Çiğli Tramvayı… (2)

Ali Rıza Avcan

Yazı dizimizin ilk bölümünde ÇED raporu İzmir Valiliği tarafından onaylanan Çiğli Tramvayı hakkında bilgiler vererek bu hatta taşınması muhtemel yolcu sayısı ile ilgili analiz ve hesaplamaların yapılmayışı nedeniyle bu projenin yanlış bir proje olduğunu ifade etmeye çalışmıştık.

Bugünkü yazıda ise bu tramvay hattının yapılış gerekçelerini belirleyip tartışmaya çalışacağız.

Hatırlayacağınız üzere Karşıyaka tramvayı ile ilgili haberler ve yaşanan tartışmalar sırasında bu hattın kendisini besleyecek bir yolcu kapasitesine sahip olmadığı açık bir şekilde görüldü. Özellikle Karşıyaka İskelesi ile Alaybey arasındaki “ölü” hattın varlığı, kişi başına düşen özel araç sayısının 2 ilâ 3 arasında değiştiği Atakent ve Mavişehir mahallelerindeki halkın sabah ve akşam saatleri dışında bu hatta ilgi göstermemesi, Karşıyaka tramvay hattı inşaatının başladığı tarihten itibaren bu hattın yolcu sayısı bakımından daha verimli bir hatla beslenmesi gerektiğini ortaya koydu. Nitekim, henüz inşaat devam ederken bizzat belediye başkanının ağzından bu hatta Çiğli hattının ekleneceğini duymaya başladık.

Karşıyaka tramvayının işletmeye alındığı tarihten kısa bir süre sonra Çiğli tramvayı projesinin hazırlandığı ve bununla ilgili ÇED raporunun İzmir Valiliği tarafından onaylandığı haberlerini duyduk.

Söz konusu raporu okuduğumuzda ise, bu hattın daha çok Atatürk Organize Sanayi Bölgesi ile Katip Çelebi Üniversitesi’ne ve yeni açılan Çiğli Bölge Hastanesi’ne gidip gelenler için düşünüldüğünü öğrendik.

Bu hesaba göre, Çiğli tramvayının güzergahındaki Mavişehir mahallesinin 2017 yılı verilerine göre 13.706 olan nüfusuyla Çiğli ilçesi sınırları içindeki Yenimahalle’nin 8.088, Küçük Çiğli mahallesinin 17.945 olan nüfusunu, yine aynı yıl verilerine göre 7.070 öğrenciye sahip olan Katip Çelebi Üniversitesi’ni ve 6.240.000 metrekarelik bir alanda faaliyette bulunan Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikalarda çalışanlarının hedeflendiği anlaşılıyor.

Ancak bu projenin hazırlanması öncesinde, bu mahallelere ve üniversite, hastane ve sanayi bölgesi gibi çekim merkezlerine gelip gidecek insanların nerelerden gelip nerelere gittikleri hususunun ayrıntılı bir şekilde araştırılıp analiz  edilmediği için bu mahallerde oturanların ya da bu çekim merkezlerine gelip gidenlerden ne kadarının bu tramvay hattından yararlanacağı; ayrıca Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışanların yararlandığı servislerin ne kadar yolcu taşıdığı, bu hattın yapılması durumunda servislerin kullanımından vazgeçilip vazgeçilemeyeceği -ne yazık ki- henüz bilinmemektedir.

Aynen Konak ve Karşıyaka tramvay hattı projelerinde yapıldığı gibi…

Örneğin Atatürk Organize Bölgesi’ne ulaşımı sağlayan 4 ESHOT hattından 1’inin (227) Bostanlı İskele’den, 1’inin (817) Çiğli İZBAN İstasyonu yanındaki Çiğli Aktarma Merkezi’nden hareket etmekle birlikte; (149) nolu otobüs hattının Kaklıç’tan, (751) nolu otobüs hattının Sasalı’dan hareket ettiği dikkate alındığında Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’ne gelenlerin çoğunluğunu Kaklıç ve Sasalı’dan; yani yapılacak tramvay hattının tam aksi yönünden gelmeleri nedeniyle bu hattı kullanmayacakları ortaya çıkmaktadır. Nitekim Bostanlı İskele’den kalkan (227) nolu hat otobüsünün taşıdığı yolcu sayısı dikkate alındığında, bu hattaki otobüslerin kaldırılarak yerine daha pahalıya mal olacak tramvayın konulmasının gerekçesi anlaşılmamaktadır.

Evet, Karşıyaka hattına eklenen bu hattın uç noktalarında Atatürk Organize Sanayi Bölgesi, Çiğli Bölge Hastanesi ve Katip Çelebi Üniversitesi gibi çekim merkezlerinin olması, birleştirileceği Karşıyaka hattının diğer ucunda da Bostanlı İskele, Karşıyaka İskele gibi daha fazla yolcuyu barındıran noktaların olması nedeniyle Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’ne, Katip Çelebi Üniversitesi’ne ve Çiğli Bölge Hastanesi’ne gitmek isteyen Karşıyakalıların buralara eskisinden daha kolay ulaşabilecekleri bilinmekle birlikte; trafik yoğunluğu açısından sorunlu olmayan bu hatlardaki bize göre yeterli olan otobüs sayısının şayet bir yetersizlik ya da talep söz konusu ise arttırılması ya da yeni hatlar açılarak geliştirilmesi mümkünken niye daha pahalı bir yatırım türü olan tramvay hattının açılmasına karar verilmiştir? İşte henüz bu önemli soruya kimse ikna edici bir yanıtı verememektedir. 

Oysa bu işin uzmanları, iki nokta arasındaki toplu ulaşımda tür seçiminin değil, kapasite seçiminin önemli olduğunu söyleyip belirlenen kapasiteye göre yapılacak tür seçiminde maliyetin önemli bir unsur olduğuna işaret ediyorlar.

Çünkü İstanbul, Kayseri, Eskişehir, Antalya ve Samsun’da şimdiye kadar yapılan tramvay projelerinin maliyetlerini dikkate alıp bir ortalama bulmaya kalktığımızda bunun kilometre başına 12,2 Milyon Dolar olduğunu, otobüsle ya da metrobüsle yapılacak toplu ulaşımın ise çok daha ucuz olduğunu söylüyorlar. 

O nedenle, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu hattaki yolcu kapasitesi ile ilgili herhangi bir inceleme, analiz ve değerlendirme yapmadan ve bu hatta otobüs mü yoksa tramvay mı işletmenin daha doğru olacağını tartışmadan daha pahalı bir oyuncak olan tramvaydan yana karar vermiş olmasını yadırgıyor ve doğru bulmuyoruz.

Ayrıca kentin başka bölgelerinde; örneğin Halkapınar-Otobüs Terminali hattında metro ya da tramvay yapmak varken, kentin mevcut ihtiyaç ve öncelikleri açısından daha gerilerden gelen ve İZBAN hattına paralel bir şekilde yapılacak Çiğli tramvay hattının yapılmasını stratejik bulmuyor, bu tür yatırım kararlarında kentin genelindeki tüm ulaşım sorunlarının önceliklendirilmesi ve yatırım kararlarının bu öncelikler göz önünde bulundurularak alınması gerektiğini düşünüyoruz.  

????????? - ???????!

Bütün bu değerlendirme ve düşünceler sonrasında da, Çiğli tramvay hattı acaba yolcu kapasitesi açısından cılız kalan Karşıyaka tramvay hattını desteklemek, onun işletme masraflarını azaltmak için mi yapılıyor diye sormadan da edemiyoruz.

 

Çiğli Tramvayı (1)

Ali Rıza Avcan

Dün bir, bugün iki derken; daha doğrusu yakın zamanda işletmeye alınan Karşıyaka Tramvayının yararları henüz ortaya çıkmamışken, üstüne üstlük Konak Tramvayı adı verilen inşaat çevreye, ağaçlara, insanlara zarar vererek ilerliyorken bir de karşımıza Çiğli Tramvayı denilen bir proje çıktı…

Hem de “Alaybey-Ataşehir İstasyonu arasında işletilen Karşıyaka Tramvay sisteminde artan yolcu ve yolculuk talepleri” gerekçesiyle…

Sanki çoğu Mavişehirli’nin, Atakentli’nin ya da Bostanlı’nın sahillere akın ettiği bu yaz mevsiminin ortasında Alaybey-Ataşehir arasında işletilen Karşıyaka Tramvay sisteminde tüm işletme masraflarını karşılayacak çok yolcu olmuş ve bu yolcu sayısında beklenenden çok artış olmuş gibi…. Tabii ki bu “artan yolcu“ların artan “yolculuk talepleri” varmış gibi…

Sanki İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne not veren uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının, belediyeyi hazırladıkları listelerde üste yerleştiren finans kuruluşlarının, belediye başkanını konferans vermek üzere yabancı ülke başkentlerine davet eden kredi lobilerinin, borç para bulan yabancı ajansların, yapılan işi masum ve şirin gösteren dernek görünümlü şirketlerin talebi, ısrarı ve baskısı olmamış gibi….

Hele ki, şu sıralarda sonuçlanmakta olan İzmir Ulaşım Ana Planı henüz onaylanmamışken…

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Çiğli Tramvayı” adını verdiği, maliyeti Türk Lirası üzerinden 250.000.000.- TL olarak belirlenen yatırımla ilgili Proje Tanıtım Dosyası, geçtiğimiz günlerde İzmir Valiliği tarafından onaylanarak İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nün İnternet sayfasında yayınlandı.

Yayınlanan 102 sayfalık Proje Tanıtım Dosyası “Çiğli Tramvay Hattı Karşıyaka, Ataşehir-Çiğli, Katip Çelebi Üniversitesi Güzergahı (11 Km) Proje Tanıtım Dosyası, İzmir İli, Karşıyaka-Çiğli İlçeleri” başlığını taşıyor.

İBB Çİğli Tramvayı Proje Tanıtım Dosyası

Temmuz 2017 tarihli Proje Tanıtım Dosyası, Ankara’da faaliyette bulunan Envtek Proje Mühendislik Mimarlık Harita Sondaj Çevre Danışmanlık Makine Limited Şirketi tarafından hazırlanmış. 14 Temmuz 2017 tarihinde sunumu yapılan raporu hazırlayan ekip ise 1’si çevre mühendisi, 1’i maden mühendisi, 1’i peyzaj mimarı, 1’i de şehir plancısı olmak üzere 4 kişiden oluşuyor.

Çiğli Tramvay Hattının Uygulamaya Esas Kesin Proje Hizmet Alım İşi”, Prota Mühendislik Proje ve Danışmanlık Hizmetleri Anonim Şirketi  tarafından üstlenilmiş olup güzerhan proje çalışmaları halen devam etmekteymiş.

Mavişehir İZBAN Deposu bitimindeki Ataşehir İstasyonu’ndan başlayacak olan Çiğli
Tramvay projesi iki etapta toplam 14 istasyonlu olacak şekilde planlanmış.

Güzergâhın birinci etabı, Ataşehir İstasyonu ile Çiğli İZBAN-Çiğli Bölge Eğitim Hastanesi arasında, ikinci etabı ise Ata Sanayi sitesi, Katip Çelebi Üniversitesi ve Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nden geçerek tekrar Ataşehir İstasyonu’na varacak şekilde hazırlanmış.

Projenin, Ataşehir İstasyonu’ndan başlayan ve Çiğli İstasyonaltı Mahallesi’nde devam edip Çiğli Bölge Eğitim Hastanesi’ne kadar olan uzanan 3.500 metre hat uzunluğundaki 5 duraklı ilk etabı, Caher Dudayev Bulvarı, Atatürk Caddesi, Semra Aksu Caddesi, Eski Havaalanı Caddesinden geçerek 8780/1 sokakta bulunan Çiğli Bölge Eğitim Hastanesi’nde son bulacakmış.

Çiğli Bölge Eğitim Hastanesi’nden sonra, Ata Sanayi Sitesi içerisinden geçerek Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nin kuzeyinde, 10038 sokak üzerinden Katip Çelebi Üniversitesi’ne ve bu hat üzerinden Atatürk Organize Sanayi Bölgesi içerisinde Mustafa Kemal Atatürk Bulvarı ve devamında 10002 sokak içerisinden geçerek 8019/11 sokak sonrasında Çiğli İstasyonaltı Mahallesi’ndeki kavşakta hat ile birleşen 7.500 metre uzunluğundaki ve 9 duraklı  ikinci etap ise, İZBAN Deposu bitimindeki Ataşehir İstasyonu’na ulaşacakmış.

Proje, planlı olarak yapılaşmış, yerleşik alan içerisindeki mevcut cadde ve yolların orta refüjlerden geçecek şekilde çift hat olarak yapılacak olup sadece, Çiğli İstasyonaltı Mahallesi ile Karşıyaka Mavişehir Mahallesi arasından geçen İzmir Çevre Yolu’nda tramvay hattı (bisiklet ve yaya yolu birlikte) viyadükle geçilecektir.

İlk etap inşaatı 2017 yılında başlayıp tramvay 2019 yılında, diğer etabı ise 2019 yılında başlayıp 2021 yılında işletmeye alınacak.

Böylelikle kentin kuzey aksında yer alan proje ile yoğun ve uzun bir güzergâhta, şehirci trafik yükünün hafifletilmesi ve daha hızlı bir ulaşımın sağlanması, modern, hızlı, konforlu ve güvenli tramvay hatları ile seyahat edecek yoğun yolcu sayısı ile şehir içinde lastik tekerlekli araçlara olan talebin azaltılması, lastik tekerlekli araçların yarattığı trafik sıkışıklığı hava, gürültü ve görüntü kirliliği gibi olumsuz etkilerin büyük ölçüde azaltılması hedeflenmiş.

Hazırlanan Proje Tanıtım Dosyası’ndaki bilgilere göre;

11 km. hat uzunluğunda ve 14 istasyonlu Ataşehir-Çiğli güzergâhı, mevcut Karşıyaka Tramvay hattının uzantısı olarak kentin diğer sistemleriyle entegre edilmek üzere planlanmış.

Proje Tanıtım Dosyası’ndaki bilgilere göre, bu bölgenin proje alanı olarak seçilmesindeki en önemi nedenler; Karşıyaka ve Çiğli ilçelerinin yoğun konut nüfusu ile Katip Çelebi Üniversitesi, Çiğli Bölge Eğitim Hastanesi, Kent Hastanesi, özel eğitim kurumları, Ata Sanayi Sitesi ile Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nin önemli bir günlük nüfusa ve yoğun bir yolcu kapasitesine sahip olmasıdır.

Çiğli Tramvay hattının yapılması durumunda, otobüs ve minibüslere göre seyahat süresinin azalacağı, toplu taşımadaki araç işletme maliyetlerinin düşeceği ve bu güzergahtaki minibüs ve otobüs trafiği azalacağı için yol bakım maliyetlerinde de tasarrufa neden olacağı ifade edilmektedir.

Resim11

Çiğli Tramvay hattı projesinde hat ve istasyonlar, hemzemin hat olarak inşa edilecek, Çiğli İstasyonaltı ve Karşıyaka Mavişehir mahalleleri arasında kalan İzmir Çevre Yolu, 10 metre yükseklik, 6 metre genişlik ve 400 metre uzunluktaki viyadük köprü ile geçilecektir. 

Çiğli Tramvay hattı, Karşıyaka tramvay hattı ile birleştirileceğinden herhangi bir şekilde araç alımı yapılmayacak, Karşıyaka tramvay hattı için alınan mevcut 17 araç bu hatta da çalıştırılacaktır.

Ancak bu Proje Tanıtım Dosyası hazırlanırken yapılması gereken asıl önemli olan şey; yani bu yatırımla ilgili etüt çalışmaları yapılmadığı ve bu çalışmalar halen devam ettiği için, bu hattan yapım tarihinden sonra kaç kişinin yararlanacağı şimdilik bilinmemektedir.

Gelecek yazımızda, verdiğimiz bu bilgiler çerçevesinde değerlendirmeler yaparak projenin olumlu ve olumsuz yanlarını ortaya koymaya çalışacağız.

Devam Edecek…

Plansız, programsız işler…

Ali Rıza Avcan

Yapım sürecinde defalarca plansız programsız olduğunu, yeterince düşünülüp danışılmadan yapıldığını söylediğimiz Karşıyaka Tramvayı uzun bir “ön işletme” dönemi sonrasında açıldı.

Ön işletme” adı verilen ve yolcuların ücretsiz bindiği  dönemde işletme maliyeti ve kar/zarar gibi unsurlar dikkate alınmadığı için, işletmeci açısından gündeme gelmeyen müşteri bulma gibi çok sıkıcı bir sorun, gündemin tam ortasına gelip oturdu.

Çünkü yapılan tramvay hattını ayakta tutacak yeteri kadar yolcu yoktu (!) Bunu sağlamak için de yolcuların 2 ya da 3 aktarma yapmasını gerektirecek şekilde, otobüs hatlarının kaldırılması gerekiyordu. Ayrıca uzun yıllardır halka hizmet eden taksi dolmuşların devreden çıkarılması uygun görülmüştü. 

Bütün bunlar tramvay projelerinin hazırlandığı süreçte, diğer ulaşım sistemlerinin olumlu ve olumsuz etkileri dikkate alınarak hesaplanmamıştı. Aynı hatta çalışan belediye otobüsleriyle taksi dolmuşların yeterli olup olmadığı, olmadığı takdirde özellikle otobüs seferlerini arttırmak suretiyle yeterli düzeye çıkarılıp çıkarılmayacağı da hiç dikkate alınmamıştı.

Çünkü tramvay teknolojisini satan şirketlerin, yabancı ajansların, belediyeye not veren kredi derecelendirme kuruluşlarının ve yabancı ülke başkentlerinde konferanslar ayarlayan şirket mi yoksa sivil toplum kuruluşu mu olduğunu belli olmayan odakların etkisinde kalınmıştı. Onlara göre tramvay demek nostalji demekti, temiz enerji demekti, en az karbon salınımı yapan ulaşım türüydü, filandı falandı.

O nedenle kent, yabancı kredi kuruluşlarından, bankalardan alınan faizli borçlarla acilen tramvay hatlarıyla döşenmeli, İzmir bir an önce köy ya da kasaba olmaktan çıkıp kentleşmeli, ikinci bir İstanbul olmalıydı.

Bu konuda öylesine ileri gidildi ki; sırf bu işi Türkiye’de ilk yapan belediye olmak adına son derece masraflı olan monoray projeleri bile hazırlandı. Neysek ki akl-ı selim devreye girerek bu monoray işinin pahalı ve gereksiz olduğunu ortaya koyarak bu işten vazgeçilmesini sağladı.

Oysa biz bir süre önce bu kentte, tartıştığımız tramvay projesine de örnek olabilecek şekilde, iç körfezde kullanılmak üzere alınacak gemilerle ilgili bir tartışmayı yaşamıştık.

trv1

Anımsarsanız, polikarbon olması şart koşulan teknelerin yapım işi neredeyse bu konuda tek üretici olma niteliğine sahip Hollandalı bir firmaya verilmiş iken, bunun doğru olmadığını, polikarbon yerine alüminyumdan yapılacak gemilerin Türkiye’de daha ucuza mal edilebileceğini söyleyen TMMOB Gemi Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı ve bu konularda uzman bir bilim insanı olan sevgili dostum Emrah Erginer, sırf polikarbon tekne yapımına karşı çıktığı için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından alüminyum lobisinin adamı olarak ilan edilmiş ve TMMOB İl Koordinasyon Kurulu’nun ağır dilli ortak bildirisi ile layık olduğu cevabı almıştı. Ardından da sonuç itibariyle oldukça yararlı olan bu tartışma sonucunda gemilerin ülkemizde yapılması yoluna gidilerek hem İzmir’in hem de Türkiye’nin daha kazançlı çıkması sağlanmıştı.

Rahmetli demiryolcu bir babanın oğlu olarak tren vagonlarının bir zamanlar TCDD’nın Adapazarı Arifiye fabrikalarında yapılabildiğini hatırlıyorum. Ayrıca ülkemizdeki sanayinin, tramvay ulaşımında kullanılan birçok imalat ve aksamı yapabildiğini bilen bir araştırmacı olarak, bu tramvay vagonlarına her bindiğimde bunun tümünü ya da bir kısmını, bizim ülkemizde, bizim sanayicimizin olanaklarıyla yapmak mümkün değil miydi diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Hele ki kendi gemilerimizi, hatta uçak gemimizi bile kendi imkanlarımızla yapabileceğimizin söylendiği günümüz koşullarında…

Velhasıl Karşıyaka tramvayı herhangi bir gerçek ihtiyacı karşılamayı düşünmeksizin plansız ve programsız bir şekilde, bu teknoloji ve imalatı yapan yabancı sanayi kuruluşlarıyla onları destekleyen yurt dışı kredi kuruluşlarının desteği ile yapılmış, böylelikle İzmir halkı ağır bir dış borcun altına sokulmuş; bu nedenle de halka sorulmadan yapılan bu hatta yolcu bulmak amacıyla mevcut otobüs hatlarıyla taksi dolmuş hattı kaldırılmıştır.

tramvay

Artık bundan böyle Karşıyaka İskele’den Çiğli’ye, Güzeltepe’ye ya da başka bir yere gitmek isteyen yolcunun önce Bostanlı İskele’ye kadar tramvay’a binmesi, ardından da ikinci bir araca binerek evine ya da işine ulaşması sağlanarak İzmirli’nin rahat, kolay ve konforlu yolculuk yapması engellenmiş, taksi dolmuş hattından ekmek yiyen onca sürücü ve ailesinin ortada bırakılması sağlanmıştır.

Sonuç olarak, belediyenin plansız programsız bir şekilde halka sormadan yaptığı bu işten her zaman olduğu gibi yine halk zararlı çıkmış, böylelikle bu teknolojiyi satan yabancı kuruluşlarla bunun finansmanını sağlayanlara yeni kazanç kapıları yaratılmıştır.

 

Gediz Deltası’nda yeni oyunlar

Ali Rıza Avcan

İzmir Körfezi’nin iki yakası arasına yapılacak olan İzmir Körfez Geçişi, bildiğiniz gibi hem AKP hükümetinin hem de CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin uzunca bir süredir yapmak istediği büyük bir proje.

Projenin sahibi Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü. İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Karşıyaka, Çiğli, Balçova ve Narlıdere belediyeleri de sanki bu proje kendi sınırları içinde hiç yapılmayacakmış gibi sessiz kalıp işe ortak olan belediyeler.

Hükümet bu projenin 2017 yılında başlayıp 2023 yılında bitmesi için kolları sıvamış durumda. Bu amaçla çok hızlı bir şekilde hazırlanan ÇED raporunu onaylayıp kesinleştirdiler. Amaçları 2917 yılı içinde ihaleyi yapıp inşaata başlamak. Aksi takdirde sıra sıra dizilip fotoğrafları çekilen o binlerce kamyon ve iş makinesi işsiz kalmış olacak…

road-pant-shutterstock_59147689

İzmir Büyükşehir Belediyesi ise projeye yasal zeminini kazandıracak olan İzmir Ulaşım Ana Planı’nı hazırlamakla meşgul. Planın hazırlığını üstlenen Boğaziçi Limited Şirketi ile yapılan sözleşmeye göre planın normal koşullarda 10 Nisan 2017 tarihinde bitirilmesi gerekiyordu. Ancak belediye her işte olduğu gibi bu işi de uzattığından planın hangi tarihte bitirilip onaylanacağı şimdilik bilinmiyor.

Ancak iktidar çevreleri de bu arada boş durmuyor. Projenin başlangıç noktası olan Çiğli ve Sasalı bölgelerinde önemli hazırlıklar yapıyor. Porjeye karşı çıkanların Gediz Deltası Sulak Alanı, İzmir Kuş Cenneti ya da Ramsar Sözleşmesi ile korunan alanlar üzerinden yapabilecekleri olası itirazları karşılamak amacıyla Gediz Deltası Sulak Alanı ve İzmir Kuş Cenneti üzerinde ciddi müdahaleleri başlatıyor.

Bu müdahalelerin ipuçlarını, projeye ait ÇED Raporunun 170 ve 182. sayfaları arasındaki anlatımlarda bile görmek mümkün. Bu anlatımlardan da göreceğimiz gibi, iktidarın etkin olduğu tüm devlet kurumlarının olası hamleleri sanki bir film senaryosu gibi hazırlanarak hangi kurumun ne yapacağı, hangi işlemleri yapacağı önceden net bir şekilde öngörülmüş.

Sözkonusu ÇED raporundaki anlatımlara göre; İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzenleme Planına giren proje alanının, Çiğli ve Karşıyaka ilçe sınırlarındaki güzergahı 1. derece doğal sit alanında, Sasalı kesimi Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi’nde ve Ramsar alanının dışında, Balçova ve Narlıdere ilçe sınırlarındaki kısmı ise 3. derece doğal sit alanında; ayrıca İzmir Valiliği İl Gıda Tarım Hayvancılık Müdürlüğü’nün belirlediği İP-15 nolu Kara Midye yetiştirme alanıyla 102 nolu Akivades Yetiştirme Alanı’nda kalmaktadır.  Proje alanı ayrıca Kıyı Kanunu gereğince yapı yasağı getirilen alanlar içinde bulunmaktadır.

Bütün bu engelleri ortadan kaldırmak ve projeyi yapacak olan müteahhit firmaya her türlü sorundan arındırılmış bir alanı teslim etmek amacıyla;

1. Proje alanının Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi içinde yer alması nedeniyle gelebilecek itirazları karşılamak amacıyla, sulak alanların ya tümüyle ortadan kaldırılmasını ya da sınırlarının daraltılmasını kolaylaştıran ve 04 Nisan 2014 tarih ve 28962 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği çerçevesinde Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca yapılmakta olan revize çalışmalarının sonuç vermesi beklenmektedir.

Bunun bir ilk adımı olarak da İzmir Kuş Cenneti’nin  korunması amacıyla oluşturulan çok ortaklı İzmir Kuş Cenneti Koruma ve Geliştirme Birliği’ni (İZKUŞ) sudan sebeplerle dağıtarak bu alandaki tek hakimin Orman ve Su İşleri Bakanlığı olduğunu hatırlatılmaktadır.

2. Proje alanın 1 ve 3. derece doğal sit alanında olması nedeniyle ortaya çıkabilecek bir takım sıkıntıların, bu konularda görevli ve yetkili olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın vereceği izinlerle aşılabileceğine inanıyorlar.

3. Kara midyesi ve akivades yetiştirme alanlarıyla ilgili sıkıntının, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu ve yönetmeliği kapsamında Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı’nın mütalaasına dayalı olarak alınacak izinler sayesinde aşılabileceğine emindirler.

4. Projenin 3621 sayılı Kıyı Kanunu hükümlerine tabi güzergahı kapsamında kıyı kenar çizgisinin deniz tarafını içeren kısmına ait imar planı teklifinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü’ne iletilerek bu alana ait imar planının söz konusu bakanlık tarafından hazırlanacağı belirtilmektedir.

flamingo

Görüldüğü gibi, İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin kolaylıkla yapılabilmesi için iktidar tarafından bütün yollar açılmakta, açılan yollar tesviye edilip döşemesi yapılmakta, bütün pürüz ve sorunlar oldukça organize bir şekilde çözülmeye çalışılmaktadır.

Tabii ki, bütün bunları izleyip sessiz kalmak suretiyle suça ortak olan İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin işbirliğiyle…

Anlaşılan odur ki projeyle ilgili birçok sorun, iktidar olmanın pervasızlığı ve yerel yönetimlerin bu işi kolaylaştıran sessizliği ile aşılacak ve projeye başlanacaktır…

Tek bir istisna; suç ortaklığı yapıp iktidarın işini kolaylaştıranları tanımak, bilmek ve unutmamak koşuluyla…

 

 

“Kentli” ya da “partili” olmak…

Ali Rıza Avcan

Son yıllarda hangi kentte, hangi siyasi partiden belediye ya da belediye başkanı olursa olsun, kentli olmak adına yaşadığımız sorunlar azalacağına artıyor ve hangi biriyle uğraşacağımızı açıkça bilemiyoruz.

Çoğu kez suyumuzun akmaması, çöplerin zamanında alınmaması, kaldırımların tekrar tekrar yapılması, verdiğimiz vergilerin çarçur edilmesi gibi klasik sorunların yanına çevrenin, doğanın tahrip edilmesi, sahip olduğumuz değerlerin hoyratça ortadan kaldırılması gibi yenileri ekleniyor. 

Kısacası kötülük dediğimiz şey, faşizmin kurumsallaştığı günümüz koşullarında kendine daha uygun bir ortam bulup çoğaldıkça çoğalıyor, üredikçe ürüyor.

Kültürpark 105 - Kıvılcım Güngörün

Bizler ise bunu önlemek adına bizim gibi düşünen insanlarla sosyal medya ortamlarında paylaşımlar yapıyor, gruplar kuruyor ya da en yakınımızdaki insanlarla dertleşmeye, bir araya gelmeye, halk forumu dediğimiz yerel örgütlenmelere gitmeye çalışıyoruz.

Çünkü bizi memnun edecek bir yaşam kalitesine sahip olmadığımızı, yerel yöneticilerimizin bu işi yapabilecek liyakatte olmadığını, ufak ve akılcı çözümlerle çok daha etkin, verimli ve anlamlı sonuçlara ulaşılabileceğini biliyor, daralan yaşam alanlarımızı genişletmeye çalışıyoruz.

Tüm amacımız hak ettiğimiz yaşam kalitesi yüksek bir kentte yaşamak…

Bizler bütün bunları yaparken, birçok siyasal örgütlenme ve eylemde kendilerine destek verdiğimiz, yardımcı olduğumuz partililerin şikayetçi olduğumuz şey şayet kendi partileri, kendi partilerinden yöneticiler ise titizlikle uzak durduklarını, o işe bulaşmak istemediklerini, sosyal medyada bir beğeni yapmaktan bile kaçındıklarını görüyoruz.

Bizlerle birlikte aynı tavrı göstermemekle birlikte, partileri içinde, parti disiplin ve düzenine uyarak bu konuları dile getirmediklerini, parti içi görüşme ve tartışma süreçlerine bu konuları taşımadıklarını görüyoruz.

Bu durum haliyle bizleri hayal kırıklığına uğratıyor ve çoğu kez, bir demokrat olduklarını düşündüğümüz için yanımızda görmek istediğimiz o partililerin sessiz, suskun kalıp bir anlamda yapılan yanlışa ortak olmaları nedeniyle onlara daha fazla kızıyoruz.

Çünkü özel görüşmelerimizde bize haklı olduğumuzu, bizi desteklediklerini söylemelerine karşın, iş açık mücadeleye geldiğinde onları yanımızda, arkamızda göremiyoruz.

Yapay Ada 01

Çünkü ülke genelinde yaptıkları demokrasi mücadelesini kendi partilerinden seçilen belediye başkanlarının yönettiği kentlere taşımak istemediklerini, böyle bir durumun kendi ellerini zayıflatacağını düşündüklerini, bu nedenle kent hakkı çerçevesinde gerçekleştirilen mücadele ve eylemler karşısında seçici davrandıklarını, eylem ve mücadele alanları arasında partilerinden yana bir seçim yaptıklarını görüyoruz. 

Geçtiğimiz yazdan bu yana sürdürdüğümüz Kültürpark mücadelesi, İzmir Körfezi’ni kurtarmak adına yürüttüğümüz İzmir Körfez Geçişi Projesi ve en son Karşıyaka’daki Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı’nın aslına uygun restore edilmesi için başlattığımız mücadele hep bu örnekleri yaşadığımız alanlar oldu.

Ne zaman iktidar ya da hükümet karşıtı bir eylem varsa oraya gidip kendilerini gösteriyorlar. Ama söz konusu olan şey partileri ve kendi partilerinden seçilmiş iktidarlar ise o zaman mücadeleyi genellikle uzaktan seyretmeyi tercih ediyorlar.

Oysa demokratik bir parti yapılanmasına sahip olduklarını, partilerinin Türkiye’nin en demokratik partisi olduğunu, parti içinde demokratik hakların kullanımı konusunda özgür olduklarını iddia ediyorlar.

Öte yandan da, Karşıyaka Atatürk, Annesi ve Kadın Hakları Anıtı için Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar’ın yaptığı basın toplantısı sırasında başkanın yanında yer alan il başkanının kendilerine karşı disiplin sopasını sallaması karşısında sessiz kalıyorlar.

Ayrıca parti içinde bir yere gelebilmek, seçilebilmek, başka birinin ayağına basmamak ya da düşmanlığını kazanmamak adına, kazanmaya odaklı kişisel politika, strateji ve menfaatler adına da sessiz kalmayı tercih ediyorlar.

Bizler ne kadar dil döküp ne kadar ikna etmeye kalksak da anlaşılan onlar orada duracaklar ve zincirlendikleri parti disipliniyle kendi özgür iradeleri doğrultusunda hareket edemeyecekler.

1

Faşizmin günden güne kurumsallaşarak yaygınlaştığı günümüz koşullarında herkesin bir araya gelip oluşturacağı demokrasi cephesi içinde mücadele etmesi gerekirken, bazı parti yöneticilerinin parti üyelerini korkutmak adına sopa gibi kullandıkları parti disiplini, o arkadaşları daha ne kadar teslim alıp bizlerden uzakta tutacak bilinmez; ama, ülkemize çöreklenen faşizm, kent ölçeğindeki mücadeleye katılmayanları da zamanla etkisizleştirip o meşhur Protestan papaz konumuna sokacak gibi gözüküyor…

Dökülen yaşlar yoksa timsah gözyaşları mıdır?

Ali Rıza Avcan

AKP iktidarı tarafından 2023 Türkiye vizyonu doğrultusunda gerçekleştirilmek istenen İzmir Körfez Geçişi Projesi, şu an itibariyle İzmir’in üstünde sallanmakta olan bir kılıç ve sonuçları itibariyle de İzmir’in ve İzmir Körfezi’nin sonunu getirecek büyük bir beladır.

Yereldeki belediyeler uzun bayrak direkleri, büyük bayraklar ve görkemli anıtlar peşinde koşup oyalanırken iktidar da İzmir Körfezi’nin ortasına kendi damgasını vuracak ampul şeklinde bir beton ada, körfezin tüm ufkunu kaplayacak bir köprü ve yerin altında uzun bir tünel yapma sevdasındadır.

Böylelikle hangi siyasi görüş ya da ideolojiden olduğuna bakılmaksızın merkez ya da yereldeki her yöneticinin büyük yollar, köprüler, tüneller, havaalanları ve benzerlerini yaparak iktidarını güçlendirmeyi hedefleyen anlayış ve uygulamalar içinde zamanla birbirlerine benzediğini; adeta hiçbirinin diğerinden farkı kalmadığını görebiliriz.

O nedenle uzun bir süredir çevremizde durumun farkında olup şikayetini ifade eden herkes, merkezi iktidarla yerel iktidardakilerin günden güne birbirlerine benzemeye başladığını, hiç birinin diğerinden farkı kalmadığını, dün “solcu” ya da “devrimci” bildiklerimizin bile bugün karşı cephede yer aldığını ifade ederek hepsini aynı çuvala koymaya başlamıştır.

İşte o nedenle, merkezi yönetimin İzmir Körfezi’nin ortasına kondurmaya niyetli olduğu İzmir Körfez Geçişi Projesi, bu nedenle yerel iktidarın temsilcisi olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nca kabullenilmiş; hatta bu işte bir adım daha öteye gidilerek, “bu işi ilk ben düşünmüştüm” fırsatçılığıyla projenin sahipliği noktasına kadar gidilmiştir.

Bu projenin sahibi kimdir, bu projeyi önce kim düşünmüştür?” şeklindeki yararsız tartışmayı bir yana koyduğumuzda ortaya atılabilecek en ciddi iddialardan biri, bu projenin halka yeterince anlatılmadığı, halkın projeye katılımın sağlanmadığı ve bu işte İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin üstüne düşen görevleri yeterince yerine getirmediği iddiasıdır.

Pélican frisé

Projenin, ÇED hazırlık sürecinde sadece İzmir Ticaret Odası’nın halktan yalıtılmış salonunda gerçekleştirilen Halkın Bilgilendirilmesi Toplantısı dışında halka yeteri kadar anlatıldığı dikkate alındığı takdirde bu iddia, yerden göğe kadar haklıdır.

Şu an itibariyle proje hakkındaki bilgi yetersizliği öyle bir noktaya varmıştır ki, hazırlanan ÇED raporundaki değişiklikler sonucunda 396 sayfaya ulaşan ÇED raporuyla onun 3484 sayfadan oluşan eklerini tam olarak okuyup anlamaya çalışan uzmanlar bile, konunun birçok bilim ve disiplini ilgilendirmesi, ÇED raporunun “kopyala-yapıştır” tekniğiyle oldukça özensiz bir şekilde yazılması, deniz dibinden çıkarılacak tarama malzemesinin analizi gibi birçok konu ve izin işleminin ÇED raporu dışında tutulması nedeniyle kendilerini yetersiz hissetmektedir.

Buna bir de yasaların tanıdığı sürelerin kısa tutulması ve her şeyin aceleye getirilmesini eklediğimizde projenin adeta hırsızdan mal kaçırırcasına kabul edildiği görülecektir.

Bugün itibariyle dava açmış olan TMMOB, EGEÇEP ve Doğa Derneği’nin elinde ÇED raporunun değerlendirilmesi amacıyla 17 Ocak 2017 tarihinde Ankara’da yapılan İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu Toplantısındaki bazı belgelerin bulunmuyor olması bunun en somut örneğidir.

İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca kabulü sonrasında yasal süresi içinde TMMOB, Doğa Derneği, EGEÇEP ve 84 adet bireysel doğa savunucusunun dava açtığı süreçte ısrarlı bir şekilde dava açmasını ya da açılan davalara müdahil olmasını istediğimiz İzmir Büyükşehir Belediyesi ile kendilerinden görüş istenen Karşıyaka, Çiğli, Balçova ve Narlıdere belediyelerinin suskun kalması da çok anlamlıdır.

Hatta bırakın dava açmayı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun projeyi savunan; giderek sahiplenen demeçlerinden sonra belediyelerin böylesi bir durumda ortaya çıkmayacaklarını, “büyük başkan”larının izinde giderek bizlerin haklarını savunmayacaklarını anladık.

Ama ne olduysa oldu, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin önündeki engelleri kaldırarak projenin uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun başkanı olduğu İZKUŞ–İzmir Kuş Cennetni Koruma ve Geliştirmei Birliği’ni lağvetmesi üzerine küçük bir kıyamet yaşandı (!)

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir Kuşcenneti’ne katkıda bulunmadıklarını söyleyen Orman ve Su İşleri Bakanı’na karşı çıkarak bugüne kadar İzmir Kuşcenneti için ne kadar para harcadıklarını teker teker sayarak bu hareketin arkasında büyük bir rantın olduğunu iddia etti.

Ama bunu yaparken de şikâyetçi olduğu olay ile İzmir Körfez Geçişi Projesi arasında bir ilişki kurmayı hiç düşünmedi ya da böyle şeyleri düşünmek pek de işine gelmedi.

Çünkü bir yanda kendisinin yeterince para harcamadığı gerekçesiyle mağdur edildiğini iddia ettiği bir el koyma hareketi, diğer yanda da İzmir Kuşcenneti’nin içinden geçip orayı mahvedecek olmasını dikkate almadan sahiplendiği büyük bir proje vardı.

Konu bu haliyle “aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” misali gibiydi…

O nedenle kısa bir süre için esip gürleyip parladı, değişik vesilelerle çıktığı kürsülerden kendisinden beklenen sert çıkışları yaptı…

Ama kendisini yakından tanıyanlar bu çıkışların saman alevine benzeyeceğini, o nedenle İZKUŞ’un lağvedilmesi konusunun en yakın zamanda unutulacağını ve her şeyin iktidarı korkutmayacak şekilde kendi mecrasında akacağını söylediler.

01.30 - Körfez Köprüsünün Bitmiş Durumunun Bilgisayar Ortamında Modellenmiş Görüntüleri (A)

Şimdi o nedenle bekliyoruz.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu timsah gözyaşları eşliğinde feryat edip rant iddiasıyla suçladığı İZKUŞ konusunu unutup kulağının üstüne mi yatacak; yoksa, bu olayla daha büyük bir lokma olan İzmir Körfez Geçişi Projesi arasında bir ilişki, bir nedensellik bağı kuracak mı?

Her zaman olduğu gibi İzmir’in yaz sıcaklarında bekleyip İzmir’in asıl sahibinin kim olduğunu hep birlikte göreceğiz.

              

İzmir Körfez Geçişi Projesi’ne “hayır” diyen Narlıdere Belediyesi şimdi nerededir?

Ali Rıza Avcan

16 Mayıs 2017 tarihinde başlattığımız bir seri yazı ile İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin ÇED sürecinde kendilerine gönderilen yazılara cevap verirken bu projeye değişik nedenlerle karşı çıkan Karşıyaka, Narlıdere, Çiğli ve Balçova belediyelerinin ÇED Raporu ekinde yer alan resmi yazılarının örneklerini yayınlayarak kendilerine ve kendilerine bağlı kent konseylerine şu soruyu sormaya devam ediyoruz.

İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin hazırlık aşamasında isabetli ve doğru olarak “Hayır” dediğiniz halde bugün niye “Hayır” demiyorsunuz?

İlçenizdeki birçok plan, program ve uygulamaya aykırı olan İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin durdurulması için niye dava açmıyorsunuz ya da açılmış davalara müdahil olarak katılmıyorsunuz?

Bugün bu soruları, metnini aşağıda gördüğünüz resmi yazıyı hazırlayıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Müdürlüğü’ne gönderen Narlıdere Belediyesi’ne ve onun yıllanmış başkanı Abdül Batur’a soruyoruz.

Narlıdere Belediyesi Cevabı 001Narlıdere Belediyesi Cevabı 002                                         

Evet, sayın Başkan şu an itibariyle İzmir Körfez Geçişi Projesi için ne düşünmektesiniz ve yazınızdaki bütük karşı çıkış gerekçeleri değişmediği için bu süreçte ne yapmak niyetindesiniz?                                         

İzmir Körfez Geçişi Projesi’ne “hayır” diyen Karşıyaka Belediyesi şimdi nerededir?

Ali Rıza Avcan

Bugünden itibaren başlayıp yazacağımız dört yazı ile İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin ÇED sürecinde kendilerine gönderilen yazılara cevap verirken bu projeye değişik nedenlerle karşı çıkan Karşıyaka, Narlıdere, Çiğli ve Balçova belediyelerinin ÇED Raporu ekinde yer alan resmi yazılarının örneklerini yayınlayarak kendilerine ve kendilerine bağlı kent konseylerine şu soruyu soracağız:*

İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin hazırlık aşamasında isabetli ve doğru olarak “Hayır” dediğiniz halde bugün niye “Hayır” demiyorsunuz?

İlçenizdeki birçok plan, program ve uygulamaya aykırı olan İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin durdurulması için niye dava açmıyorsunuz ya da açılmış davalara müdahil olarak katılmıyorsunuz?

Bugün ilk soruyu, metnini aşağıda gördüğünüz resmi yazıyı hazırlayıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Müdürlüğü’ne gönderen Karşıyaka Belediyesi’ne ve Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar’a soruyoruz.

karsiyaka-belediyesi-icon


 

Yeni Microsoft Word Belgesi_Sayfa_1
Sayfa 1
Yeni Microsoft Word Belgesi_Sayfa_2
Sayfa 2

* İzmir Körfez Geçişi Projesi ÇED Raporuna eklenen resmi yazının belediyenin resmi görüşü ile ilgisi olmayan bazı sözcükleri okunamadığı için bu sözcükler “okunamadı” şeklinde yazılmıştır.

Taranacak körfez dip malzemesi yoksa tehlikeli mi?

Ali Rıza Avcan

İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili dava süreçleri geçtiğimiz hafta başladı. Doğa Derneği, EGEÇEP ve TMMOB ile 87 çevre aktivistinin birlikte açtığı davalarla İzmir açısından çok önemli bir süreç başlatılmış oldu. Ayrıca önümüzdeki günlerde bu davacı kurum ya da kişilere yeni kurum ve kişilerin de müdahil olarak katılması bekleniyor. 

Biz de, “İzmir’in davası” olarak nitelediğimiz bu mücadeleye gerek buradan gerekse başka ortam ve kanallardan katılarak, destek vererek elimizden geleni yapmaya, sonuçta kazananın İzmir ve onun halkı olması için mücadele edeceğiz.

Bu mücadele sırasında da İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunda gördüğümüz eksiklik ya da yanlışları belirleyerek davayı yürüten kurumlarla avukatlara yardımcı olacağız.

Bu çerçevede bugün davacı kurum ve avukatlarının dikkatini çekmeye çalışacağımız bir konu, ÇED raporunun hazırlandığı süreçte bu yatırımla ilgili ÇED raporunu kabul eden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın taşra örgütü konumundaki İzmir Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nün hazırladığı ve ÇED Raporunun ekleri (Ek-B) arasında yer alan “İzmir Şehircilik ve Çevre İl Müdürlüğü Görüşü” başlığını taşıyan ve iki sayfadan oluşan belgedir.

İl Çevre 01İl Çevre 02

Bir örneğini bu yazımıza eklediğimiz söz konusu belgenin ikinci maddesinde aynen şöyle söylenmektedir:

ÇED Raporu dosyasında, denizden çıkarılacak tarama malzemesinin değerlendirilmesine yönelik çeşitli alternatif çalışmalarının devam ettiği, bu çalışmaların başında düşünülen alternatiflerden birinin, tarama malzemesi tamamının yaşam adası oluşturulmasında kullanılması olduğu belirtilmiş, tarama malzemesinin batırma tüp tünelin inşaat aşamasında üst malzemesi olarak kullanılması, proje kapsamında köprü ve batırma tüp arasında yer alan yapay ada etrafında oluşturulacak yapay sulak alan için kullanılması, habitat iyileştirmesinde ve mevcut durumda halen kullanılmakta olan Urla açıklarındaki Hekim Adası’nın güneydoğusundaki dökü yerlerinde değerlendirilmesi şeklinde diğer alternatifler belirtilmiştir. Bu kapsamda yaklaşık miktarı 3.500.000 m³ olarak belirtilen tarama malzemesinin değerlendirilmesi/bertarafı konuları ÇED Raporunda hassasiyetle incelenmelidir. Tarama malzemesine ilişkin Atık Yönetimi Yönetmeliği kapsamında yapılacak analiz sonuçları rapora yer almalı, maddenin belirtilen amaçlarla kullanılabilirliğine ilişkin bilimsel çalışmalar ve ekolojik değerlendirmeler ile bu kapsamda alınacak izinler raporda sunulmalıdır. Ayrıca kullanım fazlası malzemenin denizel ortama dökü yapmak suretiyle bertaraf edilmesi halinde, dökü yapılacak alanın koordinatları, denizel ortam yapısı, döküm işleminin denizel ekosisteme etkileri modelleme vb. bilimsel çalışmalarla açıklanmalıdır.*

Üzerine bir tarih yazılmış olmamakla birlikte, 25 Haziran 2015 tarihinde İzmir Ticaret Odası’nda yapılan halkın katılımı toplantısı sonrasında Çevre Mühendisi Sema Yunatçı, Şube Müdürü Işın Özdemir ve İl Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Arslan tarafından imzalandığı anlaşılan bu belgede o tarih için 3.500.000 m³ miktarında olan tarama malzemesinin Atık Yönetimi Yönetmeliği kapsamında analiz edilerek sonuçlarının raporda yer alması istenmektedir. Hem de ÇED raporunu onaylayacak bakanlığın İzmir’deki taşra kuruluşu olan il müdürlüğü yetkililerinden oluşan bir heyet tarafından.

Ama bakanlıkça onaylanan rapora baktığımızda bu analizlerin yapılmadığı gibi sonuçlarının da rapora eklenmediğini, bu analiz çalışmalarının inşaat aşamasına bırakıldığını görüyoruz.  

Üstüne üstlük, projenin son aşamalarında taraması yapılacak 3.500.000 m³’lük malzeme miktarı, Gediz Nehri’nin körfeze döküldüğü alanda -4 metre kodunda yapılacak yeni taramalarla 6 kat artarak toplam 19.870.542 metreküpe ulaştığı halde.

Şimdi bu durumda şu soruyu sormak gerekir:

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü’nde oluşmuş bir heyetin istediği bu araştırmalar niye yapılmamış ve talep edilen şeyler yerine getirilmeden sözkonusu ÇED Raporu alelacele kabul edilmiştir?

s927882(1)

Sanırım bu soruya en iyi yanıt mahkeme aşamasında verilecek ve bakanlığın kendi içindeki bu açıklanamaz çelişki bu projenin iptali için iyi bir gerekçe oluşturacaktır?

Sahi bu analizler niye yapılmamıştır? Yoksa bu analizler sonrasında körfezin zemininden çıkarılacak malzemenin tehlikeli çıkmasından ve bunun da daha da büyüyecek yatırım bütçesi ve uzayacak yatırım süresiyle birlikte bütün planları alt üst etmesinden mi korkulmuştur?

Tabii ki aynı sorular, aynı tarihlerde İzmir Körfezi dibinden 46.990.000 metreküp tarama malzemesi çıkarmayı hedefleyen “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” için de geçerlidir…


* Kırmızı renkle işaretleme tarafımızca yapılmıştır.

Kuşların, balıkların duyacağı sesler…

Ali Rıza Avcan

Akustik, sesleri inceleyen bir bilim. Buna Türkçesi ile ses bilim demek de mümkün. 

Akustik bir bilim olarak katı, sıvı veya gaz halindeki maddelerde ses dalgaları yayılımının fiziksel özelliklerini inceliyor. Bunlar arasında gürültüye yol açan titreşimlerle gürültünün nasıl izlenip denetleneceği konusu da var.

Şu sıralarda sudan bir nedenle yasaklanmış olan Vikipedi bilgilerine göre, akustik ile uğraşan bilim insanları, sesi ve insanın bu sesi işitmesini inceleyip farklı nesnelerin sesle ne şekilde etkilendiklerini araştırıyor ve insanları zararlı yüksek seslerden koruma yollarını bulmaya çalışıyorlar.

Vikipedi’nin kaynak olarak gösterdiği Türk Akustik Derneği (TAKDER), Avrupa Akustik Birliği (EAA), Uluslararası Gürültü Kontrol Mühendisliği Enstitüsü (I-INCE), Uluslararası Akustik Komisyonu (ICA), Uluslararası Akustik ve Titreşim Enstitüsü (IIAV), Ses Mühendisliği Derneği (AES) ve Amerika Akustik Derneği (ASA) kayıtlarını incelediğimizde akustiğin sadece insanın duyduğu seslerle değil, duyamadığı seslerle de ilgilendiğini öğreniyoruz. Bu kapsamda hayvanların sesten nasıl etkilenip kullandıkları (biyolojik akustik) konusuyla insanların sese verdikleri psikolojik ve fizyolojik tepkilerin, konuşma akustiği ile müziksel, mimari ve gürültü akustiği gibi konuyla ilgili birçok konunun incelenip araştırıldığını görüyoruz.

Örneğin bu kapsamda yapılan araştırmalar sonucunda canlıların duydukları ses frekanslarının insanda 64-23.000 Hz arasında değişirken yarasalarda 2-110.000 Hz, kedilerde 45-64.000 Hz aralığında olduğu belirlenmiş. Tabii ki Hz ve KHz değerleri sayısal olarak arttıkça sesin tizleşmesi nedeniyle insan tarafından duyulamaz hale geldiğini de unutmamak koşuluyla. 

Balıklar 001

Kuşlarda ise işitme duygusu çok hassas, sahip oldukları ses repertuvarı ise çok zengindir. Ayrıca karşılıklı iletişimlerinde sesin ton ve ritim değişikliği boyutunda net bir şekilde duyulması çok önemlidir. Özellikle de geniş sürüler içinde bulunduklarında anne ile yavru ya da eşler arasındaki iletişim bu anlamda yaşamsal bir öneme sahiptir. Yavruyla annesi arasındaki iletişimin gürültü ya da başka bir nedenle kopması genellikle yavrunun kaybına ya da annenin orayı terk etmesine yol açmaktadır.  Bu durumu en iyi şekilde koloni halinde yaşayan penguenlerle ilgili belgesellerde görebiliriz. Annenin yiyecek bulmak amacıyla koloniden her ayrılıp dönüşünde anne ile yavrusu arasındaki ilişki her ikisinin çıkardıkları seslerle sağlanmakta, bu sesler duyulamadığında çoğu kez yavru sahipsiz kalıp ölüme mahkum olmaktadır.

Durum bu şekilde olmakla birlikte; Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından 2017 yılı içinde yapımına başlanacak olan İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunda projenin uygulanacağı binlerce kuşun barındığı Gediz Deltası ve İzmir Kuş Cenneti ile İzmir Körfezi içindeki balıkların oluşacak gürültüden nasıl etkileneceği konusunda bu canlıların gürültüden etkilenme eşikleri yerine insanlara ait etkilenme eşiklerinin dikkate alındığı görülmektedir.

Bu iş için hazırlanan akustik raporda yatırımın işletmeye başlamasıyla birlikte birçok kaynaktan farklı düzey ve zamanlarda çeşitli gürültülerin üreme faaliyetine başlamış veya daha sonra başlayabilecek türleri olumsuz etkileyebileceği, araçlardan kaynaklanan gürültü seviyesinin yüksek olması durumunda üreme faaliyeti içerisinde olan türler arasında kuluçkayı hatta yavru bakımını bile yarıda bırakma risklerinin söz konusu olabileceği ifade edilip, alınacak önlemler ile bu gürültü düzeyinin, proje alanının kullanan yabanıl fauna bileşenlerini bu kesimlerden göç etmeye zorlayan bir düzeyde olmamasına özen gösterilecektir” denilmiştir.

Bunun dışında, “üreme dönemi başında ortaya çıkabilecek rahatsızlık sonucunda bazı bireyler yakın çevrede, aynı özellikteki habitatlara göç ederek oralarda üreme faaliyetlerine devam edebilirler. Bu türler için herhangi bir kayıp söz konusu olmayabilecektir. Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği kapsamında otoyol için gürültü haritası hazırlanmasına müteakip gürültü eylem planları hazırlanacaktır. Eylem planına göre gerekli kontrol tedbirleri alınacaktır. Alınacak önlemler ile bu gürültü düzeyinin, proje alanını kullanan fauna bileşenlerini olumsuz etkilemeyecek bir düzeyde olmasına dikkat edilecektir” denilirken üreme mevsiminin ortasında yerlerinden edilenlerin nerelere gidebilecekleri, bunun nasıl izleneceği ve bununla ilgili kararların nasıl verileceği yine açık ve net bir şekilde belirtilmemekte; “olmayabilecektir” ya da “dikkat edilecektir” gibi sorumluluktan kaçınan lastikli ifadelerle olası bir sorunun ya da krizin üstlenilmesinden titizlikle kaçınılmaktadır.

Ayrıca söz konusu projenin “kamu yararı” kapsamında bir proje olması ile inşaat faaliyetlerinin belirli bir zaman diliminde geçici süreyle gerçekleşecek olması gibi gerekçelerle adeta bu durumun olağan karşılanması için gerekçeler oluşturulmaya çalışılmaktadır. Oysa yol, köprü, tünel yapmak gibi kamu hizmetlerinin yanında daha önemli ve öncelikli bir görev olan vatan savunması çerçevesinde Çiğli ve Kaklıç askeri hava alanlarından kalkan Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na ait askeri uçakların uçuş rotalarının 2004 yılının Ağustos ayında, İzmir Kuş Cenneti’nde barınan 122 adet kuş türü zarar görmesin düşüncesiyle değiştirilmesi o günkü gazete haberlerine bakan herkesin hatırlayacağı olaylardandır.

Şimdi ise geçmişte bu kadar hassas davranılıp askeri uçaklara ait uçuş rotalarının bile değiştirildiği bu bölgenin tam ortasına yapılacak yollar, köprüler, viyadükler, yapay adalar ve batırma tünelller konusunda daha da ileri gidilerek bu konuda ortaya çıkabilecek her türlü kriz ya da sorunun, aslında akustiğin ya da gürültünün hayvanlar üzerindeki etkileri dikkate alınmaksızın hazırlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği‘ne göre yapılacağı taahhüt edilerek gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel çevre sorunlarında mevzuata uyulmuş gibi bir görünüm kazandırılmaya çalışılmaktadır:

Projenin inşaat aşamasında gerçekleştirilecek çalışmalar sırasında hesaplanan gürültü düzeyi Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinde belirtilen sınır değerlerin üzerinde kalmaktadır. Söz konusu projenin kamu yararı kapsamında bir proje olması, aynı zamanda inşaat faaliyetlerinin belirli bir zaman diliminde geçici süreyle gerçekleşecek olması hususları göz önünde bulundurularak çalışmalar sırasında azami hassasiyet gösterilecek olup, inşaat aşamasında projeye ilişkin şikayet olması durumunda Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği kapsamında gerekli değerlendirmeler yapılarak, önlemler alınacak olup, inşaat faaliyetleri sırasında azami özen gösterilerek Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğine uyulacağı taahhüt edilmektedir.

Bu taahhüdün verilmesinin hemen arkasından ise gürültü konusunda mevzuatta belirtilen standart değerlerin aşılması durumunda proje alanına gürültü perdeleri ve ağaçlandırma yapılması, gürültüyü azaltan mimari tasarım ve peyzaj uygulamalarına önem verilmesi, hız sınırlarının düşürülmesi, yollara düzenli bakılması ve uygun koridor/güzergahın seçimi gibi önlemlerin alınacağı belirtilmiş; ancak inşaat aşamasında alınabilecek önlemlerden söz edilmemiştir.

Ayrıca deniz içindeki taramalardan kaynaklanacak gürültü seviyelerinin, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanıp 30.12.2006 tarih ve 26392 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Açık Alanda Kullanılan Teçhizat Tarafından Oluşturulan Çevredeki Gürültü Emisyonu İle İlgili Yönetmelik (2000/14/AT)“in 5. maddesinde verilen tabloda tanımlanan motor gücü seviyelerine göre verilen formüller yardımıyla bulunduğu ve inşaat aşamasında bu seviyelere uyulacağı belirtilmektedir.

Resim1

Oysa söz konusu yönetmeliğin 1. maddesinde bu yönetmeliğin, “insan sağlığının korunması ve iç pazarın düzgün işleyişine katkıda bulunmak” amacıyla düzenlendiği; bu nedenle deniz içindeki balıkların ve diğer canlıların hem inşaat döneminde hem de İzmir Körfezi Geçişinin işletmeye açıldığı dönemde ortaya çıkacak gürültünün olumsuz etkilerinden korunması ile bir ilgisinin bulunmadığı dikkate alınmamıştır.

Özet olarak, Gediz Deltası ve İzmir Kuş Cenneti gibi hassas bölgelerde yapılacak böylesi büyük boyutlu bir projede öncelikle ortaya çıkacak gürültüden oralarda yaşayan kuşların, balıkların  ve diğer canlıların nasıl rahatsız olacakları araştırılmalı, bu tür bir tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla insanlar için belirlenmiş kriterler yerine insanların duyamadığı sesleri algılayan hayvanlar için belirlenmiş kriterler esas alınmalı; aksi takdirde bizim hissetmeyeceğimiz en ufak bir gürültüde bölgede yaşayan birçok canlının bir daha gelmemek üzere buraları terk edeceği bilinmelidir.


İlgilisi için:

http://www.lsu.edu/deafness/HearingRange.html

https://en.wikipedia.org/wiki/Hearing_range

http://ya2004.yeniasir.com.tr/08/21/index.php3?kat=ana&sayfa=ilks1&bolum=gunluk

http://arsiv.sabah.com.tr/2004/08/21/gnd102.html

http://www.turizmdebusabah.com/haberler/kuslara-ozel-rota-18337.html