Bilmeyenler için İzmir Körfez Geçişi Projesi (1)

Ali Rıza Avcan

İzmir Körfez Geçişi Projesi, 29 Mart 2014 tarihli mahalli idareler seçimlerinde Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı ve İzmir milletvekili sıfatıyla Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’nin İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan adayı olan Binali Yıldırım’ın seçim bildirgesindeki 1414 adet projenin ilk sırasında yer alan en önemli ve büyük projedir.

Yapılış Amacı

Projenin görünürdeki amacı, halen yapılmakta olan İstanbul-İzmir otobanı ile 1915 Çanakkale Köprüsü’nün yapımı ile başlayacak İstanbul-Çanakkale-İzmir otobanının Çeşme Otobanı’na bağlanması suretiyle İstanbul-Çeşme-Alaçatı arasındaki yolculuğun en kısa sürede konforlu bir şekilde yapılmasını sağlamaktır.

Projenin asıl yapım amacı ise, İzmir Körfezi’ndeki bu geçişin yapılması suretiyle köprünün her iki yakasında; özellikle de Çiğli, Sasalı, Ulukent ve Menemen bölgesindeki tarım topraklarıyla devlet mülkiyetindeki alanların yerleşmeye açılarak yeni kentsel rantların oluşturulmasıdır.

01.39. Çiğli'den Kuzey-Güney Yönü Genel GörünümHarcama Bütçesi

Projeyi hazırlayanlara göre “İzmir kent siluetine olumlu katkıda bulunmak ve İzmir’in marka değerini yükseltmek” amacıyla hazırlandığı söylenen İzmir Körfez Geçişi Projesi, 2015 tarihli birinci ÇED raporunda yazılı olan rakamlara göre 3.520.000.000.- liralık bir harcamayı öngörüyor. Bu rakamın 2015’den sonra yükselen kur fiyatları ve uygulama sırasında yeni imalat kalemlerinin ortaya çıkma olasılığı nedeniyle daha da büyümesi mümkündür. Ancak bu proje bu rakamla bile son yıllarda İzmir’de yapılan/yapılacak en büyük kamu yatırımı niteliğini korumaktadır.

Teknik Bilgiler

Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı’na bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından “Yap-İşlet-Devret” yöntemiyle ihale edilecek olan proje ile 12,6 kilometre uzunluğundaki otoyol ve 16,4 kilometre uzunluğundaki raylı sistem (tramvay) güzergâhı içinde 4,175 kilometre uzunluğunda bir asma köprü, -29,50 kotunda deniz tabanının altına yerleştirilecek  47,30 metre genişlik ve 1,9 kilometre uzunluktaki bir batırma tüp tünel ve asma köprü ile batırma tüp tünelin birleşimini sağlamak amacıyla İzmir Körfezi’nin ortasına 880 metre uzunluk ve 150-780 metre aralığında değişen genişliğe sahip bir beton adanın yapımı amaçlanmaktadır.

Ayrıca bu proje kapsamında 21 köprü ve 1 altgeçit ile – 4 metrede yapılacak deniz dip taramasından çıkarılacak 19.870.542 metreküp miktarındaki çamurla Gediz Deltası Sulak Alanı sınırındaki Çizilmak Dalyanı‘nın kuzey batısında yapay bir ada yapılacaktır.

Yapılacak olan 4,175 kilometrelik köprünün ana açıklığı 270 metre, arka açıklığı 110 metre olup Gediz Deltası Sulak Alanı içinde 50 metre aralıkla yapılacak toplam 154 beton ayağı bulunacaktır.

Kuzeyde İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nin batı yakasındaki İzmir Çevre Yolu’nun Sasalı kavşağından başlayan İzmir Körfez Geçişi Projesi, güneyde Çeşme Otoyolu ile birleştiği kavşakta sonlanacaktır.

2X3 şeritli bir otoyol ile 2X1 hatlı raylı sistemden (tramvay) oluşan proje kapsamında 1.380.000 metrekarelik bir hafriyat alanında toplam 2.110.000 metreküp dolgu yapılacağı söylenmektedir.

01.40. Anayol Plan-ProfiliKöprü geçiş ücretinin ücretsiz mi yoksa 1, 3 ya da 5 dolar mı olması gerektiği tartışmasının henüz devam ettiği bu süreçte;

* Köprüden geçişin ücretsiz olması durumunda 2023 yılında günde 56.145, 2033 yılında günde 73.205, 2043 yılında günde 90.745 araç,

* Geçiş ücretinin 1 dolar olması durumunda 2023 yılında günde 44.267, 2033 yılında günde 56.560, 2043 yılında günde 76.837 araç,

* 3 Dolar olması durumunda 2023 yılında günde 29.560, 2033 yılında günde 38.335, 2043 yılında günde 50.119 araç,

* 5 Dolar olması durumunda 2023 yılında günde 13.044, 2033 yılında günde 19.988, 2043 yılında günde 29.678 araç geçeceği;

Köprüden % 96 oranında otomobil, % 4 oranında da ağır vasıta geçeceği hesaplanmıştır.

Mavişehir-Üçkuyular güzergâhında yapılacak tramvay hattında ise 2018 yılı için 4 dakika dizi aralığı ile saatte 4.050, 2023 yılı için 3 dakika dizi aralığı için saatte 5.400, 2033 yılı için 5 dakika dizi aralığı için 6.480, 2043 yılı için 4,5 dakika dizi aralığı için 7.200 ve daha sonrasında da 4 dakika dizi aralığı için 8.100 yolcu taşınacağı öngörülmüştür.

İşletme ömrü 30 yıl olarak belirlenen projenin yapımına 2017 yılında başlanması, 2023 yılında da işletmeye açılması planlanmaktadır.

Değerlendirmeler

İzmir Körfez Geçişi Projesi, AKP’nin 2023 vizyonunda yer alan siyasi bir projedir.

İzmir Körfez Geçişi Projesi, 2014 tarihli mahalli idareler seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olan ve o zaman Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanı, şimdi ise başbakan olarak görev yapan Binali Yıldırım‘ın; yani, AKP iktidarının 2023 yılı vizyonu çerçevesinde İzmir’in fethini simgelemek amacıyla hazırlanmış siyasi bir projedir. Bu proje AKP adayı Binali Yıldırım‘a ait seçim bildirgesinde yer alan 1.414 projenin birinci sırasında “Körfez’in Altın Gerdanlığı” adıyla yer almıştır.

Şimdilerde bu projeyi sahiplenen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun 2014 tarihli seçim bildirgesinde ise böyle bir proje bulunmamaktadır.

1445875393187

İzmir Körfez Geçişi Projesi İzmir halkının görüşü alınmadan hazırlanmıştır.

İzmir Körfez Geçişi Projesi İzmir halkının görüşü alınarak hazırlanmamıştır. 25 Haziran 2015 tarihinde İzmir Ticaret Odası’nda yapılan halkın bilgilendirilmesi toplantısına, yeterli düzeyde duyuru yapılmadığı için çok az kişi katılmış, ardından da bu toplantıda halkın bilgisine sunulan ÇED raporu 2017 yılında esaslı bir şekilde değiştirilmiş ve bu ikinci ÇED raporu için halkın bilgilendirilmesi toplantısı yapılmamıştır.

Bu nedenle İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin İzmir halkının önüne tepeden inme bir şekilde konulduğu, bu projeden etkilenenlerin görüşlerinin alınmadığı, projenin asıl olarak bir İzmir Projesi olmadığı söylenebilir.

İzmir Körfez Geçişi Projesi İzmir’in ulaşım ihtiyacına cevap vermemektedir.

İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin İzmir’in kuzeyindeki yerleşimlerle güneyindeki yerleşimler arasındaki ulaşım ihtiyacını karşılayacağı iddia edilmektedir.

Oysa İzmir’in kuzey yerleşimleri ile güney yerleşimleri arasında gerçek bir ulaşım ihtiyaç ve talebi yoktur. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait 2018 tarihli İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda ifade ettiği şekilde İzmir’in gerçek ulaşım ihtiyacı doğudaki yerleşimlerle batıdaki yerleşimler arasında olup; bu projenin asıl amacı Bursa ve Çanakkale üzerinden yeni yapılmakta olan otoyolla gelecek İstanbul yolcularının Urla, Çeşme ve Alaçatı’ya daha kolay ulaşmasını sağlamaktır.

Gediz Deltası 054

İzmir Körfez Geçişi Projesi ulusal ve uluslararası hukukla korunan doğal alanları tehdit etmektedir.

İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin güzergâhında ulusal yasalar ve uluslararası yasa ve sözleşmelerle korunan doğal alanlar bulunmaktadır. Bu alanların en önemlisi uluslararası RAMSAR Sözleşmesi ile korunan Gediz Deltası Sulak Alanı Koruma Bölgesi’dir. Diğer bir alan ise İnciraltı’ndaki Çakalburnu Sulak Alanı‘dır.

AKP iktidarı ÇED raporunun kabul edildiği tarihten bu yana elinde bulundurduğu parlamento ve bürokrasiyle yasa ve yönetmeliklerle kurul kararlarında değişiklikler yaparak bu alanların sınırlarını ve niteliklerini değiştirmekte; böylelikle projenin bu bölgelerde kolaylıkla yapılmasının yolunu açmaya çalışmaktadır.

Nitekim İzmir’in önemli bir doğal değeri olan Gediz Deltası Sulak Alanı’nın, UNESCO Dünya Doğa Mirası Listesi’ne girebilmek için gerekli olan dört kriteri tam olarak karşılaması nedeniyle Doğa Derneği geçtiğimiz günlerde Gediz Deltası Sulak Alanı’nın UNESCO Dünya Doğa Mirası Listesi’ne alınması için girişimde bulunmuş, bunun için ulusal ve uluslararası alanda bir kampanya başlatmıştır.

Devam Edecek…

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi (1)

Ali Rıza Avcan

Bugün ve bugünden sonraki günlerde inceleyip değerlendirmeye alacağımız yeni konumuz, 2016 yılı içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanıp 2017 yılının son aylarında tanıtımı yapılan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesi olacak. 

Bilindiği üzere bu çalışma, 2014 yılında hazırlanan Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi ile 2015 yılında hazırlanan Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi‘nden oluşan bir üçlemenin son bölümünü oluşturuyor.

Böylelikle 9 ilçeyi (Balçova, Çeşme, Güzelbahçe, Karaburun, Menderes, Narlıdere, Seferihisar, Selçuk, Urla) kapsayan Yarımada, 7 ilçe (Aliağa, Bergama, Dikili, Foça, Kemalpaşa, Kınık, Menemen) ile Çiğli ilçesinin Gediz Deltası Sulak Alanı’ndan oluşan bölümünü kapsayan Gediz-Bakırçay Havzası ve 8 ilçeyi kapsayan (Bayındır, Beydağ, Kiraz, Menderes, Selçuk, Ödemiş, Tire, Torbalı) Küçük Menderes Havzası’nın sürdürülebilir kalkınmasını sağlayacak temel stratejilerin belirlenmesi çalışmaları tamamlanmış; böylelikle İzmir’in 30 ilçesinden 23’ü ile Çiğli ilçesinin Gediz Deltası Sulak Alanı’ndaki (Selçuk ilçesinin hem Yarımada hem Küçük Menderes Havzası çalışmasında yer almış olması dikkate alınmak suretiyle) sürdürülebilir kalkınmanın hangi ana tema, eksen (amaç), hedef ve faaliyetler (projeler) boyutunda hangi kurum, kuruluş ve işletmeler tarafından hangi sürelerde (kısa, orta, uzun) gerçekleştirileceği belirlenmiş olmaktadır.

İzmir’in 23 ilçesini ilgilendiren bu üç ayrı çalışmanın kendi aralarındaki farklılıklarıyla oluşturdukları bütünlüğün özellikleri ve kendi aralarındaki ilişkileri ayrı bir inceleme yazısının konusunu oluşturduğundan; biz şimdi bu üçüncü çalışmaya; yani Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi çalışmasına yoğunlaşmakla yetineceğiz.

s598338

Genel olarak…

2016 yılının Aralık ayında basılmış olmasına karşın bizlere neredeyse bir yıl sonra yapılan tanıtım toplantısında dağıtılan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi kitabı toplam 395 sayfadan oluşuyor. 

İlk sayfasında da bu çalışmanın İzmir Büyükşehir Belediyesi için İzmir Yüksek Teknolojisi Enstitüsü (İYTE), Ege Üniversitesi (EÜ) ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) işbirliği içinde gerçekleştirildiği yazıyor.

Proje Ekibini ise İzmir Yüksek Teknolojisi Enstitüsü’nden (İYTE) Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu (Proje Yöneticisi), Doç. Dr. Semahat Özdemir, Prof. Dr. Alper Baba, Öğretim Görevlisi Dr. Zeynep Durmuş Arsan, Yrd. Doç. Dr. H. Engin Duran; Ege Üniversitesi’nden (EÜ) Prof. Dr. Adnan Kaplan, Prof. Dr. Murat Boyacı, Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Araştırma Görevlisi Dr. Nurdan Erdoğan, Araştırma Görevlisi Özlem Yıldız ve Dr. Tolga Esetlili; Dokuz Eylül Üniversitesi’nden (DEÜ) Doç. Dr. Orhan Gündüz oluşturuyor.

Bu ekibe İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Genel Sekreter Yardımcısı Barış Karcı, Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı Serpil Ötücü, Strateji Geliştirme Şube Müdürü Özgür Akkavak, Asuman Türkmen Meral, Cem Kaya, Ece Özdil, Başak Mamaç, Onur Erbaş, Hamidreza Yazdani ve Aykut Uçar ise yardımcı olmuşlar.

Proje ekibi içinde yer alan akademisyenlerin eğitim düzeyleri ve uzman oldukları konuları dikkate aldığımızda bölgesel planlama ile ilgili hususların İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde (İYTE), tarım, peyzaj, jeoloji ve çevre ile ilgili hususların Ege Üniversitesi’nde (EÜ), çevre ile ilgili hususların Dokuz Eylül Üniversitesi’nde (DEÜ) görev yapan akademisyenler arasında paylaştırıldığı, çalışmanın lojistiği ile ilgili çalışmaların ise belediye yönetici ve çalışanlarına bırakıldığı anlaşılmaktadır.

Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu imzalı bir “Önsöz” ve “Sunuş” yazısı sonrasında “Giriş“, “Küçük Menderes Havzası’nın Yapısal Durumu“, “Strateji Geliştirme ve Katılımcılık“, “Küçük Menderes Havzası Strateji Ağacı“, “Strateji Haritası, Gelişme Senaryosu ve Yönetişim” ve “Genel Değerlendirme ve Sonuç” başlıklarını taşıyan altı (6) bölümden oluşmakta olup; çalışmaya bir de “Kaynakça“, “Şekiller Listesi” ve “Tablolar Listesi” eklenmiştir.

Önsöz

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu imzalı “Önsöz” yazısında Yarımada, Gediz-Bakırçay ve Küçük Menderes havzaları ile ilgili üç ayrı strateji çalışmasının toplam 20 ilçeyi kapsadığı belirtilmekle birlikte; bu ilçelerin sayısı, yukarıda da belirttiğimiz gibi Gediz Deltası Sulak Alanı nedeniyle dahil edilen Çiğli ilçesi dışında 23’dür. Aradaki bu üç (3) ilçelik farkın ise, Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi‘ne daha sonra eklenmiş olan Balçova, Narlıdere ve Menderes ilçelerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.  

0033Sunuş

Proje Ekibi tarafından yazılan “Sunuş” yazısında ise bu çalışma kapsamında yapılan ilçe halk çalıştayları, ufuk tarama çalıştayı, uzman paneli ve strateji paylaşım toplantılarına katılan toplam 867 katılımcıdan fikir ve değerlendirmeleri alındığı belirtilmiş olmasına karşın; bu çalışmaya ekli katılım listelerinin ayrıntılı bir şekilde incelenip analiz edilmesi sonucunda birden fazla kişinin birden fazla çalıştay, panel ve toplantıya katılmış olması nedeniyle toplam katılımcı sayısında yanlışlık yapıldığı, gerçek katılımcı sayısının isim isim hazırlanan listelere göre 637 kişi olduğu belirlenmiştir.

Devam Edecek…

 

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi (3)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanıp uygulamaya konulan Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi ile ilgili bu üçüncü ve son yazımızda, Gediz ve Bakırçay havzalarının İzmir il sınırları içindeki bölümleri için geliştirilen stratejik kalkınma konu, faaliyet ve projeleriyle kalkınma stratejilerinin uygulanması hakkındaki düşüncelerimizi sizlerle paylaşacağız.

I- Havza için önerilen stratejik kalkınma konu, faaliyet ve projeleri havzanın temel özellikleri dikkate alınarak belirlenmemiştir.

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi ile ilgili belgenin ayrıntılı bir şekilde incelenip irdelenmesi sonucunda bu çalışmaya katkıda bulunanların çok fazla sayıda kalkınma fikri/proje belirtmiş olmasına karşın; bu fikirlerin çatısını oluşturan kalkınma konularının bu havzanın temel özellikleri açısından yetersiz kaldığı görülmektedir.

Gediz-Bakırçay Havzası ülkemizin en büyük ve önemli sanayi, ulaşım ve lojistik bölgelerinden biri olmasına karşın sanayinin ve onun temel bileşeni olan ulaşım ve lojistiğin bu çalışma kapsamında ele alınmamış olması bu durumun en somut örneğidir.

Bu durumun ortaya çıkmasında, kalkınma teması olarak dikkate alınmayan “sanayi“, “ulaşım” ve “lojistik” gibi önemli konuların beraberinde gündeme getireceği “çarpık sanayileşme” ve “çevre kirlenmesi” gibi başka sorunların, yapılan tüm bu çalışmanın çocuksu iyimserliğini yok edecek tehlikeli ya da sakıncalı konular olarak görülmüş olması, etkili olmuş olabilir.

Belli ki, “varlık odaklı yaklaşım” yöntemi sayesinde bardağın dolu tarafını görüp göstermekten hoşlanan; böylelikle iktidar sahiplerinin sevdiği pembe dünyalar yaratmayı seven bir kısım akademisyen, ellerindeki bardağı kirletebilecek böylesine tehlikeli konulardan uzak durmayı tercih etmiş, böylelikle Gediz ve Bakırçay havzalarının en önemli, öncelikli ve tehlikeli sorunlarından uzak durarak hem kendilerini hem de İzmir Büyükşehir Belediyesi yöneticilerini rahatlatmışlardır. 

gediz_nehri

II- Sadece katılımcı fikirleri üzerinden kalkınma stratejileri oluşturmak kendi başına yetersiz bir yöntemdir.

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, bu çalışmayı yapan akademisyenlerin kabullendiği “varlık odaklı yaklaşım” çerçevesinde, bu çalışmaya katılan paydaşlarca önerilen kalkınma fikirleri üzerinden hazırlanmıştır.

Oysa katılımcıların kendi içlerinde temsil yeteneği, anlamlılık ve yeterlilik açısından sorunlu olmasının yanısıra sadece onların aklına gelen bilgiler üzerinden bir varlık coğrafyası oluşturulması, bunun sağlıklı bir envanter bilgisi ile desteklenmemesi bilimsellik adına büyük bir eksiklik olarak kabul edilmelidir.

Oysa katılımcıların fikirlerinin alınması dışında tüm bölgenin tarihi, arkeolojik, ekonomik, toplumsal ve kültürel bir envanterinin hazırlanması; böylelikle o anda akla gelen ya da gelmeyen her bir varlığın ya da değerin dikkate alınması doğru bir çalışma yöntemi olur; böylelikle bu bölge ile ilgili esaslı bir envanter çalışmasının da elde edilmesi fırsatı yaratılmış olurdu.

 

III- İzmir Büyükşehir Belediyesi dışındaki diğer proje paydaşlarının varlık odaklı kalkınma fikirleri üzerinden geliştirilen faaliyet ya da projeleri hangi sürede nasıl yapılacağı belli değildir.

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinde, katılımcıların önerdiği varlık-odaklı kalkınma fikirleri üzerinden geliştirilen toplam 215 adet faaliyet ya da projenin hayata geçirilmesi görevi, “proje paydaşları” adı altında birden fazla resmi, sivil ve özel kurum ve kuruluş arasında paylaştırılmış; böylelikle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin görev, yetki ve sorumluluk alanına girmeyen çoğu  faaliyet ya da projenin gelecekte ne olacağı sorusunun ucu açık bırakılmıştır. 

Ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin görev alanına giren faaliyet ya da projelerin İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 dönemi ile ilgili Stratejik Planı ile ilişkisi kurulmadığı için stratejik planın kapsamı dışında kalan birçok faaliyet ya da projenin bütçe ve finans desteğine kavuşması mümkün olmamıştır.  

Gediz Nehri Islahı İzmir 1

IV- Stratejik konu ve faaliyetlerin belirlenmesinde büyük ölçekli işletmeler dikkate alınmamıştır.

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin 280-307. sayfaları arasında yer alan “Tematik Strateji Belgelerinde Gediz Strateji Ağacı Hedeflerinin Konumlandırılması: Çok Katmanlı Gelişme Perspektifi” bölümünde İzmir Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri, üniversiteler ve İzmir Ticaret Odası gibi kurumların stratejik planları dikkate alındığı halde; ülke ve bölge açısından büyük öneme sahip olan PETKİM, TÜPRAŞ ve ENKA gibi büyük sanayi kuruluşlarının strateji belgelerinin ya da gelişme hedeflerinin dikkate alınmadığı görülmektedir.

Şayet hazırlanan strateji belgesi devlet, özel sektör ve sivil toplum beraberliğini hedefleyen iyi yönetişim zihniyeti çerçevesinde düzenlemişse; bunun, özel sektör ayağının da; özellikle sermaye, bilanço ve insan kaynağı büyüklüğü ile ekonomik ve toplumsal etki açısından Dünya, Türkiye, Ege Bölgesi ve İzmir bölgesi ölçeğinde önemli olan özel kurum, kuruluş ve işletmelerle birlikte yapılması, bu sürece Gediz-Bakırçay Havzası’nın ekonomik, toplumsal ve kültürel yapısıyla doğasını büyük ölçüde etkileyen bu kurum, kuruluş ve işletmelerin de dahil edilmesi gerekirdi.

V- Stratejilerin uygulaması aşamasında proje paydaşları arasındaki dikey ve yatay ilişkiler dikkate alınmadığı görülmektedir.

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi’ çalışmasında 34 adet üst düzey ulusal planlama belgesi, 3 adet yerel fiziki plan ve 15 yerel tematik plan; toplam olarak 51 adet plan ve program belgesi ile ilişki ve uyum sağlanmasına çalışılmış; böylelikle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kendi görev, yetki ve sorumluluk alanında ‘iyi yönetişim’ ilkesi çerçevesinde 10 merkezi kuruluş ve 5 yerel kuruluşla işbirliği ve entegrasyonu öngörülmüştür.

aliaga-limanlariyla-buyuyor_1272_dhaphoto3

Öngörülen proje paydaşları merkezi yönetim düzeyinde Kalkınma, Ulaştırma, Kültür ve Turizm, Çevre ve Şehircilik, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Milli Eğitim, Bilim, Sanayi ve Teknoloji, Orman ve Su İşleri, Gıda Tarım ve Hayvancılık bakanlıkları ile Yüksek Öğretim Kurulu’dur. Yerel düzeyde ise İzmir Ticaret Odası, Menemen ve Bergama belediyeleri ile Ege ve İzmir Kâtip Çelebi üniversiteleridir.

Ancak işbirliği ve entegrasyonla ilgili bu süreçte önerilen stratejilerin başarısı adına uygulayıcılar düzeyinde yatay, mekânsal ölçek düzeyinde de dikey entegrasyonun nasıl sağlanacağı hususu ayrıntılı olarak belirlenmemiş ve bir işletim modeli geliştirilmemiştir.

Kıyı dolguları ve su baskınları…

Ali Rıza Avcan

Bu yazıyı yazdığım şu an İzmir’de kentin büyük bir bölümü kuvvetli bir fırtınanın etkisi altında… Birinci Kordon, Alsancak, Pasaport gibi sahil kesimi bu fırtına ile azgınlaşan dalgaların getirdiği su baskınlarıyla teslim alınmış durumda… Sabahın ilk saatlerinde sefer yapan deniz araçlarının iskelelere yanaşamayıp geriye döndüğü, vapurlardaki insanların büyük bir heyecan içinde korkulu anlar geçirdiği söyleniyor… Kentteki deniz ulaşımı şu an itibariyle durdurulmuş olsa da yollardaki araçlar ve insanlar sular içinde bir yerden bir yere gitmede zorlanıyor ve benim gibi randevularını iptal ediyorlar…

Kentin birçok semti kuvvetli yağış hatta dolunun yıkıcı etkisini yaşıyor… Sahillerde milyonlarca liraya yapılan birçok yatırım ve tuzlu sular altında kalan bitki ve yeşil alanlar zarar görüyor…

İzmir'de fırtına

Bu durumu yaşayanlar ya da görenler ise tepkilerini sosyal medyada dile getirip bunun  nedenini ya takdir-i ilahiye ya da plansız, programsız kentleşmeye; özellikle de kıyılarda yapılan hesapsız kitapsız dolgulara bağlıyorlar…

Yaşananlardan küresel ısınmayı sorumlu tutanlar olduğu gibi denizden kaynaklanan su baskınının mevsim ortalamalarının üstündeki rüzgar ve yağışlar nedeniyle ortaya çıktığını, bunun beklenmeyen doğal bir yıkım olduğunu söyleyenler de var. 

Tabii ki bir de benim gibi bu sorunu kıyıda; özellikle de Alsancak bölgesinde olduğu gibi denizin yükselmesi durumunda deniz suyunun yağmur suyu kanallarıyla geri basmasına neden olan yetersiz atık ve yağmur suyu kanal sistemiyle her tür kıyıda hiçbir araştırma yapılmadan dolgu yapılmasına bağlayanlar da var. 

Karşımıza çıkan bu olağanüstü durumun bir yandan bir doğal yıkım olduğunu bilip kabul etmekle birlikte; bu derecedeki şiddetli fırtınaların yaşandığı bir coğrafyada denizin 60 santimetreye kadar yükselebileceğini söyleyen bilim insanlarını dikkate alarak önceden yeterli önlemlerin alınabileceğini ama alınmadığını, deniz suyunu geriye basarak cadde ve sokakların su içinde kalmasına neden olan yetersiz atık ve yağmur suyu sisteminin daha iyi hale getirilebileceğini ama getirilmediğini de söyleyenler var.

Örneğin konuştuğumuz bilim insanları, uzmanlar ve başvurduğumuz bilimsel kaynaklar bize İzmir Körfezi kıyılarında 19. yüzyıldan bu yana yapılan bütün dolguların ya da kıyıları deniz taşkınından korumak için alınan önlemlerin deniz suyu akıntılarıyla dalga dinamiğinin dikkate alınarak yapılmadığını, bu tür müdahalelerin şiddetli rüzgarın etkisiyle körfezde oluşan büyük dalgaların sapmasını, yansımasını, dönmesini, kırılmasını ya da sığlaşma nedeniyle sönümlenmesini dikkate almadan yapıldığını söylüyorlar. 

DSC_9589

Önce 15. yüzyılda iç limanın doldurulması suretiyle Konak Meydanı ile Kemeraltı’nın büyük bir kısmının oluşması; ardından 17. ve 18. yüzyıllarda dolgu işlemine yer yer devam edilmesi ve 1867 yılında başlatılan büyük İzmir Limanı ve Rıhtımı Yapımı inşaatıyla Konak Meydanı’ndan Alsancak’a kadar uzanan 3,5 kilometre uzunluğunda ve 230-250 metre genişliğindeki bir alanın doldurularak Birinci Kordon’un oluşturulması körfezin kıyısında görülen ilk büyük müdahalelerdir.

Hatta bir söylentiye göre, İzmir Limanı ve Rıhtımı Yapımı inşaatı 1867 yılı Kasım ayında bir denizaltı depremi sonucunda ortaya çıkan büyük dalgaların etkisi ile mevcut tesislerin kullanılamaz hale gelmesi üzerine başlatılmıştır. 

Cumhuriyet döneminde ise gerek Karşıyaka gerekse Göztepe-Güzelyalı sahilleri bir çok kez yol ya da park yapmak amacıyla doldurulmuş; böylelikle kıyıdaki bir çok ev ve köşk denizi uzaktan seyreder hale gelmiştir.

Bu kentin gördüğü en büyük dolgu operasyonlarından biri de Burhan Özfatura‘nın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde Cumhuriyet Meydanı ile Alsancak Limanı arasındaki Birinci Kordon’un, Osmanlı döneminde doldurulmuş olmasına karşın otoyol yapmak amacıyla yeniden doldurularak genişletilmesi ve bu dolgunun Ahmet Piriştina‘nın belediye başkanı olmasından sonra iptal edilerek yeşil alana dönüştürülmesi suretiyle gerçekleştirilmiştir.

Körfez kıyılarının doldurulması işlemine -ne yazık ki- bugün de devam edilmekte; Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’nda imar planı değiştirilmeden ve kıyı kenar çizgisi onayı alınmadan, Karşıyaka sahilinde ise daha büyük anıt yapma sevdası ile denize verilebilecek zararlar dikkate alınmadan kıyı dolgusu yapılmaktadır.

Yaşadığımız ve gördüğümüz kadarıyla bu kentin, -hangi siyasi partiden olursa olsun- tüm belediye yönetimleri tarafından gerçekleştirilen kıyıların doldurması eylemi, aslında kamulaştırma yöntemiyle edinemedikleri alanları daha ucuz ve kolay elde etmek amacıyla sıklıkla kullandıkları bir yöntem olmuştur.

Oysa bu yöntemle doldurulan bir deniz ve onun etkileşim içinde bulunduğu sahillerinde suyun kalitesinde, üst ve alt akıntılarında, dalga hareketleriyle parametrelerinde (dalga profili, boyu ve yayılma hızı) ve dalga tırmanma yüksekliğinde yaratacağı tüm olumlu ya da olumsuz etkiler projeler hazırlanırken bilimsel olarak araştırılmalı, analiz edilmeli ve bugün yaşadığımız sıkıntıları yeniden yaşamamak için gereken tüm önlemleri önceden almamız gerekmektedir.

26196324_1476994089065766_8978094507215547092_n

Örneğin bugün yaşadığımız sorun açısından çok önemli bir konu olan belirgin dalga yüksekliğinin doğru ölçülmesi birçok bilim insanına göre kıyı dolgularını koruyan duvarların tasarımı açısından çok önemlidir. Çünkü belirgin dalga yüksekliği, seçilen deniz bölgesinin dalga ölçümleri sayesinde yüksekliğine göre büyükten küçüğe doğru sıralanan dalgaların en yüksek ilk üçünün ortalaması alınarak bulunur. Ölçümler sonucu bulunan dalga periyotu, dalga yüksekliği ve dalga yaklaşım açısı kıyı duvarını boyutlandırmada gerekli olan parametrelerdir. 

Ayrıca dolgu öncesinde yapılacak araştırmalar sırasında kıyılara yapılacak mahmuzlarla iskele, duvar ve dalgakıranların yeterli düzeyde olması, sığ sahil kesimlerinin dolgu yapılmak suretiyle derinleştirilmemesi gerekmektedir.

Bilimsel ölçekte ve pratik düzlemde olması gerekenler bu olmakla birlikte 2012 yılından bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından İzmir Körfezi kıyılarında uygulanmakta olan “İzmir-Deniz, İzmirlilerin Denizle İlişkisini Güçlendirme Projesi” kapsamında yapılan bir çok deniz dolgusunda, sahil bandı çalışmalarında bu tür araştırmaların yapılmadığı, Mustafa Kemal Sahil Bulvarı ile Karşıyaka sahilinde yapılan dolgularda bilimin gereği olan bu kurallara uyulmadığı görülmektedir.

Mustafa Kemal Sahil Bulvarı’ndaki alt geçidin yapımında yağışlı havalarda geçidin hem yağmur hem de deniz suyuyla dolmuş olması bunun en güzel ve somut örneğidir.

Ayrıca belediye yetkilileriyle yaptığımız özel görüşmelerde, içme suyu şebekesindeki % 31 oranındaki kayıp ve kaçağın en büyük nedeninin, sahil bandındaki şebekeden denize karışan içme suyundan kaynaklandığı ifade edilmekte; böylelikle kıyı ile deniz arasında güvenilir bir bandın bugüne kadar yaratılamadığı itiraf edilmektedir.

Evet, sonuç olarak İzmirli yerel yöneticilerimizin her yağış ya da sel sonrasında bir mazeret olarak söyledikleri “mevsim ortalamalarının üstünde” bir yağmur ya da dolu yağmış, rüzgar görülmemiş bir hızla esmiş, dalgalar metrelerce yükseğe çıkmış olabilir ve bu olağanüstü koşullar belediyelerimizin kusuru olmayabilir…

İzmir'de fırtına

Ama bir de ihmal edilmemesi gereken doğa var… Kendine yapılanları kısa planda kabul eder gibi gözüken; ama uzun vadede reddedip aslına dönmek isteyen, kendi ritmi ile akıp kendini yenilemek isteyen bir doğa var…

Biz doğayı ne kadar unutsak ve ona rağmen yaptıklarımızla bir zafer kazandığımızı sansak da; o hep orada olacak ve kazanacak…

O nedenle, bugünkü yazımızı Doğa Derneği‘nin kurucusu başkanı Güven Eken’in bugün bu seller, bu yağışlar nedeniyle paylaştığı güzel bir sözü ile bitirmek istiyorum:

Doğada sel yoktur. Özgürce akan dereler, ırmaklar ve bereketli kolları vardır.”


Yararlanılan Kaynaklar

Atay, Ç. (1978), Tarih İçinde İzmir, Tifset Basım ve Yayın Sanayi A. Ş., İzmir.

Dean, R.G., Darymple R.A. (2001) Coastal Processes, Cambridge Üniversity Press, U.K., 475. 

Durmuş, Cem (2007), Mersin Bölgesi Kıyı Koruma Yapılarının İncelenmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Adana.

Yarıcı, A. (2009) – “Kentimizde Su Taşkınlarının Meydana Geliş Sebepleri ve Çözümler“, (TMMOB) Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği 1. Kent Sempozyumu, 8-10 Ocak 2009, İzmir. 

İZBAN için kamulaştırma yapılmış olsaydı ne olurdu?

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu uzunca bir süredir İzmir’in Türkiye’nin en uzun raylı sisteme sahip kenti olduğunu belirterek bütün bu sistemin merkezi yönetimden tek bir kuruş para alınmadan, sadece belediyenin kendi olanaklarıyla yapıldığını ifade ediyor.

Nitekim yakın zamanda sonuçlanan İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın tanıtımı amacıyla yapılan toplantıda ve Son Söz TV’de katıldığı son programda “Başka kentlerin metroları, raylı sistemleri merkezi hükümet tarafından yapılırken, biz kendi yağımızla kavrulup 11 km raylı sistemi 170 km’ye çıkarmışken, bizden yetki ve imza desteğinin bile esirgenmesini bu vesileye İzmirli hemşerilerimle paylaşmak istedim. Bu konularda fazla konuşmak istemediğimi, iş odaklı çalıştığımı biliyorsunuz. Ama zaman zaman bazı konuların paylaşılmasının yararlı olduğunu düşünüyorum” diyerek bütün bu 170 kilometrelik raylı ulaşım sistemini kendi olanaklarıyla yaptıklarını ifade etmiştir.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın bu demecini değerlendirmeden önce toplam uzunluğu 170 kilometre olarak ifade edilen raylı ulaşım sistemini, İzmir Metro ile İZBAN’ın verdiği resmi bilgilere göre gözden geçirelim:

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin şirketi İzmir Metro’nun verdiği bilgiye göre şu an Fahrettin Altay-Evka3 hattında çalışmakta olan 17 istasyonlu hattın toplam uzunluğu 20 kilometredir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü’nün (TCDD) % 50 + %50 ortaklığıyla kurduğu İZBAN’nın verdiği bilgiye göre şu an Selçuk-Aliağa hattında işletilmekte olan 40 istasyonlu İZBAN hattı ise toplam 136 kilometre uzunluğundadır.

Bu iki hattı birleştirdiğimizde bulduğumuz rakam ise 156 kilometredir.

Bu uzunluğa yine şu an itibariyle Alaybey-Ataşehir hattında işletilmekte olan 8,83 kilometre uzunluğundaki 14 duraklı Karşıyaka tramvayını eklediğimizde toplam uzunluk 164,83 kilometreyi bulmaktadır. 

Henüz Fahrettin Altay-Halkapınar güzergahında inşa edilmekte olan 12,83 kilometre uzunluğundaki 18 duraklı Konak tramvayını dikkate aldığımız ise bu uzunluk 177,66 kilometreye ulaşmaktadır.

haber372_0

Bu hesaptan da anlaşılacağı üzere, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu 170 kilometrelik hattan söz ederken henüz yapım aşamasında olması nedeniyle işletmeye alınmamış olan Konak tramvayını bu hesaba dahil etmektedir.

Bu durumda metro, hızlandırılmış tren ve tramvay hatlarından oluşan sistemin % 77’sinin hızlandırılmış trene (İZBAN), % 11’nin metroya (İzmir Metro), geriye kalan % 12’sinin ise henüz bitmemiş kısımlarıyla birlikte İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait tramvay sistemine ait olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bildiğimiz kadarıyla toplam raylı ulaşım sisteminin 3/4’ünü oluşturan hızlandırılmış tren, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Devlet Demiryolları’nın (TCDD) % 50 + % 50 oranında ortak oldukları İZBAN tarafından işletiyor.

Bu iki resmi kuruluş arasında yapılan anlaşmaya göre hızlı tren sisteminin üzerinde çalıştığı mevcut demiryolu hattının mülkiyeti Devlet Demiryolları’na (TCDD) ait olup; aynı hatta İZBAN dışında Devlet Demiryolları’na (TCDD) ait yük ve yolcu trenleri de çalışmaktadır.

Hızlandırılmış trenin kullandığı 136 kilometre uzunluğundaki demiryolu hattının Devlet Demiryolları’na ait olup kira karşılığında İZBAN’ın kullanımına tahsis edilmesi aslında, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun iddia ettiğinin aksine merkezi yönetimin kent içi toplu ulaşıma sunduğu büyük bir olanak, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ve İzmir’e yapılmış bir yardımdır.

Resim1
Çift hatlı demiryolundaki kamulaştırma sınırı genişliği

Çünkü İzmir gibi büyük bir kent içinde oldukça uzun bir demiryolu hattının açılmasındaki en önemli ve büyük harcama kaleminin kamulaştırma bedelleri olduğunu ve bu çerçevede Aliağa-Alsancak-Selçuk hattındaki mevcut çift hatlı demiryolunun her iki yanındaki kamulaştırma koridorlarının genişliğini düşündüğümüzde; mevcut demiryolu hattı dışında çift hatlı ikinci bir koridorun açılmaya kalkılması durumunda kamulaştırılacak milyonlarca metrekare büyüklüğündeki arazi ya da arsa karşılığında rayiç değerler üzerinden ne kadar büyük miktarda ödeme yapılacağı ortaya çıkacaktır. 

İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü arasında İZBAN gibi başarılı ortak bir işletmecilik modelinin oluşturulması sayesinde böylesi bir kamulaştırma bedelinin ödenmesi gibi gereksiz bir harcamadan kaçınıldığı ve bu hizmet karşılığında hat kirası bedellerinin ödenmesi yoluna gidildiği dikkate alındığında; aslında merkezi yönetimin İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ve dolayısıyla İzmirliler’e önemli bir katkıda bulunduğu görülecektir.

izbanizmir

Bunu görmeden ya da unutmayı tercih ederek merkezi yönetimin raylı ulaşım sistemleri için yardım yapmadığını ya da katkıda bulunmadığını söylemek; -ne yazık ki- gerçeği yansıtmayan ve konu hakkında bilgisi olmayan İzmirliler’i yanıltmayı hedefleyen politik bir söylem olarak kabul edilmelidir.

Öte yandan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun yine aynı tanıtım toplantısı ve televizyon mülakatında yaptığı konuşmalarda İZBAN’ın taşıdığı yolcu sayısının arttırılması amacıyla hattın sadece kent içi toplu ulaşıma tahsis edilmesini, yük trenlerinin gece çalışmasını, şehirlerarası yolcu trenlerinin bu hattan çekilmesini ve Basmane Garı’nın Alsancak Garı gibi hizmet dışı bırakılmasını talep etmesini doğru bulmuyor ve bu durumun konuk geldiği yere sahip çıkıp ev sahibini kovmaya kalkanların tavrına benzetiyorum.

İZBAN hattının açıldığı 2010 yılından bu yana bu hattaki sinyalizasyon sistemini yapıp bir türlü hayata geçirememiş ve istasyonların güvenliğini sağlayamamış bir belediyenin, halkın Devlet Demiryolları (TCDD) tarafından karşılanan ulaşım ihtiyacını dikkate almaksızın sırf İZBAN’la taşınan yolcu sayısını arttırmak amacıyla tüm sistemi sahiplenmeye yönelik bu hamlesini doğru, adil ve uygulanabilir bulmadığım için bu kez aynı güzergahta kamulaştırma bedellerini de kendi bütçesinden ödemek koşuluyla ve -iddia ettiği gibi- kendi olanakları ile 136 kilometre uzunluğunda ikinci bir demiryolu hattı oluşturarak merkezi yönetimden tek bir kuruş almadan yatırım yapmanın ne anlama geldiğini görmesini istiyorum.

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, Aliağa, Bergama, Dikili, Foça, Kemalpaşa, Kınık ve Menemen ilçeleriyle Çiğli ilçesinin Gediz Deltası Sulak Alanı‘nı kapsayan bölümü için hazırlanan Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin incelenip değerlendirilmesine ayırdığımız bugünkü yazımızda hazırlanan belge ile ortaya çıkan hedeflerin paydaşları, mevcut durum analizi ve katılımdan kaynaklanan sorunları hakkındaki görüş ve düşüncelerimizi paylaşmaya çalışacağız.

I – Hedef projelerle o projeleri uygulayacak paydaşlar arasındaki ilişkiler görev, yetki ve sorumluluk bağlamında yeterince incelenip tartışılmamıştır.

Yeraltı sularında yapay besleme barajlarının yapılması” ya da “yeraltı sularının yenilenebilir enerji kaynakları ile bütünleştirilerek kullanılmasının sağlanması” gibi projelerde yerel yönetimlerle üniversitelerin ve özel sektörün proje paydaşı olarak gösterilmesine karşın yeraltı sularının bulunup kullanılması konusunda görevli, yetkili ve sorumlu olan Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın ve ona bağlı birimlerin ya da “Çamaltı Tuzlası sınırları içinde yer alan kültürel değere sahip mevcut yapıların koruma altına alınması, tuz müzesinin oluşturulması ve Sasalı-Tuzla arasında bisiklet yolu oluşturulması” projesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Çamaltı Tuzlası İşletmesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Devlet Demiryolları İşletmesi’nin proje ortağı olarak sayılıp sulak alanlardan sorumlu Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın; ayrıca tuzlanın işletme hakkını 2010 yılında satın alarak işletmekte olan Binbir Gıda Tarım Ürünleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’nin proje paydaşları arasında sayılmamış olması bu durumun en somut örnekleridir.

O nedenle, Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinde hedef olarak gösterilen projelerin paydaşları belirlenirken, o paydaşlarla projeler arasındaki kurumsal ilişkilerin, o tarihte geçerli hukuki düzenlemelere göre görev, yetki ve sorumluluk analizlerinin yapılması; böylelikle hukuki anlamda görevli, yetkili ve sorumlu olan tüm kurumların dikkate alınması mümkün olur diye düşünüyorum.

 

Termik_Santral1483609702

II – Mevcut durum analizindeki yetersizlikler…

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin hazırlanmasına esas olan mevcut durum analizi çalışmasında, ortaya konulan hedefler/projeler e esas olan bilgilerin ortaya konulmasını sağlayacak olan araştırmaların yapılmadığı görülmektedir.

Çalışmanın temel iddiası olan varlık-odaklı fikirlerden hareketle ulaşım, lojistik, sağlık, spor, eğitim gibi birçok alanda hedefler/projeler geliştirildiği halde bu hedef/projelerin altlığını ya da gerekçesini oluşturan toplumsal duyarlılık, gönüllülük ve sivil örgütlenme düzeyi, ticari yaşam ve örgütlenme düzeyi, bölge için yaşamsal önemde olan sanayi, yatırım ve altyapı hizmetleri, ulaşım ve lojistik, mevcut gelir yapısı ve dağılımı, göç ve işgücü, işsizlik, yoksulluk ve sosyal hizmetler, eğitim, kültür ve sanat, sağlık ve spor, iletişim ve bilişim, tüketici eğilimleri ve bölgede ağırlıklı olarak faaliyet gösterip varlık-odaklı kalkınma fikirleri üzerinde etkili olan sektör ve alt sektörlerle ilgili bilgi ve değerlendirmelerin bulunmayışı bu eksikliğin en belirgin örnekleridir.

Ele alınan bölgedeki mevcut durumun yeterince incelenip ortaya konulmadığı durumlarda hem önerilen hedeflerin/projelerin gerek ve geçerliliğinin hem de bu hedeflerin/projelerin mevcut durumu nasıl bir sonuca götürdüğünün ölçülmesi açısından mevcut durum bilgileri ile hedefler/projeler arasındaki doğrusal ilişkinin net bir şekilde ortaya konulması uygun ve doğru olacaktır.

III – Katılımdaki sorunlar…

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi’ hazırlık çalışmalarına, söz konusu belgede iddia edildiği gibi 572 kişi değil; bazı çalıştay ve panellere aynı kişilerin katılması nedeniyle toplam 431 katılımcının katkıda bulunduğu belirlenmiştir.

Strateji belgesinin hazırlığına katkıda bulunanlar arasında ilgi, bilgi ve deneyim açısından bir denge yaratılmamıştır.

Hazırlanan strateji belgesinin ‘iyi yönetişim’ anlayışı çerçevesinde kamu sektörü-özel sektör-sivil toplum kuruluşları işbirliği içinde hazırlandığı iddia edilmesine karşın, ‘özel sektör’ olarak tanımlanan kesimin belgenin hazırlanışında etkin bir şekilde yer almadığı; ayrıca ilçe düzeyinde yapılan halk çalıştaylarıyla uzman çalıştayına davet edilen katılımcıların bilgi, ilgi ve deneyimlerinin hem araştırma teknikleri hem de katılımların temsiliyeti açısından test edilmediği ve bunlar arasında bir dengenin gözetilmediği görülmüştür.

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi’ belgesinin hazırlık aşamasında gerçekleştirilen 7 ayrı ilçe halk ve 1 ufuk tarama çalıştayı ile uzman paneline ve 4 ayrı odak grup toplantısına davet edilen üniversite, kamu kesimi, STK temsilcileri ve özel sektör kuruluşlarının kendi aralarındaki dağılımları aşağıdaki tablolarda ayrıntılı olarak gösterilmiştir:

Halk Çalıştayları AnaliziUfuk Tarama ÇalıştayıOdak Grup Toplantısı AnaliziKatılımcıların Oransal Dağılımı

 

Yukarıdaki tablolardan da görüleceği gibi, strateji belgesinin hazırlık çalışmaları için yapılan tüm çalıştay, panel, ufuk tarama ve odak grup toplantılarında üniversiteler, kamu kesimi, STK’lar ve özel sektör arasında adil, dengeli ve anlamlı bir dağılımın sağlanması mümkün olmamış, her toplantıda kamu kesimi temsilcilerinin sayısal olarak ezici bir çoğunluğa sahip olduğu görülmüştür.

Oysa incelememize konu olan strateji belgesinin temel ilkelerinden biri olan ‘iyi yönetişim’ anlayışı, üniversiteler, kamu kesimi, STK’lar ve özel sektör olarak belirlenen dört temel toplumsal paydaşın planın yapılması sürecine adil, dengeli ve anlamlı bir şekilde katılmasını öngörmektedir. Mevcut durum ise, bunun tam aksine merkezi yönetimin taşra kuruluşları, kaymakamlıklar ve belediyeler düzeyinde gelen temsilciler eliyle bir ağırlık oluşturduğu ve böylelikle kamu ağırlıklı varlık-odaklı fikirlerin öne çıktığı anlaşılmaktadır.

Aliağa 10
Aliağa – Fotoğraf: Kudret Karakulak

Planın Hazırlık Sürecinde Düzenlenen Toplantılara Çağrılanların Tanımları Belli Değildir.

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi’ belgesinin hazırlık süresinde gerçekleştirilen her bir toplantıya davet edilen katılımcılarda aranan temel özelliklerin baştan belli olmayışı nedeniyle bazı katılımcıların toplantılara neden davet edildiği ya da bazı katılımcıların neden iki ya da üç toplantıya katıldığı kesin olarak belirlenememiştir. Bunun başlıca örnekleri şunlardır:

* İlçe çalıştaylarına katılan 69 davetlinin ‘Ufuk Tarama Çalıştayı’na katılırken geriye kalan 215 davetlinin bu çalıştaya katılmamış olması ve bunun nedeninin belli olmaması,

* Düzenlenen uzman paneline İzmir dışındaki üniversitelerden davet edilen altı akademisyenin daha önce bu bölgeyle ilgili çalışmalar yapmamış olmalarına karşın toplantılara katılmasının nedeniyle bu akademisyenlerin seçimi ile ilgili kriterlerin açıklanmaması.

* Bölgede faaliyette bulunan ve planın hedef olarak belirlediği varlık-odaklı fikirler kapsamında birçok toplumsal sorumluluk projesi gerçekleştiren ya da bunların finansmanı için katkıda bulunan PETKİM, TÜPRAŞ ve ENKA gibi büyük sanayi ve enerji kuruluşlarının bu toplantılara neden davet edilmediğinin bilinmemesi.

Devam Edecek…

 

Sessiz sedasız yapılan iyilikler…

Ali Rıza Avcan

Bizim kültürümüze, geleneklerimize göre gizli saklı ve karşılıksız yapılan iyilikler makbuldür.

Çünkü iyilik yapmak, iyilik yapan kişinin alçak gönüllü olmasını, yaptığı iyilikle övünmemesini gerektirir. O nedenle yapılan iyiliğin cümle aleme duyurulması ve bir gösteriye dönüştürülmesi ahlaki yönden ayıp, dini inançlar yönünden de günah olarak kabul edilir.

Ama ne yazık ki, günümüzde birçok kurum ya da şahıs birilerine iyilik yaptığında bunu anlatmadan duramıyor; hatta bu konuda bir adım daha ileriye gidip iyiliğini herkesin içinde, iyilik yaptığı kişileri incitecek şekilde göstere göstere yapıyor.

britain-comes-4th-in-world-goodness-table-7c1e75146e9573daea7c08396678038e

Ben bugün size, yaptığı iyilikleri gizli saklı tutan bir dostumun uzun bir süredir kendini “vakfettiği” mülteci, göçmen ve sığınmacılar için yaptıklarını, ortaya koyduklarını anlatarak bu tür iyiliklerin ve iyi insanların artıp çoğalması için kendi payıma düşeni yapmaya çalışacağım.

Mete Hüsünbeyi ismi birçok İzmirli için; özellikle de kent, demokrasi, emek ve hak mücadeleleri alanında yer alan herkesin tanıyıp bildiği ve yanında hissettiği bir isimdir. 

CHP’li bir aileden gelen Mete’yi ben İzmir’e yerleştiğim ilk yıllarda Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi’ndeki çalışmalarım nedeniyle tanıdım. Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi’nin bir projesi olarak geliştirdiğimiz Alsancak Sivil Katılım Platformu çalışmalarında kendisiyle birlikte çalıştım ve onun mücadeleci kimliğini yakından tanıma fırsatını edindim. Güzel anılarla dolu bu çalışma sonrasında diğer alanlarda; özellikle Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği‘nin çalışmalarında, Konak ve Karabağlar kent konseylerinin mülteci çalışma grupları ve meclislerinde de birlikte çalıştık.

WhatsApp Image 2018-01-09 at 14.13.18(1)

Bu çalışmalar sırasında çok uyumlu çalışmalar yaptığımız gibi eşyanın doğasının gereği olarak zaman zaman çatıştığımız, birbirimizi anlamak için çabaladığımız zamanlar da oldu. Ama her zaman için dostluğumuza değer verdik ve onu korumak için elimizden geleni yaptık.

Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi yönetimindeki çalışmaları sırasında da çoğu kez kültür ve sanat faaliyetlerine ağırlık verdiğini, bu kentteki kültür ve sanat etkinliklerinin derinlik kazanıp yoğunlaşması için elinden geleni yapmaya çalıştığını hatırlarım.

Ayrıca İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin mülteci, göçmen ve sığınmacı çocuklarına da süt yardımı yapması için 200 sivil toplum kuruluşunu tek tek dolaşarak imzalarını aldığını ve bu çok imzalı bildiri neticesinde 2017 yılından itibaren mülteci, göçmen ve sığınmacı çocuklarına da süt yardımı yapılmaya başlandığını hatırlarım.

Mete’nin birbirinden değişik birçok ortamda kabul gören rahat, ılımlı ve çatışmadan uzak kişiliği, çözüm odaklı esnek yaklaşımı ve sahip çıktığı soruna kendini adayan yapısı onu tanımlayacak en güzel özellikleridir. 

WhatsApp Image 2018-01-09 at 14.13.17

Kendisi son dört, beş yıldır mültecilerin sorunlarıyla ilgilenmeye, bu konuda çözümler üretmeye yoğunlaşmış durumda. Bu amaçla Mültecilerle Dayanışma Derneği‘nde (Mülteci-Der) başlattığı mücadelesini zaman içinde Konak ve Karabağlar kent konseylerindeki çalışmalarıyla devam ettirdiğini ve Konak Kent Konseyi Mülteci Meclisi Başkanı olarak iyi çalışmalar yaptığını biliyorum.

Ancak son zamanlarda onun çok fazla ortalarda olmaması; ayrıca aldığım haberlerde Basmane Kapılar’da iyi bir şeyler yaptığını duymuş olmam nedeniyle kendisini arayarak yaptıklarını göstermesini istedim.

Bu isteğimi hemen yerine getiren sevgili Mete, Deri Tekstil ve Kundura İşçileri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Yalçın Yanık ile birlikte Aya Vukla Kilisesi’nin hemen yanında, eskiden iş hanı olarak kullanılan binaya götürerek harap halde kiraladıkları ve Çok Amaçlı Mülteci Merkezi olarak adlandırdıkları dört katlı binayı kullanılır hale getirmek amacıyla yaptıkları çalışmaları gösterdi. Gösterirken de dolaştığımız oda ve salonlarda başta çocuklar olmak üzere kadın, genç, yetişkin tüm mahalle sakinleriyle neler yapmak istediğini örnekler vererek tek tek anlattı.

Mülteci, göçmen ve sığınmacıların yoğun bir şekilde yaşadığı büyük bir mahallenin tam ortasında burada yaşayan insanların öğrenme, eğlenme, dinlenme ve dayanışma ihtiyaçlarını karşılayacak bir mekânı oluşturmanın yanında, bütün bunların adı sanı bilinmeyen gönüllülerin katkılarıyla sessiz sedasız bir şekilde gerçekleştirilmiş olması benim açımdan çok güzel ve etkileyiciydi.

Mete’nin verdiği bilgiye göre bu merkezin çevresinde yaşayan mülteciler, göçmenler, sığınmacılar ve mahallede yaşayan diğer insanlar burada bir araya gelerek drama, tiyatro, resim, spor gibi etkinlikleri yapacaklar ve birbirleriyle daha iyi kaynaşacaklar; böylelikle onları birbirlerinden ayıran dil, din, kültür gibi engelleri birlikte aşabileceklerdi.

Mete Hüsünbeyi 002

Sevgili Mete anlattıklarıyla bu binada, adeta “Nuh’un Gemisi” ya da “ütopya kent” gibi bir hayali gerçekleştirmek istiyordu. Bu hayalini de çoğunu tanıdığı kamu görevlilerinden ya da belediye yetkililerinden yardım istemeden, onların katkısını almadan kendi imkânları ve kendisi gibi gönüllü olanların katkılarıyla sağlıyordu. 

Bu öylesine bir iyilikti ki, katkı koyan gönüllülerle o binada verilecek hizmetlerden yararlanacak olanlar dışında kimsenin haberi yoktu… İyi ki yoktu…

Belki de haberi olsaydı; o iyilik gerçek bir iyilik olmaktan çıkar ve böylesi bir övgüyü hak etmezdi…

Ne dersiniz? Şimdi bizlerin de kimsenin haberinin olmadığı, buna benzer bir iyiliği ya da iyilikleri olsun mu?

 

 

Gediz Deltası’nda Yaşam*

Bir deniz kuşu adasının yakınındayken gördükleriniz, dünyada rastlayabileceğiniz en güzel manzaralardan biridir. Türkiye ve Akdeniz için çok ender bir deniz kuşu olan Hazar sumrusunun (Sterna caspia) tüm Akdeniz’deki en büyük üreme kolonisi Gediz Deltası’nda bulunmakta. Daha yaygın bir tür olan Sumru (Sterna hirundo) için delta tüm Akdeniz’deki üçüncü büyük ve Türkiye’deki en büyük üreme popülasyonuna sahip. Kara gagalı sumru (Sterna sandvicensis) ise Türkiye’de sadece burada ürüyor. Nesli dünya ölçeğinde tehlike altında bulunan Tepeli pelikan (Pelecanus crispus) bu adalarda üreyen kuşların en büyüğü. Üreme kolonilerini birbirine komşu olan üç büyük ada üzerinde kuruyor. Türkiye’deki en kalabalık tepeli pelikan kolonilerinden birisi Gediz’de bulunuyor.

Sterna caspia 4, Reuzenstern, Saxifraga-Mark Zekhuis
Hazar sumrusu (Sterna caspia)

 

Sumru (Sterna hirundo)
Sumru (Sterna Hirundo)
1200px-Sandwich_TernSterna_sandvicensis
Kara gagalı sumru (Sterna sandvicensis)

Kuşların bu adacıklarda üremeye devam edebilmeleri için bu bakir alanların hep böyle kalması gerekiyor. Yuvaların olduğu adacıklar üzerinde yürümek, üremenin başarısız olmasına hatta bazen koloninin bütünüyle dağılmasına neden olabiliyor. BU nedenle ziyaretçilerin bu alanları ziyaret etmemeleri konusunda hassasiyet göstermeleri gerekmektedir.

Bölgede, yakın zamanda kaldırılan Homa Dalyanı dışında iki dalyan bulunuyor. Bunlardan küçük olan Kırdeniz Dalyanı kuzeyde, büyük olan Çilazmak Dalyanı ise güneybatıda bulunuyor.

Çukurova’dan sonra Türkiye kıyılarındaki en büyük tuzlu kum düzlükleri Gediz’de bulunuyor. İlk bakışta boş ve işlevsiz gibi görünen bu alanlar Akça cılıbıt (Charadrius alexandrinus), Bataklıkkırlangıcı (Glareola pratincola) ve Kocagöz (Burhinus oedicnemus) gibi nesli azalmakta ya da tehlike altında olan bir çok tür için çok önemli üreme alanlarıdır. Daha da önemlisi, tuzlu kum düzlükleri deniz canlılarının besin zincirinde ilk halkayı oluşturmakta.

Charadrius_alexandrinus_-_Laem_Pak_Bia
Akça cılıbıt (Charadrius alexandrinus)
Bataklıkkırlangıcı (Glareola pratincola)
Bataklıkkırlangıcı (Glareola pratincola)
Burhinus oedicnemus
Kocagöz (Burhinus oedicnemus)

Yapay birer oluşum olmalarına karşın bölgedeki besin zenginliğini önemli derecede arttıran tuzlalar, deltanın batısında geniş bir alanı kaplıyor. Çamaltı Tuzlası olarak bilinen bu bölge, 1800’li yılların ortalarından bu yana tuz üretim amaçlı işletilmekte. Zaman içinde tuzlaların kapladığı alan yavaş yavaş büyütülmüş. Tuzlalar kuşların beslenmesi için olduğu kadar üremeleri için de çok önemli. Flamingo (Phoenicopterus ruber) başta olmak üzere, Suna (Tadorna tadorna), Kılıçgaga (Recurvirosta avocetta) ve Küçük sumru (Sterna albifrons) gibi pek çok tür, tuz göletlerinin ortalarındaki adalarda yuvalanıyor.

Recurvirosta avocetta
Kılıçgaga (Recurvirosta avocetta)
Sterna albifrons
Küçük sumru (Sterna albifrons)
SONY DSC
Suna (Tadorna tadorna)

 

Phoenicopterus ruber Linnaeus, 1758 ()
Flamingo (Phoenicopterus ruber)

* İzmir Kuş Cenneti, Gediz Deltası, Atlas Dergisi, Mart 2005

 

İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili son gelişmeler

Ali Rıza Avcan

İzmir Körfezi’nin tam ortasına; hem de koskocaman bir AKP ampulü şeklinde beton bir ada kondurularak yapılacak olan İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili son gelişmeleri özetleyecek olursak;

1. İzmir Körfez Geçişi Projesi’ni sahiplenen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, bu projenin TCDD ve İZSU tarafından geliştirilen İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi ile körfez akıntılarıyla deniz suyu kalitesinde yaratılacak % 40 oranındaki iyileşmenin % sıfır düzeyine ineceğini -geç de olsa- öğrendiğinde “Büyük Körfez Projesi” adını verdiği İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi’nden kendi payına düşen işleri yapmayı 2018 yılı için askıya aldığını duyurdu.

Gediz Deltası 040

2. Bu arada İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunun iptali ve yürütmesinin durdurulması amacıyla birlikte dava açan Doğa Derneği ve Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği (EGEÇEP) ile Ankara’daki genel merkezleri üzerinden ayrı bir dava açmayı tercih eden  Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği‘nin (TMMOB)dava açan kurumlar” adıyla yaptıkları ortak çalışmaların bir sonucu olarak 20 Aralık 2017 tarihinde Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde yapılan toplantıda, İzmir genelindeki kent mücadelesini kucaklamak amacıyla İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nden hareketle geliştirilecek kent hareketine ilgili tüm kurum ve bireylerin davet edilmesine ve hareketin kentin tüm sorunlarıyla ilçelerini kapsayacak şekilde örgütlenmesine karar verildi. Ancak bu konuda -ne yazık ki- ortak bir sonuç bildirgesi düzenlenip kamuoyu ile paylaşılmadı.

3. Doğa Derneği ve EGEÇEP ile TMMOB tarafından açılan iki ayrı dava mahkeme tarafından birleştirilerek davaya esas bilirkişi raporunu hazırlamak amacıyla tümü İzmir’deki üniversitelerde görev yapan konusunda uzman akademisyenlerden oluşan dokuz (9) kişiden oluşan bir bilirkişi heyeti belirlendi.

4. İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili ÇED raporunun iptali ve yürütmenin durdurulması talebi ile ilgili davaya bakan mahkeme, ilk bilirkişi incelemesinin 25 Ocak 2018 tarihinde yapılmasına karar verdi.

Gediz Deltası 036 - Mustafa Kasapoğlu
Fotoğraf: Mustafa Kasapoğlu

5. Bu süre içinde bilgilendirme amacıyla TMMOB tarafından bazı kent konseyleriyle birlikte yapılan bilgilendirme toplantılarına devam edilmiş ve en son toplantı bu davada Doğa Derneği ile EGEÇEP‘in avukatlığını yapan Arif Ali Cangı‘nın katılımıyla 24 Aralık 2017 tarihinde HDP Karşıyaka İlçe Örgütü üyeleri için yapılmıştır.

6. İzmir Körfez Geçişi Projesi için EGEÇEP ve TMMOB‘den ayrı kampanya yürüten Doğa Derneği ise Gediz Deltası Sulak Alanı‘nın UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne alınması için uluslararası bir kampanya başlatmış, bu doğrultuda UNESCO başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarla yazışmaya ve milletvekilleriyle görüşmelere ağırlık vermiş, yerel basın için Gediz Deltası’nda bir basın toplantısı düzenlemiş; ayrıca hafta sonlarında isteyen herkesin ücretsiz olarak katılabildiği kuş gözlemi etkinlikleri ve yürüyüşleri düzenleyerek halkın ilgisini hem Gediz Deltası Sulak Alanı‘na hem de bu deltada yapılacak olan İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ne çekmeye çalışmıştır.

Doğa Derneği‘nin İzmir Körfez Geçişi Projesi için yaptığı bu çalışmaların Fatih Portakal tarafından sunulan Fox TV’deki akşam haberlerinde görseller eşliğinde gündeme getirilmesi üzerine pop sanatçısı Tarkan Instagram hesabına yazdığı bir mesajla “Neredeyse her köşesi betona dönüşen ülkemizde geriye kalan birazcık doğamızı koruyalım bari. Bu nasıl bir yok ediştir? Bu nasıl bir rant hırsıdır? Nasıl bir vicdansızlıktır? Doğa olmazsa biz de var olamayız. Bu gerçeği ne zaman anlayacağız? Ne zaman uyanacağız?” diyerek bu çalışmalara destek vermiş; böylelikle yapılan mücadeleden milyonlarca insanın haberdar olması sağlanmıştır. 

7. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 28 Aralık 2017 tarihinde düzenlediği İzmir Ulaşım Ana Planı (UPİ) 4. Paydaş Toplantısı‘nda hazırlanan planın sonuçlarını paylaşan belediye yöneticileriyle plan danışmanları ise, böylesi bir ihtiyacın bulunmayışı nedeniyle İzmir Körfezi Geçiş Projesi‘nin İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda yer almadığını belirtmişlerdir.

8. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, hazırlanan İzmir Ulaşım Ana Planı‘nın tanıtımı amacıyla 8 Ocak 2018 tarihinde yapılan toplantıda,  “Ulaşım Master Planı’nda bilim insanları 2030 projeksiyonunda körfez geçişini öngörmüyorsa, fizibıl bulmuyorsa, biz onu birilerinin gönlü olsun diye ulaşım master planına koyamayız. Bilim derse ki koy, memnuniyetle alır, savunuyoruz. Biz akla ve bilime inanırız. Ulaşım Master Planı’na konulmaması, bu planın bilimsel bir vesika olmasını güçlendirir. Bizim duruşumuz, kamuoyunda merkezi hükümetin yapacağı bir yatırımın desteklenmesi konusudur. İkisini birbirine karıştırmak doğru değildir. Farklı manipülasyon amacıya yapılmıştır ki, o işlerin içinde biz olmayacağız.” demiş; böylelikle İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ni içermeyen İzmir Ulaşım Ana Planı‘nı bir şekilde sahiplenip savunmuştur.

gediz deltası (1)
Karikatür: Kürşat Zaman

Şimdi bu durumda İzmir Büyükşehir Belediyesi ile onun  başkanından beklenen tavır, 2,5 yıldır hazırlanıp sonuçlandırılan İzmir Ulaşım Ana Planı‘nına katkıda bulunan meslek odalarıyla sivil toplum kuruluşlarının, belediye yöneticileriyle uzman ve danışmanların bilimsel gerçeklere dayanarak söylediklerine sahip çıkarak onları savunması ve İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ni içermeyen bir İzmir Ulaşım Ana Planı‘nı kabul ederek uygulamaya sokmasıdır.

Çünkü bu durum, bu işin uzmanlarıyla sivil toplum örgütlerinin ve İzmirliler’in bu projeyi kesin bir şekilde istemediklerini, merkezi yönetimden böyle bir taleplerinin olmadığını göstermektedir.

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi (1)

Ali Rıza Avcan

Anımsayacağınız gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2014-2017 döneminde hazırladığı Yarımada, Gediz-Bakırçay ve Küçük Menderes havzaları ile ilgili üç ayrı strateji belgesini esas aldığımız yazı dizimizin birinci bölümünde genel olarak sürdürülebilir kalkınma olgusunu, ikinci bölümünde ise bu çalışmanın ilk adımı olan Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesini ele alıp tartışmaya çalışmıştık. 

Bugünkü yazımızda ve bunu izleyecek diğerlerinde ise İzmir kent merkezinin kuzeyinde yer alan Gediz ve Bakırçay havzalarındaki Aliağa, Bergama, Dikili, Foça, Kınık, Kemalpaşa ve Menemen ilçeleri ile Gediz Deltası’nın Çiğli ilçesi sınırları içinde yer alan bölümleri için 2015 yılında hazırlanıp halen uygulanmakta olduğunu varsaydığımız Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesini ele alarak tartışmaya çalışacağız.

C2KH5cHWgAAVnbe

Hazırlanan belge resmi bir plan mı yoksa başka bir şey midir?

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi çalışması, yapımına İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından karar verilip onaylanan bir plan belgesi değildir. O nedenle söz konusu belgede ısrarlı bir şekilde “plan” denilmesinden kaçınılmakta, yapılan tüm işler “çalışma” olarak adlandırılmaktadır.

Tabii ki bütün bunların doğal bir sonucu olarak, hem uygulayıcısı olan belediye başkanı ile yönetici ve çalışanları açısından bir görev, yetki ve sorumluluk doğurmamakta; hem de belgenin “dış paydaşları” olarak nitelenebilecek havzadaki kurumlar, işletmeler, sivil toplum örgütleri ve İzmirliler açısından bir taahhüt niteliği taşımamaktadır.

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Strateji belgesi, belgeyi hazırlayan akademik kadro tarafından ısrarlı bir şekilde bir ‘çalışma’ olarak tanımlanmakla birlikte; bu çalışma kapsamında yapılan işin ulusal düzeydeki üst planlama belgeleri yanında yerel fiziki ve tematik planlarla ilişkisi sorgulandığı için; ayrıca belgenin ‘Gelişme Senaryosu’ bölümünde ortaya konulan varlık-odaklı fikirlerin hazırlanan Gantt şemalarıyla ‘kısa’ ve ‘uzun’ vadede ‘öncelikli’, ‘programlı’, ‘koruma’ ve ‘yatırım’ boyutlarındaki zamanlaması ortaya konulduğundan bu ‘çalışma’nın aslında bir ‘plan’ olarak ya da planlama mantığıyla hazırlandığı söylenebilir.

Ancak bu yeni durum muhtemeldir ki, çalışmayı yapanlar açısından birçok yeni sorunun ortaya çıkmasına neden olacaktır. Çünkü bu çalışmada bir planlama çalışmasında olması gereken birçok şey bulunmakla birlikte; bu çalışmanın bir planlama çalışması, ortaya çıkan belgenin de bir plan kimliğine kavuşması ve uygulanabilmesi için öncelikle belediyenin en üst kararı organı olan belediye meclisi tarafından mevcut stratejik planla ilişkilendirilerek onaylanması gerekir. Aksi takdirde belediyelerin “icra organı” olarak kabul edilen belediye başkanının bilgisi içinde hazırlanıp “karar organı” olan belediye meclisinin önüne gelmediği için belediye başkanının görevde olduğu sürece uygulanma şansına sahip olan bir belge hiçbir zaman resmi bir plan olma niteliğine sahip olmayacaktır.

Oysa bu tür büyük iddialar taşıyan bölge ya da havza ölçeğindeki stratejik kalkınma belgelerindeki sonuçların bir “temenni” olmaktan çıkıp bir “amaç” ve ““hedef” haline gelebilmesi için yine aynı belediye meclisinin böylesi bir belgenin hazırlanmasına karar verip bu hazırlık sonrasında ortaya çıkan belgeyi daha önce onayladığı stratejik planlarla ilişkilendirmesi durumunda hem yapılan işin gerçek anlamda “sürdürülebilir” kılınması, hem de sadece bir belediye başkanının çalışma süresi ile sınırlı bir çalışma olmaktan çıkararak “kurumsallaşması” sağlanabilir.

İşte bütün bu nedenlerle, bu tür belgelerin öncelikle hem mevcut stratejik planla hem de diğer fiziki planlarla ilişkilendirilerek resmi bir geçerliliğe kavuşturulması daha uygun ve doğru olacaktır.

Çalışmada esas alınan coğrafi havza ve ilçeler böyle bir çalışma için doğru ve yeterli midir?

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesi (Aşağı) Gediz ve  Bakırçay havzaları esas alınarak hazırlanmış olmakla birlikte; çalışma kapsamına bu iki coğrafi havzanın çevresinde ya da arasında yer alan Foça, Aliağa ve Kemalpaşa gibi ilçelerin de dahil edildiği; böylelikle İzmir kent merkezini doğudan ve kuzeyden saran tüm bir kuzey İzmir bölgesi ele alındığı görülmektedir.

İzmir_districts

Düzenlenen strateji belgesinde coğrafi anlamda Gediz ve Bakırçay havzası sınırları içinde bulunmayan Foça, Aliağa ve Kemalpaşa gibi ilçeler yer alırken Çiğli ilçesinde coğrafi olarak tanımlanan Gediz Nehri Sulak Alanı ile ilçenin diğer bölümleri arasında niye kesin bir ayırım yapılarak Çiğli ilçesindeki kentsel yerleşim alanlarının bu çalışma kapsamına alınmadığı anlaşılamamıştır.

Ayrıca İzmir’in kuzeyindeki Aliağa, Bergama, Foça, Kınık ve Menemen’den oluşan bütünle Kemalpaşa ilçesi arasında araya Bayraklı, Bornova ve Karşıyaka ilçelerinin giren kopukluğun nedeni ve bu kopukluk nedeniyle iki ayrı bölge arasındaki ilişki ve iletişimin nasıl formüle edildiği de belli değildir.

Bütün bu nedenlerle, coğrafi havza ve ilçe olarak tanımlanan birimler dikkate alınarak belirlenen alanın çalışma bütünlüğü açısından sorunlu olduğu söylenebilir. 

Gediz-Bakırçay Havzası olarak belirlenen alanın hem kendi içindeki hem de diğer alanlarla etkileşimi ne olacaktır?

Yapılan çalışmada, Gediz ve Bakırçay havzaları içinde ilçe düzeyindeki yönetsel bölümlerin esas alınması nedeniyle seçilen alanın, her iki havzanın geri kalanı ve havza dışı yakın alanlarla ilişkisinin ve karşılıklı etkileşiminin dikkate alınmaması, bu konuların araştırılmamış olması büyük bir eksikliktir.

Ayrıca yapılan çalışma ve düzenlenen stratejik belge kapsamındaki varlık-odaklı fikirlerin/projelerin, havza içinde yer alan ilçeler arasındaki ilişki ve benzeşimleri dikkate alınıp analiz edilmekle birlikte; bunun havza dışında kalan ve havza ile ilişkileri bulunan İzmir’in diğer ilçeleriyle ve İzmir dışında kalan yakın bölgeler, örneğin Manisa ve Balıkesir açısından analiz edilmemesi, bu tür ilişki ve iletişimin düzeyi, yoğunluğu ve içeriği ile ilgili araştırmaların yapılmaması diğer bir büyük eksikliktir.

Gediz-Bakırçay Havzası’nın turizm destinasyonlarıyla (bölgeleriyle) ilişkisi var mıdır?

Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinde turizm ile ilgili değerlendirme, amaç ve hedefleriyle varlık-odaklı kalkınma fikirlerinin/projelerinin turizm etkinliklerinin ölçeği olan destinasyon ve alt-destinasyonlar ölçeğinde dikkate alınmadığı ve havzadaki turizm faaliyetlerinin İzmir ve Dikili-Bergama destinasyonlarıyla ilişki ve etkileşiminin analiz edilmediği görülmüştür.

Devam Edecek…