Belediye meclis komisyonları ve “huzur hakkı demokrasisi” (2)

Ali Rıza Avcan

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi örneğinde, meclis üyelerinin hem büyükşehir hem de kendi ilçe belediye meclisi üyesi olmaları nedeniyle görev yaptıkları meclis başkan vekilliği, siyasi başkan yardımcılığı, encümen, ihtisas komisyonu ve şirket yönetim kurulu üyeliği nedeniyle ne kadar maaş ve huzur hakkı aldıkları konusunu araştırdığımız iki bölümden oluşan yazı dizimizin geçen haftaki bölümünde İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ndeki durumu ele almıştık.

Bugünkü ikinci ve son bölümde ise, yine aynı meclis üyelerinin kendi ilçe belediyeleriyle meclislerinde siyasi başkan yardımcılığı, meclis başkan vekilliği, encümen, ihtisas komisyonu ve şirket yönetim kurulu üyeliği görevleriyle ilçe belediyesinin üye olduğu birlik, kurum ve kuruluşlardaki huzur hakkına konu üyeliklerini araştırarak maaş ve huzur hakkı adı altında kendi ilçe belediyelerinden aldıkları ödemelerin sayı ve miktarını belirlemeye çalışacağız.

Tabii ki, hem 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Seçimi Hakkında Kanun‘un antidemokratik düzenlemeleri, hem de üyesi oldukları siyasi partiler tarafından diğer adaylardan farklı bir şekilde öne yerleştirildikleri için seçilip İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ni oluşturan bu ayrıcalıklı siyasetçilerin, belediyelerin karar ve denetim organının üyesi olmalarına rağmen; hakkında karar verip denetleyecekleri belediyenin uygulama birimlerinin başına getirilerek; ayrıca, ihtisas sahibi olup olmadıklarına bakılmaksızın encümenlerde ve meclis ihtisas komisyonlarında görevlendirilerek kendilerine yapılan birden fazla huzur hakkı ve maaş ödemesi nedeniyle, asıl olarak gönüllü olarak yapılması gereken siyasi faaliyetleri, bir meslek ve kazanç kapısına dönüştürdüklerini net bir şekilde ortaya koymak ve bunun bir adım ötesinin “maaşlı meclis üyeliği” olacağını hatırlatarak…

Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin, büyükşehir ve ilçe belediye başkanları dışında ilçe belediye meclislerinden gelen toplam 153 üyesi bulunuyor ve bunlar kendi ilçe belediyelerinde belediye başkanlarının takdiriyle siyasi başkan yardımcısı ve şirket yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve üye olarak görev yapabildikleri gibi büyükşehir hem de ilçe belediye meclislerindeki 1. ve 2. meclis başkan vekillikleriyle oluşturulması zorunlu olan ya da olmayan ihtisas komisyonlarında, kendi partilerinden gelen meclis üyelerinin oyuyla görev alıyorlar ve bu seçimler yapılırken “plan ve bütçe” ya da “hukuk” komisyonu gibi zorunlu ve temel bazı komisyonlarda, partilerin oy oranlarına göre muhalif parti üyeleri de yer alabiliyor.

Konak Belediye Meclisi

Belediye ve şirketlerin İnternet sayfaları, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi (TTSG) web kayıtları, belediye yayınları ve Google taramalarıyla ilgili belediyelerle yaptığım telefon görüşmeleri çerçevesinde gerçekleştirdiğim uzun, yorucu ve zorlu araştırmalar sonucunda, İzmir Büyükşehir Meclisi üyelerinin aldıkları huzur haklarına esas olan büyükşehir ve ilçe belediye meclislerindeki meclis, meclis başkan vekilliği, encümen ve ihtisas komisyonu üyeliği ile belediyeyi temsilen görev yaptıkları birlik ve benzeri kurum ve kuruluşlardaki görevlerini; ayrıca, büyükşehir ve ilçe belediyesi şirketlerinde huzur hakkı aldıkları şirket yöneticilikleri ile kendi ilçe belediyelerinde belediye başkanlarının takdiri ile üstlenip başkan yardımcısı maaşı aldıkları siyasi başkan yardımcılığı görevlerini aşağıdaki listede bir araya getirmeye çalıştım.

Ancak bu araştırma sırasında bazı ilçe belediyelerine, özellikle de Çiğli, Kınık, Beydağ ve Foça gibi ilçe belediyelerinde siyasi başkan yardımcılığı, 1. ve 2. meclis başkan vekilliği, encümen ve ihtisas komisyonu üyeliğini üstlenenlerin kimliklerini belirlemenin mümkün olmadığını öncelikle belirtmem gerekiyor. O nedenle eksiği gediği ile aşağıdaki tablo bize İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi 153 yerel siyasetçinin, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘ndeki 2 meclis başkan vekilliği, 153 meclis, 8 encümen, 216 ihtisas komisyonu üyeliği ve 5 şirket yöneticiliği dışında kendi ilçe belediyelerinde 7 siyasi başkan yardımcılığı, 18 meclis başkan vekilliği, 153 ilçe belediye meclisi üyeliği, 15 encümen, 230 ihtisas komisyonu ve 8 şirket yöneticiliği olmak üzere toplam 815 görevi üstlendiğini; böylelikle ortaya çıkan bu tablo sayesinde Onur Saatli, Esra Koçdemir, Gökalp Erhan Güzel, Günay Önder, Banu Ayhan, Ayhan Kaya, Ali Bor, Osman Selim Tok, Tamer İmal ve Ufuk Aykol gibi bazı meclis üyelerinin 2024 yılı itibariyle hem büyükşehir hem de ilçe belediyeleri boyutunda 8, 9, 10, 11 ve hatta 12 ayrı yerden siyasi başkan yardımcısı maaşı ya da huzur hakkı aldığını göstermektedir.

Bu ise, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyelerinde siyasi başkan yardımcısı, meclis başkan vekili, meclis, encümen ve ihtisas komisyonu üyesi olarak her birine ne miktarda maaş ya da huzur hakkı ödendiği; ayrıca, büyükşehir ve ilçe belediyelerinin üyesi olduğu birlik, kurum ve kuruluşlarla büyükşehir ve ilçe belediyesi şirketlerinin yönetim kurullarına başkan, başkan vekili ve üye olunması durumunda, bu siyasetçilere ne miktarda huzur hakkı ödendiği konularının adeta devlet sırrı gibi saklanması nedeniyle herkesin aklına gelen oldukça yüksek rakamlar değişik yerlerde, değişik nedenlerle dile getirilmektedir… Aynen eş zamanlı olarak AKP’li siyasetçiler ve yandaşlarının birden fazla görev üstlendiği durumlarda dile getirilen rakamlar gibi…

Karabağlar Belediye Meclisi

Gelelim uzun zamandır merak edip öğrenmek istediğim İzmir ilçe belediyelerinin şirketlerine…

Uzun ve yorucu araştırmalar sonucunda hazırladığım aşağıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere, İzmir‘in 30 ilçe belediyesinde toplam 71 adet belediye şirketi bulunmakta olup; en fazla şirkete sahip ilçe belediyesi 8 şirket ile Çeşme Belediyesi, tek bir şirketi olan belediyeler ise sırasıyla Beydağ, Foça, Güzelbahçe, Kınık, Narlıdere ve Seferihisar belediyeleridir. En fazla şirket sahibi Çeşme Belediyesi‘ni ise 7 şirket ile Çiğli, 4 şirket ile Bergama belediyeleri izlemektedir. Diğer yandan, 30 ilçe belediyesi arasında şirketi bulunmayan herhangi bir belediye bulunmamaktadır.

30 ilçe belediyesinin 42 (% 59,16)’si anonim, 29 (% 40,84)’u limitet olan 71 adet sermaye şirketinin toplam sermayesi ise 3.569.670.293,04 TL olup; bu sermaye içindeki belediye hisselerinin karşılığı ise 1.973.214.814,76 TL.’dır.

Bu rakamlara İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 27 şirketine ait güncel 11.574.724.676.-TL tutarındaki sermayesini ilave ettiğimizde İzmir‘de belediyeler eliyle kurulan ve sermayesinin yüzde yüzde yüzüne sahip belediyelere ait şirketlerle belediyelerin ortak olduğu toplam 98 şirketin toplam sermayesinin 15.144.394.969,04 TL.’ya ulaştığını görürüz.

Bu arada söz konusu belediye şirketleri yıllık cirolarıyla kar ve zarar tablolarını kamuoyundan titizlikle sakladıkları için, bu şirketlerin gerçek performansları hakkında bilgi sahibi olmanın mümkün olmadığını da hatırlatmam gerekiyor.

Bugüne kadar Sayıştay tarafından denetlenmeyen bu şirketlerin 46 (% 64,79)’sının sermayesinin yüzde yüzü belediyesine ait olup, 25 (% 35,21)’inin sermayesine de kendi belediyesi ile başka belediye, kuruluş ya da şahısların ortak olduğu anlaşılmaktadır.

30 ilçe belediyesine ait bu 71 sermaye şirketinde bizzat belediye başkanı tarafından belirlenen yönetim kurulu başkanı, üyesi ve “münferiden temsile yetkili” görevlilerin toplam sayısı 2024 yılı itibariyle 197’yi bulmakta olup; bu şirketlerden ücret alan binlerce belediye işçisinin gerçek sayısı -ne yazık ki- bilinememektedir.

Ayrıca şunu belirtmem gerekir ki, belediyelerle ilgili olan İçişleri Bakanlığı ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘na CİMER ya da başka kanallarla ilettiğim sorular karşılığında, bakanlıklar ve bağlı genel müdürlükler düzleminde ülkemizdeki belediye şirketleriyle ilgili hiçbir kaydın tutulmadığını, bu şirketlerin sermayesi, faaliyet alanları, yöneticileri, ciroları, kar-zarar tabloları ve çalıştırdıkları işçi sayıları vb. konularda hiçbir bilginin bu kurumlarda olmadığını, bakanlıkların bile şirketler konusundan bihaber olduğunu öğrenmiş durumdayım.

İzmir‘in 30 ilçe belediyesine ya da ortak olduğu şirketlere ait bilgileri daha ayrıntılı olarak incelediğimiz takdirde karşımıza oldukça ilginç bilgiler çıkmakta… Bu bilgileri ise şu şekilde özetleyebilirim:

1. 36 şirket yönetim kurulu başkanı ve üyeleri şeklinde belirli bir üst yönetime sahipken geriye kalan 35 şirket; özellikle de nüfus itibariyle küçük belediyelerin şirketleri, doğrudan doğruya belediye başkanına karşı sorumlu “münferiden temsile yetkili” bir ya da iki kişinin yönetimine bırakılmış durumda.

2. Karabağlar, Karaburun ve Menemen belediyelerine ait şirketlerde belediye başkanlarının doğrudan doğruya yönetim kurulu başkanlığı görevini üstlendiği, diğerlerinde ise aralarında belediye müdürlerinin ya da meclis üyelerinin yer aldığı belediye başkanınca “güvenilir” kişilerin yer aldığı, böylelikle bu kamu görevlilerine ya da siyasetçilere ek bir gelir kapısı yaratıldığı görülmekte.

3. İlçe belediyelerine ait 71 şirketten 15’inin isminde “personel” sözcüğü geçtiği için bu şirketlerin, belediye işçilerinin taşeron eliyle istihdam edilmesi işinde kullanıldığı ve bu durumun emeğin sömürüsü açısından oldukça sakıncalı olan taşeronlaşmanın sürecine katkıda bulunduğu görülmektedir.

4. İlçe belediye şirketleri arasındaki en ilginç özellik, 8 şirket ile en fazla şirkete sahip Çeşme Belediyesi‘nde karşımıza çıkmaktadır. Zira Sayıştay‘ın Çeşme Belediyesi 2022 yılı denetim raporu bilgilerine göre, bu şirketlerin sadece ikisinde belediye sermayenin % 100 ve % 99,98’ine sahipken; diğer 6’sında % 0,004 ila % 5 arasında değişen çok küçük oranlarda hisse sahibi olduğu görülmektedir. (1)

Durum bu şekilde ilginç bir tabloyu sergilemekle birlikte, belediyenin % 99,98 oranında hissedar olduğu Alataş, Alaçatı İmar İnşaat Turizm San. ve Tic. A.Ş.‘nin % 5 oranında hissedar olduğu ve adı Port Alaçatı isimli yatırımı ile gerçekleştirilen kıyı yağması ve vergi yolsuzlukları nedeniyle sıkça anılan Alaçatı Turizm Yatırım ve İşletme A.Ş.‘ndeki yönetim kurulu başkanlığı makamının, Alataş A.Ş.‘ye; yani 2019-2024 ve 2024-2029 hizmet dönemlerinde sırasıyla Çeşme belediye başkanları Muammer Ekrem Oran‘la Lal Denizli‘ye ikram edilmiş olması, bir yandan belediye başkanlarından alınan destekle kıyı yağmasıyla vergi yolsuzluklarını gerçekleştirip bunu sürdürülebilecek dokunulmaz bir güce ulaşmak istendiğini, diğer yandan da Alaçatı eski belediye başkanı Remzi Özen‘in bile sırf bu şirketin projelerindeki usulsüzlük ve yolsuzluklar nedeniyle bir zamanlar hapse düşmesini sağlayan belediye pay ve desteğini; böylelikle, bir belediye şirketinin çok ufak bir payla hissedar olduğu özel bir şirket eliyle suç işlemeyi nasıl kolaylaştırdığını ortaya koymaktadır. (2)

Ayrıca “Alaçatı” ismi kullanılarak nerede kurulduğu belli olmayan; ancak, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi (TTSG)‘nde yayınlanmış ilk ilamının Ankara‘dan alındığı anlaşılan bu şaibeli ve vergi yüzsüzü şirketin, 3 Kasım 1995-21 Nisan 2015 tarihleri arasındaki ilamlara göre Ankara‘da, 14 Haziran 2013-27 Ekim 2020 tarihleri arasındaki ilamlara göre İstanbul‘da, 1 Eylül 2020 tarihi sonrasındaki ilamlara göre de İzmir‘de faaliyet gösterdiği, 29 Aralık 2010-18 Nisan 2019 dönemindeki ilamlara göre Çeşme‘de bir şubesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

5. İlçe belediye şirketleri ile ilgili bilgilerin şeffaflık ilkesine aykırı olarak yayınlanmaması nedeniyle, bu şirketlerde yönetim kurulu başkanı, üyesi ve “münferiden temsile yetkili” unvanı ile görev yapanların bunun karşılığında ne kadar huzur hakkı aldığı, -kolaylıkla tahmin edeceğiniz gibi- belediyeler ve şirketler açısından devlet sırrı gibi saklanan bilgilerdir.

Çeşme Belediye Meclisi

İki ayrı yazı bütününde yaptığımız araştırma, inceleme ve değerlendirmeler sonucunda ortaya çıkan, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyeliğinin meclis, meclis başkan vekilliği, encümen, ihtisas komisyonu, siyasi başkan yardımcılığı, üye olunan birlik ve belediye şirketleri üzerinden alınan maaş ve huzur haklarıyla adeta “ekmek kapısı“na dönüşen bir meslek haline gelmesi karşısında, belediyelerin ve meclislerinin kurumsal saygınlığını korumak amacıyla aynen kamu görevlilerini kapsayan düzenlemeler gibi belediye başkanları ve meclis üyeleri için hazırlanan “Belediye Başkanları ve Meclis Üyeleri İçin Etik İlkeler Bildirgesi” çerçevesinde yaşama geçirilmesini diliyorum: (3)

1. İlçe belediye meclislerinde herhangi bir ihtisas komisyonunda görev yapan bir meclis üyesinin, büyükşehir belediye meclisinde de aynı konu ile ilgili ihtisas komisyonunda görev alamaması,

2. Her yıl yenilenen meclis ihtisas komisyonlarındaki üyelerin üst üste iki yıl aynı komisyonda görev yapmaması,

3. Belediye meclislerinin görevlerinden biri de belediye başkanlarıyla encümen arasındaki anlaşmazlıkları karara bağlamak olduğu için meclisi yönetme yetkisi olan ilçe belediyesi ve büyükşehir belediyesi meclisi birinci başkan vekilinin encümen üyesi olmaması gibi etik normların belirlenmesi,

4. Siyasi başkan yardımcısı olan meclis üyelerinin büyükşehir belediye başkanı tarafından başkan vekili olarak görevlendirilememesi, hiyerarşisi altında olan birimlerle ilgili konuların görüşüldüğü komisyonlara üye olamaması veya toplantılarına katılmaması ya da oy hakkı olmadan katılabilmesi, encümen üyesi olmaması, olması halinde ise başkanın katılmadığı toplantılarda encümene başkanlık yapmaması,

5. İlçe belediye meclis üyesinin, ilçe belediyesinde encümen üyesi olması halinde büyükşehir belediyesinde encümen üyesi seçilmemesi,

6. İlçe belediye meclis üyesinin, hem siyasi başkan yardımcısı hem de ilçe veya büyükşehir encümen üyesi olması halinde denetim komisyonlarında görev almaması,

7. İlçe belediye başkanlarının, büyükşehir belediye meclis üyesi sıfatı ile büyükşehir belediye encümenine üye olamaması.

8. Belediye meclisi üyelerine verilen görevlerle bunun karşılığında ödenecek huzur haklarının, belediye meclisindeki tüm üyeleri kapsayacak şekilde üye olabilecekleri komisyon sayıları itibariyle sınırlanıp yapılan tüm ödemelerin şeffaflık ilkesi doğrultusunda kamuoyuna açıklanması,

9. Belediye meclisleriyle ihtisas komisyonlarının bir yıl içinde yaptıkları çalışmalarla ilgili faaliyet raporlarının, aynen belediye başkanının faaliyet raporu gibi düzenlenerek kamuoyuna açıklanması,

10. Merkezi ve yerel yönetimlerde tasarruf uygulamasının gerçekleştiği ya da belediyelerin büyük miktarlarda borçlu olduğu dönemlerde belediye çalışanlarından istenen fedakarlık çerçevesinde meclis, encümen ve ihtisas komisyonu üyelerinin de gönüllü olarak fedakarlık yapıp huzur hakkı talep etmemesi,

11. Belediyelerin karar ve denetleme organı olan belediye meclisi üyelerinin, belediyelerde siyasi başkan yardımcısı, şirketlerde de yönetim kurulu başkanı, başkan vekili ve üyesi gibi görevler almaması ve bu üyelere bu şekilde görevler verilmesi durumunda herhangi bir şekilde ödeme yapılmaması,

12. Belediyelere ait tüm kamu hizmetlerinin, belediye şirketlerinin tek başına ya da başka şirketlerle birlikte “ticari sır” perdesi arkasına saklanarak kolaylıkla suç işlemesini sağlayan, bu nedenle de kamu yararı açısından suç mahalli olarak nitelediğim şirketler eliyle özelleştirilmesinden vazgeçilerek, belediyelerin Toplumcu Belediyeciliğin temel ilkelerinden biri olan Anti-Kapitalist Belediyecilik anlayışı çerçevesinde “yeniden belediyeleşme” hareketiyle birlikte belediyeler tarafından yürütülmesi sağlanmalıdır.

……………………………………………………………………………………………..

(1) Çeşme Belediyesi 2022 Yılı Denetim Raporu, sh. 7-8, https://www.sayistay.gov.tr/reports/download/47o8yvLgy6-izmir-cesme-belediyesi (Erişim Tarihi: 25.10.2024)

(2) https://www.evrensel.net/haber/529571/cesme-alacati-portta-vergi-usulsuzlukleri-bitmiyor, https://www.evrensel.net/haber/524696/cesme-alacati-portta-buharlasan-milyon-avrolar-meclis-gundeminde, https://www.evrensel.net/haber/505159/alacati-port-davasina-buharlasan-milyon-eurolar-damga-vurdu, https://www.evrensel.net/haber/519481/cesme-alacati-portta-milyonlarca-avro-vergi-usulsuzlugu

(3) Keleş, R., Gençkaya, Ö. F., Yerel Yönetimlerde Etik Mevzuatı ve Uygulaması, Marmara Belediyeler Birliği Kültür Yayınları, İstanbul, 2022, s.383-386.

Yararlanılan Kaynaklar

Alıcı, O. V., Kızılboğa Özaslan, R., “Büyükşehir Belediye Meclislerinde Temsil Sorunu ve Meclis Üyelerinin Üstlenebilecekleri Görevlerdeki Orantısızlık“, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, Cilt 29, Sayı 1, Ocak 2020, s.95-115. https://library.dogus.edu.tr/mvt/pdf.php

Demir, M. A., “Türkiye’de Belediye Meclis Üyelerinin Temsilde Adalet Bakımından Değerlendirilmesi“, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt 78, No.2, 2023, s.311-332. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2297330

Dikyol, Z., Açıklamalı ve İçtihatlı Belediye Meclisinin Görevleri, Türkiye Belediyeler Birliği, Ankara-2024.

Güler, F., “Büyükşehir Belediye Meclisi Üyeliği Seçim Sisteminin Sebep Olduğu Sorunlar“, Akademik İzdüşüm Dergisi, Yıl: 2023, Cilt 8, Sayı 1, S.155-184. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2888506

Belediye Meclisi Toplantı ve Çalışmasına Dair Yönetmelik

Belediye meclis komisyonları ve “huzur hakkı demokrasisi” (1)

Ali Rıza Avcan

Türkçe Sözlük, kullanım açısından biraz eskimiş olmakla birlikte “ihtisas” sözcüğünü “uzmanlık“, “ihtisas yapmak” deyişini ise, “belli bir konuda özel eğitim görerek uzmanlaşmak” olarak tanımlıyor. Bu anlamda, “ihtisas sahibi” kişi denilince, belirli bir alanda eğitim alarak bilgi, birikim ve deneyim kazanan uzmanları, “ihtisas komisyonu ” denilince de bu tür uzmanlardan oluşan çalışma gruplarını anlamamız gerekiyor.

Örneğin hukuk eğitimi alarak hukuk, mimarlık ya da şehir planlama eğitimi alarak yapı, yapılaşma ve imar, kültür ve sanat alanında eğitim alarak bu konuyla ilgili yaratıcılık, üretim ve tasarım, halkla ilişkiler alanında eğitim alarak iletişim ve tanıtım alanlarında bilgi sahibi olup uzmanlaşmak ya da “hukuk komisyonu” ya da “imar ve bayındırlık komisyonu” denilince sadece bu konularda uzmanlaşmış insanların bir araya geldiğini, bunların dışında kalanların ise orada yer almaması gerektiğini düşünüyoruz.

Türkçe’nin bize kazandırdığı diğer bir deyim ise, bir işin gerçekleşmesini zorlaştırmak istediğinizde ya da yapılacak bir işten kısa zamanda sonuç alınamayacağını ifade etmek için kullandığımız “işi komisyona havale etmek” deyişidir. Böylelikle ele alınan bir işin kısa sürede yapılamayacağını, başka bir deyimle ne zaman sonuçlanacağının bilinmediğini anlatmak isteriz.

İşte bugünkü yazımız da, anlamlarını açıklamaya çalıştığımız bu “ihtisas“, “ihtisas komisyonları” ve “işi komisyona havale etmek” sözcükleri ile ilgili olacak.

Çünkü belediye meclisi üyeliğinin adeta bir mesleğe dönüştüğü bugünlerde, iğneyle kuyu kazarcasına yaptığımız araştırma sonucunda, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin, temsil ettikleri ilçe belediyesi ile büyükşehir belediyesinin encümen, denetim ve ihtisas komisyonlarında; ayrıca, büyükşehir ve ilçe belediyesi şirketlerinde görev yapıp yapmadığını, görev yapıyorsa ya da yapmışsa kaç adet ve ne miktarda huzur hakkı aldığı ile ilgili olacak…

Ancak İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin hem İzmir Büyükşehir Belediyesi, hem de ilçe belediyesinin temsilcisi olarak görev yaptığı Ege Belediyeler Birliği, Kıyı Ege Belediyeler Birliği, Tarihi Kentler Birliği, Türkiye Belediyeler Birliği, İzmir Kuş Cennetini Koruma ve Geliştirme Birliği ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği gibi birlik ve kurumlarda genel kurul delegesi ya da yönetim ve denetim kurulu üyesi olarak görev yapan meclis üyelerine, bu birlik ve kurumların ne miktarda huzur hakkı ödediğini belirleyemediğimiz için, bu konuyu zorunlu olarak bu araştırmanın dışında bırakmak zorunda kaldık.

İki bölümden oluşacak yazı dizimizin ilk bölümünde örnek olarak ele aldığımız İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelerinin, 2009-2024 yılları arasındaki üç hizmet dönemi ile 2024-2029 döneminin ilk yılı olan 2024’de huzur hakkı aldıkları encümen, denetim ve ihtisas komisyonları üyeliğiyle 2024 yılı itibariyle İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinde, yazımızın ikinci bölümünde ise yine aynı meclis üyelerinin 2024 yılı itibariyle temsil ettikleri ilçe belediye meclisleriyle şirketlerindeki ve üyesi oldukları birlik ve kurumlarda huzur hakkı aldıkları görevleri inceleyip değerlendireceğiz.

Tabii ki, belediye meclisi üyelerinin üye oldukları ihtisas komisyonlarını düzenleyen Belediye Meclisi Çalışma Yönetmeliği hükümlerini dikkate alıp gerektiğinde buna ilişkin açıklamalar yapmak suretiyle…

Belediye meclisi hiyerarşisi…

5393 sayılı Belediye Kanunu‘nun 24. maddesine göre belediye meclisi, üyeleri arasından en az 3, en fazla 5 kişiden oluşan ihtisas komisyonları kurabilir ve komisyonların bir yılı geçmemek üzere ne kadar süre için kurulacağı aynı meclis kararında belirtilir. Komisyon üyesi sayıları, büyükşehir belediyelerinde 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu‘nun 15. maddesi uyarınca en az 5, en fazla 9 kişi olarak düzenlenmiştir.

İhtisas komisyonları, her siyasi parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşturulur. Büyükşehir belediyelerinde imar ve bayındırlık, plan ve bütçe, denetim, çevre ve sağlık, eğitim, kültür, gençlik ve spor ve ulaşım; yani 6 komisyonun kurulması, ilçe belediyelerinde ise imar ve bayındırlık, plan ve bütçe ve denetim; yani, 3 komisyonun kurulması zorunlu, diğerlerinin kurulması ise meclisin tercihine bağlıdır.

İhtisas komisyonlarının görev alanına giren işler bu komisyonlarda görüşüldükten sonra belediye meclisinde karara bağlanır. Meclis toplantısı sonrasında imar komisyonu en fazla 10 iş günü, diğer komisyonlar ise 5 iş günü içinde kendilerine havale edilen işleri sonuçlandırmak zorundadır.

Komisyonlar, kendilerine havale edilen işlerle ilgili raporlarını bu sürenin sonunda meclise sunmadıkları takdirde, konu meclis başkanı tarafından doğrudan gündeme alınır. Yönetmeliğin 21. maddesinin beşinci fıkrasına göre, imar ve bütçe konularında gündeme gelen konular bu komisyonlara gönderilmeden karara bağlanamaz.

Ancak geçtiğimiz günlerde Kurtuluş Savaşı 100. Yıl Anı Evi ile ilgili yazımızda da belirttiğimiz gibi, bu anı evinin Konak Belediyesi‘ne kiralanması ile ilgili başkanlık önergesi 12 Ağustos 2024 tarihinde komisyonlara havale edildiği ve bu konu meclis başkanı tarafından doğrudan gündeme alınmadığı halde plan ve bütçe komisyonunun 20 gün sonraya isabet eden 02 Eylül 2024 tarihinde karar vermesi gibi durumların yaşanması da mümkün olabilir.

5393 sayılı Belediye Kanunu‘nun 24. maddesine göre; “ihtisas komisyonları, her siyasi parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşturulur.” Belirtilen hüküm ve bu konuda alınmış mahkeme kararlarına göre ihtisas komisyonlarına üye seçiminde basit orantı yöntemi kullanılır.

Söz konusu ihtisas komisyonlarındaki üyelere, katıldıkları her bir komisyon toplantısı için bugünkü yazımızın konularından biri olan huzur hakkı ödemesi yapılır. Ödenecek huzur hakkı miktarı ise her yılın ilk ve ikinci altı aylık sürelerine göre değişip; 2024 yılının ikinci dilimine isabet eden 01 Temmuz-31 Aralık 2024 tarihleri arasındaki dönem itibariyle göre şu şekildedir: (1)

Bu miktarlar tabii ki üye olunan komisyon ve toplantı sayılarının artması durumunda daha da çoğalacak ve bunun doğal bir sonucu olarak ihtisas komisyonu üyelerinin aldığı huzur hakkı miktarı bazen asgari ücretli işçilerin ya da memurların maaşlarını bile geçebilecek, böylelikle gönüllü yapılması gereken belediye meclis üyeliği, toplantıya katılıp oy verme karşılığında alınan paralarla bir ticaret ya da meslek konusuna dönüşebilecektir.

Şimdi isterseniz belediye meclislerindeki ihtisas komisyonlarını ve bu komisyonlarda görev alan belediye meclisi üyelerine ödenen huzur haklarını İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi örneğinde ele alarak bu meclisin 2009-2024 döneminde nasıl bir değişim geçirdiğini incelemeye başlayabiliriz.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyeleri, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkındaki Kanun‘un 10. maddesinin (c) fıkrası hükmü ile Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından duyurulan 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimlerin sonuçlarına göre, yereldeki seçmenler yerine üyesi oldukları siyasi partilerce belirlenen 153 ilçe belediye meclisi üyesiyle 1’i büyükşehir belediye başkanı, 30’u ilçe belediye başkanı olmak üzere 31 ilçe belediye başkanından, toplam olarak 184 meclis üyesinden oluşmaktadır. İlçeler adına seçilen ve ilçe belediye meclislerinin diğer üyelerine göre daha ayrıcalıklı konumda olan belediye meclisi üyeleri, hem ilçe ve büyükşehir belediye meclisinde görev üstlenerek; hatta seçildikleri ilçe ile büyükşehir belediyesi şirketlerinde yönetim kurulu başkanı ya da üyesi sıfatıyla görev yapan 153 adet “Creme de la creme meclis üyesi“, sayısı toplamda 786’yı bulan meclis üyesinin “kaymak tabakası” olarak ayrıcalıklı olma halinin mükafatını fazlasıyla almaktadır.

Örneğin bu meclis üyelerine, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi olarak her ay üç kez yapılan olağan meclis toplantısına katıldıkları takdirde, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 08 Ocak 2024 tarih, 2 sayılı kararı uyarınca büyükşehir belediye başkanına yapılan brüt 210.862,80 TL. tutarındaki aylık ödemenin günlük tutarının üçte biri miktarında; yani, geldikleri ilçelerde geçerli huzur hakkı miktarları dikkate alınmaksızın 2.342,92 TL X 3 toplantı = 7.028,76 TL., bir ayda üç kez yapılan belediye meclisi toplantılarına 184 adet üyenin tümünün katılması durumunda, 2024 yılının ikinci altı ayında geçerli olan tarifeye göre her ay toplam olarak 1.293.291,84 TL, bir yıl içinde de 15.519.502,08 TL tutarında huzur hakkı ödenmesi mümkündür.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üye sayısı, aşağıdaki tablodan da görüleceği gibi il nüfusunun yıllar içindeki artışına bağlı olarak 2009-2014 döneminde 24’ü belediye başkanı, 104’ü meclis üyesi olmak üzere 128’e, 2014-2019 döneminde 31’i belediye başkanı, 168’i meclis üyesi olmak üzere 168’e, 2019-2024 döneminde 31’i belediye başkanı, 176’sı meclis üyesi olmak üzere 176’ya ve son olarak 2024-2029 döneminde 31’i belediye başkanı, 153’ü meclis üyesi olmak üzere 184’e yükselmiştir.

Belediye ve meclis başkanlarının belediye, ESHOT ve hal encümenleriyle ihtisas komisyonlarında yer almadığı durumda;

1) 2009-2014 döneminde toplam 104 meclis üyesi için oluşturulan 157-160 encümen ve komisyon üyeliğinin yıllara göre % 59-61 (93-96 üye) aralığında değişen üye,

2) 20014-2019 döneminde toplam 137 meclis üyesi için oluşturulan 126-139 encümen ve komisyon üyeliğinin yıllara göre % 80-89 (124-139) aralığında değişen üye,

3) 2019-2024 döneminde toplam 145 meclis üyesi için oluşturulan 127-137 emcümen ve komisyon üyeliğinin yıllara göre % 56-76 (127-137) aralığında üye,

4) 2024-2029 döneminin ilk yılı olan 2024 yılında da toplam 153 meclis üyesi için oluşturulan 225 adet encümen ve komisyon üyeliğinin % 67 (150 üye) oranında ki üye tarafından doldurulduğunu görürüz.

Ortaya bu şekilde bir dağılımın çıkması ise, yine aynı tablonun son sütunundaki yüzde oranlarını dikkate aldığımızda 2009-2024 yılları arasındaki 16 yıllık hizmet süresi içinde belediye meclisi üyelerinin en az % 56’sının, en fazla % 89’unun encümenlerle ihtisas komisyonlarında yer bulabildiği, geriye kalanların ise hiç bir şekilde encümen ya da ihtisas komisyon üyesi olamadığı; ayrıca, beş yıllık her hizmet döneminin ilk yılında seçimler sonrasında ortaya çıkan ve daha fazla meclis üyesinin komisyonlarda görev almasını hedefleyen demokratik yaklaşımın yıllar geçtikçe bozulduğu ve seçim öncesine rastlayan beşinci yılda en adaletsiz dağılımın ortaya çıktığı, son bir ya da iki yılda ayrıcalıklı ve “her alanda uzman olan” bazı meclis üyelerinin görev aldığı komisyon sayısında 3’e; hatta, 4’e ulaşan artışlar olduğu görülür.

Yukarıdaki tablo dikkatli bir şekilde incelenecek olursa, ihtisas sahibi olduğu söylenen komisyonların her seçim sonrasında, artan nüfus ve kentsel sorunların çeşitlenip artması nedeniyle; ayrıca, bazı meclis üyelerinin çalışıp huzur hakkı alabilmesi amacıyla yeni ihtisas komisyonlarının yaratıldığı; böylelikle daha fazla meclis üyesinin komisyonlara üye olduğu görülmektedir.

Bu durum bazen o kadar açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır ki, her ne kadar örnek aldığımız belediye meclisi İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi olmakla birlikte; 31 Mart 2024 tarihli seçimler sonrasında herhangi bir ihtisas komisyonunda yer almadığı gerekçesiyle itiraz eden Konak Belediye Meclisi üyelerinin talebi üzerine, acilen yeni ihtisas komisyonları kurularak hoşnutsuz meclis üyelerinin memnun edilmesi sağlanmıştır. Bu durum tabii ki, İzmir Büyükşehir Belediyesi için de geçerlidir ve bunun doğal bir sonucu olarak kadın-erkek eşitliği komisyonunun adının 2019 yılında CHP’lilerin oyuyla toplumsal cinsiyet eşitliği komisyonuna, derin ideolojik ayrılıklar nedeniyle 2019-2023 döneminde ısrarla üye vermeyen AKP, 2024 yılında üye vererek daha fazla komisyon üyesi olmaya başlamıştır.

Bazı ihtisas komisyonları, özellikle de herkesin bildiği üzere imar ve bayındırlık komisyonu ya da plan ve bütçe komisyonu üyeliği bütün belediye meclislerinde fazlasıyla rağbette olup adeta tüm meclis üyeleri bu iki komisyona girebilmek için fırsat kollamakta, sırada olabilmek için can atmaktadır… Çünkü kentteki rantı yönetmek ya da mali anlamda suyun başında olmak önemlidir ve size istediğiniz kapıları açmada oldukça yeni imkânlar sunabilir… Böylelikle kentteki büyük gayrimenkul sahiplerini, inşaat şirketlerini ve toprak ya da arsa rantı ile ilgili lobilerini, kamu kaynaklarını tırtıklamak isteyen grupları tanıyabilir, onlarla özel ilişkiler geliştirebilir; hatta geleceğin belediye başkanları, milletvekilleri bile olabilirsiniz… Bunun en iyi örneği, 2022 ve 2023 yıllarında İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi İmar ve Bayındırlık Komisyonu başkanı olan İrfan Önal‘ın bugün Bayraklı Belediye Başkanı olmasıdır.

Herhangi bir İhtisas komisyonuna girip çalışmak için o komisyonun gerektirdiği ihtisas; yani uzmanlık bilgisine sahip olmanız gerekmemektedir. Bunun en yakın ve somut örneği, önce 2019 yılında encümen üyesi iken 2020 yılında hiçbir encümen ve komisyonda yer almayan, 2021 yılında imar ve bayındırlık komisyonu üyesi, 2022 ve 2023 yıllarında ise aynı komisyonun başkanlığını yapan tekstil mühendisi İrfan Ünal‘ın 2024 seçimleriyle birlikte İzmir‘in rantı en yüksek ve bereketli ilçesi Bayraklı‘ya “yürü kulum” dercesine belediye başkanı olması ya da Yüksek Seçim Kurulu (YSK)‘na yaptığı başvuruda “kişisel gelişim uzmanı” olduğunu bildiren Seyhan Müşerref Kuralı‘nın 2024 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi Turizm ve Fuarcılık Komisyonu başkanı olarak görev yapıyor olması bu liyâkat sorunun en güzel örnekleridir.

İşte bu tespitin diğer bir sonucu olarak, özellikle de 2019-2024 dönemi belediye meclisinde bazı meclis üyelerinin adeta bir tenis topu gibi her yıl değişik bir ihtisas komisyonuna alınarak görevlendirildiği görülmektedir.

Hem de nasıl!!! Değil 1, 2, 3 ve hatta aynı anda 4 komisyonda görev yapmaları mümkün… Tabii ki partisi ve meclisi içinde güçlü ilişkileri varsa ve komisyon üyeliği meclis dışındaki başka birilerinin işine yarıyorsa… Bu konuda 4 ihtisas komisyonu üyeliği ile rekoru elinde bulunduranlar kimler diye sorarsanız; ben de size, 2009-2014 döneminde Günsel Sağlam, Sevin Brav, Halil Serbeş, Semra Arık, 2016 için Göksel Dinçer, 2021 için Fikret Mısırlı, 2022 için Bahar Gürsul, Nilüfer Bakoğlu Aşık, Selahattin Şahin, Sıla İlgi Akkaş, Yeşim Tekoğlu ve 2023 için Sıla İlgi Akkaş isimlerini verebilirim… Tabii ki imar ve bayındırlık ya da plan ve bütçe gibi “baba” komisyonlarda yer alıp veya encümen üyeliği yapıp tek bir komisyonla idare eden “kanaatkârları” da unutmamak koşuluyla…

Gerekmiyor; ama bazı komisyonların toplanıp üyelerin huzur hakkı alması ya da daha fazla huzur hakkı alabilmesi için neredeyse her önergenin komisyonlara havale edilmesi şeklinde bir alışkanlık var. Bunun en iyi örneğini ise, 2024 yılı toplantılarında Cumhur İttifakı üyesi meclis üyelerinin bozkurt işareti yapıp UEFA‘dan ceza alan Merih Demiralp‘in heykelinin yapılması için verdikleri önergenin, CHP’li üyelerin herkesçe bilinen tutumları nedeniyle komisyonlara havale edilmeden doğrudan doğruya görüşülüp karara bağlanması mümkün olmakla birlikte, baştan karşı çıkılması uygun görülmeyen böylesi bir siyasi hamlenin uzun vadede unutulup telafi edilmesi için buna dair önerge hiç gerek yokken ihtisas komisyonlarına sevk edilmiş ve böylelikle, “işi komisyona havale etmek” anlayışı içinde birden fazla ihtisas komisyonuna toplantı yapıp huzur hakkı alma imkânı verilmiş ve sonuç olarak, verilen önerge önce komisyonlardaki, daha sonra da meclisteki CHP‘li üyelerin oylarıyla reddedilmiştir.

Gerek 5393 sayılı Belediye ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi kanunları, gerekse Belediye Meclisi Toplantı ve Çalışmasına Dair Yönetmelik hükümlerine göre hiç de gerekmiyor, söz konusu düzenlemelerde bunu gerektirecek bir zorunluluk yok; ama, çoğu kez hangi önergenin hangi ihtisas komisyonlarına gönderileceğini meclis toplantısı öncesine diğer parti grubu sözcüleriyle belirleyen belirleyen CHP grup sözcüsünün organize ettiği bu uzlaşma trafiği kapsamında bir önerge ne kadar çok ihtisas komisyonuna gönderilip bu komisyonlara ne kadar fazla toplanma imkânı yaratılırsa; işte o ihtisas komisyonu üyeleri de, o kadar fazla huzur hakkı alma hakkına kavuşabiliyor.

Bu durum günlük yaşamda daha çok esnaf ve sanatkârların kendi meslek odalarında, 20, yıl, 30 yıl oda başkanlığı yapıp yıllananlar şeklinde karşımıza çıkar… İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nde ise adeta esnaf meslek örgütlerinde görüp alıştığımız bu durumu yine aynı konuyla ilgisi olan Esnaf ve Meslek Odaları İhtisas Komisyonu‘nda görürüz ve “böylesi bir durum acaba esnafların loncalardan bu yana sürdürdüğü mesleki bir alışkanlık mı?” diye sormaktan kendimizi alamayız. Çünkü uzun yıllar İzmir Belediye Meclisi üyesi olarak seçilen Şerif Sürücü, araştırmamıza konu aldığımız 16 yıllık 2009-2024 döneminde Esnaf ve Meslek Odaları İhtisas Komisyonu başkanlığı görevini 2010 yılından 2023 yılına kadar tam 14 yıl süreyle devam ettirmiş, adeta bu komisyon belirtilen tarihler arasında Şerif Sürücü‘ye teslim edilmiştir. Şerif Sürücü Esnaf ve Meslek Odaları Komisyonu‘ndaki bu egemenliğini 2022 ve 2023 yıllarında diğer önemli bir komisyon olan Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliği ile takviye edip güçlendirmiştir.

Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir Belediyesi meclislerinin ezeli ve ebedi üyesi avukat Rıfat Özer ise, 2009-2014 döneminde adeta Hukuk Komisyonu başkanlığı ve Ulaşım komisyonu üyeliği ile teslim almış, 2014-2023 döneminde ara verdiği bu görevi 2024 yılında bu kez yine Hukuk Komisyonu başkanlığı ve eskisinden farklı olarak Kent Konseyi Komisyonu üyesi olarak devam ettirmeye başlamıştır.

31 Mart 2024 tarihi sonrasında oluşan yeni İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay‘ı yakından etkileyip ondan İzmir Büyükşehir Belediyesi şirketlerinde ya da İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ortağı olduğu şirketlerde önemli pozisyonlar koparan bazı isimler bulunmaktadır. Şirket yönetim kurulu başkanlığı, başkan vekilliği ya da yönetim kurulu üyeliği gibi pozisyonlar için bu isimlere ne miktarda huzur hakkı ödendiği “ticari sır” olarak saklanmakla birlikte toplum içinde konuşulan rakamlara göre aylık düzeyde 120, 130 bin liradan az olmayan huzur hakları aldığı söylenmektedir.

Bu şanslı, kayırılan isimler kimlerdir derseniz; ben de size eski başkan Tunç Soyer‘le yollarını ayırıp yeni belediye başkanına yaklaşan Mustafa Özuslu‘nun, bu manevranın mükafatı olarak aldığı İZFAŞ A.Ş. ile İzmir‘in doğalgaz dağıtımını yapan İzmir Doğalgaz A.Ş. isimli şirketteki -muhtemelen dolgun huzur haklaı karşılığında- 2 yönetim kurulu üyeliğini, Cemil Tugay’ın Karşıyaka‘dan getirdiği iki isimden biri olan harita mühendisi Nilüfer Bakoğlu Aşık‘ın Egeşehir Planlama A.Ş.‘ndeki yönetim kurulu üyeliğini, ikinci isim olan TMMOB Kimya Mühendisleri Odası İzmir Şubesi eski başkanı Saadet Çağlın‘ın İzenerji A.Ş.‘ndeki yönetim kurulu başkan vekilliği ile Çeştaş A.Ş.‘ndeki yönetim kurulu üyeliğini ve son olarak ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü‘nden mezun olduktan sonra Ege Üniversitesi‘nde sosyoloji doktorası yapan Zafer Levent Yıldır‘ın İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin en büyük ve sorunlu şirketi İZBETON‘daki yönetim kurulu başkanlığını dile getirebilirim.

Belediye şirketlerinin yönetiminde yer alan bu dört isme ödenen huzur hakkı ise, diğer şirket yöneticilerde de gördüğümüz gibi “ticari sır” olarak kamuoyunun bilgisinden kaçırıldığı için, belediye başkanı ile adlarını verdiğim bu meclis üyeleri arasındaki özel bağlılık ilişkisiyle sadakatin bedelinin ne olduğu ve ne zamana kadar süreceği -ne yazık ki- bilinmemektedir.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 2009-2024 dönemi encümenler, ihtisas komisyonları ve belediye şirketleri düzleminde ortaya koyduğu performansa yönelik tespitlerimizin sonucunda aşağıdaki önerilerin geliştirilmesi uygun görülmüştür:

1. Temsili demokrasinin iflas edip bizim seçtiğimiz milletvekilleriyle belediye başkanı ve meclis üyelerinin “bizim” ve “bizden” olmaktan çıktığı bir süreçte, siyasi parti genel merkezlerindeki kemikleşmiş oligarşik yapılarca belirlenen meclis üyeleriyle bu üyeler arasında en güvenilir parti ajanları anlamına gelen “kontenjan” adaylarının mahalli idareler seçim sisteminin çıkartılarak, mevcut güçlü belediye başkanlığı sisteminin, belediye başkanından ve siyasi parti genel merkezlerinden bağımsız belediye meclisleri ile dengelenmesi, bu şekilde yaratılacak “denge-denetleme mekanizması” ile yerel yönetimlerin daha demokratik bir hale dönüştürülmesi,

2. Öncelikli olarak her bir meclis ihtisas komisyonun bir hizmet yılı içinde hangi konuları görüşüp ne şekilde kararlar aldığını ve her bir komisyon üyesine ne miktarda huzur hakkı ödendiğini gösteren ihtisas komisyonları ile ilgili yıllık faaliyet raporlarının düzenlenerek kamuoyu ile paylaşılması,

3. İhtisas komisyonları için yapılacak seçimlerde, seçilen üyenin sahip olduğu uzmanlık bilgisi ile görev yapacağı komisyonun faaliyet alanı arasında uyum olduğunu gösteren bilgi ve belgelerin kamuoyu ile paylaşılması,

4. Belediyelerin karar organı olan ve bu nedenle yerel yönetimlerin özerkliği açısından çok önemli olan belediye meclisi üyelerinin tarafsızlığını sağlamak amacıyla, hiçbir şekilde belediye şirketlerinin yönetiminde yer verilmemesi,

5. Belediye meclisinin oluşturduğu çok fazla sayıdaki ihtisas komisyonunun etkinlik, verimlilik ve tasarruf ilkeleri çerçevesinde azaltılması, her önergenin komisyonlara havale edilmemesi, gerektiği takdirde işin uzmanı olmayan belediye meclisi üyeleri yerine işin gerçekten uzmanı olan üniversite, TMMOB, Baro ve konuyla ilgili sivil toplum örgütleri gibi dışarıdan kişi ya da kurumlara danışılması,

Daha sağlıklı, planlı kentlerin gelişmesi ve kentlerdeki yaşam kalitesinin gelişip güçlenmesi açısından doğru ve yerinde olacaktır.

Devam edecek…

(1) Hazine ve Maliye Bakanlığı Kamu Mali Yönetim ve Dönüşüm Genel Müdürlüğü’nün 05 Temmuz 2024 tarih, (5) sıra sayılı genelgesi.

Yararlanılan Kaynaklar

Güler, F., “Büyükşehir Belediye Meclisi Üyeliği Seçim Sisteminin Sebep Olduğu Sorunlar“, Akademik İzdüşüm Dergisi, Yıl: 2023, Cilt 8, Sayı 1, S.155-184.

Belediye Meclisi Toplantı ve Çalışmasına Dair Yönetmelik

Kurtuluş Savaşı 100. Yıl Anı Evi, yok edilmeyip geliştirilmeli ve bir müze haline getirilmelidir!

Ali Rıza Avcan

2013 yılından bu yana devam eden bir çalışmanın, daha doğrusu mücadelenin yer yer ve zaman zaman tanığı olarak bugün size, Konak ilçesi, eski adıyla Natırzâde, yeni adıyla Tan mahallesi, yine eski adıyla Müftüzâde, yeni adıyla bize geçmişe dair hiçbir şeyi anımsatmayan 838 sokak, No.23’deki büyük tarihi binanın, diğer bir anlatımla muhteşem bir konağın öyküsünü anlatmaya çalışacağım…

Tapu kaydının 18 pafta, 119 ada, 4 parselindeki 549 m²’lik arsa üzerine 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlarında inşa edilen “Korunması Gerekli Kültür Varlığı” olarak tescilli bu tarihi konaktan haberdar olduğumda, buranın Cumhuriyet‘in ilk yıllarında Tapu Kadastro Müdürlüğü ve Askerlik Şubesi, 1950-1969 yılları arasında Kestelli Kız Okulu olarak kullanıldığını, bu tarihten sonra trikotaj atölyesi olarak kiralandığını, yapının 1932 yılında Yemişçizade Hacı Mustafa Efendi oğlu Mehmet Nuri Bey ve Mustafa oğlu İsmail Hakkı’ya, daha sonra da Mehmet Nuri kızı Şerife Vecihe Alanyalı‘ya ait olduğunu, 1979 yılında Sadi Şenocak tarafından Fethullah Gülen tarikatı ile bağlantılı S.S. Akevler Kredi ve Yardımlaşma Kooperatifi tarafından satın alındığını, kooperatifin adının daha sonra S.S. Akevler Hizmet ve Dayanışma Kooperatifi olarak değiştirildiğini ve 1994 yılında S.S. Akbilim Konut Yapı Kooperatifi’ne satıldığını, söz konusu gruba ait Milli Gazete ofisinin burada bulunduğunu, buranın bu süre içinde çeşitli eğitim etkinliklerinin yapıldığı bir merkez ve öğrenci yurdu olarak kullanıldığını, 2013 yılında da 5 Milyon lira karşılığında Konak Belediyesi tarafından satın alındığını öğrenmiştim.

Binanın içinde ve dışında bir zamanlar asılı olan tabelalar…

Her tarihi binanın geçmişinde kendine özgü bir öyküsü olduğunu bildiğim ve bu binanın da o öykü üzerinden tanınmasını arzuladığım için, konağın Alanyalılar Konağı olarak anıldığı dönemde “Alanyalı” soyadını taşıyan tüm tanıdıklarımı, başta sevgili yürüyüş arkadaşım “demiryolcu” Neslihan Alanyalı‘yı arayarak binanın geçmişini öğrenmeye çalışmış; ancak, bu binanın Alanyalı ailesinin geçmişinde hiçbir iz bırakmamış olması ya da -kuvvetle muhtemel- benim, değişik gruplardan oluşan geniş Alanyalı ailesinin bu konak ile ilişkisi olan bireylerine ulaşamamam nedeniyle tüm çalışmalarım sonuçsuz kalmıştı.

119/4 parsel: Yemişçizade Konağı, 118/4 parsel: Köy Enstitüleri Kültür ve Anı Evi, 118/2 parsel: Natırızâde Camii

Artık bundan böyle Yemişçizâde Konağı olarak anılmaya başlayan bu tarihi yapı uzun bir süre restore edilmekle birlikte satın alındığı tarihten itibaren hangi amaçla kullanılacağı düşünülmediği için devamlı olarak “şimdi ben bunu ne yapacağım?” sorusunun muhatabı olmuş, o nedenle yapının sahibi Konak Belediyesi, uzun arayışlar sonucunda “burada Kurtuluş Savaşı Müzesi kuracağız” demeye başlamıştı. (1) İşte o nedenle, o dönemde ben de 24 Mart 2017 tarihli “Satın aldık ama sonrası” başlıklı yazıyla fikirlerimi dile getirmeye çalışmıştım. (2)

Nihayetinde çoğu İzmirli için, özellikle de yaş almış İzmirli için onca trafik karmaşası içindeki zorlu Kestelli Yokuşu‘nu tırmandıktan sonra sapa bir yerde bizi bekleyen bu konak, 2020 yılı Ekim ayında Konak ve İzmir Büyükşehir belediyeleri arasında imzalanan protokol uyarınca, Konak Belediyesi mülkiyetindeki Güney Mahallesi 8055 ada, 1 nolu taşınmaz üzerindeki zemin üstü müştemilat, Göztepe Mahallesi 946 ada 3 nolu taşınmaz ve üzerindeki katlı otopark binası, Natırzâde mahallesi 119 ada 4 nolu taşınmaz (Alanyalı Konak) ve Fettah mahallesi, 374 ada 29 ve 33 nolu taşınmazların İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne devrine karşılık Konak Belediyesi mülkiyetindeki İsmet Kaptan mahallesi 1041 ada 18 nolu taşınmaz üzerine inşa edilecek olan Konak Belediyesi Hizmet Binası yapım bedelinin, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce karşılanması karşılığında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne devredilmiş ve böylelikle Alanyalı ya dayeni adıyla Yemişçizâde Konağı‘nın mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne geçmişti. (3)

İzmir Büyükşehir Belediyesi ise, 2020-2021 döneminde bu tarihi yapı ile ilgili hiçbir şey yapmamakla birlikte, 9 Eylül 1922’nin 100. yılının yaklaştığı günlerde, bahçesindeki güneş panelleri ve su dönüşüm araçlarıyla çevreye duyarlı hale getirilen bu binayı Kurtuluş Savaşı 100. Yıl Anı Evi olarak düzenlemeye karar vermiş ve bir “deneyim merkezi” olarak tasarlanan binayı, “100. Yıl Anı Evi Komitesi Başkanı Ulvi Puğ‘un gözetiminde ve İzmir Büyükşehir Belediyesi (APİKAM) Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi Şube Müdürlüğü‘ne bağlı bir birim olarak kısa bir sürede hazırlayarak 19 Eylül 2022 tarihinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer‘in “Hafıza çok önemli. Öylesine bir hız çağında yaşıyoruz ki, sanki hayat bizle başlayıp biten bir şey gibi yaşanıyor. Değil. Arkamızda çok sağlam kökler var. Eğer köklerinizi kaybederseniz, sürdürülebilir bir gelecek inşa edemezsiniz. Yaşayacağınız gelecek köklerden beslenmezse çökmeye mahkûmdur. Ne zaman ki o kökleri fark edersiniz, hatırlarsınız, sahip çıkarsınız, işte o zaman geleceğiniz aydınlanır. Bizim yapmaya çalıştığımız şey bu. Bizden sonraki kuşakların aydınlık içinde yaşamasını sağlamak. Bu topraklar herkesi doyurmaya yetecek kadar bereketli ama ne yazık ki herkesi doyurmuyor. Yoksulluk, yoksunluk diz boyu… Hiçbirimiz bunu hak etmiyoruz. Göreceksiniz, el ele, güler yüzle, mutluluk içinde yaşayacağımız bir geleceği inşa etmemize çok az kaldı” sözleriyle açmıştır. (4)

Diğer yandan bu anı evinin tasarlanması aşamasında ODTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşen Savaş, ODTÜ Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Seçil Karal Akgün, Koç Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi ve VEKAM Direktörü Prof. Dr. Filiz Yenişehirlioğlu, yazar ve küratör İzzettin Çalışlar, DEÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü E. Kurucu Müdürü Prof. Dr. Ergün Aybars, Ege Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma Merkezi E. Müdürü Dr. Eren Akçiçek ile sanat yöneticisi ve danışmanı Ahter Bademli Kıral‘ın da aralarında bulunduğu çok sayıda uzmanın katıldığı arama konferansları ile dijital ortamda ya da yüz yüze gerçekleştirilen görüşme, toplantı ve eğitimler yapıldığını bildiğim için, bu toplantılara katılıp verdikleri katkılarla bu anı evinin oluşumunda emeği geçen akademisyenlerle İzmir Büyükşehir Belediyesi görevlilerine teşekkür etmeyi, bir borç biliyorum.

Tabii ki İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin bundan böyle yapacağı her kültür ve sanat etkinliğinde, özellikle de kurumsal sergilerde bu tür işin uzmanı olan kişilerden oluşan danışma kurullarının oluşturulması ve her bir etkinliğin bu danışma kurullarının rehberliğinde gerçekleşmesini dilemek istiyorum…

19 Eylül 2022, Pazartesi gününün akşam saatlerinde gerçekleştirilen açılış töreninde görevli olanların elinde görerek alıp sakladığım ve söz konusu anı evini her ziyaretimde kullanıp yararlandığım aşağıdaki bilgi notunu, şimdi sizlerle paylaşarak yapılan güzel işleri anımsamak adına tarihe not düşmek isterim:

Kurtuluş Savaşı’nın bir yanı: haritalar ve silahlar…
Kurtuluş Savaşı’nın diğer yanı: düşünmek, yazmak ve okumak…
Elde dikilen bayraklar… Halk mücadelesinin ürünleri…

Evet, biraz önce söylediğim gibi bu tarihi yapının Kurtuluş Savaşı 100. Yıl Anı Evi olarak düzenlenmesi;

“Kurtuluş’un ve Kuruluş’un kenti” olarak kabul edilen İzmir‘de, 9 Eylül 1922’den başlayan 102 yıllık sürede Kurtuluş Savaşı ile ilgili herhangi bir bir müze ya da hafıza mekânının açılmamış olması; ayrıca, bu binanın bir zamanlar gerici bir tarikatın merkezi olarak kullanılmış olması nedeniyle bir başlangıç olarak “olumlu“, “yerinde” ve “iyi” bir girişim olmakla birlikte; çağdaş müzecilik anlayışı ve işletmeciliği açısından talihsiz bir girişim olarak da görülebilir. Çünkü söz konusu yapının mimari özellikleri çağdaş müzecilik anlayışının tam anlamıyla uygulanmasına imkan vermediği gibi, kendisini ziyarete gelmek isteyen ziyaretçileri zorlayıp yoran dik bir yokuşun başında olması nedeniyle zayıf koleksiyonu ve yalnızlığı ile baş başa kalmıştır. Ayrıca, hazırlık aşamasında sevgili dostum Orhan Beşikçi‘nin elindeki değerli malzemeleri bağışlayarak katkıda bulunduğu bu anı evinin koleksiyonunu oluşturma konusunda sadece “emaneten alma” ya da “bağış” yöntemlerinden yararlanılması ve hazırlık işlemlerinin kısa bir süre içinde gerçekleştirilmesi de bu girişimin talihsizliğini arttırmakta etkili olmuştur.

Öte yandan, Tunç Soyer ve Cemil Tugay dönemlerinde bu anı evinden sorumlu yöneticiler buranın gelişip güçlenmesi ve daha iyi hale gelmesi için kıllarını bile kıpırdatmamışlardır. Örneğin böylesi bir anı evinin olmazsa olmazı olan PR çalışmaları yapılmamış, baskılı ya da dijital kataloglar hazırlanmamış, Kurtuluş Savaşı‘nın geçtiği Salihli, Akhisar, Turgutlu ve Manisa gibi Ege Bölgesi yerleşimlerinin kent müzelerindeki sergileri getirmek akıllara gelmemiş, anı evindeki zayıf koleksiyonu bağış, trampa ya da satın alma yöntemleriyle zenginleştirmek gibi gayretlerden uzak durulmuş; anı evi aradan koskocaman 2 yıl geçmiş olmasına karşın adeta açıldığı tarihteki haliyle ziyaretçi ağırlayan bir duruma gelmiştir. Bu duruma, giriş katındaki bazı sergileme alanlarının çalışma ofisine dönüştürülmüş olmasını ya da anı evine ait dijital ekipmanın halen devam etmekte olan Yanık Yurt Sergisi’nde kullanılmak üzere alınmış olmasını da ekleyebiliriz…

Ancak bu arada, bu anı evinin hemen yanında onu destekleyip ona güç veren ikinci bir kültür ve anı evi, Köy Enstitüleri Anı ve Kültür Evi açılarak Kurtuluş Savaşı Anı Evi‘nin yalnızlığını gideren, ona yoldaş olup çok daha anlamlı bir yola çıkmıştır…

28 Ekim 2023 tarihinde Kurtuluş Savaşı 100. Yıl Anı Evi‘nin hemen yanında Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği tarafından düzenlenen Köy Enstitüleri Anı ve Kültür Evi aslında bir ülkenin Kurtuluş ile Kuruluşu‘nu en iyi şekilde somutlayan bir beraberliği sergiliyor ve böylelikle Cumhuriyet‘in 100. yılında açılan bir anı ve kültür evi, 9 Eylül 1922’in 100. yılında açılan başka bir anı evine el uzatıp destek veriyordu. Böylesine bir beraberliğin başka bir yer ve zamanda sağlanması her zaman böylesine mümkün olmazdı… Bu beraberlik, bu yan yana olma hali, Kurtuluş ile Kuruluş‘un birbirini izleyen beraberliğini sergileme açısından büyük bir fırsatı önümüze koyuyordu…

Ancak geçtiğimiz günlerde, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 9 Eylül 2024 tarihinde; yani 9 Eylül 1922’inin; yani, İzmir’in Kurtuluşunun 102. yılında aldığı 838 sayılı “talihsiz” bir kararla karşı karşıya kaldık! Adeta 9 Eylül 1922’ye kafa tutan, onu dikkate almayan bir anlayışla!

Şayet şu ana kadar duyduklarımız doğru ise ve burası Konak Belediyesi tarafından bir anı evi olmaktan çıkarılıp kafe ve sergi salonuna dönüştürülecekse, bu girişim bence bu kentin Kurtuluş, Kuruluş ve Cumhuriyet hafızasına yapılacak en büyük ihanet olacaktır… Hem de Cumhuriyet‘e, onun hafıza ve değerlerine önem verdiği iddiasında olan bir siyasi parti ve onun belediyesi ve başkanı tarafından…

Hele ki Basmane‘deki Nebahat Tabak Semt Merkezi ile Agora‘daki “Tünelli Ev” gibi restore edilerek kullanıma hazır hale getirilmiş olmasına rağmen kullanmayıp boş bırakan bir belediye tarafından…

Bence, bu anı evini, açıldığı zaman yere göğe koyamayıp şimdilerde esen rüzgara göre dedikoduya dönüşen söylentilerle kötülemeye çalışanlara da düşen bir görev var:

Şimdi suyun başında, iktidarda olduklarına göre yapmaları gereken tek doğru iş, iddia edilen yanlışlık, eksiklik ya da yolsuzlukların üzerine giderek yanlışları bulmak, doğruyu göstermek olacaktır… Bunun doğrusu, laf arasında “ama orada çok para harcanmış, çok yolsuzluk yapılmış” diyerek kötülüğün değirmenine su taşımak değil, şayet varsa bunu ortaya çıkarıp göstermek ve gerekeni yapmaktır.. Aksi takdirde, gün gelip kendileri de “sabık yönetici” durumuna düştüklerinde, onların da başlarına aynı işler gelebilir, aynı durumlara muhatap olabilirler… Aynen geçtiğimiz hizmet dönemlerinde çok fazla yolsuzluğun yapıldığı İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Dairesi Başkanlığı ile İZBETON, İZTARIM, İZELMAN ve İZDOĞA gibi şirketlerde sırasını bekleyen inceleme ve soruşturmalar gibi…

Evet, geçtiğimiz dönemde yanlış yer seçimi, sergileme yöntemlerinin anlaşılamaması ve yetersiz tanıtım çalışması gibi nedenlerle yanlış ya da yetersiz bulduğumuz, o yüzden de gelişip güçlenemeyen Kurtuluş Savaşı 100.Yıl Anı Evi konusundaki tek doğru şey, böylesi bir düşüncenin varlığı; yani, bu kentte, Kurtuluş’un ve Kurtuluş’un kenti İzmir’de Kurtuluş Savaşı ile ilgili bir müzenin bugüne kadar açılmamış olması gerçeğidir. Ne yazık ki, bu gerçeğin gereği bugüne kadar bu kente yaraşacak şekilde yerine getirilmemiş olmakla birlikte; bundan sonraki süreçte ve geç de olsa, daha uygun ve çağdaş bir mekânda bu sorunu çözmek, İzmir‘e ve Ege Bölgesi‘ne yaraşır sivil bir Kurtuluş Savaşı Müzesi‘ni kurmaktır. Tabii ki daha iyisini, daha güzelini yapmadan önce mevcut Kurtuluş Savaşı 100. Yıl Anı Evi‘ni yok etmeden, onu daha uygun başka bir yere taşıyıp geliştirmeden önce onun yerine herhangi bir kafe ya da sergi salonu yapma gibi yanlış yollara sapmadan!

Kurtuluş Savaşı Anı Evi‘nin, Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulduğu söylenen İzmir İnkılâp Müzesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Ahmet Piriştina tarafından 1950 yılında dağıtıldığı söylenen İzmir Belediye Müzesi‘nin o makûs talihini yeniden yaşamaması dileği ile… (5)

Bu ülkede, bu kentte sözünü ettiğim bu değerlere önem veren tüm kurum, kuruluş, grup ve yurttaşların desteği ve katkısı çerçevesinde Kurtuluş Savaşı Anı Evi‘nin geliştirilerek yaşatılması ve müzeye dönüştürülmesi dileği ile…

…………………………………………………………………………………………………………..

(1) www.konak.bel.tr/sayfa/projesi-ve-yapimi-tamamlanan-isler/yemiscizade-alanyali-konagi-restorasyonu

(2) (1) https://kentstratejileri.com/2017/03/24/satin-aldik-ama-sonrasi/

(3) https://www.konak.bel.tr/haber/baturdan-soyere-hizmet-binasi-tesekkuru-2783

(4) https://www.izmir.art/tr/soyer-ani-evi-baska-bir-gelecek-hedefinin-parcasi

(5) Arı, K., İzmir’in Kurtuluşu ve Yüzbaşı Şerafettin, Üçüncü Kılıç, Zeus Kitabevi, 2. Baskı, Ekim, 2008, Kitabın Resimler ve Belgeler bölümünde yer alan İzmir Büyükşehir Belediyesi Harita Şube Müdürlüğü’nün Dr. Celalettin Algan’a hitaben yazıp Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina tarafından imzalanan 01.02.2000 tarih, 127.35/33.986-1722 sayılı yazısı.

Kordon’a “duvar çekmek”!!!

Ali Rıza Avcan

İzmir‘e ilk geldiğim yıllarda, Kordon, Karşıyaka ve Konak-Üçkuyular sahilindeki birbirine yapışık yüksek apartmanları görünce, aklıma ilk gelen düşünce, “İzmirliler Yunan ordusu bir kez daha gelir düşüncesiyle yeni bir Çin Seddi yaratmışlar” şeklinde olmuştu. Çünkü 1922 yangınından kurtulmuş onca güzelim eski tarihi yapıyı yıkarak yerine birbirine bitişik, adeta uzun bir cephe hattı oluştururcasına zevksiz ve bir örnek apartmanlar yapmak bence kente yapılan en büyük ihanetlerden biri; adeta, kenti bir kez daha yakmak eyleminden başka bir şey değildi… Nitekim değerli karikatürist Tan Oral da sanki benim o düşüncemi onaylarcasına, daha doğrusu bu çirkin yapılaşmadan menfaati olmayan herkesin düşündüğü ortak fikri somutlayan o ünlü karikatürünü çizmişti…

Şimdi ise anlaşılan o çirkin apartman sıraları, gelişen yeni savaş teknolojileri karşısında yeterli gelmemiş olacak ki, sanki fırtınalı havalardaki deniz baskınları belediyeler tarafından yapılan yanlış dolgulardan kaynaklanmıyormuş, hiçbir sorun insan eliyle üretilmemiş gibi çağımızın yeni öcüsü olarak takdim edilen “iklim değişikliği” bahanesiyle denizin hemen dibine, askeri bir deyimle “sütre“; yani düşman gözünden ve ateşinden korumaya yarayacak yeni bir duvar örülmek, böylelikle, sudan korkup sırtını suya çeviren kent yöneticileri olarak, hem bu kentin gökdelenlerle her geçen gün değişen bozulan eşsiz silueti değiştirilmek, hem de kentteki insan-su ilişkisinin zayıflatılması suretiyle, deniz sevgisiyle denizcilik kültürünün daha da gerilemesinin yolu açılmak isteniyor…

Çizim: Tan Oral

Geçtiğimiz günlerde; daha doğrusu 15 Eylül 2024 tarihinde, önce İzmirli gazeteci Feyzi Hepşenkal‘ın Facebook sayfasında, daha sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin İnternet sayfasındaki “Haberler” bölümünde gördüğüm ve belediyenin hiyerarşik yapılanmasında yukarıdan aşağıya dördüncü ve altıncı sıralarda yer alan bir daire başkanı ile bir şube şefince verilen, okuduğumuzda sevinelim mi; yoksa üzülelim diye uzun bir müddet düşündüğümüz garip bir müjde ile karşı karşıya kaldık: (1)

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin hiyerarşik yapılanmasında pek de rastlamadığımız; üstüne üstlük, Zeki Yıldırım gibi hiyerarşik düzene titizlikle uyduğu söylenen bir genel sekreter yardımcısına bağlı Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi‘nin başkanı Hasibe Velibeyoğlu ile diğer bir genel sekreter yardımcısı Çağatay Güç‘e bağlı Fen İşleri Dairesi Başkanlığı Şantiye Şube Müdürlüğü Şube Şefi Alper Sualp, “Dr. Cemil Tugay’ın 180 Günlük Hızlı Eylem Planı” ve “Kordon Acil Eylem Paketi” adını verdikleri çalışmalar kapsamında, Kordon’un Alsancak Limanı başlangıcından Cumhuriyet Meydanı’na kadar olan bölümünde zemin ve fırtına duvarı için imalatlara başlandığını ilan ediyordu.

Evet, böylesine önemli ve tüm İzmir‘i ilgilendiren bir belediye projesi hakkında açıklama yapması gerekenler belediye başkanı, genel sekreter ya da genel sekreter yardımcıları olması gerektiği halde, açıklamayı sadece ve sadece bir daire başkanı ile bir şube şefi; yani belediye hiyerarşisinde yukarıdan aşağıya doğru sıraladığımızda dördüncü ve altıncı sırada olanların yapmasıydı.

Acaba belediye başkanı, genel sekreteri ya da genel sekreter yardımcıları aslında gerçekleşmeyeceği ya da sonuçsuz kalacağı baştan bilinen bu tür projelerde öne çıkıp saygınlıklarını yitirmek yerine, hiyerarşinin dördüncü ve altıncı sırasındakileri mi öne çıkarıp kendileri koruyorlardı?

Oysa bu tür büyük, önemli ve İzmir‘i ilgilendiren projeleri, “180 gün” ya da “acil” gibi durumlarla kısıtlamadan; hatta, projenin yapılabilirliği ile sürdürülebilirliğini sağlayacak olan belediye başkanının irade ve kararlılığını sergileyen resmi açıklamalarla yapılması; belki de cümle aleme duyurulacak resmi bir tanıtım etkinliğine dönüştürülmesi gerekirdi.

Tabii ki, bu haberi izleyen günlerde aynı bölgede yeniden deniz baskınlarının olması durumunda bu haberde yazılı olup vaat edilenleri unutmamak koşuluyla…

Yapılan açıklamanın kendi başına skandal olan diğer bir yanı ise, İzmir’in, ülkemizin ve dünyanın büyük bir değeri olan Kordon‘a 22 adet sel kapısı; yani fırtına duvarı yapılmasıyla ilgiliydi…

Açıklamada, “Alsancak Kordon bölgesinde kıyının dijital ikizini oluşturacağımız fiziki konfor koşullarına yönelik Avrupa Birliği projeleriyle ve deniz taşkınlarının izlenmesine yönelik Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) çalışmalarıyla araştırmalar yapılmakta. Kıyı mühendisliği açısından gerekli projeler hazırlanmakta ve altyapı iyileştirmeleri gerçekleştirilmekte. Bu projeler tamamlanıp hayata geçinceye kadar da Başkanlığımızca acil ve geçici önlem alınması gereği duyuldu” denilmekle birlikte; hem bu inceleme ve araştırma çalışmalarının sonuçlarını, hem de geçici olduğu söylense bile bu geçici uygulamaların Kordon‘da yaratacağı olası etkileri, özellikle de yapılacağı söylenen duvarların hem Kordon‘a hem de İzmir‘in siluetine vereceği zararların neler olduğunu bilmek istiyoruz…

Örneğin günlük yaşamda ya da büyük konserlerin yapıldığı veya büyük etkinliklerin gerçekleştirildiği bu alanda “su tutucu bitkiler yerleştirilecek” denilirken insanların, özellikle de gençlerin büyük bir rahatlıkla oturup yattığı ya da üzerinde yürüdüğü bu ıslak ya da nemli alanın insanın mekândan kaynaklanan tutum ve davranışlarını nasıl etkileyeceği ya da büyük, kalabalık konserler, mitingler, yürüyüşler ve etkinlikler nedeniyle bu bitkilerin hırpalanıp yok olması durumunda ne yapılacağı, buranın nasıl korunacağı konusu düşünülmüş müdür acaba?

Ayrıca açıklamanın diğer bir bölümünde yer alan “uzmanlardan oluşan bir ekiple, gelecek 50 yılı güvence altına alacak araştırma ve proje çalışmalarının yürütülmeye devam ettiği” yazılı olmakla birlikte; “uzman” adı verilen bu kişilerin kimlerden oluştuğunu, hangi konularda araştırmalar yaptıklarını ve bu çalışmaların belgelenip belgelenmediğini; asıl önemlisi, bu belge ve bilgilerin kamuoyu ile paylaşılıp paylaşılmadığını bilmek isterim…

Son olarak “geçici” olduğu söylenen bu proje hakkında İzmir 1. Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Koruma Kurulu‘ndan onay, İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri‘ni oluşturan İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, TMMOB, DİSK, KESK ve siyasi partilerle sivil toplum örgütleri, platformlar ve halktan görüş alınıp alınmadığını öğrenmek istiyoruz.

Yapılan açıklamaya eklenen ilginç bir görsel var. Bu görselde “tip kesit” ve “tip vaziyet planı” adı altında sahilde/yeşil alanda yapılacak işler ayrıntılı olarak gösterilirken, düz bir çizgi halinde işaretlenen deniz bölümü hakkında tek bir bilgi verilmiyor ya da tek bir açıklama yapılmıyor!

Oysa deniz baskını adı verilen doğa olayı, deniz ile kara arasındaki sorunlu bir ilişkiden, deniz kesiminde insan eliyle yaratılan sorunlardan kaynaklanıyor ve geçici olduğu söylenen bu uygulamada dalganın kaynağı olan deniz alanı konunun dışında bırakılarak, 1.700 metre uzunluğundaki Alsancak Limanı ile Cumhuriyet Meydanı arasındaki sahile taşınabilir (?) prekast (*) bir duvarın, Cumhuriyet Meydanı‘nda da “kronman” (**) bir duvarın; yani başka bir deyişle, dalgakıranın üstüne yerleştirilecek beton bir duvarın yapılacağı söyleniyor.

Hem de İzmir Kordonu ve Cumhuriyet Meydanı gibi tarihi ve kültürel açından dünya ölçeğinde önemli bir dünya mirası üzerinde, tarihi sit alanı olarak İzmir 1 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu‘nun 27.02.1998 tarih, 7989 ve 20.01.1994 tarih, 4840 sayılı kararlarıyla “Kordon Tarihi Sit Alanı” ve “Kordonboyu Tarihi Sit Alanı” adıyla tescillenmiş bir bölgede…

Ayrıca deniz içinde ya da kıyısında dalgakıran yapmak ve onun üstüne beton bir duvar yerleştirmek gibi merkezi yönetimin görev alanına giren konularda, o kurum ve kuruluşlardan izin almadan ya da işbirliği içinde çalışma kararı alınmadan nasıl böylesine bir açıklama yapıyor, nasıl böyle bir emrivaki bir durumu yaratabiliyorsunuz?

Evet, anlıyoruz; bu uygulamayı “acil” ve “geçici” olarak yaptığınızı söylüyorsunuz; ama, “kalıcı” olanı ne zaman, ne şekilde yapacaksınız? İç Körfez‘deki koku ve balık ölümleriyle ilgili araştırmalar henüz bitmemişken, belediye bu konuda henüz kesin bir açıklama yapmamışken ve bu sorun -ne yazık ki- henüz çözümlenmemişken, kalıcı çözüme esas olacağını söylediğiniz inceleme ve araştırmalarınız ne zaman bitecek? Bu konuda vereceğiniz bir tarih, bir yapım programı ya da planı var mıdır?

Diğer yandan, 1997 yılında İzmir Kordon Yolu Projesi kapsamında yapılan vahşi dolguyu yeşil alana dönüştürmek, Karşıyaka‘da yeni rekreasyon alanları yaratmak ve Mavişehir‘de yeni yerleşimlere alan açmak amacıyla sistemli ve düzenli bir şekilde yapılan yanlış kıyı dolguları nedeniyle ortaya çıkan bu sorunun, kıyı bölgesinde yapılacak bu tür yeni duvarlarla mı, yoksa deniz içinde rüzgarın etkisiyle oluşan güçlü dalgaların hareketini kontrol edecek alternatif hidrolik tasarımlarla mı çözümleneceğini ise henüz bilmiyoruz.

Çünkü yapılan hesapsız kitapsız dolgularla denizin karayla birleştiği noktadaki derinliğin artması nedeniyle, fırtınalı havalarda dalganın sönümlenmesini sağlayacak mesafenin yok edilmesi, bu nedenle gelen büyük dalgaların tüm gücüyle kıyıya vurarak sahile yayıldığını görüyoruz.

Diğer yandan da, kentin altyapısındaki yağmur suyu kanalları ile kanalizasyonun sisteminin henüz birbirinden ayrılmamış olması nedeniyle, Alsancak‘taki işyeri her büyük yağmurda sular altında kalmış, bu deneyimi bizzat yaşamış biri olarak Alsancak bölgesindeki sellerin sadece denizden gelen sularla değil, yağmur suyu rögarlarından taşan ve içinde kanalizasyon giderinin de bulunduğu taşkın sulardan kaynaklandığını da biliyoruz.

İşte o nedenle, olay dolgu yapılmamış diğer bölgelerde, örneğin herhangi bir dalgakıranı olmayan ve kuvvetli kuzey rüzgarlarının egemen olduğu Konak-Üçkuyular arasındaki sahilde hiç görülmediğini ve bu nedenle de her şeyi “iklim değişikliği” adı verilen “tek dişi kalmış canavara” bağlayan yorum ve değerlendirmelerin doğru olmadığını söylemek istiyorum.

Evet, isminin başına “acil” ve “geçici” sözcükleri eklenerek yapılmak istenen ve halen yapılan yeni bir belâ ile karşı karşıyayız… Belediye sanki özel bir şahıs gibi, kendi tarlasında ya da arsasında kendi başına alelade bir duvar yapıyormuş gibi, Kordon‘da ve Cumhuriyet Meydanı‘nda mevcut dolgu alanın denizle sorunlu ilişkisini belirleyip ortaya koymadan, İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri‘ni oluşturan İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, TMMOB, DİSK, KESK ve siyasi partilerle sivil toplum örgütleri, platformlar ve halktan kimseye danışıp görüşünü sormadan, kendi bildiğince bir iş yapıp kentin siluetini bozacak bir duvar inşa etmeye çalışıyor…

Gelecekte bizi bekleyen bu büyük sorunun farkında olmamız, bu kentin tarihi ve kültürel değerlerinin korunup sahiplenilmesi konusunda çok geç kalmadan, doğrusunun ve iyisinin yapılması amacıyla görüş, düşünce, eleştiri ve önerilerimizi, hem bize söylenip vaat edildiği üzere, hem de sahip olduğumuz “kent hakkı” boyutunda demokratik ve katılımcı bir süreç içinde ifade edebilmemiz, yanlış ve eksik işlere karşı çıkıp mücadele etmemiz gerekiyor!!!

Özellikle bu mücadelede, 1997-1999 sürecinde İzmir Kordon Yolu Projesi’ne karşı çıkıp bu bölgenin bir ölçüde kurtulmasını sağlayan isim ve kurumlarla bizlere çok daha fazla iş düştüğünü düşünüyorum…

………………………………………………………………………………………………………………

(*) Prekast: Özel bir bileşime sahip olan ve içeriğinde beyaz çimento, yıkanmış silis kumu, alkali direncine sahip cam elyafı, kimyasal beton katkıları barındıran, kalıplara püskürtme yöntemiyle dökülürken içeriden çelik karkas sistemiyle güçlendirildikten sonra kürlenerek mukavemeti arttırılan, uluslararası standartları olan yeni nesil beton sistemine verilen addır.

(**) Dalgakıranın üzerine yerleştirilmiş beton bir üstyapıdır.

(1) Kordon’da deniz taşkınlarına karşı önlem, 15 Eylül 2024, https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/kordon-da-deniz-taskinlarina-karsi-onlem/50882/156

Yararlanılan Kaynaklar

Kıyı Yapıları, Planlama ve Tasarım Teknik Esasları, T.C. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü (AYGM), 2016, https://aygm.uab.gov.tr/uploads/pages/kiyi-yapilari-planlama-ve-tasarim-teknik-esaslari/teknikesas.pdf

Kıyı Dolguları ve su baskınları, https://kentstratejileri.com/2018/01/19/kiyi-dolgulari-ve-su-baskinlari/

Atay, Ç. (1978), Tarih İçinde İzmir, Tifset Basım ve Yayın Sanayi A. Ş., İzmir.

Dean, R.G., Darymple R.A. (2001) Coastal Processes, Cambridge Üniversity Press, U.K., 475. 

Durmuş, Cem (2007), Mersin Bölgesi Kıyı Koruma Yapılarının İncelenmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Adana.

Yarıcı, A. (2009) – “Kentimizde Su Taşkınlarının Meydana Geliş Sebepleri ve Çözümler“, (TMMOB) Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği 1. Kent Sempozyumu, 8-10 Ocak 2009, İzmir. 

TMMOB İzmir: Yerel muhalefetten iktidara…

Ali Rıza Avcan

Yılar yıllar önce, muhtemelen 1999-2000 yıllarında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina‘nın danışmanlığını üstlenen TMMOB Mimarlar Odası genel başkanı rahmetli Oktay Ekinci‘yle yaptığım sohbet sırasında, asıl görevi “mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak” (1) olarak belirlenmekle birlikte merkezi ve yerel iktidarın uygulamalarını izleyip değerlendirmek ve öneriler geliştirmek olan TMMOB‘a bağlı Mimarlar Odası‘nın genel başkanı olarak, bir ücret ilişkisi içinde danışmanlığını yaptığı belediye başkanının kendisinin tüm uyarılarına rağmen kamu yararına aykırı yanlış bir uygulama yapması durumunda nasıl bir davranacağını sorarak, aslında böylesi bir durumun bizim Mimarlar Odası‘ndan ya da diğer meslek odalarından beklediklerimize ters düştüğünü ifade etmeye çalışmıştım.

O tarihlerden bu yana geçen süre içinde ise benim dile getirdiğim bu duyarlılığının aksine TMMOB‘ne bağlı bazı meslek odalarının eski ve yeni yöneticileri belediyelerde genel sekreterlik, genel sekreter yardımcılığı, danışmanlık, daire başkanlığı, koordinatörlük ve şirket yöneticiliği gibi doğrudan belediye başkanına bağlı olup yerel iktidarın gücünü kullanan görevlere gelebilmek için adeta birbirleriyle yarıştılar.

Çünkü Ahmet Piriştina‘dan başlamak üzere Aziz Kocaoğlu ve Tunç Soyer, giderek artan bir yoğunlukla yerel basınla meslek odalarını kendilerine bağlayarak kentteki muhalefeti esir alıp etkisizleştirmeyi öğrendiler; böylelikle, kamu yararını savunup akılcı yol ve çözümler üreten toplumsal muhalefeti bilinçli bir şekilde yok etmeye ya da zayıflatmaya çalıştılar. Bu yöntem bazı meslek odaları için etkili olmasa da yer yer ve zaman zaman kentsel ranta yakın bazı meslek odası yöneticilerini bu yöntemle ikna edip kazanmaları zor olmadı…

Tabii ki böylesine bir esir alma ya da etkisizleştirme yöntemini Karşıyaka uygulaması sırasında fark edip öğrenen Cemil Tugay ise, hem belediye meclisi ve komisyon üyeliklerinde, hem de başkan yardımcılığı, müdürlük ve şirket yöneticiliği gibi görevlerde meslek odalarının eski başkanlarını çevresinde toplamaya, onların koruması altında iş yapmaya, yanlış işler yaptığında onlardan destek almaya özen gösterdi.

Nitekim 2020-2021 yıllarında Mavişehir‘deki değerli arsadaki belediye hissesinin değerlendirilmesinde başka yöntemler varken alıcının belirlediği ucuz bir bedelle Mehmet Cengiz’e satılması olayında, gayretkeş bir meclis üyesinin çabası sonucunda TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İzmir Şubesi‘nin, oda yönetiminde olan birinin belediyenin kentsel dönüşüm müdürü olması karşılığında kendisini destekleyip arka çıkan bildirisi ile güç kazanmaya çalışmış; ancak, bu bildirinin, yapılan satışın “kent suçu” olduğunu ortaya koyan Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Genel Merkezi‘nin bildirisi ile iptal edilmesi üzerine, belediye ile söz konusu odanın İzmir şubesi arasındaki ilişkinin kirli bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştı. Belediye başkanı Cemil Tugay bu olayın sonrasında daha da ileri giderek bir meslek odasının eski başkanlarıyla birlikte “Karşıyaka Şehircilik Kitaplığı“nı bile açmıştı…

O tarihlerde sadece belediye meclis üyesi olma, danışmanlık yapma ya da üst düzeylerde yöneticilik yapma şeklinde ortaya çıkan bu eğilime dikkat çekmek için, “Belediyelerin meslek odalarıyla ilişkisi” başlıklı bir yazıyı kaleme alarak meslek odası yöneticisi olma güç ve vasfını kullanarak dolgun ücretli görevler için belediyeye transfer olan meslek odası yöneticileri için etik kuralların geliştirilmesi gereğini dile getirmiş, bu önerim nedeniyle danışman olan bir eski meslek odası yöneticisi beni telefonla arayarak kendisinin ne kadar yararlı bir uzman olduğunu kanıtlamaya çalışmış, bu konuyu ele alıp gündeme taşımamdan rahatsız olanlar ise yüzlerini ekşiterek ve “bu konular bizim iç işlerimiz, sizi ilgilendirmez” diyerek memnuniyetsizliklerini ifade etmişlerdi. (2)

Anlaşılan bu önerim iyice anlaşılmamış ya da dikkate alınmamış olacak ki, önce 14 Mayıs 2023 tarihli milletvekilliği genel seçiminde İzmir milletvekili olmaya çalışıp bu işte başarılı olamayınca 31 Mart 2024 tarihli seçimler öncesinde, bir dönem kent ve çevre muhalefeti adına birlikte mücadele edip yol yürüdüğümüz meslek odalarının eski başkanları, yönetim kurulu üyeleri, sekreterleri bu mücadelelerden aldıkları güçle önce CHP‘nin üyesi, ardından da İzmir‘in Konak ve Karabağlar gibi merkezdeki büyük belediyelerinin başkanı, meclis üyesi, başkan yardımcısı, İzmir Büyükşehir Belediyesi CHP grup sözcüsü, grup başkan vekili, meclis üyesi, başkan danışmanı, şirket yönetim kurulu başkanı ve üyesi, spor kulübü başkanı ve şube müdürü olmaya başladılar. Böylelikle TMMOB İzmir şubelerinin eski yöneticileri muhalefetteyken ya da arafta bir yerlerde beklerken, üyesi olup parti genel başkanı ile diğer üst yöneticilerinin ağzına bakan ve bir sonraki seçimde daha üst mevkilere atlamayı düşünen “siyasetçiler” olarak yerel iktidarın başına geçtiler. Tabii ki daha dün bizlerle birlikte yürüttükleri anti kapitalist toplumsal kent muhalefetini siyasi ya da bürokratik kariyerleri adına unutarak; hatta, bu muhalefetin taleplerine kulak tıkayarak siyasetçilerle ya da kentin egemenleriyle birlikte yeni rollere, yeni işlere soyundular, eskiden söylediklerini, savunduklarını unutmaya başladılar.

Tabii ki, şu an itibariyle, şu anki meslek odası yöneticileri de AKP iktidarıyla ilgili konularda muhalefet ederken, -ne hikmetse- İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin ya da diğer ilçe belediyelerinin yaptığı yanlışlara; örneğin Kültürpark, Basmane Çukuru, Konak Meydanı‘nda yapılacak belediye hizmet binası, Körfez kirliliği ve kokusu ile 1. Kordon‘a deniz baskınlarını önlemek bahanesiyle yapılacak duvar gibi konularda sus pus olup sessizliğe büründüler, onun yerine hangi komitenin ne zaman toplanacağı, hangi mesleki toplantının hangi saatte nerede yapılacağı gibi sadece kendi üyelerini ilgilendiren sosyal medya duyurularıyla adeta AKP‘nin arzuladığı, sadece meslektaşlarının haklarını savunan meslek örgütlerine dönüşmeye başladılar…

Bu durumda tabii ki, tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğindeki TMMOB‘un ve ona bağlı meslek odalarının bugüne kadar gelmiş mücadeleler içinde toplumda ve toplumun dinamik kesimlerinde yarattığı saygınlık, sempati ve güvenilirlik gibi duygular, bu dönemin parti yönetiminin izinden çıkmayan yeni “siyasetçileri” olarak tanımaya başladığımız TMMOB eski yöneticileri eliyle yürütülen ve çoğu kez kendi aralarında gruplaşıp rekabet ettikleri anlaşılan izlenimler nedeniyle yok olmaya; hatta kırgınlık, kızgınlık ve öfkeye dönüşmeye başladı… Daha doğrusu, geride bırakmakla birlikte güç aldıkları TMMOB‘ne ve bağlı meslek odalarına zarar vermeye başladı….

Meslek odalarıyla yerel yönetimlerin zaman içinde gelişip dönüşen bu ilişkileri bağlamında, bu gidişle ilerideki yıllarda ortaya çıkacak en önemli sorun, seçimler öncesinde hakkında hiçbir araştırma ve inceleme yapmadan aday oldukları ya da sürpriz bir şekilde kendilerine teslim edilen belediyeler parasızlık, büyük borçlar, kötü yönetim, bilgisizlik, tecrübesizlik, olası olumsuz siyasi gelişmeler ve siyasi müdahaleler gibi nedenlerle başarısız ya da etkisiz olmaları durumunda, kendilerinden ve üyesi oldukları partiden çok, geride bırakıp devamlı destek aldıkları TMMOB‘un kurumsal kimliği ve itibarı üzerinde yaratacakları hasar gibi gözüküyor…

Her ne kadar kendilerini farklı şekillerde savunup haksızlık yaptığımızı söyleyecek olsalar da; bizim dışardan görüp kavradığımız ahvalin bu şekilde olduğuna inanıyorum…

Bu anlamda tüm umudumuz, İzmir‘deki kent muhalefetin eskisi gibi canlı ve etkili kalabilmesi için, TMMOB‘un ve bağlı meslek odalarının, şimdilerde kentin yöneticisi olan eski başkan ve üyelerinden bağımsız bir politika ve tutum geliştirmesi; daha doğrusu, kamu yararını önceleyen bilimsel, tarafsız ve bağımsız bir şekilde halktan yana ve halkla birlikte eski demokratik, kapsayıcı, mücadeleci, eleştirel tutum ve davranışlarını sürdürmesidir…

(1) 6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu, Madde 2, Erişim Tarihi: 21.09.2024, https://www.tmmob.org.tr/hukuk/yasal-cerceve/6235-sayili-turk-muhendis-ve-mimar-odalari-birligi-kanunu

(2) “Belediyelerin meslek odalarıyla ilişkisi”, www.kentstratejileri.com/2017/05/25/belediyelerin-meslek-odalarıyla-ilişkisi/

Felaketler karşısındaki yetersizlik, beceriksizlik ve çaresizlik halleri…

Ali Rıza Avcan

Kurulduğu günlerden bu yana sık sık büyük felaketler yaşadığı için, “büyük afetlerin kenti” olarak bilinen İzmir‘de bugüne kadar ortaya çıktığını bildiğimiz felâketler silsilesi şu şekilde bir yol izler;

📌İzmir, tarihinde şiddeti 5,5 ML üzerindeki 18 önemli deprem yaşamış bir kent olarak M.S. 110’daki büyük deprem dışında 1389, 1688, 1739, 16 Haziran 1788, 1851, 1873, 1880, 1881, 1883, 1974, 1977, 2002 ve 2003 depremleri…

📌7 Nisan 1738, 27 Ocak 1741, 1742, 1744, Ağustos 1763, 1772, 1834, Temmuz 1841, 1845, 1852, 19 Temmuz 1882, 1883 ve1922 tarihlerinde tanık olduğumuz büyük İzmir yangınları…

📌25 Ekim 1930, 28-29 Eylül 1939, 4-5 Kasım 1995 ve 2 Şubat 2021 tarihlerinde yaşanan büyük sel felaketleri,

📌1676, 1678, 1709, 1724, 1728-1729, 1791-1800, 1809, 1812-1816, 1826-1837 tarihli veba, 1827 tarihli kızamık, 1831-1832, 1834, 1848, 1854, 1865-1866, 1871-1872, 1890, 1893-1896, 1910, 1912-1913, 1916 ve 1918 tarihli kolera, 1882-1883, 1908-1909 ve 1942 tarihli çiçek, 1878, 1883, 1936 ve 1943 tarihli tifüs (lekeli humma), 1881 tarihli tifo ve 1899 tarihli dizanteri salgınlarıyla 1800 sonrası ve 1936-1948 döneminde sıkça ve yoğun bir şekilde karşımıza çıkan frengi, sıtma ve verem hastalıkları…

Düzensiz ve plansız yapılaşmayla gerekli önlemlerin zamanında alınmayışı nedeniyle ortaya çıkan bu “büyük afetlerin kenti“ olma halinin, son yıllardaki seyri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

📌2019 yılının Ağustos ayında ortaya çıkan yaygın ve yoğun orman yangınları ile yitirilen 5 bin hektarın üstündeki orman…

📌31 Ekim 2020 tarihinde, ta uzaklardan, Sisam Adası açıklarından gelen deprem dalgasının etkisiyle 117 kişinin yaşamını yitirip 1.034 kişinin yaralandığı; o nedenle de, İzmir Depremi olarak anılan deprem…

📌Ardından 2020, 2021 ve 2022 yıllarında tüm dünya ve ülkemizle birlikte hepimizin sırayla hastalanıp kaç kinin öldüğünü halen bilmediğimiz Covid19 salgını…

📌2019 tarihli Menderes ormanlarındaki yangınların üzerinden beş yıl geçtikten sonra yaşadığımız Ağustos 2024 tarihli Yamanlar Dağı etekleriyle orman yakını ve içi yerleşimlerde ortaya çıkan büyük orman yangını, bununla eş zamanlı olarak Bergama, Menderes, Çeşme ve diğer ilçelerde yaşanan orman yangınları ve o yangınlarla ortaya çıkan yangını önleme tedbirlerinin yetersizliği…

📌Bütün bunların dışında adeta her yağmurlu, fırtınalı havada hesapsız kitapsız yapılan deniz dolguları ya da atıksu ve yağmur suyu kanallarının halen birbirinden ayrılmamış olması nedeniyle cadde, sokak, ev ve işyerlerimizi deniz ya da yağmur sularının işgalini, yetersiz malzeme, denetimsizlik ve yanlış kullanımlar nedeniyle adeta alarm verircesine art arda ortaya çıkan Kemeraltı ve Basmane yangınlarını, AYKOME tarafından ruhsatlandırılan altyapı yatırımlarının denetlenmemesi nedeniyle su birikintilerindeki elektrik kaçağı nedeniyle iki genç insanı yitirme gibi saçmalıkları yaşadık ve halen de yaşıyoruz.

📌Şimdilerde ise daha öncelerde de defalarca yaşadığımız gibi, İzmir Körfezi kirlenip kokmaya ve balıklar dahil tüm canlılar ölmeye devam ediyor…

Körfezin hemen kıyısında bu konuları araştırmakla görevli koskoca bir üniversite, bu tür yıkımlar konusunda önlem almakla görevli biri büyükşehir, 11’i ilçe belediyesi olmak üzere tam 12 belediye ve adına son yıllarda “iklim değişikliği” kavramını ekleyip başına “İstanbul yorgunu” başarısız bir siyasetçinin yeniden yerleştirildiği Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ya da Tarım ve Orman Bakanlığı dururken, bunların her biri önleyemedikleri bu kirlenme ve ölümlerin nedenini araştırıp bilemedikleri konularda birbirlerini suçlarken, halen bu yazıyı yazarken bile “burnunun direği kırılan” bizlere, kirlenen körfez sularına ve o körfezde yaşayan, daha doğrusu yaşamaya çalışan tüm canlılara oluyor…

Kısacası herkesin gözü önünde yaşanan doğal ya da insan kaynaklı yıkımlarda görevli, yetkili ve sorumlu olanların birbirleriyle kapıştığı bir boş vermişlik, öngörüsüzlük, çaresizlik ve beceriksizlik halini yaşayıp duruyoruz…

Oysa aynen orman yangınlarında tanık olduğumuz gibi oluşturduğumuz plansız, çarpık insan yerleşimleriyle onu çevreleyen doğa arasındaki ilişkiyi daha fazla mal, mülk, daha fazla rant elde etme gibi hırslar nedeniyle bozduğumuzun farkında değiliz…

Toprak, su ve hava arasındaki doğal dengeyi her geçen gün daha fazla yayılan plansız, düzensiz çarpık yerleşimlerle tahrip ettiğimizin farkında değiliz…

📌Hatta tüm bir kentin katı atığını arıtmak amacıyla inşa ettiğimiz yeri Gediz Deltası Sulak Alanı gibi hassas bir bölgede, aslında koruyup kollamamız, hiçbir yapılaşmaya izin vermememiz gereken bir doğa parçasında yaptığımızın farkında değiliz…

Tarihi Çamaltı Tuzlası‘nın hemen yanında, uluslararası Ramsar sözleşmesi ile korunan İzmir Kuş Cenneti‘ni kurulduğu günden bu yana tehdit eden bu garabet tesisin hem oradaki canlılar, hem de körfezin kıyısına yerleşmiş tüm insanlar için tehlikeli olduğunun farkında değiliz… Üstüne üstlük 2000 yılında yapılan bu tesis artık İzmir‘in ihtiyacını karşılamıyor diye o tesisi “4. Faz” adıyla genişletmeye, kendi çevresi ile Körfez’e verdiği zararı bilerek arttırmaya çalışıyoruz…

İnsan eliyle yaratılan bütün bu tehlikeler karşılığında da daha çok iş makinesi, daha fazla yangın aracı, daha iyi malzemeler alıyor, sayılarını şimdiden unuttuğumuz ne işe yaradığını bilmediğimiz, o nedenle sık sık, ilerde çöpe atacağımız plan, program ve strateji belgeleri hazırlayıp duruyoruz…

“Tarihin babası” olarak bildiğimiz Herodot‘un “Onlar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü ve en güzel iklimde kurdular” diyerek işaret ettiği, Victor Hugo‘nun da hiç görmeden prensese benzettiği bu kent, geçmişinde sık sık bu yıkıcı felaketleri yaşayıp bir Anka kuşu gibi kendi küllerinden doğup geliştiği söylenmekle birlikte; aynı felaketleri, hatta daha büyüklerini gerekli önlemlerin zamanında alınmamasından kaynaklanan yetersizlik ve beceriksizlikler nedeniyle gelecekte de yaşayacak gibi gözükmektedir… Aynen son orman ve yerleşim yangınlarında ortaya çıkan yetersizlik, beceriksizlik ve yangının bitmesini bekleyen teslimiyet halinde olduğu gibi…

Diğer yandan da bu kentte, kentin tarihinde bizden önce olup bitenlere toplumcu tarih anlayışı yerine “nesnelerin tarihi” gözüyle bakıp iktidar sahiplerini güçlendirmek amacıyla sadece “suçluydular; çünkü, yetersizdiler” söylemiyle mahkum etmeye, tarihin çöp sepetine atmaya çalışıyoruz. Üstüne üstlük bundan bir ay önce orman ve orman kıyısı yerleşimlerdeki yangınlar karşısında başta merkezi yönetim birimleri olmak üzere tüm belediyelerin önceden önlem alma, yeterli teknolojik imkanlara sahip olma ve yangına anında yeterli düzeyde müdahale etme gibi konularda yetersiz ve başarısız olduğu, o nedenle de 24 evin kül olduğu günlerde ortalıkta çaresizce dolaşan Karşıyaka belediye başkanı Behice Yıldız Ünsal‘ın, elindeki kamu kaynaklarını kullanmak yerine kullanıma hazır iş makinesi ve su tankeri bulunan firmalardan yardım istediği, yangının zarar verdiği mahallelerde tek bir yangın vanası/musluğunun bulunmadığı ya da Yamanlar Dağı yamaçlarındaki yangının hemen sonrasında İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanı İsmail Derse‘nin görevden alındığı günlerde, 102 yıl önce gerçekleşmiş 1922 Büyük İzmir Yangını‘nı, işgal döneminde itfaiye teşkilatına önem verilmediği, gerekli araç ve gereçlerin alınmadığı, mevcut itfaiye teşkilatının güçlendirilmediği iddia ve temasıyla bir serginin açılması talihsizliğini yaşadığımız bugünlerde…

İşte o nedenle, kendi kendime “yoksa tarih” dedikleri şey, aradan tamı tamamına bir yüzyıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına ve bu sürede her türlü doğal ya da insan eliyle ortaya çıkan/çıkacak yıkımları önceden planlayıp yönetme, denetleyip önleme öngörüsü ve faaliyetleriyle buna ilişkin teknolojik altyapının gelişmesine, araç ve gereç sayısının artmasına rağmen o eski günleri hatırlatan ve halen devam eden bir bilinçsizlik, yetersizlik, beceriksizlik hali nedeniyle yeniden mi tekerrür ediyor?” diye sormaktan kendimi alamıyorum.

Sonsöz niyetine;

Deprem, yangın, salgın hastalık, sel ve tsunami gibi doğal yıkımlarla insan eliyle yaratılan diğer yıkımların bu kentin kaderini değil; geçmişin ve bugünün hata ve eksikliklerinden alınan acı dersler çerçevesinde;

Bu afetlere karşı insanı ve doğayı temel alan kent, yurt ve evren düzeyinde toplumsal bilincin oluşturulması, afetlerin önlenip yönetilmesi için yapılacak her düzeydeki bilimsel çalışmaların sonucunda etkin uygulamaların yapılması, yaşanmış ya da yaşanacak felaketler üzerinden kavga, düşmanlık, suçlama, ölüm, acı ve nefretle beslenen tarafların değirmenine su taşımayıp o tür saplantıları “aşan” ve “nesnenin tarihi” yerine; emperyalizm unsurunu da dikkate alıp hem zamanın kendi akışı içinde, hem de değişik coğrafyalar, ülkeler arasında mukayeseler yapacak “toplumcu tarih” anlayışıyla yorumlayıp geleceğin barış dünyasını birlikte kurup kucaklayacak birleştirici bir yaklaşım ve dilin kullanılması dileğiyle…

Çünkü İzmir’e ve onun belediyesine barış diliyle konuşmak yakışır…

Yararlanılan Kaynaklar

Beyru, R., 19. Yüzyılda İzmir’de Doğal Afetler, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını, İzmir, 2011, (Afetler), s. 5.

Bora, S. Birinci Juderia, İzmir’in Eski Yahudi Mahallesi, Gözlem Gazetecilik, Mart 2021,

Bora, S., Çöküşten Yükselişe İzmir Yahudileri, Rav Hayim Palaçi ve Dönemi, İzmir, Aralık 2022.

Demirci, K., Özçelik, E., “İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı’nın Afetlerde Etkinlik Kapasitesinin Değerlendirilmesi“, Erciyes Üniversitesi İİBF Dergisi, Sayı 59, Mayıs-Ağustos 2021, s. 221-244. Erişim Tarihi: 14.09.2024, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1724997

Gülçiçek, M., 1929-1945 Yılları Arasında İzmir’de Salgın Hastalıklar ve Çözüm Arayışları, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir 2019.

Gümüş, N. “İzmir’de Kentsel Büyüme ve Doğal Afetler“, https://www.researchgate.net/profile/Nevzat-Guemues/publication/323007218_IZMIR’DE_KENTSEL_BUYUME_VE_DOGAL_AFETLER/links/5a7eb9d6a6fdcc0d4ba8cad4/IZMIRDE-KENTSEL-BUeYUeME-VE-DOGAL-AFETLER.pdf, Erişim Tarihi: 15.09.2024

Kazak, D., “İzmir İtfaiyesi’nin 2023 Yılı Yangın Müdahaleleri: Sınırlılıklar, Öneriler ve Güvenlik İçin Adımlar“, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 12, Sayı 151, Nisan 2024, s.238-247. Erişim Tarihi: 14.09.2024, https://web.archive.org/web/20240701022739id_/https://asosjournal.com/files/asosjournalmakaleler/349f8326-c533-4c5a-8b1e-e211d48f499e.pdf

Kişi, Ş. S., “İzmir’in İlçelerinde 1939 Sel Felaketi ve Birgi Özelinde Sel Felaketine Karşı Alınan Önlemler“, İzmir Araştırmaları Dergisi Prof. Dr. Serap Yılmaz Özel Sayısı, Yıl 3, Sayı 7, s.255-274.

Şahin, G., “Yerel Yönetimlerde Afetlere Hazırlık ve Zarar Azaltma Sorumlulukları: İzmir Büyükşehir Belediyesi Örneği“, Mehmet Akif Üniversitesi, s.935- 966, Erişim Tarihi: 14.09.2024, https://www.researchgate.net/profile/Guelhan-Sen/publication/314760778_YEREL_YONETIMLERDE_AFETLERE_HAZIRLIK_VE_ZARAR_AZALTMA_SORUMLULUKLARI_IZMIR_BUYUKSEHIR_BELEDIYESI_ORNEGI_THE_MITIGATION_RESPONSIBILITIES_AND_DISASTER_PREPARATION_IN_LOCAL_GOVERNMENTS/links/58c5bd63aca272e36dda9e48/YEREL-YOeNETIMLERDE-AFETLERE-HAZIRLIK-VE-ZARAR-AZALTMA-SORUMLULUKLARI-IZMIR-BUeYUeKSEHIR-BELEDIYESI-OeRNEGI-THE-MITIGATION-RESPONSIBILITIES-AND-DISASTER-PREPARATION-IN-LOCAL-GOVERNMENTS.pdf

Kültürpark’ı kim, hangi amaçla kullanıyor?

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımın konusu, uzun zamandır tek bir kelâm bile etmediğim Kültürpark‘la ilgili olacak. Kültürpark, her ne kadar İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin mülkiyetindeymiş gibi gözükse de; belediyenin bugüne kadar aldığı tahsis kararları ve yaptığı kiralamalarla sağından solundan kemirip özel ve ticari kullanımlara açtığı alan ve binaların kimler tarafından, nasıl kullanıldığı ile ilgili olacak. Açıkçası uzun zamandır Kültürpark Platformu‘nun bir bileşeni olarak katıldığım toplumsal mücadelede, Kültürpark‘ın geçmişi, bugünü ve geleceği üzerine araştırmalar yapmış olmakla birlikte, şimdiye kadar aklıma hiç gelmeyen, üstüne üstlük Kültürpark konusunda söz söyleyip yazılar yazan hiç kimsenin gündeme getirmediği, bu nedenle de araştırıp öğrenmeye çalıştığım bir konuyla ilgili olacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM)‘nin bu sene, 23 Mayıs 2024 tarihinde düzenlediği “Kültürpark’ın Kuruluş Felsefesinde Müzelerin Yeri” başlıklı konuşmada, araştırmacı ve koleksiyoner dostum Aybala Yentürk‘ü dinlerken birden bire aklıma gelen ve o nedenle de konuşma sonrasında araştırıp öğrenmeye çalıştığım önemli bir konu olacak.

Sahi, Kültürpark İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olsa da bugüne kadar ya da şimdi kimler tarafından kullanılmış ya da kullanılıyor? Bunu hiç merak ettiniz mi; ya da benim gibi şimdi mi aklınıza geldi?

Bu kapsamda mülkün sahibi İzmir Büyükşehir Belediyesi şimdiye kadar Kültürpark‘ta süreli ya da süresiz olarak hangi kurum ve kişilere yer tahsis etmiş, bunu yaparken tahsis ettiği kurum ya da kişiler arasında bir ayrıcalık yapılmış mı? Tahsis ettiği bu yerler nasıl kullanılmış? Bu tahsislerin süresi ne olmuş? Bu tahsislerin; yani kullanım haklarının Kültürpark‘a verdiği yarar ya da zararlar ne olmuş? Kendilerine yer ya da bina tahsis edilenler bu işten kârlı mı, yoksa zararlı mı çıkmışlar?

Örneğin, İzmir‘deki ayrıcalıklı bir kesimin kullandığı Kültürpark Tenis Kulübü neden ve ne zamana kadar orada olacak? İzmirliler istedikleri takdirde, herhangi bir üyelik ya da para ödeme koşulu aramaksızın o tenis kortlarından ne zaman yararlanacak? Halen kullanılmadığı için boş olan İzmir Tarih ve Sanat Müzesi ile onun hemen yakınındaki İzmir Resim ve Heykel Müzesi Kültürpark Sanat Galerisi hangi koşullarla Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na verilmiş? Her iki mekan da uzun bir süredir kapalı olduğu için bu durum hangi tarihe kadar devam edecek ve böylesi bir durumda İzmir Büyükşehir Belediyesi verdiği tahsis kararını gözden geçirecek mi? Uzun süredir bir sutopu takımına tahsis edilen Celal Atik Spor Salonu ve havuzu ne zaman her İzmirlinin yararlanacağı bir tesis olacak? Kültürpark‘ta son yıllarda emniyet güçleri yanında özel güvenlik görevlileri çalıştırılması nedeniyle, Fuar Asayiş Ekipler Amirliği adına İzmir Emniyet Müdürlüğü‘ne verilen tahsis kararı ne zaman kaldırılacak? gibi soruların çok önemli olduğunu düşündüğüm ve söz konusu toplantıya katılan hiç kimsenin bu konuda bir bilgi ya da fikri olmadığını anladığım için, bu konuyu doğrudan doğruya İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne sormaya karar verdim.

O nedenle, 3 Haziran 2024 tarihinde CİMER eliyle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ilettiğim bilgi edinme talebiyle, “mülkiyeti İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Kültürpark’ta tüm resmi, özel ve sivil kurum ve kuruluşlarına bugüne kadar verilip uygulaması halen devam etmekte olan üst hakkı ya da kullanım hakkına dayanılarak düzenlenen sözleşme ve protokollerin onaylı birer örneğinin verilmesini” talep ettiğim halde; bu talebe yasal süresi olan 30 gün içinde cevap verilmemesi üzerine, yanıtlanması amacıyla 4 Temmuz 2024 tarihinde bir üst kuruluş olan Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu‘na başvurdum.

3 Haziran 2024 tarihli bilgi edinme talebime, Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu‘nun zorlaması ile, aradan tam 1 ay 26 gün geçtikten sonra genel sekreter yardımcısı Zeki Yıldırım imzasıyla zoraki cevap veren İzmir Büyükşehir Belediyesi, kendi şirketleriyle Kültür ve Turizm Bakanlığı adına yaptığı tahsislerle ilgili meclis kararlarının tarih ve sayılarını bildirmekle birlikte; Celal Atik Spor Salonu, Kültürpark Mesciti, Paraşüt Kulesi ve Fuar Ekipler Amirliği Binası ile ilgili hiçbir bilgi vermediği gibi tahsis süreleri, şekilleri, kullanım koşulları gibi ayrıntıları öğrenebileceğimiz tahsis protokolleriyle kira sözleşmelerini göndermedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu eksik ve yetersiz cevabını bugünkü yazımda ele alıp değerlendirmeden önce, İzmir‘in tam ortasındaki yangın alanından adeta bir vahaya dönüştürülen Kültürpark‘ın temel özelliklerini yeniden hatırlamakta yarar görüyorum:

İzmir İli, Konak İlçesi, Kültür Mahallesi, 218 pafta, 1068 ada, 1 nolu parseldeki Kültürpark, ülkemizin ve İzmir kentinin tarihi, ekonomik, kültürel ve sosyal yapısı üzerinde son derece önemli izler bırakan bir alan olarak doğa ile kültürün iç içe geçtiği değerli bir kültürel peyzaj değeridir.

12 Kasım 1992 tarihinde, İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından düzenlenen tescil fişi.

İzmir kent merkezinde stratejik anlamda önemli bir kent parkı olma özelliğini taşıyan Kültürpark, insan eliyle oluşturulmuş, günümüze kadar korunarak geliştirilmeye çalışılmış bir kent ekosistemidir. Kapladığı 420.440,50 m2’lik alanda, 200.000 m2 (% 47,57)’nin üzerinde yeşil alana sahip olup, 200`den fazla türe ait 7.200’den fazla bitki varlığını barındırmaktadır. Bütün bu özellikleri temel alınarak, İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 12.11.1992 gün ve 4072 sayılı kararla 2. Derece Doğal Sit ve Tarihi Sit olarak tescil edilmiştir.

İzmir açısından bu kadar önemli ve değerli olan bu alanın resmi ve sivil kurumlar arasındaki kullanımını/paylaşımını ortaya koyan cevap yazısındaki bilgileri ve bilgilerin değerlendirmesine geri dönecek olursak;

İZELMAN’a teslim 594 araç kapasiteli Kültürpark Yeraltı Otoparkı. Fotoğraf: İzgazete.

1) Kültürpark‘taki birçok ağacın biir daha yetişmemek üzere yok olmasına neden olan ve günün 24 saatinde açık olan 594 araç kapasiteli Kültürpark Yeraltı Otoparkı‘na ait işletme hakkının, 12 Ekim 2020 tarih, 823 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla ve 5 yıl süreyle İZELMAN Anonim Şirketi‘ne verildiği,

İsmet İnönü Kültür Merkezi GRAND PLAZA’ya teslim…

2) 1989 yılında Mehtap Açıkhava Tiyatrosu’nun yerinde yapılan tek salonda 752 kişilik kapasiteye sahip İsmet İnönü Sanat Merkezi işletme hakkının, 14 Haziran 2024 tarih, 574 sayılı İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi kararıyla ve 5 yıl süreyle GRAND PLAZA Anonim Şirketi‘ne verildiği,

İZDOĞA’YA tahsis edilen Göl Gazinosu’nun içler acısı son hali…

3) Kültürpark’taki yapay gölün üstüne kurulmuş olan ve Ada Gazinosu’na komşu yer olan 3.578,18 m² büyüklüğündeki Göl Gazinosu‘na ait işletme hakkının, 16 Haziran 2023 tarih, 654 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla ve arşivimde olduğu için yazıma eklediğim protokol uyarınca¹, 5 yıl süreyle İZDOĞA Anonim Şirketi‘ne verildiği belirtilmekle birlikte; yerine gidip yaptığımız gözlemler neticesinde, gazino binası ile çevresindeki gölün ve diğer eklentilerin Kültürpark Revize Projesi kapsamında yıkılarak tarihi değerinden uzaklaştırıldığı ve yıllardır süren bu çalışmaların -ne yazık ki- henüz bitirilmediği,

GRAND PLAZA’ya verilen İzmir Sanat Kafe.

4) Geçmişinde İzmir‘deki bazı yerel siyasetçileri zengin eden İzmir Sanat Kafe‘ye ait işletme hakkının, 10 Haziran 2024 tarih, 508 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla ve 5 yıl süreyle GRAND PLAZA Anonim Şirketi‘ne verildiği, üst katındaki bölümlerin ise İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin çalışma ofisleri olarak kullanıldığı,

Kültürpark’taki zenginler kulübü: Kültürpark Tenis Kulübü…

5) Kültürpark Tenis Sahası ve Sosyal Tesisi‘nin 10 Temmuz 1987 tarihinde, güncel rakamlarla 50.000 lirayı bağışladığınız takdirde derneğe üye olup, her yıl 12.000 lira bağışta bulunmak zorunda olduğunuz ve bu nedenle de İzmirli zenginlerin üye olduğu Kültürpark Tenis Spor Kulübü Derneği‘ne kiraya verildiği ve bu kira sözleşmesi 9 Kasım 2017 tarih, 1394 sayılı encümen kararıyla feshedildiği halde; taşınmazdan çıkmayan kiracı kulübün, aradan geçen 6 yıl 9 ay 23 günlük süreye rağmen bu taşınmazın İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce değerlendirilmesi işlemine devam edildiği ve bu işlemin olduğumuz bir “göz yumma” haline mi dönüştüğü hususunun belli olmadığı,

Yıllardır tahliye edilemeyen Lunapark alanı.

6) Lunapark sahasındaki kafeterya, idare binası, umumi tuvalet ve müştemilat yapıları, 1 Kasım 2003 tarihinde Coşkun Lunapark Turizm İnş. Tic. A.Ş.‘ne kiralanmış ve aradan 13 yıl geçtikten sonra uygulamaya konulan Kültürpark Revize Projesi kapsamında 23 Ağustos 2016 tarihli, 3043 sayılı başkanlık oluru ile kira sözleşmesi sona erdirilmiş olmakla birlikte, tahliyeye ilişkin yasal işlemlerin devam ettiği 8 yıl 9 günlük uzun bir sürede lunaparkın çalışmaya devam ettiği,

Boş boş bekleyen İzmir Tarih ve Sanat Müzesi.
Kaderine terk edilen İzmir Resim ve Heykel Müzesi Kültürpark Sanat Galerisi.

7) İzmir Tarih ve Sanat Müzesi ile İzmir Resim ve Heykel Müzesi Kültürpark Sanat Galerisi binalarının, 26 Eylül 2002 tarih, 05/83 sayılı İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi kararı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na tahsis edildiği, söz konusu müze ile sanat galerisinin 4 Kasım 2022 tarihinden bu yana; yani, 1 yıl 9 ay 28 gündür “çalışmalar bitinceye kadar” kaydıyla kapatıldığı ve halen de kapalı olduğu,²

Kültürpark’taki araç trafiğini arttıran Fuar Asayiş Ekipler Amirliği binası.

8) İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 29 Temmuz 2024 tarihli cevabi yazısında “bir kısım alan Fuar Asayiş Ekipler Amirliği tarafından kullanılmakta olup Kültürpark alanı içerisindeki diğer alanlar ise Belediyemiz birimleri tarafından kullanılmaktadır” şeklinde bilgi verdiği Fuar Asayiş Ekipler Amirliği binasının bu alana hangi tarihte ve koşullarla yerleştiği bilinmemektedir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından tarafıma iletilen bütün bu bilgilerden anlaşılacağı üzere, Kültürpark denilince aklımıza gelen ilk yerlerden İzmir Sanat Kafe, Göl Gazinosu, Kültürpark Yeraltı Otoparkı ve İsmet İnönü Kültür Merkezi gibi yerler İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin kendi birimleri yerine, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre ticaret yapıp kâr elde etmesi için kurulan belediye şirketlerine, Kültürpark Tenis Tesisleri “zenginler kulübü” olarak tanınıp bilinen Kültürpark Tenis Spor Kulübü‘ne, lunapark alanı ise yine kâr elde etmek amacıyla amacıyla faaliyet gösteren diğer bir özel ticari şirkete verilmiş; böylelikle Kültürpark alanının ticari amaçlarla kullanılıyor olması her geçen gün genişleyip yoğunlaşmıştır.

Ayrıca bütün bu alanların dışında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait 1) Eski Fuar Sergi Holleri ya da Hangarlar olarak bilinen ve yakın zamanda İzmir Büyükşehir Belediyesi hizmet binası olarak kullanılan yapılar, 2) Veteriner İşleri Küçük Hayvan Polikliniği binası, 3) Atatürk Açıkhava Tiyatrosu, 4) İzmir Şehir Tiyatroları Şube Müdürlüğü hizmet binası, 5) Kültürpark Evlendirme Dairesi, 6) Eski İZFAŞ Binası, 7) Celal Atik Spor Salonu ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü başkanı Hüseyin Egeli yönetimindeki Esti Sutopu Kulübü‘ne adeta tahsis edilmiş olan Celal Atik Yüzme Havuzu, 8) Sosyal Yardımlar Şube Müdürlüğü‘nün “Süt Kuzusu” yardımlarını organize ettiği bina, 9) Fuar zamanlarında Türk Hava Kurumu (THK) tarafından kullanıldığı bilinen Paraşüt Kulesi, 10) İzmir Müftülüğü‘ne ait olduğunu tahmin ettiğim niteliksiz bir mimari yapıya sahip Mescit Binası, 11) Sosyal Projeler Dairesi tarafından kullanılan Eski Almanya Pavyonu Binası, 12) Kültürpark Şube Müdürlüğü tarafından kullanılan küçük binalar/barakalar, 13) Atlas Pavyonu, 14) Trafo Merkezi ve 15) Daha çok Pakistan Pavyonu olarak bilinen Eski Evkaf Pavyonu, 16) İzmir Sanat Merkezi binası ile açık otoparklar Kültürpark‘ın adeta İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından işgal edildiğini göstermektedir.

Bu durum da, başlangıçta bir kent parkı olarak tasarlanıp yapılan; ancak, zaman içinde hem İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne, hem de diğer resmi kurumlara ait yapı ve kullanımlarla birlikte yeşil alanları her geçen gün kemirilip yok edilen Kültürpark‘ın bugün mahkum edildiği bakımsızlık dışında betonarme binalarla dolu bir çöplüğe dönüştüğünü göstermektedir.

Bu durumu, 2016-2019 döneminde Kültürpark Platformu olarak ortaya koyup halen devam ettirmekte olduğumuz Kültürpark mücadelesi ve o mücadeleye katılanlar, hatta en ön saflarda yer alan kurum ve kişiler boyutunda değerlendirmeye kalktığımızda;

TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi‘nin 22 Haziran 2016 tarihli “Kültürpark Alanı İçin Hazırlanan Proje Hakkında Görüş, Eleştiri ve Öneriler” başlıklı raporun 9. maddesi³ ile TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu‘nun 26 Eylül 2016 tarihli “TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Kültürpark Projesi Değerlendirme Raporu” başlıklı belgenin 17. maddesinde⁴ “Kültürpark’ın ticari bir alan mantığıyla, bir anonim şirket (İZFAŞ) tarafından “işletilmesi” yerine bu alan daha doğru bir yöntemle park olarak yönetilmeli, organize edilmelidir.“; ayrıca TMMOB Mimarlar, Peyzaj Mimarları ve Şehir Plancıları odaları İzmir şubelerinin bileşeni olduğu Kültürpark Platformu tarafından 2016 yılının Eylül ayında hazırlanan “Kültürpark Projesine İlişkin Değerlendirme Raporu” başlıklı belge⁵ ile Mimarlar Odası Genel Sekreteri Hasan Topal tarafından kaleme alınan “İzmir’in Kongre Merkezi İhtiyaç Değerlendirmesi” başlıklı raporda⁶ “Kongre işletmesi yerel yönetim işi değildir, kongre salonu ve destek birimleri ile birlikte tamamen ticari bir faaliyettir ve Kültürpark’ın o parçası ticari bir işleve terkedilecektir.” ifadelerine yer verildiği için; 2016 yılında meslek odaları ile Kültürpark Platformu tarafından dile getirilen bu düşünce ve talepler çerçevesinde, hem Kültürpark‘ın İZFAŞ tarafından yönetilmemesi, hem de Kültürpark içindeki alan ve yapıların GRAND PLAZA, İZELMAN ve İZDOĞA gibi ticari şirketlerin yönetiminde olmaması amacıyla yapılması gerekenlerin yapılması; ayrıca, rahmetli avukat ve çevre mücadelecisi Noyan Özkan ile sevgili dostum mimar Nejat Saygıner‘in Kültürpark Yeraltı Otoparkı‘nın yapılamaması için verdikleri mücadele çerçevesinde, Kültürpark‘ın içindeki yeraltı otoparkının kaldırılarak oranın yeniden doğaya hediye edilmesini bekliyor ve talep ediyorum.

Kültürpark‘ı ticari bir alan olmaktan çıkarmak amacıyla 2016’dan bu yana düşünce ve taleplerini dile getirenler, o tarihlerde bizim mücadele arkadaşlarımız, şimdi ise büyükşehir ve ilçe belediyelerinde belediye başkanı, başkan yardımcısı, başkan danışmanı, meclis üyesi, CHP grup sözcüsü, daire başkanı ya da şube müdürü olarak görev yaptıkları için; yani atık eleştirip talep eden olmaktan çıkıp bir sorumlu olarak uygulayan/uygulayacak konumuna geldikleri için, yıllar önce bizlerle birlikte meslek odası yöneticisi ya da Kültürpark Platformu bileşeni olarak Kültürpark‘ı ticari alan olmaktan çıkarmak, o nedenle Kültürpark‘ta İZFAŞ, GRAND PLAZA, İZDOĞA ve İZELMAN gibi ticari şirketlere tanınan görev ve ayrıcalıkları kaldırmak, Kültürpark tenis kortları başta olmak üzere tüm spor alanlarını halkın kullanımına açmak ve Kültürpark‘ın yeniden eskisi gibi bakımlı olması için kollarını sıvayarak ve geçmişteki sözlerine sahip çıkarak yola çıkmalıdırlar diye düşünüyorum. Hele ki, 93. İzmir Enternasyonal Fuarı‘nın 30 Ağustos 2024 tarihli açılışına katılıp fuarda belediyesi adına stand açan kent yöneticileri olarak…

Eski günlerden gelen açıklamalar…

Şayet şimdinin belediye başkanları, başkan yardımcıları, meclis üyeleri, danışmanları, daire başkanları ve şube müdürleri eski günlerin hatırına gereğini yaparlarsa, bizler yani, hem Kültürpark Platformu bileşenleri olarak, hem de Kültürpark‘ı sevip onu sahiplenenler olarak arkalarında olur, yaptıkları her doğru uygulamaya destek veririz. Bu arada tabii ki herhangi göreve ya da makama gelir gelmez geçmişteki Kültürpark mücadelesindeki yerini, söylediklerini ve vaatlerini unutup kariyer yolculuğuna çıkanlara bir sözümüz olmadığı için onları bunun dışında tutmak koşuluyla…

Bu yazının bir diğer armağanı olarak, 2019 yılında TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi tarafından hazırlanıp hem Kültürpark‘taki yer ve yapılar hakkında bilgiler veren hem de Kültürpark ile ilgili temel beklenti ve talepleri belgeleyen “Kültürpark’ın Yapı Envanteri“ni, tarihe not düşmek ve hatırlatmak adına yazıma eklemek istiyorum:

……………………………………………………………………………………………..

(¹) İzmir Büyükşehir Belediyesi-İzdoğa Göl Gazinosu Protokolü

(²) https://kvmgm.ktb.gov.tr/TR-46782/gecici-sureyle-kapali-olan-muzeler-ve-bagli-birimler.html

(³)  TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi, “Kültürpark Alanı İçin Hazırlanan Proje Hakkında Görüş, Eleştiri ve Öneriler“, 22 Haziran 2016, s.2.

(⁴)  TMMOB İzmir İKK, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Kültürpark Projesi Değerlendirme Raporu, 26 Eylül 2016, s.10

(⁵)  Kültürpark Platformu, Kültürpark Projesine İlişkin Değerlendirme Raporu, 2016 Eylül, s.33.

(⁶) Hasan Topal, İzmir’in Kongre Merkezi İhtiyaç Değerlendirmesi, s.36.

BİSİM’den TRIPY’ye…

Ali Rıza Avcan

Bugünkü yazımda size “kötü yöneticilik” olarak tanımlanan olgunun sonucu olarak yasal prosedürlere uydurularak yapılmış haksızlıklardan, açıkçası hem toplumsal, hem de kişisel ahlaki değerlere aykırı birbiri ile bağlantılı iki olaydan söz etmek istiyorum…

Gündeme taşıyacağım bu olaylardan uzun bir süredir haberdar olmakla birlikte; birilerinin, bir gazete ya da gazetecinin gündeme getirmesini; özellikle de bisikletle ilgilenen dernek ya da grupların bisiklet sevgi ya da tutkusunun alet edilmesi suretiyle sergilenen bu oyunu dile getirerek karşı çıkmasını bekledim…

Ama bu konuda benim dışımda herhangi bir hareket, bir girişim göremediğim için hukuki kılıfına uydurulmakla birlikte; kurumsal ya da bireysel ahlaki değerlere aykırı bulduğum bu operasyonlardan söz etmenin zamanının geldiğini düşünerek, gözümüzün önünde oynanan oyunları dilim döndüğünce anlatıp açıklamaya çalışacağım…

DEÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü‘ndeki lisans eğitimi sonrasında, Sakarya Üniversitesi‘nde işletme ve finans alanında yüksek lisans yapan 1983, Elazığ/Maden doğumlu Kadir Efe Oruç, kendisine ait Linkedin sayfasına yazdığı bilgilere göre; 2014/Nisan-2017/Nisan döneminde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı‘ndaki yarı zamanlı iç denetçilik görevi sonrasında İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne girer girmez 2017/Nisan-2019/Ekim döneminde 2 yıl 10 ay süreyle Makine İkmal, 2019/Ekim-2023/Ocak döneminde 3 yıl 10 ay süreyle Kültür ve Sanat, 2023/Ocak-2024/Nisan döneminde de 1 yıl 4 ay süreyle Ulaştırma Dairesi başkanlığı yapmış oldukça “şanslı” bir belediye yöneticisidir.

Ama ne hükmetse, “Soyer’in prensi” unvanına sahip bu parlak yönetici, direksiyonun başına Cemil Tugay‘ın geçmesi ile birlikte kızağa çekilerek görevinden alınır ve böylelikle elindeki büyük hacimli çalışma ofisiyle emrindeki yüzlerce çalışanı, sekreteri, makam arabası, yüksek maaşı, bu maaşa ek olarak İzdoğa ve İZBAN şirketlerindeki yönetim kurulu üyelikleri nedeniyle aldığı huzur haklarını yitirerek işyerine uğramadan maaşını alan yaldızları dökülmüş düz bir memur konumuna düşer. Üstüne üstlük kendisine ait Linkedin hesabında, “yönetici“, “direktör“, “proje müdürü“, “kurumsal strateji müdürü“, “senior project manager” gibi konumlarda İzmir ya da İstanbul‘daki bir işyerinde, “hybrid” ya da “uzaktan“, tam ya da yarım zamanlı olarak “hemen, aktif olarak iş aradığını” duyurur. ¹

Bir dönemin “güçlü“, “parlak” ve “eşi menendi bulunmaz” yöneticisi Kadir Efe Oruç‘un, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nde kısa süre içinde hızla yükselip dibe vuran bu hazin hikayesi, -ne yazık ki- belediye başkanıyla danışmanının elinden tutup zirveye çıkardığı birinin kendi kendisine sorması gereken “ne oldum değil, ne olacağım?” sorusunun ne kadar önemli olduğunu gösteren güzel bir örnek olduğunu söyleyebiliriz. Tabii ki böylesi bir durumun, Cemil Tugay‘ın şimdilerde elinden tutup yükseklere çıkardığı “ahir zaman kahramanları” için de geçerli olduğunu bilip unutmayarak ve onların gelecekteki hazin sonlarının da buna benzer olacağını bilerek…

Kadir Efe Oruç‘un Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı olarak çalıştığı dönemde neler neler yaptığı, adeta bir organizasyon şirketinin patonu gibi milyonlarca liralık bütçeleri harcayarak tıpkı bir ağustos böceği gibi nasıl bir “vur patlasın, çal oynasın belediyeciliği” modeli yarattığı, birlikte çalıştığı şirketlerin kendisine ödül vermesi için nasıl çaba gösterdiği hepimizin malumu olan konular…

Ama bugün asıl gündeme getirmek istediğim konu, hem zirveyi hem de dibi gören bu yöneticinin Kültür ve Sanat Dairesi Başkanı olarak çalıştığı dönemle değil; Ulaşım Dairesi Başkanı olarak çalıştığı dönemle; özellikle de 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimlerin hemen öncesinde, elinden tutan belediye başkanının yeniden aday olmaya heveslenip de aday olamadığı süreçte onunla birlikte yaptıkları ile ilgili olacak…

İşte o nedenle gelelim Ankara merkezli MİA Teknoloji A.Ş. ile onun % 100 bağımlı ortağı Tripy Mobility Teknoloji A.Ş. isimli şirketlere sunulan “İzmir bisiklet pastası” ile ilgili operasyonu anlatmaya…

Ama ondan önce, bir zamanlar Karşıyaka Belediyesi tarafından KARBİS adı altında işletilen bisiklet kiralama sisteminin, bu sistem dahilindeki, 30 bisiklet, 4 istasyon ve 52 park yerinin eski belediye başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar tarafından sanki kendi özel malıymış gibi hiçbir bedel talep etmeksizin, bugünkü yazımızda adından sık sık bahsedeceğimiz Tunç Soyer‘in başkanı olduğu Seferihisar Belediyesi‘ne bağışlanmış olduğunu ve o sistemin Seferihisar‘da çalıştırılmayarak heba edildiğini hatırlamak koşuluyla…

Takvimler Kadir Efe Oruç‘un Ulaşım Dairesi Başkanı olduğu tarihleri gösterdiğinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 18 Ocak 2014’den bu yana İZULAŞ A.Ş. eliyle yürüttüğü ve BİSİM adıyla tanıttığı bisiklet kiralama sistemi yerine Ankara merkezli MİA Teknoloji A.Ş. şirketinin kontrolündeki “elektrik destekli ve akıllı bisiklet sistemi” denilen yeni bir uygulamaya geçilmesine karar verilir. Çünkü bu şirket yakın zamanda Sakarya, Kütahya ve Eskişehir/Tepebaşı gibi orta büyüklükteki kentlerde TRİPY adını verdiği markayla hizmet vermeye başlamıştır ve şu ana girdiği en büyük ve kalabalık kent olan İzmir‘e özel olarak kurduğu TRİPY Mobility Teknoloji Anonim Şirketi İzmir Şubesi ile İzmir‘deki büyük bisiklet kiralama pastasını ele geçirmeyi arzulamaktadır…

Belediyenin ise, 18 Ocak 2014 tarihinden bu yana “biz bu hizmeti başarıyla yürütüyoruz” dediği BİSİM bisiklet kiralama sisteminin artık eskidiği, bakım-onarım masraflarının fazla olduğu, kullanıcıların bisikletlere hasar verdiği gibi gerekçelerle, 31 Mart 2024 tarihli yerel seçimler öncesinde -muhtemelen, olası seçim masraflarının finansmanı için yeni mali kaynaklar yaratmak düşüncesiyle-, Ankaralı şirketin markasını, gelecekteki belediye başkanlarının tasarruf haklarına tecavüz edecek şekilde 10 yıl gibi uzun bir süreyle İzmir‘e getirmeyi düşündüğü görülüyor… Amaçlarının, belediye tarafından işletilen BİSİM sisteminin kaldırılarak 10 yıl süreyle onun yerini alacak elektrikli bisiklet kiralama sistemi hasılatının % 7’sini alıp geriye kalan % 93’ü o özel şirkete vermeyi esas alan; böylelikle, halen belediye tarafından yürütülen hizmetin özelleştirilmesi suretiyle yeni bir mali kaynak yaratmayı hedefleyen, İzmir‘de gelişip olgunlaşmış bisiklet pastasını menfaat ilişkisi çerçevesinde Ankaralı bir şirkete armağan etmek olduğu anlaşılıyor…

23 Ekim 2023 tarih, 32348 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Elektrik Destekli Akıllı Bisiklet Paylaşım Sistemi Kurulum ve İşletme İşi İhalesi Yapılacaktır“² başlıklı ilanın konusu olan ihale, iş süresinin 10 yıl olması nedeniyle İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin 10 Mayıs 2023 tarih, 509 sayılı onayı ile Belediye Encümeni‘nin 5 Ekim 2023 tarih, 01.1061 sayılı kararı çerçevesinde, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu‘nun 35/a maddesi uyarınca 2 Kasım 2023 tarihinde “Kapalı Teklif Usulü” yöntemiyle yapılmış ve iş, önceden tasarlandığı gibi ihaleye tek istekli olarak katılan “Tripy” isimli sistemin sahibi MİA Teknoloji A.Ş.‘nin % 100 bağımlı ortaklığı Tripy Mobility Teknoloji A.Ş.‘ne verilerek 27 Kasım 2023 tarihli sözleşme imzalanmış ve bu yeni sistem, 22 Ocak 2024 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile MİA Teknoloji A.Ş. yönetim kurulu başkanı Özgür Çivi‘nin katıldığı bir törenle hizmete girmiştir.³

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 12 Aralık 2023 tarihinde yayınladığı “BİSİM’e elektrik geliyor” başlıklı haberde⁴, yapılan hizmet alım ihalesi ile hizmete girecek elektrik destekli ve akıllı bisiklet paylaşım sistemi ile mevcut BİSİM sisteminin güçlendirileceği ifade edilmekte; ayrıca, seçimlere iki gün kala yayınlanan 29 Mart 2024 tarihli belediye paylaşımında⁵, BİSİM sisteminden yararlananların sayısının o tarihe kadar 2,5 milyona ulaştığı, Güzelbahçe ile Mavişehir arasındaki 55 istasyonla hizmet veren sisteme 373.000 kişinin üye olduğu, 2024 yılı sonu itibariyle istasyon sayısının 55’den 60’a, çocuk ve tandem bisikleti sayılarının ayrı ayrı 120’ye, solo bisiklet sayısının ise 650’ye ulaşacağı ifade edilmiş, günün 17 saati faal olan bu hizmet karşılığında her bir saat için standart ve çocuk bisikletlerinde 13, tandem bisikletlerde de 15 lira alındığı belirtilmiş; böylelikle seçim öncesinde sanki TRİPY hiç olmayacakmış gibi, BİSİM sisteminin geliştirilerek devam ettirileceği mesajı verilmiştir.

BİSİM sisteminin geleceği konusunda bu tür haberler verilmekle birlikte, seçimler sonrasında BİSİM bisikletleri aniden ortada görülmemeye başlanması, 3 Nisan 2024 tarihinde BİSİM‘in sosyal medya platformu X hesabında “Değerli Üyelerimiz, BİSİM bisiklet hizmetimiz 03.04.2024 tarihinden itibaren planlı ağır bakım, onarım işlemleri ve ayrıca istasyon sistem güncellemesi sebebi ile kısa bir ara verecektir. Anlayışınız için teşekkür ederiz.“⁶ paylaşımının yapılması, “Şikayet Var” gibi tüketici sitelerinde BİSİM sisteminin çalışmadığına dair sızlanmaların yer alması, BİSİM istasyonlarında ya da bisiklet yollarında bu bisikletlere binmiş insanların görülmemesi, “BİSİM kaldırıldı mı?” sorularının yaygınlaşmaya başlaması üzerine bu konuyu ele alan İz Gazete‘nin “İzmir BİSİM kaldırıldı mı? Belediye açıklama yaptı“⁷ başlıklı 26 Temmuz 2024 tarihli haberinde, “İz Gazete’nin belediye kaynaklarından aldığı bilgilere göre bu dedikodular gerçeği yansıtmıyor. Yaklaşık 10 yıldır hizmet veren BİSİM Akıllı Bisiklet Kiralama Sistemi’nde kullanılan bisikletler yenilenmek için tamire alınmış durumda. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı ekipler, bisikletlerin yenileme ve bakım işlemlerini gerçekleştiriyor. En kısa sürede park yerlerine yerleştirilecek bisikletler ile, İzmirliler tekrar bisiklet keyfine kavuşacak.” denilmiş olmasına rağmen; 4 Nisan 2024 tarihli BİSİM duyurusunun üzerinden 4 ay 22 gün, bu haberin üzerinden de tam 1 ay geçmiş olmasına rağmen BİSİM bisikletlerinin halen kullanıma sokulmamış olması, BİSİM sisteminin “ağır bakım, onarım işlemleri istasyon sistemi güncellemesi” bahanesiyle ve geçen zaman içinde “insan aklının unutmasıyla malul” bir şekilde bisiklet kiralama ile ilgili İzmir pastasının rakipsiz ve haksız rekabet yaratacak bir düzenlemeyle Ankaralı özel bir şirkete ikram edildiğini gösteriyor… Nitekim Ekşi Sözlük yazarlarının son zamanlarda yazdıkları da bu hususu açık bir şekilde ortaya koyup TRİPY sisteminden kaynaklanan şikayetleri tek tek sıralamaya başlıyor.⁸

Ama bu arada, ilk planda minimum 2.000 adet olacağı söylenen TRİPY bisikletleri, üzerlerindeki “İzmir Büyükşehir Belediyesi denetimindedir” çıkartmalarıyla şehir trafiğinde ve park edilmiş vaziyette kaldırımlarda gözümüze çarpmaya başlar…

Anlaşılan o ki, 2023-2024 döneminde, AKP‘nin yüzlerce kez değiştirerek yolsuzluk yapmaya müsait hale getirdiği ihale mevzuatı sayesinde hukuki yönden iyi hazırlanmış bir kılıfla servise sokulan BİSİM‘in kaldırılarak yerine TRİPY‘nin konulmasına yönelik operasyon başarılı bir şekilde uygulamaya sokulmuş durumdadır ve yeni sistem tıkır tıkır işlemektedir… Bu durum o kadar iyi işlemektedir ki, göreve geldiğinden beri Soyer‘le ilgili her projeyi durduran ya da ortadan kaldıran yeni belediye başkanı Cemil Tugay bile bu durumun farkında olmadığı ya da ikna edilmiş olabileceği için onun toprağa dikip gübrelediği TRİPY bayrağının önünde poz verebilmektedir.

Diğer yandan BİSİM sistemindeki bisikletlerin TRİPY bisikletlerinin gelmesi ile birlikte “ağır bakım-onarıma” girme bahanesiyle servisten kaldırılmasının koskocaman bir yalan olduğunu düşünüyor ve bu yalanı ortaya çıkaran üç önemli nedenin var olduğunu düşünüyorum:

Bu nedenlerden birincisi olarak, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Tunç Soyer‘in 22 Ocak 2024 tarihli törende de belirttiği gibi, BİSİM kapsamındaki 990 bisikletin aynı anda bakıma sokulmasının “hizmetin sürdürülebilirliği” ve “akılcı işletme anlayışı” açısından mümkün ve doğru olmadığını, bu konuda yapılması gerekenin bu kadar fazla sayıdaki bisikletin bir anda değil, parça parça ya da bölüm bölüm bakıma alınması, bakıma alınacak diğer bisikletlerle de hizmetin sürdürülmesinin daha doğru olduğunu, başka bir anlatımla tüm bisikletlerin aynı anda bakıma alınması suretiyle hizmetin bir anda ve uzun süreyle kesilmemesi gerektiğini düşünüyorum…

Bu nedenlerden ikincisi olarak, 990 adet BİSİM bisikletinin bakım ve onarımlarının aynı anda belediye ya da İZULAŞ imkanlarıyla yapılması mümkün olmadığı için, bu işin başka bir şirkete yaptırılmasına ilişkin bir ihalenin bugüne kadar açılmamış ya da duyurulmamış olduğunu düşünüyorum.

Bu nedenlerden üçüncü olarak, BİSİM bisikletleri uzun bir aradan sonra yeniden hizmete sokulsa bile akıllı teknoloji ile donanmış elektrik destekli bisikletler karşısında rekabet etme imkanı olmayacağı için halen mevcut BİSİM kullanıcılarını ikna edip kendisine bağlayan TRİPY nedeniyle, bu alanda da bilerek ve isteyerek “haksız rekabet” koşullarının oluşturulduğunu düşünüyorum.

Gelelim İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin BİSİM sistemini kaldırarak onun yerine koyduğu TRİPY şirketinin sponsorluk konusunda ortaya koyduğu ahlak dışı uygulamaya…

Geçtiğimiz günlerde, İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları genel sanat yönetmeni Yücel Erten‘in, yönetmeliğin değiştirilmesi suretiyle görevden alınması olayının tartışıldığı 11-14 Temmuz 2024 tarihlerinde, Selçuk ve Pamucak sahillerinde, düzenleme komitesinde Orçun Masatçı‘nın da yer aldığı 17. Uluslararası Türkiye Tiyatro Buluşması adıyla bir etkinlik düzenlendi. Bu etkinlikte her zaman olduğu gibi, yerli ve yabancı tiyatro sanatçıları, akademisyenler gelen konuklarla birlikte tiyatroyu ve tiyatronun sorunlarını konuşup tartıştılar, değişik tiyatro oyunlarını sergilediler, düzenlenen yarışmalarda kazananlara ödüllerini verdiler ve düzenlenen konserlerde eğlendiler.

Konu buraya kadar daha önceki yıllardaki akışını izlerken 13 Temmuz 2024, Cumartesi günü saat 18.00’de Ayasuluk Sanat Kafe‘de gerçekleştirilen “Şehrin Tiyatrosu Olmak” isimli söyleşide, sahneye konuşmacı olarak eski bir belediye yöneticisi çıktı. Bu kişi, 2017-2024 döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin makine ve ikmal, kültür ve sanat daireleriyle ulaşım dairesinin başkanlığını yapıp şimdilerde görevden alınmış olan Kadir Efe Oruç‘tu… Bir yanında hepimizin sevip takdir ettiği akademisyen Semih Çelenk, diğer yanında da adeta söyleşi konusuyla çakışacak şekilde İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları‘nın yeni genel sanat yönetmeni olacağı söylenen dramaturg Haluk Işık ile Karşıyaka Belediyesi çalışanı tiyatro oyuncusu Yunus Emre Küçükaydın vardı…

Açıkçası o gün, o söyleşide Kadir Efe Oruç‘un eski belediye yöneticisi olarak tiyatro üzerine ne söylediğini merak ediyor ve şayet tiyatro sanatı adına yararlı, güzel sözler söylemişse “keşke ben de orada olsaydım” diye düşündüğümü ifade etmek istiyorum…. İnşallah yapılan konuşmalar kayıt altına alınmıştır ve hepimizin dinleyebileceği şekilde yayınlanır…

Ama aynı günlerde bir gazeteci arkadaşımın TRİPY‘nin X hesabında yayınlanmış bir paylaşımı göndermesi üzerine, konuşmacı Kadir Efe Oruç‘un İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Dairesi Başkanı olduğu dönemde Tunç Soyer ile birlikte görüşmeler yapıp işi bağladığı TRİPY‘nin 17. Uluslararası Türkiye Tiyatro Buluşması‘nın sponsoru olduğunu öğrendim.

Evet, böylelikle eski belediye başkanı Tunç Soyer zamanında onunla birlikte TRİPY‘yi İzmir‘e getirilmesinde katkısı olan eski bir belediye yöneticisinin konuşmacı olarak dinlendiği kültür sanat etkinliğinin sponsorluğunu -ne tesadüftür ki- TRİPY üstlenmişti. Bu durum tüm açıklığıyla ortadaydı! Böylesine bir “pişti olma haline” siz ya “tesadüftür” ya da “danışıklı dövüştür” diyebilirsiniz… Bence bu tümüyle sizin tercihinize, sizin insafınıza kalmış bir konudur… Tabii ki, bu eski yöneticinin halen amiri ve TRİPY hasılatından % 7 oranında pay alan Cemil Tugay‘ın; ama asıl sizin; yani İzmirlilerin; özellikle de BİSİM kullanıcılarının kentin vicdanı adına bu “hizmete özel sponsorluk” tesadüfünü nasıl yorumlayacağınızı merak ediyorum…

Sonuç adına;

Toplum ve birey olarak birlikte oluşturup kabullendiğimiz iki ayrı alandan biri birey, toplum ve devletin kendi başına haklı görülen hareket ve ilişkilerini düzenleyen normlar bütünü olarak hukuk düzeni, diğeri de neyin iyi ya da yanlış olduğunu göstermek amacıyla toplumun oluşturduğu yargı ve ilkeler bütününden oluşan ahlak düzenidir…

İnsan davranışlarını yönlendirmek amacıyla birbirinden bağımsız olarak oluşturulan hukuk ve ahlak düzenleri, yer yer ya da zaman zaman birbirleriyle kesişip çakışsa da birbirleriyle çelişip ters düşmesi de mümkündür. İşte o nedenle, hukuk düzenine uygun davranışları, ahlak düzeni açısından uygun bulmak her yer ve zamanda mümkün olmayabilir.

İşte bu anlamda, 31 Mart 2024 tarihli son yerel seçimler öncesinde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve onun yöneticileri tarafından, 18 Ocak 2014 tarihinden bu yana “başarı ile yürütüldüğü” söylenen BİSİM sisteminin kaldırılarak onun yerine 10 yıl gibi uzun bir süre için Ankaralı bir şirkete ait TRİPY sisteminin yerleştirilmiş olması ve bunu yaparken de TRİPY sistemine yer açılıp piyasada tutunması için BİSİM sisteminin devreden çıkarılmış olması suretiyle haksız rekabet ortamının yaratılmış olması,

Ayrıca TRİPY sistemini yürüten şirketin, konuşmacıları arasında bu sistemin İzmir‘e gelip yerleşmesini sağlayan ve bugün itibariyle gözden düşmüş eski bir belediye yöneticisinin de bulunduğu etkinliğe sponsor olması,

Alınmış olan meclis ve encümen kararlarıyla hazırlanan ihale dosyası ve sözleşme itibariyle her şey kılıfına; yani, “hukuk düzeni” olarak tanımlanan mevzuata uydurulmuş olsa da;

Kamu hizmeti yürütmekle görevli resmi bir kurumun ve onun eski/yeni kamu yöneticilerinin, kamu yararına aykırı bu tür özelleştirme yöntemleriyle, –aynen Turgut Özal‘dan bu yana kamuya ait sigara, içki, çimento ve şeker fabrikalarını satıp yok edilmesinde olduğu gibi– başarıyla yürütüldüğü söylenen BİSİM isimli kamu hizmetini ortadan kaldırarak ya da onun rekabet etme şansını yok ederek başka bir özel şirkete armağan etmesi ve o armağanı memnuniyetle alan özel şirketin de o işi gerçekleştiren eski kamu yöneticisinin konuşmacı olduğu bir etkinliğe sponsor olması…

Aynen özelleştirmenin baş tacı yapılarak kamu varlığının yağmalandığı neoliberal kapitalist sistemin egemen olduğu yıllarda ülkemizde görüp tanık olduklarımıza benzer şekilde… TEKEL‘e, Sümerbank‘a, Etibank‘a ve diğer hepimize ait kamusal varlıklara yapıldığı gibi… Aynen yıllardır AKP‘nin yaptığı gibi… Hem kişisel, hem de toplumsal düzeyde sahip olduğumuz ahlaki değerleri zedeleyip kamu vicdanını sızlatacak şekilde… Kısacası kapitalizmin ahlakına uygun şekilde…

……………………………………………………………………………………………………..

(1) Linkedin; https://www.linkedin.com/in/kadirefeoruc/?trk=opento_nprofile_details,

Ege Telgraf Gazetesi, 19.04.2023, https://www.egetelgraf.com/kadir-efe-oruc-kimdir-kadir-efe-oruc-ne-is-yapiyor-kadir-efe-orucun-buyuksehirde-gorevi-nedir

(2) https://www.resmigazete.gov.tr/ilanlar/eskiilanlar/2023/10/20231023-3-1.pdf

(3) https://basinhaberleri.izmir.bel.tr/tr/Haberler/1/52811

(4) “BİSİM’e elektrik geliyor“, https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/bisim-e-elektrik-geliyor/49568/156#:~:text=%C4%B0zmir%20B%C3%BCy%C3%BCk%C5%9Fehir%20Belediye%20Ba%C5%9Fkan%C4%B1%20Tun%C3%A7,te%20%C4%B0zmir’de%20faaliyete%20ba%C5%9Fl%C4%B1yor.

(5) https://www.izmir.bel.tr/tr/Projeler/bisim/1277/4

(6) https://x.com/izmirbisim/status/1775484544407470323

(7) https://www.izgazete.net/izmir-bisim-kaldirildi-mi-belediye-aciklama-yapti

(8) https://eksisozluk.com/tripy–1703773

Yangınlar, yangınlar, yangınlar…

Ali Rıza Avcan

Karşıyaka ve Bayraklı‘nın Yamanlar dağı yamaçlarındaki ormanlık alanları ve yerleşimleri; Karatepe, Sancaklı, Zübeyde Hanım, Körfez ve Doğançay mahalleleriyle Çiğli yamaçları dört gün süreyle yandı ve yangın bu yazının yayınlandığı gün itibariyle nihayet kontrol altına alınabildi…

Yangın ormanlık ve makilik alanlar dışında yerleşim alanlarını da etkiledi. Mahalleler, evler, apartmanlar, hayvan barınakları tahliye edilip ateşin yıkıcı, yok edici gücüne terk edildi. Rüzgarın gücü karşısında mücadele ile karışık bir teslimiyet hissi duyarak yangının bir an önce bitmesini beklendi ve dört yıkıcı günün sonucunda o an geldi…

Onca çarpık ve plansız yapılaşmasına rağmen Avrupa kenti olmakla övünen koskoca bir kent yandı, yangın eldeki tüm imkanlara rağmen uzun bir süre söndürülemedi ve yangına tanık olan ya da olmayan herkes bu yetersizlik karşısında isyan ederek bunun nedenlerini sorgulamaya başladı.

Bu sorgulamayı yapanların bir kısmı yangına neden olduğu söylenen piknikçileri öne çıkardı, kimisi yangına zamanında yeterli düzeyde müdahale edilmeyişinden söz etti, kimisi yangın söndürme uçaklarının yetersiz olduğunu gündeme getirdi, kimisi de bilerek ve isteyerek yakılan bu bölgenin yangın sonrası iktidarın yandaş şirketlerine yeni rant fırsatları sunacağını söyledi. Kısacası çoğu insan yangına neden zamanında yeterli düzeyde müdahale edilmeyişini ve yangın sonrası senaryolarını sorgulamakla yetindi.

Oysa son yıllarda Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleriyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘nca yapılan yeni imar planlarıyla ya da mevzi imar planlarıyla yerleşime açılan alanların yeşil alanları kemirircesine ormanın hemen kıyısına; hatta içine doğru yayılması, bu bölgede çevre sorunu yaratan yatırımlara olumlu ÇED raporu veren bakanlık il yöneticilerinin bugün belediyenin üst yönetiminde yer alıyor olması, bölge ile ilgili imar planlarıyla mimari projelerin kentin tanınıp bilinen, makbul mimar, mühendis ve şehir plancıları tarafından hazırlanmış olması çoğumuzun dikkatinden kaçıyor…

Böylesi önemli gelişmeler dikkatimizden kaçtığı için de, bugün yanıp yok olan ormanları ormanın hemen kıyısına ya da içine yerleşmeyi mümkün kılan, bunu meşrulaştıran, bu meşruiyet içinde gidip oraya o binaları diken kamu görevlilerinin, belediye başkanlarının, meclis üyelerinin, siyasetçilerin, müteahhit, mühendis, mimar ve şehir plancılarıyla inşaat şirketlerinin sorumluk payını unutuyor, tüm suçu bir iki piknikçiyle sigarasını ya da bira şişesini atan insanların üstüne atmayı alışkanlık haline getiriyoruz… Çünkü böylesi bir suçlama kolayımıza geliyor ve bizi sorumluluktan kurtarıyor…

Karşıyaka‘nın, Yamanlar Dağı yamaçlarındaki ormanı devamlı ve düzenli bir şekilde kemiren mekȃnsal gelişimini ortaya koyan bilimsel bir çalışma olmamakla birlikte; bu durumu en iyi şekilde Google Earth‘ün 2002 Şubat ve 2024 Nisan aylarına ait uydu görüntülerini birbirleriyle mukayese ettiğimizde ve örnek olması amacıyla kırmızı, sarı ve yeşil renkle işaretlediğimiz alanlardaki yapılaşmanın 22 yıllık süre içinde ne ölçüde yoğunlaştığını görerek anlayabiliyoruz.

Yamanlar Dağı yamaçlarındaki yerleşimin 2002 Şubat ayındaki durumu…
Yamanlar Dağı yamaçlarındaki yerleşimin 2024 Nisan ayındaki durumu…

Yangınla yok olan bölgedeki ormanlık alanların 1986 ile 2015 yılları arasındaki değişimini gösteren başka bir araştırmada ise ormanın 19 yıl içinde içten içe nasıl kemirilerek yok edildiğini daha net görebiliyoruz: (1)

Belediyeye ait depo, atölye ve güneş tarlalarının, küçük sanayi sitesinin, dağ ve tepelerin siluetini bozarak yükselen blokların, ormanların içine yapılan çiftlik ve villaların, Dost Enerji‘ye ait RES’lerin neden buraya yapıldığını, Taykar Enerji‘ye ait 6 adet RES’in önümüzdeki yıllarda bu bölgede yapılacak olmasını, yüksek enerji hatlarının niçin bu ormanlık alandan geçirildiğini sorgulamak nedense hiç kimsenin aklına gelmiyor…

Çevre dostları avukat Senih Özay ve Murat Fatih Ülkü ile Mehmet Refik Soyer ve Feyzi Hepşenkal‘ın kurduğu Ayva Vakfı, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nce bu bölgede yapılması düşünülen entegre katı atık değerlendirme ve bertaraf tesisinin yapılmaması için mücadele ettiğinde, Ulaştırma Bakanlığı tarafından bölgenin en önemli yeşil alanlarından biri olup rahmetli Sancar Maruflu sayesinde ortaya çıkan Atatürk Ormanı‘nın içine İzmir Gemi Trafik Hizmetleri Merkezi‘ne ait o koskocaman bina yapıldığında, Yamanlar ve Sancaklı mahallelerindeki eski tarım arazileri konut alanına çevrildiğinde, Rönesans Holding tarafından Turan‘da denizin ve Atatürk Ormanı‘nın hemen kıyısında Neva Yalı adıyla gökdelenler dikildiğinde, Yamanlar dağının tepeleri rüzgar enerjisi santrallarıyla doldurulduğunda, orman içinde orman yangınları açısından riskli güneş tarlaları yapıldığında, o yüksek yüksek tepelere blok blok apartmanlar, villalar kondurulduğunda çoğu insanın bunun farkında olmayışı ya da bütün bunların yapılışına itiraz etmeyişi gibi…

Yamanlar Entegre Katı Atık Değerlendirme ve Bertaraf tesisinin yeri belirleniyor…
Ağaçlandırmak yerine Yamanlar Entegre Katı Atık Değerleme ve Bertaraf Tesisi yapmak için gözlerine kestirdikleri yerler…

Şimdi dönüp sözünü ettiğim o mahkeme kararı ile yapımı engellenen büyük boyutlu entegre katı atık değerlendirme ve bertaraf tesisinin, sözü edildiği şekilde Yamanlar köyünün 1,3 km uzağında yapıldığını ve geçtiğimiz günlerde yaşadığımız yangında yanıp oradan çevreye yayılacak tehlikeli gazların İzmir’de yaşayan tüm canlıları nasıl tehdit edeceğini düşündüğümüzde, bu karara karşı mücadele eden dört İzmirli değer sayesinde nasıl bir tehlikeden kurtulduğumuzu anlamamız daha kolay oluyor.

Bu konuda dikkat çekmek istediğim diğer bir konu ise, 2019 yılından bu yana yaşadığımız onca deprem, sel baskını ve yangından sonra “afetlere dirençli kent“, “kriz belediyeciliği“, “sünger kent” ve “gevrek modeli” gibi içi boş kavramların öne çıkarılması suretiyle düzenlenen toplantılarda ya da “Dirençli Kentler İçin Yeşil Odaklı Uyarlama” (2), “Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı” (3) gibi suya yazılıp uygulamaya dökülmeyen çalışmalarda, geleceğe dair yakışıklı, umut veren sözler söylenmiş olmasına rağmen hiçbir sonuç alınmamış olmasıdır. Bunun kanıtı ise son dört günde yaşadıklarımızdır…

Bu hususlara dikkat ederken gündemimizde kalması gereken diğer bir konu ise, ticaret, inşaat ve akademi dünyasındaki bazı kesimlerin ve her daim başarılı olduğunu iddia eden başkan danışmanlarıyla üniversitelerinin bu felaketleri bile sonu para, mevki ve koltukla biten bir kazanç ya da kariyer fırsatına dönüştürüyor olmasıdır. Eminim bu yangın sonrasında da bir kongre, sempozyum düzenlenecek, bir plan hazırlanacak ve bütün bunlar bir üniversite üzerinden ekmek kapısına dönüştürülecektir.

BU çerçevede örneğin 2023 yılında hazırlanıp Karşıyaka‘nın Yamanlar, Sancaklı, Zübeyde Hanım ve Latife Hanım mahallelerini “derin yoksunluk bölgesi” olarak tanımlayan Karşıyaka Gıda Strateji Belgesi‘nin ya da “Gediz-Bakırçay Havzası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi” belgesinin yaşadığımız bu felaket öncesi ve sonrasındaki olumlu etkisinin, Karşıyaka ve İzmir Büyükşehir belediyeleriyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘nca yapılan imar planı değişikliklerinin sonucu ormanın dibinde ya da içinde ortaya çıkan lüks konut sitelerinin, TOKİ tarafından orman alanı içinde yapılan deprem konutlarının ve orman içindeki denetimsiz piknik alanlarının bu yangının çıkışı ve yayılışı üzerindeki etkisinin sorgulanıp ortaya konulması gerekmektedir.

Tabii ki, sadece ah vah edip ya da “çok yazık, çok üzücü” demeden, ortaya çıkan kötü sonucun gerçek nedenlerini araştırıp ortaya koyarak…

Oysa her şey adım adım, yavaş yavaş gelişiyor, birbirinin üstüne eklenerek ve birbirini etkileyerek gelişiyor, her gelişme birbirini tetikliyor ve o binaların, sanayi sitelerinin, çöp toplama tesislerinin, hayvan barınaklarının, RES yapılarının içine yapıldığı o cennet güzellikler bir gün en eften püften nedenle ateş alıp yanıyor, yok oluyor… Bazen bir piknik ateşiyle, bazen bir elektrik direğindeki patlamadan, bazen bir cam şişeden, bazen de kopan elektrik kablosundan; ama en önemlisi ve etkilisi olarak insan yerleşimleri ile yeşil alanları, ormanları yan yana, hatta iç içe geçiren yanlış bir planlama anlayışı ve yaşam şeklinden dolayı… Bize kalan ise yananı seyretmek ve arkasından kahrolmak oluyor…

Aynen 1922 Büyük İzmir Yangınında olduğu gibi çıkış nedeni tartışmalı ya da bilinmez, ateşler ve alazlar karşısında hissedilen bir çaresizlik haliyle…

Evet, bu yangın da rüzgar durduğunda ya da yanacak bir şey kalmadığında bitecek ve geriye hem fiziki anlamda yanıp yıkılmış alanlar, hem de yaptığı yardımın gerçek anlamı yerine belediyesinin adını teşhir etmeye yönelik yanlış tutum ve davranışlar hatırlanacak… Aynen cenaze araçlarına “bilmem ne belediyesi” adını yazmak gibi… Bence bu konuda tek eksikleri var; belediye araçlarının üstüne belediyenin adı ile birlikte bir de belediye başkanının adıyla gülümseyen bir fotoğrafını yapıştırsalar, daha iyi olacak!!!

Aynen Cevdet Florat‘ın yukarıdaki Facebook paylaşımında aktarıldığı gibi her yer ve zamanda kendisini önceleyenlerin bencilliklerini ya da basına servis ettikleri haberlerde yaptıkları yardımları gözümüzün içine sokarcasına teşhir edenlerin, yangının söndürülmesi için yapılan yardımı bile kendi hanesi adına kazanca dönüştürmek isteyenlerin gerçek dayanışmadan uzak tutumlarını hatırlayacağız…

Tabii ki bu tür yıkımlarda bir iki piknikçiden çok, zamanında ve yerinde ses çıkarmayan, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla itiraz etmeyen, mücadeleye katılmayanların payları devamlı hatırlanacak ve asıl suçluların onlar olduğu bilinecek…

Fotoğraf: Mahmut Serdar Alakuş, Anadolu Ajansı

Ama neyse ki, bu yangında başta 2019 yangını olmak üzere daha önceki yangınlarda yaptığımız gibi bütün nefretimizi kusacağımız bir “düşman” yaratmak zorunda kalmayıp; tüm sorumluluğu aynen “trafik canavarı” öcüsünde yaptığımız gibi, son zamanların çağdaş günah keçisi “iklim değişikliği” canavarıyla bir iki piknikçiye yükleyip geçtik… Sen sağ, ben selamet…

…………………………………………………………………………………………….

(1) Çavdar, B., Malkoç, E., Nurlu, E. (2016) “Orman Peyzajı Morfolojik Konumsal Desen Analizi Çalışması: Yamanlar ve Spil Dağı Örneği“, 6. Uzaktan Algılama-CBS Sempozyumu, (UZAL-CBS Sempozyumu 2016), 5-7 Ekim 2016, Adana, s.548-556. Erişim Tarihi: 19.08.2024 – https://uzalcbs.org/wp-content/uploads/2016/11/2016_969.pdf

(2) https://direnclikent2019.izmir.bel.tr/

(3) https://skpo.izmir.bel.tr/Upload_Files/FckFiles/file/2020/WEB_SAYFASI_SECAP-Turkce.pdf

İzmir tiyatrosunun unutulup dile getirilmeyen gerçekleri…

Ali Rıza Avcan

Ülkemizdeki ilk tiyatro etkinliklerinin, İstanbul‘la eş zamanlı olarak İzmir‘de de ortaya çıkışı ile övünür, kültür ve sanat adına kendimize pay çıkartıp Smyrna, Efes, Bergama, Metropolis, Kyme, Myrina, Fokaia, Pitane ve Teos gibi yerlerdeki antik tiyatroların kapasitesini o tarihlerdeki kent nüfusu ile mukayese ederek bir zamanlar bu coğrafyada tiyatroya verilen değeri anlamaya ve anlatmaya çalışırız.

Ama diğer yandan da, bugün sahip olduğumuz çağdaş tiyatro salonu ve koltuk sayılarıyla oynanan oyunların ve o oyunları izleyen seyirci sayılarının İstanbul‘a ya da diğer Akdeniz kentlerine göre ne derece düşük düzeyde olduğunu hesaba katmıyoruz. Çünkü devletin ve belediyelerin temel politika, plan, program ve stratejinden yoksun hesapsız kitapsız eylemlerinde bu tür bilgilerin değeri bilinmemekte, geleceğe yönelik her girişimde geçmişin ve günün mevcut durumu, bu durumu yaratan koşul, sorun ve talepler dikkate alınmamaktadır. Bu anlamda, iktidarı elinde bulunduranların önemseyip önceledikleri ilk iş, her zaman için kendi merkezi ve yerel iktidarlarını sansür, vesayet ve denetim gibi müdahalelerle yönlendirip şekillendirdikleri “haşmetmeablarının” kültür ve sanat etkinlikleri ile güçlendirmek, tahkim etmek isterler.

Bu konuda aklıma gelen ilk kötü örnek, 2007-2008 döneminde İstanbul Şehir Tiyatrosu (İBŞT) sanatçılarının ve genel sanat yönetmeni Orhan Alkaya‘nın İstanbul Büyükşehir Belediye başkanına ve bürokrasisine karşı verdiği “sanatsal özerklik” ve “özgürlük” mücadelesidir. Böylesi kötü bir uygulamanın İzmir‘deki örneği ise, Hüseyin Mutlu Akpınar‘ın Karşıyaka belediye başkanı olduğu dönemde, Karşıyaka Filarmoni Orkestrası‘nın kurucusu ve şefi Gürer Aykal‘ı ve Karşıyaka Belediyesi Opera ve Tiyatro Sahnesi genel koordinatörü Sedat Ongurlar‘ı hiç kimseye danışmadan, herhangi bir danışma kurulu görüşüne başvurmadan, sadece başka bir sanatçının tivitine dayanarak görevden alınmasıydı. O tarihlerde bu saygısızlığa karşı çıkıp kültür ve sanattan anlamayan basit bir politikacının Gürer Aykal gibi bir sanatçıya yaptığına karşı çıkmış, bunun doğru olmadığını ifade etmiştim. Şimdi ise aradan 10 yıl geçtikten sonra Karşıyakalıların o eski belediye başkanını hatırlamadığını, Gürer Aykal‘a ise nasıl saygı duyduğunu görüyor ve bu kötü tecrübenin şimdinin yeni başkanlarına örnek olmasını diliyorum.

İzmir‘deki kültür ve sanat kurumlarının izlediği kültür ve sanat politikalarının dünü, bugünü ve geleceği ile ilgili strateji, amaç ve hedeflerin ne olacağına dair tek bir araştırma ya da incelemenin yapılmadığı, tek bir tezin bile yazılıp yayınlanmadığı, bu alanın tüm aktörlerini bir araya getirip onların görüş, düşünce, öneri ve eleştirilerinin dinlendiği tek bir toplantının bile yapılmadığı böylesi bir ortamda; özellikle de Covit19 salgınının ülkemiz tiyatrosuna; özellikle de İzmir tiyatrosuna verdiği zararı yeni yeni gidermeye çalıştığımız bir dönemde karşımıza çıkan, İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu‘nun, “sanatsal özerklik” ve “iyi yönetim” olgusuna aykırı anti-demokratik bir dayatmanın nesnesi haline gelmesi nedeniyle ortaya çıkan tartışmaların, biz tiyatrosever seyircilerin tiyatro sevgi ve ilgisine ne ölçüde zarar verdiğinin unutulduğu bugünlerde….

Öncelikle İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin yeni başkanı Cemil Tugay‘ın İBB Şehir Tiyatroları genel sanat yönetmeni Yücel Erten‘le görüşmeden ve onu dinlemeden kimler tarafından hazırlandığı belli olmayan yeni bir yönetmelik marifetiyle görevden alma operasyonu hakkında fazla bir şey söylemeyeceğimi, bugünkü yazımda daha çok İzmir‘deki tiyatro dünyasının altyapısı anlamına gelen konu, sorun ve talepler hakkında değerlendirmeler yapmak istediğimi ifade etmek isterim…

Çünkü halen devam etmekte olan tartışmanın, bundan böyle uygulamaya girecek yeni yönetmelik çerçevesinde göreve atanacak yeni isimlerin iş yapmasını zorlaştıran; hatta, tiyatronun iyi yönetimini mümkün kılmayan bir noktaya ulaştığını, Yücel Erten‘in yaklaşım ve tavrını şikayet edip her şeyi belediye başkanının iki dudağı arasından çıkacak talimatlara bağlayan bir belediye ile onun yandaşlarının benim izlemek istediğim tiyatroya fazla bir şey veremeyeceğini ve hem İBB Şehir Tiyatroları‘nın, hem de İzmir tiyatrosunun bundan zarar gördüğünü düşünüyorum…

İzmir Devlet Tiyatrosu’nun tarihi binası, Fotoğraf: Erol Şaşmaz

Gelelim tiyatronun İzmir‘deki son durumuna… Tiyatronun alt yapısı anlamında İzmir‘de kaç adet tiyatro salonu, koltuğu, grubu ve sanatçısı olduğuna, sergilenen oyunları kaç adet izleyicinin seyrettiğine, tiyatrocuların İzmir‘deki mesleki örgütlenmelerine ve daha fazla oyun oynayıp daha fazla kişi tarafından izlenmek için oyunlar dışında hangi işlerle uğraştıklarına, sanatçıların içinde bulunduğu işsizlik, maddi sıkıntı ve sorunlara… Yani İBB Şehir Tiyatroları düzeyindeki çatışmanın nasıl bir zemin üstünde oturduğu meselesine…

Bu konuya girmeden önce de, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)¹ ve Yükseköğretim Kurumu (YÖK)² tarafından yayınlanan istatistikler dışında tarafımca derlenen ve birazdan paylaşacağım verilerin tümüyle kendi çabam ve tiyatrocu arkadaşlarımın yardımlarıyla toparlandığını, o nedenle de herhangi bir şekilde kesin veri niteliğinde olmadığını dürüstlük ve doğruluk adına belirtmek zorundayım… Ancak bu zorunluluğu yerine getirirken, İzmir‘de tiyatro adına çalışıp emek veren hiç kimsede benim derlediğim bu verilere benzer bilgilerin bulunmadığını söylemeden geçmek istemem…

İzmir tiyatrosunun altyapısını oluşturan unsurlar denilince ilk akla gelen üç unsur; yani, tiyatro oyunlarının oynandığı salonlarla bu salonlardaki koltuk sayılarını ve bu salonların sahnesi ile ilgili teknik donanımları, tiyatro oyuncuları denilince eğitim kurumlarında ya da kurslarda yetişen tiyatro yöneticileriyle oyuncuları, onların mesleki örgütlenmeleriyle kendi aralarındaki gruplaşmaları, son olarak da o salonlara gidip o koltuklara oturarak oyunları izledikten sonra beğenisini alkışlarla ifade eden ya da eleştirisini dile getiren bizleri; yani seyircileri gündeme getirmek istiyorum.

Bu üç unsurun ilkini oluşturan tiyatro salon ve koltuk sayılarıyla teknik donanımı ele aldığımızda karşımıza çıkan ilk veri seti, TÜİK tarafından düzenlenen tiyatro istatistikleri¹ olacaktır. Bu verileri gösteren aşağıdaki tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, İzmir‘de tiyatro amacıyla kullanılan salon sayısı, devletin resmi rakamlarına göre 1995’de 10 iken aradan geçen 29 yılın sonunda 2023 yılı itibariyle 65’e yükselmiştir.

Bu salonlar arasında devlet tiyatrosu, belediye, üniversite, sivil toplum kuruluşu, özel şahıs ya da bunların dışında faaliyet gösteren diğer tüm tiyatrolara ait salonlar (tiyatro grubunun kendi salonu, kültür merkezi, çok amaçlı salon, üniversite veya belediyeye ait salonlar vb.) yer almaktadır. İlkokul, ortaokul ve liselere ait tiyatro gösterileri kapsam dışındadır.

Bu salonların hangileri olduğuna dair ayrıntılı bilgiyi TÜİK‘den almamız mümkün olmadığı için, geniş bir araştırma çerçevesinde bizzat yerine giderek ya da ilgili kurumların İnternet sayfalarıyla tiyatro portallerindeki bilgileri kullanarak, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne ait Açık Veri Portalı³ ile İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün 2012 yılı istatistiklerini⁴ değerlendirerek 2024 yılı itibariyle İzmir‘de bu kapsama giren kaç adet kapalı ve açık tiyatro salonu bulunduğunu ve bu salonlarda kaç adet koltuğun yer aldığını belirlemeye çalıştık. Bu nedenle, özel bir araştırma sonucunda hazırladığım bu bilgiler resmi bir niteliğe sahip olmadığı için eksik ve yanlış bilgileri her zaman için bana bildirebilir; böylelikle gerçeğe en yakın verilere ulaşmamızı sağlayabilirsiniz.

TÜİK’in bildirdiği salon sayısı 2022’de 66, 2023’de bir eksiği ile 65 olmakla birlikte; biz, 2024 yılı itibariyle 47 adet kapalı, 13 adet açık ve 1 adet de hem açık, hem kapalı olmak üzere toplam 61 adet tiyatro oyunu oynanabilecek salon tespit ettik. Ayrıca Covid 19 salgını sonrasında TÜİK tarafından düzenlenen 2022 ve 2023 yılları Sinema ve Gösteri Sanatlar İstatistikleri‘nde⁵ İzmir‘deki toplam koltuk sayısı 2022’de 30.995, 2023’de 28.517 olarak belirtildiği halde; biz kapalı tiyatrolarda 9.289, açık hava tiyatrolarında 27.393 ve hem kapalı, hem açık olan tiyatrolarda 1.000 adet; yani, toplam olarak 37.682 adet koltuğun bulunduğunu belirledik.

Bu verilerde İzmir‘deki koltuk sayısının artmasını sağlayan doğal bir neden ise, yılın uzun döneminde iklim koşullarının uygun olması nedeniyle kapalı salonlara göre daha kullanışlı ve daha fazla kapasiteye sahip olması nedeniyle 14 açık hava tiyatrosunun varlığıdır. Çoğunlukla belediyelere ait olan bu açık hava tiyatroları başta İzmir olmak üzere tüm Ege Bölgesi‘nde tercih edilmekte, son yıllarda Bostanlı‘daki Suat Taşer Açık Hava Tiyatrosu‘nda görüldüğü gibi otomatik açılır-kapanır çatı örtüleri nedeniyle her mevsim kullanılabilir hale gelmektedirler.

İzmir, yılın uygun aylarında böylesine bir avantaja sahip olmakla birlikte İstanbul ve Ankara‘da çoğunluğu kapalı olan salonların sayısı 2022 itibariyle 218 ve 64, 2023 itibariyle de 219 ve 68’dir.

Suyun öte yanında İzmir‘den daha az nüfusa sahip Atina (3.638.281 kişi)’daki tiyatro salonu sayısının 2024 itibariyle 152 olduğunu öğrendiğimizde ise, sahip olduğumuz tiyatro salonlarının ve koltuk sayılarının ne ölçüde yetersiz olduğunu daha iyi anlarız.

Kapalı salonlardaki koltuk sayısını dikkate aldığımızda, İzmir‘in 4.479.525 olan 2023 yılı nüfusu itibariyle koltuk başına düşen seyirci sayısının 482 kişi, buna açık tiyatrolarını dahil ettiğimizde ise koltuk başına düşen seyirci sayısının 119 kişi olduğunu görürüz.

İklim koşulları nedeniyle açık hava tiyatrosu kapasitesi düşük olan İstanbul ve Ankara‘da koltuk başına düşen seyirci sayısının, sırasıyla 199 kişi, ve 278 kişi olduğu dikkate alındığında, İzmir‘deki 482 kişilik kapalı salon ortalamasının bu iki kente göre oldukça yetersiz düzeyde olduğu söylenebilir.

Tiyatro sanatçısı dediğimiz oyuncu, yönetmen, oyun yazarı, sahne ve kostüm tasarımcısı, dramaturg, eğitmen, makyöz, ses ve ışık teknisyeni ve benzerlerinin bugün ülkemizde iki eğitim kaynağı bulunmaktadır. Bunların ilki akademik düzeyde eğitim veren üniversitelere bağlı konservatuvarlar ve güzel sanatlar fakültelerine bağlı tiyatro, oyunculuk, sahne tasarımı, sahne sanatları gibi birbirinden farklı isimlerle anılan eğitim birimleridir. Diğer ikinci bir eğitim kaynağı ise, Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde olmakla birlikte sayı, nitelik, kapasite ve eğitim kaliteleri konusunda pek fazla bilgi sahibi olmadığımız tiyatro kurslarıdır.

Yükseköğrenim Kurumu (YÖK) verilerini kullanarak düzenlediğimiz aşağıdaki tabloda, 2022-2023 eğitim döneminde bu bölümlerden mezun veren üniversitelerle lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde mezun olanların sayılarını görebiliriz:

Bu tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, ülkemizde vakıf ve devlet üniversitesi olarak faaliyet gösteren 208 üniversiteden sadece 29’unun tiyatro eğitimi verdiği ve bu üniversitelerin de genellikle ülkenin güney ve batı sahillerindeki üniversiteler olduğunu, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki üniversitelerde hiçbir şekilde tiyatro eğitimi verilmediğini görürüz. Nitekim ülke genelindeki tiyatroların 81 il arasındaki dağılımına baktığımızda da, tiyatroların büyük bir kısmının Ankara, İstanbul ve İzmir gibi tiyatro eğitimi veren illerde ya da bu illere yakın kentlerde olduğunu belirleriz.

Yükseköğretim Kurumu (YÖK)‘nun verdiği bilgilere göre bu 29 üniversitenin 41 ayrı eğitim biriminden lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde mezun olanların toplam sayısı 2022-2023 öğretim dönemi itibariyle 356 olup; 308’i lisans, 34’ü yüksek lisans, 14’ü de doktora mezunudur.

Bu sayıya büyük kentlerdeki tiyatro kurslarından sertifika alan binlerce tiyatrocuyu dahil ettiğimizde ise karşımıza her yıl bir tiyatroda istihdam edilmesi gereken ya da edilemediği için “işsiz tiyatrocu” kategorisine giren büyük bir tiyatrocu sayısının çıktığını görürüz.

Tiyatro dünyasında bir sanatçının sanat kariyeri, -adet olduğu üzere- sahnedeki ölümüne kadar devam ettiği için, mevcut tiyatrocular kafilesine her yıl katılan bu binlerce yeni tiyatrocunun, kadroları fazla arttırılmayan ya da kolay kolay boşalmayan devlet ve belediye tiyatrolarında iş bulması oldukça zor olmaktadır. O nedenle genellikle üniversite, konservatuar ya da kurs hocalarının himayesinde kurulan yeni belediye tiyatrolarında ve da bir girişimci olarak kendi aralarında kurdukları hısım-akraba-arkadaş tiyatro gruplarında sanat yaparak var olmaya ve ayakta kalmaya çalışmaktadırlar.

Bu sorunun mevcudiyetini, 2024 koşullarında İzmir özelinde araştırdığımızda ise devlet, belediye, üniversite, sivil toplum kuruluşu ve özel girişim olarak karşımıza toplam 107 tiyatro ya da tiyatro grubu çıkmaktadır. Bu tiyatrolar ya da tiyatro grupları, kültür-sanat pastasının çok küçük olduğu İzmir gibi bir kentte ayakta kalmakta ve kurdukları tiyatroları sürdürmekte zorlandıkları için kapılarını zaman içinde ya kapayarak, ya isim değiştirerek yeni bir ivme kazanmaya çalışmakta ya da yeni tiyatrocular yetiştirip para kazanmak için kültür-sanat merkezi olarak çalışmayı tercih etmektedir.

Tiyatro sanatçılarının bir meslek odası düzeyinde mesleki örgütlenmesi mümkün olmadığı için kendi aralarındaki örgütlenmeler ya dernek ve inisiyatifler ya da kişisel menfaat bağları üzerinden birbirlerine sahip çıkan gruplaşmalar şeklinde ortaya çıkmaktadır.

İzmir‘de başkanlık görevi sırasıyla Bilgehan Oğuz, Özgür Başkaya ve Haydar Bayak tarafından yapılan İzmir Tiyatroları Derneği (Tiyatro Ege, Han Tiyatrosu, İzmir Han Sahnesi, İzmir Bizim Tiyatro, Özgür Tiyatro, Öykü Tiyatro vb.) ile Metin Güler başkanlığındaki Kıyı Ege ve Ege Tiyatrolar Birliği (İzmir Komedi Tiyatrosu, Karşıyaka Belediye Tiyatrosu, Nar Sahne, Tiyatro As vb.) ve değişik tiyatro gruplarının bir araya gelmesi ile oluşan İzmir Bağımsız Tiyatrolar İnisiyatifi (Bir Varmış Bir Yokmuş Tiyatro, Günce Sanat Tiyatrosu, Tiyatro Nienor, Tiyatrohane, Toprak Sahne Tiyatrosu vb.) bu tür örgütlenmelere örnek gösterilebilir. Bu örgütler ve gruplaşmalar bir araya gelişlerini sürdürüp devam ettirmek için “Ege Tiyatrolar Birliği Özdemir Nutku Ödülleri“, “İzmir Bağımsız Tiyatro Festivali“, “İzmir Tiyatroları Derneği Tiyatro Günleri” ve “İzmir Tiyatro Buluşmaları” adıyla farklı etkinlikler düzenlemektedir.

Bu örgütlenmeler dışında kalan diğer bir tiyatro örgütü ise 2012 yılından bu yana Uluslararası İzmir Tiyatro Festivali‘ni düzenleyen Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat Vakfı (TAKSAV)‘dır. TAKSAV kendi kayıtlarına göre 2012-2023 döneminde düzenlediği 12 ayrı festivalde toplam 333 tiyatro ekibi ile 2.500’ü aşkın yerli ve yabancı sanatçıyı konuk ederek 31.432’si ücretsiz olmak üzere toplam 75.000 izleyiciye ulaşmış, birçok tiyatro sanatçısına ödüller vermiş, kısa oyun yarışmaları düzenlemiştir.

Evet, şimdi sıra geldi biz seyircilere… İzmir‘deki 105 tiyatro ve tiyatro grubuna ek olarak festivaller ya da turne programı gereğince kente gelen tiyatro gruplarını izlemeye giden seyircilere… 2023 koşullarına göre kentteki TÜİK‘e göre 28.517, bize göre 37.682 olan koltuk sayısını dolduran ya da doldurmayan biz seyircilere…

TÜİK‘in 2022 ve 2023 yılı verilerine göre ülke geneli ile İstanbul, Ankara ve İzmir‘deki tiyatro salonu, seyirci ve oynanan eser sayısı ile telif ya da çeviri oyun sayılarını mukayeseli olarak gösteren aşağıdaki tabloya göre İzmir, ülkemizdeki 808 tiyatro salonunun % 8,05’ine, 2023’de 326.713 olan koltuk sayısının da % 8,72’üne sahip. Başka bir anlatımla tiyatro salonu itibariyle İzmir, İstanbul ve Ankara‘dan sonra üçüncü, koltuk sayısı itibariyle de İstanbul‘dan sonra ikinci sırada bulunuyor…

Bu çerçevede İzmir, seyirci sayısı itibariyle de İstanbul‘un ve Ankara‘nın çok gerisinde… 2023 yılı itibariyle toplam seyirci sayısı 120.086’sı çocuk, 338.120’si yetişkin olmak üzere 458.206’u buluyor ve bu sayı, İstanbul’daki seyircinin % 19,75’ini, Ankara’daki seyircinin de % 67,30’unu oluşturuyor. Hele hele Society of London Theatre (SOLT) verilerine göre toplam 241 tiyatro salonunda 2019 yılı itibariyle 15.315.773, 2022 yılı itibariyle 16.420.068 seyirciye ulaşmış Londra tiyatrosunun çok çok gerisinde kaldığını bildiğimizde.⁶..

Bu durum diğer yandan, nüfusu 2021 yılı tahminlerine göre 9.748.000 olan Londra‘da herkesin yılda en az 1 kez, İstanbul‘da nüfusun % 14,82’sinin, Ankara‘da % 11,74’ünün, İzmir‘de de sadece % 10,23’ünün tiyatroya gittiğini, geriye kalan % 89,77’sinin tiyatroya gitmediğini gösteriyor. Bu veriler ayrıca İzmir‘in Ankara ve İstanbul‘a göre daha az çocuk izleyici sayısına sahip olduğunu, çocuk izleyici sayısı İstanbul‘da seyirci toplamının % 34,39’unu, Ankara‘da % 32,10’unu oluştururken İzmir‘de % 26,21’e düştüğünü gösteriyor.

Sonuç olarak;

İzmir’deki tiyatro salonları, bu salonlardaki koltuk sayısı, tiyatro grubu ve izleyici sayıları bu düzeyde iken ve bu konudaki temel görev, bu sayıları arttırmak, daha fazla salonda daha fazla oyun oynayarak tiyatro izleyici sayısını arttırmak iken, İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin sanatsal özerkliği ortadan kaldıran müdahalesiyle karşı karşıya olduğumuz bugünlerde, geçmişi, bugünü ve geleceği dikkate alan politika, plan, program, strateji, amaç ve hedefler ortada yokken karşımıza çıkan bu düzeydeki tartışmaların ne kadar anlamsız ve yararsız olduğu ortadadır.

Ancak tiyatro sanatının toplumdaki yeri ve etkisi açısından çok önemli olduğunu düşündüğüm gölge etmeyen “iyi yöneticilik” olgusuyla, “sanata ve sanatçıya saygılı olma” halinin; ayrıca, ödenekli tiyatroların “sanatsal özerkliği” ve “özgürlüğü” ilkesinin, İzmir‘deki tiyatronun her düzeyde gelişip yaygınlaşması açısından ne ölçüde önemli ve öncelikli olduğunu dikkate aldığımızda, karşımıza çıkan bu tartışmanın altındaki nedenlerin de tiyatronun gelişmesi açısından ne derecede tahrip edici olduğunu, bu tartışmanın tiyatronun iyi yönetimi ve sanatsal özerkliği açısından olumlu bir çözüme evrilmemesi durumunda kaybedenin İzmir ve İzmir‘deki tiyatro olacağını ifade etmeden geçmek istemem…

O nedenle, halen devam etmekte olan mücadelenin, “sanatsal özerklik” ve “iyi yönetim” anlayışı çerçevesinde doğru çözümlere ulaşarak İzmir‘in ve İzmir tiyatrosunun kazançlı çıkması dileğiyle şeklinde bağlamak isterim…

Yeniden ve yeniden hazırlanan yönetmeliklerde uzun uzadıya anlatılan kurul ve koltuklarla uğraşmak kadar, belediyenin izleyeceği kültür ve sanat politikalarının kurumsallaşıp sürdürülebilir hale gelmesi için bundan böyle uygulanacak strateji, plan ve programlarla İzmir‘e hiç de yakışmayan bu verilerin nasıl olup da daha fazla arttırılabileceği konularına önem ve öncelik verilmesi dileğiyle…

Tiyatronun altyapısı ile kültür ve sanata dair temel politika, plan, program ve stratejiler üzerinde çalışılıp uygulanabilir ve sürdürülebilir bir yönetim modeli oluşturmadan sadece yönetici koltuklarını dolduracak isimleri değiştirmenin, İzmir tiyatrosunun sorunlarına çözüm oluşturmayacağı gerçeğinin fark edilip bilinmesi dileğiyle…

Aksi takdirde, bir zamanlar Karşıyaka Belediyesi‘ne ait arsa payının Mehmet Cengiz‘e satıldığı tarihlere bunun doğru olduğunu savunurken, seçim sürecinde bunun “acemiliğine geldiğini” itiraf eden belediye başkanının, bugünlerde yaptığı yanlışlıkları da ileriki bir tarihte yeniden “acemilik” olarak nitelemeyeceğini kim bilebilir ki…

Unutmayalım ki, kentin hafızasına yerleşip kalıcı olacak değerli anılar, iktidarın zehirlediği belediye başkanlarının yaptığı hatalar değil, tiyatro sanatı için mücadele eden tiyatrocuların söyleyip yapmaya çalıştıkları olacaktır…

———————————————————————————————————-

İzmir’deki tiyatrolar ve tiyatro grupları ile ilgili araştırmada bana yardımcı olan sevgili dostum tiyatro sanatçısı ve masal anlatıcısı Ferhat Budak‘a teşekkürlerimle…

(1) www.tuik.gov.tr (Erişim Tarihi: 07.08.2024)

(2) https://istatistik.yok.gov.tr/ (Erişim Tarihi: 08.08.2024)

(3) https://acikveri.bizizmir.com/dataset?q=tiyatro (Erişim Tarihi: 05.08.2024)

(4) https://izmir.ktb.gov.tr/TR-77357/tiyatrolar.html (Erişim Tarihi: 09.08.2024)

(5) https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Cinema-and-Performing-Arts-Statistics-2022-49695 (E.T.: 11.08.2024)

https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Sinema-ve-Gosteri-Sanatlari-Istatistikleri-2023-53639 (E.T: 11.08.2024)

(6) https://www.westendtheatre.com/155836/news/industry-news-west-end-box-office-data-for-2022-released/#:~:text=Audiences%20grew%20by%207.21%25%20to,for%20theatre%20owners%20and%20producers. (Erişim tarihi: 11.08.2024)