Bir şöyle, bir böyle halleri…

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, 6 Haziran 2017 tarihli Aydınlık Gazetesi‘nin internet sayfasında yayınlanan “Başkan açıkladı: O proje bana ait!” başlıklı söyleşide İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili olarak önce şöyle söyledi:

Zaten bu projeyi ilk belediye başkanı olduğumda o zamanki Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Bey ile görüşürken ben attım ortaya. Kordon yolunu yapmaya çalışıyorlardı. Kordon Yolu’nu yapmayın, bu bize ulaşım anlamında bir katkı sağlamıyor. Eğer bir şey yapmak istiyorsa hükümet, Körfez geçişini yapın demiştim. Sonra o bugüne geldi. Bunu merkezi hükümet yapmak istiyor. Ciddi bir yatırım, büyük bir yatırım. Ne zaman biter? Bence kısa sürede bitmesinden ziyade, belki bu tüp geçide bizim arkadaşların bir kısmı kamuoyunda gereklidir, gereksizdir diye tartışmalar var. Bana göre İzmir ekonomik olarak büyümesini 2010’dan beri sürdürdüğü düzeyde sürdürürse, bu tüp geçide 10 sene içerisinde mutlaka çok büyük ihtiyaç olacak. Zaten başlanması bitmesi derken belki 2-3 sene önce biter ama geç kalmasındansa önce bitmesi iyidir. Ben de bu projeyi destekliyorum. Benim isteğim, dileğim projenin tamamının tüp geçit olarak gerçekleşmesiydi. Köprü olmamasıydı. Maliyet çok yükseldiği için bu şekilde karar verildi.

Liman yanaşma kanalı Yenikale Burnu’ndan, limana kadar mutlaka derinleştirilmesi gerekiyor. Zaten onun projesi de bitti, ÇED raporu da bitti. Limanı TCDD çalıştırdığı için onlarla ile birlikte yaptık. Karşı tarafta da biz yeri belirlenen 13,5 kilometre bir sirkülasyon kanalı yapıyoruz. Yani suyun İzmir Körfezi’ne su güneyden giriyor, kuzeyden çıkıyor. Yoğun sirkülasyon böyle. Oradaki kanalla buradaki kanal bir yerde birleşip sirkülasyonu sağlayacak. Oradan viyadüklerle geçmek söz konusu olduğunda, biz altyapılar genel müdürlüğünü ziyaret ettik yazılar yazdık. Burada yapacağımız 250 metre genişliğindeki sirkülasyon kanalının mutlaka ayaksız geçilmesi gerektiğini belirttik. Onlar da bu mesafeyi açtılar. 500 metreyi ayaksız geçiyorlar. Dolayısıyla sirkülasyonda mutlaka her yapının bir zararı olacaktır ama bizim söylediğimiz kriterlere uyulursa çok fazla bir zararı olmayacağına inanıyorum. Mimarlar Odası’nın çevre mühendislerinin, şehir planlamacılarının üzerinde durduğu ana konu iki tarafta da birinci derecede doğal SİT var. Öbür tarafta sulak alan var. Buralardan yüzeyden geçilmesinin mahsurlu olduğu görüşündeler. O da doğrudur. Zaten benim tüp geçit ile geçilmesindeki önerim de bütün bu mahsurları ortadan kaldıracak bir öneriydi. Hem doğal SİT’leri ortadan kaldıracak, hem doğal sirkülasyondaki sıkıntıyı sıfırlayacak. Denizin 20 metre altından girip karşıya geçecek. Orta büyüklükteki gemilerin geçebilmesi için 16 metre derinliğin taranması lazım. Bizim de sirkülasyonu hızlandırmak için 250 metre genişliğinde, 8 metre derinliğinde bir sirkülasyon kanalı yapmamız gerekiyor. Biz onun çalışmalarını yapıyoruz. Dokuz Eylül Deniz Bilimleri ile birlikte çalışıyoruz. Bunlar bittikten sonra da kısım kısım inşaat faaliyetlerine başlayacağız.”

Ardından Ege’de Son Söz isimli İnternet gazetesinin 13 Kasım 2017 tarihli “Başkan Kocaoğlu’ndan adaylık çıkışı: Elimiz mahkum…” başlıklı haberine göre İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Belediye Meclisinin Kasım ayı olağan toplantısında, “Körfez geçişi konusu var. İzmirli isterse yaparız diyorlar. Ben vatandaşın en fazla oyuyla seçilmiş kardeşinizim. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanıyım. Ben Tüp geçişi istiyorum. Duymayan bir daha duysun. Ben tüp geçişin tartışmasız yapılmasını istiyorum. Madem ki merkezi hükümet bunu uygun görmüş para harcayacak, yapılsın. Kimseye sormayın istiyor musunuz diye. Yapın kardeşim” diyerek sahip çıktığı İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin kimseye sorulmadan hemen yapılmasını istemiş.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili en son çıkışı ise, 28 Kasım 2017 tarihli Hürriyet Gazetesi‘nin İnternet sayfasında yayınlanan “İzmir’de yılbaşında suya yüzde 10 zam kararı başlıklı haberlerine göre İZSU’nun 2018 mali yılı bütçesinin görüşüldüğü belediye meclisi toplantısında oldu ve kendisi aynen şunları söyledi:

Yüzülebilir Körfez Projesi’ne ayrılan bütçenin düşüklüğünün nedeni ve vazgeçilip geçilmediği yönündeki soruları yanıtlayan Kocaoğlu, Büyük Körfez Projesi’ni Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın İzmir Körfez Geçişi Projesi’yle çakışması nedeniyle askıya aldıklarını açıkladı. ÇED onayı sonrası yapılacak hizmetlerle ilgili proje ihalesi süreci hazırlıklarını başlattıklarını belirten Kocaoğlu,  “Yalnız bizim projemiz Körfez Tüp Geçit projesi (İzmir Körfez Geçişi) ile çakıştı. ÇED raporunu aynı müşavirlik firması hazırladı. Görüldü ki İzmir Büyükşehir Belediyesi 1,5 milyar TL para harcayarak 13,5 km uzunluğunda, 22 metre genişlikte ve 8 metre derinlikte sirkülasyon kanalı açtığında körfez suyu sirkülasyonu yüzde 40 artacak. Ancak, ÇED raporuna göre tüp geçit yapılırsa sirkülasyondaki iyileşme oranı yüzde 10’a düşüyor. Tüp Geçit ÇED’inde tekrar bir çalışma yapılıyor. Sirkülasyonu yeniden yüzde 40’a çıkarmak için 17 milyon metreküplük deniz dibinde tarama yapılması gerektiği ortaya konuyor. Biz işimizi askıya aldık. Boşa kürek sallayacak halimiz yok. İyileştirmeye devam edeceğiz. Toplam 2 buçuk – 3 milyon metreküp çamur çıkartıp yolumuza devam edeceğiz. Ne zaman tüp geçit ihaleye çıkar, iyileştirme için 17 milyon metreküplük tarama da ihaleye çıkarsa o zaman İzmir Büyükşehir Belediyesi 13,5 km’lik sirkülasyon kanalının ihalesine çıkacaktır. Öbür türlü boşa kürek sallanmaz” 

-4 Metre Taranacak Alan 002
İzmir Körfez Geçişi Projesi kapsamında -8 m derinliğinde taranacak sirkülasyon kanalı (yeşil renkle işaretli hat) ve -4 m derinliğinde taranacak alan (turuncu renkle işaretli alan)

01.84. Sirkülasyon Kanalı İle Yapay Ada Arasında Tarama Yapılacak Alan

Öncelikle Aziz Kocaoğlu‘nun yaptığı bu üç açıklamadaki maddi hataları, İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi ile İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ne ait ÇED raporlarını dikkate alarak düzeltmeye, ardından da bu üç açıklama arasındaki kesin çelişkileri vurgulamaya çalışayım.

1. Projelerin ismi “Körfez Tüp Geçiş Projesi” ve “Büyük Körfez Projesi” değil; kelimesi kelimesine “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ve “İzmir Körfez Geçişi Projesi“dir.

2. ÇED raporuna göre İzmir Körfezinin kuzeyine yapılacak Akıntı İyileştirme (Sirkülasyon) Kanalının uzunluğu 13,5 km değil 13 km, genişliği 22 metre değil ilk haberde söylendiği gibi 250 metre olacaktır.

3.Burada yapacağımız 250 metre genişliğindeki sirkülasyon kanalının mutlaka ayaksız geçilmesi gerektiğini belirttik. Onlar da bu mesafeyi açtılar. 500 metreyi ayaksız geçiyorlar.” anlatımı da doğru değildir. Çünkü “İzmir Körfez Geçişi Projesi” ile ilgili ÇED raporunun 59 ve 63. sayfalarında aynen şu anlatımlar yer almaktadır:

“Köprünün arka açıklıkları ise 110 m olacaktır. Diğer kısımlarda yine 50 m’lik standart açıklıklar kullanılacaktır. Büyük açıklıklı bir köprü kullanılarak sirkülasyon kanalı içine ayak yerleştirilmeyecektir. Bu durumda kanal üzerinde seyahat edebilecek olan küçük tekneler için 270 m’lik çok geniş bir yatay gabari sağlanacaktır.”

Körfez köprüsü uzunluğu 4.175 metre olup, sirkülasyon kanalı ana açıklığı 270 m, arka açıklıkları 110 metre olacaktır. Diğer kısımlarda ise 50 m’lik standart açıklıklar kullanılacaktır. Bu durumda toplam açıklık sayısı 77, toplam ayak sayısı ise, iki adet yan yana köprü düşünüldüğünde 2 X 77 = 154 adet olacaktır. Ancak yan yana iki köprünün aksları aynı doğrultuda olduğu için köprüye karşıdan bakıldığında sadece 77 ayak görülecektir.

01.26. Boykesit4. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile elde edilecek % 40 oranındaki iyileşmeyi % 10 oranına indireceği ifadesi doğru değildir. Çünkü, Dokuz Eylül Üniversitesi  Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Şükrü Beşiktepe tarafından hazırlanıp “İzmir Körfez Geçişi Projesi” ÇED raporuna eklenen Kasım 2015 tarihli “İzmir Körfezi Geçişi Kapsamında Yapılacak Olan Adanın Körfez Akıntı Sistemine Olan Etkisinin Modellenmesi Final Raporu“na göre “İzmir Körfez Geçişi Projesi”, “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile sağlanacak % 40 oranındaki iyileşmeyi tümüyle sıfırlayacaktır. 

Şimdi gelelim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun gününe ve içinde bulunduğu koşullara göre değişen pazarlıkçı tutumuna:

İlk önce, “bu projeyi ilk ben düşünmüştüm ve yapılmasını istiyorum” demişti.

Ardından adeta meydan okur bir tarzda “fazla sorup sorgulamaya gerek yok, projeyi hemen yapın bakalım” şeklinde kışkırtıcı bir tavır göstermişti. 

Şimdi de “senin projen benimkini olumsuz etkiliyor, o nedenle önce sen yap, ardından ben yapayım” diyor. 

Aslında bütün bu söylenenlerin, birbiriyle ilişkili bütüncül bir düşünce ya da yaklaşımın ürünü olmadığı, önceden belirlenmiş temel bir stratejiye dayanmadığı ortada. Her bir tavır, farklı zamanlarda farklı ruh halleri içinde ortaya çıkan fevri çıkışlar olarak yorumlanmakta ve basit esnaf kurnazlığıyla düşünülüp ortaya atılan pazarlık çıkışları olarak algılanmaktadır.

Ancak hangi düşünceyle, nerede ve ne şekilde ifade edilirse edilsin İzmir Büyükşehir Belediyesi düzleminde yapılacak bu tür açıklamaların öncelikle doğru, güncel ve eksiksiz bilgilere dayanması, ifade edildiği koşullardaki durumu yansıtması, ardından da yanlış bile olsalar bir politika ve strateji bütünlüğünü içinde ifade edilmesi gerekmektedir.

Ayrıca uzunca bir süredir ifade etmeye çalıştığımız gibi İzmir Büyükşehir Belediyesi büyük projelerin yönetiminde yeterli düzeyde bilgi, birikim ve deneyime sahip olmadığı gibi aynı dönemde aynı mekanda yapılacak böylesi iki büyük projenin karşılıklı ilişki ve etkileşimini analiz edip planlayacak ve programlayacak bilgi ve beceriden yoksundur.

Nitekim bu yoksunluk neticesinde her iki büyük projenin ÇED raporları aynı firma tarafından hazırlanmış olsa bile, bir proje ile sağlanan faydanın diğer bir proje ile yok edilmesi sorunu bir türlü çözülememiş ve bu sorunun çözümü için tek bir akademisyenin hazırladığı bilimsel niteliği şüpheli rapor dahi yeterli görülmemiştir.

Bütün bu gelişmeler sonucunda, İzmir Büyükşehir Belediyesi 2013 yılında hazırladığı kendisine ait “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” ile hararetli bir şekilde sahiplenip desteklediği 2015 tarihli “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin birbiri ile uyumlu olmadığını ancak 2017 yılının son aylarında fark etmiş ve “kervanın yola düzüldüğü” bir dönemde bu uyumsuzluğu bahane ederek “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi“nin uygulamasından -şimdilik- vazgeçmiştir. 

Resim1Öte yandan İzmir Körfezi’ndeki akıntıları % 40 oranında arttırarak su kalitesini daha da iyileştirmeyi amaçlayan ve bunu sağlayacak olan proje ile ilgili ÇED raporunun onaylanması için tam 3 yıl bekleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu projeyi bu şekilde ertelemesi, aslında yapıldığı takdirde 880 metre uzunluğundaki beton adası ve 4 büyük, 154 küçük köprü ayağı ile İzmir Körfezi’ni bir bataklığa dönüştürecek olan “İzmir Körfez Geçişi Projesi”nin önünü açmaktan başka bir şey değildir.

Öte yandan gözden kaçırılmaması gereken diğer bir önemli ayrıntı ise, “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” şayet İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından askıya alınmış ve bu durum en yetkili ağız tarafından kamuoyuna açıklanıp yine aynı yetkili ağız tarafından bu proje dışında iyileştirme amacıyla körfezde 2,5-3 milyon metreküplük  tarama çalışmaları yapılacağı ifade ediliyorsa bu çalışmalar için de ayrıca bir çevresel etki değerlendirme analizinin yapılması, ayrı bir ÇED raporunun düzenlenmesi ve onaylatılması gereğinin gözden uzak tutulmaması gerekmektedir.

 

 

 

Köprü manzaralı evde oturmak…

Ali Rıza Avcan

Kent bir yağ lekesi gibi Bostanlı’dan Mavişehir’e, Mavişehir’den Gediz Deltası’na doğru kayıyor.

Çünkü kapitalist kentin egemenleri, kentin rantını büyütüp paylaşmak isteyen inşaat baronları ve kendini iş adamı, sanayici diye tanıtan kent simsarları, üzerine bina yapılmamış arsa ve araziler karşısında kendilerini tutamıyorlar…

Aynen kırmızı başlıklı kızı görmüş kurt gibi ağızlarından salyalar akıtarak kenti, kentin doğal, kültürel, tarihi, arkeolojik ve yaşamsal değerlerini yok etmek istiyorlar….

Onlar için değerli olan her metrekare toprak boş bırakılmayacak, başkalarına terkedilmeyecek kadar önemli…

İzmir 127

Önce Bostanlı’nın bataklıkları üzerinde ilerlediler. O zamanlar harcın içine deniz kumu katacak kadar küçük hesap peşindeydiler. Ardından Bostanlı Deresi aşılarak sosyal konut teknolojisi ile Atakent, Mavişehir blokları yapıldı. Tabii ki, acemi hırsızın her geçen gün cesaretlenip daha fazla şey çalması gibi ilk yıllarda 4-5 kat yapılan binalar Mavişehir’e yaklaştıkça ve yağma, yok etme hırsı arttıkça daha da uzadı ve cüsse olarak büyüdü…

Kocaman kocaman bloklar kalınlığı 300 metreyi bulan kum zeminde, kumun içine çakılan fore kazıklarla depreme karşı dayanıklı ilan edildi. Oysa fore kazık ana kayaya ulaşmadığı sürece olası güçlü bir depremde sıvılaşmaya nedeniyle binaların yana yatması ya da zemine gömülmesi kaçınılmaz bir sondu.

Yapılan binaların bütün bu sorunlarına karşın Ankara’dan, İstanbul’dan ve Ege’nin irili ufaklı kent ve kasabalarından gelenler bu yeni mahallelerde daire alabilmek için birbirini yedi durdu. Bu süreçte dairelerin ilk sahipleri bu dairelerin prim yapmasını bekleyip buraları ikinci alıcıya satmak isteyelerdi. O nedenle satıştan kısa bir süre sonra şimdilerde tarih olmuş olan Carrefoursa’nın hemen yanındaki yüksek blokların neredeyse her katına “Satılık daire” levhası asıldı.

Gediz Deltası Sulak Alanı‘na doğru gerçekleştirilen bu işgal sırasında belediye ve bakanlıklar da ellerinden geleni yaptılar. Çevreyi yeşillendirdiler ve halen de yeşillendirmekle meşguller. Blokların ve yapılan AVM’lerin önünden geçen otobüslerin, dolmuşların sayısını arttırdılar; hatta bazı AVM’lerin özel servis otobüsleri çalıştırmasına izin bile verdiler.

Daha sonrasında ise tüm AVM’lerin önünden yeni tramvay hatları geçirildi. Böylelikle adeta yeni yapılan tramvay bu AVM’lere yolcu taşıyan servislere dönüştü. Vagonlardaki yolcuların çoğu bu AVM’lerin önündeki duraklardan indi ya da bindi.

Sahilin hemen önüne yapılan villaları hırçın havalarda denizin basması üzerine önlerine kamu parasıyla setler yapıldı. Oysa bu iş o binaları yapan müteahhitlere, inşaat şirketlerine ait bir yükümlülüktü. 

Sonrasında bu yüksek yüksek binaların önüne iznini bakanlıkların verdiği, anlı şanlı müteahhitler, kamu kaynaklarını umarsızca sömüren yandaş firmalar tarafından daha daha yüksek ve “Göz Alıcı Bir Yaşam” vaat eden binalar yapılmaya başlandı. Hem de denizin tam da kıyısında.

Ama bu kez de gerideki yüksek binalarda oturanlar buna karşı çıktılar. Bir nehir deltasının tam üstünde bulunmasına karşın her birine “Albatros“, “Flamingo“, “Martı” gibi isimlerin verildiği bu binaların sakinleri, “benim önümde niye yüksek bir bina yükseliyor” ya da “niye benim manzaramı kapatıyorlar” diye kendi aralarında bir araya gelip çevreci platformlar, dernekler kurdular ve ekoloji mücadelesine ters gelen bir hamleyle tuhaf bir çevreci profilini sergilemeye başladılar.

Atılgan İnşaat

Şimdi ise o yüksek yüksek binaları yapan inşaat şirketleri, Gediz Deltası Sulak Alanı ile İnciraltı arasında yapılacak İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin animasyonlarını kullanarak yaptıkları binaların satışına başladılar.

Şimdi artık bizim de, aynen İstanbul gibi körfez ve köprü manzaralı satılık dairelerimiz, süitlerimiz var ve bu binaların yakın çevresinde önümüzdeki günlerde yükselecek yeni yapılarla bunların sayısında patlama yaşanacağı anlaşılıyor.

Tabii ki, bir sonraki zamanda bu binaların hemen önünde ve denizin içinde “yeşil teknoloji” ile yapılacak yeni “akıllı binalar“a kadar…

 

İzmir Körfez Geçişi Projesi ve kent konseyleri

Ali Rıza Avcan

Geçtiğimiz Pazartesi akşamı Konak Kent Konseyi Çevre Meclisi, İzmir Körfez Geçişi Projesi ile ilgili çok yararlı bir bilgilendirme toplantısı yaptı.

Türkan Saylan Kültür Merkezi’nin yedinci katındaki büyük salonda yapılan toplantıda, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Dönem Sekreteri Melih Yalçın ve TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi Başkanı Özlem Kocaer Şenyol ile Konak Kent Konseyi Çevre Meclisi Başkanı Yasemin Sağlam geniş bir katılımcı kitlesine proje hakkında bilgiler vererek bu proje uygulamasından kaynaklanacak sorunlar hakkındaki düşünce ve değerlendirmelerini paylaştılar.

Öncelikle Konak Kent Konseyi Çevre Meclisi tarafından düzenlenen bu toplantı nedeniyle hem Konak Kent Konseyi Başkanı Hamit Mumcu‘ya hem de Konak Kent Konseyi Çevre Meclisi Başkanı Yasemin Sağlam‘a gösterdikleri duyarlılık nedeniyle teşekkür eder ve bu tür toplantıların diğer kent konseylerine örnek olmasını dilerim.

council-1920x1080

Ancak yürekten gelen bu teşekkürle birlikte, bu proje ile ilgili ilk bilgilendirme toplantısında, -daha sonra yapılması düşünülen benzeri toplantılarda dikkate alınması dileğiyle- İzmir Körfez Geçişi Projesi ÇED raporunun iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle dava açan ve o tarihten bu yana bu proje ile ilgili ortak toplantılar yapan Doğa Derneği, Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) ile TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu temsilcileriyle dava sürecine kendi gayretleri ile katılan 85 sivili özendirmek amacıyla onlar adına belirlenmiş bir temsilciyle davaları yürüten hukukçuların da konuşmacılar arasında yer almasını; böylelikle konuşma sırasında üzerinde pek durulmayan RAMSAR Sözleşmesi ile korunan alanlar, Gediz Deltası Sulak Alanı, İzmir Kuş Cenneti, İnciraltı ve Çakalburnu Sulak Alanı, flamingolar gibi İzmir’i İzmir yapan doğal değerlerin de gündeme gelmesini, bu bölgelerdeki doğal koruma bölgeleri sınırlarının nasıl değiştirildiğiyle ilgili bilimsel ve hukuki bilgilerin de iletilmesini arzu ederdim.

Ayrıca toplantı sonuna doğru birçok katılımcının “biz bundan sonra ne yapmalıyız” şeklindeki sorularına karşılık, “gidin kendi derneğinizde, örgütünüzde, mahallenizde bunları anlatın” demenin yanında, bir süredir birlikte çalışan Doğa Derneği, Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) ve TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu olarak “gelin bize katılın, bizimle birlikte hep birlikte mücadele edelim” denilmesini, bu projeyle mücadele etmek için tüm İzmir’i kucaklayan bir çağrının yapılmasını beklerdik.

Beklediğimiz şimdilik olmadı; ama yine de İzmirliler olarak hepimize düşen görevin bu olduğunu; bu proje ile ilgili ÇED raporunun iptali ve yürütmesinin durdurulması  için dava açan kurumlar olarak Doğa Derneği, EGEÇEP ve TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu‘nun böylesi bir araya geliş için herkese çağrı yapılması gerektiğini düşünüyor ve bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öte yandan, bu tür bilgilendirme toplantılarının İzmir’deki tüm kent konseyleri tarafından; özellikle de Karşıyaka, Çiğli, Balçova ve Narlıdere kent konseyleri tarafından düzenlenerek bu ilçelerde yaşayanlara bilgi verilmesi ve her kent konseyinin, belediye meclisinin bu öneriyi reddetmesi olasılığını dikkate almadan bağlı olduğu belediye meclisine öneride bulunarak kendi belediyesinin bu proje ile ilgili davalara müdahil olması için mücadele etmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Konak Kent Konseyi 001

Özellikle de düzenlediği afişlerde uzlaşma, uyuşma gibi neoliberal yöntemleri simgeleyen semboller yerine toplumsal mücadele anlamına gelen sıkılı bir yumruğu gördüğümüz Konak Kent Konseyi‘nin, düzenlediği bu güzel ve yararlı bilgilendirme toplantısının yanında bu mücadeleye “Taksim Ruhu” ile kent konseyleri düzleminde önderlik etmesini bekliyorum.

10 Soruda İzmir Körfez Geçişi Projesi

Ali Rıza Avcan

Projeyi hazırlayanlara göre İzmir kent siluetine olumlu bir katkıda bulunmak ve İzmir’in marka değerini yükseltmek amacıyla hazırlandığı söylenen İzmir Körfez Geçişi Projesi, 2015 tarihli ilk ÇED raporunda yazılı olan 3.520.000.000.- liralık harcama bütçesiyle; ama 2015’den sonra yükselen kur fiyatları ve yeni imalat kalemlerinin ortaya çıkacak olması nedeniyle daha da artacak maliyeti ile son yıllarda İzmir’de yapılacak en büyük kamu yatırımıdır.

Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı’na bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından “Yap-İşlet-Devret” yöntemiyle ihale edilecek olan proje, 12,6 kilometre uzunluğundaki otoyol güzergahı ile 16,4 kilometre uzunluğundaki raylı sistem (tramvay) güzergahı içinde 4,175 kilometre uzunluğunda bir asma köprü, -29,50 kotunda deniz tabanının altına yerleştirilecek  47,30 metre genişlik ve 1,9 kilometre uzunluktaki bir batırma tüp tünel ve asma köprü ile batırma tüp tünelin birleşimini sağlamak amacıyla İzmir Körfezi’nin ortasına 880 metre uzunluk ve 150-780 metre aralığında değişen genişliğe sahip bir beton adanın yapımını amaçlamaktadır. 

Bu proje kapsamında ayrıca 21 köprü ve 1 altgeçit ile – 4 metrede yapılacak deniz dip taramasından çıkarılacak 19.870.542 metreküp miktarındaki çamurla Gediz Deltası Tuzla Alanı sınırındaki Çizilmak Dalyanı‘nın kuzey batısında yapay bir ada yapılacaktır.

Yapılacak olan 4,175 kilometrelik köprünün ana açıklığı 270 metre, arka açıklığı 110 metre olup Gediz Deltası Sulak Alanı içinde 50 metre aralıkla yapılacak toplam 154 beton ayağı bulunacaktır.

Kuzeyde İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nin batı yakasındaki İzmir Çevre Yolu’nun Sasalı kavşağından başlayan İzmir Körfez Geçişi Projesi, güneyde Çeşme Otoyolu ile birleştiği kavşakta sonlanacaktır.

2X3 şeritli bir otoyol ile 2X1 hatlı raylı sistemden (tramvay) oluşan proje kapsamında 1.380.000 metrekarelik bir hafriyat alanında toplam 2.110.000 metreküp dolgu yapılacağı söylenmektedir.

Köprü geçiş ücretinin ücretsiz mi yoksa 1, 3 ya da 5 dolar mı olması gerektiği tartışmasının henüz devam ettiği bu süreçte köprüden geçişin ücretsiz olması durumunda 2023 yılında 56.145 araç/gün, 2033 yılında 73.205 araç/gün, 2043 yılında 90.745 araç/gün; geçiş ücretinin 1 dolar olması durumunda 2023 yılında 44.267 araç/gün, 2033 yılında 56.560 araç/gün, 2043 yılında 76.837 araç/gün, 3 dolar olması durumunda 2023 yılında 29.560 araç/gün, 2033 yılında 38.335 araç/gün, 2043 yılında 50.119 araç/gün; 5 dolar olması durumunda 2023 yılında 13.044 araç/gün, 2033 yılında 19.988 araç/gün, 2043 yılında 29.678 araç/gün olacağı; köprüden % 96 oranında otomobillerin, % 4 oranında da ağır vasıtaların geçeceği hesaplanmıştır.

Mavişehir-Üçkuyular hattı için yapılacak tramvay hattında ise 2018 yılı için 4 dakika dizi aralığı ile saatte 4.050 yolcu/saat, 2023 yılı için 3 dakika dizi aralığı için saatte 5.400 yolcu/saat, 2033 yılı için 5 dakika dizi aralığı için 6.480 yolcu/saat , 2043 yılı için 4,5 dakika dizi aralığı için 7.200 yolcu/saat, daha sonrasında da 4 dakika dizi aralığı için 8.100 yolcu/saat taşınacağı öngörülmüştür.

İşletme ömrü 30 yıl olarak belirlenen projenin yapımına 2017 yılında başlanması, 2023 yılında da işletmeye açılması planlanmaktadır.

Teknik özellikleri böylesine uzun, ayrıntılı ve karmaşık olan İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin İzmir kamuoyu tarafından daha iyi anlaşılması amacıyla hazırladığımız toplam 10 soruya verdiğimiz cevapları sizinle paylaşmak isteriz:

1. İzmir Körfez Geçişi Projesi asıl olarak kimin projesidir?

İzmir Körfez Geçişi Projesi, 2014 tarihli mahalli idareler seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olan ve o zaman Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanı, şimdi ise başbakan olarak görev yapan Binali Yıldırım‘ın; yani, AKP iktidarının 2023 yılı vizyonu çerçevesinde İzmir’in fethini simgelemek amacıyla hazırlanmış siyasi bir projedir. Bu proje AKP adayı Binali Yıldırım‘a ait seçim bildirgesinde yer alan 1.414 projenin birinci sırasında “Körfez’in Altın Gerdanlığı” adıyla yer almıştır. 

Şimdilerde bu projeyi sahiplenmek isteyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun 2014 tarihli seçim bildirgesinde ise böyle bir proje bulunmamaktadır.

2. İzmir Körfez Geçişi Projesi halkın görüşleri alınarak mı hazırlanmıştır?

İzmir Körfez Geçişi Projesi İzmir halkının görüşü alınarak hazırlanmamıştır. Mevzuat gereği 25 Haziran 2015 tarihinde İzmir Ticaret Odası’nda yapılan halkın bilgilendirilmesi toplantısına, yeterli düzeyde duyurulmadığı için çok az kişi katılmış, ardından da bu toplantıda halkın bilgisine sunulan ÇED raporu 2017 yılında esaslı bir şekilde değiştirilmiş ve bu ikinci ÇED raporu için halkın bilgilendirilmesi toplantısı yapılmamıştır.

Bu nedenle İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin İzmir halkının önüne tepeden inme bir şekilde konulduğu, bu projeden etkilenenlerin görüşlerinin alınmadığı, projenin asıl olarak bir İzmir Projesi olmadığı söylenebilir.

3. İzmir Körfez Geçişi Projesi İzmir’in gerçek bir ihtiyacını mı karşılayacaktır?

İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin İzmir’in kuzeyindeki yerleşimlerle güneyindeki yerleşimler arasındaki ulaşım ihtiyacını karşılayacağı iddia edilmektedir.

Oysa İzmir’in kuzey yerleşimleri ile güney yerleşimleri arasında gerçek bir ulaşım ihtiyaç ve talebi yoktur. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda ifade ettiği şekilde İzmir’in gerçek ulaşım ihtiyacı doğudaki yerleşimlerle batıdaki yerleşimler arasında olup; bu projenin asıl amacı Bursa ve Çanakkale üzerinden yeni yapılmakta olan otoyolla gelecek İstanbul yolcularının Urla, Çeşme ve Alaçatı’ya daha kolay ulaşmasını sağlamaktır.

4. İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin ulusal ve uluslararası hukuktaki yeri nedir?

İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin güzergahında ulusal yasalar ve uluslararası sözleşmelerle korunan doğal alanlar bulunmaktadır. Bu alanların en önemlisi uluslararası RAMSAR sözleşmesi ile korunan Gediz Deltası Sulak Alanı Koruma Bölgesi’dir. Diğer bir alan ise İnciraltı’ndaki Çakalburnu Sulak Alanı‘dır. 

AKP iktidarı elinde bulundurduğu bürokrasiyi kullanarak, kanun, yönetmelik ve kurul kararlarında değişiklikler yaparak bu alanların sınırlarını ve niteliklerini değiştirerek projeyi bu bölgelerden geçirmeye çalışmaktadır.

5. İzmir Körfez Geçişi Projesi’nden kimler yararlanacaktır?

İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nden öncelikle bu işin ihalesini ve işletmesini, Yap-İşlet-Devret yöntemiyle alacak olan iktidar yandaşı inşaat firmaları yararlanacaktır.

İkinci olarak böylesi büyük bir projeyi hayata geçirerek İzmir Körfezi’nin ortasına koskocaman bir AKP damgası vuracak olan AKP iktidarı yararlanacaktır.

Üçüncü olarak da bu proje sayesinde köprü çevresinde; özellikle de Çiğli, Sasalı, Ulukent ve Menemen çevresindeki yeni yerleşimler için halen arsa ve arazileri kapatan rant çevreleri ve inşaat firmaları yararlanacaktır.

6. İzmir Körfez Geçişi Projesi kimlere ve nerelere zarar verecektir?

İzmir Körfez Geçişi Projesi, öncelikle İzmir Körfezi’ndeki zayıf su akıntılarının daha da azalmasını sağlayarak Körfez’in daha kısa sürede kirlenmesine neden olacaktır. 

İzmir Körfezi’ndeki mevcut su akıntılarının % 40 oranında arttırılması suretiyle su kalitesinin iyileştirilmesi hedefleyen İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon (Büyük Körfez) Projesi, ilk yıllarda mevcut su akıntılarını arttırıp suyun kalitesini iyileştirecek olmakla birlikte orta ve uzun vadede bu projenin etkisi ortadan kalkacak ve İzmir Körfezi, İzmir Körfez Geçişi Projesi kapsamında yapılacak 114 adet köprü ayağı ve 800 metre uzunluğundaki beton ada nedeniyle daha fazla kirlenip kokacak, İzmir ikinci bir Efes olmaya başlayacaktır.

İzmir Körfez Geçişi Projesi, proje alanının kuzeyindeki Gediz Deltası Sulak Alanı ile Ramsar Sözleşmesi uyarınca korunan alanlara; ayrıca proje alanının güneyinde bulunan  İnciraltı bölgesindeki doğal koruma alanlarına zarar verecek, buralardaki kuşların, balıkların, bitkilerin ve diğer canlıların burada barınıp üremelerini zorlaştıracaktır. 

İzmir’i İzmir yapan bu son derece hassas doğal değerlerin kaybedilmesi ise asıl kaybedenin İzmir ve İzmir halkı olmasını sağlayacaktır.

7. İzmir Körfez Geçişi Projesi hazırlanırken olası güçlü depremler ve fay hatları dikkate alınmış mıdır?

İzmir Körfez Geçişi Projesi için Boğaziçi Üniversitesi tarafından hazırlanan deprem raporu şimdiye kadar derlenmiş mevcut verilerin kullanılması suretiyle hazırlandığından ve yeni fay hatlarının bulunduğu haberlerini duyduğumuz bir ortamda projenin yapılacağı alanda hassas sismik araştırmalar yapılmadığından projenin olası depremler karşısındaki durumu bilinmemekte ve bu durum da İzmir’in nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

8. İzmir Körfez Geçişi Projesi ile körfezin dibinden çıkarılacak çamurun özelliği nedir ve bu çamurun akıbeti ne olacaktır?

İzmir Körfezi’nden, aynı dönemde yapılacak iki ayrı proje kapsamında; İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi çerçevesinde 46.990.000 metreküp, İzmir Körfez Geçişi Projesi çerçevesinde 19.870.542 metreküp olmak üzere toplam 66.860.542 metreküp dip çamuru çıkarılacak ve bu kadar büyük miktardaki çamur hem Alsancak Limanı’nın yapımında, hem İzmir Kuş Cenneti önünde yapılacak 3 ayrı yapay adanın imalatında hem de kent içindeki yeşil alan ve park yapımlarında kullanılacaktır.

Bu iki proje ile ilgili ÇED raporlarındaki yazılı bilgilere göre Gediz Nehri’nin kimyasal, bakteriyolojik ve ağır metal varlığı açısından kirli bir nehir olduğu bilinmekle birlikte bu nehrin getirip deniz dibine yığdığı çamurun “tehlikeli” mi yoksa “tehlikesiz” mi olduğu henüz araştırılıp analiz edilmemiştir. Ancak bütün raporlar sanki analiz raporları olumlu çıkacakmış gibi hazırlanmıştır.

İzmir Körfezi’nin dibinden çıkarılacak çamurun tehlikeli olup olmadığını ortaya koyacak analizler, her ne kadar TUBİTAK gibi devlet kuruluşlarında yapılacak olmakla birlikte; “tehlikeli” çıkması durumunda bu “tehlikeli” malzemenin nasıl ve hangi maliyetlerle bertaraf edileceği düşünülmemiştir.

9. İzmir Körfez Geçişi Projesi ile İzmir Körfezi’nin ortasına yapılacak beton ada niye ampul şeklindedir?

İzmir Körfezi Geçişi Projesi kapsamında İzmir Körfezi’nin ortasına yapılacak beton adanın örnek alınan yurt dışındaki uygulamaları çok değişik biçimlerde olduğu halde İzmir Körfezi için tasarlanan adanın biçimi bir ampulü andırmaktadır.

Proje ile ilgili ÇED raporunun anlatımından anlaşılacağı üzere, bu adanın tam ortasına ay-yıldız şeklinde bir düzenleme yapılarak bu düzenlemenin geceleri aydınlatılması; böylelikle AKP’nin ampulünü çağrıştıran bir beton ada figürünün tam ortasında Türk bayrağını simgeleyen bir ay-yıldızın yerleştirilmesi sağlanacaktır. 

10. İzmir Körfez Geçişi Projesi sonrası araçlar bu geçişten yararlanabilecek midir?

İzmir Körfez Geçişi Projesi ile yapılmak istenen şey, İzmit Körfezi’ndeki Osmangazi, İstanbul Boğazı’ndaki Yavuz Sultan Selim ve Çanakkale Boğazı’ndaki 1915 Çanakkale Köprüsü gibi yeni bir Deli Dumrul Köprüsü yapmaktır. Böylelikle köprüden ister geçin ister geçmeyin Karayolları Genel Müdürlüğü ile yapımcı/işletmeci firma arasında imzalanan sözleşmeye göre taahhüt edilen tüm araçların geçiş parası devlet hazinesinden ödenecek, böylelikle devlet imkanları ile yandaş müteahhitlerin daha da zengin edilmesi sağlanacaktır.

Köprü Karikatür

 

CHP, İzmir Körfez Geçişi Projesi hakkında ne düşünüyor?

Ali Rıza Avcan

“İzmir Körfez Geçişi Projesi”ni ÇED halkı bilgilendirme toplantısının yapıldığı 2015 yılından bu yana öğrenmeye, tartışmaya ve bu proje ile ilgili bir tutum geliştirmeye çalışıyorum.

Bu amaçla 25 Haziran 2015 tarihinde İzmir Ticaret Odası Meclis Salonu’nda yapılan Halkın Bilgilendirme Toplantısına katılarak proje hakkındaki ilk bilgileri edindim.

Ardından 24 Mayıs 2016 tarihinde TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin Tepekule İş Merkezi Akdeniz Salonu’nda düzenlediği seminere katılarak Karayolları 2. Bölge Müdürü Abdülkadir Uraloğlu ile projeyi hazırlayan Yüksel Proje A.Ş.’nin Proje Müdürü İnşaat Mühendisi Özgür Uğurlu‘yu dinleyerek ve sundukları görselleri izleyerek proje hakkındaki bilgilerimi geliştirdim.

24 Mayıs 2016 tarihli toplantıya o tarihte İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı olan Buğra Gökçe ile Başkan Danışmanı Bülent Tanık‘ın,  ayrıca o tarihlerde Ulaşım Dairesi Başkanlığı görevini yürüten Fidan Arslan‘ın ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile yakınlıkları bulunan Urla ve İzmir Büyükşehir belediyeleri meclis üyesi, Konak Belediyesi eski başkanı Muzaffer Tunçağ‘ın katıldıklarını görerek ve Muzaffer Tunçağ‘ın projenin yapılacağı bölgenin depremselliği ile ilgili, Bülent Tanık‘ın da körfezin dibinde yapılacak tüp geçişin genişliği ile ilgili itirazlarını dinleyerek İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu proje karşısında net bir tutum alacağını umdum.

Bu toplantıda sorulan sorular ve yapılan tartışmalar sonucunda, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin, İZSU ve TCDD işbirliği ile yapılacak olan “İzmir Körfezi ve Alsancak Limanı Rehabilitasyon Projesi” sayesinde körfez akıntılarında ve su kalitesinde sağlanacak % 40 oranındaki iyileşmeyi sıfırladığı gerçeğinin ortaya çıkması nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu projeye karşı çıkacağını düşündüm. 

Ardından Doğa Derneği, Tema Vakfı, DTK Ekoloji Meclisi‘ndeki arkadaşlarla değişik toplantılarda bir araya gelerek onaylanan ÇED Raporu üzerinden proje hakkındaki bilgilerimizi birbirimizle paylaşıp projede karşı çıktığımız konuları somutlamaya çalıştık.

Bu arada 2015 tarihli ÇED Raporunun, “İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi” üzerindeki olumsuz etkilerini giderecek şekilde yeniden düzenlendiğini görüp 360 sayfadan oluşan ÇED Raporu ile 3484 sayfadan oluşan eklerini ayrıntılı bir şekilde okuyup irdelemeye çalıştık. Okuyamadığımız bölümlerini bakanlıktan temin edip tekrar tekrar okumaya ve tartışmaya devam ettik. 

Doğa Derneği‘nin 26 Nisan 2017 tarihinde İzmir Mimarlık Merkezi’nde yaptığı toplantıya giderek konuşmacı ve katılımcılarla birlikte konuyu tartışmamız mümkün oldu.

Bu arada bu projeden nemalanacak olanların İnciraltı 2. Nesil Platformu adı altında bir araya gelerek AKP İzmir Milletvekili Atilla Kaya ile birlikte değişik sivil toplum kuruluşlarını ziyaret ettiklerini, gazetelerde haber olmaya çalıştıklarını, Başbakan Binali Yıldırım ile görüştüklerini; böylelikle kendilerinden yana bir kamuoyunun oluşumu için çaba gösterdiklerini izledik.

Ama yine de biz İzmir Büyükşehir Belediyesi ile proje alanında kalan Karşıyaka, Çiğli, Balçova ve Narlıdere belediyelerinden umutlu idik. Çünkü onlar; yani Karşıyaka, Çiğli, Balçova ve Narlıdere belediyeleri ÇED Raporu’na eklenmiş olan belgelere göre “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin İzmir Ulaşım Ana Planı‘nda olmayışını gerekçe göstererek, bunun için çok düzgün raporlar hazırlayarak projeye karşı çıkıyorlar, projeyi İzmir için gereksiz buluyorlardı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ise net bir şey söylemiyordu.

O nedenle de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden şüpheleniyor ve “İzmir Körfez Geçişi Projesi”nin hazırlanmakta olan İzmir Ulaşım Ana Planı‘na yerleştirilerek meşrulaştırılacağını düşünüyorduk.

Bu şüphe dolu halimiz çok uzun sürmedi. Çünkü Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, 6 Haziran 2017 tarihinde Aydınlık Gazetesi’ne verdiği demeçte aynen şunları söylüyordu:

Zaten bu projeyi ilk belediye başkanı olduğumda o zamanki Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Bey ile görüşürken ben attım ortaya. Kordon yolunu yapmaya çalışıyorlardı. Kordon Yolu’nu yapmayın, bu bize ulaşım anlamında bir katkı sağlamıyor. Eğer bir şey yapmak istiyorsa hükümet, Körfez geçişini yapın demiştim. Sonra o bugüne geldi. Bunu merkezi hükümet yapmak istiyor. Ciddi bir yatırım, büyük bir yatırım. Ne zaman biter? Bence kısa sürede bitmesinden ziyade, belki bu tüp geçide bizim arkadaşların bir kısmı kamuoyunda gereklidir, gereksizdir diye tartışmalar var. Bana göre İzmir ekonomik olarak büyümesini 2010’dan beri sürdürdüğü düzeyde sürdürürse, bu tüp geçide 10 sene içerisinde mutlaka çok büyük ihtiyaç olacak. Zaten başlanması bitmesi derken belki 2-3 sene önce biter ama geç kalmasındansa önce bitmesi iyidir. Ben de bu projeyi destekliyorum. Benim isteğim, dileğim projenin tamamının tüp geçit olarak gerçekleşmesiydi. Köprü olmamasıydı. Maliyet çok yükseldiği için bu şekilde karar verildi.”

https://www.aydinlik.com.tr/ege/2017-haziran/baskan-acikladi-o-proje-bana-ait

İzmir Körfezi Geçiş Köprüsü 01.png

Evet böylelikle, Pandora’nın Kutusu açılmış ve ortalığa “bu projenin sahibi aslında benim” söylemiyle başlayan bir kötülük saçılmaya başlanmıştı…. Belki de daha doğru bir ifadeyle, İzmir’in ve İzmir Körfezi’nin geleceğini karartan bir kötülük bu şekilde tescillenerek meşruluk kazanmaya başlıyordu.

Bundan sonra belediyeler cephesindeki her şey sessizliğe büründü. Dün projeye karşı çıkan ilçe belediyeleri kendi ilçelerine yapılacak bu büyük yatırım için artık ne olumlu ne de olumsuz görüş belirtiyorlardı. Sanki bu büyük yatırım başka bir yere yapılacakmış gibi ilgisiz kalıyorlar, bundan böyle festivaller, törenler, şarkılı türkülü konserler onları daha fazla meşgul ediyordu.

Biz bu arada yasal süresi içinde Doğa Derneği, EGEÇEP, TMMOB ve 81 sivil yurttaş olarak “İzmir Körfez Geçişi Projesi“ne izin veren ÇED raporunun iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle davamızı açtık. Sadece bununla yetinmeyerek “İzmir Körfez Geçişi Projesi”nin önünü açmak amacıyla Gediz Nehri Sulak Alanı Koruma Bölgelerinin sınırlarını değiştiren Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nun yeni kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması için de ikinci bir davayı açtık.

Tabii ki bu dava süreçlerinde de belediyeleri, özellikle de ilçe belediyelerini müdahil olarak aramızda göremedik. Çünkü onların İzmir, İzmir Körfezi, Gediz Nehri, Gediz Deltası Sulak Alanı, İzmir Kuşcenneti, İnciraltı gibi kültürel ve doğal değerlerimizle ilgili bir kaygıları, şüpheleri yoktu. Böylelikle “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin önünü açmak için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca lağvedilen İzmir Kuş Cenneti Koruma ve Geliştirme Birliği (İZKUŞ) için yaptıkları itirazların ve döktükleri timsah gözyaşlarının doğru olmadığı da ortaya çıkmış oldu.

Çünkü o sırada “İzmir Körfez Geçişi Projesi“ni İzmir Ulaşım Ana Planı‘na yerleştirmekle meşguldüler… Böylelikle “İzmir Körfez Geçişi Projesi”ne hukuki anlamda meşruluk kazandırmayı düşünüyorlardı.

Nitekim 12 Eylül 2017 Salı günü, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi’nde yapılan  İzmir Ulaşım Ana Planı (UPİ) 3. Paydaş Toplantısı‘nda yapılan sunumlar da “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin güncellenmekte olan İzmir Ulaşım Ana Planı‘na yerleştirildiğini, alternatif senaryo çalışmalarına konu bir seçenek olarak yer aldığını gösteriyordu.

Velhasıl, Karşıyaka, Çiğli, Balçova ve Narlıdere belediyeleri, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun açık bir şekilde sahiplendiği ve güncellenmekte olduğu İzmir Ulaşım Ana Planı‘na yerleştirdiği “İzmir Körfezi Geçiş Projesi”ne kah sessiz kalarak kah “Büyük Başkan“ın dediğine itiraz etmeyerek önemli bir doğa ve kent suçuna ortak olmayı tercih ediyorlardı.

Peki bu arada, İzmir Körfezi’nin ortasına AKP’nin ampulünü çağrıştıran koskoca bir beton ada konduracak bu siyasi projeye karşı çıkmasını beklediğimiz Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) onun örgütleri, il ve ilçe başkanları, milletvekilleri, yerel siyasetçiler ve CHP üyesi İzmirliler neredeydiler?

Yap-İşlet-Devret” yönteminin; yani “Deli Dumrul Köprüsü” modelinin Boğaziçi’ndeki Yavuz Sultan Köprüsü, İzmit Körfezi’ndeki Osmangazi Köprüsü ve Çanakkale Boğazı’ndaki 1915 Çanakkale Köprüsü‘nden sonra dördüncü örneğini oluşturacak bu projeye CHP’liler ne diyorlar, bu proje hakkında ne düşünüyorlar?

Yap-İşlet-Devret” modeli ile yapılan köprülere, 3. Hava Limanı’na, Kanal İstanbul’a, Kuzey Ormanlarının yok edilmesine, Ankara’daki Gökçek’in ODTÜ operasyonlarına ve sermayenin iktidar yandaşlarına sermaye transferini amaçlayan benzeri birçok AKP projesine karşı çıkan CHP Merkez Yönetimi, karşı çıkılan projelere tıpatıp benzeyen bu projeye “Evet” mi diyecektir?

Yoksa belediye başkanının sahiplenip desteklediği bir proje giderek bir CHP projesine mi dönüşecektir?

Bu anlamda CHP ne zamana kadar belediyenin, daha doğrusu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu‘nun dümen suyunda bir siyaset izleyecektir?

Yoksa, belediye başkanlarının politikalarına ve yatırımlarına karşı çıkıp eleştiren bazı arkadaşlarımızın başına geldiği gibi CHP İzmir İl ya da ilçe yönetimleri bu projeye karşı çıkanlara da disiplin sopasını göstererek onları partiden mi atacaktır?

Bence CHP ve İzmir açısından önemli bir sapağa gelmiş durumdayız.

CHP, belediye başkanının istediği gibi bu projeyi görmemezliğe gelip zımni bir şekilde destekleyecek mi yoksa belediye başkanına karşın olan biteni fark edip biz kent/doğa savunucuları ve İzmir halkı ile birlikte projeye -geç de olsa- karşı mı çıkacaktır?

Aksi takdirde körfezin ortasına yerleştirilecek ampul şeklindeki bir beton ada, İzmir’deki CHPlileri ve tüm bir İzmir halkını psikolojik anlamda yaralayan, onların motivasyonlarını düşüren bir siyasi iktidar damgasına dönüşecektir…

Yapay Ada 03

Sanırım bu düğümün çözülmesi, CHP’nin İzmir’deki geleceğini belirleyecek önemli bir hesaplaşma fırsatına konu olacak ve CHP yönetimi İzmir’e yapılan bu kötülüğe “HAK; HUKUK, ADALET” anlayışıyla “HAYIR!” diyecektir….

 

 

İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin önünü açmak…

Ali Rıza Avcan

Biz burada, bütün bir yaz boyu Yunan adalarında yaptığımız tatil sonrasında 350 metrelik bayrağımızla heyecanlanıp kutlamalar yaparken ya da “konuşurken bana saygısızlık yaptın-yapmadın” tartışmalarını izlerken veya “şu yatırım benim, şu yatırım senin” şeklindeki bir paylaşıma taraf olurken hemen yanıbaşımızdaki Gediz Deltası’nda, binlerce kuşun ve canlının barındığı sessiz, sakin bir alanda büyük ve önemli adımlar atılıyor.

Hem de kapalı kapıların ardınde kimselere duyurulmadan…

İzmir’i İzmir yapan en önemli değerlerden biri olan İzmir Kuş Cenneti, Gediz Nehri Sulak Alan Koruma Bölgesi ve Ramsar Sözleşmesi ile korunduğu sanılan bir doğa harikasında gerçekleşecek gerçek bir katliamın ön hazırlıkları yapılıyor…

Bu büyük ve önemli adımları atanlar için bayramların ve fener alaylarının yapılıp yapılmamasının, şu kadar uzunluktaki bayrakların taşınıp taşınmamasının, açılış törenlerinde öfkeli atışmaların yaşanmış ya da yaşanmamış olmasının hiç bir önemi  ve anlamı yok…

Çünkü bu büyük ve önemli adımları atan iktidar siyasetçileri, bakanları, genel müdürleri, burnundan kıl aldırmayan önemli bürokratları, her şeyi bilen akademisyenleri ve WWF Türkiye ya da Doğa Araştırmaları Derneği gibi “söz dinleyen” dernekleri bir araya getiren bir şer ittifakı, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açmaya, bu yoldaki pürüz, engel ve bariyerleri ortadan kaldırmaya çalışıyor; İzmir’in, İzmir Körfezi’nin ve Gediz Deltası’nın altını oyan bir ihanetin içinde suç ortaklığı yapıyor.

Bu şer ittifakı, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önündeki en önemli engellerden biri olan Gediz Nehri Sulak Alanı Koruma Bölgesi’nin hem sınırlarını daraltmaya hem de bu yatırımın yapılmasını engelleyen niteliğini düşürmeye çalışıyorlar. Böylelikle dünya çapında önemli ve korunan bir sulak alanın tam ortasından koskocaman bir köprüyü geçirebilmek için kendi çaplarında “kahramanlık “yapıyorlar. Hem de çok sevdikleri vatan ve İzmir aşkına (!)

***

Bu çabalar, Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nun 2017 yılı başındaki 30.03.2017 tarihli ilk toplantısı ile ortaya çıktı: Bu toplantıda alınan 28-2017/1 sayılı kararın 5. maddesi ile, “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinin 19. maddesi ve Geçici 2. maddesi kapsamında Ulusal Sulak Alan Komisyonu tarafından belirlenen teknik komisyon tarafından 23.02.2017 tarihinde arazi çalışması ile tespit edilen Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgelerinin uygun görülmesine oybirliği ile” dendi ve Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi’nde yeni bir düzenleme yapıldı.

Bu kararı Komisyon Başkanı olarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşarı ve bakanlık bürokratları dışında üniversiteden gelen üye Prof. Dr. Sedat Yerli ile WWF-Türkiye Doğa Koruma Sorumlusu Eren Atak ile Doğa Araştırmaları Derneği Alan Koruma ve İzleme Programı Sorumlusu İlker Özbahar da imzaladı.

USAK 2017-1USAK 2017-2

Böylelikle Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi‘nde biri uluslararası vakıf diğeri de ulusal bir dernek olmak üzere iki doğa örgütünün suç ortaklığı çerçevesinde ciddi bir operasyon yapıldı.

Çünkü bütün amaç, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin bu değişiklik çerçevesinde yapımını kolaylaştırmaktı. Böylelikle bu büyük projenin önü bir anda açılmış oldu.

Sanırım bu iki örgüte de bu katkılarından dolayı bir fon bağışı ya da bir proje geliri verilmiştir. 

Yapılan değişikliği aşağıdaki iki ayrı haritada görmek mümkün.

Birinci harita gösterilen sınırlar Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nun 24.07.2012 tarihli toplantısında kabul ettiği sınırları, ikinci harita ise 30.03.2017 tarihli toplantısında değiştirdiği sınırları gösteriyor.

Gediz 2005 Yılı Sınırları
24.07.2012 tarihinde onaylanan Gediz Nehri Sulak Alan sınırları
Gediz Deltası Haritası 001
30.03.2017 tarihinde değiştirilerek onaylanan Gediz Nehri Sulak Alanı sınırları

Bu haritalardan da görüleceği gibi, eskiden Gediz Nehri Sulak Alan Koruma Bölgesi sınırları içinde sadece “sulak alan bölgesi“, “ekolojik etkilenme bölgesi” ve “tampon bölge” ayrımları yapıldığı halde, şimdiki halde sulak alan bölgesi “sürdürülebilir kullanım“, “kontrollü kullanım“, “hassas kullanım” ve “tampon bölge” şeklinde kısımlara bölünmüştür.

Bu bölünmenin anlamını size daha iyi anlatabilmek için bu son harita üzerinde “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin geçiş hattını kırmızı bir çizgi ile göstermeye kalktığımızda, “İzmir Körfez Geçişi Projesi“nin “kontrollü kullanım” olarak tanımlanan bölgenin içinden geçtiğini, onun hemen yanında da turuncu renkle boyanmış ve tarafımızca kesikli çember içine alınarak işaretlenmiş alanda bir “hassas kullanım” bölgesinin yaratıldığını görürsünüz.

Resim1

Bu haritanın da somut bir şekilde ortaya koyduğu gibi bu operasyonun amacı, bir “kontrollü kullanım” alanının içinden geçen İzmir Körfez Geçişi Projesi hattının, mutlak anlamda korunması gereken ve mavi renkle işaretlenmiş “sürdürülebilir kullanım” bölgesi ile ilişkisini keserek araya “kontrollü kullanım” adıyla bir geçiş bölgesi konulması olduğu söylenebilir.

Ancak bir “fakat” koşuluyla….

Çünkü bütün bu operasyonun yasal dayanağı olan ve 04.04.2014 tarih ve 28962 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği“nin 4. maddesinde, “Koruma bölgeleri“, “mutlak koruma bölgesi“, “hassas koruma bölgesi“, “sürdürülebilir kullanım bölgesi“, “kontrollü kullanım bölgesi” ve “tampon bölge” gibi birçok tanımı bulunmakla birlikte; “hassas kullanım” şeklinde bir bölge adı bulunmamakta ve böyle bir bölgenin tanımı yapılmamaktadır.

Anlayacağımız, bakanlık bürokratları, akademisyenler ve bazı “söz dinler” sivil toplum kuruluşları herhangi bir yasal dayanağı olmayan “hassas kullanım bölgesi” diye bir şeyi icat ederek İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açmaya çalışmışlardır.

Bu anlamda, bu operasyonun İzmir Körfez Geçişi Projesi için hayati bir önemi vardır. Çünkü Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi‘nde böylesi bir değişiklik yapılmadığı sürece böylesine büyük bir projenin Gediz Nehri Sulak Alanı‘ndan geçmesi mümkün olmayacaktır.

Nitekim, projeyi ve ÇED raporunu hazırlayanlar da bu konunun önem ve anlamının farkında oldukları için, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nca kabul edilen ÇED raporunun 170, 180 ve 182. sayfalarında belirtildiği gibi bu değişikliği yapacak olan Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşmüşler ve bu görüşmeler sonucunda “Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgelerinin yeni yönetmelik kapsamında revize edilmesine dair çalışmaların devam ettiği“ni öğrenmişlerdir. 

Ulusal Sulak Alan Komisyonu‘nun, “Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği“ne aykırı bir biçimde “hassas kullanım” alanı şeklinde bir alan yaratarak İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açan bu kararı açık bir şekilde hukuka ve yasalara aykırı olduğundan; 25 Ağustos 2017 tarihinde Doğa Derneği ve Avukat Cem Altıparmak ile birlikte Orman ve Su İşleri Bakanlığı aleyhine Ulusal Sulak Alan Komisyonu‘nun aldığı 30 Mart 2017 tarih ve 28-2017/1 sayılı kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi‘nde dava açtık.

Flamingoma Dokunma 009

Şimdi bu dava çerçevesinde, İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin önünü açacak olan 30 Mart 2017 tarihli Ulusal Sulak Alan Komisyonu kararının önce yürütmesinin durdurulmasını, ardından da iptal edilmesini bekliyoruz.

Tabii ki öncelikle, “Hak, Hukuk ve Adalet!” diyerek yürüyüşlere, şenliklere ve fener alaylarına katılan belediyelerin, belediye başkanlarının, milletvekillerinin, yerel ve ulusal siyasetçilerin ve her zaman yanımızda olan İzmirlilerin, doğa savunucularının, ekolojistlerin aramıza katılmalarını bekleyerek…

İzmir, ikinci bir Efes olacak mı?

Ali Rıza Avcan

AKP iktidarının İzmir üzerindeki egemenliğini sergileyip vurgulamak amacıyla bir “siyasi proje” olarak önümüze koyduğu İzmir Körfez Geçişi Projesi, uzun vadede İzmir Körfezi’ni bir bataklığa dönüştürecektir.

Bu anlamda İzmir Körfez Geçiş Projesi yapıldığı takdirde İzmir, ikinci bir Efes olmaya adaydır.

Neden derseniz İzmir Körfez Geçişi Projesi yapıldığı takdirde İzmir’in ve İzmir Körfezi’nin başına gelecek belaları sırasıyla açıklayalım:

İzmir Körfez Geçişi Projesi, iktidarın verdiği talimat uyarınca 2015 yılında İzmir halkına sorulmadan Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı‘na bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü ile Yüksel Proje A.Ş. tarafından hazırlanarak ÇED raporu düzenlenmiştir.

10

Hazırlanan ilk ÇED raporunda, bu proje içinde yer alan köprü ayaklarıyla yapay beton adanın İzmir Körfezi’nin zayıf su akıntılarıyla su kalitesini ne şekilde etkileyeceği hiç dikkate alınmamıştır.

Çünkü İzmir Körfezi’ndeki akıntıyı ve suyun kalitesini % 40 oranında arttırarak Körfez’e daha büyük gemilerin girmesini ve Alsancak Limanı’nın genişletilip geliştirilmesini sağlamak amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı İZSU Genel Müdürlüğü ile Ulaştırma, Habercilik ve Denizcilik Bakanlığı‘na bağlı TCDD Genel Müdürlüğü tarafından ortaklaşa geliştirilen İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon Projesi’ne ait ÇED raporu o tarihte henüz onaylanmamıştır.

Ne tesadüftür ki, Körfez’deki akıntıyı ve suyun kalitesini arttırmayı amaçlayan bir proje ile bu akıntıyı azaltıp su kalitesini düşürecek başka bir proje aynı anda ortaya çıkmakta ve bu iki proje arasındaki olumlu ya da olumsuz etkileşimi dikkate alan bir çalışma yapılmamıştır. 

Hal böyle iken bu etkileşimi dikkate almayan proje önerisiyle 2015 yılında İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin halkı aydınlatma toplantısı yapılır ve İzmir Körfez Geçişi Projesi‘nin, İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon (Büyük Körfez) Projesi ile elde edilecek % 40 oranındaki iyileşmeyi sıfırlayacağı gündeme getirilmez. 

Bu çetrefilli sorun ancak 2016 yılının Mayıs ayında TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin Tepekule İş Merkezi’nde düzenlediği “seminer” isimli proje tanıtım toplantısında, projeye karşı çıkanların sorularıyla ortaya çıkar ve projeyi hazırlayan Yüksel Proje A.Ş. alelacele yeni bir ÇED raporu hazırlayarak diğer projenin hedeflediği % 40 oranındaki iyileşmeyi kendi projeleri ile sıfırlayan bu sorunu çözmeye çalışır.

Bulunan çözüm, tek bir akademisyene hazırlattırılan rapora bir iki sayfa daha eklenerek bulunur. Çözüm, yapılacak köprünün ayaklarına; daha doğrusu binlerce kuşun ve diğer canlının yaşadığı alana rastlayan geniş bir bölgede daha fazla dip taraması yapmaktır. 

Böylelikle, bırakın diğer projedeki iyileşmeyi ortadan kaldırmayı o projeye katkıda bulunacaklarını bile iddia ederler. Hem de tek bir akademisyenin bilgisayarda hazırladığı tek bir simülasyonla…

Ancak bu hesaplama sırasında çok önemli bir şey unutulmuştur:

Gerek yatırımların yapıldığı süreçte gerekse sonrasında Gediz Nehri’nin getireceği yeni alüvyon ve atıklarla Körfez’in dolmaya devam edeceğini…

Çünkü İzmir Körfezi ve Limanı Rehabilitasyon (Büyük Körfez) Projesi kapsamında yapılan hesaplara göre İZSU ve TCDD, Körfez’in iki ayrı bölgesinde yapacağı tarama sonrasında akıntıları ve suyun kalitesini % 40 oranında arttırmayı hedeflemiştir.

İzmir Körfez Geçişi Projesi ise bu proje sonrasında Körfez’in en sığ bölümlerinde -4 metre derinliğinde bir tarama yaparak, köprü ayaklarıyla yapay beton ada imalatından kaynaklanan olumsuzlukları giderecek; hatta öne sürdüğü iddialara göre akıntılarla su kalitesindeki artışı % 40’ın üzerine çıkaracaktır.

Bu hesapta unutulan şey ise bunun köprünün yapılışı sırasında yapılan tek bir çalışma olduğudur.

Yarın öbür gün İzmir Körfez Geçişi Projesi, araç garantili Yap-İşlet-Devret Modeli çerçevesinde işletmeciye teslim edildiğinde;

Gediz Nehri’nin getireceği yeni alüvyon ve atıklarla yeniden dolan deniz tabanını kim, ne şekilde ve hangi sıklıkla temizleyecektir?

Limana giriş çıkış yapan gemilerin geçiş alanında böyle bir ihtiyaç olmadığı sürece, köprünün ayaklarındaki sığlaşma için yeni bir yatırım yapmayı kim isteyecektir?

Bu temizlik işini işletmeciye vermek mümkün olacak mıdır?

Muhakkak ki, böylesi bir yükümlülük sözleşmede yer almayacağı için işletmeci bunu kabul etmeyecek ve Körfez tabanının temizlenmesi ise yine kamu kaynaklarını kullanan  İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne bağlı İZSU ile Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığı‘na bağlı TCDD‘na; yani Hazine‘ye düşecektir.

Böylelikle taahhüt edilen araçlar ister köprü, tünel ve kara yolundan geçsin, ister geçmesin yıllık gelirini garantilemiş olan işletmeci böyle bir işi yapmaktan kaçınacak ve şimdi köprü, yapay ada ve tünelin varlığı nedeniyle daha da zorlaşan tarama işlemlerinin maliyeti yine İzmir halkına kalacaktır.

Le delta du Gediz vu du ciel.
Fotoğraf: Doğa Derneği

Bu işte de öyle böyle küçük bütçelerle değil; milyon dolarlık bütçelerle gerçekleşecek ve belki de o işin projesini de Yüksel Proje hazırlayacak, yapımını da köprü işletmesini alan holdingin ya da grubun başka bir şirketi üstlenecektir.

Her ne hikmetse, kimin müşteri kimin satıcı olduğu belli olmayan bu vahşi kapitalist düzende bizim adımıza yapıldığı söylenen bütün bu köprü, tünel, yol, liman ve diğerlerinin asıl kazananları, bizi bizden fazla düşünen ya da dillere pelesenk olan söylemle “İzmir’i çok seven” bu sermaye grupları oluyor her nedense…

 

İzmir Körfez Geçişi Projesi (1)

Ali Rıza Avcan

Birçok arkadaşım, dostum bayramın yaklaştığı şu günlerde ülkemizin ve özellikle de Ege adalarının sokaklarıyla plajlarını, lokanta ve kafeteryalarını doldurup sosyal medyada bol bol yemek, manzara ve grup fotoğrafları paylaşırken dün biz; Doğa Derneği ve Seferihisar Orhanlı Köyü Doğa Okulu’ndan arkadaşlarım Güven Eken, Galip Ener ve İngiliz biyoçeşitlilik uzmanı Adam’la birlikte Gediz Deltası’na giderek İzmir Körfez Geçişi Projesi kapsamındaki köprü ve viyadüklerin yapılacağı yerlerde keşif yaptık.

Ben, daha önce bu konuyu günler ve haftalarca okuyup araştırmış, yazıp çizdiklerini sizlerle paylaşmış biri olarak böylesine bir şaşkınlık ve üzüntüyü yaşayacağımı ummuyordum. 

Çünkü (derken bir kumru, bu yazıyı yazdığım balkon kapısı açık odaya girip karşımdaki dosyaların üzerine konarak ufak bir misafirlik yaptı ve bana bir bakış fırlattıktan sonra tekrar geldiği yerden uçup gitti. Ardından da -ister istemez- belki de biraz sonra sözünü edeceğim kuşların selamını getirdi diye düşünmeden edemedim.) bu projenin böylesine binlerce Karabaş ve gümüş martısıyla Akdeniz martısının, flamingolarla diğerlerinin yaşadığı, barındığı bir yerde yapılacağını bu kadar somut, bu kadar açık bir şekilde düşünmemiştim. O nedenle karşımdaki kuşlara ve onların yavrularına bakarak defalarca “köprünün burada yapılacağından gerçekten emin misiniz?” diye sordum durdum. 

Tabii ki eve gelir gelmez hemen basılı haritalarla projenin ÇED raporuna bakarak bir değerlendirme yaptım ve ne yazık ki, durup keşif yaptığımız, yürüyüp çevreyi incelediğimiz yerlerin köprü, viyadük ve yonca kavşakların yapılacağı yerler olduğunu anladım.

01.77. Sasalı Kavşağı PlanıResim6Gezip gördüğümüz yerler öylesine güzel, sakin sessiz, binlerce kuşun deniz kenarında ya da karada uçup barındığı yerlerdi ki, buraya, hem de onların yaşayıp konakladıkları yerin tam ortasına koskocaman bir köprü yapılacağını aklım, fikrim ve yüreğim kabul etmek istemiyordu.

Aşağıdaki haritadan da göreceğiniz gibi önce Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nin kuzeyindeki 10046 sokakla 10047 sokağın birleştiği köşeye, daha sonra onun daha da kuzeyindeki 10050 sokakla 10051 sokağın köşeye giderek kuşların bulunduğu sahili ve adaları izledik, ardından yürüyerek bu bölgeyi arkadaki art alandan ayıran seddenin üstüne çıktık ve mevcut durumu anlamaya çalıştık. Sonrasında da Mavişehir’in içine girerek Mavişehir 122 Blokları denilen yerdeki koyu, o koydaki kuşları, o koyun taş ve kayadan yapılmış dolgu ile nasıl doğal bir kıyı olmaktan çıkarıldığını izledik.

Gördüğümüz şey düpedüz yüksek bloklardan, beton binalardan oluşan bir işgalin Gediz Deltası’na doğru yayıldığıydı. Bu müthiş, rahatsız edici ve barbarca bir işgaldi. Kuşların yaşam alanlarını ele geçirmeye, onların orada barınmasını sağlayan şeyleri yok etmeye yönelik, kuşları ve diğer canlı varlıkları oradan kaçırmaya ve ardından yapılacak bloklara “Martı“, “Albatros” ve “Flamingo” gibi isimler vermeye yönelik vahşi bir saldırıydı. Bu saldırı belki de orada barınan kuşlar açısından şu aralar bazı İzmirliler’in duyduğu “İstanbullu” korkusuna benzer bir korkuydu.

DSC01968
İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin Yapılacağı Yer: Gediz Deltası, 30 Ağustos 2017
DSC01969
İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin Yapılacağı Yer: Gediz Deltası, 30 Ağustos 2017
DSC01971
İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin Yapılacağı Yer: Gediz Deltası, 30 Ağustos 2017
DSC01974
Gediz Deltası, “Akdeniz Martısı“, 30 Ağustos 2017

O nedenle, dünyanın ve ülkemizin en ıssız, bilinmedik yerlerine giden, yakınımızdaki Yunan adalarının cadde, sokak ve köylerini çekip paylaştıkları fotoğraflarla neredeyse adım adım bizlere öğreten İzmirliler’in, bu bölgedeki yapılaşmayı gizleyip İzmir Körfez Geçişi Projesi‘ni allayıp pullayan medya mensuplarının ve özellikle de bu projeye sessiz kalan Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımın, dostlarımın bayram tatili sonrasında öncelikle bu bölgeye giderek, bisiklete binip oralara gidenlerin ise İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı bisiklet yollarında, dikkatlerini yola vermenin yanında biraz da etraflarını gözden geçirerek durumu fark etmelerini ve İzmir’in üstüne üstüne gelen bu büyük İzmir Körfez Geçişi Projesi belasına dur demelerini, sessizliklerini bozarak bu nadir bölgenin korunması için çaba göstermelerini diliyorum. 

Gediz Deltası’nda yeni oyunlar

Ali Rıza Avcan

İzmir Körfezi’nin iki yakası arasına yapılacak olan İzmir Körfez Geçişi, bildiğiniz gibi hem AKP hükümetinin hem de CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin uzunca bir süredir yapmak istediği büyük bir proje.

Projenin sahibi Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü. İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Karşıyaka, Çiğli, Balçova ve Narlıdere belediyeleri de sanki bu proje kendi sınırları içinde hiç yapılmayacakmış gibi sessiz kalıp işe ortak olan belediyeler.

Hükümet bu projenin 2017 yılında başlayıp 2023 yılında bitmesi için kolları sıvamış durumda. Bu amaçla çok hızlı bir şekilde hazırlanan ÇED raporunu onaylayıp kesinleştirdiler. Amaçları 2917 yılı içinde ihaleyi yapıp inşaata başlamak. Aksi takdirde sıra sıra dizilip fotoğrafları çekilen o binlerce kamyon ve iş makinesi işsiz kalmış olacak…

road-pant-shutterstock_59147689

İzmir Büyükşehir Belediyesi ise projeye yasal zeminini kazandıracak olan İzmir Ulaşım Ana Planı’nı hazırlamakla meşgul. Planın hazırlığını üstlenen Boğaziçi Limited Şirketi ile yapılan sözleşmeye göre planın normal koşullarda 10 Nisan 2017 tarihinde bitirilmesi gerekiyordu. Ancak belediye her işte olduğu gibi bu işi de uzattığından planın hangi tarihte bitirilip onaylanacağı şimdilik bilinmiyor.

Ancak iktidar çevreleri de bu arada boş durmuyor. Projenin başlangıç noktası olan Çiğli ve Sasalı bölgelerinde önemli hazırlıklar yapıyor. Porjeye karşı çıkanların Gediz Deltası Sulak Alanı, İzmir Kuş Cenneti ya da Ramsar Sözleşmesi ile korunan alanlar üzerinden yapabilecekleri olası itirazları karşılamak amacıyla Gediz Deltası Sulak Alanı ve İzmir Kuş Cenneti üzerinde ciddi müdahaleleri başlatıyor.

Bu müdahalelerin ipuçlarını, projeye ait ÇED Raporunun 170 ve 182. sayfaları arasındaki anlatımlarda bile görmek mümkün. Bu anlatımlardan da göreceğimiz gibi, iktidarın etkin olduğu tüm devlet kurumlarının olası hamleleri sanki bir film senaryosu gibi hazırlanarak hangi kurumun ne yapacağı, hangi işlemleri yapacağı önceden net bir şekilde öngörülmüş.

Sözkonusu ÇED raporundaki anlatımlara göre; İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzenleme Planına giren proje alanının, Çiğli ve Karşıyaka ilçe sınırlarındaki güzergahı 1. derece doğal sit alanında, Sasalı kesimi Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi’nde ve Ramsar alanının dışında, Balçova ve Narlıdere ilçe sınırlarındaki kısmı ise 3. derece doğal sit alanında; ayrıca İzmir Valiliği İl Gıda Tarım Hayvancılık Müdürlüğü’nün belirlediği İP-15 nolu Kara Midye yetiştirme alanıyla 102 nolu Akivades Yetiştirme Alanı’nda kalmaktadır.  Proje alanı ayrıca Kıyı Kanunu gereğince yapı yasağı getirilen alanlar içinde bulunmaktadır.

Bütün bu engelleri ortadan kaldırmak ve projeyi yapacak olan müteahhit firmaya her türlü sorundan arındırılmış bir alanı teslim etmek amacıyla;

1. Proje alanının Gediz Deltası Sulak Alan Koruma Bölgesi içinde yer alması nedeniyle gelebilecek itirazları karşılamak amacıyla, sulak alanların ya tümüyle ortadan kaldırılmasını ya da sınırlarının daraltılmasını kolaylaştıran ve 04 Nisan 2014 tarih ve 28962 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği çerçevesinde Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca yapılmakta olan revize çalışmalarının sonuç vermesi beklenmektedir.

Bunun bir ilk adımı olarak da İzmir Kuş Cenneti’nin  korunması amacıyla oluşturulan çok ortaklı İzmir Kuş Cenneti Koruma ve Geliştirme Birliği’ni (İZKUŞ) sudan sebeplerle dağıtarak bu alandaki tek hakimin Orman ve Su İşleri Bakanlığı olduğunu hatırlatılmaktadır.

2. Proje alanın 1 ve 3. derece doğal sit alanında olması nedeniyle ortaya çıkabilecek bir takım sıkıntıların, bu konularda görevli ve yetkili olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın vereceği izinlerle aşılabileceğine inanıyorlar.

3. Kara midyesi ve akivades yetiştirme alanlarıyla ilgili sıkıntının, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu ve yönetmeliği kapsamında Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı’nın mütalaasına dayalı olarak alınacak izinler sayesinde aşılabileceğine emindirler.

4. Projenin 3621 sayılı Kıyı Kanunu hükümlerine tabi güzergahı kapsamında kıyı kenar çizgisinin deniz tarafını içeren kısmına ait imar planı teklifinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü’ne iletilerek bu alana ait imar planının söz konusu bakanlık tarafından hazırlanacağı belirtilmektedir.

flamingo

Görüldüğü gibi, İzmir Körfez Geçişi Projesi’nin kolaylıkla yapılabilmesi için iktidar tarafından bütün yollar açılmakta, açılan yollar tesviye edilip döşemesi yapılmakta, bütün pürüz ve sorunlar oldukça organize bir şekilde çözülmeye çalışılmaktadır.

Tabii ki, bütün bunları izleyip sessiz kalmak suretiyle suça ortak olan İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin işbirliğiyle…

Anlaşılan odur ki projeyle ilgili birçok sorun, iktidar olmanın pervasızlığı ve yerel yönetimlerin bu işi kolaylaştıran sessizliği ile aşılacak ve projeye başlanacaktır…

Tek bir istisna; suç ortaklığı yapıp iktidarın işini kolaylaştıranları tanımak, bilmek ve unutmamak koşuluyla…

 

 

Depremler ve İzmir

Ali Rıza Avcan

Son günlerde kah Karaburun yakınlarında kah Ege Denizi’nde, zaman zaman da Manisa kırsalında gerçekleşen irili ufaklı depremle korkulu anlar yaşıyoruz.

Birinci derece deprem kuşağında yaşayan bir kent olarak geçmişimizdeki büyük depremlerin tekrar yaşanması ihtimali hepimizi korkutuyor.

Taiwan Earthquake Kills Thousands

Evet, biliyoruz; inşaat teknolojisindeki yeni gelişmeler sonucunda içinde yaşadığımız binalar, köprüler, tüneller eskisine göre daha dayanıklı, daha güvenilir; ama yine de üstünde yaşadığımız zeminin özellikleri nedeniyle esaslı bir depremde güvendiğimiz yapıların da zarar göreceğini biliyoruz.

Üstüne üstlük yaşadığımız bu kentte sanki bu bölgenin özellikleri hiç bilinmiyormuş gibi yeni köprüler, yeni tüneller, yeni viyadükler yapılıyor. Sanki yeraltı tanrısı Hades’e yeni kurbanlar verecek yeni ölüm tuzakları hazırlanıyor.

Bir yanda Konak Tüneli, diğer yanda İzmir Körfezi’nin iki yakasını birleştirecek İzmir Körfez Geçişi Projesi ve sağlam olmayan zemine yapılan ve yapılacak olan yüzlerce gökdelen… Zeminin oynak olduğu Halkapınar gibi yerde yerin altına yapılan İZBAN ve Metro garajları…

Sanki birinci derece deprem kuşağında yaşamıyor gibiyiz… Teknolojiye hayranlıkla gelişen bir sarhoşluk içinde adeta depreme meydan okuyoruz…

Oysa her şey işi öğrenip bilmekle başlıyor…

Bunu yapmak için iç, orta ve dış körfezde, suyun altında ciddi bir araştırma yapmış değiliz… O nedenle de denizin içindeki diri fayları yeterince bilmiyoruz…

Denizin içini araştırmak, haritalamak için ciddi bir çalışma yapmamakla birlikte; bu iş için harcamamız gereken paraları gerekli gereksiz yatırımlarda heba ediyoruz…

1999 yılında yaptırılan Deprem Master Planını (RADİUS) aradan 18 yıl geçmesine, bu arada yeni fay hatları bulunmuş olmasına karşın yenilemiyoruz, ciddi bir deprem olduğunda her bir kurum ve kuruluşa düşen görevleri yeni durumun koşullarına göre tartışmıyor, kendinden emin bir ruh haliyle gelecek olan depremleri bekliyoruz.

Üstüne üstlük kentteki olası bir depremde halkın toplanacağı alanları gözden geçirmiyoruz. Çoğu denizden doldurulmuş alanlarda bulunan bu bölgelerin olası bir tsunami halinde işe yarayıp yaramayacağını tartışmıyoruz.

Varsa yoksa yeni yollar, köprüler, tüneller, viyadükler, yeraltı garajları ve binalar yapıyoruz… Böylelikle İzmir’i köy ya da kasaba olmaktan çıkaracağımızı umuyoruz…

ITALY EARTHQUAKE

Seçim yatırımlarında kullanmak amacıyla kredi kullanarak aldığımız paraları daha büyük, daha büyük, daha büyük anıtlar, yapılar yapmakta kullanırken eğildiği insan gözüyle bile görülen ve hem içinde hem de altındaki lokanta, restoran ve kafelerde yüzlerce insanın bulunduğu Bostanlı apartmanlarını yıkmaktan kaçınıyoruz.

Ama yarın öbür gün bütün o yaptıklarımız çürük zemin nedeniyle toprağın içine gömüldüğünde, o enkazın altında yüzlerce, binlerce insan ölüp yaralandığında olan biten ve zarar gören tek kişi hep biz, biz İzmirliler olacak…

Ne dersiniz, şu acil olarak talep edip yollara düştüğümüz ADALET’in yanına bir de GÜVENLİK’i de ekleyip daha yaşanılabilir bir kent için bağırmaya ve mücadele etmeye başlayalım mı?