Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023

Ali Rıza Avcan

Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023

Hazırlayan: İzmir Kalkınma Ajansı – İZKA

Tarih, yer: Temmuz, 2014 – İzmir

Sayfa sayısı: 283

İzmir, Çeşme Yarımadası’nda yer alan Güzelbahçe, Urla, Karaburun, Çeşme ve Seferihisar ilçelerinin kalkınmasını sağlamak amacıyla, İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından 2014-2023 İzmir Bölge Planı çalışmaları kapsamında İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) ile Ege ve Dokuz Eylül üniversitelerine hazırlattırılan Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesinin hazırlık süreci, mevcut durum analizi, strateji eksenleri, yol haritası/gelişme senaryosu, sonucu ve uygulama yöntemi ile ilgili görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerimiz aşağıdaki bölümlerde ayrıntılı olarak belirtilmiştir:

A – KATILIM

1. Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesinin halkın ve uzmanların katılımıyla hazırlanması için her bir ilçede birer halk çalıştayı, tüm ilçeler düzleminde bir Ufuk Tarama Çalıştayı ve bir Uzman Paneli yapılmıştır.

İlçeler düzleminde yapılan Beş (5) ayrı halk çalıştayına toplam 191 kişi, Ufuk Tarama Çalıştayı’na 113 kişi, Uzman Paneli’ne 53 kişi katılmış; halk çalıştayına katılan bazı kişilerin hem Ufuk Tarama Çalıştayı’na hem de Uzman Paneli’ne katılması nedeniyle gerçek katılımcı sayısı 303’ü bulmuştur.

Beş ayrı ilçe düzleminde gerçekleştirilen hazırlık çalışmalarına toplam 303 kişinin katılması Başlangıçta olumlu olmakla birlikte; katılanların ya da katılmayanların durumu ile katılımcıların özelliklerine baktığımızda bazı eksiklik ya da yanlışlıkların olduğunu görürüz:

Çalıştay ve panel katılımcıları temsil ettikleri kurum, kuruluş ve örgütler düzleminde analiz edildiği takdirde; konu ile ilgili olan birçok kişi ve kuruluşun bu çalışmalara katılmadığı, yapılan her bir çalıştay ve panel arasında katılımcı sayısı, niteliği ve temsiliyeti açısından bir benzerlik, denge ve uyumun oluşturulmadığı; aşağıdaki çizelgede de görüleceği gibi öncelikli stratejik alanlar olan turizm, tarım, ekonomi ve enerji alanlarında çalışan birçok uzman ve uygulayıcının, katılımcılarının % 50’sini akademisyenlerin oluşturduğu Uzman Paneli’ne katılmadığı belirlenmiştir.

Çalıştay ve Panel Katılımcıları Çizelgesi

Yapılan çalıştay ve panellere turizm sektörünün temel aktörleri olan turizm yatırımcılarının, tur operatörlerinin, rent a car dahil turizm taşımacılarının, seyahat acentesi sahiplerinin, TÜRSAB ve ETİK gibi turizm meslek örgütlerinin, kruvaziyer ve Ro-Ro taşımacılık örgüt ve temsilcilerinin, turizm rehberliği örgütlerinin ya da rehberlerin, inşaat sektörü temsilcileriyle emlak komisyoncularının, liman başkanlığı temsilcilerinin, İzmir Ticaret Odası (İZTO) ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) temsilcilerinin çağrılmamış ya da çağrıldığı halde katılmamış olması; ayrıca ilçe düzleminde yapılan çalıştayların her birinde değişik kesimlerden gelen katılımcıların farklı ağırlıkta olmaları; bu bağlamda, Seferihisar’da yapılan çalıştaya 13 muhtar katılırken Karaburun ilçesi çalıştayına hiçbir muhtarın katılmamış olması bu tespitlere örnektir.

Çalıştaylarla panele çağrılmayan/katılmayan turizmcilerin yanı sıra Ege Bölgesi Sanayi Odası meslek grubu/sektör temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve benzerleriyle daha sonra yüz yüze görüşmeler ya da odak grup toplantıları yapılması da proje yöneticilerinin bu eksikliğin bilincinde olduğunu ve bunu telafi etmek düşüncesiyle çalışma programında bulunmayan araştırma yöntemlerini kullandıklarını göstermektedir.

Bireylerin ortak bir konu üzerinde çalışmalarını, düşünüp öğrenmelerini sağlayan; bu nedenle de uygulamalı bilimsel öğretim ya da araştırma tekniği olarak da kabul edilen çalıştay ya da workshop çalışmaları; daha çok yüksek düzeyli bilişsel süreçlerin kullanıldığı bilgi aktarım uygulamalarında tercih edilen, uzmanlık alanlarına dönük bir uygulamadır. Amacı, önemli, hassas ve belirsiz konularda “kaliteli kararlar” alınabilmesi için durumun ya da konunun katılımcı bir ortamda ele alınıp irdelenmesini, çözümlenip tartışılmasını ve bir bütün olarak birleştirilmesini sağlamaktır. Bu nedenle ele alınan konuya uygun ve o konunun tüm taraflarını kapsayan bir grup tasarımının yapılması, katılımcılarının konuyla ilgili tüm alanlardan doğru olarak seçilmesi, bu seçim sırasında katılan her kesime toplum içindeki yer ve önemlerine uygun ağırlıkta yer verilmesi ve çalıştay ya da forum işleyişinin akılcı bir şekilde planlanıp yönetilmesi, bütün bu gereklerin gerçekleşmediği durumlarda eksikliklerin diğer uygulama yöntem ve teknikleriyle tamamlanması uygun ve doğru olacaktır.

s737574

B – BÖLGE TANIMI

2. Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesinde bu bölgenin kendi içindeki benzerliği ile çevresindeki diğer yerleşimlerden farklılığını ortaya koyan varlık/değerlerin ne olduğu net bir şekilde ortaya konulamamıştır.

Bu anlamda bu beş ilçenin niye bir araya getirilerek “Yarımada” olarak tanımlandığı, bu beş ilçeyi birbirine bağlayan bağın ne olduğu; öte yandan bu bölgenin İzmir’in genel bütününden niye ayrıldığı da belli değildir. Ortada coğrafi anlamda bir yarımada bulunmakla birlikte bu yarımadanın üstünde ya da yakın çevresinde yaşayanların, bunların ortak geçmişlerinin, ekonomik, sosyal, kültürel vb. özelliklerinin bir ya da benzer olduğu gibi tespit de yapılmamıştır. Bu anlamda “Yarımada” ile “Yarımada Dışı” olanın temenniler dışında somut bir gerçekliğe dayanmadığı söylenebilir.

Nitekim bu sınırların tarihi, ekonomik, toplumsal ve kültürel bir dayanağının olmayışı nedeniyle bu stratejik kalkınma çalışması kapsamına, bir süre sonra 1997 yılında kurulan Yarımada Belediyeler Birliği’nin diğer üyeleri Balçova, Narlıdere, Menderes ve Selçuk ilçeleri de katılarak başlangıçta 5 ilçeyi kapsayan bu çalışmanın 9 ilçeyi kapsar bir hale getirilmesi sağlanmış; böylelikle bu 9 ilçe ile çevresindeki diğer ilçeler arasındaki fark ve benzerlikler üzerinden tanımlanan bir bölge bütünlüğünden iyice uzaklaşılmıştır. 

Bütün bu tespitler, “Yarımada” olarak tanımlanan coğrafya için “bölge”, “alan” ya da “havza” kavramlarının birbirinin içine girdiğini, bunların birbirinden farkının olmadığını ya da dikkate alınmadığını da göstermektedir. 

Ayrıca toplam beş ilçe ile ilgili strateji belgesinin hazırlanmasından sonra bunlara dört ayrı ilçenin dahil edilmesi ve bu dört ilçenin böylesi bir çalışma kapsamına analiz edilmeden alınması, bu konuda nasıl bir “yamalı bohça” stratejisinin uygulandığını ortaya koymaktadır.

C – YÖNTEM

3.Varlık-odaklı kalkınma yaklaşımı” ile hazırlandığı söylenen Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin, Yarımada bölgesinin sahip olduğu zayıflıklardan çok güçlü yanlara ve varlıklara odaklandığı; bu varlıkların ve potansiyellerin yerel halk tarafından kolaylıkla algılanması nedeniyle bu varlıkların bir kalkınma faktörü olarak kabul edildiği belirtilmekle birlikte; bu çalışma ile ortaya çıkan beş ana temanın, 10 stratejik gelişme ekseninin ve 130 varlık-odaklı kalkınma fikrinin, bu plan öncesinde hazırlanmış diğer fiziki mekân temelli bölgesel planlardaki tema, eksen ve faaliyetlerle farklılık göstermediği; böylesi bir planlama çalışması ile “bardağın dolu tarafından bakılarak” geliştirildiği söylenen kalkınma fikirlerinden çok, İzmir bütünü içinde ayrı bir Yarımada örgütlenmesi için öneriler geliştirilmesine, merkezi ve yerel yönetimler dışında sermayenin, sivil toplumun, üniversitelerin katıldığı, yerel yönetimlerin ve kalkınma ajansının desteklediği yerel yönetimler dışında ayrı bir bölgesel yönetim modelinin önerilmesine önem verildiği görüşüne varılmıştır.

Yarımada bölgesinin yönetilmesi için İzmir Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri ve merkezi yönetimin kuruluşları yanında kurulması önerilen Yarımada Koordinasyon Kurulu, Yarımada Turizm Birliği, Yarımada Belediyeler Birliği, Yarımada Kent Konseyleri Birliği, İzmir Yarımada Uygulama ve Araştırma Merkezi, Yarımada Üst Üretici Birlikleri, Yarımada Muhtarlar Meclisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinde oluşturulması istenen kırsal kalkınma birimleri, İzmir Yarımada Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından yönetilmesi önerilen Yarımada Bilgi Sistemi, bu görüşü doğrulayan örneklerdir.

0014D – MEVCUT DURUM ANALİZİ

4. Çeşme, Güzelbahçe, Karaburun, Seferihisar ve Urla ilçelerinden oluşan bölgedeki somut ve somut olmayan tarihi, arkeolojik, kültürel, doğal ve turistik varlıkların / değerlerin envanteri çıkarılmadan bunların ilçe halk çalıştaylarına katılanlar tarafından hatırlanıp belirlenmesinin nedeni anlaşılamamış ve bu belirlemelerin ne ölçüde doğru ve tam olduğu ortaya konulmamıştır.

Nitekim tüm strateji belgesinin incelenmesi sırasında maddi olmayan halk kültürünün, sualtındaki tarihi, arkeolojik, kültürel ve doğal varlıkların, özellikle Karaburun ilçesi köylerinde ortaya çıkan ve Börklüce Mustafa ile simgelenen Alevi / Bektaşi / Tahtacı kültürünün, Bademler Köyü’nde kurulan ilk köy tiyatrosuyla ahşap çocuk oyuncakları evinin, henüz tescillenmemiş Çılga Mağarası gibi doğal zenginliklerin, Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı’nın Barbaros Köyü’ndeki Çocuk Köyü, 1892-1898 döneminde gündeme gelen İzmir-Urla-Alaçatı-Çeşme hattı buharlı tramvay projesinin gündeme getirilmemiş olması bu durumun en iyi örnekleridir.

5. Yarımada bölgesi ile ilgili mevcut durum analizinde, belirlenen stratejik önceliklerle ilgili birçok bilgiye yer verilmediği belirlenmiştir. Eksik olan bilgiler şu şekilde sıralanabilir:

a) İlçelerdeki nüfus artış oranları, nüfus projeksiyonları ve iç göçle ilgili bilgiler; ayrıca ilçelerin yaz nüfusları ile ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar,

b) Bölgedeki spor altyapısı ve etkinlikleri ile ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar,

c) Bölgedeki sanat altyapısı ve etkinlikleri ile ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar,

d) Bölgedeki ulaşım altyapısı ile ulaşım / taşıma hizmetleriyle ilgili istatistik, analiz ve çıkarımlar,

e) Bölgenin mülkiyet altyapısı ile ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar.

f) Stratejik planın “Sonuç” bölümünde Yarımada’da turizm sektörünün sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için yerel yatırımcıların güçlendirilmesi önerilip dış kaynaklı yatırımcıların Yarımada’da kitlesel odaklı girişimlerde faaliyet göstermeye başlamasının doğal ve tarımsal yapı ile çelişen uygulamaların ortaya çıkmasına neden olacağı belirtilmekle birlikte; planın mevcut durum analizi bölümünde Yarımada’daki yerli ve yabancı turizm yatırımcılarıyla ilgili hiçbir bilgiye ya da veriye yer verilmediği, bu durumun analiz edilmediği ve geleceğe yönelik çıkarımlarda bulunulmadığı görülmüştür.

g) Bölgedeki ekonomik yapı ve ticari yaşamla ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar,

h) Bölgede faaliyette olan sektör (sanayi, ticaret, hizmetler vd.) ve alt sektörlerle ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar,

ı) Bölgedeki sağlık altyapısı ve hizmetleriyle ilgili istatistik, analiz ve çıkarımlar,

i) Bölgenin güvenlik altyapısı ile ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar,

j) Bölgenin mevcut enerji altyapısı ve hizmetleriyle ilgili istatistik, analiz ve çıkarımlar,

k) Türkiye’de ilk kez Seferihisar ilçesinde uygulanan Citta Slow uygulaması ile Seferihisar’ın ülkemizdeki diğer Citta Slow yerleşimleri arasındaki merkezi konumu ve bu kalkınma stratejisinin geleceği ile ilgili bilgi, analiz ve çıkarımlar, bu çıkarımların bölge içindeki diğer ilçelerdeki uygulanabilirliği,

l) Bölge içinde turizm açısından ayrıksı bir gelişim sergileyen Alaçatı yerleşiminin hem bölge ile hem de bölge dışındaki rakipleri ile ilişkisini ortaya koyan analiz ve çıkarımlar,

m) Mevcut durum analizinde ele alınan ya da alınmayan yerel varlıklarla ilgili olarak merkezi ve yerel yönetimlerle ulusal ve uluslararası girişimcilerin olası düzenleme, yatırım ve müdahaleleri konusundaki bilgi, beklenti, analiz ve çıkarımlar.

ysk

5. Mevcut durum analizi bölümünde istihdamla ilgili olarak Türkiye İstatistik Kurumu’nun 15 yıl öncesine ait (2000 yılı) güncel olmayan verilerin kullanıldığı, işsizlikle ve istihdamla ilgili olarak Yarımada düzleminde bir araştırmanın yapılmadığı belirlenmiştir.

6. Mevcut durum analizinde köylerin 6360 sayılı yasa ile mahalleye dönüşeceği belirtilmekle birlikte bunun sakıncaları analiz edilerek kestirimlerde bulunulmamış; planın sonuç bölümünde bununla ilgili olarak sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde ve ilçe belediyelerinde kırsal kalkınma birimlerinin ve muhtarlar meclisinin kurulması gibi kurumsal öneriler geliştirilmiştir.

7. Mevcut durum analizinde Yarımada Bölgesi’nin hem çevresiyle (Narlıdere ve Menderes ilçeleri) hem de İzmir bütünüyle toplumsal, ekonomik ve kültürel ilişkileri; ayrıca bir turizm destinasyonu olarak Kuşadası destinasyonu ile ilişkileri, bağlantıları ele alınmamış, analiz edilip çıkarımlarda bulunulmamıştır.

8. Yarımada Bölgesi’nin turizm düzlemindeki yurtiçi ve dışı rakiplerinin belirlenip bu rakipler üzerinden rekabet analizinin yapılmadığı, rekabetçi stratejiler geliştirilmediği belirlenmiştir.

9. Yarımada Bölgesi için geliştirilen stratejilerle ilgili risk analizlerinin yapılmadığı ve risk planlarının hazırlanmadığı görülmüştür.

10. 2011 yılından bu yana yapılmakta olan Yarımada Tohum Takas Şenlikleri bağlamında yerel tohum mirasının, Monsanto/Bayer gibi küresel şirketler düzleminde karşılaştığı tehditlerin ve yerli tohumun satışını yasaklayan ulusal ve uluslararası yasal düzenlemelerin ele alınmadığı görülmüştür.

E – İZLEME VE DEĞERLENDİRME

Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesinin “Yarımada Stratejik Yol Haritası / Gelişme Senaryosu” başlığını taşıyan altıncı ve son bölümünde “…varlık odaklı kalkınma fikirlerinin hangi sıra ve zaman diliminde yer alabileceğine yönelik bir gelişme senaryosu sunulmaktadır.” şeklinde ifade edilmiştir.

Bu bölümde 5 ana tema kapsamında yer alan toplam 128 ayrı kalkınma fikrinin 10 yılı kapsayan 2014-2023 döneminin hangi yıllarında gerçekleştirileceği belirtilmiş olmasına karşın; bu stratejilerin uygulandığı 2014, 2015 ve 2016 yıllarında kısa, orta ve uzun vadede gerçekleştirilmesi öngörülen fikirlerden hangilerinin hayata geçirildiği, hangilerinin geçirilemediği; başka bir anlatımla öngörülen hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığı henüz belli değildir.

ada2

Bunun en önemli nedenlerinden biri Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi 2014-2023 belgesinin, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 dönemi stratejik planı ile ilişkilendirilmemiş olması, diğer bir nedeni de bu belge ile öngörülen strateji ve fikirlerin uygulamasını izleyip ölçmek ve değerlendirmek amacıyla önerilen “yönetişim stratejisi” ile ilgili yapılanmanın henüz yaşama geçirilememiş olmasıdır.

 

 

Hedefimiz rantı ortadan kaldırmak mı?

Ali Rıza Avcan

Bu yazımda sizi, David Ricardo‘nun ya da Karl Marx‘ın rant kuramlarından; bu kapsamda “mutlak rant“, “farklılık rantı“, “verimlilik rantı“, “konum rantı” ya da “tekelci rant” gibi farklı rant türlerinden söz ederek anlaşılması oldukça zor kuramsal bir tartışmanın içine çekmek istemiyorum.

Anlatmak istediğim şey, günlük dilde çok fazla kullandığımız “rant” kavramının aslında kapitalist ekonomi içinde arsa ve arazideki özel mülkiyet tekelinden kaynaklandığını, kapitalist sistemin olmazsa olmaz bir bileşeni olduğunu hatırlatmak.

Bu anlamda kentlerde ortaya çıkan ve “farklılık rantı” olarak da tanımlanan rant, genel olarak farklı üretkenlikteki sermayelerin art arda aynı toprak parçasına ya da yan yana farklı toprak parçalarına yatırılmasından kaynaklanıyor.

Bu konuda Türkiye’de yaşananlar ise verimli ya da verimsiz topraklara yapılan sermaye yatırımlarından çok doğrudan mali sermaye aracılığıyla kamuya ait arsa ve araziler için yine kamu gücü ve kaynaklarıyla alanın yerleşime açılması, plan değişiklikleri yapılması, ulaşım politikalarının değiştirilmesi, kentsel dönüşüm alanları yaratılması ve büyük ölçekli projelerin uygulanması gibi farklı yöntemlerle yaratılan büyük boyutlu rantlara el koyma biçiminde gerçekleşmekte.

Bu süreç gelişmiş kapitalist ülkelerde olduğu gibi sermaye sınıfı arasında mülkiyetin el değiştirmesi süreci değil, doğrudan doğruya mülkiyetin nitelik değiştirmesidir. 

Korkut Boratav‘a göre ise bu tür rant, “devletin çeşitli uygulamalarla bireysel, endüstriyel veya sektörel olarak özel teşebbüs lehine herhangi bir çıkar avantajı yaratması; bu avantajın realizasyonu ve paylaşımı“dır. (1)

City_Planner_dreamstime_xl_36684543

Bütün bu değerlendirmeler çerçevesinde “acaba kapitalist sistem içinde rantı ortadan kaldırmak mümkün müdür” diye sorduğumuzda buna vereceğimiz yanıt, aynı mantıkla soracağımız “acaba faiz de kaldırabilir mi?” sorusuna verdiğimiz yanıtta olduğu gibi olacaktır….

Oysa kapitalist sistem içinde faiz gibi rant da vazgeçilip kaldırılabilecek bir şey değildir…

O nedenle, “rant projesi” olarak adlandırdığımız toprağa yönelik sermaye yatırımlarının karşısına çıkıp onlarla mücadele etmeye kalktığımızda; bunun karşısına başka bir alternatif koyamadığımız sürece söylem ve mücadelemizin anlam ve önemiyle ulaşacağı son nokta ne olacaktır?

Sahi, biz bu rant projelerine karşı çıkıp mücadele ediyoruz; ama yerine neyi koyup neyi öneriyoruz?

Yoksa rantın sistemden kaynaklanan varlık nedenini bilmediğimiz ya da dikkate almadığımız için yanlış bir söylem ya da mücadele mi geliştiriyoruz?

Aslında kapitalist sistem içinde, kent ya da kır toprağı ile ilgili konularda kağıt üzerine bir nokta koyarak ya da çizgi çizerek büyük ya da küçük ölçekli rantları yaratmanın son derece kolay ve olağan bir eylem olduğunu unutuyor muyuz?

Yoksa kapitalist sistem içinde rantın varlığı ve yaratılmasından çok yaratılan o rantın nasıl kullanılacağının, o ranttan kimlerin yararlanacağının ve rantın kamuya ait olması durumunda bundan o kentte yaşayanların tümünün yararlanacağının önemli olduğunu bilmiyor muyuz?

David HarveyPlanlama İdeolojisini Planlamak Üzerine” başlıklı makalesinde, şehir planlama mesleğinin nesnelerin mekanda varoluşlarını düzenlerken toplumsal ilişkilere çatışma, ayrışma ve parçalanma yerine uyum, denge ve bütünlük kazandırmayı hedeflediğini ve plancının şeylere müdahale etme güç ve geçerliliğini toplumsal uyum ve düzen anlayışından aldığını belirtir.

Harvey‘e göre bu durum, plancıyı doğrudan statüko savunucusu haline getirmeyip “yanlışları düzeltme”, “dengesizlikleri doğrulama” ve “toplumsal/kamusal olanı savunma” rolüyle kapitalist ilişkilerin özel çıkar temelli anarşik dinamikleri ile sürekli olarak çatışmak durumunda bırakır.

Bu nedenle, planlama meslek alanı kapitalist toplum içerisinde oldukça çelişkili bir konum edinir: güç ve geçerliliğini kapitalist ilişkilerin anarşik doğasının yol açtığı olumsuz sonuçlardan alırken, rehber edinmesi gereken “kamu yararı” ilkesi çerçevesinde bu işin pratikleri ile çatışır.

Dolayısıyla kamusal olanı gözetmesi gereken yanı kapitalist toplumun kendini yeniden üreten işlevi ile sınırlandırılır. Bu çerçevede sermaye birikiminin krize girdiği dönemlerde kamusal yararı gözeten duruşun etkinlik alanı daralır ve plancının teknik rasyonaliteye dayanan gücü azalırken, kapitalist yeniden yapılanmaya uygun, düzenleyici hedeflere, araçlara ve rasyonaliteye sahip bir planlama mesleği gündeme gelir. Böylelikle kamusal yararı gözeten plancı zaman içinde giderek “sarı plancı“ya dönüşür.

İşte o nedenle; plancının zaman içinde giderek “sarı plancı”ya dönüşmemesi ve planın kamusal çıkarı gözetmesi için onun kamu yararı doğrultusunda nasıl kullanılabileceği konusuna odaklanmanın daha yararlı olacağını düşünüyorum.

Resim11

Ayrıca kamuya ait alanların bu vahşi kapitalist düzen içinde hiçbir plan, değer ve ilke gözetilmeksizin yağmalanmasına nötr bir sözcük olan “rant” ya da “rant projesi” demek yerine “yağma“, “soygun” ya da “tahribat” demenin daha doğru, etkileyici ve sonuç alıcı olduğuna inanıyorum.

Her mücadele söyleminde, kullandığımız sözcüklerin gerçek anlamlarını öğrenmek ya da onların anlamlarını çarpıtmadan yerli yerinde kullanmak dileğiyle…  


(1) Korkut Boratav (2000), Yeni Dünya Düzeni Nereye, İmge Kitabevi s. 141

Yararlanılan Kaynaklar

Harvey, David; Sosyal Adalet ve Şehir, Metis Yayınları, Ankara 2003

Şengül, H.Tarık; “Sınıf Mücadelesi ve Kent Mekanı“, Praksis, Bahar, 2001, s. 9-31

Turan, Menaf; Türkiye’de Kentsel Rant, Devlet Mülkiyetinden Özel Mülkiyete, Tan Kitabevi, Aralık 2009,

Turan, A.Menaf; “Kentsel Rant Kuramları Üzerine Tartışmalar“, Van YYÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:34, 

Daha işin başında erteleme…

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz hafta hem İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İnternet sayfasında hem de İnternet gazetelerinin manşetlerinde ilginç bir haberle karşılaştık.

Bu habere göre İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yapacağı 7,2 kilometrelik Üçkuyular-Narlıdere metro hattının yapımı için açtığı ihaleye girmek için 4’ü yabancı toplam 38 firmanın ihale dosyası alması üzerine ihale 20 Aralık 2017 tarihinden 9 Ocak 2018 tarihine, yani 20 gün sonraya ertelenmiş.

reading

Benim bildiğim kadarıyla Devlet İhale Kanunu ve ilgili diğer yasal düzenlemelere göre kamu idarelerinin hazırladığı ihaleler, ihale dosyası satın alanların çok olması durumunda ertelenmeyip kamu yararının hemen gerçekleşmesi için hemen yapılır. Nitekim duyurusu yapılan ihaleye fazla sayıda kişi ya da kurumun katılması özendirilerek her bir katılımcı adayına verilecek ihale dosyaları yeter sayıda hazırlanır.

Bu anlamda ihale dosyası çok fazla firma tarafından satın alındığı diye bir ihalenin 20 gün sonraya ertelenmesi ne görülmüş ya da ne de duyulmuş bir şeydir.

Böyle bir durum ilk defa İzmir Büyükşehir Belediyesi sayesinde ortaya çıkmış; ihale dosyası alanların sayısı fazla çıktı diye ihale 20 gün sonraya alınmıştır…

Ayrıca yazılı basına ve İnternet gazetelerine baktığımızda ihaleye katılmak için dosya alanların adeta gün gün takip edildiği, çoğu İnternet gazetesinin “F.Altay-Narlıdere Metro İhalesine Yoğun Başvuru” (Milliyet, 1 Kasım 2017) ya da “Narlıdere Metrosu İçin Dosya Alan Firma Sayısı 30’a Çıktı” (Merhabahaber, 17 Kasım 2017) şeklinde manşet attığı; sonuçta da “Narlıdere metrosu için 38 firma yarışacak” (Hürriyet, 14 Aralık 2017) haberlerinin paylaşıldığı görülmektedir.

Bu haberlerden anlaşıldığı gibi katılımcı sayısının fazla olması beklenen bir şeydir ve bu sayı günden güne artarak 38’e ulaşmıştır. Haliyle bu katılımcı adaylarına belli bir bedel karşılığında verilen ihale dosyası da yeter sayıda çoğaltılarak gereken önlemler alınmıştır…

Şimdi bu durumda insanın aklına iki olasılık gelmektedir:

Ya ihale hazırlıklarını yapan belediye yönetici ve çalışanları bir şeyleri yanlış ya da eksik yapmışlar ve bu yanlışlık ya da eksikliği gidermek için ek bir süreye ihtiyaç duymuşlar,

Ya da ihale dosyasını alan 38 firma dışında kalan bazı firmaların bu ihaleye katılması belediye üst yönetimi tarafından istenip arzulanmakta ve bu ek süre içinde o firmaların bu ihaleye katılım konusunda ikna edilebilecekleri düşünülmektedir.

Şayet bu iki olasılık dışında başka bir olasılık varsa, onu da bilen birinin bizimle paylaşmasını bekleriz…

s320290

Sonuç olarak önemli bir uluslararası ihalenin katılımcı sayısının beklenenden fazla çıkması nedeniyle 20 gün sonraya ertelenmesi, hem “ilklerin kenti” olarak tanıtılan İzmir için hem de ülkemiz için bir ilk olmuş; böylelikle belediyemiz her şeyin ilkini gerçekleştiren belediye sıfatını hak etmiştir.

Belli olmaz, ihalesi daha baştan 20 gün ertelemeyle başlayan büyük bir proje artık bir İzmir geleneğine dönüşen yapılıp iptal edilen ihalelerle, iflas eden firmalarla, zemin iyice analiz edilmediği için ortaya çıkacak yeni sorunlar, belki de yeni jeotermal kaynaklarının bulunması gibi nedenlerle uzadıkça uzayacak ve bir iki belediye başkanı eskitecektir.

Tabii ki bu durumun, yurt içi ya da dışındaki bir kurumun İzmir’e yeni bir ödül vermesinin gerekçesi bile yapılabilir diye de düşünmekten kendimi alamıyorum…

Görerek, bilerek ve hissederek mücadele etmek…

Ali Rıza Avcan

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile bu bakanlığa bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü, içinde yaşadığımız kentin Gediz Deltası Sulak Alanı ile İnciraltı bölgesi arasına çağımızın tüm teknolojik olanaklarını kullanarak köprü, beton yapay ada ve denizaltı tüp tünel geçişi olmak üzere devasa bir yatırım yapmak istiyor ve buna da İzmir Körfez Geçişi Projesi adını veriyor.

Diğer bakanlıklar, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri ise kah açık destek vererek kah sessiz kalarak bu büyük projenin yapılması için ellerinden geleni yapıyor.

Önce, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun arkası gelmeyen karşı çıkışlarıyla Gediz Deltası’nı koruyup yönetmek için 2002 yılında kurulan İzmir Kuş Cennetini Koruma ve Geliştirme Birliği (İZKUŞ) Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından kapatıldı.

Ardından yine aynı bakanlık bu bölgedeki koruma alanlarının konum, koşul ve sınırlarını, projenin yapımını kolaylaştırmak için yeniden düzenledi.

En sonunda da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Gediz Deltası Sulak Alanı‘ndaki doğal koruma bölgelerinin özelliklerini ve sınırlarını kimselere duyurmadan gizli saklı değiştirdi.

Meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve sıradan yurttaşlar, önce yerel ve merkezi kamu kurumlarının bütün bu hukuk, insanlık ve ahlak dışı eylemleri için yapılmak istenenleri öğrenmeye, öğrendiklerini kamuoyuna anlatmaya ve davalar açarak alınan kararların iptali ve yürütmesinin durdurulması için mücadele etmeye çalıştılar.

Bir yanda TMMOB ve onun bağlaşığı meslek odaları bir dizi bilgilendirme toplantıları yaparken diğer yanda davacı kurumlardan Doğa Derneği daha somut girişimlerde bulunmaya başlayarak alan savunuculuğunun somut, pratik örneklerini sergilemeye başladı.

Bunun için Gediz Deltası Sulak Alanı‘nın UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne alınması için kampanya başlattı, Gediz Deltası Sulak Alanı, Kuş Cenneti ve Ramsar Sözleşmesi ile korunan alanlarda konaklayıp üreyen Flamingo, Tepeli Pelikan, Akça Cılıbıt gibi kuşlarla bölgenin coğrafya ve florasını bilmeyen İzmirlileri Gediz Deltası‘na taşıyarak, onlarla yürüyüşler, kuş gözlemleri ve basın toplantıları düzenleyerek, broşür ve afişler hazırlayarak, sosyal medya organizasyonları yaparak halkın ve medyanın bilinçlendirilmesine önem verdi. 

Böylelikle İzmirlilerin bu bölgeyi daha iyi bilip öğrenmesini ve gelen felaketi bu bilgi ve bilinçle karşılamasını sağlamaya çalıştı. Bunu yaparken de sözün gücü yanında sahici bir şekilde gösterip soruna ortak etmenin gücünü kullanmaya özel bir önem verdi.

Böylelikle yüzlerce sözcük, toplantı ya da etkinlikle yapılacak şeyleri tek bir  kalemde, İzmirli’yi Gediz Deltası Sulak Alanı‘na, o alanda yaşayan kuşların, hayvanların ve o eşsiz doğanın huzuruna götürerek, sorunu duygularıyla ve uzmanlardan öğrendikleri bilgilerle anlayıp kavramaları için çalıştı.

Doğa Derneği’nin bu çalışmaları halen daha da büyüyerek devam ediyor.

İşte bütün bu bilinçli, etkileyici ve sonuç alıcı çalışmalar kapsamında gerçekleştirdikleri yeni bir bilgilendirme çalışmasını, geçtiğimiz Cumartesi günü Gediz Deltası‘ndaki tarihi Çamaltı Tuzlası tuz tablalarını, oluşturulan yapay setleri, yolları, tepeleri, su kanallarını, Leukai antik kentini, korunması gereken bataklıkları ve delta çayırlarını görerek çevredeki binlerce kuşu, yılkı atlarını gözlemleyerek, adlarını, türlerini, yaşam biçimlerini öğrenerek deneyimleme şansını yaşadım.

Resim11

Doğa Derneği Kurucu Başkanı ve Bilim Danışmanı Dr. Güven Eken eşliğindeki kuş gözlemcileri Ahmet Kaya ve Akın İzgin ile Mustafa Can Çevik, Eyüp Fatih Şimşek, Nilgün Eser, Fatma Narlı ve Merve Balcı‘dan oluşan bir grupla birlikte sabah saat 08.45’den akşam saat 18.30’a kadar 17-18 kilometre uzunluğundaki bir parkurda yürüyerek uçan, beslenen ya da dinlenen binlerce kuşu, çevrenin coğrafyasını, tarihi ve arkeolojik değerlerini, kuşlar ve diğer hayvanlarla insanlar arasındaki kadim ilişkiyi öğrenmeye, anlamaya çalıştık.

20171216_124339

Arkadaşlarımızın yaptığı kuş gözlemi çerçevesinde gördüğümüz ya da sesini duyduğumuz her kuşun hangisi olduğunu elimizdeki Collins Kuş Rehberi‘ne bakarak anlamaya, kuş gözleminin nasıl yapıldığını, esen rüzgara göre kuşların nerelerde beslenip gecelediklerini ve çakallardan nasıl korunduklarını öğrenmeye, bizleri hissettiklerinde nasıl tepki verdiklerini, çevreden gelen avcıların nasıl büyük bir tahribata neden olduklarını, M.Ö. 383’de Pers Kralı Büyük Kryos‘un amirali Takhos tarafından, üç tepeden oluşan bir ada üzerinde kurulan Leukai antik kentinde definecilerin yaptığı kaçak kazılarla ortaya çıkan su künkleriyle mermer parçalarının çevreye nasıl saçıldığını, bu antik kentin üzerine kurulduğu adanın Gediz nehrinin getirdiği alüvyonlarla nasıl ortadan kalktığını, bu antik tepelerin patlatılması suretiyle elde edilen malzemeyle yapılan yol ve setlerin doğaya nasıl zarar verdiğini, ender rastlanan bir Balık kartalının pençeleriyle nasıl balık yakaladığını, bütün bu geniş alandan sorumlu olan Tekel’in özelleştirilmesi sonrasında görevi üstlenen Doğa Koruma ve Milli Parklar yetkililerinin nasıl etkisiz hale geldiklerini; asıl önemlisi İzmir’e bu kadar yakın bu Dünya harikası alanın İzmir’den ve İzmirli’den nasıl uzak olduğunu yerinde görerek bilincimize kaydettik

WhatsApp Image 2017-12-17 at 21.22.40

Ayrıca sayımları yapılan Akça cılıbıt, Akkuyruksallayan, Ak pelikan, Atmaca, Bahri, Balık kartalı, Çayır incir kuşu, Çıvgın, Flamingo, Florya, Gümüş martı, Gümüş yağmurcun, Karaboyunlu batağan, İspinoz, Kamış bülbülü, Karabaş martı, Karabatak, Karakalınlı kumkuşu, Kaşıkçıl, Kaya güvercini, Kaya serçesi, Kerkenez, Kervan çulluğu, Kızılbacak, Kızılgerdan, Kuğu, Küçük karabatak, Küçük karga, Küçük kumkuşu, Leş kargası, Ördek, Sakarmeke, Saksağan, Saz delicesi, Serçe, Sığırcık, Su çulluğu, Suna, Şahin, Tarla kuşu, Taş kuşu, Tepeli pelikan, Van Gölü martısı, Yalıçapkını, Yeşil bacak, Yeşil düdükçün ile ilgili sayıların uluslararası kuş örgütü eBird‘e (http://ebird.org) ait veri bankasına işlendiğini gördük.

İşin ilginç bir yanı, kuş gözlemi sonrasında yaptığımız araştırmalardan öğrendiğimize göre şimdi yerinde yeller esen o antik Leukai antik kentinin kullandığı madeni paraların bir yüzünde tanrıça Athena ya da tanrı Apollo‘nun kabartmaları, diğer yüzünde de bir kuğu kabartması yer almasıydı.

Imhoof_KM01

Kuş gözlemi adı verilen bu etkinlikte görüp anladığımız gibi hiç birimiz, -tabii ki yıllardır buraya emek veren Doğa Derneği ve kuş gözlemcileri dışında- bu doğa parçasını yeterince bilmiyor, tanımıyor ve o nedenle de İzmir’i İzmir yapan bu değere sahip çıkamıyoruz.

WhatsApp Image 2017-12-17 at 21.38.40

Ayrıntılarını vermeye çalıştığım bu keyifli gözleme katılan şanslı biri olarak yapacağım tek öneri, bu gözlem sonrasında aramızda aldığımız bir karara destek vererek önümüzdeki hafta sonlarında yine aynı yerlerde Doğa Derneği tarafından yapılacak olan benzeri etkinliklere katılmanız ve bu bilinmedik alemle tanışarak edineceğiniz bilgi ve bilinçle buralara; bu topraklara, bu topraklarda yaşayan bitkilere, kuşlara, hatta yürüdüğümüz yollarda henüz yuvalarına çekilmemiş olan karıncalara sahip çıkarak bu canlılara zarar verecek olan İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ne karşı çıkmak amacıyla gerçekleştirilen mücadeleye katkı koymanızdır.

Tabii ki bu mücadelenin önemli bir aşaması olan her kuş gözlemi etkinliği sonrasında, Sasalı merkezindeki Flamingo Pide Salonu‘nda bitirerek o eşsiz pideleri yerken flamingoları düşünmeniz dileğiyle….

 

‘Sürdürülebilir Kalkınma Stratejileri’ ve İzmir (1)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediyesi 2014 yılından bu yana, metropol olarak tanımladığımız kent merkezindeki 10 (Balçova, Bayraklı, Bornova, Buca, Çiğli, Gaziemir, Karabağlar, Karşıyaka, Konak, Narlıdere) ilçe dışında kalan diğer 20 ilçe için, bu ilçelerin içinde bulunduğu coğrafi havzaları dikkate alarak üç ayrı sürdürülebilir kalkınma stratejisi belgesi hazırladı.

001Bu belgeler sırasıyla, 2014 yılının Temmuz ayında yayınlanan Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, 2015 yılının Ağustos ayında yayınlanan Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, 2016 yılı Aralık ayında yayınlanan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi adlarını taşıyor.

Bu üç belge arasındaki en yenisi olan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesi, 2016 yılı Aralık ayında yayınlandığı halde tanıtım toplantısı aradan tam 11 ay geçtikten sonra, 18 Kasım 2017, Cumartesi günü Havagazı Kültür Merkezi’nde yapıldı.

Üç farklı coğrafi havza için hazırlanan sürdürülebilir kalkınma strateji belgelerini incelediğimizde; ilk yayınlanan Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin 5 (Çeşme, Güzelbahçe, Karaburun, Seferihisar ve Urla), ikincisi olan Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin 7 (Aliağa, Bergama, Dikili, Foça, Kemalpaşa, Kınık, Menemen ve Çiğli’nin Gediz Deltası’nı barındıran bölümleri), üçüncüsü ve en sonuncusu olan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Strateji belgesinin ise 8  (Bayındır, Beydağ, Kiraz, Menderes, Ödemiş, Selçuk, Tire, Torbalı) ilçeyi; her üçünün toplam 20 ilçeyi kapsadığı görülecektir.

Her üç strateji belgesini hazırlayan bilimsel kadroyu sıralamaya kalktığımızda proje yöneticiliğinin İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Koray Velibeyoğlu tarafından yapıldığını, proje ekibinde ise İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nden Doç. Dr. Semahat Özdemir‘in, Prof. Dr. Alper Baba‘nın, öğretim görevlisi Dr. Zeynep Durmuş Arsan‘ın, Yrd. Doç. Dr. H. Engin Duran‘ın, Ege Üniversitesi’nden Prof. Dr. Adnan Kaplan‘ın, Prof. Dr. Murat Boyacı‘nın, Prof. Dr. Yusuf Kurucu‘nun, araştırma görevlileri Nurdan Erdoğan ile Özlem Yıldız‘ın, Dr. Tolga Esetlili‘nin, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Doç. Dr. Orhan Gündüz‘ün, Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi için bu ekipten farklı olarak Prof. Dr. Hüsnü Erkan ile Araştırma Görevlisi Eser Afşar‘ın görev aldığını görürüz. 

002Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesi İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) tarafından hazırlattırıldığı halde Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi ve Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi doğrudan doğruya İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlattırılmıştır.

Yapılan bu çalışmaların fiziki boyutlarına gelince; Yarımada Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin 283 sayfalık, Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin 421 sayfalık, sonuncu belge olan Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi belgesinin de 396 sayfalık bir yayın olduğu; böylelikle toplam hacmi 1.100 sayfa olan bu üç ayrı belge ile İzmir’in 20 farklı ilçesinin üç ayrı coğrafi havza boyutunda sürdürülebilir kalkınma stratejilerinin belirlenmeye çalışıldığı görülür.

Her üç strateji belgesi de aynı akademik kadro tarafından hazırlandığı için havzalar ve ilçeler ölçeğindeki stratejilerin belirlenmesinde “varlık odaklı yaklaşım” adı verilen bir yöntem uygulanmış; böylelikle bu stratejileri belirleyenlerin kendi ifadesine göre “bardağın boş tarafı yerine dolu tarafı görülmeye” çalışılmıştır.

Her üç çalışmayı yapan akademik kadronun ifadesine göre üç ayrı havzanın bütüncül bir bakış açısı ile değerlendirilmesi ve havzalarda yer alan her bir ilçenin kendine özgü öncelikleri doğrultusunda yerelde kalkınması hedeflenmiştir. “Yöntem olarak aşağıdan yukarıya doğru ilerleyen, yerel varlıkları tanımlayıp bunun üzerinden varlık-odaklı kalkınma fikirleri geliştirmeyi hedefleyen bir yaklaşım benimsenmiştir. Ortaya konulan hedeflerin uygulanmasına kolaylık sağlayacak strateji haritası ve yönetişim boyutu da geliştirilmiştir.” (1)

Ancak mevcut varlıklar dışında mevcut olmayan varlıklara; yani yaşanan sıkıntı ve sorunlara, dolu yanla boş yanın diyalektik ilişkisi içinde bütüncül bir açıdan bakılmadığı; böylelikle strateji belgesini dikkate alacak yöneticilerin hoşuna gidecek sonuçlara ulaşıldığı için hazırlanan belgelerin plan olarak nitelenmesi mümkün olmamış, bu belgeleri hazırlayanlar da ortaya çıkan şeye “plan” demekten ısrarlı bir şekilde kaçınmışlardır.

003O nedenle, bu üç ayrı stratejik belge ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 dönemine ait stratejik planı; ayrıca mevcut fiziki planları arasında bir ilişkinin kurulması ya da bir uyumun sağlanması şeklinde bir kaygının bulunmadığı görülmektedir.

2014-2016 döneminde İzmir’in 20 ilçesi için arka arkaya hazırlattırılan bu üç sürdürülebilir kalkınma strateji belgesi sonrasında artık bundan böyle atılacak dördüncü bir adım kalmadığına göre; yazımızın bundan sonraki bölümlerinde bu üç ayrı belgenin kendi içindeki çözümlemelerini yaparak aradan geçen üç yılın sonunda bugüne kadar nasıl bir uygulamaya konu olduklarını, bu halleriyle ne işe yaradıklarını ve gelecek için ne vaat ettiklerini ortaya koymaya çalışacağız.


(1) Küçük Menderes Havzası Sürdürülebilir Kalkınma ve Yaşam Stratejisi, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Aralık 2016, İzmir, s.21

Devam Edecek…

Bastian Chlond’un İzmir trenleri…

Ali Rıza Avcan

Bastian Chlond, takma adı “Karabük” olan bir Alman demiryolu fotoğrafçısı… 1979, 1981, 1982 ve 1983 yıllarında Türkiye’ye gelerek o tarihlerde kullanılmakta olan buharlı lokomotiflerin, istasyonların ve yolcu trenlerinin fotoğraflarını çekmiş. 

Sevgili arkadaşım Orhan Berent‘in verdiği bilgiler ve linkleri kullanarak hem İzmir’deki hem de Manisa, Samsun, Balıkesir, Amasya ve Konya’daki istasyonlara, buharlı lokomotiflere, katarlara ait toplam -tabii ki şimdilik- 45 fotoğrafını derleyebildim.

Şimdi ise İzmir’e ait 23 güzel fotoğrafı sizlerle paylaşarak, Basmane ve Alsancak garlarıyla Hilal geçidinin; ayrıca lokomotiflerin rampa çıkışında duman ve istim vermesi nedeniyle çok güzel pozların yakalandığı Gürçeşme yarmasının ve yamaçlardaki gecekonduların o yıllardaki halini hatırlatmak istiyorum.

44006 - Izmir-Alsancak - 23.08.1981
44006 plaka nolu buharlı lokomotif, Alsancak Garı – 23.08.1981
44062 - Izmir
44062 plaka nolu lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda yolculuğa hazır – 04.08.1979
45132 - Izmir-Basmane - 22.08.1981
45132 plaka nolu buharlı lokomotif Basmane Garı’nda – 22.08.1981
45132 - Izmir-Basmane - 23.08.1981
45132 plaka nolu buharlı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda – 23.08.1981
45132 - Izmir-Basmane
Basmane Garı’ndaki 1912 yapımı 45132 plaka nolu buharlı lokomotif
46103 - Izmir - 06.08.1979
46103 plaka nolu buharlı lokomotif Alsancak Garı’nda – 06.08.1979
56503 - İzmir - Şirinyer - 06.08.1979
56503 plaka nolu buharlı lokomotifin çektiği katar Şirinyer yakınlarında – 06.08.1979
56503 - Izmir-Alsancak - 23.08.1981
56503 plaka nolu buharlı lokomotif Alsancak Garı’nda – 23.08.1981
56504 - Izmir - 23.08.1981
56504  plaka nolu buharlı lokomotifin çektiği katar Şirinyer yakınlarında – 23.08.1981
56531 - Gürçeşme Yarması - 22.08.1981
56531 plaka nolu buharlı lokomotifin çektiği katar Gürçeşme Yarması’nda – 22.08.1981
56531 - Izmir-Kemer - 22.08.1981
56531 plaka nolu buharlı lokomotifin çektiği katar Kemer istasyonunda – 22.08.1981
56531 - Izmir-Kemer - 1323 Alsancak-Denizli - 23.08.1981
56531 plaka nolu buharlı lokomotifin çektiği 1323 hat numaralı Alsancak-Denizli postası Kemer istasyonu yakınlarında – 23.08.1981
56531 İzmir–Buca Banliyö
56531 plaka nolu buharlı lokomotifin çektiği İzmir–Buca banliyö treni
56533 - İzmir-Basmane - 22.08.1981
56533 plaka nolu lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda – 22.08.1981
56533 - Izmir-Hilal - 22.08.1981
56533 plaka nolu buharlı lokomotifin çektiği katar Hilal geçidinde – 22.08.1981
56533 - İzmir-Hilal - 22.08.1981
56533 plaka nolu buharlı lokomotifin çektiği katar Hilal geöidinde – 22.08.1981
56549 - İzmir Hilal - 06.08.1979
56549 plaka nolu buharlı lokomotifin çektiği katar Hilal geçidinde – 06.08.1979
56549 - Izmir-Basmane - 23.08.1981
56549 plaka nolu buharlı lokomotifin çektiği katar Basmane Garı’nda – 23.08.1981
57013 - Izmir - 22.08.1981
57013 plaka nolu buharlı lokomotifin çektiği katar Gürçeşme yarmasında – 22.08.1981
57013 - Izmir-Kemer - 22.08.1981
57013 plaka nolu buharlı lokomotifin çektiği katar Kemer istasyonu yakınlarında- 2.08.1981
57013 - Izmir-Kemer - 23.08.1981
57013 plaka nolu buharlı lokomotifin çektiği katar Kemer istasyonu yakınlarında-23.08.1981
İzmir - 06.08.1979
Otoray – 06.08.1979
57014 - Izmir-Hilal - 23.08.1981
57014 plaka nolu buharlı lokomotif Hilal geçidinde  – 23.08.1981

Tüm bir kenti kucaklayabilmek… (1)

Ali Rıza Avcan

Bir süre önce birbirini takip eden iki ayrı yazımda, İzmir’de kent ölçekli toplumsal muhalefetin yetersizliğinden ve bu eksikliği gidermek amacıyla örgütlü olan ya da olmayan tüm kesimlerin bir araya gelerek tüm bir kenti kucaklaması gerekliliğinden söz etmiştim.

Gördüğüm kadarıyla kent boyutundaki bu mücadeleyi bugüne kadar Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı bir kısım meslek odası; özellikle Mimarlar Odası ile Şehir Plancıları Odası’nın İzmir şubeleri kurumsal ölçekte tek başına ya da diğer sivil toplum kuruluşlarıyla herhangi bir örgüte üye olmayan sivilleri yanlarına alarak sürdürmeye çalışıyor.

Bu tür kent mücadelelerinde, Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası gibi meslek örgütleri diğer meslek örgütlerine göre daha fazla öne çıkmakla birlikte; diğerlerinin, örneğin TMMOB çatısı altında bulunan inşaat, makina ve ziraat mühendisleri odaları gibi büyük ve etkin örgütlerle İzmir Tabip Odası, İzmir Diş Hekimleri Odası ve İzmir Barosu gibi diğer meslek örgütlerini -ne yazık ki- her düzeydeki kentsel mücadelede yanımızda göremiyoruz.

maxresdefault

Ayrıca hukuki anlamda “yarı kamu kurumu” niteliğindeki TMMOB’nin bazı kent mücadelelerinde ilgili meslek odası başkanı üzerinden, bazı mücadelelerde de kendi aralarındaki koordinasyonu sağlamak amacıyla oluşturdukları TMMOB İzmir Koordinasyon Kurulu (İKK) Dönem Sekreteri üzerinden öne çıktığını, bu farklılığın zamana, mücadelenin konusuna  ya da hedefine göre değiştiğini görüyoruz.

Öte yandan her kentsel sorun ya da mücadelede tüm meslek odalarının aynı şekilde düşünmediğini, o nedenle bazen birbirlerinden farklı düşünüp farklı tutumlar aldıklarını ya da pasif kalıp mücadeleden uzak durduklarını fark ediyoruz. Bu durumun hatırlayabildiğimiz en yeni örneği, Karşıyaka Yamanlar’da İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce yapılmak istenen ve halen dava aşamasında olan katı atık istasyonu konusunda diğer meslek odaları aşağı yukarı aynı şeyleri düşünüp ifade ederken Mimarlar Odası İzmir Şubesi’nin farklı ve bizce doğru bir tavır alması olmuştur.

Mimarlık, mühendislik, planlamacılık, avukatlık, hekimlik ve diş hekimliği gibi mesleki faaliyetleri esas alan ve organları demokratik seçimlerle belirlenen; bu nedenle de “demokratik meslek örgütü” olarak nitelenen TMMOB, İzmir Tabip Odası, İzmir Barosu ve İzmir Diş Hekimleri Odası gibi meslek örgütleri sahip oldukları örgütlülük, entelektüel bilgi, birikim ve deneyim, insan kaynağı ve mali olanaklar açısından antikapitalist kent mücadelesinin en önemli bileşenlerinden biri olmakla birlikte haliyle bu mücadelenin tek örgütü değildir. 

Bu anlamda, İzmir ölçeğinde örgütlenecek bir antikapitalist kent mücadelesinin “demokratiklik“, “katılımcılık” ve “çoğulculuk” ilkeleri çerçevesinde yatay bir şekilde örgütlenebilmesi için, TMMOB, İzmir Tabip Odası, İzmir Diş Hekimleri Odası, İzmir Barosu gibi demokratik meslek örgütlerinin yanı sıra dernek, vakıf, sendika, birlik, platform, meclis, oluşum, inisiyatif, koza, kolektif gibi isimler taşıyan diğer sivil toplum  örgütlerinin, kent konseylerinin, örgütlenememiş ya da herhangi bir örgüte üye olmamış tüm halk kesimlerinin bu beraberliğe dahil edilmesi gerekmektedir.

Bunun aksini iddia etmek ya da yapmaya çalışmak; gayet tabiidir ki, o niyet ya da gayretin antidemokratik otoriter ve seçkinci yanını ortaya koyacaktır. 

9089247560_04f0b87698_o

Çünkü Dünya’da ve Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan toplumsal hareketlerin ortaya koyduğu gerçeklerle, 2013 Haziran’ında İstanbul’da yaşadığımız Taksim Direnişi tecrübesi bize bunu öğretmektedir.

Çünkü orada; yani Taksim’de, örgütlü ya da örgütlenememiş, örgütlenmesine izin verilmemiş tüm halk kesimleri kurum olup olmadıklarına bakılmaksızın haklarına sahip çıkmış, yaşam tarzına yönelik müdahalelere HAYIR! demiş, kimse hangi mesleğe, hangi unvana, hangi işe sahip olduğuna ya da olmadığına göre ötekileştirici bir ayrıma konu olmamıştır…

O nedenle, İzmir’deki antikapitalist kent mücadelesi örgütlü ya da örgütsüz, kurumsal ya da kurumsal değil herkesi, tüm bir kenti kapsayıp kucaklamalı, hiç kimse dışarıda bırakılmamalıdır…

Devam Edecek…

Kenti illüstrasyonlarla anlatmak…

Ali Rıza Avcan

Bir kenti tanımlarken ve onu çizginin gücüyle anlatmaya çalışırken illüstrasyonları çok seviyor ve her fırsatta kullanmaya çalışıyorum.

Grafik sanatlarının ayrı bir alanı olarak tanımlanan illüstrasyon, resim sanatının abartılı ya da doğada benzeri görülemeyecek ve deneysel olarak kurgulanamayacak kompozisyonlarla resmedilmesi anlamına geliyor.

Bu anlamda gerçekçi resim sanatının bir dalı sayılabileceğini söyleyenler de bulunmakta. Genellikle reklam, eğitim ve fantastik anlatımlara destek amacıyla çiziliyor veya bizzat kendisi sanatsal çalışma olarak tasarlanıyor.

İllüstrasyon denince prehistorik dönemin mağara resimlerinden, günümüzde gazetelerde çizilen karikatürlere kadar hemen her şey akla geliyor.

Vikipedi kayıtlarına göre ilk illüstrasyon çizerleri genellikle siyasi amaç gütmekteydi. Nitekim bu anlamda illüstrasyon denince benim ilk aklıma gelen yayın da bu sanatı çok iyi şekilde kullanan ve  İngiltere’de 14 Mayıs 1842 tarihinden 2003 yılına kadar yayınlanan The Illustrated London News isimli haftalık haber dergisidir.

Yıllar önce Mesut Öner‘ın kitapları arasında bu haftalık haber dergisinin 19 ve 20. yüzyıllarla ilgili Yunanistan çizimlerinin tümünü kapsayan bir albümü gördüğümde bu iş keşke Osmanlı dönemi Türkiye’si için de yapılsaydı diye düşünmeden edememiştim.

001

Bildiğim kadarıyla grafik sanatların; özellikle de illüstrasyonun Türkiye’deki ilk uygulayıcısı İhap Hulusi Görey‘dir. Onun sıklıkla hatırladığımız Milli Piyango biletlerindeki, rakı şişesi etiketlerindeki, birçok işyeri ve malın afiş, etiket ve ilanlarındaki çizimleri grafikle illüstrasyon arasında gidip gelen güzel, ilginç örneklerle doludur.

İllüstrasyonun kentlerin tanıtımındaki kullanımı, Londra, Paris, Roma, Berlin gibi Avrupa kentleriyle tüm bir Kuzey Amerika kentlerinde çok yaygın olmakla birlikte ülkemiz kentleri için çok sınırlı kalmış, bir dünya kenti olarak tanımlanmış olmasına karşın İstanbul bile illüstrasyonla pek anlatılmamış, illüstrasyonun nesnesi haline gelmemiştir.

Bugün sizinle bu eksikliği büyük ölçüde gidermeye aday  4. İstanbul Temalı İllüstrasyon Yarışması‘nda ödül kazanan eserlerle benim değişik yerlerden bulup bugüne kadar biriktirebildiğim İzmir’le ilgili bazı illüstrasyonları  paylaşmak istiyorum.

Tabii ki İnternette satışa konu olduğu için “damgalı” olarak adlandırdığım ticari illüstrasyonlar dışında….

Birincilik - Mustafa Alcan - Minimal İstanbul
Birincilik – Mustafa Alcan – “Minimal İstanbul”

ikincilik Ödülü - Erhan Dursun - Bir Yudum İstanbul

ucunculuk Ödülü - Sevda Kaçtı - Kalbim İstanbul
Üçüncülük Ödülü – Sevda Kaçtı – “Kalbim İstanbul”
Mansiyon 2 - Deniz Yıldırım - Ver Elini İstanbul
Mansiyon – Deniz Yıldırım – “Ver Elini İstanbul”
mansiyon1 - Hamdi Levent - Labirent
Mansiyon – Hamdi Levent – “Labirent”
mansiyon3 - Batuhan Bayrak - Derin
Mansiyon3 – Batuhan Bayrak – “Derin”
mansiyon4 - Aytaç Öztürk - Galata'nın Işıltısı
Mansiyon – Aytaç Öztürk – “Galata’nın Işıltısı”

İZMİR İLLÜSTRASYONLARI

13758097485_2afb8f93da_z
Arkeolojik illüstrasyonla İzmir
WITKAMP, Pieter Harme. Amsterdam 1839
Witkamp, Pieter Harme. Amsterdam 1839 (aslında gravür de denilebilir)
15001800148_6ce685abef_o
İzmir Enternasyonal Fuarı Yerleşim Planı
İzmir 001
İzmir Saat Kulesi
İzmir Logo 009
İzmir Havagazı Kültür Merkezi
Klaus S. Henning
Klaus S. Henning
10425622043_eabd308c8d_o
İzmir Haritası

Şimdi sizden, özellikle de grafik sanatı ile uğraşan arkadaşlarımdan ricam, bugüne kadar İzmir için çizilip hoşunuza gitmiş olan illüstrasyonları Kent Stratejileri Merkezi isimli Facebook grubumuzda paylaşarak her birimizin dağarcığındaki bu zenginliği gösteren küçük bir koleksiyonu bir araya getirmek, bu çizimlerin daha da artması için çizerleri özendirmek; böylelikle İzmir’i başarılı illüstrasyonlarla anlatma ve tanıtma çabasına destek olmanızdır.

bigoudene46
bigoudene46

Aliağa kitapları

Ali Rıza Avcan

2010 yılının Temmuz ve Aralık ayları arasındaki altı aylık sürede, Aliağa Belediyesi’nin 2011-2015 dönemi stratejik planının eğitim ve uygulama danışmanlığını yaptım.

Ardından 2013 yılının Ağustos ayı ile 2014 yılının Ocak ayı arasındaki altı aylık sürede, CHP Aliağa eski ilçe başkanı olan avukat Özlem Şan Oğuzhan‘ın Aliağa belediye başkanı aday adaylığı sürecinde kampanya danışmanlığını yaparak yardımcı olmaya çalıştım.

Hazırlanmasına danışmanlık yaptığım stratejik planla kazanmasına çalıştığım belediye başkan aday adayının seçim bildirgesine Aliağa ve çevresindeki tarihi, arkeolojik, kültürel ve doğal değerlerin daha iyi bilinmesi, korunması ve tanıtılması amacıyla çalışmalar yapılması gerektiğini yazarak bunu sağlamak amacıyla aynen “İzmir Kent Kitaplığı” serisine benzer bir “Aliağa Kent Kitaplığı” serisinin hazırlanmasını önemli bir hedef olarak göstermeye çalıştım..

Bu amaçla İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce o tarihe kadar çıkarılmış olan tüm yayınları Aliağa’ya getirerek bir kütüphane oluşturmaya; böylelikle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı güzel bir çalışmanın Aliağa’da da yapılması için belediye yöneticilerini ikna etmeye çalıştım.

Ancak 2014 tarihli yerel seçimler öncesinde avukat Özlem Şan Oğuzhan‘ın aday adaylığı CHP Genel Merkezi tarafından kabul görmediği ve sonrasında CHP içi sürtüşme ve çatışmalar nedeniyle belediye başkanlığını seçimini MHP adayı avukat Serkan Acar‘ın kazanması üzerine “Aliağa Kent Kitaplığı” fikrinin bir hayal olarak kalacağını düşünmeye başladım.

Ancak aradan 3 yıl geçtikten sonra, 2017 yılında yapılan Tüyap İzmir Kitap Fuarı’nda birlikte olduğumuz değerli hocam Prof. Dr. Ersin Doğer, Aliağa Belediyesi adına Aliağa tarihi ile ilgili bir kitap yazdığını ancak henüz yayınlanmadığını söylediğinde fazlasıyla sevinmiş ve bu kitabın çıkışını sabırsızlıkla beklemeye başlamıştım.

Bu hafta başında Çaltılıdere’nin sulak alan statüsünden çıkarılışını Aliağalı dostlarımla görüşmeye gittiğimde Aliağa Belediyesi’ne de uğrayarak bu kitabın peşine düştüm.

2014 seçimlerinde gazeteci kimliği ile tanıdığım Şenol Gök beni bu kez Aliağa Belediyesi Basın Danışmanı olarak karşıladı ve yaptığımız keyifli sohbet sonrasında bana bir değil; tam dört kitabı armağan etti:

* Sebahattin Karaca‘nın Aliağa’nın Kentleri,

* Cevat Yıldırım‘ın Güzelhisar, Aliağa Çevresi ile Birlikte,

* Murat Çekilmez ve Emel Dereboylu Poulain editörlüğünde hazırlanan Myrina ve Gryneion, Arkeolojik Yüzey Araştırmaları, Belgeler ve Yeni Araştırmalar 1. Cilt ve

* Prof. Dr. Ersin Doğer‘in Aliağa Tarihi, İlk Çağ’dan 21. Yüzyıla.

Bu kitapları alıp çantama attığımda ise stratejik planı hazırladığımız ya da seçim kampanyasını yürüttüğümüz süreçte bilimsel kaynak bulmada zorlandığımızı, belediye yetkililerini bu kitaplara konu olan tarihi kentlere götürüp anlatma fırsatını bile bulamayışımızı, onlardaki merakı uyandırmak amacıyla Prof. Dr. Ersin Doğer‘in, içinde Aliağa tarihi ile ilgili bölümlerin de bulunduğu “İlk İskanlardan Yunan İşgaline Kadar Menemen ya da Tarhaniyat Tarihi kitabını alarak belediye başkanı ile yardımcılarına armağan ettiğimi hatırlayarak bu kitapların Aliağa ve çevresinin tarihi ile ilgili büyük bir açığı kapattığını ; bu nedenle de Aliağa Belediyesi Basın Danışmanı Şenol Gök‘e hem de bu fikri yaşama geçiren Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar‘a teşekkür etmenin bir farz olduğunu düşünmeye başladım.

Tabii ki, bu yayın serisinin burada bırakılmayıp; yeni çıkacak diğer kitap, dergi ve yayınlarla devam ettirilerek daha da zenginleşmesi dileğiyle…

004

003002001

İzmir Kent Hareketi

Ali Rıza Avcan

Bir süre önce Mesut Güngör ile yaptığım bir sohbet sırasında çantasından çıkarıp masanın üstüne koyduğu küçük bir broşürün adıydı “İzmir Kent Hareketi“.

Sanırım ben dahil bugün birçok kişinin bilmediği; hatta haberinin bile olmadığı küçük, değerli, bugünkü anlamıyla mücevher kıymetinde bir belge.

1994 yılında İzmir boyutunda bir kent mücadelesi vermek için bir araya gelen Zuhal Amato (Okuyan), Nezih Aytaçlar, Bingül Başarır, Ahmet Burak, Elvan Feyzioğlu, Ercan Günaydın, Mesut Güngör, Ali Osman Karababa, Gökalp Müstecaplıoğlu, Fetay Soykan, Bahar Ulusoğlu Darn ve Coşkun Üsterci gibi kişilerin bir araya gelerek oluşturdukları bir broşür.

Tarihi Haziran 1994, sayısı broşürün kendisi bir taslak olduğu için sadece “0”. Broşürün sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü ise Radyo Aktif Birleşik İletişim Ltd. Şti. adına Ahmet Burak.

İzmir kentinin toplumsal mücadeleler tarihi açısından çok önemli olduğunu düşündüğüm bu broşürü özetlemek yerine tarihi anlamda değerli olan her bir sayfasını sizlerle paylaşmanın daha doğru olacağına inanıyorum.

Ancak bunu yapmadan önce, İzmir ölçeğinde anti-kapitalist kent mücadelesinin dağınık ve yetersiz olup henüz tüm İzmir’i kucaklayan merkezi bir örgütlenmenin sağlanamadığı günümüz koşullarında tüm bir kenti, bu kentteki kurum ve kişileri kucaklayacak bir kent mücadelesini örgütlemek isteyenlerin 1994 tarihli bu 24 yıllık belgeden çok şey öğreneceğini; anti kapitalist kent mücadelesinin sadece “çevre“, “imar” ve “yapılaşma” konu ve sorunlardan ibaret olmadığını, bu sorunların yanında “sağlık“, “ulaşım“, “göç“, “konut“, “eğitim“, “yoksulluk“, “güvenlik“, “çocuklar“, “gençlik” “engelliler“, “yaşlılar“, “kadınlar“, “işçiler“, “emekçiler“, “emekliler“, “kültür“, “sanat“, “tarım“, “katılım“, “yönetim“, “turizm” ve “mülkiyet” gibi kentte yaşamaktan ya da çalışmaktan kaynaklanan birçok konu ve sorunla ilgili olduğunu hatırlatmak isterim.

Tabii ki bütün bu konu ve sorunlarla ilgilenmek için bir araya gelişin tek başına yeterli olmadığını; bunun yanında, kent ve kent yaşamı ile ilgili her türlü bilginin edinilmesi, üretilmesi ve uygulanması suretiyle alternatif kent politika, strateji, plan ve programlarını hazırlanması gerektiğini ve yüksek bir disiplin, çalışma azmi ve heyecanla uygulama koşuluyla.

1994 yılında bir girişim olarak kalan İzmir Kent Hareketi‘nin en kısa sürede doğru, etkili, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir şekilde oluşturulması dileğiyle…

001002003004005006007008009010011012013014015016017018019020021022023024025026027028029030031032