Hafta başında iki önemli iş…

Ali Rıza Avcan

Bugün; yani, 14 Mayıs 2018, Pazartesi günü iki önemli işin peşine düşeceğiz.

Gündüz, Doğa Derneği‘nden Güven Eken, Ali Rıza Avcan ve avukat Cem Altıparmak, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nden belediye ve İZSU yetkilileri, Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkilileri ve 3. İdare Mahkemesi hakimleriyle bu mahkeme tarafından belirlenmiş yedi kişilik bilirkişi heyetiyle birlikte Gediz Deltası Sulak Alanı’nda keşif yapacağız.

Yapacağımız keşif, 25 Ağustos 2017 tarihinde Doğa Derneği, Cem Altıparmak ve Ali Rıza Avcan olarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı aleyhine açtığımız dava ile ilgili.

Biz bu dava ile, Orman ve Su İşleri Bakanlığı‘na bağlı Ankara’daki Ulusal Sulak Komisyonu‘nun (USAK) 30 Mart 2017 tarih ve 28-2017/1 sayılı kararının 5. maddesi ile bu kararın onaylanmasına ilişkin 26 Nisan 2017 tarih, 380 sayılı Bakanlık Olur’unun iptal edilerek yürütmesinin durdurulmasını talep ettik.

Çünkü, dava konusu yaptığımız karar hem İzmir’in büyük belası olan İzmir Körfezi Geçişi Projesi‘nin önünü açıp onun kolaylıkla yapılmasını amaçlıyor hem de Ramsar Sözleşmesi ile korunan alanlarla Gediz Deltası Sulak Alanı‘nda Ali Ağaoğlu, Mehmet Cengiz, Rönesans Holding gibi iktidar yandaşı inşaat baronlarının eskisine göre daha kolay inşaat yapmalarını kolaylaştırıyor.

Şekil 4

Kısacası ulusal ve uluslararası hukuka aykırı bir suç, yapılan yönetmelik değişiklikleri ve alınan USAK kararlarıyla meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Biz bu amaçla 25 Ağustos 2017 tarihinde mahkemeye başvurmamıza karşın, suçun işlendiği mahaldeki keşfi kararın alındığı tarihten 1 yıl 1 ay, 14 gün; dava açtığımız tarihten 9 ay 19 gün geçtikten sonra yapabiliyoruz.

Çünkü Orman ve Su İşleri Bakanlığı, mahkemenin belirlediği her bilirkişiye, suçlu olmanın getirdiği ruh hali içinde ve bu arada İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin ilerleyip yol alabilmesi için devamlı itiraz etti. Yurt içinde ve dışında hepimizin bilip tanıdığı, çevre ve ekoloji mücadelesinde örnek olmuş birçok bilim insanına itiraz ederek, onların yerine kendisine biat edenleri koymak için devamlı çaba gösterdi.

Bu arada aldığımız yeni ve güzel bir habere göre İzmir Büyükşehir Belediyesi de, bizim yanımızda diyebileceğimiz bir konumda davaya müdahil olmuş. Belediyede yaptığım görüşmeler sırasında ayrıntısını fazla öğrenemediğim; ancak Gediz Deltası Sulak Alanı‘ndaki İZSU‘ya ait atık istasyonlarıyla ilişkilendirilen bu dava nedeniyle yarınki keşfe İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin avukatlarıyla daire başkanları ve şehir plancıları da katılacakmış.

Gediz Deltası Sulak Alanı gibi İzmir’i İzmir yapan önemli bir doğal değeri korumak amacıyla açtığımız bu dava ile ilgili gelişmeleri izleyen yazılarımızda sizlerle paylaşmak üzere yarın yapacağımız ikinci büyük işe gelelim.

Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi Haritası 2017 005 (Küçük)

Evet, 2017 yılından bu yana düşünüp taşındığımız, birçok kez bir araya gelip tartıştığımız ve en nihayetinde 26 Nisan 2018 tarihinde kurduğumuz Yaya Derneği‘nin açılış etkinliğini akşam 18.00-20.00 saatleri arasında Kemeraltı’ndaki Azize Kafe’de yapacağız.

Azize Kafe nerede derseniz, Kızlarağası’nın hemen yanındaki kahveler sokağına girip aşağı yukarı 50-60 metre ilerledikten sonra ilk sola saptığınızda, Azize Kafe’nin tarihi mekanı ile karşınıza çıkacağını söyleyebilirim.

Biz akşam 18.00’den sonra oradayız. Size Yaya Derneği‘ni niye, nasıl ve hangi düşüncelerle kurduğumuzu, Yaya Derneği olarak neler yapmak istediğimizi anlatıp fikrinizi almak istiyoruz.

Logolar17 Kişi olarak çıktığımız bu yola, aramıza sizleri de katarak devam etmek istiyoruz.

Önce İzmir’de, sonra Ankara ve İstanbul’da, ardından da tüm İzmir’de, Ege’de ve ülke düzeyinde…

Yayaların haklarını korumak ve yayanın sesini yükseltmek üzere…

Haydi, daha yaşanabilir kentler için birlikte yürüyelim.

 

Yaya Derneği’ni neleri düşünerek kurduk?

Ali Rıza Avcan

28 Nisan 2018 tarihi itibariyle kurduğumuz Yaya Derneği‘nin, belirlediğimiz politika, strateji, temel değer, ilke ve etik kurallarla örgüt yapısı, işleyişi ve gerçekleştireceği uygulamalar açısından çoğulcu ve katılımcı yöntemlerle zenginleşen demokratik bir yapıya sahip olmasını ve bu özellikleriyle diğer sivil toplum kuruluşlarına örnek olmasını arzuladık. 

Bunu sağlamak amacıyla yurt dışındaki örnekleri ve bu konu ile ilgili ulusal ve uluslararası kaynakları tarayıp inceledik, araştırdık ve kendi aramızda uzun uzun tartıştık.

Arzuladığımız demokratik yapıyı oluştururken bunun zaman içinde gelişerek kalıcılaşması için gerekli gördüğümüz önlemleri almaya; böylelikle, oluşturduğumuz yapının geleceğini garanti altına almaya çalıştık.

Bu amaçla derneğin mümkün olduğu kadar yatay bir örgütlenme yapısına sahip olmasını, alt ve üst birimler arasındaki hiyerarşik ilişkilerin en az düzeyde olmasına çalıştık.

20180510_180919

Örneğin dernek ve dernek yönetim kurulu içinde “başkan olma” ya da “başkanlık yapma” sendromundan uzak bir yönetim modelinin nasıl oluşturulup çalıştırılacağını uzun uzun tartıştık, “eşbaşkanlık” ya da “dönem başkanlığı” veya “sözcülüğü” gibi daha demokratik yöntemlerin hukuken mümkün olup olmadığını sorgulayıp mevcut hukuk düzeni buna izin vermese bile biz günlük yaşantımızda bu beladan uzak durup içimizden birinin “başkanlık” saplantısına takılmaması için değişik mekanizmalar geliştirmeye çalıştık. 

Ayrıca diğer birçok dernek, vakıf ya da kooperatiften farklı olarak uygulama sırasında nelere dikkat edeceğimizi gösteren temel ilkeler belirledik.

Bütün bu inceleme, araştırma ve tartışmalar sonucunda Yaya Derneği‘nin temel değer, ilke ve etik kurallarını şu şekilde belirledik:

Temel Değerlerimiz

Yaya Derneği, her türlü hiyerarşik, ayırıcı, zorlayıcı, dayatıcı, rekabetçi, cezalandırıcı ve baskıcı oluşumlara karşıdır. Hiçbir milliyet, etnik küme, cinsiyet, cinsel eğilim, dil, dini inanış arasında bir ayırım yapmaz, birini diğerinden üstün tutmaz.

Temel İlkelerimiz

Adil ve dürüst olmak; Yaya Derneği‘nin iç ve dış paydaşlarına adaletli davranıp doğruluktan ayrılmamak, önyargısız olmak ve ötekileştirmemektir.

Sorumluluk; Yaya Derneği‘nin çalışmalarında görev alıp bu görevi kararlılık ve heyecanla yerine getirmektir.

Bilgiye erişim ve saydamlık; Yaya Derneği ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin üyelere açık olması ve üyelerin bunlara kolaylıkla ulaşabilmesidir.

Yapılabilirlik; her hangi bir eylemin eldeki olanaklar, taraflar, zaman ve ortam koşulları açısından gerçekleştirilme olanağının bulunmasıdır.

Hesap verebilirlik; görev üstlenip yetki edinen her dernek yönetici ve üyesinin üstlendiği görevle ilgili doğru ve tatmin edici düzeyde cevap verme sorumluluğudur.

Tutarlılık; düşünce, önerme ve davranışların birbiriyle anlamlı bir bütünlük içinde olmasıdır.

Aktif katılım; dernek yönetici ve üyelerinin tüm dernek etkinliklerinin değişik aşamalarında etkili bir şekilde yer almasıdır.

Sonuç odaklı etkin çalışma; Dernek üyeleri, çalışma grupları ve yöneticileri tarafından yürütülen her etkinliğin, başlangıçta belirlenen hedef ve başarı göstergeleri çerçevesinde olumlu bir sonuca ulaşmasıdır.

Etkililik; Yapılan her düzeydeki iş, işlem ve eylemin başlangıçta belirlenen hedefe ulaşarak kalıcı sonuçlara neden olmasıdır.

Sürdürülebilirlik; yapılabilir herhangi bir eylemin gerçekleştiği zaman sonrasındaki var olma yeterliliğidir.

Kurumsallaşma; Dernek çalışmalarının geliştirilen temel değer, ilke ve yöntemler çerçevesinde kişi ve gruplara bağlı kalınmaksızın kalıcı ve bağımsız bir yapıya kavuşturulmasıdır.

Gönüllülük, işbirliği, paylaşma ve dayanışma; Derneğin iç ve dış paydaşları arasındaki ilişki, iletişim ve beraberliğin rekabetten uzak bir gönüllülük çerçevesinde işbirliği, paylaşma ve dayanışma içinde yürütülmesidir.

Takım çalışması; Dernekle ilgili tüm çalışmaların uzmanların, yönetici ve üyelerin katılımı ile oluşturulan ekipler eliyle gerçekleştirilmesidir.

Etik Kurallarımız

 Karşılıklı güven ve saygıdır.

 Dürüstlük, doğruluk ve açıklıktır.

 Hukuka saygıdır.

 Gizliliğe saygı ve kişisel bilgileri korumaktır.

 Sahip olduğumuz varlıkların akılcı şekilde kullanılmasıdır.

♦ Üye ve yönetici düzleminde etkin zaman yönetimidir.

 Çıkar çatışmalarından kaçınmaktır.

 Çevreyle ve medyayla dürüst ilişki ve iletişim geliştirmektir.

 Toplumsal sorumluluk ve gönüllülüktür.

 Doğaya duyarlılıktır.

pedestrian-accident-lawyer-st-louis

Dernek olarak diğer kurumlarla ilişkilerimizde ise baştan belirlediğimiz şu ilkeleri dikkate almayı ve uygulamayı kararlaştırdık:

Yaya Derneği, hak kavramının parçalanamaz bir bütün olduğu düşüncesiyle yaya haklarını ihlal eden haksızlıklara karşı mücadele etmeyi, koşullar ne olursa olsun derneğin ve derneği oluşturan bireylerin beklentilerinin üzerinde tutar. Dernek, her türlü hak mücadelesi veren oluşuma ve bireye değer verir ve kendi mücadelesini onların üzerinde tutmaz.

Yaya Derneği, diğer kurumlarla aşağıdaki ilkeler doğrultusunda işbirliği ve birliktelikler kurar:

1- Doğal, tarihi ve kültürel çevreye zarar veren, kent suçu niteliğinde faaliyetlerde bulunan kuruluşlarla bu tür kuruluşları destekleyen kuruluşlardan ayni veya nakdi hiçbir desteği kabul etmez, işbirliği yapmaz.

2- Yaya Derneği, silah sanayi ve savaş endüstrisinde faaliyet gösteren kurumlarla hiçbir ilişki kurmaz, bağış kabul etmez.

3- Yaya Derneği, sosyal güvenceden yoksun işçi çalıştıran, çocuk işçi çalıştıran, çalışanlarının yasal hak ve güvencelerini tanımayan, bu hakların gereklerini yerine getirmeyen veya ihlal eden kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmaz, ayni veya nakdi hiçbir yardımı kabul etmez.

4- Yaya Derneği vergi yolsuzluğu, rüşvet ve haraç gibi herhangi bir yolsuzluğa adı karışmış, kişi, kurum ve kuruluşlarla çalışmaz, işbirliği yapmaz.

5- Yaya Derneği, birlikte çalıştığı kurumları saydamlık ilkesi doğrultusunda tüm paydaşları ve kamuoyuyla paylaşır.

6- Yaya Derneği kurduğu işbirliklerinde kurum, kuruluş ya da kişilerin çıkarlarını ya da isteklerini değil, yayanın hak ve çıkarlarını ön planda tutar. Tüm faaliyetlerinde bu ilke doğrultusunda hareket eder.

7- Yaya Derneği, içinde bulunduğu işbirlikleri nedeniyle yayanın haklarını savunma temel görevinden ve kurumsal stratejisinden asla taviz vermez. Derneğin işbirliği içinde bulunduğu kurumlar bu yönde taleplerde bulundukları takdirde Dernek Yönetimi ilişkisini tek taraflı olarak keser.

8- Yaya Derneği’nin ilkeleri ve stratejisi tüm bireysel ve kurumsal ilişkilerden bağımsız olarak, yayanın haklarını korumak doğrultusunda belirlenir. Dernek Yönetim Kurulu üyeleri tümüyle gönüllü olarak çalışır ve hiçbir şekilde Derneğin danışmanı veya çalışanı olarak görev yapamaz.

9- Yaya Derneği, ilişki içinde olduğu kurum, kuruluş veya kişilerin yukarıdaki ilkeleri ihlal etmeleri halinde ilişkisini tek taraflı olarak keser.

Yaya Derneği‘ne üye olan, üye olmadan desteklemeyi tercih eden ya da sadece sempati duyan kişileri birbirine bağlayan şey, onların birbirleriyle arkadaş, dost ve yoldaş olmaları değil; bütün bunların yanında “yaya olma” ortak paydasında birleşmeleridir.

O nedenle bizi birbirimize bağlayan duygular önemli olmakla birlikte, bizi asıl var edenin “yaya olma” ortak paydası ile ilgili temel değer, ilke ve etik kurallar olduğuna inanıyoruz.

201315_13ba5f1a894ab75ca3706957dfc1366b_large

Derneğin kuruluş aşamasında hep birlikte belirlediğimiz ve geçen zaman içinde geliştirilip zenginleştireceğimiz bu değer, ilke ve etik kuralların bizi birbirimize bağladığı sürece derneğimizin büyüyeceğini, yayılıp yoğunlaşacağını ve dünyadaki tüm yayaların bu topraklardaki temsilcisi olarak önemli görevler üstleneceğimizi biliyor ve Yaya Derneği‘ne katılmak isteyen herkesin bu değer, ilke ve etik kurallara uymayı kabul etmesini bekliyoruz.

Yaya Derneği’ni neden kurduk?

Ali Rıza Avcan

Şu sıralarda herkes soruyor, “Yaya Derneği’ni niye kurdunuz?” diye.

Bankacı soruyor, televizyoncu soruyor, gazeteci soruyor, vergi yoklama memuru soruyor. Soruyor da soruyor.

Yaya Derneği‘nin kurucuları olarak ben ve arkadaşlarım da bu sorunun sahiplerine sokaklarda, kaldırımlarda yürüyenleri; daha doğrusu yürümeye çalışanları , cadde, sokak ve kaldırımların içler acısını halini göstererek oralarda yürüyenlerin sıkıntı içinde olduğunu, uzunca bir süredir önceliğin taşıt araçlarına ya da iş yeri sahiplerine verildiğini, taşıt araçlarının adeta kutsandığını, kentteki çoğu şeyin taşıt aracı sahiplerinin rahatlığı için yapıldığını, aslen yayaya ait olması gereken kamusal alanların işgal altında olduğunu göstermeye çalışıyoruz.

O nedenle, “kurduğumuz dernek, hak temelli bir dernektir, biz yollarda, kaldırımlarda rahatlıkla, güven içinde yürüyemeyen insanların hakları olduğunu onlara ve kent yöneticilerine hatırlatmak, uluslararası belgelerle güvence altına alınmış o haklara sahip çıkmaları için kurulduk” diyoruz.

vehicles-air-cars-traffic-pollution-1_0

Bizimle görüşmek isteyen gazetecileri, televizyoncuları dernek merkezimizde ya diğer kapalı mekanlarda değil; kentin sorunlu yaya geçitlerine, üst geçitlerine, köprülerine, sokak ve kaldırımlarına götürüyor, hem bizimle hem de halkla görüşerek fikir sahibi olmalarını istiyoruz. 

Onlara İzmir’in meşhur “sevgi yolları“nın, kaldırımlarının; hatta ünlü Birinci Kordon’unun işgal altında olduğunu, İzmir deyince ilk akla gelen Konak Meydanı’nın kamu araçlarının parkı haline dönüştürüldüğünü, Alsancak İstasyonu ile Bornova Sokağı arasında yeni yapılan şekilsiz yaya geçidinin kurallara uygun olmadığını, Dokuz Eylül Meydanı’nda Konak Belediyesi hizmet binası ile Kültürpark arasındaki yaya geçidinde ise yayalara ayrılan sürenin çok kısa olduğunu, bu geçitte yayalar yerine araç sahiplerine öncelik verildiğini anlatıp göstermeye çalışıyoruz.

Evet, gördüğünüz ve bizim de anlatmaya çalıştığımız gibi kentler her geçen gün yayaların, yürüyenlerin, kamusal alanlarda oturup etrafı seyretmek, dinlenmek, rahatlamak isteyenlerin değil; araç sahiplerinin taleplerine göre şekilleniyor ve kent onların kenti olmaya başlıyor. Bu amaçla kentin içinden geniş oto yollar geçiriliyor, bu yolların yapımı için halka ait geniş yeşil alanlar gözden çıkarılıyor, kentteki geniş alanlar otopark alanı olarak ayrılıyor, yollar, kaldırımlar, meydanlar araçlar tarafından işgal ediliyor, katlı otoparkların yapımına milyonlarca lira harcanıyor.

O nedenle kentte yaşayanların, ezeli ve ebedi bir şekilde yaya olanların bu gelişime “DUR!” demesi ve kent yaşamında yaya öncelikli politika, strateji ve uygulamaların yaşama geçmesi için mücadele etmesi gerekiyor.

Anladığımız kadarıyla biz bu amaçla bir araya gelmedikçe, örgütlenmedikçe ve mücadele etmedikçe, örgütlenmeden edineceğimiz güçle ağırlığımızı koymadıkça bunun değişeceği yok!

PaigeVickers_CurbedSpot1_2_7

Çünkü kural tanımaz vahşi kapitalizm, dillere sakız ettiği “sürdürülebilir kalkınma” söylemiyle devamlı daha fazla araç üretiyor, daha fazla yol yapıyor ve devamlı bizlere ait doğal ve kamusal alanları işgal ederek bizleri daha dar alanlarda yaşamaya mecbur ediyor. 

Bu durum karşısında biz de, yeni yeni yolların yapılması ya da milyonlarca aracın trafiğe çıkması yerine onların yerine konulabilecek bisikletle ulaşım ve yürüme gibi alternatif ulaşım yöntemlerine öncelik verilmesini, hayvanlar dahil tüm canlıların kamusal alanlarda daha güvenli, daha sağlıklı yürüyüp var olabilmeleri için onların haklarına saygı duyulmasını, Avrupa Parlamentosu’nun 1988 yılında kabul ettiği Avrupa Yaya Hakları Bildirisi‘nde yazılı yaya haklarının yaşama geçirilmesini talep ediyoruz.

Biliyoruz ki, bisiklet kullanmak ya da yürümek bir kent kültürü olarak hepimizin yaşamına yerleşip güçlendiği takdirde, yeni yeni yollar yapmaya, daha fazla araç üretip kullanmaya gerek kalmayacak; böylelikle insanların ve sokak hayvanlarının cadde, sokak, kaldırım, meydan ve park gibi kamusal alanlarda güven içinde daha sağlıklı ve rahat olması sağlanacak.

Bu bir düş değil!

Bu, sadece ve sadece temel tercihlerimizi değiştirdiğimiz takdirde, hemen yaşama geçirebileceğimiz, rahatlığı kısa sürede hissedebileceğimiz; böylelikle düş olmaktan çıkarabileceğimiz bir değişiklik olacak.

Çevreyi kirleten petrol kaynakları henüz tükenmeden, kentler yaşanmaz hale gelmeden kendi kararımızla hemen yaşama geçireceğimiz gerçek bir devrim olacak bu! 

Low Section Of Man Walking On Sidewalk

Hem de hemen her şeyi kaybedeceğimiz o geri dönülemez noktaya varmadan önce...

O nedenle gelin, Yaya Derneği‘ne; yani bize katılın, katkıda bulunun ve bu beraberliğe güç verin…

Gelin, hep birlikte radikal bir karar vererek hep birlikte iyi bir yürüyüşçü olmaya çalışalım; yürüyerek, kenti ve çevremizi keşfederek yaşam kültürümüzü geliştirip zenginleştirmeye çalışalım…

 

 

 

 

 

 

 

 

Yaya Derneği’ni nasıl kurduk?

Ali Rıza Avcan

Her şey 16 Şubat 2017 tarihinde sevgili arkadaşım Utku Cihan‘ın Facebook’ta “Merhaba, ‘İzmir Yaya Derneği’ kuralım diyorum. Kuruluş için 6 kişi daha lazım. Var mı gönüllü?” sorusu ile başladı…

Abdülsamet Baskak, Adnan Çangır, Ahmet Uzun, Ali Hakan Yıldırım, Aslıhan Kılıç, Aydın Ustabaş, Ayşe Köylü Çıplak, Bahadır Han Gökmen, Belgin Altınkaya, Berkan Açarlar, Buket Cvs, Burcu Sungur, Can Alkar, Cihan Yılmaz, Çağdaş Kuşçu, Çağrı Özcet, Darçın Akın, Dilber Kibar, Dimitri Ersin, Erhan Öncü, Ferda Sevim Kara, Furkan Doğan, Gonca Koç, Gülgün Erdoğan Tosun, Hüsnü Karadeniz, İbrahim Arzuk, Laurent Plantec, Mehmet Beydilli, Muhlis Dilmaç, Nesrin Tahiroğlu, Okan Ulay, Onur Açık, Ozan Üren, Pınar Pinzuti, Sibel Kara, Sündüs Ural Türedi, Utku Altunkaya, Ünsal Altunbaş, Yakup Eğercioğlu, Yıldız Durak, Zafer Eroğlu ve Nehir Yüksel  olmak üzere 42 kişinin beğendiği, Aytaç Aksoy‘un “mükemmel” bulduğu bu mesaja 23 adet yorum yazıp paylaşanlar ve onların yazdıkları yorumlar ise şu şekildeydi:

Pınar Pinzuti – “Keşke ben de orada olsaydım  ben hemen katılırdım. @sokakbizim derneği gibi bir şey olurdu, ne güzel olurdu.”

Utku Cihan – “Seni fahri üye yaparız.” 

Erol Hülagu – “Zevkle katılırım. Sağlık için her İzmirli’nin yürümesi lazım…her gün en az 7.500 adım.”

Utku Cihan – “Kaldı 5.”

Ali Rıza Avcan – “Gönül ister ki, kurucuların ve üyelerin bisiklet dahil tekerlekli bir araca sahip olmamaları şartı olsa…”

Ali Rıza Avcan – “Hayatında hiç araba, bisiklet, ehliyet sahibi olmamış, bu konulara hiç merak ve heves duymamış biri olarak kendimi tarif etmiştim yani… Safkan yaya yani...” 😊

Utku Cihan –    
Erol Hülagu – “İzmirliler’i yürütebilmek için çaba sarf eden kişi olarak otomobilde binerim, bisiklete de binerim, bir çok yere yürüyerek gider günde en az 10.000 adım atarım.”
Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişiDarçın Akın – “Araç kullanmalı ki, yayayı nasıl gözardı edip hiç öncelik tanımadığını kendinden bilmeli.” 
Aslıhan Kılıç – 
Utku Cihan – Kaldı 4.”
Fatma Garip Dilber – “Bende katılırım.”
Utku Cihan – “Kaldı 3.”
Furkan Doğan – “Öğrencileri temsilen katılmak isterim.”
Utku Cihan – “Kaldı 2.”
Muhlis Dilmaç – “Seve seve katılırım.”
Utku Cihan – “Kaldı 1 kişi.”
Burcu Sungur – “Bende gelmek isterim ama bir kaç ay sonra katılım sağlayabilirim .” 
Utku Cihan – “7 kişi tamam. Daha fazla da olabilir…”
Nehir Yüksel – “Beni de say Utku’cum, günlük 15.000 adim atma yolundayım.”
 Utku Cihan – “Saydım tabii ki. 9. kurucu üye oldunuz. Tebrik ederim.
Elif Birol – “Ben de katılmak isterim.
Utku Cihan’ın tek bir sorusu üzerine toplam 48 kişinin ortak olduğu bütün bu yorum ve güzel dilekler bugün itibariyle sonuçlandırdığımız güzel bir girişimin ilk adımlarını oluşturuyor.
Çünkü 16 Şubat 2017 tarihinde ortaya atılan bir sorunun yanıtı, aradan 1 yıl 2 ay geçtikten sonra 16 Nisan 2018 tarihi itibariyle verilmiş ve soruya konu olan Yaya Derneği, Utku Cihan‘ın sorduğu soruya yanıt veren toplam 48 kişiden 6’sının da dahil olduğu toplam 17 kurucu üye tarafından kurulmuş durumda (!) 
O nedenle, Utku Cihan‘ın kendisine ait Facebook sayfasına yazdığı bir soru, bu soruya yanıt olarak yazılan 23 yorum ve 1 paylaşım, bugün itibariyle, Yaya Derneği’nin kuruluşundaki bir ilk adım olarak tarihi bir öneme sahip artık. Diğer bir anlatımla bu soru, verilen yanıtlar ve yapılan paylaşımlar Yaya Derneği‘nin ekranlara yansıyan yazılı tarihini oluşturuyor.
Evet, Yaya Derneği böylelikle sosyal medyada bizlere sorulan bir soru ve bu soruya verdiğimiz yanıtlarla kurulmaya başlamış oldu.
4 Nisan 2018 Toplantısı 001
Fotoğraf: Arzu Filiz Güngör

Bu girişimin hemen arkasından, kuracağımız derneğin hangi düşünce, temel değer, ilke ve etik kurallar çerçevesinde oluşturulacağını belirlemek amacıyla birçok toplantı yaptık. Bunu yaparken de dünyada ve ülkemizdeki benzer örgütlenmeleri öğrenerek onların deneyimlerinden yararlanmaya çalıştık. Örneğin 2010 yılında İstanbul’da kurulup 2012 yılına kadar çok başarılı projeler yürüten Yaya Yaşam Derneği’nin başkanı Barış Andırınlı ile görüşerek 2010-2012 dönemine ait deneyimleri öğrendik.

Tabii ki yaptığımız her toplantıdaki sayımız aramıza aldığımız yeni arkadaşların katılımı ile büyüdü ve zenginleşti.
Bütün bu araştırma çalışmaları sonucunda, Avrupa Yaya Hakları Bildirisi‘nin 1988 yılında Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edildiğini, İnsan Hakları Derneği (İHD) Çevre Komisyonu tarafından hazırlanan Yaya Hakları Bildirisi’nin 1990 yılında kamuoyuna duyurulduğunu, Uluslararası Yaya Federasyonu‘na (IFP), aralarında Yunanistan’ın da bulunduğu 28 ülkeden toplam 41 kurumun üye olduğunu; ancak ülkemizde tek bir yaya derneği olmadığı için bu federasyonda Türkiye’den tek bir üye kuruluşun bile yer almadığını öğrendik.
2018 yılının ilk aylarında Alsancak’taki Doğa Kafe, Pasaport’taki Zeytin Kafe ve Kemeraltı’ndaki Azize Kafe‘de yaptığımız yedi ayrı toplantıda, derneğin kuruluşu ile ilgili yol haritamızı belirlerken diğer yandan derneğin tüzük taslağı üzerinde konuşup tartışmaya başladık.
Adil Tokay, Ali Rıza Avcan, Aslıhan Kılıç, Burak Tümer, Burcu Sungur, Cansu P. İşbilen, Doğan Alper, Elif Birol, Erol Akcan, Ertuğrul Barka, Eyüp Fatih Şimşek, Hamidreza Yazdani, Mahir Işık, Mahmut Eşitmez, Özlem Şenyol Kocaer, Özlem Taşkın Erten, Tanzer Kantık, Utku Cihan ve Zekiye Şenol‘un katılımı ile yaptığımız bu toplantılarda dernek tüzüğünün her bir maddesini teker teker tartışarak Yaya Derneği‘nin hak temelli bir sivil toplum kuruluşu olarak, İzmir’den başlayıp Ankara ve İstanbul’u da arasına alacak büyük bir hamle ile tüm yurtta örgütlenmesini kararlaştırdık.
Böylelikle, Yaya Derneği bundan böyle kent içindeki tüm kamusal alanlarda; bulvar, cadde, sokak, park ve alanlarda yürüyen tüm canlıların haklarını savunacak; kent yaşamında araçları önceleyen politika ve stratejiler yerine, çocukları, yetişkinleri, kadınları, engellileri, bisikletlileri ve sokak hayvanlarını; yani yürüyen her türlü canlıyı önceleyen uygulamaların yaşama geçirilmesini talep edecek.
Ayrıca kent içinde yürümenin ve herkesin bir “kent kaşifi” olmasının kent kültürünün bir parçası olarak herkesin yaşamında yer alması için çalışmalar yapmayı, kurduğumuz derneğin ilk hedeflerinden biri olarak kabul ettik.
Yürüttüğümüz çalışmalardan bir diğeri de, derneğimizin kuruluşu ile birlikte kamuoyuna açıklayacağımız Kuruluş Bildirisi‘nin, kurucu üyemiz yazar Mahmut Eşitmez ile diğer kurucu üyelerimizin katkısı ile hazırlanması oldu.
Ardından, Ali Rıza Avcan, Arzu Filiz Çıdamlı, Doğan Alper, Elif Birol, Erhan Öncü, Erol Akcan, Ertuğrul Barka, Eyüp Fatih Şimşek, Güldane Zekiye Şenol, Haluk Gerçek, Mahir Işık, Mahmut Eşitmez, Mehmet Erdem Erol Hülagu, Nehir Yüksel, Özlem Şenyol Kocaer, Tanzer Kantık ve Utku Cihan‘ın “kurucu üye” sıfatıyla imzaladığı dernek tüzüğünü, 6 Nisan 2018 tarihinde onaylanmak üzere İzmir Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü’ne teslim ettik.
walking-454543_1280
Bütün bu çalışmalarının sonucunda, 16 Nisan 2018 tarihi itibariyle dernek tüzüğümüzün onaylanmasını sağlayarak, 24 Nisan 2018 tarihi itibariyle Yaya Derneği‘nin kuruluşunu gerçekleştirmiş olduk.
Evet! Böylelikle uzun, yoğun, verimli ve zengin tartışmalar sonucunda tüm ülkeyi kapsayacak, tüm yayaların haklarını savunacak ve kent içindeki yürüyüşü yaşam kültürünün vazgeçilmez bir unsuru yapacak olan ülkemizin tek Yaya Derneği kurulmuş oluyordu.
Bundan sonraki hedefimiz ise, attığımız bu ilk adımların devamını getirerek Yaya Derneği‘nin gelişip güçlenerek ve kurumsallaşarak 1988 tarihli Avrupa Yaya Hakları Bildirisi‘nde yazılı olan yaya haklarının yaşama geçmesi olacaktır.

 

Ayaküstü İzmir; Sokak ve Fırın Lezzetleri

Kitabın Adı: Ayaküstü İzmir, Sokak ve Fırın Lezzetleri

Yazanı: Nejat Yentürk

Yayınlayan: Oğlak Yayınları

İstanbul, 2018

480 sayfa

30743504_10213102025077665_3308556313339887616_n

“Fast food, geleneksel ayaküstü mutfağa karşı”, “bir liman kentinin  mutfağı sokakta vücut bulur” ve “Rıhtım, Kemeraltı ve Basmane: ayaküstü mutfağın merkezleri” başlığını taşıyan üç ayrı makaleyi izleyen “seyyar satıcı”, “kokoreç”, “sulu atom”, “uykuluk”, “kelle söğüş”, “döner kebap”, “köfte”, “çöp şiş”, “kelle paça ve işkembe çorbası”, “tektekçi”, “nohutlu pilav”, “menemen/melemen”, “midye dolması”, “kidonya”, “mumlu balık yumurtası”, “turşu suyu/limonlu”, “buzlu badem”, “kuruyemiş”, “irmik helvası”, “İzmir lokması”, “kurkubinya”, “et helvası”, “şammali/şambali”, “tahin helvası”, “macun”, “lokum”, “aşlama su ve buz”, “şerbet”, “İzmirkari şerbetçi güğümü”, “şerbetçi kadri unutmaz”, “sübye”, “dövme dondurma”, “boza”, “tahin pekmez”, “ayran”, “eski İzmir kahvehanelerinin sıcak içecekleri”, “nohut mayası”, “tatlı maya ekmeği”, “ramazan simidi”, “figürlü ramazan simitleri”, “İzmir iftazması”, “peksimet,” “simit ne, gevrek ne?”, “İzmir’in ayaküstü mutfağı üç sandviç geliştirdi”, “kumru”, “şam halkası”, “İzmir’in bretzel’i tuzlu”, “roska: Müslüman İzmirliler’in iftar sofrasında bir Yahudi ekmeği”, “boyoz”, “çarşı boyozu ve yapılışı”, “ev boyozları”, “boyozun sırrı: tahin”, “boyoz üretiminin tarihçesi: ilk fırınlar, ilk ustalar”, “boyozu piyasaya sürenler kimlerdi?”, “boyoz ustaları”, “fırınlanmış yumurta”, “boyoz, İber Yarımadası’ndan getirilmiş olabilir mi?”, “sadeyağı hatırlayan bile kalmadı”, “İzmir’in çarşı börekleri”, “bohça böreği”, “boşnak böreği”, “yağda kızartılan börekler”, “katmer”, “hamal böreği/kürt böreği” maddelerinden oluşan neredeyse koskocaman bir ansiklopedi ile karşı karşıyayız… Devamlı elimizin altında bulundurup neyin ne anlama geldiğini, nasıl ortaya çıkıp geliştiğini öğrenmemiz için temel bir bilgi kaynağı ile karşı karşıyayız…

Ayaküstü İzmir’de bu zarif liman kentinin kültürünün simgesi hâline gelmiş sokak lezzetlerini ustalarından okumanın yanı sıra tahta kasalı manav arabalarını, İzmir kâri şerbet güğümlerini, söğüşçü camekânlarını keşfedecek, bir şehrin ayaküstü mutfağını âdeta okurken tadacaksınız.

Bu kitap, gastronomi yazınımızın en ihmal edilmiş yanına; ayaküstü mutfağımıza eğiliyor. Yemek kitaplarımızda hemen hemen hiç yer bulamamış bir mutfak alanına…

Ayaküstü İzmir bilgi kirliliğini ve şehir efsanelerini ayıklamayı hedefleyen, yüzeysel yaklaşımların uzağında bilimsel bir çalışma, bir kaynak kitap. Yalnızca İzmir mutfağıyla sınırlı kalmıyor, yüzlerce yıllık geçmişe sahip börekten, döner kebaba, şerbetten kokorece dek geleneksel mutfağımızın gözde örneklerine yeni yaklaşımlarla eğiliyor.

31052219_10213102024397648_5503084804012244992_n

Öte yandan zengin bir ayaküstü mutfak kültürüne sahip İzmir’in tarihini sokaklardan ve ayaküstü mutfağı üzerinden okumayı deniyor. Aynı zamanda kentin yeme içme kültürünü, yalnızca günümüzde devam ettirilen değil, unutulmuş sokak ve fırın lezzetleri üzerinden de ele alıyor. Kentin mutfağına başta Yahudi-Sefarad ve Rum gibi unsurlarına Rumeli ve Girit göçlerinin etkilerini inceliyor

Gerçekten, “Kentlilik Yurttaşlıktır” mıdır?

Ali Rıza Avcan

Bazı çalışmalar ve yayınlar vardır ki, ya ilgilisine haber verilmediği için bilgimiz olmaz ya da o çalışma sonucunda ortaya çıkan yayınlar çoğu kez o konu ile ilgisi olmayanlara gönderilerek geride fazla bir iz bırakılmaz.

2006 yılında Ege-Koop, Karşıyaka Belediyesi ve Yeni Asır gazetesi işbirliğiyle yapılan “Kent Kültürü ve İzmir Toplantıları“nda konuşmacıların sunduğu bildirilerden oluşan kitap da bu yayınlardan sadece biri.

Ben, bu toplantılardan ve bu toplantılarda sunulan bildirileri kapsayan kitaptan geçtiğimiz günlerde sevgili arkadaşım Arzu Filiz Güngör sayesinde haberdar oldum ve söz konusu kitabı  Nadir Kitap isimli sahaf portalına sipariş vererek temin edebildim.

Şimdi şu an bu kitap çalışma masamın üzerinde duruyor.

Kitabın ilk sayfalarını karıştırdığımda karşıma önce bu toplantıları düzenleyen 26 kişilik Ege-Koop Danışma Kurulu üyelerinin isimlerinden oluşan bir liste çıkıyor. Başta Ege-Koop’un “kadim” başkanı Hüseyin Aslan olmak üzere İzmir’in tanınmış gazeteci, akademisyen, eski bakan, meslek odası yöneticisi, turizmci ve sendikacıları bu listenin aktörlerini oluşturuyor.

Kitabın “İzmir İçin… İzmirli İçin… İzmir Toplantıları…” başlıklı ikinci bölümü incelediğimizde ise,  17 Mart ve 28 Nisan 2006 tarihlerinde Karşıyaka ve Buca’da yapılan iki ayrı toplantının bu kurul eliyle düzenlendiğini ve 7 kurul üyesinin de bu toplantıların konuşmacısı olduğunu anlıyoruz. 

Kitapta yazılı bilgilere göre, 17 Mart 2006 tarihinde Karşıyaka Belediyesi’ne ait Nikah Sarayı’nda yapılan ilk toplantının Ege-Koop Genel Başkanı Hüseyin Aslan‘ın ve o tarihlerde Karşıyaka Belediye Başkanı olan Cevat Durak tarafından açıldığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı ve Hürriyet Gazetesi Ege Bölge Temsilcisi Hakan Tartan‘ın oturum başkanlığını yaptığı ilk oturumda DEÜ Buca Eğitim Fakültesi Tarih Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve APİKAM eski Müdürü Yrd. Doç. Dr. Fikret Yılmaz‘ın “Kent Kültürü“, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Engin Önen‘in “Kentlilik Bilinci“, Akşam Gazetesi İzmir Temsilcisi Nedim Atilla‘nın “Yaşanacak Kent” başlıklı konuşmaları yaptıklarını, panel adı verilen ikinci oturumda ise Yeni Asır Gazetesi Köşe Yazarı Kemal Önderoğlu‘nun başkanlığında panelist olarak DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncay‘ın, gazeteci-yazar Öcal Uluç‘un, İYTE Endüstri Ürünleri ve Tasarımı Bölüm Başkanı Ressam Yrd. Doç. Dr. Yavuz Seçkin‘in ve şair Veysel Çolak‘ın yer alıp konuştuklarını görüyoruz. 

28 Nisan 2006 tarihinde DEÜ Buca Eğitim Fakültesi Konferans Salonu’nda yapılan “Kent ve Gençlik” isimli ikinci toplantının da yine Ege-Koop Başkanı Hüseyin Aslan ile o tarihlerde Buca Belediye Başkanı olan Cemil Şeboy tarafından açıldığını, “Gençler Kentten Ne Bekliyor, Kent Kültüründen Ne Anlıyor?” başlıklı sunuş bölümünde DEÜ Öğrenci Konseyi Başkanı Ahmet Cenk Cömert’in, “İçimizden Bir Genç” olarak Adnan Avşar‘ın, “Çalışan Bir Genç” sıfatıyla Ferhat Toprak‘ın konuştuklarını, Yeni Asır Gazetesi Köşe Yazarı Kemal Önderoğlu‘nun başkanlığında yapılan oturumda ise Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nimet Önür‘ün, DEÜ Fen ve Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oktay Gökdemir‘in ve Psikiyatrist-Psikoterapist, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Ruh Sağlığı ve Sosyal Hastalıklar Şubesi Proje ve Eğitim Sorumlusu Dr. Fatih Kahraman‘ın konuştuklarını görüyoruz.

Tanıtımını yapmaya çalıştığım bu eski kitabın 73-91. sayfaları arasında yer alan bu toplantılarla ilgili basın haberlerindeki başlıkların ise “Kent kimliğini arıyor“, “İzmir’de kent kültürü tehdit edilmeye başladı“, “İzmir’i ‘kent’ yapalım“, “30 Yıllık sorunları Ege-Koop çözüyor“, “Kentlilik yurttaşlıktır“, “İzmir’in ‘kimliği’ var mı yok mu?“, “Yeni tehlike: vahşet kültürü“, “Umudumuz kentlilik bilinci“, “Tablo karamsar” ve “kent kültürü tehdit altında” şeklinde çeşitlilik gösterdiği anlaşılmaktadır.

Bundan tam 12 yıl önce, muhtemelen Ege-Koop adı verilen yerel bir inşaat holdinginin vazgeçilmez ve değişmez başkanı Hüseyin Aslan‘ın olası bir siyasi hamlesine altlık oluşturmak amacıyla yapılan ve o tarihten bu yana unutulan bu konuşmalardan geriye kalan ve bir tesadüf eseri elime geçen bu kitabın kapağını gördüğümde ilk önce beni şaşırtan ve ama daha sonra yapılan toplantıların kalitesini ortaya koyduğuna inandığım şu “Kentlilik Yurttaşlıktır” şeklinde yanlış sloganına da değinmeden geçmek istemiyorum.

Çünkü bu deyiş, “kentlilik” ve “yurttaşlık” denilen iki olgu arasında doğrudan bir bağlantı, başka bir anlatımla bir eş değerlik kurarken -bu deyişi bir de “tersten” okuyup- kentlerde yaşamadığı halde “yurttaş” olarak kabul edilen insanları; kısacası köylerde yaşayan köylüleri nereye koymaktadır ya da onların “kentlilik” bilincine sahip olduğunu mu iddia etmektedir; bütün bu soruların açık, kesin ve net bir şekilde yanıtlanması, kafalardaki karışıklığın giderilmesi gerekmektedir.

Aksi takdirde; aradan tam 12 yıl geçmiş olsa bile,

elma‘larlaArmut‘ları birbirine karıştırmamız kaçınılmaz olacaktır.

Kent Kültürü

 

Bir kent parkını yönetmek (3)

Ali Rıza Avcan

Bir kent parkını yönetmek” başlığını taşıyan ilk iki yazımda, Kültürpark örneğinden hareketle, doğal ve tarihi özellikleri nedeniyle tescillenip koruma altına alınmış bir kent parkının sadece koruma imar planı ile değil; bunun yanı sıra nasıl yönetileceğini, mali kaynaklarının nasıl düzenleneceğini, park hizmetlerinin nasıl sağlanacağını belirleyen stratejik yönetim, ziyaretçi ve lojistik planlarının  da yapılması gerektiğini belirterek tüm planlama, tasarlama, uygulama, izleme, denetleme ve değerleme çalışmalarının sadece mühendis, mimar ve şehir plancıları tarafından değil, tüm bilim ve disiplinlerin yer aldığı disiplinlerarası bir anlayışla yapılması gerektiğini belirtmiştim.

Yazı dizisinin bugünkü bölümünde ise Kültürpark’ın fiziki, finansal ve yönetsel planlarının yapılması süreçleriyle hazırlanacak planların hangi temel değer, ilke ve etik kodları barındırması gerektiği üzerinde durup bu konuda öneriler geliştirmeye çalışacağım.

cropped-cropped-img_50234

Kültürpark ile ilgili planlar hazırlanırken…

1) Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden talep edilen Kültürpark Koruma Amaçlı İmar Planı’nın (fiziki plan) hazırlık sürecinde, sadece bu plan değil; bu planla bütünleşik Kültürpark Stratejik Planı (finansal plan), Kültürpark Lojistik Planı ve Kültürpark Yönetim Planı (işletme) da hazırlanmalı ve bu planlar arasındaki ilişki ve eşgüdümü sağlayacak temel ilke ve işleyiş biçimleri önceden belirlenmelidir.

2) Tüm planlama aşamalarında, üst, orta ve alt düzeydeki tüm belediye yönetici ve çalışanlarının planların hazırlık süreçlerine aktif bir şekilde katılıp sorumluluk alması; böylelikle ortaya çıkacak planları sahiplenmeleri sağlanmalıdır.

3) Kültürpark’la ilgili tüm planlar, Kültürpark’la ilgisi olan tüm iç ve dış paydaşların gerçek ve aktif katılımı ile hazırlanmalıdır.

4) Kültürpark’la ilgili tüm planlar sadece şehir ve bölge plancıları tarafından değil; Kültürpark’la ilgisi olan tüm bilim ve disiplinlerden gelecek bir ekip eliyle ve “disiplinlerarası” bir anlayışla hazırlanmalıdır.

henderson-massey_westgate-town-park-concept-image

Kültürpark ile ilgili planlarda olması gereken özellikler…

1) ANLAŞILABİLİRLİK: Planların kendisi ve ekleri, inceleyen herkes için anlaşılabilir olmalıdır.

2) UYGULANABİLİRLİK: Planlar, öngördüğü dönemin özellik ve koşulları açısından yapılabilir olmalıdır.

3) ESNEKLİK: Hazırlanacak planlar, öngördüğü dönemin güncel gelişme ve gereksinimlerini karşılayacak, değişiklikleri içerecek şekilde esnek, değişken ve devingen olmalıdır.

4) KATILIMCILIK: Tüm planlar, Kültürpark’la ilgili tüm iç ve dış paydaşların görüş, düşünce, öneri, eleştiri ve şikâyetleri alınarak hazırlanmalı; ayrıca planın uygulama sürecinde bu paydaşların bilgilenmesini ve müdahalesini öngören katılımcı bir işletme modeli oluşturulmalıdır.

5) EŞİTLİKÇİ KAMU YARARI İLKESİ: Kültürpark’la ilgili her türlü karar ve uygulamanın “kamu yararı” ilkesine uygun olması; Kültürpark’a ulaşım ve kullanımda kentteki tüm sınıf, kesim, grup ve kişiler arasında eşitlikçi bir yaklaşımın yaşama geçirilmesi gerekmektedir.

6) KALİTE VE STANDARTLAR: Kültürpark’ın güvenlik, emniyet, kullanım ve konforu ile ilgili her türlü düzenleme, uluslararası kalite ve standartlar dikkate alınarak hazırlanmalıdır.

7) SAYDAMLIK VE BİLGİYE ERİŞİM: Planlarla ilgili her türlü bilgi ve belge kamuya açık olmalı, bu bilgi ve belgelere ulaşım konusundaki tüm engeller kaldırılmalıdır.

8) KORUMA-KULLANMA DENGESİ: Koruma amaçlı imar planı ile lojistik ve yönetim/ziyaretçi planlarında Kültürpark’ın kullanım kapasitesi, koruma-kullanma dengesi dikkate alınarak belirlenmelidir.

9) KARŞILIKLI ÖĞRENME: Kültürpark’la ilgili tüm planlarda iç ve dış paydaşlar arasında karşılıklı öğrenmeye dayalı süreçlerin özendirilmesi sağlanmalıdır.

10) ÇEVRE VE BÜTÜNLÜK İLİŞKİSİ: Fiziksel, finansal ve yönetsel planların tümünde Kültürpark’ın yakınındaki etkileme ve etkilenme bölgeleriyle kentin diğer bölgelerindeki yeşil alanlarla fiziksel, doğal, toplumsal, ekonomik, kültürel ve yönetsel ilişkiler, bütüncül bir anlayışla dikkate alıp değerlendirilmelidir.

Kültürpark’ın yönetimi ile ilgili öneriler…

1) Kültürpark’la ilgili planların izlenmesi ve değerlendirilip denetlenmesi için etkin ve katılımcı bir izleme-denetleme modeli oluşturulmalı ve bu model, uygulamadan kaynaklanan geri bildirimlerle devamlı güncellenmelidir.

2) Kültürpark’ın işletilmesinde etkin bir kullanıcı memnuniyet sistemi oluşturulmalı; bu amaçla düzenli olarak memnuniyet araştırmaları yapılmalı ve yapılan bu araştırmaların sonuçları kamuoyuna açıklanmalıdır.

png-image-f12a8f2f9436-13) Kültürpark’la ilgili planların yıllık uygulamaları konusunda hazırlanacak faaliyet raporlarına herkesin ulaşması sağlanmalıdır.

4) Kültürpark’ın katılımcı bir şekilde yönetilebilmesi için, aynen İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) yapılanmasında olduğu gibi; Kültürpark’ın iç ve dış paydaşları arasında yer alan kurum, kuruluş ve kişilerin katılımını öngören bir danışma kurulunun oluşturulması ve bu kurulun görev, yetki ve sorumluluklarını gösteren toplumsal sözleşmelerin, mevcut yasal düzenlemeler dikkate alınarak hazırlanması gerekmektedir.

 

Bir kent parkını yönetmek (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir’de çoğu insanın İzmir Enternasyonal Fuarı olarak bildiği; ancak, son yıllarda bu alanın yönetimi ile görevli İZFAŞ’ın Fuar İzmir’e taşınması ile birlikte buranın bir kenti parkı olduğu yeniden fark edilen Kültürpark, aslında korunması gerektiği için tescillenen tarihi ve doğal bir değerdir. Kısacası, İzmir’i İzmir yapan en önemli değerlerimizden biridir.

İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından 2012 yılında yayınlanan İzmir Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri isimli üç ciltlik kitabın ikinci cildinin 274. sayfasına baktığımızda, Kültürpark alanının, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu‘nun (TKTVKYK) 25 Ocak 1985 tarih ve 599 sayılı kararı ve İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu‘nun (KTVKBK) 12.111992 tarih, 4072 sayılı kararı ile tescillendiğini görüyoruz.

Bu tescil kararları sonrasında sanat tarihçileri Beyhan Gürman ve Kamuran Akyüz ile Arkeolog Mustafa Kiremitçi tarafından düzenlenen resmi tescil fişinde ise, “Önerilen Koruma” adı altında “Onaylı Koruma Amaçlı İmar Planı doğrultusunda uygulama yapılmalıdır” notunun düşüldüğünü görürüz.

Kültürpark Tescil Fişi (A)

Bu durum, Kültürpark alanının tescillendiği tarihten itibaren bir “Onaylı Koruma Amaçlı İmar Planı“na sahip olamadığını, aradan geçen 33 yıldır buranın korunması için alanın sahibi olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce bir koruma planının yapılmadığını göstermektedir.

Yurt dışındaki benzerlerine baktığımızda birçok kent parkının bırakın koruma imar planına sahip olmayı; bunun yanında sırf bu alanlar için hazırlanmış daha geniş kapsamlı stratejik planlara sahip olduğunu; bu planların ayrıca yönetim, lojistik (su, enerji vb.) ve ziyaretçi planları gibi türlü çeşitli diğer planlarla desteklendiğini; ayrıca bir kent parkının kendi başına diğer park ve yeşil alanlardan soyutlanarak değil; belirli bir ekosistem içindeki diğer kent, semt ve mahalle parkları, kent ormanları ve yeşil alanlarla ilişkilendirerek, tümünü kent bütününde bütün olarak gören bir anlayışla planlanıp yönetildiğini görürüz.

Bizde ise, 1985 yılında önerilen onaylı koruma imar planı aradan 33 yıl geçmiş olmasına karşın yapılmamıştır ve her biri kendi ölçeğinde önemli olan diğer planlarla desteklenmemektedir.

Bırakın plan yapmayı, Kültürpark’taki bitki, hayvan, bina, sanat eseri ve benzeri değerlerin bugüne kadar bir sayımı ve envanteri bile yapılamamış, bunlardaki değişimler coğrafi bilgi sistemi tabanlı bir teknoloji ile takip edilmemiştir.

Her şey babadan görme usullerle yapılmış, Kültürpark sadece İzmir Enternasyonal Fuarı’nın yapılacağı tarihlere yakın bakıma alınmış, bunun dışında kendi haline terk edilmiştir.

Kültürpark Kaskatlı Havuz kenarındaki genç kız heykellerinin onarımında yaşanan trajik gelişmeler ya da Cevat Şakir Kabaağaçlı’ya (Halikarnas Balıkçısı) ithaf edilen bölgedeki ağaç, bitki ve tanıtım materyallerinin içler acısı hali ortadadır.

Aradan geçen 33 yıl içinde Kültürpark’ın koruma imar planı yapılmadığı gibi, Kültürpark alanında yapılmak istenen yeni binalar için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ile Kültür Varlıklarını Koruma Üst Kurulu tarafından verilmiş olan “önce koruma imar planı yapın” kararının kaldırılması için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanınca girişimlerde bulunulmakta, bakanlar ve siyasetçilerle pazarlıklar yapılarak atadan babadan görme eski karakuşi usullerin devam ettirilmesine çalışılmaktadır. 

Yeşil Alan Planlaması

İzmir halkı adına Kültürpark’ın mülkiyetini elinde bulunduran İzmir Büyükşehir Belediyesi iddia ettiği gibi çağdaş bir belediye ise ve bu iddia çerçevesinde Kültürpark’a çağdaş bir görünüm kazandırmak istiyorsa; Kültürpark’ı önce bir tarihi ve doğal değer olarak korumayı sağlayacak envanter çalışmalarını tamamlayarak koruma amaçlı imar planını yapmalı ve bu planı yönetim/işletme, ziyaretçi ve lojistik (su, elektrik vb.) planlarıyla zenginleştirmeli; bütün bunları da, kentin başka bölgelerindeki “kent ormanı“, “kent parkı”, “semt parkı”, “mahalle parkı” ve diğer yeşil alanlarla bir bütünlük içinde planlamalı, Kültürpark’ın planlı bir tasarım ve yönetim yapısına kavuşmasını sağlamalıdır.

Devam Edecek…

 

 

Bir kent parkını yönetmek (1)

Ali Rıza Avcan

Yaptığımız çoğu çalışmada “disiplinlerarası çalışma anlayışı”nı dikkate almadan planlanıp yapılan kamu yatırımlarının “yapım sonrası kullanım aşaması”nı ciddiye almayışımızın en kötü örneklerinden birinin, kent içindeki yeşil alanların planlama, tasarım ve uygulama aşamaları ile yönetimi arasında doğru, sağlıklı ve etkili bir ilişkinin kurulamaması ile ilgili olduğunu düşünüyorum.

Çünkü uzun bir süredir, Kültürpark örneğinden hareketle bir kent parkının nasıl planlanıp tasarlanacağı ve yönetileceği, özellikle de bunun katılımcı bir anlayışla nasıl gerçekleştirileceği konusunda araştırmalar yapmaya, bulabildiğim kitap, makale, tez ve raporları inceleyerek bir sonuca ulaşmaya, onca uygulama arasında iyi bir örnek bulmaya çalışmakla birlikte; ülkemizde, -tek bir istisnası dışında- bu konuyu ele alan bir yayına ya da araştırmaya rastlayamadım.

indir

O tek istisnayı ise, Ali Özkır‘ın 2007 yılında Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı tarafından kabul edilmiş “Kent Parkları Yönetim Modelinin Geliştirilmesi” başlıklı doktora tezi oluşturuyor.

Ülkemizdeki tek bilimsel araştırma niteliğine sahip bu çalışmayı incelediğimizde ise, “sürdürülebilirlik park” boyutunda bölge, kent ve semt parklarıyla parkların yönetim ve yönetişiminin, kent parklarının kalite kriterlerinin, yurt dışındaki kent parklarına örnek olarak New York’taki Central Park ile Londra’daki Hyde Park’ın, yurt içindeki kent parklarına örnek olarak da Ankara’daki Gençlik Parkı ile Konya ve Bursa’daki kültür parklarının ele alınıp incelenmesinden sonra yapılan alan araştırmaları boyutunda tasarlanan sürdürülebilir kent parkları yönetim modelinin anlatıldığı görülmektedir.

Ama ne yazık ki, bu “tek” çalışma bile tek bir disiplin; yani sadece ve sadece konuya peyzaj mimarlığı açısından yaklaşılarak ve işin omurgasını oluşturan yönetim, işletme ve ekonomi gibi temel bilim ve disiplinlerin katkısını alınmadan yapılmış bir çalışma niteliğini taşıyor.

Bu durum aslında, ülkemizdeki kent parklarının ya da başka bir anlatımla yeşil alanların nasıl işletileceği ve korunacağı konusundan çok, o parkların nasıl planlanıp tasarlanacağı  ve yapılacağı konusundaki çalışma ya da araştırmalara daha fazla ağırlık  verildiğini gösteriyor.

Oysa bu şekilde planlanıp tasarlanan ve dünyanın en iyi, en güzel ve en yararlı kent parkı olarak inşa edilen parkların bile o özelliklerini korumaları ve daha iyi, güzel ve yararlı olabilmeleri için o yeşil alanların nasıl işletileceği konusunda da araştırma ve çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Tabii ki, bu kez işin içine yönetim, işletme ya da ekonomi konusunda bilgili ve deneyimli bilim insanlarının, uzmanların ve yöneticilerin girmesi, planlama, tasarım, uygulama ve yönetim ekiplerine bu kişilerin dahil edilmesi koşuluyla…

Ayrıca bir kamu yatırımınının planlanması, tasarımı ve uygulamasına önem veren mühendis, mimar, peyzaj mimarı ve kent plancısıyla belediye yöneticilerinin bütün bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkan yeşil alanların el hortumu ile sulama yapan, bu nedenle yeşil dokunun en kısa sürede zarar görmesine neden olan niteliksiz çalışanlar ve onların o şekilde çalışmasını izin veren yöneticiler yerine nasıl daha iyi işletilip yönetileceğine, orada yapılanların uluslararası standart ve ilkeler çerçevesinde nasıl korunup geliştirileceğine de önem vermesi ve kendileri dışındaki diğer bilim ve disiplinlerden gelen bilim insanlarına, uzmanlara da yer açması, onlarla birlikte çalışmayı kabul etmesi, kendi bilgi ve deneyimlerini onların bilgi ve deneyimleriyle bütünlemesi koşuluyla…

Kültürpark 024

Aynen, atalar sözü olduğu söylenen “bir elin nesi var, iki elin sesi var” deyişinde olduğu gibi…

Devam Edecek…

Mahalleleri yeniden yapılandırmak…

Ali Rıza Avcan

Yaşadığımız büyük kentlerde, özellikle de tarihi dokunun yoğun ve yaygın olduğu ya da çarpık ve düzensiz yapılaşmanın hızla gerçekleştiği yeni yerleşimlerdeki mahallelerin yönetimi, çağdaş yönetim anlayış ve yöntemleri açısından oldukça sorunludur.

Bir mahallenin alansal büyüklüğü, barındırdığı gündüz ve gece nüfusunun miktarı ile bu iki nüfus arasındaki fark, sahip olduğu altyapı ile yapı stokunun niteliği, kentin bütünü ve çevre mahallelerle kurduğu ilişkiler, yurt içi ya da dışı göçe açık olup olmadığı gibi temel özellikler o mahallenin yönetimini olumlu ya da olumsuz anlamda etkileyen temel unsurlardır.

kadifekale117

Bir ilçe ya da belediye sınırları içindeki mahalle sayısının İzmir’in Konak ilçesinde 113’e, Karabağlar’da 58’e ulaşması, bir mahalle büyüklüğünün diğerinden 183 kat daha büyük olması (Konak, Umurbey mahallesi: 1.716,024 km², Konak, Şehit Nedim Tuğaltay mahallesi: 0.009365 km²), gece nüfusunun Konak ilçesinin Akdeniz, Oğuzlar, Tan, Yıldız ve Kurtuluş mahallelerinde olduğu gibi sıfır düzeyinde gerçekleşmesi, Ferahlı mahallesindeki bina sayısı 2.271’e ulaşırken İmariye’de bu sayının 3’e, Namazgah’ta da 4’e inmesi gibi örnekler o mahallelerin nasıl zor yönetileceğini somut bir şekilde ortaya koymaktadır.*

Ayrıca her bir mahallenin alan, nüfus, altyapı, toplumsal çeşitlilik ve gelişmişlik gibi değişik ölçeklerde diğerinden büyük farklar taşıması durumunda, merkezi ve yerel yönetimler tarafından sunulacak kamu hizmetleri arasında da adil, dengeli ve etkin bir dağılımın sağlanması mümkün olmayacaktır.

Mahallede yaşamayı ve yönetmeyi zorlaştıran bu gibi durumların ortaya çıkması durumunda akla gelen en akıllı çözüm yöntemlerinden biri, bütün bu alt yerleşim birimlerini diğerleri ile ilişkileri boyutunda yeniden yapılandırmak olabilir.

O nedenle de, ilçe sınırları içindeki tüm mahalleleri birbiriyle kıyaslayarak aralarında adil ve etkin bir denge oluşturmak; ayrıca bu işlemi daha üst düzeylere çıkararak yeniden yapılandırılacak mahallelerin, o ilçenin bütünü ve çevre mahallelerle ilişkileri düzleminde analiz edilip değerlendirilmesi gerekebilir.

Tabii ki, bütün bu düzenlemelerin -ülkemizde sıkça yapılanın aksine- politik kaygılardan uzak bir şekilde; o mahallelerde yaşayan insanların sahip olduğu toplumsal, ekonomik, tarihi ve kültürel değerleri, mahalle halkının görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerini; ayrıca, onların daha rahat ve kolay yaşamalarını sağlayacak koşulları dikkate alarak yapılması gerekir. 

Bu yeniden düzenlemenin yapılamaması durumunda akla gelecek diğer bir yöntem de, Brezilya’nın Porto Alegre kentindeki katılımcı bütçe uygulamasında olduğu gibi mahalleleri belirli ortak özellikler boyutunda bir araya getirerek bölge ya da semt ölçeğinde birleştirmek olabilir.

Örneğin, yine İzmir’in Konak ilçesini düşündüğümüzde, Basmane ya da Kadifekale bölgesindeki mahalleleri bir araya getirilerek tüm hizmetlerin o mahallelerin oluşturduğu semt ya da bölge birlikleri düzeyinde görülmesi sağlanabilir.

Böylelikle hizmetle, hizmetin sunulduğu mekan arasındaki doğru, etkin ve verimli bir ilişkinin kurulması sağlanabilir.

Ayrıca, geçerliliğini kaybetmiş bir mahalle bölümlemesinden vazgeçerek yeni oluşturulacak semt ya da bölge düzleminde halkın yerel hizmetlerin finansmanına katılımını hedefleyen katılımcı bütçe uygulamalarına geçilmesi için uygun bir ortamın yaratılması da mümkün olabilir.

Tabii ki öncelikle, Konak Belediye Meclisi’nin yıllar önce önüne gelen mahallelerin yeniden yapılandırılması konusuna el değdirmediği gibi, bu sorunun çözümünden korkulmaması, konunun üstüne cesaretle gidilmesi, muhtarları ve siyasetçileri ürkütmemeyi amaçlayan bu tür idare-i maslahatçı alışkanlıklardan vazgeçilmesi gerekmektedir.

Sinan Kılıç 002
Fotoğraf: Sinan Kılıç

Evet, Konak, Karabağlar, Bornova, Bayraklı, Karşıyaka gibi ilçelerde ve aynı sorunu yaşayan diğer ilçelerde belediye, kaymakamlık ve valiliklerin mahallelerin yeniden yapılanması konusunu acilen ele alması gerekmektedir…

İzmir Enternasyonal Fuarı‘nın uluslararası bir kültür-sanat festivaline dönüştürülmesi önerimizde olduğu gibi; biz, bu konuda ön açacak olan kent yöneticilerine yine “Ha, cesaret!” diyelim…


* Sayısal veriler, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Üç Boyutlu Kent Rehberi‘nin 16 Nisan 2018 tarihinde güncellenen veri tabanından alınmıştır.