlın

a) 2 ayrı şirkette (İZMİR İNOVASYON, İZULAŞ) yönetim kurulu üyesi yapılan İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanı Ahsen Düşenkalkan,

b) 2 ayrı şirkette (İZBETON, İZQ) yönetim kurulu başkan vekili yapılan İBB eski genel sekreter Barış Karcı,

c) 2 ayrı şirkette (İZFAŞ, İZMİR DOĞALGAZ) yönetim kurulu üyesi yapılan İBB belediye meclisi üyesi Mustafa Özuslu,

d) 2 ayrı şirkette (İZMİR METRO, İZBAN) yönetim kurulu başkan vekili yapılan Raif Canbek,

e) 1 şirkette (TETUSA) yönetim kurulu başkanı, 1 şirkette (İZMAVİ) yönetim kurulu üyesi yapılan Konak Belediyesi eski başkanı ve Kemeraltı Koordinatörü Erdal İzgi,

f) 1 şirkette (İZMİR METRO) yönetim kurulu üyesi, 1 şirkette (İZBAN) yönetim kurulu üyesi yapılan İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Alpaslan Kara,

g) 1 şirkette (İZFAŞ) yönetim kurulu başkan vekili, 1 şirkette (İZKÜLTÜR) yönetim kurulu üyesi yapılan Canan Karaosmanoğlu Alıcı,

h) 1 şirkette (İZTARIM) yönetim kurulu başkan vekili, 1 şirkette (İZDENİZ) yönetim kurulu üyesi yapılan İBB Mali Hizmetler Dairesi Başkanı Pınar Çalışkan,

bu ayrıcalıklı olma halinin prens ve prenseslerini göstermek açısından en iyi örneklerdir.

Adeta, İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinin daha iyi yönetilip hizmet üretmek ve kâra geçmek için sabırsızlıkla beklediği bu isimlerin, belediye başkanı tarafından “ayrıcalıklılar” kategorisinden birden fazla görevlendirilmiş olması, sık sık iktidar cenahı itibariyle gündeme getirilen kirlenme ve çürüyüp kokma halinin bir CHP belediyesi itibariyle hayat bulan ve utanılması gereken örnekleridir.

Hele ki, bu yazının 14. maddesinde gündeme getireceğimiz yüksek huzur haklarıyla murahhas üye ücretlerini dikkate aldığımızda…

Evet, bu konuda iktidar belediyeleri de, muhalefet belediyeleri de aynı noktada… Hiç kimse, hiçbir belediye başkanı görevlendirdiği şahısların kariyeri ile görevlendirdiği şirketin ne yaptığına, faaliyet alanı ve konularına bakmıyor…

Hep söylemişimdir; belediye şirketlerini kendilerine ait İnternet sayfalarında yöneticilerinin özgeçmişlerini, bugüne kadar görevlendirildikleri şirketle aralarındaki bağlantıyı kurabilmek için o şirketin faaliyet alanı ve konusu ile ilgili olarak hangi bilgiye, tecrübeye, deneyime, birikim ve beceriye sahip olduklarını göstermek için bunu kendileri ile ilgili bölümde açıklasınlar diye… Aynen büyük kurumsal holding ve şirket İnternet sayfalarında olduğu gibi…

Ama sakın bunu, yakın zamanda İZENERJİ şirketinin yaptığı gibi yapmasınlar… Özellikle de yönetim kurulu üyesi Yusuf İncili‘nin sayfasındaki gibi bizi gereksiz ayrıntılarla uğraştırmasınlar… Zira orada o yöneticinin şirketin iştigal alanıyla ilgili bilgilere rastlamak yerine o şirketle hiç alakası olmayan bilgilere rastlıyoruz… Örneğin Yusuf İncili‘nin polis ya da güvenlik görevlisi olarak nerelerde çalıştığını öğreniyoruz; ama kendisi dışındaki Bornova Anadolu Lisesi (BAL), TMMOB ve Hukuk Fakültesi kökenli diğer üyelerin şirketi temsil etmek anlamında hangi yabancı dilleri konuşabildiğini, İZENERJi şirketinin faaliyet alanına giren hangi yayınları yaptığını, hangi ulusal ve uluslararası toplantıda hangi bildirileri sunduğunu, şirket yönetimi anlamında hangi düzeyde ticari bilgiye sahip olduğunu ve benzeri bilgileri göremiyoruz.

Oysa bu tür kamu şirketlerinin İnternet sayfalarında yer alan yönetici bilgileri ve “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümüne konulması gereken bilançolar, kâr-zarar tabloları, genel kurul tutanakları o yöneticilerin liyakat düzeyini ortaya koyan, o şirketin hangi düzeyde kurumsal ve güvenilir olduğunu kanıtlayan; ayrıca, o şirketin ne derecede şeffaf olduğunu gösteren kurumsal saygınlık belgeleridir.

2024 yılına ait İzmir Büyükşehir Belediyesi Sayıştay Denetim Raporu‘nu okuduğumuzda, belediye şirketlerinin yönetim kurulu üyelerinin, huzur hakkı yanında ayrıca murahhas üye ücretleri de aldığını ve bu ödemelerle ilgili miktarların genel kurul kararı yerine genel kurulun verdiği yetkiye dayanılarak bizzat yönetim kurulu üyelerince belirlendiğini; yani, yönetim kurulu üyelerinin alacağı huzur hakkı ve murahhas üye ücretlerini bizzat kendilerinin belirlediğini; ayrıca yönetim kurulu toplantılarına katılmayan üyelere de huzur hakkı ödendiğini gördük.

Ardından da İZBETON, İZDENİZ ve İZENERJİ‘ye ait İnternet sayfalarının “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümlerinde yer alan 8 Mayıs 2024, 26 Mayıs 2024, ve 31 Mayıs 2024 tarihli genel kurul kararlarından her iki şirketin her bir yönetim kurulu üyesine huzur hakkı karşılığı olarak her ay net 20.000 lira ödenmesine; ayrıca, yönetim kurulu içinde atanacak murahhas üyelere aylık net 140.000 liraya kadar ödeme yapılması konusunda yönetim kuruluna yetki verildiğini okuyarak bu soygunun somut kanıtlarını edindik. Hele ki bu kararı verenler arasında 3 ya da 4 ayrı şirkette görevli olanların yer aldığını fark edince bu yağmanın nasıl büyük bir boyuta ulaştığını görerek belediye meclisi üyeliği ile şirket yöneticiliğinin hiç bir ahlaki kaygı duyulmaksızın bir kazanç kapısına, bir mesleğe dönüştürüldüğünü anladık.

Belediyelerin kendi bütçelerinden; yani bizlerin ödediği vergi, resim ve harçlarla oluşan kamu kaynaklarından ayırdıkları mali kaynaklarla kurulan ya da ortak olunan şirketler… İşte tam da bu nedenle bu şirketlerin her biri kamu kaynaklarıyla kurulmuş kamu şirketleri olduğu halde; bunlara 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde kurulmuş diğer piyasa şirketleri gibi davranılıyor ve bunun doğal bir sonucu olarak kendileri ile ilgili her şeyi bu kanunun değişik maddeleriyle düzenlenmiş “ticari sır” perdesinin arkasına saklıyorlar. Oysa yine aynı kanunun gerekçesine göre “ticari sır” şirketlerin piyasadaki rakipleri ile yaşadıkları rekabet açısından önemli olmakla birlikte; İZBAN, İZDENİZ, İZMİR METRO ve İZBETON gibi belediye şirketleri belediye hizmetleri kapsamında faaliyette bulunmak üzere kurulmuş ve piyasa dışında faaliyetleri nedeniyle herhangi bir haksız rekabet durumunu yaşaması mümkün olmayan şirketler.

Durum bu şekilde olmakla birlikte, belediye şirketleri, bir derin ve karanlık yolsuzluk kuyusu olarak kendi içlerinde gerçekleştirdikleri yolsuzluk, usulsüzlük, hırsızlık ve yağmayı gizlemek için sık sık “ticari sır” gerekçesini kullanarak kendileriyle ilgili birçok bilgiyi kamuoyundan gizliyorlar. Hatta şimdilerde CHP‘nin “gölge içişleri bakanı” olarak tanınan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir milletvekili Murat Bakan‘ın, bu gizliliğin, bu usulsüzlüğün daha da artmasını sağlayacak olan bir kanun teklifini, 2016 yılında “Belediye şirketlerinin Kamu İhale Kanunu dışına çıkarılması için hazırladığım kanun teklifini TBMM’ye sundum.” diyerek Twitter’da duyuran bir siyasetçi olduğunu hatırlıyorum… (3)

Bundan öte ne diyeyim bilmiyorum; ama bu durumun iktidar ve muhalefet cephesindeki durumu bu!

Diğer yandan 31 Mayıs 2013 tarih, 28663 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “Sermaye Şirketlerinin Açacakları İnternet Sitelerine Dair Yönetmelik” hükümleriyle 30 Kasım 2022 tarih, 6434 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı uyarınca, 2024 yılında aktif toplamı 60 milyon lirayı veya yıllık net satış hasılatı 40 milyon lirayı aşan ya da en az 50 işçi çalıştırma koşullarından birini taşıyan bu şirketlerin (İZELMAN, İZDENİZ, İZULAŞ, İZMİR METRO, İZBAN ve diğerleri) İnternet sayfalarında “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümü ile bu bölümlerde şirketin mali durumunu ortaya koyan genel kurul tutanakları, bilançoları ve kâr-zarar tablolarının yer alması gerektiği halde; bazı şirketlerin İnternet sayfalarında, “Bilgi Toplumu Hizmetleri” bölümünün bulunmadığı, bulunanlarda ise bu bölüme eklenmesi gereken belgelerin yer almadığı ya da yer alan belgelerin son yılları kapsayacak şekilde güncellenmediği görülmektedir.

Anlaşılan o ki, İZBETON, GRAND PLAZA, İZMİR İNOVASYON, İZELMAN, İZULAŞ, İZFAŞ, İZDENİZ, İZMİR METRO ve İZENERJİ şirketlerinin mali denetimleri, yapılan bağımsız denetim ihale süresinin henüz dolmaması nedeniyle Tunç Soyer‘in yakın dostu ve onun yeniden aday olması için destek veren; ayrıca, Cemil Tugay‘ın göreve başlamasıyla birlikte İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK)’nun dönem sözcülüğünden alınan Sıtkı Şükürer‘in ortağı olduğu PKF İzmir Sun Bağımsız Denetim ve YMM A.Ş. şirketinin elinde; yani, bu şirketlerin girdisini çıktısını, kamuoyu ya da İzmirliler olarak bizler bilmezken, o tüm ayrıntılarıyla yakından biliyor, belki de Sayıştay denetimindeki uyarılara konu olan birçok uygulamanın hayata geçmesinde onun görüş, öneri ve denetimleri etkili oluyor… Bilinmez… Bilinmeyen diğer bir şey de, bağımsız denetim adına kurulan bu beraberliğin Cemil Tugay döneminde nereye kadar gideceği ve ne zaman biteceği ya da bu ikili arasında “kral öldü, yaşasın yeni kral!” anlayışıyla yeni bir dostluğun başlayıp başlamayacağı…

(1) https://belgex.s3.amazonaws.com/uploads/file_name/372/ff6e742d71d00d5710f35271fd8d7740.pdf

(2) https://www.ntv.com.tr/video/2019-yerel-secim/doktorlar-karsiyakada-baskan-adayi-arkadaslari-icin-bir-araya-geldi,0G2ciL8n30O7pR5fXcYASg

(3) https://kentstratejileri.com/2016/10/16/bir-chp-milletvekili-belediye-sirketlerinin-ihalesiz-is-yapabilmesi-icin-kanun-teklifi-verirse/

Dünü, bugünü ve geleceği ile Salepçioğlu Hanı… (2)

Ali Rıza Avcan

İki bölümden oluşan yazı dizimizin ilk bölümünde İzmir‘deki tarihi kent merkezinin temel yapılarından biri olan Salepçioğlu Han‘ın yerine yapılan Salepçioğlu Çarşısı‘nın geçmişini ele almış, bu hanı 19. yüzyılın sonunda iyilik yapmak niyetle bağışlayan Ahmet Ağa‘dan, onun vakıf şartnamesinden söz etmiş ve bugün buranın sahibi olan İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘nün, bu çarşıda çalışan işyeri sahipleri ile esnafların durumunu ve geleceğini düşünmeksizin; yani, burayı söz konusu vakıf şartnamesine aykırı olarak “yapım ve onarım karşılığı kiralama” yöntemiyle 30 yıllığına başka birilerine vermek istediğinden bahsetmiştik.

Bugün ise bu işi yani, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘nün bu yapının depreme karşı dayanıksız olduğu gerekçesiyle, “yapım ve onarım karşılığı kiralama” adı verilen; aslında gizli bir “özelleştirme” ya da Osmanlı‘nın çöküşüne yol açan vergi gelirleri tahsilatının mültezimlere verilmesi işine benzer bir şekilde, özel kişi ya da şirketlere bir imtiyaz olarak vermek istemesinden söz edeceğiz…

Ama ondan önce bu oyunun oynanacağı sahneyi; yani, böylesi bir girişimin kolaylıkla icra edileceği İzmir ve Kemeraltı ortamını tarif etmeye çalışalım:

Oyunumuzun başrolündeki aktör, tek adam sistemine geçilmeden önce başbakanlığa, geçildikten sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na bağlanan İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve onun bu işlerden pek de anlamayan müdürü. Çoğunluğunu tescilli tarihi eserlerin oluşturduğu vakıf mallarının korunması konusunda görevli, yetkili ve sorumlu olan Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları ile İzmir Müze Müdürlüğü de aynı bakanlığa bağlı vaziyette. Ayrıca bu oyunun “şüphelisi” konumundaki TARKEM‘e UNESCO sorumluluğunu veren de Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın ta kendisi.

Bu başrol oyuncusunun İzmir temsilcisi ise, 2023 Genel Seçimlerinde AKP‘den Uşak milletvekili aday adayı olarak başvurmasına rağmen seçilemeyen 40 yaşındaki eski bir siyasetçi, yeni bir bürokrat: Tahir Emre Can.

Tahir Emre Can, 1984 yılında Uşak‘ta doğmuş, yüksek öğrenimini Uşak Eğitim Fakültesi‘nde tamamladıktan sonra ilkokullarda öğretmenlik yapmış, 2015 Aralık ayında Kredi Yurtlar Kurumu Uşak Erkek Yurdu müdürü, Kredi Yurtlar Kurumu‘nun il müdürlüğünün kurulması ile birlikte Kredi Yurtlar Kurumu Uşak il müdürü, 2021 Aralık ayında da Kütahya Gençlik ve Spor İl müdürü olmuş, 2023 genel seçimlerinde seçilmediği için 2023 Ağustos ayında teselli ödülü olarak İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü görevine atanmış bir siyasetçi/bürokrat. Hem de hiç bir şekilde vakıflar bilgi, tecrübe ve kültürü; daha doğrusu liyakati olmadığı halde, Vakıflar Genel Müdürlüğü açısından çok önemli olan İzmir‘e bölge müdürü olarak atanmış; daha doğrusu kararnamesi Saray‘da ikamet eden Tayyip Erdoğan tarafından imzalandığı için ayrıcalıklı bir siyasetçi. O nedenle de, büyük rantların gündeme geleceği Salepçioğlu Çarşısı gibi önemli ve büyük ticaret merkezlerine el atarak başarılı olmak ve birilerine yaranmak istiyor olabilir… Bu gayreti ise, İzmir‘e gelir gelmez AKP il başkanı Bilal Saygılı ile MÜSİAD‘ı ziyaret etmesinden anlaşılıyor…

Vakıflar İzmir Bölge Müdürü Tahir Emre Can ve AKP İl Başkanı Bilal Saygılı…

Tahir Emre Can bu gayretinde o kadar ileri gidebiliyor ki , yakın zaman önce paylaştığı sosyal medya (X) mesajlarında;

I- 21 Mart-17 Eylül 2013 tarihleri arasında “Konak Salepçioğlu, Konak Kaptan Mustafa Paşa, Karşıyaka Vakıf İşhanları ile Karabağlar Karaosmanoğlu Apartmanının Deprem Dayanımlarının Belirlenmesi ve Gerektiğinde Güçlendirme Yapılması Projelerinin Hazırlanması” işi, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu‘nun 19. maddesine göre açık ihale usulü ile ve 225.750.- TL bedelle Küçükcan Mimarlık İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi‘ne verilerek herhangi bir deprem olması ihtimali karşısında önceden araştırma yapılıp rapor düzenlendiği,

II- Depremin olduğu 30 Ekim 2020 tarihinden önce ve sonra hazırlanan bu rapora göre İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından, aralarında Salepçioğlu Çarşısı‘nın da bulunduğu bu binaların deprem dayanıklılıklarını arttırmak amacıyla yeni bir ihale açılmadığı,

III- 30 Ekim 2020 tarihli Sisam Depremi sonrasında İzmir‘deki hasarlı binaları belirleyip duyurmak amacıyla Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İzmir İl Müdürlüğü tarafından düzenlenen listelerde G7B3G bina kodlu Salepçioğlu İşhanı, “hasarsız” olarak gösterildiği,

IV- Deprem sonrasında, özellikle de 2024 yılını da kapsayan son yıllarda İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından Salepçioğlu Çarşısı için herhangi bir deprem dayanıklılık testi yapılmadığı, daha doğrusu, 2013-2024 döneminde bu çarşıda çalışan işyeri sahipleriyle esnafları ve bu binaya girip çıkan binlerce İzmirlinin hayatını korumak amacıyla herhangi bir önlem alınmadığı halde;

Binanın onarım ve bakım adıyla ihaleye çıkarıp akabinde ihalenin iptal edildiği 2024 yılında Salepçioğlu Çarşı‘nın hasarlı olduğunu iddia edebiliyor, çarşı esnafınca sosyal medyada paylaşılan mesajlar için, bozuk bir Türkçe ile “yalan algı çalışması” diyebiliyor… Oysa kendisi sınıf öğretmenliği konusunda eğitim almış, ilkokul öğrencilerine dilimiz Türkçe’yi doğru kullanmayı öğretecek bir öğretmen ve Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi önemli bir kurumun bölge müdürü, “yalan” sözcüğü ile “algı” sözcüğünün yan yana gelmemesi, olsa olsa “negatif algı” ya da “olumsuz algı” denilmesi gerektiğini bilmesi gereken bir eğitimci!

Neyse ki, çarşı esnafının yaptığı paylaşımlar için devreye henüz Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na bağlı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi girmemiş ve kendisine yardımcı olmaya kalkmamış durumda diye kendimizi teselli etmemiz de mümkün! 🙂

Ancak çiçeği burnunda yeni bölge müdürü Tahir Emre Can‘ın üzerinde, bir önceki bölge müdürü Muzaffer Ataseven döneminden gelen ve halen çözümlenmemiş olan büyük bir yük var ve muhtemelen kendisi bu yükten ya bihaber ya da böylesi bir yükü görmemezlikten gelmeyi tercih ediyor… Bu yük, “devlette devamlılık ilkesi“nin bir sonucu olarak yine Kemeraltı Çarşısı‘nın girişinde, Salepçioğlu Çarşısı‘na takriben 100 metre uzaklıktaki Kaplan Mustafa Paşa İşhanı ile ilgili ihaleler ve halen sonuçlanmamış olan inşaat işi olarak karşımıza çıkıyor…

Kaplan Mustafa Paşa İşhanı’nın eski hali…
Kaplan Mustafa Paşa İşhanı’nın İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nce tahayyül edilen hali…

Mülkiyeti, tarihi kayıtlara göre Enderun‘da yetişip Silahtar-ı şehriyâri olan, 1650’de vezirlik unvanıyla 1666’ya kadar sırasıyla Bağdat, Van, Karaman ve Şam beylerbeyliği yapan ve Kaptan-ı Deryalığını yaptığı Osmanlı Donanması‘nın Akdeniz seferi dönüşünde 5 Aralık 1680’de İzmir‘de öldüğü bilinen Osmanlı devlet adamı Kaplan Mustafa Paşa‘nın kurduğu vakfa ait Kemeraltı, Mucibur Rahman sokak ile 853 sokak köşesindeki Kaplan Mustafa Paşa İşhanı‘nın, yine aynı yöntemle; yani, “restorasyon veya onarım karşılığı kiralama” yöntemiyle yeniden yapılması işinde yaşanan rezalet! Özellikle bu arsada ortaya çıkan Antik Dönem kalıntılarının araştırılması sonrasında; yani, 2020 sonrasında yaşanıp halen devam eden, bu nedenle ülkemizle İzmir ve Kemeraltı ekonomisini büyük zararlara uğratıp Vakıflar Genel Müdürlüğü’nü milyonlarca lira gelirden ederek büyük kamu zararına yol açan bir rezalet!

Bilindiği üzere, Vakıflar Meclisi‘nin 24 Kasım 2014 tarih, 572/450 sayılı kararı ve 28 Mart 2014 tarih, 993 sayılı Başbakanlık oluru ile tapunun Konak ilçesi, Ahmetağa Mahallesi, 214 ada, 1 parselindeki 3.700 m2 yüzölçümündeki arsa üzerindeki Kaplan Mustafa Paşa İşhanı‘nın 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu‘nun 35/a maddesi gereği, kapalı teklif usulü ile yapılacak ihale çerçevesinde yıkılıp yerine “Yapım Karşılığı Kiralama” usulüyle ve 18.196.527,92 TL. muhammen bedelle “iş merkezi, otel, yurt, sağlık tesisi, eğitim fonksiyonları çerçevesinde” bir bina yapılmasına karar verilir ve buna ilişkin ihalenin 28 Mayıs 2015 tarihinde yapılacağı, 4 Mayıs 2015 tarih, 29345 sayılı Resmi Gazete ilanıyla duyurulur.

Belirtilen tarihte ihale yapılıp iş verilmekle birlikte iş hanının yıkılıp zemindeki kazıların başlanması üzerine karşımıza İzmir‘in Roma Dönemi‘ne isabet eden tarihi kalıntıların çıkması üzerine kazı durdurulur ve bu parseldeki kazı işi İzmir Müze Müdürlüğü yapılarak 19. yüzyılda “Sulu mezarlık” olarak anılan bu bölgede ortaya çıkan M.S. 2. yüzyıla ait anıtsal Roma Hamamı ve Gymnasium kompleksinin ortaya çıkar. İşi üstlenen firma ise 2020 yılında sözleşmenin feshedilmesi nedeniyle işi bırakmak zorunda kalır. Çünkü bu işle ilgili ihale şartnamesinde zeminde buna benzer tarihi bir kalıntı çıkması durumunda ne yapılacağı belirtilmemiş, böylesine tarih dolu bir bölgede karşımıza çıkması kuvvetle muhtemel bir tarihi kalıntı akla bile getirilmemiştir.

İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘nün 2022 yılında yaptığı basın açıklamasına göre bunun arkasından Covid19 salgını zamanında yapılan iki ayrı ihaleye giren olmayınca 2021 yılında üçüncü bir ihale açılır.

Bir önceki İzmir Vakıflar Bölge Müdürü Muzaffer Ataseven’in proje takdimi…
Kaplan Mustafa Paşa İşhanı yerine yapılacağı vaat edilip yapılamayan bina çizimleri…

İzmir Müze Müdürlüğü‘nce yapılan kazılar bitince, buradaki tarihi kalıntıların bir zamanlar Şair Eşref Bulvarı No.15 adresindeki İhsan Kayın Plaza inşaatını sırasında ortaya çıkan tarihi kalıntıların üstünün cam bir tabaka ile kapatılıp görünür hale gelmesi gibi bir yöntemle (1), “Restorasyon veya Onarım Karşılığı Kiralama” amaçlı bir ihale açılmasına karar verilerek 3.700 m2 büyüklüğündeki parselin 3.547,11 m2’sinde, arkeolojik kalıntıların üzerine denk gelmeyecek şekilde kısmi yapılaşma koşuluyla yapılacak binanın, Vakıflar Meclisi‘nin 22.10.2021 tarih, 426/406 sayılı kararı doğrultusunda 2 yılı inşaat süresi olmak üzere toplam 35 yıl süreyle kiralanması işinin, 5 Temmuz 2021 tarihinde açık ihale usulüyle ihale edileceği 22 Haziran 2021 tarih, 31519 sayılı Resmi Gazete‘de yayınlanan ilan ile duyurulur. Ancak Resmi Gazete ile duyurulan bu ilanda yazılı olan muhammen/tahmin edilen bedel 14.966.052.- TL. olarak gösterildiği halde; bu işe ait ihale şartnamesindeki bedelin 22.490.310,41 TL. olarak yazılı olduğu da gözlerden kaçmamaktadır.

Sevgili dostumuzu avukat Arif Ali Cangı‘nın, burasının İzmir‘in “İzmir Tarihi Liman Kenti” adıyla UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne girmesi nedeniyle bir liman yapısı olarak Arkeoparka dönüştürülmesi önerisinin dikkate alınmadığı bu süreçte, kazı alanına asılan tabeladan öğrendiğimize göre; ihale sonucunda bu işin 22.124.106,41 TL. bedelle Ayşa Turizm Gıda ve İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi‘ne verildiğini, sözleşmenin 17 Ekim 2024 tarihinde imzalandığını, yer tesliminin 27 Ekim 2022 tarihinde yapıldığını, iş bitim tarihinin ise 17 Ekim 2024 olduğunu, proje yöneticisi olarak da inşaat mühendisi Göksel Günel‘in görevlendirildiğini öğreniyoruz. (2)

15 Şubat 2023 tarihinde inşaat mahallinde çektiğimiz inşaat tabelası.

İşi üstlenen Ayşa Turizm Gıda ve İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi‘nin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi (TTSG)‘nde yayınlanan mevcut 6 adet ilamına (25.11.2013/8450, sh.370-371, 25.12.2017/9480, sh.411, 25.02.2019/9774, sh.160, 13.03.2019/9786, sh.1398, 15.03.2019/9788, sh.640, 19.03.2021/10291, Sh.944) baktığımızda ise;

Söz konusu şirketin 18.11.2013 tarihinde Ayşe Araç tarafından otel, lokanta ve eğlence yerleri, turizm ve seyahat acentalığı, uluslararası ve şehirlerarası yolcu taşımacılığı, gıda, emlak müşavirliği ve inşaat işleri yapmak üzere 1.250.000.-TL. sermaye ile İstanbul‘da kurulduğunu, şirket yönetiminin başlangıçta Ayşe Araç‘a ait olduğunu, şirketin 18.2.2019 tarihinde İzmir ve İstanbul/Kartal’da şube açtığını, Ayşe Araç‘ın 7 Mart 2019 tarihinde tüm hisselerini Metin Araç‘a devrettiğini, 11 Mart 2019 tarihinde merkez ve İstanbul/Kartal şube yetkisinin Ayşe Amaç‘tan Metin Amaç‘a geçtiğini, 12 Mart 2021 tarihinde ise şirket ana sözleşmesinin “Amaç ve Konu” başlıklı 3. maddesinde değişiklik ve eklemeler yapıldığını görürüz.

Görüldüğü gibi, hem Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi, hem de söz konusu şirkete ait İnternet sayfaları düzeyinde yaptığımız araştırmalar sonucunda, Ayşa Turizm Gıda ve İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi, “Ayşa Tur” adıyla asıl olarak turizm sektöründe uluslararası ve ulusal alanda turizm acentalığı faaliyetleri yürüten ve merkezi İstanbul‘da bulunan bir turizm şirketidir. Gerek ticaret sicili kayıtlarında, gerekse İnternet kaynaklarında (https://aysatur.com/, https://aysaturizm.com.tr/) şimdiye kadar yaptığı ya da yaptırdığı bir büyük inşaat işi bulunmamakta olup; o nedenle de, bu düzeydeki bir inşaatı yapıp bitirme anlamında yeterli olmadığı görülmektedir.

Ancak Kemeraltı‘nın girişindeki koskocaman bir vakıf işhanı inşaatı, 22.124.106,41 TL bedel, 17 Ekim 2022 tarihli sözleşme ve işin 17 Ekim 2024 tarihinde bitmesi koşuluyla sermayesi 1.250.000.-TL. olan bu şirkete verilmiş ve işin bitim tarihinden bu yana tamı tamamına 24 gün geçmesine rağmen, inşaat mahallindeki bir iki baraka dışında tek bir çivi çakılmamış, 2021 yılından bu yana “vakfet, yaşat, yaşa!” diyen Vakıflar Genel Müdürlüğü adına, vakıf malları ile kamu yararı aleyhine başarısız bir iş yapılmıştır.

O nedenle, göreve geldiği 2023 Ağustos ayından bu yana Kaplan Mustafa Paşa İşhanı inşaatı ile ilgili olarak kılını kıpırdatmayan İzmir Vakıflar Bölge Müdürü Tahir Emre Can, Salepçioğlu Çarşısı ihalesinden önce 2021 yılından bu yana ortada duran bu enkazın hesabını vererek “kamu hizmetinin sürekliliği ilkesi” uyarınca eski bölge müdüründen devraldığı bu enkazı niye ayağa kaldırmadığını, her geçen gün artan kamu zararını azaltmak için neler yaptığını, 2016 yılından bu yana tahsil edilemeyen gelirleri nasıl telafi edeceğini izah etmelidir… Buradan anlaşılan o ki, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü yöneticileri, şu sıralar arkalarına aldıkları Saray‘ın gücüyle Vakıflar Genel Müdürlüğü İnternet sayfasında yazılı olan “Vakfet, yaşat, yaşa!” sloganının sadece “yaşat, yaşa!” bölümünü tercih edip, hayır niyetine vakfedilen gayrimenkuller sayesinde sadece kendi cenahındakilerle kendilerini yaşatıp yaşamak hevesine düşmüşlerdir…

Salepçioğlu Çarşısı esnafları…

Gelelim bu tür sorun ve kamu zararlarına yol açan “yapım veya onarım karşılığı kiralama” ya da “restorasyon veya onarım karşılığı kiralama” yönteminin kötü kullanıma ne ölçüde açık olduğu hususuna…

Vakıflar Genel Müdürlüğü, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu‘nun 20. maddesi ile 10 Eylül 2008 tarih, 26993 sayılı Resmi Gazete‘de yayınlanan “Vakıf Kültür Varlıklarının Restorasyon veya Onarım Karşılığı Kiraya Verilmesi İşlemlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” uyarınca 2002 yılından bu yana elindeki vakıf mallarını kendi bütçesinden herhangi bir harcama yapmadan, restorasyon, onarım ya da yapım karşılığı 20, 30, 35 gibi; hatta maksimum 49 yıla kadar uzanan sürelerle, bu süreyi kapsayan dönemdeki kiraları yıllar itibariyle tahsil etmek üzere kiralayana verip kendi bütçesinden para harcamaktan kaçınıyor.

Aynı genel müdürlüğün verdiği bilgilere göre, 1 Ocak 2002-31 Aralık 2021 tarihleri arasında bu şekilde toplam 110 ticaret, 54 turizm, 118 sosyal-kültürel, 2 sağlık, 7 idari, 8 eğitim ve 6 diğer yapıyı, 1 ibadethaneyi, 83 daire ya da villayı, koruma kurulunca fonksiyon verilecek 3 yapıyı uzun süreli kiralama karşılığında onarım, yapım ya da restorasyon karşılığı şahıs ya da kurumlara verdiği anlaşılıyor. Bu verilerin arasında yer alan ibadethanenin hangi ibadethane olduğunu ve kime, kaç para karşılığında kiralandığını merak etmekle birlikte; bu veriler arasında yer alan bilgilere göre İstanbul‘da 2005 yılından bu yana sadece dokuz yarışta kullanılan o ünlü Formula-1 Yarış Pisti’nin bile bu şekilde TOBB ve İstanbul Ticaret Odası ortaklığında yönetim kurulu başkanlığını İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç‘in yaptığı Formula İstanbul Yatırım Anonim Şirketi (FİYAŞ)‘ne kiralandığını, tesisin işletme haklarının bu şirket tarafından 2007 yılında Formula-1‘in eski başkanı ve CEO‘su İngiliz işadamı Bernie Eccestone‘a, 2012 yılında Intercity şirketine, 2004 yılında da 30 yıllığına Can Holding’e kiralandığını; böylelikle iyilik niyetine bağışlanmış bir gayrimenkulün nasıl uluslararası otomotiv tekelleriyle holdinglerin emrine tahsis edildiğini söyleyebilirim.

Resmi Gazete‘nin 2024 yılı nüshalarıyla http://www.ihaleciler.com adresindeki kayıtlara göre de İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü 2024 yılı içinde Çeşme, Bergama, Buca ve Konak ilçelerinde toplam 8 adet restorasyon, yapım ve onarım ihalesi açmış ve bunlardan Salepçioğlu Çarşısı için yapılacak ihaleyi iptal etmiş, Çeşme ve Bergama‘daki 4 ihaleyi talep çıkmadığı için pazarlık usulüyle kiralamaya dönüştürmüş durumda.

Osmanoğulları Hanedanı‘nın çöküşünün en önemli nedenlerinden biri olan devlete ait vergilerin toplanması işinin mültezim adı verilen kişilere bir imtiyaz olarak verilmesinde olduğu gibi, “ecdād yadigarı” vakıf mallarının, cepten para harcamadan yine aynı şekilde 49 yıla kadar uzanan uzun sürelerle, vakıf mallarının kirasını toplama karşılığında, çoğu ehliyetsiz ve liyakatsiz şirketlere bir imtiyaz olarak verilmesi… Bir çöküşün, bir yok oluşun, bir iflasın manzarası aslında… Vakfedenin niyeti, arzusu, iyilik yapma amacı dikkate alınmayacak bir şekilde… Vakıf mallarının gizli bir şekilde özelleştirilmesi anlamında… Özellikle de tescilli kültürel miras olarak kabul edilen vakıf mallarının kötü restorasyonlar sonucunda bozulup yok edilmesi karşılığında…

Bunu da en iyi şekilde vakıf kültürü almamış olup bu makama kendisinde hiçbir meziyet aranmaksızın siyasi nedenlerle getirilen, o nedenle de en kısa sürede onun diyetini ödeme telaşı içinde olan Tahir Emre Can gibiler yapabilir, yapabiliyor ve yapıyor…

Salepçioğlu Çarşısı‘ndaki işyeri sahipleriyle esnafın örgütlü mücadelesi, görülen o ki İzmir Vakıflar Bölge Müdürü Tahir Emre Can‘ın bu kez de, binanın 1973’de yapılması nedeniyle depreme dayanaksız olduğu gerekçesiyle ortaya çıkıp binanın depreme karşı güçlendirileceği iddiasıyla işyeri sahiplerine yazılar gönderip 2024 yılı sonu itibariyle işyerlerini boşaltmalarını istemesine neden olmuş gözüküyor. Elimdeki 4 Kasım 2024 tarihli bir yazı ile binanın ekonomik ömrünün tamamlandığı, deprem performans analizi hesap raporuna göre olası bir depremde can güvenliği performans düzeyini sağlamadığı iddia ediliyor.

Ancak biz biliyoruz ki, ellerindeki deprem performans analizi hesap raporu, yazımızın ilk bölümünde de belirttiğimiz gibi 21 Mart-17 Eylül 2013 tarihleri arasında Gaziantep merkezli Küçükcan Mimarlık İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi tarafından düzenlenmiş eski bir rapor… Üzerinden tamı tamamına 11 yıl geçmiş, üstelik bu arada Sisam Adası açıklarındaki 6,6 büyüklüğündeki 30 Ekim 2020 tarihli deprem İzmir‘de büyük hasarlara neden olmakla birlikte Salepçioğlu Çarşısı‘nda herhangi bir hasara rastlanmamış ve bu durum İzmir Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü‘nün deprem sonrası hazırladığı listelerde açık bir şekilde belirtilmiş… Ayrıca 16 Mayıs 2016 tarih, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun‘un 3. maddesine göre riskli yapıların tespiti, Kentsel Dönüşüm Başkanlığı‘nca hazırlanacak yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde Çevre Şehircilik ve İklim Bakanlığı‘na bağlı Kentsel Dönüşüm Başkanlığı‘nca lisanslandırılan kurum ve kuruluşlara yaptırılması gerekiyor. 11 Kasım 2024 tarihi itibariyle bakanlığın ve söz konusu başkanlığın İnternetteki web sayfasına baktığımızda ise, riskli yapıları tespit edecek kurum ve kuruluşlar arasında, Gaziantep Ticaret Siciline 14860 sicil numarasıyla kayıtlı Küçükcan Mimarlık İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi‘nin böyle bir yetkiye sahip olmadığını; o nedenle de, İzmir Vakıflar Genel Müdürü Tahir Emre Can‘ın elindeki 2013 tarihli o eskimiş raporun artık “yok hükmünde” olduğunu anlıyoruz. (3)

O nedenle, Salepçioğlu Çarşısı‘nda faaliyet gösterip tahliye yazısı almış olan tüm işyeri sahipleriyle esnafların tahliye amaçlı bu yazılar nedeniyle bir an önce dava açarak, bu yazılar öncesinde İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yetki sahibi kurum ve kuruluşlara hazırlattırılan yeni raporu -şayet varsa- talep etmeleri; eğer böylesi bir rapor yoksa ve yetkili kurum ve kuruluşların hazırladığı herhangi bir rapora dayanılmaksızın böylesine bir tahliye talebinde bulunulmuşsa, bu kumpas durumunun hazırlanacak dava dilekçelerinde kötü niyetin somut bir örneği olarak gösterilmesi uygun olacaktır…

Salepçioğlu Çarşısı‘ndaki işyeri sahipleriyle esnafların örgütlü mücadelesinin başarıya ulaşması dileğiyle…

Tabii ki bu arada üyeleri esnaf olan hangi meslek odası ve derneklerin esnaftan yana, “esnaf dostu” olup olmadığının fark edilip tarihe not düşülmesi ve hesabının sorulması dileğiyle…

………………………………………………………………………………….

(1) Şair Eşref Bulvarı No.15 adresindeki İhsan Kayın Plaza’nın zemin katındaki kalıntılar, bugün o dükkanın Gürmar Market ve Şok Market tarafından kullanılıyor olması nedeniyle, ne yazık ki ziyaret edilememekte ve dükkana girilse bile zemindeki kalıntılar görülememektedir.

(2) “Tarihi hamam ve imparatorluk salonu için tarihi karar!”, Sonkale Gazetesi, 1 Kasım 2022, (Erişim Tarihi: 06.11.2024) https://www.sonkale.com/haber/Tarihi-hamam-ve-imparatorluk-salonu-icin-flas-karar-/122669

(3) https://altyapi.csb.gov.tr/riskli-yapi-tespiti-ile-ilgili-kuruluslar/arama

Dünü, bugünü ve geleceği ile Salepçioğlu Hanı… (1)

Ali Rıza Avcan

Tarihi Kemeraltı Çarşısı‘nın belkemiğini oluşturan eski bir han, yeni bir çarşının ya da İzmir ili, Konak İlçesi, Konak Mahallesi Anafartalar Caddesi No. 96 adresi ile tapunun Ahmetağa Mahallesi, 187 ada, 75 parsel kaydında bulunan 1.869 metrekarelik arsadaki Salepçioğlu Çarşısı‘nın dünü, bugünü ve geleceğini ele alacağımız iki ayrı bölümden oluşan yazı dizimizin bugünkü ilk bölümünde, Salepçioğlu Çarşısı‘nı; daha doğru ve eski bir adlandırmayla Salepçioğlu Hanı‘nı bize emanet edenlerin bu hanla ilgili vasiyetini ele alıp hanın özellikleriyle tarihi geçmişini, önümüzdeki hafta yayınlayacağımız ikinci ve son bölümünde ise bu hanın/çarşının 1970’lerden bu yana nasıl bir rant kapısı haline getirildiğini, şimdilerde ise “yeniden yapım ya da onarım” adı verilen gizli özelleştirme yöntemiyle 30 yıllığına hatırlı birilerine verilmek üzere neler yapıldığını ve kapının önüne konulmak istenen işyeri sahipleriyle esnafın nasıl bir mücadele içinde olduğunu anlatmaya çalışacağım.

İzmir‘de, kentin deniz kıyısındaki merkezi Konak‘ta, arkanıza İzmir Saat Kulesi‘ni alıp valilik binasının hemen yanındaki Anafartalar Caddesi‘ne girip o yoğun kalabalık arasında yürümeye başladığınızda, bir süre sonra karşınıza bir dört yol ağzı çıkar: geldiğiniz yöndeki Anafartalar Caddesi‘nden sola dönmeye kalktığınızda Kemeraltı Camisi‘nin sizi karşıladığı 853 sokağa, sola dönmeyip hafif sağa döndüğünüzde ise 852 sokağa ve 852 sokakla Anafartalar Caddesi köşesindeki koskocaman beton bir yapının yer aldığı ufak bir meydana çıkarsınız… Bu meydan, sağdaki eski tarihi Büyük Salepçioğlu Han‘ın yıkılarak yerine yapılan o devasa beton binanın altındaki Vakıflar Bankası şubesi ve onun önünde bekleyen polislerle; ayrıca, sol taraftaki tarihli Kemahlı Han ile tanınıp bilinir… Kemeraltı‘nın tarihi yapısına uygun olmayan bu beton binanın önündeki merdivenlerden inip Dr. Faik Muhittin Adam Caddesi‘ne açılan arka taraftaki merdivenlerinden çıktığınızda ise, aslında bir zamanlar bir bütünün parçası olarak yapılmış; ancak, bugün o bütünlük bozulduğu için yalnızlaşan muhteşem Salepçioğlu Camii ile karşılaşırsınız. Kapıdan çıkıp caddenin karşı kıyısındaki o muhteşem camiye ulaşmaya niyetlendiğinizde ise, otopark mafyasının eline geçtiği söylenen otoparkta dip dibe park etmiş araçların arasından slalom yaparak geçmek zorunda kalırsınız…

İzmir’in 1913 tarihli Ernest Bon haritasında Salepçioğlu Hanı…
Büyük ve küçük Salepçioğlu hanların kat planları…

Dört ayrı bloktaki kat yükseklikleri 15 ila 21 metre arasında değişen ve Salepçioğlu Çarşısı olarak bilinen bu bina, 1967 yılında Konak Meydanı‘na kondurulan SSK blokları gibi, 1970-1972 döneminde mimar Vedat Özsan‘ın projesi çerçevesinde İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından, 45.186.000.- TL. (22.593.000 USD) karşılığında müteahhit Cemil Özgür‘e, Kemeraltı Çarşısı‘nın tarihi dokusu ve çevre-kütle ilişkisi dikkate alınmaksızın, adeta “modern mimarinin Kemeraltı’ndaki temsilcisi” olarak yaptırılmış, bu nedenle de bu kentte işlenmiş en önemli kent suçlarından birisinin öznesidir… Bu bina belki kendi bütünlüğü içinde mimari açıdan çok iyi, çok değerli olabilir; ama, içinde bulunduğu tarihi çevre itibariyle tam bir felakettir… Üstüne üstlük Salepçioğlu Vakfı kurucusu Hacı Ahmet Ağa‘nın 1895 tarihli vakıf şartnamesi gereği, 1897-1905 döneminde Büyük Salepçioğlu Han‘ın avlusunda yaptırılan Salepçioğlu Camii‘nin dini ve tarihi değerini dikkate almadan, o camiyi kendi içindeki bütünlük, perspektif ve estetik değerlerden koparıp Anafartalar Caddesi‘nden görünmeyecek bir şekilde, daha çok işyeri, daha çok kira kaygısıyla yapılmış bir binadır… Hele ki, dini inançları güçlü kesimlerin “ecdad yadigarı” olarak nitelediği bağışlanan dünya nimetlerini, “Allah-u Teâlâ ve kutlu Peygamber adına” hayır niyetiyle vakfeden şahsın amaç ve felsefesini dikkate almadan, (H. 1311) M. 1895 tarihli vakıf senedindeki hükümleri açık bir şekilde çiğneyerek…

19. yüzyılın son yıllarında bu bölgedeki birçok mülkün, başka bir deyişle adeta bu mahalledeki her mülkün sahibi olup mahalleye adını veren; hatta, bugün İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanlığı‘nın kullandığı 863 sokak, No. 69 adresindeki konağın sahibi olan Salepçizade Hacı Mehmet Ağa oğlu Hacı Ahmet Efendi‘nin çevredeki ve Kemeraltı‘ndaki onlarca mülkle birlikte hayır niyetine bağışladığı bu tarihi han, şimdilerde kentin; özellikle de Kemeraltı Çarşısı‘nın tarihi, kültürel, toplumsal ve ticari dokusu dikkate alınmaksızın sırf birilerine yeni rant ya da kazanç kapısı açmak amacıyla, içindeki yüzlerce işyeri ve esnaf dikkate bile alınmaksızın, mezardaki vakfedenin kemiklerini sızlatırcasına onlar buradan çıkarıldığında nereye gidip ne yapacakları düşünülmeden ve bunun için sonuç alıcı bir çözüm üretilmeden depreme dayanaksız olduğu gerekçesiyle ve 30 yıllığına “yapım veya onarım karşılığı kiralanmak” suretiyle birilerine ikram edilmek, belki de Salepçioğlu Camisi‘nin hemen yanı başında her türlü turistik faaliyet ve eğlencenin yapılacağı yıldızlı bir turistik otele dönüştürülmek isteniyor.

Bu bölgede binlerce, bu çarşıda ise onlarca üyesi olan İzmir Ticaret Odası ile İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği‘nden ve bu birliğe bağlı onlarca meslek odasından, bir zamanlar bu çarşının hemen yanındaki işyerini ortağı ile mahkemelere düşen anlaşmazlıkları nedeniyle kapatmak zorunda kalan Kemeraltı Esnaf Derneği başkanı ve TARKEM ortağı, eski “esnaf“, yeni “yatırımcı/girişimciSemih Girgin‘den ve diğer dernek yöneticilerinden; ayrıca, UNESCO boyutunda bu bölge ve yapılaşmadan sorumlu İzmir Tarihi Liman Kenti Alan Başkanlığı‘ndan tek bir ses, tek bir itiraz gelmiyor… Hepsi hep birlikte, “görmem, duymam, konuşmam” diyen üç maymun rolünü oynayıp buradaki işyeri sahipleriyle esnafların çığlıklarına kulaklarını tıkayıp onlara yardımcı olmak için ellerini uzatmıyor… Yeri geldiğinde hatırladıkları; ama, şimdi unutmayı tercih ettikleri eskilerin ahilik ve lonca gelenekleriyle ya da modern zamanların sivil ve mesleki dayanışma anlayışıyla yürütmeleri gereken görev ve sorumluluklarına ihanet edercesine… Belli olmaz, belki de TARKEM‘e ortak olmanın getirdiği heveslerle bu yeni rant oyununun içinde ya da kıyısında kalıp oradan kendi paylarına düşecek lokmanın peşinde de olabilirler…

Bir zamanlarki Salepçioğlu Han…

O nedenle, şimdilerde üyesi oldukları meslek örgütleriyle Kemeraltı Esnaf Derneği‘ne güvenlerini kaybeden Salepçioğlu Çarşısı‘ndaki işyeri sahipleriyle esnaflar bu mücadeleyi kendi aralarında kurdukları ve merkezini bu çarşının zemin katında açtıkları Kemeraltı Esnaf Koruma Derneği eliyle yürütmeye çalışıyorlar…

Bize ise, bu dernekteki yöneticilerle üyelerin, Salepçioğlu Hanı‘ndaki 155 adet işyeri sahibiyle esnafın siyasi tutum ve yaklaşımları ne olursa olsun, hem hayır amaçlı vakıf mallarının bu şekildeki kötü kullanımına karşı çıkmak, hem Kemeraltı Çarşısı‘nın tarihi, kültürel, toplumsal ve ekonomik değerlerine korumak, hem de bu tarihi çarşıyı ayakta tutarak kültürel mirası koruması gereken ve yaşanmakta olan büyük ekonomik kriz nedeniyle her geçen gün dükkanlarına kilit vurmak zorunda kalan küçük esnafa sahip çıkmak amacıyla bu mücadelenin farkında olmak ve cümle aleme anlatmak düşüyor. Özellikle de 2004-2007 döneminde İzmir Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği‘nin koordinatörlüğü ve danışmanlığı görevlerini yapıp o dönemlerde buna benzer sorunlara daha duyarlı olan dernek yönetimi ile birlikte benzeri birçok mücadeleye katılmış, o nedenle yüzlerce Kemeraltı esnafı ile arkadaşlık ve dostluklar kurmuş, onların ayakta kalıp içinde bulundukları kültürel mirası koruması için çabalamış biri olarak…

Salepçioğlu Camii…

Gelelim Kemeraltı Çarşısı‘ndaki Salepçioğlu Hanı ile ticaret içindeki yerinin tarihsel köklerini incelemeye… Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, 19. yüzyıl İzmir‘inde Kemeraltı Çarşısı‘nda onlarca hana, hamama, dükkana ve konağa sahip olan Salepçizade Hacı Mehmet Ağa oğlu Hacı Ahmet Efendi tarafından hayır işlerine vakfedilen Salepçioğlu Hanı‘nın hazin hikayesini anlatmaya…

Ama ondan önce, Kemeraltı Çarşısı‘nda Salepçioğlu Han ismiyle anılan üç adet hanın bulunduğunu, bunlardan küçük ve büyük Salepçioğlu hanların Anafartalar Caddesi üzerinde yan yana olduğunu, üçüncü Salepçioğlu Hanı‘nın ise vilayet arkasında önceleri Salepçioğlu, daha sonra Whithall Hanı, şimdilerde ise Kapalıçarşı olarak anılan han olduğunu belirtmeliyim.

Bizim bugünkü ve gelecek haftaki yazımızın konusunu Anafartalar Caddesi üstündeki küçük ve büyük Salepçioğlu hanlar, o hanların geçmişi, bugünü ve geleceği oluşturduğu için size İzmir hanları üzerine araştırmalar yapmış iki değerli araştırmacının kitabından söz etmem gerekiyor: Değerli arkadaşım sanat tarihçisi Prof. Dr. Bozkurt Ersoy‘un 1991 yılında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi yayını olarak Ankara‘da yayınlanmış “İzmir Hanları” kitabı ile değerli araştırmacı şehir plancısı Prof. Dr. Çınar Atay‘ın 2003 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı dizisinden yayınlanmış “Kapanan Kapılar, İzmir Hanları” kitapları.

Bu kitapların küçük ve büyük Salepçioğlu hanları ile ilgili bölümlerini, konunun ayrıntılarını merak eden arkadaş ve dostlarım için yazıma ekleyerek onları bilgilendirmek, bu hanın geçmişini merak etmeyen okuyucular için de hanlarla ilgili temel bilgileri şu şekilde toparlamak isterim:

19. yüzyılın ilk çeyreğinde yaptırılan birbirine bitişik küçük ve büyük Salepçioğlu hanları aslında geniş bir alanda ortasındaki ağaçlı avluyu çevreleyen bir ya da iki katlı işyerlerinin bulunduğu ticari bir alandı. Ortasındaki büyük alana daha sonra Salepçioğlu Camii yaptırılarak avlu küçültülmüş, bu avlu bir süre sonra omnibüs garajı olarak kullanılmaya başlanmış, buradaki yapılar ise 1969 yılında İzmir Vakıflar İdaresi tarafından yıktırılarak 1971 yılında bugünkü 15 ila 21 metre yüksekliğindeki devasa dört blok ve 155 bölümden oluşan beton bina inşa edilmiş; böylelikle, son yıllarda cenaze kaldırma işlevi de kaldırılarak cemaati küçültülen arka taraftaki Salepçioğlu Camii, Anafartalar Caddesi‘nden görünmez hal gelmiştir.

Bütün bu gelişmeler göstermiştir ki, yaşadığı çağ itibariyle Kemeraltı Çarşısı‘nın içine dağılmış tüm servetini ailesini, önem verdiği eğitim kurumlarıyla öğretmenleri, camileri ve din görevlilerini, burada bir eğitim kurumu olarak medrese açılması hedefini, fakir ve fukara ile hastaları düşünerek bağışlayan hayırsever Salepçizade Hacı Mehmet Ağa oğlu Hacı Ahmet Efendi‘nin ölümünden sonrası için hayal ettiği dünya, “ecdad yadigarlarını koruma” iddiasındaki Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1969 yılından sonraki yanlış hamlelerle devamlı olarak bozulmuş, ondan kalanları restore edip korumak yerine yıkılıp yok edilmesi sağlanmış, farklı mimari yapısı ve tarihi özellikleriyle Salepçioğlu Camii‘nin bu alandaki merkezi konumu dikkate alınmadan onların yerine yapılan beton bloklar bizleri onun dünyasından alıp uzak yerlere götürmüş, bu beton blokların yapılmasından 53 yıl sonra ise “Salepçioğlu” adından başka bir şeyin kalmadığı bu beton binanın depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle ve çarşıdaki esnafların geleceği düşünülmeden; ayrıca, bu binanın yapım veya onarım sonrasında ne şekilde kullanılacağı açık bir şekilde belirtilmeden 30 yıllığına kimliği şimdilik gizli tutulan; ancak açık ihalenin pazarlığa dönüşmesi sayesinde ortaya çıkacak şanslı şirket ya da kişiler yararına rant dolu emlak piyasasına hediye edilmek istenmektedir.

Tabii ki, Kemeraltı Çarşısı‘nın başka bir köşesinde, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü‘nün 2021 yılında yine aynı “bakım ve onarım karşılığı kiralama” yöntemiyle yaptığı ihale neticesinde, 22.124.106,41 TL’lık sözleşme bedeli ve 17 Ekim 2022 tarihli sözleşme uyarınca 17.10.2024 tarihinde bitmesi gereken; ancak, kamu yararı ve vakfedenin amaçları düşünülmeden yapılan bu hesapsız kitapsız iş nedeniyle 4 Kasım 2024 tarihi itibariyle bırakın işi bitirmeyi, tek bir çivinin bile çakılmadığı Mucibur Rahman Caddesi ile 853 sokak köşesindeki Kaplan Mustafa Paşa İşhanı inşaatı nedeniyle ülke ve İzmir ekonomisiyle Kemeraltı Çarşısı‘nın ne ölçüde zarara uğradığını hatırlayıp bu şekilde bir kamu zararına yol açan ve halen bunun hesabını vermemiş olan İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü yetkililerine hatırlatarak ve aynı akıbetin gelecek yıllarda Salepçioğlu Çarşısı‘nda da yaşanmaması dileğiyle…

Ülke, İzmir ve Kemeraltı ekonomisi açısından bir başarısızlık örneği olan Kaplan Mustafa Paşa İşhanı ihalesinin aradan koskocaman bir 2 yıl geçmiş olmasına karşın halen sonuca ulaşmamış olması örneğinden hareketle, 10 Eylül 2008 tarih, 26993 sayılı Resmi Gazete‘de yayınlanan “Vakıf Kültür Varlıklarının Restorasyon veya Onarım Karşılığı Kiraya Verilmesi İşlemlerinin Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” uyarınca o tarihten bu yana restorasyon, bakım ve onarım bahanesiyle Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesinden tek bir kuruş harcamadan yapılan kiralama ihalelerinin Osmanlı‘nın son yıllarında devletin çöküşünü kolaylaştıran mültezim ya da ayanlara verilen iltizamlara benzer şekilde nasıl bir çağdaş imtiyaza, nasıl bir gizli özelleştirme çalışmasına dönüştüğünü gelecek haftaki yazımda ortaya koymak üzere iyi okumalar diliyorum…

Belediye meclis komisyonları ve “huzur hakkı demokrasisi” (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi örneğinde, meclis üyelerinin hem büyükşehir hem de kendi ilçe belediye meclisi üyesi olmaları nedeniyle görev yaptıkları meclis başkan vekilliği, siyasi başkan yardımcılığı, encümen, ihtisas komisyonu ve şirket yönetim kurulu üyeliği nedeniyle ne kadar maaş ve huzur hakkı aldıkları konusunu araştırdığımız iki bölümden oluşan yazı dizimizin geçen haftaki bölümünde İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ndeki durumu ele almıştık.

Bugünkü ikinci ve son bölümde ise, yine aynı meclis üyelerinin kendi ilçe belediyeleriyle meclislerinde siyasi başkan yardımcılığı, meclis başkan vekilliği, encümen, ihtisas komisyonu ve şirket yönetim kurulu üyeliği görevleriyle ilçe belediyesinin üye olduğu birlik, kurum ve kuruluşlardaki huzur hakkına konu üyeliklerini araştırarak maaş ve huzur hakkı adı altında kendi ilçe belediyelerinden aldıkları ödemelerin sayı ve miktarını belirlemeye çalışacağız.

Tabii ki, hem 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Seçimi Hakkında Kanun‘un antidemokratik düzenlemeleri, hem de üyesi oldukları siyasi partiler tarafından diğer adaylardan farklı bir şekilde öne yerleştirildikleri için seçilip İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ni oluşturan bu ayrıcalıklı siyasetçilerin, belediyelerin karar ve denetim organının üyesi olmalarına rağmen; hakkında karar verip denetleyecekleri belediyenin uygulama birimlerinin başına getirilerek; ayrıca, ihtisas sahibi olup olmadıklarına bakılmaksızın encümenlerde ve meclis ihtisas komisyonlarında görevlendirilerek kendilerine yapılan birden fazla huzur hakkı ve maaş ödemesi nedeniyle, asıl olarak gönüllü olarak yapılması gereken siyasi faaliyetleri, bir meslek ve kazanç kapısına dönüştürdüklerini net bir şekilde ortaya koymak ve bunun bir adım ötesinin “maaşlı meclis üyeliği” olacağını hatırlatarak…

Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin, büyükşehir ve ilçe belediye başkanları dışında ilçe belediye meclislerinden gelen toplam 153 üyesi bulunuyor ve bunlar kendi ilçe belediyelerinde belediye başkanlarının takdiriyle siyasi başkan yardımcısı ve şirket yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve üye olarak görev yapabildikleri gibi büyükşehir hem de ilçe belediye meclislerindeki 1. ve 2. meclis başkan vekillikleriyle oluşturulması zorunlu olan ya da olmayan ihtisas komisyonlarında, kendi partilerinden gelen meclis üyelerinin oyuyla görev alıyorlar ve bu seçimler yapılırken “plan ve bütçe” ya da “hukuk” komisyonu gibi zorunlu ve temel bazı komisyonlarda, partilerin oy oranlarına göre muhalif parti üyeleri de yer alabiliyor.

Konak Belediye Meclisi

Belediye ve şirketlerin İnternet sayfaları, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi (TTSG) web kayıtları, belediye yayınları ve Google taramalarıyla ilgili belediyelerle yaptığım telefon görüşmeleri çerçevesinde gerçekleştirdiğim uzun, yorucu ve zorlu araştırmalar sonucunda, İzmir Büyükşehir Meclisi üyelerinin aldıkları huzur haklarına esas olan büyükşehir ve ilçe belediye meclislerindeki meclis, meclis başkan vekilliği, encümen ve ihtisas komisyonu üyeliği ile belediyeyi temsilen görev yaptıkları birlik ve benzeri kurum ve kuruluşlardaki görevlerini; ayrıca, büyükşehir ve ilçe belediyesi şirketlerinde huzur hakkı aldıkları şirket yöneticilikleri ile kendi ilçe belediyelerinde belediye başkanlarının takdiri ile üstlenip başkan yardımcısı maaşı aldıkları siyasi başkan yardımcılığı görevlerini aşağıdaki listede bir araya getirmeye çalıştım.

Ancak bu araştırma sırasında bazı ilçe belediyelerine, özellikle de Çiğli, Kınık, Beydağ ve Foça gibi ilçe belediyelerinde siyasi başkan yardımcılığı, 1. ve 2. meclis başkan vekilliği, encümen ve ihtisas komisyonu üyeliğini üstlenenlerin kimliklerini belirlemenin mümkün olmadığını öncelikle belirtmem gerekiyor. O nedenle eksiği gediği ile aşağıdaki tablo bize İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi 153 yerel siyasetçinin, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ndeki 2 meclis başkan vekilliği, 153 meclis, 8 encümen, 216 ihtisas komisyonu üyeliği ve 5 şirket yöneticiliği dışında kendi ilçe belediyelerinde 7 siyasi başkan yardımcılığı, 18 meclis başkan vekilliği, 153 ilçe belediye meclisi üyeliği, 15 encümen, 230 ihtisas komisyonu ve 8 şirket yöneticiliği olmak üzere toplam 815 görevi üstlendiğini; böylelikle ortaya çıkan bu tablo sayesinde Onur Saatli, Esra Koçdemir, Gökalp Erhan Güzel, Günay Önder, Banu Ayhan, Ayhan Kaya, Ali Bor, Osman Selim Tok, Tamer İmal ve Ufuk Aykol gibi bazı meclis üyelerinin 2024 yılı itibariyle hem büyükşehir hem de ilçe belediyeleri boyutunda 8, 9, 10, 11 ve hatta 12 ayrı yerden siyasi başkan yardımcısı maaşı ya da huzur hakkı aldığını göstermektedir.

Bu ise, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinde siyasi başkan yardımcısı, meclis başkan vekili, meclis, encümen ve ihtisas komisyonu üyesi olarak her birine ne miktarda maaş ya da huzur hakkı ödendiği; ayrıca, büyükşehir ve ilçe belediyelerinin üyesi olduğu birlik, kurum ve kuruluşlarla büyükşehir ve ilçe belediyesi şirketlerinin yönetim kurullarına başkan, başkan vekili ve üye olunması durumunda, bu siyasetçilere ne miktarda huzur hakkı ödendiği konularının adeta devlet sırrı gibi saklanması nedeniyle herkesin aklına gelen oldukça yüksek rakamlar değişik yerlerde, değişik nedenlerle dile getirilmektedir… Aynen eş zamanlı olarak AKP’li siyasetçiler ve yandaşlarının birden fazla görev üstlendiği durumlarda dile getirilen rakamlar gibi…

Karabağlar Belediye Meclisi

Gelelim uzun zamandır merak edip öğrenmek istediğim İzmir ilçe belediyelerinin şirketlerine…

Uzun ve yorucu araştırmalar sonucunda hazırladığım aşağıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere, İzmir‘in 30 ilçe belediyesinde toplam 71 adet belediye şirketi bulunmakta olup; en fazla şirkete sahip ilçe belediyesi 8 şirket ile Çeşme Belediyesi, tek bir şirketi olan belediyeler ise sırasıyla Beydağ, Foça, Güzelbahçe, Kınık, Narlıdere ve Seferihisar belediyeleridir. En fazla şirket sahibi Çeşme Belediyesi‘ni ise 7 şirket ile Çiğli, 4 şirket ile Bergama belediyeleri izlemektedir. Diğer yandan, 30 ilçe belediyesi arasında şirketi bulunmayan herhangi bir belediye bulunmamaktadır.

30 ilçe belediyesinin 42 (% 59,16)’si anonim, 29 (% 40,84)’u limitet olan 71 adet sermaye şirketinin toplam sermayesi ise 3.569.670.293,04 TL olup; bu sermaye içindeki belediye hisselerinin karşılığı ise 1.973.214.814,76 TL.’dır.

Bu rakamlara İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 27 şirketine ait güncel 11.574.724.676.-TL tutarındaki sermayesini ilave ettiğimizde İzmir‘de belediyeler eliyle kurulan ve sermayesinin yüzde yüzde yüzüne sahip belediyelere ait şirketlerle belediyelerin ortak olduğu toplam 98 şirketin toplam sermayesinin 15.144.394.969,04 TL.’ya ulaştığını görürüz.

Bu arada söz konusu belediye şirketleri yıllık cirolarıyla kar ve zarar tablolarını kamuoyundan titizlikle sakladıkları için, bu şirketlerin gerçek performansları hakkında bilgi sahibi olmanın mümkün olmadığını da hatırlatmam gerekiyor.

Bugüne kadar Sayıştay tarafından denetlenmeyen bu şirketlerin 46 (% 64,79)’sının sermayesinin yüzde yüzü belediyesine ait olup, 25 (% 35,21)’inin sermayesine de kendi belediyesi ile başka belediye, kuruluş ya da şahısların ortak olduğu anlaşılmaktadır.

30 ilçe belediyesine ait bu 71 sermaye şirketinde bizzat belediye başkanı tarafından belirlenen yönetim kurulu başkanı, üyesi ve “münferiden temsile yetkili” görevlilerin toplam sayısı 2024 yılı itibariyle 197’yi bulmakta olup; bu şirketlerden ücret alan binlerce belediye işçisinin gerçek sayısı -ne yazık ki- bilinememektedir.

Ayrıca şunu belirtmem gerekir ki, belediyelerle ilgili olan İçişleri Bakanlığı ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘na CİMER ya da başka kanallarla ilettiğim sorular karşılığında, bakanlıklar ve bağlı genel müdürlükler düzleminde ülkemizdeki belediye şirketleriyle ilgili hiçbir kaydın tutulmadığını, bu şirketlerin sermayesi, faaliyet alanları, yöneticileri, ciroları, kar-zarar tabloları ve çalıştırdıkları işçi sayıları vb. konularda hiçbir bilginin bu kurumlarda olmadığını, bakanlıkların bile şirketler konusundan bihaber olduğunu öğrenmiş durumdayım.

İzmir‘in 30 ilçe belediyesine ya da ortak olduğu şirketlere ait bilgileri daha ayrıntılı olarak incelediğimiz takdirde karşımıza oldukça ilginç bilgiler çıkmakta… Bu bilgileri ise şu şekilde özetleyebilirim:

1. 36 şirket yönetim kurulu başkanı ve üyeleri şeklinde belirli bir üst yönetime sahipken geriye kalan 35 şirket; özellikle de nüfus itibariyle küçük belediyelerin şirketleri, doğrudan doğruya belediye başkanına karşı sorumlu “münferiden temsile yetkili” bir ya da iki kişinin yönetimine bırakılmış durumda.

2. Karabağlar, Karaburun ve Menemen belediyelerine ait şirketlerde belediye başkanlarının doğrudan doğruya yönetim kurulu başkanlığı görevini üstlendiği, diğerlerinde ise aralarında belediye müdürlerinin ya da meclis üyelerinin yer aldığı belediye başkanınca “güvenilir” kişilerin yer aldığı, böylelikle bu kamu görevlilerine ya da siyasetçilere ek bir gelir kapısı yaratıldığı görülmekte.

3. İlçe belediyelerine ait 71 şirketten 15’inin isminde “personel” sözcüğü geçtiği için bu şirketlerin, belediye işçilerinin taşeron eliyle istihdam edilmesi işinde kullanıldığı ve bu durumun emeğin sömürüsü açısından oldukça sakıncalı olan taşeronlaşmanın sürecine katkıda bulunduğu görülmektedir.

4. İlçe belediye şirketleri arasındaki en ilginç özellik, 8 şirket ile en fazla şirkete sahip Çeşme Belediyesi‘nde karşımıza çıkmaktadır. Zira Sayıştay‘ın Çeşme Belediyesi 2022 yılı denetim raporu bilgilerine göre, bu şirketlerin sadece ikisinde belediye sermayenin % 100 ve % 99,98’ine sahipken; diğer 6’sında % 0,004 ila % 5 arasında değişen çok küçük oranlarda hisse sahibi olduğu görülmektedir. (1)

Durum bu şekilde ilginç bir tabloyu sergilemekle birlikte, belediyenin % 99,98 oranında hissedar olduğu Alataş, Alaçatı İmar İnşaat Turizm San. ve Tic. A.Ş.‘nin % 5 oranında hissedar olduğu ve adı Port Alaçatı isimli yatırımı ile gerçekleştirilen kıyı yağması ve vergi yolsuzlukları nedeniyle sıkça anılan Alaçatı Turizm Yatırım ve İşletme A.Ş.‘ndeki yönetim kurulu başkanlığı makamının, Alataş A.Ş.‘ye; yani 2019-2024 ve 2024-2029 hizmet dönemlerinde sırasıyla Çeşme belediye başkanları Muammer Ekrem Oran‘la Lal Denizli‘ye ikram edilmiş olması, bir yandan belediye başkanlarından alınan destekle kıyı yağmasıyla vergi yolsuzluklarını gerçekleştirip bunu sürdürülebilecek dokunulmaz bir güce ulaşmak istendiğini, diğer yandan da Alaçatı eski belediye başkanı Remzi Özen‘in bile sırf bu şirketin projelerindeki usulsüzlük ve yolsuzluklar nedeniyle bir zamanlar hapse düşmesini sağlayan belediye pay ve desteğini; böylelikle, bir belediye şirketinin çok ufak bir payla hissedar olduğu özel bir şirket eliyle suç işlemeyi nasıl kolaylaştırdığını ortaya koymaktadır. (2)

Ayrıca “Alaçatı” ismi kullanılarak nerede kurulduğu belli olmayan; ancak, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi (TTSG)‘nde yayınlanmış ilk ilamının Ankara‘dan alındığı anlaşılan bu şaibeli ve vergi yüzsüzü şirketin, 3 Kasım 1995-21 Nisan 2015 tarihleri arasındaki ilamlara göre Ankara‘da, 14 Haziran 2013-27 Ekim 2020 tarihleri arasındaki ilamlara göre İstanbul‘da, 1 Eylül 2020 tarihi sonrasındaki ilamlara göre de İzmir‘de faaliyet gösterdiği, 29 Aralık 2010-18 Nisan 2019 dönemindeki ilamlara göre Çeşme‘de bir şubesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

5. İlçe belediye şirketleri ile ilgili bilgilerin şeffaflık ilkesine aykırı olarak yayınlanmaması nedeniyle, bu şirketlerde yönetim kurulu başkanı, üyesi ve “münferiden temsile yetkili” unvanı ile görev yapanların bunun karşılığında ne kadar huzur hakkı aldığı, -kolaylıkla tahmin edeceğiniz gibi- belediyeler ve şirketler açısından devlet sırrı gibi saklanan bilgilerdir.

Çeşme Belediye Meclisi

İki ayrı yazı bütününde yaptığımız araştırma, inceleme ve değerlendirmeler sonucunda ortaya çıkan, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyeliğinin meclis, meclis başkan vekilliği, encümen, ihtisas komisyonu, siyasi başkan yardımcılığı, üye olunan birlik ve belediye şirketleri üzerinden alınan maaş ve huzur haklarıyla adeta “ekmek kapısı“na dönüşen bir meslek haline gelmesi karşısında, belediyelerin ve meclislerinin kurumsal saygınlığını korumak amacıyla aynen kamu görevlilerini kapsayan düzenlemeler gibi belediye başkanları ve meclis üyeleri için hazırlanan “Belediye Başkanları ve Meclis Üyeleri İçin Etik İlkeler Bildirgesi” çerçevesinde yaşama geçirilmesini diliyorum: (3)

1. İlçe belediye meclislerinde herhangi bir ihtisas komisyonunda görev yapan bir meclis üyesinin, büyükşehir belediye meclisinde de aynı konu ile ilgili ihtisas komisyonunda görev alamaması,

2. Her yıl yenilenen meclis ihtisas komisyonlarındaki üyelerin üst üste iki yıl aynı komisyonda görev yapmaması,

3. Belediye meclislerinin görevlerinden biri de belediye başkanlarıyla encümen arasındaki anlaşmazlıkları karara bağlamak olduğu için meclisi yönetme yetkisi olan ilçe belediyesi ve büyükşehir belediyesi meclisi birinci başkan vekilinin encümen üyesi olmaması gibi etik normların belirlenmesi,

4. Siyasi başkan yardımcısı olan meclis üyelerinin büyükşehir belediye başkanı tarafından başkan vekili olarak görevlendirilememesi, hiyerarşisi altında olan birimlerle ilgili konuların görüşüldüğü komisyonlara üye olamaması veya toplantılarına katılmaması ya da oy hakkı olmadan katılabilmesi, encümen üyesi olmaması, olması halinde ise başkanın katılmadığı toplantılarda encümene başkanlık yapmaması,

5. İlçe belediye meclis üyesinin, ilçe belediyesinde encümen üyesi olması halinde büyükşehir belediyesinde encümen üyesi seçilmemesi,

6. İlçe belediye meclis üyesinin, hem siyasi başkan yardımcısı hem de ilçe veya büyükşehir encümen üyesi olması halinde denetim komisyonlarında görev almaması,

7. İlçe belediye başkanlarının, büyükşehir belediye meclis üyesi sıfatı ile büyükşehir belediye encümenine üye olamaması.

8. Belediye meclisi üyelerine verilen görevlerle bunun karşılığında ödenecek huzur haklarının, belediye meclisindeki tüm üyeleri kapsayacak şekilde üye olabilecekleri komisyon sayıları itibariyle sınırlanıp yapılan tüm ödemelerin şeffaflık ilkesi doğrultusunda kamuoyuna açıklanması,

9. Belediye meclisleriyle ihtisas komisyonlarının bir yıl içinde yaptıkları çalışmalarla ilgili faaliyet raporlarının, aynen belediye başkanının faaliyet raporu gibi düzenlenerek kamuoyuna açıklanması,

10. Merkezi ve yerel yönetimlerde tasarruf uygulamasının gerçekleştiği ya da belediyelerin büyük miktarlarda borçlu olduğu dönemlerde belediye çalışanlarından istenen fedakarlık çerçevesinde meclis, encümen ve ihtisas komisyonu üyelerinin de gönüllü olarak fedakarlık yapıp huzur hakkı talep etmemesi,

11. Belediyelerin karar ve denetleme organı olan belediye meclisi üyelerinin, belediyelerde siyasi başkan yardımcısı, şirketlerde de yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve üyesi gibi görevler almaması ve bu üyelere bu şekilde görevler verilmesi durumunda herhangi bir şekilde ödeme yapılmaması,

12. Belediyelere ait tüm kamu hizmetlerinin, belediye şirketlerinin tek başına ya da başka şirketlerle birlikte “ticari sır” perdesi arkasına saklanarak kolaylıkla suç işlemesini sağlayan, bu nedenle de kamu yararı açısından suç mahalli olarak nitelediğim şirketler eliyle özelleştirilmesinden vazgeçilerek, belediyelerin Toplumcu Belediyeciliğin temel ilkelerinden biri olan Anti-Kapitalist Belediyecilik anlayışı çerçevesinde “yeniden belediyeleşme” hareketiyle birlikte belediyeler tarafından yürütülmesi sağlanmalıdır.

……………………………………………………………………………………………..

(1) Çeşme Belediyesi 2022 Yılı Denetim Raporu, sh. 7-8, https://www.sayistay.gov.tr/reports/download/47o8yvLgy6-izmir-cesme-belediyesi (Erişim Tarihi: 25.10.2024)

(2) https://www.evrensel.net/haber/529571/cesme-alacati-portta-vergi-usulsuzlukleri-bitmiyor, https://www.evrensel.net/haber/524696/cesme-alacati-portta-buharlasan-milyon-avrolar-meclis-gundeminde, https://www.evrensel.net/haber/505159/alacati-port-davasina-buharlasan-milyon-eurolar-damga-vurdu, https://www.evrensel.net/haber/519481/cesme-alacati-portta-milyonlarca-avro-vergi-usulsuzlugu

(3) Keleş, R., Gençkaya, Ö. F., Yerel Yönetimlerde Etik Mevzuatı ve Uygulaması, Marmara Belediyeler Birliği Kültür Yayınları, İstanbul, 2022, s.383-386.

Yararlanılan Kaynaklar

Alıcı, O. V., Kızılboğa Özaslan, R., “Büyükşehir Belediye Meclislerinde Temsil Sorunu ve Meclis Üyelerinin Üstlenebilecekleri Görevlerdeki Orantısızlık, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, Cilt 29, Sayı 1, Ocak 2020, s.95-115. https://library.dogus.edu.tr/mvt/pdf.php

Demir, M. A., “Türkiye’de Belediye Meclis Üyelerinin Temsilde Adalet Bakımından Değerlendirilmesi, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt 78, No.2, 2023, s.311-332. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2297330

Dikyol, Z., Açıklamalı ve İçtihatlı Belediye Meclisinin Görevleri, Türkiye Belediyeler Birliği, Ankara-2024.

Güler, F., “Büyükşehir Belediye Meclisi Üyeliği Seçim Sisteminin Sebep Olduğu Sorunlar“, Akademik İzdüşüm Dergisi, Yıl: 2023, Cilt 8, Sayı 1, S.155-184. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2888506

Belediye Meclisi Toplantı ve Çalışmasına Dair Yönetmelik

Belediye meclis komisyonları ve “huzur hakkı demokrasisi” (1)

Ali Rıza Avcan

Türkçe Sözlük, kullanım açısından biraz eskimiş olmakla birlikte “ihtisas” sözcüğünü “uzmanlık“, “ihtisas yapmak” deyişini ise, “belli bir konuda özel eğitim görerek uzmanlaşmak” olarak tanımlıyor. Bu anlamda, “ihtisas sahibi” kişi denilince, belirli bir alanda eğitim alarak bilgi, birikim ve deneyim kazanan uzmanları, “ihtisas komisyonu ” denilince de bu tür uzmanlardan oluşan çalışma gruplarını anlamamız gerekiyor.

Örneğin hukuk eğitimi alarak hukuk, mimarlık ya da şehir planlama eğitimi alarak yapı, yapılaşma ve imar, kültür ve sanat alanında eğitim alarak bu konuyla ilgili yaratıcılık, üretim ve tasarım, halkla ilişkiler alanında eğitim alarak iletişim ve tanıtım alanlarında bilgi sahibi olup uzmanlaşmak ya da “hukuk komisyonu” ya da “imar ve bayındırlık komisyonu” denilince sadece bu konularda uzmanlaşmış insanların bir araya geldiğini, bunların dışında kalanların ise orada yer almaması gerektiğini düşünüyoruz.

Türkçe’nin bize kazandırdığı diğer bir deyim ise, bir işin gerçekleşmesini zorlaştırmak istediğinizde ya da yapılacak bir işten kısa zamanda sonuç alınamayacağını ifade etmek için kullandığımız “işi komisyona havale etmek” deyişidir. Böylelikle ele alınan bir işin kısa sürede yapılamayacağını, başka bir deyimle ne zaman sonuçlanacağının bilinmediğini anlatmak isteriz.

İşte bugünkü yazımız da, anlamlarını açıklamaya çalıştığımız bu “ihtisas“, “ihtisas komisyonları” ve “işi komisyona havale etmek” sözcükleri ile ilgili olacak.

Çünkü belediye meclisi üyeliğinin adeta bir mesleğe dönüştüğü bugünlerde, iğneyle kuyu kazarcasına yaptığımız araştırma sonucunda, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin, temsil ettikleri ilçe belediyesi ile büyükşehir belediyesinin encümen, denetim ve ihtisas komisyonlarında; ayrıca, büyükşehir ve ilçe belediyesi şirketlerinde görev yapıp yapmadığını, görev yapıyorsa ya da yapmışsa kaç adet ve ne miktarda huzur hakkı aldığı ile ilgili olacak…

Ancak İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin hem İzmir Büyükşehir Belediyesi, hem de ilçe belediyesinin temsilcisi olarak görev yaptığı Ege Belediyeler Birliği, Kıyı Ege Belediyeler Birliği, Tarihi Kentler Birliği, Türkiye Belediyeler Birliği, İzmir Kuş Cennetini Koruma ve Geliştirme Birliği ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği gibi birlik ve kurumlarda genel kurul delegesi ya da yönetim ve denetim kurulu üyesi olarak görev yapan meclis üyelerine, bu birlik ve kurumların ne miktarda huzur hakkı ödediğini belirleyemediğimiz için, bu konuyu zorunlu olarak bu araştırmanın dışında bırakmak zorunda kaldık.

İki bölümden oluşacak yazı dizimizin ilk bölümünde örnek olarak ele aldığımız İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin, 2009-2024 yılları arasındaki üç hizmet dönemi ile 2024-2029 döneminin ilk yılı olan 2024’de huzur hakkı aldıkları encümen, denetim ve ihtisas komisyonları üyeliğiyle 2024 yılı itibariyle İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinde, yazımızın ikinci bölümünde ise yine aynı meclis üyelerinin 2024 yılı itibariyle temsil ettikleri ilçe belediye meclisleriyle şirketlerindeki ve üyesi oldukları birlik ve kurumlarda huzur hakkı aldıkları görevleri inceleyip değerlendireceğiz.

Tabii ki, belediye meclisi üyelerinin üye oldukları ihtisas komisyonlarını düzenleyen Belediye Meclisi Çalışma Yönetmeliği hükümlerini dikkate alıp gerektiğinde buna ilişkin açıklamalar yapmak suretiyle…

Belediye meclisi hiyerarşisi…

5393 sayılı Belediye Kanunu‘nun 24. maddesine göre belediye meclisi, üyeleri arasından en az 3, en fazla 5 kişiden oluşan ihtisas komisyonları kurabilir ve komisyonların bir yılı geçmemek üzere ne kadar süre için kurulacağı aynı meclis kararında belirtilir. Komisyon üyesi sayıları, büyükşehir belediyelerinde 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu‘nun 15. maddesi uyarınca en az 5, en fazla 9 kişi olarak düzenlenmiştir.

İhtisas komisyonları, her siyasi parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşturulur. Büyükşehir belediyelerinde imar ve bayındırlık, plan ve bütçe, denetim, çevre ve sağlık, eğitim, kültür, gençlik ve spor ve ulaşım; yani 6 komisyonun kurulması, ilçe belediyelerinde ise imar ve bayındırlık, plan ve bütçe ve denetim; yani, 3 komisyonun kurulması zorunlu, diğerlerinin kurulması ise meclisin tercihine bağlıdır.

İhtisas komisyonlarının görev alanına giren işler bu komisyonlarda görüşüldükten sonra belediye meclisinde karara bağlanır. Meclis toplantısı sonrasında imar komisyonu en fazla 10 iş günü, diğer komisyonlar ise 5 iş günü içinde kendilerine havale edilen işleri sonuçlandırmak zorundadır.

Komisyonlar, kendilerine havale edilen işlerle ilgili raporlarını bu sürenin sonunda meclise sunmadıkları takdirde, konu meclis başkanı tarafından doğrudan gündeme alınır. Yönetmeliğin 21. maddesinin beşinci fıkrasına göre, imar ve bütçe konularında gündeme gelen konular bu komisyonlara gönderilmeden karara bağlanamaz.

Ancak geçtiğimiz günlerde Kurtuluş Savaşı 100. Yıl Anı Evi ile ilgili yazımızda da belirttiğimiz gibi, bu anı evinin Konak Belediyesi‘ne kiralanması ile ilgili başkanlık önergesi 12 Ağustos 2024 tarihinde komisyonlara havale edildiği ve bu konu meclis başkanı tarafından doğrudan gündeme alınmadığı halde plan ve bütçe komisyonunun 20 gün sonraya isabet eden 02 Eylül 2024 tarihinde karar vermesi gibi durumların yaşanması da mümkün olabilir.

5393 sayılı Belediye Kanunu‘nun 24. maddesine göre; “ihtisas komisyonları, her siyasi parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşturulur.” Belirtilen hüküm ve bu konuda alınmış mahkeme kararlarına göre ihtisas komisyonlarına üye seçiminde basit orantı yöntemi kullanılır.

Söz konusu ihtisas komisyonlarındaki üyelere, katıldıkları her bir komisyon toplantısı için bugünkü yazımızın konularından biri olan huzur hakkı ödemesi yapılır. Ödenecek huzur hakkı miktarı ise her yılın ilk ve ikinci altı aylık sürelerine göre değişip; 2024 yılının ikinci dilimine isabet eden 01 Temmuz-31 Aralık 2024 tarihleri arasındaki dönem itibariyle göre şu şekildedir: (1)

Bu miktarlar tabii ki üye olunan komisyon ve toplantı sayılarının artması durumunda daha da çoğalacak ve bunun doğal bir sonucu olarak ihtisas komisyonu üyelerinin aldığı huzur hakkı miktarı bazen asgari ücretli işçilerin ya da memurların maaşlarını bile geçebilecek, böylelikle gönüllü yapılması gereken belediye meclis üyeliği, toplantıya katılıp oy verme karşılığında alınan paralarla bir ticaret ya da meslek konusuna dönüşebilecektir.

Şimdi isterseniz belediye meclislerindeki ihtisas komisyonlarını ve bu komisyonlarda görev alan belediye meclisi üyelerine ödenen huzur haklarını İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi örneğinde ele alarak bu meclisin 2009-2024 döneminde nasıl bir değişim geçirdiğini incelemeye başlayabiliriz.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyeleri, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkındaki Kanun‘un 10. maddesinin (c) fıkrası hükmü ile Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından duyurulan 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimlerin sonuçlarına göre, yereldeki seçmenler yerine üyesi oldukları siyasi partilerce belirlenen 153 ilçe belediye meclisi üyesiyle 1’i büyükşehir belediye başkanı, 30’u ilçe belediye başkanı olmak üzere 31 ilçe belediye başkanından, toplam olarak 184 meclis üyesinden oluşmaktadır. İlçeler adına seçilen ve ilçe belediye meclislerinin diğer üyelerine göre daha ayrıcalıklı konumda olan belediye meclisi üyeleri, hem ilçe ve büyükşehir belediye meclisinde görev üstlenerek; hatta seçildikleri ilçe ile büyükşehir belediyesi şirketlerinde yönetim kurulu başkanı ya da üyesi sıfatıyla görev yapan 153 adet “Creme de la creme meclis üyesi“, sayısı toplamda 786’yı bulan meclis üyesinin “kaymak tabakası” olarak ayrıcalıklı olma halinin mükafatını fazlasıyla almaktadır.

Örneğin bu meclis üyelerine, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi olarak her ay üç kez yapılan olağan meclis toplantısına katıldıkları takdirde, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 08 Ocak 2024 tarih, 2 sayılı kararı uyarınca büyükşehir belediye başkanına yapılan brüt 210.862,80 TL. tutarındaki aylık ödemenin günlük tutarının üçte biri miktarında; yani, geldikleri ilçelerde geçerli huzur hakkı miktarları dikkate alınmaksızın 2.342,92 TL X 3 toplantı = 7.028,76 TL., bir ayda üç kez yapılan belediye meclisi toplantılarına 184 adet üyenin tümünün katılması durumunda, 2024 yılının ikinci altı ayında geçerli olan tarifeye göre her ay toplam olarak 1.293.291,84 TL, bir yıl içinde de 15.519.502,08 TL tutarında huzur hakkı ödenmesi mümkündür.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üye sayısı, aşağıdaki tablodan da görüleceği gibi il nüfusunun yıllar içindeki artışına bağlı olarak 2009-2014 döneminde 24’ü belediye başkanı, 104’ü meclis üyesi olmak üzere 128’e, 2014-2019 döneminde 31’i belediye başkanı, 168’i meclis üyesi olmak üzere 168’e, 2019-2024 döneminde 31’i belediye başkanı, 176’sı meclis üyesi olmak üzere 176’ya ve son olarak 2024-2029 döneminde 31’i belediye başkanı, 153’ü meclis üyesi olmak üzere 184’e yükselmiştir.

Belediye ve meclis başkanlarının belediye, ESHOT ve hal encümenleriyle ihtisas komisyonlarında yer almadığı durumda;

1) 2009-2014 döneminde toplam 104 meclis üyesi için oluşturulan 157-160 encümen ve komisyon üyeliğinin yıllara göre % 59-61 (93-96 üye) aralığında değişen üye,

2) 20014-2019 döneminde toplam 137 meclis üyesi için oluşturulan 126-139 encümen ve komisyon üyeliğinin yıllara göre % 80-89 (124-139) aralığında değişen üye,

3) 2019-2024 döneminde toplam 145 meclis üyesi için oluşturulan 127-137 emcümen ve komisyon üyeliğinin yıllara göre % 56-76 (127-137) aralığında üye,

4) 2024-2029 döneminin ilk yılı olan 2024 yılında da toplam 153 meclis üyesi için oluşturulan 225 adet encümen ve komisyon üyeliğinin % 67 (150 üye) oranında ki üye tarafından doldurulduğunu görürüz.

Ortaya bu şekilde bir dağılımın çıkması ise, yine aynı tablonun son sütunundaki yüzde oranlarını dikkate aldığımızda 2009-2024 yılları arasındaki 16 yıllık hizmet süresi içinde belediye meclisi üyelerinin en az % 56’sının, en fazla % 89’unun encümenlerle ihtisas komisyonlarında yer bulabildiği, geriye kalanların ise hiç bir şekilde encümen ya da ihtisas komisyon üyesi olamadığı; ayrıca, beş yıllık her hizmet döneminin ilk yılında seçimler sonrasında ortaya çıkan ve daha fazla meclis üyesinin komisyonlarda görev almasını hedefleyen demokratik yaklaşımın yıllar geçtikçe bozulduğu ve seçim öncesine rastlayan beşinci yılda en adaletsiz dağılımın ortaya çıktığı, son bir ya da iki yılda ayrıcalıklı ve “her alanda uzman olan” bazı meclis üyelerinin görev aldığı komisyon sayısında 3’e; hatta, 4’e ulaşan artışlar olduğu görülür.

Yukarıdaki tablo dikkatli bir şekilde incelenecek olursa, ihtisas sahibi olduğu söylenen komisyonların her seçim sonrasında, artan nüfus ve kentsel sorunların çeşitlenip artması nedeniyle; ayrıca, bazı meclis üyelerinin çalışıp huzur hakkı alabilmesi amacıyla yeni ihtisas komisyonlarının yaratıldığı; böylelikle daha fazla meclis üyesinin komisyonlara üye olduğu görülmektedir.

Bu durum bazen o kadar açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır ki, her ne kadar örnek aldığımız belediye meclisi İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi olmakla birlikte; 31 Mart 2024 tarihli seçimler sonrasında herhangi bir ihtisas komisyonunda yer almadığı gerekçesiyle itiraz eden Konak Belediye Meclisi üyelerinin talebi üzerine, acilen yeni ihtisas komisyonları kurularak hoşnutsuz meclis üyelerinin memnun edilmesi sağlanmıştır. Bu durum tabii ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi için de geçerlidir ve bunun doğal bir sonucu olarak kadın-erkek eşitliği komisyonunun adının 2019 yılında CHP’lilerin oyuyla toplumsal cinsiyet eşitliği komisyonuna, derin ideolojik ayrılıklar nedeniyle 2019-2023 döneminde ısrarla üye vermeyen AKP, 2024 yılında üye vererek daha fazla komisyon üyesi olmaya başlamıştır.

Bazı ihtisas komisyonları, özellikle de herkesin bildiği üzere imar ve bayındırlık komisyonu ya da plan ve bütçe komisyonu üyeliği bütün belediye meclislerinde fazlasıyla rağbette olup adeta tüm meclis üyeleri bu iki komisyona girebilmek için fırsat kollamakta, sırada olabilmek için can atmaktadır… Çünkü kentteki rantı yönetmek ya da mali anlamda suyun başında olmak önemlidir ve size istediğiniz kapıları açmada oldukça yeni imkânlar sunabilir… Böylelikle kentteki büyük gayrimenkul sahiplerini, inşaat şirketlerini ve toprak ya da arsa rantı ile ilgili lobilerini, kamu kaynaklarını tırtıklamak isteyen grupları tanıyabilir, onlarla özel ilişkiler geliştirebilir; hatta geleceğin belediye başkanları, milletvekilleri bile olabilirsiniz… Bunun en iyi örneği, 2022 ve 2023 yıllarında İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi İmar ve Bayındırlık Komisyonu başkanı olan İrfan Önal‘ın bugün Bayraklı Belediye Başkanı olmasıdır.

Herhangi bir İhtisas komisyonuna girip çalışmak için o komisyonun gerektirdiği ihtisas; yani uzmanlık bilgisine sahip olmanız gerekmemektedir. Bunun en yakın ve somut örneği, önce 2019 yılında encümen üyesi iken 2020 yılında hiçbir encümen ve komisyonda yer almayan, 2021 yılında imar ve bayındırlık komisyonu üyesi, 2022 ve 2023 yıllarında ise aynı komisyonun başkanlığını yapan tekstil mühendisi İrfan Ünal‘ın 2024 seçimleriyle birlikte İzmir‘in rantı en yüksek ve bereketli ilçesi Bayraklı‘ya “yürü kulum” dercesine belediye başkanı olması ya da Yüksek Seçim Kurulu (YSK)‘na yaptığı başvuruda “kişisel gelişim uzmanı” olduğunu bildiren Seyhan Müşerref Kuralı‘nın 2024 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi Turizm ve Fuarcılık Komisyonu başkanı olarak görev yapıyor olması bu liyâkat sorunun en güzel örnekleridir.

İşte bu tespitin diğer bir sonucu olarak, özellikle de 2019-2024 dönemi belediye meclisinde bazı meclis üyelerinin adeta bir tenis topu gibi her yıl değişik bir ihtisas komisyonuna alınarak görevlendirildiği görülmektedir.

Hem de nasıl!!! Değil 1, 2, 3 ve hatta aynı anda 4 komisyonda görev yapmaları mümkün… Tabii ki partisi ve meclisi içinde güçlü ilişkileri varsa ve komisyon üyeliği meclis dışındaki başka birilerinin işine yarıyorsa… Bu konuda 4 ihtisas komisyonu üyeliği ile rekoru elinde bulunduranlar kimler diye sorarsanız; ben de size, 2009-2014 döneminde Günsel Sağlam, Sevin Brav, Halil Serbeş, Semra Arık, 2016 için Göksel Dinçer, 2021 için Fikret Mısırlı, 2022 için Bahar Gürsul, Nilüfer Bakoğlu Aşık, Selahattin Şahin, Sıla İlgi Akkaş, Yeşim Tekoğlu ve 2023 için Sıla İlgi Akkaş isimlerini verebilirim… Tabii ki imar ve bayındırlık ya da plan ve bütçe gibi “baba” komisyonlarda yer alıp veya encümen üyeliği yapıp tek bir komisyonla idare eden “kanaatkârları” da unutmamak koşuluyla…

Gerekmiyor; ama bazı komisyonların toplanıp üyelerin huzur hakkı alması ya da daha fazla huzur hakkı alabilmesi için neredeyse her önergenin komisyonlara havale edilmesi şeklinde bir alışkanlık var. Bunun en iyi örneğini ise, 2024 yılı toplantılarında Cumhur İttifakı üyesi meclis üyelerinin bozkurt işareti yapıp UEFA‘dan ceza alan Merih Demiralp‘in heykelinin yapılması için verdikleri önergenin, CHP’li üyelerin herkesçe bilinen tutumları nedeniyle komisyonlara havale edilmeden doğrudan doğruya görüşülüp karara bağlanması mümkün olmakla birlikte, baştan karşı çıkılması uygun görülmeyen böylesi bir siyasi hamlenin uzun vadede unutulup telafi edilmesi için buna dair önerge hiç gerek yokken ihtisas komisyonlarına sevk edilmiş ve böylelikle, “işi komisyona havale etmek” anlayışı içinde birden fazla ihtisas komisyonuna toplantı yapıp huzur hakkı alma imkânı verilmiş ve sonuç olarak, verilen önerge önce komisyonlardaki, daha sonra da meclisteki CHP‘li üyelerin oylarıyla reddedilmiştir.

Gerek 5393 sayılı Belediye ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi kanunları, gerekse Belediye Meclisi Toplantı ve Çalışmasına Dair Yönetmelik hükümlerine göre hiç de gerekmiyor, söz konusu düzenlemelerde bunu gerektirecek bir zorunluluk yok; ama, çoğu kez hangi önergenin hangi ihtisas komisyonlarına gönderileceğini meclis toplantısı öncesine diğer parti grubu sözcüleriyle belirleyen belirleyen CHP grup sözcüsünün organize ettiği bu uzlaşma trafiği kapsamında bir önerge ne kadar çok ihtisas komisyonuna gönderilip bu komisyonlara ne kadar fazla toplanma imkânı yaratılırsa; işte o ihtisas komisyonu üyeleri de, o kadar fazla huzur hakkı alma hakkına kavuşabiliyor.

Bu durum günlük yaşamda daha çok esnaf ve sanatkârların kendi meslek odalarında, 20, yıl, 30 yıl oda başkanlığı yapıp yıllananlar şeklinde karşımıza çıkar… İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nde ise adeta esnaf meslek örgütlerinde görüp alıştığımız bu durumu yine aynı konuyla ilgisi olan Esnaf ve Meslek Odaları İhtisas Komisyonu‘nda görürüz ve “böylesi bir durum acaba esnafların loncalardan bu yana sürdürdüğü mesleki bir alışkanlık mı?” diye sormaktan kendimizi alamayız. Çünkü uzun yıllar İzmir Belediye Meclisi üyesi olarak seçilen Şerif Sürücü, araştırmamıza konu aldığımız 16 yıllık 2009-2024 döneminde Esnaf ve Meslek Odaları İhtisas Komisyonu başkanlığı görevini 2010 yılından 2023 yılına kadar tam 14 yıl süreyle devam ettirmiş, adeta bu komisyon belirtilen tarihler arasında Şerif Sürücü‘ye teslim edilmiştir. Şerif Sürücü Esnaf ve Meslek Odaları Komisyonu‘ndaki bu egemenliğini 2022 ve 2023 yıllarında diğer önemli bir komisyon olan Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliği ile takviye edip güçlendirmiştir.

Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir Belediyesi meclislerinin ezeli ve ebedi üyesi avukat Rıfat Özer ise, 2009-2014 döneminde adeta Hukuk Komisyonu başkanlığı ve Ulaşım komisyonu üyeliği ile teslim almış, 2014-2023 döneminde ara verdiği bu görevi 2024 yılında bu kez yine Hukuk Komisyonu başkanlığı ve eskisinden farklı olarak Kent Konseyi Komisyonu üyesi olarak devam ettirmeye başlamıştır.

31 Mart 2024 tarihi sonrasında oluşan yeni İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ı yakından etkileyip ondan İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinde ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ortağı olduğu şirketlerde önemli pozisyonlar koparan bazı isimler bulunmaktadır. Şirket yönetim kurulu başkanlığı, başkan vekilliği ya da yönetim kurulu üyeliği gibi pozisyonlar için bu isimlere ne miktarda huzur hakkı ödendiği “ticari sır” olarak saklanmakla birlikte toplum içinde konuşulan rakamlara göre aylık düzeyde 120, 130 bin liradan az olmayan huzur hakları aldığı söylenmektedir.

Bu şanslı, kayırılan isimler kimlerdir derseniz; ben de size eski başkan Tunç Soyer‘le yollarını ayırıp yeni belediye başkanına yaklaşan Mustafa Özuslu‘nun, bu manevranın mükafatı olarak aldığı İZFAŞ A.Ş. ile İzmir‘in doğalgaz dağıtımını yapan İzmir Doğalgaz A.Ş. isimli şirketteki -muhtemelen dolgun huzur haklaı karşılığında- 2 yönetim kurulu üyeliğini, Cemil Tugay’ın Karşıyaka‘dan getirdiği iki isimden biri olan harita mühendisi Nilüfer Bakoğlu Aşık‘ın Egeşehir Planlama A.Ş.‘ndeki yönetim kurulu üyeliğini, ikinci isim olan TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İzmir Şubesi eski başkanı Saadet Çağlın‘ın İzenerji A.Ş.‘ndeki yönetim kurulu başkan vekilliği ile Çeştaş A.Ş.‘ndeki yönetim kurulu üyeliğini ve son olarak ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü‘nden mezun olduktan sonra Ege Üniversitesi‘nde sosyoloji doktorası yapan Zafer Levent Yıldır‘ın İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin en büyük ve sorunlu şirketi İZBETON‘daki yönetim kurulu başkanlığını dile getirebilirim.

Belediye şirketlerinin yönetiminde yer alan bu dört isme ödenen huzur hakkı ise, diğer şirket yöneticilerde de gördüğümüz gibi “ticari sır” olarak kamuoyunun bilgisinden kaçırıldığı için, belediye başkanı ile adlarını verdiğim bu meclis üyeleri arasındaki özel bağlılık ilişkisiyle sadakatin bedelinin ne olduğu ve ne zamana kadar süreceği -ne yazık ki- bilinmemektedir.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 2009-2024 dönemi encümenler, ihtisas komisyonları ve belediye şirketleri düzleminde ortaya koyduğu performansa yönelik tespitlerimizin sonucunda aşağıdaki önerilerin geliştirilmesi uygun görülmüştür:

1. Temsili demokrasinin iflas edip bizim seçtiğimiz milletvekilleriyle belediye başkanı ve meclis üyelerinin “bizim” ve “bizden” olmaktan çıktığı bir süreçte, siyasi parti genel merkezlerindeki kemikleşmiş oligarşik yapılarca belirlenen meclis üyeleriyle bu üyeler arasında en güvenilir parti ajanları anlamına gelen “kontenjan” adaylarının mahalli idareler seçim sisteminin çıkartılarak, mevcut güçlü belediye başkanlığı sisteminin, belediye başkanından ve siyasi parti genel merkezlerinden bağımsız belediye meclisleri ile dengelenmesi, bu şekilde yaratılacak “denge-denetleme mekanizması” ile yerel yönetimlerin daha demokratik bir hale dönüştürülmesi,

2. Öncelikli olarak her bir meclis ihtisas komisyonun bir hizmet yılı içinde hangi konuları görüşüp ne şekilde kararlar aldığını ve her bir komisyon üyesine ne miktarda huzur hakkı ödendiğini gösteren ihtisas komisyonları ile ilgili yıllık faaliyet raporlarının düzenlenerek kamuoyu ile paylaşılması,

3. İhtisas komisyonları için yapılacak seçimlerde, seçilen üyenin sahip olduğu uzmanlık bilgisi ile görev yapacağı komisyonun faaliyet alanı arasında uyum olduğunu gösteren bilgi ve belgelerin kamuoyu ile paylaşılması,

4. Belediyelerin karar organı olan ve bu nedenle yerel yönetimlerin özerkliği açısından çok önemli olan belediye meclisi üyelerinin tarafsızlığını sağlamak amacıyla, hiçbir şekilde belediye şirketlerinin yönetiminde yer verilmemesi,

5. Belediye meclisinin oluşturduğu çok fazla sayıdaki ihtisas komisyonunun etkinlik, verimlilik ve tasarruf ilkeleri çerçevesinde azaltılması, her önergenin komisyonlara havale edilmemesi, gerektiği takdirde işin uzmanı olmayan belediye meclisi üyeleri yerine işin gerçekten uzmanı olan üniversite, TMMOB, Baro ve konuyla ilgili sivil toplum örgütleri gibi dışarıdan kişi ya da kurumlara danışılması,

Daha sağlıklı, planlı kentlerin gelişmesi ve kentlerdeki yaşam kalitesinin gelişip güçlenmesi açısından doğru ve yerinde olacaktır.

Devam edecek…

(1) Hazine ve Maliye Bakanlığı Kamu Mali Yönetim ve Dönüşüm Genel Müdürlüğü’nün 05 Temmuz 2024 tarih, (5) sıra sayılı genelgesi.

Yararlanılan Kaynaklar

Güler, F., “Büyükşehir Belediye Meclisi Üyeliği Seçim Sisteminin Sebep Olduğu Sorunlar“, Akademik İzdüşüm Dergisi, Yıl: 2023, Cilt 8, Sayı 1, S.155-184.

Belediye Meclisi Toplantı ve Çalışmasına Dair Yönetmelik